TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                         110’uncu Birleşim

                                                                                    18 Haziran 2017 Pazar

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBM M Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Erzurum ve Hakkâri’de şehit olan askerlere ve Diyarbakır Lice’de zırhlı polis aracıyla ezilerek hayatını kaybeden Pakize Hazar’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması 

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, huzurlu ve sağlıklı bir bayram, ülke için güzel bir gelecek dilediğine ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Manisa 1. Er Eğitim Tugayındaki zehirlenme vakalarına ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay, HDP Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü, CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Levent Gök ve AK PARTİ Grubu adına Manisa Milletvekili Recai Berber‘in aynı konuda konuşmaları

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.-  Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, yaptığı gündem dışı konuşmasından sonra söz alan ve katkı sağlayan milletvekillerine teşekkür ettiğine ve Manisa’daki askerlerin zehirlenmesi konusu bütün yönleriyle ortaya çıkarılana kadar üzerinde hassasiyetle durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Babalar Günü’nü kutladığına, Ramazan Bayramı tatilinde yoğunlaşacak trafikte kazaların önlenmesi için trafik kurallarına uymanın çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası alınması gereken bütün tedbirlerin gereğini en acil ve etkin bir şekilde yerine getirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, Manisa’da zehirlenen askerlere ve dün İzmir’de yaşanan deprem nedeniyle İzmirlilere geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

5.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, Babalar Günü’nü kutladığına ve geçtiğimiz günlerde şehit olan Rize Kendirli’den Soner Fazlıoğlu’na ve bütün şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

6.- Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’da yemekten rahatsızlanan askerlere acil şifalar dilediğine, yaklaşan Kadir Gecesi’ni ve Ramazan Bayramı’nı tebrik ettiğine ve tüm eş dost ile milletvekillerini Kapadokya’ya beklediğine ilişkin açıklaması

7.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, Cumhurbaşkanının, Maçka’nın Gürgenağaç köyünde bulunan babasının ve tüm babaların Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Star gazetesinin köşe yazarı Ersoy Dede’nin bugünkü yazısından bir paragrafını zabıtlara geçirmek üzere yüce Meclisle paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde başlatılan Adalet Yürüyüşü’nün adaletin tesis edilmesi, haksızlıkların giderilmesi, hukuk devletinin tesisi için yapıldığına ve Adalet Bakanının Anayasa’dan ve yasalardan kaynaklanan yürüyüş hakkını “suç” olarak nitelendirmesine ilişkin açıklaması

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, başta şehit babaları, rahmetli babası ve çocuklarının babası eşi olmak üzere tüm babaların Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Manisa’da meydana gelen zehirlenme vakalarından askerlerin sağlığına ve can güvenliğine gereken özenin gösterilmediğinin anlaşıldığına ilişkin açıklaması

12.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Babalar Günü’nü kutladığına, ailenin korunmasının babanın varlığının korunmasına bağlı olduğuna ve bunun da devletin görev ve sorumluluğunda olduğuna ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 16 Nisan referandumu sürecinde Avrupa Birliğine rest çekenin de “Fasılları açın, gelin birlikte çalışalım.” çağırısı yapanın da aynı kişi yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’daki zehirlenme olayında devletin kamuoyuna inandırıcı bilgi vermediğine, muhalefetin bu konudaki tüm uyarılarına rağmen sessiz kalan bir iktidar, vurdumduymaz bir vali, akıl almaz bir yönetim anlayışı ve şirketi himaye eden bir anlayışın söz konusu olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Erzurum’da şehit olan Sakarya nüfusuna kayıtlı Uzman Erbaş Yakup Yılmaz ile Hakkâri Çukurca’da şehit olan Ordulu Uzman Çavuş Onur Tiken ile Balıkesir nüfusuna kayıtlı Uzman Çavuş Erbil Arslan’a Allah’tan rahmet dilediğine, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’da askerlerin zehirlenmesi olayının son derece mühim olduğuna ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Babalar Günü’nü kutladığına, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 85 yaşındaki Pakize Hazar’ın  zırhlı polis aracıyla ezilip hayatını kaybetmesiyle ilgili yapılan inceleme ve tespitlere ve aracı kullanan kamu görevlisiyle ilgili hiçbir işlem yapılmamış olmasına ilişkin açıklaması

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Hakkâri ve Erzurum’da şehit düşen 3 askeri ve bütün şehitleri rahmetle andığına, Manisa’da askerî birlikteki zehirlenme hadisesinin mutlak surette sonuna kadar takip edilip soruşturmasının yapılacağına ve Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

19.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, faili meçhullerin üzerine gidilmesi, açıklığa kavuşturulması gerektiğine ancak faili meçhullerden bahsederken PKK terörünü de lanetlemek gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 22 milletvekilinin, akademisyenlerin bildirgesi ve akabinde yaşanan gelişmelerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/577)

2.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, Avrupa Birliği bünyesinde faaliyet gösteren araştırma kuruluşu CAR’ın yayınladığı bir raporda öne sürülen Türkiye’de kurulu 13 firmanın içinde olduğu sevkiyat ağının ve IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki finansal ve ticari bağlarının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/578)

3.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve 23 milletvekilinin, Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 tarihinde Silopi'de ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan ölümlerin, insan hakları ihlallerinin ve hukuksuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/579)

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşları tarafından, FETÖ/PDY yapılanmasının 2009 yerel seçimleri ve 2015 milletvekilleri genel seçimlerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 9/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2017 Pazar günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 19 ila 22 Haziran 2017 Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri Genel Kurulun toplanmamasına ilişkin önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek)

2.- Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı (1/803) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 486)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

 

XI.- OYLAMALAR

 1.- (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 486) Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

18 Haziran 2017 Pazar

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 110’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

  Kapanma Saati: 14.03

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 110’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre vereceğim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün Babalar Günü. Bir çocuğun kendisini en güçlü, en mutlu hissettiği yer babasının omuzları ve kollarıdır ve bir babaya en güzel hediye evladının kokusudur. Çocuklarımız için daha güzel bir gelecek dileğiyle milletvekillerimizin Babalar Günü’nü kutluyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın Manisa’daki yemekten kaynaklı asker zehirlenmeleri hususunda İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre söz talebi vardır. Gündeme geçmeden önce bu talebi yerine getireceğim. Sayın Bakanın açıklamasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan milletvekillerinden birine söz vereceğim. Konuşma süresi Hükûmet için yirmi, siyasi parti grupları için on, grubu bulunmayan milletvekili için beş dakikadır.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Manisa 1. Er Eğitim Tugayındaki zehirlenme vakalarına ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay, HDP Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü, CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Levent Gök ve AK PARTİ Grubu adına Manisa Milletvekili Recai Berber’in aynı konuda konuşmaları

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa 1. Er Eğitim Tugayındaki zehirlenme vakalarıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu bilgilendirme amacıyla söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Başta şehit ailelerimiz ve gazilerimiz olmak üzere tüm babalarımızın Babalar Günü’nü tebrik ediyorum. Bütün babaların çok daha müreffeh, çok daha barışçıl bir dünyada yaşamaları ümidi ve temennisini dile getirmek istiyorum.

Manisa 1. Er Eğitim Tugayındaki özellikle ilk zehirlenme vakası 23 Mayıs 2017 tarihinde akşam yemeğinde görüldü. Bu yemekte toplam 5.820 askerimizden 1.047’sinin yediği yemekten etkilendiğini biliyoruz. Bu 1.047 askerimizin 209’u hastanelere sevk edildi. Hastanelere sevk edilen bu askerlerimizden Hüsnü Özel hayatını kaybetti. Hayatını kaybetme sebebi, ölüm sebebi henüz otopsi raporu kesinleşmediği için resmî olarak açıklanmamakta; bu otopsi raporu bekleniyor. Otopsi raporu geldikten sonra kesin ölüm sebebi ortaya çıkmış olacak.

Bunun dışında, Burhan Güvener, yoğun bakımda olan askerimiz, onun da tedavisi devam ediyor. Dün gece itibarıyla aldığım bilgi, askerimizin hayati tehlikesinin olmadığı yönünde.

Olayın hemen ardından gerek idari gerekse adli tahkikat başlatıldı. Yapılan incelemeler sonunda, o gün akşam yemeğinde verilen hindi etinde salmonella bakterisi tespit edildi. Bunun üzerine, bu teşhisten, tespitten hemen sonra firmanın yemek ihalesinin feshedilmesi süreci başlatıldı ve bu sürecin sonucunda fesih yazısı 16 Haziran 2017 Cuma günü 191 sayılı Belge’yle Bakanlığımızdan hem ihaleyi yapan Ankara Bölge Tedarik Başkanlığına hem de gerekli tedbirlerin alınması için daha önceden de bilgilendirilen birlik komutanlığımıza gönderildi. Bu vakadan hemen sonra da birlikteki yemek kontrol teşkilatı mensuplarının tamamı da değiştirildi.

Bu olaydan sonra, 16 Haziran 2017’de aynı kışlada bu defa 69 askerimizin şikâyeti oldu ve bu askerlerimiz hemen müşahede altına alındı. Dikkat çekici olan, bu 69 askerimizden 62’sinin aynı bölükten olması. Bu, aynı bölükten olma durumu, vakanın sadece yemekten dolayı zehirlenmeyle ilgili olmayabileceğini, başka dış etkenlerin de olabileceği ihtimalini ortaya çıkardı ve bu konuda da araştırmalarımızı özellikle sürdürüyoruz. 17 Haziran 2017 saat 19.00 civarında verilen akşam yemeğinde yani dün akşam Batı Kışla’da bu defa benzer bir olayla karşılaştık. Bu olayda yemek yiyen 5.470 askerimizden 617’sinin etkilendiği ve bunlardan da 372 askerimizin hastanelere veya kışlanın revirine sevk edildiğini biliyoruz. Şu an itibarıyla, dün akşamki olaydan dolayı hayati tehlikesi olan hiçbir askerimiz yok Allah’a hamdolsun, yoğun bakımda olan hiçbir askerimiz de yok, sadece tedbir amaçlı müşahede altında tutulan 24 askerimiz var.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Aileler endişe içinde Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Devamla) – İşte şimdi bunları ailelerimizin endişelerini gidermek için söylüyorum.

Şu anda 24 askerimiz tedbir amaçlı müşahede altında. Bu askerlerimizin de gün içerisinde hastaneden taburcu edilmelerini bekliyoruz.

Tabii, dün akşam olayı haber alır almaz biz hemen gerekli hazırlıklarımızı yaptık ve Kara Kuvvetleri Komutanımızla birlikte Manisa’ya hareket ettik. Bu arada, birliğin bağlı olduğu EDOK Komutanımız da doktorlardan ve diğer askerî zevattan oluşan bir ekiple hemen bölgeye hareket etti. Biz de bölgeye ulaşır ulaşmaz hemen hastanede askerlerimizi ziyarete gittik, askerlerimize hem geçmiş olsun dileğinde bulunduk hem de olayın nasıl cereyan ettiğini askerlerimizden bizzat dinledik. İşin ilginç yanı şu: Hiç yemek yemediği hâlde etkilenen askerimiz var, sadece çorba ve cacık yediği hâlde etkilenen askerimiz var, bunun yanında, çorba, tavuk eti, pilav, cacık ve tatlı yediği hâlde etkilenen askerimiz de var. Bu askerlerimizin ifadesi ve daha sonra oradaki hem doktorlar hem de ilgili tüm yetkililerden aldığımız bilgi dâhilinde hiçbir ihtimalin dışlanmadan her türlü çalışmanın yapılmasının gerekliliği kanaatine vardık ve şu anda çalışmalarımızı özellikle bu yönde de sürdürüyoruz. Olayı sadece bir yemekten dolayı zehirlenme vakası olarak değerlendirmiyoruz, bunu da içinde barındıran ama tüm ihtimalleri de hesaba katan bir çalışmayı yürütüyoruz.

Olay olur olmaz Sağlık Bakanlığımız hemen kışlaya 2 tane UMKE çadırı kurdu ve bir de sahra çadırı kurdu, burada askerlerimizle ilgili ilk müdahaleler hemen yapıldı. Kışlamızda o anda bulunan 3 askerî tabibimiz 14 hemşiremiz ve 7 yardımcı sağlık personelimize ilaveten Sağlık Bakanlığımız acilen 15 doktoru ve 51 sağlık personelini kışlaya göndererek olaylara hızlıca müdahale etti. Ben bu vesileyle gerçekten 23 Mayıstan beri bu noktada çok büyük bir hassasiyetle Manisa’daki hastanelerimizde görev yapan doktorlarımıza, hemşirelerimize ve diğer sağlık görevlilerimize gerçekten teşekkür ediyorum. Olağanüstü bir gayretle çalışıyorlar, ben bizzat dün gece hastanede de gördüm, arkadaşlarımız fedakârca hiçbir gaile olmadan bu hizmeti sunuyorlar. Bunun yanında Sağlık Bakanımıza, Sağlık Bakanlığımıza, bütün personeline, oradaki AFAD yetkililerimize, valimize ve ilgili tüm arkadaşlarımıza da bu olaylarda gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu 23 Mayıstan itibaren yaşadığımız, 2 tanesi gerçekten hepimizi çok ciddi derecede endişelendiren ve ayın 16’sındaki, yemekten olmadığını düşündüğümüz zehirlenme vakasıyla birlikte bu üç olay bizim bazı tedbirleri hemen devreye sokmamızı gerektirdi. Bir kere, cuma günü yani bu son olay olmadan önce ilgili firmanın -gelen raporlar doğrultusunda- sözleşmesinin fesih talimatı tarafımdan verilmiştir ve bu talimat cuma günü hem ihaleyi yapan birimimize hem de ilgili askerî birimimize ulaştırılmıştır. Bu vesileyle de kışlada yemek pişirme faaliyeti tedbir amaçlı olarak bugün itibarıyla sonlandırılmıştır. Bugün itibarıyla hazır yemek paketi uygulamasına geçilmiştir.

Yine, mevcut erlerimizin bu hafta yemin töreni var. Yemin törenini bitirdikten sonra, bayramdan hemen önce askerlerimiz kışladan ayrılacaktır. Bu askerlerimizin kışladan ayrılmasını müteakip yani bayramdan hemen önce özellikle bu kışlamıza, hem Doğu Kışla’ya hem Batı Kışla’ya yani 1. Er Eğitim Tugayına en az beş hafta süreyle asker alınmayacaktır. Bu süre içerisinde bu tugayımızın bütün altyapısı gözden geçirilecektir. Malum, bölgede yoğun depremler var. Her türlü ihtimali göz önüne aldığımız için acaba yer altı sularından bir karışma mı var, buna bakacağız; altyapımızda bir sorun var mı yok mu, bunu hemen değerlendireceğiz ve bütün tesislerimizi başta hijyen şartları olmak üzere gözden geçireceğiz. Bu çalışmayı beş haftalık süre içerisinde tamamlamayı hedefliyoruz. Bu beş haftalık süre sonucunda eğer alınan tedbirleri yeterli görürsek tekrar burada eğitim faaliyetlerimize başlayacağız, yeterli görmezsek buraya gelecek askerlerimizi başka eğitim tugaylarımıza göndererek buradaki tedbirler tam anlamıyla alınana kadar bu çalışmamızı sürdüreceğiz. Bu süreçte, özellikle, tugayımızın tüm denetimini de yapmış olacağız, var olan aksamalar varsa da bununla ilgili gerekli tedbirleri alacağız.

Tabii, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu olay bize bir gerçeği daha gösterdi. Sadece fiyat rekabetine dayanan alım yönteminin Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyacına cevap vermediği açıktır. Bununla ilgili de hızlı bir çalışmayla gerekli tüm tedbirlerin alınmasına çalışıyoruz. Önümüzdeki süreçte bu konuyla ilgili alacağımız tedbirleri başta siz değerli milletvekillerimiz olmak üzere bütün paydaşlarımızla da, bütün kamuoyuyla da paylaşacağız.

Bizim Türk Silahlı Kuvvetlerimizin hazır yemek alımı 2000 yılından itibaren başlamış yani Türk Silahlı Kuvvetleri 2000 yılından itibaren hazır yemek alımı yapmakta. 2017 yılı itibarıyla Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın 40 birliğinde veya kurumunda, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın 14 birlik veya kurumunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın da 5 birlik veya kurumunda özellikle hazır yemek hizmeti alımı devam etmekte. Bu şekilde iaşe edilen toplam personel sayımız 96.334. Birlik imkânlarıyla iaşe edilen personel sayımız ise bugün itibarıyla 185 bin. Bu konudaki değerlendirmelerimizi de büyük bir dikkatle ve titizlikle sürdürüyoruz. Burada, şu ana kadar tespit ettiğimiz tüm aksaklıkların önümüzdeki süreçte tekrar yaşanmaması için bütün tedbirleri alıyoruz, bundan sonra da almaya devam edeceğiz.

Biz geçen hafta Kara Kuvvetleri Komutanımızla birlikte Malatya, hemen arkasından Yüksekova’ya gittik. Yüksekova’da tümenimizde, şehit ailelerimizle, gazilerimizle, askerlerimizle, güvenlik korucularımızla iftar ettik. Daha sonra da değerli arkadaşlar, sahur yemeğini Dağlıca’daki taburumuzda yaptık. Bu ziyaretlerimizin temel amacı, orada askerlerimizle bir araya gelmek, onlara moral vermek, Türk milletinin bütünüyle desteğinin ve duasının onların arkasında olduğunu onlara ifade etmek, bu vesileyle varsa eksikler, varsa yapılması gerekenler bunları gerek komutanlarımızla gerekse oradaki diğer personelimizle değerlendirmek ve bunun sonucunda da alınması gereken tedbirleri hızla almak ve orada askerlerimizin bu vatani görevlerini en iyi şartlarda yapması için gerekli ortamı hazırlamak. Dağlıca’da sahur yemeğinde askerlerimizle özellikle bir arada olmak bizim için de ayrı bir mutluluk ve gurur vesilesi oldu. Orada hangi şartlarda bu ülkenin birliği için, beraberliği için, kardeşliği için, bu milletin bölünmez bütünlüğü için mücadele ettiklerini Millî Savunma Bakanı olarak bizzat yerinde görmüş olmak inanın benim için de tarifi imkânsız bir duygu oldu.

Ben bu vesileyle kahramanca görev yapan tüm Silahlı Kuvvetler mensuplarımıza, askerlerimize, polislerimize, jandarmamıza, güvenlik korucularımıza teşekkürlerimi sunuyorum, şükranlarımı sunuyorum. Ne kadar zor şartlar altında görev yaptıklarını bizzat yerinde görmüş olmanın bana verdiği ağır sorumluluk ve heyecanla onların bütün ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında kararlılıkla mücadele edeceğimizi bir kez daha yüce Meclisin huzurunda ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle bu vatan için toprağa düşmüş, bu toprakların bize ebedî vatan olarak kalması için hayatlarını gözlerini kırpmadan feda etmiş tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, hayatta olan ve tedavisi devam eden bütün gazilerimize Allah’tan acil şifalar diliyorum, şehitlerimizin aileleri başta olmak üzere gazilerimize ve bütün milletimize yaklaşan bayram vesilesiyle en iyi dileklerimi sunuyor, yüce Meclisi en içten sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi siyasi parti gruplarına söz vereceğim.

İlk söz hakkı Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna aittir. Sayın Erkan Akçay, Manisa Milletvekili konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

23 Mayıs, 27 Mayıs, 11 Haziran, 16 Haziran, 17 Haziran tarihlerinde peş peşe Manisa merkez, Manisa Kırkağaç ve Diyarbakır’da askerlerimizin bilhassa akşam yemeklerinden gıda zehirlenmesi hadisesine maruz kaldıklarını hepimiz biliyoruz. 23 Mayısta 1.046 asker gıda zehirlenmesi yaşadı ve maalesef Er Hüsnü Özel hayatını kaybetti, şehit oldu. Bütün şehitlerimizle beraber Hüsnü Özel’e de Allah’tan rahmet, ailesine, milletimize başsağlığı diliyoruz. 27 Mayısta Kırkağaç’ta Jandarma Komando Eğitim Alayında 70 asker zehirlendi. Diyarbakır’da 25 asker, 16 Haziran akşamı da Manisa’da 69 askerimiz zehirlendi ve dün akşam da Manisa’da 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığında akşam yemeğinin ardından ilk etapta 731 asker hastaneye kaldırıldı. Sahra çadırları, UMKE çadırları kuruldu. 23 Mayısta 1.046 askerin zehirlenmesinden sonra bazı yetkililer, zehirlenmeleri “Psikolojik.”, “Midelerini üşütmüşler.”, “Sudan değil.”, “Bir bakteriden olabilir.” gibi söylemlerle âdeta basitleştirmeye, önemsizleştirmeye çalışmıştır. Maalesef, dün 731 askerimizin zehirlendiği olaydan sonra da Sayın Millî Savunma Bakanımız da hiç kusura bakmasınlar, o hadiseyi sanki böyle basite alır gibi, gereken ciddiyet ve ehemmiyetle ele alınmadığı endişesini taşıdığımı da ifade etmek zorundayım.

Şimdi, 5.470 askerimiz yemek yedi; evet. Bu yemekten etkilenen asker sayısı 590; tamam. Hastaneye sevkler 372 olarak ifade edildi; tabii bu sayı daha sonra da arttı. Ee, şimdi, hiç yemek yemediği hâlde etkilendiğini ifade edenlerin olduğu söylendi ve mönüdeki birtakım yenilen, yenilmeyen hadiselerden sayıldı ve bunun salmonella bakterisinden kaynaklandığının tespit edildiği, firmanın ihale sözleşmesinin iptal edileceği ifade edildi.

Şimdi, acaba bu firmanın sadece Manisa’daki yemek ihalesi mi iptal edildi? Çünkü bu firmanın Türkiye’nin değişik yerlerindeki daha pek çok kamu kuruluşlarına, askerî kışlalara yemek verdiğini de biliyoruz ve firma da tartışmalı hâle gelmiştir.

Bu Manisa’daki yemek ihalesi 7 Şubat 2015 tarihinde yapılıyor ve üç yıllığına 32 milyon lira bedelle açılan ihale şirkete 28 milyon liraya ihale edilmiş. Askerî ihalelerin kıran kırana geçtiği, bu nedenle ihaleyi alan firmanın maliyetleri düşürebilmek adına yemeklerde kalitesiz ve süresi geçmiş ürünler kullandığı, yetkililerin bu firmaları yeterince denetlemediği için zehirlenme hadiselerinin yaşandığı bir iddia hâlindedir. Manisa’da bir ay içinde aynı firmanın yemek verdiği yerde 4’üncü defa askerlerimizin zehirlenmesi, bu firmayla ilgili olarak son zehirlenmeye kadar herhangi bir işlemin yapılmamış olması, yetkililer tarafından gereken, ikna edici açıklamaların da yapılmaması olayın basitleştirilmeye çalışıldığı zehabını doğurmaktadır ve bu da ister istemez bazı soru işaretlerini de, tartışmayı da beraberinde getirmektedir.

Aynı yemek firması tarafından yemek verilen kışlada askerlerimizin bir ay içinde 4’üncü defa zehirlenmesini münferit bir vaka olarak ele alamayız, mümkün değil. Olay çok vahimdir değerli arkadaşlar; unutturulacak, geçiştirilecek bir hadise değildir. Askerimiz orduya, devletimize emanettir; analar babalar çocuklarını davulla, zurnayla, duayla, kınayla yollamaktadır. Bunların sorumluluğunu taşıyan kişilerin, yöneticilerin sorumlulukları fevkalade ağırdır. Değil yüzlerce, binlerce asker, bir askerimizin bile kılına zarar gelmemesi gerekir.

Eğri oturup doğru konuşalım, bu kadar üst üste hadisenin belli bir yerde olması açıkça bir idari zafiyeti ortaya koymaktadır; sorumluların sorumsuzluğunu gündeme getirmektedir; bir savsaklama ve geçiştirme hadisesini de çağrıştırmaktadır. Böyle bir vurdumduymazlık olabilir mi? Böyle keşmekeşler seferde, savaşlarda yaşanmadı değerli arkadaşlar; bileniniz varsa lütfen söylesin. Balkan Harbi’ni yaşadık, en namüsait şartlarda on binlerce, yüz binlerce şehit verdik; Birinci Cihan Harbi’ni yaşadık; Çanakkale, Sarıkamış badirelerinde on binlerce şehit verdik, savaşlar yaşadık; Kurtuluş Savaşı’nı yaptık, böyle bir hadiseyi tarih kaydetmiyor, bilgilerimiz bu yönde. Teknik imkânların ve hijyenik ortamın en zayıf olduğu dönemlerde dahi yaşanmadı. Şimdi neden yaşanıyor? Tıbbi, biyolojik, gıda teknolojisine yönelik imkânlar artmış. Türkiye Cumhuriyeti’nin askerini en iyi şekilde besleme kudretine sahip olduğu bir dönemde bu hadiseleri geçiştiremeyiz değerli arkadaşlar.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok önemli bir sorun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - İhale feshedilmiş, acaba hangisi? Sadece Manisa mı feshedilmiş, bu önemli.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hocam, açık açık ortada ya, açık açık ortada ya.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Askerlerimizin yemeklerinden kaynaklandığı ifade edilen zehirlenme vakalarının enine boyuna değerlendirilmesi, araştırılması ve soruşturulması gerekir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Yedirmişler tavuğu, hindiyi, çocukları zehirlemişler ya. Açık açık ortada ya.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Vicdanlar fevkalade rahatsızdır, milletimiz de heyecan ve infial duygusu içerisindedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde yapılan gıda ihaleleri ve bu ihaleleri alan şirketlerin yeterli teknik ve hijyen şartlarına sahip olup olmadıklarının, muayene kabul komisyonlarının çalışmalarının araştırılması gerekir. Bu, muayene kabul komisyonları bu gıdaları, bu yemekleri nasıl kabul etmişler? Laboratuvarlarda bunların tetkik edildiğini biliyoruz. Soruşturmada bu muayene kabul komisyonu, ihale süreçleri ve bunlar arasındaki gereken ilişkiler, iltisaklar araştırılmalıdır. Herhangi bir suçlama isnat etmeyi şu aşamada doğru bulmayız ama ikna edici, vicdanları rahatlatıcı çalışmaların yapılması ve neticenin milletimizle paylaşılması gerekir. Ayrıca, gıda güvenliğine ilişkin tedbirler konusunda kanuni düzenlemeler de alınmalıdır.

Şimdi, Sayın Bakanın konuşmasından “Yemeklerden de olmayabilir.” düşüncesi doğdu. Ee, sudan değil, yemeklerden de değilse o zaman havadan mı olacak? İllaki ilk akla gelen bu gıda zehirlenmesidir. Bir an evvel neticeye kavuşturulması ümidiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

İkinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; her şeyden önce bu en son gıda zehirlenmesi olaylarında hastalanan erlerin hepsinin bir an önce iyileşmesini ve ailelerinin kaygılarının son bulmasını diliyorum. 23 Mayıs 2017’deki zehirlenmede hayatını kaybeden er Hüsnü Özel’e de rahmet diliyorum, ailesinin acısını paylaşıyorum.

Türkiye'de askerlik görevi yapmak insanların seçimi değil. Askerlik, zorunlu bir kamu hizmeti olarak, yasayla, 20 yaşını tamamlamış erkek yurttaşlara dayatılmış bir görevdir. Hiçbir er bulunduğu yerde olmayı kendisi seçmemiştir. Türkiye'de askerlik çağındaki gençler için vicdani ret hakkı tanınmadığı için ister bu görevi benimsesinler ister benimsemesinler 20 yaşın üzerindeki herkes eğitim ve daha sonra kıta hizmetleri için askerlik altına alınmaktadır.

O nedenle devletin bütün öteki yurttaşlardan daha çok bu erata, erlere karşı görevleri vardır, kendilerine emanet edilmiş olan bu insanları nasıl girmişlerse kışlaya ailelerine öyle teslim etme yükümlülüğü vardır. Hukuken, anayasal olarak, siyaseten bu böyledir ama askerliğin gerçeği bu değildir. Herkes bilir ki askere gidenlerin bir bölümü eğitim zayiatı olarak “ex” olacaklardır. Bu kaderin değişmediği yerde gıda zehirlenmeleri de Türkiye’yi yönetenler için o kadar önemli görülmeyebilir.

Ben Millî Savunma Bakanımızı dikkatle dinledim ve bize şunu söyledi, dedi ki: “Aslında bunlar gıda zehirlenmesi de olmayabilir çünkü hiç yemek yemediği hâlde rahatsızlananlar var. Dolayısıyla, esrarengiz bir olayla karşı karşıyayız.” Millî Savunma Bakanlığı araştırmasını hangi kurumlar üzerinden yapıyor ben bilmiyorum ama Manisa Valiliğinin Manisa Cumhuriyet Savcılığına havale ettiği araştırma görevi sonucunda 23 Mayıs 2017’deki zehirlenmenin bakteriyel bağırsak enfeksiyonuna bağlı olduğu ortaya çıkmış, salmonella virüsü dolayısıyla bunun gerçekleştiği anlaşılmış ve uzmanlar demişler ki: “Kırk sekiz saat sonra hatta beş altı gün sonra bu virüsün yaşam döngüsüne bağlı olarak yeni zehirlenme vakaları ortaya çıkabilir.” Nitekim, 27 Mayıs 2017’de Kırkağaç 6’ncı Jandarma Komando Er Hüsnü Özel Eğitim Alayında 70 asker zehirlenmiş. Ne kadar ironik değil mi? Aslında hiçbir vatani özelliği olmayan bir şirketin obur karnını doyurmak için askerlere yedirdiği kokmuş etlerden ötürü hayatını kaybeden erin adını kışlaya vereceksiniz, o kışladakiler aynı oburluk dolayısıyla bir kere daha zehirlenecekler ve yaşamsal tehlikeyle karşı karşıya kalacaklar ve 16 Haziranda Manisa’da aynı şey devam etti. Fakat Millî Savunma Bakanımız bir noktayı eksik belirtti. Dün gece itibarıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde konuşlu 28’inci Mekanize Piyade Tümeninde 68 asker daha zehirlenme tanısıyla hastaneye kaldırıldılar. Bunun niye olduğu son derece açık değil mi? Özelleştirme olan yerde oluyor bu. Özelleştirme niye yapılır? Devlet, yükümlülüklerinin bir bölümünü piyasaya devretmeyi seçer. Piyasaya devretmeyi seçtiğiniz zaman bunları çoktan kabul etmişsiniz demektir çünkü piyasada -kamu hizmeti- kâr amacından gayri bir güdü yoktur. Niçin bu mevsimde oluyor? Çünkü yaz geldi, çünkü en büyük maliyet olan soğuk hava zincirlerindeki yatırımlardan, bu maliyetten kaçınıldığı için oluyor. Aslında önceki aylarda hâlâ bu zehirlenme potansiyeli olmakla beraber, şimdi bu potansiyel kendisini açığa vurdu ve iyi pişmemiş bütün etler kokmaya başladı. Bu kadar basit, buna esrarengiz şeyler bulmaya gerek yok. Sadece Rota Yemekçilik değil, onun sözleşmesine son verdiniz fakat ben Sayın Bakana tekrar sormak istiyorum: Bu şirketin sözleşmesine niçin son verdiniz? Çünkü diyorsunuz ki: “Son zehirlenme, gıda zehirlenmesi değil." Demek ki aslında bu şirketin bir kusuru yok, siz bu kanaate varmışsınız fakat öbür taraftan da görevine son vermişsiniz. Nereden baksan tutarsızlık. O nedenle ben derim ki her şeyden önce, zorunlu kamu hizmetine alınmış olan gençlerin hayat ve geleceklerini güvence altına almak, onlara en yüksek standartta ve en yüksek kalitede bakım, iaşe, ibate sağlamak devletin başta gelen görevidir.

Dün Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in askerlerin hastanedeki hâllerini kayıt altına aldığı anda, tesadüfen, kendisi kastetmediği hâlde, askerler infiale kapılarak başlarına geleni anlattılar, dediler ki: “Bize bunları döve döve yediriyorlar. Şimdi kışlaya gideceğiz, gene dayak yiyeceğiz.”

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben Bakanın sözünden çok, bu erin sözünü ciddiye almak isterim çünkü bu haksızlığa, bu hoyratlığa maruz kalan bu insanlardır, bu çocuklardır; kendileri seçmedikleri hâlde kendilerini itaat altına almaya çalışan mekanizmanın onlara zoraki olarak haksız, kötü, kabul edilemez bir muameleyi reva görmesidir. Bunun için aslında sadece bu bilgi yetmez, Meclisin bir araştırma yapması gerekir.

Bu araştırmaya başladığımız zaman göreceğiz ki Manisa’dakine benzer pek çok şey, esasen iaşe ve ibatenin yanı sıra, başka şeylerin, taşıma ve diğer işlerin de özel sektöre devredildiği, piyasalaştırıldığı her yerde bir ölüm tehlikesi, bir kaza tehlikesi, bir risk olarak insanlarımızın, gençlerimizin başında durmaktadır.

Ben doğrusu bunun bir yolunun araştırma olmasına rağmen, bu araştırmalar nasıl olsa kabul edilmeyeceği ve gerekleri nasıl olsa yerine getirilmeyeceği için buradan yurttaşlarımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Oğulları askerde ya da asker yaşında olan bütün aileler, askerlerin örgütlenmesi, hak araması, kendi haklarını kamu otoriteleriyle müzakere etmesi yasayla engellenmiş olduğu için, oğullarının haklarını korumak için dayanışma örgütleri kurmak, askerde oğulları olan ailelerin bir araya gelerek her bir ihlal anında Millî Savunma Bakanlığına, ilgili komutanlıklara, ilgili birimlere başvurarak çocuklarının haklarını ve geleceklerini teminat altına almak için kendi kendilerini görevli kılmalarını öneriyorum. Ancak, böyle bir dayanışma ikliminde, ancak yönetenler aşağıdan itirazla, basınçla, eleştiriyle, denetimle karşı konulduklarında hizaya gelebilirler yoksa kendi hâline bıraktığınızda Silahlı Kuvvetlerin ve Millî Savunma Bakanlığı emrindeki yapıların kendi kendilerini kendi kendilerine iyileştirmelerinin olanağı yoktur. Toplumdan bir söz gelecek ki “Öyle olmaz kamu hizmeti, böyle olur.” diyecek ki halkımız ve aileler, sonuçta bu erat da layık oldukları muameleye kavuşacak. Ve layık oldukları muamelenin başında, kendilerinin birer birey, hak sahibi birer yurttaş, birer köle değil, sadece ve sadece Anayasa’da yazılı kamu hizmeti görevini yerine getirmek üzere silah altına alınmış insanlar oldukları idrakiyle onurlarıyla ve güvenlikleriyle orada kendilerine verilen işleri yaparak sağ salim ailelerine kavuşmalarını sağlayacak şekilde ayakta durmaları gelmektedir. Erler, erat kimsenin kölesi, kimsenin üzerinde şu ya da bu şekilde maliyet düşürme operasyonları yapacağı canlılar değillerdir; onlar bizim oğullarımızdır, onlar bizim insanlarımızdır, bizim gençlerimizdir. İçlerinde bütün partilerimize oy veren ailelerin çocukları vardır, hiçbirini diğerinden ayırt edemeyiz. O yüzden, mutlaka ve mutlaka, toplumu, aileleri, milletvekillerini, bu insanların hak ve geleceğinden sorumlu olan bütün herkesi el ele vererek Millî Savunma Bakanlığının bizi doyurmayan açıklamasının gerçekte ne olması gerektiğine dair cevabı aramaya davet ediyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün, ailelerinin sorumluluğunu en ağır bir şekilde üzerlerinde hisseden ve onun gereğini yapmaya çalışan tüm babaların Babalar Günü’nü kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir adalet yürüyüşü var. Adalet yürüyüşü herkes için. Kim kendisini mağdur hissediyorsa, adaletten yana pay alamadığını… Demokrasiden, insan haklarından yana mağdur olduğunu hisseden herkes için yürüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi uzun ve soluklu bir yürüyüş başlattı. Bu uzun ve soluklu yürüyüşün önderi Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu şahsınızda selamlamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Yürüyüşün kutlu olsun Kemal Kılıçdaroğlu. Bir gün, bu yürüyüşünü eleştirenler, küçümsemeye, anlamamaya çalışanlar başlarına adaletle ilgili karşılaştıkları olumsuz bir durum geldiğinde “Kemal Kılıçdaroğlu ne haklı iş yapmış.” diyeceklerdir.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – “Keşke birlikte yürüseymişiz.” diyecekler.

LEVENT GÖK (Devamla) – Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklılığını, Cumhuriyet Halk Partisinin haklılığını o zaman tekrar teyit edeceksiniz.

Cumhurbaşkanı, AK PARTİ Genel Başkanı diyor ki: “Bu yürüyüş iktidarın bir lütfudur Cumhuriyet Halk Partisine.” Ne haddinize Cumhurbaşkanı, AK PARTİ Genel Başkanı? Biz anayasal hakkımızı kullanıyoruz. Böyle bir “lütuf” sözü bir Cumhurbaşkanının, AK PARTİ Genel Başkanının sözü olamaz. Siz demokrasiyi nasıl tanımlıyorsunuz? Temel hak ve hürriyetleri nasıl tanımlıyorsunuz? Biz yürürken size mi soracağız, sizden mi izin alacağız? Böyle bir şey var mı?

AK PARTİ Genel Başkanı diyor ki: “‘Adalet’ kavramının aranacağı yer Meclistir.” Hayır AK PARTİ Genel Başkanı, “adalet” kavramının aranacağı yer Meclis değildir; “adalet” kavramının aranacağı yer, bağımsız ve tarafsız yargıdır. Önce bunu öğrenin. Hükûmet kurumlarını, devleti ne hâle getirdiğinizi görün.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Adalet Bakanıyla ilgili gensoru verdik, “AKP'nin yöneticilerini, il başkanlarını, ilçe yöneticilerini, il yöneticilerini hâkim yapıyorsunuz.” dedik. Adalet Bakanı çıktı, buradan “Kanıtlayın bunu, istifa edeyim. Daha HSK karar vermedi.” dedi. Al sana Adalet Bakanı, işte, atanan tüm AKP'li ilçe yöneticileri, il başkanları, il yöneticileri, hepsi hâkim yapıldı. Türkiye'yi getirdiğiniz nokta bu. Türkiye'yi böyle bir noktaya getirirseniz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yürümesin de ne yapsın? Bundan utanmanız ve “Acaba biz ne yaptık?” demeniz gerekmez mi?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte, Manisa’da yaşanan hadise de bir adalet arayışıdır.

Bakın, Sayın Bakanı az önce burada ibretle izledik. Sayın Bakanla az önce karşılaştık, “Bilgi vermek istiyorum.” dedi. Gerçekten ben de konuşmamda talep edecektim bu konuda bir bilgi verilsin diye. Sayın Bakanın bu sözünü duyunca memnuniyetle karşıladım ama konuşmayı hepimiz izleyince dağın fare doğurduğunu gördük değerli arkadaşlarım. “Ortada bir şey yok, her şey iyi, aslında zehirlenme de yok, psikolojik olabilir, yemekten olmayabilir, şundan olmayabilir. Askerler bizim evladımız, askerleri korumak bizim görevimiz.” Sayın Bakan, siz ne söylediniz burada, ne anlattınız bize? Biz bundan bir şey anlamadık. Siz acaba asker ailelerini bir ziyaret edip onlara anlatmayı düşünüyor musunuz bu tabloyu? Çocuklarının ne hâlde olduğunu merak eden ailelere gidip bu kadar rahatlıkla anlatabilir misiniz? Yani böylesine kopuk, ilgisiz, sanki ortada bir şey yokmuş gibi bir anlatım.

