TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          101’inci Birleşim

                                                                                      6 Haziran 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, dış ticaretteki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, Beyoğlu ilçesinin ve İstiklal Caddesi’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutladıklarına, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübü ile PTT Birinci Lig’e ve diğer liglerde bir üst lige çıkan tüm takımları tebrik ettiklerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak’ta helikopter kazasında şehit olan Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’ın kuzeni Tümgeneral Aydoğan Aydın başta olmak üzere tüm askerleri şükranla ve minnetle yâd ettiğine ilişkin konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, meslek lisesi öğrencilerinin staj sürelerinin sigorta başlangıcı sayılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Cumhuriyet gazetesinin 13 yönetici ve yazarının cezaevinde bulunduğu davanın yüz elli altı gün sonra açıklanan iddianamesine ve Cumhuriyet gazetesine kurulan bu kumpasın çökeceğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, farklı üniversitelerden 32 akademisyenin 16 Nisan halk oylaması sonuçlarının bilimsel olarak tartışmalı olduğuna dair kamuoyuyla paylaştıkları raporu Genel Kurulun bilgisine sunmak istediğine ilişkin açıklaması

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, lise, ön lisans ve lisans son sınıflarında okuyan binlerce öğrenciyi mağdur etmemesi için sözleşmeli sağlık personeli alım başvuru tarihlerinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, maden firmalarının baskıları nedeniyle zeytinliklerin yok edilmek istendiği iddialarının doğru olup olmadığını ve zeytinlik alanlar içinde yapılan maden arama ve işletme izin başvuru sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sekiz aydır Mersin Tarsus’ta yürütülen kazı çalışmalarıyla ilgili Kültür Bakanının kamuoyunu bilgilendirmesini ve Tarsus’ta çıkan eserlerin Tarsus’ta bırakılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, İstanbul Ataşehir’de bulunan Fatih Sultan Mehmet Hastanesindeki çocuk ve kadın hastalıkları bölümlerinin Sancaktepe’ye taşınmasının Ataşehir’de yaşayan vatandaşları mağdur ettiğine ve sağlık hizmetine ulaşımı zorlaştırmak yerine kolaylaştıracak çözüm yolları üretilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

10.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, kuraklık sigortasının uygulamasından doğan sıkıntılara ve bu konuda çiftçilerin yaşayacağı olası mağduriyetlerin oluşmadan önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Botaşspor Basketbol Kulübünün gelecek sezondan itibaren faaliyetlerini Ankara’da sürdürecek olmasına ilişkin açıklaması

12.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin Körfez politikasıyla ilgili Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, hazine arazileri üzerinde yerleşim yapan insanların mağduriyetlerini gidermek ve mülkiyet sorunlarını çözmek için herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin-Taşucu otoyoluna ilişkin vaatlerin yerine getirilmemesinin gerekçelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adanalı çiftçilerin, sanayicilere ve esnafa yapıldığı gibi borçlarının yapılandırılmasını ve faizsiz ödeme imkânının sağlanmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in,  zeytincilikle ilgili tasarının yasalaşmasının 750 bin zeytinci ailesinin açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmesi demek olduğuna ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

18.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

19.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, on sekiz aydır tutuklu olan 105 partili hakkında neden iddianame hazırlanmadığını öğrenmek istediğine ve Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, akademisyen milletvekillerine kıyak maaş düzenlemesini Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmenin ahlaki ve vicdani bir davranış olmadığına ilişkin açıklaması

21.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, ramazanın, orucu, sevabı, sahuru, iftarı, teravihi, neşeyi, kederi, varlığı, yokluğu, sevgiyi, dostluğu, açlığı, ekmeği, kardeşliği, komşuluğu paylaşmak demek olduğuna ilişkin açıklaması

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, ülkücü şehitler Cevdet Karakaş, Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ı rahmetle andığına, Filipinler ve İngiltere’de meydana gelen terör olaylarına ve terörün her türlüsünü lanetlediğine, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne, Malatyaspor’u, Sivasspor’u ve Göztepe’yi Süper Lig’e çıkmalarından dolayı tebrik ettiğine, 15 Temmuz hain darbe girişimi nedeniyle mağdur olan erler ile askerî öğrenciler konusunda Hükûmetin dikkatli davranmasının yerinde olacağına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 5 Haziran 2015 tarihinde yapılan ve  Türkiye’de birçok şey açısından dönüm noktası olan Diyarbakır mitinginin yıl dönümüne, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ve ülkemizin en büyük doğal zenginliklerinden biri olan zeytin ağaçlarının kesilmesinin bu ülkeye ihanet olduğuna ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Süper Lig’e çıkan Göztepe Spor Kulübü, Malatyaspor ve Sivasspor’u tebrik ettiğine, küme düşen Rizespor, Gaziantepspor ile Adanaspor’a üzüntülerini ilettiğine, siyasi iktidarın gözünün içine bakarak yargı kararı verilmesinin ahlaksızlık olduğuna ilişkin açıklaması

 

 

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 15 Temmuz hain darbe girişimi yargılamalarının bağımsız mahkemeler tarafından sürdürüldüğüne, bu hain darbecileri koruyan ve himaye eden bazı devletleri kınadığına ve  Atatürk’e hakaret veya küfür gibi bir şeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, hem AK PARTİ iktidarı hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak sadece DAİŞ terör örgütüne değil tüm terör örgütlerine karşı aynı kararlı mücadelenin verildiğine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhurbaşkanının bazı ifadeleri ile İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının grup toplantısındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir'den boşalan üyelik için 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2’nci maddesine göre Milliyetçi Hareket Partisince bildirilen ve anılan Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun üyeliğine ilişkin tezkeresi (3/1073)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 20 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilinin tarım topraklarında kirlenme sebebiyle ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/550)

2.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 19 milletvekilinin, Balıkesir'in Ayvalık ilçesindeki atık su arıtma tesisinin 17 Aralıktan bu yana çalıştırılmayarak günlük 4 bin metreküp kanalizasyon atığının doğrudan denize bırakıldığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/551)

3.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve 20 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/552)

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, Tarım Kredi Kooperatiflerinin zarara uğramasında sorumluluğu bulunduğu ve bu nedenle çitçileri mağdur ettiği iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)

 

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, (2/1461) esas numaralı 12.04.1991 Tarih ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/99)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesi Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan AS-532 Cougar tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6, 13 ve 20 Haziran 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; bastırılarak dağıtılan (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 12 Haziran 2017 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1’inci sırasına alınarak Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ve 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye, yerinden sarf ettiği bir ifadesi nedeniyle kınama cezası verilmesi

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485)

 

XII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin yapılmasının Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, ofis telefonlarının yenilenmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/13086)

2.- İzmir Milletvekili Zeynep Altıok'un, TBMM'de yapılan tamirat ve tadilatlar ile ofis telefonlarının yenilenmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/13163)

3.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'in, ofis telefonlarının yenilenmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/13164)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2016 ve 2017 yıllarında Kırsal Kalkınma Yatırımları kapsamında Niğde'den yapılan ve kabul edilen başvurulara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/13205)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, OSB'lerde yatırımların etkin kullanılmasına yönelik düzenlemelere ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/13206)

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Sarp Sınır Kapısı'nda yaşanan aksaklıkların önlenmesine, görevli polis sayısının artırılmasına ve polislerin çalışma saatlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/13354)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, gıda enflasyonunun düşürülmesi ve fiyat dalgalanmalarının önlenmesine yönelik tedbirlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/13376)

8.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan'ın, TBMM'nin abone olduğu süreli yayınlara ve bir dergi aboneliğine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/13391)

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, hammadde olarak yurt dışına satılan madenlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/13556)

10.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir'in, Türkiye ve Rusya arasında tarımsal ürünlerin ticaretinde uygulanan kısıtlama ve vergilere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/13645)

6 Haziran 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, dış ticaretteki gelişmeler hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, dış ticaretteki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dış ticarette yaşanan bazı gelişmeler üzerine gündem dışı söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bölgede ve dünyada siyasi ve ekonomik açıdan dış koşullarda hareket dinamikleri değişiyor, ilişkiler yeniden tanımlanıyor, buna uygun ortaklıklar şekilleniyor; yeni bir döneme doğru hareket ediyoruz. Türkiye, bölgesindeki ve dünya ekonomisindeki yeni dinamikleri de dikkate alarak güçlü bir ekonomik aktör olarak yoluna devam etmek durumunda. Bunun için ekonomide son dönemde ortaya çıkan gelişmeleri çok dikkatle okumalı ve gerekli adımları atmalıyız.

Nisan ve mayıs aylarında ihracatta bir hareketliliğin başladığı izlenimi ortaya çıkmaktadır. Ancak son aylarda dış ticarette maalesef bir veri kirliliği ve karmaşıklığı yaşanmakta. Zira geçen hafta içerisinde dış ticaretle ilgili 3 ayrı veri açıklandı.

31 Mayısta TÜİK Nisan ayı gerçekleşmelerini açıkladı, ardından 1 Haziranda TİM Mayıs ayı ihracat kayıt rakamlarını açıkladı, son olarak 2 Haziranda Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından gümrük kayıtlarına göre geçici mayıs ayı dış ticaret verileri açıklandı.

TİM’in açıkladığı verilere göre, mayıs ayı ihracatı geçen yılın aynı ay ihracatına göre yüzde 15,8 artmış. Yılın ilk beş ayında ihracatın yüzde 10 artışla 63 milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Ardından, 2 Haziranda Gümrük ve Ticaret Bakanlığının yayınladığı mayıs ayı geçici dış ticaret verileri maalesef sevincimizi törpüledi. Zira Bakanlığın verilerine göre, 2017 yılı Mayıs ayındaki artışın daha sınırlı olduğu, dış ticaret açığının hızla yükselmekte olduğu görülüyor. Bakanlığın verilerine göre, geçen yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 9,5 artarak 13,2 milyar dolar olmuş, ithalat ise yüzde 21,4 artarak 20,8 milyar dolar olmuş. Dış ticaret açığı mayıs ayında yüzde 49,4 artmış, 7,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise 2016 yılı Mayıs ayında yüzde 70,2 iken 2017 yılı Mayıs ayında yüzde 63,3’e gerilemiş. İlk beş ayda ihracat 63,9 milyar dolar, ithalat 89,1 milyar dolar, dış ticaret açığı ise 25,2 milyar dolar. 2012 yılından bu yana 150 milyar doları aşamıyoruz.

