TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

107’nci Birleşim

15 Haziran 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, İstanbul’daki ulaşım hizmetleri ve yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale’nin çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, tutuklu anneler ve çocuklara ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekilleri, sivil toplum örgütleri ve binlerce yurttaşın “Adalet istiyoruz.” diyerek Ankara’dan İstanbul’a yürüdüğüne ilişkin açıklaması

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşüne ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin’in her yönüyle gelişen ülkenin parlayan bir yıldızı olarak büyümesine ve gelişmesine devam ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra adaletin yeniden tesis edilmesi için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün başlattığı yürüyüşü sonuna kadar destekleyeceklerine ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, yapılan iftira ve linç kampanyalarına karşı Türk halkının her zaman ve her ortamda Katar’ın yanında olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun şahsında Cumhuriyet Halk Partisini mahkûm etmeye kalkan sarayın yargıçlarının bu ülkenin hukuk tarihine kara bir leke olarak geçeceklerine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 15-16 Haziran 1970 Türkiye işçi sınıfının haklarının gasbedilmesine karşı tarihe geçen şanlı direniş günlerinin yıl dönümüne ve adaletin, hukukun olmadığı, sorunların arttığı bir süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşünün ülkenin geleceğini aydınlatacağına ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, mazlumların haklarını korumak için, haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayanlar için sokaklarda olduklarına ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa ilinde 105 HDP’linin tam yirmi aydır tutuklu olduklarına ve İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını hukuk dışı bulduğuna ilişkin açıklaması

10.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, 14 Haziranda Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 70 yaşındaki bir kadının polis zırhlı aracının sebep olduğu kazada hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

11.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşünün 47’nci yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çocuklara özgür yarınlar bırakmak için, haklı olanın kazanacağı bir hukuk düzeni için, demokrasi için, adalet için İstanbul’a yürüdüğüne ilişkin açıklaması

12.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma ayı olan mübarek ramazan ayında ırkçı, tekçi, faşizan baskıların ne yazık ki devam ettiğine ve mevsimlik işçi sezonunun başladığı bu dönemde iktidarı ve yetkilileri bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Adalet Bakanının İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’na hükümle birlikte tutuklama kararı verilmesini nasıl değerlendirdiğini ve bu kanunsuzluğu yapan hâkimler hakkında bir soruşturma yaptırmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Ergenekon davalarından bu yana ülkede hukukun can çekiştiğine ilişkin açıklaması

15.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın pek çok ilçesinde yaşanan dolu afetinin yol açtığı zararlar nedeniyle çiftçilere destek olunması gerektiğine, TARSİM’den gelen zarar tespit raporlarının gerçek zarar oranlarını yansıtmadığı iddialarına ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

16.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 15-16 Haziran 1970 işçi direnişinin 47’nci yıl dönümüne, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerinin 99’uncu günü olduğuna, bu Parlamentoya bir siyasi darbenin yapılışının yani 4 Kasım siyasi darbesinin 224’üncü gününde olunduğuna, CHP’li bir milletvekilinin daha tutuklanmasıyla bu Parlamentoya bir utanç daha eklenmiş olduğuna ve siyasi iktidarı bu darbe mantığından vazgeçmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’de adalet arayışına ses verenlerin, omuz verenlerin cezalandırıldığı bir dönem yaşandığına, bugün 19 Mayıs 1919’da olduğu gibi bir kararlılıkla, bir inançla adalet, demokrasi ve özgürlük yürüyüşü başlattıklarına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay’ın Cumhurbaşkanını savaş suçlusu olarak göstermeye çalışmasına, sandığın dışında hiçbir illegal gücün Recep Tayyip Erdoğan’ı milletin koltuğundan indiremeyeceğine, Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekleştirdiği sivil yürüyüşe davet için neden asker fotoğrafları tercih edildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz’in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, adı “Ömer Halisdemir Üniversitesi” olarak değiştirilen Niğde Üniversitesi’nin adına tekrar “Niğde” ibaresinin eklenerek “Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi” hâline getirilmesinden memnuniyet duyduğuna ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, siyasi konjonktüre göre ülkeyi idare edenlerin söylem diline takılmayacaklarına ve yeri geldiği zaman mütemadiyen “kürdistan” sözcüğünün kullanılacağına ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, “Kürt köyleri”, “kürdistan” ifadelerinin son derece tehlikeli ve bölücü bir dil olduğuna, bütünleştirici ve birleştirici bir dil kullanmakta büyük fayda olduğuna ilişkin açıklaması

28.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, AK PARTİ Genel Başkanının geçmişte “Kürt” kelimesini kullanma biçiminin ya tarihsel atıf yahut da Kuzey Irak’a ilişkin olduğuna, Türkiye’nin içinde herhangi bir coğrafyanın “kürdistan” olarak nitelendirilmesinin söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

29.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, bir ülkenin bütünlüğünün farklı siyasi partilerin kendi zaviyesinden farklı şekillerde yorumlanabileceğine ve ifade özgürlüğünün de farklı olanların birbirlerinin görüşlerine tahammül etmesi demek olduğuna ilişkin açıklaması

30.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun’daki tıbbi aletler teknolojisinin, yatırımlarının desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

33.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın, Hükûmetin Samsun’daki medikal üretim konusunu takip ettiğine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine ve HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, milletvekillerinin Anayasa’nın 67’nci maddesi çerçevesinde halktan aldıkları temsil yetkisini kullandıklarına, bu temsil yetkisini engellememenin hukukun temel kuralı olması gerektiğine, 2016 yılında kabul edilen bir kanunla belli bir tarih itibarıyla milletvekilleri hakkında düzenlenmiş fezlekeler için yargılama yolu açıldığına, bu yargılama sonucunda hüküm tesis edilebileceğine ancak milletvekillerinin tutuklanamayacağına ve tüm milletvekillerinin huzur ve barış içinde bir toplum idealine ulaşmak hedefinde olduğuna ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, “Kürdistan” kelimesini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtlerin yaşadığı bir bölgeyi tarif etmenin ötesinde bir egemenlik yetkisinin kullanımı şeklinde ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde egemen bir yönetimin var olduğu kanısını uyandıracak şekilde kullanmayı doğru bulmadığına ilişkin konuşması

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde seksen dört gündür devam eden sokağa çıkma yasağı süresince ilçede bulunan tarihî ve anıtsal yapıların ve ibadet mekânlarının uğradığı tahribatın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/568)

 

2.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hâlâ devam eden sokağa çıkma yasakları süresince yaşananların tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/569)

3.- CHP Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Haymana kaplıcalarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570)

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşları tarafından çiftçilerin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/515) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 5/5/2016 tarihinde İstanbul milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, basının özgür hâle gelmesi, gazetecilik mesleğine dayatılan sansürün ortadan kaldırılması ve etkili çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

15 Haziran 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstanbul’daki ulaşım hizmetleri ve yatırımlarıyla ilgili söz isteyen İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, İstanbul’daki ulaşım hizmetleri ve yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan İstanbul’daki ulaşım yatırımları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Öncelikle, manevi ikliminden doya doya istifade ettiğimiz, gönüllerin yumuşadığı, şefkat ve merhametin, dayanışma ve paylaşımın doruğa çıktığı ramazan ayınızı tebrik ediyorum; size, ailenize ve tüm sevdiklerinize hayırlar getirmesini yüce Mevla’mdan diliyorum.

Peygamber Efendimiz’in övgüsüne mazhar olan İstanbul’a milletvekili olarak hizmet edebilmenin onurunu ve gururunu yaşadığımı ifade etmek istiyorum.

Dünyanın en güzel ve en görkemli şehri İstanbul, yüzyıllar boyunca yerleşim yeri olmuş, birçok medeniyeti bağrında barındırmış, ev sahipliği yapmış, ticaretin, saltanatın başkenti olmuş bir şehir. Zarafetiyle şehirlerin sultanı, kültürüyle sanatın ve medeniyetlerin buluşma noktasıdır İstanbul. Mimarinin, müziğin, şiirin, musikinin kaynağıdır, her bestede onun adı, her yapıtta onun şanı hissedilir.

“Serpilmiş kubbelere kokusu sümbüllerin

Vuslatında saklıdır dermanı gönüllerin

Seni müjdelemiştir efendisi güllerin

Çağları aşıp gelen bir sevdasın İstanbul

Boğaz elmas gerdanlık, Çamlıca zümrüt taçtı

Nice sultanlar sırrını hisarlarına açtı

Sana meftun aşığın bilmem sayısı kaçtı

Sevgilinin bağrındasın İstanbul”

İstanbul böyle bir şehir, şairlerin şiirlerine, ediplerin sohbetine konu olan bir şehir.

Değerli milletvekilleri, kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kaldığı İstanbul, layık olduğu bir şekilde yönetilememesi sonucunda bir dönem yaşanılabilir bir şehir olmaktan çıkmıştı. Taşı toprağı, havası suyu tarih kokan, manevi iklimiyle hasta gönüllere şifa veren bu şehrin nasıl çöp dağlarının pis kokusuna esir edildiğini, susuz bırakıldığını, İstanbul semalarının kirli hava bulutlarına esir olduğunu unutmamız mümkün değildir ve asla da unutmayacağız. 1994 yılında aziz milletimiz bu şehri anlayan, anladıkça da daha çok seven, halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören anlayışı iş başına getirerek İstanbul’u kaderine terk edilen o yapısından kurtardı ve İstanbul o günden bugüne yapılan hizmetlerle bambaşka bir şehir oldu. Hizmet erleri, her şeyden önce İstanbul’un bir tarih ve medeniyet demek olduğunu biliyorlardı. Yol ve suyun olmadığı yerde medeniyet olmaz. Su hayattır yoluyla çıkarak önce susuzluğu Kerbela’ya dönen İstanbul’u suyla buluşturdu, sonra da çöp dağlarıyla çekilmez hâle gelen İstanbul’u ulaşımla rahatlattı. Öyle bir aşkla çalışıldı ki, bu aşk Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayıp doğan güneş ile batan güneş arasında köprüler inşa etmeye karşı çıkanlara inat boğazın üstünden köprülerle, altından tüp geçitlerle kıtaları birleştirdiği gibi gönülleri de birbirine kavuşturdu. Bu aşk ki dünyanın kalbi İstanbul’umuza ayrı bir nefes, ayrı bir heves kazandıracak Kanal İstanbul Projesi’ni armağan etti. Bu aşk ki Recep Tayyip Erdoğan sevdasını Sultan Fatih’in fetih ruhuyla birleştirdi; bu ruh ki gemileri karadan yürüttü, bu sevda ki denizi yardı da geçti, Avrasya Tüneli gibi büyük bir hizmeti İstanbulluların hizmetine sundu. Bu aşk ki İstanbul ile İzmir arasındaki ulaşım sürecini dokuz saatten üç saate indirecek İzmir-İstanbul Otoyol Projesi’nin en büyük ayağını oluşturan İzmit Körfez Köprüsü’nü milletimizin hizmetine sundu. Bu aşk ki İstanbul’da iki kıtayı üçüncü kez birleştiren Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yaptı.

Tabii, ben burada zamanın yetersiz olduğunu biliyorum. İstanbul’da yapılan hizmetleri anlatmak adına ne dağarcığımdaki kelimelerin yeteceğini ne de zamanın yeteceğini biliyorum. Dolayısıyla ben burada şu an İstanbul’da özellikle ulaşımda yapılan yatırımlardan kısaca bahsetmek istiyorum.

2004-2016 yılları arasında yaklaşık 98 milyarlık yatırım bütçesi vardı büyükşehrin, bunun yaklaşık 44 milyarı da ulaşıma ayrıldı İstanbul’da. Ulaşımda yapılanlar; bakın, 2004 yılında 11 milyon günlük yolcu sayısı varken 30 milyona çıktı.

Yine, İstanbul’da 2004 yılında trafikte kayıtlı araç sayısı 2 milyon iken 3 milyon 800 bine çıktı yaklaşık yüzde 90 artarak.

Yine, İstanbul’da 2004 yılında araçla ortalama seyahat süreniz 53 dakika iken 45 dakikaya düştü. Dolayısıyla -dediğim gibi, zamanım da bitmek üzere- İstanbul’da ulaşımda yapılan hizmetleri de milletimiz takdir etti ve üstat Cemil Meriç’in ifade ettiği gibi -kendisi de rahmeti Rahman’a kavuştu; ölüm yıl dönümü nedeniyle hatırlatmak istiyorum- “Seçmek için anlamak gerekir, anlamak için mukayese etmek gerekir, mukayese de irfana dayanır.” diyor ve milletimizin derin irfanı da her zaman AK PARTİ’li kadroları İstanbul’la buluşturdu.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boyraz.

Gündem dışı ikinci söz, Çanakkale’nin çevre sorunları hakkında söz isteyen Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’e aittir.

Buyurunuz Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çanakkale’nin acil sorunları var. Muharrem, sen bari yapma ya!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Şimdi tartışacağız zaten.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tadelle reklamı gibi olmuş, nasıl “adalet” yazısı?

2.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale’nin çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, bugün Çanakkale’de çevre kirliliğini konuşacaktık, Kaz Dağlarındaki altın madenciliğini konuşacaktık, Biga Yarımadası’ndaki termik santrallerin yarattığı hava kirliliğini konuşacaktık; evet, konuşacaktık ama maalesef çevre kirliliğinden çok daha önemli bir kirliliği adalette yaşıyoruz. Adaletteki kirlilik insanların ruhunu da kirletir değerli milletvekilleri. Dün, masum bir insan daha cezaevine gönderildi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Muharrem Bey, hâkim misin?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Victor Hugo’nun çok güzel bir sözü vardır: “Bir masum insan cezaevine gönderileceğine, bin suçlu dışarıya çıksın.” Bakın, Ergenekon, Balyoz, Oda TV, şike kumpaslarında aynı şeyleri söylüyordunuz, aynı şeyleri ama masumiyet karinesini hep ihlal ettiğiniz için adalet tecelli ettiğinde maalesef utandınız.

Niçin ceza aldı Enis Berberoğlu? Türk Ceza Kanunu madde 330’da devletin güvenliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıkladığı için. Evet, bu maddeden yargılandı ve ceza aldı. Ne zaman yayınlanmıştı bu haber Cumhuriyet gazetesinde? 29 Mayıs 2015. Evet, 29 Mayıs 2015, Cumhuriyet gazetesinde bu haberin yayınlandığı tarih. Daha önce -bakın, dikkat edin- 21 Ocak 2014, Aydınlık’ın manşeti “İşte Tırdaki Cephane”, 22 Temmuz 2014, yine Aydınlık “MİT Tırlarındaki Füzeler Tutanakta”; aynı tarihte, Bugün gazetesi “MİT Tırları Roket Taşıyordu”; aynı tarih Habertürk’teki haberde tır şoförünün beyanına yer veriliyordu. Tır şoförü tırların Reyhanlı’ya oradan da Suriye’ye teslim edildiğini ifade ediyordu. Yine, 22 Temmuz 2014, Milliyet “O Tutanaklara Göre Silah Taşındı.” Peki, nasıl oluyor da devlet sırrı, nasıl oluyor da gizli belge? Bu nasıl oluyor?

Bakın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin benzer davadaki bir kararından alıntı yapacağım sizlere. Aynen şöyle diyor Yargıtay, 2010 tarihli bir kararı: “Eğer bu çeşit bir bilgi yayınlanıp açıklandığı tarihte esasen daha önce kamuoyunun bilgisi olmuş ve herkes tarafından bilinmekte ise devlet sırrı olma vasfını kaybeder ve onun gizli kalması gereken veya yayımlanması yasaklanan bir bilgi olduğundan söz edilemez.” Evet, bu kadar açık. İşte, bu kadar açık bu davada adalet çiğnendi. Oluşmayan bir suç, siyasallaşmış yargı tarafından cezayla sonuçlandırıldı. Ama asıl amaç, Enis Berberoğlu’nu cezalandırmak değil; asıl amaç, adaleti, demokrasiyi ve Cumhuriyet Halk Partisini cezalandırmak.

Anayasa Mahkemesinin kararını -2015 tarihli- okuyorum sizlere: “Bu bağlamda daha önce yayınlanan ve fotoğraflarla desteklenen bir habere benzer hususları içeren haberlerin daha sonra başka bir gazete tarafından yayınlanmasının millî güvenlik açısından oluşturduğu sakıncanın devam edip etmediğinin tespiti zorunludur.” diyor. Evet, daha önce yayınlanan haber, bilgilerden sonra nasıl olabilir artık gizli belge?

Değerli milletvekilleri, kumpas davalarında FET֒yle iş birliği yapıyordunuz, şimdi maalesef aynı şeyleri siz yapmaya devam ediyorsunuz. Bizim için, Cumhuriyet Halk Partisi için, hukukçular için, Fetullah Gülen’in imamlarından talimat alan bir yargıç ile saraydan talimat alan bir yargıç arasında hiçbir fark yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Niye söylüyorum bunları? Yargı siyasallaştı. Bakın, bu davaya bakan 14. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde görev yaptı. Asliye ceza hâkimiydi ve ilçe seçim kurulu başkanıydı. 7 Haziran genel seçimlerinden önce Bayramiç’te bir yemek yiyor, bir rakı sofrası. Olabilir, insan rakı sofrası kurabilir. Herkesin önünde rakı kadehleri. Fotoğraf çektiriyorlar. Masada biri Rabia işareti yapıyor. Herkesin önünde rakı kadehi, bu hâkimin önünde de rakı kadehi ve fotoğraf çeken kişi daha sonra bunu sosyal medyada paylaşıyor. Masada AK PARTİ Sayın Grup Başkan Vekili Bülent Turan’ın resmi de var. Kendisinin bilgisi yoktur ama resmi var masada. Rabia işareti yapan bir kişi, hâkimle masada rakı içiyor. Niçin anlatıyorum bunları? Acaba hâlâ yargıda, hâlâ içinizde, hâlâ her yerde kripto FET֒cüler mi var? Siz yalnızca yargıyı, adaleti değil ki kendinizi de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM ERKEK (Devamla) – ...teslim etmişsiniz FET֒ye, bu kadar iç içe geçmişsiniz yıllarca. Onun için, işte, bu adalet çiğneniyor.

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen Sayın Erkek, mikrofonunuzu açıyorum.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Tamamlayabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Şimdi ben soruyorum: Bu kadar siyasallaşmış bir yargıç 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı yapılıp böyle bir davaya nasıl bakabiliyor? Masasında Rabia işareti yapılan bir rakı sofrası, önünde rakı kadehi yargıcın, masanın ortasında Sayın Bülent Turan’ın fotoğrafı, hep birlikte rakı içiliyor. Yargıçlar bağımsız ve tarafsız olmak zorundadır, aynı zamanda da bağımsız ve tarafsız gözükmek zorundadırlar. Hele hele, küçük bir ilçede bu tip masalarda oturan bir yargıçtan adalet beklemek mümkün müdür? Tüm kamuoyunun vicdanına sesleniyorum.

Ama kimse merak etmesin, bugün Genel Başkanımız bir yürüyüşe başladı. Evet, Kılıçdaroğlu adalete yürüyor, özgürlüğe yürüyor, demokrasiye yürüyor ve sonuçta mutlaka eşitlik, özgürlük, adalet, demokrasi için mücadele eden kazanacaktır diyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Gündem dışı üçüncü söz, tutuklu anneler ve çocuklar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, tutuklu anneler ve çocuklara ilişkin gündem dışı konuşması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; bakmasını, okumasını bilene, doğrunun ve eğrinin anlaşılması için insana işaretlerin iletildiği bu ramazan ayının hepimiz ve tüm insanlık için hayır ve hakikatlere yol açmasını diliyorum ve bu vesileyle, aramızda bulunamayan sevgili eş başkanlarımız ve milletvekili arkadaşlarımızı da saygıyla selamlıyorum.

Bugünkü gündem dışı konuşmam tutuklu anneler ve çocuklar üzerine olacak. Çocuklarıyla hapse giren bir kadın olarak bu ortamlarda yaşayan çocukların dramına da, anneleri hapiste, kendileri dışarıda olan çocukların dramına da defalarca şahit olduk. Hapishaneler, takibatlar yetmezmiş gibi sosyal, toplumsal veya devlet eliyle çocuklara yaşatılanlar da unutulmaz hiç. Bizler hapisteyken dışarıda yalnız kalan ilköğretim öğrencisi 2 oğluma devlet görevlileri tarafından defalarca “Bir trafik kazasına kurban gidebilirsiniz.” diye hem onlara hem bize tehditler gönderilmişti.

Sayın milletvekilleri, yıllar önce, cezaevinde doğan bir kız çocuğunu yanımıza almıştık ve dünyaya gözlerini açan bir bebek gibiydi. Bu kız çocuğu yıllarca bizim ailemizden biri oldu. Sonra bir gün devletin aklına geldi ve “İyi, güzel, bakmışsınız ama sizin bir hukukunuz yok bu çocukla, sahibi devlet.” diyerek çocuk bizden alınarak yetiştirme yurduna verildi. Bu kız çocuğu bugün yetişme çağında, devlet yurtlarında ve benim bu yaşıma kadar hayatta görmediğim yanlış, kötü alışkanlıklarla devletin yurtlarında tanıştı. Bir ailesi olduğunu bilsin, bir çocuk hayatı daha kaymasın diye ilişkimizi kesmemeye çalıştık fakat son birkaç haftadır bu kızımız kaldığı yurt değiştirilerek başka bir şehre gönderildi. Hangi şehre gönderildiğini öğrendik, konuştuk, çocuğa ulaşmaya çalıştık fakat durumunu anlatmamıza rağmen çocuğun nerede olduğu hâlâ bizden gizleniyor ve bilgi verilmiyor.

Bunu şu nedenle anlattım: Hem güncel bir problemimiz olması hem hapis ortamını yaşamış olması hem de devlet yurtlarının ortamını yaşayan, devlet politikalarının kurbanlarından bir çocuk olarak çarpıcı bir örnek olmasından dolayı.

Bugün bilinen rakamlara göre, Türkiye hapishanelerinde 200 bin civarında hükümlü bulunuyor ve bunların yaklaşık 6.800’ü kadın ve yine bu hükümlülerin 2 bini ne yazık ki çocuk mahkûmlar. 0-6 yaş arasında 500 civarında çocuk ise tutuklu anneleriyle beraber hapislerde yaşıyorlar. Hapiste dünyayı anlamaya çalışan bir çocuğun dışarıyla nasıl ilişki kurmak durumunda kaldığını yaşadığı travmalara şahit olan herkes bilir ki uzun yıllar çocuklar bu süreçlerin etkilerini üzerlerinden atamazlar.

Kadın mahkûmlardan bazılarının aileleri ilişkilerini kesmiş veya çocuğunu dışarıda bırakacağı bir yakını olmayabiliyor. Her hâlükârda asıl zarar gören, toplumumuzun geleceği olan yine çocuklar oluyor. Ya demir ve beton yığını olan olumsuz koğuş ortamlarına mahkûm oluyorlar ya da çaresizce, devletin yurtlarında sevgi, şefkat, merhamet, aile ve anneden mahrum kaldıkları gibi, daha çok olumsuz alışkanlık ve davranışlara muhatap kalıyorlar.

Çocuğundan koparılan kadınlardan birini sizler de çok iyi tanıyorsunuz değerli arkadaşlar. Bizimle bu sıraları paylaşan Burcu Çelik vekilimiz aylardır hukuksuz ve haksız bir şekilde hapsedildi, geride 3 yaşında bir kızı kaldı. Bu vesileyle Burcu Çelik vekilimizi de burada saygıyla selamlıyorum.

Buralarda koltuklarda rahat rahat dinliyor olabilirsiniz bu anlattıklarımızı ama muhakkak ki biliyor olmalısınız ki bugün hapislerde, sizlerin dahi “Allah düşmanıma bile yaşatmasın.” diyeceğiniz büyük dramlar yaşanıyor. Şimdi hapislerde olan niceleri var ki onlar da bir gün kendilerinin de bunları yaşayabileceğini hayal bile edemiyorlardı. Adalet, bir gün mutlaka ama mutlaka herkese lazım olacak. Sadece hapiste veya hapis sebebiyle annelerinden koparılan çocukların geleceği mahvolmuyor, toplumumuzun geleceği, bizim geleceğimiz yok oluyor. Bu durum suçlu ya da şüpheliyi çok aşan sonuçlara sebep oluyor. Tüm bir neslin üzerinde geri dönüşü olmayan tahrifatlara, tahribata yol açıyor. Birileri ikameti belli diye tahliye ediliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız Sayın Kaya, mikrofonunuzu açıyorum.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Birileri ikameti belli diye tahliye ediliyorken kadınlara gözaltında doğum yaptırılıyor ve ellerinden bebekleri alınarak cezaevlerine yollanan bir ülke yaşıyoruz. Üstünlerin hukuku tam da budur. Hakikat ayı olan bu mübarek ramazan ayında güçlü olanın hukukunu değil, Hakk’ın adaletini gerçekleştirmeliyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir. Şimdi elektronik sisteme girerek söz talep eden sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Sayın Erkan Aydın…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekilleri, sivil toplum örgütleri ve binlerce yurttaşın “Adalet istiyoruz.” diyerek Ankara’dan İstanbul’a yürüdüğüne ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekili arkadaşlarımız, sivil toplum örgütleri ve binlerce yurttaşımız “Adalet istiyoruz.” diyerek Ankara’dan İstanbul’a yürüyor.

Evet, biz adalet istiyoruz; tüm insanlık için, tüm yurttaşlarımız için adalet istiyoruz. Demokratik yolla savunulan her siyasi görüş için, demir parmaklıklar arkasındaki siyasetçiler için, gazeteciler için, aydınlar için, sanatçılar için, tüm masum insanlar için adalet istiyoruz. Enis Berberoğlu için, Cumhuriyet gazetesi için, Sözcü gazetesi için adalet istiyoruz. Hepimiz için, herkes için, bu dünyayı var eden, bu dünyada var olan hepimiz için adalet ve sevgi istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşüne ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; Güven Park’tan geliyorum. Yürüyüşümüz oradan başladı. Sayın Genel Başkanımız bugün belki de ülkemizin üstündeki on dört yıllık çökmüş karanlığa bir ışık hüzmesi gönderdi. Yürüyor, yürüyeceğiz. Adalet için yürümeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin’in her yönüyle gelişen ülkenin parlayan bir yıldızı olarak büyümesine ve gelişmesine devam ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin güneyinde önemli bir liman şehri olan seçim bölgem Mersin, yeni dönemde her yönüyle gelişen ülkemizin parlayan bir yıldızı olarak büyümesine ve gelişmesine devam etmektedir. Tarsus’ta yapılmaya başlanan bölgesel havaalanı inşaatının altyapı çalışmaları devam etmektedir. Üstyapı inşaatlarının tamamlanmasıyla birlikte hizmete girecek olan bölgesel havaalanımızla birlikte ilimizde devam etmekte olan turizm yatırımları da hız kazanacaktır.

Yine, Tarsus Yenice mevkisinde inşa edilen lojistik merkezinin birinci bölümü tamamlanmış, ikinci bölümünün çalışmaları devam etmektedir.

Antalya-Mersin arası yolculuğu daha kolay ve konforlu hâle getirecek olan bölünmüş yol, tünel ve viyadükleri kapsayan Akdeniz Sahil Yolu Projesi etap etap tamamlanıyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki potansiyelin de harekete geçeceğine inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

4.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra adaletin yeniden tesis edilmesi için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün başlattığı yürüyüşü sonuna kadar destekleyeceklerine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Maalesef Türkiye’de adalet yok, hukuk yok, özgürlük yok. Yaratmak istediğiniz Türkiye’de hoşgörü yok, insanlara saygı yok, farklı düşüncelere yer yok. Ne kadar baskı ve zulüm olursa olsun, inananlar her zaman mücadele edenlerdir.

Milletvekili arkadaşımız Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra adaletin yeniden tesis etmesi için Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün başlattığı yürüyüşü sonuna kadar destekleyeceğiz. Hedef, cumhuriyeti yıkmak isteyen faşizme karşı direniştir.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

5.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, yapılan iftira ve linç kampanyalarına karşı Türk halkının her zaman ve her ortamda Katar’ın yanında olduğuna ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bahreyn Dostluk Grubu Başkanı olarak, son günlerde, Müslüman ve dost ülke olan Katar ve halkına karşı, bazı dost olduğu belirtilen Müslüman ülkelerce genel ambargo uygulanmaya çalışıldığını üzüntüyle izliyoruz. Katar halkının günlük zaruri ihtiyaçlarının karşılanması, ticari hayatına, seyahat hayatına ve ibadet hayatına sekte vuracak her türlü girişimi şiddetle reddediyoruz. Bizler Katar’ı sadece doğal kaynaklarının zenginliğinden değil, Müslüman ve gerçek bir dost, bağımsız bir ülke olduğu için destekliyoruz. Kaldı ki Katar, değil teröre destek vermek, Türkiye’yle birlikte başta DEAŞ ve tüm terör örgütlerine karşı en kararlı duruşu sergileyen ve çok ciddi mücadele eden bir ülkedir. Yapılan iftira ve linç kampanyalarına karşı, Türk halkı olarak her zaman ve her ortamda Katar’ın yanında olduğumuzu gururla ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

6.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun şahsında Cumhuriyet Halk Partisini mahkûm etmeye kalkan sarayın yargıçlarının bu ülkenin hukuk tarihine kara bir leke olarak geçeceklerine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ülkemizin geleceği adına, çocuklarımızın geleceği adına karanlık günlerden geçiyoruz. Ülkemizde yaşanan mühürsüz referandumun ardından millî iradeyi yok sayan, halkın iradesini yok sayan, sarayın iradesine biat eden YSK’nın Anayasa’yı ihlal etmesinin ardından ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara bir yenisi daha eklendi. Dün verilen bir kararla bir hukuk cinayeti daha işlendi. Milletvekilimiz Sayın Kadri Enis Berberoğlu’nun şahsında Cumhuriyet Halk Partisini mahkûm etmeye kalkan sarayın yargıçları, bu ülkenin hukuk tarihine bir kara leke olarak geçeceklerdir. Şunu unutmayın ki: Tamamen siyasallaşan bu yargı ve bugün Sayın Genel Başkanımızın başlattığı “Adalet arıyoruz.” yürüyüşünün ardından, bulmaya çalıştığımız bu kaybolan adalet bir gün sizlere de lazım olacaktır diyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 15-16 Haziran 1970 Türkiye işçi sınıfının haklarının gasbedilmesine karşı tarihe geçen şanlı direniş günlerinin yıl dönümüne ve adaletin, hukukun olmadığı, sorunların arttığı bir süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşünün ülkenin geleceğini aydınlatacağına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, 15-16 Haziran 1970 Türkiye işçi sınıfının haklarının gasbedilmesine karşı tarihe geçen şanlı direniş günlerinin ilk günüdür. Aynı zamanda bugün, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yine tarihe geçecek, Enis Berberoğlu’na yapılan haksızlığın yanında tüm mağdurlara ve adaletsizliğe karşı başlattığı yürüyüşün de adı olacaktır. 15 Haziranda 70 bin işçi fabrikada çalışmayı durdurmuş, 16 Haziranda yüz binlerce kişi İstanbul’dan İzmit’e, Ankara’ya yayılarak, hak alma mücadelesi sıkıyönetim ilanına karşın engellenememiştir. O gün de grev haklarını engellemek için işçilerin taleplerini görmezden gelen bir hükûmet vardı, bugün de işçilerin grev haklarını engelleyen bir Hükûmet var. Adaletin olmadığı, hukukun olmadığı, sorunların arttığı bir süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşü ülkemizin geleceğini aydınlatacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın İrgil…

8.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, mazlumların haklarını korumak için, haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayanlar için sokaklarda olduklarına ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün tutuklanan ve haksız yere yirmi beş yıl tutukluluk kararı verilen Sayın Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun konusu ve yapılan haksızlık aslında bizim için yeni bir konu değil. Biz, Türkan Saylanlarda, Ali Tatarlarda da yine sokaklardaydık. O gün haksızlığa, hukuksuzluğa nasıl itiraz ettiysek bugün de aynı şekilde itiraz ediyoruz. Mazlumların haklarını korumak için, haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayanlar için sokaklar ayağa kalktı ve yürüyor, şimdi artık zalimler düşünsün.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

9.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa ilinde 105 HDP’linin tam yirmi aydır tutuklu olduklarına ve İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını hukuk dışı bulduğuna ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Manisa ilinde 105 partilimiz tam yirmi aydır tutuklu, bir savcının iddianame hazırlamasını bekliyor. Bu nasıl bir adalet, bu nasıl bir akıl ki insanların yirmi aydır tutukluluklarını sürdürmek için savcı elinden geleni yapıyor. Sayın Adalet Bakanına konuyu defalarca sunmamıza rağmen, Bakanın ilgisizliği savcıyı cesaretlendirmektedir. Bu hukuksuz sürece son verin.

Ayrıca, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun da tutuklanmasını hukuk dışı bulduğumu belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

10.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, 14 Haziranda Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 70 yaşındaki bir kadının polis zırhlı aracının sebep olduğu kazada hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, dün, 14 Haziran sabah saatlerinde Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 70 yaşındaki annemiz, orada yaşayan bir kadın yurttaşımız polis zırhlı araçlarından dolayı yaşamını yitirdi. Söz konusu kazanın, yani daha doğrusu kaza mı, ne kadar tariflemek doğru bilmiyorum… Son bir ay içerisinde 15’e yakın insan zırhlı araçlardan ya yaşamını yitirdi ya da yaralanmış oldu. Söz konusu caddenin her iki yakasında polis lojmanları var, İlçe Emniyet Müdürlüğü ve Hükûmet Konağı’nın bulunduğu, binaların içinde bir yer. Böyle bir yerde, her tarafın kapalı olduğu, tamamen plastik dubaların etrafını kapattığı, elektronik bariyerlerin olduğu bir yerde 70 yaşındaki bir yurttaşımız yaşamını yitirmişti. Buradan şunu sormak istiyorum: Daha önce Silopi’de de yaşandı ve 15’e yakın insan bu durumdan mağdur edildi. Bu kadar polisin zırhlı araçları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Topal…

11.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşünün 47’nci yıl dönümünde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çocuklara özgür yarınlar bırakmak için, haklı olanın kazanacağı bir hukuk düzeni için, demokrasi için, adalet için İstanbul’a yürüdüğüne ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – 19 Mayıs 1919’da düşman çizmesi altındaki bu toprakları emperyalistlerden temizlemek için yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün hayalinde bağımsız, özgür, demokratik bir ülke vardı, cumhuriyet vardı. 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşünün 47’nci yılında, bugün Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu çocuklarımıza özgür yarınlar bırakmak için, haklı olanın kazanacağı bir hukuk düzeni için, demokrasi için, adalet için İstanbul’a yürüyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun özgürlük kokan, demokrasi kokan, eşitlik kokan, adalet kokan şanlı yürüyüşüne bin selam olsun. Bin selam olsun adalet kokan yürüyenlere, bin selam olsun özgürlük için direnenlere, bin selam olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

12.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma ayı olan mübarek ramazan ayında ırkçı, tekçi, faşizan baskıların ne yazık ki devam ettiğine ve mevsimlik işçi sezonunun başladığı bu dönemde iktidarı ve yetkilileri bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma ayı olan bu mübarek ramazan ayında ırkçı, tekçi, faşizan baskılar ne yazık ki devam ediyor. Bu ayın başlangıcında Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde oruç tutmayan gençlere saldırı oldu, saldırıya uğrayan çocuklar gözaltına alındı. Üç gün önce de Ankara’nın Nallıhan ilçesinde 100 kişilik bir grup gece saatlerinde şantiyeyi basarak Bingöl’den gelen inşaat işçilerine saldırdı, 1 işçiyi inşaatın üçüncü katından aşağı atan ırkçı grup işçilere işkence yaptıktan sonra İstiklal Marşı okuttu. En acısı, bu gruba yönelik herhangi bir tatbikat yapılmamış, gözaltı yapılmamış olması. İktidarın buna sessiz kalması, kınama dahi yapmamış olması daha da vahim. Mevsimlik işçi sezonunun başladığı bu dönemde iktidarı ve yetkilileri bu konuda gerekli tedbirleri almaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Adalet Bakanının İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’na hükümle birlikte tutuklama kararı verilmesini nasıl değerlendirdiğini ve bu kanunsuzluğu yapan hâkimler hakkında bir soruşturma yaptırmayı düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet Bakanına soruyorum: Cumhuriyet Halk Partimizin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’na dün 14. Ağır Ceza Mahkemesince yirmi beş yıl haksız olarak ağır bir ceza verilmiştir. Siz hukukçu bir Adalet Bakanısınız. Mahkemece 3 sanık hakkında görülen bir davada henüz sanık hakkında birlikte hüküm kurulması gerekirken Enis Berberoğlu hakkındaki davanın ayrılarak maddi ve manevi unsuru oluşmayan bir iddiadan dolayı yirmi beş yıl ağır hapis cezası verilmesi hakkındaki düşüncenizi açıklar mısınız?

Anayasa’mızın 83’üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır…” denildiği hâlde hükümle birlikte tutuklama kararı verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu kanunsuzluğu yapan hâkimler hakkında bir soruşturma yaptırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Ergenekon davalarından bu yana ülkede hukukun can çekiştiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, Enis Berberoğlu’nun skandal bir kararla tutuklanması bana bir hikâyeyi hatırlattı: Zangoç çanı sıradan birinin ölümünde 1, ileri gelenlerden birinde 2, din adamında 3, vali öldüğünde 4, kral öldüğünde 5 kez çalarmış. Adalet karşısında haksızlığa uğrayan vatandaşın biri gidip çanı 6 kez çalmış. Ahali “Kraldan büyük kim öldü?” diye sorduğunda “Adalet öldü.” demiş.

Ergenekon davalarından bu yana ülkemizde hukuk can çekişiyor çünkü kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adaleti öldürdüğün gün devlet ölür.

Değerli milletvekilleri, gelin, el birliğiyle can çekişen adaleti hayata döndürelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Sayın grup başkan vekillerinin söz talebi var mı?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

15.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın pek çok ilçesinde yaşanan dolu afetinin yol açtığı zararlar nedeniyle çiftçilere destek olunması gerektiğine, TARSİM’den gelen zarar tespit raporlarının gerçek zarar oranlarını yansıtmadığı iddialarına ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’nü kutladıklarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yıl nisan, mayıs ve haziran aylarında bilhassa Manisa’da Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi ve Şehzadeler ilçelerine bağlı 114 mahallede dolu afeti yaşanmıştır. Dolu, 7.215 çiftçimizin 157.475 dekarlık bağ, zeytinlik, meyve ve sebze bahçesi ile tarlasında yüzde 30 ila yüzde 100 arasında zarara yol açmıştır. Zarar gören çiftçilerin Ziraat Bankası başta olmak üzere kamu bankaları ile tarım kredi kooperatiflerine olan borçları uzun vadeli ve faizsiz olarak ertelenmelidir. Ayrıca, çiftçilerin yaralarını sarmak ve bu çiftçilerimizi gelecek yıla hazırlamak amacıyla faizsiz ve uzun vadeli kredi de verilmelidir.

Hemen hemen her yıl bu dolu zararları yaşanıyor. Bu zararların etkili olduğu yerlerde TARSİM sigorta primleri ortalama yüzde 100 oranında artırılmaktadır. Dolayısıyla, geçen yıllarda dolu nedeniyle ürün elde edemeyen çiftçiler bir de TARSİM sigorta primleri yüzde 100 artırıldığı için sigorta yaptıramamaktadır. Bu nedenle, TARSİM sigortası olsun veya olmasın, zarar gören çiftçilerimize dekar başına destek verilmelidir. TARSİM’e sigorta yaptıran çiftçiler, TARSİM’den gelen zarar tespit eksperlerinin hazırlamış olduğu raporların gerçek zarar oranlarını yansıtmadığını iddia etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Akçay.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu uyuşmazlıkları gidermek amacıyla her ilçenin ziraat odası başkanının TARSİM’in hasar tespit eksper heyetinin doğal üyesi olmasına ve zarar tespit çalışmalarına katılmasına yönelik düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bu vesileyle bu dolu afetinden zarar gören çiftçilerimize geçmiş olsun diyor, Hükûmetten acilen çiftçilerimizin zararlarının karşılanmasını talep ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün kardeş ülke Azerbaycan’ın 1991’de ilan ettiği bağımsızlık gününü temsil eden Millî Kurtuluş Günü’dür. Azerbaycan, varlığını ve birliğini muhafaza etmek için büyük mücadelelerden başarıyla çıkmıştır. İnşallah, gün gelecek, Azerbaycan topraklarındaki işgal de sona erecek ve işgal altındaki topraklar birleşecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Azerbaycan ile Türkiye’nin kaderi birbirinden ayrılamaz. Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir. Türkiye ile Azerbaycan arasında sarsılmaz temellere dayanan dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin ve iş birliğinin gelişeceğine olan inancımızı ve irademizi bir kez daha ifade etmek istiyorum. Haydar Aliyev’in veciz sözüyle, “bir millet, iki devlet” ülküsüyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak Azerbaycan Millî Kurtuluş Günü’nü kutluyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Yıldırım…

16.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 15-16 Haziran 1970 işçi direnişinin 47’nci yıl dönümüne, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerinin 99’uncu günü olduğuna, bu Parlamentoya bir siyasi darbenin yapılışının yani 4 Kasım siyasi darbesinin 224’üncü gününde olunduğuna, CHP’li bir milletvekilinin daha tutuklanmasıyla bu Parlamentoya bir utanç daha eklenmiş olduğuna ve siyasi iktidarı bu darbe mantığından vazgeçmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün 15-16 Haziran 1970 işçi direnişinin 47’nci yıl dönümü. Hazırlanan çarpık bir sendika yasasına karşı işçilerin direnişiyle, tam yedi aylık direnişi neticesinde sonuç almasının bir öyküsü. Bu süre içerisinde sıkıyönetimler ilan edildi, onlarca sendika lideri işten atıldı, içeriye atıldı ama 9 Şubat 1971 günü emeğin bir arada olma hâlinin ve örgütlü gücünün açığa çıkarmış olduğu bir direniş zaferle sonuçlandı ve bu yasa geri çekilmek zorunda kaldı. Bugün de benzer günlerden geçmekteyiz. Bu ülkede bir arada olmanın, toplumsal muhalefeti ortak gelecek adına örgütlemenin ne kadar önemli olduğu bir olayın yıl dönümündeyiz.

Sayın Başkan, bugün Nuriye ve Semih hocalarımızın açlık grevlerinin 99’uncu günü. Sadece doğumlarından itibaren edinimlerinin, eğitimlerinin, tahsillerinin, birikimlerinin neticesinde elde etmiş oldukları mesleklerine, işlerine geri dönmek istiyorlar. Bir kadrolaşmanın ürünü olarak o işlere gelmemişlerdi. Alınterleri var, analarının babalarının ciddi emekleri var. Bu anlamda, daha fazla toplumsal vicdanı rahatsız edebilecek bir neticeye ulaşmadan bu arkadaşlarımızın açlık grevi gerekçelerinin ortadan kaldırılması için siyasi iktidarın bir an önce adım atmasını talep ediyorum.

Sayın Başkan, bir de bu ülkede bu Parlamentoya bir siyasi darbenin yapılışının yani 4 Kasım siyasi darbesinin 224’üncü günündeyiz. 4 Kasım 2016 günü, bu ülke demokrasisi açısından ülke tarihine kara leke olarak düşmüştür. İki yüz yirmi dört gündür eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Yıldırım.

Buyurunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, bunun üzerine Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekili daha tutuklandı ve Parlamentoya yaşatılan utancın üzerine bir utanç daha eklenmiş oldu.

O dönemde kürsüden, yerimizden yaptığımız konuşmalarda ve özel oturumlarda, Meclis Başkanı Sayın Kahraman Divandayken ve Genel Kurulu yönetiyorken bütün Türkiye'nin huzurunda bu konuda çaba sarf edeceğini, Anayasa hukukçularını toplayacağını, bunlardan alacağı içtihadı Anayasa Mahkemesine göndereceğini, bunun takipçisi olacağını söyledi. Sayın Meclis Başkanına, bugün, vermiş olduğu sözü hatırlatıyoruz: Sizin Başkanı olduğunuz Parlamentoya bir darbe yapılmıştır, bunu ısrarla gündeme getirdik, bunun karşısında durduk, durmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu darbe mantığının ortadan kaldırılması, halkının vekâletini almış ve onların temsilcisi olarak bu yasama organına gelmiş olan 12’si HDP’li, 1’i CHP’li 13 milletvekilinin bir an önce serbest bırakılması ve yasama faaliyetlerine eksiksiz katılımlarının sağlanması için bir çaba sarf etmesini, siyasi iktidarı da bu darbe mantığından vazgeçmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Özel...

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’de adalet arayışına ses verenlerin, omuz verenlerin cezalandırıldığı bir dönem yaşandığına, bugün 19 Mayıs 1919’da olduğu gibi bir kararlılıkla, bir inançla adalet, demokrasi ve özgürlük yürüyüşü başlattıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, 13 Mayıs Soma faciasından sonra herkesin tekmesiyle tanıdığı bir başdanışmanı, bir müşaviri, Yusuf Yerkel’i eleştirdiği gerekçesiyle bunu hakaret sayan bir mahkeme tarafından bir gazeteci gözaltına alındı, ifadesi alındı. Dün Milletvekilimiz Enis Berberoğlu tutuklandı. Tekme atanın değil, tekme atılmasını eleştirenin, tırlarla silahları taşıyanların değil, bunun haberini yapanların, Türkiye'de adalet arayışına ses verenlerin, omuz verenlerin cezalandırıldığı bir dönemi yaşıyoruz.

Biz, bugün, tıpkı 19 Mayıs 1919’da olduğu gibi, bir kararlılıkla, bir inançla bir adalet, bir demokrasi ve bir özgürlük yürüyüşü başlattık. Binler, on binler Güvenpark’taydı, yola çıkılınca yüz binler oldu, Ankara’nın sokaklarında aktı, İstanbul’a doğru yürüyorlar. Parti logosu olmadan, bir parti kimliği olmadan insanlarımız sadece adalet ve demokrasi isteğiyle yürüyorlar. Genel Başkanımız bir aya yakın sürecek bu adalet yürüyüşünü kendi başlattı ama bunu kendisi için değil, bütün mağdurlar, bütün mazlumlar, bütün adalet arayanlar ve bütün haksızlığa uğrayanlar için başlattı ve yürümeye devam edecek.

15-16 Haziran 1970’te, Türkiye işçi sınıfı hak edilen, gasbedilen haklarını geriye alabilmek için 70 bin işçiyle bir yürüyüş başlatmış, aynı bugünkü gibi yürüyenlerden, hak arayanlardan korkanlar sıkıyönetim ilan etmiş, ilan edilen sıkıyönetim işçilerin önüne barikat olamamıştı. Bugün de dün akşam Güvenpark’taki bariyerler halkımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel, buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dün akşam hem de bir belediye başkanının talimatıyla belediye emekçilerine taşıtılarak getirilen bariyerler, gösterdiğimiz tepkiler, yaptığımız uyarılar, halkın kararlılığı karşısında bir anlam ifade etmedi, bariyerler aşıldı, yürüyüş başladı.

Herkes şuna emin olsun: Bugün ilk gün ama her gün yeni yollarla tanışacak ayaklarımız, her gün yeni kulaklar işitmeye başlayacak söylediklerimizi ve her gün yeni ağızlar eklenecek ağızlarımıza ve biz her gün baskıyı, zulmü, haksızlıkları yenip hep birlikte adaleti, demokrasiyi ve barışı yeniden tesis edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Muş…

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay’ın Cumhurbaşkanını savaş suçlusu olarak göstermeye çalışmasına, sandığın dışında hiçbir illegal gücün Recep Tayyip Erdoğan’ı milletin koltuğundan indiremeyeceğine, Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekleştirdiği sivil yürüyüşe davet için neden asker fotoğrafları tercih edildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, dün CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay “Cumhurbaşkanı Erdoğan uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacak.” ifadesiyle dünyaya seslenerek âdeta Türkiye’ye müdahale çağrısında bulunmuştur. Sayın Grup Başkan Vekili açıklasın, Türkiye hangi savaşa girmiştir ki Cumhurbaşkanımız savaş suçlusu olsun? Terörle mücadele etmek ne zamandan beri savaş suçu olmuştur? DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı operasyonunu başlatan Cumhurbaşkanımızı savaş suçlusu olarak nitelendirmek akla ve mantığa sığmayacak bir iştir. Suriye’de Esad çocukları öldürürken ona destek verip sessiz kalanlar şimdi kendi ülkelerinin Cumhurbaşkanını savaş suçlusu olarak göstermeye çalışmaktadır.

Cumhurbaşkanını uluslararası mahkemede yargılatma hülyalarını 17-25 Aralık sürecinde FETÖ mensupları dile getiriyorlardı. Anlaşılıyor ki şimdi CHP de aynı söylemlere sarılmış durumda. Aslında CHP Grup Başkan Vekili, Cumhurbaşkanının şahsında Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası mahkemelerde yargılanmasını talep etmektedir.

Türkiye’ye müdahale çağrılarında bulunup Cumhurbaşkanını tutuklatma hayallerini kuranlara sesleniyorum: Bu ülkede Recep Tayyip Erdoğan’ı millet getirdi, ancak millet götürür. Sandığın dışında hiçbir illegal güç Recep Tayyip Erdoğan’ı milletin koltuğundan indiremez. Direniş çağrılarıyla, sokak çağrılarıyla, algı operasyonlarıyla, medya manşetleriyle ve dış dünyaya müdahale çağrılarında bulunarak Türkiye’de iktidar değişmez. Demokrasinin kuralı açıktır: Sandıkla gelen ancak sandıkla gider. Sabredin, iki yıl sonra milletin önüne sandığı koyacağız. Orada millet kararını verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Muş.

Buyurunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sürekli faşizmden bahsediyorsunuz. Faşizmin olduğu bir ülkede Cumhurbaşkanına, Başbakana en ağır hakaretlerin yapıldığı, savaş suçlusu olarak yargılama tehditlerinin savrulduğu, dile getirildiği bir ortamdan bahsedilebilir mi?

Dün CHP, Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının arkasına asker fotoğraflarını yerleştirerek yürüyüşe davet çağrısı yapmıştır. Bununla hangi mesaj verilmek istenmektedir? Bir siyasi partinin gerçekleştirdiği sivil bir yürüyüşe davet için neden asker fotoğrafları tercih edilmiştir? Daha 15 Temmuzun üzerinden bir yıl bile geçmemişken, kamuoyunun darbe konusundaki hassasiyeti ortadayken nereye ve kime mesaj verilmek istenmiştir, bunu CHP’lilerin izah etmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel, söz talebiniz var sanıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan; Sayın Grup Başkan Vekili, burada olmamasına rağmen Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay’ın ismini de anarak kendisinin dün yapmış olduğu bir açıklamayı tamamen farklı bir şekilde yansıtıp sanki kendisini dinleyen vatandaşlarımız açısından da partimiz açısından da grubumuzun tümü açısından da son derece olumsuz algılanabilecek âdeta bir iftirada bulunmuştur. Bunun için cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel, 69’uncu maddeye göre söz veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uygun görürseniz Muharrem Erkek kullanacak efendim grubumuz adına.

BAŞKAN - Sayın Erkek mi konuşacak?

Buyurunuz Sayın Muharrem Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır Sayın Erkek.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekili; Türkiye’de maalesef artık bir Cumhurbaşkanı yok, Türkiye’de bir siyasi partinin Genel Başkanı var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ordunun Başkomutanı bir siyasi partinin Genel Başkanı, HSK’nın başındaki Adalet Bakanı onun emrinde. Yargının başındaki kişi bir siyasi partinin Genel Başkanı. Yasama organının Başkanı da maalesef bir siyasi partinin Genel Başkanı. Türkiye’de artık bir Cumhurbaşkanı yok; tarafsız, bütün milleti kucaklayan bir Cumhurbaşkanı yok. Tarafsız kalacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden bir Cumhurbaşkanı yok artık Türkiye’de. Bu gerçeği bilerek hareket etmek zorundasınız. İşte bu gerçek, demokrasiyi yok etti, özgürlükleri yok etti. Siz hangi demokrasiden bahsediyorsunuz? OHAL’in 12 Eylül Anayasası’nın, 12 Eylül darbe hukukunun tipik bir uygulaması olduğunu biliyor musunuz? Önceki anayasalarda OHAL diye bir düzenleme yoktu, sıkı sıkı sarıldınız. İbrahim Kaboğlu niçin ihraç edildi OHAL KHK’sıyla; niçin bir sürü masum gazeteci cezaevinde, masum insan cezaevinde? “Millet, millet” diyenler sarayındaki danışmanlarının maaşlarını millete açıklayamıyorlar; böyle mi milletin adamı olunur, böyle mi olur demokrasi?

Bakın, Enis Berberoğlu tutuklandıysa o silahlar nereye gidiyordu Sayın Grup Başkan Vekili? Niçin tutuklandı Enis Berberoğlu, hangi devlet sırrını ifşa etti? O silahların Bayır Bucak Türkmenlerine gitmediğini, üstelik yemin ederek söyleyen Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş devlet sırlarını ifşa etmekten niçin yargılanmıyor? Eğer Tuğrul Türkeş’in söylediği doğruysa o silahlar IŞİD’e, El Nusra’ya, El Kaide’ye mi gitti, nereye gitti? O zaman, Mecliste kapalı bir oturum yaparsınız, bunları Meclisle, milletle paylaşırsınız. Enis Berberoğlu tutuklandıysa o silahlar terör örgütlerine gitmiş demektir.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Kabul etsinler.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Ve bu, devlet sırrı değildir; bu, devletin menfaati değildir. Devletin bekasını tehdit eden, sizin bu zihniyetinizdir, yönetim anlayışınızdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim iftira attığımı söylemiştir grup başkan vekili. Ben iftira atmadım. Bu, bana açık bir sataşmadır. Söz talep ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmam gayet açıktır, ortadadır. Sorduğum sorular gayet açıktır.

Bakın, Engin Altay: “Recep Tayyip Erdoğan uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır.” Ne Engin Altay’ın ne CHP’nin gücü buna yetmez, bunu herkes bilsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Recep Tayyip Erdoğan, milletin oylarıyla o koltuğa gelmiştir. Burada bu ifadeleri grup başkan vekili, Cumhuriyet Halk Partisi adına kullanmıştır, ifadeleri buradadır. Eğer Türkiye’de siz faşizmden, dikta rejiminden bahsediyorsanız bir grup başkan vekili bu ifadeleri kullanamaz, önce buna bakmanız lazım.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kabul ediyorsun yani faşizmi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir diğeri, değerli milletvekilleri, söylediğim çok açıktır. Biz milletle yürürüz. Bugünlere milletle beraber geldik, milletin oyuyla, milletin desteğiyle geldik.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Biz kimle geldik?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dün sivil bir yürüyüş başlatacağını iddia edenlerin paylaştıkları pankart budur, bunu soruyorum. Bununla kime, nereye mesaj veriliyor?

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Yüksek Seçim Kuruluna.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, bununla kime, nereye mesaj veriliyor? Bunun arkasında halk yok. Bunun arkasına, bakın, askerler konmuş.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Vay, vay, vay!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Kime mesaj veriyorsunuz, söylediğim budur.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İlkokul çocukları yapmaz, ilkokul çocukları.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Az önceki hatip bu iddialarımla alakalı tek bir ifadede bulunamamıştır.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Şu konuşmayı ilkokul çocukları yapmaz. Yakışmıyor, hiç yakışmıyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sorduğumuz budur: Nereye mesaj veriyorsunuz? Talimat üzerine mi hareket ediyorsunuz?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Millete mesaj veriyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sen milletvekilisin, milletvekili.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Talimatla hareket eden yargıçlar, yargıçlar.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, ortada bunlar, ortada.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Bilgisayardan çıkarılmış bir şeyle konuşuyorsun ya, yazıklar olsun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Onun için, değerli milletvekilleri, Türkiye’de 16 Nisanda yapılan referandum oylamasından sonra Cumhurbaşkanın partili olacağına millet karar vermiştir, millet.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – 103’üncü maddeyi değiştirin o zaman.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Siz karşı çıkmıştınız, millet size de bir oran verdi. Bunu savunanlar olarak biz, Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer partiler bunun tarafındaydı ve millet buna onay vermiştir.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Yüksek Seçim Kurulu karar vermiştir.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Recep Tayyip Erdoğan’ı millet partili yapmıştır, bunu kabul edeceksiniz değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Yüksek Seçim Kurulunun kararını kabul edemeyiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Muş bu sefer de elinde bir görselle “Kime mesaj veriyorsunuz?” “Askerler…” diyerek ağır bir sataşmada bulundu…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yanlışsa bunu kaldıracağım Özgür Bey, onu söyleyeyim de.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu söyleyelim: Hırsızlık, yolsuzluk, zulüm, haksızlık olduğunda “Sandıkta hesap veririm.” olmaz. Sandık, siyasi hesap verme yeridir ama eğer siyasi hesap vermenin dışında adli bir suçunuz varsa, hukuku çiğnediyseniz, iç hukuku ya da uluslararası hukuku çiğnediyseniz sandıkta aldığınız oy sizi siyaseten aklar ama yaptığınız haksızlıkların, zulmün, çiğnediğiniz kanunun hesabını verme yeri başkadır. Ama siz, bir tek adam rejimi inşa edip her şeyin üstüne o tek adamı oturtursanız adalet mekanizmasından da onu yukarıda görürsünüz. Atadığınız hâkimlerin, atadığınız savcıların, yandaş olarak konumlandırdıklarınızın vatandaşa adalet dağıtacağını söyler, kendinizi de onun denetiminin böyle dışında tutarsınız.

Çok basit bir şey var Mehmet Muş, içiniz rahat olsun. Eğer o tırlarda ilaç gidiyorduysa, başta yeminler ettiğiniz gibi, o tırlarda çocuk maması gidiyorduysa… Namus, şeref üzerine konuşuyordunuz burada o günler, söz veriyordunuz, “İçinde bebek maması var, aksini ispat etmezseniz müfterisiniz.” diyordunuz. Dün tutuklama kararında içerideki silahların devlet sırrı olduğundan dolayı tutukluyorsunuz, devlet sırrı ifşasından. Mama yollandıysa, mama yollayan kimseyi uluslararası hukuk sorumlu tutmaz ama Atatürk’ün vasiyetini terk edip, komşunun iç işlerine karışıp, devlet dışı unsurlarla kol kola girip, devlet dışı unsurlara kaçak olarak silah yolluyorsanız, bu ortaya çıkarsa, bu ispatlanırsa gün gelir hukukun önünde de uluslararası hukukun önünde de hesap verirsiniz. Buna CHP’nin gücü yetmez değil, bundan kaçmaya ne sizin ne de o tek adamınızın gücü de kudreti de yetmeyecektir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan….

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, ben açık şeyler söylüyorum. Yine, hem bana hem Genel Başkanımıza sataşmalarda bulunmuştur. Bu açıdan, İç Tüzük’e göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülkede yapılan her şey hukuka uygun şekilde yapılmıştır.

Bakın, Anayasa oylamasına kadar, halk buna onay verene kadar Sayın Cumhurbaşkanımız bizim Genel Başkanımız değildi. Onay verdikten sonra, sonuçlar kesinleştikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımız geldi, kongrede Genel Başkanımız oldu. Hukuka uygun şekilde yapılmıştır. Burada, hiç kimse kendisini mahkemenin yerine koyup ahkâm kesmeye kalkmasın.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Niye yemin etti?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Dinleyin, dinleyin.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Niye burada yemin etti bağımsız olacağına dair?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada, hiç kimse, kendisini mahkemelerin yerine koyup bizi suçlu ilan etmeye kalkmasın.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bağımlı yargı…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Herkes işine baksın, işini yapsın.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Şeklen yasal olabilir, meşru değil.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yargı da işine baksın, işini yapsın, ana muhalefet de siyasetini yapsın ama çıkıp da kendilerini mahkemelerin yerine koyup bizi suçlu ilan etmek kabul edilebilir bir şey değildir. Böyle bir yetkiniz ve hakkınız da yok.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kim suçlu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir diğeri: Değerli milletvekilleri…

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Suçlu kim?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Mahkemeler var, kararını verirler.

Burada, sistemin nasıl kurgulanacağı, sistemin nasıl çalışacağı referandumla milletin önüne konulmuştur.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Hangi mahkemeler?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Karar verenleri hapse attınız ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Millet burada bir karar vermiştir değerli milletvekilleri.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Mahkeme bağımsız olduğu zaman kararı vardır.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sizin kabul edemediğiniz, kabullenemediğiniz milletin kararıdır, milletin iradesidir ama buna da alışacaksınız. Onu söyleyeyim size.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Alışmayacağız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Açık bir şey sordum.

Bakın, değerli milletvekilleri…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sizin ayaklarınız yere basacak, aklınız başınıza gelecek. Alışmayacağız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Genel Başkanın arkasında askerler ne arıyor? Başka fotoğraf bulamadınız mı? Siz başka fotoğraf bulamadınız mı?

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Askerler de bu milletin bir parçası.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Aklınız başınıza gelecek, ayaklarınız yere basacak ve hesap vereceksiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim… Lütfen…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bundan başka fotoğraf yok muydu? Milletle yürüyün, halkla yürüyün.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Senin Başkomutanın her gün askerlerle beraber.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Biz milletle yürüyerek geldik.

Bakın, bu fotoğrafla nereye mesaj veriyorsunuz diye soruyorum. Bundan başka fotoğraf bulamadınız mı? Eğer bu yanlışsa, eğer böyle bir şey yoksa ben bunu kullanmayacağım, kaldıracağım.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Senin Genel Başkanın her gün askerlerle beraber.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Tipik bir CHP geleneği.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Diğeri, değerli milletvekilleri, bahsettikleri olaylarla alakalı… Bunların, Türkmenlere yardımla ilgili konular olduğunu ifade ettik ama bunlar farklı bir noktaya çekmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – O zaman Başbakan Yardımcınız Tuğrul Türkeş’i de yargılayın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, DAEŞ’e karşı en büyük operasyonu yapan, DAEŞ’e en büyük darbeyi vuran Türkiye Cumhuriyeti devletidir, AK PARTİ hükûmetleridir; bunu da unutmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Baştan beraberdiniz baştan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Erkek, şunun bir cevabını verin ya, arkasında askerler ne arıyor? Yalansa söyle kardeşim, yalansa söyle.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Senin Genel Başkanın her gün askerlerle beraber… Ne anlam çıkartıyorsun?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Milletle yürüyün, milletle. Milleti de koy, milleti de koy; millet de olsun orada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Farkındayım çok uzadı ama Sayın Muş’un hem bu “kendini mahkeme yerine koyan Cumhuriyet Halk Partisi” ithamına hem de askerlerle ilgili, demin süre de yetmedi, yine tekrarladı…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

Umarım bu son konuşma olur.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – “Tipik bir CHP geleneği.” deyin kurtulun.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sen CHP’nin sayesinde şurada oturuyorsun; CHP olmasaydı buraya gelemezdin.

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şu resmi söyleyeyim, demin iki dakikanın gazabına uğradık.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Başta bunu söyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Resim, Cumhuriyet Halk Partisinin -Cumhuriyet Halk Partisine destek veren- resmî hesabı olmayan ama bizim de zaman zaman “retweet” ettiğimiz bir hesaba kondu. Orada tek başına Genel Başkanı odağa almış, arkası Anıtkabir’deki törenin görüntüsü. Arkasında gördükleriniz Türk ordusu, Türk subayı.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Anıtkabir’den mi rahatsızsınız, Atatürk’ten mi rahatsızsınız? Söyleyin kimden rahatsızsınız?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, millet nerede kardeşim, millet?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - O arkasında gördüğünüz… Ancak eğer Cumhuriyet Halk Partisinin Atatürk’ün huzurunda bir 10 Kasım günü çekilmiş olan resminden rahatsız oluyorsanız o zaman bugünkü resme bakın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, millete üstten bakmayın kardeşim, millete üstten bakmayın; milletin desteğini alın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Özel, burada millet yok, millet.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen; rica ediyorum…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Mesaj vermeyin, milletin desteğini alın.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bugün Cumhuriyet Halk Partisi…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu yayınladınız, bak.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Yüzlerce görsel var dün akşamdan beri paylaşılan, işine geldiğini gösteriyorsun. Bugün git bak, Cumhuriyet Halk Partisi çocuklarla yürüyor, gençlerle yürüyor, kadınlarla yürüyor, şehit babalarıyla yürüyor, gazilerle yürüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada kimler var?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz milletle yürüyoruz, milletle.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Senin adaletsizliğine karşı, senin dikta rejimine karşı, senin faşizmine karşı, senin tek adamına karşı şehit babasıyla, gaziyle, halkla, kadınla, çocukla omuz omuza yürüyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kurumsal hesabından paylaşmışsın.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Yüz binler yürüyor, dizleriniz titriyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kim titriyor ya, senin titriyor dizlerin be; kim titriyor!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Titreyeceksiniz, en sonunda adaletin önünde hesap verip…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, milletle yürüyoruz biz, ne konuşuyorsun sen be!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …halkın karşısında sandıkta gömüleceksiniz, yediğiniz her kuruş lokmadaki haramın da ettiğiniz zulmün de adalet önünde sizden hesabını soracağız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz milletle yürüyoruz, sen kendin kork ondan! Biz milletten korkmayız, merak etme!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz milletin içinden geliyoruz!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Bu millet özgürlüğünü Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına borçlu, Anıtkabir’den mi rahatsızsınız?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye efendim, Sayın Muş’u dinleyeceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz milletle beraberiz, milletle! (AK PARTİ sıralarından “Postaldan medet umarsınız!” sesi)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kim umuyor postaldan medet? Kim umuyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sizi yaratan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz yıllarca umdunuz be! 3 tane Genelkurmay Başkanıyla, kuvvet komutanını istifa ettirdiniz, 4 tane FET֒cü geldi yerine be! Allah’tan korkun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu şekilde olmaz ki efendim. Grup Başkan Vekili ayakta, onu dinleyeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pardon Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pardon Mehmet Bey. Pardon, haklısın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hızını alamamış anlıyorum Sayın Grup Başkan Vekili.