Değerli arkadaşlar, 23 Mayıs ve 25 Mayısta Manisa’da yine asker zehirlenmeleri olduğu zaman Cumhuriyet Halk Partisinin üç Manisa Milletvekili; Sayın Özgür Özel, Grup Başkan Vekilimiz, Sayın Mazlum Nurlu ve Sayın Tur Yıldız Biçer araştırma önergesi verdi, dediler ki: “Manisa’da bir şeyler oluyor. Manisa’da askerlerimize neler yediriyorsunuz? Ne oluyor? Kimden alıyorsunuz bu ihaleyle yemekleri? Kimdir bu ihalenin arkasındaki şirket, ortakları nedir, nasıl gelişmiştir? Gelin bunu ortaya çıkartalım.” 23 Mayıs ve 25 Mayıstan sonra 12 Haziran Pazartesi günü bu Mecliste bu konu tartışıldı. Meclis araştırması önergesiyle bir Meclis araştırması komisyonu kurulsun dedik; neden Manisa’daki askerler zehirlendi, bundan sonra zehirlenmeler olmasın, ne yapacağız, bu şirketle ilgili ne yapacaksınız diye sorduk. Daha ortada dünkü zehirlenmeler yok. Çıkıyor AKP sözcüsü aynen şu karşılığı veriyor bize: “Arkadaşlar, daha önemli işlerimiz var, gensoru var, kanunlar var. Yemek ihaleleriyle ilgili hijyen ortamı ve zehirlenmeyle ilgili bu önergeyi daha müsait bir ortamda görüşelim.” Müsait ortamı mı kalmış? Çocuklarımız zehirleniyor; asker ocağında devlete teslim ettiğimiz, askeriyeye teslim ettiğimiz evlatlarımız zehirleniyor, geniş zamanda tartışacakmışsınız. Ölmesini mi bekliyorsunuz çocuklarımızın, ölmesini mi bekliyorsunuz?

Bakın, çok ciddi iddialar var: Kimdir bu şirket, Manisa’da askerlerimize yemek veren şirket kimdir, arkasındaki güçler kimdir? Niye korkuyorsunuz bunları araştırmaya? Tam dört yıl önce kurulmuş bu şirket 100 bin lira sermayeyle; iki ay önce sermayesini 7 milyon liraya çıkartmış değerli arkadaşlarım, 7 milyon liraya çıkartmış. Bakın, birkaç yılda gelinen noktaya bakın. Sadece askeriyeden değil, daha Millî Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığından önceki yıl tam 2 milyon liralık ihale almış bu şirket. Bir anda büyüyen bir şirket. Yani iktidarınız döneminde belli ki himaye ediliyor, korunuyor.

Sayın Bakan, kim bu şirket? Bu şirketle ilgili sorulara cevap vermeniz gerekir. Niçin ısrarla 23 Mayısta, 25 Mayısta askerler zehirlendiği anda valiliğin yaptığı o komik açıklamanın arkasına saklanıyorsunuz? Çıktı Manisa Valisi “Psikolojik.” dedi. Askerler yediklerinden dolayı değil, psikolojik olarak zehirlenmişler. Böylece psikolojik bir zehirlenmeyi de tıp tarihine herhâlde ilk defa bir Manisa Valisi ve AKP iktidarı geçirdi. Herkes elini kolunu sallıyor. Askerlerimiz, evet, gidip şehit oluyorlar. E onları niye korumuyorsunuz? En temel hakları olan iaşelerini, sağlık haklarını niye korumuyorsunuz?

12 Haziranda burada konuşulmuş ve AKP oylarıyla reddedilmiş bir önerge var tıpkı daha önce “Soma’da maden ocaklarında bir şeyler olacak.” denildiği zaman önerge verdiğimizde reddettikten bir hafta sonra, on gün sonra Manisa’da 301 madencinin şehit olduğu gibi. Yani muhalefetin bu haklı önergelerini niçin görmüyorsunuz? İlla ölümler mi olsun, illa askerlerimiz perişan mı olsun? Nedir bu vurdumduymazlık? İşte biz bunun için yürüyoruz, adalet için yürüyoruz. Daha ne istiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu şirket dört yılda büyüyor ve 7 milyon TL’ye çıkartıyor sermayesini. Bunun ortakları kim? Bu şirketin benzer şirketleri var. Sayın Bakan, bu şirketin daha önce de bazı ihaleleri feshedilmiş, ortakları aynı olan başka, yan şirketler hemen ihaleleri kapmışlar. Haberiniz var mı bundan? Bu şirketin sadece Manisa’daki ihalelerini mi feshediyorsunuz? Millî Eğitim Bakanlığındaki ihaleleri ne olacak, başka yerdeki ihaleleri ne olacak? Gelin, kamuoyunu bir aydınlatın. Ya çıkın şuraya “Biz yanlış yaptık.” deyin, “Bu şirket falanca AKP’li yöneticisinin bize kayırmasıyla gelen bir şirkettir. Toplumdan özür diliyoruz.” deyin, “Askerlerden özür diliyoruz.” deyin. Bu ne korkaklık! Çocuklar zehirlenecekler, zehirlendikleri zaman hastaneye gidecekler ve tehdit ediliyorlar, “Gerçeği söylerseniz, hakkınızda disiplin işlemi başlatırız.” diyorlar değerli arkadaşlarım ve aynı yemeği yemeye zorluyorlar.

Sayın Bakan, yaptığınız konuşmayı gerçekten size hiç yakıştıramadım. Eğer askerlerimizin, siz, hissiyatını, onların sağlıklarını, onların geleceklerini böylesine basit açıklamaların arkasına sığınarak koruyacağınızı zannediyorsanız Manisa’daki tüm askerler bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi onların o uğradıkları mağduriyetin de adaletsizliğin de peşinde olacaktır.

İşte bunun için yürüyoruz. İster Cumhurbaşkanı beğenir ister beğenmez ister küçümsersiniz ama adalet herkes içindir ve Cumhuriyet Halk Partisi yolunda yürümeye devam edecektir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Gruplar adına son konuşmacı Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, siz değerli milletvekillerimiz başta olmak üzere, bütün babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.

Tabii, evlatlarını bugün asker ocağına, Peygamber ocağına göndermiş olan, endişeli olan babaların da aynı şekilde endişelerini ortadan kaldırmak üzere bugün Sayın Bakanımız açıklamalarda bulundu. Kendilerine teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, dün, bu olay Manisa’da cereyan eder etmez biz de yakından Sayın Valimizle ve sağlık ekipleriyle görüşerek anbean bilgi almaya çalıştık ve Sayın Bakanımızın da paylaştığı şekilde bu kışladaki askerlerimizden sadece 617’si bu olaydan etkilenmiş ve şu an itibarıyla da sadece 20 civarında askerimiz gözetim altında. Herhangi bir hayati tehlikesi olmadığını biliyoruz.

Biraz önce Sayın Bakanımızın 23 Mayıstaki zehirlenme dolayısıyla söylediği 1 askerimizin vefat etmesi hadisesi, 23 Mayısta olan hadisedir. Bazı arkadaşlar, kamuoyu, zannediyorum, dünkü, 17 Hazirandaki yemekle ilgili anlamış olabilir.

Değerli arkadaşlar, sadece Manisa’da yemek veya askerlik yapılmıyor, yemek verilmiyor. Şimdi, burada arkadaşlarımız bazı şeyleri eleştiriyor, işte, “Özelleştirildi, şöyle oldu.”… Sadece askerlerde bu yemek hizmeti dışarıdan satın alınmıyor, bugün kamu kurumlarının neredeyse tamamına yakını yemek hizmetini artık dışarıdan satın alıyor. Dolayısıyla burada…

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Bir kere olur, iki kere olur, üç kere olur… Kaç kere olur? Kaç kere zehirlendiler?

RECAİ BERBER (Devamla) – Dolayısıyla yani AK PARTİ gelmiş de 2003’te yemek hizmetini özelleştirmiş ya da yemek hizmetini dışarıdan alıyor da değil, burada yemek hizmeti 2000 yılından bu yana dışarıdan alınıyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – 4 defa!

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Dört, dört!

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Yapma gözünü seveyim!

RECAİ BERBER (Devamla) - Dolayısıyla, burada doğru yerden hareket eder ve doğru teşhis koyarsak sorunları daha rahat çözeriz, daha mantıklı bir şekilde tartışırız.

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Ne zaman koyacaksınız? Kaç zehirlenme olsun?

RECAİ BERBER (Devamla) - Burada önemli olan denetimdir. Çünkü artık gıda hijyeniyle ilgili olarak Türkiye’de ve dünyada gelişmiş olan teknolojilerin hepsi Türkiye’de bugün kullanılıyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama bir netice çıkamıyor.

RECAİ BERBER (Devamla) - Ve bu konuda, bu şekilde münferit olaylar üzerinden, sanki Türkiye’deki bütün askerî birliklerde ve Türkiye’deki bütün kamu kurumlarında…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 4 defa ya 4 defa, münferit mi?

RECAİ BERBER (Devamla) - Yıllardır Millî Eğitim Bakanlığının taşımalı eğitim yapılan yerlerinde de aynı şekilde yemek hizmeti veriliyor, duydunuz mu şimdiye kadar?

Değerli arkadaşlar, biraz önce çok ateşli bir konuşma yaparak işte, psikolojik zehirlenmeden filan bahsetti arkadaşımız. Ben de askerlik yaptım otuz beş yıl önce. Herhâlde içimizde, bizzat kışlada, alayda aynı bu askerlerin yaptığı gibi eğitim alarak askerlik yapan birçok arkadaş da vardır.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Böyle şeyler yoktu, zehirlenme yoktu.

RECAİ BERBER (Devamla) - Manisa, şu anda Kırkağaç da dâhil olmak üzere, güneşte 40 derece. Ben 40 derecede askerlik yaptım Tuzla Piyade Okulunda, ne demek olduğunu biliyorum. Hiçbir şey yemeseniz de o gün akşam hasta olursunuz.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Yapma Sayın Berber ya, yapma ya! Akşam yemeğinde zehirlendiler.

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Yok artık, daha neler ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani öyle mi olması gerekiyor?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yok canım, yok. Yok öyle bir şey.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hakkı Bey, böyle bir şey yok.

RECAİ BERBER (Devamla) – Evet, olursunuz. Tabii, yaşamadığınız için bilmiyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz de yaptık askerliği, biz de 40 derecede yaptık.

RECAİ BERBER (Devamla) – Yaptınız herhâlde, belli oluyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Psikolojik zehirlenmeyi ilk defa sizden duyuyoruz, psikolojik zehirlenmeyi.

ERHAN USTA (Samsun) – Manisa’nın havası yeni mi ısındı Sayın Berber?

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada Sayın Bakanımız da söyledi, tespitler de yapılmış, tespitlerde salmonella bakterisi tespit edilmesi dolayısıyla da yemek firmasının ihalesi iptal edilmiş. Şimdi, deniyor ki: “Niye iptal edildi?”

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne zaman iptal ettin? Daha yeni iptal ettin, dün iptal ettiniz.

RECAİ BERBER (Devamla) – Arkadaşlar, böyle bir tespit varsa tabii ki sözleşmeye göre zaten iptal edilmesi lazım…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Çarpıtma Hocam.

RECAİ BERBER (Devamla) – …edilmemesini eleştirmeniz lazım gelirken şimdi de “Niye edildi?”

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz, niye geç kaldınız diyoruz, niye geç kaldınız? 12 Haziranda araştırma önergesi verdik, o zaman yapsaydınız ya bu işi?

RECAİ BERBER (Devamla) – Diğer bir husus da bugün bütün şirketlerin kuruluşuyla ilgili bilgileri, ticaret siciline girdiğiniz zaman kim olduğunu, ortağı kimdir, yöneticisi kimdir vesaire hepsini bugün ticaret sicilinden öğrenebilirsiniz zaten.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Bak, burada var, burada.

RECAİ BERBER (Devamla) – Henüz ortada herhangi bir şey yokken, böyle bir tespit yokken kalkıp da bunu oradaki teşkilata, yok AK PARTİ’li olmalarını vesairesini yorumlamak, böyle bir ithamda bulunmak gerçekten bir grup başkan vekiline yakışmıyor. Yani elinizde hiçbir şey yok, hiç kimsenin elinde bu konuda bir bilgi yok ama kalkıp böyle ithamlarla, haksız birtakım eleştirilerle, suçlamalarla bir noktaya gitmeye çalışıyorsunuz. Bu çok yanlış. Buradan hareket ederek bu sorunları çözemeyiz.

Bu sorunların çözümü: Öncelikle, bu kamu kurumlarında görevli yöneticilerin hassasiyetle, titizlikle görevlerini yerine getirmeleri gerekiyor, görevini yerine getirmesi gerekiyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Niye araştırmadınız?

RECAİ BERBER (Devamla) – Kamu dışarıdan hizmet alır, birçok hizmeti dışarıdan alıyor. Önemli olan bunun denetimidir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama bu ciddi bir iştir.

RECAİ BERBER (Devamla) – Kamu denetimini iyi yaparsa bu hizmetleri dışarıdan almak ya da içeride yapmanın herhangi bir hizmetin kalitesiyle ilgili… Hatta, eğer iyi denetlerseniz, eğer biraz önce Sayın Bakanımızın da tespitinde söylediği gibi burada maliyet hususundan ziyade işin kalitesine ve diğer hususlara önem verirseniz özel sektörle çalışmanız çok daha pratiktir, çok daha verimlidir, çok daha kalitelidir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Maliyet ile kalite karıştırılmış durumda.

RECAİ BERBER (Devamla) – Yoksa, öbür türlü de -burada ben çok iyi biliyorum- geçmiş dönemlerde de: “Biz evlatlarımızı asker ocağına gönderiyoruz askerlik yapsın diye, patates soymaya göndermiyoruz.” Doğru, asker askerlik mi yapacak, yoksa yarısı gidip mutfakta yemek mi yapacak ya da ne bileyim, başka birtakım hizmetleri mi yapacak?

Değerli arkadaşlar, asker askerliğini yapacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Devlet de devletliğini yapacak Sayın Hakkı Köylü, devlet de devletliğini yapacak.

RECAİ BERBER (Devamla) – Biz evlatlarımızı asker ocağına, Peygamber ocağına o askerliği yapsın diye gönderiyoruz. Dolayısıyla bu hizmet alımının yanlış bir tarafı yoktur, sadece burada denetlenmesi söz konusudur.

Ayrıca, tabii, bir talihsizliktir yani aynı firma değil, Kırkağaç’taki olayda da sanki aynı firma yemek servisini yapıyormuş gibi burada belirtildi, o ayrı bir firma.

LEVENT GÖK (Ankara) – O firmayı kollamak için mi söylediniz bunu?

RECAİ BERBER (Devamla) – Hayır, ben demiyorum, bilmiyorum bile. Sadece aynı firma olmadığını öğrenmiş bulunuyorum, sizinle paylaşıyorum. Dolayısıyla…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bilmediğiniz bir konuyu niye konuşuyorsunuz?

RECAİ BERBER (Devamla) – Arkadaşlar, aynı firma değil ama siz aynı firma dediğiniz için söylüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama siz de “Bilmiyorum.” diyorsunuz.

RECAİ BERBER (Devamla) – Kim olduğunu bilmiyorum tabii ki.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, hayır, bakın…

RECAİ BERBER (Devamla) – Siz çok iyi biliyorsunuz, hemen AK PARTİ’li olduklarını tespit ettiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz biliyoruz.

RECAİ BERBER (Devamla) – Ne kadar ayıp bir şey ya! Ne kadar ayıp ve yakışıksız bir şey! Dolayısıyla…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizden ihale alıyorlar. Bizim CHP Genel Merkezine yemek vermiyor ki sizlere veriyor.

RECAİ BERBER (Devamla) – Arkadaşlar, bugün, Türkiye’de kamu kurumlarına hizmet veren belki yüzlerce firma var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz her şeyi çok iyi biliyorsunuz.

RECAİ BERBER (Devamla) – Bu firmaların sahiplerinin ya da yöneticilerinin siyasi görüşlerine, şununa bununa bakılmaz. O firmaların verdiği hizmeti, oradaki yöneticiler, kim yapıyorsa ihalesini onlar yapar. Dolayısıyla, bu kadar önemli, ciddi bir konuyu sulandırmak, speküle etmek için herhâlde bundan daha kestirme yol olmaz diye düşünüyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sıkıntı etmeyin canım(!) Yapmayın ya.

RECAİ BERBER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, öncelikle, tabii ki Değerli Bakanımız ve Kara Kuvvetleri Komutanımızın hemen olay yerine gitmesi ve orada incelemelere ve tedbirlere nezaret etmesi dolayısıyla da kendilerine teşekkür ediyoruz.

Gerçekten, vahim olaylar da olabilirdi, o da tesellimiz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Daha nasıl vahim olacak?

RECAİ BERBER (Devamla) – Bugün herhangi bir hayati tehlikenin olmaması…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Daha ne olacak?

RECAİ BERBER (Devamla) – Tabii ki bunların, illa ölüm vesaire gibi hadiseler olduktan sonra değil, üzerine gidilmesi… Millî Savunma Bakanlığında da olabilir, Millî Eğitim Bakanlığında da olabilir, başka, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kurumlarında da bu tip, yemeklerle ilgili sorunlar olabilir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – “Araştırın.” dedik.

RECAİ BERBER (Devamla) – Bu şunu gösteriyor: O kurumlarımızın ve yöneticilerinin daha titiz ve hassas bir şekilde denetimlerini yerine getirmeleri gerekiyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – İnşallah.

RECAİ BERBER (Devamla) – Belki şunu da gündemimize almamız gerekiyor: Bugün, gıda güvenliğiyle ilgili olarak, sadece bu tip hizmet alan kurumlar için söylemiyorum; bugün, tamamıyla halkımızın tümünün yediği, içtiği, tükettiği gıda ürünleriyle ilgili olarak, gıda güvenliğinin kontrolü için bağımsız ve tarafsız bir kurumun oluşturulmasına, ayrıca… Yani, bugün, Tarım Bakanlığı üstlenmiş vaziyette gıda güvenliğini ama aynı zamanda, üretimi aynı kurum yapıyor birçok yerde. Dolayısıyla, denetimin, belki, gıda güvenliğinin artık son derece önemli olması ve özellikle gıda katkı maddelerinin son derece gelişmiş olması, kimyasallarıyla vesairesiyle… Gıda güvenliği konusunda belki bağımsız bir denetim kurumunun oluşması ve bu şekilde hizmet alınması çok daha önemli olur diye düşünüyorum çünkü bu denetimi yapacak olan kurumların aynı zamanda o işi, o hizmeti satın alan kurumlar olması denetim zafiyetinin en önemli nedenlerinden biri olsa gerek. Bugün şirketlerin mali yapılarını denetlemek için bile bağımsız denetim kuruluşlarına gidiyorsak, yeminli müşavirler vasıtasıyla denetliyorsak gıda güvenliği açısından da gıda denetiminin, bana göre, mutlaka bağımsız, tarafsız ve ciddi kurumlar tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ve inşallah, bu hadisenin de belki önümüzdeki dönemde hem kamu kurumlarının daha titiz bir şekilde olayı denetlemesi ve bundan sonra hizmet alması noktasında hem de sadece o kurumlar için değil, bütün halkımızın, 80 milyon insanımızın gıda güvenliğini sağlamak adına daha önemli adımlar atmamızın gerektiği yönünde bizi teşvik edip yeni bir dönemin başlamasına vesile olmasını diliyorum aynı zamanda.

Tekrar, geçmiş olsun diyorum Millî Savunma Bakanlığımıza, ailelerine ve bütün milletimize.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Berber.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kürkcü…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, hatip konuşması sırasında benim söylediğim bir sözü tam tersi anlamda yorumlayarak bir ifadede bulundu, onu düzeltmek isterim.

Ben elbette bu şirketin ihalesinin iptal edilmesini doğru bulurum. Benim doğru bulmadığım şey, en son zehirlenmenin gıda zehirlenmesi olmadığını söylemesine rağmen Sayın Bakanın sözleşmeyi iptal…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kürsüye mi geleyim?

BAŞKAN – Tabii, kürsüden söz veriyorum.

Süreniz iki dakikadır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sevgili arkadaşlar, bence hatip dikkatli dinlemediği için olsa gerek benim dediğimi tamamen ters istikamette yorumlayarak bir tutarsızlık suçlamasında bulundu. Ben tamamen tutarlı olduğu kanısındayım.

Birincisi, ben diyorum ki: Manisa Savcılığının da araştırmasına, savcılık soruşturmasına göre bakteri zehirlenmesine bağlıdır bütün bu zehirlenmeler, gıda zehirlenmeleri. Dolayısıyla, burada, özelleştirmeye verilerek ortaya çıkartılmış bir sorun vardır. O nedenle, ben esasen hiçbir özelleştirme olmamasını, askerlerin gıda işlerinin piyasaya devredilmemesi gerektiğini savunuyorum.

Benim çelişkili bulduğum şey, Bakanın, ortada bir gıda zehirlenmesi olmadığını iddia etmesine rağmen sözleşmeyi de iptal etmiş olduğunu ifade etmesidir. Eğer gıda zehirlenmesi yoksa sözleşmeyi de iptal etmeniz gerekmezdi. Mefhumu muhalifinden hareketle demek isterim ki ben, gıda zehirlenmesi vardı ki şirketle sözleşmeyi iptal ettiniz. Bu beyanınız tutarlı değildir. Yoksa tabii ki sadece sözleşmenin iptal edilmesini değil, esasen özelleştirilmeye gidilmemesini, piyasadan hizmet satın alınmamasını önerdim.

O yüzden burada bir yanlış anlama var, düzeltmiş olayım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, AK PARTİ Grubu adına konuşan sayın sözcü konuşmasında, yaptığımız konuşmanın içeriğiyle konuyu sulandırdığımızı, speküle ettiğimizi ve yanlış beyanlarda bulunduğumuzu ifade etmek suretiyle sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Gök, orada hangi…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sulandırdığımı ifade etti efendim, “Sulandırdı, speküle ediyor.” dedi. Spekülasyon yaratmak amacıyla söylediğimizi ifade etti. Yani bu…

RECAİ BERBER (Manisa) – Yani, iyi de ben görüşümü söyledim sadece bu konuda. Hiç mi görüş söylemeyeceğiz?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Gök.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Çok zorlama oldu bu.

2.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Köylü’nün konuşmasına da gerçekten üzüldüm.

Yani, burada, değerli arkadaşlarım, ortada bir olay var, arka arkaya yaşanmış olaylar var. 2 tanesi olmuş 23 Mayısta, 25 Mayısta; biz hemen Cumhuriyet Halk Partisi olarak konuyu sahiplenmişiz, Meclise getirmişiz, 12 Haziranda Mecliste tartışılmış. Mecliste tartışılıyor, ya, o zaman üzerinde gereğini yapsanıza. Hâlâ zehirlenmeleri mi bekleyeceksiniz değerli arkadaşlarım? Uyarı görevimizi yapmışız, muhalefet olarak görevimizi yapmışız. Çıkıyor sayın sözcü o gün -ismini vermeyeyim- “Bugün gündemde gensoru önergesi var.” diyor, aynen şu laflar: “Gensoru önergesi görüşmesi daha önemlidir. Bu konuyu daha geniş bir zamanda, başka bir zamanda görüşelim.”

Değerli arkadaşlar, böyle, zehirlenme gibi, sağlık sorunları gibi bir konu geçiştirilebilir mi? Niye bunun üzerine gitmiyoruz? Neden korkacağız? Şirketse şirket, ihalesini iptal edersiniz ta o zamandan. Niye bekliyorsunuz? Yüzlerce zehirlenme…

Sayın Köylü bir de askerleri itham altında…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Berber, Berber, Recai Berber.

LEVENT GÖK (Devamla) – Pardon Berber.

Özür dilerim Sayın Berber.

…bıraktı, psikolojik zehirlenme olabilirmiş. Bu, askerlerimize yapılabilecek en büyük hakaret. Bizim askerlerimiz niçin psikolojik bir rahatsızlığı ortaya koyma davranışı içerisinde bulunsunlar? Onlar gariban ailelerin çocukları. Geliyorlar, mertçe askerliklerini yapmak istiyorlar ama devletin kendilerini sahiplenmesini istiyorlar, devleti bulamıyorlar. Yanıldığınız nokta bu.

Dolayısıyla, ihalenin iptal edilmesi… Elbette iptal edilecek, daha ne bekleniyor? Daha başka iptal edilecek bir sürü ihalesi var bu şirketin. Geç kalınmıştır, kusurlu kalınmıştır ve bu kusur Millî Savunma Bakanı, Hükûmetin üzerindedir.

Askerlerimize tekrar geçmiş olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Bakan, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika söz istiyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, yaptığı gündem dışı konuşmasından sonra söz alan ve katkı sağlayan milletvekillerine teşekkür ettiğine ve Manisa’daki askerlerin zehirlenmesi konusu bütün yönleriyle ortaya çıkarılana kadar üzerinde hassasiyetle durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, yaptığım konuşmadan sonra söz alan ve katkı sağlayan; düşünceleriyle, eleştirileriyle katkı sağlayan arkadaşlarıma, milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Bazı konuların açıklığa kavuşturulmasında fayda var diye mülahaza ettim. Öncelikle, bu firmanın ihalesinin feshedilmesiyle ilgili talimatı verdiğimi söylemiştim. “Bu, sadece Manisa’daki bu yemek ihalesini mi kapsıyor yoksa diğer yerlerdeki ihalelerini de etkiliyor mu?” diye Sayın Akçay’ın çok haklı bir sorusu oldu. Tabii, bu konu Kamu İhale Kanunu’nda düzenlenmiş. Kamu İhale Kanunu’nda, mevcut yerdeki sözleşmesi feshedildiğinde en az bir yıl süreyle, bazen iki yıl süreyle, bazen de belli şartlar dâhilinde beş yıla kadar ihale yasaklısı konumuna geliyor firma. Şu anda diğer yerlerde devam eden hizmetlerinde kanuna göre bir problem yoksa onu feshetme hakkına sahip değiliz ama bundan sonra gireceği tüm ihalelerde bütün kamuda yasaklı hâle geliyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Feshetseniz olur mu Sayın Bakan? Feshedin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Feshettik zaten.

LEVENT GÖK (Ankara) – Diğer ihaleleri, diğer ihaleleri.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Şimdi, şöyle: Bakın, biraz önce hukukun üstünlüğünden bahsettiniz, adaletten bahsettiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kanun diyor ki…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ama suç işlemiş.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bakın, fesih için gerekçe var. Biz burada…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ne gerekçesi? Suç işlemiş ya.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, şu konuda hepimizin açık olması lazım yani ne dediğimizi öncelikle anlamaya gayret etmeliyiz. Ne dedik biz? 23 Mayıstaki olayda salmonella bakterisi tespit edildi, bu bir fesih gerekçesidir ve hemen süreç başlatıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hangi tarihteki? O zaman Manisa Valisini yalanlıyorsunuz siz, Manisa Valisini ve Recai Bey’i.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Değerli arkadaşlar, ben vali ne demiş, şu ne demiş, bunu bilmem.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Psikolojik.” dedi Vali.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Benim bildiğim nedir? Devletin resmî raporudur. Devletin resmî raporu diyor ki: “Burada, bu yenen yemekte salmonella bakterisi tespit edilmiştir.” Salmonella bakterisinin neden ürediğini biliyoruz, burada firmanın kusuru, kabahati, ihmali vardır ve bu benim için haklı bir fesih gerekçesidir ve ben, bu rapor bana ulaştığı andan itibaren fesih işlemlerinin başlatılması için arkadaşlarıma talimat verdim ve fesih işlemleri bittiğinde, cuma günü de Bakanlıktan ayrılmadan önce arkadaşlarıma fesih yazısının hem Ankara Tedarik Bölge Başkanlığına hem de bizim 1. Eğitim Tugay Komutanlığına, Manisa’ya bildirilmesinin talimatını verdim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. Bir iki konu var, önemli olduğu için müsaade ederseniz, teknik konu, onu söylemekte yarar var.

BAŞKAN – Buyurun.

Bir dakika süreyle daha mikrofonunuzu açıyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Şimdi, bu noktada işlemler hemen başlatıldı, burada hiç tereddüt yok ama bir şeyin altını çizmem lazım: Değerli arkadaşlar, 23 Mayıstaki olaydan dolayı zaten firmanın sözleşmesini feshediyoruz. Ben bir Bakan olarak zaten sözleşmesini feshettiğim bir firmayla ilgili son olay gıda zehirlenmesi değildir diyerek ne elde edeceğim? Aksine, benim için en kolay yol “Bu da gıda zehirlenmesidir.” demek, zaten firmaya faturayı kesmişim. Hayır, ben oradaki askere, onların ailelerine ve millete olan saygımdan dolayı diyorum ki: Bana ifadede bulunan askerlerin bazıları diyor ki: “Ben hiç yemek yemediğim hâlde zehirlendim." Demek ki başka sebepler de olabilir. Hiçbir sebebi dışlamadan, hiçbir ihtimali dışlamadan gerekli tüm araştırmayı yapmak benim boynumun borcudur. Yoksa en kolay yolu “Bu da gıda zehirlenmesi.” demek. Zaten firmanın sözleşmesini feshediyorum.

Son olarak da şunu söyleyeyim: Bırakın AK PARTİ’li olmayı, babamın oğlu olsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) -…askerime…

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ederim efendim.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım, ben vazgeçtim.

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Sayın Başkan, çok önemli bir konuda bilgi veriyordu, o kadar şeyler konuşuldu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşmanın bir sınırı var. Sayın Bakan yirmi dakika kürsüde anlattı, yerinden 60’ıncı maddeye göre söz verdim, 60’ıncı maddeye göre konuşma süresi bir dakika olduğu hâlde Sayın Bakan’a iki dakika verdim, devam etti, bir dakika daha verdim.

Buyurunuz Sayın Bakan, bir dakika daha veriyorum, buyurunuz, toparlayınız.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bir kere şunu herkesin çok iyi bilmesi lazım: Bırakın AK PARTİ’li olmayı babamın oğlu olsa, işini doğru yapmayan, askerimizin sağlığıyla ilgili en küçük ihmali olan herkesten gerekli hesabı sorarım. Bakan olarak bu benim görevimdir, görevimi yapmakta tereddüt etmem; bir.

İki: Orada ihmali olduğu noktasında tereddüt ettiğimiz tüm kamu görevlileriyle ilgili şu anda idari tahkikat da başlatılmıştır, gıda kontrolünü yapmakla görevli oradaki personelle ilgili gerekli çalışma, idari tahkikat başlamıştır. Ayrıca adli tahkikat da başlamıştır. Dolayısıyla, bu konu bütün yönleriyle ortaya çıkarılana kadar biz bu konunun üzerinde hassasiyetle durmaya devam edeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümle ekleyebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Gök, konu yeteri kadar tartışıldı.

Şimdi, söz isteyen sayın milletvekillerine birer dakika söz vereceğim. Sonrasında sayın grup başkan vekilleri söz talep ederse -her günkü gibi- kendilerine söz vereceğim.

Sayın Ilıcalı…

2.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Babalar Günü’nü kutladığına, Ramazan Bayramı tatilinde yoğunlaşacak trafikte kazaların önlenmesi için trafik kurallarına uymanın çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Başkanım.

Başta milletvekillerimiz olmak üzere, herkesin Babalar Günü’nü kutluyorum.

Bu arada, hem babasını hem baba olan ağabeyini trafik kazasından kaybetmiş bir kişi olarak yaklaşan bayram tatilimizde bayramımız kâbusa dönüşmesin. Bazı önerilerim olacak: Bu bayram trafiği yoğunlaşacak, mutlak surette trafik kurallarına uymamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Ölümlü kazaların yüzde 50’den fazlasının hızdan olduğunu bilmemiz gerekiyor. Aracımızı yorgun, uykusuz kullanmayalım, emniyet kemerimizi mutlaka takalım. Otobüste yolculuk yapanların da mutlaka kemer takmaları çok çok önemli. Burada, bütün kurallara yorumsuz uyarsak daha nice bayramlara ulaşırız inşallah, nice Babalar Günü’ne ulaşırız. Ve bu arada, tabii, İçişleri Bakanımız da denetimden sorumlu, onlar da gerekli tedbirleri aldılar. Bu tedbirlerin hepsi bizim için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç...

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası alınması gereken bütün tedbirlerin gereğini en acil ve etkin bir şekilde yerine getirmek gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin büyük bir kesimi tehlikeli bir deprem kuşağı üzerinde olup bugüne kadar büyüklü küçüklü birçok depremle karşı karşıya kaldık. Depremlere karşı hazırlıklı olup gereken tedbirleri de almalıyız, “Deprem değil, tedbirsizlik öldürür.” sözünü yabana atmamalıyız. Tedbir gibi akıl, güzel huy gibi asalet olmaz. Önlemek iyileştirmekten yeğdir. İyi havalarda olumsuz havaları da düşünmeliyiz. Hiçbir tehlikenin olmayacağına inanmak safdilliktir. “Arızalı bir otomobil dolu bir tabanca kadar tehlikelidir.” denmiştir. Küpün dibinde kalanı idareli kullanmak, iş işten geçtikten sonra tedbir almaktır ve akıl kârı değildir. “Deveni hem bağla hem tevekkül et.” hadisişerifi böyle buyuruyor. Deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası alınması gereken bütün tedbirlerin gereğini en acil ve etkin bir şekilde yerine getirmeliyiz. Bütün kurum, birim ve askerî kışlalarımızda bu açıdan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sürekli...

4.- İzmir Milletvekili Kerem Ali Sürekli’nin, Manisa’da zehirlenen askerlere ve dün İzmir’de yaşanan deprem nedeniyle İzmirlilere geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

KEREM ALİ SÜREKLİ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, Manisa’da zehirlenen askerlerimize ve ailelerimize geçmiş olsun diliyorum.

Dün İzmir’de bir deprem oldu yine. İzmirli hemşehrilerimize geçmiş olsun diliyorum.

Baba olmak bir erkeğin gerçekten büyüdüğü andır. Öyle askere gidince, evlenince falan büyümez bir erkek, hayatta iki kere büyür: Bir baba olduğunda, bir de babası öldüğünde. Bu sebepledir ki Babalar Günü bir erkeğin hayatında kutlanması en zor günlerden biridir.

Başta şehit ailelerimiz ve gazilerimiz olmak üzere, varlığıyla daima bize güç ve güven veren, fedakârlığın ve sabrın timsali tüm babalarımızın Babalar Günü’nü kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayar…

5.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, Babalar Günü’nü kutladığına ve geçtiğimiz günlerde şehit olan Rize Kendirli’den Soner Fazlıoğlu’na ve bütün şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HİKMET AYAR (Rize) – Evet, bugün Babalar Günü; başta şehitlerimizin babaları olmak üzere bütün babaların Babalar Günü’nü kutluyorum ve diyorum ki: Tıpkı Anneler Günü’nde olduğu gibi Babalar Günü’nü de yılın bir günüyle sınırlandırmamalıyız çünkü annelerimizin ve babalarımızın yılın bir gününde gündemimizde olması yeterli olmaz. Allah, annelerinin ve babalarının kıymetini bilen, her an bilenlerden eylesin.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde terör büyük ölçüde bitirilmiştir ancak hâlen hain saldırılar devam etmektedir, şehitlerimiz oluyor. Geçtiğimiz günlerde şehit olan Rize Kendirli’den Soner Fazlıoğlu kardeşime ve bütün şehitlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum. Şehit yakınlarına ve ailelerine sabırlar diliyorum, kendilerini saygıyla selamlıyorum. Terörü ve terör destekçilerini bir kere daha lanetliyorum.

BAŞKAN – Sayın Açıkgöz…

6.- Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’da yemekten rahatsızlanan askerlere acil şifalar dilediğine, yaklaşan Kadir Gecesi’ni ve Ramazan Bayramı’nı tebrik ettiğine ve tüm eş dost ile milletvekillerini Kapadokya’ya beklediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) – Teşekkürler Sayın Başkan, Değerli Divan.

Ailemizin ulu çınarı, başta canparesi evlatlarını tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet uğrunda şehit veren eli öpülesi babalarımızın ve bizi bugünlere getiren değerli babalarımızın Babalar Günü’nü kutluyorum.

Manisa’da yediği yemekten rahatsızlanan vatan evlatlarımıza, askerlerimize acil şifalar diliyor, vatani görevlerini yapan kahraman Mehmetçiklerimize Türk milletinin duasını ve desteğini yine dile getiriyorum.

Yaklaşan Kadir Gecesi’nin de ümmetin ve milletin kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Duasıyla, tarihiyle, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle, balonlarıyla, ören yerleriyle, peribacalarıyla, sıcak, içten, samimi insanlarıyla, dünyada eşi ve benzeri bulunmayan güzel atlar diyarı Kapadokya’ya tüm eş ve dostlarımızı, vekil arkadaşlarımızı bekliyoruz.

Ramazan Bayramı’mızı tebrik eder, bayram tadında bir ömrü herkese Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bu davet için teşekkür ediyoruz Sayın Açıkgöz.

Sayın Köseoğlu…

7.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, Cumhurbaşkanının, Maçka’nın Gürgenağaç köyünde bulunan babasının ve tüm babaların Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Babalar Günü vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Öncelikle, evlatlarını bu aziz vatan için feda eden tüm şehit babalarının Babalar Günü’nü kutluyorum.

Akabinde, Türkiye devletinin başı ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk halkının birliğini temsil eden kıymetli Cumhurbaşkanımızın da Babalar Günü’nü Türkiye Büyük Millet Meclisinden kutlamak istiyorum.

Ve yine, varlık sebebimiz, Allah’ın bize varlık için vesile kıldığı kendi öz babamın, Maçka’nın Gürgenağaç köyünde bulunan kıymetli babamın da milletin Meclisinden Babalar Günü’nü kutluyorum.

Başta eşim olmak üzere, yine burada bulunan kıymetli milletvekillerimizin, sadece kendi evlatları için değil, vatan evlatlarının geleceği için gece-gündüz, hafta içi-hafta sonu demeden fedakârca emek veren, gayret gösteren kıymetli milletvekillerimizin ve tüm halkımızın Babalar Günü’nü kutluyorum.

“Biz insana, anne ve babasına en güzel biçimde davranmasını emrettik.” düsturunca anne ve babalarımızın hayattayken kıymetlerini bilenlerden ve dualarını alanlardan olmak dilek ve duasıyla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Külünk…

8.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Star gazetesinin köşe yazarı Ersoy Dede’nin bugünkü yazısından bir paragrafını zabıtlara geçirmek üzere yüce Meclisle paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Star gazetesinin köşe yazarı Ersoy Dede’nin bugünkü bir paragrafını zabıtlara geçmek üzere yüce Meclisle paylaşıyorum: “Can Dündar hiç söylemeseydi elbette haber kaynağını saklı tutabilecekti. Dolayısıyla Enis Berberoğlu da bu davanın hiçbir yerinde olmayacaktı. FET֒cü bir savcı ya da polisten servis edildiği zannedilecek ve dosya o şekilde kapanacaktı. Ancak Can Dündar kitabında açık açık ‘27 Mayıs günü öğleden sonra bir solcu milletvekili getirdi o görüntüleri bana.’ diyerek ilk bağlantısını sattı. Hatırlayın, Berberoğlu bu soruşturmaya böyle dâhil oldu. Peki, Berberoğlu’na bu görüntüleri kim verdi? Güneş gazetesinin dünkü sayısında enteresan bir detay yer alıyor. Gazeteye göre 18 Mayısta Kemal Kılıçdaroğlu Zaman gazetesine giderek Ekrem Dumanlı’yla görüşüyor ve orada kumpas görüntülerini teslim alıyor. Dokuz gün sonra da, 27 Mayısta Enis Berberoğlu görüntüleri Cumhuriyete taşıyor.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – “Bu vahim iddia, ulusal güvenliği ilgilendiren böyle bir kumpasın kurumsal olarak CHP eliyle kurulduğu tezini kuvvetlendirir ki bunun altından Kılıçdaroğlu’nun kalkması imkânsız.”