Yılın ilk beş ayında toplam ithalatın yüzde 16,5’ini oluşturan 14,6 milyar dolarlık kısmı enerji ithalatı. İlk beş ayında enerji ithalatının faturası yüzde 4 artmış. Yılın ilk beş ayında 89,1 milyar dolarlık ithalatın yüzde 75’i ham madde ve ara malı ithalatı. Ham madde ve ara malı ithalatı yüzde 22 artarken yatırım malı ithalatı yüzde 17 oranında azalıyor. Bu durum, üretim yapımızın büyük ölçüde ithalata bağımlı olduğunu, iç talep biraz canlanınca, ihracat biraz artınca ithal girdisine talebin arttığını, ithalatın ve dolayısıyla dış ticaret açığının hızla yükseldiğini gösteriyor, aynı zamanda ihracat artışının yüksek düzeyde bir dış ticaret açığını birlikte getirmeye başladığının, ithalat bağımlılığının kırılamadığının işaretidir. Karar alıcıların üzerine düşen, salt ihracattaki yükselişlere aldanmamak, dış ticaretteki yapısal sorunları görmek ve bir an önce el atmaktır. Mayıs ayındaki dış ticaret verileri bir sinyal olarak alınmalıdır. İhracat ve üretim canlanmaya başladıkça ithalat ve dış ticaret açığı hızla artıyor, kısa süre içinde cari işlemlere olumsuz yansıyor. Döviz kurlarındaki yükselişe rağmen dış ticaret açığının mayıs ayında yüzde 49 artması, ihracatın ithalattan daha fazla artırılamaması üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Dış ticarette ciddi yapısal sıkıntılar ve tıkanıklıklara delalet eden gelişmeler var. Bunlar da ancak sorunlara neşter atılarak, yapısal tedbirler devreye sokularak çözülebilir. Hükûmetin maalesef böyle bir yaklaşımı olmadığını görüyoruz. Özellikle son günlerde karşılaşılan her sorunu ithalatla çözle yaklaşımı sergileniyor. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Kur ve faiz söylemleri durmuştur ancak maliyetler artmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Dolar artışını artan ihracat karşılayamamaktadır. Buğdayda, ette, fasulyede, nohutta, demirde, sorun yaşanan her üründe çözümü aramamak lazım. Aksi hâlde, Sayın Cumhurbaşkanının ve bakanların sıkça ifade ettiği dış ticarette denge sağlayabilmeyi konuşan bir ülke olabilmemiz, 2023 hedeflerinin yarısını bile tutturabilmemiz mümkün değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Gündem dışı ikinci söz Beyoğlu ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Selina Doğan’a aittir.

Sayın Doğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ın, Beyoğlu ilçesinin ve İstiklal Caddesi’nin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Beyoğlu ve İstiklal Caddesi’nin sorunları hakkında konuşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bazı kentler vardır tarihî dokusuyla ünlüdür, bazı kentler ekonomik özellikleriyle nam salmıştır, bazıları da coğrafi güzellikleriyle ünlüdür. İstanbul ise tüm bu özellikleri bünyesinde barındıran çok özel bir şehir ancak ne yazık ki son yıllarda korkunç, vahşi bir rant kavgasına kurban edilmiş durumda. Bunun en somut örneğini de Beyoğlu’nda ve özelde de İstiklal Caddesi’nde görüyoruz.

Bildiğiniz gibi, Beyoğlu 27 konsolosluk, konsoloslukların bünyesindeki kültür merkezleri, yabancı kolejler, azınlık okulları, tiyatrolar, opera salonları, festivaller gibi, Beyoğlu’na karakteristik özelliğini veren pek çok etkinlikle ünlü bir semtti ve bu hâliyle de çok kültürlülüğün vücut bulduğu çok özel bir semt idi yakın döneme kadar. Biliyorsunuz, büyük kitabevlerine, büyük tiyatrolara ev sahipliği yapmıştı ancak ne yazık ki belli bir süredir kasıtlı ve bilinçli olarak Beyoğlu tüm bu özelliklerinden arındırılmak isteniyor. Yakın geçmişin bu yaşam merkezi ne yazık ki Laleli gibi bir ucuz alışveriş merkezine dönüştürülmek isteniyor. Hâl böyleyken oturup hep birlikte bir düşünmemiz ve bunun önüne nasıl geçmemiz gerektiğini birlikte konuşmamız gerekiyor.

Bu bilinçli ve kasıtlı değişim büyük ölçüde 2004 yılında başladı, ruhsat verme yetkisi kaymakamlıklardan alınıp belediyelere verilince iş yeri sayısı Beyoğlu’nda katlanarak arttı. 2005 yılında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Beyoğlu Belediyesi caddedeki ağaçları söküp yerine Çin graniti döşemeye karar verdiler, sonra ondan da memnun olmadılar, onları da söküp bu sefer Türk taşı döşemeye karar verdiler. Kamu kaynakları böyle hoyratça harcanırken tabii ki caddeye gelen ziyaretçilerin sayısı ciddi anlamda düştü. 2005 yılında eğlence vergileri yüzde binleri geçecek şekilde artırıldı, alkollü içki üreten markaların kültürel etkinliklere sponsor olması yasaklandı, üzerine bir de sigara yasağı getirildi. Tabii, bu yasağın faydalarını burada tartışmayacağım ama mekânların dışarılara masa koyması engellendiği için sürekli olarak zabıta ve esnaf karşı karşıya geldi. Tüm bunların ardından bir de Beyoğlu’nun, İstiklal Caddesi’nin ortasına hançer gibi saplanan -çok lazımmış, İstanbul’da yeterince AVM yokmuş gibi- bir de AVM dikildi. Eskilerin tabiriyle şahtı şahbaz oldu! (CHP sıralarından alkışlar) Böylece Beyoğlu sakil, rüküş ve bayağı bir semt hâline getirildi.

Vazgeçilmez bir demokratik hak olan protesto hakkı dünyanın her yerinde o semtin, o kentin meydanlarında veya işlek yerlerinde kullanılırken Taksim tüm bu protestolardan arındırıldı ve yine İstiklal Caddesi geçmişte hiç yaşamadığı değişimler yaşadı. Emek, Alkazar ve Sinepop gibi sinemalar tarihe karıştı. Atatürk Kültür Merkezi, Muammer Karaca Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları, Aziz Nesin Tiyatrosu kapandı. İnci Profiterol kapandı sayın milletvekilleri, Kelebek Korse taşınmak zorunda kaldı ve Beyoğlu’nda sanat öldü sayın milletvekilleri. Evet, İstiklal Caddesi zaman içinde çok değişti ama Körfez ülkelerinden saç ektirmeye gelmişken “Ucuz tişört de alayım bari.” diyen turistlere de hiç teslim edilmemişti.

Bir de, tabii, Taksim Meydanı var, “yayalaştırma projesi” adı altında Türkiye’nin en önemli meydanına beton döküldü. Evet, bildiğiniz beton döküldü, ortasında kalan Atatürk Anıtı’ysa polis bariyerleriyle çevrildi. Soruyorum: Dünyanın hangi ülkesinin en büyük meydanı şöyle bir görüntüye sahiptir? Şöyle.

Sayın milletvekilleri, bizleri bekleyen başka bir tehlike daha var. Kültür ve sanat, eğlence İstiklal Caddesi’ni terk ederken bu mekân yerini fuhuş ve uyuşturucu mafyasına terk etmiş durumda. Bugün sokaklarda mendil satarak ya da dilenerek yaşamak zorunda bırakılan çocuklar için bunun ne anlama geldiğini hep beraber bir düşünelim. Ama hakkınızı yemeyelim, Sayın Cumhurbaşkanının şikâyet ettiği gibi, kültürde yeterince ilerleme sağlayamadınız, bunu yapamadınız ama cumhuriyetin aydınlanma kültürünü tahrip etme yolunda önemli bir aşama kaydettiniz. Yerine, postmodern, yağmacı, rantçı bir talan kültürü yarattınız ve bununla anılacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Adı “özgürlük”ten geliyor diye İstiklal Caddesi’ni de tahrip ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Gelin, bundan vazgeçin, caddeye eski kimliğini kazandırmak için eleştirilerimizi dikkate alın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Gündem dışı üçüncü söz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nüzü kutlar, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

5 Haziran, çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi artırmak üzere tüm dünyada çeşitli etkinliklerle Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır. 1950’li yıllarda teknolojinin gelişmesi ve sanayileşmenin var olan kaynakların kullanımını artırmasıyla çevre kirlilikleri dünya yüzünde oluşmaya başladı.

5 Haziran 1972’de İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımıyla Birleşmiş Milletler tarafından “İnsan Çevresi Konferansı” adı altında bir konferans düzenlendi, 5 Haziran tarihinin Dünya Çevre Günü olması kabul edildi ve çevre sorunlarının tüm insanlığı tehdit eden bir sorun hâline geldiği ve insanlığın bu ortak sorununa ancak koordineli bir iş birliğiyle çözüm getirilebileceği vurgulandı.

Canlı yaşam için hayati öneme sahip olan çevresel değerlerin korunması sadece bir güne, bir haftaya indirgenemeyecek kadar önemli bir konudur. 5 Haziran Dünya Çevre Günü bizler için çevresel duyarlılığın gelişmesi konusunda bir hatırlatma niteliğinde olmakta, bizler çevrenin ve doğal kaynakların korunarak gelecek nesillere aktarılmasını tüm süreçlerimizde bütün politika alanlarımıza yansıtmaktayız. Bugün, tüm dünya küresel ısınma, çölleşme, kuraklık, temiz içme suyuna erişememe gibi insanlığın geleceğini tehdit eden çevre sorunlarına karşı büyük bir mücadele vermektedir. Bizler de Türkiye olarak bu küresel mücadelede üzerimize düşen görevi uluslararası anlaşmalara katılım sağlayarak, ulusal politikalarımızla da mevzuatımızla da çevresel değerlerin korunması amacıyla gerekli düzenlemeleri yaparak en iyi şekilde gerçekleştirmeye çaba gösteriyoruz.