Sayın Başkan, bizim kursağımızdan haram geçmemiştir, geçmez.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bize söyleyemezsin onu!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu açık bir sataşmadır, söz istiyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İspatla o zaman!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Neyi ispatlayayım? Ortada.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bize söylüyorsun, ispatla o zaman! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Haram yediğimizi söylemişti Sayın Başkan, bu açık sataşmadır, 69’a göre söz istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Niye ispatlamıyorsun? Konuşma!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aşın geçmiş!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Konuşma! Hadi!

BAŞKAN – Şimdi, bakın, sayın milletvekilleri, sizlerin karşılıklı konuşmasından Sayın Muş’un ne dediğini anlamıyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İspatla o zaman!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Yeğenleri kastediyor, yeğenleri!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aç, bak tutanağa!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – İhalelere fesat karıştıranları, ihalelerden komisyon alanları!

BAŞKAN – Bu nasıl bir disiplin efendim? Grup Başkan Vekili ayakta ve ona söz hakkı bırakmıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sözünü düzeltsin efendim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hâlâ konuşuyorsun, rica ediyorum, ben Sayın Muş’u dinleyeceğim Sayın Bak.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kınama cezası verin Başkanım. Osman’a ceza verin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurunuz efendim, son cümlenizi duyamadım, sataşmadan dolayı söz mü istediniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, bizim haram yediğimizi iddia etmiştir.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

Son cümlesini ben duyamadım. Sayın Muş, meğerse sataşmadan söz istiyor, konuşmalarınızdan bunu duyamadım.

Buyurunuz Sayın Muş.

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz helale harama dikkat eden insanlarız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok belli!

MEHMET MUŞ (Devamla) – …iktidarımız döneminde de hep öyle davrandık.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Bu servet nereden geldi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Her zaman kursağımızdan helalin geçmesi için dikkat etmişizdir.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Yırtık pabuçla gelenleri görüyoruz!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum, bu iddialar ayaklarımızın altındadır. Böyle bir iddiayı bize karşı hiç kimse kullanamaz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – “Tek yüzüğüm var.” kim dedi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Varsa söyleyecekleriniz, gidersiniz ilgili yerlere iletirsiniz, ortaya koyarsınız, ispat edersiniz ama onun haricinde afaki söylemlerle “Haram yediniz, şunu yapacağız, bunu yapacağız.” demenin hiçbir karşılığı yoktur.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İşte adalet yok ki bulalım; adalet yok, ortaya koyalım.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Kaldı ki siz yapamazsınız, öyle bir şey yapamazsınız. Eğer Türkiye’de birisiyle alakalı herhangi bir süreç olacaksa buna hukuk sistemi karar verir, buna yargı karar verir, siz karar veremezsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu söyledim. Vatandaş indirecek, adalet önünde hesap vereceksiniz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Niye yargıya göndermediniz 4 bakanınızı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, ne deniyor, faşist bir dikta yönetiminden bahsediliyor.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Evet, evet.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, kaç tane seçim yapıldı? Her seçimde siz de meydanlara çıkıyorsunuz, biz de meydanlara çıkıyoruz; biz kendi politikalarımızı anlatıyoruz, siz kendi politikalarınızı anlatıyorsunuz; millet bize iktidar görevi veriyor, size muhalefet görevi veriyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hitler de seçimle geldi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama haklı, bütün diktatörler seçimle gelmiş ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Zaten faşizmde diktatör bütün seçimleri kazanır.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, sanırsınız ki onlara muhalefet etme imkânı verilmiyor, onlar bir parti değiller, tek bir AK PARTİ var, kendisi giriyor seçimlere, kendisinin haricinde hiçbir siyasi parti yok, seçimden böyle bir sonuç çıkıyor ve sürekli iktidarda kalıyor. Böyle bir şey yok. Şurada konuştuklarınızın çok daha fazlasını sokaklarda, meydanlarda konuştunuz. Milletin söylediklerinize verdiği değer, milletin sizin söylediklerinize verdiği prim ortada. Seçimlerin düzenli olarak yapıldığı bir ülkede faşizmden bahsedemezsiniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Nerede düzenli yapıldı? Yüksek Seçim Kurulunun kararından bahsetme bana.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Ne alakası var?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Seçimlerin düzenli olarak yapıldığı bir ülkede dikta rejiminden bahsedemezsiniz. Siz milletin gönlüne girmeye çalışın, eğer iktidara gelmek istiyorsanız milletin gönlüne girmeye çalışın.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Siz demokrasiyi kullanarak faşizmi getirdiniz. OHAL faşizmi var, OHAL faşizmi! (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdiye kadar yapılan bütün seçimler OHAL’de mi yapıldı? Son bir yıldır OHAL var. Şimdiye kadar yapılan seçimler OHAL ortamında mıydı?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 1 Kasımda gömüldüler en son, yüzde 49,5.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yapılan seçimleri kazandınız mı? Yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – O zaman, millet hangi görevi veriyorsa onu icra edecekseniz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – 7 Haziranda milletin verdiği görevi unuttunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Meşru şekilde iktidara gelen bir siyasi partiye, Cumhurbaşkanına, Başbakana “diktatör” diyemezsiniz. Bunu size iade ediyorum, parti içi diktatörlüğü de iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin, bir çağrım olacak. Sayın Muş, benim meslek açısından başarısını takdir ettiğim bir ekonomist, çok iyi ekonomi biliyor. Sayın Muş, bu bir yüzük. Genel Başkanınız dedi ki: “Siyasete gelirken bu var.” Şimdi, bana izah edin, bu yüzüğü hangi ekonomik yöntemlerle 8 milyar dolarlık bir servet…

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Ne diyorsun ya, ne diyorsun ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …dünyanın en zengin 7’nci liderine… Bu serveti bu yüzükle yapın, ondan sonra ben sizin karşınıza çıkayım, sizden özür dileyim Sayın Muş.

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Ya iftira!

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – İftira!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir yüzüğü bu kadar yılda nasıl o servete dönüştürdünüz?

Teşekkür ederim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Yırtık pabuçtan nasıl bu duruma geldiniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Özel, 8 milyar Genel Başkanımızın… Doğru mu,?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Genel Başkanımızı kastediyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Genel Başkanınızı, evet. Bundan sonra “Genel Başkanınız” diyeceğiz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Genel Başkanımızın 8 milyar dolarlık serveti olduğunu iddia ediyor. İspat etsin, ispat etmeyen müfteridir.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Rakam önemli değil, bu servet nasıl oldu? Miktar önemli değil, bu servet nasıl oldu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İspat etsin, 8 milyar doları ispat etsin; etmezse müfteridir!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.03

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, milletvekillerinin Anayasa’nın 67’nci maddesi çerçevesinde halktan aldıkları temsil yetkisini kullandıklarına, bu temsil yetkisini engellememenin hukukun temel kuralı olması gerektiğine, 2016 yılında kabul edilen bir kanunla belli bir tarih itibarıyla milletvekilleri hakkında düzenlenmiş fezlekeler için yargılama yolu açıldığına, bu yargılama sonucunda hüküm tesis edilebileceğine ancak milletvekillerinin tutuklanamayacağına ve tüm milletvekillerinin huzur ve barış içinde bir toplum idealine ulaşmak hedefinde olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündemde olan bir konuyla ilgili görüşlerimi Genel Kurulla paylaşmak istiyorum.

Yasama yetkisinin sahibi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onu oluşturan milletvekilleri, anayasal sınırlar çerçevesinde, toplumda var olan siyasi görüşlerin temsilcileridir. Serbest seçimlerle halk adına karar alma yetkisi verilen milletvekilleri asli görev olarak Parlamentoda görev yaparlar. Onların asli görev alanının Parlamento olması bu göreve üstün bir kamusal nitelik vermektedir.

Anayasa’mızın 67’nci maddesinde de temsil yetkisi düzenlenmiştir. Milletvekilleri, Anayasa’nın 67’nci maddesi çerçevesinde halktan aldıkları temsil yetkisini kullanırlar. Bu yetkinin asıl kullanılma yeri Parlamento yani Türkiye Büyük Millet Meclisidir. İşte, bu temsil yetkisine müdahale etmemek, bunu engellememek hukukun temel kuralı olmalıdır.

Nitekim, Anayasa’mızın 83’üncü maddesi de “Yasama dokunulmazlığı” başlığı altında yasama dokunulmazlığı ve yasama sorumsuzluğu müesseselerini düzenlemiştir. Bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisinin izni olmadıkça hiçbir milletvekili gözaltına alınamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz, yargılanamaz, ana kural budur. Temsil yetkisinin özüne hiçbir şekilde dokunmamak gerekir. Ancak 2016 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul etmiş olduğu bir yasayla, belli bir tarih itibarıyla milletvekilleri hakkında düzenlenmiş olan fezlekeler için yargılama yolu açılmıştır. Yani Anayasa’nın 83’üncü maddesinde sözü edilen Türkiye Büyük Millet Meclisinin izni sağlanmıştır. Dolayısıyla bu çerçevede, haklarında belli bir tarih itibarıyla fezleke düzenlenmiş olan milletvekillerinin yargılanması, kabul edilmiş olan o yasanın, Anayasa değişikliğinin doğal bir sonucudur.

Ancak burada yine önümüze Anayasa Mahkemesinin Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal kararları çıkmaktadır. Bu kararlar temsil yetkisinin Anayasa’nın 67’nci maddesinden kaynaklandığını ortaya koyarak hiçbir uygulamanın temsil yetkisini, bu yetkinin özünü zedelememesi, bunu ortadan kaldırmaması gerektiğini söyler. Yani buna göre milletvekilleri yargılanabilir, milletvekili hakkında bu yargılama sonucunda hüküm tesis edilebilir ama hiçbir zaman milletvekilleri tutuklanamaz, ana kural budur. Hükmün kesinleşmesi hâlinde milletvekilliği görevinin nasıl sona ereceği, milletvekilliğinin nasıl düşeceği yine Anayasa’nın ilgili maddelerinde düzenlenmiştir. Bu söylediğim, bütün milletvekilleri için geçerlidir. Bu konuşmayı, çok kısa bir şekilde, 8 Aralık 2016 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, bir vesileyle, bu kürsüden ifade etme ihtiyacını duymuştum, bugün yine bunu tekrarlama ihtiyacını duyuyorum. Tutuklamayla ulaşılmak istenen bir kamusal yarar vardır ancak temsil yetkisinden kaynaklanan kamusal yarar, üstün kamusal yarar olarak hukukta isimlendirilir ve diğer kamusal yararın önüne geçer. Dolayısıyla milletvekillerinin tutuklanmaması esastır. Milletvekili dokunulmazlığı bir ayrıcalık değildir, yasama yetkisinin yerine getirilebilmesi, özgür ve bağımsız bir şekilde, hiçbir baskı altında kalmadan yerine getirilebilmesi için bir araçtır. Dolayısıyla bunu bir ayrıcalık olarak değerlendirmemek gerekir. Tutuklama bütün vatandaşlar için istisnai bir yol olmalıdır yani tutuklamanın öznesi kim olursa olsun hukuktan ayrılmamak gerekir; böyle söyleyeyim.

Son olarak şunları söyleyeceğim: Türkiye Büyük Millet Meclisi, toplumumuzun bütün renkleriyle, görüşleriyle temsil edildiği, millî iradenin tecelli ettiği en yüce makamdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak buradaki bütün üyeler, bütün milletvekilleri olarak hepimizin huzur ve barış içinde bir toplum idealine ulaşmak hedefimizin olduğuna eminim, hiçbirimizin bu konuda farklı düşündüğünü sanmıyorum. İşte bu ideale ulaşmak için şimdi, birbirimize sarılma zamanı, birbirimizle kucaklaşma zamanı ve bu barış ve özgürlük havası içinde aydınlık geleceğe hep birlikte yürüme zamanıdır. Bu dileklerimi Genel Kurulla paylaşma ihtiyacını duydum, beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılması için üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde seksen dört gündür devam eden sokağa çıkma yasağı süresince ilçede bulunan tarihî ve anıtsal yapıların ve ibadet mekânlarının uğradığı tahribatın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/568)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

UNESCO’nun dünyanın kültür mirası listesinde bulunan Diyarbakır Surlarının çevrelediği Sur ilçesinde seksen dört gündür devam eden sokağa çıkma yasağı süresince ilçede bulunan tarihî ve anıtsal yapıların, ibadet mekânlarının uğradığı tahribatın tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Sibel Yiğitalp                                       (Diyarbakır)

2) İdris Baluken                                       (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                       (İstanbul)

4) Garo Paylan                                        (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                          (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                     (İzmir)

7) Ali Atalan                                            (Mardin)

8) Erol Dora                                            (Mardin)

9) Mithat Sancar                                      (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                                   (Muş)

11) Burcu Çelik                                       (Muş)

12) Besime Konca                                    (Siirt)

13) Kadri Yıldırım                                     (Siirt)

14) Aycan İrmez                                      (Şırnak)

15) Faysal Sarıyıldız                                 (Şırnak)

16) Ferhat Encu                                       (Şırnak)

17) Leyla Birlik                                        (Şırnak)

18) Dilek Öcalan                                      (Şanlıurfa)

19) İbrahim Ayhan                                    (Şanlıurfa)

20) Osman Baydemir                                 (Şanlıurfa)

21) Alican Önlü                                        (Tunceli)

22) Nadir Yıldırım                                     (Van)

23) Tuğba Hezer Öztürk                            (Van)

Gerekçe:

Bir tarih ve kültür kenti olma özelliğini her zaman koruyabilmeyi başaran Diyarbakır, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, bu uygarlıkların zengin tarihî ve kültürel mirasına sahip önemli bir bölge merkezidir. İlk yerleşim MÖ 5000 yılında İçkale’de Amida Höyük’te görülmektedir. MÖ 3000'li yıllarda Hurrilerin ilk kale yapısıyla birlikte oluşmaya başlayan kale, kente egemen olan 33 medeniyetin izleriyle şekillenerek çok katmanlı ve çok kültürlü bir oluşum süreci içinde günümüze kadar ulaşmıştır. Hurriler ve ardından Asurlularla başlayan ve MS 4’üncü yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde giderek genişleyen ve en son şeklini İslam dönemi hâkimiyetinde alan Diyarbakır Kalesi, bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek özgünlüğünü ve 7 bin yıllık tarihsel varlığını kesintisiz bir biçimde sürdürmüştür.

Tarih boyunca önemli ticaret yolları üzerinde önemli bir durak olan Diyarbakır, Roma döneminde önemli bir garnizon kenti iken İslam devletlerinden Mervani, Artuklu ve Akkoyunlular döneminde de başkentlik yapmış önemli bir kenttir. Tarih içerisinde birçok savaşa tanık olan kale, onarım ve eklemelerle bugüne kadar ayakta kalmış ve her işlemin kale üzerinde kitabelerle belgelenmesi kaleyi bir yazıtlar müzesine dönüştürmüştür. Diyarbakır Kalesi, 7 bin yıllık tarihe sahip kenti çevrelemektedir.

Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki Suriçi bölgesinin tamamı 1988 yılında kentsel sit alanı ilan edilmiş ve ardından 2015 yılı Temmuz ayında da Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmıştır. Sur’da 454’i sivil yapı, 148’i anıtsal yapı niteliğinde olmak üzere toplamda 602 tescilli yapı vardır ve bunlara kentsel dokunun diğer tamamlayıcıları eklendiğinde çok ciddi bir kültür varlığı söz konusudur. Bu yapıların içerisinde 40 cami ve mescit; 19 ziyaret, türbe, hazire, 11 kilise ve 4 medrese bulunmaktadır.

Sur ilçesinde daha önce beş kez daha sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu yasaklar kaldırıldıktan hemen sonra bölgeye giden inceleme heyetlerinin hazırladıkları raporlara ve basına yansıyan görüntülere göre ilçedeki birçok tarihî yapı ve ibadet mekânı zarar görmüştür. Zarar gören tarihî mekânlardan bazıları; Kurşunlu Cami, Dört Ayaklı Minare, Paşa Hamamı, Hasırlı Halk Meclisi, Yoğurtlu Pazarı, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Katolik Ermeni Kilisesi, Hacı Hamit Cami ve Dengbej Evi’dir.

Seksen dördüncü gününe giren 6’ncı yasak sürecinde ise alana girilemediği için tarihî yapıların akıbeti bilinmemektedir. Sadece basına yansıyan görüntülerden edinilen bilgilere göre; anıtsal ve sivil mimari yapıların ciddi anlamda tahribata uğradığı görülmektedir. Bir önceki yasakta tahribatın en çok yaşandığı yer olan Kurşunlu Camisi'nin yanmış olduğu fakat buna rağmen şadırvanının hâlen yerinde olduğu bilinmekteyken basına yansıyan son görüntülerde ise bu şadırvanın da tahrip olduğu görülmektedir. Bölgede tahribata uğratılan yapıların UNESCO listesinden çıkarılması riski vardır. Sokağa çıkma yasakları devam eder ve tarihî yapıların tahribatı önlenemezse Suriçi’nin UNESCO'nun "Dünya Kültür Mirası" listesinden çıkarılıp “Tehlike Altındaki Dünya Miras Listesi”ne alınması ihtimali çok yüksektir.

Binlerce yıllık medeniyete ev sahipliği yapan kentin Sur ilçesinde neredeyse bir mevsim boyunca sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi, bölgedeki halkın sadece yaşamına değil aynı zamanda tarihine, kültürüne de yasak koymakta ve yok etmeye çalışmaktadır. Sur ilçesinde seksen dört gündür devam eden sokağa çıkma yasağı süresince ilçede bulunan tarihî ve anıtsal yapıların, ibadet mekânlarının uğradığı tahribatın tespit edilmesi için bir komisyon kurulması elzemdir.

2.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve 22 milletvekilinin, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hâlâ devam eden sokağa çıkma yasakları süresince yaşananların tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/569)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Diyarbakır Surlarının çevrelediği Sur ilçesinde yaşananların tüm boyutlarıyla araştırılması ve yasakların daha fazla toplumsal ayrışmaya sebep vermeden sonlandırılması için neler yapılabileceğinin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1)                     Sibel Yiğitalp                       (Diyarbakır)

2)                     İdris Baluken                       (Diyarbakır)

3)                     Filiz Kerestecioğlu Demir       (İstanbul)

4)                     Garo Paylan                                  (İstanbul)

5)                     Hüda Kaya                                    (İstanbul)

6)                     Müslüm Doğan                     (İzmir)

7)                     Ali Atalan                                      (Mardin)

8)                     Erol Dora                                      (Mardin)

9)                     Mithat Sancar                      (Mardin)

10)                   Ahmet Yıldırım                     (Muş)

11)                   Burcu Çelik                                   (Muş)

12)                   Besime Konca                      (Siirt)

13)                   Kadri Yıldırım                      (Siirt)

14)                   Aycan İrmez                                  (Şırnak)

15)                   Faysal Sarıyıldız                            (Şırnak)

16)                   Ferhat Encu                                  (Şırnak)

17)                   Leyla Birlik                                   (Şırnak)

18)                   Dilek Öcalan                       (Şanlıurfa)

19)                   İbrahim Ayhan                     (Şanlıurfa)

20)                   Osman Baydemir                            (Şanlıurfa)

21)                   Alican Önlü                                   (Tunceli)

22)                   Nadir Yıldırım                      (Van)

23)                   Tuğba Hezer Öztürk                        (Van)

Gerekçe:

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 2 Aralıkta uygulanmaya başlayan ve 10 Aralıkta on yedi saat ara verildikten sonra 11 Aralık günü saat 16.00'dan itibaren tekrar ilan edilen sokağa çıkma yasağı seksen dördüncü günündedir. Yasağın uygulanmaya başlamasıyla birlikte tüm kentte başlayan operasyonlarla yasak, fiilî olarak tüm şehri sarmış durumdadır. İlçede toplamda altı kez sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Seksen dört gündür devam eden yasakta 23 kişi yaşamını yitirmiştir.

Şehrin yasak olsun olmasın tüm bölgelerinde sokağa çıkanların keskin nişancılar tarafından katledildiği, evlerin tank toplarıyla vurulduğu iddia edilmektedir. Ambulansların mahallelere girip yaralıları alması güvenlik güçleri tarafından engellenmektedir. Hatta yaşatılan bu savaş konseptinin yarattığı psikolojik etkiden dolayı yaşlıların kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybettiği, gebe kadınların ise düşük yaparak bebeklerini kaybettikleri bildirilmiştir. Görevi yurttaşların güvenliğini sağlamak olan devlet, yasağın uygulandığı yerlerde insanları ellerinde beyaz bayraklarla hastaneye gitmek zorunda bırakmıştır. Oysa İl İdaresi Kanunu’nun 11’inci maddesine göre, valinin aldığı önlemlere uyulmadığı takdirde müeyyide 100 Türk lirasıdır.

İlan edilen yasaklar süresince insanların yaşama hakkı başta olmak üzere, haberleşme, eğitim, sağlık, ibadet etme, cenazelerini defin ve seyahat hakları ellerinden alınmakta ve yurttaşlar yerlerinden zorla göç ettirilmektedirler. Süresi belirtilmeyen yasaklarda, yasağın olduğu mahallelerde yaşayanlar gıda ve ilaç gibi tüm temel yaşam gereksinimlerinden yoksun bırakılmaktadır. Yasak nedeniyle belediye hizmet veremediği için çöpler toplanamamakta, biriken çöp yığınları salgın hastalık riskini doğurmaktadır.

Devrede olan bu savaş konseptinden bir an önce çıkılarak çözüm ve müzakere yolu açılmalıdır. Aksi takdirde, bu tekçi politikalarla sadece Kürt sorunu daha çok derinleştirilir ve çözümsüzlüğe itilir. Kürtlerin kendini yönetme isteğini, öz yönetimi müzakere ve demokrasiye bağlı çözmek Türkiye'nin geleceği açısından önemlidir.

Diyarbakır Surlarının çevrelediği Sur ilçesinde hâlâ devam eden sokağa çıkma yasakları süresince yaşananların tüm boyutlarıyla araştırılması için bir komisyon kurulması acil ve hayatidir.

3.- CHP Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Haymana kaplıcalarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/570)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Haymana Kaplıcaları, sağlık açısından ideal özelliklere sahip olup ulaşım bakımından da Ankaralılar için avantajlı bir bölgededir. Haymana, sağlıkta, turizmde ve ekonomide daha iyi bir yerde olmayı hak etmektedir.

Kaplıcalar, bilindiği gibi mineralize termal suların ve bunlara ait çamurların banyo, içme ve solunum yolu ile kullanılması, ayrıca iklim kürü, fizik tedavi, rehabilitasyon, mekanoterapi, beden eğitimi, masaj, psikoterapi, diyet vb. yan tedavilerle birleştirilmesiyle oluşturulan kür uygulamalarının uzman hekim denetiminde yapıldığı tesislerdir.

Yıllar önce Haymana Kaplıcası’nın olduğu yerde yapılan kazılardan çıkan havuz parçalarının Haymana Dereköy yakınındaki Eti Mabedi olduğu kesinlik kazanan Gavur Kalesi taşlarıyla aynı menşeli olduğu uzmanlarca saptanmıştır. Tarihî Kral Yolu güzergâhında bulunan Haymana Kaplıcaları’nın geçmişte birçok kavim tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Galatların “galatia salutaris” yani "sıcak su membası” dedikleri bu bölgede Etiler ve Galatlardan başka Romalıların da bu kaplıcanın gelişmesine katkı koydukları bilinmektedir.

Balneolojik sınıflandırma ve özellikleriyle incelenen Haymana Kaplıca suyunun doğal sıcaklığı 20 derecenin üzerinde (43-44.5 derece) olup toplam mineralizasyonu 1000mg/L'nin altındadır(859 mg/L). Bu özellikleri ile balneolojide akrototermal sular gurubunda yer almaktadır. Akrototermal suların niteliklerinden biri eser elementleri bünyelerinde bulundurmalarıdır. Haymana Kaplıca suyunda eser elementlerden florür 1,4 mg/L düzeyinde olup bu değeriyle florürlü su niteliği de taşımaktadır. Bu su metasilikat asit düzeyi itibariyle de eşit değere yakındır. Böylece Haymana Kaplıca suyunun balneoterapötik tedavilerde rol oynaması sevindirici bir beklenti olarak ortaya konmuştur.

Haymana Kaplıca suları içme kürlerinde özellikli olarak diş ve kemik sağlığı üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu gibi termal ve mekanik etkilerine bağlı olarak banyo kürlerinde de yararlı olacaktır.

Haymana Kaplıca suları bunların yanı sıra, banyo kürleri (balenoterapi) ve su içi egzersiz tedavisi (balneokinesiterapi) şeklinde lokomotor sistem hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve cilt hastalıklarında ilaç dışı tedavi anlamında da koruyucu ve tedavi edici ve rehabilitatif amaçlarla kullanılabilme özelliğine sahiptir. Bu durumlarda özellikle ağrı giderme ve cilt fonksiyonlarını iyileştirmede terapötik etkileri nedeniyle dejeneratif eklem hastalıklarında, inflamatuar romatizmal hastalıklarda, yumuşak doku romatizmalarında, kronik bel ve boyun ağrısında, psoriasis, akne, egzama gibi cilt hastalıklarında, nörovejetatif distoniler, nevraljiler, inme ve periferik felçler sonrası dönemlerde, metabolizma ve hormonal işlevlerin regülasyonunda, beden, zihin fonksiyonlarının desteklenmesinde, fazla kiloyla başa çıkma ve obezite tedavisinde ve alzheimer, kalp hastalığı ve diyabet gibi hastalıklardan korunmada da çok yararlar sağladığı görüşü bilim adamlarınca da sık sık paylaşılmaktadır.

Nitekim, Uluslararası Şifalı Su Kaynakları Araştırma Merkezinin otuz ülkeyi kapsayan araştırmasına göre, nitelik bakımından Haymana Kaplıcası dünyada Fransa'nın Vichy kaplıcalarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ancak, Türkiye'nin en çok göç veren ve geri kalan ilçelerinden olan Haymana ilçemiz sahip olduğu bu doğal zenginlikten gereği gibi yararlanamamaktadır.

Haymana kaplıcalarının ulusal ve uluslararası ölçekte tanıtımının yapılması ve termal tesislerin teşvik edilmesi gerektiği çok açıktır. Bu konuda yapılacak iyileştirmelerle sadece Haymana ve Haymanalılar için değil, tüm ülkemiz açısından son derece önemli olan Haymana kaplıcalarının büyük bir özen ve ciddiyetle hak ettiği değere kavuşmasıyla ülke ekonomisine daha fazla katkı sunulabilecektir.

Bu bakımdan, Haymana kaplıcalarının daha çok sayıda insanın sağlık sorunlarının giderilmesinde yardımcı olması ve ekonomik gelişmenin yaygınlaşması için yapılacak araştırmayla belirlenecek çözümlerin saptanması büyük öneme sahiptir.

Bu nedenlerle Anayasa’nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                              Levent GÖK

                                                                CHP Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşları tarafından çiftçilerin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/515) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

15/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/06/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Erkan Akçay

                                                                                      Manisa

                                                               MHP Grup Başkan vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşlarının (10/515) esas numaralı çiftçilerin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması açılması önergesinin 15/6/2017 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde Baki Şimşek, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de 80 milyon hektar olan toprak varlığının 27 milyon hektarını tarım arazileri oluşturmaktadır ancak son yıllarda birçok ilimizde çarpık kentleşmeden dolayı tarım arazileri bilinçsiz bir şekilde kullanılmıştır. Yine ülke içindeki göçler sebebiyle büyük şehirlerimizdeki nüfus artışının getirdiği plansız ve sağlıksız yapılaşma tarım alanlarının bilinçsiz şekilde kullanılmasına neden olmuştur. Sadece seçim bölgem olan Mersin Tarsus’ta bütün uyarılarımıza rağmen birinci sınıf 10 bin dönüm tarım arazisi üzerine Çukurova Havaalanı inşaatı başlatılmıştır. Öyle ki ülkemiz yakın zamana kadar tarım ürünleri açısından kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriyken son dönemlerde tarımda uygulanan yanlış politikalar, tarım ürünlerinin yurt dışından temin edilmesi, üreticilerin sattıkları ürünlerinin paralarını altı-on iki ay gibi bir zaman dilimi içerisinde almaları çiftçilerimizi âdeta çıkmaza sokmuştur. Ekonomik değeri oldukça yüksek muz, kivi, narenciye, çilek, turunçgiller gibi kaliteli ürünler yetiştiren ve ürün çeşitliliği en fazla olan bölgemiz Akdeniz Bölgesi’dir. Dünyadaki bilinen türlerin yüzde 80’i Akdeniz Bölgesi’nde üretilmektedir. Akdeniz’in incisi Mersin’de Anamur’un muzu, Erdemli’nin limonu, Mut’un kayısısı, Tarsus’un üzümü, Silifke’nin çileği dünyaca ünlenmiştir. Mersin’de 450 bin ton limon, 300 bin ton portakal, 250 bin ton üzüm, 200 bin ton muz, 200 bin ton zeytin, 900 bin ton domates ve meyvenin, sebzenin envaiçeşidi yetiştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, turfanda karpuz ilk Tarsus'ta yetişmekte ancak daha karpuz piyasaya çıkmadan İran karpuzu tezgâhlara düşmektedir. Kendi üreticimizi desteklemek açısından turfanda sezonunda karpuz ve meyve ithalatı yapılmaması gerekmektedir. Aynı şekilde, buğday sezonu geliyor henüz buğday fiyatları açıklanmıyor, mısır fiyatları açıklanmıyor, gemilerle buğday satın alınıyor ve Türkiye’deki fiyat kontrolü yapılmaya çalışılıyor. Üreticiye darbe vuruyoruz. Kendi üreticimizi desteklememiz, öz kaynaklarımızı kendi üreticimize vermemiz gerekmektedir.

Özellikle paketleme ve pazarlama konusunda büyük sıkıntılar çekilmektedir. Bölgemize mutlaka soğuk hava depolarının yapılması, pazarlamayla ilgili özellikle komşu ülkelerle olan sorunlar bir an önce çözülmeli ve çiftçinin kendi ürününü direkt satabilmesinin önü açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, üretici domatesi halde 2-3 liraya satarken bu rakam tüketiciye gelene kadar kat ve kat artmakta hatta pazarda 10 TL'ye satılmaktadır; aradaki 6-7 TL'lik rakam aracının elinde kalmaktadır. Bu mutlaka bir yasal düzenleme yapılarak kontrol edilmeli ve çiftçilerin kendi ürünlerini direkt satabilmesinin önü açılmalıdır.

Tarım faaliyetleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanların en önemli uğraş alanını oluşturur. Nüfusun sürekli artışı, temel besin maddeleri ihtiyacının büyümesi tarımsal üretime duyulan ihtiyacı artırmaktadır.

Özellikle seracılığın geliştirilmesi için seraların doğal gazla ısıtılabilmesinin önü açılmalıdır. Mersin, coğrafi olarak çok uygun bir il olmasına rağmen maalesef Mersin merkez ve Tarsus dışında hiçbir ilçesine doğal gaz gelmemiştir. Erdemli başta olmak üzere Silifke, Anamur, Bozyazı, Mut ve Gülnar'a doğal gazın acilen getirilmesi ve bunun tarımda da özellikle seracılıkta da kullanılması gerekmektedir.

Yukarıda saydığımız tüm bu faydalar göz önüne alındığında, seracılık faaliyetlerinin sadece belirli bir alanda değil ülkenin farklı bölgelerinde de geliştirilmesini sağlamak; seralarda kullanılan teknolojilere bakılınca ülkemizde genelde küçük aile işletmesi olarak kullanılan seraları geliştirmek ve kapasitesini artırmak, bu şekilde küçük çaptaki seraların yanı sıra büyük çapta faaliyet gösteren ve bünyesinde ziraat mühendisleri çalıştıran, iklimlendirmeyle ideal ısıları yakalamayı başaran büyük ölçekli seralara gerekli teşvikleri vermek gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri; Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi Mersin’de de ihracatta büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. İhracatımız özellikle Türki cumhuriyetler, Rusya, Irak, Almanya ve Fransa’yladır. Yalnız, yapılan ihracatın çoğunluğu açık hesap çalışılmaktadır ve şirketlerimiz, üreticilerimiz çoğunlukla mağdur olmaktadır; buna bir garanti sağlanması gerekmektedir.

Ayrıca, ülkemizde özellikle yeni cins ekilen ürünlerin tarımı üzerinde büyük bir oyun oynanmaktadır. Birçoğu İtalya’dan, Fransa’dan, Japonya’dan fidanlar getiriliyor veya bu cinsler öne sürülüyor. Yeni cins ürünlerin dayanıklılığı yok, genetiği bozuluyor; bunun sebebi hem genetiği değiştirilen ürünler hem de kullanılan ilaç ve gübreler. Arjantin’den limon Rusya’ya yirmi yedi günde geliyor, Mersin’den yedi günde ulaşıyor Rusya’ya ama bizim ürün bozuluyor, Arjantin’den gelen ürün sapasağlam kalıyor. Bunun üzerinde araştırmalar yapılması ve araştırma enstitülerinin çalışma yapması gerekmektedir.

Çiftçi sizlerden çok şey istemiyor; ucuz mazot, ucuz gübre, ucuz tohum istiyor ve devlet bankalarında kullanılan kredi limitlerinin artırılmasını istiyor. Sadece, seçim bölgem olan Mersin’de çiftçinin özel bankalardan kullandığı kredi miktarı 120 trilyon lira ve bunu yüksek faizle kullanıyor. Devlet bankalarındaki kredi limitlerinin artırılması ve çiftçinin faiz kıskacından kurtarılması gerekmektedir. Ayrıca, ihracatçı destekleme primlerinin, DFİF’in henüz 2016 yılı bile ödenmemiştir, Mersin’deki ihracatçılar 2016 yılındaki desteklemeyi bile alamamışlardır. DFİF’in tüccara değil çiftçiye ödenmesi gerekmektedir, üretene ödenmesi gerekmektedir. Çiftçinin de ihracata dönük ürün yetiştirip bu ürünlerin yetiştirilmesine katkı sunması gerekmektedir. Çiftçilerin, ürününü direkt satması gerekmektedir. İlaç, gübre, mazot, elektrik, tohum ucuz olmalı. Kalifiyeli tarım işçisi yok, özellikle meyve üretiminde kalifiye tarım işçisi gerekmektedir. Rus heyeti Türkiye’de 19 tane işletme denetliyor. Bunun 16 tanesi sadece Mersin Tarsus’ta, tarıma yapılan yatırım bu ama maalesef Mersin teşvikte istediğini alamıyor, teşvik kapsamı dışında tutuluyor, kırsal kalkınma kapsamı dışında tutuluyor ve istediği desteği alamıyor.

Üretene destek vermemiz gerekiyor. Maalesef mazot, gübre destekleri dönüm başına göre veriliyor. Bu da insanlarımızı tembelliğe, asalak yaşamaya teşvik ediyor. İnsanlar gidiyorlar destekleri alıyorlar, tarlalarını ekmiyorlar. Ekmeden aldıkları o paralarla hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Mutlaka tapuya göre değil, ürettiği ürüne göre desteklemeler yapılmalı ve çalışan insanlar, üreten insanlar desteklenmelidir.

Yetiştirilen ürünlerdeki en büyük kaybımızın yüzde 10’unu sadece hasat sırasında yaşıyoruz. Özellikle meyve sebzede hasat yapılırken yüzde 10’luk bir kayıp yaşıyoruz. En az bir yüzde 10’luk kaybı da lojistik sırasında, nakliye sırasında yaşıyoruz çünkü 40 derece, 45 derece sıcakta toplanan ürünler açık araçlarla Ankara’ya, İstanbul’a veya yurt dışına gönderiliyor. Soğuk hava depoları ve soğuk hava deposu bulunan tırlar yeterli sayıda olmadığı için ürünlerimizin en az yüzde 30’u telef oluyor, direkt çöpe gidiyor. Onun için üretimden tüketime soğuk zincir oluşturmamız gerekiyor. Sadece üretim kaybının yüksek olacağı… Bunun için üretim-tüketim bölgelerine yatırım yapılmalı, Mersin, Antalya, Ankara ve İstanbul üretim ve tüketim olarak pilot bölgeler seçilmeli ve buradaki hâllere mutlaka soğuk hava depoları kurulması gerekmektedir. Yoksa ürünlerimizin çiftçilerin “bayılma” dediği şekilde raf ömrü çok kısa oluyor, marketlerde 10 derecede korunmaya çalışılıyor ve birkaç gün içerisinde büyük emeklerle yetiştirilen ürünler maalesef telef oluyor.

Değerli milletvekilleri, bir diğer önemli sorun da dünyanın hemen hemen her ülkesinde bulunan ve içerisinde kadın, çocuk işçilerin bulunduğu ve Türk çalışma hayatının bir gerçeği olan mevsimlik tarım işçilerinin karşılaştıkları sorunlardır. Bunların en büyük sorunları barınmayla alakalı sıkıntılarıdır. Göç ettikleri yerlerde çalışma koşulları çok kötü durumdadır, kanallardan akan suları içmektedirler, çadırlarda yaşamaktadırlar; elektrik ve temiz içme suyu bulunmayan bölgelerde yaşamaktadırlar. İş güvenlikleri yoktur, bunlar kamyonlarla tarlalara götürülmektedir. Ayrıca, 7-14 yaş arasındaki çocuk işçiler çalıştırılmakta ve bunlar eğitim alamamaktadırlar. Bu sebeple bir an önce mevsimlik tarım işçilerinin sorunları detaylıca incelenmeli, bir an önce gerekli tedbirler alınmalıdır. Suriyelilere tanınan haklar doğu ve güneydoğudan gelen insanlardan esirgenmemelidir.

Çiftçilerimizin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılması, gübre ve mazot fiyatlarının… Sayın Bakan burada diyor ki: “Önümüzdeki yıldan itibaren mazot desteğini vereceğiz.” Yani paramız varsa bu yıl da verelim, buna bir engel yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi ek bir maddeyle bir önerge getirip çiftçiye mazot desteğini, yüzde 50 hibe desteğini bu yıl da verebilir. Yani çıkan yasadaki bir şeyi bahane göstererek çiftçiyi mağdur etmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Kırsal nüfus yüzde 50’lerden yüzde 20’lere düştü. “Türkiye büyüyor, istikrar sürüyor.” diyorsunuz ama maalesef tarım tükeniyor, çiftçi tükeniyor.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önerinin aleyhinde Hüseyin Filiz, Çankırı Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Filiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçilerimizin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılması için Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilen Meclis araştırma önergeyle ilgili grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Milletin Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Tarımda Avrupa’nın gücü olduk. Tarımsal gayrisafi millî hasılada 36,9 milyar liradan 158 milyar liraya ulaştık. Tarımsal hasılada Avrupa’nın 4’üncüsü iken şimdi Avrupa’nın 1’incisi olduk değerli arkadaşlar. Tarım sektörü 2003-2016 döneminde on dört yılın on birinde büyüme gösterdi. 2017 yılı birinci çeyreğinde tarım sektörü 3,2 büyüme gösterdi. Tarım ve gıda ürünleri ihracatımız 3,7 milyar dolardan 16,3 milyar dolara çıktı. Türkiye, tarım ve gıda ürünlerinde net ihracatçı bir ülkedir, son on beş yılda 58 milyar dolar fazla verdik.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İthalat…

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – 2023 yılında 150 milyar dolar tarımsal hasılayı ve 40 milyar dolar tarımsal ihracatı hedefliyoruz ve çalışmalarımızı bu vizyonla yapıyoruz. Tarıma verilen desteği yedi kat artırdık.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Vekilim, ithalat ne kadar?

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – “İthalat” diyorsun değil mi Değerli Vekilim? Özellikle geçen gün Tarım Bakanı burada konuşurken buğday ithalatını söylediniz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Yok, hepsi için.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Saman, saman…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Tarım ürünü…

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Bakın, un ihracatını söylemiyorsunuz. Un ihracatı katladığı için mecburen buğday ithalatı yapılacaktır. Diyelim ki, un ihracatını yüz kat artırdık, o kadar buğdayımız yoksa ne yapacağız?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Buğday yetiştireceğiz.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Mecburen ithalat yapacağız. Hiç karıştırmayalım olayları.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Belçika kadar alan ekilmiyor.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – 2017 sonu itibarıyla son on beş yılda toplam 103 milyar dolar destek vermiş olacağız. Gübrede yüzde 18, yemde yüzde 8 olan KDV 2016 yılında kaldırıldı değerli milletvekili arkadaşlarım.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Ne oldu, fiyat düştü mü?

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Hayvancılığa özel önem veriyoruz. Hayvancılık desteklerini otuz altı kat artırdık. Finansman ihtiyacı olan üreticiye kolay krediler çıkardık. Ayrıca, 2016 yılında yaptığımız düzenlemeyle tarımsal kredi borçlarını yeniden yapılandırdık, yüzde 11 olan faiz oranının yüzde 6’sını verdik. Biliyorsunuz, çiftçinin faizinin yarısını Hazine karşılıyor. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan kredilerin miktarı 2002’de 529 milyon TL’yken 2016’da 30,2 milyar TL’ye ulaştı. Son on beş yılda toplam 180 milyar TL kredi sağladık.

Şimdi, size bir çarpıcı rakam daha söyleyeceğim: Türkiye'de traktör satış adedi 2002’den önce 20-25 bin civarlarındaydı, 2015 yılında 67 bin adet traktör satıldı arkadaşlar.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Merkep olarak kullanıyorlar merkep, tarımda kullanmıyorlar.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – 2015 yılında 67 bin traktör satıldı, 2016 yılında satılan traktör adedi, iyi dinleyin rakamı söylüyorum, 70.250. Şimdi, tarım geri gidiyorsa Allah aşkına bu traktörleri kim alıyor, bu traktörleri kim alıyor?

İlginizi çekecek ikinci bir rakam daha söylüyorum: 15 bin adet traktör ihracatı yapılıyor. 70 bin traktör satılıyor, 15 bin traktör ihracatı yapılıyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Traktörde 2002’den önce dünya 1’incisiydik.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Hem tarımda hem sanayide Türkiye artık ihracatçı bir ülke.

MELİKE BASMACI (Denizli) – İhracat, Türkiye’ye giren değil, çıkan. Biliyorsunuz değil mi ne demek olduğunu?

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Şimdi, tabii, bir taraftan da tarımsal alet ve gereçlerde modern tarıma geçildiği için, bilinçli ve rekabetçi tarıma geçildiği için Türkiye’de çiftçi adedi de bu yüzden aşağıya düşüyor. Çoban bulunmuyor biliyor musunuz, çoban.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Çünkü para kazanmıyorlar, çünkü hayvancılığı karteller yapıyor, çobanlar değil.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Bu, Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi değil mi? Afganistan’dan, Gürcistan’dan çoban geliyor. Köylü çoban bulamıyor. Bundan haberiniz var mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Köyde adam kalmadı.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Yani, şimdi, değerli arkadaşlar, gelelim Kırsal Kalkınmanın vermiş olduğu projelere. Şimdi, toplam 10.600 projeye, 2,3 milyar euroluk projeye 1 milyar 48 milyon euro hibe sağlamışız Türkiye genelinde. Avrupa Birliğinin parası bu. Bu kadar hibe...

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Onlar parayı aldığı gibi inşaata yatırıyor.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hibeyi kimler alıyor, kimler?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İnşaata yatırdılar, inşaata.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – 2017 yılında ne düşünüyoruz biliyor musunuz?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Allah’ım düşüncenizden korusun bizi.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Samanı söyle, samanı.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – 1,4 milyar euroluk projeye 853 milyon hibe sağlayacağız. Seçim bölgem olan Çankırı’da 374 adet projeye 96 milyon destek sağlamışız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Doğru, vatandaş söyledi, “Çankırı’ya kıyak yapmışız." dedi. Niğde’ye hiçbir şey yok.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gelelim arazilerin toplulaştırmasına. Türkiye’de 1961-2002 yılları arasında toplam kırk bir yılda 451 bin hektar toplulaştırma yapılmış. 2003-2016 yılları arasında bu sayı 4,9 milyon hektara çıkarılmış. Bundan haberiniz var mı bilmiyorum. Hedefimiz, 2023 yılında 7 milyon hektar alanda toplulaştırmayı sağlamak. Toplulaştırmayı sağladığımız zaman, arazi bölünmesini engellediğimiz zaman ülkede tarımsal kalkınmayı katlayacağız; bundan da haberiniz olsun.

Çok değerli arkadaşlar, tabii ki tarımla ilgili “Mazot desteğinin yarısı sizden, yarısı bizden.” diyoruz köylümüze, mazot desteğine devam edeceğiz.

Tabii, köylümüzün hayvancılıkta Türkiye'de rekor kırdığını… Yalnız, köylümüz hayvancılıkla ilgili et hayvancılığından ziyade süt hayvancılığına yöneldiği zaman hayvan varlığını artıracağını düşünüyorum. Köylümüzün bu alanda da hayvancılığa yönelmesini kendilerinden rica ediyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tarım ve hayvancılık Türkiye'de vazgeçilecek bir sektör değil. Asla ve asla tarım ve hayvancılığı geri plana itmiyoruz, önemsiyoruz. Bu alandaki hibe ve desteklerimizi gitgide çoğaltıyoruz. Örneğin, IPARD’dan sonra Birleşmiş Milletler Fonu aracılığıyla yüzde 75-85 civarındaki destekleri de Türkiye'ye getiriyoruz. 2017 yılıyla ilgili burada IPARD’ın 42 vilayeti kapsayan destekleriyle ilgili milletvekili arkadaşlarım kendi illerinde köylüleri bilinçlendirirlerse, köylümüz daha fazla bu Avrupa Birliği kredilerini kullanırsa bu krediler boşa gitmez ve bu kredileri de kullanmış oluruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hocam, çok söyleme anlatacağız. 42 ilde var, her yerde yok. Başımıza iş çıkaracaksın, yarısında yok Türkiye’nin IPARD. Biraz sonra anlatacağım, 42 ilde var, Kırsal Kalkınma var…

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, ben tabii Tarım Komisyonu üyesi olarak sizden şunu da rica ediyorum: Devamlı yokuş, devamlı yokuş; Allah aşkına, bir de memleket menfaatinde yan yana gelelim, ne olur ya!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Memleketi bitirince nasıl yan yana geleceğiz ya?

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) - Şu mera kanunu geliyor. Değerli milletvekili, özellikle ana muhalefetteki arkadaşlarım, Mera Kanun’unda şöyle bir kucaklaşalım, ülke menfaati için, millî davamız için bir araya gelelim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kucaklaştık, çıkarıyoruz zaten.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Madde çıktı, çıktı, siz bile doğru bulmadınız.

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Şu toplulaştırma konularında bize destek verin, mera kanununda bize destek verin. Meralarımız boş yatıyor, hayvan ithalatı yapıyoruz. Allah aşkına, siz hiçbir iyi işte yok musunuz ya, hiç iyi bir yerde yok musunuz ya? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şurada da memleket menfaatinde “varız” deyin ya. Devamlı yürüyorsunuz, devamlı yürüyorsunuz. Yollar yürümeyle aşınmaz. Siz yürüyün, biz koşacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Siz de devamlı yürütüyorsunuz! Biz yürüyeceğiz, siz de yürütüyorsunuz!

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) – Sözlerime son verirken, değerli milletvekillerim, sizleri beni dinlediğiniz için saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Çankırılı hemşehrilerime de buradan kucak dolusu selamlar iletiyorum. Allah'a emanet olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Filiz.

Sayın Özel, mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz’in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, iktidar partisinin kısıtlı tanıdığı kürsü olanaklarında kürsüye gelen arkadaşlarımızın konuşmalarına Grup Başkan Vekili olarak cevap vermeyi çok tercih etmem ama konuşmasının son kısmında “Allah aşkına, memleket menfaatine olan hiçbir şeyde yok musunuz?” sözleri hakikaten artık kastını da -tanıdığımız bir milletvekilidir- kendisine yakışan nezaketi de aşmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi memleket menfaatine nice konuda… Burada hepiniz şahitsiniz. Mağdur olan gazilerimizin, şehit yakınlarımızın, birçok meslek örgütünün, birçok kooperatifin beklediği kanunlar gerçekleşmiş. Teşekkür yazılarının en azı bende, pek çoğu benden önce bu görevi yapan grup başkan vekillerinin odalarındadır. Memleket menfaati konusunda aynı düşünmediğimiz zaman muhalefet etmemiz gayet normaldir ama bugün benim liderim “Aldatıldık, kandırıldık.” demiyor. Bugüne kadar Allah'a şükür biz hiç aldatılmadık, hiç kimseyi de kandırmadık. Bunu da bilin. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrını da kürsüden vatandaşa yanlış aktarmayın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, hatip burada konuşurken hibe desteklerinden bahsetti “Şu kadar hibe desteği verdik, şunları yaptık.” diye. Fakat ben daha önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına da soru önergesi olarak yöneltmiştim, seçim bölgem Afyonkarahisar ilinde her ne hikmetse aynı aileden birçok kişiye bu hibe desteği verilmiş ve “hayır” oyu çıkan köylere de çok az bir şekilde hibe desteği verilmiş. Yine, Cumhuriyet Halk Partisi kimliği olan, MHP kimliği olan, “hayır” vereceğini söyleyen çiftçilere de her ne hikmetse her türlü koşulu yerine getirmesine rağmen bu destek verilmemiş. Ben bu özelliği özellikle belirtmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal, tutanaklara geçmiştir.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşları tarafından çiftçilerin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/515) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin lehinde Ömer Fethi Gürer, Niğde Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün cumhuriyet tarihinde çok önemli bir gün. Buraya gelip konuşurken ya da Meclisteki arkadaşlarımızın hepsinin mutlaka düşünmesini istediğimiz bir konu: Ana muhalefet partisinin lideri, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a yürüyüş başlattı. Bu yürüyüşü herkes bir kere iyi düşünmek zorunda. Adaletin, yönetimin, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda tarihte ilk defa bir ana muhalefet partisinin genel başkanı yürüyorsa bunu herkesin iyi özümsemesi lazım. Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanma olayının dışında ülkemizde ana muhalefet partisinin genel başkanını yürüyecek noktaya getiren kötü yönetim herkesin de farkına varacağı ve ülkede gelecekte yeni sorunlara yol açmayacak düşünceyi oluşturmak için bir amaç ve araç olmalıdır, hepinize bunu tavsiye ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşımız gelip burada konuşunca acaba bu arkadaş hangi çiftçiden, hangi tarımdan bahsediyor veya hangi ülkede diye düşünmek zorunda kaldım. Ülkede artık tarım bitti, çiftçi mağdur, köyler boşaldı. Ülkenin çiftçisinin yaşadığını hepiniz fark ediyorsunuz, buraya geliyorsunuz rakamlarla gerçek ötesi anlatımlarla kendinizi savunmaya çalışıyorsunuz. Eğer bu kadar başarılıysanız on beş yılda kaç tane proje değiştirdiniz? İkide bir tarım projesi havza bazlı, IPARD’dı, oydu buydu. Doğru iş yapıyorsanız niye kendi projelerinize sahip çıkmıyorsunuz? Arkadaşlar, on altı ayda 12 milyar dolardan fazla ithalata para veriyorsunuz gıdada. Bunu sizin bakanınız yazılı yanıtında söylüyor. Şu anda, 2015 yılı rakamlarına göre ithalatımız 202 milyon dolar, ihracatımız 102 milyon dolarken ithal tohum almak zorunda kalıyoruz. Bu kadar üniversitemiz var, bu kadar kuruluşumuz var, tohumda dışa bağımlılığımızı artırdınız. Biz dünyadaki 7 ülkeden biriydik kendine yeten, artık dışa bağımlı bir tarım politikası içindeyiz. Fasulyeyi ithal ediyoruz, ithal ettiğimiz ay üreticinin ekim yapacağı ay. Bu ne demek? Sen ürün ekme demek. Fasulye üreticisi ürün ekmezse gelecek yıl ne olacak? Bu kez fasulyeyi daha fazla dışa bağımlı kılacağız. Fasulyeyi ne zaman ithal ediyoruz? Tüccarın eline geçtikten sonra. Depoda fasulye var, devlet olun, onların uygun fiyatla satışını sağlayın. Bugün ülkede üretici ürettiği ürünü değerine satamıyor, tüketici pahalı ürün alıyor. Bunun tek nedeni var: Doğru bir tarım politikası uygulamıyorsunuz. Üretici ile tüketici arasındaki aracıları niye düzene sokmuyorsunuz? Bugün gidin bakın raftaki ürünlerin fiyatına, yüzde 23 artmış, bütün ürünlerin ortalaması. Tarımı bu hâle getirmeye hangimizin hakkı var?

Mazot… Konuşuyoruz, konuşuyoruz, indirmiyoruz. Tohum, gübre dışa bağımlı. Gidin bakın, ilaç bayisine gidin bakın, gübre bayisine gidin bakın, hepsinin üzerinde yabancı ülkelerden gelen ürünler var.

“IPARD” diyorsunuz. Sayın konuşmacı IPARD’dan bahsetti. 42 ilde IPARD var, diğerlerinde var mı? Kırsal kalkınma projesi uygulayacağız. Nerede uyguluyorsunuz? Yan yana komşu iki ile farklı uygulama yapıyorsunuz. Çiftçilikle geçinen Niğde IPARD’da yok, Konya var. Niye var? Arkasında dayısı olan yer var. Böyle bir ayrım olur mu?

Onun için değerli arkadaşlarım, tarımın içinde yaşadığı sorunlar, araştırmadan öte yasal anlamda düzenlemelerin yapılmasına muhtaç hâlde. Küçük çiftçi tükeniyor. Mustafa Kemal Atatürk ne demiş? “Köylü milletin efendisi.” demiş. Kendi illerinize gittiğinizde köy mü kaldı? Taşımalı eğitimde 3-4 tane çocuğumuz var, onu alıp bir yerden bir yere götürüp eğitim vermeye çalışıyoruz. Niye tarım liselerini çoğaltmıyoruz? Niye tarımda tohuma yapılması gereken yatırımı yapmıyoruz. Bugün Niğde’nin Patates Enstitüsü var. Geçen Sayın Bakanada söyledim. Başladığında fidandı, arkasından civciv oldu, şimdi patates. Gittim, çok başarılı işler de yapmışlar. Niye destek vermiyoruz? Başarılı, liyakate dayalı, bu konuda iş yapacak insanların önünü kesiyoruz, onun dışında bu işler de yetersiz insanları makam, mevki sahibi yapıyoruz ve tarımın sorunlarının çözülmesi yerine artmasına neden oluyoruz?

Biz KİT Komisyonunda TİGEM’e, Et ve Süt Kurumuna, Toprak Mahsulleri Ofisine bakıyoruz, inceliyoruz, değerlendiriyoruz. Bugün TİGEM Türkiye’de kendi arazilerini işleyemiyor, onları kiraya veriyor, onlar da ürün yetiştiremiyor, verim düşük; hayvancılık yapıyor, buzağı ölümlerini artırıyor, sonra kalkıyor Sudan’da çiftçilik yapmaya gidiyor. Sayın Bakan da gelip “Sudan’da çiftçilik yapsak ne olur?” diyor. İyi güzel de Sudan’da aldığı tarım arazilerini kim işleyecek? Sudanlı işçiler, Sudanlı müteşebbisler. Ürün kime gelecek? Türkiye’ye. Domates gelecek, ona benzer diğer ürünler oradan gelecek. Niye kendi topraklarımızda yapmıyoruz? Mera alanlarımızı mahvettik, madenlerin hâkimiyetine verdik. Gidin bakın bir yığın mera alanının kullanım olanakları kalmamış durumda. Ondan sonra ikide bir oralara düzenleme yapıyoruz.

Kentlerin çevrelerinde çocukluk yıllarımızda bağlar bahçeler vardı. Hepimiz gider oralarda ailelerimizle bağın bahçenin güzelliğini, özelliğini yaşardık. Ne yaptık onları? Kat kat binalar diktik, ranta kurban ettik. Eğer bir ülkede tarım tükenirse, çiftçilik gerilerse, kendine yetmez hâle gelirse o ülke sömürge hâline gelir.

Onun için, değerli arkadaşlarım, bu tarım konusunun partisi olmaz. Hepimiz ortaklaşa tarımla ilgili yapılması gerekenleri doğru yapmak zorundayız. Çocuklarımıza bırakacağımız miras, bu ülkenin geleceğini doğru kurgulamaktan geçer. Yaşadığımız sorunların artması hepimizi düşündürmeli.

Bugün ülkemizde pancar var. Pancar birkaç ülke için stratejik ürün, bizim ülkemiz için de çok önemli. Ama biz ne yapıyoruz? Mısır şurubu, GDO’lu ürünleri ülkeye sokuyoruz, kanseri kendi ülkemize getiriyoruz. Ya bir bakın, Fransa modeline bakın. Şeker fabrikalarımızı çalıştırmaz hâle getiriyoruz, dışa bağımlı kılıyoruz. Bor Şeker Fabrikası arıza yapa yapa çalışamaz hâle geldiği gibi, neredeyse, çalışan işçiler de mevsimlik işçi, onların bir kadrosunu bile yıllardır vermiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) İnsanların sorunlarıyla ilgilenmezsek, kendi dünyamızda yaşamaya başlarsak bir gün gelir onun altında yalnız siz ezilmezsiniz, bizler de o sıkıntıları yaşarız.

Adalet ve Kalkınma Partisinin tarıma bakışı, politik olarak yaklaşımı ve uygulamaları kabul edilebilir değil. Bu anlamda, tarımla ilgili mutlaka ve mutlaka planlamaya geçmeye gerek var. “Plan mı, pilav mı?” diye bu ülkenin canını okuduk. Plan olmadan bu iş olmuyor arkadaşlar. Doğru planlayacağız. Hangi ilde ne zaman hangi ürün yetişecek? Bu ürün burada yetişiyorsa, öbür tarafta azınlıksa orada o ürün yetişmesin. Her bölgenin ürünü nerede yetişecekse bunun kararı verilsin ve fiyatı da bir yıl önceden belli olsun. Üretici, ürettiği üründen ne kazanacak, ne kaybedecek bunu bilsin, ürününü satabilsin.

Depolarımız hâlâ kara dam. Şimdi, kalktık “Lisanslı depoculuğa geçeceğiz.” diyoruz, baktım, benim ilim gene yok. E, bizim Niğde’nin tarımdan başka geçim kaynağı yok. Yalnızca tarımla geçinen bir ili IPARD’da dışarıda bırakıyorsun, lisanslı depoculukta dışarıda bırakıyorsun, havza bazlı üretimde -sonradan konuşarak- bir iki kalemde içine alıyorsun; e, bu nereye gidiyor?

Bakınız, yabancılara bu ülkede ne kadar arazi satıldı biliyor musunuz arkadaşlar? Süremiz de akıyor ama… Yabancılara satılan, 20 ildeki arazi… Resmî rakam olarak bakandan istedim, hektarını yazmıştım ama biraz aceleye geldiği için şimdi onu göremiyoruz. Ama bir gerçek var orada: Belirtilen hektar arazinin dışında, Türkiye’de yabancıların aldığı arazilerin saptaması yok. Yıllarca bizim çiftçimizin ekim yapamadığı kıraç arazileri yabancılar alıyor. Bunlara kuyu açma izni veriyorsunuz. Kuyu açma iznini alanlar orada elmacılık yapıyor, başka ürünleri yetiştiriyor, o arazileri yok fiyatına satan benim çiftçim de kendi arazisinde işçi olarak çalışıyor. Verdiğiniz rakamların çoğu, yurt dışından gelip tarım yapanların arazileri, bu ülkenin çiftçilerinin arazileri değil.

Bu ülkenin çiftçisi mağdur. Ürününü üretirken girdi fiyatları yüksek olduğu için çok zahmetli iş yaparak ürün yetiştiriyor. Satacağı zaman çiftçinin eline geçecek olan, paranın değeri tüccarın oyuncağı hâline gelerek düşüyor ama tüccara geçtikten sonra fiyat artarak bu kez vatandaş da mağdur oluyor. Bu süreci sonlandıralım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu süreci eğer sonlandırmazsak hepimizin geleceği daha sıkıntılı olur. Çiftçimizin, işçimizin, köylümüzün, yaşayanlarımızın sorunlarına birazcık eğilelim. Rakamlarla oynamayalım, rakamlar bazen yanıltır. Gidin Anadolu’nun köylerine, bakın köylerdeki duruma. Şükürcü bir milletiz. Yaşadığımız acılar karşısında şükrediyoruz ama başka da çare yok, ne yapsın.

Onun için arkadaşlar, çıkaracağımız yasal düzenlemelerde, yapacağımız işlerde çiftçiyi unutmayalım. Bu bağlamda, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önergeyi destekliyoruz, araştırılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Önerinin aleyhinde Halil Eldemir, Bilecik Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çiftçinin ve önerinin aleyhinde…

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince vermiş olduğu grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Hafta başı, pazartesi günü Tarım Bakanımızla alakalı verilen gensoruda aslında ülkemizin tarım politikalarıyla ilgili konular uzun uzun, geniş geniş görüşülmüştü ve az önce de grubumuz adına ilk konuşan Çankırı Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Filiz de konuyla ilgili gerekli şeyleri özetledi. Ben, tarımsal konularda altyapıyla alakalı son yıllarda yapılan birkaç çalışmayla alakalı bilgi aktarmak isterim.

Bunlardan en dikkat çekici olanlardan bir tanesi de 1954 yılında kurulmuş olan Devlet Su İşlerinin 2011 yılına kadar, 1954’ten 2011 yılına kadar elli yedi yıllık dönem içerisinde sadece tarımsal sulamaya yönelik 461 gölet inşa etmiş olması. Ama 2012 yılında yapmış olduğu göletlerle alakalı Bin Günde Bin Gölet Eylem Planı neticesinde sadece ve sadece iki yıl içerisinde bin gölet tamamlandı ve önümüzdeki 2019 yılına kadar da 1.071 göletin tamamlanması hedefleniyor.

Şöyle söyleyebiliriz: Türkiye’de arazi varlığımızın, ekonomik sulanabilir arazi varlığımızın miktarı yaklaşık olarak 85 milyon dekar civarında. Bunun şu an itibarıyla yüzde 76’sı, yani bu tamamlanan gölet yatırımlarıyla beraber yüzde 76’sı, 65 milyon dekarı sulanabilir hâle geldi.

Bir taraftan da tarımın en büyük düşmanı olan kuraklık ve taşkın, feyezan gibi konularda da 2019 yılına kadar ülkemizdeki 12 havza, tarımsal alanda risk oluşturmaması açısından havza eylem planları kapsamında gerekli taşkın koruma tesisleri yapılarak koruma altına alınmış olacak.

Ben bu vesileyle hepinizi, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyor, ülkemizin tarım açısından daha da gelişmesini niyaz ediyorum.

Hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eldemir.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Önerinin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır.