BAŞKAN – Sayın Topal…

Sayın Topal yok mu?

LEVENT GÖK (Ankara) – Devlet elinizde, varsa bütün iddiaları ortaya koy Külünk, koy ortaya, koy.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Gazeteci sizi yönetiyor, gazeteci.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bana söylemeyin, Ersoy Dede’ye cevap verin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gazeteci muhbirliği yapma, yakışmaz sana. Sen de zaman zaman “adalet” diyorsun.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde başlatılan Adalet Yürüyüşü’nün adaletin tesis edilmesi, haksızlıkların giderilmesi, hukuk devletinin tesisi için yapıldığına ve Adalet Bakanının Anayasa’dan ve yasalardan kaynaklanan yürüyüş hakkını “suç” olarak nitelendirmesine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde Ankara-İstanbul arası Adalet Yürüyüşü başlatılmıştır. Halkımız, milletvekilleri, bizler, örgütlerimiz Adalet Yürüyüşü’ne eşlik ediyoruz. Bu yürüyüşümüzü adalet için, demokrasimiz için, cumhuriyetimiz için yapıyoruz. Herkes şunu iyi bilsin ki Sayın Genel Başkanımız, adaletin tesis edilmesi, haksızlıkların giderilmesi, hukuk devletinin tesisi için yürüyor. Adaleti yargıda bulamıyorsak onu bulmak için yürüyoruz. Ahlaklı ve vicdanlı olanlar adaletli olur.

Adalet Yürüyüşü’müz Anayasa’mızla ve yasalarla verilmiş bir haktır. Sayın Adalet Bakanı, Anayasa’dan ve yasalardan kaynaklanan yürüyüş hakkımızı ne zamandan beri suç ettiniz? Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ne zaman sağlanacaktır? Tarafsız kararlar ne zaman verilecektir? Mahkemelerde adalet ne zaman gerçekleştirilecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkal…

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, başta şehit babaları, rahmetli babası ve çocuklarının babası eşi olmak üzere tüm babaların Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimizin en büyük güçlerinden biri sevgi, saygı ve hoşgörü gibi üstün değerlere dayanan güçlü aile yapısına sahip olmasıdır. Aile bireylerinin mutluluğu için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan babalar, yüreklerindeki sevgi ve şefkatle ailenin temel taşıdırlar. Hayatları boyunca gücünü ailesine aktarmaya çalışan, şefkat ve sevgisini ailesinden esirgemeyen babalarımızın yakınlığını her an ve her yerde gönlümüzde hissederiz. Babalarımız, çocukları için her şeyin en iyisini, en güzelini istemekte, bu uğurda gece gündüz çaba harcamaktadırlar. Bu vesileyle tüm babalara milletimizin her bir ferdi için şükranlarımı sunuyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle başta şehit babaları olmak üzere, rahmetli babam ve çocuklarımın babası değerli eşim olmak üzere tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyor, aileleriyle birlikte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çamak…

11.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Manisa’da meydana gelen zehirlenme vakalarından askerlerin sağlığına ve can güvenliğine gereken özenin gösterilmediğinin anlaşıldığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, Manisa’da meydana gelen zehirlenme vakalarından askerlerimizin sağlığına ve can güvenliğine gereken özenin gösterilmediği anlaşılıyor. Zehirlenen askerlerde görülen salmonella yani tifo bakterisi, yaz günlerinde çabuk bozulabilen tavuk ve hindi etinde çok iyi koşullarda korunmadığı takdirde görülür ve bu bakteri hızla çoğalır yani kesinlikle psikolojik olamaz. Manisa’daki bir doktordan aldığım bilgiye göre, daha önce de aynı hindi etinden zehirlenmeler olduğunu bilen askerler yemek istememelerine rağmen, komutanları tarafından zorla yedirilmiştir. Bu tür sağlık skandallarının bir daha ortaya çıkmaması için iş yeri uzmanlığı kurumu bekletilmeden hayata geçirilmelidir.

Bu arada, kul hakkı yemeyen ve dürüst evlat yetiştiren babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

12.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Babalar Günü’nü kutladığına, ailenin korunmasının babanın varlığının korunmasına bağlı olduğuna ve bunun da devletin görev ve sorumluluğunda olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Babalar Günü. Onurlu bir gelecek için doğruluğu, dürüstlüğü, hak ve adaleti çocuklarına miras bırakma mücadelesi veren tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyor; sevgi, saygı ve selamlarımı gönderiyorum. Onlara aileleriyle birlikte mutlu, huzurlu, barış ve özgürlük içinde yaşayacakları bir Türkiye diliyorum.

Baba, anayla birlikte ailenin temel direği, koruyucusu, kollayıcısı, emeğiyle ailenin ekonomisini, sosyal yaşamını, eğitim, sağlık ve diğer koşulları oluşturan ana unsurdur. Son rakamlara göre ülkemizde 39 milyon 511 bin 191 erkek nüfusu var yani nüfusumuzun yüzde 51’lik kısmı baba veya baba adaylarından oluşuyor. Her babanın ayrı ayrı ve kitlesel olarak yaşadığı pek çok ekonomik ve sosyal sorunlar var. Dolayısıyla, bu kitlenin ülkemizin genel yönetim ve idari yapısı içinde kurumsal olarak temsil edilmesi, en azından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu konuda özel çalışmalarla politikalar oluşturması gerekir. Unutmayalım ki ailenin korunması, babanın da varlığının korunmasına bağlıdır. Bu da devletin görev ve sorumluluğundadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 16 Nisan referandumu sürecinde Avrupa Birliğine rest çekenin de “Fasılları açın, gelin birlikte çalışalım.” çağırısı yapanın da aynı kişi yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

16 Nisan referandumu sürecinde Avrupa Birliğine rest çeken de, referandumun hemen ardından Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini referanduma götüreceği iddiasında bulunan da, “Fasılları açın, gelin birlikte çalışalım.” çağırısı yapan da aynı kişi yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı. Portekiz kanalı RTP’ye verdiği özel röportajda “Eksiğimiz varsa söyleyin, biz bunları süratle yerine getirelim.” ifadesini kullanan yine aynı, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı. Eksiğini görmek istiyorsa ve samimiyse öncelikle çöpe attığınız ilerleme raporlarına ve Venedik Komisyonu raporlarına hemen bakıp eksiğinizi görebilirsiniz ama en önemlisi, evrensel Avrupa değerleri olan hukuk, demokrasi ve adaleti nasıl katlettiğinizi Ankara’dan İstanbul’a adalet arayanlara bir kez daha sorabilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Yüksel…

14.- Eskişehir Milletvekili Cemal Okan Yüksel’in, Manisa Milletvekili Recai Berber’in Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın gündem dışı konuşması nedeniyle AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce, Manisa’daki askerlerimizin durumuyla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan Sayın Berber’in, askerlerimizi güneş çarpmış olabilir iddiasıyla gerçekten hem orada zehirlenen askerlerimizin ailelerine hem de halkımıza saygısızlık yaptığı kanaatindeyim. Askerlerde semptomlar gece saat on bir-on iki civarında ortaya çıktığına göre, Sayın Berber’in iddiasına göre akşam saat dokuzda askerlerimizi güneş çarpmıştır. Kendisini biraz daha dikkatli olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Evet, birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Sayın Gök…

15.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’daki zehirlenme olayında devletin kamuoyuna inandırıcı bilgi vermediğine, muhalefetin bu konudaki tüm uyarılarına rağmen sessiz kalan bir iktidar, vurdumduymaz bir vali, akıl almaz bir yönetim anlayışı ve şirketi himaye eden bir anlayışın söz konusu olduğuna ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, bugün, tekrar, bütün babaların Babalar Günü’nü kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, az önce Manisa’daki zehirlenme olayıyla ilgili bilgi veren Sayın Bakanı izledikten sonra, devletin kamuoyuna inandırıcı bilgi vermediğini bir kez daha görmüş bulunduk. Olayın olduğu ilk gün Manisa Valisinin “Herhangi bir zehirlenmek yoktur, psikolojik zehirlenme vardır.” dediği bir olaydan, bugün Bakanın açıklamasıyla bir zehirlenme olduğu noktasına varmış bulunuyoruz. Yani böyle bir devlet anlayışı olabilir mi? Böyle bir devlet anlayışı içerisinde böyle ciddiyetsiz yaklaşımlar, insan sağlığı gibi önemli bir konuda böylesine akıldan ve izandan yoksun yaklaşımlar nasıl sergilenebilir? Yani devleti bunlar mı yönetiyorlar? Devleti böyle yönetenlerden ne hayır gelebilir? Arka arkaya zehirlenmeler olacak, yok “güneş çarptı”, yok “psikolojik zehirlendi”, işte “asker orada hâlinden herhâlde memnun değildi”; onun gibi bir hâle getirmeye çalışıyorlar. Bu, çok ayıptır, çok vahimdir. Bir olayı örtmek, örtbas etmek Manisa Valiliği gibi bir makama yakışır mı? Şimdi bu Manisa Valisinin istifa etmesi gerekmez mi?

Sayın Bakan daha da vahim bir şey söylüyor, “Ben sadece olayın olduğu yerdeki sözleşmeye bakarım.” diyor. Hayır Sayın Bakan, bu şirket toptan alışveriş yapıyor, bütün yemeklerini bir gün Manisa’daki askerlere, Maliye Bakanlığına aynı kaynaktan çıkarak gönderiyor. Yani siz bu olayı böyle yorumluyorsanız, böyle değerlendiriyorsanız daha binlerce kişinin zehirlenmesinin yolunu açmıyor musunuz? İhaleyi feshedersiniz, açar şirket tazminat davasını, hukukta “mücbir sebep” diye bir deyim var, çatır çatır kazanırsınız davanızı da. Sayın Bakan bundan uzak “Ben sadece olayın olduğu yere bakarım, şirketin aldığı başka ihalelere bakmam.” diyor. Yani yazıklar olsun bu anlayışa. Sayın Bakan zaten bir şey açıklamadı ama şimdi yaptığı açıklamayla devletimizin çökmüş olduğunu gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gök, ilave bir dakika süre veriyorum, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Olaylar bağıra bağıra geliyor, gösteriyor kendisini, defalarca, defalarca geliyor, muhalefet görevini yapıyor “Yahu, bakın burada ciddi iş vardır.” deniyor, yok, sessiz kalan bir iktidar, vurdumduymaz bir vali, akıl almaz bir yönetim anlayışı ve şirketi yine himaye eden bir anlayış. Şirket yine kollanıyor. Sayın Bakanın açıklamasıyla… Kendisini itham ediyorum: Bu şirketi niçin kolluyorsunuz? Yazıktır, günahtır bu millete.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Usta…

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Erzurum’da şehit olan Sakarya nüfusuna kayıtlı Uzman Erbaş Yakup Yılmaz ile Hakkâri Çukurca’da şehit olan Ordulu Uzman Çavuş Onur Tiken ile Balıkesir nüfusuna kayıtlı Uzman Çavuş Erbil Arslan’a Allah’tan rahmet dilediğine, Babalar Günü’nü kutladığına, Manisa’da askerlerin zehirlenmesi olayının son derece mühim olduğuna ve sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün terörle mücadelede 3 şehidimiz var. Birincisi, Erzurum’da PKK’lı teröristlerce sağlanan sıcak temasta Sakarya nüfusuna kayıtlı Uzman Erbaş Yakup Yılmaz, kaldırıldığı hastanede şehit olmuştur. Ayrıca, Hakkâri’nin Çukurca ilçesindeki bir patlama sonucunda 2 askerimiz şehit olmuş, 7 askerimiz de yaralanmıştır. Şehit olan askerlerimizin isimleri de Ordulu Uzman Çavuş Onur Tiken ve Balıkesir nüfusuna kayıtlı Uzman Çavuş Erbil Arslan’dır. Şehadete eren tüm askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Ayrıca, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

Bugün, Babalar Günü. Ben de başta şehit babaları olmak üzere bütün babaların Babalar Günü’nü kutlamak istiyorum. Bu vesileyle de Hazreti Ali’nin “Baba gibi devlet, anne gibi nimet, evlat gibi servet olmaz.” sözünü de hatırlatmak istiyorum.

Sayın Başkan, Manisa’da meydana gelen bu asker zehirlenmesi olayı son derece mühim bir olaydır. Ben, öncelikle, bütün etkilenen askerlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Hayatını kaybeden 1 askerimize de Allah’tan rahmet diliyorum. Tabii, devlet olarak çocuklarımızı koruma yükümlülüğümüz var, onlar bize emanettir, devlete emanettir, devlet de onları en iyi şekilde korumak durumundadır. Maalesef açıklamalar tatminkâr değildir, hatta AKP’li sözcünün konuşması tam bir hayal kırıklığıdır, daha fazlasını söylemeyeceğim.

Burada, sadece bu ihalenin iptali yetmez, bu şirketle ilgili ve oradaki bütün idarecilerle ilgili hem idari hem de adli soruşturmalar hiçbir şekilde taviz verilmeden yapılmalıdır, bunun sorumluları bulunmalıdır. Bu, basit bir şekilde geçiştirilecek bir olay değildir. Sorumluların da en ağır şekilde cezalandırılması gerekir. Burada, hiçbir şekilde idareyi koruma güdüsüyle de hareket edilmemesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta, mikrofonunuzu açıyorum, ilave bir dakikalık süre veriyorum.

Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ERHAN USTA (Samsun) – Dolayısıyla, burada, idareyi korumak devleti korumak anlamına gelmez. Devleti korumak, milleti korumak bu işin üzerine gitmekle olur. Bunun da en iyi şekilde yapılması gerekir.

Tabii, burada, bütün kışlalara da bakılması lazım yani sadece Manisa’yla alakalı bir olay değil. Demek ki burada bütün kışlaların gözden geçirilmesi lazım. Bütün süreçlerin yani bunun alımından en son safhasına kadar bütün süreçlerin de denetlenmesi lazım. Hatta ben merkezde de bunun denetimiyle ilgili bir birimin oluşturulmasının da faydalı olacağını düşünüyorum. Burada, savaşta kaybetmediğimiz ölçüde -Allah korusun- belki bu olaylar daha da artsa askerimizi kaybedeceğiz, askerimiz şehit olacak. Bu, kolay geçiştirilecek bir konu değildir. Eğer burada bir kötü niyet varsa, bir suikasta gidecek bir şey varsa uzun dönemde Türkiye’yi etkileyecek, askerlerimizin sağlıklarını etkileyecek başka sonuçlar da doğurabilecektir. Konu, mühim bir konudur. Konunun en iyi şekilde, en etraflı şekilde araştırılması gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Yıldırım...

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Babalar Günü’nü kutladığına, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 85 yaşındaki Pakize Hazar’ın zırhlı polis aracıyla ezilip hayatını kaybetmesiyle ilgili yapılan inceleme ve tespitlere ve aracı kullanan kamu görevlisiyle ilgili hiçbir işlem yapılmamış olmasına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün, birçok hatibin ifade ettiği üzere Babalar Günü. Ben de savaşlarda, çatışmalarda babaların evlatlarını, evlatların babalarını kaybetmediği bir dünya özlemiyle bütün babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, yine, dört gün önce sizin nöbetinizde ifade ettiğim bir hususu gündeme getirmek istiyorum.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Pakize Hazar adında 85 yaşında bir ana Kirpi denilen zırhlı polis aracıyla ezilip hayatını kaybetti ve polis aracı hiçbir müdahalede bulunmadan bırakıp gitti bu anneyi. Annenin… Diyarbakır Barosunun olay yeri incelemesine göre, baro yönetiminin yaptığı açıklamadan hareketle söylüyorum: “Unutulmamalıdır ki, trafik kuralları ve diğer yasal düzenlemeler vatandaşları bağladığı gibi kamu görevlilerini de bağlamaktadır. Pakize Hazar’ın hayatını kaybettiği yerde yapılan inceleme ve tespitlerde, olayın gerçekleştiği yerin Emniyet Müdürlüğü ile Hükûmet Konağı arasında kalan bir cadde olduğu ve bu caddenin uzun bir süredir güvenlik gerekçesiyle beton bloklarla araç trafiğine kapatıldığı ve sadece kamu araçlarının caddeye giriş yapabildiği gözlemlenmiştir. Trafiğin olmadığı bu caddede böyle vahim bir olayın gerçekleşmiş olması, aracı kullanan kamu görevlisiyle ilgili şu ana kadar hiçbir işlem yapılmamış olması ne derece pervasız olunduğunun açık göstergesidir.”

Bir husus daha, 85 yaşındaki Pakize ananın o gün orada yanında bulunan kız kardeşi 80 yaşındaki Hasret Yaşarer anaya polis tarafından siyah bir torba verilerek “Git ablanın cesedinin parçalarını topla.” denilmiştir. Bu, bizzat Hasret Yaşarer’in ifadesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Düşünün, insanlığın, insani duyguların bu kadar köreldiği, bir bölge insanına karşı şiddet politikalarının bu kadar pervasızlaştığı ve askere, polise suç işleme özgürlüğü denebilecek, bu anlama gelebilecek sınırsız yetkinin verildiği, cezasızlığın kol gezdiği utanç verici bir gerçeklik. Orada Batı’lı bir ülkede, az biraz demokrasinin, hukukun üstünlüğü bir ülkede bir hayvan öyle, o şekilde parçalansa sorumlu hakkında işlem yapılır. Bir can, bir anne, zavallı 80 yaşındaki kız kardeşini torbayı eline alarak 2 metrekareye dağılmış olan ablasının uzuvlarını toplamakla baş başa bırakıp bundan hesap sormayan zihniyeti şiddetle kınıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım

Sayın Bostancı…

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Hakkâri ve Erzurum’da şehit düşen 3 askeri ve bütün şehitleri rahmetle andığına, Manisa’da askerî birlikteki zehirlenme hadisesinin mutlak surette sonuna kadar takip edilip soruşturmasının yapılacağına ve Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Hakkâri ve Erzurum’da terörle mücadele ederken şehit düşen 3 askerimizi ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Millet olarak, ülke olarak, onlara bugünümüzü ve geleceğimizi borçluyuz, bunu biliyoruz. Geride kalanlara, bütün milletimize, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Manisa’da yaşanan askerî birlikteki zehirlenme hadisesi, mutlak surette sonuna kadar takip edilip arkasındaki bütün karanlık noktaların açığa çıkarıldığı bir süreçte bu işin soruşturması yapılacaktır. Her kimin burada dahli, ihmali, kusuru var ise hukukun önüne çıkarılacak ve hukuk çerçevesinde layık olduğu muameleye maruz bırakılacaktır.

Onlar, devlete yani hepimize emanet edilmiş bizim evlatlarımızdır, çocuklarımızdır, onlara ilişkin hassasiyet, siyasi polemiklerin konusu olmaz, hepimizin ortak hassasiyetidir, vicdani yaklaşımıdır; bu sorumluluğu Hükûmet elbette yerine getirecektir, biz de takipçisi olacağız.

Babalar Günü dolayısıyla bütün babaların gününü kutluyorum. Bütün şehit babalarının evlatlarının da gününü kutluyorum.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda görev yaparken bir şehidimizin kızı, 22 yaşında bir genç kız gelmişti Komisyona ve orada konuşurken bize sorduğu ilk soru “Baba mısınız, çocuklarınız var mı?” olmuştu.

Sonra “Ben babanın ne olduğunu bilmiyorum. Baba ne demek? Çünkü ben altı aylıkken babam şehit oldu…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı, lütfen tamamlayınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “…ve ben şimdi 22 yaşındayım. Ne zaman içinde ‘Baba’ geçen bir cümle duysam, televizyonlarda buna ilişkin bir diziyle karşılaşsam ve ne zaman bugün olduğu gibi bir Babalar Günü kutlansa, kendimi çok kötü hissediyorum.” demişti.

Şehit babaların arkada bıraktıkları evlatlar hepimizin evlatlarıdır ve “Devlet” dediğimiz organizasyon, esasen bizim geleneksel kültürümüzde “Devlet baba” diye tanımlanmasının nedenlerinden birisi de şefkat kollarıyla bu ülkenin bütün çocuklarını kucaklama niteliği dolayısıyladır. Devletin bu sosyal niteliğini, ahlaki ve insani niteliğini tahkim etmek de hepimizin görevidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Erzurum ve Hakkâri’de şehit olan askerlere ve Diyarbakır Lice’de zırhlı polis aracıyla ezilerek hayatını kaybeden Pakize Hazar’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Terörle mücadelede bugün şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Yıldırım’ın sözünü ettiği müessif olayda hayatını kaybeden Pakize anaya Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 22 milletvekilinin, akademisyenlerin bildirgesi ve akabinde yaşanan gelişmelerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/577)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen ilçelerde yaşananlara sessiz kalmayan, devletin uyguladığı güvenlik konseptinin bir an önce durdurulmasını, çözüm, diyalog ve müzakere sürecine geri dönülmesini talep eden 1.128 akademisyen "Bizler bu suça ortak olmayacağız!” başlıklı bir bildiri yayınladılar. Bu bildirinin hemen akabinde akademisyenlere yönelik devletin en üst düzey makamlarınca yöneltilen suçlama ve karalamalar kısa sürede bir linç kampanyasına dönüştü. Akademisyenler hakkında soruşturmalar açıldı, gözaltı ve görevden almalar yaşandı. Bu olay Türkiye'de hakikatlerin nasıl karartıldığını, ifade özgürlüğünün, bilimsel ve akademik özgürlüklerin nasıl yok sayıldığını, barışı talep etmenin ve devlet müdahalesine son verilmesi gerektiğini söylemenin suç sayılmaya başladığını göstermesi açısından oldukça elzemdir. Akademisyenlerin bildirgesi ve akabinde yaşanan gelişmelerin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mahmut Toğrul                                     (Gaziantep)

2) İdris Baluken                                       (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                       (İstanbul)

4) Garo Paylan                                         (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                           (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                      (İzmir)

7) Ali Atalan                                            (Mardin)

8) Erol Dora                                            (Mardin)

9) Mithat Sancar                                      (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                                    (Muş)

11) Burcu Çelik                                        (Muş)

12) Besime Konca                                     (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                     (Siirt)

14) Aycan İrmez                                       (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                                 (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                       (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                        (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                      (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                    (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                                 (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                        (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                     (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                             (Van)

Gerekçe:

Yaklaşık olarak kırk yıldır Kürt sorununa ilişkin daha önce denenmiş ve başarısızlıkla sonuçlanmış güvenlik eksenli yaklaşımın neticesinde binlerce yurttaşımız yaşamını yitirirken binlerce köy, mezra boşaltıldı, toplu göçler yaşandı. Ülkenin en temel sorunu olarak görülen Kürt sorunun ivedilikle müzakere yöntemiyle çözümüne ilişkin katkıların tartışıldığı, formüllerin üretildiği bir zaman kesitinden sonra tekrardan çatışma ortamının etkisini iliklerimize kadar hissettiğimiz bir dönemde çözümü çözümsüzlüğe çeviren, nefret söylemlerinin en uç noktada bizzat hanelerin duvarlarında teşhir edildiği, toplu ölümlerin bilançolarıyla her gün yeni bir güne uyandığımız, son dönemde çok sıkça dillendirilen bir “Yeni Türkiye”de yaşamaktayız.

Bildiriye imza atan 1.128 akademisyen hakkında devletin en üst makamları tarafından başlatılıp mevcut Hükûmet tarafından desteklenen geri adım attırma kampanyası, akademisyenler hakkında açılan idari soruşturmalar, YÖK'ten talimat beklediğini belirten üniversite yönetim anlayışları, bildiride imzası bulunanlara yönelik gözaltı ve görevden alınmalar başlamıştır. İfade özgürlüğü, cumhuriyet tarihi boyunca en vahim dönemden geçmektedir. Faşist ideolojilerin değişmez bir özelliğinin aydın düşmanlığı olduğu bilinmektedir. İktidarın manipüle ettiği toplumda aydın düşmanlığı yaratmak çok kolaydır.

Demokratik topluma ilişkin tanım şöyledir: Bu tanıma göre ifade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esas koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birisini oluşturmaktadır. Bu ilke sadece toplumu rahatsız etmeyen, olumlu karşılanan veya ilgilenmeye değer bulunmayan bilgi ve düşünceler için değil, devleti ve toplumun bir kesimini gücendiren, şok eden ve rahatsızlık veren bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Demokratik bir toplumun olmazsa olmazları olan çoğulculuk, tolerans ve geniş fikirliliğin gereği böyledir. Siyasi iktidarın kendisiyle bu haklarını kurarak iletişim kurmaya çalışan kitleleri dinlemesi, onlarla diyaloga geçmesi elzemdir.

Akademisyenler hakkında devlet yetkilileri tarafından yapılan olumsuz açıklamaların, ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların kalkması, görevden uzaklaştırılanların hangi gerekçelerle uzaklaştırıldığı, soruşturma açılanların soruşturmalarının incelenmesi, gözaltına alınanların gözaltı süresince yaşadıklarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını talep ederiz.

2.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, Avrupa Birliği bünyesinde faaliyet gösteren araştırma kuruluşu CAR’ın yayınladığı bir raporda öne sürülen Türkiye’de kurulu 13 firmanın içinde olduğu sevkiyat ağının ve IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki finansal ve ticari bağlarının tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/578)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Avrupa Birliği bünyesinde faaliyet gösteren araştırma kuruluşu CAR, Conflict Armament Research’ün (Çatışmaların Silahlandırılmasını Araştırma) yayınladığı “IŞİD Tarafından Kullanılan El Yapımı Patlayıcı Unsurlarının Kaynağının İzini Sürmek” başlıklı raporda öne sürülen Türkiye’de kurulu 13 firmanın içinde olduğu sevkiyat ağının ve IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki finansal ve ticari bağlarının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                                    (İzmir)

2) İdris Baluken                                       (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                       (İstanbul)

4) Garo Paylan                                         (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                           (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                      (İzmir)

7) Ali Atalan                                            (Mardin)

8) Erol Dora                                            (Mardin)

9) Mithat Sancar                                      (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                                    (Muş)

11) Burcu Çelik                                        (Muş)

12) Besime Konca                                     (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                     (Siirt)

14) Aycan İrmez                                       (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                                 (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                       (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                        (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                      (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                    (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                                 (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                        (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                     (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                             (Van)

Gerekçe:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 17 Aralık 2015’te IŞİD terör örgütüne karşı yaptırım komitesi kurmasının ardından Avrupa Birliği de benzer bir çalışma içine girmiştir. 2011’de kurulan ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Conflict Armament Research (CAR) isimli "Çatışmaların Silahlandırılmasını Araştırma” kurumu başta Irak, Libya, Somali, Güney Sudan ve Suriye olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde süren çatışmalarda kullanılan silah ve askerî mühimmatın uzman teknik ekspertizler yoluyla incelemesini yaparak malzemenin kaynağını, hangi ülke ve firmalar tarafından üretilip sevkiyatının yapıldığını, sevkiyat sırasında hangi yollardan geçtiğini araştırıp belgeleyerek raporlaştırmaktadır.

CAR, Şubat 2016 tarihinde “IŞİD Tarafından Kullanılan El Yapımı Patlayıcı Unsurlarının Kaynağının İzini Sürmek” başlıklı 107 sayfalık raporu kendi internet sayfasında (http://tinyurl.com/gpcufix) yayınlamıştır.

Raporun giriş bölümünde ifade dildiği üzere, CAR yetkilileri Irak ve Suriye’de IŞİD'in terk ettiği Tikrit, Musul, Kerkük, Rabia ve Kobani kentlerinde toplam yirmi ay çalışarak raporu tamamlamıştır. Bu rapora göre, IŞİD terör örgütü tarafından dünyadaki 20 ülkede 51 şirketin ürettiği askerî, kimyasal malzeme ile el bombası ve silah kullanılmaktadır. Bu 20 ülkeden 1’i de Türkiye'dir ve Türkiye'de kurulu 13 şirket IŞİD'in kullandığı malzemelerin üreticisi ya da ithalatçısı olarak gösterilmektedir. Rapora göre, sevkiyat zincirinde yer alan 13 şirketle Türkiye, IŞİD güçlerinin el yapımı patlayıcı imalatında kullandıkları bileşenler için en önemli stratejik geçiş yolunu oluşturmaktadır.

Söz konusu malzemelerin IŞİD tarafından Eylül 2014 ile Nisan 2015 tarihleri arasında kullanıldığı raporlanmıştır. CAR'ın tespitlerine göre, diğer ülkelerdeki şirketler esasen Türkiye pazarına hizmet vermekte ve büyük çoğunluğu Irak veya Suriye'ye ihracat yapmamaktadır. CAR'ın topladığı kanıtlara göre IŞİD ya da onlar adına faaliyet gösteren aracılar bu bileşenleri Türkiye'den temin etmiş ve daha sonra Irak ve Suriye'ye sevk etmişlerdir.

2 Mart-17 Nisan 2014'te Irak Hükûmet güçleri ve IŞİD arasında Irak'ın Tikrit kenti üzerindeki hâkimiyet savaşında IŞİD güçlerinin kenti bırakarak kaçması sonrasında ele geçen patlayıcıların içeriklerinde bulunan alüminyum macununun Brezilya, Romanya ve Çin'de 3 ayrı üretici tarafından üretilerek İstanbul'da faaliyet gösteren 3 ayrı firmaya ihraç edildiği tespit edilmiştir. CAR'ın bilgi istediği bu firmalar ise verdikleri cevapta, söz konusu malzemeleri bir yere ihraç etmediklerini beyan etmiştir.

Amonyum nitrat üreticisi olan Antakya firması, CAR’la bilgi paylaşmamış, YPG güçleri tarafından Kobani'de ele geçirilen palet ürenin (gübre) Rusya'da üretildiği ve Türkiye'deki bir firma tarafından ithal edildiği tespit edilmiş ancak CAR yetkilileri söz konusu firmaya ulaşamamıştır.

Kimyasal prekürsör olarak üretilen hidrojen peroksidin Hollanda'da imal edilip Türkiye'deki bir firmaya ihraç edildiği Hollanda Hükûmeti tarafından teyit edilmiş, firma bu malzemeyi Irak'a ihraç ettiğini teyit etmiş ancak son kullanıcıya ulaşılamamıştır.

Kobani'de ele geçirilen patlayıcı fitillerinin Hindistan'da üretilip Türkiye'ye ihraç edildiği tespit edilmiş, Türkiye'deki ilgili 2 firma bu malzemenin yurt dışına ihraç edilmesinin kanunen yasak olduğunu CAR'a bildirmişlerdir.

Patlayıcı döşemeye yarayan bakır kabloların ve iletişim tellerinin Türkiye'de üretildiği tespit edilmiş ancak CAR yetkilileri, bu üretimlerin tam olarak nereye sevk edildiği konusunda ilgili 4 firmadan bilgi alamadıklarını raporlaştırmışlardır.

Raporda yer aldığı ifadeyle, araştırma zinciri Türkiye'de kopmaktadır. Türkiye'den söz konusu malzemelerin tam olarak nereye gittiği tespit edilememekte, bu da adı geçen malzemelerin IŞİD'e gittiği şüphesini artırmaktadır.

Söz konusu iddiaların araştırılması ve konunun tüm yönleriyle açığa çıkarılması amacıyla TBMM bünyesinde bir araştırma komisyonu kurularak iddiaların açıklığa kavuşturulması TBMM'nin en önemli görevlerinden biridir.

3.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez ve 23 milletvekilinin, Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 tarihinde Silopi'de ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan ölümlerin, insan hakları ihlallerinin ve hukuksuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/579)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şırnak Valiliği tarafından 14/12/2015 tarihinde Silopi'de ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan ölümlerin tespiti, insan hakları ihlallerinin ortaya çıkarılması ve bu ihlallerde dahli olanların belirlenmesi ile delillerin ve tanıkların dinlenmesi için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Aycan İrmez                                        (Şırnak)

2) Meral Danış Beştaş                               (Adana)

3) Behçet Yıldırım                                     (Adıyaman)

4) Berdan Öztürk                                      (Ağrı)

5) Dirayet Taşdemir                                  (Ağrı)

6) Sırrı Süreyya Önder                              (Ankara)

7) Ayşe Acar Başaran                                (Batman)

8) Mehmet Ali Aslan                                  (Batman)

9) Saadet Becerekli                                  (Batman)

10) Hişyar Özsoy                                      (Bingöl)

11) Mizgin Irgat                                        (Bitlis)

12) Altan Tan                                           (Diyarbakır)

13) Çağlar Demirel                                   (Diyarbakır)

14) Feleknas Uca                                     (Diyarbakır)

15) İmam Taşçıer                                     (Diyarbakır)

16) Nimetullah Erdoğmuş                           (Diyarbakır)

17) Nursel Aydoğan                                   (Diyarbakır)

18) Sibel Yiğitalp                                      (Diyarbakır)

19) Ziya Pir                                             (Diyarbakır)

20) Mahmut Toğrul                                    (Gaziantep)

21) Abdullah Zeydan                                 (Hakkâri)

22) Mehmet Emin Adıyaman                        (Iğdır)

23) Erdal Ataş                                          (İstanbul)

24) Ahmet Yıldırım                                    (Muş)

Gerekçe:

Şırnak'ın Silopi ilçesinde, 14/12/2015 tarihinde valilik tarafından hukuki hiçbir gerekçesi olmadan ilan edilen sokağa çıkma yasağı bugün 61'inci günündedir. 18/1/12015 tarihinde yarım güne dönüştürülerek devam ettirilen sokağa çıkma yasağı, yaklaşık 100 bin nüfuslu Silopi ilçe merkezinde otuz yedi gün boyunca kesintisiz devam etmiştir.

Gün boyu devam eden sokağa çıkma yasağı, süreleri boyunca yasağın ilan edildiği mahallelerde, yaşam hakkı başta olmak üzere özgürlük ve güvenlik ile seyahat, özel hayat, aile ve konut dokunulmazlığı, sağlık, eğitim, barınma hakkı gibi bir dizi temel hak ve özgürlüğün ihlaline yol açmıştır.

Kamusal bütün faaliyetlerin askıya alındığı, olağanüstü hal durumunun yaşandığı ilçede, mahalle ve ilçelere giriş çıkışı sağlayan tüm yollar barikatlarla kapatılmış, ilçelerin etrafı zırhlı askerî, polis tank ve panzerlerle çevrilerek, milletvekillerinin, sivil toplum örgütlerinin ve basın mensuplarının ilçe ve mahallelere girmesi engellenmiştir. Bununla birlikte, sıklıkla tüm iletişim kanalları kesilerek bu ilçe ve mahallelerin dış dünyayla bağlantısına son verilmiştir.

Toplamda iki kez sokağa çıkma yasağı ilan edilen ve altmış iki günü bulan Silopi'de 28 sivil yurttaş yaşamını yitirdi. En küçüğü 11, en büyüğü 81 yaşında 6'sı çocuk, 7'si kadın olmak üzere yaşamını yitiren 28 yurttaşın tamamı sivildir. Bu yurttaşlar, evlerine havan topunun isabet etmesi, evlerinin içinde veya evlerinin avlusuna çıktıkları esnada kurşunların hedefi olması, ambulansın gelişinin engellenmesi gibi farklı nedenlerle yaşamlarını yitirdiler.

Bu cenazelerin hepsi günlerce defnedilemedi. 19 Aralık 2015 tarihinde evlerinin bulunduğu sokağa çıkan 11 çocuk annesi 57 yaşındaki Taybet İnan, açılan ateş sonucu yaşamını yitirmiştir. Taybet İnan'ın cenazesi 7’nci günün sonunda sokaktan alınabildi.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilen Silopi'de kent günlerce ateş altına alındı. Özellikle Cudi, Nuh, Başak, Şehit Harun ve Barbaros Mahallerinde yüzlerce eve top atışlarının isabet etmesi ve yıkılması sonucunda binlerce insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. Silopi halkına yönelik şu çağrılar yapıldı: "Evlerinden çıkmayan herkes hedef alınacaktır.”, “Evlere gaz atılacaktır.”

5 Ocak günü ise 3 Kürt kadın siyasetçi; DBP PM üyesi Seve Demir, KJA aktivisti Fatma Uyar ve Silopi Halk Meclisi Eş Başkanı Pakize Nayır açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi.

Silopi'de sokağa çıkma yasakları esnasında yaşanan ölümler, insan hakları ihlalleri ve hukuksuzlukların ortaya çıkarılması bu ihlallerde dahli olanlarla ilgili soruşturmaların yürütülmesi, delillerin ve tanıkların dinlenmesi için Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşları tarafından, FETÖ/PDY yapılanmasının 2009 yerel seçimleri ve 2015 milletvekilleri genel seçimlerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 9/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2017 Pazar günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/6/2017 Pazar günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Levent Gök

                                                                                                                                        Ankara

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşları tarafından FETÖ/PDY yapılanmasının 2009 yerel seçimleri ve 2015 milletvekilleri genel seçimlerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 9/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (971 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18/6/2017 Pazar günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Kazım Arslan Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizi iki gündür epeyce dinledik Sayın Arslan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Evet, teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün şehit olan 3 askerimiz için Allah’tan rahmet, ayrıca ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Yine, Manisa’da zehirlenmek suretiyle ölen askerlerimize de Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum.

Bugün, Babalar Günü; burada bulunan arkadaşlarımızın, bütün babaların Babalar Günü’nü yürekten kutluyorum; sağlıklı, güzel, uzun ömürler diliyorum.

Ayrıca hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Seçim adaletini yıllar içinde yok eden bir yapılanmanın, özellikle FETÖ ve PDY yapılanmasının seçimleri ne şekilde etkilediği, özellikle 2009’dan sonraki seçimlerde bu yapılanmanın seçimlerin sonuçlarını çok farklı bir şekilde ortaya koyduğu yönündeki konunun ve şaibeli durumların araştırılması için önerge vermiştik, bunun üzerine söz aldım.

Biliyorsunuz, ülkemizin en büyük sorunlarından bir tanesi, adaletsizlik, hukuksuzluk, aynı zamanda da yıllardan beri süren hukuk güvenliğinin yokluğu ve seçim güvenliğinin yokluğudur. İşte, bu adaletsizliklerin yok edilmesi için yola çıktığımız ve bu adaletin Türkiye’de yeniden tesis edilmesi, getirilmesi için yollarda yürümeye başladığımız bugünlerde, Sayın Genel Başkanımızla birlikte, arkadaşlarımızla birlikte, halkımızla birlikte yürümeye devam ediyoruz, adalet tecelli edinceye kadar bu yürüyüşümüz devam edecektir. Bunu belirtmek istiyorum. Bu yürüyüşü gerçekleştiren başta Genel Başkanımız olmak üzere tüm arkadaşlarıma ve halkımıza çok teşekkür ediyorum; saygılar, sevgiler sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, FETÖ terör örgütü ve PDY yapılanması, her tarafı o kadar çok sarmıştı ki, biliyorsunuz, devlet içinde devlet olmuş ama sizin hiç haberiniz yok. Okullar, üniversiteler, finans kuruluşları, alışveriş merkezleri ve birçok kamu kurumunda yuvalanmış, liyakate hiç dikkat edilmeden, belirli yerlere getirilmek suretiyle, yetkili kılınmak suretiyle, gerçekten, Türkiye’de adaletin, hukukun ve seçim güvenliğinin yok olmasına sebebiyet veren bir yapı ortaya çıkmıştır. Tabii, seçim sonuçları hep sizin lehinize sonuçlandığı için hepiniz bunları görmezden geldiniz ama sonuçta, bir geldiniz ki “Eyvah, biz bunları görmemişiz. Biz, onlar ne istedilerse verdik, her şeyi yaptık ama onlar bize ihanet etti.” diyerek karşı koymaya başladınız.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bunların hepsini biliyorsunuz. Biz bunları yıllardan beri sizlere söyledik, “Bakın, FETÖ terör örgütü, bu devleti, devletimizi ele geçirmeye çalışıyor. Siz, bunlara alet oluyorsunuz, öncülük ediyorsunuz, liyakate uymadan bunları yetkin olmadıkları yerlere getiriyorsunuz, devletin düzenini bozuyorsunuz. FETÖ terör örgütü, ileride bu devleti ele geçirirse şaşmayın.” diye yıllardan beri söylüyoruz ama sizleri bir türlü inandıramadık. Ne zaman inandınız? 17-25 Aralık yolsuzluk dosyasının ortaya çıkmasından sonra “Eyvah!” dediniz ama iş işten geçmişti, devlet elden gitmişti, değerli arkadaşlarım. Şimdi, böyle bir noktaya getirdiniz.