Temiz bir çevreden bütün insanların sorumlu olduğundan hareketle, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, belediyelerimiz, halkımızla birlikte çevre kirliliğinin önlenmesi, doğal kaynakların korunması amacıyla atık su arıtma tesisleri projelerinden yeşil alanların artırılması çalışmalarına, entegre katı atık yönetiminden sahil temizliği ve çevre eğitimi projelerine kadar birçok alanda çok çeşitli çalışmaları hep birlikte gerçekleştiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda bu iş birliği ve sinerjiyle ülke genelinde katı atık düzenli depolama sahalarının sayısı artırılarak, 2003’ten önce 15 iken, 2016 yılı itibarıyla bu rakam 81 ilimizi kapsadı.

Katı atıkların vahşi olarak depolandığı ve çevre, halk sağlığı bakımından tehdit oluşturan alanları rehabilite ederek doğaya kazandırdık.

24 düzenli çöp depolama sahasında oluşan metan gazından 155 megavat kapasiteli elektrik enerji üretimini şu anda gerçekleştiriyoruz.

Evsel nitelikli atık su arıtma tesislerini destekledik ve sayılarını artırdık. 2002 yılında yüzde 35 olan atık su arıtma tesisi hizmeti, 2016 itibarıyla yüzde 79,7’ye ulaştı.

Kentlerimizde hava kirliliğinin önlenmesi amacıyla temiz yakıt kullanımını yaygınlaştırdık ve egzoz gazı kirliliğine mâni olmak için temiz yakıt ve bakımlı araç kullanımını teşvik ettik. Bugün itibarıyla bütün illerimizde günün yirmi dört saatinde hava kirliliğini izleme ağı oluşturduk, deniz kirliliğinin izlenmesi için de benzer bir izleme sistemi kurduk.

İklim değişikliğiyle mücadelede ülke olarak yerimizi aldık ve Paris Konferansı’nda yüzde 21 sera gazı emisyonu azaltımı taahhüdünde bulunduk. Gerçi bugünlerde ABD Başkanının yapmış olduğu hareket doğrusu bu maddeyi belki sıkıntıya sokacaktır ama biz üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz.

Küresel iklim değişikliği ve erozyonla mücadele için ormanlık alanların korunması ve genişletilmesine yönelik çalışmalarda yılda ortalama 400 bin hektar alanı ağaçlandırdık, bu sayede ülkemizin dünyada orman alanlarını artıran ülkeler arasına girmesini sağladık.

Yenilenebilir Enerji Kanunu’yla enerji temininde dışa bağımlı olan ülkemizin kendi yerel enerji kaynaklarının kullanımını teşvik ettik; güneş, rüzgâr, hidrolik enerji potansiyelinin özel sektör eliyle yatırıma dönüştürülmesini destekledik.

Türkiye'yi, çevre dostu uygulamalarla gelecek kuşakların da ihtiyaçlarını gözeterek sağlanacak sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla, yaşam kalitesinin artırıldığı, biyolojik çeşitliliğin korunduğu, doğal kaynakların sürdürülebilir kalkınma yaklaşımıyla yönetildiği, doğal kaynaklardan herkesin adil biçimde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – …yararlanmasını sağlayacak çevre yönetim sistemlerinin oluştuğu, herkes için sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını gözeten bir ülke yapma hedefiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü kutladıklarına, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübü ile PTT Birinci Lig’e ve diğer liglerde bir üst lige çıkan tüm takımları tebrik ettiklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, dün -5 Haziran- Dünya Çevre Günü’ydü. Günümüzde çevre bilincine sahip olmak, çağdaş insan davranışlarının da esas çerçevesini oluşturmaktadır. Bu nedenle çevre bilinci en başta insanın kendi içinde duyduğu bireysel sorumlulukla oluşmaktadır. Çevre kirliliği konusunda toplumun en küçük birimi olan aileden eğitimcilere, yerel yönetimlerden vatandaşlara kadar toplumun her kesiminden ve her yaştan insana çok büyük sorumluluklar ve görevler düşmektedir. Anayasa’mızın da 56’ncı maddesinde “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” denilmektedir. Çevre için yapacağımız her faaliyetin ve atılacak olumlu her adımın ileriki nesillerin daha güzel bir dünyada yaşayacağı bir gelecek inşa etmesi temennisiyle tüm insanlığın 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü de Başkanlık Divanı olarak bizler tebrik ediyoruz.

Ve ayrıca, Süper Lig’e büyük bir başarı göstermek suretiyle yükselen Sivas ve Malatyaspor’dan sonra Göztepe Spor Kulübünü de tebrik ediyoruz, kendilerine Süper Lig’de de başarılar diliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Yine, PTT Birinci Lig’e ve diğer liglerde bir üst lige çıkan tüm takımlarımızı bu arada kutluyor, tebrik ediyoruz, başarılar diliyoruz.

Şimdi sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Hürriyet, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, meslek lisesi öğrencilerinin staj sürelerinin sigorta başlangıcı sayılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Staj yapan bazı meslek gruplarının staj süreleri sigorta başlangıcı sayılmakta, fiilî çalışmaya dayanmayan askerlik ve doğum gibi nedenler borçlanılarak sigorta başlangıcı sayılmaktadır ancak verilen bu borçlanma hakkı meslek lisesi öğrencileri olarak staj yapanlara tanınmamaktadır. Bu, Anayasa’mızda yer alan eşitlik ilkesine aykırı bir düzenlemedir. Madem meslek lisesi öğrencilerimiz herhangi bir sigorta koluna dayandırılmadan sigortasız bir şekilde çalıştırılıyor, o zaman meslek liselilere staj zorunluluğunun yasal bir zemini de bulunmamaktadır ve bu durum evrensel eşitlik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu yasal çarpıklık ve yaşanan ve bu aykırılık nedeniyle, çırak ve stajyer olarak çalışan emekçiler mağdur edilmektedir ne yazık ki. Bu konuda gerekli düzenlemelerin yapılmasını ve yaşanan çarpıklığa son verilerek mağduriyetlerin giderilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

2.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Cumhuriyet gazetesinin 13 yönetici ve yazarının cezaevinde bulunduğu davanın yüz elli altı gün sonra açıklanan iddianamesine ve Cumhuriyet gazetesine kurulan bu kumpasın çökeceğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan…

Yaklaşık sekiz ay önce FETÖ sanığı bir savcı tarafından Cumhuriyet gazetesini susturma operasyonunun düğmesine basıldı. Cumhuriyet gazetesinin 13 yönetici ve yazarı şu an cezaevinde. Gazeteciler cezaevine girdikten 156 gün sonra açıklanan iddianamede para hareketlerinin incelendiği MASAK raporu yer aldı. Bu raporda İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın 2.500 liralık parke döşetme ücretini ödediği parkecinin oğlunun soruşturma geçiren bir şirkete mal satması örgüt bağlantısına delil sayıldı. Yani iddianamede ”Parke döşettiğin kişiye ödeme yapmışsın. Bu kişinin oğlu FET֒yle ilişkili kişilerden birinin şirketine satış yapmış. Bu yüzden sen de FET֒cüsün.” deniyor. Allah akıl fikir versin. Bir hukukçu olarak buna nasıl bir yorum yapmalıyım, bilemiyorum.

Ancak bilinmelidir ki Cumhuriyet gazetesine kurulan bu kumpas çökecek. Cumhuriyet gazetesi cumhuriyetin gazetesidir. Cumhuriyeti susturamayacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, farklı üniversitelerden 32 akademisyenin 16 Nisan halk oylaması sonuçlarının bilimsel olarak tartışmalı olduğuna dair kamuoyuyla paylaştıkları raporu Genel Kurulun bilgisine sunmak istediğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Farklı üniversitelerden 32 akademisyenin 16 Nisan halk oylaması sonuçlarının bilimsel olarak tartışmalı olduğuna dair kamuoyuyla paylaştıkları raporu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum: Referandum öncesi sandık tutanak formlarında yapılan değişikliklerle doğru ve objektif veri ve bilgiye ulaşmanın yolu kapatılmıştır. Sayım işlemi bazı bölgelerde bitmiş, bazı bölgelerde devam ederken “geçersiz oy pusulası” tanımı ve nedeni değiştirilerek doğru sonuçlara ulaşmada bilimsellik ve objektif veri ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Sayım sonrasında bütün hata payları ve itirazlar dikkate alınmadan veri kontrolü yapılmasına izin verilmemiştir ve sonuçların kanıtlanmasının yolu kapatılmıştır.

Bilim insanları bu tespitlerle YSK tarafından ilan edilen referandum sonucunun halkın gerçek iradesini yansıttığını söylemenin bilimsel açıdan olanaksız olduğunu ortaya koymuşlardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

4.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, lise, ön lisans ve lisans son sınıflarında okuyan binlerce öğrenciyi mağdur etmemesi için sözleşmeli sağlık personeli alım başvuru tarihlerinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başkan, 12.500 kişilik sözleşmeli sağlık personeli alım başvuru tarihlerinin lise, ön lisans ve lisans son sınıflarında okuyan binlerce öğrenciyi mağdur etmesinin önüne geçilmelidir. Sağlık Bakanlığı 12.500 kişinin alım takviminde başvuru tarihlerini 7-13 Haziran olarak belirlemiş ancak başvuru tercih tarihi ile okulların mezuniyet tarihleri birbiriyle uyuşmadığı için binlerce gencimiz iş başvurusunda bulunamayacaktır. Öğrenciler 2016 Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmelerine rağmen mezuniyet tarihleri personel alım tarihlerinden üç ya da dört gün sonraya denk düştüğü gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı personel alım başvuru tarihini ay sonuna bırakmalıdır.

Öte yandan, üniversitelerdeki tüm sağlık bilimleri fakültelerinde final sınav tarihleri öne çekilerek öğrencilerin mağduriyetleri giderilmelidir.