Sayın Özel, Sayın Tarhan, Sayın Aydın, Sayın Gürer, Sayın Basmacı, Sayın Arslan, Sayın Akyıldız, Sayın Engin, Sayın Tuncer, Sayın İrgil, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Köksal, Sayın Özcan, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çamak, Sayın Ayata, Sayın Turpcu, Sayın Aldan, Sayın Bekaroğlu, Sayın Tanrıkulu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.11

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşları tarafından çiftçilerin üretim ve pazarlama konusunda yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/515) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/6/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                            Ahmet Yıldırım

                                                                                   Muş

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Şubat 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından, 3942 sıra numaralı, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP eş başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/6/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili konuşacak.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belli bir süredir özellikle ülkede yaşanan siyasi operasyonlar bağlamında yargının tarafsız ve bağımsız mı, yoksa siyasi güdümle mi kararlar verdiğine dair tartışmalar yürümektedir. Bir defa, “siyasi soykırım operasyonları” olarak adlandırdığımız operasyonlar başlamadan önce bu ülkede zaten yürürlüğe konan ve çözüm ve barış sürecini sonlandırma hedefi güden belli operasyonlar silsilesiyle karşı karşıya olduğumuzu iyi biliyoruz. Şöyle ki: Öncelikle, bu ülkede darbeler zinciri, çözüm sürecini bitirmek üzere 30 Ekim 2014 günü Millî Güvenlik Kurulunca planlanmış ve 20 Temmuz günü Ceylânpınar’da 2 polisin gece uykusunda öldürülmesiyle yürürlüğe konmuştur. 20 Temmuz günü başlayan siyasi darbe süreci, hâlâ ilk başladığı gün olan Ceylânpınar’da polislerin katledilmesiyle ilgili olarak en son iki hafta önce yapılan duruşmada da görüleceği üzere, bu konudaki iddialarımızı, oradaki mahkemede açığa çıkan bir gerçek ortaya koymuştur. Bu davayla ilgili olarak 9 sanık bulunmakta ama olay yerindeki, 2 polisin öldürüldüğü olay yerindeki parmak izleri ile 9 sanığın parmak izleri hiçbir şekilde örtüşmemiş, bunun bir komplo olduğu ve bir savaş sürecinin düğmeye basımının ilk adımının olduğu ortaya çıkmıştır.

Yine, darbeler silsilesi 20 Temmuzdan sonra da devam etmiştir; 20 Mayıs 2016 günü şu yasama organına yapılan darbe ve 4 Kasım günü eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimizin tutuklanmasıyla zirveye ulaşan darbe gibi. Bu darbe zihniyeti 20 Temmuz 2015’ten beri bu ülkede yürürlüktedir ve bizim özellikle, siyasallaşmış yargı vurgularımızda bu operasyonların siyasi operasyonlar olduğunu, arkadaşlarımızın tutuklanmasının yargı kararıyla ilgisi olmadığını söylediğimizde, tarafsız ve bağımsız yargı olduğunu ifade edenlere karşı birkaç örnek vereceğim. Şöyle ki:

Öncelikle şunu ifade edelim ki bu Parlamentoyla ilgisi olmayan, tarafsız ve bağımsızlığı çok bariz olan Cumhurbaşkanının 28 Temmuz 2015 günü dokunulmazlıkların kaldırılması talimatını vermesiyle süreç başlamıştır.

Bir diğer husus, özellikle arkadaşlarımızın tutuklanması. Ara ya da esas duruşmalardaki tahliyeleriyle ilgili kararlar veren bütün mahkeme heyetleri siyasi iktidarın talimatlarıyla belli bir uygulamaya tabi tutulmuştur. Şöyle ki: İdris Baluken arkadaşımızı 30 Ocak günü tahliye eden mahkeme heyetinin –oy birliğiyle tahliye edilmişti- tamamı bulunduğu görevlerinden alınmıştır. Yine, Çağlar Demirel arkadaşımızla ilgili, tutukluluk hâlinin devamına karar verilirken tarafsız ve bağımsız yargıya nasıl bir darbe indirildiği buradaki gerekçede de gizlidir. Neymiş? Tutukluluk hâli yasama faaliyetlerine katılmasına engel teşkil etmiyormuş gibi akıldan, mantıktan, izandan yoksun bir şekilde karara dercedilmiştir.

Yine, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın Viranşehir’deki davaya bizzat katılma, SEGBİS’i kabul etmeme talebinin reddi ise Sayın Eş Genel Başkanımızın davayı sürüncemede bırakma niyeti taşıdığı üzerinden, savcının ve hâkimin talep ve kararlarının bir falcılık üzerine kurulu olduğu, niyet okuma üzerine kurulu olduğu bilinmektedir.

Yine, iki gün önce burada ifade ettiğim üzere, Kayseri il binamıza 7 Haziran seçimlerinden önce yapılan saldırıda...

Ya, çok tahammül ettim ama Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bir saniye...

Sayın milletvekilleri, değerli milletvekilleri; bir uğultu var, Divana kadar bu geliyor.

Lütfen efendim...

Buyurunuz Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yine, Kayseri İl Başkanlığımıza 7 Hazirandan hemen yirmi gün önce ırkçı bir güruh tarafından yapılan saldırıya dair suç duyurusunda bulunan partimizin eş genel başkanları Kayseri’de herhangi bir etkinliğe katılmadığı hâlde, Emniyet ve valiliğe hakkında işlem yapılmak üzere verilen suç duyurusu dilekçesi eş genel başkanlarımızın, ibretlik bir kararla, fezlekesine dönüştürülmüştür. Düşünün: Herhangi bir siyasi faaliyet yapmamışsınız, herhangi bir konuşmanız yok -kaldı ki olabilir- herhangi bir etkinlikte bulunmadığınız bir ilde ancak bu kadar boğazına kadar siyasallaşmış bir yargı marifetiyle fezleke düzenlenebilir.

Aynı şekilde, dün CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun özellikle yerel mahkemede mahkûmiyetine sebep olan MİT tırlarının evveliyatıyla ilgili bir bilgiyi sizinle paylaşmak isterim: MİT tırlarına ilişkin ilk iddianame hazırlayan savcının adı Ahmet Karaca’dır. Ahmet Karaca şu anda müebbet hapisle yargılanmakta olan bir tutukludur ama Ahmet Karaca, MİT tırlarıyla ilgili bir fezleke düzenlediği, iddianame hazırladığı zaman iktidara göre terörist iken Diyarbakır Milletvekilimiz Nursel Aydoğan’ın ceza almasına ve vekilliğinin siyasi bir kararla düşürülmesi sürecine kendisi iddianame hazırladığı zaman bu, bir hukuk belgesi hâline geliyor.

Yine, dün tartışılan konuyla alakalı ifade edelim: Bakın, MİT tırlarıyla ilgili öncelikle Erdem Gül ve Can Dündar tutuklanmıştı. Doksan iki günlük tutukluluk süreçlerinin sonunda, özellikle Anayasa Mahkemesine yapılmış başvuru neticesinde tutukluluklarının 92’nci gününde Anayasa Mahkemesi bir karar vererek Erdem Gül ve Can Dündar’a -ki aynı davadan sanık olan Enis Berberoğlu dün ceza aldı- tahliye kararı vermişti. O gün için, 26 Şubat 2016 günü, tahliye kararı verildiği gün AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan “AYM’nin kararı sevindiricidir.” demiştir. Bakın, 26 Şubat 2016, AYM karar verdi, Bülent Turan açıklama yapıyor “AYM’nin kararı sevindiricidir.” İki gün sonra Cumhurbaşkanı “AYM’nin verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.” diyor. Hemen, Cumhurbaşkanının açıklamasından üç saat sonra Bülent Turan: “AYM’nin yaptığı yetki gasbıdır.” Böyle bir süreçten geçilerek yargıya duyulan saygının iktidar tarafından bu düzeye indirilmesiyle, tarafsızlık ve bağımsızlıktan neyi anlamamız gerektiği de işte iktidar mensuplarının bu yaklaşımları üzerinden ancak okunabilir. Yoksa biz, ülkenin kötüye doğru götürüldüğüne, ülkede tarafsız ve bağımsız bir yargının olmayışına, yargının bu kadar siyasallaştırılmış olma hâline herhâlde sevinecek değiliz; buna alabildiğine üzülüyor ve bu durumun giderilmesi için mücadele ediyoruz.

Ancak ifade etmemiz gereken bir diğer hususu da bu darbeler silsilesi içerisinde tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirmiş olan yargıyla alakalı olarak şunu da ifade etmeden geçmeyeceğiz: Ülke hızla bir uçurumun kıyısına doğru sürükleniyor. İktidar tarafından, özellikle bölgesel olarak çevresindeki ülkelerde canın ve kanın bu kadar ucuzlatıldığı ve kolaylaştırıldığı bir yerde, mevcut iktidar zihniyeti, faturasını 80 milyon insanın ağır bir şekilde ödeyeceği ülkeyi uçuruma doğru sürüklemektedir. Uçuruma doğru sürüklenen bu ülke gerçekliğinde ülkeye dönük bir müdahale olması ve ülkeye dönük yeni bir darbenin gelişmesi durumunda, artık o darbeden sonra ülkenin içerisine sürüklenmek istendiği bu pandora kutusunda, şunu ifade edelim ki -bir İtalyan atasözünde olduğu üzere- bu oyun bittiği zaman şah da piyon da aynı kutuya atılır.

Bu sebeple, siz bugün iktidardasınız diye bu mezalimin, bu zulmün, bu faşizmin sefasını sürüyor ve bunun ebedî olacağına inanıyor olabilirsiniz ama ramak kaldı, ülkenin götürülmek istendiği felaket içerisinde sizin akıbetiniz 80 milyon insanın akıbetinden farklı olmayacaktır.

Buradan hareketle, biz haksızlığa karşı boyun eğmemek, bir zulüm düzenine karşı direnmek üzere bütün mücadelemizi yürüttük, boyun eğmedik, eğmemek konusunda da bir kararlılığa sahip olduğumuzu ifade etmek isterim. Ve burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu ülkede artık yargının tarafsız ve bağımsız olmadığına, yargının kararlarına güven kalmadığına dair -Cumhurbaşkanının veya geriye dönük AKP yetkililerinin yapmış olduğu açıklama dışında söylüyorum- bütün kamuoyu araştırmaları bu ülkede halkın yargıya olan güveninin yüzde 30’ların altına düştüğünü, böyle bir yargının tarafsız ve bağımsız olamayacağını, bizim buradaki mücadelemizin bir haksızlık, bir zulüm politikasına karşı direnmek olduğunu… Çünkü Hazreti Ali’nin de sözünde ifade ettiği üzere “Haksızlığa karşı boyun eğmeyiniz. Haksızlığa karşı boyun eğen sadece hakkını kaybetmez, hakkıyla birlikte onurunu kaybeder.” Allah bizi böyle bir haksızlığa karşı boyun eğenlerden ve onurunu pazarlığa çıkaranlardan eylemesin diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce sayın konuşmacı adımı da vererek sataşmada bulundu. Cumhurbaşkanın açıklamasından sonra konuya ilişkin kanaatimin değiştiğini ifade etti. Ona cevap vermek istiyorum izin verirseniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben sadece kullanmış olduğu cümleleri ifade ettim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce milletvekilini ibretle izledim, üzüldüm çünkü bunu on defa, yirmi defa, otuz defa anlattım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Söylemediniz mi bunları, söylemediniz mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ama bir adam kendi gözünü kör yapıyorsa, kulağını kapatıyorsa gece de olsa gündüz de olsa aynı şeyle karşılaşır.

Ben bir hukukçuyum. Dün de bu kürsüden söyledim, esas olan tutuksuz yargılamaktır. Bunu söylüyorum, her zaman söylüyorum, yeni bir şey söylemiyorum. Ancak bir adamın ajanlığı, hainliği tescilliyse, mahkeme o konuda karar vermişse bu adamı bıraktığı zaman mahkeme iyi karar vermiş, tutuklu olunca kötü karar vermiş; bunu doğru bulmuyorum. Enis Berberoğlu’nu da, keşke hiç kimse tutuklanmasa, suç işlememiş olsa ama ortada iddia var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İddia yok, iddia yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bununla ilgili iddiaları mahkeme araştırmış, bir karar vermiş. Bu karar benim kararım değil. Ben bireysel olarak söylüyorum…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ortada suç yok, yok suç.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Suç işlendiğini nereden biliyorsun?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ceyhun Bey, bireysel olarak söylüyorum: Keşke hiç kimse suç işlemese…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Nereden biliyorsun, suç yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) - …mahkemeler kimseye bu konuda karar vermese…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Nerede suç ya?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Senin orada bulunman suç, orada bulunman suç.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Suç yok, suç yok.

BÜLENT TURAN (Devamla) - …yan tedbirler var, o tedbirleri uygulasa, Can Dündar da keşke kaçmasa, keşke ortaklık kurmasalar; bunu söylüyorum.

“Cumhurbaşkanının talimatıyla karar değiştirdi.” falan büyük bir isnat, size bunu yakıştıramadım.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Keşke siz de terör örgütüne silah göndermeseydiniz.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ben bir hukukçu olarak bir daha söylüyorum: Tutuksuz yargılama esastır, beraatizimmet esastır. Bunu söyledim ancak benim bunu söylemiş olmam bu adamlarla ilgili iddiaları yok etmez ki, mahkemenin bununla ilgili kanaatini yok etmez ki. O yüzden insafa davet ediyorum, bu olayı şahsileştirmek değil, daha prensipli bakmak lazım diye düşünüyorum. Tutuksuz yargılama esastır ancak iddialar vahimdir, söylediğim şey bu.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç sataşmadım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Benim kendisinin ağzından çıkmış olan cümlelere dair kullandığım, kendisinin 26 Şubat ve 28 Şubat 2016 tarihli cümlelerine dair kulaklarımı sağır, gözümü kör ettiğim noktasında ağır bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım.

8.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, ben Sayın Turan’a açık soruyorum: İki gün arayla, 26 Şubat 2016, 28 Şubat 2016…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı şeyi söyledim. Sayın Yıldırım, yapma, aynı şeyi söyledim .

AHMET YILDIRIM (Devamla) – 26 Şubatta, bakın, Cumhurbaşkanı açıklama yapmadan önce “Karar sevindiricidir...”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya “Ajandır.” diye konuşmam var, yapmayın gözünü seveyim ya.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – …ama Cumhurbaşkanı açıklama yaptıktan sonra “AYM yetki gasbı yapmıştır.” dediniz mi, demediniz mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle demedim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Aynı konuyla alakalı kullanılmış cümleler mi, değil mi?

Bir diğer husus: “Ben gerçekten milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasını sevindirici bulurum.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yaptığınız şey çok ayıp.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Eğer bir hukukçuysanız ve kararınız buysa bu ülkede darbe üstüne darbe yapılıyorken ve 15 Temmuz darbesinden Allah’ın nimeti gibi kendi iktidarınıza devşirmek üzere bir sonuç çıkarıyor ve ülkeyi KHK’lar cumhuriyetine dönüştürüyorsanız tutuklanan milletvekillerinin tutuksuz yargılanmasıyla ilgili ne çabanız oldu hukukçu olarak, siyasetçi olarak? Ya değilse buraya çıkan hatiplerinizin… Kendi kendinizi iki cümle sonra tekzip ettiniz, “Kimseye suç işleme özgürlüğü vermez.” Tutukluluk suçun tecellisi değildir, bir iddiadır ve ağır bir tedbirdir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kimin kararıdır?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Eğer hukukçuysanız bunları biliyor olmanız lazım. Hiçbir arkadaşımızın, 2 eş genel başkanımızın hakkında da herhangi bir karar yok. Şimdi, soruyorum: 4 Kasım siyasi darbesiyle eş genel başkanımız tutuklanacak, üç ay sonra, 92 gün sonra iddianame çıkacak ama mahkeme karşısına çıkış 306 gün sonra olacak. Siz böyle pespayeleştirilmiş ve siyasallaştırılmış bir yargıya hayran, kurban olabilirsiniz, siz büyük saygı duyabilirsiniz, siz derdest ettiğiniz için bu hukuk garabetinin sefasını hukuksuzluk üzerine kurgulayıp sürüyor olabilirsiniz ama ülkenin yüzde 70’inden fazlası saygı duymuyor, güven duymuyor. Sizin saygı duymadığınız dönemde, bu ülkedeki insanların yargıya olan güveni daha fazlaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sizin saygı duymadığınız dönemde fazla olan saygı, bugün dejenere olmuş ve ortadan kalkmıştır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meclisin gündemi yoğun, zapta geçsin diye söylüyorum, gündemi çalmak istemiyorum. Daha önce söylediğim aynı şeyin arkasındayım. Can Dündar bir ajandır, bunun tescilini mahkeme yapmıştır. Bireysel olarak tutuklu…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kesinleşmemiş daha karar ya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, beğenmiyorlar Sayın Başkan dediklerimizi, bir şey demiyorum ben.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Turan.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kesinleşmemiş karar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ajan adam ya, görmüyor musun yazdıklarını?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Ya, nereden biliyorsun ajan olduğunu, kesinleşmemiş?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, Sayın Bülent Turan Sayın Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekiline cevap için çıktığı konuşmasında “Bir adam ajansa, bir adam hainse, hakkında mahkeme kararı varsa…” diyerek tam da gündemde olan, bugün, milletvekilimizin tutuklanması konusuna atıfta bulundu…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Can Dündar için söyledim Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …ve grubumuzu töhmet altında bıraktı, milletvekilimizi töhmet altıda bıraktı. Bu konuda grubumuz adına cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – Milletvekilini kastetmedi.

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Sizin milletvekilinize söylemedi, Can Dündar’a söyledi.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Uygun görürseniz, Ceyhun İrgil konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika süreyle söz veriyorum.

Sayın İrgil, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

Sayın Ceyhun İrgil, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Can Dündar’dan mı çıkıyor Sayın Başkan? Onu zapta geçsinler.

Sayın Başkan, kastım Can Dündar’dı. Can Dündar’ın avukatı olarak mı çıkıyor, onu söylemesini istiyorum, nedir yani?

BAŞKAN – Evet, Sayın Turan…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Bir önceki konuşmada dedin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kastım Can Dündar’dır, “Ajandır.” dedim; “tweet”lerinde var, yazılarında var, yurt dışında var. Onun adına mı çıkıyor, onu söylemenizi istiyorum Sayın Başkanım.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hayır, ilk konuşmanızı söylüyoruz.

BAŞKAN – Keşke bunu söz vermeden önce söylemiş olsaydınız Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söyledim Sayın Başkan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Söyledi efendim, söyledi; tutanaklarda var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Can Dündar’ın avukatı olarak mı çıkıyor?

BAŞKAN – Buraya ulaşmadı cümleniz, bu düzeltme cümleniz buraya ulaşmadı.

Buyurunuz Sayın İrgil…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, lütfen, bir daha soruyorum: Gerekçesini öğrenmek istiyorum, ne için çıktı arkadaşımız oraya?

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Turan, anlaşıldı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Can Dündar’ın avukatı olarak mı çıkıyor, onu sormak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, Enis Berberoğlu’nun yoldaşı olarak çıktı.

BAŞKAN – Sayın İrgil, buyurunuz, sürenizi yeniden başlatıyorum.

9.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu Parlamentoda “keşke”yle hukuk olmaz; “keşke”yle, niyetle sonuç olmaz. Sayın grup başkan vekilinin söylediği gibi “Keşke ajan olmasaydı, keşke şunu olmasaydı…” Eğer bu riyasetle yürüyeceksek, bu mantıkla yürüyeceksek, keşke Can Dündarları veya diğer masum olduğunu düşündüğümüz başka sanıkları bırakanlar da FET֒cü diye görevden alınmasaydı. Keşke o ceza veren hâkimler, hüküm veren hâkimler ödüllendirilmeseydi. Keşke o tırların içerisinde bebek mamaları olsaydı. Keşke bu ülkede adalet herkes için adil olsaydı, keşke sadece damatlar bırakılmasaydı. Keşke sualsiz, sorgusuz öğretim üyeleri, akademisyenler tutuklanmasaydı, ihraç edilmeseydi. Keşke insanların savunma hakkı kullandırılsaydı. Keşke bu hükmü veren hâkim Çanakkale’de Rabia işareti yapıp rakı masasında, Bülent Turan tekelinde fotoğrafının bulunduğu masada fotoğraf vermeseydi. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne, ne, anlamadım.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Keşke keşke keşke bu ülkede adalet olsaydı.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fotoğraf meselesini anlayamadım, nedir, anlayamadım onu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çanakkale de anlayamadı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Çanakkale’de sor, git sor Çanakkale’de.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yani rakı masasındaki bilgisini bizimle nasıl paylaşıyor ki? Rakı masasında hâkimin içki içtiğini eleştiriyor galiba, öyle anladım ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ne saçma bir şeydir, ne kadar komik bir şeydir.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Hâkimin senin resmine karşı kadeh kaldırmasını eleştiriyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, tamam, ben de onu bulup getireceğim size, utandıracağım sizi.

BAŞKAN – Sayın Turan, tutanaklara geçmiştir, teşekkür ederim.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Önerinin aleyhinde Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çavuşoğlu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; HDP’nin tutuklu milletvekillerini konu alan grup önerisi aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ben de sözlerimin başında bir hususu ifade etmek istiyorum. Tutukluluk tedbirinin istisnai bir tedbir olması gerektiğini, esasen milletvekillerinin görevinin Parlamentoda milletin amaç ve çıkarları doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Aynı şekilde, 24’üncü Dönemde özellikle bu Parlamentoda bulunduğum ve Adalet Komisyonunda görev yaptığım esnada da çıkarmış olduğumuz 6352 sayılı Yasa’yla beraber tutukluluk hâliyle ilgili gerekçelerin ve şartların ağırlaştırılmasına ilişkin değişiklik yapan önergelerin altında imzamın bulunduğunu da ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, HDP grup önerisinin gerekçesine baktığımızda öneri, tutuklu milletvekilleriyle alakalı olarak mahkemelerde alınan kararların, yapılan işlemlerin subjektif değerlendirmelerle, usulsüzlüğüne ilişkin iddialarından bahisle Meclis çatısı altında bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin öneridir.

Sayın milletvekilleri, bakınız, HDP grup önerisinin gerekçesinde hangi hususa temas edliiyor? “Mahkemelerin serbest bırakma, tahliye kararlarına karşı itiraz edilebileceği yazılmamış, düzenlenmemiştir. Kısacası, Ferhat Encu ve İdris Baluken’in serbest bırakılmalarına ilişkin kararlara karşı savcının itiraz yetkisi olmayıp bir sonraki ağır ceza mahkemesinin de karar verme yetkisi ve görevi bulunmamaktadır. Bu nedenle, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin İdris Baluken hakkında verdiği yakalama kararı ile Şırnak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararları hukuken yok hükmündedir.”

Şimdi, bu, bir grup önerisi ve iki mahkemeyle ilgili ya da alınan kararlarla ilgili bir değerlendirmenin bu grup önerisine gerekçe yapılarak araştırma komisyonu kurulmasının önerilmesi, değerli arkadaşlar, anayasal hükümler çerçevesinde mümkün değildir. Neden bunu söylüyorum? Anayasa’mızın 138’inci maddesine baktığımızda, aynen şunu ifade eder: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Devamında ne söyleniyor: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”

Dolayısıyla, çok açık şekilde şunu ifade edelim: Bu konu yargının konusu ve Anayasa’nın 138’inci maddesi gereğince bu önerinin burada kabul edilmesi mümkün olmadığı için ben de aleyhinde olduğumu ifade ediyorum.

Tabii, bir dokunulmazlıklar serencamı oldu Türkiye’de, uzun yıllardan beri çeşitli siyasi tartışmalara da konu oldu ama özellikle son iki yıllık zaman dilimi içerisine geldiğimizde ülkemizin belli bir bölgesinde kazılan çukurlarla bin yıldan bu yana bize vatanlık yapan toprakların âdeta koparılmak istendiği ve ülkemizin bir iç savaş girdabına çekilmek istendiği dönemde, bazı seçilmişlerin televizyon ekranlarında, çeşitli meydanlarda kendilerinin bu bölücü terör örgütlerine yaslandıklarını ifade etmeleri, keleşlerin güvenlik güçlerine çevrileceğini söylemiş olmaları, bir terör örgütünün bu milleti tükürüğüyle boğacağını ifade etmiş olmaları; aynı şekilde, Ankara’da onlarca insanımızın şehit edilmesine sebebiyet veren bir canlı bombanın, bir teröristin tabutuna omuz verilmesi karşısında bu milletin sinir uçları gerçekten de son derece etkilenmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu atmosfer içerisinde özellikle son iki yılda tabandan gelen bir tazyikle, bu tür eylemlerin altında imzası bulunan, bu tür eylemlerin failleriyle ilgili olarak yargı önüne çıkarılması konusunda bu millet gerçek manada bir beklentiye sahip olmuştur ve siyasetten bunu talep etmiştir. Nitekim, siyaset millet için vardır ve milletin bu talebine kayıtsız kalamadığı için hem bizim partimiz hem Cumhuriyet Halk Partisi hem Milliyetçi Hareket Partisi, hatta ve hatta bugün bu öneriyi veren Halkların Demokratik Partisi bizatihi kendilerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için Meclis Başkanlığına başvuru taleplerini iletmiş olmak kaydıyla dokunulmazlıkların kaldırılmasını istemişlerdir. Bakın, biraz evvel burada Cumhurbaşkanımızın talimatıyla dokunulmazlıkların kaldırıldığını ifade etmişlerdir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, mikrofondan söyledi, ayıp ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - Arkadaşlar, siz elinize dilekçelerinizi alıp Meclis Başkanlığına gitmek suretiyle “Dokunulmazlıklarımızın kaldırılmasını istiyoruz.” demediniz mi?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Demedik.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - O zaman samimi mi değildiniz yoksa şimdi, o zaman yaptıklarınızı mı inkâr ediyorsunuz? Siyaset ciddi bir iştir, siyaset sözünün arkasında durmaktır, sözünü takip etmektir.

Değerli kardeşlerim, sevgili milletvekilleri; işte, dokunulmazlıklarla ilgili süreç bu çerçevede ortaya çıkarak burada tartışılmış ve görüşülmüştür. Bir Anayasa değişikliği getirildi dokunulmazlıklarla ilgili olarak ve AK PARTİ’nin bu Anayasa değişikliğini bu Genel Kuruldan geçirmesine yeter sayıda nisabı yoktur. Buna destek veren Cumhuriyet Halk Partisi de olmuştur, Milliyetçi Hareket Partisi de olmuştur; hep birlikte bu dokunulmazlıkların kaldırılması kararına ilişkin Anayasa değişikliği buradan geçirilmiştir ve bütün partilerdeki milletvekilleriyle ilgili hazırlanan fezlekelerle ilgilidir bu. Dolayısıyla, sadece şu ya da bu partinin milletvekilleriyle ilgili hazırlanan fezlekelerle ilgili bir konu olmamıştır. Hâl böyle olunca, şimdi, bugün, yapılan bu faaliyet ve eylemlerden dolayı yapılan yargısal işlemlerle ilgili olarak sizin talep ve beklentileriniz doğrultusunda bir yargı kararı ortaya çıkmayınca yargının bağımsız olmadığını, emir ve talimat aldığını iddia etmeyi…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Her zaman söylüyoruz. Bugün söylemiyoruz, her zaman söylüyoruz yargının bağımlı olduğunu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – …gerçekten de çok safiyane bir tutum olarak görüyorum değerli kardeşlerim, sayın milletvekilleri.

Şimdi, bakın -biraz evvel tekrardan söyledim burada- biz bunları yaşadık, bu toplum yaşadı.

Eş başkanlardan bahsediliyor burada. Bir eş başkan hoyratça televizyon ekranlarına çıkarak bu hendekleri ve çukurları kazan teröristlere ve bu terör örgütlerine sırtını dayadığını ifade etmedi mi? Etti.

Peki, hem bu kürsüden hem de oraya giderek ve çeşitli platformlarda, oradaki çukur siyasetine ve hendek töreni yapanlara bazı milletvekilleri selam çakmadı mı?

Arkadaşlar, hiç kimsenin eylemi ve yaptığı davranışları layüsel kabul edilemez. Milletvekilinin yasama dokunulmazlığı vardır, evet. Yasama dokunulmazlığı, seçiminden önce ya da seçildikten sonra işlemiş olduğu eylemlerle ilgili olarak, iddialarla ilgili olarak yargılanmamasının, tutuklanamamasının ifadesidir ama bunun bir istisnası vardır; o da “Meclis tarafından kaldırılmadıkça.” denilmektedir. Şimdi, bu konuda Meclis tarafından bir karar verilmiştir ve yasama dokunulmazlığıyla ilgili husus, bir Anayasa değişikliğiyle, o döneme, belirtilen tarihe ilişkin olarak kaldırılmış ve bu işlemler bu çerçevede yürütülmeye devam etmektedir. Tamamen yargısal bir faaliyet söz konusudur.

Ha, bir de şunu söylemek istiyorum, özellikle bunu ifade edeyim. Şimdi, bazen, burada konuşurken yok “4 Kasım darbesi” veyahut “20 Temmuz darbesi” gibi ifadeler kullanılıyor. Arkadaşlar, artık her şey ortada, kimse kafasını kuma gömmesin. Her şey ortada.

Bakınız, bundan birkaç gün önce HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan bir açıklama yaptı. Ne dedi biliyor musunuz? Dikkat edin değerli arkadaşlarım, dediği şey şu, hendek terörünün bir yerlerden gelen talimatla başlatıldığını ifade ediyor ve şimdi tırnak içinde ifade ediyorum: “Bu dünya savaşında Kürt siyasetine -ifadesi önemli- Kürt siyasetine fedai rolü vermek istediler. ‘Hendekleri kazın, iç savaş çıkarın, buradan size bir ekmek çıkar.’ hesabıydı bu. Kürt halkı o süreçte barışın parçası oldu, bu olaylara destek vermedi.” Kimdi bu Kürt siyaseti, arkadaşlar, bu ifadede yerini bulan? Ve devam ediyor Sayın Tan, “Ben o zaman da açıkladım ve bunu desteklemedim.” diyor. Arkadaşlar, 2015 Temmuz ayından sonra birkaç aylık süre zarfında yaşananlar, özerk bölge ilan etmeler, bunun yanı sıra bu ülkenin vatan toprağından parça koparmak için yapılan işler bugün, dün gibi hâlen gözümüzün önündedir. Âdeta bunlar kör parmağım gözüne misali bu milletin gözünün içine sokulmuştur. Bunu bu millet affetmez, yargı da affetmez. Burası kadim gelenekleri olan bir devlettir. Biz bin yıldan beri bu toprakları kanla suluyoruz bu vatan için, bu böyle bilinmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çavuşoğlu.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye Sayın Yıldırım…

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, az önce CHP’nin kıymetli konuşmacısı “Hâkimlerle fotoğrafı.” demişti. O fotoğrafı bulduk. İzin verirseniz bu konuda savunma hakkımı kullanmak istiyorum.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – “Fotoğrafı var.” demedi, “Fotoğrafıyla içki içiyorlar.” dedi.

BAŞKAN – Ne dediniz Sayın Turan? “Fotoğrafı elde ettim.” dediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet, o fotoğrafla ilgili ithamda bulunmuştu. Konuya ilişkin cevap vermek istiyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hayır, “Fotoğrafı var.” demedim, “Onun fotoğrafıyla içki içiyorlar.”

BAŞKAN - Yani cevap hakkı… “Bir sataşma var.” diyorsunuz, 69’uncu madde çerçevesinde bu yanlış bilgilendirme nedeniyle açıklama yapmak istiyorsunuz. Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; güleyim mi ağlayayım mı? (CHP sıralarından “Ağla!” sesleri) Geldiğiniz yerin bu kadar sığ bir siyaset olması inanın Türkiye için problem. Ana muhalefet partisi iktidardan sonraki en büyük problem, iktidara alternatif bir parti. İsteriz ki ciddi anlamda muhalefet etsin, bizi sarssın.

MELİKE BASMACI (Denizli) – İktidardan sonra en büyük problem mi?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İktidardan sonraki…

BÜLENT TURAN (Devamla) – İktidardan sonra, iktidara en yakın parti, iktidar olma ihtimali en fazla olan parti ancak az önceki arkadaş konuşma yaptı. Kararı veren hâkimlerle Bülent Turan’ın fotoğrafından bahsetti. Fotoğrafı, sağ olsun, Çanakkale Vekilimiz Muharrem Erkek’ten de aldık, çok ince bir çalışma yapmışlar fotoğrafçı arkadaşlar.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – İnce çalışma yapmadım. Çanakkale’de bu fotoğraf yayınlanıyor iki gündür.

BÜLENT TURAN (Devamla) – 3 tane kim olduğunu bilmediğimiz kişi bir masada, bir kafe muhtemelen, bir şeyler içiyorlar.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Rakı, rakı.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ortada, seçim döneminde İstanbul’dan, Ankara’dan, Çorum’dan, Çankırı’dan her vekilimizin yaptığı gibi Çanakkale’de de binlerce çiçek dağıtmışız, fesleğen dağıtmışız.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Meyhanede mi dağıtıyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Fesleğenin üzerinde Bülent Turan “sticker”ı var. Bununla beraber, hâkimle arkadaş olduğum iddia ediliyor. Buna cevap vermekten hicap duyuyorum. Daha ciddi olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Orası meyhane mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık, yazık, yazıklar olsun, bir şey demiyorum!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, dinleyeceğim sizi, bir saniye…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erkek…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Efendim, bir açıklama yapma zorunluluğu doğdu yani ciddiyete davet etti, “Hicap duyuyorum.” dedi. Şahsi bir sataşma söz konusu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne açıklaması Sayın Başkan?

BAŞKAN – Pardon Sayın Erkek, ne dedi?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Adını kullandı, ciddiyete davet etti.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – “Ciddiyete davet ediyorum.” dedi, “Hicap duyuyorum.” dedi, “Sığ siyaset yapmayalım…”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmam sana ben hemşehrim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, duyamıyorum, izin verir misiniz. Sayın Erkek, duyamadım cümlelerinizi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Efendim, “Sığ siyasetinizden hicap duyuyorum. Ciddiyete davet ediyorum.” diyerek…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Muharrem Bey’den hicap duymuyorum Sayın Başkan, gurur duyuyoruz Muharrem Bey’le. Onurumuz bizim, Çanakkale’nin gururu, gurur verdi bize.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

11.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devleti olacak mı, adalet tesis edilecek mi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu ne, bu?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bakın, bu fotoğraf Çanakkale’de yayınlanıyor ve konuşuluyor şu anda. Neden? Enis Berberoğlu’na müebbet hapis cezası veren ve tutuklayan mahkemenin başkanı şu pembe tişörtlü beyefendi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hani Rabia yapandı?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Hayır, öyle demedik.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öyle demişsin.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Kendisi Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde asliye ceza hâkimiydi. Bir rakı sofrası kurmuşlar, olabilir.

FATMA BENLİ (İstanbul) – İyi de bu bizi niye ilgilendiriyor?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Rakı da içilebilir, biz onu eleştirmiyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neyi eleştiriyorsun?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Rakı sofrasında Rabia işareti yapılıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O da olabilir.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Rabia, rakı, masanın ortasında Sayın Bülent Turan’ın fotoğrafı... Ben neyi eleştiriyorum? Yargının siyasallaşmasını eleştiriyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo, bravo (!) [AK PARTİ sıralarından gürültüler, alkışlar(!)

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bakın, bu yargıç, siyasi telkinlere açık bir yargıç mıdır, bu yargıç bir yerlerden talimat almakta mıdır? Bir ilçede görev yapan bir hâkim bu derecede siyasallaşıyorsa, bu tip ortamlarda bulunuyorsa o hâkimden adalet beklemek maalesef mümkün değildir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Nasıl başkan oldu, nasıl?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Muharrem Erkek, çok fena düştün ya. Zora düştün, zora!

FATMA BENLİ (İstanbul) – Ya Vekilim, çiçeğin üstündeki resimden bize ne?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tezgâh tutmadı, tezgâh!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Zaten dün verdiği kararda da gördük, bir yerlerden telkinde bulunulduğunu, bir yerlerden talimat alındığını gördük. Ben Sayın Bülent Turan’ın bilgisinin olup olmadığını bilemem. Zaten onu suçlamadım ama bir yargıcın içki masasında AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin fotoğrafı, Rabia yapan…

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Nerede fotoğraf?

FATMA BENLİ (İstanbul) – Vekilim, çiçeğin üstündeki fotoğraftan bize ne?

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Fotoğraf masada, masada. Sayın Bülent Turan biliyor.

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Fotoğraf değil ki o.

MUHARREM ERKEK (Devamla) – Bakın, bu ciddi bir şey ama sizde hukuk bilinci maalesef bu düzeyde değilse yapabileceğimiz bir şey yok. Bu yargıçtan bağımsızlık, tarafsızlık, adalet beklemek mümkün değildir. Verdiği kararla da zaten bunu kanıtlamıştır. Bizim derdimiz adalet, sizin derdiniz yargının siyasallaşması maalesef.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA BENLİ (İstanbul) – Çiçeğin üstündeki bir resmin ne anlamı var?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Seçimlerde, kampanya döneminde Muharrem Bey’le de karşılaştık, promosyon kalem hediye etmiştim; dikkat etsin kendisine. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sadece tutanağa geçmesi açısından… Şimdi, tabii, söylenen sözler doğru değil, Bülent Bey’in bu sözleri sarf etmesi de bir Grup Başkan Vekili olarak yakışık almamıştır “sığ siyaset” falan.

O fotoğraf var, her yerde uçuşuyor ama bugün bir Cumhuriyet Halk Partili o fotoğrafı kürsüye taşımadı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Üç defa gündem oldu, üç defa.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent Bey göstermek istediği için gitti, Çanakkale Milletvekilimizden rica etti, fotoğrafı o verdi, Bülent Bey kendisi kürsüye taşıdı.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ben göstermedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yüzden, bu meseleyi sanki Cumhuriyet Halk Partisi o fotoğrafı çıkarmış da göstermiş…

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Kim çıkarmış peki? Kim, söyle.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Siz bahsettiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Fotoğraf gündeme gelmiş, kendi aramızda da konuştuk, kürsüye taşımaya değer bulmadık biz bunu ama diğer iddialar çok daha değerli, çok daha tehlikeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Özel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu fotoğrafı çok fazla konuştuk zannediyorum. Bu son konuşma olsun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, dikkat etmeye çalışacağım.

Grup Başkan Vekilimiz benim taşıdığımı söyledi. Zabıtlardan baktırdım, bugün iki defa, benim fotoğrafım olduğu iddia edilerek sanki böyle özel bir beraberlik varmış algısı oluşturuluyor, gösterilmiyor ama anlatılıyor. Bahsedilen fotoğraf bu fotoğraf diye gösteriyorum. Bir daha söylüyorum: 3 kişi yemek yiyor, çay içiyor, rakı içiyor kendi ifadeleriyle; ortada bir fidan, bir fide var, üzerinde Bülent Turan’ın aday olarak fotoğrafı var Sayın Başkan. Gelinen yer, eleştirdiğim… Ne kadar komik olduğunun, vahim olduğunun belgesi olarak göstermek istiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Yıldırım…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İddialar çok komik.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Tabii, insanlar cezaevinde, çok komik!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Erkek, portreyi kim indirdi? Portreyi kim indirdi, onu bulun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen… Sayın Yıldırım’ı dinliyorum.

Buyurunuz Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, grup önerimiz aleyhinde konuşan AKP’li hatip, samimi olmadığımız ve eş başkanımızla ilgili de asla kendisinin kullanmadığı bir cümleyi çarpıtarak partimize dönük…

BAŞKAN – Hangi cümle o Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim eş başkanımızın veya herhangi bir milletvekilimizin “Hendekte eli silahlı olanlara -hiç kimseye- sırtımızı dayıyoruz.” diye bir cümlesi yok.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hangi cümle Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

12.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine ve HDP Eş Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, Sayın Milletvekili, böyle bir günde -eğer oruçluysanız Allah kabul etsin, değilseniz de Allah razı olsun- şu kürsüde söylem üstünlüğü sağlamak adına olmamış bir şeyi gelip ifade etmeniz bir milletvekilinin bulunduğu düzeye uygun düşmüyor. O da şu: Eğer ispatlarsanız bir eş başkanımızın ya da milletvekilimizin hendeklerle ilgili, “Sırtımızı hendeklere dayıyoruz.” la ilgili bir cümlesi yoktur.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Terör örgütüne.

MURAT BAYBATUR (Manisa) – Teröre, teröre.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Kime sırtını dayadığına dair cümleyi de -siz beğenirsiniz beğenmezsiniz- açık yüreklilikle söylüyoruz: IŞİD barbarizmine karşı savaşan ve Ankara’da AKP iktidarının da kırmızı halıyla liderini, Salih Müslim’i ağırladığı PYD’ye dayadığını söylemiştir, IŞİD’e karşı. O sırtını dayadığı PYD’nin lideri kaç defa Ankara’ya geldi, Dışişleri Bakanıyla görüştü, Başbakanlıkta teşrikimesai yaptı. O örgütle birlikte, biliyorsunuz, Süleyman Şah Türbesi iş birliği çerçevesinde taşındı. Şimdi, bunları, burada söylem üstünlüğü sağlayacaksınız diye, PYD için söylenmiş bir cümleyi kalkıp başka bir yere yontmanıza falan gerek yok.

Aynı eş genel başkanımızla ilgili ifade edeyim: Bakın, bir kişi size göre teröristse… Figen Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine giden yoldaki iddianameyi hazırlayan savcı ile 3 hâkimin tamamı ihraç edilmiş, savcı ile 2 hâkim şu an tutuklu. Eğer bir kişi teröristse yaşamında bütünsel olarak teröristtir. Verdiği kararlarda, işte “AKP’lilerle ilgili düzenlediği fezleke gayrihukuku olacak, HDP’liyle ilgili düzenlediği fezleke hukuki olacak.” diye bir şey olmaz. Bakın, bunlar eğer teröristse, bu iddiayla yargılanıyorlarsa -ki bana göre yargı kararı kesinleşmeyinceye kadar, tarafsız ve bağımsız yargı kararı kesinleşmeyinceye kadar masumiyet karinesi esastır- o zaman bunların hazırladığı bütün iddianameler, verdiği kararlar hükümsüzdür, gayrihukukidir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Şunu söyleyeyim: Ben ne söylediğimi gayet iyi biliyorum. Bunu manevi kimliğe büründürüp, oruçla alakalandırıp ispata davet etmenin, böyle burada ağdalı cümleler kullanmanın pek benim tarzım olmadığını önce söyleyeyim. Biri şu: Eş Başkanları Figen Yüksekdağ’ın bir kısım terör örgütlerini saymak suretiyle “Sırtımızı biz bunlara dayadık.” diye cafcaf bağırdığını biz gördük. Benim söylediğim şey budur, mesele bundan ibarettir, bu kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çavuşoğlu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BÜLENT Turan (Çanakkale) – Sataşmadı ama.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, yine böyle bir günde kalkıp bir kadın siyasetçi ve partimizin Eş Genel Başkanı hakkında, kendisine yakıştıramıyorum, bakın yakıştıramıyorum, “cafcaf” diyerek… Sırtını kime dayadığını ben kürsüde ifade ettim, bu cümleyi kimin için kullandığını. Sırtını dayadığı, o IŞİD barbarizmine karşı dayadığı örgütün liderini kaç defa Ankara’da kırmızı halıyla karşıladınız. Bütün kamuoyu biliyor. O günler bu ülke için iyi günlerdi, bakın bugünler kötü günler işte.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Yıldırım.

Teşekkür ederim.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Süleyman Şah Türbesi’nin taşınmasında PYD’yle sözüm ona Türkiye'nin iş birliği yaptığı gibi bir söylemde bulunmuştur. Böyle bir şey kesinlikle yoktur, Türk Silahlı Kuvvetleri girmiştir, operasyonu icra etmiştir ve tekrar üslerine oradaki silahlı unsurlarımız dönmüştür. Olay bundan ibarettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin lehinde Mustafa Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, tabii ki çok değerli tutuklu milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, son derece üzgünüm. Tabii, şu anda iktidarsınız, sizi çok ilgilendirmiyor. Her tutuklu milletvekiline, eş genel başkanlarına üzülmüştüm arkadaşları olarak, dostları olarak, milletvekili olarak. Dün de çok değerli bir dostum, arkadaşım, milletvekilimiz Enis Berberoğlu bir yargı infazıyla karşı karşıya kaldı ve tutuklandı, son derece üzgünüm ve bu konuşmayı da bu üzgünlük içerisinde yapmak durumundayım.

Arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, durumun vahametinin farkında değilsiniz, hakikaten farkında değilsiniz. Ben Sayın Erdoğan’a buradan sesleniyorum: Bu kadar acemi hukukçuyu nasıl yanında tutuyorsun, nasıl tutuyorsun bu kadar acemi hukukçuyu? Hayret bir şey gerçekten, hakikatten hayret! Yani bu kadar siyasetçi var etrafında ama bir de bu kadar çok acemi hukukçu var. Bakın, şunun için söylüyorum: Sayın Erdoğan’ın 31 Mayıs 2015 tarihinde TRT’de yaptığı açıklama ve haberi yapan gazetecileri suçlayan, “Bu casusluktur.” suçlamasıyla başlayan açıklama, Sayın Erdoğan’ın savaş suçuyla ilgili olarak ve bu Hükûmetin ve bürokratlarının savaş suçu ve insanlığa karşı suçla ilgili olarak kendisiyle ilgili başlattığı süreç olmuştur. Bunu iddia ediyorum, bunu yeni iddia etmiyorum bu kürsüden, daha önce de söylemiştim hatırlarsanız. Dün verilen karar var, biliyor musunuz değerli arkadaşlar, dün verilen karar. Aklınızı başınıza toplayın, bugün CHP’yi hapsedebilirsiniz, 11 HDP’li milletvekilini hapsedebilirsiniz; gücünüz var, iktidarsınız ama yarın öbür gün dünyaya gücünüz yetmeyebilir. Dün Enis Berberoğlu’yla ilgili verilen karar, hüküm, yarın öbür gün bir uluslararası ceza mahkemesinin iddianamesinin dayanağı olur. Onlarca kez uyardım, yanlış yapıyorsunuz dedim, bu işlere girmeyin yanlış yaparsınız ve nitekim o noktaya geldiniz, nitekim. Siz ne olduğu belli olmayan, müktesebatı belli olmayan, yarın öbür gün ne yapacağını bilmeyen bu yargıçlara güvendiniz ve büyük bir galibiyet içerisinde, Enis Berberoğlu casus, ceza aldı, hapiste... Vallahi sizleri kimse kurtaramaz, açık söylüyorum, yarın öbür gün öyle bir iddianameyle karşı karşıya kalırsınız ki eski Yugoslavya gibi, Ruanda gibi bir iddianameyle karşı karşıya kalırsınız, defakto bir mahkeme kurulur ve Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili olarak, aynen o MİT tırlarındaki bu mahkeme kararı iddianamenin başlangıcı olur. Böyle tarihî hatalar yapıyorsunuz. Ben bir hukukçu olarak, bu cumhuriyetin bir milletvekili olarak uyardım, uyarmaya devam ediyorum. O mahkeme kararı iddianamenin başlangıcı olacak. Bakın, burada var: 31 Mayıs 2015, Sayın Cumhurbaşkanının konuşması. Bakın, o konuşmadan sonra… O konuşma niyeydi? 31 Mayıs 2015… Niye Sayın Cumhurbaşkanı bu kadar çok panikledi? Niye bu kadar kin duydu? Çünkü yedi gün sonra seçim vardı, elinde anketler vardı, iktidarı kaybediyordu ve kaybetti, paniğinin nedeni oydu. Neden kasımdan sonra harekete geçti Cumhuriyet gazetesine karşı, neden? İktidar oldu ve yeniden savcılar harekete geçti, Cumhuriyet gazetesine karşı operasyon başladı.

Elinizi vicdanınıza koyun, bu haberin aynısı, dün Enis Berberoğlu’nun suçlandığı haberin aynısı, 21 Ocak 2014 tarihinde yani 19 Ocak 2014’ten sadece iki gün sonra Aydınlık gazetesinde hepsi yayımlandı. Bu ne biçim casusluk? Bir yıl dört ay önce yayımlanmış bunlar. İntikam alabilirsiniz, kibirli olabilirsiniz, güç sizde olabilir ama bunlar sizi kurtaramayacak değerli arkadaşlar.

Bakın, şuna geliyorum: Bu dokunulmazlık meselesi, kalktı kalkmadı; evet, kalktı burada, bu Meclis kaldırdı, kaldırdı bunu Meclis. Şimdi, konuşulan mesele dokunulmazlık mı, yoksa, elinizi vicdanınıza koyun, milletvekillerinin tutuklanması meselesi mi? Biriniz kalksanız burada bir şey söyleseniz ya. Ya Anayasa Mahkemesi kararı var, bu Anayasa Mahkemesi aynı Anayasa Mahkemesi, bu Anayasa’nın hükümleri aynı, üyeleri aynı üyeler, oy birliğiyle karar vermişler, 2013 tarihinde 4 Aralıkta, aynısı orada duruyor. Biriniz kalkın söyleyin ya, bu Anayasa Mahkemesi bu cumhuriyetin bir kurumu. Kalk Sayın Mehmet Muş, kalk burada söyle: “Ey Anayasa Mahkemesi, seni Anayasa’ya uygun davranmaya davet ediyorum.” de.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim ben; söyleyeceğim merak etme.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – İki günde verdiğin kararı niye şu anda, “on gündür”(x) gündemine almıyorsun? Kalk bunu söyle. Bak, senin koruman gereken husus şudur: Sizin korumanız gereken hukuk bu Parlamentonun hukukudur, yargının vesayetinin değil. Şu anda yargıçları atayabilirsiniz, güçlü olabilirsiniz, sırtınız güçlü olabilir ama siz güçsüz olduğunuz zaman da biz sizin yanınızdaydık, bunu bilin. Yarın da eğer bir haksızlığa tabi olacaksanız, hukuk dışılığa tabi olacaksanız yine biz yanınızda olacağız ama şimdi siz o sınavdan geçmiyorsunuz, geçmiyorsunuz, geçmiyorsunuz! Kendinizi bir gözden geçirin; bu Parlamentonun, milletvekillerinin hukukuna sahip çıkın, her şeyi boş verdik.

Bakın, bugün, her şeye rağmen, burada kalmamıza rağmen Türkiye'nin ana muhalefet partisi lideri bu adaletsizliğe dikkat çekmek için yürüyor. Hiç mi düşünmediniz ya? Bu Parlamentoyu kullanamıyoruz, dinlemiyorsunuz, hukuksuzluğa karşı çıkmıyorsunuz; aksine, hukuksuzluğu teşvik ediyorsunuz, yol veriyorsunuz, insanlarda adalet duygusu kalmadı.

Bakın, ben yargıya güvenmedim, yirmi beş yıl avukatlık yaptım, hiçbir zaman yargıya güvenmedim, yargının bağımsızlığına güvenmedim, tarafsızlığına güvenmedim. 12 Eylül referandumundan önce de, 2010’dan önce de bu yargı bağımsız ve tarafsız değildi; 2010’dan sonra da değildi, şimdi hiç değil. Ben yargıyla mücadele ettim insan hakları için, yurttaş hakları için. Şimdi aynı mücadeleyi yapıyorum. Burada kalkıp bize “Bağımsız yargı, tarafsız yargı; iyi karar verirse böyle, kötü karar verirse böyle.” demeyin ya, demeyin, hukukçulara bir sorun kendi içinizde. Bakın, yargı her zaman güçten yanadır istisnaları hariç olmak üzere. Şimdi, güç sizsiniz ve sizden yanalar, yoksa bütün kararlarına bir bakalım. Gelin burada gizli oturum yapalım, tümünü tartışalım yargı uygulamaları konusunda, var mısınız? Ya insanlar tahliye ediliyor. İstanbul Çağlayan Adliyesinde tahliyeleri için yazı yazılmıyor UYAP’tan, yazı yazılmıyor. Yeni soruşturma başlatılıyor, yeni gözaltı kararı veriliyor, yeni dava açılıyor tahliye edilmeden. Ne zaman olmuştur bu, değerli arkadaşlar? Söyler misiniz bana, ne zaman olmuştur? 12 Eylül döneminde oldu mu? Birleşmiş Milletlerin yeni açıklaması var: “12 Eylülden daha geridesiniz ifade özgürlüğünde.” Bu kadar ağır ortamlar var, kendinize gelin, gözden geçirin çünkü Türkiye kutuplaştı, Türkiye ayrıştı, aynı şeye üzülmüyoruz, aynı şeye sevinmiyoruz, aynı zeminde değiliz, aynı köprüden bile geçecek durumumuz kalmadı. Bu Parlamentonun bizim bu yürüyüşümüze rağmen Türkiye'nin birliğini koruma fırsatı hâlen var. Eğer içeride de barışımızı sağlayamazsak dışarıda kimseye güvenmeyin. Katar’dan geliyorlar bakın, değerli arkadaşlar. Bunu kendiniz için bir uyarı alın, Katar’dan geliyorlar Suriye’ye doğru, Suriye’den de buraya gelecekler. O yüzden, burada barışı sağlayalım, ana muhalefetle, muhalefet partileriyle barışı sağlayalım. Kendi barışımızı sağlayalım, dışarıya karşı da siz güçlü olun. İktidar sizsiniz ama burada barışı sağlayamıyorsunuz, burada bir arada değiliz, burada bize düşmanca davranıyorsunuz.

Ya, benim hakkımda yedi yıl sonra, dinleme kararıyla fezleke geliyor, Adalet Bakanı çıksın burada bir cümle bir şey söylesin ya, bir cümle. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer bu cumhuriyetin Adalet Bakanıysa o fezlekeyi alacak, böyle yırtıp atacak, geri gönderecek, diyecek ki: “Bir insanın kardeşiyle ilgili bir konuşma fezlekeye girmez.” Bu kadar. Yedi yıl sonra, başsavcısı ihraç edilmiş, hâkimi ihraç edilmiş, polisi ihraç edilmiş; yedi yıl neredeydiniz, yedi yıl? Siz soracaksınız, ben değil, siz soracaksınız. Enis Berberoğlu her mahkemesine gitmiş, her mahkemesine, savcı tutuklama istemiyor; yirmi beş yıl casusluktan ceza ve oradan tutuklama. Ya, biriniz çıkın, bir şey söyleyin ya, biriniz! Milletvekili nereye kaçacak? Damatlar kaçmayacak, milletvekili kaçacak öyle mi? Bu mu sizin vicdanınız, bu mu sizin adaletiniz?

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Adları “Adalet.”

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Damatların görevi var, görevi!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Can Dündar nerede?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, zor dönemlerden geçiyoruz, zor dönemlerden; burada tarih yazmak durumundayız yeniden barış için, yeniden birlik için, yeniden adalet için; barış için, adalet için, birlik için burada tarih yazma fırsatımız var, hâlen de var. Biz yürüyeceğiz adalet için, herkesi de çağıracağız. Kendimiz için değil, adaletsizliğe uğramış her yurttaş için yürüyeceğiz, herkes için yürüyeceğiz, ta ki Türkiye’de şiddete, teröre başvurmadan adaleti sağlayıncaya kadar, özgürlüğü sağlayıncaya kadar. Bunu yapmaya çalışacağız ve sizleri de bu Parlamentonun hukukuna, bu Parlamentonun saygınlığına, parlamenter hukukuna bağlı kalmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Tanrıkulu, açıyorum mikrofonunuzu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, çok önemli bir şey daha, tesadüf oldu bugün, bunun da olması tesadüf oldu; 15 Haziran 1215, dünya demokrasisinde bir dönüm noktası olan Magna Carta yani Büyük Özgürlük Fermanı’nın imzalandığı tarihtir. Bizler de ayrımsız, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük özgürlük ve demokrasi fermanını kalplerimizde, vicdanlarımızda imzalayalım ve adaleti talep edelim.

Hepimizin yolu açık olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) - Sezgin, partiye zarar veriyorsun, yapma ya! Seçime gideceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, isim vererek de bana atıfta bulunmuştur.

BAŞKAN – Sesiniz gelmiyor Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, yargı vesayetine yaslandığımız, yargı vesayetiyle hareket ettiğimiz gibi ithamlarda bulunmuştur. Ayrıca, ismimi de zikredip “Buradaki yaşanan süreçlerle alakalı hiçbir şey söylemiyorsunuz.” gibi ifadelerde bulunmuştur. Bu, 69’a göre bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, sayın hatip bizi tehdit etmeyi bıraksın. Onun tehditlerine pabuç bırakacak değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tehdit etmiyor, “barış” diyor, “kardeşlik” diyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, milletvekili o, milletvekili!

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “Kardeşlik” “barış” diyor, “Birlik olalım.” diyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, eğer savaş suçu işlemiş birini arıyorsanız Suriye’de yüz binlerce insanı katleden Esad’a bakacaksınız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – “Esed’e” mi, “Esad’a” mı, hangisine bakacağız?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Türkiye orada kan akmaması için elinden gelen bütün çabayı ortaya koymuş bir ülkedir. Türkiye yetmiyor, uluslararası boyuta giriyor, uluslararası boyut üzerinden ayrı bir tehdide kalkışıyor Sayın Tanrıkulu. Burada ismini zikredemeyeceğim ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını mukayese edecek ve oradan mesaj veriyor.

Size, kulağınıza birileri üfürdü mü Sayın Tanrıkulu, sizin kulağınıza birileri mesaj mı verdi, birileri üfürdü mü size?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sizin yönteminiz bu mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Gidin, bunları Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisinde konuşun.” diye birileri bir şey mi söyledi size? Biz hiçbir vesayeti kabul etmedik, bundan sonra da kabul etmeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, konuşmanın tamamına bakıyorum. Bir insan kendi ülkesine ve devletine karşı bu kadar nefretle yaklaşamaz, mümkün değil ama Sayın Tanrıkulu’nu konuşmaları, söylemleri maalesef buna işaret ediyor. Bu kabul edilebilir bir şey değildir…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Öyle mi anladın?

MEHMET MUŞ (Devamla) - …bir milletvekili için, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için de son derece üzücüdür değerli milletvekilleri.

Bakın, Türkiye, PKK’yla mücadele ediyor, Sayın Tanrıkulu “Devlet katliam yaptı.” diyor. Türkiye DEAŞ’la mücadele ediyor, DEAŞ’a en büyük darbeyi vuran Türkiye Cumhuriyeti devletidir ama bu sanki hiçbir şey ifade etmiyormuş gibi onun üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni suçlayacak noktaya gidiyor, sizi insafa davet ediyorum.

Şunu da ifade edeyim: Bu tehditlere biz pabuç bırakmayız, bunlardan korksaydık biz bu trene binmezdik.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Atın içeri, atın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, bir şey söylemeye gerek yok, açıkça şahsımı hedef aldı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Rica ediyorum, yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz Sayın Tanrıkulu.

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve değerli tutuklu milletvekilleri.

Değerli arkadaşlar, bakın, güneş balçıkla sıvanmaz. Yani tehdit falan filan yok, ben bu uyarıları bu Parlamentoda yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. Ben bu cumhuriyetin yurttaşıyım, bu cumhuriyetin milletvekiliyim ve dolayısıyla da 80 milyon yurttaşımızın bu dünyada haklarını korumakla da mesulüm aynı zamanda. Bu uyarıyı yapıyorum: Sen -pardon Sayın Muş- kısa pantolonla dolaştığın zamanlarda ben insan hakları mücadelesi yapıyordum, tamam mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EBUBEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Ayıp, ayıp, ayıp!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İşte kaliten ortada.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bak, dolayısıyla “Benim kulağıma bir yerden fısıldandı.” falan filan demek senin haddin değil. Ben burada her zaman görüşlerimi söyledim, beş yıldır burada söylüyorum, beş yıldır; kimse kulağıma fısıldamıyor. Kendi bilgimi, kendi birikimimi, kendi görgümü burada paylaşıyorum. Senin gibi bir yerlerden talimat alıp, senin gibi saraydan talimat alıp burada konuşmuyorum. Ben bu konuşmalarımı da Genel Başkanıma, grup başkan vekiline de sadece bildiriyorum ama sizin gibi değilim, bunu bilin.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – PKK’yı savunmaya devam et.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, ben bunu açıkça söylüyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nasıl alıyorsun? Nasıl oluyor, anlat?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu cumhuriyeti senin kadar korumaya çalışıyorum ama sizin aklınız, öngörünüz yetmez. O nedenle söyledim Sayın Erdoğan sizin gibi acemi hukukçularla nasıl çalışıyor diye. Dolayısıyla bakın, ben size buradan söyledim, gelin bunun aksini ispatlayın. IŞİD belgeleri burada, IŞİD ne zaman terör örgütü oldu, ne zaman? Gel açıkla burada, sana hodri meydan diyorum, gel burada belgesiyle ortaya koy.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 2013 yılında.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Türkiye IŞİD’i diye bir örgütü tanımlamadınız, emniyet genel müdürünün beyanları var.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Bağlı olduğun Amerika’nın sözcülüğünü yapma.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – IŞİD’le en fazla mücadele eden ülke Türkiye’dir ya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Türkiye IŞİD’i diye bir örgütü 2016 yılının sonuna kadar tanımlamadınız ve bu örgüte MİT tırlarıyla ortaya çıktığı gibi silah gönderdiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ayıp, ayıp!

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Amerikan sözcülüğü yapma.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Türkiye, IŞİD’i ilk defa terör örgütü kabul eden ilk ülkelerden bir tanesi, hiç kimse tanımadan Türkiye terör örgütü olduğunu kendisi kabul etti Bakanlar Kurulu kararıyla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurunuz, 69’uncu maddeye göre size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Umarım son konuşma olur.

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söyleyecek sözünüz bitince bakarsınız, “Ben insan hakları savunuculuğunu yapıyorken siz şunu yapıyordunuz, bunu yapıyordunuz...”

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben bir partiyi temsil ediyorum, benim bir görevim var. “Akıl yaşta değil, baştadır” diye bir laf vardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz 60 yaşına da gelebilirsiniz, 70 yaşına da gelebilirsiniz ama hâlen bu işlerin etrafını dolaşıyorsanız hiçbir anlam ifade etmez.

Biz başından beri şunu ifade ettik: Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinde de, devletinde de, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’den itibaren de bin yıldır bu topraklarda yaşayan bu insanların kurduğu bütün devletlerde de ne tarihinde, ne geçmişinde hiçbir katliam da göremezsiniz, hiçbir çatışmanın içerisine girdiğini de göremezsiniz; dünyaya hep hoşgörüyü, dünyaya hep insanlığı ve buraya hizmet için çabalar sunan bir devlet anlayışı görürsünüz ama bunu anlamayabilirsiniz. Biz, dünyanın farklı bölgelerinde terörist olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüklerine “Terörist değil.” diye ifadelerde bulunmayız, bunu da siz bulunursunuz veya onların avukatlığına soyunmayız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İngiltere’de değil mi Sayın Başkan?

MEHMET MUŞ (Devamla) – İngiltere’de, kendisi biliyor.

Onların avukatlığına soyunmayız, onlarla mücadele ederiz. Neden? Çünkü insanımıza, ülkemize karşı suç işledikleri zaman ne yapacaktır devlet? Gereğini yapacaktır.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Beraber de olursunuz değil mi Oslo’da, Oslo’da.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yaklaşımımız budur, referans aldığımız kaynaklar medeniyetimizin değerleri içerisindedir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Dolmabahçe mutabakatına katılan sizsiniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Lütfen bir daha meseleleri şahsileştirip sözünüzün bittiği yerden don meselelerine girmeyin, boğulursunuz içlerinde.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, tekrar sataştı; yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere söz alıyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

Bu tartışmalarda kürsüde en son konuşan kaybeder arkadaşlar.

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, meseleyi ben şahsileştirmiyorum, meseleyi şahsileştiren, grup başkan vekili oldu, “Kulağına üflenen” falan diye sözleri, kendisi burada söyledi. Ben, burada bir milletvekili olarak uyarı görevimi yaptım ve sağ olsunlar Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu da dikkatle dinledi. Ben, uyarı görevimi yapmaya devam edeceğim. 2015 yılına kadar, Yargıtay kararı burada…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 2013 yılında Bakanlar Kurulu var.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bana getir göster, sana süre veriyorum bir dahaki oturuma kadar…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onu al gel.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …bir dahaki oturuma kadar bana getir göster. Göstermezsen namertsin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nasıl aldıysan onu da al.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Buradadır ikisi de, ikisi de buradadır, bakın. 2013 tarihli kararı göstermezsen namertsin, ben senden özür dileyeceğim; söz, burada gel göster.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Özür dile, özür dile.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - 2013 tarihli kararı burada göster, senden özür dileyeceğim, ben görmedim diyeceğim. Söz, tamam mı? Ama, mesele bu değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nedir?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bakın, 2016 yılının sonuna kadar…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Avukatı mısın DEAŞ’ın ya?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Yargıtay kararı burada. IŞİD, Türkiye’de terör örgütü olarak görülmedi ya, bu kadar basit. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ne münasebet?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – “Türkiye IŞİD’i” diye bir örgüt tanımlanmadı. Ben, bunun peşine düştüm. Burada cevap veremediniz, soru önergelerim var, cevap verilmedi.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, bundan hicap duyun, Emniyet Genel Müdürünün tutanaklarda sözü var…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – “IŞİD” diye söyleyemediniz, “DEAŞ” diye ama “IŞİD” diyemediniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Her zaman dedik, her zaman.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …“Bizim böyle bir çalışmamız olmadı.” dedi, değerli arkadaşlar. Bakın, bunları bir uyarı olarak görün, karşınıza gelecek. Ben, kimseyi tehdit etmiyorum, bilgimi, birikimimi burada paylaşıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Son olarak şunu söyleyeceğim: Bakın, İngiltere’de konuştum ve soru sordum. Bana soran ATV muhabiri dedi ki: “PYD terör örgütü müdür?” diye, ben de dedim ki: “Bunu bana sormayın, bunu Hükûmete sorun.”