Şimdi, bu kanunsuz uygulamalar nedeniyle ve 2009’dan itibaren yapılan seçimlerdeki adaletsizlikler sebebiyle, gerçekten kazanılması gereken birçok seçimin kaybedildiğini ve Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının, güvenliğinin ortadan tam anlamıyla kaybolduğunu belirtmek istiyorum.

Esasen, oy namustur değerli arkadaşlarım. Vatandaş, bize güveniyor, oy veriyor ama bunu gerçek anlamında, sandığa ne şekilde girmişse çıkmasını sağlamayı beceremediniz ve sonuçlarda gerçekten birçok değişiklik, birçok haksızlık oldu, birçok yanlışlık ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. O nedenle, birçok seçime şaibe karıştı. 2009’dan itibaren bu seçimlerde birçok farklı sonuç, birçok sandıkta değişiklik ve çöp kutularında bulunan oylar ortaya çıktı. Bunların üzerine hiç gitmediniz çünkü bunların sonuçları sizi çok ilgilendirmiyordu, siz “Sonuçta seçimi kazandık.” deyip, kenarda oturup seyrediyordunuz.

Ama gelinen noktada ne oldu, biliyor musunuz? Özellikle 2010 referandumuyla birlikte, mezardaki ölülerin bile çıkıp oy kullanmasına fetva veren Pensilvanya ile siz, gerçekten birlikte olarak, o günün zamanında birçok değişikliğin, Anayasa değişikliklerinin olmasına ve sonuçta da PDY yapılanmasının, FETÖ yapılanmasının yargının her tarafını sarmasına olanak sağlayacak bir yapıyı da ortaya çıkarmış oldunuz. Referandumlarda, belediye ve milletvekili seçimlerinde özellikle iş birliği yaptınız. Bu iş birliği o kadar çok aşikârdı ki gerek basın yoluyla gerek çalışmalar yönüyle gerekse örgütlenmeler yönüyle, birçok yönüyle sizin hanenize yazılan birçok kazanım gerçekleşti. Şimdi nasıl olursa olsun siyasetin rotasını belirleyen seçim sonuçlarına FETÖ müdahalesini konuşmak ve bundan sonra da ortaya çıkacak sonuçların ne şekilde ve nasıl olacağını tartışmak ve bu tür yapılanmaların bundan sonra devlet içinde gerçekleşmesine fırsat vermemek için çalışmak zorundayız diye belirtmek istiyorum.

Bakın, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde ben Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı adayıydım. Bu seçimlerde öyle yolsuzluklar yapıldı ki -tutanaklar elimde- alınan tutanaklarda, benim aldığım oyları benim rakibimin üzerine yazmak suretiyle bir seçim sonucunu ortaya çıkardılar. Yine, benim aldığım oyları, benim üstümde kayıtlı bulunan HDP’nin üzerine yazmak suretiyle benim oylarımı aşağıya çıkardılar. Eğer isterseniz, elimde tutanakları var, örnekleri var. İtirazlarımız doğrultusunda bunlar değişti, düzeltildi ama değerli arkadaşlarım, bunlar yıllardan beri sizlerin kontrolünde yapılan yanlışlardı.

Bakın, özellikle, FETÖ/PDY yapılanması birçok olayla ortaya çıkmıştır. YSK’nın 3 üyesi tutuklanmıştır. İl seçim kurulu başkanı 11 hâkim tutuklanmıştır. İl seçim kurulundan 59 hâkim tutuklanmıştır. İlçe seçim kurulu başkanı olan 210 hâkim tutuklanmıştır. Demek ki değerli arkadaşlarım, yıllardan beri, sizin göz yumduğunuz birçok kadro, sizlerle birlikte bu yapılanmayı gerçekleştirmiş ve sonucunda da seçim sonuçlarını olumsuz etkileyen birçok durumları ortaya çıkarmışlardır.

Şimdi, biliyorsunuz, özellikle, FET֒yle beraber çalıştığınız dönemlerde Millî Güvenlik Kurulunun kararına rağmen o günün FET֒cülerini, Nurcularını araştırmaktan maalesef geri durdunuz. Ayrıca, “KPSS sonuçlarında birçok hırsızlık yapılıyor, sorular çalınıyor.” dedik, bunlara göz yumdunuz, ses çıkarmadınız. Yine “Askerî liselerde sorular çalındı.” dedik, ses çıkarmadınız. “Ergenekon davası, Balyoz davası, casusluk davalarında gerçekten adaletsizlik yapılıyor, haksızlık yapılıyor.” dedik, siz o davaların savcısı olarak ortaya çıktınız ve adaletin gerçekleşmesinin de gerçekten önünü kapatmış oldunuz.

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, adaletsizliği, hukuksuzluğu, hukuk güvenliğini yok edecek uygulamalardan artık iktidarınızın geri durması gerekir çünkü adalet hepimize lazım, hukuk hepimize lazım diyorum, sözlerimi bu şekilde bitiriyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Önerinin aleyhinde Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Usul olarak her ne kadar önergenin aleyhinde söz alsak da aleyhinde konuşmayacağımı da baştan ifade etmek isterim.

Sözlerime başlarken, bugün, Babalar Günü; başta şehit babaları olmak üzere bütün babaların Babalar Günü’nü kutluyorum. Ayrıca, başta babam olmak üzere ebediyete intikal etmiş bütün babaların ve şehit olmuş bütün babaların hepsini rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Yine, bildiğiniz gibi, çarşamba günü Kadir Gecesi’ni idrak edeceğiz. Bunun, Türk İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

İnşallah, önümüzdeki pazar günü de hep birlikte Ramazan Bayramı’na ulaşacağız. Bayramın da ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, huzuruna vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan ve her yönüyle ihanet kokan hain kalkışma girişimini aynı zamanda bir işgal girişimi olarak gören ve yok edilmeye çalışılan devlet otoritesini yeniden tesis etmek adına üzerine düşeni eksiksiz bir şekilde yapmayı kendisine görev edinmiş bir siyasi partidir.

FET֒nün yıllardır var olduğu ve siyasetle en güçlü bağı yakın zaman içinde kurduğu gözardı edilmiştir. Yapılan ihmallerin ve izlenen yanlış politikaların sonucunda en büyük ve en önemli kaynağımız olan insan kaynağımızın heba edildiği ise ayrıca dikkat çekilmesi gereken bir husustur.

Toplumun tüm kesimleri, 15 Temmuz darbe girişimini araştırma komisyonunun çalışmaları neticesinde birçok sorunun cevap bulacağına inanmıştır. Haklı olarak böyle bir beklenti içerisine girmiştir ancak bu soruların cevabının bulunması bir kenara, vatandaşlarımızın kafasında bazı yeni soru işaretleri de ortaya çıkmıştır. Özellikle örgütün siyasi ayağının ve 15 Temmuz gecesi darbeciler adına bildiri okutan yurtta sulh konseyinin tam olarak ortaya çıkartılamaması bu minvalde yapılmak istenen çalışmalarımızın ve önergelerimizin bir şekilde Komisyon Divanı tarafından engellenmesi, yeni şüpheleri beraberinde getirmiştir.

ByLock kullanan üst düzey bürokratların ve siyasilerin listesinin MİT tarafından Komisyona iletilmesi, tarafımızca talep edilmiş, ancak bu talebimiz, Komisyon Divanı tarafından adli soruşturmanın sürdüğü gerekçesiyle yerine getirilmemiştir. Hâlbuki adli soruşturmalar, idari soruşturmalara engel değildir. Üst düzey bürokratların ve “byLock”çu siyasilerin listelerinin Komisyonumuza bildirilmesi talebimizin yerine getirilmemesi gerekçelerinden bir diğeri de kişisel veriler konusudur ki bu da gerekçe olarak, mazeret olarak kabul edilemez.

ByLock, FETÖ terör örgütüyle iltisakı gösteren somut bir veridir, dolayısıyla bu kişilerin açıklanmasının muhakkak sağlanması gerekir. MİT, her kuruma kendi mensuplarının byLock listesine göndermiştir, bu çerçevede de Meclisimize üst düzey bürokratların ve siyasilerin listesini pekâlâ gönderebilir. Alt kademedeki byLock kullanıcılarının tutuklandığı bir dönemde üst kademedeki bürokratların ve siyasetçilerin kimliklerinin ve listelerinin açıklanmaması, bunlar hakkında herhangi bir adli ya da idari soruşturma yapılmaması, anlaşılır bir durum olmadığı gibi adalete, hakkaniyete uygun bir durum da değildir.

Yine, çok sayıda diplomatik pasaport sahibi kişinin yabancı ülkelere sığınma talebinden bahsedilmektedir. Kimdir bunlar? Bunların içinde siyasetçiler var mıdır? Bu diplomatik pasaport sahibi diplomatları kimler atamıştır? Bunların bu örgütle bağı nedir, ne değildir; bunun da açıkça ortaya konması lazım. Sayıları yüz binlerle ifade edilen kamu görevlisi, kamudan ihraç edilmiş, açığa alınmış, haklarında adli takibatlar başlatılmıştır. Bu kadar kamu görevlisinin siyasi ayak olmadan kamuda yer bulabilmesi mümkün değildir. Onları devletin içerisine kim yerleştirdiyse bu ayakların kopartılması lazım.

Yine, Mehmet Partigöç, Mehmet Dişli ve Akın Öztürk gibi darbe girişiminin en önemli aktörlerinin Komisyon tarafından dinlenilememesi, buna da adli soruşturmanın gerekçe gösterilmesi yanlıştır, Komisyon Başkanlığı bunu engellemiştir. Bu durumun sonucu olarak da, darbe başarılı olsaydı siyasi ayağın kimlerden teşekkül ettirileceğinin ortaya çıkarılması sağlanamamıştır. Darbe bildirisinin altında ismi bulunan yurtta sulh konseyinin kimlerden oluştuğunu sadece Ankara çatı iddianamesinden görebilmekteyiz, bu konuda Meclisimiz bir çalışma yapamamıştır.

Darbe girişiminin ardında bulunan dış desteklerin kimlerden ve hangi uluslararası kuruluşlardan oluştuğu da maalesef tespit edilememiştir. Bu durum, FETÖ üyelerinin yurt dışında kimlerle bağlantıda olduğuna ilişkin bilgilere ulaşmamızı engellemiştir. Darbe girişimi öncesi belediyelerden FET֒ye ciddi kaynak aktarıldığı kamuoyunun malumudur ancak belediyelerin de siyasi ayak içerisinde incelenmesi sağlanamamıştır.

Gene, Komisyonda ilgisiz alakasız kişiler de dinlenmiştir. Bunlardan bir tanesi, Doktor Hasan Polat’tır. Kendisi, Komisyona sunduğu CV’sinde referans olarak Enerji Bakanı Berat Albayrak’ı göstermiştir ve lüzumsuz bilgilerle Komisyonumuzu meşgul etmiştir. Sonuç olarak, sadece, Berat Albayrak’ın cemaatçi olmadığını bize söylemek için görevlendirilmiş bir kişidir; kim arayıp buldu, onu da bilmiyoruz.

Yine, raporun 184’üncü ve 185’inci sayfalarında, Fetullahçı terör örgütü kontenjanından bazı isimlerin milletvekili olarak seçildiği, bunlara kontenjan ayrıldığından bahsedilmektedir. Bu, son derece ürkütücü bir açıklamadır. 2011 milletvekilliği genel seçimlerinde FETÖ, iktidar partisinden milletvekilliği kontenjanı kullanmış mıdır? Böyle bir kontenjan varsa iktidarı elinde bulunduran AKP kadrolarından bu kontenjandan kaç isim milletvekili seçilmiştir. Örneğin, FETÖ lideri Fetullah Gülen’in ilk öğrencilerinden olan yani çekirdek kadroda yer alan İlhan İşbilen, kimin veya kimlerin talebi üzerine AKP’den milletvekili yapılmıştır? Raporda olduğu söylenen FETÖ kontenjanından milletvekili seçilen isimlerin yanında belediye başkanı seçilenler de var mıdır? Tüm bu sorular maalesef cevabını bulamamıştır Komisyonumuz çalışmaları sırasında.

Raporda FET֒nün etkin olduğu, ele geçirdiği veya geçirmeye çalıştığı her türlü kurum, kuruluş ve meslek grubuyla ilgili yorum veya tespitte bulunulduğu görülmektedir ancak FET֒nün siyasi ayağından hiç bahsedilmemiştir. Yine, FET֒yü besleyen, ona alan açan, onun tetikçiliğini yapan, siyasi partneri dizayn etme çabası içindeki FET֒nün figüranlığını yapan, kanal kanal dolaşıp FET֒yü zamanında aklamaya çalışan siyasilerden hiç bahsedilmemesi ve bunların bulunup yargı önüne çıkarılmasıyla ilgili bir önerinin de komisyon raporunda bulunmaması önemli bir eksikliktir.

FET֒nün her türlü siyasi yapıyla diyalog hâlinde olduğu veya olmaya çalıştığı doğrudur ancak bu yapıya kucak açanlarla bu yapıyı en başından beri elinin tersiyle itenler aynı kefeye konamaz, ödenen bedeller göz ardı edilemez, bu yapıyla mücadele eden, her türlü siyasi çıkarı bir kenara bırakıp aziz Türk milletinin bekasını düşünen siyasi partilerin öngörülerinin ve uyarılarının raporda yer bulması, alınması gereken tedbirler açısından önemlidir. ByLock ve Eagle kullanan kişilerin makam ve mevki gözetilmeden yargılanmasının muhakkak önü açılmalıdır.

MİT raporundan da anlaşılacağı üzere, FET֒nün 7 katmanlı bir yapıdan oluştuğu görülmektedir ancak bu 7 katman içinde siyasilerden hiç bahsedilmemesi de ayrıca bir garabettir. 2002 öncesi FET֒nün birlikte hareket ettiği siyasiler açık açık belirtilirken 2002 sonrasındakilerden hiçbirisinden bahsedilmemesi de çok önemli bir eksikliktir.

Yine, Abant Platformu bu toplumda çok konuşulmuş, buraya birçok yazarlar, çizerler, siyasetçiler gitmiştir; bunlarla ilgili herhangi bir hususun da raporda yer almaması önemli bir eksikliktir.

Raporun 65’inci sayfasında FET֒nün 2009 yılında AKP iktidarına bayrak açtığından bahsedilmektedir. Bu tespit, temelsizdir çünkü aynı FET֒yle 2010 referandumunda AKP iktidarının gerçekleştirmiş olduğu seçim ittifakı, bu durumda nasıl açıklanabilir? Yine, raporda yer alan 2011’deki bu seçimdeki kontenjanlar nasıl açıklanabilir, 2010 referandumu sonrası HSYK seçimlerinde Adalet Bakanlığı FET֒nün listesini niçin desteklemiştir? Bu HSYK seçimleri aynı zamanda yüksek yargıyı ve YSK’yı etkilemiştir.

Yine, 2011 yılında çıkartılan KHK’lar var. Bu KHK’larla idareci pozisyonundaki binlerce kamu görevlisinin müktesep hakları ellerinden alınmış ve kamuda görev yapan idareciler, müşavir, araştırmacı ve uzman kadrolarına atanmıştır. Boşalan bu idari kadroların çoğu, FETÖ tarafından kullanılmıştır. Bu bakımdan bu KHK’ları kimler hazırlamıştır, bu KHK’lar hakkında siyasi iradeyi kimler, nasıl ikna etmiş ve yönlendirmiştir?

Ayrıca, bundan sonrası için de yeni paralellere alan açılmaması gerekir. FET֒nün siyasi ayağını ayıklamak zorundayız. Bu ayıklamayı başaramazsak FET֒nün uyuyan hücrelerinin uyanmasına kimse engel olamaz; bu bakımdan herkesin uyanık olması lazım.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Önerinin lehinde Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu, gerek Parlamentonun gerekse ülkenin tamamının gündemini bir yıldır meşgul etmiştir ve böyle devam edildiği, iktidar partisi ve ülkeyi yönetenler bu darbeye ve darbecilere karşı mevcut tarzıyla son on bir ayda olduğu gibi yaklaştığı sürece daha çok tartışılmaya, daha çok irdelenmeye devam edecektir ve Parlamentonun da gündeminde olacaktır, olmak durumundadır.

Şimdi, şunu öncelikle ifade edelim ki, Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca, özellikle de son altmış beş yılda, 1952’den sonra, NATO’ya üye olunduktan sonra devletin birçok konuda dönemsel olarak büyüttüğü, yine dönemsel olarak yok etmeye çalıştığı benzer yapılar hep olmuştur. Devlet içinde örgütlenmiş bugüne kadarki tek yapı Gülenciler değildir. Bunun dışında da yok edilmese de istendiği zaman yönlendirilen, belki de yok edilmek istenmeyen ama hep güdümde tutulan, istendiği zaman devleti yönetenler, iktidarlar için harekete geçirilebilecek yapılar hep var olmuştur. Yine kabul etmek gerekir ki bu yapılar içerisinde en fazla büyüyebilen ve bir kripto olarak hareket edebilen yapı Gülencilerin örgütlenmesidir. Ancak burada özellikle 17-25 Aralık, bu yapının iktidarla olan münasebetlerinde, devletle olan münasebetlerinde bir dönüm noktasıdır. Bu yapının kolluğunun ve yargıçlarının el atmak istediği, belki de gerçeğe tekabül eden en doğru işlerden biriydi çünkü hâlâ 17-25 Aralıkla ilgili olarak bu ülkede yapılmış yolsuzluklar üzerindeki sis perdesi aralanmamıştır, en azından toplumsal algıda bu gerçeklik değiştirilememiştir. Böyle bir toplumsal kanaatin var olduğunu ifade etmek isterim.

Yine belirtmem gereken hususlardan biri, özellikle mevcut siyasi iktidarın 2002’den bugüne kadar kullanmış olduğu bir diğer yapı da Türkiye Hizbullahı’dır. Türkiye Hizbullahı’nın özellikle uçları iktidarı rahatsız etmek üzere kendisine yöneldiği anda bazen bunlara dönük tasfiye girişimlerinde bulunulmuş ama bazı seçimlerde bunların desteklerinin alınması, bunların siyasi uzantılarının bizzat Hükûmet üyeleri tarafından ziyaret edildiği hâlâ hafızalardadır.

Değerli arkadaşlar, Gülen cemaatinin diğer yapılardan en önemli farkı ise milliyetçi ve muhafazakâr bir ideoloji kisvesi altında beslenmesi, büyümesi, bürokrasinin içerisinde çok güçlü bir yer edinmesidir. Önce kripto olarak ama AKP iktidarı döneminde ise alenice örgütlenmekten geri durmayan bir yapıyla karşı karşıyayız. AKP öncesi alabildiğine gizlidir, derinlikleri bilinmemektedir, etki alanları da geniş değildir ancak AKP döneminde örgütlenme ağları fütursuzca genişlemiş, siyasi iktidarın ön açması sayesinde devletin neredeyse girmedikleri alanı kalmamıştır.

2002’de AKP iktidar olduktan sonra bu yapının siyaset içerisindeki gücü, ordu içerisindeki gücü, Emniyet, yargı içerisindeki gücü, sağlık, eğitim, ekonomi, finans içerisindeki büyüme hızı bundan önceki dönemlerle, 2002’den önceki dönemlerle kıyaslanmayacak kadar yüksektir. Çok basit bir örnek de verileceği üzere -daha önce de bu kürsüden ifade edildi- 2004 yılında bir Millî Güvenlik Kurulunda Gülen cemaatiyle ilgili mücadele kararı alınmasına rağmen, iktidara bu konuda, gerek danışmanlar gerek Hükûmet yetkilileri gerekse AKP yöneticileri tarafından 2004’ten ta 2013’e kadar nasıl karşısında durulduğu ve bu yapının nasıl savunulduğu hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

AKP içerisinde bu yapıya güzelleme dizmemiş siyasetçi sayısı çok azdır. 2013’ten öncesi için söylüyorum. 2013’ten önce Gülen cemaati için, AKP içerisinde yer alıp güzelleme dizmemiş, övmemiş, bunlara ön açmamış siyasetçi sayısı çok azdır. Hepsi için söyleyemem şüphesiz. Evveliyatından beri AKP içerisinde de bu yapıya karşı mesafesini korumuş, karşı durmuş, bunların örgütlenmemesi gerektiği konusunda düşünce beyan etmiş siyasetçiler vardır ama kahir ekseriyetin özellikle bu yapının isteyerek ya da istemeyerek büyümesi yönünde, desteklenmesi yönünde bir beyanı mutlaka vardır.

Tabii, ortaklıklar bitmeye başladığı zaman bile devletleşmeye, devlet içerisindeki gücünü korumaya çalışan bir yapıdan söz ediyoruz biz. Bugün itibarıyla dahi bu yapının Emniyet ve yargı içerisindeki gücünün toplumsal muhalefete karşı fütursuza tezgâhları devam etmekte, iktidar bu konuda başını kuma gömerek özellikle toplumsal muhalefete zarar veren girişimleri objektif olarak desteklemektedir. Bu Parlamentonun üyelerinin tutuklanması, vekilliklerinin düşürülmesi, en son Enis Berberoğlu’na sıra gelinceye kadar da özellikle dosyada iş görmüş olan savcı ve hâkimlerin bu yapıdan ya ihraç edilmiş ya gözaltına alınmış ya tutuklanmış olması manidardır. Hâlâ bunlar bile iktidarın bu yapıyla olan münasebetlerinin, ortaklığının bitmediği algısını göstermektedir. Ucu kendisine dokununca amansız bir savaş içerisine giren AKP iktidarı, bu yapının toplumsal muhalefete ilişkin fütursuzca işlemiş olduğu suçları korumaya ve arkasında durmaya çalışmaktadır. Örneğin, 2. Ordu Komutanı Adem Huduti bir darbecidir; iktidara göre, daha yargı kararı çıkmadan teröristtir ve bu örgütün üst yöneticilerinden biridir ama bunun, Cizre’de, Sur’da, Silopi’de, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Yüksekova’da bağlı olduğu komutanlarla birlikte hepsi tutuklanmış olmasına rağmen bu şahısların yargı dosyalarına bu suçlarla ilgili bir cümle dercedilmemiş olması yapının siyasi iktidar tarafından yeri geldiğinde hâlâ nasıl korunduğunun, kollandığının işaretidir.

Değerli arkadaşlar, sonuç olarak, iktidarın bu yapıya dair şu topluma, şu ülkeye bir borcu vardır. Sağlıklı ve etkin bir soruşturma yürütülmediği sürece; belli parti, kurum, kimseler hâlâ bu yapıyla iltisaklı olduğu ve partilerde, kurumlarda yer aldığı hâlde korunduğu sürece asla siyasi iktidar üzerindeki şaibe kalkmayacak, bu yönlü toplumsal algı değişmeyecektir. Çünkü bu yapıyla ilgili olarak iktidarın ilişkisinin bitmediğine, belli yerlerde bu yapının korunduğuna dair güçlü bir toplumsal algı vardır.

Yine, darbeyi planlayan ve karargâhta komuta edenler ile bunların bankasına para yatırmış zavallı kişiler aynı kefeye konduğu sürece; 15 Temmuz günü savaş uçaklarını, helikopterleri, tankları kullananlar ile bunların okullarına öğrencisini göndermiş olanların aynı kefeye konulduğu ve değerlendirildiği ortada durduğu sürece; yine, özellikle bu yapı içerisinde yer alıp 15 Temmuz günü tanklarla, ateşli silahlarla bu ülkenin insanlarını öldürenler ile bunların bankalarına para yatıran veya korkudan bunlara bağışta bulunmuş olanlar aynı kefede değerlendirildiği sürece toplumun iktidarın bu işin üzerine etkin gitmediği, sadece kendisine dokunduğu yerleriyle ilgilendiği yönündeki algısı güçlenmiş ve kendini korumuş olacaktır.

Bir diğer husus; bakın, siz bunu planlayan, karargâhta koordine eden, savaş uçağı kullananlar ile zavallı insanları aynı kefeye koyup siyasi uzantılarını koruduğunuz sürece bir şeye hizmet etmiş olacaksınız, o da şudur: Mağdurları ve ailelerini bu darbecilerin kucağına atacak ve bunların sosyolojik tabanını güçlendireceksiniz. İktidarın bugünkü yaklaşımı, bunların sosyolojik tabanını ortadan kaldırmaya ve zayıflatmaya dönük değil, kapsayıcı, kucaklayıcı olmaya dönük değil, bizatihi güçlendirmeye dönüktür, güçlendirmektedir iktidar bu darbecilerin sosyolojik tabanını.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Çünkü bu örgütün kucağına zorla itilmiş olanlar var iktidar tarafından. Bürokraside terfi etmek isteyenler geçmiş dönemde bu iktidar tarafından bu yapıyla ilişkilendirildi. Akademide doçentlik sınavlarına, doktora sınavlarına, yurt dışı eğitim sınavlarına girmek için bunlarla iltisaklı olma zorunluluğu iktidar tarafından konulmuştu. Bir iş adamının güçlü, devletten iyi ihaleler alabilmesi için bunlara himmet vermesi, bunlarla arasını iyi tutması bu iktidar tarafından zorunlu kılınmıştı. Buna rağmen, siz bunu planlayan, karargâhta bunu koordine eden, savaş uçaklarıyla -şu Meclis dâhil- bu ülkenin insanlarını öldürenler ile dershanelerine gitmiş, okullarında okumuş, bankalarına para yatırmış zavallı kişileri aynı kefeye koyduğunuz sürece toplumsal algıda bunlarla etkin mücadele ettiğinizi anlatamazsınız, inandıramazsınız diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önerinin aleyhinde Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün Babalar Günü, öncelikle -başta şehit babalarımız olmak üzere- tüm babalarımızın Babalar Günü’nü kutluyorum; çocuklarıyla, aileleriyle birlikte huzurlu ömürler diliyorum.

CHP grup önerisiyle, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden 1 Kasım 2015 milletvekili genel seçimlerine kadar gerçekleştirilen tüm yerel ve genel seçimlerde, referandumda ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde görev alan il ve ilçe seçim kurulu başkan ve memurlarıyla ilgili olarak; FETÖ/PDY yapılanmasıyla alakalı soruşturma açılanlar varsa ve bu kişilerin yapmış olduğu işlemlerden dolayı mağduriyetler oluşmuşsa bu mağduriyetlerin araştırılması ve giderilmesi için gerekli tedbirlerin alınması maksadıyla bir araştırma önergesi verildi ve bugünkü gündemde görüşülmesi isteniyor.

Seçimlerin sağlıklı yapılmadığı şeklindeki iddialar her seçim sonrasında tartışılan bir husustur değerli milletvekilleri ancak bunların somut belgelere ve delillere dayandırılması gerekir.

Ülkemizde seçimler Yüksek Seçim Kurulunun gözetim ve denetiminde gerçekleştirilir. Yüksek Seçim Kurulu üyeleri, Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca gizli oyla seçilen üyelerden oluşur. İl ve ilçe seçim kurullarında da yine, ilçe ve illerde seçim kurulu başkanları hâkimlerin gözetim ve denetimi altında tüm siyasi partilerin, seçime katılan siyasi partilerin üyelerinden oluşan -hem ilde hem ilçede hem de Yüksek Seçim Kurulunda- temsilcileri vardır ve onların gözetim ve denetimi altında, şeffaf bir şekilde, tüm vatandaşlarımızın gözetimine de açık olan bir sistem söz konusudur. Sandık kurullarında da yine aynı şekilde tüm siyasi partilerimizin temsilcileri bulunur. Müşahitlerin ve vatandaşların gözetimine de denetimine de açık bir şekilde, aleniyet ilkesi içerisinde seçimler gerçekleştirilir.

Yine SEÇSİS ve SEÇBİS sistemleriyle, Avrupa’da belki de en ileri noktada olan ülkelerden bir tanesiyiz. Bu noktada da çok şeffaf bir sistemimiz var. Teknoloji seçimin emrindedir. SEÇSİS sistemiyle, SEÇBİS sistemiyle, siyasi partilerin, hatta tüm vatandaşların denetimine açık bir sistem söz konusudur. Oy kullanacağımız yere baktığımızda komşularımızı, aynı apartmanda kimlerin oy kullanacağını bile görebilmekteyiz. Oy kullandığımız sandığa bir tuşla ulaşıp orada hangi partinin ne kadar oy aldığını görebilmekteyiz. Yine, sandık sonuç tutanakları tüm siyasi partilerimizin temsilcilerine verilmektedir. Siyasi partilerin genel merkezleri anbean SEÇSİS sistemiyle sonuçları takip edebilmektedirler. Başından, oy kullanmadan sonuçların açıklanmasına kadar her şey şeffaf bir biçimde gerçekleşmektedir ve anbean tüm siyasi partilerin gözetimine açık bir sistem söz konusudur.

Grup önerisinde bahsedilen, ıslak imzalı tutanak sonucu ile YSK veri tabanına işlenen sonuçlar arasında büyük farklılıklar olduğu iddia edilmektedir ve “İtirazlar da yeterince değerlendirilmedi.” denmektedir. Tabii, bu iddiaların somut delillerle açıklanması gerekir. İtirazın yeterince değerlendirilmediği iddialarına baktığımız zaman böyle bir şey söz konusu değildir. Örnek vermek gerekirse, en çok tartışılan seçim 30 Mart 2014 yerel seçimleridir. Bu seçimler sonucunda, itirazlar neticesinde 2’si il merkezli -Ağrı ve Yalova- olmak üzere 12 belediye başkanlığı seçimi iptal edilmiş; yapılan ikinci seçimde Yalova’yı CHP, Ağrı’yı da BDP (HDP) kazanmıştır. 2 ilçede 40 adet belediye meclisi üyeliği seçimi iptal edilmiştir, 2 ilçede 7 adet il genel meclisi üyeliği seçimi itirazlar üzerine iptal edilmiştir. Demek ki itirazların değerlendirilmediği noktasındaki görüş doğru değildir.

Türkiye'de 1950’li yıllardan önce açık oy gizli tasnif şeklinde seçimlerin yapıldığını okuyoruz, büyüklerimizden dinlemiştik ancak artık günümüz Türkiyesinde her şey şeffaf; açık oy gizli tasnif değil, gizli oy açık tasnif ilkesi gereğince seçimler, hâkim denetiminde, tüm siyasi partilerin ve halkımızın gözü önünde gerçekleştirilmektedir.

Seçim kurullarında FETÖ/PDY mensubu görevlilerin, seçim kurulu müdür ve memurlarının olduğu iddiası önemli bir iddiadır, bunun değerlendirilmesi gerekir. Tabii, bu bir Meclis araştırması konusu değil. Böyle bir iddia varsa, o memurdan dolayı birtakım işlemler, yanlış işler yapılmışsa bunun gereğinin yapılacağı yer adli soruşturmalar ve idari soruşturmalardır. Bu konuda örnek varsa, bildiğiniz belge, bilgi varsa mutlaka adli makamlara ulaştırmanız gerekir. Yoksa özellikle 17-25 Aralıktan itibaren gerçekleştirilen seçimler, iki genel seçim, bir yerel seçim, referandum, Cumhurbaşkanlığı seçimleri...

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Niye? 17 Aralık öncesi kapandı mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yani 17-25 Aralık 2013’ten sonra FETÖ/PDY yapılanmasıyla en çok mücadele eden parti AK PARTİ’dir. Dolayısıyla, eğer böyle bir şaibe varsa bu, AK PARTİ’nin aleyhine olan bir durumdur.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – 17-25 Aralık öncesi yok mu, tarihten silindi mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yani, mutlaka, eğer elinizde bilgi, belge varsa bunu adli makamlarla, savcılıklarla paylaşmanız gerekir. Meclis araştırmasıyla burada bir sonuca varamayız çünkü bir adli soruşturma gerektirir. Suçtur bu. Bu suçu işleyen memurlar varsa, FETÖ mensubu, gözaltına alınmış ya da açığa alınmış bu tür memurların yaptığı işlemlerden dolayı eğer bir şüpheniz varsa bu en çok AK PARTİ’nin aleyhinedir çünkü FETÖ/PDY’yle en çok mücadele eden şu bahsettiğiniz seçimler sırasında, AK PARTİ’dir. Çünkü AK PARTİ, gerçekten, 17-25 Aralıktan sonra, FET֒nün terör örgütü olarak ortaya çıkmasından sonra mücadele eden bir partidir ve bu mücadelede de hep AK PARTİ yalnız bırakılmıştır. Keşke bu mücadelede tüm siyasi partilerden destek bulabilseydik; MİT Müsteşarı tutuklanmaya kalkışıldığında MİT Kanunu’nda yapılan değişikliğe hep birlikte sahip çıkabilseydik, 17-25 Aralık yargı darbesinde FET֒nün sahte delillerine sarılmak yerine hep birlikte karşı çıkabilseydik, MİT tırlarının durdurulması olayında “Türkiye, IŞİD’e ya da DAEŞ’e destek veren bir ülke.” algısı oluşturma çabasına hep beraber karşı çıkabilseydik. İşte o zaman, eğer bunları yapabilseydik, 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşmeden FETÖ/PDY yapılanması çökertilebilir ve ülkemiz 249 şehit vermez ve 2 binden fazla gazimiz de mağdur olmazdı.

15 Temmuz gecesi sonrası Mecliste ve Yenikapı’da gerçekleştirmiş olduğumuz birlikteliği keşke sonrasında da sürdürebilseydik, darbecilerin temizlenmesi için ilan edilen OHAL’i hep birlikte burada oy birliğiyle geçirebilseydik ama olmadı. OHAL’in uzatılması kararlarına hep beraber destek olabilseydik. Mecliste MHP’nin dışında bu noktada destek bulamadığımızı herkes zaten görüyor.

Tabii, şimdi darbeciler yargılanmaya başlandı. Darbecilerin savunmalarını izliyoruz, duruşmalara gidiyoruz milletvekilleri olarak. Sanki darbeyi başkaları yapmış; dışarıdan gelmişler, birileri darbe yapıp gitmiş. Sulandırmalar, birtakım ifadeler, kendisini tatbikatın içinde bulduğunu söyleyenler, “Terör hareketi olduğunu zannettik.” diyenler, kontrollü darbeye varan söylemler ve maalesef bunlara da, siyasi olarak bu “kontrollü darbe” lafına destek olan siyasi söylemler de maalesef olmaya devam ediyor.

FET֒nün siyasi ayağı bahane edilerek AK PARTİ’ye operasyon yapmaya çalışmak da FET֒nün ekmeğine yağ süren bir durumdur değerli milletvekilleri.

LEVENT GÖK (Ankara) – Haydi bakalım!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - FET֒nün üstünün örtülmesine yardımcı olmaktan başka bir şey değildir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkıyorsunuz, olmaz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - AK PARTİ, FET֒yle mücadeleyi başlatan bir siyasi iktidardır. Kırk elli yıl boyunca, tüm siyasi iktidarlar döneminde devletin kurumlarına sızan bu örgütü deşifre eden AK PARTİ iktidarıdır.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Yapma ya!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - FET֒nün siyasi ayağını aramak istiyorsak, FET֒nün terör örgütü olduğu anlaşıldıktan sonra sırf AK PARTİ düşmanlığı nedeniyle FET֒nün yanında yer alanlara bakmak gerekir.

Değerli milletvekilleri, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle hiçbir dönemde olmadığı kadar kararlı, istikrarlı, sistemli ve kapsamlı bir mücadele yapan parti AK PARTİ’dir. Bu mücadelede Türkiye’nin yanında değil de FET֒nün yanında olan yabancılar var, bunları görüyoruz. Bu mücadelede Amerika’dan, Avrupa’dan, Yunanistan’dan bir şey beklemiyoruz

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Çok büyütüyorsunuz, çok büyütüyorsunuz adamı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu millî bir meseledir, bu millî meselede tüm siyasi partilerin birlikte olmak zorunluluğu vardır; ülkemizin bekası için, ülkemizin dirliği için, milletimizin bütünlüğü için bu mücadelede birlik ve beraberlik içerisinde olmak zorundayız.

Bu mücadelenin liderliğini yapan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yollarda yürümek yerine, hukuk ve demokrasi mücadelesinde birlikte yürümek zorundayız diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Nedir sataşma?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hatip şunu söylüyor: “Elinizde delil ve belge yok, ona göre konuşun.” diyor. Ben belgeyi burada gösterdim kendisine.

BAŞKAN – Bu sataşma değil Sayın Arslan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hiç alakası yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yerinden açıklasın efendim olmazsa.

BAŞKAN – Buyurunuz, 60’ıncı maddeye göre yerinizden söz vereyim.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkanım, hatip “Somut deliller ve belgeler yok.” diyerek iddiamızı sonuçsuz bırakmaya çalışıyor. Elimizde somut delillerin olduğunu ve seçim tutanaklarının yanlış olarak bilgisayara geçirildiğini açıklıkla gösterdim, isteyen arkadaşlarımız varsa da bunu verebilirim. Ayrıca, YSK’nın 3 üyesinin tutuklanmış olması, 11 il seçim kurulu üyesinin tutuklanmış olması, 59 hâkimin ve 210 hâkimin tutuklanmış olması da bunun açık bir göstergesidir ve delilidir. Bunun ötesinde, 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yapılan yolsuzlukla ilgili hem ilçe seçim kuruluna hem ile hem Yüksek Seçim Kuruluna itirazlarımı yaptım, elimde bir sürü belgeler olmasına rağmen adli baskılar sebebiyle reddedilmiştir. Ayrıca, cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulundum özellikle oradaki il müdürü hakkında, onun hakkında da takipsizlik kararı verilmiştir, bunu da arkadaşların bilmesinde fayda vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu şekilde yüzlerce, binlerce itiraz her seçimde olur ve ilgili kurullar değerlendirir ve kararı verir. Tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve arkadaşları tarafından, FETÖ/PDY yapılanmasının 2009 yerel seçimleri ve 2015 milletvekilleri genel seçimlerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla 9/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2017 Pazar günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

   Kapanma Saati:16.52

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 110’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Mîlli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümünde yer alan maddelerin oylaması tamamlanmıştı.

Şimdi dördüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Dördüncü bölüm, 79’uncu maddeye bağlı 4/Ç ve 4/D maddeleri dâhil 65 ila 90’ıncı maddeleri kapsamaktadır.

Dördüncü bölümde söz isteyen siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine söz vereceğim.

İlk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce ülkemizin gelişme ve kalkınma mücadelesine büyük hizmet ve katkıları olan, geride onca iz, eser ve hatıra bırakarak ebediyete intikal etmiş 9’uncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e vefatının yıl dönümü münasebetiyle Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Ayrıca, geçtiğimiz hafta henüz hayatının baharında şehit olan müzik öğretmeni Şenay Aybüke Yalçın’ın ruhu şad ve mekânı cennet olsun. Aybüke’nin muhterem babası Sadık Yalçın’ın şu sözleri sonsuza kadar kulaklarda çınlayacaktır: “Beş bin yıl değil, beş yüz bin yıl daha buradayız, Allah'ın izniyle. Kimse bizleri yıldıramaz. Bu vatan tarihte Türk’tü, bugün de Türk, yarın da Türk. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

Bu vakur, bu asalet, bu soylu, bu millî ve inanmış yürek Türkiye’nin yegâne aradığı, özlemle ihtiyaç duyduğu sesleniş ve dik duruştur.