Bunun yanı sıra, yıllardır atama bekleyen eski mezunlar da kesinlikle mağdur edilmemelidir. Hakkaniyet içerisinde hem eski mezunlar hem de yeni mezun olan öğrencilerimizin iş bulmalarının önü açılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, maden firmalarının baskıları nedeniyle zeytinliklerin yok edilmek istendiği iddialarının doğru olup olmadığını ve zeytinlik alanlar içinde yapılan maden arama ve işletme izin başvuru sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkanım, maden firmalarının talepleri doğrultusunda ve onların baskıları nedeniyle zeytinliklerimizi yok etmek istedikleri konusundaki iddialar doğru mudur?

Ayrıca, zeytin üretimi yapılan illerimizde zeytinlik alanlar için şimdiye kadar yapılan maden arama ve işletme izin başvurusu sayısı nedir? Bunlardan ne kadarı 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun nedeniyle reddedilmiştir?

2014-2017 yılları arasında maden arama ve işletme izin başvurusu ne kadardır? Bunların ne kadarına onay verilmiştir? Zeytinlik alanlardaki onay verilmeyen maden arama başvuru sayısı nedir?

Gelin bu sevdadan vazgeçin. Hepinize zeytin ağacı kadar uzun ömürlü, zeytin tanesi kadar bereketli ve zeytinyağı kadar sağlıklı bir ömür diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

6.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sekiz aydır Mersin Tarsus’ta yürütülen kazı çalışmalarıyla ilgili Kültür Bakanının kamuoyunu bilgilendirmesini ve Tarsus’ta çıkan eserlerin Tarsus’ta bırakılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Kültür ve Turizm Bakanımıza olacak. Mersin Tarsus’ta sekiz aydır gizemli bir kazı yapılmaktadır. Bir caddenin giriş ve çıkışları üst düzey güvenlik önlemleriyle kapatılarak sekiz aydır hiç kimse buraya yaklaştırılmamaktadır. Valiye soruyoruz, valinin detay bilgisi yok; kaymakama soruyoruz, kaymakamın detay bilgisi yok. Buradan çok sayıda hazine çıktığı, hatta şehir efsanesi hâline gelip Dokyanus’un hazinesinin bile buradan çıktığı söylenmektedir.

Sayın Kültür Bakanından kamuoyunu bilgilendirmesini, Tarsus’tan çıkan eserlerin mutlaka Tarsus’ta bırakılmasını, bölgede yapılan kazının yirmi dört saat kamera kaydının alınmasını talep ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

5 Haziran Dünya Çevre Günü. Niğde ile Bor arasındaki Akkaya Barajı’nda on yıldır giderilmeyen bir kirlilik var. Bu kirlilik artık çevre felaketine dönmüş durumda. Hâlâ projelerden söz ediliyor. Ancak yaydığı koku ve suyun giderek köpürmesinin yanında, rengindeki bozukluk insan sağlığını tehdit eder boyutlarda. Ayrıca Kızılca Deresi’nde de kirlilik had safhada.

Ülkemizde çevreyle ilgili çok söz söyleniyor, ne yazık ki çevre ve doğa katliamı da giderek artıyor. Bunun yanında, insanların sağlığını etkileyecek derecede hava kirliliği de ülkemizde yoğunlaşıyor. Bu konularda Hükûmetin daha acil önlemler almasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

8.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, İstanbul Ataşehir’de bulunan Fatih Sultan Mehmet Hastanesindeki çocuk ve kadın hastalıkları bölümlerinin Sancaktepe’ye taşınmasının Ataşehir’de yaşayan vatandaşları mağdur ettiğine ve sağlık hizmetine ulaşımı zorlaştırmak yerine kolaylaştıracak çözüm yolları üretilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İstanbul Ataşehir’de bulunan Fatih Sultan Mehmet Hastanesindeki Çocuk ve Kadın Hastalıkları bölümlerinin kapatılarak Sancaktepe’ye taşınması Ataşehir ilçemizde yaşayan vatandaşlarımızı mağdur etmiştir. 400 bin nüfuslu Ataşehir’deki tek devlet hastanesinde bulunan iki önemli bölümün plansız ve programsız bir şekilde kapatılması sonucu Ataşehirliler onlarca kilometre uzaklıktaki başka ilçelere gitmek zorunda bırakılmıştır. Her ne kadar hastane yönetimi tarafından yapılan açıklamada hizmet binasının yeniden yapımı gerekçe olarak gösterilse de Ataşehir’de yaşayan kadınlarımızı ve çocuklarımızı mağdur etmeden çözüm üretmek Sağlık Bakanlığının en birincil görevidir.

Ben buradan bir kez daha Sağlık Bakanlığına ve yetkililere de çağrıda bulunuyorum: Ataşehirli vatandaşlarımızın mağduriyetlerine ve şikâyetlerine kulak verin. Sağlık hizmetine ulaşımı zorlaştırmak yerine kolaylaştıracak çözüm yolları üretin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

9.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birleşmiş Milletler 1972 yılında Stockholm’deki konferansta 5 Haziranı Dünya Çevre Günü olarak ilan etmiş ve her yıl 5 Haziran Dünya Çevre günü olarak kutlanmaktadır. 2017 yılının teması ise “yeniden doğayla buluşmak” olarak belirlenmiştir.

Bu yüzyıl birçok teknolojik imkân sunarken doğadan ve çevreden çok şey alıp götürmüştür. Sanayileşme ve kentleşme neticesinde çevre sorunları baş göstermiş ve bu sorunlar hayatı olumsuz etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Yılda 6 milyon insan hava kirliliğinden ölmekte, 663 milyon insan içilebilir suya erişememektedir.

İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, tükettiğimiz her şeyin muhasebesini yapan, ölçüyü ve dengeyi bırakmayan bir kültürden geliyoruz. İhtiyacımız, bu kültüre sahip çıkmaktır.

Dünya Çevre Günü’nün yaşanabilir bir dünyaya katkı sağlamasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Akyıldız…

10.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, kuraklık sigortasının uygulamasından doğan sıkıntılara ve bu konuda çiftçilerin yaşayacağı olası mağduriyetlerin oluşmadan önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu yıl ilk defa uygulamaya konulan devlet destekli TARSİM ilçe bazlı kuraklık sigortası sözleşme koşullarına göre TARSİM kuraklık sigortası kapsamında hasar meydana geldiğinde -sözleşme koşullarına göre- sigortaya başvuran parseller içerisinden seçilecek örnek parselleri gezmek suretiyle bu parsellerdeki değerler üzerinden “Kuraklık var mıdır, yok mudur?” diye tespit yapılacaktır. Bu örnek parseller neye göre seçilecektir? Bazı parsellerdeki kuraklık hasarı yüzde 90, hatta yüzde 100’ü bulurken bazı parsellerde yüzde 60-70, bazı parsellerde ise yüzde 30-40 aralığındadır. TARSİM’ce seçilecek örnek parsellerde hasar yüzde 5-10 ise üretici bu parseller üzerinden büyük bir maddi zarara uğrayacaktır. Uygulamada ilçe verim uygulaması değil, ilçe eşik ortalaması dikkate alınacaktır. İlçe eşik değerlerinin çok düşük olması durumunda da çiftçilerimizin kuraklık hasarından faydalanmama olasılığı çok yüksek olacaktır. Bu konunun acilen çözüme kavuşturulması ve çiftçilerimizin yaşayacağı olası mağduriyetlerin oluşmadan önlenmesi gerektiğini hatırlatıyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

11.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Botaşspor Basketbol Kulübünün gelecek sezondan itibaren faaliyetlerini Ankara’da sürdürecek olmasına ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum bakanlardan Berat Albayrak’a ve Akif Çağatay Kılıç’a: Enerji Bakanlığına bağlı bir kuruluş olan BOTAŞ’ın Adana’da yıllardır faaliyet gösteren, ulusal ve uluslararası anlamda nice başarılara imza atmış “Botaşspor” adında bir basketbol kulübü var. Adana’da basketbol altyapısı için oldukça önemli bir kulüp olan, gençlerin sporla tanışmasında büyük etkisi olan Botaşspor’un gelecek sezondan itibaren faaliyetlerini Ankara’da sürdüreceği konuşuluyor. Botaşspor Adanalıdır, Adana’nın takımıdır. Bu duruma müdahale etmenizi bekliyoruz sayın bakanlar.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

12.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin Körfez politikasıyla ilgili Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk dış politikasının onlarca yıllık birikimini elinin tersiyle iten AKP Hükûmeti, şimdi de Körfez’de ne yapılması gerektiğine karar verecek. Dün Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Katar’la tüm diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladı, gerekçe ise bu ülkenin teröre destek vermesi. Elimde gördüğünüz bu anlaşma ise Hükûmetin dış politikasının Türkiye’yi nasıl bir maceraya sürüklediğinin bir göstergesi; Türkiye'nin Katar topraklarının korunması amacıyla bu ülkeye Türk Silahlı Kuvvetlerini gönderecek olması, dönemin Savunma Bakanı İsmet Yılmaz imzalı. Bu anlaşma neyin karşılığında yapıldı, Hükûmet bunu hem açıklamalı hem de Genel Kurulda Körfez politikasını yüce Meclisimize izah etmeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ertem...

13.- Hatay Milletvekili Birol Ertem’in, hazine arazileri üzerinde yerleşim yapan insanların mağduriyetlerini gidermek ve mülkiyet sorunlarını çözmek için herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlgili bakan ve bakanlara soruyorum: Ülkemizde 1950’li yıllardan bu yana köyden kente yaşanan yoğun göç nedeniyle 2/B arazileri üzerinde çok büyük bir yerleşim meydana gelmiş, altyapı yatırımları, kamu hizmet binaları yapılmış, yerleşim yerleri oluşturulmuştur. Ancak bu alanlarda yerleşik insanlarımız, uzun yıllardır mülkiyetten kaynaklanan sorunlarla iç içe yaşamaktadırlar, özellikle elektrik ve su abonesi olamamaktadırlar. Konuya ilişkin olarak 19/4/2012 tarihinde arazilerin satışı hakkında yapılan düzenleme, sorunları çözmede yeterli olmamıştır. Hazine arazileri üzerinde yerleşim yapan insanlarımızın mağduriyetlerini gidermek için, yasaların aksayan ve eksik yönlerini tespit ederek mülkiyet sorunlarının çözümü için herhangi bir çalışma yapıyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak...