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Bilmiyor musun terör örgütü olduğunu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Aynen kayıtlarda var, “Eğer terör örgütüyse, konuştuğum tarihte, bu terör örgütüne 29 Ekim 2014 tarihinde Habur Sınır Kapısı’ndan Mürşitpınar Sınır Kapısı’na kadar bu Hükûmet neden silah gönderilmesine 300 kilometre boyunca müsaade etti?” dedim.

İkinci sorum: Neden bu örgütün liderini Ankara’da kabul etti? Konuştuğum tarih belli, sorduğum soru belli. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Serbest bıraktılar IŞİD’cileri, muhatap orada.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Kalk cevap ver buna, kalk cevap ver.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Sen PYD’ye cevap ver.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Neden, neden, neden? 29 Ekimde 300 kilometre boyunca…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – PYD’ye sor, cevabını alırsın sen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde son konuşmacı, aleyhte olmak üzere Trabzon Milletvekili Salih Cora.

Buyurunuz Sayın Cora. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Size böyle sakin, sükûnetli bir ortam hazırladık Sayın Cora.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi tarafından verilen önergede HDP’li milletvekillerinin tutuklanma süreciyle ilgili araştırma yapılması hususunda AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ, her zaman ülkemizin sorunlarının çözümünde istişareyi, diyaloğu ve uzlaşmayı temel referans olarak kabul etmiştir. Bu yolda milletimizin geleceğini, çocuklarımızın geleceğini, istikbalini, ülkemizin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutmuştur.

Değerli arkadaşlar, buradan biraz önce konuşma yapan hatiplerin konuşmalarını dinlediğimizde söylenen sözlerin, cafcaflı sözlerin, barış nutuklarının, sorunların çözümünde çare olmadığını hepimiz biliyoruz. Yani “barış, barış” demekle barış gelmeyeceği gibi “bal, bal” demekle de ağzın ballanmadığını hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, milletvekilleri olarak bize düşen, hakikatleri açıkça görmeli ve onları açıkça ifade etmeliyiz. Terör, en ucuz, en can yakıcı, en kirli, en alçak savaş türüdür. Bunu unutmamalıyız. Hafızamızı bir yoklayalım: Bu sürece nereden ve nasıl geldik? Bu bardak nasıl doldu arkadaş? Bu olaylar zinciri ne zaman başladı? Konuşmalarda bu olayın 20 Temmuzda 2 polisin şehit edilmesiyle başladığı şeklinde cümleler de oldu ama esasında 6-7 Ekimde Kobani’de başlayan olayların ardından HDP Genel Başkanının televizyonların önünde halkı sokağa davet etmesi, isyan çağrısı yapması ve sonunda 2 polisin şehit edilmesi ve 31 vatandaşımızın, Yasin Börü ve arkadaşları dâhil olmak üzere 31 vatandaşımızın öldüğü, birçok kişinin yaralandığı, kamu kurum ve binalarının yağmalandığı, ev ve iş yerlerinin hasar gördüğü çok talihsiz bir olayı yaşamış olduk. Bu olayların hepsi gözümüzün önünde gerçekleşmiştir. Daha sonra PKK’nın, KCK’nın sözde temsilcilerinin “Ölüm taburlarını şehir merkezlerine göndereceğiz.” şeklindeki açıklamaları ve bunun da fiilen uygulamaya geçirilmesiyle beraber iş tamamen çıkılmaz bir hâl almıştır.

Değerli arkadaşlar, siyasi partiler, terör örgütleriyle arasına mesafe koymalı, hatta karşısında yer almalıdır, organik bir ilişki içerisinde asla olmamalıdır; terörü, şiddeti, tuzağı, hendeği, bombayı, patlayıcıları ve molotofları siyasetin bir enstrümanı olarak kullanmamalıdır. Bilmenizi isterim ki bu vahim olaylar yaşanırken, biz bu şehit cenazelerimizin tabutlarını taşırken birileri, maalesef terörist cenazelerinde birbirlerini ezmekteydiler. Ankara’yı kana bulayan teröristler için taziye çadırları açılmış, taziyeler kabul edilmiş, terörist cenazelerinde dua edilmiş, teröriste silah taşımak, kuryelik yapmak, PKK ile ülkeyi tehdit etmek gibi birçok hezeyanın içerisinde yer alınmıştı ve bu şekilde PKK ile “Sizi tükürüğünüzde boğarız.” şeklinde açıklamalar, “Sırtımızı PKK’ya, PYD’ye dayadık.” gibi hezeyana dayalı açıklamalar, aynı zamanda maalesef siyaset sürecini tıkadığı gibi konuşmayı tamamen ortadan kaldırdığı için hukuken de suç olarak telakki edilecek bir süreci başlatmış oldu. Bu durum, demokrasiyi ıskat ettiği gibi, demokrasiyi zehirlediği gibi de çok açık bir şekilde kanunları da ihlal etmiştir.

Milletvekilinin görevi, milletin sorunlarını çözmektir, millete ve ülkemize hizmet etmektir. Devlet içinde devlet kurmak, “öz yönetim” adı altında özerklik ilan etmek, mümkün değildir, doğru da değildir. Terörden, şiddetten uzak durmalıyız. Siyasi partiler, terör örgütünün lojistik merkezi olamaz, teröristlerin sözcüsü olamaz.

Maalesef gelinen süreçte yaşananlara baktığımızda iddianamenin içeriğinden ve dosya kapsamından öğrendiğimiz bilgilere göre, önergede bahsi geçen kişilerle alakalı olarak halkı kanunlara uymamaya tahrik etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni alenen aşağılamak, terör örgütünün propagandasını yapmak, Türk milletine, cumhuriyete ve Türkiye Büyük Millet Meclisine alenen hakaret etmek ve aşağılamak, kamu görevlilerine hakaret etmek, örgüte yardım etmek, suç işlemeye azmettirmek, halkı isyana teşvik, devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak gibi birçok suçlamayla karşı karşıya kalmak durumunda kalmışlardı.

Bu suçlamalar sonucunda, ilgili kişiler hakkında soruşturma başlatılmış ve haklarında düzenlenen fezleke, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Anayasa Komisyonunda görüşülmüş, ardından Genel Kurulda Cumhuriyet Halk Partisinin bir kısım milletvekillerinin, Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ’nin oylarıyla dokunulmazlıklar kaldırıldı. Ondan sonraki süreçte mahkemeler tarafından kendilerine gönderilen çağrılara, tebligatlara cevap verilmedi hatta mahkemelere meydan okundu. Belki meydan okumak, bir tutuklama gerekçesi olmasa dahi yukarıda bahsettiğim olayların her biri, mahkeme tarafından dikkate alınarak, gözaltı kararının ardından çıkarılan mahkemede haklarında, kuvvetli suç şüphesi, kaçma şüphesi de dikkate alınarak, tutuklama kararı verildi. Şu anda yargılama süreci devam ediyor. Böyle bir durumda, devam eden yargılamalarla ilgili olarak Meclis araştırması ve soruşturması yapılması mümkün değildir. Bu vesileyle, bu önergenin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cora.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, şimdi, maalesef, partimizin vekilleriyle ilgili aslı astarı olmayan söylemlerde bulunmaya devam ediyorlar. Vekillerimizin araçlarında silah taşıdığı konusunda ilgisi olmayan bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, yeri geldiğinde hukuktan, yargıdan söz edenler, hiçbir yargı dosyasına intikal etmemiş iftiraları atmaktan imtina etmiyorlar. Israrla söylüyoruz: Bakın, hakkımızda 500’e yakın fezleke düzenlendi. Bunlarla ilgili olarak şimdiye kadar 24 arkadaşımız gözaltına alındı. 140 civarında duruşmaya çıktık. Çıkın, bir belgeyle bir arkadaşımızın aracında -bu, polis fezlekesi olur, savcılık iddianamesi olur- silah taşıdığını iddia edin; değilse -sizin söyleminizle söylüyorum- iddiasını ispat etmeyen, müfteridir. Bütün arkadaşlarımızın şimdiye kadar çıktığı mahkemelerde -ki ben bunların büyük bir çoğunluğunu takip etmeye çalıştım, en az 40 duruşmaya katıldım- tamamı, siyasi söylemleri, siyaset yaparken kullanmış olduğu söylemler ve etkinliklerdir. Bir de -belki şu ülkenin yasama organı utanır diye söylüyorum- kullanmadıkları söylemler ve iddialar var. İşte, dün Kayseri’de 2 eş genel başkanımızın duruşması vardı; hiçbir şekilde Kayseri’ye gitmemişler, bir etkinliğe katılmamışlar; bir konuşma yok, bir etkinlik yok. Nedir? İl binamız bombalandığı için suç duyurusunda bulunulmuş. Bir de bunu getirip -20 Temmuza biz “darbe” diyoruz- oraya dayandırıyorsunuz. Daha önce iki defa şu kürsüden söyledim, tekrar söylüyorum: 9 Şubat 2016 günü dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Hollanda’dan dönerken uçakta gazetecilerin sorduğu soru üzerine verdiği cevap, diyor ki: “Süreci biz bitirdik. Ekim 2014’te bizzat ben talimat verdim bütün güvenlik birimlerine. ‘Hazırlık yapın. Biz harekete geçin.’ dediğimiz zaman geçeceksiniz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - O lafın önünü sonunu da söyle, sadece cımbızlama.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Minare çalınmış, kılıf bulunmuştur. Açık açık kalkın deyin ki “Bu süreci biz bitirdik.”

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Dinliyorum Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, geçmiş oturumda da benim bir şeyi ispat etmemle alakalı Sayın Tanrıkulu’nun bir ifadesi vardır.

BAŞKAN – Sesiniz gelmiyor Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bir önceki oturumda DAİŞ terör örgütüyle alakalı, bunun 2013 yılında terör örgütü olarak görüldüğünü ifade etmeme rağmen bunu ispatlamam için söylemlerde bulundu Sayın Tanrıkulu. Bu anlamda bunlara cevap vermek hakkımızı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, şimdi, o, âdeta sonsuz bir tartışmaydı. Ben de bu tartışmanın bir yerinde nokta koymak amacıyla uygun bir zamanda birleşime ara verdim. Birleşime ara verdikten sonra sataşmadan dolayı söz talebi nedeniyle benim söz vermem mümkün bulunmuyor. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi açık. Aynı oturum içinde olmak kaydıyla söz verebiliyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – O zaman şunu ifade edeyim: Sayın Tanrıkulu, 10 Ekim 2013 tarihli 28791 sayılı Resmî Gazete’de çıkan karara baksın, ondan sonra konuşsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş, tutanaklara geçmiştir.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Cora…

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, az önce hatip, ifadesinde bir iddiayı ispatlamakla alakalı “müfteri” sıfatını kullandı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Cora.

SALİH CORA (Trabzon) – Ben sadece tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Peki, dinliyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Benim konuşmamda bahsi geçen husus -iddianameden okuduğum kadarıyla söylüyorum- ilgili milletvekilinin aracında silah olduğu yönünde bir ifadem olmamıştır; ilgili milletvekilinin aracından inen bir şahsın, silah alıp arabaya gelmek üzereyken polis tarafından yakalanıp gözaltına alınması ve…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lojistik destek veriyor işte.

SALİH CORA (Trabzon) – …onun ifadesinde, Mehmet Emin adlı bir mültecinin ifadesinde geçen sözleri ben aktarmış oldum, daha açıklamalı olarak bunları ifade ettim. “Araçta silah vardır.” şeklinde söylemedim. Burada bir kuryelik durumu söz konusuydu, onu ifade etmiş oldum. Kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Cora.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Vekil beni doğruladığı için teşekkür ederim. Bilgi yok, belge yok.

SALİH CORA (Trabzon) – İddianame dedim ben.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, ben bilgi, belge, resmî bir belge, resmî bir iddianame belgesini çıksın göstersin. Dönem dönem kalkıp bunu söyleyip ondan sonra hiçbir resmî belgeye dayandırmadan bunları kullanmak, ben açık söylüyorum, iddiayı ispat değildir, iddiayı ispat etmediği için de neyle itham ettiğim konusunda da arkasındayım.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Yıldırım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanrıkulu.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, yani ben aslında bundan söz isteyecektim fakat tartışmanın uzamasını istemediğim için bunlara devam etmedim. Yani “PKK’yı terör örgütü olarak görmüyoruz.” diyen bir parti, “PKK’yı bizim eleştirme yetkimiz yok.” diyen aynı parti, çıkmış burada hangi belge, hangi delil… Bunlardan daha büyük delil, kanıt var mı ortada? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Tanrıkulu…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yani devlet baraj yapıyor, yapılan baraja “askerî baraj” diyor Sayın Genel Başkanları, “Gerillanın geçişini engellemek için yapıldı bu barajlar.” diyor. Yani “Çukur eylemlerinde bu çocukları anlamanız lazım.”

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “Güvenlik barajı yapıyoruz.” demediniz mi? Yok mu güvenlik barajı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunların arkasında duranlar şimdi bunları inkâr ediyor? Hangi belgeyi arıyorsunuz Sayın Yıldırım?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hesap vereceksiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben de tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Dinliyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şuna işin ucuzculuğundan alıştılar: Biz “tutuklu vekiller” deriz, konuyu saptırırlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Saptırma yok ya, ortada.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz hangi konuyu gündeme getirirsek getirelim... Biz buna gelmeyeceğiz. Bizim iddialarımız bellidir, gerekçemiz bellidir, araştırma önergemiz bellidir, bunlara cevabı olamayanların başvurduğu ucuz yöntemdir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tabii, tabii, ucuz yöntem canım!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) – Belli belli.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir.

Sayın Tanrıkulu…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi uyarınca bir cevap hakkımı kullanmak istiyorum. Gerçekten burada benim bıktığım bir tartışma yapılıyor gerçekten de. 2014 yılından bu yana bu tartışmayı burada yapıyoruz ama arkadaşlarımız, IŞİD’in, Türkiye IŞİD’inin bir terör örgütü olarak görüldüğüne dair bir kararı buraya koymadılar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söyledim, daha ne söyleyeceğim ona.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hâlen de koymuyorlar. Getirsinler okusunlar, ben de “evet” diyeyim. Bakın, efendim, o kararlar burada, müsaade edin çünkü adımı andı.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, bir saniye, önce konuyu netleştirelim. Sayın Muş, bir Resmî Gazete’nin tarih ve sayısını vermek suretiyle “Sayın Tanrıkulu’nun bu Resmî Gazete’ye bakmasını tavsiye ederim.” dedi. Burada hangi nedenle siz açıklama istiyorsunuz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, bakın, o Resmî Gazete ve daha sonraki iki tane Bakanlar Kurulu kararı, Türkiye IŞİD’inin terör örgütü olarak görüldüğüne dair bir karar değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nedir?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bu grup, yaklaşık üç yıldır bunu çarpıtıyor. Müsaade ederseniz çünkü benim adımı da andı.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir bu da Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim ama okumam lazım. Lütfen, rica ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olmaz efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim, “geçen oturum” dediniz oldu mu o zaman?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Olur mu ya, Mehmet Muş’a vermediniz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, bakın, geçmişte bir yanlış yapılmış olabilir. Geçmişte Hükûmetiniz veya Emniyet Genel Müdürlüğü, IŞİD-Türkiye örgütünü terör örgütü listesine almamış olabilir. Bunu Darbe Komisyonunda sorduk ve Emniyet Genel Müdürü de “Evet, böyle bir çalışmamız olmadı." dedi açık açık.

Şimdi, sizin “2013” dediğiniz karar, 2014 tarihli iki tane karar burada. Bakın, IŞİD terör örgütüyle siz Maliye Bakanlığı aracılığıyla mı yürütüyorsunuz mücadeleyi? Ne diyor bu kararda? 2013 tarihli kararda da aynı cümle var.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, karar var mı, yok mu? Onu söyle sen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – “Bu karar hükümlerini Maliye Bakanı yürütür.”

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Karar var mı, yok mu? Ya, “IŞİD terör örgütüdür.” diye karar var mı, yok mu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu kararlar, küresel IŞİD örgütünün Türkiye'deki mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin, Maliye Bakanlığına verilmiş görevdir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, terörle mücadelenin en önemli ayağı, mali suçları engellemek.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – 2015 yılına kadar Türkiye'de Emniyet Genel Müdürlüğü, bu örgütü, terör örgütü listesine almadı. Bu kararlar, o kararlar değil. Lütfen, bakın, yanlış yapılmış, o yanlışı burada savunmayın. Doğru değil Sayın Muş, doğru söylemiyorsunuz, yanlış söylüyorsunuz ve yanıltıyorsunuz. Kararları vereyim size.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, “terörizmin finansmanı” ne anlama geliyor?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, terörizmin finansmanı en önemli konu zaten ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, ne diyor? “Bu karar hükümlerini Maliye Bakanlığı yürütür.” diyor.

Değerli arkadaşlar, iki tane Yargıtay kararı var. Yargıtay, daha 2015 yılının Nisan ayında demiş ki “Bu örgüt, terör örgütü değil. Eğer terör örgütüyse İçişleri Bakanlığının bana yazısını göster.” demiş. Bu Yargıtay demiş bunu.

Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya Bakanlar Kurulu niye karar almış o zaman? Finansmanla ilgili niye karar almış?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, yanlış bilgi veriyorsunuz, doğru değilsiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terörle mücadele için, finansmanı kesmek için niye karar almış?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır, yoklama işlemini yapacağım.

Sayın Yıldırım, Sayın Kürkcü, Sayın Aslan, Sayın Becerekli, Sayın Kadri Yıldırım, Sayın Behçet Yıldırım, Sayın Uca, Sayın Ataş, Sayın Toğrul, Sayın Gaydalı, Sayın Paylan, Sayın Dora, Sayın Akdoğan, Sayın Başaran, Sayın Özgökçe Ertan, Sayın Botan, Sayın Adıyaman, Sayın İrmez, Sayın Önlü, Sayın Ayhan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 22/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 4/11/2016 tarihinde yasal mevzuata aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP Eş Başkanları ve 11 milletvekilinin maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 5/5/2016 tarihinde İstanbul milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, basının özgür hâle gelmesi, gazetecilik mesleğine dayatılan sansürün ortadan kaldırılması ve etkili çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

15/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/6/2017 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              Özgür Özel

                                                                                 Manisa

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından basının özgür hâle gelmesi, gazetecilik mesleğine dayatılan sansürün ortadan kaldırılması ve etkili çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla 5/5/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (527 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/6/2017 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Gürsel Erol, Tunceli Milletvekili.

Sayın Erol, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Tunceli) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sağlık sorunlarım nedeniyle Sayın Genel Başkanımızın başlatmış olduğu adalet yürüyüşüne katılamamanın üzüntüsünü de buradan belirterek Sayın Genel Başkanıma ve adalet yürüyüşüne katılanlara buradan selam gönderiyorum. Ve konuşmama Parlamentoyu bir konuda bilgilendirerek devam etmek istiyorum.

Ben, otuz üç yıllık siyasi hayatı olan, gençlik kolları genel başkanlığı, il başkanlığı görevlerinde bulunan ve otuz üç yıl sonra ilk defa milletvekili olan, 1 Kasımda milletvekili olarak aranızda bulunan bir milletvekiliyim. Parlamentonun çalışma düzeninden, siyasetteki siyaset yapma anlayışından, milletvekillerinin birbirine karşı nezaketsiz davranışından ve Parlamentoyu gerçekten Türkiye'nin sorunlarının çözümüyle ilgili düşünce üretmek yerine tartışmanın, konuşmanın ve çatışmanın yeri olarak gördüğüm için önümüzdeki dönemde de milletvekili adayı olmayacağımı belirterek, sizleri bu konuda bilgilendirerek konuşmama başlamak isterim.

BAŞKAN – Çok erken bir beyanda bulundunuz Sayın Erol.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Evet, Sayın Başkanım, böyle bir kararım var. Siyasete devam edeceğim ama milletvekili olarak değil.

Sayın milletvekilleri, bu Parlamentonun aslında tarihsel bir ortak özelliği var. Yani ben daha önceki konuşmalarımda da ifade etmiştim, dönem dönem, insanların hayatında unutamadıkları dönem arkadaşlıkları var; bu, mahalle arkadaşlığı, okul arkadaşlığı, asker arkadaşlığı... Ve 26’ncı Dönemin de kendine özgü bir özelliği var; 26’ncı Dönem, 15 Temmuz darbesine karşı, hain darbeye karşı direnen bir Meclis. Eğer 15 Temmuz darbesi gerçekleşmiş olsaydı bu Parlamentoda kimsenin siyasi düşüncesine bakılmasızın birçok milletvekili yakalandığı yerde infaz edilecekti. Belki şu anda birçoğumuz yoktuk, birçoğumuz cezaevlerindeydik. Yani kader ortaklığı yaptık ama görüyorum ki iktidar partisinin milletvekilleri, sanki hiç 15 Temmuzu yaşamamış gibi, bu ülkede 15 Temmuz gibi bir risk yaşanmamış gibi, kendisi gibi düşünmeyen diğer siyasi düşünceleri mahkûm etme, ezme, onlara yaşam hakkı tanımama gibi bir davranış içerisinde. Bu son derece yanlış.

Değerli milletvekilleri, bizim tarihimizde bununla ilgili çok emsaller ve örnekler var. Bakın, daha birkaç yıl öncesine kadar Ergenekon ve Balyoz davalarında “hain” diye tutuklu olan generaller, askerler bugün vatansever olarak görevlerinin başına döndüler ve o gün “yurtsever” diye, “vatansever” diye gözüken -ve dönemin Sayın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan makam arabasını tahsis etmişti- Zekeriya Öz bugün yurt dışında, firar ve vatan haini. Yani yarın bu ülkede kimin vatan haini olacağı, kimin yurtsever olacağı meçhul. Bununla ilgili bir örnek vereyim: 1980’li yıllarda, Kenan Evren’i gittiği her ilde on binler karşılardı. Adı caddelere verildi, sokaklara verildi, meydanlara verildi fakat Kenan Evren öldüğünde devlet töreniyle gömülmeseydi, tabutunu taşıyacak 4 sivil yoktu. Ve AKP Hükûmetini kutluyorum, o günkü -askerî dönemdeki- darbeyi yapanlarla ilgili yargı sürecini başlattı ama sonuç alınmadan öldüler.

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Ama geç, geç.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Ama önemli olan başlamaktı.

Peki, şimdi size soruyorum: On yıl sonra bu ülkenin yönetimiyle ilgili neler yaşanabileceğinin garantisini kim verebilir? Eğer yalnızca konjonktüre dayalı, güce dayalı bir hukuk düzeni kurmaya çalışırsanız, gençsiniz, genç arkadaşlar var, yarın kendilerini ancak itirafçı olarak kurtarabilirler. Onun için, kişiye dayalı değil; hukuka dayalı, rejimin, sistemin gerçeklerine dayalı bir hukuk sistemiyle bu ülke yönetilmelidir.

Değerli milletvekilleri, ben bunu birkaç defa daha belirtmiştim, CHP Grubunda en keskin HDP karşıtı milletvekiliyim. Kendi seçim bölgemde Atatürkçü ve cumhuriyetçi bir milletvekili olarak tanınırım ve çizgim de budur. Ama tabii ki, doğal olarak, her milletvekilinin siyaset yapma anlayışı, siyasi tercihleri birbirinden farklıdır. Her siyasi partide görev alan milletvekili arkadaşımız, mensubu olduğu siyasi partinin düşüncesini kabullenmiştir ve o partide siyaset yapmaktadır. O milletvekiline ve partiye oy veren her seçmen de kendine göre inandığı değerler üzerinden siyasi partisini tercih eder. Yani herkes aynı şeyi düşünmeyebilir, herkes ayrı şeyleri düşünebilir.

Ben size bir örnek vereyim: Referandum döneminde Sayın Başbakanımız Tunceli’yi ziyaret etti. Ben Türkiye’de muhalefet partisinin milletvekili olarak Sayın Başbakanı ilde karşılayan tek milletvekiliydim. Sayın Başbakanımızı protokol gereği karşıladım, ilimizin sorunlarını Sayın Başbakanımıza ilettim ve nezaketen orada yer aldım. Bu karşılamamı, ilimin diğer milletvekili Alican Önlü en şiddetli şekilde sosyal medyada paylaştı ve protesto etti. Olabilir, onun siyasi düşüncesi ve siyasi yaklaşımı bu olabilir. Ben devletle çatışmak için milletvekili olmadım, ben devlet ile vatandaş arasında köprü olup kendi ilimin, devletin yönetiminden kaynaklı sorunlarını çözmek için milletvekili oldum. Ama geçen hafta, geçen günlerde, ilimde, siyasi düşünce olarak son derece ters olduğum bir siyasi partinin milletvekili Alican Önlü Bey’e bir kamu görevlisinin davranış şekli hiç hoş değildi. Alican Bey’in bir milletvekili olarak bir kamu görevlisiyle o şekilde muhatap olması yanlış ama bir kamu görevlisinin bir milletvekiline karşı o tavrı göstermesi ne etik ne ahlaki ne siyasi ne vicdani ne de hukukidir. Eğer biz bizim gibi düşünmeyenlerin hakkını koruyamazsak, biz bizim gibi düşünmeyenlerin hakkını arayamazsak yarın aynı duruma düştüğümüzde bizim hakkımızı da kimse aramaz.

Ve yine, Pervin Buldan’dan bahsetmek istiyorum. Düşünün ki Meclis Başkan Vekili Cumhurbaşkanlığına vekâlet edecek bir makamdır, eğer Cumhurbaşkanı yoksa Cumhurbaşkanlığına vekâlet edebilecek bir makamdır. Cumhurbaşkanına vekâlet edecek bir makamı temsil eden kişinin polis gözetiminde ifadeye götürülmesi doğru değildir.

Değerli milletvekilleri, eğer biz Parlamentonun saygınlığını koruyamazsak, biz parlamenterlerin saygınlığını koruyamazsak yarın aynı duruma düştüğümüzde “Eyvah!” deriz. “Eyvah!” dememek için, yarın aynı duruma düşmemek için, geçmişte sizin arkadaşlarınıza yapılan hataları bugün siz tekrarlamayın.

Bakın, Merve Kavakcı’ya başörtüsünden dolayı, türbanından dolayı yemin ettirilmedi bu Mecliste. Peki, siz de sizin gibi düşünmeyen insanların bu Meclise gelmesini engelliyorsunuz. Ne fark var? Arada ne fark var? Farkınız ne? Olamaz böyle bir şey. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bizim yapmamız gereken, bizim gibi düşünmeyen insanların aslında hakkını, hukukunu, adaletini korumaktır. Demokrasi budur. Herkes aynı şeyi düşünürse zaten orada sorun var. Önemli olan, sizin gibi düşünmeyen insanların düşüncelerine saygı duymak ve onların düşüncelerini hayata geçirebilmeleri için onlara fırsat verebilmektir.

Sayın milletvekilleri, aslında içinizde, AKP’nin içinde devlet geleneğinden gelen ve gönül adamı olan insanlar da var. Geçmişte Parlamentomuzda böyle isimler çoktu. Mesela CHP’de Hikmet Çetin vardı, CHP’nin Hikmet Ağabeysiydi. DYP’de İsmet Sezgin vardı, DYP’nin İsmet Ağabeysiydi. Refah Partisinde Yasin Hatipoğlu vardı, MHP’de Murat Sökmenoğlu vardı, ANAP’ta Kamran İnan vardı. Yani bu isimler çoğaltılabilir. Bunlar siyasetin abileriydi. Eğer siyasette bir çıkmaz varsa, siyasette bir gerginlik varsa bunlar devreye girer, nezaketle, hoşgörüyle çözerlerdi.

İçinizde, şimdi, devlet geleneğinden gelen arkadaşlar da var. Ya, hiç mi akıl vermezler size! On yıl sonra sonunuzu hiç mi düşünmezsiniz? 14 Temmuzda 15 Temmuzun olacağını kim düşünürdü? Peki, yarın ne olacağını kim düşünür?

Gelin, kişiye dayalı bir güçle, kişilere dayalı bir hukuk sistemiyle ülkeyi yönetmek yerine hukuk düzenini kuralım. Yani sizin bütçenizin büyüklüğü önemli değil, sizin büyük kamu binalarında hizmet görmeniz önemli değil, ordumuzun büyüklüğü önemli değil; önemli olan yurttaşlık hakkımızın herkese eşit ve adil olmasıdır, evrensel değerler çerçevesinde herkese eşit yurttaşlık hakkının tanınmasıdır, hukukun tanınmasıdır. Basın özgürlüğü kalmamış, yurttaşlık hakkı kalmamış, insanlar korkar hâle gelmişler.

Değerli milletvekilleri, içinizdeki, devlet adamı geleneğinden gelen milletvekillerine sesleniyorum: Yöneticilerinizi, lütfen, çocuklarımızın geleceği için, ülkemizin geleceği için uyarın. Kişiye dayalı bir hukuk sistemi değil, Anayasa’ya dayalı bir hukuk sistemiyle yeniden bir yargı ve Anayasa’nın hazırlanmasıyla ilgili üzerimize düşen siyasi ve ahlaki sorumluluğu yerine getirelim.

Hepinize en içten dileklerimle sevgi ve saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erol.

Önerinin aleyhinde Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin medyaya yapılan ve basına yapılan baskılar hakkında vermiş olduğu grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, medya, devletin ve ülkenin işleyişinde yasama, yürütme, yargı kadar önem atfedildiği için çoğu zaman da dördüncü kuvvet olarak nitelenen bir kurumsal yapıdır. Medyanın demokrasimizi savunması, millî birlik ve güvenliğimizi tesis etmek için sorumluluk alması gerekir. Yani hiç tartışılmayan bir konu; medya sadece eleştirir, haber yapar, çoğu zaman da masabaşında haber üretir, manipülasyon yapar, ajitasyon yapar, algı operasyonları yapar hâle gelmiştir. Ancak medyanın tarafsız ve ön yargısız bir çizgide olması basın hürriyetinin de ilk aşamasıdır. Medyanın çıkardan başka düşüncesi ve hedefi olmayan bir zihniyetten kurtarılması gerekiyor ve Türkiye'nin en önemli temel sorunlarından birisi de medya sorunudur. Bu konuda son derece objektif, makul, mantıklı ve ilkeli olmak durumundayız. Ayrıştıran değil, birleştiren; örtbas eden değil, sorgulayan; patronların değil, milletimizin yanında olan; iş birlikçi değil, tarafsız bir medyaya ihtiyacımız her geçen gün daha fazla artmaktadır. Âdeta toplumun nefes alma imkânında ciddi sorunlar vardır. Medya bir ajitasyon, provokasyon ve algı aparatı olamaz; gazeteci casusluk faaliyeti içerisinde hiç olamaz. Bunlar inkâr edilebilir mi değerli arkadaşlar?

Medyaya dördüncü kuvvet olarak önem veriyoruz, medyanın ayna olmasını istiyoruz, bir denetim müessesesi olmasını arzu ediyoruz. Siyasetçi, medyaya bakarak yaptığı işlerin, projelerin ölçüldüğü, sorgulandığı ve buna göre tedbirlerin alındığı bir iletişim ve ilişki içerisinde olması gerekirken bugün medyaya baktığımızda gördüğümüz şey, bir kısım medyanın patronaj yapısı içerisinde kendi gizli gündemleri ve çıkarları uğruna neleri göze alabildikleridir.

Basın ve ifade özgürlüğü, demokrasinin şartlarından birisidir. Medya, bu özgürlüğü toplum adına ve kamu yararına kullanır, kullanması gerekir. Medya, sorularını kamu adına sorar ve milletin ortak ilgilendiği konularda toplumun aydınlanmasını sağlar; bunu yaparken, sorumlu yayıncılık adına, hukuku, evrensel değerleri ve basın ahlakını gözetir. Medya görevini nasıl ve ne ölçüde yerine getiriyor? Medyanın önünde kendisinden kaynaklanan acaba ne gibi engeller var? Elbette, siyasi baskılar medya-iktidar ilişkileri başat konu olmakla birlikte sadece bununla da yetinirsek meselenin içinden çıkmamız asla mümkün olmaz.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde gazetecilerin üzerindeki baskılar var. Bu iddialar uzun yıllardır gündemdedir, bu iddiaları konuşmalıyız. Ancak en az onlar kadar önemli bir diğer konu da medyanın patronaj yapısıdır ve zaman zaman çeşitli vesilelerle Türkiye Büyük Millet Meclisinde de dile getirdiğimiz üzere, medyanın patronaj yapısı sorgulanmadığı sürece medya üzerinde tartışmalardan yol almak mümkün değildir.

Basın, haber vermekten ziyade algı operasyonlarının yapıldığı bir mecraya dönüşmüş durumdadır. Bu durum, Türkiye’de basın özgürlüğü ve tarafsızlığıyla ilgili kaygıları giderek artırmaktadır. Medya, sahibinin sesi vazifesini gören, onun istekleri doğrultusunda; yayın yapan, kendini sansürleyen bir hâkim anlayışla yönetilmektedir; halkın haber alma özgürlüğü âdeta patronun, patronaj yapının insafına bırakılmış durumdadır. Peki, bu denklemde, bu yapıda basın hürriyeti, millî birlik ve beraberlik, ülkenin güvenliği meseleleri medyanın faaliyet alanının hangi köşesindedir, acaba medyanın umurunda mıdır bunlar? Medya patronlarının akçeli ilişkileri basın özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden birisidir.

Değerli milletvekilleri, medya özgürlüğü konusunda son günlerde gündemimizdeki konulardan birisi de FET֒yle mücadelenin yargı boyutu çerçevesinde adalet vurgusudur. Gerek gazeteci kimliği gerekse de siyasi kimliğiyle Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Enis Berberoğlu’na ilişkin dün İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde çıkan karar ve Sayın Berberoğlu’nun tutuklanması tartışmaların odağına oturmuştur. Gazeteci kimliğine de sahip bir milletvekilinin tutuklanması bizler bakımından elbette üzücüdür ancak bu bir yargı sürecidir, sürecin başında da dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Anayasa değişikliği vardır. 14. Ağır Ceza Mahkemesinin açıkladığı hüküm kesin olmayıp hukuki yollar kapanmış ve tükenmiş de değildir. İstinaf mahkemelerinden Yargıtaya kadar hukuki müracaatlar mümkün ve meşru bir şekilde yürüyecektir ve bu süreci de soğukkanlı, vakur bir şekilde takip etmekte biz fayda görüyoruz.

Dokunulmazlığı kaldıran Anayasa değişikliği süreci, 12 Nisan 2016’da Anayasa değişikliğine ilişkin kanun teklifinin Meclise gelmesiyle başladı ve 20 Mayıs 2016’da bu süreç tamamlandı ve bunun neticesi durumları görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, FET֒nün hain ve alçak darbe girişiminin üzerinden on bir ay geçti. FETÖ, Türk milletine ve Türk devletine musallat olmuş habis bir urdur. FET֒nün kökünün kazınmasından hiç kimsenin de rahatsız olmaması gerekir ve bunun ülkemizin geleceği bakımından bir mecburiyet olduğunu çok iyi bilmemiz gerekir. FETÖ, sadece Pensilvanya ve bunların sözde havarileri değildir; Türkiye’ye karşı kullanılan uluslararası bir terör şebekesidir, bir aparattır. FET֒nün argümanları üzerinden yol yürüyenlerden, FET֒yü güçlendiren odakların ağzıyla konuşanlardan da hesap sorulması FET֒yle mücadelenin en önemli aşamalarından birisidir. Milletimiz, ihanetin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasını ve suçluların cezalandırılmasını beklemektedir. Yargı süreçleri başlamıştır.

Üzülerek belirtmeliyiz ki adalet dağıtması gereken makamlar adalet tartışmalarının odağındadır. Adalet mülkün temelidir, devletin varlığı da işleyişi de buna bağlıdır ancak adalet bir slogan değildir; bir ülküdür, somut nitelikleri vardır ve güven duyulması gereken bir müessesedir. Adalet arayışı sokakta, meydanda değil, hukuk, kanun, kurum ve kurallar içerisinde olmak mecburiyetindedir. Bu çerçevede, FET֒yle mücadelede samimi olunduğuna ve adalet arayışına ilişkin kamuoyunun kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesine ihtiyaç vardır.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önerinin lehinde Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu araştırma önergesinin lehindeyiz.

Tabii, bu araştırma önergesi 5 Mayıs 2016’da Meclise sunulmuş, bugün gündeme geldi. Bunun içinde, son ayda 9 gazetecinin tutuklanmış olduğu ve dört olaya yayın yasağı dolayısıyla bunun gündeme getirildiği yazıyor ama tabii ki bunu güncelleştirmemiz lazım. Şu anki duruma göre, 150’den fazla gazeteci cezaevindedir ve sadece yayın yasakları değil, aynı zamanda yayınların kapatılması da söz konusudur.

Kanun hükmünde kararnamelerle el konulan medya kuruluşu sayısı şöyledir: 28 televizyon kanalı, 3 haber ajansı, 29 basımevi, 15 dergi, 45 gazete, 34 radyo. Tabii, bu koşullar altında “basın özgürlüğü” diye bir meselemiz ister istemez vardır. Öyle olduğu için de zaten Türkiye ya da Türkiye’yi yöneten Hükûmet, bütün bu özgürlük ile otorite arasındaki çatışmada kendisinin haklı olduğunu hiçbir uluslararası kurumda ne savunabilmekte ne de ispat edebilmektedir. NATO’dan yani bir askerî güvenlik örgütünden tutun Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisine, Avrupa Parlamentosuna, uluslararası bütün gazetecilik ve medya özgürlüğü sıralama ve takip kuruluşlarına kadar hiçbir yerde güvenlik ile özgürlük arasındaki bu çatışmada güvenlik gerekçeleri kabul edilmiyor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin son derece ağır bir ifade özgürlüğü, basın ve medya özgürlüğü meselesi var. Bunun bir sonucuyla da dün karşı karşıya geldik. Enis Berberoğlu cezaevine kondu ve Enis Berberoğlu’nun cezaevine konulmasında herhangi bir biçimde adalete, hukuka, ifade özgürlüğünün istismarına dair ikna edici kanıt ortaya konulamadı.

Ben şuna dikkatinizi çekmek istiyorum; başından beri bize arkadaşlarımız, bu tezlere karşı çıkanlar diyorlar ki: “İyi ama, mahkeme karar vermiş.” Sevgili arkadaşlar, Enis Berberoğlu’nun açıklanmasına yardımcı olduğu söylenen haberle ilgili olarak iki vaka var. Bunlardan bir tanesi Cumhuriyet gazetesinin şu haberi, diğeri ise Aydınlık gazetesinin şu haberi. Aydınlık gazetesi 21 Ocak 2014’te bu haberi yayınlamış, Cumhuriyet gazetesi ise yaklaşık bir yıl kadar sonra. Ben demiyorum ki niye Aydınlıkçıları içeri atmıyorsunuz? Ben diyorum ki aynı haberden, bütün unsurlarıyla aynı olan haberden ötürü Cumhuriyet gazetesinin habercilerini ve onlara bilgi tedarik ettiği gerekçesiyle bir milletvekilini niçin hapse atıyorsunuz? Doğru olan birincisi çünkü bu haberin herhangi bir biçimde bir suç oluşturma kabiliyeti yok, olsa idi öyle davranılmazdı. Burada tamamen siyasi gerekçelerle yargının ifsat edip olmayacak bir şekilde bir hüküm kurması meselesi var.

Deniyor ki: “Devlet sırrını ifşa etmiş, dolayısıyla casusluk yapmış.” Bir yıl önce öyle olmayan bir yıl sonra nasıl oluyor, onu bir türlü bilmiyoruz. İkincisi, deniyor ki Devlet Sırrı Yasası’nda: “Bu, hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeni gereklerine aykırı biçimde yorumlanamaz ve uygulanamaz.” Yani aslında bunun içinde ne olduğuna dair siz keyfî olarak bir hüküm, bir karar kuramazsınız. Önce, açığa çıktığı zaman dahi bunun demokratik toplum düzenine uygun olduğunu kanıtlamanız lazım. Öyle olmadığı için denildi ki: “Bunun içerisinde, Bayır Bucak Türkmenlerine gidiyordu, mama vardı.” Fakat öyle olmadığı anlaşılınca “Devlet sırrıydı, casusluk yaptın.” oldu. Ama öyle olsa bile hangi yasa, hangi hukuk, hangi kamu düzeni ilkesi bunların transferine, nakliyesine izin veriyordu? Bunların üzerinde mahkemede bir tartışma bile olmadı çünkü bir suç olgusuna ilişkin bilgiler devlet sırrı olarak gizli tutulamazlar. Bu yönden mahkeme herhangi biçimde tartışmadı ama mahkemeyi tartışacak değiliz. Demek istediğim şey, ifade ve basın özgürlüğü üzerinde işte böylesine muazzam bir baskıyla karşı karşıyayız. Bunca yayın organı, bunca gazeteci hapisteyken Türkiye’de herhangi bir biçimde ifade özgürlüğünden söz etmek mümkün değil. O yüzden, bunun üzerine Meclisin gitmesi lazım.

Ben, tezinin esasına katılmadığım hâlde Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsünün medya sermayesinin, medya özgürlüğünün ortadan kaldırılması, sınırlanması ve kokuşmasına yol açmasına dair söylediklerinin esasen doğru olduğu kanaatindeyim. Zaten öyle olmasaydı, medya bu kadar devlete bağımlı, devletin başındakilere bağımlı, kendi kırılgan sermaye-devlet ilişkilerinin içerisinden medya sahipliğine yürümüş inşaatçılar, nakliyatçılar, arsa spekülatörleri, emlakçılar…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tüpçüler…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) –…onun bunun üreticileri medyacı olmasaydı medya böylesine kokuşmazdı. Öyle olmasaydı, Başbakan telefonu açıp “Alo Fatih” dediğinde oturduğu yerde hazır ola geçmezdi Fatih. Öyle olmasaydı, böyle olmazdı. Bugün Türkiye medyasının, medya özgürlüğünün çöküşünde medya ve sermaye arasındaki bu uğursuz evliliğin muazzam bir payı var. Editoryal bağımsızlık diye hiçbir şey bırakmayacak şekilde sermaye tarafından, büyük sermaye, kompleks, çapraz sermaye girişimleri tarafından medya böylesine sahiplenilmiş olmasaydı, bu kadar uşak ruhlu, bu kadar korkak, bu kadar “Evet efendim”ci bir medyamız olmazdı, bugün referandum sürecinde bütün uluslararası gözlemcilerin tespit ettikleri hakikat o hakikat olmazdı. “Hayır” tezini savunan, “Evet”le eşit değerde ve eşit hakka sahip tezi savunanların medyada yer aldıkları süre ile “Evet.” diyenlerin medyada yer aldıkları süre ve medya genişliği arasında bu kadar muazzam bir fark olmazdı. Her gün Cumhurbaşkanı medyaya çıkıp, her saniye, neresi açılacaksa oraya gidip orayı açıp, devrimcilere, solculara, sosyalistlere, “Hayır” diyenlere, Kürtlerin hakları için mücadele edenlere, Gezi için mücadele edenlere, çevrecilere saydırır ama ötekilerin sesi kısılmazdı, böyle olmazdı ama maalesef, durum budur. O yüzden, bu medyanın kendi kendine iyileştirilmesi imkânı olmadığını bir araştırma çıkartacaktır. Sermaye ile medya arasındaki bu uğursuz bağ kopartılmadıkça Türkiye, yalanlar ülkesi hâlinde, insanların bile bile, kasten, bunun için kurulmuş örgütler vasıtasıyla cahilleştirildikleri bir ülke olarak kalacaktır. Ama böyle olmamasının gene de bir imkânı var. Ben buradan sızlanmak da istemiyorum, Meclisin bu araştırmayı yapmayacağından da eminim, keyfi yerinde çoğunluk grubunun. Türkiye medyasını, devlet medyasını, kamu medyasını tamamının kontrol altına almış, medyayı genel olarak, yaygın medyanın yüzde 70’ine yakınını kendi gözdelerine teslim etmiş, el konulmuş medyanın hepsini şimdi, peyderpey, kendi taraftarlarına aktarırken böyle bir araştırmayı niçin istesin? Ama bu vesileyle şunu söylemek isterim: Önümüz o kadar kapalı değildir. Cebinde bir akıllı telefonu bir iPad’i olan herkes artık bir medya patronudur. Bütün yurttaşlar, bu medyanın hiçbir dediğine bakmadan, kendi bildiklerini, kendi söylemek istediklerini, kendi işittiklerini, kendi haberleştirmek istediklerini birbirleriyle ağlar kurarak, ilişkiler kurarak, birbirleriyle yeni ortamlar meydana getirerek çok güzel bir biçimde değerlendirebilirler. Şimdi hakikat yaygın medyada değil, şimdi hakikat ticari medyada değil, şimdi hakikat sosyal medyada, alternatif medyada. O yüzden, böyle olduğu için, şimdi Emniyet işi gücü bırakıp ev ev dolaşıp sosyal medyada şunu ya da bunu söyleyenlerin peşine takılıyor. Ama bu, bir vahşi hayvan ile sivrisinekler arasındaki ilişki gibidir, asla o sivrisineklerden kendi başına kurtulamaz. Sosyal medyadan da hiç kimse kurtulamayacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Önerinin aleyhinde Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi 5 Mayıs 2016 tarihli, geçen yılki bir grup önerisi. Grup önerisinin gerekçesine baktığımız zaman, bazı tutuklamalardan bahsedilerek terör olayları sonrasında alınan yayın yasakları eleştirilmekte, MİT tırları soruşturması kapsamında tutuklanan gazetecilerden bahsedilmekte ve bazı haberleri yapan gazetecilerin haberleri yaptıkları için tutuklandıklarından ve yayın yasakları eleştirilerek medyaya baskı olduğundan bahsedilmekte ve bu yöndeki iddiaların araştırılması istenmektedir. Grup önerisinde bahsedilen terör olaylarına ilişkin yayın yasakları bir kere soruşturmanın selameti açısından, delillerin karartılmaması açısından, kamu yararı ve kamu güvenliği açısından alınan yayın yasaklarıdır. Bunların basın özgürlüğüyle bir alakası yoktur, Avrupa’da ve demokratik ülkelerde, hukuk devleti olan her yerde bu tür yayın yasakları alınabilmektedir. Nitekim, Fransa’da, İngiltere’de meydana gelen terör olaylarında da bu yasaklar alınmıştır, izin verilenlerin dışında tek bir kare görüntü dahi yayınlayamamışlardır olaylardan sonra.

Özellikle son yıllarda, Türkiye’de gazetecilere baskı yapıldığı, basın özgürlüğünün olmadığı yönünde kasıtlı ve maksatlı bir propaganda yapılmaktadır. Ülkemizde gazeteciler en ağır eleştirileri Hükûmete karşı rahatlıkla yapabilmektedirler, hatta eleştiri sınırlarını aşan haberler, yazılar, karikatürler yayınlanmaktadır. Ancak gazetecilik faaliyeti arkasına sığınarak suç işleyenler hakkında da yargının birtakım soruşturmalar yaptığını görmekteyiz. Gazetecilik faaliyeti kılıfı altında suç işlenmesine hiçbir hukuk devleti müsaade etmez. Türkiye’de bazı kişilerin tutuklanmasında, o kişilerin gazetecilik faaliyetlerinden ya da görüşlerinden dolayı değil, hukuku çiğnemelerinden, adi suçlardan tutun da terör örgütü mensubiyetine kadar uzanan çok farklı suçlardan tutuklu veya hükümlü olduklarını görmekteyiz. İstatistiğe baktığımız zaman, ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutuklulardan gazeteci olduğunu beyan eden… Bu beyan da kendilerinin beyanıdır, bunların içerisinde sarı basın kartı sahibi olan sayısı çok azdır, içlerinde belki gazete ya da basın kuruluşlarında -sadece gazeteci değil- farklı şekilde çalışanlar da olabilir. Bu hükümlü ve tutuklulara baktığımız zaman, 10’unun adam öldürmeden 3’ünün hırsızlıktan, 3’ünün cinsel istismardan, 21’inin çeşitli adli suçlardan -bunlar, mühür fekkinden tutun da birçok suça kadar devam ediyor- tutuklu ve hükümlü olduğu görülüyor. Son darbe girişiminden sonra da FETÖ mensubu ve kendisinin gazeteci olduğunu iddia eden 109 kişi şu anda cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü olarak görülüyor.

Terör propagandası yapmak, şiddeti önermek basın özgürlüğüne girmez; bunu yapan suç işlemiş olur değerli milletvekilleri. Basın özgürlüğünden anlaşılan, eskisi gibi hükûmet kurup hükûmet yıkan bir medya gücüne sahip olmaksa artık bunun olmayacağı bir ülkede yaşıyoruz. FETÖ/PDY’ye mensup 16 civarındaki televizyon ve radyo kanalına el konulduğunda sahip çıkanları, “Kapattırmayız.” diyenleri, kalkan olanları; o günkü o siyasetçileri biz o gün dinleseydik, 15 Temmuz darbe girişiminde, o gece hainlerin sesi gerçekten daha yüksek çıkacaktı. Milletimiz karşısında başarılı olamayacaklardı ama bu ülkeye çok daha büyük bir zarar vermiş olacaklardı. Darbenin medya ayağı sayesinde belki bugünkünden çok daha farklı bir durum ortaya çıkacak ve ülkemiz karanlığa gömülecekti. O günleri hatırlayalım, o günlerde o basın kuruluşlarına kalkan olanların yaptıkları yanlışın farkına bugün varmış olmaları gerekir. Darbecilere destek olmak basın özgürlüğü değildir. Darbecilerle birlikte olmak basın özgürlüğü değildir.

Türkiye, 2002 yılından itibaren her alanda büyük bir atılım, gelişme ve kalkınma hamlesi başlatmış, IMF’yle defterini kapatmış, her alanda yatırımlar büyük bir hız kazanmış, millî silahlarını üreten bir ülke hâline gelmiştir.

Küresel güçlerin bölgemizdeki planları karşısında tavır koyan, haksızlıklara karşı duran Türkiye, bir taraftan halkının refahını artırırken, diğer taraftan da dış politikadaki dik ve onurlu duruşu nedeniyle dünyada birilerinin işine gelmemiştir. Tabii ki bunlar da Türkiye'nin istikrarını bozmak, Türkiye'yi güçsüz düşürmek için planları devreye koymuşlardır. Özellikle son beş yıl içerisinde yoğunlaşan olaylara baktığımızda, 2002 yılında MİT Müsteşarının tutuklanmaya kalkışılması, 2013 Gezi olayları ve milletimizin huzurunun bozulmaya çalışılması, 17-25 Aralık yargı darbesiyle meşru Hükûmetin gayrimeşru yollardan düşürülmek istenmesi, 2014 yılında MİT tırlarının durdurulması girişimiyle Türkiye'nin teröre destek veren bir ülke algısının oluşturulmaya çalışılması, 6-7 Ekim Kobani olayları, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere ülkemizde gerçekleştirilen bombalı saldırılarda yüzlerce masum insanın şehit edilmesi ve tüm bunların yanı sıra, ülkemizin güneydoğusunda PKK’nın hendek kazarak terör olaylarını şehir merkezlerine taşıması. Bu olayların hepsi, aynı yerden kumanda edilen DAEŞ, PKK, PYD, DHKP-C ve FETÖ terör örgütlerinin maşa olarak kullanıldığı olaylardır ve bu olaylar, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi 15 Temmuza giden süreçte birer kilometre taşı olarak kullanılmış ancak darbe girişimi bu kez başarısız olmuştur.

Bu kilometre taşlarından biri olan MİT tırlarının durdurulması olayı da Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla tekrar gündemimize oturdu. Öncelikle, MİT tırları olayının ne olduğunu hatırlamakta fayda var.

Suriye’deki iç savaş başladıktan sonra orada bulunan soydaşlarımız mağdur olmaya başlamış, terör örgütleri karşısında kendilerini savunamaz hâle gelmişlerdir. Bundan dolayı, Türkiye Cumhuriyeti, Suriye’nin kuzeyinde bulunan Türkmenlere, kendilerini savunabilmeleri ve hayatlarını idame ettirebilmeleri için çeşitli yardımlarda bulunmuştur.

İşte, bu yardımlardan birini taşıyan MİT konvoyu, 19 Ocak 2014 tarihinde, terör örgütlerine silah sevkiyatı yapıldığı gerekçesiyle FET֒nün tetikçisi olan savcılar ve jandarmalar tarafından durdurularak operasyonda görev alan MİT mensupları tutuklanmış, operasyona ait olduğu iddia edilen fotoğraflar, videolar basına sızdırılmış, örgüte ait medya kuruluşları ve bu örgüte yakın bazı gazeteciler de bu olayı dünya gündemine oturtmaya çalışmıştır. FETÖ yargı, iç güvenlik ve basın alanlarındaki militanlarını koordineli bir şekilde kullandığı bu operasyonla Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütlerine yardım yapan bir ülke olarak göstererek uluslararası alanda zor duruma düşürmeye çalışmış hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin terör örgütlerine silah sağlama suçundan Lahey Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanacağı şeklinde söylentiler çıkarılmıştır.

Olaydan tam bir buçuk yıl sonra, 29 Mayıs 2015 tarihinde yani 7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce, yine seçim öncesi toplumu etkilemek için Cumhuriyet gazetesi tarafından bir haber yapılmış ve MİT tırlarıyla ilgili olduğu iddia edilen görüntüler yayınlanmıştır. Bu yayınla alakalı olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava sürecinde Can Dündar’ın yazdığı kitapta “Bana görüntüleri solcu bir milletvekili verdi.” şeklindeki açıklamasının ardından yapılan soruşturma sonrasında CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında soruşturma açılmış, yapılan soruşturmada HTS kayıtları ve diğer delillerle Berberoğlu’nun Dündar’la bu konudaki görüşmeleri tespit edildiği iddiasıyla dava açılmıştır ve Sayın Berberoğlu bu davada tutuksuz yargılanmış. Sonunda dün karar verildi. “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri yasal veya askerî casusluk maksadıyla…” suçunu işlediğinden mahkûmiyet kararı verilmiş ve hükümle beraber de CMK 100 gereğince tutuklamaya karar verilmiştir. Tabii, tutuklamaya itiraz için de yedi günlük süre var, bu da kararda belirtilmiştir. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilecektir.

Bu bir yargı kararıdır değerli milletvekilleri, eleştirilebilir. İtiraz yolu açıktır, istinaf ve temyiz yolu da açıktır. Henüz daha kesinleşen bir karar söz konusu değildir. Bu karar üzerinden, yargı kararı üzerinden halkı sokağa davet etmek, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır bir durum değildir.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Halkı sokağa kim davet etti Yılmaz Bey?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bugüne kadar çok yargı kararları oldu. Yargı kararı denilen, meşruiyeti tartışılan mahkemelerin verdiği kararlarla başbakanlar asıldı, bakanlar asıldı ama bu millet sokağa davet edilmedi.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sokağa davet eden yok. “Tek yürüyorum.” diye açıklama yaptı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Henüz daha olayın sıcaklığıyla, teenniyle hareket edilmesi gerekirken kesinleşmemiş bir mahkeme kararıyla halkın sokağa davet edilmesi doğru değildir. Yargı bağımsızdır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yok öyle bir şey. “Tek başıma yürüyorum.” dedi.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – O nedenle, CHP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, dinliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Tunç partimiz tarafından halkın sokağa davet edildiğini ifade etti. Grubumuza sataşmadır, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, çok şeyi düzeltmek gerekiyor. Kısa kısa değineceğim.

Birincisi: Ben burada kendi kulaklarımla duydum, dönemin Başbakanından duydum, dönemin Dışişleri Bakanından duydum. Namus, şeref üzerine yeminler edilip o tırlarda mama olduğu, o tırlarda çocuk bezi olduğu, o tırlarda ilaç ve tıbbi malzeme olduğu söylendi. Bunu unutmayın. Daha sonra o tırların içinden silah çıktı. Bu silahlar çıkınca, bir telaşla döndünüz Bayır Bucak Türkmenlerine. O dönem bir partinin sayın genel başkanı “Orada Bayır Bucak Türkmeni mi bıraktınız?” diye size itiraz etti. O partiden ayrılan ve Anayasa gereği kurulan seçim hükûmetine gelen ve şimdi de Başbakan Yardımcısı olan Tuğrul Türkeş “Hem vallahi hem billahi Bayır Bucak Türkmenlerine gitmiyordu. O bölgeyle bağlantılarım sağlamdır. Bire bir öğrendim, ne silah ne bir yardım gittiği yok.” diye söyledi. Bunu bütün Türkiye gördü. Ha, siz bundan dolayı Tuğrul Türkeş’e bir şey yaparsınız, o ayrı konu ama Tuğrul Türkeş’i Başbakan Yardımcılığı makamında oturtup Başbakanın, Dışişleri Bakanlığının “Vallahi billahi tıbbi malzemeydi.” ifadeleri bu tutanaklarda dururken artık çıkıp bunları söylemek nasıl olacak bilmiyorum.

Ama 14 gazetede yer almış ve bir gazetede manşet olmuş bir haber on altı ay sonra Cumhuriyet gazetesinde yer alınca diyorsunuz ki, altını da çiziyorsunuz “seçimlere beş gün kala” diye, ondan sonra “Daha da onu bırakmam.” “Daha da onu bırakmam.” dedikten sonra Cumhurbaşkanı; hâkimler, savcılar, yargıçlar, kolluk kuvvetleri ve düne kadar geliyoruz. Burada bir milletvekilinden bahsediyorsunuz, o milletvekiliyle ilgili casusluk iddiasında bulunuyorsunuz on altı ay önce 14 gazetede çıkmış bir haberden dolayı, sonra bir de “Halkı sokağa davet ediyor.” diyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı tek başına, arkasında milletvekilleriyle ve ilk çağrısı “Provokasyona gelmeyin, kimseyle karşı karşıya gelmeyin, adalet arıyoruz, ben yürüyorum.” olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Buna “sokak çağrısı” demenin vicdanla bağdaşır tarafı yoktur, gerçekle bağdaşır tarafı yoktur. Bu, grubumuza karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bunu “sokağa davet etme” olarak söylemek manipülasyondur, iftiradır. Genel Başkan…

Başkanım, müsaadeniz olur mu bir dakika?

BAŞKAN – Sataşmada iki dakikadan fazla süre veremiyoruz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sabah hepimiz oradaydık, yürüdük. El salladılar, şehit babası da vardı, gazi de vardı, analar vardı, el salladılar, çiçek attılar. Biz döndük, buraya geldik; Genel Başkan gitti, hipodroma vardı.

Manipülasyon yapmayın, yalan atmayın. “Mübarek gün” diyorsunuz, bu mübarek günde bu işten bir siyaset çıkarmak için yalana sarılmayın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Özel yalan söylediğimi ifade etti, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

20.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada ben başından sonuna olayı özetledim, basın özgürlüğüyle ilgili olarak sizin gerekçelerinizde ifade ettiğiniz hususları tek tek saydım, son olarak da MİT tırlarının durdurulmasıyla ilgili yapılan haberden sonra açılan soruşturmayla ilgili dava sürecinden ve bu davanın bir mahkûmiyetle sonuçlandığından bahsettim ve bunu hepimiz görüyoruz.

Burada, Sayın Berberoğlu yerel mahkemenin kararıyla yirmi beş yıla mahkûm oldu. Şimdi, bu karardan sonra, evet, bu kararın doğru olmadığını söyleyebiliriz, bir milletvekilinin hemen hükümle birlikte tutuklanması eleştirilebilir…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – “Karşıyız” desen ne olacak? “Karşıyız” desen ne olacak?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sizi tutuklasalar nasıl davranırdınız?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – “Bir milletvekili tutuklanamaz.” desek ne olacak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …bu belki çoğumuzun hoş karşılamayacağı bir şey ancak bu dosya, Meclisteki dokunulmazlık oylamalarında Genel Kurulun kararıyla verilen ve dokunulmazlık kapsamında olan bir dosya.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bak o ayrı, yargılama ayrı, tutuklama ayrı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yargı kararını verdi.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bakın, yargılama ayrı, tutuklama ayrı arkadaşım.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi, bu yargı kararının denetimi belli, Anayasa’mızın 9’uncu, 138’inci maddeleri açık. Bu denetimin nasıl yapılacağını sizler biliyorsunuz. Burada bu yargı kararı üzerinden iktidar partisine, AK PARTİ’ye, Cumhurbaşkanımıza ve…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Siz hiç eleştirmediniz mi? Hiç eleştirmediniz mi?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – “Onu öyle bırakmam.” diyen Cumhurbaşkanı sizin Cumhurbaşkanınız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Eleştirebiliriz, onu söylüyorum, eleştirebiliriz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hiç karşı çıkmadınız mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ancak, bu yargı kararı üzerinden…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanı “Ben bu kararı tanımıyorum.” demedi mi? “Anayasa Mahkemesi kararını ben tanımıyorum.” demedi mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …yargının vermiş olduğu kararlar üzerinden Hükûmeti eleştirmek, Cumhurbaşkanını eleştirmek hatta hakarete varacak şekilde yine konuşmalar yapmak, yayın yapmak bir kere basın özgürlüğüyle, hukuk devleti ilkesiyle kesinlikle bağdaşmaz. Biz basın özgürlüğünün sonuna kadar arkasındayız.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Eleştiri bağdaşmıyor mu? Nasıl oluyor ya?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ancak basın özgürlüğü kılıfı altında suç işlenmesine de karşıyız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım “basın özgürlüğü kılıfı altında suç işlenmesi” diyerek hem itiraz yolları açık olan bir mahkeme kararına hem de şu anda suçsuz olarak kabul edilmesi gereken ve aramızda olması gereken milletvekilimize ithamda bulunmuştur, cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Genel bir değerlendirme yaptı, hususen olaya ilişkin söylemedi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, ben Berberoğlu’yla ilgili söylemedim, iddia dedim, hem konuşmamdada iddia dedim. Genel değerlendirmeyi sanki Berberoğlu’yla ilgili değerlendirme gibi algılamış, yanlış algılamış.

BAŞKAN – Sayın Özel, şimdi, Sayın Tunç konuşmasında “Sayın Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili yargı kararını eleştirebiliriz.” dedi, “Çoğumuzun da içine sinmiyor.” ya da “Doğru olmadığını düşünüyoruz.” anlamına gelecek bir değerlendirme yaptı. Sanıyorum, bu mahkeme kararıyla ilgili genel bir özet oldu Sayın Tunç’un konuşmasının özeti. Son cümlesi geniş zaman içeren genel bir cümleydi.

Doğrudan sataşma olarak onu değerlendirmiyorum ama size 60’ıncı maddeye göre söz veriyorum.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce mikrofon kesildiğinde kaldığım kısmı söyleyeyim: Sokağa davet edilen, şiddete çağrılan… “Bunun üzerinden bir şiddet, bir karışıklık üretilmesi isteniyor.” gibi bir itham gerçekten büyük bir haksızlık. Başında sonunda, her aşamada… Bugün gençlik kollarından bir çocuk şerit değiştirse 5 milletvekili kolundan tuttu, hep birlikte bir düzen içinde yürünsün diye. Bu kadar barışçıl… Genel Başkanın ilk temennisi “Asla ve asla en ufak bir taşkınlık olmayacak.” iken bu ifadeler manipülasyona yöneliktir, Cumhuriyet Halk Partisine haksızlıktır.

Ama biz sayın milletvekilinin hem kendisini hem arkadaşlarını Casusluk, Askerî Casusluk davası, Balyoz davası, Ergenekon derken ve masumiyet karinesi derken oradan “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” diyen kendisidir. Biz “Kişiler suçları ispatlanana kadar itham edilmemelidir.” derken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hatta, şunu da söyleyeyim: 8 gazete de birden -4’ü FET֒cü, 4’ü yandaş basın- yüzbaşının kendi helaliyle fotoğrafını Facebook’undan alıp “eskort kız” diye yayınladıklarında “Allah’ın bileceğini kuldan mı saklayacaksınız? Ajan bunlar, terörist bunlar, bunlar hain.” diyen bu sıralardı. Şimdi geldi iş buraya, dönüyorlar dolaşıyorlar, bize maddeleri falan hatırlatıyorlar. Biraz tutarlılık, biraz insaf, birazcık da vicdan be kardeşim bugün de ya!