Bu vesileyle başta Sadık Yalçın olmak üzere değerli evlatlarını vatan için toprağa veren şehitlerimizin babalarının, sizlerin ve bütün babalarımızın Babalar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor; rahmetli olan babalarımıza da mekânları cennet, ruhları şad olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak sanayileşmeye yönelik hedeflerimiz seçim beyannamelerimizde de açıklanmıştı. Bunlar arasında büyüme, istihdam ve ihracat kapasiteleri yüksek olan sektörlerde katma değeri yüksek ürünlerin üretimine ağırlık verilmesi ve ithalata bağımlılığı azaltacak ve yerli imkânları harekete geçirecek sanayi yatırımlarının desteklenmesi ile KOBİ’lerin üretim, yönetim, organizasyon, pazarlama ve benzeri alanlarda rekabet güçlerinin artırılmasına yönelik destekler sağlanması; bu desteklerin izleme ve değerlendirmesine ilişkin etkin sistemler oluşturulması örnek verilmişti.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarım reformuyla etkileşim içerisinde ancak tarım alanlarına -yani meralara, zeytinlik alanlara- zarar vermeden kalkınmayı hedefleyecek sanayileşme için politika ve stratejiler belirlenmesi temel ihtiyacımız olarak görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklif farklı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik meydana getirmektedir; üretim reform paketinden oldukça uzak, “torba yasa” niteliğini kazanmış bir çalışmadır. Diğer yasalaşmış tekliflerde olduğu gibi, reform olarak değerlendirilebilecek, yapısal sorunlara çözüm olan herhangi bir uygulama bu yasa teklifinde de maalesef bulunmamaktadır.

“Üretim reformu” olarak adlandırılan tasarıda, piyasa gözetimi yapacak olan ürün denetmenlerinin harcırahları yer alırken sanayi teşvikleriyle ilgili herhangi bir husus bulunmamaktadır. Diğer sektörlerde teşvikler ilgili bakanlıklar tarafından yürütülürken sanayi teşvikleri ilgili bakanlık yerine Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Madem reform yapılacak, teşvike karar verecek makam ile teşvikin nerede, nasıl kullanılması gerektiğini belirleyecek makam diğer uygulamalarda olduğu gibi tek yer olmalıydı yani Sanayi Bakanlığı.

Değerli milletvekilleri, tasarının 65’inci maddesinde ise “Yetkili kuruluşlar, teknik düzenlemeleri insan sağlığının, can ve mal güvenliğinin, çevrenin, hayvan ve bitki sağlığının veya tüketicinin korunması veya enerji verimliliğinin sağlanması gibi bir kamu yararı gözeterek, rekabeti engellemeyecek şekilde ve gözettiği amacın ötesine geçmeyen, uygun, orantılı, açık ve uygulanabilir hükümler koyarak hazırlanır.” denilmektedir.

Özetlersek: Bu değişiklikle, ürün denetimi açısından yetkili kuruluşlar teknik düzenlemelerle ürün denetim şartlarını belirleyecek ancak teklifin tamamında geçerli olan amaçlardan biri de, Avrupa Birliği mevzuatıyla uyum çerçevesinde böyle bir konu da kanun maddesine yazılmış dahi olsa eğer ürün Avrupa Birliği tarafından yayınlanmış olan direktifler kapsamında yer alıyorsa yetkili kurum, teklif maddesinde verilen kurallara göre şartları belirleyemez.

Direktiflerle uyum içinde çalışacağını deklare eden her ülke gibi ülkemiz de bu direktifleri uygulamakla yükümlüdür. Direktiflerin uygulanmasında standartlarda yer alan ülke sapmasının belirlenerek Avrupa’da ilgili kurumun onayıyla bu değişikliği uygulama hakkı bulunmamaktadır.

Avrupa müktesebatına uyum için gerekli olan şartlar bunlardır ancak direktif kapsamında olmayan bir ürün piyasaya sürülecek ise bu ürünler için teknik düzenleme yapılabilir. Maddenin sadece bu tip ürünler için geçerli olacağı belirtilmelidir.

Kaldı ki değişiklik yapılması düşünülen 4703 sayılı Yasa’nın 5’inci maddesinde “Üretici, piyasaya sadece güvenli ürünleri arz etmek zorundadır. Teknik düzenlemelere uygun ürünlerin güvenli olduğu kabul edilir. Teknik düzenlemenin bulunmadığı hallerde, ürünün güvenli olup olmadığı; ulusal veya uluslararası standartlara; bunların olmaması halinde ise söz konusu sektördeki iyi uygulama kodu veya bilim ve teknoloji düzeyi veya tüketicinin güvenliğe ilişkin makul beklentisi dikkate alınarak değerlendirilir.” denilmektedir. Art arda gelen iki madde arasındaki çelişki oldukça net olarak görülmektedir. Değişiklikle, uluslararası uygulamalara ters bir politikayla sanayinin canlandırılması da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 67’nci maddesiyle “Yetkilendirilen test, muayene ve/veya belgelendirme kuruluşunun adı, adresi, uygunluk değerlendirmesi yapacağı modüller ile ürünler Komisyona bildirilir. Bu kuruluş, Komisyon tarafından Avrupa Birliği Yeni Yaklaşım Onaylanmış Kuruluşlar Bilgi Sisteminde yayımlanması ile onaylanmış kuruluş statüsünü elde eder." denilmektedir. 68’inci maddesiyle de "Onaylanmış kuruluşların faaliyetlerinin geçici olarak durdurulması veya onaylanmış kuruluş statüsünün kaldırılmasına ilişkin kararlar yetkili kuruluş tarafından Komisyona bildirilir ve Avrupa Birliği Yeni Yaklaşım Onaylanmış Kuruluşlar Bilgi Sisteminde yayımlanır.” denilmektedir.

Onaylanmış kuruluş statüsünün düzenlendiği bu iki maddeyle uygulama Avrupa Birliği mevzuatına uygun hâle getirilmektedir. Bu kuruluşların onay sistemi Resmî Gazete’de yetki verdiğimizi göstermek değildir. Ancak Resmî Gazete’de yayımlanma hususunun kaldırılmış olması kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından boşluk yaratmaktadır. Türkiye’deki üreticilerin Avrupa Birliği Yeni Yaklaşım Onaylanmış Kuruluşlar Birliği Sistemi’ni takip etmelerinin kolay olmayacağı da açıktır. Avrupa Birliği onayını takiben onaylanmış kuruluşları güvenilir bir kaynak olarak kabul gören Resmî Gazete’de yayımlama uygulamasından vazgeçilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir diğer önemli konu da 2012 yılında yasalaştırılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda yapılması teklif edilen ötelemeler ve kapsam değişiklileridir. Bahse konu kanunla, 10 kişiden az çalışan iş yerleri uygulama kapsamına alınarak Türkiye'deki bütün çalışanları iş sağlığı ve güvenliği açısından daha korunaklı hâle getirmek hedeflenmişti. Ancak teklifle 10 kişiden az çalışan iş yerleri için istisnai bir düzenleme yapılmaktadır.

Yine, kamu kurum ve kuruluşları ile 50'den az işçi çalıştırılan az tehlikeli iş yerleri için iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi istihdamı zorunluluğu dışındaki risk değerlendirmesi ve yasanın öngördüğü diğer zorunlulukların giderilmesi 2020 tarihine kadar ertelenmiştir.

Hükûmetler çıkardıkları yasalarda iki üç yıla bir uygulamayı ötelemeyi âdet haline getirmişlerse uygulamayı yasalaştırırken ilgili tarafları dinlemedikleri ve ihtiyaç tespitini günü kurtarmak için yapmış oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca, teklifte yer alan sanayi siciline kayıtlı işletmelerin elektrik faturalarından kaldırılan TRT payının diğer vatandaşlarımızın faturalarından kaldırılmaması da günlük uygulamalara bir örnek olarak verilebilir.

Değerli milletvekilleri, Türk sanayisinin sorunları elbette ki uzun yıllardır süregelen bir sorundur ancak AKP hükûmetleri de Türkiye’yi geçen sene yönetmeye başlamış değildir. On beş senedir hâlâ çözüm bekleyen ve günbegün artan sorunlarla karşı karşıya bulunmaktayız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

İkinci olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu konuşacaktır.

Sayın Kuşoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Değerli Erzurum milletvekillerimizi görünce şimdi… Erzurumlu, bir ramazan gününde, haziran, temmuz ayında sıcakta; turist çeşmenin başında, ağzını dayamış, bol bol su içiyor…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Tabakhane Çeşmesi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Nasıl?

BAŞKAN – Genel Kurula anlatın Sayın Kuşoğlu, hepimiz duyalım.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Tabii ki Sayın Başkanım.

Ramazan günü turist su içiyor Erzurum’da kana kana, Erzurumlu demiş ki: “Dininin kıymetini bil.” Şimdi, biz de sabah yürüdük, geldik oruç hâlimizle, ondan sonra da konuşmaya çıkıyoruz. Siz de partinizin kıymetini bilin.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Allah kolaylık versin.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sağ olun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 485 sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde söz aldım.

Tasarının adı: “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı.” Bu, önemli, tabii iddialı bir başlık; kamuoyunda da “üretim reformu” ya da “sanayi üretim reformu paketi” olarak biliniyor, öyle açıklandı, bu da iddialı bir takdim.

Değerli arkadaşlarım, sanayi üretimi, üretim bir zihniyettir aslında, her şeyden önce farklı bir zihniyet gerektirir. Biliyorsunuz, tacir olan, alıp satmasını gayet iyi bilen birçok tacir sanayici olamamıştır. Sanayicilik, üretim yapmak çok ince hesaplar yapmayı, inovasyonu, eğitimi, sürekli eğitimi, ekip çalışmasını, takım çalışmasını, çok iyi bir muhasebeyi, insan kaynakları yönetimini, yeni teknolojileri gerektirir; zor iştir, devletler için de zor iştir, çok farklı bir zihniyet gerektirir.

Sayın Bakanın ben bürokrat olarak çok başarılı olduğunu biliyorum ama bu konuyla ilgili olarak getirdiği bu paketin, adı iddialı olmakla beraber, kendisini de tatmin etmediği görülüyor ki çıkıp yirmi dakika bu konuyla ilgili bir sunum yapma hakkına sahip olmasına rağmen, Genel Kurulda bu sunumu yapmadı. Demek ki kendisini de tatmin etmiş değil. Gerçekten de tatmin edecek bir tasarı değil. Sanayimizin çok önemli sorunları var, sıkıntıları var. Bunlarla ilgili olarak, adı “reform” olan bir çalışmanın bu şekilde olmaması gerekirdi değerli arkadaşlarım.

Bu tasarıda maalesef, sanayi zihniyeti, sanayici zihniyeti ya da üretim zihniyeti yok. Meralarla ilgili ve zeytinliklerle ilgili konular da çıktıktan sonra, maddeler de çıkarıldıktan sonra aslında, bizim muhalefet olarak çok fazla itiraz etmemiz gereken maddeler yok ama buna “reform” dememiz de maalesef mümkün değil.

Türkiye büyük bir ülkedir, ölçekleri çok büyüktür, aslında düşündüğümüzün çok ötesindedir. Bu hafta içerisinde, dikkatli milletvekillerimiz fark etmişlerdir, Milliyetçi Hareket Partisinin bir grup önerisi vardı tarımla ilgili olarak. İktidara mensup Çankırı Milletvekili Değerli Hüseyin Filiz konuyla ilgili olarak takdim yaparken, sunumunu yaparken özellikle ana muhalefete yönelik olarak dedi ki: “70 bin traktör ürettik. 70 bin traktör üretildi bu sene, bunu da mı görmüyorsunuz, bunu da mı takdir etmiyorsunuz?” Alkışlandı aslında. Şimdi, 70 bin büyük bir rakam gibi geliyor değil mi?

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin traktör envanterine göre stoku 1 milyon 273 bin. Senede reel olarak amortismana tabi tuttuğunuzda, reel amortismanı beş altı senede gerçekleşirse yılda 200 binin üzerinde traktör üretilmesi lazım, traktör alması lazım çiftçinin. Türkiye büyük ülke, büyük düşünmemiz lazım. Bu sanayi konusunda da öyle büyük düşünmemiz lazım. Şimdi, İngiltere’ye, Fransa’ya, Almanya’ya bakıyorsunuz; İngiltere’de bin hektar işlenen arazi başına 87 traktör var, Almanya’da 80, Yunanistan’da bile 92 traktör var, bizde 36 traktör var. Ya, bununla nasıl övünelim? Ama böyle, büyük geliyor değil mi 70 bin rakamı? Değil, bunlar bizim daha büyük düşünmemizi gerektiren şeyler. Onun için bu reform paketinde de böyle küçük düşünülmemesi lazım, büyük düşünülmesi lazım, daha büyük düşünülmesi lazım; bunlar yetmez.

Bu, otomobil üretimi için de öyleydi. Sayın Bakan da şimdi uğraşıyor, ondan önce de sayın bakanlar yıllardan beri bu otomobil meselesiyle uğraşıyorlar. Türkiye otomobil üretecekmiş. Ya, Türkiye'nin şu anda o söylenen, benzinli, o bildiğimiz, klasik üretimi üretmesi kollu çamaşır makinesi üretmeye benziyor. Otomobil çok farklı hâle gelmiş artık. İnsansız otomobil üretilmesi söz konusu, elektrikli otomobiller var. Tesla markası dünyanın 4’üncü otomobil markası oldu. Yurt dışına gidenleriniz vardır, ben geçen Londra’da gördüm, yurt dışında şarj direkleri var caddelerde, belli yerlerde. Artık belli…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Burada da var Sayın Vekilim, İstanbul’da var.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – E, tabii.

Tutup da böyle bir durumda klasik bir benzinli otomobil üretmenin bir anlamı yok ki. Yani farklı olacak, yeni inovasyon getireceksiniz, zihniyetinizi farklılaştıracaksınız, üretmek böyle olur. Farklı üretmek, ucuz üretmek, rekabetçi olabilmek, inovasyona dayalı üretebilmek, bunları gerektiriyor yani farklı bir zihniyet gerektiriyor. Burada o yok değerli arkadaşlarım.

Ve şunu söyleyeyim: Geçenlerde, daha bu ay içerisinde, bu ayın başında İSO -İstanbul Sanayi Odası- 500 büyük sanayi kuruluşuyla ilgili bir anket yayınladı. Bunun değerlendirmelerine bakın, çok önemlidir. İSO 500’ün değerlendirmeleri düşünülmeksizin, dikkate alınmaksızın, aslında böyle bir reform paketinin de konuşulması anlamlı değildir çünkü İSO 500’ün anketine giren sanayi kuruluşlarımız Türk sanayi üretiminin yüzde 20’sini üretiyor. Aslında yüzde 20’nin de altında, daha fazla üretilmesi lazım, daha büyük sanayi kuruluşlarımızın olması lazım bizim. Demek ki bizim sanayi üretimimiz ağırlıklı olarak KOBİ’ler tarafından yapılıyor demektir bu. Bu da çok doğru değildir. Büyük kuruluşlar tarafından, dünyayla rekabet edebilen kuruluşlar tarafından yapılması lazım aslında bu üretimin. Dolayısıyla 500 büyük firmanın daha büyük olması lazım.

Orada özellikle çok önemli tespitler var ama şu 3’ünü ben çok önemli gördüm bu konumuz açısından: 500 büyüklerin üretiminde teknoloji yüksek yoğunluklu üretimin payı sadece yüzde 3,7. Çok düşük bir rakam bu 3,7.

Bu kadar teşvik verilmesine rağmen 500 büyük kuruluşta AR-GE harcamalarının artmadığını, tam tersine yüzde 13 oranında da düştüğünü görüyoruz. Demek ki bir yanlışlık var. Ya, bu kadar teşvik veriliyor, devlet teşvik ediyor ama AR-GE harcamaları artmıyor, düşmüş, bir anormallik var. Demek ki bu tür paketler hazırlarken daha farklı düşünmemiz lazım.

Yine, 500 büyüklerde üretim, istihdam ve ihracatta artış yok, azalış var ve şirketlerin toplam kaynaklarının şu anda yüzde 62’si borçlardan, yüzde 38’i sermayeden, öz kaynaktan oluşuyor; yüzde 38’i öz kaynak, yüzde 62’si borçlanma. Bu, 2010 yılında yüzde 50-50’ydi. Bakın, borcun payı yüzde 62’ye çıkmış, artıyor. Demek ki bununla ilgili de bir şeyler yapmak lazım. Var mı böyle bir konu? Yok. Bakıyorsunuz, 90 madde içerisinde -şimdi 100’ü buldu- bunlarla ilgili hiçbir şey yok.

Sanayileşmeye dayalı istihdam artışı -ki sanayileşmeye dayalı istihdam artışı çok önemli bir konudur, dün de konuştuk- 2016 yılı rakamlarına bakıyorsunuz; mevcut yapıyla büyüyemediğimizi, istihdamın artmadığını gösteriyor. Bu da çok önemli. Şimdi, bunlarla ilgili bir şeyler var mı bu tasarıda? Üretim reformu diyoruz, bir şey yok. Ne getiriyoruz biz? Nasıl biz sanayi üretimini artıracağız? Sanayi üretimi artmadan Türkiye’nin bir iddiası olabilir mi dünyada, rekabetçi olabilir mi? Olması mümkün değil. İşte bunlar olmadan olması mümkün değil.

Bir diğer konu var, ilgili maddede de konuşmak istiyorum ama şurada söyleyeyim: 85 ve 86’ncı maddelerde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’yla ilgili bir erteleme yapıyoruz. 2012’de başladığı hâlde yani 2012 yılında çıkardığımız bu kanunun uygulamasını 2020’ye erteliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, evet, böyle bir talep geliyor iş yerlerinden ama hiç olmazsa kamu için bu uzatmayı yapmamamız lazım, kamunun örnek olması lazım, kamu iş yerlerinin hiç olmazsa örnek olabilmesi lazım, bunu yapmamız lazım. Hiç olmazsa kamuda erteleme yapmadan o zorunluluğu istememiz lazım diye düşünüyorum.

Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli babaların Babalar Günü’nü kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Sayın Kuşoğlu, milletvekilliğinin kıymetini bilin, sabah yürüyüş yapıp, sonra gelip konuşma yapabiliyorsunuz burada, bakın.

Üçüncü olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ayşe Acar Başaran, Batman Milletvekili konuşacak.

Buyurunuz Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de yasa tasarısının dördüncü bölümü üzerine partim adına söz almış bulunuyorum.

Biz zaten bu kanun tasarısının görüşüldüğü günden bugüne aynı şeyi söylüyoruz ki bu yasa kesinlikle toplumu, halkı esas almayan, daha çok kapitalleri büyüten, daha çok o ekonomiyi bir bütün elinde tutanları daha da zenginleştiren, yine sürekli parayı onlara transfer eden bir yasa tasarısı olarak önümüzde duruyor. Onun için biz bu yasa tasarısının da tümünün çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz yani böyle tek tek maddeler üzerinde konuşulup düzeltilecek bir yasa tasarısı olmadığını, tamamen çekilerek, gerçekten bu toplumun esas alınarak halkın talepleri ve istekleri doğrultusunda, gerçekten halkın beklentileri doğrultusunda bu Mecliste yasaların geçirilmesi ya da konuşulması gerektiğini düşünüyoruz.

Evet, arkadaşlar, bir de bugün Meclisin açıldığı andan şu ana kadar herkes bugünün anlam ve öneminden söz etti. Evet, bugün Babalar Günü. Ben de Babalar Günü’nü kutlayamayan, bir faili meçhul çocuğu olarak aslında bugün ülkemizde hâlâ Babalar Günü’nü kutlamayan, kutlayamayan çocuklardan da söz etmek istiyorum. Evet, ben -bir faili meçhul çocuğu olarak- ve benim gibi binlerce çocuk hâlâ çeyrek asırdır aslında bugün CHP’nin yaptığı gibi, o Adalet Yürüyüşü gibi adaleti arıyor, binlercesi babalarının belki kemiklerini arıyor ve yine şu anda ülkemizin içerisinde bulunduğu durumda Bekesler gibi yani adının anlamı kimsesizler gibi, kendisine babasından bırakılan tek miras maalesef, bir poşete konulan yanmış kemik parçalarıydı. İşte biz böyle bir ülkeden söz ediyoruz ve bu ülkenin bu gerçekliklerinin yanında bugün bu Mecliste konuştuklarımızdan söz ediyoruz. Ve yine, cezaevlerinde, cezaevlerinin kapılarında babalarını görmeyi bekleyen çocuklardan söz ediyoruz. Bunlardan biri de Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş. Bu Babalar Günü’nde gidip cezaevinin önünde babalarını demir parmaklıklar ardında görmek zorunda kalacaklar. Bu Babalar Günü’nde çocuklar gidip babalarının mezarlarına çiçek koymak zorunda kalacak. İşte böyle bir Türkiye gerçekliğinden söz ediyoruz arkadaşlar. Böyle bir Türkiye gerçekliğinde sıralarımızdan “Babalar Günü’nü kutluyoruz.” deme gibi bir hakkımız yok. Bizim, bu sorunu çözmeden, bu sorunun nedenlerini ortaya çıkartmadan şu sıralardan kimsenin Babalar Günü’nü kutlamaya hakkımız yok. Kendi çocuklarımızla beraber de Babalar Günü’nü kutlamaya hakkımız yok. Siz gerçekten, vicdanınız rahat bir şekilde gidip çocuklarınıza sarılıp o kapitalizmin ürettiği bir hâlde size getirecekleri hediyelerle mutlu olabilirsiniz ama bugünü kutlayamayan binlerce çocuğun durumunu düşünmek zorundasınız ve bu binlerce çocuğun derdine, sıkıntısına çözüm bulmak zorundasınız ve yine binlerce, hatta milyonlarca çocuğu bu duruma getirmemenin yollarını düşünmek zorundasınız.

Türkiye iki yıllık bir süreçten geçti, bir çözüm sürecinden geçti. İşte o çözüm sürecinde çocuklar babasız kalmadılar, anneler çocuklarını kaybetmedi ama birileri, kendi iktidarlarını büyütmek adına bu ülkeyi bir savaş çıkmazına, bir çatışma çıkmazına koydu yine. Ve biz yine aynı şeyleri bugün konuşuyoruz.

Bakın, 1990’lı yıllarda kurulan bir JİTEM vardı, bugün cemaatten söz ediyoruz, bugün esedullah timinden söz ediyoruz, bugün SADAT’tan söz ediyoruz. Yani kendi tarihinden ders almayan bir ülke gerçekliğinden söz ediyoruz. Bakın, bütün ülkelerde bu sorunun tek bir çözüm yolu ve yöntemi var: Hakikatleri araştırma komisyonları kurulur. Hakikatleri araştırma komisyonunda bütün taraflar gelir ve yaptıklarının öz eleştirisini verir, özür diler. Çeyrek asırdır bu ülkede çocuklar babalarının ölümü için bir özür bekliyor.

Bakın, arkadaşlar, bu dosyaların bazıları bazı JİTEM itirafçıları tarafından yapılan itiraflar neticesinde görülüyor olabilir ama yüzde 90’ı zaman aşımına uğradı. Gerçekten siz içiniz rahat bir şekilde bunların hepsini yok sayıp Babalar Günü’nü mü kutlayacaksınız bugün?

Yine, tam da aynı politikalar neticesinde Ankara patlaması yaşandı, Diyarbakır patlaması yaşandı. Cizre’de, işte az önce o söylediğim Bekes’in babası Cizre bodrumlarında diri diri yakıldı, diri diri ve onun için, babasını görmediği için kimsesiz diye o çocuğun adını Bekes koydular. Peki, bu gerçekliklerin hiçbirini görmeden mi biz burada çözüm üretmeye çalışacağız? Dediğim gibi, kutlamayın arkadaşlar Babalar Günü’nü. Ve biliyorum ki çözüm damdan düşmeyenlerden gelmeyecek, bunu çok net biliyorum. Burada her konuştuğumda, yüzlere her baktığımda çözümün damdan düşmeyenlerden gelmeyeceğini çok net biliyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Şehitlerden bahset orada.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Arkadaşım, çıkıp buradan cevap verebilirsin, orada konuşmana gerek yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Konuşurum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Ben, o damdan düşenlerden biriyim; ben, bunun ne demek olduğunu da bilenlerden biriyim, evine ateş düşenlerden biriyim. Sizin evinize ateş düştü mü?

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Düşürmeyin o zaman.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Her gün çıkıp burada şehit edebiyatı yapacağınıza, her gün o çocukları babasız bırakma politikaları üreteceğinize, bunu nasıl çözeceğinizi konuşun.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Şehitlerimizin çocukları yok mu?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Orada, yerinizden bize laf atarak bu sorunu çözemeyeceğinizi siz de biliyorsunuz ben de biliyorum.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Şehitlerimizin çocukları yok mu? Niye şehitleri konuşmuyorsunuz?

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Burada şehitliğe saygıyı ben değil, siz saygı göstermiyorsunuz. Şehitliğe saygı, buradan gelip şehitlik üzerinden kendi siyasetini, kendi iktidarını büyütmek değildir. Arkadaşlar, o insanların niye öldüğünü, niye ölüme gitmek zorunda kaldığını, niye hâlâ bu ülkede çatışma zemininin, savaş zemininin olduğunu araştırmaktır.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Canlı bombayı ziyarete gittiniz. Ayıp! Ayıp!

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Bakın, sizin tuzunuz kuru, çok kuru. Gidin, o evinde damı olmayan ailelerin çocuklarıyla konuşun ya da şu anda, çocukları -az önce o konuşulan konu var ya- zehirlenen ailelerle konuşun.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Ayıp!

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Sizin açınızdan gelip buradan konuşmak çok kolay, gidin onlarla konuşun.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Konuşmakla olmuyor, oraya çıkıp konuşmakla olmuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Evinin damı olmayan, evine ekmek götüremeyen ailelerle konuşun. İşte onları anladığınız zaman bu sorun çözülecek.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Öyle boş konuşmakla olmuyor.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Biz geldiğimizde, bizim gibiler, damdan düşenler bu soruna müdahil olduğunda çözülecek, sizinle olmayacak. Sizin tek yaptığınız, bu kanun tasarılarını bize getirerek kendi iktidarınızın yanında birilerini daha çok zenginleştirmek. Başka ne verdiniz bu ülkeye? Bu ülkedeki çocuklara sizin tek vaadiniz babalarının ölümü mü olacak? Bu mudur sizin vaadiniz? Her defasında, doğrudur, şehitlikten söz ediyorsunuz. Peki, o aileler açısından şehitliğin, ölümün ne olduğunu biliyor musunuz siz? Bilmiyorsunuz, sizin için sayı, “Şu kadar kişi şehit oldu, şu kadar Allah’tan rahmet diliyoruz, kınıyoruz...” Kınamakla, bu hamasetlerle, bu politikalarla, duygu sömürüleriyle çözemediniz. Kırk yıllık politikaların bizi getirdiği noktadır bugün. Kendinizle yüzleşmediniz arkadaşlar. Gerçekliğinizle yüzleşmiş olsaydınız eğer, faili meçhullerle yüzleşmiş olsaydı bu ülke, faili meçhulleri, kimin güpegündüz sokak ortasında insanları katlettiğini eğer burada biz tartışabilip çözebilseydik bugün hâlâ bu savaş, bu çatışma sarmalının içerisinde olmazdık. Bunu siz de çok net biliyorsunuz, kendinizi kandırmayın. Bu yasalarla da siz toplumun isteği ve talepleri doğrultusunda gitmiyorsunuz, şirketler sipariş ediyor, siz o siparişlere göre kanun getiriyorsunuz.

Dediğim gibi, ben hep söylüyorum, millî iradeden de anladığınız bu, demokrasiden de anladığınız bu, halktan da anladığınız bu. Gerçekten bunların hepsini tekrar konuşmamız gerekiyor ama öncelikle öz eleştiri arkadaşlar, öz eleştiri.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Önce kendin yapacaksın özeleştiriyi.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Kendin yap da öyle gel.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Benim karşımda konuşmaya hakkınız yok sizin, anlıyor musunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen kendin yapacaksın.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Senin benim karşımda konuşmaya hakkın yok.

Bu savaş devam ettiği müddetçe, bu çatışma devam ettiği müddetçe hesap vermeme gibi bir durumunuz yok; sorumlusunuz arkadaşlar, bu ülkede akan her kandan sorumlusunuz, insanların parmağı kanasa sorumlusunuz. İktidar olmak, devlet olmak budur, sürekli birilerine saldırmak değildir. Bunun sorumlusu ben değilim, ben muhalefetim. Bu savaşın, bu çatışmanın nedeni sizsiniz, ülkeyi savaş sarmalına, ülkeyi çatışma sarmalına, ülkeyi babasızların…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bu lafları Kandil’e et önce, Kandil’e.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – …Bekeslerin olduğu bir ülkeye çeviren de sizsiniz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Bir laf da Kandil’e söyle.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Ve dediğim gibi, bu iş özür dilemekle başlayacak. Sizinle olmayacağını biliyorum, anlıyorum. Biz damdan düşenler var ya damdan düşenler, size rağmen bu ülkeye barışı, çözümü, huzuru getireceğiz, size rağmen.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti teröristlerden özür mü dileyecek?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar Başaran.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, dağa çıkarılan kızların hesabını verin be!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, mikrofonunuzu açıyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

AK PARTİ iktidarı faili meçhullerle en güçlü şekilde mücadele vermiş, bunların üzerindeki kirli örtünün açılması için ortaya güçlü bir irade koymuş bir siyasi harekettir, yakın dönemde bunun çok çeşitli örnekleri vardır.

Babaların kaybını “insanlık” diye ortak bir vicdana yaslayarak anlamlandıracaksak bu ülkede babalarını kaybeden çok çocuk olduğunu hatırlamak gerekir. Her kesimden, her yerden babalarını kaybetmiş insanlar var. Her şeyden önce, nereden olursa olsun bu ülkenin 80 milyonuna karşı vicdani, ahlaki ve insani bir anlayış, bir sorumlulukla bakmak -ki biz böyle bakıyoruz- yeri ve pozisyonu ne olursa olsun babalarını kaybetmiş o insanları anlamak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, açıyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çok teşekkürler.

…o insanların acılarını hissetmek insanlık temelinde bizim görevimizdir. Ama maalesef dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde terör dolayısıyla çok dramatik, çok trajik olaylar yaşanıyor. Bunun müsebbipleri emperyal siyasetlerin uzantısı olarak topluma, devlete karşı çeşitli siyasal tahayyüller çerçevesinde savaş açmış olan terör örgütleridir. Devlet elbette bunlarla mücadele edecektir, bunlara karşı gereğini yerine getirecektir, bunların trajik maliyetlerine de elbette katlanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Ben de söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım, size söz veriyorum.

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Başkan, hatibimizin yaşam geçmişini bilmeyenler, çok küçük yaştayken sokak ortasında alçak bir kurşunla öldürülen bir babanın evladı olduğunu bilmeyenler, acı çekmemiş olanlar ve bunun üzerine siyaset kurgulayanlar anlayamazlar.

İkinci bir husus, merak ediyorum, gerçekten çok merak ediyorum, iki yıldır bu ülkede canlar toprağa düşüyor, eş genel başkanımızın söylediği üzere, hiç Boğaz’da yalıya şehit bayrağı asılan bir güne tanıklık ettik mi biz, hiçbir bakanın, milletvekilinin, biz dâhil, bürokratın, generalin evine bayrak asıldığını gördük mü?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Daha dün gördük, Yusuf Beyazıt’ın yeğenini daha dün gördük. Milletvekilimizin yeğenini daha dün gördük, her gün görüyoruz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Şehit ettiğiniz tümgenerali unuttunuz herhâlde.

BAŞKAN – Siz devam ediniz Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Son bir yıldır özellikle şehit bayraklarının asıldığı evlerin derme çatma olması, çok fakir, yoksul çocukların bu çatışmalarda hayatını kaybetmesi manidar değil midir?

Ve Sayın Bostancı’ya son sözümü söyleyeyim: Faili meçhullerle mücadele eden bu siyasi iktidarın kendi döneminde öldürülmüş 570 çocuktan kaçının sorumlusu ortaya çıkarıldı, Roboskili çocukların nerede failleri, Ceylan Önkol’unki nerede, Nihat Kazanhan’ınki nerede, Uğur Kaymaz’ınki nerede? Son olarak, eğer mücadele ediyorlarsa, dört gün önce bir panzerin ezdiği Pakize Hazar anayla ilgili bakalım, neden bir kişinin dahi gözaltına alınmadığını çıksın bize açıklasın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Usta…

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, faili meçhullerin üzerine gidilmesi, açıklığa kavuşturulması gerektiğine ancak faili meçhullerden bahsederken PKK terörünü de lanetlemek gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elbette ki faili meçhuller bu ülkede bulunmalıdır, üzerine gidilmelidir, bir cinayet varsa eğer onların hesabı sorulmalı, açıklığa kavuşturulmalı ancak tutarlılık açısından, burada faili meçhullerden bahsederken 40 bin tane vatan evladını toprağa gömen PKK terörünü de bir lanetlemek gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Mühendisi var, polisi var, askeri var, korucusu var, öğretmeni var yani bunların anneleri babaları evlatsız kalıyor. Yüz binlerce çocuk bu ülkede babasız, PKK terörü yüzünden. Bunu lanetlemediği sürece, bir siyasi partinin burada bir şey konuşmaya hakkı yoktur Sayın Başkan (AK PARTİ sıralarından alkışlar). Terörün çözümü de bellidir bu ülkede. Hani “Bu savaş bitmez.” deniliyor ya, terörün çözümü bellidir: Sonuna kadar silahla mücadele yapılacaktır, devlet bu işin üzerine gidecektir. Terör bu ülkede ancak bu şekilde çözülür.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.48

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 110’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Dördüncü bölüm üzerinde şahıslar adına ilk söz Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; bu getirilen reform paketi aslında özelliği itibarıyla organize sanayi bölgelerini reforme eden, yasal boşluklarını tamamlayan, endüstri bölgelerini denetleyen, lojistik köylerin önünü açan ve Türkiye’de son yıllarda artan sanayideki üretim artışına yetebilecek ve yatırımcıların önünü açmakla alakalı bir pakettir. Tabii bunları yaparken ülkemizin de millî birliği, bütünlüğü çok önemli.

Değerli arkadaşlar, şunu kabul etmeliyiz ki gerek ülkemiz üzerinde gerekse bulunduğumuz coğrafya üzerinde emperyal güçlerin sürekli şekilde projeleri var, hesapları var. Bu hesapların iki tane amacı var. Bir tanesi, Türkiye gibi hızla büyüyen, yükselen, çevresinde lider olan ülkeleri durdurmak. İkincisi de, bu coğrafyada yüz elli yıldır, özellikle petrolün bulunmasından sonra cetvelle çizerek oluşturdukları ülke sayılarını sürekli şekilde çoğaltarak emperyalizmlerinin devamını sağlamak, buraların zenginliklerini alabilmek, buraları fakirliğe mahkûm edebilmek. Tabii bunu çok usta bir şekilde yıllardır başardılar. Şimdi, geldiğimiz nokta yüz yıl önceki yarım kalan projelerini tamamlamak üzere ve bunları yaparken de çevremizdeki ülkelere şöyle bir bakalım. Irak’tan tutun Libya’ya kadar, Tunus’a kadar, Fas’a kadar, Cezayir’e kadar, tamamen bizim coğrafyamızın sınırlarında -Suudi Arabistan da buna dâhil- hepsinin üzerinde projeleri var, buraları, tekrar yeni bir şekilde böl-parçala-yut taktikleri var ve bu coğrafyada parçalanmış küçük devletlere bile tahammülleri yoktur. Eğer onların yer altı zenginlikleri çok güçlüyse onları tekrar geriletmek, onların tekrar burunlarını sürtmek, tekrar onların kaynaklarına el koymak, masa üzerinde alım satım yaparcasına yüz milyarlarca dolarlık silah ya da farklı projelere imza attırarak sömürülerini devem ettirmekteler.

Tabii, bunları yaparken Türkiye gibi ülkelerde de “haklı” “haksız”; “güçlü” “güçsüz” gibi, “mağdur olmuş” “mağdur edilmiş” “mağdur etmiş” gibi isimlerle kitleleri birbirine düşman etme, bunlar birbirleriyle uğraşırken de asıl maksatlarına ulaşma yollarını denemişler. Evet, bir yandan faili meçhulleri üretmişler; tabii ki kimsenin kabul edebileceği bir olay değil bu ama diğer yandan da kendi kurdukları örgütlere yandaşlar bulmuşlar. O yandaşlarını konuşturmuşlar, o yandaşlarının eline silah vermişler, dağlara çıkarmışlar, dağlardan şehre indirmişler, kır gerillacılığı yaptırmışlar, o ülkeye huzur vermemişler.

Arkadaşlar, bunların parçası olmamak lazım. Tabii ki, bunların parçası olmaya devam ettiğimiz müddetçe, bu kürsüde bunların sözcülüğünü yaptığımız müddetçe, kanlı örgütleri burada övdüğümüz müddetçe, yermediğimiz müddetçe de emperyal güçlerin burada birer kuklası durumuna düşeriz. O zaman ülkemize yazık ederiz. Ellerimizde olan güçlerimizi iyi kullanmamız lazım. Ülkemizi büyütmemiz lazım. Kalkınmamızı sağlamamız lazım. Bunu yapmak yerine biz kalkıp binlerce insanın ölümüne sebep olmuş emperyallerin silahlı güçlerinin savunuculuğunu yapmamalıyız burada. Bu kürsü, millî iradenin kürsüsü, bütünlüğümüzü korursak, tabii ki topyekûn kalkınmamızla, birlik beraberliğimizle bizimdir. Ülkede akan tüm kanların ağlayan anneleri yine bu ülkenin insanları değil mi? Bugün Babalar Günü. Babasızların da, babasını yitirenlerin de acısı hepimizin acısı değil mi?

Bu duygularla hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, İrfan Bakır, Isparta Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bakır. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Manisa’da yemek nedeniyle zehirlenen askerlerimize acil şifalar diliyor, tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında söz aldım. Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Adalet, ilahi ve beşerî olarak eşitlik, dürüstlük, tarafsızlık olarak tanımlanır ve haksızlıkların son bulmasıdır. Adalet tüm dinlerin temel taşıdır, soylu bir kavramdır. Evet, adaletin sağlanması için mücadelemizi dün olduğu gibi bugün ve yarın da sürdüreceğiz.

İsterdim ki görüştüğümüz bu kanun tasarısıyla ilgili olarak vatandaşlarıma güzel haberler verebileyim; üreticinin, sanayicinin, emekçinin yüzünü güldürecek birçok düzenlemenin yapıldığından bahsedebileyim. Ancak, benden önce çıkan milletvekili arkadaşlarımın da açıkladığı gibi tasarı üretimi desteklemekten, üretimde bir reform yapmaktan maalesef yoksun kalmıştır.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki eğer samimi bir şekilde üretimi desteklemek, artırmak ve yatırımları ülkemize çekmek istiyorsak OHAL sürecinden bir an önce çıkmamız gerekmektedir. Adil rekabetin, ifade özgürlüğünün, yaşam ve çalışma hakkının, hukuksal güvencelerin sağlanamadığı bir ortamda ne üretim artar ne de yatırım yapılır.