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin-Taşucu otoyoluna ilişkin vaatlerin yerine getirilmemesinin gerekçelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar, her seçim öncesi Mersin-Silifke-Taşucu Otoyolu Projesi’nin sonuçlanması sözlerini vermesine rağmen bugüne kadar ne yazık ki bu vaat gerçekleştirilmemiştir. Dolayısıyla yaz sezonu başladığında Mersin’e çevre illerden gelen yazlıkçıların da çilesi başlıyor. Buradan yetkililere ısrarla ve tekrar soruyorum: Vatandaşlarımız için artık tamamen bir eziyete dönüşen Mersin-Taşucu otoyoluna ilişkin her seçimde tekrar edilen bu vaatlerin yerine getirilmemesinin gerekçeleri nelerdir? Çileye dönen Tarsus-Silifke yolu arasında yazlıklarına ulaşmak isteyenlere kısa vadeli bir çözüm düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkmen...

15.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Adanalı çiftçilerin, sanayicilere ve esnafa yapıldığı gibi borçlarının yapılandırılmasını ve faizsiz ödeme imkânının sağlanmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sorum Sayın Başbakana: Adana’nın birçok köyünde dolu ve yağan yağmurdan dolayı çiftçilerimiz ne yazık ki hasat edebilecekleri ürünlerini hasat edemediler. Adanalı çiftçiler, artık, faiziyle borçlarının ötelenmesini istemiyorlar. Adanalı çiftçilerimizin beklentisi, tıpkı diğer sanayicilere, esnaflara yapıldığı gibi, borçlarının yapılandırılması ve faizsiz olarak ödeme imkânının sağlanması.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız Biçer…

16.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, zeytincilikle ilgili tasarının yasalaşmasının 750 bin zeytinci ailesinin açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmesi demek olduğuna ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, zeytin tasarısının yasalaşması demek Tütün Yasası’yla 350 bin, Şeker Yasası’yla 385 bin çiftçinin ardından, 750 bin zeytinci ailesinin de açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmesi demek. Bu halk ne yer ne içer, nasıl geçinir diye düşünmeyenlerin, maden, inşaat, enerji, turizm şirketleri istiyor diye kamu yararı sahtekârlığıyla ölmez ağaç zeytine ve kendi halkına kıyması demek.

Kur'an’da -benim ismimin de geçtiği- Tîn suresinde zeytin ve incir ağacı üzerine yemin edilmektedir. Bugün, Binali Yıldırım, artık, tesisler üzerine mi yemin etmektedir? Bu yasadan sonra halkımıza zeytin yerine kömür, zeytinyağı yerine palmiye yağı ve domuz yağı mı yedireceksiniz? Bu tasarı zeytinliklerin katline fermandır. Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Göztepe Spor Kulübü için özellikle Sayın Yiğit ve Sayın Necip Kalkan Beylerin söz talepleri olmuştu. Onlara söz vereceğimi söylemiştim.

Sayın Yiğit, buyurun.

17.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mazisi büyük başarılarla dolu olan ve ülkemizi Avrupa’da gururla temsil ederek ilk kez yarı final oynama başarısı gösteren Göztepe, âdeta küllerinden yeniden doğarak Süper Lig’e çıkmış, İzmir’i sevince boğmuştur. Göztepe’nin bu başarısı hiç kuşkusuz azmin ve inancın zaferidir. Bu zafer İzmir’in dağlarında çiçekler açtırmıştır ve İzmir Marşı’nı artık İzmir’in çocukları da gururla okuyacaktır. Çünkü hepimizin de bildiği gibi, futbol asla sadece futbol değildir. Bu bağlamda, Göztepe’nin Süper Lig’e çıkışında başta Kulüp Başkanımız Mehmet Sepil ve Yönetim Kurulunu, deneyimli hocamız Yılmaz Vural ve futbolcularını, emeği geçen tüm camiayı, yağmur çamur demeden takımını destekleyen taraftarımızı yürekten kutluyorum. Darısı İzmir’imizin diğer kulüplerinin başına diyorum.

Eskişehirspor’un en kısa sürede tekrar eskiye, ait olduğu döneme dönmesini diliyorum.

Saygılar sunuyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Doğan, siz de sisteme girin.

Bir de Milliyetçi Hareket Partisinden Göztepe’yle ilgili bir şey varsa onu da alabiliriz.

Sayın Kalkan, buyurun.

18.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

NECİP KALKAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Efendim, İzmir’de hepimiz çok sevinçliyiz, çok mutluyuz. Türkiye'nin en köklü spor kulüpleri İzmir’de kurulmuştur. Karşıyaka, Altay, Altınordu, Göztepe, İzmirspor ve daha niceleri; bunların hepsi aynı anda 1. Lig’de oynamış takımlardır. Bir semtin adını taşıyan, 2. Lig’de olup da dünya seyirci rekoru kıran takım da İzmir’dedir, o takımın adı da Göztepe’dir. Ayrıca, Türkiye'nin, Avrupa Kupası’nda ilk yarı finale ulaşmış takımının adı da Göztepe’dir. On dört yıl aradan sonra İzmir’imizi Süper Lig’de temsil edecek takım Göztepe’dir, gururumuz büyüktür. Göztepe’nin Süper Lig’de olması İzmir’de ticaretin de, turizmin de canlanması anlamına gelir. Başbakanımız Binali Yıldırım’ın destekleriyle Göztepe ve diğer kulüplerimiz de en yakın zamanda statlarına kavuşacaktır.

Mutluyuz, teşekkür ederiz, Göztepe’ye başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Doğan…

19.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, on sekiz aydır tutuklu olan 105 partili hakkında neden iddianame hazırlanmadığını öğrenmek istediğine ve Süper Lig’e yükselen Göztepe Spor Kulübünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sorum Sayın Adalet Bakanına: Manisa il eş başkanlarımızın da içinde bulunduğu 105 kişi on sekiz aydır bir savcının iddianame hazırlamasını bekliyor. Bu konuda defalarca verdiğimiz yazılı ve sözlü soru önergelerimiz cevaplandırılmadı. Tutuklu bulunan bu arkadaşlarımızın aileleri çok zor durumdalar. 105 partilimiz hakkında neden iddianame hazırlanmıyor, neden yargı önüne bu insanlarımız çıkarılmıyor?

Saygılar.

BAŞKAN – Göztepespor’u da tebrik ediyoruz değil mi bu arada? Onun için açmıştım.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Tabii, tabii; onu unuttum.

Evet, Göztepespor’un da Süper Lig’e çıkmasını kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

20.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, akademisyen milletvekillerine kıyak maaş düzenlemesini Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmenin ahlaki ve vicdani bir davranış olmadığına ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz yıl Aladağ’da 11 kız öğrenci ve 1 eğitimcinin hayatını kaybettiği yurt yangınının olduğu gece canlarımız ateşte yanarken kabul edilen akademisyen milletvekillerine kıyak maaş teklifi tepkiler gelince geri çekilmişti. Ancak, aynı tasarı, bu sefer de 13 şehidimizin olduğu gece ilgisiz bir tasarının içine kurnazlıkla katılarak tekrar gündeme getirilmiştir. Oldukça güç koşullarda görev yapan akademisyenler, kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden alınan, ekmeklerinden edilen akademisyenler bir taraftayken AKP Grubunun tek derdi akademisyen milletvekili olan arkadaşlarına kıyak yapmak mıdır? O arkadaşların hangi mağduriyeti vardı, alacakları ilave maaş hangi mağduriyetlerini giderecektir?

Halkımız işsizlik, yokluk ve yoksulluk içinde iken, terör başta olmak üzere ülkemizin onca sorunu var iken bu tasarıyı Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine getirmek ahlaki ve vicdani bir davranış değildir. Yüce Meclisin manevi şahsiyetine gölge düşürdüğü gibi, bir utanç vesikası olarak da tarihe geçmiştir. Bu önergenin derhâl geri çekilmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Kılıç…

Buyurun.

21.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, ramazanın, orucu, sevabı, sahuru, iftarı, teravihi, neşeyi, kederi, varlığı, yokluğu, sevgiyi, dostluğu, açlığı, ekmeği, kardeşliği, komşuluğu paylaşmak demek olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Paylaşmak güzel şeydir. Parktaki çiçek koparılırsa bir kişinin, koparılmazsa bin kişinin olur. “Ekmeğini yalnız yiyen yükünü yalnız taşır, kendiri dişiyle çeker.” denmiştir. Yalnız yiyen felaket gününde de yalnızdır. Paylaşılan sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı da yarıya iner. Sen kendini düşünürsen başkası da kendini düşünür. Çoğu insan başarıyı almak olarak düşünüyor, oysa başarı vermekle, paylaşmakla olur. O anlamda, ramazan da paylaşmaktır; orucu, sevabı, sahuru, iftarı, teravihi, neşeyi, kederi, varlığı, yokluğu, sevgiyi, dostluğu, açlığı, ekmeği, kardeşliği, komşuluğu paylaşmaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, ülkücü şehitler Cevdet Karakaş, Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ı rahmetle andığına, Filipinler ve İngiltere’de meydana gelen terör olaylarına ve terörün her türlüsünü lanetlediğine, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne, Malatyaspor’u, Sivasspor’u ve Göztepe’yi Süper Lig’e çıkmalarından dolayı tebrik ettiğine, 15 Temmuz hain darbe girişimi nedeniyle mağdur olan erler ile askerî öğrenciler konusunda Hükûmetin dikkatli davranmasının yerinde olacağına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

12 Eylül askerî müdahalesi sonrasında 4 Haziran 1981 günü sabahın erken saatlerinde Elâzığ Kapalı Cezaevinde asılarak şehit edilen Cevdet Karakaş’ı, 5 Haziran 1983 tarihinde cellatlarından helallik isteyerek Hakk’a yürüyen ülkücü şehitler Halil Esendağ ve Selçuk Duracık’ı rahmetle anıyorum. Onlar adaletin olmadığı bir mahkemede yargılanarak bu vatanı, bu milleti sevmenin bedelini canlarıyla ödediler.

Filipinler ve İngiltere’de meydana gelen terör olayları nedeniyle birçok insan hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır. Terör nereden ve kimden gelirse gelsin şiddetle kınıyoruz ve her türlüsünü lanetliyoruz.