Teşekkür ederiz, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Bostancı, mikrofonunuzu açıyorum.

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

MİT tırları davası, 19 Ocak 2014 tarihinde, bugün mahiyeti herhâlde çok daha geniş kesimlerce doğru bir şekilde anlaşılan FETÖ terör örgütünün uluslararası ölçeğe taşımak istediği niyetleri yönünde bir kumpastı, kirli bir organizasyondu.

Şimdi, bu FETÖ terör örgütünü Ergenekon, Balyoz davaları üzerinden gayet iyi tanıdıklarını ve teşhis ettiklerini söyleyenlerin, MİT tırları kumpasının âdeta bir parçası gibi anlaşılabilecekleri tarzda siyasi mütalaalar yapmalarını esefle karşılaşırım her şeyden önce. Hem bileceksin kimin, niye yaptığını, hangi kasıtla yaptığını hem de aynı davanın âdeta o şekilde anlaşılabilecek, bir parçası gibi anlaşılabilecek mütalaalar serdedeceksin, bunu doğru bulmam.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Teşekkürler.

İkincisi: Sayın Kılıçdaroğlu’nun barışçıl bir girişim olarak demokrasinin kuralları çerçevesinde bir yürüyüş kararında bulunması kendi takdiridir. Bizim ümidimiz ve temennimiz, bunun Sayın Özgür Bey’in ifade ettiği tarzda bir dikkat ve ihtimamla sürdürülmesidir. Bundan memnun oluruz, bunu da bu vesileyle bildirmek isterim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, sadece tutanaklara geçsin Sayın Bostancı’nın sözlerinden sonra. Onlarca davada tutumumuz netti. Destek göremedik, atılan laflardan... Bugün de milletvekili olanların televizyonlara çıkıp da bize neler söylediğini biliyoruz. Kozmik Oda davasında bu ülkenin Genelkurmay Başkanını terörist ilan ettiler, o çeteydi. Bugün FET֒nün yaptıklarına ya da o tırlarla ilgili meseleye dediğimiz bir şey yok ama bir tutarsızlık. O gün “İçinde ilaç vardı.” diye yemin edip bugün “Silah var, bunu söyledim.” diye birilerini mahkûm ediyorsan ve bu, o söylendiği gün on altı aylık bir aleniyet kazanmış gerçekse, bundan dolayı da milletvekili tutukluyorsan biz buna isyan ediyoruz. Ayrıca, HTS kayıtları da aynı bölgede 3-4 milletvekilinin olduğunu gösteriyor. Gerçekmiş gibi de burada kabul etmemiz mümkün değil. Biz adaleti arıyoruz, haksızlıklara isyan ediyoruz. FET֒nün de Allah cezasını versin! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, FET֒nün Türkiye’ye yönelik, herkese yönelik, millet iradesine yönelik bir kumpas çetesi olduğu konusunda herhâlde kimsenin bir şüphesi yok. FET֒nün gerçekleştirdiği olaylara ilişkin kumpası, entrikayı ayrı bir dille değerlendirirken bu çerçevede yaşanmış birtakım hukuki olayları farklı bir dille değerlendirme konusunda bir ihtimam gösterilmesi gerektiğini söyledim. Bu ikisini birbirinden ayırt etme konusundaki hassasiyet demokrasiye, millet iradesine saygıdır, kirli oyunlar içerisinde tezgâh kurmak isteyenlere karşı da milletin ortak cevabı olarak bir bağlama oturacaktır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 5/5/2016 tarihinde İstanbul milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, basının özgür hâle gelmesi, gazetecilik mesleğine dayatılan sansürün ortadan kaldırılması ve etkili çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin, aynı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 485 ve 485’e birinci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde yer alan 22’nci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

Madde üzerinde üç adet önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Mustafa Elitaş                      Mehmet Naci Bostancı                     İsmail Tamer

      Kayseri                                     Amasya                                     Kayseri

Tülay Kaynarca                           Harun Karaca                    Osman Aşkın Bak

      İstanbul                                    İstanbul                                       Rize

Alpaslan Kavaklıoğlu

        Niğde

“"MADDE 22- 2809 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Yüzüncü Yıl Üniversitesi” ibareleri "Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi” şeklinde, ek 22 nci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan Ömer Halisdemir Üniversitesi” ibareleri "Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi” şeklinde, ek 74 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Acıbadem Üniversitesi” ibareleri "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi” şeklinde, ek 104 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi” ibareleri "Altınbaş Üniversitesi” şeklinde ve ek 132 nci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Uluslararası Antalya Üniversitesi” ibareleri "Antalya Bilim Üniversitesi” şeklinde değiştirilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 49- Bu maddeyi ihdas eden Kanunla tüzel kişiliği sona erdirilerek Kapadokya Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanan Kapadokya Meslek Yüksekokulunda halen öğrenimlerini sürdüren öğrenciler ve öğretim elemanları ile Kapadokya Meslek Yüksekokulunun mal varlığı adı geçen Üniversiteye devredilir.

Mevzuatta "Yüzüncü Yıl Üniversitesine” yapılan atıflar "Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine”, "Ömer Halisdemir Üniversitesine” yapılan atıflar "Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesine", "Acıbadem Üniversitesine” yapılan atıflar "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesine”, "İstanbul Kemerburgaz Üniversitesine” yapılan atıflar "Altınbaş Üniversitesine” ve "Uluslararası Antalya Üniversitesine” yapılan atıflar "Antalya Bilim Üniversitesine” yapılmış sayılır.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “şeklinde değiştirilmiş” ibaresinin yerine “olarak değiştirilmiş” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz.

  Kazım Arslan                            Tacettin Bayır                        Tahsin Tarhan

       Denizli                                       İzmir                                       Kocaeli

    Akif Ekici                                 İrfan Bakır

     Gaziantep                                    Isparta

BAŞKAN - Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                              Erdal Ataş                              Garo Paylan

     Gaziantep                                   İstanbul                                     İstanbul

Müslüm Doğan                               Erol Dora                         Behçet Yıldırım

        İzmir                                       Mardin                                   Adıyaman

   Mizgin Irgat

        Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mizgin Irgat, Bitlis Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yine geldik yargı meselesine, yine geldik milletvekillerinin tutuklanma meselesine yani vesayetçi yargı sorununu yaşayan Türkiye'nin hâlâ darbelerle uğraştığı ve darbelerden kurtulmadığı noktasına geldik.

Şimdi, buradan sabahtan beri yapılan konuşmalara bakalım, Türkiye'nin gündemine bakalım ve getirilmek istenen şu torba tasarının içeriğine bakalım. Tamamen birbirinden bağımsız, birbiriyle örtüşmeyen, Türkiye'nin gerçek gündemiyle ilgisi olmayan bir torba tasarıyı tartışacağız. Ekolojiye düşman ve bunca tarım sorununun yaşandığı ülkemizde -bunca insanların büyük uğraşlarla, büyük emeklerle, tarımı yaşatmaya çalışan köylülerimizin yaşadığı sıkıntılar- ve insanların özgürlüklerinin çok keyfî bir şekilde kısıtlandığı bir ortamda, milletvekillerinin hâlâ cezaevlerinde tutuklu yargılandığı bir ortamda biz bir torba tasarıyı tartışıyoruz ve hâlâ milletvekillerinin özgürlüklerini kazandığı, özgür bir şekilde bu sıralarda yerini alması gerektiği noktasında bu Meclisin ciddi bir duruşunun olmadığı bir süreci yaşıyoruz.

Bugün, burada, bu Meclisin en önemli sorunlarının başında bu ülkenin kanayan yarası Kürtlerin statüsü ve Kürt halkının dili, Kürt halkının kendini özgürce ifade edebileceği bir alanın büyük bir darbeyle kısıtlanmış olduğudur; kadınların, çocukların, kadın cinayetlerinin, çocuk istismarının, her gün bir çocuğun ölümü ve istismar sorununun önümüze geldiği çok ciddi sorunlar. Hakeza, ilim Bitlis’te tarımla uğraşan köylülerin yaşadıkları ise dehşet verici. Düşünün, birkaç gün önce koyunlarını yaylalara çıkarmak isteyen köylülerin küçükbaş hayvanlarına el konuldu keyfî bir şekilde, hiçbir karar, hiçbir yetki olmaksızın keyfî bir şekilde 13 tane küçükbaş hayvan telef edildi.

Yıllardır sözde kendilerine destek verilen köylülerin, “hayır” oyu verdikleri için şu anda kendilerine hibe olarak ve yıllardır verilen destekler ise kesilmiş durumda. Neden? Çünkü kendileri referandumda “hayır” dediler. Çünkü önceki seçimlerde Halkların Demokratik Partisine oy verdiler. Onun için, bu Hükûmet nezdinde ve iktidar tarafından cezalandırılan bir köylüyle, cezalandırılan bir halkla karşı karşıyayız. Bu temelde burada, tartışacağımız sorunlarımızın en başında insanların özgürlüklerine kavuşması, yarın öbür gün darbeler sonucu keyfî bir şekilde yapılmış yakalamalar ve tutuklamaları tartışacağımızı çok net biliyorum. Çünkü KCK operasyonlarında, Ergenekon, Balyoz davalarında sözde o gün cemaatçi olduğunu söylediğiniz hâkim ve savcılar bugün tutukluyken onların hazırlamış olduğu iddianamelerle tutuklu olan insanlar şu an cezalar almaktadırlar. Dolayısıyla AKP’nin yargı vesayeti altında, yargısı adı altında yürütmenin hükmüyle, yürütmenin emriyle, talimatıyla çalışan bu sistemde biz bu ülkeye özgürlükleri vadedemeyiz ve doğru bir siyaset yapmış olamayız. Bu temelde, burada siyaseten ve önümüzdeki süreçte, aslında, tüm iradesi bitirilmek istenen bu Meclisin kendi onuruna sahip çıkması gerekiyor ve bu utançtan vazgeçmesi gerekiyor. Çocuklu milletvekilleri, çocuklu anneler şu an cezaevlerinde, sözde yargının tecellisi sonucu mu o cezaları yatmaktadırlar? Evet, damatların özgürlüklerine kavuştuğu, sabit ikametgâh sahibi olduğu için özgürlüğüne kavuşturulan IŞİD’çiler dururken sadece ifade özgürlüğünü kullanan bir milletvekilini, en önemli görevi konuşmak olan bir milletvekilini tutuklayarak siz bir siyaseti yürütüyoruz diyemezsiniz ve bu ülkeyi de bu anlamıyla, yaptığınız bu yanlış siyasetten dolayı da ambargo altına, tahakküm altına alamazsınız.

Bu ülkenin yarısı bu sisteme “hayır” demiştir ve bu “hayır” demokratik bir temelde örgütlülüğünü sürdürecek ve bu yanlış iktidardan hesap soracaktır. Yargı ayağı ile yasama, yürütme ve bu anlamıyla toplumun her alanını baskı altına alan bu rejiminiz mutlak suretle bir gün feshe uğrayacaktır.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “şeklinde değiştirilmiş” ibaresinin yerine “olarak değiştirilmiş” ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kazım Arslan, Denizli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Muş, el kaldırdınız, şimdi gördüm ancak sistemde Sayın Bostancı’nın talebi gözüküyor. Dolayısıyla, Bostancı burada olmadığı için Bostancı’ya söz vermedim. Şimdi el kaldırdığınızı gördüm, Sayın Arslan’dan sonra dinleyeceğim sizi.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 485 sıra sayılı Üretim Reformu Yasa Tasarısı’nın görüşmelerini yapıyoruz. 22’nci maddede vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, bu maddede “Yüzüncü Yıl Üniversitesi”nin ismi “Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi” oluyor, “Acıbadem Üniversitesi”nin ismi de “Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi” olarak değişmiş oluyor. Bu değişikliğe bir diyeceğimiz yok ancak ben günümüzün gerçekten çok ağır bir sorunu olan yargı bağımsızlığından ve yargıda verilmiş olan haksız kararlardan bahsedeceğim.

Dün, 14. Ağır Ceza Mahkemesinde İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’yla ilgili çok ağır bir mahkûmiyet kararı verildi. Düşünün, bütün bilgiler herkes tarafından biliniyor, görsel medya biliyor, diğer yayınlar bütün bu haberleri ortaya atmış, herkesin bildiği bir konu sanki casusluk yapılıyormuş gibi, sanki devletin gizli haberleri verilmiş gibi bir suçlamayla aylar sonra Enis Berberoğlu hakkındaki dava sonucunda çok ağır bir mahkûmiyete karar verildi. Bu yetmedi değerli arkadaşlarım, bir de tutuklama kararı verildi.

Değerli dostlarım, değerli arkadaşlarım, şimdi, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin üçüncü fıkrasını aynen okuyorum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” Demek ki milletvekilinin dokunulmazlığı burada yasama görevi sürdüğü sürece kesinlikle devam ediyor ve tutuklama kararı verilemez deniyor. Buna rağmen, mahkeme gerçekten siyasi bir karar veriyorsa, gerçekten bu davanın 3 sanıklı olmasına rağmen, bu davayı Enis Berberoğlu yönünden tefrik ederek onun hakkında ağır bir karar vererek bu mahkûmiyet kararını uygulamaya sokmaya çalışıyorsa gerçekten yargının üzerinde bir oturup değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Şimdi, böyle bir kararı veren mahkemenin gerçekten bağımsız olduğunu, bu kararı tarafsız olarak verdiğini söyleme imkânı var mı değerli arkadaşlarım? Demek ki gerçekten bunları oturup iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, tutuklamada şöyle bir ibare de yer alıyor: “Sabit ikametgâh sahibi değil, kaçma ihtimali ve gizlenme ihtimali var.” Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olan ve bütün duruşmalarına bizzat gitmiş, takip etmiş olan bir milletvekilinin kaçma ihtimali olabilir mi değerli arkadaşlarım? Böyle bir ihtimal olmadığı hâlde bakın, bu kararın verilmesi düşündürücüdür, gerçekten yargının üzerindeki bu bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesini tamamen zedelemektedir. Şimdi, bir bakıyorsunuz, bir yandan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi tutuklanırken bir yandan da “sabit ikametgâh sahibi” denilerek Bülent Arınç’ın damadı tahliye ediliyor ve bırakılıyor. Şimdi, bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Gerçekten burada tarafsızlık ilkesi var mı, uyuluyor mu? Bu hâkimler bağımsız olarak karar veriyor mu, bunların üzerinde oturup düşünmemiz gerekiyor. Eğer bunları yapmazsak, bunların üzerine gitmezsek, yargıyı bağımsız hâle getirmezsek bir gün bu adalet de, bu yargı da size lazım olduğu zaman sizler de zor durumda kalabilirsiniz değerli arkadaşlarım.

O nedenle bu böyle gitmez, bugünler mutlaka geçecek ama gerçekten ülkemize zarar vermeden bu işi aşmamızın çok büyük faydası olacağını söylemek istiyorum. Çünkü keser dönecek, sap dönecek, bir gün hesap dönecek herkes adaletin önünde hesap vermek durumunda kalacak diye sözlerimi bitirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın Muş, mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, az önce -HDP Grubundan olması lazım- bir milletvekili, işte, kişisel tercihlerinden dolayı, oy kullanmalarından dolayı koyunlarına el konulduğu veya farklı muameleler yapıldığı şeklinde bazı ifadelerde bulundu. Onunla alakalı ellerindekilerini bana iletirlerse ben de takipçisi olayım; ilgili kurumlara iletelim hep beraber ve orada yanlış bir uygulama varsa onun önüne geçelim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, mikrofonumu açabilir misiniz, cevap vereceğim kendisine.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

23.- Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Yaşadığımız sorunlar, dile getirdiğim konu, evet, beş dakikadan çok daha fazla bir sürede aslında konuşmamız gereken sorunlar. Biz bunu çok fazla şekilde yaşadık, farklı şekillerde yaşadık.

Bu küçükbaş meselesinde ise biz bir soru önergesiyle ilgili Bakanlığa zaten durumu ilettik. Bu konuda ben de acil bir cevap bekliyorum. Bu köylülerin zararlarının da tazmin edilmesi gerektiğini bir kez daha buradan vurgulamak istiyorum. Gerçekten şu anda Bitlis’te keyfî bir şekilde, sadece Bitlis’te değil, bölgenin tamamında keyfî sokağa çıkma yasakları, yaylalara çıkma yasakları uygulanıyor. Bunlar uygulanırken oralarda yaşayan köylülerin hangi zorluklarda nasıl geçimini sağlayacağı konusunda ise hiçbir tedbir alınmamaktadır. Valiliğin, kaymakamlığın bu konuda oldukça sınırsız, geniş yetkilerini, akşam altı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Bu noktada önergemize cevap bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

Sayın Gürer, sizin de 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz vardı.

Buyurunuz, bir dakika süreyle söz veriyorum.

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, adı “Ömer Halisdemir Üniversitesi” olarak değiştirilen Niğde Üniversitesi’nin adına tekrar “Niğde” ibaresinin eklenerek “Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi” hâline getirilmesinden memnuniyet duyduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Niğde Üniversitesinin adı “Ömer Halisdemir Üniversitesi” olarak değişmişti -Ömer Halisdemir ülkemizin ve Niğde’mizin gururu- ancak “Niğde” adı çıkarılmıştı. “Niğde” adının yeniden eklenmesi yönünde, yıl başında, Sayın Millî Eğitim Bakanımıza da bir talepte bulunmuştuk. Bugün yeniden “Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi” şeklinde adının değiştirilmesinden duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Kazım Arslan ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Alparslan Kavaklıoğlu (Niğde) ve arkadaşları

“"MADDE 22- 2809 sayılı Kanunun 33 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Yüzüncü Yıl Üniversitesi” ibareleri "Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi” şeklinde, ek 22 nci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “Ömer Halisdemir Üniversitesi” ibareleri "Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi” şeklinde, ek 74 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Acıbadem Üniversitesi” ibareleri "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi” şeklinde, ek 104 üncü maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi” ibareleri "Altınbaş Üniversitesi” şeklinde ve ek 132 nci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "Uluslararası Antalya Üniversitesi” ibareleri "Antalya Bilim Üniversitesi” şeklinde değiştirilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.’

"GEÇİCİ MADDE 49- Bu maddeyi ihdas eden Kanunla tüzel kişiliği sona erdirilerek Kapadokya Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanan Kapadokya Meslek Yüksekokulunda halen öğrenimlerini sürdüren öğrenciler ve öğretim elemanları ile Kapadokya Meslek Yüksekokulunun mal varlığı adı geçen Üniversiteye devredilir.

Mevzuatta "Yüzüncü Yıl Üniversitesine” yapılan atıflar "Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine”, "Ömer Halisdemir Üniversitesine” yapılan atıflar "Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesine", "Acıbadem Üniversitesine” yapılan atıflar "Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesine”, "İstanbul Kemerburgaz Üniversitesine” yapılan atıflar "Altınbaş Üniversitesine” ve "Uluslararası Antalya Üniversitesine” yapılan atıflar "Antalya Bilim Üniversitesine” yapılmış sayılır.””

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerge ile "Ömer Halisdemir Üniversitesi” nin adının "Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi şeklinde, "İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi” nin adının "Altınbaş Üniversitesi” şeklinde, "Uluslararası Antalya Üniversitesinin” adının "Antalya Bilim Üniversitesi” şeklinde değiştirilmesi ve Kapadokya Meslek Yüksekokulunun devri ile ilgili hususlar maddeye eklenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin son fıkrasında yer alan “Kurul Başkanınca belirlenir” ibaresinin “Kurul Başkanı tarafından belirlenir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    Kazım Arslan                    Akif Ekici                      Tahsin Tarhan

        Denizli                        Gaziantep                               Kocaeli

 

      İrfan Bakır                   Tacettin Bayır                    Burcu Köksal

        Isparta                            İzmir                        Afyonkarahisar

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Yükseköğretim Kurulu Kararı ile” ibaresinin “Yükseköğretim Kurumunun Senato Kararı ile” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mahmut Toğrul           Garo Paylan                          Erol Dora

             Gaziantep                 İstanbul                                 Mardin

 

             Erdal Ataş            Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

               İstanbul                    İzmir                               Adıyaman

 

                                       Kadri Yıldırım

                                              Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kadri Yıldırım, Siirt Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde “yıldırım” soyadlı 7 milletvekili var. 7 milletvekilinin 5’i Halkların Demokratik Partisinde, 2’si de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundadır, bilgilerinize sunuyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bizde de “şimşek” var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, doğru. Milliyetçi Hareket Partisinde de “şimşek” var.

Sanıyorum Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun böyle bir soyadı yok.

Evet, buyurunuz Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Benim söz hakkı aldığım madde, yine yıllardır dillendirdiğimiz YÖK’le ilgilidir. Dolayısıyla YÖK’ün ayrılmaz parçası olan üniversitelerle ilgili olacaktır.

Şimdi, isimler belirlenirken o isimlerin ifade ettikleri anlamlar, içerikler mutlaka pratikte kendini göstermelidir diye konuluyor. Arap âleminde üniversiteye bir isim bulmaya çalışılırken “camia” ismi konuldu. Bilindiği gibi, camia, aynı zamanda caminin bir türevidir ve üniversiteyle birlikte bu iki kelime, bu iki ıstılah da kapsayan, her kesimi içine alan, kuşatıcı olan, evrensel olan ve umumi olan demektir. Dolayısıyla “üniversite” dediğimiz zaman bütün kültürlerin, bütün dillerin ve özellikle eğitimde kullanılmasına fırsat verilmesi bakımından bütün kesimlerin dillerinin orada hayat bulması gerekir diye düşünüyorum. Ve ilim ayrımı yapılmaksızın, orada akademisyenlik yapanların fikriyatına bakılmaksızın herkese liyakatine göre, ehliyetine göre yaklaşılması gerekir.

Bakın, Hazreti Peygamber (AS), Mekke ahalisinden olan müşrikler Bedir’de esir edildikleri zaman onların müşrik oluşlarına, dinlerine ve inançlarına, fikriyatına bakmaksızın, o esaretten kurtulmalarının karşılığı olarak her birisinin 10 Müslüman çocuğa okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmalarını öngördü. Yani ilimlerinden bilimlerinden İslam’ın peygamberi bu şekilde yararlandı, “Siz müşriksiniz, sizin ilminiz, sizin fenniniz bize lazım değildir.” demedi. O bakımdan, diyorum ki: Fikriyatı, zikriyatı, ideolojisi ne olursa olsun, bugün, Türkiye’de veya başka bir yerde, fikrinden dolayı, görüşünden dolayı ihraç edilen akademisyenlerin, görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlerin kendilerine yapılan bu muamelenin ne ilimle ne bilimle ne de din ve İslam’la uyuşur hiçbir tarafı yoktur.

Ve yine, Hazreti Peygamber’in bu konuda bir hadisi var, diyor ki: “…”(x) Yani “Müşriklerin ağzından da olsa hikmeti, doğruyu, isabetli görüşleri alın.” deniliyor. Yine, Saidi Nursi Hazretleri diyor ki… Kendisi Kürt bölgelerinde bir üniversite kurmayı düşünürken adını “Medresetüzzehra” koymayı düşünüyor ve diyor ki: “Kuracağım bu üniversite, bu Medresetüzzehra, Cami-ül-Ezher’in yani Kahire’deki Ezher Üniversitesinin bir kız kardeşi olacak. Lisanıarabi burada vacip olacak, Lisanıtürki lazım olacak, Lisanıkürdi de caiz olacak yani serbest olacak; bu üç Orta Doğu dili eğitimde kullanılacak.” Alın size camia, alın size cami ve alın size üniversite. İşte ihatacılık budur, evrensellik budur, kuşatıcılık budur. Buna göre kendimizi gözden geçirelim ve buna göre Türkiye’deki üniversitelere bakış açımızı değerlendirelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Nasıl bakıyoruz, pratikte üniversiteleri ne hâle getirmişiz, görüşlerinden dolayı akademisyenleri nelere düçar etmişiz, lütfen bir kez daha düşünelim diyorum ve hepinize saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin son fıkrasında yer alan “Kurul Başkanınca belirlenir” ibaresinin “Kurul Başkanı tarafından belirlenir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Burcu Köksal (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İrfan Bakır, Isparta Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bakır. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sizlere Türk siyasi tarihinde yer edinmiş, söyledikleriyle, yaptığı icraatlarla, sorulara vermiş olduğu cevaplarla, fötr şapkasıyla, başarılarıyla ve en önemlisi de milletin ona taktığı “baba” lakabıyla gönüllerde yaşamaya devam eden merhum 9’uncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den bahsetmek istiyorum. Sözlerime başlamadan önce, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı ve Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Isparta İslamköy’de dünyaya gelen Demirel, bizlere her şeyden önce, neredeyse cumhuriyetle yaşıt olan ömründe yaşadıklarıyla cumhuriyetin faziletlerini, demokrasiyi, hukuku ve anayasal düzeni anlamamızda yol gösterici olmuştur. 1930’lu, 1940’lı yıllarda Türkiye fukaradır, kendi içine kapanıktır, medeni nimetlerden yoksundur. Büyük Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti behemehâl asri, medeni, mamur, müreffeh olacaktır.” demesi bu manzaraları görmesindendir. Süleyman Demirel bu behemehâllerin peşinden gitmiştir. Demirel için cumhuriyetin o yılları iyi bilinirse diğer yıllar daha iyi anlaşılacaktır. Demirel’in ömrü aslında, İslamköy’den Çankaya’ya ömrünü büyük Türkiye davasına adayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 9’uncu Cumhurbaşkanlığına uzanan uzun ince bir yol hikâyesidir. Köylünün sıkıntılarını, fukaralığını, yoksulluğunu görerek, insanların toprakla mücadelesindeki işkenceyi bilerek ve bilhassa 1934 yılında yaşanan kurak yıllarda büyüklerinin “Şu dağların arkasında bir göl var. Dağı bir delebilirsek, yoldan suyu bir getirebilirsek, ‘Palatır’ denen bel yarılsa…” söylemlerini duyup köylünün yarasına merhem olabilmek için mühendis olmaya karar veren Demirel için okumak zordu. Ancak devlet cumhuriyetin ilk yıllarında eğitimde fırsat eşitliğini çok iyi kullanıyordu, ülkenin kabiliyetli çocuklarını okutmaya çalışıyordu. Parasız yatılı okulu kazanıp okuduğu yıllarda tatillerde köyüne gelip, bağ bahçede çalışıp çobanlık yapan ve siyasete ilk girdiği yıllarda “Çoban Sülü” lakabını alan Demirel sonrasında barajların kralı, milletin babası olacaktır.

“Ben ışığın değerini akşam olunca yanan gaz lambasından, suyun değerini anamın su taşımaktan uzayan kollarından, bereketin değerini kuraklık yıllarından bilirim.” diyen, sulama ve elektrik konularında araştırma yapmak için Amerika’ya giden Demirel, bir şeyler yapabilme gücünü ya da değiştirme azmini gördükçe, öğrendikçe meselelerin çok değiştiğini anlar. Demirel’deki çocukluğundan kalma “Ah şu Palatır bir yarılsa, dağların ardındaki sular toprağa kavuşsa…” arzusu var ya, bunun azmiyle yurda dönen Demirel kendisine “Barajlar Kralı” unvanını getirecek olan Devlet Su İşlerine atandı. 1955’te Devlet Su İşleri Genel Müdürü olarak çok sayıda baraj, içme, sulama ve bataklıkların kurutulması projelerini hayata geçirdi. Boğaz Köprüsü projesinde “Morrison Süleyman” olarak anıldı. Siyasi hayatına 1962 yılında başlayan Demirel 1964’te Adalet Partisi Genel Başkanlığına seçildi. 1965 yılında Isparta Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. Seçimlerden birinci çıkan partinin lideri olan Isparta Milletvekili Demirel Türkiye Cumhuriyeti’nin 12’nci Başbakanı oldu. Bu uzun ince yola sanki Türk siyasi tarihinin özetini sığdıran Demirel Türkiye’nin en genç Genel Müdürü, en genç Başbakanı ve en uzun süre Başbakanlık yapan 3’üncü kişisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 9’uncu Cumhurbaşkanı olmuştur.

“Ben bir gün evde otururken ‘Çankaya’ya çıkayım.’ diyerek çıkmadım.” diyen Demirel elli yılı aşkın kamu hizmeti, kırk yıla yakın siyasi hayatı, yedi kere seçildiği Başbakanlığı ve yedi yıllık Cumhurbaşkanlığı boyunca büyük Türkiye hedefi, demokrasinin anayasal kurumlarının güçlenmesi ve Türkiye’nin geleceği için mücadele etmiştir. Kendi ifadesiyle Atatürk’ün mekânında yedi yıldır tuttuğu demokratik cumhuriyet nöbeti sırasında Çankaya’nın halkın evi olduğunu belirten Demirel, Anayasa’nın verdiği bütün görevleri yerine getirmiş ve bunu yaparken de kesin bir tarafsızlık içinde hareket ettiğini özellikle vurgulamış, her zaman Anayasa’dan, demokratik ve laik cumhuriyetten yana olduğunu söylemiştir. Türk siyasi tarihinde başarılarının yanında, fötr şapkasıyla, üslubuyla akıllarda yer eden ve “Süleyman Demirel” denince kimseye kaptırmadığı şapkasının demokraside bir simge hâline geldiğini söyleyerek “Şapka benim değil, artık milletindir.” değerlendirmesini yapmıştır. “Memlekette benzin vardı da biz mi içtik?”, “Dün dündür, bugün bugündür.” diyen Demirel’in en önem verdiği projelerden biri de GAP’tı. “GAP’ı gaptırmam.” sözüyle de hafızalarda yer edinen Demirel, “80 yaşındayım ama kafam hâlâ Zenith marka saat gibi çalışır.” demesiyle de mizacından ve mizahından asla ödün vermemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Demirel için Başkanım, bir dakika verin.

BAŞKAN – Önergelerde ek süre vermiyorum sayın milletvekilleri.

İRFAN BAKIR (Devamla) - Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği ender kişilerden olan, Türk siyasi tarihinin, bizlerin ve Isparta’nın çok şey borçlu olduğu merhum Demirel’i, “Elmanın iki yarısıyız.” dediği eşi Nazmiye Hanım’ı büyük şükran ve minnetle anıyor, yaptıkları hizmetler için şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde yer alan “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                             Garo Paylan                                Erol Dora

     Gaziantep                                   İstanbul                                     Mardin

    Erdal Ataş                              Müslüm Doğan                      Behçet Yıldırım

      İstanbul                                      İzmir                                    Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 24’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 24 - 4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununun 1 inci maddesinde yer alan ‘cihazlardan’ ibaresi ‘cihazlar ile görsel ve/veya el yayınları alabilen tüm cihazlardan’ şeklinde değiştirilmiştir.”

Mevlüt Karakaya                           Kamil Aydın              Ahmet Selim Yurdakul

       Adana                                     Erzurum                                     Antalya

                        Mustafa Kalaycı                       Fahrettin Oğuz Tor

                               Konya                                Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Kazım Arslan                               Akif Ekici                           Tahsin Tarhan

       Denizli                                    Gaziantep                                    Kocaeli

    İrfan Bakır                              Tacettin Bayır                          Didem Engin

       Isparta                                       İzmir                                      İstanbul

Hüseyin Çamak                            Özkan Yalım

       Mersin                                       Uşak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Hüseyin Çamak, Mersin Milletvekili.

Sayın Çamak, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu an, sanayinin geliştirilmesi ve üretimin desteklenmesiyle ilgili gerekli yasal değişiklikleri gerçekleştirmek için buradayız. Fakat, adaletin olmadığı yerde ne sanayi ne de üretim olur. Demokrasinin olmadığı yerde huzur da barış da olmaz. Nitekim, sanayicinin öncüsü yerli sermayenin de bu konuda endişelerinin olduğunu, adalete olan güvenin zedelendiğini belirten TÜSİAD’ın bugünkü açıklamasından anlıyoruz.

Ülkemiz her geçen gün bir hukuksuzluk cehennemine dönüşmektedir. Son anayasa değişikliğiyle tamamen siyasal erkin etkisine giren yargı ve onun aldığı kararlar ne yazık ki toplumun vicdanında büyük yaralar açmaktadır. Son olarak, dün Enis Berberoğlu gazetecilik faaliyetinden dolayı yirmi beş yıl hapse mahkûm edilerek tutuklanmıştır. Peki, nedir milletvekilinin suçu? Suriye’de yıllardır devam eden savaşa iktidarın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı ve bilgisi olmadan uluslararası yasalara aykırı olduğunu gösteren MİT tırları olayını haberleştirmesidir.

Sayın milletvekilleri, ne zamandan beri yasa dışı bir örgüte silah göndermek devlet sırrı olmuştur? Bakınız, aynı konuda birçok kişi açıklama yaptı, bunu haberleştirdi ama bu konuda sadece Cumhuriyet gazetesi çalışanları ile milletvekilimiz cezalandırıldı.

Sayın milletvekilleri, Enis Berberoğlu’nun cezalandırılması doğrudan doğruya partimize bir gözdağıdır, partimiz nezdinde muhalefete bir gözdağıdır. Hapisle, tehditle Cumhuriyet Halk Partisine ayar vermeye, gözdağı vermeye çalışanlar Cumhuriyet Halk Partisinin tarihine baksınlar. Partimizin tarihi, gericiliğe, hukuksuzluğa ve faşizme direnişin tarihidir. Bizi yıldıracaklarını sananlar büyük bir yanılgı içindedirler. Asıl suçlular ahkâm keserken masum insanların, gazetecilerin hapsedildiği bir garabet yaşıyoruz. Bu ceza, söz konusu haberin gerçek olduğunun tescil edilmesidir; bu ceza, ülkemizde hukukun iflasının göstergesidir. Hangi anlayışla, hangi hukukla bu kararın verildiğini anlamak mümkün değil. Bu kararı ve uygulamayı kabul etmiyoruz. Bu kararı verenler er geç tarih önünde hesap vereceklerdir.

Sayın milletvekilleri, gerginlik yaratan davranış, söylem ve uygulamalarla bir ülke uzun süre yönetilemez. İktidar, gücünü korku ve sindirme aracı hâline getirmemeli. Bugün, hukuk başta olmak üzere, tüm devlet aygıtı iktidarın sopasına dönüştürülmüştür, oysa bir devlet, her şeyden önce ortak bir akılla yönetilmelidir. Devlet olmak adaletli olmak demektir. Gücünü demokrasiden, halktan ve haktan alan bir iktidar kendi halkından korkmaz.

Sayın milletvekilleri, zamanında Ergenekon, Balyoz gibi davalarla adalet çiğnendi ve yerle bir edildi. O zamandan bu yana sendeleyerek de olsa bir şekilde yürüyen hukuk artık resmen felç olmuştur.

Adaletin yok sayıldığı tüm hukuksuzluklara karşı yola çıkan, başta Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, adalet yürüyüşündeki tüm partililerimizi ve vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 24- 4/12/1984 tarihli ve 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanununun 1 inci maddesinde yer alan “cihazlardan” ibaresi “cihazlar ile görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen tüm cihazlardan” şeklinde değiştirilmiştir.”

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu değişiklikle görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen tüm cihazların kapsam içine alınması öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde yer alan “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının bu maddesiyle 3093 sayılı TRT Gelirleri Kanunu’nda teknik bir düzenlemeye yer verilmektedir. Tabii, şimdi, öncelikle şunun tekrar tekrar altını çizerek yeniden belirtelim: Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu yayınlarında tarafsız olmak zorunda olan bir kamu yayıncısıdır. Bildiğiniz üzere, 2954 sayılı TRT Kanunu’nun “yayın esasları” başlıklı 5’inci maddesinin (k) bendinde “Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak,” ile (m) bendinde “Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak.” ilkeleri yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, TRT, kuruluş kanununda yer alan yayın ilkeleriyle birlikte, aynı zamanda yayınlarında denetimi altında bulunduğu Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun yayın ilkelerine de uymakla yükümlüdür. Buna göre, TRT’nin yayınlarının siyasi parti ve demokratik gruplarla ilgili tek yönlü ve taraf tutan, fırsat eşitliği ilkesini göz ardı eden, kamuoyunun özgürce kanaat geliştirmesini engelleyen nitelikte olmaması gerekmektedir. Ancak yapılan yayınlarda çok açık ve net bir biçimde görülmektedir ki TRT Haber kanalı iktidar partisinin lehine, muhalefet partilerinin ise aleyhine bir yayın politikasını her geçen gün daha da pervasızlaşan biçimlerde sürdürmeye devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm yurttaşların vergileriyle finanse edilen -altını çizerek tekrarlamak istiyorum- tüm yurttaşların vergileriyle finanse edilen ve kamu yayıncılığını eşit ve tarafsız yürütmesi anayasal bir zorunluluk olan TRT Haber kanalı, yayınlarında gerek kendi kanununu gerek RTÜK Yasası’nı gerekse de Yüksek Seçim Kurulunun yayınladığı yayın ilkelerini açıkça ihlal etmeye devam etmektedir. TRT’nin bu yayın politikası yasal ve anayasal bir suç niteliğindedir. Dolayısıyla TRT suç işlemeye devam etmektedir. Bu bağlamda, sorumlular hakkında gerekli hukuki işlemlerin başlatılması ve hukuki yaptırım uygulanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, partimizin TRT hakkında bulunduğu suç duyurularından küçük bir alıntı yaparak birkaç veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Örneğin, 16 Nisan referandum sürecinde sadece 1-22 Mart tarihleri arasında TRT Haber kanalında yayınlanan canlı yayın ve program sürelerinin dağılımına baktığımızda, Cumhurbaşkanlığına 1.390 dakika, AKP’ye 2.723 dakika, CHP’ye 216 dakika, MHP’ye ise 48 dakika ayrıldığı görülmektedir. HDP’ye, HDP’nin çalışmalarına ise hiç yer verilmemiştir yani HDP’ye ayrılan süre sıfırdır. Aynı durum haber bültenlerinde ayrılan süreler ve konuk dağılımında da gözlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, benzer durum AKP Hükûmetinin hukuka aykırı uygulaması nedeniyle yayın saati 19.00’da kesilen Türkiye Büyük Millet Meclisi TV’si için de geçerlidir. Saat 14.00’te başlayan Genel Kurul çalışmaları gece yarılarına kadar sürmekteyken, burada halkın günlük yaşamıyla ilgili yasalar çıkarılırken halkın bu tartışmaları izlemesi yani haber alma hürriyeti engellenmektedir. Milletin kendi Meclisini izlemesi bir bakıma yasaklanmıştır. Bu ise aslında halkın kendine dair karar alma süreçlerinde demokratik katılımının engellenmesi demektir. Bu anlamda Meclis TV’de halkın haber alma hürriyeti engellenerek suç işlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmeti tarafından TRT’ye dayatılan bu hukuk dışı yayın politikası meşru değildir, sürdürülebilir de değildir. AKP Hükûmeti, halkın ortak vergileriyle faaliyet yürüten ve özerk olması gereken bir kurum üzerinde yürüttüğü tahakkümcü politikasından vazgeçmelidir. Zira TRT bir partinin yayın organı değildir, olmamalıdır diyerek bir kez daha iktidar partisine sesleniyorum.

Bu duygularla tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 24’üncü madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin (1)’inci ve (3)’üncü fıkrasının metinden çıkarılmasını, (2)’nci fıkrasında geçen “sanayici sicil belgesine sahip sanayi işletmelerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “, her türlü üretim alanında” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan                        Akif Ekici                      Tahsin Tarhan

  Denizli                               Gaziantep                              Kocaeli

 

                Tacettin Bayır                İrfan Bakır

                     İzmir                      Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu       Mevlüt Karakaya               Mustafa Kalaycı

   İzmir                                   Adana                                  Konya

Ahmet Selim Yurdakul           Kamil Aydın               Fahrettin Oğuz Tor

Antalya                                Erzurum                      Kahramanmaraş

 

“MADDE 25- 3093 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin c) bendi ile 3093 Sayılı Kanunun 5. Maddesinin c) bendi yürürlükten kaldırılmış; 4. Maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

1) (a) fıkrasında yer alan “üzere;” ibaresi “üzere, ilave bir yazılım veya donanım desteği olsun veya olmasın doğrudan, internet üzerinden veya başka bir yolla her türlü görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen;” şeklinde değiştirilmiş, fıkranın (5) numaralı bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (6) numaralı bent (10) numaralı bent olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın sonuna aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

“6. Cep telefonları için % 6,

7. Bilgisayarlar ve tablet bilgisayarlar için % 2,

8. Taşıtlarda yer alan bandrole tabi cihazların ayrı ayrı tevsik edilememesi halinde, imalatta taşıtın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı, ithalatta ise gümrük giriş beyannamesindeki (özel tüketim vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı üzerinden;

a. Kara taşıtları için % 0,4,

b. Diğer taşıtlar için % 0,01

9. Video görüntü veya ekranına bağlantı yapılmak üzere tasarlanmış olan televizyon alıcıları (uydu alıcıları, set üstü medya kutuları dahil) için %10,'

"10. Yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen her türlü cihazlar için % 10”

"Bu Kanundaki cihaz ifadesi asli fonksiyonu farklı olsa dahi dahili tuner, internet veya başka bir yolla ilave bir yazılım veya donanım desteği olsun veya olmasın her türlü görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen cihazın bütününü ifade eder.'

2) (d) fıkrasında yer alan "6 numaralı” ibaresi "10 numaralı” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mahmut Toğrul                  Garo Paylan                           Erol Dora

       Gaziantep                        İstanbul                                 Mardin

      Erdal Ataş                   Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

        İstanbul                           İzmir                               Adıyaman

Ayşe Acar Başaran

        Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ayşe Acar Başaran, Batman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 485 sayılı çorba kanunun 25’nci maddesi hakkında konuşmak için söz almış bulunuyorum. Yok, iftar vakti geldiği için yanlış söylemedim, gerçekten yine bir çorba kanun var burada çünkü bir sürü maddenin karıştırıldığı, bir tarafta meralarla ilgili düzenlemelerin yapıldığı, bir taraftan TRT’yle ilgili düzenlemelerin yapıldığı, bir sürü maddenin toparlanıp karşımıza getirildiği yine bir çorba kanun tasarısı üzerine konuşmak için söz aldım.

Avukatken en çok bundan muzdariptik çünkü kanunlar ha bire değişiyor ve nerede bulacağınızı bile bilemiyorsunuz. Bu, bence Meclisin, yasamanın en büyük sıkıntılarından biri.

Şimdi, bu kanun maddesinde aslında var olan zeytinliklerle ilgili bir madde vardı, geri çekildi. Çok uygun oldu, çok yerinde bir davranıştı ama bilmiyorum ki yani iktidarın bu çekme meseleleri sonra bir gece kanun hükmünde kararnameyle tekrar geçirilmezse eğer gerçekten çok uygun. Gerçekten, halkın bir defa da olsa talebinin dinlenmiş ve geri çekilmiş olması mutluluk verici bir durum.

Şimdi, ben, özellikle TRT’yle ilgili sürekli vergi alınması, katkı payı alınmasıyla ilgili olarak söz aldım. Yani şöyle aslında: Bence, bu kanun maddesi hazır bu kadar karışıkken bir öneri de biz yapalım buradan, bunun TRT ismini değiştirelim, AK RTE TV yapalım, Külliye TV yapalım ama böyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ya da şey kalmasın. Yani ismi bu değil, şu anda bütün Türkiye toplumunu kapsayan, gerçekten halka hitap eden bir televizyon değil. İktidarın ve sarayın sürekli propagandasını yapan bir televizyondan başka bir şey değil.

Bakın, ben buraya her geldiğimde bir film, bir kitap öneririm, size başka kitap daha önereceğim. Eğer siz “Yok, sayfaları çok fazla, biz özetini okumak istiyoruz.” derseniz, özeti de Google’da vardır, oradan bulabilirsiniz. 1984 diye bir kitap var. Orada, Big Brother, evlere koyduğu radyolardan sürekli insanlara talimat verir, sürekli kendi düşüncesini empoze etmeye çalışır. İşte TRT aynen böyle bir şey ve sizin o kitaptaki Big Brother da sizin deyiminizle reisiniz. Bakın, az önce arkadaşımız da söyledi, sürekli AKP’nin, sürekli sarayın propagandasını yapan, bin defa açılan ama bin bir defa tekrar açılışı için canlı, flaş flaş olarak veren bir televizyon için halkın cebinden sürekli vergi alıyorsunuz. Ben niye sürekli bana hakaret eden bir televizyona vergi vereyim ki? Bu televizyon gerçekten benim sesimi yansıtıyor mu ki sürekli telefondan katkı payı alınsın TRT’ye verilsin, bilgisayardan katkı payı alınsın TRT’ye verilsin? Bence bu katkı payının direkt kaldırılması gerekiyor. Eğer siz kendi şahsınıza, AKP’ye ya da Külliye’ye ait bir televizyon istiyorsanız bunu yapın, zaten devletin bütün olanakları yine elinizde. O, üstü örtülü ödeneklerle siz bir şekilde yine televizyonunu yürütürsünüz, hiç o konuda da merak etmeyin.

Yine, bunun yanında, TRT’yle ilgili olarak sürekli katkı payı alınırken devletin, halkın cebinden, para alınırken bir taraftan da bu iki yıllık süre içerisinde biraz gazetecilere ne yaptığınıza bir bakalım. Onlarca televizyon kanalını kapattınız çünkü sizin düşüncelerinizi yansıtmıyordu. Bir amcanın bir haykırışı vardı: “Ya, ben 130 televizyonda tek adamı dinlemek zorunda mıyım?” Gerçekten öyle, kumandanın düğmesine basıyorsunuz sürekli olarak tek bir ses, tek bir yüz ve sürekli aynı cümleler. İşte, o muhalif kanalların hepsini kapattığınız için bu hâldeyiz.

Yine, bütün muhalif gazetecileri cezaevine koydunuz. Bunlara “gazeteci” demiyorsunuz. Çünkü gazeteci kartlarını veren sizsiniz, siz kendinize göre tanımlıyorsunuz, size göre onlar gazeteci değil. Niye? Çünkü sizin düşüncelerinizi yansıtmıyor. Çünkü sizin özel uçaklarınızla seyahat edip sizin ısmarladığınız şekilde yazılar yazmıyor. Ama buradan uyarıyorum, tekrar uyarıyorum, her defasında bir de uyarı yapıyorum arkadaşlar: Bakın, bu yaptıklarınız döner gelir sizi vurur. Bence bu uygulamalarınızdan bir an önce vazgeçin.

Bir de bu katkı paylarının burada bir kısmını kaldırmışsınız ama eğer halkı düşünüyorsanız bence bu önergedeki gibi hepsinin kaldırılması lazım. Halk kendine küfreden, kendine hakaret eden bir televizyona katkı vermek zorunda değil. Bakın, birine “TRT Kürdî” demişsiniz, Türkçe yetmemiş, bir de Kürtçe, daha çok bizim halkın, Kürt halkının anladığı dilden sabahtan akşama kadar onların seçilmişleri hakkında, onların iradeleri hakkında hakaret ediyorsunuz, küfrettiriyorsunuz. Biz bu hakaretlere, bu küfürlere, bu saldırılara bir de destek vermek zorunda değiliz ki.

O açıdan, özellikle bu TRT katkı payıyla ilgili olarak, en kısa zamanda bunun kaldırılması… Kendinize bir televizyon açın, gerçekten bu konuda sizi destekliyorum diyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar Başaran.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

“MADDE 25- 3093 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin c) bendi ile 3093 Sayılı Kanunun 5. Maddesinin c) bendi yürürlükten kaldırılmış; 4. Maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

1) (a) fıkrasında yer alan “üzere;” ibaresi “üzere, ilave bir yazılım veya donanım desteği olsun veya olmasın doğrudan, internet üzerinden veya başka bir yolla her türlü görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen;” şeklinde değiştirilmiş, fıkranın (5) numaralı bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (6) numaralı bent (10) numaralı bent olarak aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın sonuna aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

“6. Cep telefonları için % 6,

7. Bilgisayarlar ve tablet bilgisayarlar için % 2,

8. Taşıtlarda yer alan bandrole tabi cihazların ayrı ayrı tevsik edilememesi halinde, imalatta taşıtın satış faturasındaki (özel tüketim vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı, ithalatta ise gümrük giriş beyannamesindeki (özel tüketim vergisi hariç) Katma Değer Vergisi matrahı üzerinden;

a. Kara taşıtları için % 0,4,

b. Diğer taşıtlar için % 0,01

9. Video görüntü veya ekranına bağlantı yapılmak üzere tasarlanmış olan televizyon alıcıları (uydu alıcıları, set üstü medya kutuları dahil) için %10,”

“10. Yukarıda sayılan cihazların dışında kalan ve görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen her türlü cihazlar için % 10”

“Bu Kanundaki cihaz ifadesi asli fonksiyonu farklı olsa dahi dahili tuner, internet veya başka bir yolla ilave bir yazılım veya donanım desteği olsun veya olmasın her türlü görsel ve/veya işitsel yayınları alabilen cihazın bütününü ifade eder.'

2) (d) fıkrasında yer alan "6 numaralı” ibaresi “10 numaralı” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Maddeyle, sanayi siciline kayıtlı işletmelerin elektrik kullanımlarından kesilen TRT payının kaldırılması öngörülmektedir. Esasen, elektrik abonelerinden TRT payı alınmasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Ayrıca, TRT, tarafsızlık ilkesine bağlı ve objektif bir yayın organı niteliğini kaybetmiş, Adalet ve Kalkınma Partisinin resmî yayın organı hâline gelmiştir. O nedenle, eğer TRT payı alınacaksa bunun Adalet ve Kalkınma Partisinin gelirlerinden kesilmesi daha doğru ve isabetli olacaktır.

Elektrik faturaları sanayicinin, çiftçinin ve esnafın en büyük maliyet unsuru olmuş, ailelerin bütçesinde önemli bir harcama kalemi hâline gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, elektrik abonelerinden TRT payı alınması uygulamasının tümüyle kaldırılmasını öneriyoruz. Eğer elektrik maliyetini düşüreceksek, gelin, elektrik bedelinden alınan TRT payını, fon payını, vergileri, kaçak elektrik bedeli ve sayaç okuma parasını toptan kaldıralım. Vatandaş haraca bağlanmış gibi elektrik tüketimi üzerinden bir sürü fon, pay, vergi, hatta verginin vergisi alınmaktadır. Gelin, önce bunları temizleyelim, indirim yapılacaksa böyle yapılır.

Tasarıda, sanayiciden TRT payı alınmaması öngörülmektedir. Olumlu bir düzenleme ama sizlere soruyorum: Sanayici üretiyor da çiftçi üretmiyor mu? Sanayicinin maliyeti var da çiftçinin maliyeti yok mu? Zor şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracata katkı veren Türk çiftçisi neden üvey evlat muamelesi görüyor?

Çiftçi reel sektörün temelidir ama Hükûmet bunu hâlâ bilmemekte, hâlâ idrak edememektedir. Uygulanan yanlış politikalar, milletin efendisi çiftçilerimizi bankaların kölesi konumuna getirmiştir. Çiftçimiz on beş yılda 150 kat borca sokulmuştur. Borç tuzağına düşen ve borçlarını ödeyemez hâle gelen, artık sadece ihtiyaçlarını karşılamak için banka kredi kuyruklarında bekleyen çiftçilerimiz, alın teriyle ekmeklerini kazandıkları arazilerini haraç mezat satmak zorunda kalmaktadır.

Bakınız, Sosyal Güvenlik Kurumuna sigortalı olarak kayıtlı çiftçi sayısı 2016 yılında yüzde 10, son beş yılda ise yüzde 36 oranında azalmıştır. Tarım BAĞ-KUR’lu olarak bilinen kayıtlı çiftçi sayısındaki azalma beş yılda 403 bin kişidir. Bu, vahim bir gidişattır.

Tarım ve hayvancılık alanında ivedilikle yapısal reform gerçekleştirilmelidir. Tarım sektörünün yapısal sorunlarını çözecek, tarımsal girdi yükünü azaltacak ve tarım sektörünü yeniden ayağa kaldıracak tedbirler mutlaka ve ivedilikle alınmalıdır. Tarımdaki gelir seviyesi, mutlaka ama mutlaka ülke ortalamasına çıkarılmalıdır. Her şeyin ötesinde çiftçimize daha fazla destek verilmelidir. Çiftçimize verilen her kuruşun fazlasıyla ülke ekonomisine geri döndüğü unutulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, Konya Ovası’nda geçtiğimiz günlerde etkili olan dolu yağışı birçok çiftçimizi çok zor duruma düşürmüştür. Çiftçimizin bin bir emekle zor şartlar içinde gece gündüz çalışarak yetiştirdiği mahsuller yağan dolunun etkisiyle tamamen mahvolmuştur. Doğal afetten dolayı elde avuçta bir şeyi kalmayan çiftçilerimiz geçimini nasıl sağlayabilecek? Elektrik borçlarını, prim borçlarını, vergi borçlarını, kredi borçlarını nasıl ödeyebilecektir? Bakın, bir çiftçimiz “Her şeyimiz bitti, biz bu ektiklerimizle geçimimizi sağlıyoruz. Başka geçim kaynağımız yok. Büyüklerimiz bize yardım etsin. 400 bin lira borcum var. Ben nasıl ödeyeceğim? Araziyi satsam yine ödeyemem ve satsam da çocuklarım aç kalır. Bir tane ineğim vardı, sattım, çapa yaptırdım. Ben ne yapayım? Ben bittim. Akşam eve pide götürecek param kalmadı.” diyor. Hükûmet çiftçimizin içler acısı durumuna duyarsız kalmamalıdır. Mağdur üreticilerimize muhakkak yardım eli uzatarak şefkat ve iyi niyet göstermelidir. Konyalı çiftçilerimiz kaderine terk edilmemeli, tarım sigortası yaptırmadı diye çiftçilerimizin hasarı göz ardı edilmemelidir. Çiftçimizin borçları faizsiz ertelenmelidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin (1)’inci ve (3)’üncü fıkrasının metinden çıkarılmasını, (2)’nci fıkrasında geçen “sanayici sicil belgesine sahip sanayi işletmelerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “, her türlü üretim alanında” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HARUN KARACAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Tahsin Tarhan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın hiçbir yerinde gazetecilik yapmak suç değilken Türkiye’de AKP iktidarı döneminde suç sayılmaya başlanmıştır. Cumhuriyetçi, demokrat, muhalif ne kadar siyasetçi, gazeteci varsa hepsi bir şekilde hapse atılmıştır. Dün, maalesef, milletvekili arkadaşımız Enis Berberoğlu, sırf gazetecilik faaliyetinde bulunduğu için yirmi beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu MİT tırları için Tuğrul Türkeş canlı yayında yemin ederek “Vallahi de billahi de o silahlar Türkmenlere gitmiyordu.” demedi mi sevgili arkadaşlar? Dedi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yanlış bilgi vermişler, yanlış bilgi.

TAHSİN TARHAN (Devamla) - Sizlerle birlikte tüm Türkiye de duydu. Peki, ne oldu? Sayın Türkeş Başbakan Yardımcısı oldu. Olmaz arkadaşlar, olmamalı. Sizler, ancak arkadaşlarınız aranızdan FET֒cü diye gittiğinde uyanacaksınız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, gelelim içtiğimiz sudan, yaktığımız elektriğe, neredeyse aldığımız nefese kadar ödediğimiz TRT payına. 25’inci maddede “Sanayiciden TRT payını kaldırıyoruz.” diyorsunuz. Sanayiciden kaldırdığınız bu payı bir yasa maddesiyle katlayarak vatandaşa yüklüyorsunuz. Daha önce kanun hükmünde kararnameyle alınan kararı yasalaştırmak istiyorsunuz. 25’inci maddeyle getirmek istediğiniz rakamlar ortada. Cep telefonunda yüzde 6, bilgisayar ve tabletlerde yüzde 2, kara taşıtlarında binde 4, diğer taşıtlarda on binde 1, televizyon alıcılarında yüzde 10, görsel ve işitsel her türlü cihazlarda yüzde 10 olarak TRT payını vatandaşın sırtına bindiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de 33 milyona yakın elektrik abonesi bulunmaktadır. TRT bu 33 milyon aboneden 2015 Yılı Faaliyet Raporu’na göre 850 milyon TL tahsil etmiştir. TRT bu paraları ne yapıyor? Polis Akademisinin hazırladığı -terör bağlamında- Terör Amaçlı Kullanılan Kamusal Mal ve Hizmetler Raporu’nda FETÖ mensuplarının TRT’ye sızıp ilk etapta kendilerinden olmayan yapım şirketlerini saf dışı bıraktıkları, işleri örgütün güdümünde şirketlere vererek yaklaşık 300 milyon liralık vurgun yaptıkları tespit edilmiştir. Bu vurgunlara hep birlikte artık yeter demeliyiz.

Değerli milletvekilleri, bu kadar vurgunun yapıldığı TRT’nin kaç tane yayın organı var, ne iş yapar, hedefi nedir; bilen var mı?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Borazan!

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Maalesef yok. Ben söyleyeyim: TRT’nin 17 adet yayın kuruluşu var. Bu kadar çok yayın organı olmasına ne gerek var? Her biri ayrı bütçe, ayrı ödenek, ayrı yönetici, ayrı kadro anlamına geliyor. Bu yüzden iktidar için gereği var.

Değerli milletvekilleri, bugün en çok izlenen özel televizyon kanallarının çalışan sayısı 700 kişiyi geçmemektedir. Reytingleri son sırada olan TRT, 8 bin kişiye yakın personel sayısıyla iktidarın sesi konumundadır.

Maalesef, TRT neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalıyor. İşe devamsızlık oranında 1’inci mi arıyorsunuz, gelirlerinin yarısı personel gideri olan kurum mu arıyorsunuz, kurumun başına atanmış yandaş imam mı arıyorsunuz, üç günlük çekimi için 22 kişiyi yurt dışına götüren kurum mu arıyorsunuz; hepsinin cevapları TRT’de.

Bizim önerimiz, tüm üretim alanlarından, sanayiden, tarımdan, turizmden, vatandaşın faturasından TRT payının tamamen kaldırılmasıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 25’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum, hayırlı iftarlar.

Kapanma Saati: 20.04

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.06

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

26’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinde yer alan “hesaplanan bandrol ücretinin iki katı tutarında” ibaresinin “hesaplanan bandrol ücretinin yarısı tutarında” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Mahmut Toğrul                       Garo Paylan                      Erol Dora

       Gaziantep                             İstanbul                            Mardin

      Erdal Ataş                        Müslüm Doğan            Behçet Yıldırım

        İstanbul                                İzmir                          Adıyaman

                                      Mehmet Emin Adıyaman

                                                  Iğdır

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 26- 3093 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “cihazın satış bedeli kadar” ibaresi “hesaplanan bandrol ücretinin beş katı tutarında” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

     

Ahmet Kenan Tanrıkulu            Mevlüt Karakaya  Ahmet Selim Yurdakul

          İzmir                                 Adana                            Antalya

  Mustafa Kalaycı                      Kamil Aydın          Fahrettin Oğuz Tor

         Konya                               Erzurum                 Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     

    Kazım Arslan                         Akif Ekici                 Tahsin Tarhan

        Denizli                             Gaziantep                          Kocaeli

      İrfan Bakır                        Tacettin Bayır                Burcu Köksal

         Isparta                                 İzmir                   Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Burcu Köksal, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu terazi adaleti temsil ediyor, ayarını bozduğunuz adaleti; iktidar partisi mensuplarına ve onların damatlarına işleyen adaleti temsil ediyor.

Bugün Güvenpark’ta Genel Başkanımızın önderliğinde başlattığımız Adalet Yürüyüşü, işte bu bozduğunuz adaleti yeniden tesis etmek için. Bizde bir laf vardır, tam da size göre, AKP’lilere göre söylenmiş: “Ayarını bozduğunuz kantar, gün gelir bir gün sizi de tartar.” Yani bugün menfaatiniz gereği oynadığınız kantar, o bozuk ayar getirdiğiniz kantar yarın sizin için de lazım olabilir. Genç bir vekil olarak büyük bir istek, azim ve inançla geldiğim Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucu olduğu Gazi Meclisin vekillerinin gözdağıyla susturulmak istendiği, demokrasinin askıya alındığı, hukuksuzluğun tavan yaptığı, adaletin iktidar partisi mensuplarının damatlarına işlediği bir Türkiye’de halkın vekili Sevgili Enis ağabeyimiz sadece gazeteci olduğu için, muhalif olduğu için ne yazık ki tutuklandı. Şu işe bakın ki IŞİD’li teröristlerin elini kolunu sallayarak gezdiği, FET֒nün siyasi kanadının üstünün kapatılmaya çalışıldığı, Ata’mıza hakaret edenlere neredeyse madalya takılacağı bugünlerde Enis ağabeyimiz vatan haini yaftasıyla tutuklanıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyeti kuran partidir; Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu partiden vatan haini çıkarmaya çalışanları, Enis ağabeyimize bu yaftayı vurmaya kalkarak ceza verenleri, önce FET֒yle et ile tırnak gibi olup “Gel de bu hasret bitsin.” diyenleri, Pensilvanya’da “Hoca Efendi” diyerek ağlak FET֒nün elini ayağını öpenleri, FET֒cülere devletin arazilerini peşkeş çekenleri, Türkçe Olimpiyatları’nda FET֒ye methiyeler düzmek için sıraya girenleri yargılasınlar. Bu ülkede muhaliflere biçtiğiniz ceza ya zindana atmak ya işten atmak. Korkmuyoruz çünkü Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıkarken korkmuyordu, biz de bu ülkeye adaleti getirmek için korkmuyoruz. Sevgili Enis ağabey dün şunu söylemişti: “Siz beni unutmayacaksınız, ben de sizi unutmayacağım.” demişti. Evet, bu ülkedeki yürekli yurtseverler, bu ülkedeki Atatürkçüler; bu ülkede hak, hukuk, adalet, demokrasi isteyenler, bu ülkedeki cumhuriyetçiler, bu ülkede cumhuriyete inananlar onu asla unutmayacak ve onu asla yalnız bırakmayacak. Biz her fırsatta bu kürsüde “adalet” diyeceğiz, alanda Genel Başkanımızla beraber adalet için yürüyeceğiz, yeter ki Türkiye’de adalet tesis edilsin.

Bugün Enis ağabeyimiz başta olmak üzere bu ülkede demokrasi için, hukuk devleti için, tam bağımsız yargı için, temel hak ve hürriyetlerin güvence altına alınması için, cumhuriyet için uğraşan herkesi aslında şu dizeler çok güzel anlatıyor:

“Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip...

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hainin...

Dayan kitap ile,

Dayan iş ile,

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile.”

Biz de sonuna kadar dayanacağız adalet için, Türkiye’de adaleti tesis etmek için.

Herkesi sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.29

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

 

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

485 sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) ve arkadaşları

MADDE 26- 3093 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “cihazın satış bedeli kadar” ibaresi “hesaplanan bandrol ücretinin beş katı tutarında” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu düzenlemeyle bandrolsüz cihaz satışının engellenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinde yer alan “hesaplanan bandrol ücretinin iki katı tutarında” ibaresinin, “hesaplanan bandrol ücretinin yarısı tutarında” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bugün ve bu son günlerde, özellikle, bütün hatip milletvekilleri adaletten, hukuktan, hukukun üstünlüğünden ve özgürlükçü hukuk anlayışından bahsetmekteler. Aslında, dünyanın en diktatöryal, en faşist ülkelerinde bile demokratik, özgürlükçü ve adil bir hukuk sistemi olmasa bile en azından kanunlar vardır. Dolayısıyla, biz o ülkelere hukuk devleti diyemesek bile diktatöryal, faşist ülkelerde, cuntayla yönetilen ülkelerde bile kanunlar vardır ve bu cunta yönetimlerin kendi koymuş oldukları kendi kanunlarına uymak gibi bir prensipleri ve kuralları vardır. Ne yazık ki ülkemizde artık, bırakın, hukuk devletinden, hukukun üstünlüğünden, yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından, tabii hâkimlik ilkesinden, bırakın özgürlükçü bir hukuk anlayışını ülkede artık bir kanunlar devletinden bile bahsetmek mümkün değildir.

Nitekim, 16 Nisan referandumundan sonra mevcut Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanının artık parti başkanı olmasıyla birlikte artık il valileri AKP’nin il başkanları, kaymakamlar AKP’nin ilçe başkanları ve bütün bürokrasi ise AKP’nin birer çalışanı, yöneticisi konumunda bir ülke durumuna geldik. Dolayısıyla, Türkiye’ye artık “Türkiye Cumhuriyeti” demek yerine “AKP cumhuriyeti” demek herhâlde yerinde bir tespit olacaktır.