Elbette ki terör örgütlerinin her biriyle köklerini kazıyana kadar mücadele edeceğiz ancak bunu yaparken ülkemizin, vatandaşlarımızın geleceği, ekonomik ve hukuksal refahı için gerekli olan zemini hazırlamamız gerekmektedir. Yatırımcının, üreticinin, sanayicinin tedirgin olduğu bir ortamda, tarım reformu yapıyoruz demek, samimiyetten biraz uzak kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, mevcut hâliyle 102 madde olup 30 farklı kanunda değişiklik öngörmektedir. Bu maddelerden 13’ü Komisyonumuzun uzmanlık alanına girmeksizin ilgili ihtisas komisyonlarına tahsis edilmeden görüşülmüş ve Genel Kurula getirilmiştir. Hâl böyle olunca tasarı, daha bir torba tasarı hâlini almıştır. Gece yarısı önergeleriyle kimsenin, ne olduğunu, ne getirdiğini bilmeden, iktidar milletvekillerinin oylarıyla Komisyondan geçirilmiştir. Bu, Komisyonun çalışma prensiplerine aykırı bir durum oluşturmuştur. Üretim Reform Paketi, taslak aşamasındaki amacından uzaklaştırılmıştır. Reform özelliğinden yoksun bırakıldığı gibi, sanayicinin, üreticinin taleplerini yanıtsız bırakmıştır. Üretimin ve üreticinin üzerindeki maliyet yükünün azaltılması, orta-yüksek teknolojiye sahip ürünlerin teşviki, üniversite-sanayi iş birliği gibi konularda eksik kalmış, üretimin dışında birçok konu, itirazlarımız dikkate alınmayarak Komisyonda görüşülmüştür.

Ayrıca tasarıyla, çalışanların pazar günkü Hafta Tatili Kanunu tümüyle yürürlükten kaldırılmış, vatandaşlarımız kendilerine vakit ayırmaktan ve dinlenmekten yoksun bırakılmıştır. Bunun yanında, genç akademisyenlerin özlük haklarında büyük kayıplar yaratacak olan kadro düzenlemesiyle de kamu yararı görülen öğretim üyelerinin 75 yaşına kadar üniversite istihdamında kalması sağlanmıştır. Bu maddenin suistimal edileceği açıktır.

Bir başka konu da TRT bandrolü bedelinin, özelleştirmelerden kaynaklı davalarda kamu zararına yol açanlara ödetilecek bedellerin rücu edilmesinden vazgeçilmesinin, üniversite adlarının değiştirilmesinin, YÖK Kanunu’ndaki eğitim düzenlemelerinin, iş sağlığı ve iş güvenliği düzenlemelerinin Komisyonumuzla ilgisi yoktur. Oysa olması gereken, tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasa hazırlama ve müzakere anlayışına uygun, maddelerin ilgili tali komisyonlarda ayrıntılı olarak görüşülüp etki analizlerinin bir rapor hâlinde Sanayi Komisyonuna sunulması, her türlü mali ve teknik boyutunun incelenip sonuçlarının öngörülebilir olması ve buna bağlı olarak üretimi gerçek anlamda bir reforma taşıyacak, ülkemizi dördüncü sanayi devrimine ulaştıracak bir tasarının şu an görüşülüyor olması gerekirdi.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, her zaman söylediğimiz gibi, ülkemiz için, üreticimiz, sanayicimiz için, tüm vatandaşlarımız için ne uygunsa, talepleri hangi yöndeyse, ülke menfaatlerini her şeyin önünde tutarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Son Komisyon toplantısında da görüldüğü üzere, uzlaşı içinde yaptığımız çalışmalarda her zaman desteğimizi sunacağımızı belirtmek istiyor, tasarının ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor ve emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakır.

Dördüncü bölüm üzerinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

İşlemi başlatıyorum.

Sayın Tekin...

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Karadeniz’in en büyük şehri olan Samsun’da sanayici açısından en büyük sorunların başında teşvikte adaletsizlik gelmektedir. Büyükşehir tarafından şehir merkezindeki küçük sanayiciye “Çıkın.” denirken sanayi arsası gösterilmemesi vicdansız bir garabet olarak ortada durmaktadır. Ayrıca, Samsun’da tersane alanı olarak bilinen yaklaşık 3 bin dönüm arsa yirmi yıldır boş beklemekte. Gemi imalatı için tahsis edilen arsaların talepçileri tarafından terk edildiği bilinmektedir. Söz konusu arsa limanıyla, kara yoluyla, hava yoluyla, demir yoluyla iç içedir. Bu kadar değerli bir arsa, en az otuzar dönümlük 50 fabrika sığacak olan alan kullanılmamaktadır. Bu, iktidarınızın beceriksizliğidir, ayıbıdır. Lütfen buna el atın.

BAŞKAN – Sayın Arslan...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana soruyorum: Görüşmekte olduğumuz tasarının 35’inci maddesi son anda getirilen önergeyle AKP’nin çoğunluk oylarıyla kabul edilmiştir. Kabul edilen bu maddenin sonucu olarak, görevlerini gereği gibi yapmayan, görevlerini suistimal eden kamu görevlilerinin aynı iş yerinden iki ayrı sendikaya ödenen paranın devlete verdiği zararı ortada iken, bu zarar, görevlerini yapmayan kamu görevlilerinden alınması gerekirken Komisyonda farklı anlatılarak Komisyondaki ve Genel Kuruldaki çoğunluk oyunuza dayanarak kanunlaşmıştır. Bu kabul edilen maddeye göre, zararın terkin edilerek devletin üzerinde bırakılmasını nasıl kabul edebileceksiniz? Bu uygulama adaletsiz bir uygulama değil mi? Bu maddeyle vatandaşın hakkı, milletin parası iç edilmiş olmuyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak...

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, ülkemiz bilimde tarihinin en kötü dönemini yaşıyor. Son zamanlarda AB araştırma projeleri kapsamında Türkiye’den gelen başvurular genellikle reddediliyor. AB’nin Türkiye’deki hukuksuzluklara karşı sessiz bir protesto gerçekleştirdiği anlaşılıyor. Türkiye’deki OHAL ve KHK ihraçları nedeniyle kaygı duyan birçok prestijli üniversite Türkiye’deki üniversitelere uluslararası araştırmalarda partner olmuyor. Alanlarında öncü birçok yabancı bilim insanı Türkiye’deki uluslararası kongrelere katılmıyor, hatta YÖK ve TÜBİTAK’la ilgili tüm çalışmalara boykot çağrısı yapıyorlar. Akademik çalışmaları için yurt dışına gitmek isteyen bilim insanlarına da üniversiteler zorluk çıkarıyor.

Öte yandan, ülke tarihinde görülmemiş bir beyin göçü yaşanıyor. Türkiye’yi bu bilimsel çöküşten kurtarmak için bir şeyler yapılması gerekmez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MİT tırları davası henüz sonuçlanmış değildir. Çünkü, bu davaya konu olan hiçbir şey aydınlatılmadı. İçinde silahlar olduğu bilinen o tırlarda başka neler vardı, nereye gidiyordu, sınır dışına çıktıktan sonra hangi bölgeye ulaştı ve yükü nereye boşalttı; bunlar hep muallakta olan şeyler. Kamuoyunun bu ve benzeri konularda mutlaka merakının giderilmesi gerekir. Şu anda en üst devlet mertebesinde bulunan Sayın Tuğrul Türkeş o zamanlar yemin billah ederek bu silahların Bayır Bucak Türkmenlerine değil, aralarında IŞİD’in de bulunduğu güçlere gittiğini ima etmişti. Bugün de gazetelerde var, aynı, benzer açıklamayı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik de yaptı, Çevik de silahların muhaliflere gittiğini söyledi. Yani, aslında sır olmayan bir şey var ortada, o zaman Milletvekili Arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun da ifşa ettiği bir şey de yok demektir ve derhâl serbest bırakılması gerekir. Bir suç varsa ki o suçu işleyen Berberoğlu değil, bir başka ülkeye gayrimeşru yollardan silah gönderenlerdir. Sayın Berberoğlu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özgökçe Ertan…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Hükûmete soruyorum: Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye yaptığı ziyarete ilişkin gözlemlerini açıkladı. Raportör, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinde yaptığı sunumda Türkiye’nin tam olarak sınırının nereye kadar vardığı belli olmayan belirsiz bir terörle mücadele yasasını gerekçe yaparak gazetecileri, sanatçıları, yazarları, akademisyenleri tutukladığını, basın kuruluşlarını kapattığını, filmleri yasakladığını ifade etmiştir.

Ayrıca Raportör David Kaye, mevcut uygulamalarla Türkiye'nin 82 Anayasası’nın da gerisine düştüğünü belirtmiştir.

Bu noktada, söz konusu rapora yönelik Hükûmetin yanıtı ne olmuştur? Sürekli eleştiri getirilen Terörle Mücadele Yasası’na dair bir düzenleme yapılacak mıdır? Raportörün de talep ettiği üzere birinci yılına girmek üzere olan OHAL uygulaması ne zaman sonlandırılacaktır?

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, üretim reform paketinin 58’inci maddesi çerçevesinde Bakanlık olarak yurt dışında OSB kurmayı veya kurulmuş olan bir OSB’ye ortak olmayı düşünüyor musunuz? Türkiye’de bulunan kaç tane kuruluş ve işletmenin yurt dışında OSB kurulması talebi vardır, hangi işletmelerdir?

BAŞKAN – Sayın Tekin…

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, dünyanın en büyük sanayi satışlarının başında gelen silah sanayisinde “emperyal” dediğiniz, yalnız Amerika diye dillendiremediğiniz ülke, Suudi Arabistan’la 110 milyar dolarlık anlaşma yaptı. Sahip çıktığınız Katar, iki gün önce 12 milyar dolarlık F-15 savaş uçağı alımı yapmıştır. AKP’ye Osmanlıcılık hayali sunan stratejik ortağınız son zamanlarda İslam NATO’su emrini Orta Doğu’ya vermiştir. Sünni-Şii savaşı kapıda görülmektedir. Bu savaşın içine sizin elinizle Türkiye de itiliyor. Emperyal oyunu CHP’nin adalet ve demokrasi yürüyüşünde değil, eğitimi bilimselleştirmediğiniz ve sunmadığınız gençliğin geleceğinde arayınız lütfen.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanına soruyorum: Denizlili sanayicilerimizin en önemli sorunlarından birisi organize sanayi bölgesine başlayarak Aliağa Limanı’na ulaşması için yapılması planlanan demir yolu ne zaman tamamlanacak? Ağır yükleri taşıyacak olan bu taşıma işi ne zaman gerçekleşecek? Ayrıca, Denizli-Aydın otoyolu ne zaman bitirilecek?

Yine, sanayi ve ihracatçıların KDV iadeleri düzenli yapılmıyor, Maliye Bakanlığıyla görüşülerek bunun düzenli yapılması için nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Şimdi, cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, aldığım notlarla ilgili cevaplarda bulunacağım, cevap vereceğim. İlk soru Samsun’la ilgiliydi. Samsunlu milletvekili arkadaşımız teşvikte adaletsizlikten bahsetti “3 bin dönüm boş arsa var ve burada en az 50 fabrika kurulabilir.” diye bahsetti. Biliyorsunuz, devlet fabrika kurmuyor, devlet yatırım yapmıyor. Biz, sadece sanayicilerimiz için gerekli altyapıyı, yatırım alanlarını oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun için de organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri faaliyetlerinde bulunuyoruz. Samsun’daki bu durumu Bakanlık olarak inceleyeceğiz ama devletin yatırım yapmadığının, fabrika kurmadığının bilinmesini isterim.

İkinci soru Sayın Arslan’ın sorusuydu, 35’inci maddeyle ilgili sorusu vardı. Bu daha önce sendikalar için kesilen aidatların tahsilatının niçin yapılmadığını ve bu tahsilatı yapamayan kamu görevlilerinin takibe alınması gerektiğini aslında ifade etti. Şimdi, bu takibatı yapmak için Maliye Bakanlığından bize iletilen bilgi, yapacağımız tahsilat kadar, daha fazlasında bir hukuki masrafın olacağı şeklindeydi ve bu işçiler arasında ölenlerin olduğu, bunların varislerinin bulunduğu, dolayısıyla hesabına devlet tarafından katkıda bulunulan vatandaşlarımızın, işçilerimizin vefatından sonra varisleri tarafında bunun takibinin çok zor bir işlem olduğu, yapacağımız tahsilattan daha fazla bir masraf ortaya çıkacağı ifade edildi, sayının çok fazla olduğu ifade edildi.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kamu görevlilerinin orada ihmali var, suistimali var, görevlerini yapmamışlar Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Arslan, bu idari bir konu, ilgili bakanlıklar gerekli soruşturmayı yaparlar.

Yine Sayın Çamak’ın soruları vardı. Aslında konumuzla çok ilgili olmayan, politik bir soru idi; AK PARTİ döneminin ne kadar kötü bir dönem olduğunu ifade etti, Avrupa Birliğinden bahsetti.

Şimdi, bakın, biz konumumuzu yabancıların ne söyleyeceği, ne diyeceği şeklinde belirlemiyoruz. Biz konumumuzu kendi stratejimize, politikamıza göre belirliyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Yabancılar, Avrupa Birliği, diğer uluslararası kuruluşlar tabii ki birtakım yorumlar yapabilirler, raporlar yazabilirler; bunları biz okuruz ama bu raporlara, bu yorumlara göre kendi konumumuzu tayin etmeyiz.

Bir başka soru MİT tırları davasıyla ilgiliydi.

Şimdi, bu konu, tabii, kamuoyunda çok tartışılan bir konu, çok tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor. Bu şu anda Mecliste görüşmekte olduğumuz Sanayimizin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Yasa Tasarısı’yla da doğrudan ilgili bir konu değil. Dolayısıyla, gündemde olan, Meclisin gündeminde olan ve üzerinde çalıştığımız kanun tasarısıyla doğrudan ilgili olmayan bu konuda doğrusu yorum yapmak istemem. Zaten bir yargı süreci oldu, hâlen de konu tartışılıyor. Bizim gündemimizle ilgili bir konu değil.

GARO PAYLAN (İstanbul) – İlla maddeyle ilgili soru sormak zorunda değiliz ki Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yine bir başka arkadaşımız İfade Özgürlüğü Raporu’ndan bahsetti.

Şimdi, bakın, bu muhtelif uluslararası kuruluşlar, STK’lar elbette birtakım raporlar yazıyorlar. Bunları biz de basından öğreniyoruz. Az önce de ifade ettim, biz kendi pozisyonumuzu, konumumuzu bu raporlara göre belirlemeyiz, kendi politikamıza, stratejimize göre belirleriz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Duvarları çekeriz…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yine, OHAL’le ilgili bir soru vardı.

Bakın, OHAL ne zaman kalkacak? OHAL zamanı gelince kalkacak. O yüzden bu konu da…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu da konumuz değil, Sayın Bakan, bu da konumuz değil.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Evet, konumuz değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunu da geçelim, bunu da geçelim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sayın Gök, haklısınız, gerçekten konumuz değil. Çok teşekkür ederim. Konumuz değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunu da geçiyoruz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Yine, bir başka soru, bu, konumuzla ilgili.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Konuyla ilgili sormak zorunda mıyız?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Bu, konumuzla ilgili; yurt dışında OSB kurulması konusu. Galiba Sayın Tarhan’ın sorusuydu.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Evet.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sayın Tarhan, bu konuda Gebze’den, sizin bölgenizden bir OSB yönetim kurulu başkanımız geldi.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Bilgim var. Başka var mı?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Rusya, Kazan’da bir OSB kurmak istediğini ifade etti.

Yine, biliyorsunuz, Odalar ve Borsalar Birliğiyle birlikte Cenin’de yani Filistin’de bir OSB kurulma çalışması var. Biz hem Cenin’deki OSB kurma faaliyeti hem de… Aslında bu OSB kurma ve işletme konusu gerçekten Türkiye için bir “know-how” konusu oldu. Bizim müteşebbis heyetlerimiz, bizim OSB yönetimlerimiz hakikaten bu konuda çok becerikli, bilgili. Böyle bir bilgi birikiminin, böyle bir tecrübenin yurt dışına aktarılmasında fayda olduğunu düşündük. Gebze’den bir OSB’mizin bir talebi var; bir de Odalar ve Borsalar Birliğinin Cenin’de, Filistin’de kurduğu bir OSB var, bunu ifade etmek isterim.

Bir başka soru silah sanayisiyle ilgiliydi. Sayın Gök, bu da konumuzun dışında.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizi muaf tutuyoruz bugün Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Konumuzun dışında. Bu da çok tartışılıyor yani konuşuluyor. Trump’ın yaptığı bir anlaşma var diğer ülkelerle ve Katar’la.

Bakın, Katar gerçekten bizim müttefikimiz. Katar’ın Türkiye’de yatırımları var; Katar’a bizim silah ihracatımız var. Örneğin Türkiye’de geliştirdiğimiz ilk mini insansız hava araçlarını ihraç ettiğimiz ülkelerden birisi Katar’dır; dolayısıyla, bizim de Katar’a ihracatımız var.

Yine, Sayın Arslan’ın sorusu Denizli’yle ilgiliydi; “Denizli’nin limana ulaşmasını sağlayacak demir yolu ne zaman yapılacak?” diye bir sorusu vardı.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sanayiciler bekliyor efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Yine, Denizli-Aydın Otoyolu sorusu var; bir de “İhracatçıların KDV iadesini ne yapıyorsunuz?” şeklinde.

Sayın Arslan, izin verirseniz bunu Ulaştırma Bakanımızla görüşeyim, demir yolu ve yine kara yolu konusunu.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Denizli’nin de Bakanı var, yani, cevap verebilir efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Var tabii. Verir efendim, verir.

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Bakan bakmıyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Dolayısıyla, bu konuyu hem Ahmet Arslan Bey’le hem de Naci Ağbal Bey’le görüşüp size yazılı cevap vereyim Sayın Arslan.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, dördüncü bölüm üzerindeki görüşmeler, daha doğrusu konuşmalar ve soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeler üzerindeki önergeleri sırasıyla okutup işleme alacağım.

65’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesinde yer alan “tüketicinin korunması veya enerji verimliliğinin” ibaresinin “tüketicinin korunması ya da enerji verimliliğinin” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                              Akif Ekici

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                   Gaziantep

                                       İrfan Bakır                                             Tacettin Bayır

                                          Isparta                                                        İzmir

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesinde yer alan “çevrenin” ibaresinden sonra “ekolojik yaşamın” ibaresinin eklenmesini ve “, rekabeti engellemeyecek şekilde” ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                   Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş                                              Aycan İrmez

                                       Adıyaman                                                   İstanbul                                                      Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Aycan İrmez, Şırnak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başta bu sistemden, bu savaştan kaynaklı babaları faili meçhul giden, katledilen, cezaevinde olan yani siyasi tutsak olan binlerce çocuğun Babalar Günü’nü kutlamak istiyorum.

İlk önce şunu söylemek istiyorum: Evet, Nihat Kazanhan vardı, Cizre’de bir polis tarafından katledilmişti. Maalesef, yargılama sonucunda, katleden polise ödül gibi bir ceza verildi ve bu ceza bugün istinaf mahkemeleri tarafından onandı. Bu onanmayla birlikte aslında bugün Babalar Günü olan bir günde Nihat’ın babasının canını bir kez daha yaktınız.

Hakikaten tasarıyla ilgili konuşmak istiyordum ama ülkede o kadar çok sorun var ki başta demokrasi, adalet sorunu. Bu ülkede bu tür sorunlar olduğu müddetçe ne kadar çok o tasarıları konuşsak da halkın lehine tek bir cümle dahi geçmeyen bu tasarıları konuşsak da maalesef hiçbir şekilde onların kanayan yaralarına derman olamayız.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz ki 4 Kasım siyasi darbesinden bu yana maalesef eş genel başkanlarımız başta olmak üzere 11 milletvekilimiz daha tutukludur. Bu milletvekillerimizin bugüne kadar 225 duruşması gerçekleşmiştir. Özellikle son dönemlerde de görüyoruz ki maalesef bu siyasi darbenin adımları tek tek devam ediyor. Daha önce birçok kez söylediğimiz ve bugün daha da görünür olan gerçeklik şudur ki Mecliste AKP, MHP milletvekilleri ve CHP yönetiminin bir kısmı tarafından yapılan dokunulmazlık düzenlemesinin amacı HDP’yi siyaset alanı dışına itmektir. Bizim tutuklu eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz hakkında 225 duruşma gerçekleşmişken diğer partililer hakkında bugüne kadar… Evet, son dönemde CHP’li Enis Berberoğlu dâhil olmak üzere, birçok vekil şu an ceza evinde. Tabii ki, başta iktidarın kendi vekilleri hakkında maalesef bugüne kadar hiçbir şey yapılmamıştır çünkü bunu biliyoruz ki buradaki diğer partilerin tek bir amacı var, tek bir derdi var, dertleri HDP’dir. Aslında onların derdi HDP’de vücut bulan, halkların birlikte ortak yaşamını temel alan demokrasi ve barış anlayışıdır.

Milletvekillerine hızla cezalar verilmekte. Son dönemde Şırnak Milletvekilimiz Sayın Ferhat Encu’ya Silopi’de sokağa çıkma yasaklarına aykırı davrandığı için on ay hapis cezası verildi, yanlış duymadınız. Sokağa çıkma yasaklarında idari para cezası uygulanması gerekirken Vekilimiz Ferhat Encu olduğu için ve HDP’li vekil olduğu için kendisine on ay hapis cezası verildi. Bu karar dünyada bir ilk olma niteliğindedir. Sokağa çıkma kararını vali alıyor, milletvekili sokağa çıkamıyor. Hani seçilmişleri atanmışlara kul etmezdiniz. Milletvekili ne yapacağının talimatını validen, kaymakamdan mı alacak? Ne yapsaydı Sayın Ferhat Encu? Orada, Şırnak’ta, Silopi’de, Cizre’de insanlar katledilirken kadınlar, çocuklar öldürülürken, şehirleri yıkılırken evinde mi otursaydı? Biz bu kararı şöyle okuyoruz aslında: Orada uygulanan Sayın Ferhat Encu’ya halkının yanında olduğu için ceza verilmiştir. Bu karar Sayın Ferhat Encu için aslında bir onurdur, halkının yanında duran milletvekili olmak bizler için aslında bir onurdur. Ayrıca, Ferhat Encu’ya propagandadan üç yıl dokuz ay ceza verildi. İki ayrı basın açıklamasında bulunduğu için, bu basın açıklamalarında -şu anki iktidar tarafından katledilen- Medeni Yıldırım, Taybet İnan ve Cizre’de yaşamını yitiren HDP’li ve DBP’linin adlarını andığı için, maalesef bundan kaynaklı propagandadan ceza verildi. Bu yargı sisteminin, adalete hizmet etmediğinin en net kanıtıdır. Taybet ananın cenazesini yerde bekletenlere değil, maalesef burada Vekilimiz Ferhat Encu’ya ceza veren bu yargı sisteminin adalete hizmet etmediği net bir şekilde ortadadır.

Diğer bir açıdan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ek süre vermiyorum, bunu daha önce bildirmiştim Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrmez.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesinde yer alan “tüketicinin korunması veya enerji verimliliğinin” ibaresinin “tüketicinin korunması ya da enerji verimliliğinin” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Tahsin Tarhan, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Tarhan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 65’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Üretim Reform Paketinin sanayicinin üzerindeki mali yükümlülükleri azaltması olumludur. OSB ve üniversite iş birliği, nitelikli eleman yetiştirilmesi, modern sanayi sitelerinin oluşturulması, enerji desteği sağlanması, emlak vergisinin düzenlenmesi, sanayicilerin yaşadığı bürokratik işlerin kolaylaştırılması maddeleri daha önceden yapılması gereken düzenlemelerdir, hem de olumlu adımlardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, genel ekonomik tablolardaki büyüme hedeflerinin gerisindedir. Piyasaların daraldığı, ihracat kanallarının azaldığı bir ortamda işletmelerimizin rekabet edebilir düzeyde üretim yapması için gereken temel şartlara sahip üretim alanları OSB’lerdir. Bu nedenle, OSB’lerin daha çok desteklenmesi gerekir. OSB’lerin değişen global ve ekonomik şartlara uyum sağlayabilen üretim ve istihdamı artırabilecek bir yapıya kavuşturulması için uygun bir mevzuat yapılması ihtiyacı uzun yıllardır bilinmektedir. Bizler OSB’ler için, mevzuatı düzeltmek için uğraşırken dünya farklı bir pencere açmıştır. Dünyanın artık endüstri toplumundan bilgi toplumuna, iş gücü ağırlıklı teknolojiden yüksek teknolojiye doğru hızlı bir geçiş içerisinde olduğu bilinmektedir. Bilgiyi üretime dönüştürebilen ülkelerin uluslararası rekabette avantaj kazandığı, bu bilgiden etkin olarak yararlanmayan ülkelerin yarışın dışında kalma tehdidiyle karşı karşıya olduğu hepimizin malumudur.

Değerli milletvekilleri, günümüz dünyasında güçlü olan bilgiyi belirlemektedir. Yapmamız gereken önce bilgiyi üretmektir, daha sonra bunu sanayi alanında yatırımlarla desteklemektir. Yapılan araştırmalara göre 50 binden fazla öğrencimiz eğitimini yurt dışında sürdürmekte, bilgiyi orada aramaktadır. Eğitimini tamamlayıp yurda geri dönen öğrenci sayısı yüzde 30’un altındadır. Bu noktada, Üretim Reform Paketi içerisindeki üniversiteler ile sanayi birlikteliğini sağlayacak maddelerin olumlu olduğunu ve daha da geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, çekincelerimizin olduğu maddeler çıkartıldıktan sonra, Üretim Reform Paketi geneli itibarıyla olumludur. Ancak, son anda getirilen ve üretimle hiç alakası olmayan maddeler, bir senedir üzerinde çalışılan pakete gölge düşürmüştür. Sizlere sormak istiyorum: Sendikal hakları düzenleyen maddelerin, bürokratları cezadan kurtaran maddelerin, üniversiteye dönen milletvekili maaşının bu tasarıda ne işi var?

Değerli milletvekilleri, umarım, bu paket üretimi artırır, büyümeyi hızlandırır, işsizliği çözer, ihracatı artırır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tarhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

65’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

66’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesinde yer alan "zorundadır" ibaresinin "zorundadırlar" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                              Akif Ekici

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                   Gaziantep

                                       İrfan Bakır                                             Tacettin Bayır                                  Mehmet Bekaroğlu

                                          Isparta                                                        İzmir                                                       İstanbul

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.                           

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesinde yer alan "getirmek zorundadır" ibaresinin "getirmekle yükümlüdür" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                   Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş                                  Bedia Özgökçe Ertan

                                       Adıyaman                                                   İstanbul                                                        Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Bedia Özgökçe Ertan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Tasarı’nın 66’ncı maddesi üzerine söz aldım. Bu konuda görüşlerimizi bildirmiştik zaten, bugün işkence hakkında konuşmak istiyorum.

Şunu hatırlatmak istiyorum öncelikle: Sizlerin, iktidar partisinin iktidara gelirken özellikle, işkenceye sıfır tolerans iddianızın şu an artık esamisinin bile okunmadığını hatırlatmak istiyorum size. Şu an işkenceyi destekleyen, ne yazık ki bunun önünü açan, işkencecileri koruyan ve buna dair destekleyici anlamda mevzuatın çıkarıldığına şahit oluyoruz, artık o günlerin esamisi bile okunmuyor. Şimdi, Adalet Bakanı gönül rahatlığı içerisinde “Kesinlikle yaklaşımımız işkencenin olmaması yönündedir ve işkence yoktur.” diye açıklama yapıyor ama bir yandan da her gün işkence haberlerini alıyoruz. Sizlerin söylemesinden ziyade, mücadelede etkin rol üstlenen kesimleri, kişileri, kurumları kamu ve sivil alanın iş birliği içerisinde mücadeleye teşvik etmesi gerekirken tam aksine, söz söyleyenleri sistem dışı bırakan, işkenceyi belgeleyen kurumları kapatan, işkence haberleri yapan gazetecileri tutuklayan bir yaklaşımınız var ne yazık ki. Hâlâ kişi onuruna ve güvenliğine, insanlık onuruna aykırı derecede en ağır işkenceler ne yazık ki her gün yapılmaya devam ediyor.

Bildiğiniz gibi, Anayasa’da Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğu yazılıdır ve iktidar olarak sizler de söylüyorsunuz. Ben de bir vatandaş ve milletvekili olarak Türkiye'nin gerçekten bir hukuk devleti olmasını istiyorum ama isteyerek de söyleyerek de hukuk devleti olunmuyor işte. Oldurmak için bu bütün mekanizmaları, mücadele yöntemlerini hep birlikte hayata geçirmek gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz günlerde Van ilinin Gevaş ilçesinde karakola düzenlenen saldırının ardından 3 kişi gözaltına alındı. Hemen akabinde “Saldırıyı gerçekleştiren 3 teröristi yakaladık.” diye haber servis edildi ve hemen sonrasında “Fatih Tezcan” isimli bir hesaptan ağzı, yüzü kan içerisinde, kırılmadık kemiği kalmamış görüntüler yayınlandı; işte, bu görüntüler yayınlandı ve bu görüntülerin Gevaş Emniyet Müdürlüğünde çekildiği bilgisini biliyoruz.

İşkence gören ve terörist diye teşhir edilen bu 3 insan, mantar toplamaya giden köylülerdir. Her kim olursa olsun, terörist veya değil, o kamu görevlileri işkence yapıp yapmamaları gerektiğini bilmiyor mu sizce? Bu fotoğrafın yani bu hesaptan yayınlanan mesajın amacı nedir sizce? Ya da şöyle sorayım: Siz bunun zulüm olduğunu kabul ediyor musunuz? Yoksa “Kanun önünde herkes eşittir.” söyleminin bir kesim için aslında eşit değildir muhasebesini mi yapıyorsunuz? Ben şunu sormak istiyorum özellikle: Sizlerin de vicdanında ayrılıyor mu, “Bir kesim için yapılmışsa haktır.” gibi bir yaklaşım mı var? Yani o köylüler sadece Kürt oldukları için bu işkenceyi görmüş olabilirler mi? Bunun muhasebesini gerçekten yapabilir miyiz?

Şimdi, bu vatandaşların gözünden bakalım: Hukuk devleti mi, yoksa zulüm devleti mi? Onlar sadece Kürt oldukları için bu zulme maruz kaldıklarını düşünüyorlar mı, düşünmüyorlar mı? Ben size söyleyeyim: Yaşadıkları her gün, devletle karşılaştıkları her gün kendilerine yapılan zulmün aslında bir devlet yaklaşımı olduğunu düşünüyorlar ve sırf Kürt oldukları için bunun reva görüldüğünü düşünüyorlar. Ben “zulüm” “devlet” ve “güvenlik güçleri” sözcüklerini bile yan yana kullandığımda bir kısmınızın öfkelendiğini ve az önceki hatibin yaptığı gibi “haydi oradan” güzellemesini yaptığını görüyorum, farkındayım ama bu insanlar da çok öfkeliler, bunu unutmayın, korkunç bir öfke biriktiriyorsunuz.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Kürtler öfkeli değiller, PKK’cılar öfkeli. Yanınıza çekmeye çalışıyorsunuz.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Ve bu insanlar, şöyle de olabilirdi yani kamuoyu baskısı olmasaydı belki de bırakılmayacaklardı. Şu an adli kontrolle serbest bırakıldılar. O gün öldürülebilirlerdi de. Ailelerin duygusu, yani hayatta kaldıkları için şükreder hâldedirler. Basında takip ettim, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanının konuyla ilgili bir girişimi olmuş, gerçekten haber başlığını görünce ben sevindim ama içeriği okuduğumda ne yazık ki umduğumu bulamadım. Beklerdim ki Sayın Yeneroğlu “İşkence, insanlığa karşı suçtur.” tespitini yapabilseydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Bu tespiti yapmamış. İşkence insanlık âlemine, insanlık onuruna aykırı bir suçtur ve zaman aşımı yoktur. Ve biz insanlığı savunuyoruz. İşkence insanlığa karşı suçtur. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesinde yer alan "zorundadır" ibaresinin "zorundadırlar" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Milletvekili.

Sayın Bekaroğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesi üzerine söz aldım. Bu madde Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair 4703 sayılı Kanun’un 5’inci maddesini değiştiriyor. Burada yapılan düzenlemeyle “Bu teknik düzenlemelere, yükümlülük olarak getirilen teknik düzenlemelere uyma zorunluluğu vardır.” diyor. Böyle bir maddeye gerek yoktu. Zaten yükümlülüktü, ondan sonra bir daha “zorunluluk” eklenmiş.

Değerli arkadaşlarım, ben de adaletle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Biraz evvel burada konuşan hatibi, her söylediği şeyi “PKK, terör”le susturmaya çalıştınız, başkası bir yerde bir şey söylüyor “FETÖ, terör”le susturmaya çalışıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Orada bir giren mi var?” sesi)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Haksız mıyız?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Evet. O söylediğin kelimeyi burada kullanmıyorum. O terbiyesizce, ahlaksızca söylediğin kelimeyi kullanmıyorum ama beni ilgilendirmiyor. “Bana mı nokta nokta”yı kullanmıyorum ama beni ilgilendirmiyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – İlgilendirmiyorsa niye konuşuyorsun?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – İlgilendiriyor. Ben şunu söylüyorum size arkadaşlar: Bakın, sizin yapılan yanlışlıklara, size getirilen eleştirilere, hiçbirisine tahammülünüz yok. Dünya kadar yanlış yapıyorsunuz ama. Yanlışa bütünüyle batmışsınız. (CHP sıralarından alkışlar) Adaletsizliğe, merhametsizliğe, insafsızlığa batmışsınız ama getirilen bütün eleştirileri “PKK, FET֔ diye susturmaya çalışıyorsunuz. Öyle değil değerli arkadaşlarım. Bakın, adalet duygusunun elbette toplumsal, siyasal tarafı vardır. Eğer adaletle hareket etmeyen toplumsal ve siyasal birliktelikler varsa bunların devam etme şansı yoktur ama bir de kişisel tarafı vardır ve elbette adalet duygusu bir erdemdir ve kişisel tarafı da şudur: Ötekini hissedebilmek. Bir “Kendin için istediğin…” Bu ayetleri, bu hadisleri, Peygamber’in bu öğütlerini siz bilirsiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Başkalarına nasihat ver, başkalarına.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – “Kendin için istediğini başkası için de kardeşin için de isteyeceksin.”

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendine nasihat ver.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama tabii siz “millet, millet” diyerek milleti on parçaya böldünüz, dolayısıyla sadece kendiniz için istiyorsunuz, başkası için istemiyorsunuz. Böyle olduğu için de gerçekten çok kaba oluyorsunuz zaman zaman, ukala oluyorsunuz zaman zaman.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kendini tarif ediyorsun.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bunu birtakım laf atan arkadaşlara söylüyorum. Gelsinler burada söylesinler.

Bakın, kabalığa...

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kabasın ve küstahsın.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Demokrasi kültüründen, insanlık kültüründen pay alamamış bir cümle söyleyeyim, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının başlatmış olduğu “Adalet Yürüyüşü” için diyor ki: “Lütuf…”

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Evet, maalesef.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bakın, bir demokrasi kültüründen şu kadar, iğne ucu kadar nasibini alan bir insan böyle bir laf edemez. Yoktur böyle bir şey, demokraside lütuf. (CHP sıralarından alkışlar) Hak vardır, hak. Sizin lütfunuzu filan istemiyoruz, siz yeter ki kurallara uyun, siz yeter ki kanunlara uyun, siz yeter ki hukuk içinde hareket edin değerli arkadaşlarım.

Bakın, bu adalet dediğimiz şey, kişisel erdem, ötekinin hakkını hukukunu hissedebilmek, sadece bundan ibaret değil, medeni olmanın da en temel şartıdır Sayın Grup Başkan Vekilim. Medeni olmak da bunu gerektirir. Birisi eğer diğer bir insanın hakkını, hukukunu hissedemiyorsa, bunun, bırakın medeniliği, insanlığı sorgulanır, insanlığı değerli arkadaşlarım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Maalesef, üzülerek ifade edebiliyorum: Siz, siz hukuku, adaleti ayırdınız. Kendinize değdiği zaman kanunları, kuralları istediniz gibi esnetiyorsunuz ama başkasına değdiği zaman çok katı ve gaddarca davranıyorsunuz. Hukuku, kanunu, kuralları kendi hatanızı, eksikliğinizi, problemlerinizi örtmek için kullanıyorsunuz.

Bitiriyorum…

17-25 Aralık, “17-25 Aralık” diyen herkesi “FET֒cü” diye oturtuyorsunuz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - 17-25 Aralıkta hırsızlık vardı, soygun vardı değerli arkadaşlarım ama “FET֔ dediğimiz örgütün kumpası da vardı. Niye vardı? Sizin hırsızlıklarınızı çektiler ve bir yere biriktirdiler, sonra da size şantaj için çıkardılar. (CHP sıralarından alkışlar) Ama daha bu hırsızlıklar sorgulanmadı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Şantaj” mı dedin? Sen “şantaj” mı dedin?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - O zaman getirin bağımsız yargıya.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya önce Kılıçdaroğlu kendi partisine baksın be!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bağımsız yargıya getirin, mahkemelere getirin!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kasetle nasıl geldi, onun hesabını versin!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Mahkemelere getirin!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O adalet duruşunu yapsın!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Hadi, mahkemeleri, hâkimleri, savcıları hepsini siz atadınız getirin…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nasıl genel başkan oldu, onun hesabını versin!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Kendi mahkemelerinizde bile yargılamaya cesaret edemiyorsunuz hırsızlıklarınızı.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kendini Baykal’ın yerine koysun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saygı sunma, “ukala”ya cevap ver, “ukala”ya.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şu ukala adama cevap vermek gerekir yani.

BAŞKAN - 66’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 66’ncı madde kabul edilmiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 66’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Sayın Bekaroğlu kürsüden yaptığı konuşmada ötekini anlamaktan, ötekine nüfuz etmekten, ötekini temsil etmekten bahsetti ama beş dakikalık yaptığı konuşmada “ukalalık”, “kabalık”, “hırsızlık”, “uğursuzluk” gibi…

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – “Ukala” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Hırsız” diyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) – “Küstahlık”… Kendinde olan bütün sıfatları sıraladı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …her türlü lafı söyleyerek öteki olarak gördüğü kesimleri anlamak bir yana, onları eğer eleştirecekse bunu nezaketli bir üslupla, onlara nüfuz ederek, ötekilerini anlayarak söylemek yerine provoke edici ve kışkırtıcı bir tarzda konuştu. Bakın, burada herkes gelip konuşuyor. Sayın Bekaroğlu’nun ilk konuşması değil bu, eminim son konuşması da olmayacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ’ye giremediğinin ezikliğini çekiyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yaptığı bütün konuşmalarda bir psikiyatrist inceliği içerisinde, herkese meramını anlatmak gibi güzel sözler söylüyor ama pratiğinin bu güzel sözlerle hiçbir ilgisi yok. Önemli olan yapmak, yapmak Sayın Başkan.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, yerimde bir dakika. Söylemediğim şeyleri bana...

BAŞKAN – Neyi mesela?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bakın, benim sert konuştuğumu, öteki… (AK PARTİ sıralarından “provokatör” sesi)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar, duyamıyorum.