Sayın Başkan, dün 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ydü. 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve İnsan Konferansı’nda 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Kabul edilen bildirinin ilk maddesinde şöyle yazıyordu: “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları temel hakkına sahiptir.” Bildirgenin kabul edilmesinden bu yana kırk beş yıl geçti ancak o tarihten bugüne kamuoyunun duyarlılığı bir miktar artmış olmakla birlikte bir yandan da doğanın başa çıkmaya çalıştığı sorunlar daha da büyüdü. Hele hele bugünlerde bir de -bugün belki görüşmeye başlayacağımız torba yasada da- Çevre Günü’nü kutladığımız bir haftada zeytinliklerin tahrip edilmesine, betonlaşmasına Türkiye Büyük Meclisi olarak müsaade etmememiz gerekmektedir diye düşünüyorum.

Ben de Malatyaspor’u, Sivasspor’u ve Göztepe’yi Süper Lig’e çıkmalarından dolayı tebrik ediyorum, taraftarlarını kutluyorum.

Ayrıca Sayın Başkan, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra, malum bu darbe girişiminin içerisine bir şekilde katılan erler var, askerî öğrenciler var, işte uzman çavuşlar veya çok alt düzeyde subaylar var. Bunlardan özellikle tabii erlerin, askerî öğrencilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) - …uzman çavuşların tutuklulukları devam ediyor, önemli bir kısmı tutuklu olarak yargılanıyor hatta bir kısmı yargılanmaya bile başlanmadı, iddianameleri yok. Tabii, bu aileler de sürekli bizi ziyaret ediyorlar. Bu gencecik çocukların zaten bir darbe içerisinde bulunmaları mümkün değil, öyle bir iradeleri de yok. Dolayısıyla bunlara bayram öncesinde bir müjde vermek gerekir diye düşünüyorum.

Ayrıca değişik türlerde meslek yüksekokulu veya değişik şekillerde askerî okullarda okuyan öğrenciler de hak kaybına uğradılar ve 17 bine yakın öğrencinin tamamı hak kaybına uğradı. Bu çocukların bir kısmı öğrenciydi, bir kısmı mezun olmuştu, şimdi burada bir güvenlik soruşturması yaparak bunları bir elemeye tabi tutmak lazım. Hepsine birden FET֒cü muamelesi yapmak son derece yanlış olur. Diğer mesleklere girmelerinin de önüne geçiliyor ve diplomalarına da “İşte şu KHK’yla alınmıştır.” şeklinde bir şey yazılacak, bunlara yapılan bu damgalama şeklindeki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) - …bu işlemin ben doğru olmadığını düşünüyorum. Bu konuda da Hükûmetin daha dikkatli davranmasının yerinde olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 5 Haziran 2015 tarihinde yapılan ve Türkiye’de birçok şey açısından dönüm noktası olan Diyarbakır mitinginin yıl dönümüne, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ve ülkemizin en büyük doğal zenginliklerinden biri olan zeytin ağaçlarının kesilmesinin bu ülkeye ihanet olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

5 Haziran evet iki açıdan önemli. Birincisi: Bizim Diyarbakır mitingimizde 5 Haziran 2015’te gerçekleştirilen saldırı ve 5 yurttaşımızı kaybettiğimiz ve sonrasında çok sayıda da yaralının olduğu ve belki aslında Türkiye’de birçok şey açısından dönüm noktası olan bir günün yıl dönümüydü. Orada kaybettiğimiz insanları sevgiyle, saygıyla anıyoruz. Ve maalesef, sonrasında birçok saldırıya da bu ülke tanık oldu. Bunlar IŞİD saldırılarıydı ve art arda, o günün karanlığı ortaya çıkmadığı için bugüne kadar geldiler.

5 Haziran diğer açıdan, Dünya Çevre Günü olması hasebiyle de bütün dünyanın ve yaşam alanlarımızın değerinin vurgulandığı bir gün. Türkiye açısından baktığımızda, ülkemiz dünya zeytin ağacı varlığında 4’üncü, sofralık zeytin üretiminde 2’nci, zeytinyağı üretiminde de 5’inci sırada olan bir ülke. Dünyada zeytin ve zeytinyağı üretiminde öncü ülkelerden olan Türkiye’de zeytin alanları cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan kanunlarla koruma altına alınmış durumda ama maalesef, AKP iktidarı döneminde bu kanun altı kez değiştirilmek istendi ve şu anda da yine aynı kanunla, yeni bir teklifle karşı karşıyayız. Oysaki ülkemizin en büyük doğal zenginliklerinden biri olan ve barışın simgesi olan zeytin ağaçlarının kesilmesi ve sanayi bölgesine dönüştürülmesinde kamu yararı kavramı aramak büyük bir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Ve gerçekten, birçok zaman hem kamu yararından hem de genel olarak her şeyde bir vatana ihanetten söz ediliyor ya aslında zeytinliklere, mera alanlarına bunu yapmak bu ülke insanına ve bu ülkeye ihanettir ve bunu yapmamalısınız diyoruz, bunu gerçekten hep birlikte yapmamalıyız. Türkiye’de herkes bu anlamda ses yükseltirken bir kere de olsun bu seslere kulak vermenizi temenni ediyoruz. Çünkü gerçekten, baktığımızda, örneğin hemen Bursa’da şimdiden bu tasarı öncü sarsıntılarını vermeye başladı. Denizli’de belediyenin zeytinlik alana benzin istasyonu açmak için imar değişikliği yaptığı haberini okuyoruz ve bunlar ardı arkasına gelecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bunlar bizim yaşam alanlarımız, akciğerlerimiz. Ben zeytinliklerle büyüdüm, buradaki milletvekillerinin birçoğu da ağaçlarla büyümüştür, böyle çocukluklar yaşayarak geldik ve biz gelecek nesillere bunları bırakmak zorundayız. Öyle kafeslere, beton binalara, alışveriş merkezlerine hapsolarak bir hayat yaşamayı hiçbirimiz istemiyoruz ve bütün Türkiye halkı da bunu istemiyor; bu sese kulak vermenizi temenni ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, buyurun.

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Süper Lig’e çıkan Göztepe Spor Kulübü, Malatyaspor ve Sivasspor’u tebrik ettiğine, küme düşen Rizespor, Gaziantepspor ile Adanaspor’a üzüntülerini ilettiğine, siyasi iktidarın gözünün içine bakarak yargı kararı verilmesinin ahlaksızlık olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak Göztepe Spor Kulübünü, teknik kadrosunu, futbolcularını ama daha önemlisi Göztepe taraftarını, İzmir’i tebrik ediyoruz. Tabii, Eskişehir için de üzüntümüzü bu vesileyle ifade etmemiz gerekir. Daha önce Süper Lig’e çıkan Malatyaspor’umuza, Sivasspor’umuza da tebrik dileklerimizi iletip başarılar diliyoruz. Süper Lig’den küme düşen Rizespor’a, Gaziantepspor’a, Adanaspor’a da üzüntülerimizi iletiyoruz. Rize’ye, Antep’e ve Adana’ya, oradaki vatandaşlarımıza, taraftarlara da bu vesileyle üzüntülerimizi iletmiş olalım Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, her vesileyle gerek Hükûmet gerek Parlamentodaki siyasi partiler Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğundan bahsederler. Fakat, yargının siyasetin sopası hâline dönüştüğüne de… Her geçen gün “Bu kadarı da olmaz.” dedirtecek yargı kararlarıyla ibretle ve hayretle sarsılıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, annesine, kardeşine hakaret eden Süleyman Yeşilyurt 12 Mayısta tutuklandı, beş gün sonra hemen iddianamesi hazırlanıverdi, on üç gün sonra, 1 Haziranda da tahliye edildi. Atatürk’e hakareti meşrulaştıran bir yargı kararıyla karşı karşıyayız. Türkiye’de “Nasıl karar verirsem Recep Tayyip Erdoğan’ı üzmemiş olurum.” diye düşünen hâkimlerle, yargıçlarla karşı karşıyayız. Öte yandan, Cumhuriyet gazetesinin kimi yazar ve yöneticileri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …iki yüz on sekiz gündür tutuklu, ortada iddianame yok. Bir siyasi partinin genel başkanı, eş genel başkanı, grup başkan vekilleri cezaevlerinde. Anlamsız yere, daha suçları sabitleşmemişken bir siyasi partinin genel başkanını, grup başkan vekillerini, milletvekillerini cezaevinde tutan bir anlayışın Atatürk’e küfreden bir anlayışı tahliye etmesi, Türkiye’de yargının ne kadar tefessüh ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Buradan bu vesileyle yargı camiasını uyarıyorum: Sizin için tek rehber hukukun evrensel kurallarıdır. Siyasi iktidarın gözünün içine bakarak karar vermek ayıptır, edepsizliktir, ahlaksızlıktır.

Genel Kurula ve kamuoyuna arz ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 15 Temmuz hain darbe girişimi yargılamalarının bağımsız mahkemeler tarafından sürdürüldüğüne, bu hain darbecileri koruyan ve himaye eden bazı devletleri kınadığına ve Atatürk’e hakaret veya küfür gibi bir şeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kamuoyunun malumu olduğu üzere 15 Temmuz hain darbe girişimi yargılamaları bağımsız mahkemeler tarafından sürdürülmekte. Adaletin tecelli etmesi ve hain darbecilerin hak ettikleri cezaları alması tüm milletimizin beklentisidir. Bu kapsamda, bizler AK PARTİ’yi temsilen Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin katılımıyla şehit ailelerimize destek olmak amacıyla darbe çatı davasının görüldüğü Sincan’a gittik. Elbette bu darbe davasının birinci derecede mağduru aziz milletimizdir, biz de mağdur siyasi parti olarak kamu vicdanıadına bu davanın takipçisi olacağız, davanın her aşamasını izleyeceğiz.

Milletin evlatlarına milletin parasıyla alınan silahları doğrultan, halka kurşun ve bomba yağdıran FET֒cü hainlerin en ağır cezayı alması temennimizdir. Darbe yaparken, millete kurşun sıkarken suçüstü yakalanan darbeciler, 15 Temmuzda gösterdiği namertliği, ihaneti, millet düşmanlığını, kin ve nefreti mahkeme safahatında da göstermektedirler. Mahkemede pişkince tavırlar sergileyen bu katiller, arsızca davranarak milletin aklıyla alay edeceklerini sanıyorlar.