Eş genel başkanlarımıza ve milletvekillerimize yönelik hukuksuzluk, bırakın hukuksuzluğu, kanunsuzluk… Zira, Ceza Kanunu’nun tüm mevzuatı AKP döneminde, AKP’nin iktidarda olduğu dönemlerde değiştirildi. AKP’nin kendi değiştirmiş olduğu, kendi koymuş olduğu kanunlara uymamak gibi bir prensibi var. Milletvekillerimizin ve eş başkanlarımızın yargılanmaması ve bir yıla yakın bir süre geçmesine rağmen yargı önüne çıkarılmamış olması AKP’nin artık bu ülkede bölgelere göre bir hukuk, kişiye göre hukuk, olaya göre hukuk ve zamanın ruhuna göre kendi hukukunu inşa ettiği gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Bölgemizde özellikle olağan hâle, rutin hâle gelen bir zırhlı araç katliamı peyderpey yaşanmaktadır. Çok kısa bir süre önce Silopi’de zırhlı araç bir eve girdi, 2 çocuk katlediliyor, yine Van’da zırhlı araç sivil eziyor, daha dün Lice’de yine bir kadını eziyor ama ortada ne bir yargı ne bir hukuk ne bir sorumluluk var. Öte yandan, yine bu Parlamentonun bir milletvekiline bir astsubay haddini aşarak keyfî bir uygulama yapıyor, hukuk diye bir şey işlemiyor. Yine, çok kısa süre önce, 4 Haziran günü Iğdır İl Genel Meclisi seçimleri gerçekleştirildi. Bu İl Genel Meclisi seçimleri öncesinde bu Hükûmetten güç alan ne idiği belirsiz, aslında bir çete, bir serseri ama aynı zamanda Hükûmetten güç alan bir köy korucusu, bizim adaylarımızın fotoğraflarını alıp gördüğünüz gibi kafasına silah dayatarak ve bunu bir videoya -bu aldığım fotoğraf videodan sadece bir fotoğraf- alıyor, açık tehdit savuruyor, akla hayale gelmeyen tehditler savurup küfürler ediyor ve bunu sosyal medyada paylaşıyor ama hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Neden yapılmıyor? Az önce ifade ettiğim gibi, tüm bürokrasi AKP’nin birer yöneticisi, birer çalışanı konumuna getirildiğinden yapılmıyor. Bu hukuksuzluğun, bu adaletsizliğin en başta bu ülkede anarşizmi, kaosu ve en önemlisi de iktidarın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - …kendi başına yaratacağı bir bela olduğunu ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıraların alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adıyaman.

Sayın Muş, mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bürokratların nasıl atanacağı, nasıl çalışacağı ilgili kanun hükümlerinde belirlenmiştir. Bizim il başkanlarımız bellidir, ilçe başkanlarımız bellidir, kaymakamların veya valilerin bizim parti yöneticimiz olması gibi bir şey kesinlikle söz konusu olamaz. Onlar bürokratik işlemlerini yapacaklar, biz siyasi olarak il başkanlarımızla, ilçe başkanlarımızla siyasetimizi yapıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkanım, müsaadeniz olursa sadece kayıtlara geçmesi için çok kısa bir şey söyleyeceğim. Doğrudur, bir yazılı yasal mevzuat vardır. Bu, valiler ve kaymakamlar da dâhil olmak üzere bürokratların nasıl atanacağını düzenlemektedir. Ama hatırlatmak isterim: Acaba 4 bine yakın mülki amirin, şu anda cezaevinde olan mülki amirin atandığı gibi mi atanıyorlar? Yarın bir gün bu suça konu olan eylemleri sevk ve idare eden mülki amirlerin nasıl atandığı veya atanmasının yazılı kayıtlarda nasıl durduğuyla alakalı değiliz, onların icraatlarıyla alakalıyız. Yarın bir gün onların da ne yapacağını hepimiz seyredeceğiz, göreceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutanaklara geçmiştir Sayın Yıldırım.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, suç işleyen kim olursa onunla ilgili yasal mevzuat ne öngörüyorsa o yapılır. Eğer birisi görevini kötüye kullanıyorsa, kamu hizmetini yerine getiriyorken hukukun dışına çıkıyorsa orada kanun devreye girer, hukuk devreye girer ve gereği yapılır. O açıdan yanlışlık varsa yanlışın üzerine her zaman biz gideriz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Biraz önce Sayın Mehmet Emin Adıyaman’ın üzerinde konuştuğu önergeyi oylamıştık.

Ben de ortam çok monotonlaştı, bir espri yapayım derken araya başka cümleler girdi. Şimdi, Sayın Adıyaman’ın soyadından şöyle bir şey aklıma geldi. “Adıyaman” deyince tabii “Allah Allah, Adıyaman Milletvekili mi?” diye insan ilk anda zannediyor, hâlbuki Sayın Adıyaman Iğdır Milletvekili. Bürokrasideyken buralara geldiğimiz zaman önergeler okunuyordu. Bir önergede iki isim çok sık okunmuştu yani bir önerge değil, birçok önergede iki isim çok sık okunuyordu. İkisi de Kocaeli Milletvekiliydi. Birisinin ismi Halil İbrahim Artvinli, diğerinin de İsmail Amasyalı’ydı ama ikisi de Kocaeliliydi. Herkes soyadına uygun ilden seçilsin, gelsin diyeceğim ama Sayın Muş’a haksızlık olacak. Onun için onu söylemiyorum.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde yer alan “ilişkin kararların alınması ve” ibaresinin “ilişkin kararların alınması ile” aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan                        Akif Ekici                      Tahsin Tarhan

  Denizli                               Gaziantep                               Kocaeli

İrfan Bakır                         Tacettin Bayır                  Melike Basmacı

  Isparta                                  İzmir                                 Denizli

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde yer alan “yapılması Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının uygun görüşüne tabidir.” ibaresinin “yapılması durumunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından görüş istenir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                     Garo Paylan                           Erol Dora

   Gaziantep                           İstanbul                                 Mardin

   Erdal Ataş                       Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

    İstanbul                              İzmir                               Adıyaman

  Leyla Birlik

  Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Leyla Birlik, Şırnak Milletvekili.

Sayın Leyla Birlik, buyurunuz efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

LEYLA BİRLİK (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 30’uncu maddesinde yapılan düzenlemelere ilişkin söz almış bulunmaktayım.

Meralara ilişkin tasarıdaki değişiklik “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının talebiyle organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, yerleşim yerleri içinde bulunan sanayi siteleri ve münferit işletmelerin yerleşim yeri dışına çıkarılması için tahsis amacı değişikliği yapılır.” hükmünü içermektedir. Yani bu tasarıyla sanayi alanları için meraların talan edilmesinin önü açılmıştır. Meraların ıslah edilip Türkiye'nin hayvancılık alanında gelişmesini sağlamak yerine, meraların bu şekilde sanayiye açılması ileride Türkiye’de hayvancılığın bitmesi gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır.

Meralara ilişkin yapılan bu değişiklikler son yıllarda krizden bir türlü çıkmayan hayvancılık sektörü için de büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu durum, mera hayvancılığının geliştirilmesi hedefiyle büyük bir çelişki oluşturmaktadır. Hayvancılığın temel alanı olan meraların sermayenin kullanmasını kolaylaştırmak için farklı kullanımlara açılması, Türkiye'nin temel ihtiyaçlarından, temel geçim kaynaklarından olan hayvancılıkta bugün itibarıyla bütünen dışa bağımlı hâle gelmesine sebep olacaktır. Tarım ve hayvancılık alanında yaşanan sorunların ana kaynağı, tarımsal faaliyetlerle ilgili karar alma süreçlerine ve politika belirlemesine halkın doğrudan veya dolaylı yollardan demokratik katılımının sağlanmaması yani söz sahibi olmamasıdır. Böyle olunca, halkın tarım ve hayvancılık faaliyetlerini bizzat gerçekleştirmesine, üretmesine, yaratmasına ve bu faaliyetlere emek vermesine rağmen halk, altından kalkamayacağı ağır sorunlar ve zorluklarla karşılaşmaktadır. Bırakalım temel ihtiyaçlarını karşılamayı, beslenme sorunlarını bile yeterince çözemeyen yine halkın kendisi olacaktır. Bu tasarıyla, küçük çapta hayvancılık yapan üreticiler aç ve işsiz kalacak, kentlere göçlerin sayısı artacaktır. Tarım ve hayvancılık alanında yaşanan temel sorunlardan biri de halkın kendi iradesiyle kendi ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde bu faaliyeti yürütecek imkânlarının elinden alınarak bunun yerine devlet, özel sermaye, şirket ve kuruluşların kendi egemenliklerine tahsis etmesidir.

Sayın Abdullah Öcalan’ın “Nanın ana yurdunda nansız bırakılması.” sözü, tam da tarım ülkesi olan Türkiye’de yapılmak isteneni çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Şu çok açıktır ki: Bu tasarıyla beraber iktidar, yıllardır gündemden düşmeyen doğa tahribatına, ekolojik dengelerin altüst edilmesine, bu politikaların yol açtığı sorunlara her gün bir yenisini daha ekleyip ülkeyi bütünsel bir yaşam alanı olarak ciddi tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Düzenlenen bu tasarıda açıktır ki iktidar, bu sorunları aşacak politikalar izlemekten çok uzaktadır.

Ayrıca, Türkiye ekonomisinin büyük bir oranda tarım ve hayvancılığın dayalı olduğu kürdistanda süren askerî operasyonlar, askerî yasak bölge ve geçici güvenlik bölgesinin ilanları sebebiyle hem Türkiye ekonomisini büyük oranda olumsuz etkilemekte hem de kürdistan halkının tek geçim kaynağı olan tarım, hayvancılığı bitirme noktasına getirmektedir. Şu anda Şırnak’ın birçok bölgesinde, askerî yasak bölge ilanı nedeniyle meralara çıkartılmadıklarından dolayı binlerce hayvan telef olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sadece bu yıl, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde en az 24.600 küçükbaş, 2.820 büyükbaş hayvan ve yine Şırnak’ın Balveren beldesinde 150 bin civarında arı kovanı yaylalara götürülmediğinden dolayı şu anda bir telefle karşı karşıyadır. Yıllardır sürgün, göç etme uygulamaları sonucu da hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü Kürt köylerinin yaklaşık yarısı boşaltılmış, geçim kaynakları olan tarım alanları ve hayvancılık da yok edilmek istenmiştir. Aynı uygulamalar başka bir şekilde yeniden devreye konularak bu durum devam ettirilmektedir. İktidarın uyguladığı bu politika aslında yasa tasarısında yapılmak istenen değişiklikle bire bir örtüşmektedir. Siyasi iktidar halkın kuşaklardan beri yararlandığı doğanın gasbına çanak tutarak, sermayeye güç katarak halklar arası ekonomide adaletsizliği büyütmekle kalmayıp doğayı da halkın yaşam alanlarını da tahrip etmektedir.

Sonuç olarak, betonlaşma, doğadan uzaklaştırma, çevre katliamları gibi devreye konulan yüzlerce kirli politikanın devam ettirilmesinin bir ayağı da meraların katliamıyla sermayeye peşkeş çekme tasarısının bir an evvel çekilmesi elzemdir.

Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şırnak milletvekili Leyla Birlik’e teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip konuşmasında “kürdistandaki askerî operasyonlar, Kürt köylerindeki sokağa çıkma yasakları veya oraya…”

Sayın Başkan, bakın, bu tabirler, idari yapılanmamızda olmayan yerler ve ısrarla hatip şunu yapmaya çalışıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Trakya var mı idari yapıda?

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Cumhurbaşkanının konuşmalarına bakın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sanki Türkiye'nin içerisinde başka bir bölge var ve Türkiye oraya müdahale etmiş, orada askerî operasyonlar yapıyor ve bunlar da oranın temsilcisi, gelmişler burada bunları savunuyorlar. Böyle bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti toprakları içerisinde, sınırları içerisinde terör örgütlerine karşı bir mücadele veriliyor. Başta, orada yaşayan vatandaşlarımızın huzuru, refahı için bu mücadele veriliyor, sonra da bütün Türkiye için bu mücadele veriliyor. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sanki başka bir yerden bahsediyor adamlar ya!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kürdistanı bilmiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Başkan, son birkaç aydır kalkıp…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kardeşim, nerede var kürdistan? Nerenin milletvekilisin?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Senin Cumhurbaşkanın söyledi.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri… Bir saniye efendim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nerenin milletvekilisin, söylesene. Kendilerine göre tabir çıkarıyorlar ya. Yok öyle bir şey. Hukuka göre hareket edeceksiniz arkadaşlar, kafanıza göre değil.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Kendine gere ha… İslam Ansiklopedisi’ne bakın…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Anadolu neresi, Trakya neresi?

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, siyasi konjonktüre göre ülkeyi idare edenlerin söylem diline takılmayacaklarına ve yeri geldiği zaman mütemadiyen “kürdistan” sözcüğünün kullanılacağına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, ülkedeki siyasi konjonktüre göre ülkeyi idare edenlerin söylem diline takılmayacağız biz. Yeri geldiği zaman mütemadiyen “kürdistan” sözcüğü kullanılacak. Bu kavram kullanıldığı için Yargıtaya intikal edecek, Yargıtay, bu sözcüğün kullanılmasında herhangi bir sakınca görmeyecek... Konjonktür değişti diye biz iktidarın peşine takılıp onların söylemlerini kullanmak zorunda hiçbir zaman kendimizi hissetmedik, hissetmeyeceğiz. Bunun bu ülkeyi bölmek anlamına gelmediğini, bunun tarihsel bir göndermesinin olduğunu sıklıkla ifade ettik. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Açsınlar -söyledik- Birinci Meclis zabıtlarına baksınlar, o günkü mebusların “Kürdistan mebusu” olarak şu Birinci Meclis çatısı altına geldiklerine baksınlar; bir de Cumhurbaşkanının, o günkü Başbakanın 2012 konuşmalarına baksınlar; sadece kullanmıyor, kullandıktan sonra muhalefet partilerinin onu eleştirmesine karşılık, kendi grup toplantısında on dört dakika bu kavramın neden kullanılması gerektiğini savunan konuşmalarına baksınlar. Konjonktür onların istediği biçimde ilerlerken, bu kavram, Başbakan tarafından kullanılacak ama muhalefet partisi milletvekillerinin kullanımına bugünkü reaksiyonlar oldukça naif kalıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz, açıyorum mikrofonunuzu.

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, “Kürt köyleri”, “kürdistan” ifadelerinin son derece tehlikeli ve bölücü bir dil olduğuna, bütünleştirici ve birleştirici bir dil kullanmakta büyük fayda olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, zaman zaman kürsüde konuşma yapan bazı milletvekilleri, sürekli ve özenle, âdeta milletimizi ve Türkiye Büyük Millet Meclisini kışkırtırcasına, teröristbaşının bazı sözlerinden alıntı yapmak, ülkemizin bazı yörelerini, şehirlerini başka isim ve sıfatlarla anmak suretiyle çok yanlış, etnikçi ve bölücü bir dil kullanmaktadır. Bu bölücü ifadeleri şiddetle reddediyoruz ve bu bölücü ve kışkırtıcı ifadelerden kaçınmaya davet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Türkiye’mizin her bir köşesi, Türkiye’dir, Türkiye'nin şehirleridir, köyleridir. “Kürt köyleri”, “kürdistan” ifadeleri, son derece tehlikeli ve bölücü bir dildir. Bütünleştirici ve birleştirici bir dil kullanmakta ve buna özen göstermekte büyük fayda olduğunu ifade ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Bostancı, buyurunuz.

28.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, AK PARTİ Genel Başkanının geçmişte “Kürt” kelimesini kullanma biçiminin ya tarihsel atıf yahut da Kuzey Irak’a ilişkin olduğuna, Türkiye’nin içinde herhangi bir coğrafyanın “kürdistan” olarak nitelendirilmesinin söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

İmparatorluklar dönemindeki adlandırmalar ile ulus devletler aşamasına geçmiş olan toplumların topraklara ilişkin adlandırmaları ve idari sistemleri elbette birbirinden farklı. Bu vadede uzun bir konuşma yapma niyetinde değilim, zamanım da yetmez. Biz ortak bir toplumsal kültür inşa etmeye çalışıyoruz, 80 milyonun kardeşliğini, ortak kaderini ve geleceğini hep birlikte kurmaya uğraşıyoruz. Bu, bütün siyasilerin görevi. Türkiye'nin içindeki her yer, hem Kürtler için kendi şehirleri ve topraklarıdır hem de Türkler için kendi şehirleri ve topraklarıdır. Türkiye'nin herhangi bir bölgesini ayrı bir etnik kimlikle adlandırma çabasını etnik kimlikçi siyasetin bu yöndeki siyasal iddiasının bir hegemonya mücadelesi olarak görür ve reddederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız, mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genel Başkanımızın da geçmişte “Kürt” kelimesini kullanma biçimi, ya tarihsel atıftır yahut da Kuzey Irak’a ilişkindir. Türkiye'nin kendi içinde, bu yönde herhangi bir coğrafyayı “kürdistan” olarak nitelemesi söz konusu değildir.

HDP’nin de bizim de bütün siyasilerin de görevi, bu insanların, bu milletin ortak kaderini sağlama doğrultusunda bir çaba ve kardeşliği pekiştirmekse, etnik kimlikçi ve ayrımcı bir dili burada terk etmekte, ortaklaştırıcı bir toplumsal tahayyülü öne çıkarmakta fayda vardır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, açıyorum mikrofonunuzu.

29.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, bir ülkenin bütünlüğünün farklı siyasi partilerin kendi zaviyesinden farklı şekillerde yorumlanabileceğine ve ifade özgürlüğünün de farklı olanların birbirlerinin görüşlerine tahammül etmesi demek olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bir ülkenin bütünlüğü, farklı siyasi partilerin kendi zaviyesinden farklı şekillerde yorumlanabilir. Kimine göre bir ülkenin bütünlüğü, her şeyi tekleştirmek üzerine kurulu olabilir; etnik, dinsel, kültürel, dilsel; işte siyasi iktidar da son iki yılda olduğu gibi, her şeyi Türkleştirme ve tekleştirme üzerine kurabilirler. Ancak biz bu ülkenin bütünlüğünü, geleceğini teminat altına almayı… Bu ülkede yaşayan 80 milyon insanın, farklılıklarını bir zenginlik olarak görmesi ve kendini gördüğü, Allah’ın ona vermiş olduğu kimlikleriyle birlikte yaşaması durumunda ve bu haklarının tanınması durumunda bu ülkeye dair aidiyet ve sahiplenme duygusunun artacağını, güçleneceğini düşünen bir açıdan bakıyorum. Zaten ifade özgürlüğü de böyle bir şeydir, farklı olanların, birbirlerinin görüşlerine tahammül etmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Paylan, sayın grup başkan vekillerine söz verdim. Onun için onun dışında bu konuda milletvekillerine söz vermeyeceğim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Söz istemiyorum efendim, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, belki ben de konuşacağım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben de konuşacağım.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, “Kürdistan” kelimesini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtlerin yaşadığı bir bölgeyi tarif etmenin ötesinde bir egemenlik yetkisinin kullanımı şeklinde ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde egemen bir yönetimin var olduğu kanısını uyandıracak şekilde kullanmayı doğru bulmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın “İdarenin kuruluşu” başlıklı bölümünün altında merkezî idare ve mahallî idareler düzenlenmiştir. Merkezî idare, Anayasa’nın 126’ncı maddesinde, mahallî idareler de Anayasa’nın 127’nci maddesinde düzenlenmiştir. Bunun dışında farklı bir idareye atıf yapan ya da farklı bir idare şeklini düzenleyen herhangi bir madde bulunmamaktadır.

“Kürdistan” kelimesini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürt kardeşlerimizin yaşadığı bir bölgeyi tarif etmenin ötesinde bir egemenlik yetkisinin kullanımı şeklinde ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde egemen bir yönetimin var olduğu kanısını uyandıracak şekilde kullanmayı doğru bulmuyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Kim öyle kullanıyor Sayın Başkan?

BAŞKAN – Doğru bulmuyorum.

Sayın Yıldırım’ın biraz önce yapmış olduğu açıklama aslında konuya bence açıklık getirdi, öyle görüyorum. Genel Kurulun bu konudaki hassasiyetini de dikkate alarak ben bütün milletvekili arkadaşlarımı, bütün siyasi parti gruplarını bu konuda birbirlerine daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, ülkemizin sınırları, yerleşim yerlerinin hukuki, siyasi statüleri, kişilerin yorumlarına veya siyasi partilerin kendi tercihlerine bağlı bir durum değildir kesinlikle.

BAŞKAN – Tabii ki Sayın Akçay, elbette ki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hukuki, siyasi, kültürel, reel bir hakikat vardır ve bu hakikat, birlik beraberlik içerisinde bunu kabul ederek yaşamanın şartıdır, buna aykırı ifadeler bölücü ifadelerdir efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Tutanaklara geçmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, eğer müsaadeniz olursa iki cümleyle…

Biz, ısrarla “Kürdistan” sözcüğünü bir idari bölge olarak kullanmadığımızı söylememize rağmen, niyet okuyarak zorlama bir yorumla bunu ele almak… Bakın, ben bir Kürt olarak bu ülkedeki vatandaşlığımın ve bu vatandaşlığa dair, bu ülkeye dair aidiyet ve sahiplenme duygumun artışını dilimin, kimliğimin, kültürümün bir zenginlik olarak görülüp kabul edilmesi temelinde daha güçleneceğini düşünüyorum. Bunu bir idari kavram olarak kullanmadığımızı söylememize rağmen, bunu böyle almanın bir zorlama yorum ve niyet okuma olduğunu ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Siz karar yeter sayısı mı talep ettiniz Sayın Paylan?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Hayır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi yok.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinde yer alan “ilişkin kararların alınması ve” ibaresinin “ilişkin kararların alınması ile” aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Melike Basmacı (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen, Melike Basmacı, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Basmacı. (CHP sıralarından alkışlar)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla… Yok, ben bu konuşmayı yapamayacağım bugün. Ülkemin her yerinde bu kadar mutsuzluk varken, gözyaşı dökülürken, belki de açlık grevlerinin, hani o farkında olmadığınız Semih’in, hani o farkında olmadığınız Nuriye’nin bugün grevinin 100’üncü günüyken, bugün ülkemizde gazeteciler içerideyken, ülkemizde mağdurlar varken, ekonomi sıkıntıdayken, her gün şehit varken ben 27’nci maddede imarla ilgili konuşsam ne yazar? Nasıl olsa konuşsak da konuşmasak da yürüteceksiniz, o belli. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi bunları bırakalım da bugün ilk defa, on dört yıldır ilk defa ülkemin üstündeki karanlıktan bir ışık gördüm. Bugün, Güvenpark’ta etiketler, rozetler, hiçbir şey yoktu. Kol kola, ülkesinin yarınından korkan insanlar vardı. Ben çocukken, benim zamanımda annelerin kaygıları basitti. Mesela, “Çocuğum hangi okula gidecek?”, “Acıktı mı?”, “Top mu oynayacak?”, “Hangi komşuma bıraksam?” Şimdiyse “Şehit düşer mi?” ya da “İftiradan içeri girer mi?”, “Belki de gazeteci olur, başı daha büyük belaya girer.” Şimdi annelerin başı çok daha belada. Ama bugün, bugün başlayan yürüyüşle, Sayın Genel Başkanımızın tek başına yürüyerek ve bizler yanında başladığı yürüyüş ülkemizde umut olacak, adaleti getirecek. Hani şu, sizin sonunuzda, ihtiyacınız olduğunda sizi kurtaracak, elinizden tutacak adalet için yürüyoruz birlikte. Hem de öyle bir yürüyoruz ki, inanın bana, evet, ayaklarımız ağrıyor bugün, belki güneşten yandık, yüzlerimiz kırmızı ama ilk defa şuramızda bir kuş öttü bugün. Ve adalet için, birlikte olabilmek için, şimdi güldüğünüzde ama zamanında damat olmadığınız için içeri atıldığınızda sizin de ihtiyacınız olan adalet için yürüyoruz. Ve belki de çok da fazla konuşmaya gerek yok ama şunu bilmenizi istiyorum, iki şeyi unutmayın: Bir, bugün burada sizler milletvekiliyseniz bunu Mustafa Kemal Atatürk’e borçlusunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türk milletine borçluyuz.

MELİKE BASMACI (Devamla) – İkincisi ise, burada oturan 550 milletvekili de Türkiye Cumhuriyeti’nin yarınından sorumlu, gelecekten sorumlu ve unutmayın sevgili vekiller, ilahi adaletin zaman aşımı yoktur, size de lazım olacak.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Basmacı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 27’nci madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinde yer alan “geçmemek üzere belirlemeye” ibaresinin “geçmeyecek şekilde belirlemeye” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                      Erdal Ataş                         Garo Paylan

Gaziantep                              İstanbul                               İstanbul

Müslüm Doğan                       Erol Dora                    Behçet Yıldırım

   İzmir                                  Mardin                             Adıyaman

                                   Bedia Özgökçe Ertan

                                              Van

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin, tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Kazım Arslan                        Akif Ekici                      Tacettin Bayır

  Denizli                               Gaziantep                                İzmir

İrfan Bakır                         Tahsin Tarhan                      Didem Engin

  Isparta                                 Kocaeli                                İstanbul

Serkan Topal                   Serdal Kuyucuoğlu

   Hatay                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Sayın Serdal Kuyucuoğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

485 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünden beri olumsuz bir konuyla karşı karşıyayız, uzun süredir zaten, Enis Berberoğlu arkadaşımız aramızda yok. Evet, bu, nereden çıktı? Uzun süre önce Sayın Cumhurbaşkanı ne dedi? “Bunu yanlarına bırakmayacağız.” dedi. Gerçekten, dün alınan kararla milletvekili arkadaşımızın yanına bu bırakılmadı.

Altı yüz yirmi yıllık bir Osmanlı hanedanının mirasçılarıyız, doksan dört yıllık da cumhuriyet deneyimimiz var yani yedi yüz on dört yıllık devlet deneyimi olan bir ülkeyiz. “Bir hukuk devletiyiz.” diyoruz ama bugün geldiğimiz noktada -maalesef, bu benzetme pek hoş değil ama- bir guguk devleti hâline geldik. Bunun sorumlusu kim? Arkadaşlar diyorlar ki: “Seçimler yapılıyor.” Seçimlerin yapılması, bir ülkede demokrasi olduğunu göstermez. Biliyoruz ki birçok ülkede seçimler yapılıyor ama bu, o ülkelerde demokrasi olduğunu hiçbir zaman göstermiyor, göstermeyecek de. Hepimiz biliyoruz, Hitler de 1933’te seçimle gelmişti.

Evet, burada, dört parti Parlamentoda temsil ediliyor; AK PARTİ bir görüşü temsil ediyor, Cumhuriyet Halk Partisi başka bir görüşü temsil ediyor, Halkların Demokratik Partisi ayrı bir görüşü temsil ediyor, Milliyetçi Hareket Partisi farklı bir renk, hepimiz farklı renkleriz. Daha fazla renkler olsa zararı mı olur, kötü mü olur? Ülkenin sorunlarına farklı açılardan bakmamızın ne zararı var? Birbirimize tahammül etmek zorundayız, aynı ülkenin insanlarıyız, aynı ülkenin çıkarları için uğraşıyoruz.

Evet, bugün 16 Haziran, şanlı 15-16 Haziran işçi direnişinin 47’nci yılı. Evet Hocam, o zaman ben de vardım o yürüyüşlerde. Kırk yedi yıl geçti; o gün, o tarihlerde milyonlarca işçi, ülkede sokaklara döküldü. O günden bu yana, işçi sınıfının sendikalaşmasına ve örgütlenmesine baktığımızda nereden nereye gelmişiz. Kırk yedi yıl önce milyonları sokaklara dökebilen işçi sendikaları nerelerde? Yani, kırk yedi yıl sonra çok daha geri noktalara gitmiş işçi sınıfının örgütlenmesi.

Evet, yine bugün, 15 Temmuzdan bu yana on bir aylık süre geçti. Bu on bir aylık sürenin içerisinde darbenin arkası bir türlü ortaya çıkarılmadı, FET֒cülerin siyasi ayağı bir türlü ortaya çıkarılamadı. Evet, yine, dün bir önerge verdik “FET֒cüler mali yapısıyla nereden bu kaynakları buluyorlar?” diye araştırma yapalım dedik, o da reddedildi. Hep diyorsunuz ki “Biz FET֒cülere karşıyız, bunlara, bu darbecilere gereğini yapacağız.” Ama bunların araştırılması için her türlü önlemi de engeli de çıkarıyorsunuz, desteklemiyorsunuz.

Evet, bu darbe sonrası 100 binin üzerinde insan mağdur edildi, hiç alakası olmayan insanlar, askerî öğrenciler, öğretmenler, akademisyenler, gazeteciler “hak, hukuk, adalet” diyenler, ya işlerinden atıldılar ya açlığa mahkûm edildiler ya cezaevlerine atıldılar ya da korkuyla yaşıyorlar.

Evet, bu atılanların yerine, devletin içerisine kendi partililerinizi yerleştiriyorsunuz. Belli oranda bu olabilir ama hukukun içerisine kendi adamlarınızı yerleştirirseniz o ülkede adaleti sağlayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) - Bugün gelinen noktada, işte, hukukun, adaletin içerisine siyasetin girmesi, ülkemizi bu noktaya getiriyor. Bir ana muhalefet başkanını, maalesef, yürümeye, adalet aramaya zorluyorsunuz. Bu, ülkenin çıkarına değil; bu, ülkenin hayrına değil. Şapkanızı önünüze koyun, bir daha, bir daha düşünün lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuyucuoğlu.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi vardır, önce yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın Tarhan, Sayın Aydın, Sayın İrgil, Sayın Zeybek, Sayın Arslan, Sayın Köksal, Sayın Öz, Sayın Topal, Sayın Gürer, Sayın Özdemir, Sayın Yüksel, Sayın Tuncer, Sayın Gökdağ, Sayın Akyıldız, Sayın Altıok, Sayın Sarıbal, Sayın Çamak, Sayın Engin.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.26

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN - Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

28’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinde yer alan “geçmemek üzere belirlemeye” ibaresinin “geçmeyecek şekilde belirlemeye” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen Bedia Özgökçe Ertan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gündemimizde görüşmekte olduğumuz 485 sıra sayılı üretim reformu tasarısının 28’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

İfade etmek isterim ki Toprak Bayramı Haftası’nda AKP’nin meraları, kıyıları talan etmesinin önünü açan tasarıyı görüşmek hem bizler açısından hem de Türkiye toplumu açısından son derece üzüntü vericidir. Tasarıya ve ayrıca bu maddeye dair görüşlerimizi gerek Komisyon aşamasında gerekse de muhalefet şerhimiz kanalıyla açıkladık. Ben yargı bağımsızlığına dair konuşmak istiyorum.

Aslında bugün ve 26’ncı Dönem başladığı günden beri, özellikle, en çok yargı bağımsızlığı üzerine konuşmalar yapıldı bu kürsüden çünkü bir toplum için ve bir devlet için en önemli olgulardır. Birey olarak bizlerin devletle ilişkilenmemizin tek ve en önemli güvencesi adalet ve hukukun üstünlüğü prensipleridir. Bu prensiplerin hayata geçmesinde sorun varsa, örneğin hukuk üstün değer olarak tanımlanmıyorsa ya da ele alınmıyorsa ya da yargı bağımsız değilse yaşamımızı çevreleyen hiçbir konuda güvencemiz de yoktur. Özellikle yargı bağımsız değilse kişiye sıkı sıkıya bağlı temel haklarda ihlallerin yaşanması kaçınılmazdır. İşte yıllardır süren iktidar partisi tasarrufları ve yönetim anlayışı, özellikle son iki yıldır süren güvenlikçi politikalar tüm toplumda yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün tartışılır hâle gelmesinin önünü açmış, yargıya güveni son derece zayıflatmıştır.

Değerli milletvekilleri, özellikle partim Halkların Demokratik Partisine ve Demokratik Bölgeler Partisine yönelik 7 Hazirandaki seçim sonuçlarından sonra başlatılan tutuklama operasyonları peşin cezalandırma yöntemine dönüşmüştür. Büyük bir kumpas olduğu yakında da ortaya çıkacak olan Ceylânpınar’da 2 polisin evlerinde öldürülmesi ve akabinde, 24 Temmuz 2015’te çatışmalı sürecin yeniden başlamasından bu yana partimize yönelik baskılar vekillerimizin tutuklanmasıyla bambaşka bir evreye taşınmıştır. Bu tarihten günümüze dek partimize, parti tabanımıza, bileşenlerimize yönelik gerçekleşen gözaltı ve tutuklamalar: Bu operasyonlar neticesinde en az 11 bin insan, 11 bin yöneticimiz ve partilimiz gözaltına alınmış; eş genel başkanlarımızın, milletvekillerimizin, il ve ilçe yöneticilerimizin, parti üyelerimizin içinde bulunduğu 3 binden fazla HDP’li tutuklanmıştır. Yine, 86 belediye eş başkanımızın dâhil olduğu DBP’nin üye ve yöneticileri bu sayıya eklendiği zaman 5 bin insan, 5 bin gönüllü ve yöneticimiz tutukludur hâlihazırda. Bu sayısal görüntü bile bir siyasi partiyi siyaset alanından ceza kanunlarını bile kötüye kullanarak ve yargı eliyle uzaklaştırma anlayışı olduğunun en bariz göstergesidir. Yargının yürütmenin talimatıyla hareket ettiğini biz çok iyi biliyoruz ve görüyoruz; bunu artık gizleyemeyecek hâle geldiniz. Vekilleri tutukla, beş ay, on ay ceza ver, istinaf mahkemelerinde çok kısa bir sürede kesinleştir, sonra vekilliklerini düşür. Belediye başkanlarını tutukla, görevinden alıp yerine AKP gibi hareket eden devlet memurlarını kayyum olarak ata; başkanlar, parti yöneticileri uzun süre tutuklu kalsınlar, davalarını açma, bir gün dava açtığında ise ağır cezalarla cezalandır. Kusura bakmayın ama hiç kimse “Suçla, suçlulukla mücadele ediyorum.” diyemez bu tablo karşısında. Sadece HDP için atanmış savcı ve hâkimler var, özel görevli yargı mensupları var. Anlıyoruz ki bu tablo karşısında durum, Hükûmetin, iktidarın bir tutumudur. Evet, bu bir tutumdur. Bu, Kürt halkını siyasetten uzaklaştırma tutumudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; makul sürede adil yargılanma hakkı hukukun temel ilkelerindendir ve herkes için geçerlidir. Burada haktan, hukuktan, özgürlüklerden, taleplerden… Demokratik taleplerin anayasal güvenceler altında talep edilmesi durumlarında bile öyle ağır cezalandırmalar uygulanıyor ki ve bu temel ilkelerden öyle uzaklaşılmış ki ben çoğu zaman bu kürsüde konuşurken “Ya, ne hukuku, ne adaleti!” demekten kendimi alamıyorum. Ne yazık ki milyonlarca insan da benimle aynı durumdadır.

Bu demokratik hukuk ilkelerini uygulamamanın sebebi olsa olsa bir kesime karşı düşman hukukunun açıkça uygulanıyor olmasıyla açıklanabilir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 28’inci madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere toplam üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 29’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 29- 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"r) "Mesleki Staj", Yükseköğretim Kurulunca, yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan her düzeydeki alana özgü olarak belirlenen teorik ve uygulamalı dersler dışında, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı;”

Mevlüt Karakaya                     Kamil Aydın        Ahmet Selim Yurdakul

      Adana                               Erzurum                              Antalya

 

Mustafa Kalaycı                 Fahrettin Oğuz Tor

      Konya                          Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                       Garo Paylan                         Erol Dora

    Gaziantep                             İstanbul                               Mardin

 

   Erdal Ataş                        Müslüm Doğan                Behçet Yıldırım

     İstanbul                                İzmir                              Adıyaman

                                             Ziya Pir

                                            Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Kazım Arslan                        İrfan Bakır                    Tacettin Bayır

     Denizli                               Isparta                                 İzmir

  Serkan Topal                       Tahsin Tarhan                       Akif Ekici

      Hatay                                Kocaeli                            Gaziantep

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili olarak önerge sahiplerine söz vereceğim.

İlk söz, Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in.

Buyurunuz Sayın Pir. (HDP sıralarından alkışlar)

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi -nokta, nokta, nokta- Kanunu Tasarısı’yla ilgili ben konuşacağım, evet.

Şimdi, burada, genel gerekçede şöyle bir cümle geçiyor, ilk başta: “Ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, bürokrasinin azaltılması, teşvik ve desteklerin kritik ve öncü teknolojilere yoğunlaşması -nokta, nokta, nokta- rekabet gücümüzü artıracak düzenlemeler yapılmasına bağlıdır.” diye böyle bir giriş yapılmış. Buraya kadar her şey tamam, katılıyoruz, bizce de olması gereken şeyler. Fakat burada tabii ki “kritik ve öncü teknolojiler” deyince insanın aklına hemen dijitalleşme ya da dijital dönüşüm geliyor. Dördüncü Sanayi Devrimi ya da Endüstri 4.0… 4.0 dedim, hâlâ kimse bakmıyor. Bazıları “Endüstri 4.0” deyince futbol skoru sanıyor bunu, böyle kafayı kaldırıyor ama bu akşam o da yok. “Endüstri 4.0” olarak nitelendirilen bilgi teknolojilerindeki gelişmeler yani dijitalleşme, toplumların sosyolojik yapısını da kökünden değiştirecek bir devrim olacaktır. Kaba tabirle, Dördüncü Sanayi Devrimi, otonom cihazlar, üç boyutlu yazıcılar, robotik cihazlarda yaşanan devrimdir aslında.

Türkiye’nin daha önceki ilk üç sanayi devriminde gelişimi yöneticilerin beceriksizliği ve nitelikli insan kaynağı olmadığından ıskaladığını hepimiz biliyoruz, hepimizin malumudur. Türkiye bu yeni endüstri devrimine sıkı sıkı sarılmalı; verimli, etkin, insani, ekolojik üretim altyapısı oluşturmalıdır. Gelişmiş ülkelerin İkinci Dünya Savaşı sonrası başlattığı gelişimi biz de bu devrimle birlikte yakalayabiliriz çünkü yeni endüstriyel devrimle birlikte bütün iş sahaları yeniden tanımlanacak, tabiri caizse sınai gelişmişlik “reset”lenecek, herkes sıfırdan başlayacaktır, hatta başlamıştır. Biz ülke olarak, bana göre, biraz geç kaldık bu konuda. Size, Sayın Bakan, burada çok iş düşüyor diye düşünüyorum.

Şu an her sektörde yeni üretim platformları, dijital üretim platformları kurulmaktadır. Gelişmiş ülkelerle birlikte dünyadaki başlıca bilgi ve iletişim teknolojileri şirketleri yeni sanayi devriminin gerektirdiği uygulamaları hızla geliştirmeye başlamıştır. Büyük üreticiler ise bu teknolojileri üretim hatlarına entegre ederek verimlilik artışı sağlamaya başlamıştır.

Birkaç hafta önce Almanya’da BMW şirketini ziyaret ettim. Orada, onların Microsoft’la bu dijital dönüşümü nasıl sağladıklarını gördüm. Gerçekten heyecanlandırıcı bir durum. Ama Türkiye’ye geliyoruz, bu biraz önce kullandığım kavramları, sizin kullandıklarınızı TÜBİTAK da kullanıyor. TÜBİTAK da Türkiye'nin hedeflerine ulaşması için geliştirilmesi kritik ürün ve teknolojilerden bahsediyor ve hedeflerden bahsediyor. Bu hedeflere 10 tane hedef koymuş. Bunları, değerli arkadaşlar, dijitalleşmeyle ilgili, bütün Batılı ülkelerdeki lise kitaplarının giriş kısmında okuyabilirsiniz. TÜBİTAK, Sayın Başkan, bunları almış, “copy-paste”le kendi sayfasına koymuş. Bu normaldir herhâlde, hayvanat bahçesinden bir müdürü alıp da orada başka bir merkezin müdürü yaparsanız. Size o sayfadan bir iki projeden bahsetmek istiyorum, TÜBİTAK’ın sayfasından:

1)  Bir selam da bizden size selamünaleyküm projesi,

2)  Kötü söz söyletilen kavanoz projesi,

3)  Tillo evliyalarının kerametleri projesi,

gibi böyle şeyleri o sayfalara koymuşlar, ne alakası var?

4’üncüsü biraz daha uygun TÜBİTAK’a diye düşünüyorum.

Bence biraz daha ciddi, biraz daha samimi olmak lazım. Her ne kadar Sayın Başbakan yeni nesil bilgisayar ve kılavuz sistemiyle ilgili “Çok uğraşmayın bu konularla, kafayı sıyırırsınız.” diyorsa da Sayın Bakan, bence, inovasyon ve dijitalleşme bakanlığının süratle kurulması lazım. Bu da bizim size HDP olarak bir önerimiz olsun.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pir.

Aynı mahiyetteki ikinci önerge hakkında söz isteyen Serkan Topal, Hatay Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Topal, siz biraz önce aslında zamanında geldiniz. Yalnız, Sayın Basmacı konuşmasını bir buçuk dakika erken bitirince siz sanki geç kalmış gibi gözüktünüz ama ben biliyorum, siz çok dakiksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – İlginize teşekkür ederim. Saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle staj kapsamı daraltılıyor, yargıyla yüksekokul öğrencisinin kazandığı haklar bu maddeyle ortadan kaldırılıyor. Biz Komisyonda değişiklik önergesini vermemize rağmen reddedildi. Bu yüzden, biz CHP olarak buna karşıyız.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin “ileri demokrasi” söylemleriyle başladığı yolculuk, 20 Temmuzda bindiğimiz OHAL treninde devam ediyor. İkinci Yasama Yılının sonuna geldik ve hâlâ demokrasiye ait bir yaşam belirtisi maalesef yok. On bir ayın sonunda on binlerce insan ihraç edildi, on binlercesi açığa alındı, binlercesi tutuklandı. Temel hak ve özgürlükleri için mücadele eden insanlar ya terörist olmakla ya da terör örgütüne destek vermekle itham edilerek derdest edildi.

Değerli milletvekilleri, eğer bir ülkede toplum adalete olan inancını yitirirse o ülkede hiç kimse kendini güvende hissedemez. Eğer bir ülkede adalet duygusu zedelenirse bir arada yaşama arzusu kaybolur, barış ortamı bozulur ve hoşgörü ortamı maalesef yok olur. Bu yüzden, toplumu kutuplaştırmaktan vazgeçin ve hukuku herkese eşit bir şekilde uygulayın.

Sayın milletvekilleri, geçenlerde -Resmî Gazete’den- içinde Fetullah Gülen’in de olduğu 130 kişinin Türk vatandaşlığından çıkarılacağına dair bir haber okuduk. Sahiden bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz, bilmiyor musunuz? Eğer bunu biliyorsanız ve sonucunun ne olduğunu biliyorsanız durum vahim, eğer bilmiyorsanız, bilmeden bürokrat aracılığıyla bir liste sizin elinize verildiyse bu daha da vahim. O zaman FET֒yü uzakta aramayalım, sizlere bu aklı verenden lütfen bir an önce başlayın. Bu eyleminizden Fetullah Gülen’in iadesinin istenmediği açıkça belli oluyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin, Katar konusunda sorunun bir parçası olacak açıklamalardan ve yaklaşımlardan kaçınmasını ısrarla tavsiye etmemize rağmen, iktidar Suriye’de olduğu gibi ülkemizi krizin tarafı hâline getirmeye çalışmıyor mu? Mehmetçik’in Katar’da ne işi var, soruyorum sizlere? İktidar sahipleri derhâl İhvan sevdasından vazgeçmeli ve aklıselimle hareket etmelidir. Mehmetçik Katar’a güç katar ancak Türk Silahlı Kuvvetlerinin İhvan sevdasına siper olması Türkiye’ye gözyaşından başka bir şey katmaz. Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu “Katar’da kuracağımız üssün amacı bütün Körfez ülkelerinin güvenlik ve istikrarına katkı yapmaktır.” diyor. Peki, sormazlar mı adama: Bölgenin güvenliğini kime karşı sağlayacaksınız? Hedef ülke neresidir? Siz, Orta Doğu’nun jandarması mısınız? Bırakın Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlamayı da siz önce Türkiye'nin güvenliğini sağlayın, siz önce kendi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlayın. Siz daha, Batman’ın Kozluk ilçesinde teröristlerin silahlı saldırısında olay yerinden geçerken kurşunların hedefi olan ve hayatını kaybeden öğretmen Aybüke Yalçın’ı koruyamadınız. Bu millet size çoluk çocuğunu bodyguard yapın diye oy vermedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Öldürene de birkaç laf et!

SERKAN TOPAL (Devamla) - Bu millet size Katar’ın çölüne Mehmetçik’i gönderin diye oy vermedi. Bu milletin anaları çocuklarını Katar’a, Rakka’ya, Suriye’ye göndermek için doğurmadı. Bu milletin anaları çocuklarını bu millet için, bu bayrak için, bu vatan için, bu devlet için ve Türkiye için büyüttü, nokta. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) - Aybüke’yi kim öldürdü? Kim öldürdü, onu niye söylemiyorsun? Ama onu söylemeye cesaretin yok.

SERKAN TOPAL (Devamla) - Son olarak buradan, Kuvayımilliye’nin başkentinden, Ankara’dan İstanbul’a özgürlüğü, eşitliği, barışı, kardeşliği, adalet meşalesini taşıyan Anadolu’nun Kemal’ine bir kez daha bin selam ve bütün yoldaşlarımıza.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynı mahiyetteki önergelerin oylamasında…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayı yeterli değil efendim.

BAŞKAN – Yani ben önergeleri henüz daha sunacağım demedim Sayın Özel.

Evet, aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın yeterli değil efendim şu anda.

BAŞKAN - Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın Tarhan, Sayın Bekaroğlu, Sayın Akyıldız, Sayın Arslan, Sayın Köksal, Sayın Zeybek, Sayın Gürer, Sayın Özdemir, Sayın Tuncer, Sayın Engin…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dışarıdan gelen olabiliyormuş demek ki!

BAŞKAN - Sayın Öz, Sayın Altıok, Sayın Çamak, Sayın Sarıbal…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim, yine eksik, yine eksik.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 20 kişi yok, 20 kişi aynı zamanda kalkmak zorunda.

BAŞKAN - Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Bakır, Sayın Yüksel, Sayın Tanrıkulu.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan, 20 kişinin aynı anda kalkması lazım. Efendim, yoklama talep edildiği zaman 16 kişi vardı burada.

BAŞKAN – Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 29’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 29- 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (r) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"r) "Mesleki Staj", Yükseköğretim Kurulunca, yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan her düzeydeki alana özgü olarak belirlenen teorik ve uygulamalı dersler dışında, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı;”

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu değişiklikle stajın hangi amaçla yapıldığının tanımı yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde geçen “birimlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “staj” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

  Kazım Arslan                               Akif Ekici                           Tahsin Tarhan

       Denizli                                    Gaziantep                                    Kocaeli

    İrfan Bakır                              Tacettin Bayır                         Sibel Özdemir

       Isparta                                       İzmir                                      İstanbul

                                                  Yaşar Tüzün

                                                      Bilecik

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                              Erdal Ataş                          Müslüm Doğan

     Gaziantep                                   İstanbul                                       İzmir

   Garo Paylan                                Erol Dora                         Behçet Yıldırım

      İstanbul                                     Mardin                                   Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mahmut Toğrul, Gaziantep Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım; şimdi, biz dün bir madde geçirdik. Üniversite öğretim üyeleri, doçentler, profesörler buradan emekli olunca üniversitelerine döndüklerinde çift maaş alıyorlar. İtirazım bununla ilgili değil. Sayın Başkan, bilirsiniz, akademik dünyanın yükünü araştırma görevlileri çeker ama araştırma görevlilerini ne yapıyoruz değerli arkadaşlar, öğretim üyesi arkadaşlarım? Bakın, özellikle, yüksek lisans, doktoralarını bitirdikten sonra yüzde 80’ini sokağa alacağız, yüzde 20’sini neye göre alacağımız çok açık kriterlere bağlı değil. Yüzde 80’ine, yüksek lisans, doktorasını bitirdikten sonra yani 27-28 yaşına gelmiş bir gencimize “Buyurun sokağa çıkın, ne yapıyorsanız yapın.” diyeceğiz. Sayın Bakan, 33/A’yla alalım, size teklif ediyoruz; tüm araştırma görevlilerimizi bir yıllığına, hatta iki yıllığına gelişmiş bir üniversiteye gönderelim, orada bilgisini, görgüsünü artırsın ama iş güvencesini mutlaka verelim araştırma görevlilerine.

Bir taraftan kendimize iltimas geçiyoruz ama bir taraftan, akademik dünyanın en önemli adımına, en büyük yükünü çekenlere bu kadar kötü davranıyoruz. Değerli arkadaşlar, gerçekten, bu bir çifte standarttır, bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur. Onun için, lütfen, 19’uncu maddeye bağlı ek madde 38 bu taslaktan mutlak şekilde çıkarılmalıdır Sayın Başkan.

İkincisi: Kıyı Kanunu. Bakın, çok iyi bir şey yaptık, zeytinlikleri kurtardık, meraları kurtardık da Kıyı Kanunu’nu bir maddeyle deliyoruz. Sayın Bakanım, gelin bundan vazgeçin, bizler de birbirimize yardımcı olalım. Bakın, bu saatte bu tartışmalarla ne kaliteli yasa çıkar ne yaptığımız işin farkına, ayırdına varırız ne de hazzını alırız. Onun için, sizden ısrarla istirham ediyorum: Tüm arkadaşlarım, değerli arkadaşlar; bakın, araştırma görevlilerine yaptığımız kötülüğü… Bir taraftan, dün gece kendimize bu iltiması geçiyoruz, bugün ise araştırma görevlilerini böyle bir durumda bırakıyoruz. Ben milletvekili olduğumda ilk kanun teklifim 50/D maddesinin kaldırılmasıydı değerli arkadaşlar. Ama şimdi, bakıyoruz ki biz 50/D kaldırılsın derken 33/A’yı tamamen devreden çıkarıyor ve araştırma görevlisinin kaderini iki dudak arasına bırakıyoruz, hiçbir objektif kriter yok. Orada esnek bir şey var Sayın Bakan, işte kalite standartlarına, bilmem neye göre belirlenecek. Bu tamamen “Bizden olan buyursun, kadrosunu alsın; bizden olmayan yüzde 80 de buyursun, açıkta kalsın.” 27 yaşına, 28 yaşına gelmiş, bu kadar emek vermiş kişileri sokağa bırakmak doğru değildir.

Değerli arkadaşlar, bilim ticari bir iş değildir, mutlaka ticari boyutu vardır ama illaki para getirecek bir şey değildir. Örneğin, biz bu ülkenin florasını, faunasını “Para getirmiyor.” diye çalışmayacak mıyız değerli arkadaşlar? Biz bu ülkenin coğrafyasını, jeolojisini araştırmayacak mıyız? Bunlara illaki “Ne kadar para getirir?” diye, “Sanayinin ne kadar hizmetinde olur?” diye bakarsak doğru yapmış olmayız. Bunu önemsemeliyiz ama her şeyi bu kriterlere bağlamamalıyız. Onun için, bilime sadece bir ticari mantıkla bakarsanız bu ülkeye iyilik yapmış olmazsınız.

Sayın Bakan, o açıdan, bu iki maddeyi lütfen çekin ve gerçekten bizler de bu torba yasanın ilerlemesine katkıda bulunalım. Biz kendimiz için bir şey istemiyoruz, bakın, gençlerimiz için istiyoruz ve kıyılarımız için istiyoruz.

Trabzon’da yaşayan arkadaşlarımız, kıyılarımızda oteller dike dike neredeyse denize girecek bir yerimiz kalmadı. İmara açtık tüm kıyılarımızı. Bakın, bir yerden delersek bunun devamı gelir, bunu durduramayız.

Sayın Bakan, onun için, tekrar tekrar söylüyorum, bu iki yasayı gelin, çekelim. Bu ülkenin geleceğine, gençlerimize kötülük yapmayalım diyorum, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinde geçen “birimlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “staj” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Sibel Özdemir (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Sibel Özdemir, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 30’uncu maddesi üzerine söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Elbette, öncelikle İstanbul Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun kendisinin, gazetecilik mesleği gereği yapılan bir haberle ilgili gerçekçi, somut kanıt, delil olmadan çok ağır bir kararla karşı karşıya kalması hepimizi çok üzmüştür. Biz elbette, Parlamentoda hukuksuzlukları, adaletsizlikleri ve haksız mağduriyetleri anlattık, anlatmaya da devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, tasarıda eğitimle ilgili maddeler tali olarak Millî Eğitim Komisyonunda görüşüldü, muhalefet şerhi yazıldıktan sonra, bir hafta sonra Sanayi Komisyonunda tasarıyla ilgisiz, eğitimle ilgili birçok madde eklendi. Bunlar içerisinde ismi değiştirilen üniversiteler, üniversitelere kadro tahsisi gibi… Ancak bunların içerisinde en önemlisi olan, görevlerinden istifa ederek yasama görevlerinde bulunan bir kısım iktidar partili öğretim üyelerine istediği üniversitede kadro ve dahası çift maaş imkânı sağlayan madde, eşitlik ilkesine ve benim de içlerinde olduğum gibi kadro bekleyen binlerce genç bilim insanına çok büyük bir haksızlıktır. Yıllardır kadro bekleyen genç akademisyenler adına, ilgili değişikliği yapan tasarıdaki maddenin tekrar düzenlenmesi konusunu vicdan ve takdirlerinize sunuyorum. Kaptıkaçtı anayasanın yapıldığı ve kanunsuz, gayrimeşru Anayasa’nın yürürlüğe girdiği ülkemizde yasaların da kaptıkaçtı yasa maddeleriyle, kanun tasarılarıyla anılması çok doğal oldu tabii ki.

Değerli milletvekilleri, tasarıda sanayi sektörünün rekabet edebilirliğiyle ilgili ve nitelikli insan kaynağı, YÖK ve üniversitelerin yapısıyla ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Üzerinde konuştuğum 30’uncu maddeyle 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’ndaki uygulamalı eğitim yapan ve ödenek, ücret alan ortaöğretim öğrencilerine ek olarak yükseköğretim öğrencileri de eklenmiştir. Evet, bu yasa tasarısında, bazı bölümlerde yükseköğretim yapan öğrencilere de uygulamalı eğitim zorunluluğu getirildiği için böyle ek bir düzenlemenin yapılması gerekiyordu. Ancak ben, milletvekilimizin tutuklanması esnasında Genel Kurul çalışmalarına ara verilince üzerinde konuşmam gereken bir maddeyi konuşamadım. Bu madde de bilimsel araştırma projelerinde görevlendirilecek yüksek lisans, doktora programlarındaki öğrencilerin ödenekleriyle ilgili bir düzenleme içermekteydi. Genç akademisyen adayları için gerçekten önemli bir düzenleme ancak bunun dışında, genç bilim insanlarının özlük haklarının güvence altına alınması, objektif performans kriterlerini gözeten ve liyakati esas alan atama kriterlerine tabi olmaları, özgür ve baskı altında olmadıkları, çağdaş ve demokratik üniversiteler ama değerli milletvekilleri, elbette en önemlisi hukukun üstün, adaletin bağımsız olduğu, demokrasisi güçlü bir ülke olmanın önemini dikkatlerinize sunuyorum.

Bugünün sanayileşmiş ve başarılı kalkınma hamleleri yapan ülkelerinin kalkınma süreçlerinde özellikle üniversitelerinin ve akademisyenlerinin bilim, bilimsel araştırma üretme performansları, akademik ve bilimsel anlamda özerk ve özgür kurumsal yapıları çok önemlidir.

Tasarıda YÖK’le ilgili önemli kurumsal değişiklikler getirilmektedir. Bu düzenlemelerin YÖK ve üniversitelerin kendi yapılarından kaynaklanan sorunlara çözüm üretmesini ve iktidarların baskılarından, özellikle ideolojik ve siyasi baskılardan kurtularak yaratıcı, sorgulayan ve nitelikli bilgi ve insan kaynağı yaratmasını ve gerçekten en önemlisi, bugün hepimizin karşı karşıya kaldığı en önemli sorun olan genç işsizlere üniversitede işsizliğe çözüm noktasında bir adım olmasını elbette umuyoruz ve bekliyoruz çünkü on beş yıldır eğitim politikasını tek başına yöneten bu iktidar temel eğitim ve akabinde yükseköğretimde kalıcı ve köklü çözümler getiremediği gibi, üniversitelerin bilim insanlarının akademik özgürlükleri, kadrolaşma, liyakat sorunları ve son olarak da sorgusuz tutuklamalar ve ihraçlar süreci…

Neticede, iktidarınız döneminde üniversitelerin sayısal artışı dışında, bilim üretme kapasiteleri hızla gerilediği gibi maalesef çağdışı kaldılar. Evrensel bilim dünyasından da hızla uzaklaşmaktayız. Bu iktidar devam ettikçe, işte dünya dördüncü sanayi devrimine geçerken biz hâlâ çöken eğitim sistemimizi torba yasalarla, eklemelerle ve kaptıkaçtı maddelerle konuşmaya devam ediyoruz.

Geçtiğimiz süreçte, biz Parlamento üyelerinin en büyük sorumluluğu ve Cumhuriyet Halk Partisinin de en büyük hedefi, köklü bir eğitim reformu ve istihdam stratejisi olmalıdır ve özgür, evrensel bilim dünyası ile çağdaş üretim ve refah düzeyiyle ülkemizi hızla bütünleştirmektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 30’uncu madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş                   Faruk Çaturoğlu                    İsmail Aydın

Kayseri                               Zonguldak                                Bursa

Özcan Ulupınar                Ahmet Hamdi Çamlı             Hüseyin Özbakır

Zonguldak                              İstanbul                             Zonguldak

MADDE 31- 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"e) Trabzon ve Zonguldak illerinde 24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu kapsamında kalan sağlık tesisleri hariç olmak üzere, Sağlık Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulunca alınacak kamu yararı kararı doğrultusunda kurulacak sağlık tesisleri ve alternatif alan bulunmaması durumunda 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa göre kurulan, işletilen ve mevcut en iyi teknikleri kullanan endüstri bölgeleri,”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesine (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (f) bendinin eklenmesi hususunda gereğini arz ve teklif ederim.

Fahrettin Oğuz Tor                Erkan Akçay                         Erhan Usta

Kahramanmaraş                        Manisa                                 Samsun

Deniz Depboylu                 İzzet Ulvi Yönter

  Aydın                                 İstanbul

“f) Samsun ilinde, 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa göre kurulan, işletilen ve yatırımları asgari olarak ‘stratejik yatırım teşvikleri’nden yararlanan medikal, biyomedikal ve tıbbi cihaz ileri teknolojik endüstri bölgeleri,”

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.                 

Mahmut Toğrul                      Erdal Ataş                      Müslüm Doğan

Gaziantep                              İstanbul                                  İzmir

Garo Paylan                           Erol Dora                    Behçet Yıldırım

İstanbul                                 Mardin                              Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Erdal Ataş, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ataş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar sahiplerinin yasa yapma anlayışı tersten işlediği için, maalesef, torba yasalarla coğrafyamızdaki değişmesi gereken yasaların tümü güçlendirilmeye çalışılıyor, korunması gereken yasalarsa delinmeye çalışılıyor; böyle ters bir tutumu söz konusu mevcut iktidarın. 12 Eylülden kalan yasaların tümü yetersiz görülüyor gelinen aşama içerisinde. Bunlar, KHK’lar ve OHAL maddeleriyle güçlendiriliyor. Onlar yetmiyor, burada da torba yasalar içerisinde işçilere yönelik hak gasbını içeren, biraz, bir parça emekten yana olan ya da geliştirilen, bunun üzerine mücadelelerle geliştirilen, meralara yönelik yani doğamıza, ekolojimize yönelik, ne kadar hak varsa bunların bir bütününe yönelik yoğun bir hak gasbı siyaseti uygulanıyor; nerede antidemokratik yasalar varsa 12 Eylülden kalan, faşist olan, ayrımcı olan, ırkçı olan, bu yasaların tümü de güçlendirilmeye çalışılıyor. Yani askerlerin yetkileri artırılıyor, demokratik alanda muhalefetin sesi kısılmaya çalışılıyor, insanlara yönelik getirilen yeni yasalarla tutuklamalar, saldırılar, baskılar diz boyu, şu an ilerliyor. Ama tersten, sadece bu bir iki hafta içerisinde meralara yönelik, işçi haklarına yönelik -tazminat haklarına yönelik- yine zeytinliklere yönelik, kıyılara yönelik yani her şeye yönelik de bu yasaların tümü, maalesef, halkların zararına bir şekilde geliştirilmeye çalışılıyor.

Bugün iktidarın değiştirmek istemediği yasalar sonucunda bu ülkedeki milletvekilleri içeride; dün, birisi daha yine aynı şekilde tutuklanarak içeri atıldı. Ondan önceki süreçte gazeteciler, aydınlar, bu ülkedeki akademisyenler, bunların bir bütünü muhalefetle birlikte susturulmaya çalışılıyor. Bir yıldır bu ülkede KHK ve OHAL’lerle ülkedeki demokrasi güçleri susturuluyor. “12 Eylülü değiştireceğim.” diyen güçler maalesef, onu daha da güçlendirerek devam ettirmeye çalışmaktadırlar.

Bunun yanında, dediğim gibi, halkın ortak değerleri olan, aslında bu ülkenin ekonomisini ve geleceğini de garanti altına alan bütün noktalara yönelik ise yandaşlara, bir şekilde tanıdık işverenlere, sermaye kesimlerine peşkeş çekecek yasalar torbaların içine doldurularak önümüze getirilmiş durumda. Bir tanesi de, maalesef, halka ait olan kıyı şeritlerinin oralara çivi çakılmayacak, halkın tümü bunların tümünü ortak değerlendirecek; burada en küçük bir engel, çukur, yapı, herhangi bir inşaat yapılmayarak insanların burada eşit koşullarda yararlanmasını sağlayan yasaların tümü getirilen bu tasarıyla… Şimdi de Trabzon’da, Zonguldak’ta, diğer yerde herhangi bir işletmenin veya bir sermayedarın cebini doldurmak için, hatta bir de orada ihtiyaç olmamasına rağmen, böyle bir değerlendirmeyle maalesef Bakanlar Kurulu kararıyla bu meseleyi geçirerek… Bundan sonraki süreçte de kıyılarımızda yarın bir gün İstanbul’daki isteyecek, İzmir’deki isteyecek, Antalya’daki isteyecek, bunların bir bütünü isteyerek Bakanlar Kurulu da elde etmiş olduğu bu yasayla kıyılarımızda yani 8.500 kilometre olan bu kıyılarımızın tümünde, oradaki tabiatın tümünü halkın ortak değerlerini, oradaki doğal zenginliklerin tümünü tahrip ederek oralara işletmeler, işte ihtiyaç dışı olan hastaneler ve benzerlerini yapacaklar.

Zonguldak’taki mesele de gerçekten ihtiyaç olmuş olsa olur. Yani asıl yapılmak istenen kesinlikle Zonguldaklının sağlık ihtiyacını gidermek filan değil çünkü Zonguldak’taki Tabip Odasının yaptığı açıklamaya göre oradaki hastaneler yeterli. Varsa eksiklik, elde var olan, işte Bakanlar Kurulu bu ortaklaşa yapmış olduğu, kamu-özelle yapmış olduğu bütün bu değerleri yani o paranın tümünü oradaki hastanelerin zenginleştirilmesi, varsa eksikliklerin giderilmesi üzerine kullanabilir; hastanelerin alanlarını, koşullarını genişletebilir ama durum o değil. Bu yasayı geçirerek, “Orada ihtiyaç var.” diyerek, Bakanlar Kurulunun eline böyle bir yasa geçirip kıyılarda bundan sonraki süreçte nerede iyi bir alan varsa bunların tümünü beleş bir şekilde… Çünkü gidip parayla yer almak yerine; belediyelerle, oradaki valiliklerle anlaşarak bu meseleyi çözmek beleş olan halkın meralarını, kıyılarını, zeytinliklerini bir şekilde sömürmeye, küçük birkaç tane işletmeye sunmaya çalışmaktadırlar. Bu tamamen yandaş siyasetidir, sermaye yanlısı bir tutumdur; çevre yanlısı değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL ATAŞ (Devamla) – Bu, ülkemizin coğrafyasındaki halkların da değerlerini tahrif etmektir. Hükûmet bir an önce bu tutumdan vazgeçmeli ve bu yasayı geri çekmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesine (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (f) bendinin eklenmesi hususunda gereğini arz ve teklif ederim.