Bir daha söyler misiniz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Herkese hakaret ettiğimi söyledi, öyle değil, laf atan…

BAŞKAN – “Hakaret” kelimesini kullanmadı.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Öyle söyledi yani, kelimesini kullanması gerekmiyor. “Hakaret” kelimesini kullanmak için “Sana hakaret ediyorum.” denmez Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Sayın Bekaroğlu, hakaret anlamına gelebilecek bir…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bakın Sayın Başkanım, buradan söyleyeyim o zaman.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum)- Bekaroğlu, sen bütün gruba hakaret ettin, hepimize hakaret ettin.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Şurada, şu sırada “Sana ne girdi?” diye laf atan terbiyesizlere terbiyesiz dedim. Hepsi bu kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen İç Tüzük’ü uygular mısınız?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne kadar terbiyesiz olduğun belli. Kendine ait sıfatları sıralıyorsun, küstah!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kimse o terbiyesiz, ona terbiyesiz dedim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Asıl terbiyesiz sizsiniz…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu….

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakın, “Hepiniz ukalasınız.” diye burada “ukala” diye itham etti. “Hepiniz hırsızsınız.” dedi. “Şu anda buradaki terbiyesizlere.” dedi. Lütfen İç Tüzük’ün 163’üncü maddesini uygulayın, ceza hükümlerini uygulayın Sayın Başkan.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynaya bakarak konuşsun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, şimdi, bir sayın milletvekiliyle karşılıklı bir diyaloğu oldu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O milletvekilinin ismini söyleyip yapacaksın.

BAŞKAN – Bir saniye, ben bitireyim ama cümlemi bitireyim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Oradan hakaret etti.

BAŞKAN – “Nokta nokta” şeklinde bir kelime kullanıldığını ifade etti. Tutanağı istedim, onu getirteceğim. Onunla ilgili İç Tüzük neyi emrediyorsa onu yapacağım.

Onun dışındaki eleştiriler sert eleştiriler, ağır eleştiriler. Buna yönelik de grup başkan vekiliniz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani “ukala” demek normal bir eleştiri mi?

BAŞKAN – Hangisi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Ukala” demek, “hırsız” demek normal bir eleştiri mi? “Hepiniz hırsız…” demek normal bir eleştiri mi?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – “Sana mı girdi?” demek ne demek?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mesela, ben size böyle bir ithamda bulunsam doğru olur mu?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, ben “normal” kelimesini mi kullandım, “ağır ve sert eleştiri” kelimesini mi kullandım?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sert eleştiri.” diyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – E, sert eleştiri ile normal eleştiri arasında herhâlde çok büyük fark var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “ukala” demek sert bir eleştiri mi?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, benim işitme problemim yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sert bir eleştiri.” mi diyorsunuz?

BAŞKAN – “Ukala” demek nedir arkadaşlar? “Ukala” demek cezayı mı gerektirir? Ben “ukala” demeyi şahsen tasvip etmem.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, “ukala” demek sert bir eleştiri mi, normal bir eleştiri mi?

BAŞKAN – Bakınız, ben “ukala” demeyi tasvip eden bir kişi değilim.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Başkanım, “hırsız” kelimesini kullandı.

BAŞKAN - Ama bir milletvekili “ukala” diye birisine hitap ediyorsa o kişi kalkar sataşmadan dolayı söz ister, ben de kendisine söz veririm, kendisi cevap verir.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Hırsızlıktan daha büyük eleştiri mi olur?

BAŞKAN - Diğer milletvekiliyle olan diyaloğunu bilemiyorum, duyamadım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, “hırsız” diye itham etmeye ne diyorsunuz?

BAŞKAN – Hangisi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Hırsızsınız hepiniz.” dedi, ona ne diyorsunuz?

BAŞKAN – Kelime tam öyle değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ayağa kalktı, söyledi.

BAŞKAN - “Hırsız” kelimesini kullandı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet.

BAŞKAN - Sayın Bostancı da buna yönelik söz aldı, cevap verdi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tutanaklara bakacağız, bakacağız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani Sayın Bostancı nezaket çerçevesinde bunu söyledi.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, Sayın Bekaroğlu’nun konuşmasının tutanağını tümüyle alacağım, ne varsa orada gereğini yapacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ukalalık yapmasın, bak! “Ukala” mademki ağır bir eleştiriymiş. Bundan sonra ukalalık yapmasın Sayın Başkan, lütfen uyarın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, AKP Grubunu acaba kim yönetiyor?

BAŞKAN – Sayın Gök…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Elitaş, sen o vatandaşın söylediği cümleyi duydun mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ukalalık yapmasın Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, acaba AKP Grubunu kim idare ediyor? Sayın Elitaş mı idare ediyor, Sayın Bostancı mı idare ediyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekiliyim ben yahu! Sana ne kardeşim?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bostancı farklı konuşuyor, Sayın Elitaş farlı konuşuyor. Sayın Elitaş arkadaşının söylediği küfrü duymuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, dün bir genel başkan adayı vardı, şimdi sen de mi genel başkan adayısın? Dün biri vardı, bir de sen varsın. Adamı yolda yürütüyorsunuz, telef edeceksiniz, yerine oturmaya çalışıyorsunuz. Gidip yürüsenize onunla beraber. Gidin, yürüyün, hadi yürüyün onunla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – 67’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına başlandı)

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 67’nci maddesinde yer alan “elde eder” ibaresinin “kazanır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.”

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç öyle bir şey yok, hiç öyle bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gidin, yürüyün, hadi yürüyün onunla.

Telef ettireceksiniz 70 yaşındaki adamı, yerine geçmeye uğraşıyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç öyle bir şey yok.

Seni saygıya davet ediyorum, saygıya.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hiç merak etme, telef olmaz o, telef olmaz. Sen telef olursun da o olmaz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bak, nöbetçi grup başkan vekilin var burada, nöbetçi grup başkan vekilin var.

(Kâtip Üye Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü tarafından önergenin okunmasına devam edildi)

                                  “Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                   Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş                                                 Erol Dora

                                       Adıyaman                                                   İstanbul                                                    Mardin”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İşte sen varsın genel başkan adayı. Adamı yok etmeye uğraşıyorsunuz. Gaza getirdiniz, yürütüyorsunuz. Onu telef edeceksiniz, yerine oturacaksınız.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sen telef olursun, o olmaz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç kimse gaza gelmedi. Aslanlar gibi yürüyor. Gel, sen de yürü. Senin için de adalet için de yürüyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada oturuyorsun. Yürüyorsun, öyle mi? Bir genel başkan adayı burada, öbürü orada.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yürüyüşümüzü niye kıskanıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kıskanmıyorum ben ya, yürü diyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gel, beraber yürüyelim adalet için.

BAŞKAN – Sayın Dora, sizin sükûnet içeren konuşmanıza ihtiyacı var Genel Kurulun.

Buyurunuz.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama adam 70 yaşında, adamı yürütme, kendin yürü.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sağlığı yerinde, sağlığı yerinde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ama en iyi Baykal yürür ya.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Arkadaşlar, siz kendi işinize bakın, bizim işimize bakmayın. İşinize bakın, işinize.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle diye diye zaten gaza getiriyorsunuz adamı.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İşinize bakın.

EROL DORA (Devamla) – …tabii, böyle gergin bir ortamdan sonra konuşmaya çıkıyorum, aynı zamanda ramazan ayını idrak etmekteyiz. Herkesi bu anlamda daha duyarlı olmaya… Bu kürsüden her türlü sözün söylenebileceği fakat demokratik bir olgunlukla karşılanması gerektiğine ilişkin olarak herkesi bu anlamda duyarlı olmaya çağırıyorum.

Özellikle, ülkemizde barış ve çözüm sürecinin akamete uğraması ve 15 Temmuz darbe girişimi sonrası içerisine girilen süreçte toplumsal barış ve demokrasinin gelişimi bakımından kaygılı bir döneme girilmiştir. Kuvvetler ayrılığının iyice ortadan kalktığı, yargının bağımsızlığının her geçen gün daha da zedelendiği, özgür bir basının bırakılmadığı, muhalif seslerin bastırıldığı, özgürlüklerin ancak siyasal iktidarca çizilen çizgiler içinde kullanılabildiği ve bu alanın giderek daraldığı, eğitimin her geçen gün bilimden koparıldığı, üniversitelerin özerk yapısının yok sayıldığı, her özerk kurumun iktidara bağlanmaya çalışıldığı, devletin partileştiği bir ülkenin demokrasiyle yönetildiği aslında ileri sürülemez.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin demokrasi krizinden çıkabilmesi, toplumsal barışını sağlayabilecek bir motivasyonun sağlanabilmesine ve eşit yurttaşlık temelinde temel demokratik taleplerin karşılanabileceği yeni bir anayasaya gerçekten büyük bir ihtiyaç vardır. Yeni ve demokratik bir anayasa sürecine, heyecan uyandıracak ve güven verecek yeni bir demokrasi projesinin topluma sunulmasına ihtiyaç vardır. İnsanların kendilerine yer bulabileceği ve benimseyebileceği böyle bir demokrasi atılımı giderek otoriterleşen baskı rejiminin önünü kesebilir ve demokratik bir toplumun taşlarını döşeyebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, bir partinin başta eş başkanları olmak üzere şu anda 11 milletvekili tutuklu bulunmaktadır. Biliyorsunuz, üç dört gün önce de Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşımız Enis Berberoğlu da tutuklanmış bulunmaktadır. Biz aslında bunların tutuklanmasına karşı olduğumuzu her zaman vurguladık. Bu, Türkiye’nin demokrasisine, Türkiye’nin Parlamentosuna kesinlikle bir şey kazandırmayacaktır.

Bu ülke 80 milyonun ortak vatanıdır. Biraz önce de arkadaşlarımız burada konuşurken çocukların babasız kaldığına ilişkin ne kadar dramatik konuşmalar burada yapıldı. Biz bütün anaların gözyaşlarına aynı gözle bakıyoruz. Asker, polis, Kürt genci; hiçbirisi arasında kesinlikle bir ayrım yapmıyoruz. Zaten bunlar arasında herhangi bir ayrım yapıyorsa bir insan, öncelikle kendi insanlığından şüphe etmesi gerektiğine inanıyorum.

Bakın, daha iki gün önce Sincan Cezaevinde bulunan Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken ve Muş Milletvekilimiz Burcu Çelik’i ziyaret ettim. Şimdi, bunların, milletvekillerinin yerleri cezaevleri midir? Biliyorsunuz, Anayasa’mızın 84’üncü maddesine göre de zaten milletvekillerinin tutuklanması ancak dönem sonlarına bırakılabilir. Ama maalesef bugün, meriyette bulunan Anayasa’mız da çiğnenerek milletvekillerimiz, partililerimiz tutuklu bulunmaktadırlar. Ülkemizin itibarını, bugün dünyanın, Avrupa Birliğinin bize bakışını bir düşünün.

Bu ülke hepimizindir. Bu ülke için hepimizin kaygılanması gerektiğine inanıyorum. Onun için Muş Milletvekilimiz Burcu Çelik’i ziyaret ettiğimde… 3 yaşında olan kız çocuğu şu anda psikolojik bunalım içerisindedir ve bir hafta sonra cezaevine annesinin yanına gönderilecektir arkadaşlar. Şimdi, bu, Parlamentomuza, ülkemize ne kazandıracaktır? Buradan, Parlamentodan herkesi tekrar vicdani anlamda kendini sorgulamaya -özellikle şu anda dinî, manevi açıdan da ramazan ayı idrak edilmektedir ve bu İslam âlemi için çok önemlidir- herkesi böyle bir ramazan ayında da daha ruhsal, deruni anlamda düşünmeye ve ülkemizin bir an önce bu çıkmazdan çıkması anlamında görev ve sorumluluğa davet ediyorum.

Şimdiden herkesin Ramazan Bayramı’nı kutluyor, bu bayramın insanlığa ve ülkemize barış, sevgi ve huzur getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

67’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

68’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 68’inci maddesinde yer alan "kararlar yetkili kuruluş tarafından Komisyona bildirilir” ibaresinin "kararları, yetkili kuruluş Komisyona bildirir " şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                   Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş

                                       Adıyaman                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metnine açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

68’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

69’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 69’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                        Osman Aşkın Bak                                       Ramazan Can

                                         Kayseri                                                        Rize                                                      Kırıkkale

                               Mustafa Şükrü Nazlı                                Gökcen Özdoğan Enç

                                         Kütahya                                                    Antalya

"MADDE 69 - 4703 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen önlemler ve ürünün içerdiği riskler hakkındaki bilgilerin, üretici tarafından etkili olacak şekilde duyurulmasını, üretici tarafından yapılan duyuru veya duyuru şekli uygun bulunmaz veya yetersiz görülürse, ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki kişilere duyurulmasını, '

"İkinci fıkrada yer alan hükümler, yetkili kuruluş tarafından 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde hazırlanarak yürürlüğe konulan teknik düzenlemede yer alan diğer önlemlerin alınmasını engellemez.” "

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 69’uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (e) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                   Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş

                                       Adıyaman                                                   İstanbul

e) Üretici, ürünün kullanımı sonucunda zarar gördüğü tespit edilen tüketicinin her türlü maddi ve manevi zararını karşılamakla yükümlüdür.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle tüketicinin haklarının korunması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 69’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 69- 4703 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen önlemler ve ürünün içerdiği riskler hakkındaki bilgilerin, üretici tarafından etkili olacak şekilde duyurulmasını, üretici tarafından yapılan duyuru veya duyuru şekli uygun bulunmaz veya yetersiz görülürse, ülke genelinde dağıtımı yapılan iki gazete ile ülke genelinde yayın yapan iki televizyon kanalında ilanı suretiyle risk altındaki kişilere duyurulmasını,”

"İkinci fıkrada yer alan hükümler, yetkili kuruluş tarafından 4 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde hazırlanarak yürürlüğe konulan teknik düzenlemede yer alan diğer önlemlerin alınmasını engellemez.” "

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemizde piyasa gözetimi ve denetimi 10 farklı kamu kuruluşu tarafından yapılmaktadır. Kamu kuruluşlarının sorumluluğunda bulunan ürün gruplarının özellikleri, kullanım ömürleri, tüketim sıklıkları, hitap ettiği kitle ve üreticilerinin özellikleri farklılık arz etmektedir.

Yetkili kuruluşlar tarafından güvensiz olduğu tespit edilen ürünlere yönelik alınan önlemlerin, ürünlerin ve üreticilerin özelliklerini dikkate alarak gerçekleştirilmesi, orantılılık ilkesinin gözetilmesi, idari yaptırım süreçlerinin etkinleştirilmesi ve denetimlerin kamu yararına uygun olarak yürütülmesi amacıyla alınacak önlemlerin somut olay bazında, risk analizleri dikkate alınarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde, tüketicilerin sağlık ve güvenliği korunurken üreticilerin de bu süreçten olumsuz bir şekilde etkilenmelerinin önüne geçilmiş olacaktır.

Bu konudaki AB uygulamalarına bakıldığında, somut olay bazında değerlendirme yapıldığı ve ürünün taşıdığı riske, piyasadaki yaygınlığına ve kullanım ömrüne bakılarak piyasaya arzının yasaklanması, piyasadan toplatılması veya tüketicilerden çağrılması uygulamalarından birine başvurulduğu görülmektedir.

Güvensiz olduğu tespit edilen ürünlerle ilgili alınan önlemlerin ve ürünün içerdiği risklerin ürünün özelliğine, yaygınlığına, üreticinin ekonomik koşullarına ve ürünün ulaştığı tüketici profiline göre üretici tarafından önerilebilecek etkili bir yöntemle duyurulması yeterli görülebilecek, yeterli görülmediği durumlarda da kanunda belirtilen diğer yöntemlerle duyurulması zorunlu olacaktır.

Bu çerçevede, 4703 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi değiştirilmiş, fıkranın başında yer alan "masrafları üretici tarafından karşılanmak üzere” ibaresiyle mükerrerlik giderilmiş, aynı maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen yeni fıkrayla yapılacak düzenlemeyle birlikte, yetkili kuruluş tarafından güvensiz veya teknik düzenlemesine uygun olmayan ürünlerin tüketicilere yönelik etkisinin kısa sürede ortadan kaldırılması sağlanırken üreticiler açısından da herhangi bir olumsuz etkinin ve haksız rekabet koşullarının ortaya çıkması engellenmiş olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

69’uncu maddeyi kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

70’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

71’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 71’inci maddesiyle eklenen ek madde 1’de yer alan “birbuçuk katı” ibaresinin “iki katı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Fahrettin Oğuz Tor                                Ahmet Selim Yurdakul          Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                   Kahramanmaraş                                              Antalya                                                      Hatay

                                     Kamil Aydın                                          Deniz Depboylu

                                         Erzurum                                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 485 sıra sayılı Tasarı’nın 71’inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Sizleri ve bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Bu arada, tüm babalara sağlık, huzur; çocuklarına iş ve aş diliyorum. Şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Amacım, yaşadığı problem sebebiyle başvuracak merci ve muhatap bulamayan, dürüstlüğüne, doğruluğuna inandığım bir kamu personelinin sesini duyurmak, devlete küsmesinin önüne geçmektir. Konuşmamda, bir kamu kurumunda müfettiş olarak çalışırken 2010 KPSS sınavında yüksek puan aldığı gerekçesiyle görevinden uzaklaştırılan ve aradan dokuz on ay süre geçtiği hâlde hakkında hiçbir işlem yapılmayan bir personelin durumundan bahsedeceğim.

Değerli milletvekilleri, görevden uzaklaştırılan personel, ilkokuldan sonra İzmir Buca Ortaokulu ve lise olarak Anadolu lisesini bitirmiş, devamında da Türkiye’mizin güzide eğitim kurumlarından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümüne girmiştir. Yabancı dili fevkalade iyidir. Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduğu yıl girdiği ilk KPSS’den yeterince hazırlanamadığı hâlde yüksek sayılabilecek bir puan almıştır, çeşitli puan türlerine göre aldığı puan 75-85 aralığındadır. SBF’den mezun olduğu 2009 ile 2011 yılları arasında, iki yıl süresince KPSS hazırlık kurslarına, dershanelere gitmiş, ayrıca yoğun şekilde evde sınavlara hazırlanmıştır. Hazırlıkla geçen iki yıl sonunda sırasıyla, başta Maliye Bakanlığı vergi denetmen yardımcılığı olmak üzere, Türk Patent Enstitüsünde, TRT’de, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Bilişim Teknolojileri Kurumunda, Hazinede denetmen yardımcılığı, müfettişlik, uzman yardımcılığı, kontrolörlük yardımcılığı gibi toplam 13 kariyer meslek sınavını kazandığı hâlde, maalesef sözlü sınavlarda elenmiştir. Tekrar ediyorum, 13 sınav kazanıyor yazılı fakat sözlüde eleniyor. Bu bile yalnız başına bir fikir verir diye düşünüyorum. Adı geçenin, yüksek öğrenimini bitirdiği 2009 yılından 2012 yılına kadarki çalışmalarıyla düzenlenen sınavlarda aldığı puanlar, yazılı bölümlerini kazandığı hâlde sözlü mülakatlarda elendiği 13 ayrı sınav asla tesadüf değildir; büyük emek, çaba ve gayretin sonucudur.

Adı geçen, 2010 KPSS sınavında P49 puan türünde 89,3 puan, 2011 yılında yapılan sınavda da 90,8 puan almıştır. 2011 puanı, şaibeli 2010 KPSS sınav puanının üzerindedir. KPSS P118 puan türünde de 2010’da 89,4 puan almış, bir sonraki sınavda 90,3 puan almıştır. Bu türde de 2011 puanı, 2010’dan yüksektir.

KPSS’yle aynı puan formatına sahip, 2010-2011 yıllarında ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda da hemen hemen aynı sayıda soruya doğru cevap vermiş ve hemen hemen aynı puanları almıştır. Kariyer meslek sınavlarında puanlar 85’lere asla düşmemektedir, hatta denilebilir ki 85’in de üzerinde gerçekleşmektedir. Bu demektir ki KPSS’de kopya çekerek yüksek puan alan bir kişinin kurum sınavlarında başarılı olması mümkün değildir. Hâl böyle olduğu hâlde, adı geçen, KPSS’den kopya çekmiş gibi değerlendirilerek görevden uzaklaştırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, burada söylemek istediğim şu: KPSS sınavında bazı kişilere cevaplar sızdırılmış olabilir, kopya çekmiş olabilirler ama herkesi aynı potada değerlendirmemiz gerekçe olmamalıdır, olamaz. Toptancı bir yaklaşım mağduriyetlere yol açacaktır. Bazı kişilere sınav sorularının sızdırılmış olması sınavı kendi emeği ve hakkıyla kazanan kişileri mağdur etmiştir. Yapılması gereken, kısa sürede bir inceleme ve soruşturma yaparak kopya çekildiği yönünde bir emare elde edilmişse görevden uzaklaştırmaktır. Nitekim bazı kamu kurumları önce inceleme, soruşturma yaparak mağduriyeti önlemiştir.

Söz konusu olaydaki gibi, her kamu kurumunun başına buyruk iş yapması da ayrı bir garabettir. Daha fazla mağduriyete meydan vermemek için bu konulara bir öncelik vererek konuyu dile getirmenizi, soruşturmaların bir an önce bitirilmesi gerektiğini iletmenizi istiyorum Sayın Bakanım, ricam budur.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

71’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

72’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

73’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

74’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

75’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

76’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

77’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

78’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretiminin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 78’inci maddesiyle değiştirilmek istenen 4737 sayılı Kanun’un 3/A maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında yer alan “veya ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Denip Depboylu                                          Kamil Aydın                                   Fahrettin Oğuz Tor

                                           Aydın                                                     Erzurum                                           Kahramanmaraş

                                   Mustafa Kalaycı                                        Muharrem Varlı                                       Saffet Sancaklı

                                          Konya                                                       Adana                                                                                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Deniz Depboylu, Aydın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 78’inci maddesindeki önergemiz üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu görüştüğümüz kanun tasarısının yine 78’inci maddesindeki önergemizde ÇED raporlarının verilmemesini eleştirerek yapılacak her tesiste ÇED raporunun aranması, istenmesi noktasında bir hassasiyet gösterilmesini rica ettik.

Nihayetinde, ÇED raporu nedir, ben biraz sizlere onu hatırlatmak istiyorum. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalardır.

25/11/2014 tarihinde ve 29186 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ne tabi projeler için bazı işletmelerin kurumunda ÇED raporunun alınması ve bazılarında da “ÇED raporu istenmez.” şeklinde bir kararın alınabileceğiyle ilgili bir bildiri var. Bu, ÇED raporu istenmediği takdirde, bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyecekken maalesef, bunlar bu ruhsatı ÇED raporu olmadan alabilmektedirler.

Ne yazık ki seçim bölgem olan Aydın ilinde çok sayıda faaliyet gösteren jeotermal santrallerin bir kısmının kuruluşunda ÇED raporu aranmamaktadır. Türkiye’de devrede olan 31 adet jeotermal santral vardır, bunların 19 tanesi Aydın’da. Yapımı devam eden 4 adet jeotermal santral vardır, bunların yine biri Aydın’dadır. Üretim lisansı alan 6 adet daha jeotermal santrali var, bunun 2 tanesi yine Aydın’dadır. Ön lisans alan toplam 19 tane jeotermal santral projesi var, bunun 4 tanesi yine Aydın’dadır. Planlanan 7 adet daha jeotermal santral var, bunun da 3’ü Aydın’dadır. Yani, bunların hepsini topladığımızda 29 adet jeotermal santralin Aydın’da tamamlanması muhtemel gözüküyor.

Jeotermal enerji santralleri için ÇED raporunda neler olmak zorunda? Bir kere, bu, yer altından çıkarılan sıcak suyla birlikte, sıcak su buharının tekrar, reenjeksiyon yöntemiyle, dışarıya salınmadan, doğaya verilmeden yer altına gönderilmesi şartı var ama maalesef bu sürecin Aydın’daki jeotermal santrallerde gerçekleşmediğini ve özellikle buhar salınımının belli saatlerde, sabaha karşı, gece yarılarında yapıldığını bilmekteyiz.

Yine, jeotermal güç santrali projesinin her aşamasında boşaltım ve sulama kanalı, nehir yatakları vesaire faaliyetini de tahrip edecek ve su kalitesini düşürecek hiçbir faaliyete de izin verilmeyeceği belirtilmektedir, maalesef bunların da size kanıtlarını getirebiliriz.

Bu jeotermal santrallerin 5 megavat ve üzerinde elektrik üretimi yapanlarından ÇED raporu istenmiyor, 20 megavat ve üzerinde üretim yapanlarından ÇED raporu isteniyor ki şu anda Aydın’da devrede bulunan bu 19 tesisten 11 tanesinin ÇED raporu yok. ÇED raporu olsaydı ne olacaktı? Bu firmaların ÇED raporunu düzenleme ehliyeti olan bir firmayla anlaşıp aynı zamanda ilerleyen süreçte, üretim yaptığı süre boyunca kontrollerinin, teftişlerinin yapılması sağlanacaktı. Her ne kadar ÇED raporu almış olanların ne kadar kontrol edildiğini, denetiminin yapıldığını bilmesek de bunlardan 11 tanesinin bunu yapma ihtiyacı veya zorunluluğu da duymadığını ortaya koymaktadır. Şu anda Aydın’ın toprağında, özellikle jeotermal santrallerinin olduğu bölgelerde bor bulunmakta, teşhis edilmektedir; yine, gıdalarda da bulunmaktadır. Bunlar devam ettiği sürece bu tehlikeli bir boyuta gelecektir. Bunu yüce heyetinize hatırlatıyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

78’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 79’a bağlı madde (4/Ç)’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 79’a bağlı madde (4/D)’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 80’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

81’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 81’inci maddesinin aşağıdaki şekildeki değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                        Osman Aşkın Bak                         Mehmet Naci Bostancı

                                         Kayseri                                                        Rize                                                       Amasya

                                   Tülay Kaynarca                                         Mehmet Demir                                            Fuat Köktaş

                                         İstanbul                                                    Kırıkkale                                                    Samsun

                                     İsmail Tamer                                      Alpaslan Kavaklıoğlu

                                         Kayseri                                                       Niğde

“MADDE 81- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelin “A) Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri” bölümünün 29 ve 49 uncu sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve bölüme aşağıdaki sıralar eklenmiştir.

“29) Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi”

49) Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi”

“114) Yükseköğretim Kalite Kurulu

115) Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi””

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ömer Halisdemir Üniversitesinin adının Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi olarak değiştirilmesi nedeniyle 49’uncu sıra değişikliği önergeyle eklenmekte, yeni kurulan Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesinin de 5018 sayılı Kanun’a eklenmesi sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

81’inci maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

82’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

EROL DORA (Mardin) – 82’inci maddede bir önergemiz vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önümdeki çizelgeden hareket ediyorum, burada önce önerge verilmiş, sonra çıkarılmış gözüküyor. O nedenle Sayın Dora…

EROL DORA (Mardin) – Tamam efendim.

BAŞKAN – 83’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 83’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                   Mahmut Toğrul                                        Ertuğrul Kürkcü                                      Ahmet Yıldırım

                                        Gaziantep                                                     İzmir                                                          Muş

                                        Erol Dora                                             Behçet Yıldırım                                             Erdal Ataş

                                          Mardin                                                   Adıyaman                                                   İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erdal Ataş, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sunulan tasarı içerisinde eğitim kurumlarının farklı düzeylerine yönelik belli çözümler getirme üzerine tartışmalar yürüttük ama genel olarak eğitimin, bu torbada ifade edilen çözümlerinin dışında aslında temel sorunları olduğu gibi duruyor. Coğrafyamızda hem dünya sıralamasında hem gelişmekte olan ülkeler içerisinde hem de Avrupa ülkeleri içerisinde bulunduğumuz sıra oldukça gerilerde. Bu noktada, maalesef 12 Eylül anlayışına, faşist anlayışına bağlı olarak sürdürülen eğitim siyaseti olduğu gibi korunmaktadır. Önemli eşitsizlikler var ve bu eşitsizliklerin aşılması üzerine bütün uyarılara, bütün çalışmalara rağmen, eleştirilere rağmen maalesef bu Hükûmet de adım atmamakta ısrar etmektedir.

Ana dilde eğitim önemli bir sorun olarak hâlâ duruyor. Bu coğrafyanın dillerine yönelik kendi çocukluğundan itibaren doğru temelde, kendi ana dilinde eğitim alması hâlinde daha başarılı olacağı açıkken, dünya üzerinde, insan hakları temeli üzerinde bütün bu hukuk ve anlayışlar kabul edilmesine rağmen, maalesef, bizim coğrafyamızdaki iktidar anlayışları tekçi fikriyatla bu anlayışı bir türlü aşmamaktadır.

Aynı şekilde, parasız eğitim meselesi de “Parasız eğitim yapılıyor.” anlayışı altında sürdürülse de önemli oranda paralı eğitimin hâkim olduğu ve parası olanların daha avantajlı okullardan geçerek bu ülkenin önemli alanlarını tuttukları da açık olarak görülüyor.

Yine, bilimsel eğitim alanında da fen derslerine yönelik yapılan kısıtlamalar, onun dışında biyoloji ve diğer meselelere, evrim yasasına, teorisine yönelik yapılan bütün kısıtlamalar, bunun dışında aslında bilimsel temelleri zayıflatan bir müfredatı da giderek geliştiriyor.

Aynı şekilde, laiklik anlayışı noktasında da önemli sorunlar söz konusu. Aleviler, Hristiyanlar, materyalistler, Ezidiler gibi farklı inanç kesimlerine zorunlu din dersleri dayatılmaya devam ediliyor.

Özellikle bu son KHK’larla birlikte bu mesele daha fazla derinleştirilmiş durumda. KHK’larla birlikte, bizim coğrafyamızda en çok hedef alınan alanlardan bir tanesi eğitim alanı olarak ön plana çıkmaya başladı. Bugüne kadar 33 bin öğretmen ihraç edilmiş durumda; 5 bin akademisyen, 1.200 idari personel, 17 bin insan, yine bu eğitim alanındaki öğretmen ise açığa alınmış durumda. 21 bin özel eğitim kurumunda öğretim yapan öğretmenlerin sözleşmeleri iptal edildi. Yaklaşık 2 milyon insan yani çocuk, öğrenci, bunların tümü de mağdur edilmiş durumda, öğretmenlerden bir şekilde eğitim alamaz hâle getirilmiş durumda. Bu öğretmenlerin hiçbir tanesinin yani herhangi bir suça bulaşma, bulaşmama meselesi noktasında herhangi bir şekilde hakkını koruma, o noktada haklarını arama durumu da maalesef yok.

Diyelim bunlardan geçti, öğrenciler okullarını bir şekilde böyle çok zorlu koşullarda okuyup bitirdi. Ondan sonra da maalesef, mülakatla karşı karşıya kalmakta ve birçok insanın geleceği karartılmaktadır. Mülakat soru zarfları bir tarafa bırakılarak bu son dönemlerde yandaşların, akrabaların, tanıdıkların işe alınması temelinde, maalesef, keyfî sorular sorulmaktadır. Yani mülakat sorularında zarflar bir tarafa bırakılarak örneğin “Reis deyince aklına ne geliyor?” “Oruç tutuyor musun?” “Yılbaşı kutluyor musun?” “‘15 Temmuz’ deyince aklına ne geliyor?” gibi tamamen kendisine yakın insanları tespit ederek onları işe alma yönünde bir anlayışla hareket ediliyor. Hiçbir siyaset ayrımı yapmaksızın bu ülkede 4’üncü olan ya da 20’nci olan, 15’inci olan yani bütün o sınavları geçen insanlara, maalesef, mülakatlarda 50’li puanlar verilerek bir bütünü bir şekilde eğitim kurumlarının dışına itilmektedir.

O da değil, hakkını arayan insanlara yönelik de acımasız bir tutum söz konusudur. Yani insanlar atılmış işten, işsiz kalmış, bütün gelecekleri elinden alınmış; insanlar buna yönelik kendi seslerini dile getirmek için demokratik eylemler yapıyor -Semih ve Nuriye için söylüyorum, onun dışında binlercesi var- bu insanlar açlık grevlerine giriyor seslerini duyurmak için. Hükûmet bu meseleleri ele almak, bir an önce bu insanların sorunlarını çözmek yerine, maalesef onları bir de gece yarısı operasyonlarıyla, şiddetle gözaltına alıyor. Bu insanlar şu anda yaşam noktasında bir risk altındadır. Hükûmetin bir an önce bu meseleye müdahale etmesi gerekiyor. Şu anki koşullara göre, yaklaşık olarak işte 100’üncü günleri geçtikten sonra insanlar ölüm aşamasına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL ATAŞ (Devamla) – Bir an önce Hükûmetin bu noktada da adım atması gerekiyor.

Saygıyla selamlıyorum herkesi. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

83’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

84’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/837) 84’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                        Osman Aşkın Bak                                       Ramazan Can

                                         Kayseri                                                        Rize                                                      Kırıkkale

                              Gökcen Özdoğan Enç                                Mustafa Şükrü Nazlı

                                         Antalya                                                    Kütahya

“MADDE 84- 26/9/2011 Tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 15- (1) Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Devletçe yaptırılacak demiryolları, lojistik köy, merkez veya üsler, limanlar, barınaklar, kıyı yapıları, hava meydanlarının plan ve projelerini hazırlamak veya hazırlatmak ve onaylamak.

b) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatını yapmak ve/veya yaptırmak, yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek.

c) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapıları ile sanayi siteleri, fabrikalar, rafineriler, endüstriyel tesisler, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, maden ocakları, sanayi kuruluşları ve benzeri tesislerin demiryolları ile bağlantısını sağlamak üzere iltisak hatlarını yapmak ve/veya yaptırmak gerekli görülmesi halinde karayolu bağlantılarını tesis etmek ve/veya ettirmek,

ç) Kamu kurum ve/veya kuruluşları, özel sektör ve/veya tüzel kişiler tarafından tamamlanan veya devam edenlerde dâhil olmak üzere, (a), (b) ve (c) bendinden belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatı ve işletmesinin sağlanması amacıyla Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelleri geliştirerek esaslarını belirlemek, proje bazında gerekli görüldüğü hallerde özel sektör gerçek ve tüzel kişilerle müzakerelerde bulunmak, katkı payları belirlemek, taahhüt vermek ve almak, kiralamak, kiraya vermek, işletmek, işlettirmek, garantiler almak ve vermek özel sektörün katılımını sağlamak, ortaklık tesis etmek

d) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce yaptırılacak (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapılarının proje ve şartnamelerini incelemek veya incelettirmek ve onaylamak.

e) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idarelerinin teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemi kurma taleplerini değerlendirmek ve uygun olanları Bakanlar Kurulunun iznine sunmak.

f) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özel idareleri tarafından yaptırılacak teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin proje ve şartnamelerini incelemek veya incelettirmek ve onaylamak.

g) (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapıları ile teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin standartlarını ve bunlarla ilgili birim fiyatları belirlemek.

ğ) Bakanlar Kurulunca yapımının üstlenilmesine karar verilen teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve bunlarla ilgili tesislerin ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak plan, proje ve programlarını hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve bunları yapmak veya yaptırmak.

h) Deniz altından ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayıcı altyapı projelerini yapım ve işletim modelleri de geliştirerek planlamak, bu altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve onaylamak, yapmak veya yaptırmak; yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve işletme esaslarını belirlemek.

ı) Denizleri, gölleri, nehirleri birbirine bağlayarak suyolu işlevi görecek kanal ve benzeri altyapı projelerini yapım ve işletim modelleri de geliştirerek planlamak, bu altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve onaylamak, yapmak veya yaptırmak; yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve işletme esaslarını belirlemek.

i) Denetim yapmak veya yaptırmak amacıyla gerekli her türlü fiziki ve teknik altyapı ve tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek ve bunları denetlemek.

j) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

(2) Birinci fıkranın (ğ) bendi kapsamındaki teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin Bakanlıkça yapımının tamamlanmasından sonra, Bakanlık bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşları dışında bir kuruluşa mülkiyetinin maliyet bedeli üzerinden devri Hazine Müsteşarlığının uygun görüşü alınarak düzenlenecek protokoller ile gerçekleştirilir. Devralan kuruluş, merkezi yönetim bütçesinden karşılanan proje maliyetlerinin ifa edildiği tarihe kadar, devredilen projeden sağlanan tüm brüt gelirleri Hazine Müsteşarlığınca belirlenen hesaba aktarır. Bu hasılatın protokolle tespit edilen oran esas alınarak belirlenen tutarı, hesabın bulunduğu banka tarafından Hazine Müsteşarlığı hesaplarına aktarılır. Söz konusu oranı belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Devralan kuruluşun belediye bağlı idaresi, belediye bağlı idaresinin ve/veya belediyenin sermayesinin % 50'sinden fazlasına sahip olduğu şirket olması halinde ve herhangi bir sebeple faaliyetlerinin sonlandırılması halinde, bu fıkra kapsamında ilgili kuruluş tarafından yerine getirilmesi gereken tüm yükümlülükler ilgili belediye tarafından üstlenilmiş sayılır.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 84’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                              Akif Ekici

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                   Gaziantep

                                       İrfan Bakır                                              Selina Doğan                                          Tacettin Bayır

                                          Isparta                                                      İstanbul                                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Selina Doğan, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve toplumun geniş kesimleri tarafından da büyük ilgi gören adalet yürüyüşünün bugün dördüncü günü tamamlandı. Artık, milletvekilleri olarak farklı bir mesaimiz var. Sabah saatlerinde Genel Başkanımızla birlikte erkenden yollara düşüyoruz, öğlen de bazı milletvekillerimiz Meclise gelerek çalışmaya devam ediyor, diğer bir kısmı ise Sayın Genel Başkanımızla birlikte yürümeye devam ediyor.

Sadece Türkiye’de değil, uluslararası kamuoyunda da ilgi uyandıran ve destek bulan bu yürüyüş hakkında önce yandaş medyada aslı astarı olmayan haberler çıktı ancak bu yalan haberler ve komplo teorileriyle yürüyüşün etkisini kırmak mümkün olmadı. Bu defa, iktidar yetkilileri, yürüyüşü küçümsemeye başladı. Görüldü ki adalet yürüyüşünün etkisi giderek büyüyor. Bu defa, AKP iktidarı, en iyi bildiği şeyi yani tehdit ve baskı yapmaya başladı. İşte bu tehditler bile gösteriyor ki bu ülkede adalet yok. Adalet olmadığı için de böylesine sivil ve barışçıl bir eylem giderek büyüyecek kuşkusuz.

Bugün ben de buradaki diğer arkadaşlarım gibi Adalet Yürüyüşü’nden geliyorum. Size söyleyebilirim ki bugün orada sadece Genel Başkanımız ve partililerimiz yürümüyordu, emin olun, orada aslında bir toplum, bir ülke yürüyordu, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, CHP’li olsun olmasın herkes yürüdü. Çünkü şunun farkındayız ki adalet yoksa bizi bir arada tutacak ve sahip çıkabileceğimiz fazla bir değerimiz kalmadı. Ancak yakın siyasi tarihimizin en önemli eylemlerinden biri olan bu yürüyüşün etkisi kırılsın diye kriminalize edilmeye çalışılıyor.

Soruyorum size sayın milletvekilleri: Adalet istemek suç mudur? Bugünlerde sosyal medyada, yazılı basında adaletle ilgili özlü sözler sık sık karşımıza çıktı. Onlardan birini ben de burada aktarayım. Ünlü Fransız hukukçu Duverger der ki: “Adaletin bulunmadığı yerde herkes suçludur.” Yani aslında adalet istemek değil, adalet istememek bir suçtur çünkü adaletin bozuk terazisi düzelmedikçe hepimiz suçlu olmaya devam edeceğiz.