Unutulmasın ki bu dava süreci boyunca şehit ailelerimizin hep yanında olacağız. Şehitlerimiz, gazilerimiz, bu ülkenin şerefidir, onurudur, hamiyetperver evlatlarıdır. Onların aileleri bizlere emanettir. Zira onlar 15 Temmuz gecesi “Önce vatan.” demek suretiyle evde eşlerini, kardeşlerini, çocuklarını bırakarak vatanlarına sahip çıkmışlardır. Onların yetim kalan evlatları bu milletin her bir ferdinin sorumluluğu altındadır.

Tüm dünyanın gözü önünde suçüstü yakalanan bu hain darbecileri hâlâ koruyan ve himaye eden bazı devletleri de kınıyoruz. Bu kadar şehidimiz ve gazimiz varken, halkımız ve kamu binalarımız üzerine bombalar yağmışken darbecileri iade etmek için hâlâ darbeyle ilgili kanıt isteyen devletlerin yüzsüzlüğü insanlık adına ibret vericidir.

Şehitlerimizin kanının yerde kalmaması için adaletin şaşmaz terazisinin işlemesi ve davaların en kısa sürede sonuçlanması arzumuzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Siz de sözlerinizi tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mağdur siyasi parti olarak beklentimiz, bu alçak FET֒cü darbecilere Türkiye’de bir daha kimsenin millî iradeye ve millete silah doğrultmaya cesaret edemeyeceği ve darbeye yeltenemeyeceği derecede caydırıcı ceza verilmesidir.

Bir diğer konu: Biz bunu defaatle buradan da ifade ettik, bu ülke için mücadele eden, bu ülke için katkı sunan, bu ülkenin, başta cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu ülkenin kuruluşunda emeği olan hiç kimseye, Atatürk’e hakaret veya küfür gibi bir şeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Bunu şiddetle kınadığımızı ifade ettik, bir kere daha ifade etmek istiyorum. Atatürk, hiçbir siyasi partinin de tekelinde değildir, Türkiye’nin ortak bir değeridir, Türkiye Cumhuriyeti’nin banisidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir'den boşalan üyelik için 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2’nci maddesine göre Milliyetçi Hareket Partisince bildirilen ve anılan Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun üyeliğine ilişkin tezkeresi (3/1073)

1/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir'den boşalan üyelik için 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2’nci maddesine göre Milliyetçi Hareket Partisince bildirilen ve anılan Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun üyeliği Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                           İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 20 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilinin tarım topraklarında kirlenme sebebiyle ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/550)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş ilinin tarım topraklarında kirlenme sebebi ile ortaya çıkan sorunların belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Fahrettin Oğuz Tor                                   (Kahramanmaraş)

2) Atila Kaya                                               (İstanbul)

3) Ahmet Kenan Tanrıkulu                              (İzmir)

4) Emin Haluk Ayhan                                    (Denizli)

5) Ruhi Ersoy                                              (Osmaniye)

6) Mehmet Erdoğan                                      (Muğla)

7) Kadir Koçdemir                                        (Bursa)

8) Edip Semih Yalçın                                    (İstanbul)

9) İsmail Ok                                                (Balıkesir)

10) Mevlüt Karakaya                                     (Adana)

11) Erkan Haberal                                        (Ankara)

12) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu                   (İstanbul)

13) Ümit Özdağ                                           (Gaziantep)

14) Mustafa Mit                                           (Ankara)

15) Ahmet Selim Yurdakul                             (Antalya)

16) Saffet Sancaklı                                      (Kocaeli)

17) Deniz Depboylu                                      (Aydın)

18) Oktay Öztürk                                         (Mersin)

19) Zühal Topcu                                           (Ankara)

20) Muharrem Varlı                                      (Adana)

21) Şefkat Çetin                                          (Ankara)

Gerekçe:

İnsan, hayatını devam ettirebilmek için önce sağlıklı bir çevreye ihtiyaç duyar. Yaşamına devam edebilmesi, beslenebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi tamamen sağlıklı bir çevreyle mümkün olabilmektedir.

Endüstriyel devrimin hızla gelişmesi, şehirlerin büyümesi, araç kullanımının artması, hızlı endüstrileşme ve buna karşılık planlama ve çevresel düzenlemelerdeki eksiklikler sonucu gittikçe artan kirlilik Kahramanmaraş'ta sağlık ve çevre sorunlarına yol açmıştır.

Çevre kirliliği birçok şehirlerde olduğu gibi Kahramanmaraş'ta da her geçen gün artan boyutlarıyla toprak kirlenmesi olarak önemini korumaktadır. Belli bölgelerdeki aşırı nüfus yoğunlaşması, plansız sanayileşme ve çarpık kentleşme ile aynı zamanda kaynakların gereksiz ve aşırı kullanımı sonucu oluşan atık ve artık maddelerin miktarı çeşit ve özellikleri son yıllarda öylesine artmıştır ki hiç bir önlem alınmadan ve kontrolsüz bir şekilde alıcı ortamlara atılan bu atıkları doğanın kendi kendine özümlemesi çoğu kez mümkün olmamakta ve çevre kirliliği günümüzde artarak sürmektedir.

Tarımsal alanlarda oluşan toprak kirliliğine sebep olan belediye atıkları, hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları, ambalaj atıkları, atık madeni yağlar, atık pil ve akümülatörler, bitkisel atık yağlar, poliklorlu bifeniller ve poliklorlu terfeniller, ömrünü tamamlamış lastikler, atık elektrikli ve elektronik eşyalar, ömrünü tamamlamış (hurda) araçlar, demir ve çelik sektörü ve cüruf atıkları, kömürle çalışan termik santraller ve kül, atık su arıtma tesisi atıkları, tıbbi atıklar ve maden atıkları Kahramanmaraş tarım topraklarının kirlenmesine, tarımsal verimin düşmesine veya yok olmasına sebep olmaktadır.

Sağlıklı bir çevre ve yaşam kalitesi yüksek bir toplum oluşturulması ancak çevre sorunlarının çözülmesiyle mümkündür. Daha temiz ve yaşanabilir bir çevre meydana getirmek için öncelikle toplumda çevre bilincinin oluşturulması gerekmektedir.

Ülkemizin tarımsal anlamda önemli illerinden olan Kahramanmaraş'ın tarım topraklarının kirlenmesinin sebeplerinin araştırılarak, alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasında yarar görülmektedir.

2.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 19 milletvekilinin, Balıkesir'in Ayvalık ilçesindeki atık su arıtma tesisinin 17 Aralıktan bu yana çalıştırılmayarak günlük 4 bin metreküp kanalizasyon atığının doğrudan denize bırakıldığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/551)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde yap-işlet-devret modeliyle yapılıp üç yıl önce devreye giren atık su arıtma tesisinin 17 Aralıktan bu yana çalıştırılmayarak günlük 4 bin metreküp kanalizasyon atığının doğrudan denize bırakıldığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederim.

1) İsmail Ok                                                       (Balıkesir)

2) Baki Şimşek                                                   (Mersin)

3) Kamil Aydın                                                   (Erzurum)

4) Mehmet Erdoğan                         (Muğla)

5) Mustafa Mit                                                    (Ankara)

6) Kadir Koçdemir                           (Bursa)

7) Deniz Depboylu                          (Aydın)

8) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

9) Mehmet Parsak                           (Afyonkarahisar)

10) Nuri Okutan                                                  (Isparta)

11) Erkan Haberal                          (Ankara)

12) Ahmet Selim Yurdakul                                    (Antalya)

13) Saffet Sancaklı                         (Kocaeli)

14) Ruhi Ersoy                                                   (Osmaniye)

15) Arzu Erdem                                                  (İstanbul)

16) Emin Haluk Ayhan                                         (Denizli)

17) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

18) Fahrettin Oğuz Tor                                         (Kahramanmaraş)

19) Yusuf Halaçoğlu                        (Kayseri)

20) Muharrem Varlı                         (Adana) 

Genel Gerekçe:

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde yap-işlet-devret modeliyle yapılıp, üç yıl önce devreye giren atık su arıtma tesisinin 17 Aralıktan bu yana çalıştırılmayarak günlük 4 bin metreküp kanalizasyon atığının doğrudan denize bırakıldığı ortaya çıkmıştır.

Ayvalık'a 15 milyon lira harcanarak yaptırılan atık su arıtma tesisi 19 Kasım 2013 tarihinde faaliyete girmiştir. Ayvalık Atık Su Arıtma Tesisini çalıştıran Koçoğlu inşaat Sanayi Tarım ve Hayvancılık Ticaret Anonim Şirketi Ayvalık Belediyesinden 1 milyon 900 bin,Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İşleri Müdürlüğünden 2 milyon 500 bin lira alacağını tahsil edemediği gerekçesiyle tesisin çalışmasını durdurmuştur. Müdür ve bekçi dışındaki 8 personelin işten çıkarıldığı, arıtma tesisinin kapısına kilit vurulduğu, günde 4 bin metreküp atık su arıtma kapasitesine ait tesisin çalışmalarının durdurulduğu Balıkesir Su ve Kanalizasyon İdaresine de (BASKİ) bildirilmiştir.

17 Aralıktan bu yana Ayvalık'ın atık suyunun arıtılmadan denize deşarj edildiği şirket tarafından bildirilmiştir.

BASKİ ise atık su arıtma tesisinin alacakları nedeniyle değil şirketin konkordatoya gitmesi, işverenin ekonomik gücü olmaması nedeniyle kapandığını söylemiştir. Deniz deşarjının 1.200 metre uzunlukta ve 35 metre derinlikte olduğunu ve bırakılan atıkların anında parçalandığını iddia eden BASKİ, her ne kadar da korkulacak bir şey olmadığını söylese de ülkemizin deniziyle turizm açısından önemli yere sahip olan Ayvalık ilçesi büyük bir deniz kirliliğiyle karşı karşıyadır.