“f) Samsun ilinde, 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa göre kurulan, işletilen ve yatırımları asgari olarak ‘stratejik yatırım teşvikleri’nden yararlanan medikal, biyomedikal ve tıbbi cihaz ileri teknolojik endüstri bölgeleri,”

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz önerge üzerinde konuşmak üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, bu madde, Trabzon ilinde kıyıda sağlık tesisleri ve endüstri bölgesinin kurulmasına müsaade eden bir madde. Bizim önergemiz de esas itibarıyla, buraya yeni bir bent ekleyerek, Samsun ilinde de medikal, biyomedikal ve tıbbi cihaz ileri teknolojik endüstri bölgesinin kurulmasına imkân veren bir önergedir. Bu özelliğiyle baktığımızda, aslında bu, Türkiye’de bir ilk olacaktır. Çünkü bizde endüstri bölgesi çok. Endüstri bölgelerinin çok iyi işlediğini ifade etmek aslında çok da mümkün değil işin doğrusu. Ancak tematik ve bir konuya odaklanmış bir endüstri bölgesinin kurulmasını biz burada amaçlıyoruz. Çünkü sürekli “üretimin artırılması” diyoruz, bütün kalkınma planları ve bütün Hükûmet programları bunun üzerine kurulmuş. “Yüksek teknolojili üretim” diyoruz, “katma değeri yüksek üretim” diyoruz; bunları bugüne kadar gerçekleştiremedik çünkü somut projelerle aslında halkımızın karşısına çıkamadı iktidar.

Burada tabii, Samsun iline yönelik verilmiş gibi gözükse de aslında bu bir Türkiye projesi. Bunun Samsun olmasının özelliği şundan kaynaklanıyor: Samsun’da özellikle tıbbi cihaz üretiminde ciddi bir potansiyel var, ciddi bir bilgi var. Bu bilgiyi ve bu üretim potansiyelini, bu beceriyi daha ileri boyutlara taşımak, daha teknolojik üretime kavuşturmak amaçlı olarak verilmiş bir önergedir. Yani eğer, inşallah Genel Kurul bunu kabul ederse burada bir ileri medikal, biyomedikal ve tıbbi cihaz ileri teknolojik üretim endüstri bölgesi kurulması durumunda, Türkiye açısından ihtiyaç duyduğumuz ve ciddi olarak ithalat yaptığımız medikal ürünlerde ciddi bir üretim potansiyeline Türkiye kavuşacaktır.

Şimdi, ilk olduğunu söyledim, sadece Türkiye'de değil, aslında coğrafyada da bu anlamda, tematik endüstri bölgesi anlamında bu bir ilktir.

Şimdi, burada, tabii “Ne getirecek?” diye baktığımızda… Burada zaten kısmi bir kümelenme var. Ancak bunlar kümelenme mantığı içerisinde hareket eden tesisler değil. Burada eskiden beri gelen bir üretim var, yaklaşık otuz beş yıl geçmişi olan ve çok ciddi bir üretim var. Mesela buradaki firmalar üretimlerinin yüzde 60’ını ihraç ediyorlar. İhraç ediyorlar fakat şöyle de garip bir durum var: Burada, tabii, bir formatı olmadığı için… Mesela ameliyat için bir setin bir parçasını, iki parçasını biz burada üretiyoruz, onu 5 dolara satıyorsak aynı ürettiğimiz mal bize setin içerisinde 100 dolar olarak geri geliyor -beş kat, on kat- kendi ürettiğimiz malı ülkemize geri alıyoruz.

MR cihazları üretemiyoruz, tomografi cihazları üretemiyoruz. Bunların hepsini üretmeye yönelik bir fikirdir. Bunun bu anlamda ben çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü buradaki kümelenmeyle bir defa maliyet açısından ciddi bir avantaja kavuşacağız. Laboratuvarlar açısından, ortak kullanımlar, AR-GE merkezleri, ham madde alımındaki ortak yapılar, depo kullanımındaki, yan tesislerdeki ortak yapılar firmalarımıza ciddi bir rekabet avantajı sağlayacaktır. Yine, tanıtım ve pazarlama konusundaki yetersizliklere ortak çözümler geliştirilecektir. Markalaşma anlamında burada önemli bir mesafe katedilecektir. Az önce söyledim, fason olarak üretiyoruz, ürettiğimizi yurt dışına verdiğimiz fiyatın beş on katına geri alıyoruz. Hâlbuki kendi markamızla üretim yapma imkânına burada kavuşacağız. Yine, tabii, rekabet etmek bilgi ve yeni teknoloji üretmekle mümkün oluyor. Buradaki temel amacımız da bilgi ve yeni teknolojinin üretilmesi. Bu AR-GE çalışmalarını desteklemek, ticarileşmeleri sağlamak için üniversite ile firmalar arasında köprü oluşturmak ve firmalara destek ve danışmanlık olanakları sağlamak bu kümelenmenin temel hedefi olacaktır. Bu anlamda baktığımızda, bu önerge Türkiye açısından son derece önemli bir önergedir, üretim potansiyeli açısından önemlidir. Tabii, Samsun ve Karadeniz için de ayrıca önemini söylemeye, ifade etmeye mutlaka gerek yok.

Şimdi, Onuncu Kalkınma Planı’nın temel kurgusu üretimin artırılması, ithalat bağımlılığının azaltılmasıdır. Buna hizmet edecek, buna tamamıyla hizmet edecek bir önergedir. Ben önergemize, özellikle Bakanlıktan, Komisyondan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan da destek beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Erhan Bey, bizden istemiyor musunuz?

ERHAN USTA (Samsun) – Sizden elbette, siz zaten veriyorsunuz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Özcan Ulupınar (Zonguldak) ve arkadaşları

MADDE 31- 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanununun 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"e) Trabzon ve Zonguldak illerinde 24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu kapsamında kalan sağlık tesisleri hariç olmak üzere, Sağlık Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulunca alınacak kamu yararı kararı doğrultusunda kurulacak sağlık tesisleri ve alternatif alan bulunmaması durumunda 9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanununa göre kurulan, işletilen ve mevcut en iyi teknikleri kullanan endüstri bölgeleri,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Kıyılarımızda yer alan illerdeki coğrafi şartların zorluğu ve uygun alanların bulunmaması veya kıyı alanının yetersizliği nedeniyle kaynakların etkin kullanımını sağlamak, bölgesel kalkınma hedeflerine ulaşmak, uluslararası rekabet ortamında yatırımcımıza avantaj sağlamak amaçlarıyla Bakanlar Kurulu kararıyla kıyı dolgu alanlarda mevcut en iyi teknikleri kullanan endüstri bölgesi ile 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu kapsamında kalan sağlık tesisleri hariç olmak üzere, Sağlık Bakanlığının önerisi ve Bakanlar Kurulunca alınacak kamu yararı kararı doğrultusunda kurulacak sağlık tesislerinin kurulması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 31’inci madde kabul edilmiştir.

Trabzon ve Zonguldak illerine hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

32’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere toplam üç önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32'nci maddesinde "Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz” cümlesinin "Bu doldurma ve kurutma yapılan araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor                        Erkan Akçay                              Erhan Usta

Kahramanmaraş                                Manisa                                      Samsun

                        Deniz Depboylu                        İzzet Ulvi Yönter

                               Aydın                                      İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                             Garo Paylan                                Erol Dora

     Gaziantep                                   İstanbul                                     Mardin

    Erdal Ataş                              Müslüm Doğan                      Behçet Yıldırım

      İstanbul                                      İzmir                                    Adıyaman

                              Ziya Pir                                Nihat Akdoğan

                            Diyarbakır                                   Hakkâri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

  Kazım Arslan                               Akif Ekici                           Tahsin Tarhan

       Denizli                                    Gaziantep                                    Kocaeli

    İrfan Bakır                              Tacettin Bayır                          Didem Engin

       Isparta                                       İzmir                                      İstanbul

                                                  Yaşar Tüzün

                                                      Bilecik

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı Nihat Akdoğan, Hakkâri Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Anayasa’ya aykırı bir şekilde kaldırılan dokunulmazlıklarla, Anayasa suçu işlenerek bugün 224 gündür içeride rehin tutulan değerli eş başkanlarım ve değerli vekil arkadaşlarım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, aslında ben 30’uncu madde üzerinde söz alacaktım ama… Değerli vekiller, 30’uncu maddeyle birlikte getirilen, eğitim sisteminde yıllardır sorunlar yaşanırken, eğitim sistemi eşit ve adil bir düzene oturtulmamışken Hükûmetin her sene yapboz tahtasına çevirdiği eğitim politikaları eskilerini aratmaktadır. Özellikle, vekili olduğum Hakkâri ilinin en büyük sorunlarından biri eğitim sorunudur. Uygulamalı eğitim gören Hakkârili öğrenciler, staj yapmak bir tarafa staj yapacak kurum veya iş yeri dahi bulamamaktadır. 10 kişilik yerlere 30’un üzerinde öğrenci gönderilince hâliyle, ayrılmış olan staj ücretleri sayıya göre bölüşülmektedir. Şimdi, staj uygulamalı eğitim derken riskli alanlarda çalışan öğrencilerin hakları bu kanunla ortadan kaldırılıyor. Ücret ödenmediği için hangi öğrenci yeni bir meslek öğrenmek isteyecektir? Zaten birçok sanat, meslek kolu eleman bulmakta sıkıntı yaşarken bu tasarıdaki maddeyle durum daha da vahim hâle getirilmektedir. Yapılması gereken, staj ücretlerinin kaldırılması ya da insafa bırakılması değildir; olması gereken, staj yapanların daha üstün bir verim almaları için ücretlerin artırılması, staj sürelerinin uzatılmasıdır. Eğer staj ücreti ve sigorta durumları kişilerin insafına terk edilirse yarın birçok alanda bunun boşluklarını yoğun olarak yaşayacağız.

Hükûmet -tasarıdaki bu değişikliğin gerekçesi- yükseköğretim kurumlarında staj yapan öğrencilere yeterli ödenek tahsis edilmediği için staj ücretini ödememekte. Peki, aynı şey, şunun için niye ödenek bulmaktadır? Sarayın çay bardaklarının tanesi 1 milyarın üzerindeyken yeni bir meslek, yeni bir hayata başlangıç yapacak öğrencilere staj ücretinin ödenmemesini gerçekten de hangi vicdana kabul ettirebilirsiniz?

Değerli arkadaşlar, staj konusunda temel sorunsal ise işletmelerde “uygulamalı eğitim” adı altında öğrencilerin çalıştırılmasıdır. İşletmelerde stajyer öğrencilerin uzun süre çalıştırıldıkları, 4 öğrenciden 1’inin iş kazası tehlikesi altında olduğu, iş yerlerinde amirler tarafından meslek dışı görevler verildiği bilinmektedir. Yapılan değişiklikle, bu durumun getireceği mali yüklerin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu gerekçeyle yapılan bu değişiklik öğrencilerin aleyhinedir. Bizim talebimiz, bu konuda bu maddenin daha geliştirilmesi, staj bulamayan öğrencilere staj bulunması.

Türkiye'de birçok meslek kuruluşu, iş kolu bugün öğrenci bulamazken bu konuda getirilen bu yasayla birlikte biz şunu diyeceğiz bundan sonra: Bu iş kolundaki mesleğe artık öğrenci bulamıyoruz. Bu konuda öğrencilerin teşvikiyle yeniden uğraşacağız. Bunu ortadan kaldırmanın yolu bunların sınırlandırılması değil, bunların daha geliştirilmesidir ama maalesef, bir taraftan sermaye düşünülürken diğer taraftan bu konuda öğrencilerin haklarının, öğrencilerin paralarının, ücretlerinin esirgenmesi ne kadar manidardır.

Ben bütün Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdoğan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bostancı...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın konuşmacı konuşmasının bir yerinde “Sarayda çay bardağının tanesi 1 milyar lira iken…” gibi bir değerlendirmede bulundu. Böyle bir şey söz konusu değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eski parayla 1 milyar dedi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Dünyanın neresinde 1 milyarlık çay bardağı vardır?

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Eski parayla, eski parayla.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Elmastan yapsanız bu para etmez.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Eski parayla, eski parayla.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Herkesin bildiği, normal çay bardağı. Kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bu tartışılacak bir mevzu değil arkadaşlar.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Yok, değil, değil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, biz nereden alındığını, faturasını görerek değil, kamuoyunda tartışılma biçimi üzerinden, hatta yaygınca tartışılma biçimi üzerinden, televizyonlarda tartışma programlarına konu olması biçiminden söylüyoruz. Biz görmedik, bilmiyoruz, Sayın Bostancı o bardaktan çay içmişse bilemem.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Evet, o bardaktan çay içtim, bildiğin piyasadaki bardak.

Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çay içtik, evet, Paşabahçe bardağı.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında söz isteyen Yaşar Tüzün, Bilecik Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tüzün.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Paşabahçe bardağı, Rize çayı içtik, 1 lira, ücreti 1 lira. Evet, Paşabahçe bardağı, Rize çayı içtik, 1 lira.

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Eğer 1 liraysa ben sözümü geri alayım.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkan, sevgili milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 32’nci madde üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, maalesef, son yıllarda Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen birçok yasa tasarısı temel kanun olarak geliyor. Temel kanun deyince de temel birkaç konuya değinmek istiyorum.

Sayın Başkanım, Sayın Başkanlık Divanı üyeleri; özellikle verilen önergelere, Genel Kurulda verilen önergelere, komisyon başkanı, komisyon başkan vekili veyahut şu anda olduğu gibi, raporun özel sözcüsü verilen önerge hakkında “Katılıyorum.” veya “Katılmıyorum.” noktasında bir söz ifade etmemeli. Burada “Katılıyorum.” cümlesi ya Genel Kurulun takdirine sunulacaktır veyahut da burada, Meclisteki komisyonda çoğunluk yani salt çoğunluk bulunacaktır. Genel Kurula, yüce Meclise, nezaketinden dolayı katılamasa bile komisyon adına oturan temsilcinin “Katılamıyoruz.” cümlesini kullanmasının Genel Kurulun bugüne kadarki etik kuralları açısından doğru olacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanunda özellikle organize sanayi bölgelerine lise ve yüksekokul kurulması noktasında bir madde var. Bunu takdirle karşılıyoruz. Organize sanayi bölgelerinde fiziki binayı yapmak bir şey ifade etmiyor çünkü ara eleman noktasında sıkıntı bütün sanayicilerin en büyük sorunu olarak gözüküyor. Bunlara ara eleman yetişmesi noktasında, özellikle yüksekokul, fakülte hatta üniversite noktasında bir binanın olması da yetmiyor.

Bakın, temel kanun çıkarırken verdiğimiz önergelere katılmıyorsunuz. Ancak, bir toplumun, bir sanayicinin, vatandaşın mağduriyetinin giderilmesi noktasında verdiğimiz asıl önergelere de katılmıyorsunuz. Önceki gün 16’ncı maddede yüksekokul öğrencilerine, evet, belki de burs ve asgari ücretin üçte 1’i verilmesi noktasında bir önerge verdik; kabul etmediniz. Orada, organize sanayi bölgesinde fiziki bir bina yetmiyor, bir fiziki binanın olması yetmiyor. O öğrencileri teşvik edecek, onların bu tür yüksekokullara gitmesine destek verecek bir maddi desteğe ihtiyacı var bu öğrencilerin. Bu önergeyi verdik, maalesef reddettiniz.

Değerli arkadaşlar, yine, organize sanayi bölgelerinin üçte 2 doluluk oranıyla müteşebbis heyetten yönetime yani arazinin gerçek sahiplerine devri maddesini üçte 1’lik doluluk oranıyla değiştiriyorsunuz, bu da güzel. Ancak, bir şeyi net olarak ifade etmek isterim ki… Sayın Bakanım, bu, seçim bölgem Bilecik Organize Sanayi Bölgesi’ni de ilgilendirdiği için, sanayi bölgelerinde bu sorunu yaşadığımız için burada bir önemli konuya daha değinmek istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, 1.200 dönümlük bir organize sanayi bölgesinde 1.000 dönümlük parseller dolmuş, 200 dönümlük bir boşluk var. Ancak özellikle AKP’li il genel meclisi üyelerinin, belediye meclis üyelerinin ve AKP’li seçilmiş belediye başkanlarının müteşebbis heyetlerde bulunup oradan ücret almalarını devam ettirecek bir yanlış uygulama içerisindesiniz. O da şudur: Geriye kalan 200 dönümlük araziyi… 1.000 dönümlük arazide 30 parsel varsa 200 dönümlük araziye 60 parsel ilave ediyorsunuz ve üçte 2’lik doluluk oranını sağlamadığı için müteşebbis heyet görevine devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bir taraftan sanayinin gelişmesi ve sanayiciye katkı ve destek diyoruz, bir taraftan da sanayinin gelişmesi noktasındaki bütün kısıtlamaları, bütün engellemeleri ortaya koyuyorsunuz ve en önemlisi, buralardan yandaşlarınıza rant sağlıyorsunuz. Bu, doğru değil. Bu, parsel bazında değil, metrekare bazında olup gerçek sahiplerine devretmemiz gerekiyor.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize adaletli akşamlar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Yani çok limitte kabul edilmedi, onu size söyleyeyim, oyları sayıyorum.

Madde üzerindeki üçüncü önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinde, “Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz” cümlesinin “Bu doldurma ve kurutma yapılan araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Sayın Usta, buyurunuz.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce AKP Grubu tarafından ve Hükûmet tarafından, Samsun’da stratejik yatırım teşviklerinden asgari şekilde yararlanması öngörülen medikal, biyomedikal ve tıbbi cihaz üretimi, ileri teknoloji endüstri bölgesi önergemiz reddedildi. Öncelikle üzüntülerimi ifade etmek istiyorum fakat tabii, bu siyasi bir konu değildi esasında. Belki biz kendimizi doğru ifade edemedik, ben en azından orayı o şekilde yorumlayayım ancak bundan sonra belki önümüzdeki dönemde mesafe katedilmesi açısından ben bu konuya ilişkin değerlendirmeleri bir miktar daha sürdürmek istiyorum gecenin bu vaktinde arkadaşlardan özür dileyerek.

Şimdi, bu tür şeylere yapıcı bakmak lazım. Bu Hükûmet Onuncu Kalkınma Planı’nı Bakanlar Kurulunda kabul etti, daha sonra da Meclise getirdi, yüce Meclis tarafından da Onuncu Kalkınma Planı kabul edildi. Bu kalkınma planının arkasında 25 tane Öncelikli Dönüşüm Programı vardı, Türkiye’nin meselelerini çözmeye yönelik olarak dizayn edilmiş, kurgulanmış programlar vardı. Onlardan 4 tanesi benim elimde. Az önce ifade ettiğim, bu ileri teknoloji endüstri bölgesi kurulması fikri esas itibarıyla bu Öncelikli Dönüşüm Programlarından 4 tanesini doğrudan ilgilendiriyordu. Neydi o? Bir tanesi Üretimde Verimliliğin Artırılması Programı. Bakın, Türkiye’nin ortalama ihracat bedeli kilogram başına 1,5 dolar. Samsun’da yaptığımız üretimin, yapılan üretimin veya daha genel olarak medikaldeki üretimin asgari olarak kilogram ihracat fiyatı bin dolar. Yani, 1,5 dolarlık bir şeyin karşısında bin dolarlık bir üretim var ve biz bu üretimin artırılmasına, daha da ileri boyutlara taşınmasına ilişkin bir proje fikri sunuyoruz ve bu, AKP Grubu tarafından reddediliyor. Dolayısıyla 1’inci programa tamamen ters bir konuda AKP Grubu parmak kaldırdı ve reddetti.

2’nci program, İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı. Arkadaşlar, burada asgari olarak 7 milyar dolar ithalat var. Nüfus yaşlanıyor, nüfus yaşlandıkça bu ithalatın da, tıbbi cihaz, medikal cihaz ithalatının da artma trendi çok yüksek. Biz diyoruz ki burada bir üretimi artıralım, ileri teknoloji üretelim. Özel bir tasarımdan bahsediyoruz, maalesef, Hükûmet ve AKP Grubu, üzerinde belki de hiç düşünmeden bunu reddediyor. Dolayısıyla ortaya koyduğumuz ve yüce Meclis tarafından kabul edilmiş 2’nci programa da, İthalata Olan Bağımlılığın Azaltılması Programı’na da ters bir şekilde parmak kaldırdığınızı ifade etmek isterim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bunu bilen yok, Samsun’da alet yapıldığını bilen yok.

ERHAN USTA (Devamla) – 3’üncü program, Öncelikli Teknoloji Alanlarında Ticarileştirme Programı. Az önce, kısa zaman içerisinde ifade etmeye çalıştım, ticarileştirme… Bazı şeyleri buluyoruz ancak ticarileştiremiyoruz. Patentlerimiz iyi kötü var çok düşük olmakla birlikte ama ticarileştiremiyoruz. Ona da hizmet edecek bir şeydi. Bu programı da doğrudan etkileyecek, bu programa hizmet edecek bir önergeyi burada reddettiniz.

4’üncü program, Sağlık Endüstrilerinde Yapısal Dönüşüm Programı. Bakın, programın adıyla tamamen örtüşen bir proje fikrini reddediyorsunuz arkadaşlar, yapmayın. Bu konu siyasi bir konu değil. Üzerinde düşünmeye Sayın Bakanı… Komisyon Başkanı da çok değerli promosyon arkadaşımdır, otuz yıllık arkadaşım. O, orada “hayır” dememek için zannediyorum oradan kalktı, öbür tarafa gitti. Yani üzüntülerimi ifade etmek istiyorum gerçekten. Bunu, bu programlara hizmet edecek, Türkiye’nin önünü açacak, ithalat bağımlılığını azaltacak ve ciddi ihracat… Bakın, bu firmalar bugün itibarıyla dahi ürettiklerinin yüzde 60’ını ihraç ediyorlar, yüzde 80’ini ihraç eden firmalar var orada. Bunları artıralım diyoruz, buralara bir şeyler yapalım diyoruz; bunları, hemen geliyorsunuz, reddediyorsunuz. Şimdi denecek ki “Efendim, OSB var.” Arkadaşlar, eğer bunu söylerseniz -bunu söyleyeceğinizi ummuyorum- hakikaten bizim söylediğimiz fikir karşısında çok cılız kalır. OSB ayrı bir şey, benim söylediğim tematik, konu bazlı ileri teknoloji endüstri bölgesi farklı bir şey, endüstri bölgelerinin dahi üzerinde. Özel teşvik tasarımları olabilecek -çünkü, Bakanlar Kurulu kararıyla buraya çok özel teşvikler verebiliriz- yabancı firmaları da çekebileceğimiz bir konuyu ben burada size getirmeye çalışmıştım ancak bu -çok üzülerek ifade ediyorum- reddedildi. Dolayısıyla yapacak bir şey yok ama inşallah bundan sonra aklıselim galip gelir de bunlar kabul edilir diye düşünüyorum.

Şimdi, burada, tabii, Trabzon iline ilişkin endüstri bölgesi var. Zonguldak Milletvekilleri de iyi çalıştı, oraya Zonguldak da eklendi, hayırlı uğurlu olsun. Ben soruyorum burada, AKP Grubuna soruyorum özellikle: Samsun Milletvekilleri nerede? 6 tane Samsun Milletvekili var. Yani söylediğimiz kötü bir şeyse, hatalı bir şeyse burada lütfen çıksın birisi cevabını söylesin ama doğru bir şeyse en azından… Ben bunu Samsun için söylüyor değilim, Samsun Milletvekili olduğum için de söylüyor değilim, bunu bir Türkiye projesi olarak söylüyorum. Orada bir bilgi var, o bilgiyi kullanalım diye Samsun’u öne çıkartarak ifade ettiğimiz bir şeydi, yoksa mesele Samsun meselesi falan değildi, mesele Türkiye meselesiydi.

Üzüntülerimi ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın İrgil, konuya ilişkin bir açıklama yapmak üzere 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz bana ulaştı, mikrofonunuzu açıyorum.

Süreniz bir dakikadır.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil’in, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Samsun Milletvekili Erhan Usta aslında Türkiye için çok hayati bir noktaya parmak bastı. Ben de yıllardır hastanelerde çalışan bir genel cerrah olarak bu konunun tekrar bu Meclis tarafından gündeme alınmasını ve ciddiye alınmasını öneririm. Çünkü onlarca hastane kuruyorsunuz, şehir hastaneleri kuruyorsunuz ve yüzlerce tıbbi malzeme almak zorundasınız. Bir tane uyduruk veya Türkiye’de üretilebilecek bir makasa -şu anda marka vermek istemiyorum- Amerika’ya, Avrupa’ya, İsviçre’ye 100 binlerce lira… Bir makas için bazen 10 bin lira para ödüyorsunuz. Oysa Samsun’daki üreticiler, Samsun’daki bu girişimciler bunu başarmıştı ve yüzlerce tıbbi alet yapıyorlar. Biz Türkiye’ye yük olmasın diye birçok aletimizi Samsun’dan alıyorduk. İsterseniz bu konuyu gerçekten bir daha gözden geçirin ve Samsunlu üreticilerin önünü açın ki Türkiye tıbbi alet gereksinimini Samsun’dan karşılasın ve bütün dünyaya da oradan satabilesiniz çünkü dünyada bir tane üretici var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrgil.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, Bursa’dan Samsun’a gelen bu desteği unutmayın.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederiz, çok teşekkür ediyorum. CHP Grubu zaten önergemize de destek verdi, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, size de 60’ıncı maddeye göre söz veriyorum.

31.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün, Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Erhan Bey’in bahsettiği durum son anda, son dakikada verilen bir önergeyle ilgili.

ERHAN USTA (Samsun) – Sabahleyin gönderdim Sayın Bakanım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Erhan Bey Planlamacıdır, aslında bunu çok önceden planlamış olması gerekirdi, bir.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakanım, şimdi yapalım, engel var mı?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Hayır, hayır…

İkincisi, Erhan Bey’in bahsettiği konu kümelenme konusudur.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – 3 tane üniversiteyi önergeyle geçirdiniz Sayın Bakan, sizin planlamanız yok mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Üçüncüsü, endüstri bölgesi kurmak için kanun çıkartmaya gerek yok, endüstri bölgeleri Bakanlar Kurulu kararıyla kurulur Erhan Bey.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, planlama yapmadığımı ifade ettiği için Sayın Bakan, bir sataşmadan söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, bir sataşma yok Sayın Usta.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim, buyurunuz.

ERHAN USTA (Samsun) – Bundan daha büyük sataşma olur mu: “Planlamacıydın, son dakikada önerge getirdin.”

BAŞKAN – Şöyle: Ben Sayın Bakanın nazik üslubunu biliyorum, size sataşmak veya sizi rencide etmek amacıyla bir cümle sarf etmemiştir, o niyetle söylüyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kanunu çıkmasa niye önerge verelim ki?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Usta, buyurunuz, siz bunu sataşma olarak telakki ediyorsanız buyurunuz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Üç tane üniversiteyi buradan önergeyle geçirdiniz, sizin bir planlamanız yok mu Sayın Bakan?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Var, var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Devleti idare ediyorsunuz, böyle bir şey olur mu? Tarsus Üniversitesi yok bunun içinde.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Tabii, biz Sayın Bakana burada kanunlarında çok ciddi destek veriyoruz, ben bunu… Arkadaşlar, mesele şu: Bunun kanunla ilgili kısmı kıyıda yapılmış olmasından dolayı. Sayın Bakan, çok iyi bildiğim konular bunlar benim, kanunu da, mevzuatını da ne Bakanlar Kurulu… İfade ettim ben “Endüstri bölgesi kurma meselesi filan da değil.” dedim. Şimdi, burada bir tematik endüstri bölgesi kurulmasından bahsediyoruz. Kanununda bunun yapılmasının nedeni bu kıyı şeridinde olmasındandır ve bunu emsal olarak da Trabzon ve Zonguldak’a yaptığınız içindir; anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla burada bu son dakikada getirilmiş bir şey değil arkadaşlar, buna ilişkin… Ben bunları, geçmiş fikirleri ifade etmek istemiyorum ama 2013 yılında çıktı bu plan, ben bu planın teknik koordinasyonunu yapan bir bürokrattım. Yani bunları böyle son dakikada değil, bunlar üzerinde asgari üç yıl çalıştığımız, fikir oluşturduğumuz meselelerdir. Dolayısıyla oradaki öncelikli dönüşüm programlarıyla da alakasını kurarak konuyu burada getirdim. Hiçbir şekilde son dakikada… Ha, size intikali son dakikada olabilir, son dakika değil o. Ben Sayın Bakanın ofisine öğle civarında bunu gönderdim “Önergemize destek istiyoruz.” diye. Dolayısıyla burada teşviklerde de Bakanlar Kurulunda, zaten onu da ifade ettim. Bunu burada yapmamız durumunda Bakanlar Kurulundan da buraya çok özel teşvikler çıkartıp yerli ve yabancı yatırımcıları buraya çekme imkânımız olacaktı, maalesef bu imkânı kaçırdık şu an itibarıyla.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Kemal Zeybek’e de söz vereceğim Samsun Milletvekili olması nedeniyle.

60’ıncı madde çerçevesinde size de bir dakika süreyle söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun’daki tıbbi aletler teknolojisinin, yatırımlarının desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşım doğru şeyler söylüyor. Tabii, Samsun’da medikal aletlerin en üst seviyede teknolojik olarak yapıldığını görüyoruz. Dünya standartlarının en iyi şekilde uygulandığı ve Türkiye’deki tıbbi aletleri Türkiye’ye yeterli bir şekilde sağlamaya çalıştıklarını, çoğunluğunun da ihraç edildiğini görüyoruz ve bu konuda Samsun’un, Samsun’daki tıbbi aletler teknolojisinin, yatırımlarının desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum ve bu konuda şu andaki mevcut Hükûmetin desteğinin olmadığını, kendi yeterlilikleri açısından kendi yatırımlarını yaptıklarını görüyorum oradaki sektör sahiplerinin. Bu konudaki devletin bir politikasının orada tıbbi aletlere en iyi şekilde destek verilmesi ve bunun teknolojisinin uygulanması gerektiği inancı içerisindeyim.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeybek.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Erhan Usta ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, söz isteğimiz vardı.

BAŞKAN – Evet, Sayın Demircan’ın söz talebini görüyorum.

Buyurun, size de bir dakika süreyle söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın, Hükûmetin Samsun’daki medikal üretim konusunu takip ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu medikal sanayiyle ilgili, Samsun’da, özellikle cerrahi aletler ve bunun dışında da tıbbi cihazlar üretimiyle ilgili büyük bir potansiyel var ve gelişmiş ve gelişmekte olan bir potansiyel var.

Evvelki gün, Başbakan Yardımcımız Sayın Nurettin Canikli Bey’in başkanlığında, Sağlık Bakanımız ve dış ticaretten sorumlu Bakanımız, Samsunlu Bakanımız Çağatay Bey ve Samsun milletvekilleriyle birlikte bir toplantı yapıldı.

Samsun’da MEDİKÜM Medikal Kümelenme bir organize sanayi olarak Bafra’da yerleşti ve çalışmaları yapılıyor, orada organize sanayi şeklinde kuruluyor.

Bir de sanat okulu… Yine, oradaki medikal sanayicilerle birlikte bu sanat okulundaki eğitim birlikte yürütülecek. Samsun bu işin peşinde, takip ediyor ve Hükûmetimiz de takip ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demircan.

Samsun milletvekili olup söz almayan arkadaşımız var mı Genel Kurulda?

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – 32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 32’nci madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “üzere” ibaresinin “amacıyla” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan                        Akif Ekici                      Tahsin Tarhan

  Denizli                               Gaziantep                               Kocaeli

İrfan Bakır                         Tacettin Bayır                         Bülent Öz

  Isparta                                  İzmir                               Çanakkale

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hızlı, kaliteli” ibaresinden sonra gelmek üzere, “nitelikli, emek odaklı” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Mahmut Toğrul                Garo Paylan                           Erol Dora

        Gaziantep                      İstanbul                                 Mardin

        Erdal Ataş                  Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

         İstanbul                         İzmir                               Adıyaman

       Mizgin Irgat

           Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mizgin Irgat, Bitlis Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim adına 33’üncü madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlarım.

Yasaların normalde toplumun yararına olması beklenirken şu anda tartıştığımız birden çok yasayı, birden çok tarafı, kurumu ve sivil toplum örgütünü ilgilendiren yasa tasarılarını bir potada bir anda yeterince tartışmaksızın ve aslında toplumun yararını önemsemeyen, sermayeyi güçlendiren, sermayedarları güçlendiren yasa tasarılarını tartışıyoruz ve büyük bir ihtimalle de iktidar partisinin oy çokluğuyla da bunları yasalaştırıp yarın da yürürlüğe geçireceğiz.

Değerli milletvekilleri, şu anda küçük, orta ölçekli esnaf kan ağlarken özellikle bölgemizde, sizin çok tartıştığınız kürdistandaki küçük esnaf kan ağlarken, üretim durma aşamasına gelmişken, biz bu tasarıyı tartışıyorken gerçeklikten uzak, gerçekten hiçbir soruna çözüm üretmeyen bir torba tasarıyla çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Kıyılar, meralar, denizler, zeytinlikler bütün insanlığa aittir. Bulunduğu ülkeye aittir, evet ama aslında bütün insanlığın ortak kullanımına, ortak tarihine şahitlik eden ortak zenginliklerimizdir. Fakat bu tip yasalarla o yasaların, o yerlerin ticarileşmesi, sermayedarlara peşkeş çekilmesi, ranta dönüşmesi ve bu anlamda emekten uzak, halkın yararından uzaklaştırılan, ticarileştirilen bir alan hâline getirilmesini hiçbir surette kabul etmememiz gerekmektedir. Ve bu tasarının -bir an önce, bir bütünel- sadece zeytinliklerle ilgili olan kısmı değil, bütün paketin şu an geri çekilmesi gerekmektedir. Gerçekten esnafımızın, gerçekten üniversitelilerimizin şu an yaşadığı sıkıntılara baktığımızda, söz konusu tasarı, gerçeklikten uzak, var olan sorunlarına çözüm getirmeyecek noktadadır.

İlim Bitlis’te, Ahlat’ta, oraya bağlı Ovakışla beldesinde köylülerimiz pancarla, patatesle geçimlerini sağlamaktadırlar. Kendilerine her yıl verilen destek, bu yıl ise hiçbir gerekçe sunulmaksızın kesilmiştir. Ve en önemlisi, köylülerin gidip itiraz edebileceği bir merci de bulunmamaktadır. Olağanüstü Hâl Kanunu iddiasıyla, OHAL olduğu gerekçesiyle kendilerinin bu taleplerine neden destek verilmediği noktasında gerçek bir cevabı, gerçek bir muhatabı da bulmakta zorlanan köylülerimiz şu anda ne ekimini yapabilmekte ne de var olan sorunlarını çözümlemekte. Bu noktada, tutuklu yargılanan belediye başkanları yedi aydır mahkeme önüne çıkarılmaksızın… Oradaki köylülerin ekim yapması için var olan destek kredilerinin kendilerinden kesilmesi ve bu noktada bölgeler arası dengesizliği giderecek hiçbir soruna çözüm getirmeyen bu torba tasarının bize çözüm olmadığını bir kez daha burada yinelemek istiyorum.

Bitlis’te, bölgede şu anda destek adı altında reklamı yapılan destek kredilerinin aslında hiçbirisinin gerçekçi bir şekilde ve gerçekten hakkaniyetli bir şekilde dağıtımı yapılmamaktadır. AKP iktidarına yakın olan çevrelere dengesiz bir şekilde dağıtılmakta ve bu anlamıyla da bu dağıtımlar da adil bir şekilde gerçekleşmemektedir. Yani biz aslında esnafın, halkımızın yaşadığı sorunları, sınıfsal sorunları aşacak düzeyde gerçek anlamda bir düzenlemeyi burada yapmadık, yapmıyoruz ve bu anlamda, burada çıkarılmaya çalışılan bu yasa tasarısında bölgedeki köylüler, halkımız, esnafımız kendisini görememektedir. Yaylaları yasak, yaylaları yasaklı, tarım alanları yasaklı ve tek geçim kaynağı olan tütün fabrikası kapalı olan Bitlis’te halkımız açlığa mahkûm edilmiştir. Askerî politikalarla, yasakçı politikalarla halkın doğal alanlarına, yaşam alanlarına ve her alana müdahale edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Bu temelde, bu tasarıdan bu maddenin bir an önce çekilmesini biz de öneriyoruz.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan “üzere” ibaresinin “amacıyla” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Bülent Öz (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Bülent Öz, Çanakkale Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 33’üncü madde üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Geçtiğimiz gün zeytinliklerle ilgili yasa maddesi Bakanın ve iktidar milletvekillerinin de mücadelemize ve toplumun sesine kulak vermesiyle tasarıdan geri çekilmiştir. Bu sonucu bizler ve zeytin üreticileri sevinçle karşıladık. Mutluyum çünkü altında büyüdüğüm asırlık zeytin ağaçları kurtuldu; tedirginim çünkü Komisyon görüşmesinde Sayın Bakan “Yasa bundan sonra da yedi defa, on yedi defa, yirmi yedi defa gelebilir.” dediği için. Zeytinliklerimiz gelecekte tekrar yok olma tehlikesine atılabilir endişesini yaşıyorum. Zeytin sahalarıyla derdiniz nedir, anlamıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir endişem de sosyal devletin ve hukuk üstünlüğü anlayışının bugün ülkemizde yok olduğudur. Delili olmayan, iftira niteliğindeki suçlamada milletin vekilini hapsetmeleri elbette sadece yargının kararı değildir.

Hatırlayalım “Vallahi billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu, bilerek söylüyorum.” diyen Başbakan Yardımcısına sormak istiyorum: Asıl, vatana ihanet terör örgütlerine silah yollamak değil midir? Bu adaletsizliğin siz de farkındasınız. Unutmayınız ki milletimizin nezdinde yargılanıyorsunuz ve milletin kararı siyasi değil vicdani olacak ve bugünkü adalet yürüyüşümüzün sesi milletimizin vicdanının sesi olacaktır.

Bugün sanayinin gelişimini konuşuyoruz ama bir ülkede yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve demokrasi ayaklar altına alınmışsa o ülkenin kalkınması beklenemez, böyle bir ülkeye yatırımcı güven duymaz. Özellikle OHAL kapsamında kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen bir ülkede sanayinin ve ekonominin gelişmesi beklenemez. Siz sanayinin gelişmesi için istediğiniz kadar proje üretin, o ülkede hukukun üstünlüğü yoksa, yargı bağımsız değilse, demokrasi, özgürlükler bitmek üzereyse o ülkenin kalkınması beklenemez.

Olmaması gereken bir davayla siyasi karar alan yargı kendisini Anayasa’dan üstün görmüştür. Hukuku katlederek muhalefeti susturma çabalarıyla, muhalif yazı yazan gazetecileri ve milletin vekilini tutuklayarak gerçekleri örtmeleri imkânsızdır. Eskiden yargısız infaz vardı bugün ise yargı eliyle infaz yapılmaktadır. Bugün yargı kararları siyasidir. Yargı kararları direktifler doğrultusunda verilmektedir. Enis Berberoğlu’nun davası da alınan karar da siyasidir. Bir kez daha adalet, hukuk, bağımsız yargı yok edilmiştir. Biliyoruz ki siyasi baskıların karşısında güçlenen demokrasi, kaybeden ise yargı eliyle infaz yapanlar olacaktır. Bizim tek derdimiz demokrasinin tesis edilmesidir. Bugün de baskı rejimine karşı halkımızla birlikte olduk ve adalet için, demokrasi için yürüdük. Gerçeği ortaya çıkaran bir haberden mağduriyet yaratıp asılsız ve delilsiz iftiralarla mahkûm ettikleri milletin Vekilidir. Milleti temsil hakkını tutuklamak milleti tutuklamak demektir. Ergenekon savcısı olup kandırılanlar şimdi de bu sürecin savcısı olmuştur. Bu kararı verenleri tarih affetmeyecek ve milletin huzurunda mahkûm olacaklardır.

Bugün ülkemizde devlet gücünü kullanarak yapılan adaletsizlikler, hak ihlalleri üst seviyeye ulaşmıştır. Devlet gücünü kullanarak referandum çalışması yapmak adaletsizliktir. Gerçekte “hayır” çıkan referandum sonucunu “evet” diye ilan etmek hak ihlalidir. Ergenekon, Balyoz sürecinde, bugün de gazetecileri, milletvekillerini sahte deliller üreterek ya da iddianamelerini uzun süre hazırlamayarak hapislerde tutmak yine adaletsizliktir, haksızlıktır. Öte yandan, Atatürk’e hakaret eden Hasan Akar ne hikmetse yakalanmıyor ve adalet yine yerine gelmiyor. Bugün de Enis Berberoğlu’nun davasının kararını alanlar siyasilerin önünde eğilmiştir.

Ama bizim başımız dik, kararımız tektir, adalet yerini bulana kadar yürüyeceğiz. Adaletin, hukukun olmadığı, demokrasi ve özgürlüklerin demir parmaklıkların ardına sokulduğu süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin adalet yürüyüşü ülkemizin geleceğini aydınlatacaktır. Gün gelecek, bugün adaletsizliği yaratanlar için de adalet geçerli bir kavram olacak, onlara da adalet lazım olacak. Biz, onlar adaletsiz yargılandıkları zaman yine yollarda olacağız. Adalet bu ülkede yaşayan 80 milyon vatandaşın hak ettiği bir olgudur. Dolayısıyla kararlılıkla, azimle yolumuza devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 33’üncü madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesinin ikinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     

  Mahmut Toğrul                    Garo Paylan                           Erol Dora

     Gaziantep                         İstanbul                                 Mardin

     Erdal Ataş                     Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

      İstanbul                            İzmir                               Adıyaman

   Lezgin Botan

         Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKADİR AKGÜL (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Lezgin Botan, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 34’üncü madde üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin on dört yıllık iktidar hikâyesini hepimiz az çok yakından takip ediyor, yaşıyoruz. Kazan kazan politikalarıyla ülkenin bütün değerlerinin nasıl piyasalaştırıldığını, nasıl piyasaya peşkeş çekildiğini, kâr ve çıkar hırsıyla yandaşlara ülkenin değerlerinin, ülkenin geleceğinin, ortak çıkarının düşünülmeksizin nasıl sunulduğunu hepimiz görüyoruz. Bu mevcut yasada da aynı şeyi görüyoruz. Aynı hırsla, para hırsıyla, kâr hırsıyla, yine piyasalaştırma mantığıyla hareket edildiğini maalesef üzülerek görüyoruz. Öyle ki ne meralar ne kıyılar ne denizler ne akarsular ne ormanlar, hiçbir şey düşünülmeden nasıl talan edildiğini, nasıl piyasaya peşkeş çekildiğini, nasıl sermayeye açıldığını hepimiz ibretle görüyoruz.

Özellikle seçim bölgem Van’la ilgili birkaç şeyi paylaşmak istiyorum. Yedi yıldır Van’ın bir çevre yolu hikâyesi var. Önce büyükşehir olduğu için il özel idaresinden yetkinin, meralarla ilgili yetkinin Büyükşehir Belediyesine geçtiğini fakat bunu defaten bahane gösterdiler, gerekçe gösterdiler. Dolayısıyla en son bir torba yasayla bu Büyükşehre ait olan meralara ilişkin tasarrufun Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verildiğini biliyorsunuz. Yetmedi, biliyorsunuz, en son zorbalıkla, silah zoruyla halkın iradesi gasbedilerek kayyumlar atandı. Hâlen Van’da 18’inci madde kapsamında sırf kamulaştırma bedeli ödenmesin diye 2 milyona yakın imarlı arsaya şerh konuldu ve âdeta Van’ın kaderine el konuldu. Van’da ciddi bir ayrımcılık söz konusu.

Yine, Van, bildiğiniz gibi, Türkiye'nin meralar bakımından en geniş, en zengin, en verimli meralarına sahip. 15 milyon küçük ve büyükbaş hayvanın beslenebileceği bu meralar maalesef yayla yasaklarıyla ve bu meraların ıslah edilmemesiyle heba edildiği gibi, bugün Van büyük bir yoksullukla, büyük bir ekonomik ambargoyla yüz yüze bırakılmıştır. Van âdeta ayrımcı politikalarla cezalandırılmıştır. Bununla da yetinmeyenler kayyumların eliyle… Özellikle Van’ın Edremit ilçesi Türkiye güzeli, Orta Doğu güzeli bir ilçe ve bu ilçeye atanan kayyum ilk iş olarak o kıyıları molozlarla doldurmaya başlamış ve ciddi bir ekolojik çevre katliamına imza atmıştır. Sırf orada birkaç yandaşa rant sağlamak adına bunlar yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, sermayenin gelişeceği, sermayenin halkın yararını gözetecek şekilde faaliyet göstereceği yer çatışmanın, kavganın, siyasi kaosun olduğu yer değildir ancak kendi siyasi kaoslarını çözmüş, kendi iç barışını sağlamış, toplumsal dinamiklerin, kimliklerin, kültürlerin, aidiyetlerin, sosyal, felsefi aidiyetlerin, siyasi aidiyetlerin, kültürel aidiyetlerin halledildiği, anayasal güvenceye kavuşturulduğu, toplumsal barışın sağlandığı, iç barışın sağlandığı, iç huzurun sağlandığı yerde ekonomide gelişme olabilir, sanayide gelişme olabilir. Fakat çatışmanın, özellikle savaşın kışkırtıldığı ve iktidarın sürekli savaşı kışkırtan, savaşın çığırtkanlığını yaptığı bir ortamda, bu kadar kaosu derinleştirdiği bir ortamda, demokrasinin katledildiği bir ortamda, muhalefet üzerinde âdeta bir terörün estirildiği ve yargının araçsallaştırıldığı bir ortamda, yargının aslında muhalefeti terbiye etme, kontrol altına alma, susturma aracına dönüştürüldüğü bir ortamda bu konuları konuşmayı, bu konuları tartışmayı zül sayarım ve özellikle bu yasada geçen meralarla ilişkili ve kıyılarla ilişkili bütün bu maddelerin geri çekilmesini talep ediyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 34’üncü madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde iki önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talep etmeleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki bu önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Kazım Arslan                               İrfan Bakır                          Tahsin Tarhan

       Denizli                                      Isparta                                      Kocaeli

  Tacettin Bayır                               Akif Ekici                             Didem Engin

        İzmir                                     Gaziantep                                   İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mahmut Toğrul                              Erdal Ataş                          Müslüm Doğan

     Gaziantep                                   İstanbul                                       İzmir

   Garo Paylan                                Erol Dora                         Behçet Yıldırım

      İstanbul                                     Mardin                                   Adıyaman

   Adem Geveri

         Van

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler hakkında önerge sahiplerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı, Adem Geveri, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Geveri. (HDP sıralarından alkışlar)

ADEM GEVERİ (Van) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bu saatte, doğrusunu söylemek gerekirse elbette ki pek kıymetli bu yasal düzenlemeden bahsetmek isterdik ama her gün başımıza gelen bir felaket, insani bir felaketten sonra bu tür torba yasalarla vakit geçirmenin de maalesef hiçbir anlamının olmadığının idrakine varmış bulunmaktayız.

Nitekim, özellikle, bu önümüze getirilen torba yasa da tamamen küçük kırıntılarla araya serpiştirilmiş teşvik maddelerinin dışında hemen hemen bütün yasaların çoğu gibi sermaye gruplarının, özellikle rant çevrelerinin işine yarayacak şekilde oluşturulmuş kanun tasarısından ibarettir. Nitekim YÖK’ü kaldırma vaadiyle iktidara gelen AKP Hükûmeti on beş yıldır YÖK’ü takviye etmeye ve güçlendirmeye çalışarak, bu yasa tasarısında da özellikle, YÖK’e yeni yetkiler vererek akademiyi, bilimi ve teknolojiyi öldürmeye çalışmaktadır.

Ve yine biliyorsunuz, OSB’lerle ilgili çeşitli yasal düzenlemeler var ki bunlar tamamen kırıntı teşvikler. Bu teşviklerin hepsi, maalesef, yine esnafın, yine çiftçinin, yine hayvancılıkla geçimini yapan halkımızın, yine tarım, özellikle de zeytincilik üretimiyle geçimini yapan büyük bir nüfusun mağduriyetine sebep olmaktadır. Bu açıdan, biz kendi grubumuz adına, tamamen bu yasanın geri çekilmesini öneriyoruz ve bütün maddelerine karşıyız. Hele, zeytincilikle ilgili, meralarla ilgili, kıyılarla ilgili, özellikle, getirilen kanuni düzenlemelerin hiçbiri halkımızın hizmetine, menfaatine ve maslahatına değildir. Tamamen sermaye gruplarının, tamamen holdinglerin ve özellikle, yandaş ekonomik rant çevrelerinin önerileriyle hazırlanmış bir pakettir.

Özellikle de bu pakete karşı çıkmamızla birlikte, biliyorsunuz, sağ olsunlar, yoğun bir şekilde kamuoyunun desteğiyle Mecliste birçok madde geri çekildi ama buna rağmen hâlâ ısrarla, kalan maddeler geçirilmeye çalışılmakta. Umarım, bu bir iki gün içinde de bu yasal düzenlemelerin tamamı toplu hâlde reddedilir ve rant çevrelerinin arzuladığı bu paket geri çekilmiş olur.

STK’ların, meslek örgütlerinin, üretici ve tüketici derneklerinin ve odalarının ısrarlı çabaları ve özellikle baskılarıyla, siz de biliyorsunuz, bu maddeler geri çekildi ancak buna rağmen ısrar etmenizin sebebi, AKP’nin on beş yıldır tamamen sermayedar gruplara yönelik, rant çevrelerine dönük çabaları ve onları destekleyen, zenginleştiren politikalarından ısrar gelmektedir. Bu açıdan, biz bunları toplu hâlde reddediyoruz, halkımızın faydasına ve maslahatına olmayan hiçbir yasal düzenlemenin en ufak bir tarafı ya da yanı olamaz ki geçelim bunları.

Özellikle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bindiği tren ve arkasına aldığı bütün bürokratik çevrelerle birlikte yandaş medyayla her gün bir milletvekili tutuklanmakta, gözaltına alınmakta, bir eş başkan tutuklanmakta, belediyelere kayyumlar atanmakta, insanlarımız tek tek mağdur edilmekte. Bütün bunlar yetmemiş gibi bugün de artık çevreye, ekolojiye, özellikle de doğal tabiata yönelik kıyımlar uygulanmaktadır. Bunların tamamı rant çevrelerine dönüktür. Umut ediyoruz ki bunlar bugün itibarıyla bitirilir; aksi takdirde, en kısa sürede halkımız AKP’ye gerekli dersi verecektir ve inşallah, yakın zamanda da tabii ki bu açık bir şekilde karşılarına çıkacaktır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum, hayırlı ramazanlar ve hayırlı sahurlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Geveri.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Özelleştirme uygulamalarına ilişkin olup tasarının ilk hâlinde yer almamaktadır. Son dakika önergesiyle hiçbir tartışmaya olanak tanınmaksızın Komisyonda AKP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmiştir. Söz konusu maddeyle bugüne kadar ve bundan sonrası için de özelleştirme kapsamına veya programına alınan kamu kuruluşlarında Özelleştirme Kanunu çerçevesinde şirket birleştirmesi veya ayrı bir şirket kurarak var olan kamu kuruluşunun bu kurulan şirkete devri esnasında ortaya çıkmış bir yasa dışı uygulamanın sonuçları ortadan kaldırılmak ve kamu zararına yol açan kişilere rücu edilmesi gereken bedellerden vazgeçilmesi istenmektedir. Düzenlemenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 35’inci madde kabul edilmiştir.

36’ncı madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Mehmet Muş                            Tülay Kaynarca                   Hakan Çavuşoğlu

      İstanbul                                    İstanbul                                      Bursa

  Ramazan Can                            Mehmet Demir

     Kırıkkale                                   Kırıkkale

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Kazım Arslan                                 Akif Ekici                           Tahsin Tarhan

       Denizli                                    Gaziantep                                    Kocaeli

    İrfan Bakır                              Tacettin Bayır                          Didem Engin

       Isparta                                       İzmir                                      İstanbul

  Orhan Sarıbal

        Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mahmut Toğrul                               Erdal Ataş                          Müslüm Doğan

     Gaziantep                                   İstanbul                                       İzmir

   Garo Paylan                                Erol Dora                         Behçet Yıldırım

      İstanbul                                     Mardin                                   Adıyaman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergelerle ilgili konuşmak isteyen Sayın Orhan Sarıbal, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle önerge sahiplerine teşekkür etmek gerekiyor. Sayın Bakana da katıldığı için teşekkür etmek gerekiyor ama yine de tarımın sorunları ya da mera sorunu bitmiyor, yeniden ele almak zorundayız, bilimsel bir şekilde ele almak zorundayız. Bugün ülkede yaşanan kırmızı et meselesinin özü doğrudan merayla ilgilidir. Dünyada mera kullanma oranı kırmızı ette yüzde 60’tır. Birkaç örnek vermek istiyorum, İrlanda’da yüzde 97, İngiltere’de yüzde 83, Fransa’da yüzde 71, Hollanda’da yüzde 54 oranında mera kullanılarak kırmızı et üretimi sağlanmaktadır. Bizde ne yazık ki bu rakam yüzde 14’le 20 arasındadır. Oysa kırmızı ette yem oranı yüzde 60’la yüzde 50 arasında değişmektedir. Süt ineklerinde meradan yararlanma oranı ya da yem oranı yüzde 60 oranında etkilemektedir, beside yem oranını yüzde 40 genel üretim açısından etkilemektedir yani eğer ot yoksa ota ulaşamıyor isek eti ucuzlatmamız, sütü ucuzlatmamız mümkün değil. Dün akşam söylemiştim sanıyorum ya da önceki gün, kişi başına düşen et miktarımız 10-12 kilogram; süt, litre olarak yetişkinler için kişi başına düşen miktarımız ne yazık ki 20-25 litre arasında. Oysa, gelişmiş toplumlarda yetişkinlerde kırmızı et en az 30 kilogramla başlayıp 50-60 kilograma kadar çıkıyor, sütte de 65 litre civarında süt tüketimi söz konusu. Yani, bizim hem sütte hem ette minimum tüketime rağmen ne yazık ki üretimimiz yetersiz. Bunun karşılığında ne oluyor kısaca paylaşmak isterim: Son beş yılda yani 2010 yılında siyasal iktidarın ithalat kararı aldığı günden bugüne kadar 4,2 milyon küçükbaş-büyükbaş toplam ithalat yapmış, karşılığı 4,5 milyar dolar.

Yine, özellikle yemle ilgili çok önemli bir şey söylemek isterim: Kırmızı Et Stratejisi var mesela, Bakanlığın, 2015 yılı Kırmızı Et Stratejisi; bizzat Bakanlığın kendisinin hazırlamış olduğu bir strateji aynen şunu söylüyor: “Türkiye'nin 15 milyon kaba yem ve 5 milyon ton karma yem açığı bulunmaktadır.” diyor. Dolayısıyla, bu yem açığının giderilebilmesi için mera ıslahının, mera varlığının korunması ve meraların sürdürülebilir bir yöntemle düzenli bir şekilde ıslah edilmesi gerektiğini söylüyor. Yine, kırmızı et sorununun ithalatla çözülemeyeceği 2015 yılında aynı Hükûmetin, siyasal iktidarın hazırlamış olduğu Kırmızı Et Raporu’nda var; bu, çok önemli. Yani, mera yoksa ot yok, ot yoksa süt yok, et yok; o yüzden bir şey yapmamız lazım. Büyükşehir yasası çıkardınız 2004, 2014 tam şehir yasası… Zaten meralar yeterince korunamıyor Sayın Bakanım çünkü orada bir mera kurulu var, mera kurulu zaten yeterli değişiklikleri yapıyor. Yeni bir uygulamaya, yeni bir şeye ihtiyaç olmadığını görmüş olmanız, bunu bu şekilde ortaya koymanız sevindirici ama yine sorun çözülmüyor, meraları mutlaka ve mutlaka korumalıyız, bunun için Mera Islahı Projesi’ni hayata geçirmeliyiz. Çünkü bizim meralarımız, ülkenin genelinde iklim şartlarına göre yaşamını sürdürmektedir; sulama yok, yeniden ekim çok zor. Bir şeyler yapılıyor ama ne yazık ki temmuz ayından itibaren -yağış rejimine bağlı olduğu için- meralar kuraklığa terkediliyor ve ot alamıyoruz, ot alamayınca da dönüyoruz bu defa yem ihtiyacına, ısrarla yem ihtiyacı. Sadece 2016 yılının yem miktarını sizinle paylaşmak isterim Sayın Bakanım. 8,8 milyon ton 2016 yılında yem satın almışız; 8,8 milyon ton. Bunun karşılığında verdiğimiz para 3 milyar 49 milyon dolar, 3 milyar 49 milyon dolar. Ne almışız? Kısaca paylaşmak isterim. Zaman kalmadı, belki bir sonraki maddede yine söz alırsam bunu karşılayacağım. Kısaca, aldığınız karar doğrudur ama sorun bitmiyor. Bunu birlikte üretebiliriz. Mera yoksa ot yok, ot yoksa süt yok, et yok.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbal.

Aynı mahiyetteki diğer iki önergenin gerekçelerini okutuyorum:

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşlarının vermiş olduğu önerge gerekçesi:

Yapılan düzenlemeyle 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesinde değişiklik öngörülerek meraların sanayi alanları için talan edilmesinin önü açılmaktadır. Maddeyle mera vasfı niteliğindeki arazilere sanayi endüstri, organize sanayi, teknoloji geliştirme, serbest bölge ya da sanayi sitesi açılması durumunda mera vasfının kaldırılması düzenlenmektedir. Mera Kanunu ve yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 1998 yılından bu yana birçok değişiklik yapıldı. Özellikle AKP iktidarı döneminde, meraların tahsis amacını düzenleyen 14’üncü madde defalarca kez delinerek meraların ranta açılması mümkün hâle gelmiştir. AKP Hükûmetlerinin çok sıklıkla başvurduğu kanun hükmünde kararnamelerle mera alanlarının amaç dışı kullanılması yönünde yasal düzenlemeler yapılmıştır. Hayvanların yaşam, üreme, beslenme alanları olan, geçimlik hayvancılığın temel alanı olan meraların vasıflarının sermayenin kullanımını kolaylaştırmak için farklı kullanımlara açılması, ülkemizin temel geçim kaynaklarından olan hayvancılığın bugün itibariyle can çekişmesinin ve et ithalatına mecbur hâle gelmemizin temel sebebidir. Sonuç itibariyle, meraların talanını derinleştirecek bu düzenlemenin tasarı metninden kati suretle çıkarılması gerekmektedir.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşlarının vermiş olduğu önerge gerekçesi:

Meri mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önergeler sonucunda madde metinden çıkarılmıştır.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek amacıyla görüşmelere sıra sayısında bulunan maddeler üzerinden devam edilecektir. Madde numaraları, Başkanlıkça, kanunun yazımı sırasında teselsül ettirilecektir.

37’nci madde üzerinde dört önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

  Mehmet Muş                      Ramazan Can                    Mehmet Demir

    İstanbul                            Kırıkkale                             Kırıkkale

Hakan Çavuşoğlu                Tülay Kaynarca

      Bursa                              İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Ahmet Kenan Tanrıkulu            Mevlüt Karakaya Ahmet Selim Yurdakul

      İzmir                                    Adana                            Antalya

Mustafa Kalaycı                        Kamil Aydın          Fahrettin Oğuz Tor

      Konya                                  Erzurum                 Kahramanmaraş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Mahmut Toğrul                       Garo Paylan                      Erol Dora

       Gaziantep                             İstanbul                            Mardin

      Erdal Ataş                        Müslüm Doğan            Behçet Yıldırım

        İstanbul                                İzmir                          Adıyaman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Kazım Arslan                   Tahsin Tarhan                   Akif Ekici

            Denizli                            Kocaeli                        Gaziantep

         İrfan Bakır                     Tacettin Bayır                 Didem Engin

            Isparta                             İzmir                            İstanbul

        Orhan Sarıbal                           

             Bursa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili olarak Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal söz istemiştir.

Buyurunuz Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz da meranın tarihsel sürecinden bahsetmek isterim sizlere.

Cumhuriyetin ilk yıllarına yani 1928 yılına -elimizde olan en yakın veriler bunlar görülüyor- o tarihlere baktığımızda işlenen toplam arazilerin 7 katı kadar mera var, işlenen toplam tarım arazilerinin 7 katı kadar mera var. O tarihlerde, yine, 46 milyon hektar olan çayır, mera varlığımız, değerli milletvekilleri, bugün ne yazık ki 15 milyon hektara kadar düşmüş, 15 milyon hektar. Bunun, tabii, gerekçesi çok: Konut, sanayi, ticaret, yol, köprü, adına ne derseniz. Bütün bu yatırımlar gerekçesiyle, bütün bu gerekçelerle mera alanlarımızda kala kala 15 milyon hektar arazi kalmış. Bunun 10,8 milyon hektarı tahdit edilmiş yani sınırları belli, nerede olduğu ne kadar olduğu sınırları çizilmiş ama hâlâ tahdit edilmeyen yani sınırları belli olmayan, işaretli olup da net olarak çizgilerle belli olmayan alanlarımız var. Öncelikle bunların mutlaka ve mutlaka hayata geçirilmesi ve ciddi bir şekilde tespitinin yapılması gerekiyor.

Peki, bugün geldiğimiz noktada, meraların buralara kadar gelmesinin nedenleri ne? Her yönetmelikte olduğu gibi, her değişimde olduğu gibi bir kamu yararı felsefesi getiriyoruz arkadaşlar; bir kamu yararı. Gerçekten bu siyasal iktidar döneminde hâlâ çözemediğim bu kamu yararı meselesini bize bir anlatın? Samimi söylüyorum, hangi konuda, hangi alanda bir kamu yararı var? Bunu sahici bir şekilde anlatırsanız biz de ne olduğunu anlarız. Bu kamu yararı meselesinin karşısında hukuken bir dayanağımız var bizim: Telafisi mümkün olmayan zararlar. Sayın Bakanım, 48 milyon hektardan geldiğimiz 15 milyon hektar alana düşüş meselesinin özü, ne yazık ki telafisi mümkün olmayan zararların sonucudur.

Giden mera alanı bir daha geri dönmüyor. Bu mümkün değil ama bu ülkede nüfus sürekli artıyor, insanımız sürekli artıyor ve gıda egemenliği, gıda güvenliği üzerinden mutlaka ve mutlaka meralara ihtiyacımız var. Merasız bir hayvancılığı yapma imkânımız yok. Ha, hayır, şunu diyorsanız: “Biz bu ülkede hayvancılık yapmayacağız, hayvancılık yapmak zor. Zaten yemin bütününü de dışarıdan alıyoruz; senede 3 milyar, 4 milyar dolar yeme para veriyoruz. E, ithalat da yapıyoruz.” Gene Bakanlık geçen gün açıkladı, 185 bin baş sığır ithali yapacak. Yani tamamen dışa bağımlıysak bunu da anlayalım.

Ama değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hemen yanı başımızda Katar örneği var. Bizim toprağımız var, suyumuz var, iklimimiz var, gücümüz var, bilim insanımız var, teknolojimiz var. Akıllı hiçbir ülke gıda egemenliğini ve gıda güvenliğini yabancı şirketlere, başka toplumlara, başka çiftçilere teslim etmez. Katar bulabiliyor mu bugün? Tunus da böyledir Sayın Bakanım, Fas da böyledir. Tarihsel olarak bakın, önce Avrupa Birliğinden un aldılar; Amerika Birleşik Devletleri’nden un aldılar; sonra buğday aldılar fakat Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği ortak tarım politikaları geliştirdiklerinde Fas’ın dönüp ekeceği toprağı kalmadı.

Evet, Sudan’a gitmek kolay, gidersiniz; ki kabul etmiyorum, toprak gasbıdır, bizim yeterince toprağımız vardır ama biz, kendi insanımızın karnını kendi topraklarımızla doyurabiliriz. 171 milyar dolarlık tarımsal ithalatımız var, 175 milyar dolar da tarımsal ihracatımız var. İyi gibi görünüyor değil mi? İhracatın ithalattan olan kısmı yüzde 65’dir, yüzde 65. Oysa, o ihracatın ithalattan olan yüzde 65’lik kısmının tümünü biz bu topraklarda sonuna kadar el birliğiyle yetiştirebiliriz. Tek şeye ihtiyaç var: Yurtsever, toplumdan yana, bu ülkenin halkından yana, bu ülkenin havasından, suyundan, toprağından yana bir tarım politikası uygulamak ortak akıl, ortak anlayışla. Bunu başarabilir miyiz? Elbette başarırız. Biz varız, her zaman yanınızda olacağız yeter ki birbirimizin sesine kulak verelim.