Her şeyden önce şunun bilinmesini isterim ki böylesine bir yürüyüş bizim için ahlaki bir yükümlülük. Duyarlılığını yitirme noktasına getirdiğiniz topluma moral aşılasın diye, direnme gücü versin diye, üzerimizdeki ağır hüzün kalksın diye ve yaşama sevincimiz gelsin diye yürüyoruz. Dört gündür adalet için yürüyoruz, herkes için adalet istiyoruz. Kendinize payanda hâline getirdiğiniz yargınızla tutukladığınız milletvekilleri için yürüyoruz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu için de diğer tüm tutuklu milletvekilleri için de diğer tüm seçilmişler için de yürüyoruz. Milletvekillerini ve seçilmişleri bu tür siyasi gerekçelerle tutuklamanın nasıl vahim sonuçlara yol açacağını görmezden gelseniz de bunu döne döne defalarca anlatmaya devam edeceğiz. Bizler aynı zamanda akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça için de yürüyoruz. Yüz gündür devam ettirdikleri açlık grevini tüm dünya duydu, bir tek siz duymadınız. Bizler yine gazeteciler Ahmet Şık için, Murat Sabuncu için ve Mehmet Altay için de adalet istiyoruz. Yine OHAL düzeni içinde KHK’larla hukuk sürecini işletmeden gerçekleştirdiğiniz yargısız işten atmaların son bulması için yürüyoruz. Bütün bunların sonucunda intihar eden 37 kişi için de yürüyoruz.

Biz tüm bu haksızlıklara uğrayanları gündeme getirdiğimizde iktidar sözcülerinin o bildik savunma refleksleriyle karşılaşıyoruz. İktidar sözcülerinin ağzından çıkan tek sözcük terör. Çünkü yapabilecekleri başka hiçbir savunma yok. Herkes bu kadar kolayca “terörist” diye tutuklandığına göre terörün bitmesi ya da en azında azalması beklenir ama daha dün İstanbul’da bir AVM terör tehdidi nedeniyle boşaltıldı, son iki günde 3 şehidimiz var. Akademisyenleri, gazetecileri, terörle ilgisi olmadığı hâlde işten çıkarılan kamu çalışanlarını terörist ilan ederseniz terörü falan sonlandıramazsanız, zaten sonlandıramadığınız da ortada.

Bu vesileyle, yarın beşinci gününe girecek olan yürüyüşümüze doğrudan gelerek destek veren, destek mesajı gönderen herkese selamlarımızı gönderiyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi Ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/837) 84’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Bilindiği üzere Bakanlığımız, 1 Kasım 2011 tarih ve 655 Sayılı KHK ile yeniden yapılandırılmıştır. Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları (DLH) İnşaatı Genel Müdürlüğünün ismi değiştirilerek Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü olmuştur ve Kanun Hükmünde Kararnamenin 15’inci maddesinde ise görevleri belirlenmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge 500 kelimeyi aştığından gerekçesi özet olarak okunmuştur. Gerekçenin tam metni tutanakta yer alacaktır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

84’üncü maddeyi önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, biraz önce oyunuza sunduğum, sonrasında da maddeyi oyladığım önergede, maddede değişikliğe yol açan önergede önergenin tam metni okunmadı. Gerekçedeki uzunluk nedeniyle, gerekçenin özetinin okunacak olması nedeniyle buradaki okunma işleminde de önergenin sadece çerçeve kısmı okunmuş, madde metni okunmamıştır. O nedenle önergeyi tekrar okutacağım, ondan sonra işlemini yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın (1/837) 84’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“MADDE 84- 26/9/2011 Tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 15- (1) Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Devletçe yaptırılacak demiryolları, lojistik köy, merkez veya üsler, limanlar, barınaklar, kıyı yapıları, hava meydanlarının plan ve projelerini hazırlamak veya hazırlatmak ve onaylamak.

b) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatını yapmak ve/veya yaptırmak, yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek.

c) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapıları ile sanayi siteleri, fabrikalar, rafineriler, endüstriyel tesisler, organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, maden ocakları, sanayi kuruluşları ve benzeri tesislerin demiryolları ile bağlantısını sağlamak üzere iltisak hatlarını yapmak ve/veya yaptırmak gerekli görülmesi halinde karayolu bağlantılarını tesis etmek ve/veya ettirmek,

ç) Kamu kurum ve/veya kuruluşları, özel sektör ve/veya tüzel kişiler tarafından tamamlanan veya devam edenlerde dâhil olmak üzere, (a), (b) ve (c) bendinden belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatı ve işletmesinin sağlanması amacıyla Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modelleri geliştirerek esaslarını belirlemek, proje bazında gerekli görüldüğü hallerde özel sektör gerçek ve tüzel kişilerle müzakerelerde bulunmak, katkı payları belirlemek, taahhüt vermek ve almak, kiralamak, kiraya vermek, işletmek, işlettirmek, garantiler almak ve vermek özel sektörün katılımını sağlamak, ortaklık tesis etmek.

d) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idareleri, gerçek ve tüzel kişilerce yaptırılacak (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapılarının proje ve şartnamelerini incelemek veya incelettirmek ve onaylamak.

e) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler, il özel idarelerinin teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemi kurma taleplerini değerlendirmek ve uygun olanları Bakanlar Kurulunun iznine sunmak.

f) Kamu kurum ve kuruluşları, belediyeler ve il özel idareleri tarafından yaptırılacak teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin proje ve şartnamelerini incelemek veya incelettirmek ve onaylamak.

g) (a) bendinde yazılı ulaştırma altyapıları ile teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin standartlarını ve bunlarla ilgili birim fiyatları belirlemek.

ğ) Bakanlar Kurulunca yapımının üstlenilmesine karar verilen teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve bunlarla ilgili tesislerin ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak plan, proje ve programlarını hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve bunları yapmak veya yaptırmak.

h) Deniz altından ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayıcı altyapı projelerini yapım ve işletim modelleri de geliştirerek planlamak, bu altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve onaylamak, yapmak veya yaptırmak; yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve işletme esaslarını belirlemek.

ı) Denizleri, gölleri, nehirleri birbirine bağlayarak suyolu işlevi görecek kanal ve benzeri altyapı projelerini yapım ve işletim modelleri de geliştirerek planlamak, bu altyapılarla ilgili proje ve şartnameleri hazırlamak, hazırlatmak, incelemek, incelettirmek ve onaylamak, yapmak veya yaptırmak; yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek ve işletme esaslarını belirlemek.

i) Denetim yapmak veya yaptırmak amacıyla gerekli her türlü fiziki ve teknik altyapı ve tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek ve bunları denetlemek.

j) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

(2) Birinci fıkranın (ğ) bendi kapsamındaki teleferik, finiküler, monoray, metro ve şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin Bakanlıkça yapımının tamamlanmasından sonra, Bakanlık bağlı, ilgili veya ilişkili kuruluşları dışında bir kuruluşa mülkiyetinin maliyet bedeli üzerinden devri Hazine Müsteşarlığının uygun görüşü alınarak düzenlenecek protokoller ile gerçekleştirilir. Devralan kuruluş, merkezi yönetim bütçesinden karşılanan proje maliyetlerinin ifa edildiği tarihe kadar, devredilen projeden sağlanan tüm brüt gelirleri Hazine Müsteşarlığınca belirlenen hesaba aktarır. Bu hasılatın protokolle tespit edilen oran esas alınarak belirlenen tutarı, hesabın bulunduğu banka tarafından Hazine Müsteşarlığı hesaplarına aktarılır. Söz konusu oranı belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Devralan kuruluşun belediye bağlı idaresi, belediye bağlı idaresinin ve/veya belediyenin sermayesinin %50'sinden fazlasına sahip olduğu şirket olması halinde ve herhangi bir sebeple faaliyetlerinin sonlandırılması halinde, bu fıkra kapsamında ilgili kuruluş tarafından yerine getirilmesi gereken tüm yükümlülükler ilgili belediye tarafından üstlenilmiş sayılır.

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmete önergeye katılıp katılmadıklarını soracağım ama ondan önce Sayın Usta’nın bir söz talebi vardır.

Buyurunuz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, bu malum uzun bir madde, bir buçuk sayfalık bir madde yaklaşık. Burada bir değişiklik yapılıyor fakat değişikliğin ne olduğunu ve mantığını biz çözebilmiş değiliz. Uzun uzadıya tekrar aynı maddeyi yazmanın nasıl bir gerekçesi var, burada yapılan nedir? Hükûmet bize bir bilgi verirse sevinirim.

BAŞKAN – Evet, kim açıklama yapacak; Komisyon, Hükûmet?

Buyurun.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, bu, Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapan bir madde. Burada sanayi bölgeleri ile demir yolları ve kara yolları arasındaki bağın sağlanması amaçlanıyor. Kamu-özel iş birliği projeleri dâhil, hâlen devam eden, devam etmekte olan projeler de dâhil bir düzenleme.

Burada özellikle Samsun bölgesinde bir problem var. Organize sanayi bölgesi ile demir yolu arasındaki bağın ya da kara yolu bağlantısının Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılmasının önünü açan bir madde.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu mevcut maddede de var ama. Değişiklikle yapılan ne?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Değişiklikle yapılan kamu-özel iş birliği dâhil devam etmekte olan, tamamlanan projeler de buna dâhil oluyor. Yani yapılacak olan bir OSB değil, yapılmış olan bir OSB’nin bağlantısını da bu maddeye göre yapabileceğiz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ulaştırma bağlamında…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Lojistik bağlamda…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Bakan.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

“Bilindiği üzere Bakanlığımız, 1 Kasım 2011 tarih ve 655 Sayılı KHK ile yeniden yapılandırılmıştır. Demiryolları Limanlar ve Havameydanları (DLH) İnşaatı Genel Müdürlüğünün ismi değiştirilerek Altyapı Yatırımlan Genel Müdürlüğü olmuştur ve Kanun Hükmünde Kararnamenin 15’inci maddesinde ise görevleri belirlenmiştir.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge 500 kelimeyi aştığından dolayı gerekçesi özet olarak okunmuştur, gerekçenin tam metni tutanaklarda yer alacaktır.(x)

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

84’üncü maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

85’inci madde üzerinde iki önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 85’inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 6331 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin (a), (b) ve (c) bencilerinde yer alan "50'den az " ibarelerinin "20'den az" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Fahrettin Oğuz Tor                                         Arzu Erdem                             Ahmet Selim Yurdakul

                                   Kahramanmaraş                                              İstanbul                                                     Antalya

                                       Zihni Açba                                            Deniz Deploylu

                                         Sakarya                                                      Aydın

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 85’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                              Akif Ekici

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                   Gaziantep

                                       İrfan Bakır                                             Tacettin Bayır                                           Selina Doğan

                                          Isparta                                                        İzmir                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Selina Doğan İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; az önceki konuşmamada da ifade etmeye çalıştığım gibi yakın siyasi tarihimizin en önemli demokratik, sivil eylemlerinden birini Sayın Genel Başkanımız önderliğinde gerçekleştiriyoruz, tüm halkımızın desteğiyle. Adalet ona ihtiyaç duymayan biri için soyut bir kavram olarak görülebilir. İhtiyaç duyduğunuzda ise yakıcı ve ertelenemez bir ihtiyaç olarak karşınıza çıkar. Bu bakımdan adalete ihtiyaç duyan toplumsal kesimleri ya baskıyla kontrol altına alırsınız ya da tüm vatandaşlarınıza eşit adalet dağıtarak bütünleştirici olursunuz. Bunun için, adalet toplumsal barış için olmazsa olmaz şartlardan biridir. Adaletin olmadığı yerde toplumsal barıştan da söz edilemez.

Adalet dağıtamayan iktidarlar baskıyla ayakta kalırlar. İşte, biz günlük hayatımızı sarmalayan ve siyasal yönü ağır basan şiddet sarmalının son bulması için yürüyoruz, Türkiye normalleşsin diye yürüyoruz, vatandaşlarımız artık Türkiye'den kaçmasın diye yürüyoruz. Biz kim için yürüyoruz biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Biz burada daha önce saatlerce tartıştığımız hâlde dün yine zehirlenen yüzlerce askerimiz için yürüyoruz. Sorunu milletvekili arkadaşlarımız TBMM'de gündeme getirdiğinde bunu önemseseydiniz, dün yüzlerce çocuğumuz zehirlenmeyecekti.

Bütün sorunlar bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı aslında. Biz, milletvekillerinin hiçbir yerden talimat almadan özgür iradesiyle hareket etmesini istedik, umursamadınız. İnanıyorum ki sarayın iradesiyle değil de kendi iradenizle hareket etseydiniz dün yüzlerce çocuğumuz zehirlenmeyecekti.

Son on beş yılda öldürülen 14 bine yakın kadın için yürüyoruz. Eğer Türkiye'de adalet mekanizması işleseydi, adaletin terazisi erkekten yana tartmasaydı, bu cinayetlerin önemli bir kısmını burada önleyebilirdik.

Sayın milletvekilleri, adalet en fazla toplumun ötekileri için bir ihtiyaç. Örneğin, ben bugüne kadar sayısını bile hatırlamadığım kadar çok nefret söylemine maruz kaldım. Etnik kimliğimden, siyasi kimliğimden, cinsel kimliğimden, dinî inancımdan dolayı hakaretlere ve tehditlere maruz kaldım. Yargı yoluna başvurdum ama kapılar duvar oldu. Bir milletvekili bile buna maruz kalıyorsa gerisini varın, siz düşünün.

Ve sayın milletvekilleri, yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim. Haziran ayının 25'inde LGBTİ Onur Haftası etkinlikleri başlayacak. Son birkaç yıldır bu etkinlik yoğun bir polis şiddetine maruz kalıyor. Şiddet içermeyen, barışçıl bu gösteri için LGBTİ bireyler şimdiden büyük kaygı duyuyorlar. LGBTİ bireyler ötekileştirilmek istenmiyorlar, kendilerine farklı davranılmasını istemiyorlar ve evet, onlar da adalet istiyorlar. Korkuyla, kaygıyla yaşayan LGBTİ’ler için de istiyoruz biz adaleti ve onlar için de yürüyoruz. Biz bu ülkede köklerini giderek yitirmeye yüz tutan azınlıklar için de yürüyoruz. Sevgili Rakel Dink’in de söylediği gibi, bir bebekten katil yaratan karanlık sona ersin diye; bilim insanları, sanatçılar yetiştirelim diye yürüyoruz.

Sayın iktidar partisi milletvekilleri, bir gün adalet emin olun sizler için de lazım olacak, biz sizler için de adalet isteyeceğiz o zaman. “Adalet” sadece nostaljik bir kadın ismi olarak kalmasın, Ömer Hayyam’ın dediği gibi, evrenin ruhu olsun istiyoruz.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 85’inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 6331 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin (a), (b) ve (c) bencilerinde yer alan "50'den az " ibarelerinin "20'den az" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Efendim.

BAŞKAN – Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 85’inci maddesi hakkında verilen önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada bir çok defa dile getirdiğimiz üzere, ülke olarak iş kazaları, hatta meslek hastalıkları bakımından karnemiz maalesef zayıftır. Üzülerek ifade etmek gerekir ki iş kazalarında ve meslek hastalıklarında maalesef Avrupa birincisiyiz, dünya üçüncüsüyüz.

İş kazası sakatlık demektir, malullük demektir. İş kazası yetim demektir, iş kazası öksüz demektir, dul demektir. İş kazası geçirenler, yakınları için maddi ve manevi perişanlık demektir. Kısacası iş kazası toplumsal bir yaradır. Babasız anasız kalmış yavruların, eşsiz kalmış kadınlarımızın, engelli hâle gelmiş işçimizin, sigortalımızın yıllarca ızdırabını çekeceği büyük bir yaradır.

Değerli milletvekilleri, istatistiklere göre 2012 yılında tam 74.871 iş kazası meydana gelmiştir, 2013 yılında bu sayı 191.389’a yükselmiştir; sadece bir yılda iş kazası 116.518 artmıştır. 2012 yılına göre yüzde 291 oranında artış göstermiştir iş kazaları. Bu, iş kazası geçirenlerin ölenler hariç, bir varsayım olarak sadece yüzde 50’si yüzde 10 oranının üzerinde engelli hâle gelmişse bir yılda yaklaşık 60 bin kişi engelli olarak yaşamını sürdürecek demektir. Bu, büyük yaradır. Her bir engelliyi eşi ve çocuğu olarak sadece 2’yle çarparsak bir yılda engelli hariç 120 bin kişi daha engelliye bağımlı olarak yaşamını sürdürecek demektir.

SGK istatistiklerine göre 2012 yılında iş kazası neticesinde meydana gelen ölüm olayı 744’tür, 2013 yılında 1.360’a yükselmiştir; artış yüzde 83’tür. Bunların hepsini evli sayarsak bir yılda 616 kişinin daha dul kalması, bir yılda 616 ailenin çocuklarının öksüz ve yetim kalması demektir.

Ülkemizde 1949 yılında ilk defa Nişantaşı’nda iş kazası ve meslek hastalıkları hastanesi kurulmuş, Zonguldak ve Ankara meslek hastalıkları hastanesiyle devam etmişse de üzülerek belirtmek gerekir ki sayı artırılamamış ve sadece pnömokonyoz, akciğerde toz birikmesi sonucu oluşan meslek hastalığı teşhisiyle yetinilmiştir. Oysa, gelişen sanayi sebebiyle meslek hastalığı çeşitlenmiştir, gerçek bu sayıların çok üzerindedir, sayının küçüklüğü hastalığın azlığını göstermemektedir. Beş yılda bir hazırlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgeleri dâhil, tespit edilen meslek hastalığı sayılarının artırılması gerektiği belirtilse de 2012 yılında sadece 395, 2013 yılında 371 meslek hastalığı ancak tespit edilebilmiştir. Tıp kongrelerinde sunulan istatistiki projeksiyonlara göre, tespit edilmesi gereken meslek hastalığı sayısının yıllık 50 bin-100 bin düzeyinde olması gerektiği ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, gerek iş kazalarını gerekse meslek hastalıklarını Avrupa nasıl önlemişse ülkemizde de önlemek mümkündür. Ne yapılmalıdır? Kayıt dışı azaltılmalıdır, sigortasız işçi çalıştırılmamalıdır, işe girişlerde sağlık durumu uygun olmayanlar o işe alınmamalıdır, ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılacakların daha kapsamlı rapor alması sağlanmalıdır, erken teşhise önem verilmelidir, düzenli periyodik muayeneler yapılmalıdır, iş yerlerinde hijyen kurallarına azami dikkat edilmesi sağlanmalıdır. Bunun gibi tedbirleri çoğaltabiliriz ama bir zorunluluk sebebiyle beş yıl önce çıkarılan yasa hükmünü erteleyerek, kapsamını daraltarak sorunu çözemeyiz diyorum.

Değerli milletvekilleri, ne iş kazası ne meslek hastalığı kader değildir. Medeni ve mutlu bir ülke olmak istiyorsak iş kazalarını ve meslek hastalıklarını azaltmak zorundayız. Yasa hükmünün üç yıl ertelenmesi demek, yeni on binlerce travma, yeni on binlerce mağduriyet, yeni on binlerce engelli, engelliye bağımlı on binlerce aile, on binlerce dul, yetim ve öksüz demektir. Eşlerin dul kalmasını, çocukların yetim ve öksüz kalmasını, kişilerin engelli olmasını istemiyorsak -ki istemiyoruz asla- bir an önce yasa hükmünün yürürlüğe girmesini sağlamalıyız diyorum, ertelemenin ve daraltmanın yanlış olduğunu söylüyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

85’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

86’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 86’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                           Tahsin Tarhan                                              Akif Ekici

                                          Denizli                                                     Kocaeli                                                   Gaziantep

                                    Tacettin Bayır                                       Serdal Kuyucuoğlu                                          İrfan Bakır

                                           İzmir                                                        Mersin                                                      Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen, Serdal Kuyucuoğlu, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 86’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum; bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada enteresan bir durumla karşı karşıyayız. Bir torba yasa geliyor, burada Ulaştırma Bakanlığının görev ve yetkileri değiştiriliyor veya ilaveler yapılıyor. Şimdi, ben Ulaştırma Komisyonundayım, Habib Bey burada mı bilmiyorum, Mustafa Bey, diğer arkadaşlar bu Ulaştırma Komisyonundaki arkadaşların yüzde 90’ı mühendis kökenli, konuya da hâkim arkadaşlar ama bu, Ulaştırma Komisyonuna gelmiyor, başka bir komisyonda görüşülüyor ve buraya da katılıyor. Şimdi, bu, doğru bir çalışma yöntemi değil bana göre.

Bunun içerisinde özellikle bu maddeden çıkardığımız en önemli sonuçlardan biri de kamu-özel iş birliği alanının daha genişletilmesi yani hani şu vatandaşın geçmediği köprünün, otoyolun, tedavi olmadığı hastanenin parasını ödemek zorunda kaldığı model var ya, o modeli biraz daha genişletiyoruz.

Bir diğer tespitimiz de, Bakanlığın görev ve yetkileri arasına bu Kanal İstanbul, adı konmadan konmuş, denizler arasında kanallar yapılması, birleştirilmesi şeklinde. Şimdi, bu projenin gerçekten -milyarlarca dolarlık proje- iyi incelenmesi gerekiyor, iyi etüt edilmesi gerekiyor. Türkiye'ye ne getirecek, ne götürecek; uluslararası anlaşmalar bu konuda ne getiriyor; iyi değerlendirilmesi lazım. Yani şimdi, burada bu torba yasanın içine konmuş, hiç tartışılmıyor, böyle işte akşamüzeri bir şekilde geçiyor.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Serdal Bey, iftar saati geldi.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Şimdi, bunun iyi tartışılması gerek çünkü Türkiye'yi çok büyük bir külfetin içerisine sokuyor bu tarz kanallar. Şimdi 50-60 metre genişliğinde bir kanal yapılacak. Şu andaki İstanbul Boğaz Köprüsü’nün geçişi 1.500 metre. Biz 1.500 metrenin geçişini yönetemiyorsak -kusura bakmayın- bu, ne kadar gerçektir, ne kadar doğru bir proje tartışmak lazım. Ben bunu bu ülkenin vatandaşı bir mühendis olarak söylüyorum. Yani bir partili olarak söylemiyorum.

Şimdi, bu modellerle birçok proje yapıldı, “kamu-özel iş birliği” adı altında. Bu sayede İstanbul’u iki kıtadan üçüncü kez bağlayan ve geçiş garantisiyle inşa edilen Yavuz Selim Köprüsü’nün de ödemesine diğer iki köprünün yıllık geliri yetmiyor. Bakın, bir köprünün ödemesine iki köprünün geliri yetmiyor.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yeter Serdal Bey, yeter.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Devlet, sözleşme gereği üçüncü köprüyü yapan firmaya 135 bin araç geçiş bedeli ödenmesi taahhüdünde bulunuyor. Yani diğer iki köprünün gelirinin üzerine 152 milyon lira ekleyerek firmaya ödeme yapacak.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Gittikçe artıyor Serdal Bey, acayip artıyor.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Şimdi, Karayolları Genel Müdürlüğünden aldığımız bilgiye göre, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün 2016 yılında toplam geliri 380 milyon lira. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapan firmaya ödenmesi gereken ise 532 milyon lira. Yani şimdi bu yine Gebze-Orhangazi-İzmir Projesi’nin yapım süresi yedi yıl. 20 Mart 2013 tarihi ise sözleşmenin yürürlük tarihidir. Bakın, buraya iyi dikkat edin. Bitiş tarihi 20 Mart 2020. Oysa projenin bir kısmı olan İzmit Körfez Geçişi, 1 Temmuz 2016’da yani dört yıl önce bitirildi, hizmete açıldı. Peki, burada geçiş ücretlerinin uygulamasına başlandı. Projenin tamamlanmasına dört yıl kalmasına rağmen bu taahhüt edilen para ödeniyor. Bunun ödenmemesi lazım. Erken bitirdiğine göre oradan bir kazanç elde edecek, kendinin olabilir. Tamam ama devlet, niye o taahhüdü yerine getiriyor? Devlet burada milyarlarca liralık zarara uğruyor. Bakın, o firma, oradan aldığı parayla otoyolun devamını yapıyor, cebinden para koymadan.

Şimdi, bu anlaşmaların hiçbiri Türkiye yararına değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – Biz, yolların yapılmasına, otoyolların, köprülerin yapılmasına karşı değiliz. Biz, şartların doğru olmasını istiyoruz. Türkiye zarara uğratılmasın istiyoruz. Bizim bütün hedefimiz o.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuyucuoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

86’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 86’ncı madde kabul edilmiştir.

87’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 87’nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.06

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 110’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

88’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 88’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Mustafa Elitaş                                    Mehmet Naci Bostancı                                   Ramazan Can

                                         Kayseri                                                     Amasya                                                   Kırıkkale

                                     İsmail Tamer                                         Osman Aşkın Bak

                                         Kayseri                                                        Rize

"MADDE 88- a) Bu Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Yükseköğretim Kuruluna ait bölümüne, (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki (I) sayılı cetvele Yükseköğretim Kalite Kurulu bölümü olarak ve ekli (3) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki (I) sayılı cetvele Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi bölümü olarak eklenmiştir.

b) Ekli (4) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellere Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi bölümü olarak eklenmiştir.”

(1) SAYILI LİSTE

KURUMU: YÜKSEKÖĞRETİM KURULU

TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

SERBEST

KADRO ADEDİ

TOPLAMI

GiH

Daire Başkanı

1

5

5

 

TOPLAM

 

5

5

(2) SAYILI LİSTE

KURUMU: YÜKSEKÖĞRETİM KALİTE KURULU

TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

SERBEST KADRO ADEDİ

TOPLAMI

GiH

Genel Sekreter

1

1

1

GiH

Şube Müdürü

1

3

3

GiH

Mali Hizmetler Uzmanı

7

1

1

GiH

Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı

9

1

1

GiH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

9

3

3

GiH

Bilgisayar İşletmeni

6

3

3

GiH

Bilgisayar İşletmeni

7

3

3

 

TOPLAM

 

15

15

(3) SAYILI LİSTE

KURUMU: ANKARA GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

SERBEST

KADRO ADEDİ

TOPLAMI

GiH

Genel Sekreter

1

1

1

GiH

Genel Sekreter Yardımcısı

1

1

1

GiH

Hukuk Müşaviri

1

1

1

GiH

Strateji Geliştirme Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Yapı İşleri ve Teknik Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Personel Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Bilgi İşlem Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Öğrenci İşleri Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Sağlık, Kültür ve Spor Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanı

1

1

1

GiH

Fakülte Sekreteri

1

4

4

GiH

Yüksekokul Sekreteri

1

1

1

GiH

Enstitü Sekreteri

2

1

1

GiH

Şube Müdürü

1

5

5

GiH

Şube Müdürü

2

5

5

GiH

Şube Müdürü

3

5

5

GiH

Mali Hizmetler Uzmanı

5

2

2

GiH

Mali Hizmetler Uzman Yardımcısı

9

2

2

GiH

Şef

4

5

5

GiH

Şef

5

5

5

GiH

Şef

6

5

5

GiH

Bilgisayar İşletmeni

5

10

10

GiH

Bilgisayar İşletmeni

6

10

10

GiH

Bilgisayar İşletmeni

7

10

10

GiH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

5

10

10

GiH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

6

10

10

GiH

Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni

7

10

10

GiH

Sekreter

8

6

6

GiH

Sekreter

9

6

6

GiH

Şoför

7

5

5

GiH

Şoför

8

5

5

GiH

Şoför

9

5

5

GiH

Memur

8

10

10

GiH

Memur

9

10

10

GiH

Memur

10

10

10

 

Mühendis

4

1

1

 

Mühendis

5

2

2

 

Mühendis

6

2

2

 

Mimar

5

1

1

 

Tekniker

6

2

2

 

Tekniker

7

3

3

 

Tekniker

8

3

3

 

Teknisyen

8

3

3

 

Teknisyen

9

3

3

 

Teknisyen

10

3

3

 

Programcı

4

1

1

 

Programcı

5

1

1

 

Programcı

6

1

1

 

Çözümleyici

5

1

1

 

Kütüphaneci

5

1

1

 

Kütüphaneci

6

1

1

 

Kütüphaneci

7

1

1

SH

Uzman Tabip

4

1

1

SH

Tabip

5

1

1

SH

Diş Tabibi

5

1

1

SH

Diyetisyen

5

1

1

SH

Hemşire

5

1

1

SH

Hemşire

6

1

1

SH

Hemşire

7

1

1

SH

Psikolog

6

1

1

SH

Sosyal Çalışmacı

6

1

1

AH

Avukat

5

1

1

AH

Avukat

8

1

1

 

Teknisyen Yardımcısı

9

5

5

 

Hizmetli

11

4

4

 

Hizmetli

12

3

3

 

Kaloriferci

10

4

4

 

Bekçi

10

3

3

 

Aşçı

10

2

2

 

TOPLAM

 

230

230

 


KURUMU: ANKARA GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ TEŞKİLATI:

DÖNER SERMAYE

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

SERBEST

KADRO ADEDİ

TOPLAMI

GiH

İşletme Müdürü

1

1

1

GiH

Bilgisayar İşletmeni

6

5

5

GiH

Memur

8

4

4

 

TOPLAM

 

10

10

(4) SAYILI LİSTE


KURUMU: ANKARA GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDASI UYGUN GÖRÜLEN KADROLARIN

UNVANI

DERECESİ

1 SAYILI

11 SAYILI

Profesör

1

25

 

Doçent

1

10

 

Doçent

2

10

 

Doçent

3

15

 

Yardımcı Doçent

1

10

 

Yardımcı Doçent

2

10

 

Yardımcı Doçent

3

10

 

Yardımcı Doçent

4

10

 

Yardımcı Doçent

5

10

 

Öğretim Görevlisi

1

15

 

Öğretim Görevlisi

2

15

 

Öğretim Görevlisi

3

15

 

Öğretim Görevlisi

4

20

 

Öğretim Görevlisi

5

20

 

Öğretim Görevlisi

6

20

 

Okutman

1

5

 

Okutman

2

3

 

Okutman

3

3

 

Okutman

4

3

 

Okutman

5

4

 

Okutman

6

4

 

Okutman

7

5

 

Araştırma Görevlisi

4

15

 

Araştırma Görevlisi

5

20

 

Araştırma Görevlisi

6

20

 

Araştırma Görevlisi

7

20

 

Uzman

1

1

 

Uzman

2

1

 

Uzman

3

1

 

Uzman

4

2

 

Uzman

5

2

 

Uzman

6

2

 

Çevirici

1

1

 

Çevirici

2

1

 

Eğitim Öğretim Planlamacısı

1

1

 

Eğitim Öğretim Planlamacısı

2

1

 

TOPLAM

 

330

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katlıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önerge ile yeni kurulan Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesinin kadrolarının ihdas edilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon Başkanı, sanıyorum, bir söz talebiniz vardı ayrıca.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Doğrudur Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, kabul edilen önergeler doğrultusunda yeni madde ihdasları ve metinden madde çıkarılmaları gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda nihai metinde yürürlük tarihini düzenleyen 89’uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde gerekli redaksiyonun yapılması hususunu arz ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, tasarının görüşmeleri sırasında tasarıya eklenen ve tasarıdan çıkarılan maddeler olmuştur.

Bilindiği üzere, tasarı üzerindeki görüşmelere Komisyon Raporu üzerinden devam edilmiştir. Kabul edilen maddelerin sıralamasına ve madde numaralarına uygun olarak yürürlüğe ilişkin 89’uncu maddede yer alan madde numaraları, kanunun yazımı sırasında düzeltilecektir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

88’inci maddeyi kabul edilen önergeyle yapılan değişlik doğrultusunda oyunuza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

89’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

90’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, dördüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         :    223

Kabul                              :    212

Ret                                 :        7

Çekimser                         :        4   (x)

              Kâtip Üye                        Kâtip Üye

            Fehmi Küpçü                  Mustafa Açıkgöz

                 Bolu                            Nevşehir”

Tasarı, kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, iftar saati yaklaştı ama gelen talep üzerine görüşmelere devam ediyoruz yani iftar arası vermemem benden kaynaklı değil.

Gündemin ikinci sırasında yer alan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı (1/803) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 486) (xx)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu, 486 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine söz vereceğim.

Bana ulaşan bir söz talebi yok ama bir söz talebi olacağı ifade edilmişti. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, bana Sayın Bekaroğlu’nun konuşacağı ifade edilmişti ama önüme bir not konmadığı için notu beklediğimi ifade ediyorum anlamında bunu ifade ettim.

Sayın Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde böyle anlar hiç oldu mu bilmiyorum. Önemli bir yasa çıkıyor, belki de milyarlarca lira harcanacak, ülkeye büyük hizmet edecek bir üniversite kuruluyor ama bunu üç dakikada konuşacağız.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İki dakika.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – İki dakikada. İki dakika diye sınırlıyor Başkan. Yani gerçekten, bu, sizin, Türkiye Büyük Millet Meclisine nasıl baktığınızı, kendinize nasıl baktığınızı, kendi saygınızın ne olduğunu göstermesi açısından son derece ilginçtir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Ukalalık yapıyorsun!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kanunla ilgili kayıtlara geçmesini istediğimiz şeyler var. Bu üniversite, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, özel bir anlaşmayla kuruluyor; daha evvel yapılan uluslararası, Japon Hükûmeti’yle yapılan bir anlaşma gereği kuruluyor. Bir defa, bu kanun, her şeyden evvel Anayasa'ya aykırıdır yani Türkiye'de üniversitelerin nasıl kurulacağı, nasıl işleyeceği, nasıl denetleneceği, hepsi, beğenmediğimiz Anayasa'da mevcut ama o beğenmediğiniz Anayasa şu anda geçerli. Sizin 16 Nisanda geçirdiğiniz kamuoyu...

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Halk oylaması.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – ...halk oylamasıyla da kabul edilen Anayasa'yı ben beğenmiyorum ama şu anda meridir, geçerlidir. Bu Anayasa da geçerli. Bir defa, bu kanunla bu Anayasa'yı çiğniyoruz çünkü Anayasa'da üniversitelerin nasıl kurulacağı belli.

Bakın, bu üniversitelerin özlük işleriyle ilgili YÖK’ün hiçbir şeyi olmayacak; mevcut Anayasa'ya rağmen hiçbir dahli, müdahalesi olmayacak. Bu kanunla kurulan vakıf ve üniversite, bir kamu kuruluşunun bütün devlet muafiyetlerinin hepsinden istifade ediyor ama hiçbir sorumluluğu yok. Bu, mali bir şekilde, hiçbir şekilde denetlenmeyecek. Oysa geçici 1’inci madde diyor ki: “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde Üniversitenin ve Vakfın kuruluş işlemlerinde kullanılmak üzere Maliye Bakanlığı bütçesinden gerekli ödenek aktarılır.” Bizim bütçemizden kuruluyor bu üniversite. Plan Bütçe Komisyonu Başkanı burada, sizler buradasınız. Milletin vergileriyle kuruyoruz ama hiçbir şekilde denetlenmeyecek; Sayıştay denetimi yok, YÖK’ün denetimi yok hiçbir şekilde.

Başka bir şey daha var, sizi burada aç tutmayayım, Allah kabul etsin. Bu kadar büyük yanlışlıkları, milletin bu kadar hakkını, hukukunu çiğnedikten sonra orucu Allah kabul etsin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ama başka bir şey daha söyleyeyim size.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Otur yerine.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bağırın.

Başka bir şey daha söyleyeyim size. Milletin 1.600 dönüm orman arsasını bu vakfa, bu üniversiteye veriyoruz. Burada daha evvel, 2000 yılında, gene bir vakıf üniversitesine bu şekilde orman arazisi ayrılmasın diye kavga çıkmış ve bir milletvekili arkadaşımız kalp krizi geçirerek, Fevzi Şıhanlıoğlu, Urfa Milletvekili -Allah rahmet eylesin- ölmüştü. O da milletin ormanını koruma şehidi. Şimdi, siz 1.600 dönümü bu şekilde veriyorsunuz. Bu üniversitenin katkısı olmayacak, faydası olmayacak, burada bilim üretilmeyecek demiyorum ama çok şaibelerle kuruluyor. Kim kuruyor, ne kuruyor, niye Cumhurbaşkanlığı, niye saray bu konuyla bu kadar ilgili, niçin Cumhurbaşkanının sözcüsü bu konuyla bu kadar ilgili, bunları da bilmiyorum. Bunlar kayıtlara geçsin istiyorum.

Allah inşallah oruçlarınızı kabul eder. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hepimizin kabul eder.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 4’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz talebi yoktur.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici 1’inci madde dâhil olmak üzere 5 ila 9’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz talebi yoktur.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1 üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesinin (2)’nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

"(2) İstanbul ili, Pendik ilçesi, Sanayii Mahallesindeki, Ek-l 'deki krokiye göre Ek-2'de koordinatları (ITRF) global koordinat listesinde belirlenmiş, orman vasıflılar da dahil olmak üzere mülkiyeti hazineye ait taşınmazlar, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın Üniversiteye bedelsiz tahsis edilmiş sayılır”

BAŞKAN – Önergeyle ilgili bir bilgi alabilir miyim? Önergeyi şu an okuyorum ben de. Yani önerge metni ile komisyon metni arasındaki fark nedir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon metninde bu plan çerçevesinde görüşülen sınırlar çizilmemiş. Verdiğimiz önergede bu vakfa verilecek arazinin sınırları, haritasında da, önergenin ekinde de olması lazım.

ERHAN USTA (Samsun) – Hayır, bunun bilgisi verilmeden olmaz böyle şey ya. Olmaz ya, burada bir şey yapmaya çalışıyoruz.

Başkanım, önerge bile gelmedi bize.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nasıl?

ERHAN USTA (Samsun) – Bu kadar böyle oldubittiye getirme olmaz ki. Hayır, olmaz canım, yakışıksız bir şey bu. Burada bir şey yapmaya çalışıyoruz, önergeden haberimiz yok. Önergeyi geri çeksinler.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, biz de şu anda duyuyoruz bu önergeyi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, önergeyi geri çekiyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Önerge geri çekildiğine göre, üzerinde işlem yapacağımız bir önerge kalmamıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kuruluşu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          :    218

Kabul                              :    213

Ret                                 :        1

Çekimser                         :        4  (*)

              Kâtip Üye                        Kâtip Üye

            Fehmi Küpçü                  Mustafa Açıkgöz

                 Bolu                            Nevşehir”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 19 ila 22 Haziran 2017 Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri Genel Kurulun toplanmamasına ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 18/6/2017 Pazar günü yaptığı toplantıda 19 ila 22 Haziran 2017 Pazartesi, Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri Genel Kurulun toplanmaması önerilmiştir.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                      Başkanı

                        Mustafa Elitaş                                                              Levent Gök

                                 Adalet ve Kalkınma Partisi                                           Cumhuriyet Halk Partisi

                                     Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                             Erhan Usta                                                              Ahmet Yıldırım

                                  Milliyetçi Hareket Partisi                                         Halkların Demokratik Partisi

                                     Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz isteyen? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması ile Anlaşmada Değişiklik Yapılmasına İlişkin Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/787) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 461)

BAŞKAN - 3’üncü sırada bulunan 461 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla yapılacak görüşmeler için 15 Temmuz 2017 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, huzurlu ve sağlıklı bir bayram, ülke için güzel bir gelecek dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öncelikle, hepinize hayırlı iftarlar diliyorum. Ramazan Bayramı’ndan sonra görüşeceğimiz anlaşılıyor. Bütün milletvekillerimize hayırlı bir bayram diliyorum; aileleriyle, çocuklarıyla mutlu, sağlıklı, güzel bir bayram diliyorum. Ülkemizin tüm insanları için huzurlu ve sağlıklı bir bayram diliyorum. Ülkemiz için daha iyi, daha güzel gelecek diliyorum.

İyi akşamlar diliyorum. (Alkışlar)

Kapanma Saati: 20.36



(X) 485 S. Sayılı Basmayazı 6/6/2017 tarihli 101’inci, 485’e 1’inci Ek S. Sayılı Basmayazı 14/6/2017 tarihli 106’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 486 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(*) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.