Kısaca, gıda egemenliği ve gıda güvenliği, gelişmiş her toplumun insanı için yapması gereken en önemli unsurdur diyorum. Bu topraklarda Sayın Bakanım, hep birlikte, insanca ve yeterli düzeyde karnımızı doyurabilecek olanak ve imkân vardır. Bunun için demokrasiye, özgürlüklere ve dayanışmaya ihtiyacımız var.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbal.

Aynı mahiyetteki diğer üç önergenin gerekçelerini okutuyorum:

Behçet Yıldırım (Adıyaman) ve arkadaşlarının vermiş olduğu önerge gerekçesi:

Yapılan düzenlemeyle tasarının 36’ncı maddesinde yapılan 4342 sayılı Mera Kanunu’ndaki değişikliğe paralel teknik bir değişiklik yapılmaktadır. 36’ncı maddenin tasarı metninden çıkarılmasını önerdiğimiz için, bu maddeyle ihdas edilen (i) bendini içeren 37’nci maddenin de bütünlük olması açısından çıkarılmasını öngörmekteyiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşlarının vermiş olduğu önerge gerekçesi:

Söz konusu maddenin tasarıdan çıkarılmasıyla, her yıl gittikçe küçülen mera alanlarının korunması amaçlanırken şehir dışına taşınacak küçük sanayi siteleri için hazineye ait çok daha uygun araziler bulunmaktadır.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşlarının vermiş olduğu önerge gerekçesi:

36’ncı maddenin metinden çıkarılması sonucunda bu maddenin de metinden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önergeler sonucunda madde metinden çıkarılmıştır.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek bakımından tasarının görüşmelerine sıra sayısında yer alan madde numaralarıyla devam edilecektir. Başkanlıkça, kanunun yazımı sırasında madde numaraları ayrıca teselsül ettirilecektir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.43

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

38’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesinde yer alan “OSB” ibaresinin “Organize Sanayi Bölgesi (OSB)” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     

  Mahmut Toğrul                    Garo Paylan                           Erol Dora

     Gaziantep                         İstanbul                                 Mardin

     Erdal Ataş                     Müslüm Doğan                 Behçet Yıldırım

      İstanbul                            İzmir                               Adıyaman

                                     Mehmet Ali Aslan                              

                                            Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Mehmet Ali Aslan, Batman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

E tabii, muhalefetteki milletvekili arkadaşların hepsi, ilgili yasalarla muhalefet şerhlerini sözlü olarak dile getirdiler. Hepsine katılmakla beraber Kuveyt’le ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.

Bir ay önce Kuveyt’e giderken havaalanında gözaltına alınmıştım ama ertesi gün gitmek nasip oldu. Orada şunu gördüm: Kuveyt’te yer kum, hava çok sıcak; zeytin gördüm, bu zeytinleri nereden getirdiklerini sordum. Dediler ki: “İtalya’dan gemilerle getiriyoruz.” Ve çok büyük bir maliyetle o zeytini getirip oraya dikiyorlar. O zeytin de fazlaca orada yaşamıyor yani bir kaç yıl yaşıyor, her üç beş yılda bir bunu tekrar ediyorlar, hem dünyanın parası hem de emeği orada geçiyor. Aynı zamanda yer kum olduğu için hem yerden sıcaklık, aşağısı biliyorsunuz petrol, yukarısı güneş, çim yok, çim hemen kuruyor, plastik çim ekiyorlar.

Tabii, bunu niye anlattım? Az önce sayın hatip de dile getirdi, aslında petroldür, altındır, bunların hepsi yapay, suni ve göreceli zenginliklerdir. Esas zenginlik verimli topraktır; esas zenginlik bizim meralarımızdır, zeytinliklerdir, yeşil alanlarımızdır. Çünkü gördüğünüz gibi, Allah göstermesin, bir savaş durumunda insanlar petrol yiyip içemiyor, insanlar altın yiyip içemiyor; toprağa ihtiyaçları var.

Katar dünyanın en zengin ülkelerinden biri ama iki günde acil gıda yardımı çağrısı yaptılar, hiç beklemediğimiz bir şey. Yani dolayısıyla bizim bu zenginliklerimizi korumamız lazım, artırmamız lazım, eksiltmememiz lazım. Eksiltmekle ilgili yapılan bütün çabalar bu ülkeye, 80 milyon insana zarar vermektir, geleceklerine ipotek koymaktır. Bu zenginlikler bize atalarımızdan miras kaldı, bunu da göz önünde bulundurmamız lazım; bunu korumamız üzerimize vazifedir, borçtur.

Ramazan ayındayız, sürekli iftar yemeklerine şahit oluyoruz. İşte, birçoğu da “Dostlar alışverişte görsün.” nevinden maalesef iftar yemekleri. Oysa ki fakirlerin davet edilmesi lazım, fakirlere, yoksullara inilmesi gerekiyor. Bu konuda da bir hadisişerif var, “En kötü yemek, en kötü ziyafet zenginlerin davet edilip de fakirlerin davet edilmediği yemektir.” diye buyuruyor Resulullah (AS). Bu ramazan ayında bizim buna dikkat etmemiz gerekiyor.

Etin kilosu 50 lira. Tabii, az önce sebepleri açıklandı, meraların azalması vesaire, bunların hepsi etin kilogram fiyatını artırıyor ama inanın, bu ramazan ayında evine et girmeyen insanlarımız var. Düşünün, bir asgari ücretlinin yevmiyesi 50 lira değil, dolayısıyla 1 kilogram et alabilecek gücü yok. Önümüzde bir bayram var, bunun için biz neler yapıyoruz? Yurttaşlarımıza, vatandaşlarımıza bu konuda nasıl bir imkân sağlayacağız? Bu sorumluluk, arkadaşlar, hepimize ait.

Bununla beraber, yine, bir şeye daha değineceğim. Sur’daki bir iftar yemeğine katılmıştık halkla beraber ama Sur’da katıldığımız iftar mahallesinde elektrik ve su yoktu. Sırf oradaki yurttaşlar o evleri terk etsin diye elektrik ve su bilinçli olarak maalesef verilmiyor. Duvar yazılarını görmüşsünüzdür, “Bu ramazanda elektriğimiz yok, suyumuz yok.” diye yazıları hepiniz görmüşsünüzdür. Bunda yine birinci derecede sorumlu elbette ki Meclistir, Meclis bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır.

Yine, Batman’a bağlı Kuyubaşı köyünde DSİ suları kesmiş. Neden? Çünkü vana takmamış. Köylüler “Gelin, vana takın.” diyor, DSİ yetkilileri diyor ki: “Vanaları hırsızlar çalmış.” Bu yüzden suyu da vermiyorlar. Mısır tarlaları bu gidişle bir hafta içinde kuruyacak. Yani düşünün, DSİ vanaları çaldırıyor, faturayı, zararı halka kesiyor, diyor ki: “Vana olmadığı için suyunuzu bırakmıyoruz.” Böyle bir anlayış olabilir mi?

Sayın Bakan, bu konuyla da yakından ilgilenmenizi rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 38’inci madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesinin (f) fıkrasında yer alan “yönetmelikte belirlenen” ibaresinin “yönetmelikle belirlenmiş” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                             Garo Paylan                                Erol Dora

     Gaziantep                                   İstanbul                                     Mardin

    Erdal Ataş                              Müslüm Doğan                      Behçet Yıldırım

      İstanbul                                      İzmir                                    Adıyaman

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 esas numaralı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 39’uncu maddesiyle değiştirilen 4562 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, 4562 sayılı Kanun’un ek 2’nci maddesinin yürürlükten kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

"c) Finansal Kiralama Şirketi: 6361 sayılı Kanun kapsamında kurulan finansal kiralama şirketleri ile katılım, kalkınma ve yatırım bankalarını,”

  Kazım Arslan                               Akif Ekici                           Tahsin Tarhan

       Denizli                                    Gaziantep                                    Kocaeli

                            İrfan Bakır                              Tacettin Bayır             

                              Isparta                                       İzmir                   

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

4562 sayılı Kanun’a 20/2/2014 tarihli ve 6525 sayılı Kanun’la getirilen "Finansal Kiralama Şirketi” tanımının eksik kalması nedeniyle yapılan itirazlar dikkate alınmak suretiyle, sadece altı gün sonra 26/2/2014 tarihli ve 6527 sayılı Kanun’la eklenen madde ile "Katılım, kalkınma ve yatırım bankalarınca bu Kanun kapsamında finansal kiralama işlemleri yapılabilir. " hükmü getirilmiştir.

Önergemizle "Finansal Kiralama Şirketi” tanımını genişleten bu hususun dikkate alınarak ek 2’nci maddeyi de kapsayan bir tanım öngörülmüştür. Bu geniş tanım neticesinde ek 2’nci maddenin yürürlükten kaldırılması öngörülmüştür. Zira kaldırılması öngörülen ek 2’nci madde "Katılım, kalkınma ve yatırım bankalarınca bu Kanun kapsamında finansal kiralama işlemleri yapılabilir.” hükmünü içermekte olup 2’nci maddedeki tanımda zaten bulmuştur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesinin (f) fıkrasında yer alan “yönetmelikle belirlenen” ibaresinin “yönetmelikle belirlenmiş” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklik ile maddenin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 39’uncu madde kabul edilmiştir.

40’ıncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40’ıncı maddesinde yer alan "Bununla ilgili usul ve esaslar Bakanlık ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca müştereken belirlenir.” ibaresinin "Bununla ilgili usul ve esaslar Bakanlık ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca müştereken belirlenir. " şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul                               Erdal Ataş                          Müslüm Doğan

   Gaziantep                                    İstanbul                                       İzmir

  Garo Paylan                              Behçet Yıldırım                             Erol Dora

    İstanbul                                     Adıyaman                                    Mardin

Adem Geveri

      Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 40’ıncı maddesinde yer alan “Ayrıca Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri OSB Müteşebbis Heyetine katılım sağlayabilir.” ve "OSB'lerde plan bütünlüğünü bozmayacak konumda yer alan taşınmazlar; Bakanlıkça OSB sınırları dışına çıkarılabilir.” ifadelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Kenan Tanrıkulu                    Mustafa Kalaycı           Mevlüt Karakaya

                İzmir                                       Konya                               Adana

           Kamil Aydın                       Ahmet Selim Yurdakul    Fahrettin Oğuz Tor

              Erzurum                                     Antalya                   Kahramanmaraş

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/837) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 40’ıncı maddesiyle değiştirilen 4562 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin altıncı fıkrasına "Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı” ibaresinden sonra gelmek üzere “üyelerini veya ortaklarını işyeri sahibi veya yatırım yapmak amacıyla kurulan dernek, vakıf veya kooperatif” ibaresinin ve aynı fıkranın sonuna "OSB kuruluşuna iştirak edecek dernek, vakıf veya kooperatiflerinde aranacak üye veya ortak sayısı ile yatırıma yönlendirebilecekleri asgari birikim tutarı ve diğer gerekli şartlar Bakanlıkça belirlenir.” ibaresinin eklenmesini ve 4’üncü maddesinin on üçüncü fıkrasının madde metninden çıkarılmasını, on dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Kazım Arslan                               Akif Ekici                   Tacettin Bayır

              Denizli                                    Gaziantep                             İzmir

            İrfan Bakır                              Tahsin Tarhan

               Isparta                                      Kocaeli

“Yer seçiminin kesinleşmesinden sonra mülkiyet edinimi sorunlu olan veya diğer kanunların zorunlu kıldığı durumlarda, OSB'de plan bütünlüğünü bozmayacak konumda yer alan taşınmazlar, Bakanlıkça OSB sınırları dışına çıkarılabilir. Bu fıkraya göre katılımcılar, OSB sınırları dışına çıkarma talebinde bulanamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

4562 sayılı OSB Kanunu’nun ilk hâline göre sanayici ve çeşitli iş çevreleri tarafından kurulan dernek ve kooperatifler OSB müteşebbis heyetine dâhil olabilmekteydiler. Nitekim, çok sayıda OSB'nin müteşebbis heyeti dernekler ve/veya kooperatiflerden oluşmuş ve bu OSB'ler başarılı da olmuşlardır. 2008 yılında yapılan değişiklikle sanayici ve çeşitli iş çevreleri tarafından kurulan dernek ve kooperatiflerin OSB müteşebbis heyetine iştirak etmeleri önlenmiş, böylece küçük tasarrufların bu kuruluşlar yoluyla OSB'lerde yatırıma yönlendirilmesi ve KOBİ'lerin kooperatifler aracılığıyla büyümelerine son verilmiştir. Hâlbuki, iş yeri kurmak veya yatırım yapmak amacıyla kurulan kooperatif, vakıf ve derneklerin belli şartlarda OSB kuruluşuna iştirak edebilmesinin önünün açılması ve böylece küçük tasarrufların yatırıma yönlendirilmesi, ülkemizin sanayileşme politikalarına da uygundur. İhtisas OSB'lere ve endüstri bölgeleri yönetici şirketine iştirak edebilen sanayici ve iş çevreleri tarafından kurulan kooperatif, dernek ve vakıfların karma OSB kuruluşuna iştirak edememesi bir taraftan çelişki oluşturmakta, diğer taraftan da küçük tasarrufların yatırıma yönelmesini önlemektedir. Gerekli birikime ulaşmış kooperatif, dernek ve vakıfların OSB iştirakçisi olabilmeleri için önünün açılması, tasarrufların yatırıma yönlendirilmesi, üretimin artırılması bakımından büyük önem taşımakta ve bu yönde yapılacak düzenleme bu tasarının amacına ve ruhuna uygun düşmektedir.

Tasarının 40’ıncı maddesinin on üçüncü fıkrasına göre, katılımcıların üç ay içinde OSB tarafından karara bağlanmayan imar ve parselasyon planı ve değişiklik talepleri Bakanlıkça karara bağlanabilecektir. Katılımcıların hukuka uygun imar ve parselasyon planı ve değişiklik talepleri OSB yönetimleri tarafından yerine getirilmek durumundadır. Örneğin, katılımcıların tevhit, ifraz ve proje değişikliği başvuruları bunlardandır. Bu konulardaki imar mevzuatına uygun taleplerin yerine getirilmemesi OSB yönetimlerinin sorumluğunu gerektirir. Ayrıca, OSB’lerin katılımcıların bu kapsamdaki başvuruları konusunda verdikleri kararları yargı denetimine tabidir. Yargı denetimine tabi bir konuda Bakanlığa yetki verilmesi, katılımcıların mevzuata uygun olmayan taleplerinin Bakanlığa yönelmesine yol açabileceği gibi, OSB yönetimlerini zora sokabilecek ve OSB’lerde uygulama birliği de bozulacaktır. Kaldı ki tasarıyla Bakanlığın vesayet yetkisinin de oldukça güçlendiği değerlendirildiğinde, Bakanlığa böyle bir yetki verilmesine ihtiyaç yoktur.

On dördüncü fıkrayla ilgili olarak;

Aynı maddenin on dördüncü fıkrası hükmüyle hiçbir ayrım yapmaksızın, dönemden/zamandan bağımsız şekilde OSB'lerde bulunan taşınmazların (arsa-tesis-fabrika) Bakanlık tarafından OSB dışına çıkarılması öngörülmektedir. Tek bir ölçü konmuş, o da plan bütünlüğünün bozulmamasıdır fakat plan bütünlüğünün bozulmamasından ne anlamak gerekir? Belki plancılar buna yanıt verebilir ancak plancıların bu yanıtına uygun işlem yapılıp yapılmayacağı belirsizdir. Örneğin, OSB’nin coğrafi alanın tam ortasında bulunan herhangi bir taşınmazın OSB sınırları dışına çıkarılması plan bütünlüğünü bozar mı? Yanıtlanmaya muhtaçtır. Bu konuda gerekçede de bir açıklama yer almamıştır. Madde gerekçesinde, OSB yer seçiminin kesinleşmesinden sonra mülkiyet edinimi ve benzeri nedenlerle sorun teşkil eden taşınmazların bölge dışına çıkarıldığı belirtilmektedir. Hâlbuki fıkrada, mülkiyet edinememe ve dönem belirtilmiyor, fıkra hükmü gerekçeye uygun düzenlenmemiştir. Fıkranın bu şekliyle yasalaşması çeşitli sorunlara yol açacaktır. OSB mevzuatının getirmiş olduğu sınırlama ve yükümlülüklerden kaçınmak veya sanayi yapısı/tesisi dışında daha kârlı ya da ranta yönelik çeşitli ticari yapılaşmalar için OSB dışına çıkmak isteyen katılımcıların bölge dışına çıkma isteğini artırabilecektir. Örneğin, sanayi yatırımlarına göre getirisi daha yüksek ve kısa dönemli olan AVM ve konut yapımı vb. yatırımlara yönelme olabilir. Ayrıca, Bakanlığa verilecek bu yetki OSB’lerde uygulama birliğini bozacak ve Bakanlığa yönelik talepleri artıracaktır. Bu düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır ancak bölge sanayicisinin bölge dışına çıkma talebi olmamalıdır. Fıkra mevcut hâliyle gerekçesini ve amacını aşacak şekilde yazılmıştır. Bu önergeyle fıkranın tasarıdaki gerekçesine ve tasarının amacına uygun olması sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 40’ıncı maddesinde yer alan “Ayrıca Yüksek Planlama Kurulu Kararı ile Kamu İktisadi Teşebbüsleri OSB Müteşebbis Heyetine katılım sağlayabilir.” ve "OSB'lerde plan bütünlüğünü bozmayacak konumda yer alan taşınmazlar; Bakanlıkça OSB sınırları dışına çıkarılabilir.” ifadelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bir taraftan Kamu İktisadî Teşekkülleri (KİT) verimlilik, etkinlik ve ekonomiye katkılarının artırılması ve benzer sebeplerle özelleştirilirken diğer taraftan OSB'lerin müteşebbis heyetlerinde yer almaları gerek ekonomik model ve gerekse de uluslararası uygulamalar açısından uygun değildir. Teklifimizle söz konusu aykırı durum düzeltilmektedir.

Diğer yandan, OSB içerisinde yer alan taşınmazlar kamulaştırılırken, hususi olarak OSB yapılmak üzere kamulaştırılmaktadırlar. Bu genel kamulaştırma kararının dışına çıkılarak belirli taşınmazların OSB sınırları dışarısına çıkarılması, şehre yakın veya şehir içindeki OSB'lerin konut veya ticaret alanına dönüştürülüp kullanılmasına yol açabilecektir. OSB dışına çıkarılan her bir taşınmaz, OSB sınırlarının kaymasına yol açabilecektir.

Herhangi bir OSB'nin böyle bir mevzuat değişikliğiyle çözülmeyi gerektiren bir sorunu var ise bu soruna tüm Türkiye'ye yönelik bir mevzuat maddesiyle değil, sadece o bölgeye özel geçici bir maddenin kanun tasarısına eklenmesiyle çözüm getirilebileceği düşünülmektedir.

Teklifimizle bu özel uygulamanın geneli etkilemesinin önüne geçilecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40’ıncı maddesinde yer alan "Bununla ilgili usul ve esaslar Bakanlık ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca müştereken belirlenir.” ibaresinin "Bununla ilgili usul ve esaslar Bakanlık ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca müştereken belirlenir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adem Geveri, Van Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Geveri. (HDP sıralarından alkışlar)

ADEM GEVERİ (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısıyla ilgili partim adına görüşlerimizi belirteceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Haziran seçimlerinden beri sahada günden güne eriyen ve kendi içinde çözülmeye doğru giden AKP iktidarı bütün hıncını kendisi gibi düşünmeyen ve kendine biat etmeyen muhaliflerden çıkarmak yoluna gitmiştir. Bunun için de sarayın emrine girmiş olan yargıyı, güvenlik güçlerini ve tüm devlet kurumlarını kullanarak siyasetçilere, aydınlara, işçilere, köylülere, farklı düşüncelere mensup herkese baskı uygulamakta, korkutmaya, sindirmeye ve onların iradesini teslim almaya çalışmaktadır. Ancak ülkedeki farklılıklara tahammül etmeyen ve muhalifleri, çerçevesini Cumhurbaşkanı ve Hükûmetin belirlediği sınırlar içinde hapsetmeye, yandaşlar gibi hizaya getirmeye çalışan iktidar büyük yanılgının ve çöküşün içindedir. Bugün bu uğurda hukuku, adaleti, dini ve evrensel tüm değerleri ayaklar altına alarak hareket edenler yarın yok saydıkları hukuk karşısında mutlaka hesap vermek zorundadır. Adalet er ya da geç tecelli edecektir.

Değerli arkadaşlar, özellikle bu saatte bu kanun tasarısıyla ilgili değerlendirmelerin dışında bu önemli hak, adalet ve özgürlüğe tekabül eden düşünceleri dile getirmemin ve AKP iktidarını uyarmamın sebebi, maalesef, bu ramazan ayında bile Türkiye’de ve özellikle de kürdistanda, Kürt illerinde insanlara yapılan zulümlerin haddi hesabı yoktur arkadaşlar. Maalesef, her geçen gün birileri tutuklanırken birçok insan da işkenceden geçirilmekte ve sorgusuz sualsiz arkadaşlar, uzun aylar, yıllar boyunca hapishanede tutulmaktadır. Nitekim eş başkanlarımız ve milletvekillerimizle birlikte birçok belediye eş başkanı ve bunun dışında da 5 binin üzerindeki partili yöneticilerimizle birlikte sivil halktan olmak üzere on binlerce insan, arkadaşlar, şu an hiçbir hukuk süreci sürdürülmeden tamamen keyfî muameleyle gözaltına alınmakta ve nitekim bu tutuklamalar her geçen gün arttığı gibi, artık hızını alamayan Hükûmet ve maalesef, Hükûmetin de boyunduruğu altında olan Emniyet güçleri bir taraftan artık kaza süsüyle birçok insanımızı maalesef trafik canavarı cinayetleriyle katletmekte, diğer taraftan da “terörist” adıyla 50, 60, 70 yaşındaki insanlarımızı dağ başında, yaylada çalışırken ya da herhangi bir çiftçilik faaliyeti için tarlada bulunurken gözaltına alarak, maalesef, uzun süre ya tutuklamakta ya da bunları belli bir süre işkenceden geçirdikten sonra, arkadaşlar, hiçbir gerekçe bulmadan salıvermekte ve bütün bunlar hiçbir şekilde hukuki bir takibattan geçmemekte çünkü arkadaşlar, OHAL ve KHK treniyle yönetilen Türkiye’de ne adalet ne hak ne de özgürlükler kalmıştır. Bu nedenle, artık bu saatten sonra hak, adalet mücadelesi verilmeden, Türkiye’de demokratik bir mücadele verilmeden ve demokratik bir ülkeye, özellikle de Türkiye anayasal bir düzene dönüştürülmeden hiçbir şekilde ekonomik kalkınmanın ya da refah düzeyinin yükseltilmesi söz konusu değildir. Nitekim benim özellikle de yaşadığım bölgede ve ilde, Van ve çevresindeki diğer illerde birçok esnafın kepenk kapatması ve özellikle de çiftçinin, özellikle hayvancılıkla uğraşan vatandaşımızın mağduriyeti son derece artmış durumdadır. Umut ediyorum ki batıda yaşayan milletvekili arkadaşlar ya da yetkili bakan arkadaşlar bölgeye gelir gezerlerse görürler oradaki esnafın hâlinin ne olduğunu.

Son olarak, arkadaşlar, size çok yakın bir zamanda devletin kolluk güçleri tarafından sorgusuz sualsiz ve hiçbir sebep yokken işkenceye maruz bırakılan 50, 53 ve 35 yaşındaki üç vatandaşımızın fotoğraflarını göstermek istiyorum. Bunlar, arkadaşlar, sanki Suriye’de Esed’in ya da oradaki çetelerin, DAEŞ’in zulmüne maruz kalmış insanların fotoğraflarına benzemektedir ve özellikle bu saatte sizin takdirinize ve vicdanınıza sunuyorum. Beş gün işkence altında bırakıldıktan sonra, valinin talimatıyla -ki bunlar, üç kişi terörist diye tutuklanmıştı- beş gün sonra sorgusuz sualsiz, arkadaşlar, işkence yapılarak bırakıldılar bunlar. Bunları, arkadaşlar, sizin takdirinize sunuyoruz. Umut ediyorum, arkadaşlar, bununla ilgili gerekli takibatı İnsan Hakları Komisyonu yapacaktır.

Saygılarımla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Geveri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

40’ıncı maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 40’ıncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 58’inci maddeye bağlı ek madde 3, ek madde 4, ek madde 5 ile 60’ıncı maddeye bağlı geçici madde 13, geçici madde 14, geçici madde 15, geçici madde 16 dâhil 41 ila 64’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde söz talebinde bulunan siyasi parti gruplarına ve şahısları adına söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına ilk söz hakkını Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter kullanacaktır.

Buyurunuz Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü hakkında partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Biraz evvel vermiş olduğumuz önergemize destek veren Komisyonumuza, Sayın Bakanımıza, Hükûmetimize ve siz değerli milletvekillerine şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. İnşallah, kanun tasarısının, daha iyi, milletimize daha anlam katacağını, daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Tekraren teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Malumunuz olacağı üzere, söz konusu tasarı kamuoyuna üretim reformu paketi olarak sunulmuş, öğrenilmiş ve duyurulmuştu. Ancak komisyon çalışmaları sırasında da şahit olduk ki tasarı yine bir torba tasarı hâline dönmüştür. Aynı zamanda da Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda revizyon niteliği taşımaktadır. (Gürültüler)

Sayın Başkanım, biraz gürültü var, onun için tam konsantre olamıyorum.

BAŞKAN – Anlıyorum Sayın Yönter.

Sayın milletvekilleri, biliyorum sahura az kaldı, sabırsızlanıyorsunuz ancak sayın hatip de kürsüde, lütfen efendim.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Sahura hepimiz gideceğiz şüphesiz.

BAŞKAN – Devam ediniz Sayın Yönter.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Bu hâliyle kanun tasarısının, Türk sanayisinin uzun yıllardır devam eden yapısal sorunlarını çözmekten şu hâliyle uzak olduğu düşüncesindeyiz. Sanayicimizin en büyük sorunu, takdir buyurursunuz ki kur ve faiz kaynaklı ekonomik sıkıntılardır. Tasarıda sanayicimizin bu sıkıntılarına yönelik herhangi bir düzenleme yer almamıştır. Komisyonda tasarının görüşülmesine baştan sona kadar refakat ettik fakat bu konuda bir girişim, bir düzenleme, bir teşebbüs maalesef göremedik. Sanayicimizin üzerindeki mali yüklerin azaltılmasına yönelik maddeler tasarıda yer almakla birlikte özellikle imalat sektörünün büyümesini sağlayacak, istihdamı artıracak, AR-GE, yenilik ve teknoloji alanlarında atılım sağlayacak düzenlemelere de yer verilmediği ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayileşme, ülkelerin gelişmesinde önemli bir aşamadır. Bir ülkenin sanayileşmesi demek sanayi ürünleri ihracatı ve ham madde ithalatının artması, dış ticaret hacminin büyümesi, ortalama hayat standardının yükselmesi, işsiz insan sayısının azalması, nitelikli iş gücünün önem kazanması, kişi başına düşen millî gelirin artması, sorun çözme kültürünün tecelli etmesi demektir. Gelişmiş ülkeler zenginliklerinin önemli bir kısmını sanayileşmeyle sağlamışlardır. Sanayileşme üretmeden tüketmenin ve ülkenin iktisadi hayatındaki yaşadığı buhranların önüne geçeceği için toplumların kalkınmasında da büyük önem arz etmektedir. Ülkemizdeki işsizliğin, ekonomik olarak kalkınamamanın sebebi, şüphesiz, sanayileşme sorunlarından doğmaktadır. Üretememek, ülkemizin ihtiyacı olan malları ithal etmesine neden olmakta, dolayısıyla hem ülkemizin dış açığına hem de işsizlik sorununun katlanmasına, artmasına sebebiyet vermektedir. Bu şubat ayında mesela TÜİK tarafından ülkemizdeki işsiz sayısı 3 milyon 900 bin olarak açıklanmıştı, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 489 bin olarak belirtilmişti; böylece, ülkemizdeki fiilen işsiz sayısı 6 milyon 389 bin olmuştu. İş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri önce iş gücüne ilave eder, sonra fiilî işsiz sayısına oranlarsak, maalesef, karşımızdaki işsizlik sorununun ne kadar büyük olduğunu da görürüz ve bu oran şu anda yüzde 20’lere dayanmış durumda. Sanayileşemeyen ülkemizde, maalesef, yine üzülerek ifade etmek isterim ki fatura 6,5 milyona yakın işsizimize çıkmaktadır. Sanayileşemeyen ülkemizde işsizlik oranı almış başını yürümüştür. Genç işsiz oranımız ise çok daha vahim boyutlardadır, bugün her 4 gencimizden 1’isi işsiz durumdadır, yarınsız durumdadır, umutsuz durumdadır. Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine bakarsak hepsinin sanayileşmesini tamamlamış ve üreten ülkeler olduğunu görürüz. Sanayileşmeyle birlikte gelen istihdam halkın refah seviyesini yükseltmektedir. Refah seviyesi artmış olan ülkelerde iç huzursuzlukların meydana gelmesi az gelişmiş ülkelerle mukayese edersek daha azdır. Türkiye, toplumsal huzur içinde üretmeye, sanayileşmeye, bu konuda büyük bir hamle yapmaya hem mecbur hem de buna zorunludur. Özellikle bilişim, teknoloji, savunma, sanayi ve ağır sanayi hamlelerini yapmak durumundayız. Ülke olarak üretmemiz, üretimin önündeki engelleri kaldırmamız lazımdır. Üretmeden gelen tüketim yani üretilenden fazlasını tüketmek toplum ve devletleri tarihte her zaman yıkıma, çöküşe götürmüştür. Şu anda da Türkiye üretmeden tüketmenin girdabında, açmazında âdeta kıvranmaktadır. On beş yıllık AKP iktidarları… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Tabii, biz üretimden konuşuyoruz, sanayileşmeden konuşuyoruz...

Evet, Sayın Başkan, çok da dinleyen yok zannediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, fotoğraf çekiyor arkadaşlar ya!

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Evet.

On beş yıllık AKP iktidarları döneminde belirgin bir sanayi politikamızın olmadığı ortadadır.

Tabii, sanayileşme, sorun çözme kültürünü beraberinde getiriyor. Sorun çözme kültürünün doğmasıyla beraber her şeyi halledelim, fotoğrafı da çekelim, başka şeyleri de paylaşalım ama ilk önce sanayileşmeyi konuşalım.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – İnşallah.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – İnşallah.

AKP, sanayileşerek kalkınma yerine rant ve inşaatla ülkeyi kalkındıracağına inanmıştı. Sonuçta, kalkındığı, şaha kalktığı söylenen Türkiye ve sanayimiz, on beş yıldır, dünyada rekabet eden küresel bir marka -çok açık söylüyorum- ortaya koyamamıştır. Varsa yoksa, işte, malum, kibrit TOKİ’ler, duble yollar, hastaneler, kalkındığımızı göstermeye yetecek örnekler olarak sunulmuştu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sanayinin gayrisafi yurt içi hasılasındaki payı 1998 yılında yüzde 25,1 iken, 2016 yılında yüzde 19,7’ye gerilemiştir. 2009 yılından beri, sanayinin gayrisafi yurt içi hasılasındaki payı yüzde 19 civarındadır ki bu bir patinaja işaret etmektedir. Sanayi politikamız, stratejimiz, akla AR-GE harcamalarını getirmektedir. Türkiye'nin TÜİK tarafından açıklanan son AR-GE harcaması 20 milyar 615 milyon lira, dolar bazında ise yaklaşık 6 milyar dolar civarındadır.

Size bir örnek vereceğim. PricewaterhouseCoopers, her yıl şirketlerin AR-GE harcamalarının listesini yayımlıyor. 2015 yılında bu listede 1’inci sırada Volkswagen bulunuyor. Volkswagen’in yıllık AR-GE harcaması tutarı ne kadar biliyor musunuz? Yaklaşık olarak 15,3 milyar dolar. Alman -ki ortakları şu anda tabii çeşitlendi- Volkswagen şirketinin yıllık AR-GE harcama tutarı, Türkiye'nin yıllık toplam AR-GE harcama tutarının 2,5 katı mesabesinde.

Yıllık AR-GE harcamalarına gelince, Türkiye bu alanda maalesef yarım Volkswagen bile etmiyor. AR-GE açısından ülkemizin vaziyeti ortada. Kore, otuz beş yıl önce kişi başına millî geliri, Türkiye’nin altında olan bir ülkeydi. Rüzgârı arkasına aldı, üretti, birlik ve beraberlik içinde, dayanışmayla ön aldı, sanayi politikasını ve stratejisini belirledi, önce orta gelir tuzağından çıktı, şimdi de küresel dev şirketlere sahip. Dünyada önde gelen şirketler ağırlıkla otomotiv, sağlık ve bilgi iletişim teknolojileri alanında çalışmaktadır. Dünya, artık sektöre değil, sektörleri dönüştürecek teknolojilere odaklanmaktadır ki aslında sanayileşme de bu demektir. Nedir bunlar? Biyoteknoloji. Nedir bunlar? Nanoteknoloji. Nedir bunlar? Bilgi iletişim teknolojileri.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adı “üretim reformu” olan tasarının üçüncü bölümünde gördük ki Türkiye’de üretimin önünde en büyük engel, organize sanayi bölgelerinin sorunlarıymış. Biz bunu kapsamlı bir şekilde inceledik, komisyonda tartıştık, görüştük, konuştuk. İnşallah, yaptığımız değişikliklerle organize sanayi bölgelerimizin sorunları çözülmüş olur, bir nebze de olsun sanayileşmeyle ilgili sorunları aşmış oluruz. Temennim, bu kanun tasarısının milletimize ülkemize, devletimize hayırlı olması, yeni ufuklar açmasıdır ve konuşmak, tartışmak zorundayız. Konuşarak, tartışarak sorunlarımızın çözüleceğine inanıyorum.

Görüştüğümüz tasarının hayırlı olmasını diliyorum, hayırlı sahurlar diliyorum. Önümüzdeki mübarek Ramazan Bayramı’nızın şimdiden kutlu olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yönter.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gecenin bu saatinde bütün Genel Kurulu saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Sadece üç gündür bu 485 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın görüşülmesinde bile muhalefetin değiştirici, dönüştürücü, olumlu gücü özellikle zeytinlikler ve merayla ilgili kanun tekliflerinin topluma izah edilemeyişi, toplumda yaratmış olduğu rahatsızlıklara muhalefetin sahip çıkarak geri çektirilmesi, büyük bir yanlıştan, özellikle geri dönüşü beraberinde getirmiştir.

Yalnız, bu yasanın spesifik olarak maddelerine takılıp kalacak durumda değiliz. Ülkenin gündemi de spesifik olarak temel kanun ya da torba kanunlarla bozulmuş olan ekonomik istikrarı düzeltmeyecek. Bu gibi yasaların geçmesiyle de mümkün olmayacaktır. Bunlar büyük fotoğrafın çok çok ayrıntısında kalan değişikliklerdir.

Cumhuriyet tarihi boyunca dış politikanın Türkiye’nin iç siyasetine ve idari sistemine bu kadar tesir ettiği herhâlde ikinci bir dönem görülmemiştir. Orta Doğu’daki ve dünyadaki uluslararası gelişmeler, direkt Türkiye’nin iç siyasetini ve idari denklemini belirlemekte, etkilemekte ve istifade edilmesi ve dış politikanın doğru kurgulanması durumunda belki de ülke bundan müspet anlamda faydalanabilecekken iktidarın yanlışları sayesinde körüklenen dış politikadaki karşıtlık, yandaşlık denklemlerinin özellikle kendi içinde ülkeye büyük kaybettirme riskini taşıdığını ifade etmek isterim.

İbn-i Haldun, “Coğrafya kaderdir.” der. Evet, Türkiye’nin Orta Doğu’nun bir parçası olması, yönetsel anlamda Türkiye’ye çok büyük zorluklar getirmektedir, bunu kabul ediyoruz. Ancak ülkeyi yönetenler, eğer dış politikayla ilişkilerini doğru zemin üzerine kurgular, kapsayıcı olur, sadece ülkeyi yöneten bir avuç azınlığın mutluluğu ve çıkarı üzerine bir dış politika kurgulamaz, onların ideolojik kodları üzerinden bir dış politika hattı izlemezse ülke, pekâlâ daha büyük kazanabilir. Ama siyasi iktidarın dış politikayla ilgili attığı her adım, ülkeyi büyük bir riskle karşı karşıya getirmiştir. Açık ifade etmek gerekirse bir ülkede özellikle dış politikayla ilişkilenimler, o ülkeyi yönetenlerin ideolojik kodlarına saplanılıp bırakılırsa bugün Türkiye'nin yaşamış olduğu itibar ve imaj erozyonu yaşanır. Kim kalkıp diyebilir ki bu ülke, üç yıl öncesine göre uluslararası toplum nezdinde daha muteberdir? Kim kalkıp diyebilir ki bu ülkenin kendi parası, ticaret hacmi, uluslararası ilişkilerde üç yıl önceye göre daha güçlüdür? Kim kalkıp diyebilir ki bu ülke, hukukun üstünlüğü, demokratik teamülleri uygulamasıyla uluslararası toplum nezdinde bir model hâline gelmiştir?

Amerika’sından Avrupa’sına, dönemsel ilişkiler kurduğumuz Rusya’sından İran’ına kadar birçok ülkenin, Türkiye'nin içine müdahale etme, Türkiye'nin içine oynama, Türkiye'nin istikrarını bozma, Türkiye'nin kendi içerisinde taşımış olduğu handikaplar üzerinden ülkeyi bir felakete sürükleme politikaları aktiftir. Bunda da yalnız başına siyasi iktidarın kendi ideolojik tahayyüllerini ülkeye ve bölgesel politikalara dayatmasından başka hiçbir şey etkili değildir.

Düşünün, Cumhurbaşkanı, 16 Mayıs günü Amerika’ya gidecek, orada korumaları, Beyaz Saray’dakileri bile sürekli protesto eden göstericiler oraya geldi diye kavga edecekler ve bugün itibarıyla Amerika’da özellikle bir emniyet müdürünün teklifiyle Cumhurbaşkanlığının 12 koruması hakkında yakalama kararı çıkarılacak, kendi vatandaşları olan ve o gösterilere katılan 2 kişi ise bugün tutuklanacak. Bu mudur yani itibar? Türkiye'nin itibarı bununla mı arttı? Kim kalkıp diyebilir ki ya bu Cumhurbaşkanı ne kadar da iyi yapmış? Ülkesini Amerika’da ne kadar iyi temsil etmiş mi diyecekler bununla bize? Siz, istediğiniz kadar, kendi bulunduğunuz yerden posta okumaya devam edin.

Avrupa’da durum çok mu farklıdır? Her gün açıklanan uluslararası raporlarla ülke töhmet altında bırakılmakta, ülkenin hukuk standardının dibe vurduğu söylenmekte, emek alanına, hukuk alanına, ekonomi alanına dönük yeni yaptırım kararlarıyla karşı karşıya gelmekteyiz.

Geçen hafta Katar’la ilgili olarak, Körfez ülkeleri başta olmak üzere belli ülkelerin almış olduğu kararlar “Katar’ım sana söylüyorum, Türkiye sen anla.” kabilinden kararlardır. Yoksa balıklama atlayarak, Türkiye gibi, Katar’a bu kadar açıktan yanlışlarına sahip çıkan ikinci bir ülke var mıdır dünyada? Ne oldu da biz kalkıp kendi itibarımızı, imajımızı düzeltme yoluna girmeden, adı birçok cihadist örgütle özdeş hâle gelmiş olan Katar’a ne diye sahip çıkıyoruz? Eğer gerçekten amaç, Katar insanının mağdur olmamasıysa, Katar’daki vatandaşların gıda teminini sağlamaksa, biraz, oraya sergilediğimiz çabanın onda 1’ini de bir Gazze ablukası için sergilesek. Bu ülkeyi yönetenlerin aylardır Gazze ablukasıyla ilgili bir cümlesi yoktur.

LEZGİN BOTAN (Van) – Olamaz da!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Geçen hafta gemi kalktı, gemi.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Çünkü Katar’ın yeşil dolarları, petrolü Gazze’de yoktur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir gemi dolusu yardım kalktı ya. Nasıl söylüyorsun?

LEZGİN BOTAN (Van) – Nerede kalktı, hiç görmedik ya?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nerede görmedin, İstanbul’dan kalktı ya!

LEZGİN BOTAN (Van) – Niye kızıyorsun? Rahat ol, sakin ol!

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – İnsicamımı bozuyor Sayın Başkan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var? Bir şey yaptığım yok. Ben Gazze’ye yardım gidiyor diyorum.

BAŞKAN – Siz devam hitap edin Genel Kurula.

Sayın Bak, lütfen efendim, lütfen…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Osman, gecenin bu saatinde millet seni duymuyor ya!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, sanıyorsunuz ki sadece bu konuyla alakalı sizin bilginiz var. Söyleyeyim, ben diyorum ki iktidarın bu konuyla ilgili bir demeci yok, siz “Yardım gitti.” diyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yardımı götüren, bir insani yardım kuruluşudur. Türkiye’den Hükûmet adına, devlet adına oraya çıkarılmış bir yardım paketi falan yok. Buradaki insani yardım kuruluşlarının oraya götürmeye çalıştığı insani yardım tırlarının Hükûmet politikalarıyla ne ilgisi var? Katar için vermiş olduğunuz demeçlerin onda 1’ini niçin Gazze için vermeyi unuttunuz, niye vermiyorsunuz?..

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Veriyoruz, nerede vermiyoruz ya?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Çünkü Gazze’nin doları yok, çünkü Gazze’nin buraya getirebileceği sıcak parası yok.

Bakın, 31’inci madde geçti. Neydi 31’inci madde? Kıyı kanunu. Bakın, ben hayretle izledim, Trabzon ve Zonguldak’ın kıyısı, hoyratça yabancı sermayeye açıldı, iktidar partisinin Zonguldak ve Trabzon milletvekilleri gidip Bakan Bey’e teşekkür etti. Anlaşılmaz bir şekilde -kendi takdirleridir- muhalefet partisinin Samsun milletvekilleri “Niye bize yok?” dedi. Bunu anlamakta ben güçlük çekiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Arsa yok Trabzon’da.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Bu ülkenin kıyıları hoyratça yatırıma peşkeş çekilecek, bu ülkenin kıyıları kâr hırsı uğruna uluslararası sermayeye peşkeş çekilecek, siz kalkıp bunun adına milliyetçilik diyeceksiniz ve orada sadece parası olan, parası dışında bu ülkeye… Siz düşünebiliyor musunuz? Oraya yatırım yapma sözü veren ülkeler, Türkiye’ye bir kültür getirebilir mi? Türkiye’nin ekosistemini, ekolojik dengesini koruyabilecek bir yatırım yapar mı?

Bu ülkenin doğal zenginlik kaynakları -bir coğrafyacı olarak söylüyorum- parayla ölçülebilir servetler değildir. Allah, bize vermiş, biz hoyratça talan ediyoruz. Doğanın dengesi, öyle bir şeydir ki dıştan mühendislik müdahaleleriyle yarına taşınamaz. Oraya dikeceğiniz en mühendislik harikası binanın ömrü yüz yıldır ama o kıyılar milyonlarca yılın jeolojik değişimleri neticesinde bugüne gelmiştir. Bu mudur milliyetçilik? Ülke sevdası bu mudur? Yabancı sermayenin kalkıp burayı kâr hırsı uğruna yatırıma boğmasına, bunu yaparken de ülkenin yer altı, yer üstü zenginlik kaynaklarını ve doğal güzelliklerini talan etmesine dönük büyük bir sevinç edasıysa bu oyunda biz yokuz. Ben, ülkenin -doğusu batısı, kuzeyi güneyi- bu şekilde kâr hırsı uğruna doğal güzelliklerinin sadece yatırıma feda edilmesini anlamakta bir coğrafyacı olarak güçlük çekiyorum.

Gecenin bu saatinde bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Herkese hayırlı sahurlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Muş…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 485 ve 485’e 1’inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim AK PARTİ olarak Gazze’ye bakışımız; tüm Türkiye kamuoyunun malumudur, en zor zamanlarda Gazze halkının yanında durduğumuz. Gazze halkı bombalar altındayken Gazze’nin sesi olmuş olan bir partiyiz. O açıdan, biz insanlara bakıyorken, bir yerde dolar var, öbüründe dolar yok diye bir açıdan hiçbir zaman bakmadık, bakmayız, böyle bir anlayışımız olmadı, böyle bir anlayışla da meseleye yaklaşmadık, yaklaşmayız da. Gazze’nin, orada yaşayan insanların her zaman yanında olduk, bundan sonra da o insanların yanında olmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bir diğeri: Trabzon ve Zonguldak’la alakalı acaba kanunun neresinde uluslararası sermayeye peşkeş çekileceği, yazıyor? Kaldı ki uluslararası yatırım, uluslararası sermaye tabii ki ülkemize gelebilir, tabii ki doğrudan yatırımlar bu ülkeye gelir, burada teknoloji üretir, katma değer üretir, biz buna açık bir iktidarız, bunu da teşvik ediyoruz. Ama sanki bir talan oluyormuş, sanki bir yıkım oluyormuş, kanunda da böyle yazıyormuş gibi bu işin lanse edilmesini doğru bulmuyoruz.

Ben Trabzonluyum, Trabzon’un arazi yapısı bellidir ve orada bir bölüm zaten dolgu alanı olarak kullanılmış, buranın bir kanuni düzenlemeyle beraber bir endüstri bölgesi hâline getirilmesi hadisesidir. Keza yine Zonguldak’ta Erdemir’in bulunduğu alan ve dolgu alanı yapılmış vaziyette olan bir alan var ve oraya şu an yatırım yapılamıyor. Bunun önünün açılmasıdır hadise ve iki ille bu sınırlanmıştır, amacı da budur, bunun dışında herhangi bir şey yoktur. Fakat her ne hikmetse yok uluslararası sermayeye peşkeş çekilecek, yok hoyratça yabancı sermayeye peşkeş çekilecekmiş gibi iddiaları asılsızdır, temelsizdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Gelirlerse neyle engelleyeceksiniz?

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben ülke yönetiminin Katar toplumuna ulaştırmaya çalıştığı ve uygulanan gıda ambargosunun kaldırılmasına dönük çabasına anlam, değer biçmekle birlikte, aynı gayretkeşliğin neden Gazze için sergilenmediğini, bunu ülke olarak, devlet olarak neden yapmadığımızı sorguladım. Biz parti olarak böyleyiz de, biz parti olarak şöyleyiz de laflarına bizim karnımızın tok olduğunu ifade edeyim. Ben parti sorgulamıyorum burada, ülkeyi yönetenler üzerinden sorguluyorum.

Bir de artık o 31’inci maddeyle “Sadece 2 ille sınırlı tuttuk…” vesair. O 2 ilin nasıl yaygınlaşacağını, bütün sahil şeridinin nasıl bu sermayeye peşkeş çekileceğini -umarım ben yanılırım ama- zaman gösterecektir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz kendimizi herhangi bir partiye beğendirmek zorunda değiliz, kendimizi beğendirmek için de bir açıklama yapmadık. Bu da böyle bilinsin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Özel, mikrofonunuzu açıyorum.

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gecenin bu saatinde Sayın Mehmet Muş’u geçmişte yaşananlardan bağımsız dinlerse insanın inanası geliyor da, bu Mavi Marmara gemisine İsrail askerleri gecenin bir yarısında inip orada Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını katlettikten sonra “Gerekirse o gemiye bizzat ben binip kuşatmayı ben yaracağım.” diyen devrin Başbakanı, “Ne zaman Gazze’ye gideceksiniz?” sorusuna “Mayısta gitmiş olurum, eylülde gitmiş olurum, ocakta gitmiş olurum.” deyip bugüne kadar daha gitmemişken Mavi Marmara’yla ilgili bütün ulusal tezi terk edip İsrail’le bir anlaşma yaptıktan sonra, tepki gösteren Mavi Marmara mağdurlarına ve şehitlerin ailelerine “Dönemin Başbakanına mı sordunuz?” diyecek kadar, iki sene önce, üç sene önce söylediklerini terk etmiş, tükürdüğünü yalamış birisi olarak şimdi hangi dönemin Başbakanını hatırlıyorlar ve burada partilerinin hangi tutarlılığını savunuyorlar; gerçekten merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Muş…

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Özel kendine yakışmayan ifadeler kullanmıştır. O “Tükürdüğünü yaladı.” lafını kendisine iade ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O tükürdüğünü yalayan, siz değilsiniz, devrin Başbakanı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biz onları size iade ediyoruz, onları size iade ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle bir şey yok. Nerede var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dedi mi, demedi mi?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Demedi.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Nasıl demedi ya? Gizli mi söyledi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada, şimdiye kadar çok kere duydum: “İsrail’le neden ortak bir nokta bulmuyorsunuz?” Bu, sürekli bu kürsüden eleştirilirdi. Burada devlet bir anlaşma yapıyor, ortak bir yol buluyor, bir nokta buluyor. Şimdi, niye anlaşma yaptınız; onu söylüyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kan parası alıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aldığınız kan parasını bile dağıtmıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yani inanın, anlamak, gerçekten çok zor ve temiz bir dil kullanmaya Sayın Özel’i davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben, sadece, bugünkü Sayın Cumhurbaşkanının, dönemin Başbakanının söylediği sözleri tekrar ettim. Kendisi, Mavi Marmara konusunda “Gerekirse kendim binip gideceğim.” dedi, 3 kere tarih verdi, gidemedi “Gelemezsin.” dediler; şimdi de diyor ki: “Dönemin Başbakanına mı sordunuz?”

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çarpıtmayın! Ne alakası var, nereden çıkarıyorsun? Öyle bir şey söylemedi. Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Size şunu tavsiye ederim: Mavi Marmara mağdurlarının ve şehit yakınlarının Twitter’da yazdıklarına, yaptıkları ama “Yayımlanmasın.” diye Anadolu Ajansına yaptığınız baskılara rağmen, söylediklerine bir bakın. Gelin, size hodri meydan, Mavi Marmara şehitlerinin yakınlarını ve mağdurlarını, bir gün Mecliste hep beraber ağırlayalım, hep beraber dinleyelim, bakalım size ne söylüyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485 ve 485’e 1’inci Ek) (Devam)

BAŞKAN – Üçüncü bölüm üzerinde gruplar adına üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kazım Arslan, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Arslan, şahsınız adına da söz talebiniz var, o nedenle ikisini birleştiriyorum, konuşma süreniz on beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Gecenin bu vaktinde, tabii, vakit epeyce gecikti ama bazı konuları da sizlere aktarmayı bir görev sayıyorum.

485 sayılı üretim reformu yasa tasarısının üçüncü bölümünün üzerinde hem grup adına hem de şahsım adına söz aldım.

Yasanın genel düzenlemesi, sanayinin geliştirilmesi, üretimin artırılması yönünde yapılmaktadır. Ülkemizin her alandaki sanayisinin geliştirilmesi, tarımın da ihmal edilmeden her alandaki üretimin desteklenmesi çok önemlidir. Yani tarım olmadan sanayinin olması, sanayi olmadan da tarımın olması mümkün değildir. Bir Bakan olarak, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak bunu göz ardı etmemenizi özellikle belirtiyorum.

Ulusal sanayimizi geliştirmek, yatırımları üretimle ve istihdamla ilgili her türlü girişimin desteklenmesi suretiyle, sanayimizin daha iyi gelişebileceğini ve sanayicilerimizin büyüyebileceğini ve yeni yatırımlar yapabileceğini mutlaka görmeliyiz. Topraktan üretime kadar, topraktan üretim yapılan her türlü ürünün, aslında, sanayi ürünleri yönüyle değerlendirilmesinin ve bunların işlenerek hem tüketime götürülmesinin hem de ihracatının yapılmasının çok önemli olduğunu sayıyorum. Çünkü topraktan çıkan bir ürünün işlenerek, her safhasında yeni bir katma değer koyarak, işçilerimiz çalışarak bu üretime katkı koyuyorsa, sanayiye katkı koyuyorsa kesinlikle bu tür ürünlerin ihmal edilmeden değerlendirilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, sanayi-üniversite iş birliği çok önemli. Bu yasayla bunu bir nebze olsun geliştirmeye çalışıyoruz. İnşallah, önümüzdeki günlerde bununla ilgili sonuçları birlikte alırız diye belirtmek istiyorum. Sanayileşmede eğitim çok önemli. Eğer biz sanayileşmek istiyorsak fen ve teknik alandaki eğitimi çok öne çıkarmak zorundayız. Eğer fen eğitimini ihmal ederek, teknik okulları ihmal ederek, mesleki okulları ihmal ederek kalkınmayı, gelişmeyi düşünüyorsak bu, bizim için bir hayal olur. Onun için, daha çok imam-hatip okulu yapmak yerine fen ve bilimi ve tekniği öne çıkaran meslek okullarını öne çıkarmak suretiyle eğitimde de bir gelişmeyi sağlayıp ekonomimizin bu alanda da desteklenmesinde fayda vardır diye belirtmek istiyorum.

Sayın Bakan, her seferinde söyledik, birçok arkadaşımız da söylüyor; şimdi, ülkemizde eğer hukuk güvenliği yoksa, adalet iyi işlemiyorsa, insanlar yarınına kuşkuyla bakıyorsa, korkuyla yatıyorsa, vatandaşlar “İşte, milletvekili bile tutuklanıyor, iş adamları tutuklanıyor, Balyoz ve Ergenekon davalarında Genelkurmay Başkanı bile tutuklandı, birçok generaller tutuklandı, profesörler, rektörler tutuklandı, ben de tutuklanabilirim.” diye korkuyorsa, arkadaşlar, bu ülkede, gerçekten, samimi olarak söylüyorum, insanlar, yatırım yapmaz, yapmışsa bile o yatırımı sürdürmeye çalışır, çevirmeye çalışır, yeni bir yatırıma kesinlikle girmez. Bunu görmemiz lazım. Onun için, ülkenin acilen hukuk güvenliğine ve adalete ihtiyacı var değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz OHAL uygulamasının birçok sakıncaları var. OHAL öyle bir noktaya geldi ki sanki ülkeyi, her alanda, her şekilde bir işin OHAL uygulamasıyla yapılabilecek bir noktaya getirdiniz. Düşünebiliyor musunuz, Anayasa’da OHAL’in tarifi belli ancak hangi nedenle OHAL ilan edilmişse onunla ilgili düzenlemeleri yapabilirsiniz ama onun dışına çıkarsanız, devletin düzenini gerçekten bozmaya ve devletin temel kurumlarını OHAL kanunlarıyla, kanun hükmünde kararnamelerle değiştirmeye kalkarsanız orada güveni maalesef koruyamazsınız. Onun için, artık bu tür uygulamalardan vazgeçip, OHAL’i bir an önce kaldırıp Türkiye'nin normalleşmesi ve normal düzenine girmesi lazım. Yani insanlar, sabah kalktığı zaman korkuyla, kuşkuyla hayata devam etmek yerine güvenle, rahat bir şekilde işinin başına gitmeli, çalışmanın, kazanmanın, büyümenin, yeni yatırım yapmanın mutlaka yollarını aramalıdır; bunun için fırsatlar verilmelidir diye belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, iş dünyası, tedirgin, yani inanın öyle rahat falan değil. Geçen gün büyümeyle ilgili bir rakam açıkladınız, TÜİK’in getirdiği yapay yeni bir uygulamayla “Yüzde 5 bir büyüme gerçekleşti.” dediniz. İnşallah öyledir ama piyasaya gidin, hayatın içine gidin, esnafa gidin, çarşıya gidin, sanayiciye gidin, tüccara gidin arkadaşlar, sorun, gerçekten bu büyümeyi o kesimler gerçekleştirebilmiş mi, bir sorun arkadaşlar. Eğer gitmiyorsanız hayalci rakamlar üzerinden yapılan büyümenin gerçek anlamda bir büyüme olmadığını ve Türkiye’nin kalkınan değil, yerinde sayan bir ülke olduğunu görmelisiniz.

Şimdi, bu rahatsızlığı gözardı edemeyiz. TÜSİAD’ın açıklaması var, diyor ki: “Adalet, mülkün temelidir. Hukuk güvenliği mutlaka sağlanmalıdır ve insanların fikir ve düşünce özgürlüğüne, özgürlüklerine de saygı gösterilmelidir.” Demek ki durup dururken söylemiyor, ortada bir rahatsızlık var, bu rahatsızlık olmasa böyle bir açıklamayı, böyle bir OHAL döneminde TÜSİAD yapabilir mi? Yapamaz ama öyle bir rahatsızlık var ki kesinlikle bu açıklamaları, bu rahatsızlıkları görmezlikten gelemeyiz.

Bakın, adaletsizlik de diz boyu değerli arkadaşlar. Her yerde adaletsizlikler var, birçok haksızlıklar var, hukuksuzluklar var, itirazlar var, mağduriyetler var, hangisine çare bulabiliyorsunuz? Adalet Bakanı, kulağını tıkamış, yapılan adaletsizliklere, hukuksuzluklara ne müdahalesi var ne de şöyle olsun, böyle olsun diye bir açıklaması var. Biz ısrarla eleştiriyoruz, bizi farklı bir alanda suçlamaya kalkıyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, adaletsizliğe böyle hüküm sürdürdüğümüz sürece, göz yumduğumuz sürece gerçekten bu adaletsizlikten bir gün sizler de zarar görebilirsiniz. Onun için zaman geçirmeden hem Adalet Bakanının hem Başbakanın bu konularda açıklama yapması gerekiyor. Ülkemizdeki haksızlıkları, hukuksuzlukları, adaletsizlikleri Anayasa’mızın ilgili maddesine ve Anayasa Mahkemesinin gerçekten emsal kararlarına rağmen tutuklamalara kulak tıkıyorsanız, haksızlıklara kulak tıkıyorsanız, uygulamalara kulak tıkıyorsanız gerçekten o ülkede huzuru ve barışı hiçbir şeklide sağlayamazsınız, gerginlikleri de önleyemezsiniz değerli arkadaşlarım. O nedenle Hükûmeti, başta Başbakan ve Adalet Bakanı da olmak üzere, kendilerini göreve davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, demokrasimiz çöküyor, parlamenter sistem bitiyor. İktidar partisi milletvekilleri Meclise bile gelmiyor. Bakın, şu saatte -tamam geç oldu ama- öncelikle 317 milletvekili arkadaştan herhâlde şurada 100’e yakını, 150’ye yakınının olması gerekiyordu. Ee, maalesef bunu da göremiyoruz. Ne zaman geliyor arkadaşlarımız?

SALİH CORA (Trabzon) – Sizden kaç kişi var?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Lütfen, arkadaşlar kızmayın, özeleştiri olarak bunu yapmak zorundasınız. Kanunlar çıksın diyorsunuz, acele ediyorsunuz ama Meclise gelmiyorsunuz. Arkadaşlar yoklamaya geliyor, yoklamadan sonra koltuklar boşalıyor. Böyle bir Meclis çalışması anlayışı olabilir mi değerli arkadaşlarım? Hepimizin sorumluluğu var bu işte. Mademki kanunları çıkarmak istiyorsak, memleket faydasına bir iş yapmak istiyorsak herkes buraya gelecek. Mazeretleri olan olabilir ama arkadaşlar, koltukları boş bırakarak kesinlikle bu Meclise çalışıyor diyemeyiz ve vatandaşa karşı da hesap veremezsiniz değerli arkadaşlarım. Onun için ben hepinizi sorumluluğa davet ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ben her seferinde söyledim, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza tekrar söylüyorum: Özellikle bizim tarım ülkesi olmamız sebebiyle… Bakın, tarımı çok dışlıyoruz, yok sayıyoruz, tarım kesimini ihmal ediyoruz, gereği gibi desteklemiyoruz, onlara maliyetlerini etkileyen konularda yardımcı olmuyoruz. Diyorsunuz ki, Tarım Bakanı geçen gün açıkladı: “Biz desteği bu sene değil, gelecek sene vereceğiz.” Nasıl verildiği, ne şekilde verildiği de çok net değil ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak açıkça söylüyoruz, diyoruz ki: Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde mazotun üzerindeki vergileri kaldıracağız, maliyetine vereceğiz çiftçimize. Nasıl ki yatlara veriyorsak, gemilere veriyorsak, gemiciklere veriyorsak, uçaklara veriyorsak tarım kesimine neden vermeyelim arkadaşlar? Neden vermeyelim? Çok mu yük getirecek Sayın Bakan? Yani bunu yapmamız tarım üretimini artırmaz mı? Mademki üretim reformu yasa tasarısı, üretimi desteklemek istiyoruz, tarım üretimini de ihmal etmeyelim lütfen. Onun için o alanlarda da desteklemeleri yapmak durumundayız.

Bu nedenle, bakın, çok önemli…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Var zaten.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Yeterli değil.

Bugün çiftçimiz aldığı destekleri bir sene sonra alıyorsa, düşük alıyorsa, maliyetleri yükseliyorsa, pazarını bulamıyorsa, satamıyorsa, arkadaşlar “Çiftçi kazanıyor.” demeyin. Bugün gündüzdü galiba, bir arkadaşımız tarımla ilgili konuştu, dedi ki: “İşte, şu kadar traktör alındı.” Arkadaşlar, hepsi borçla alınıyor. Bugün çiftçimiz borcun içinde yüzüyor. Siz sanıyor musunuz ki cebinde para var, para kazandı da gitti traktörünü alıyor. Hangi çiftçi var arkadaşlar? Yarı fiyatını verip de, peşin fiyatı verip de hangi çiftçimiz traktör alabiliyor değerli arkadaşlarım? Herkes borçla alıyor. Bakın, bugün hiç cebinde para olmayan insanlar… Bankalar para satacak yerler aradıkları için, sanayici, yatırımcı kredi almadığı için, bankalar da aldıkları paraları vatandaşa, tüketiciye satmak istiyorlar. Onun için kime gidiyorlar? Tüketiciye gidiyorlar. Yani cebinde parası olmayan ama sıfır araba almak isteyen vatandaşa gidiyorlar. Hiç parası yok, ev almak isteyen, iş yeri almak isteyen vatandaşa gidiyorlar, ondan faizle para kazanmaya çalışıyorlar. Yani borçlanmayla büyümeyi ne zamana kadar gerçekleştirebiliriz? Yani tüketime dayalı, borçlanmaya dayalı, ithalata dayalı bir büyümeyi artık Türkiye terk etmek zorunda, terk etmek zorunda. (CHP sıralarından alkışlar) Gerçekten sanayileşmek ve üretime dayalı bir ekonomiyi gerçekleştirmek zorundayız. Bunu yapmazsak giderek tükeniriz, giderek borçlanırız, giderek bağımlı hâle geliriz. Nitekim de öyleyiz. Bugün vatandaş da bağımlı durumda bankalara, Türkiye de dışarıya bağımlı durumda. Yani şimdi böyle bir atmosfer içinde “Türkiye kalkınıyor, gelişiyor, büyüyor.” demek bana göre hayalcilik oluyor.

Onun için, özetle, sanayileşmeyi, makine sanayicisini, üreticilerini desteklemeniz; özellikle tarım ürünlerine destek verecek, teknik tarımın yapılmasına, makineli tarımın yapılmasına olanak sağlayacak çalışmalara da katkı yapmanız gerekiyor, bu alanlarda da gelişmemiz gerekiyor. Ne kadar iyi teknik tarım yapabilirsek, makineye dayalı tarımı gerçekleştirebilirsek, maliyetleri aşağıya çekebilirsek üretimi o denli yükseltebiliriz, bugün ithal ettiğimiz birçok ürünü ihraç etmek durumunu yaşayabiliriz, durumuyla karşı karşıya kalabiliriz.

Değerli arkadaşlarım, onun için, pamuk gibi, üzüm gibi, fındık gibi, zeytin gibi, çay gibi, mısır gibi, buğday gibi ürünlerimizi tarladan pazara değil, kesinlikle işleyerek tüketiciye bunları vermek, bunların satımını gerçekleştirmek zorundayız diyorum, sözlerimi bu şekilde bitiriyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.04

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 464 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Katar Devleti Hükümeti Arasında Eğitim Alanında İşbirliği Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/723) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 464)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 16 Haziran 2017 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı sahurlar diliyorum.

Kapanma Saati: 02.07



(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 16/6/2017 tarihli 108’inci Birleşim Tutanağı’nın 41’inci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) 485 S. Sayılı Basmayazı 6/6/2017 tarihli 101’inci Birleşim ve 485’e 1’İinci Ek 14/6/2017 tarihli 106’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.