Bu nedenle Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde atık su arıtma tesisinin 17 Aralıktan bu yana çalıştırılmayarak günlük 4 bin metreküp kanalizasyon atığının doğrudan denize bırakıldığı iddialarının araştırılarak yaşanan sorunlara gerekli önlemlerin alınması için Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

3.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve 20 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/552)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülke ekonomimizin ve sosyal yapımızın çekirdeğini oluşturan esnaf ve sanatkârlarımız özellikle son yıllarda çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Esnaf ve sanatkârlarımızın ekonomik ve sosyal yaşamlarının devamlılığını tehdit eden ekte de belirttiğimiz bu sorunların araştırılarak alınacak önlemleri tespit etmek üzere Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ruhi Ersoy                                                     (Osmaniye)

2) Oktay Vural                                                   (İzmir)

3) Baki Şimşek                                                   (Mersin)

4) Erkan Haberal                                                (Ankara)

5) Mustafa Mit                                                    (Ankara)

6) İsmail Ok                                                       (Balıkesir)

7) Nuri Okutan                                                   (Isparta)

8) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu       (İstanbul)

9) Muharrem Varlı                           (Adana)

10) Fahrettin Oğuz Tor                                         (Kahramanmaraş)

11) Kamil Aydın                                                  (Erzurum)

12) Deniz Depboylu                         (Aydın)

13) Mehmet Parsak                         (Afyonkarahisar)

14) Arzu Erdem                                                  (İstanbul)

15) Celal Adan                                                   (İstanbul)

16) İzzet Ulvi Yönter                       (İstanbul)

17) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu       (Hatay)

18) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

19) Yusuf Halaçoğlu                        (Kayseri)

20) Ahmet Selim Yurdakul                                    (Antalya)

21) Atila Kaya                                                    (İstanbul)

Gerekçe:

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun 31/1/2016 verilerine göre ülkemizde toplam 1 milyon 602 bin 182 esnaf ve sanatkâr, 1 milyon 725 bin 634 iş yeri bulunmaktadır.

Ülke ekonomimizi nesnel verilerle ele aldığımızda özellikle küçük işletmelerin varlıklarını devam ettirme noktasında can çekiştiği görülecektir.

Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş toplam kişi sayısı 2015 yılında, 2014’e göre yüzde 3 artarak 1 milyon 331 bin 305 kişi olmuştur. Aynı yıl içinde birden fazla kaydı bulunan kişilerin bir kez sayılmasıyla elde edilen veriler dikkate alındığında bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2014 yılına göre yüzde 8 oranında artarak 2015 yılında 725 bin kişi olmuştur.

2016 yılının Ocak ayı itibarıyla bir yıllık süre içinde 995.957 senet protesto edilmiştir. Aynı dönem protesto edilen senet tutarı 10 milyar 228 milyon 72 bin TL'dir.

Yine aynı dönem için karşılıksız çek 772.412 adettir. Bu çeklerin tutarı 27.374 milyar TL'dir.

Borçlanmayla ilgili bu veriler vatandaşın bugün yaşadığı sorunu gözler önüne sererken bu durum alışverişi ve doğal olarak da büyük küçük esnaf ve sanatkârlarımızı dolaylı olarak etkilemektedir.

Esnaf ve sanatkârlarımızın sorunları ortadayken bir de alışveriş merkezlerinin (AVM) neredeyse her il ve ilçeye kadar ulaşması sorunlara başkasını eklemiştir. Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak, haksız rekabeti engellemek için 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun çıkartılmış fakat söz konusu kanun beklentileri karşılayamamıştır.

Alışveriş merkezleri (AVM), büyük market zincirlerinin en kırsal yerlere kadar şube açmaları ve bu şubelerin belirli standartlarda olmayıp çok büyük alanlara sahip olmaları sonucu esnaf ve sanatkârlarımız yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Bu sebeplerden dolayı esnaf ve sanatkârlarımızın sorunlarının araştırılarak alınacak önlemleri tespit etmek üzere Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır. Şimdi önergeyi okutuyorum:

C) Gensoru Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu ve 22 milletvekilinin, Tarım Kredi Kooperatiflerinin zarara uğramasında sorumluluğu bulunduğu ve bu nedenle çitçileri mağdur ettiği iddiasıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/16)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Millî ekonominin temeli ziraattır.” diyerek tarımda kalkınmaya büyük önem veren Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 10 köyden 36 ortakla 1936 yılında Tekir Kooperatifini kurmuştur. Atatürk'ün 1 no.lu kurucu ortak olduğu bu kooperatif Türkiye'nin ilk tarım kredi kooperatifi olmuş ve tarım kredi kooperatifleri günümüzdeki durumuna adım adım gelmiştir.

Ancak son birkaç yıldır Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürlüğü çiftçilerimize ve Türk tarımına yaptığı katkılar yerine, usulsüzlük ve yolsuzluk haberleriyle gündeme gelmektedir.

Bakanın görevini ihmal ettiği, sorumluluğunun gereğini yerine getirmediği, Tarım Kredi Kooperatiflerinin zarara uğratılmasına göz yumduğu, bu nedenle tüm halkımızı ve özellikle de çiftçilerimizi mağdur ettiği, zarara uğrattığı açıktır. Saydığımız tüm bu gerekçelerden dolayı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik hakkında Anayasa’mızın 98 ve 99’uncu, İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Okan Gaytancıoğlu                         Ahmet Akın                        Mustafa Tuncer

        Edirne                                     Balıkesir                                    Amasya

   Serkan Topal                             Kazım Arslan                         Mazlum Nurlu

        Hatay                                      Denizli                                      Manisa

Melike Basmacı                    Bülent Yener Bektaşoğlu              Vecdi Gündoğdu

       Denizli                                     Giresun                                   Kırklareli

    Aytuğ Atıcı                         Gamze Akkuş İlgezdi         Zülfikar İnönü Tümer

       Mersin                                     İstanbul                                      Adana

Ömer Fethi Gürer                           Mehmet Tüm                           Didem Engin

        Niğde                                     Balıkesir                                    İstanbul

Hüseyin Çamak                        Serdal Kuyucuoğlu    Nurhayat Altaca Kayışoğlu

       Mersin                                      Mersin                                       Bursa

   Ceyhun İrgil                              Ali Akyıldız                     Onursal Adıgüzel

        Bursa                                        Sivas                                      İstanbul

Mustafa Akaydın                          Yakup Akkaya

       Antalya                                    İstanbul

 

Gerekçe:

2014 yılı öncesinde denetimi yapılamayan Tarım Kredi Gıda AŞ'de 2014 yılında patlak veren yolsuzluklar artık sahte ve gerçeğe aykırı olarak düzenlenen bilançolarla gizlenemez hâle gelmiş; 2011, 2012 ve 2013 yıllarında meydana gelen zararın 50 milyon 23 bin 444 lira 96 kuruş olduğu ortaya çıkmıştır. Bu süreçten sonra sürekli olumsuz bir şekilde gündemde yer alan Tarım Kredi Kooperatiflerinde bir de genel müdürün 100 bin TL'lik maaş haberi gündeme gelmiş; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik verilen yazılı soru önergesinde genel müdürün net maaşı hakkında yanıt vermemiştir.

Bunun yanı sıra, Tarım Kredi Kooperatiflerinin şirketlerine atanan yönetim kurulu üyelerinin Türkiye'de başka bir görüşe sahip çiftçi ve yönetici yokmuşçasına iktidar partisine üye olan kişiler arasından atandığı görülmüştür.

Asya Emeklilik hisselerinin yüzde 98'inin Tarım Kredi Kooperatifince satın alınmasıyla kooperatif, devralınan şirkete yeni bir isim bulmak için 9-14 Aralık 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 20 bin TL'lik bir isim yarışması açmış ancak yarışmanın üzerinden aylar geçmesine rağmen yarışma sonuçları açıklanmamış, söz konusu yarışmanın duyurulması için bir reklam ajansına 660.800 TL ödenmiştir.

Yine, Romanya'daki bir firmaya hiçbir teminat almadan ve tamamen kurum mevzuatlarına aykırı bir şekilde 3 milyon euro para göndermesi gündeme getirilmiş, ithal edilen hasta, ölü hayvanların fotoğraflarının paylaşılmasına ve bu konuda da önerge verilmesine rağmen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik sessiz kalmış, kamuoyunun beklediği yanıtları vermemiştir.

Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü, 16 Nisan Anayasa değişikliği referandumundan bir gün önce ortaklarına yönlendirme mesajı göndererek partizanca tutum sergilemiştir.

Söz konusu iddialara Bakan Faruk Çelik'in duyarsız ve kayıtsız kalması ve iddialar hakkında idari ve adli soruşturma başlatılmaması Tarım Kredi Kooperatiflerinde büyük bir yönetim zafiyetine yol açmış, kooperatifteki yolsuzluk ve usulsüzlük giderek artarak önemli bir kamu zararı oluşmuştur.

Yukarıda açıklandığı üzere, Bakanın görevini ihmal ettiği, sorumluluğunun gereğini yerine getirmediği, Tarım Kredi Kooperatiflerinin zarara uğratılmasına göz yumduğu ve sonuçta halkımızın ve özellikle çiftçilerimizin mağdur edildiği çok açıktır.

Anılan gerekçelerden dolayı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk Çelik hakkında Anayasa’mızın 98 ve 99’uncu, İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergenin ön görüşme günü Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek oylarınıza sunulacaktır.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

6/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/6/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                     İstanbul

                                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Haziran 2015 tarihinde partimizin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde bir bombalı saldırı gerçekleşmiştir. Üzerinden iki sene geçmesine rağmen patlamayla ilgili dava hâlen devam etmektedir. Bu kanlı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5 Haziran 2017 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından (4744 sıra numaralı) Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 6/6/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde ilk söz Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’a aittir.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP olarak verdiğimiz araştırma önergesi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.

5 Haziran 2015 tarihinde yani bundan iki yıl önce partimizin Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki final mitingine bombalı bir saldırı düzenlenmişti. Öncelikle bu kanlı saldırıda yaşamını yitiren 65 yaşındaki Ali Türkmen, 34 yaşındaki Şeyhmus Kaçan, 47 yaşındaki Necati Kurul, 17 yaşındaki Civan Arslan, 16 yaşındaki Ramazan Yıldız’ı anarak başlamak istiyorum. Bu patlamada 400’e yakın yurttaşımız da yaralandı, onlarcası da uzvunu kaybetti ve o hâliyle yaşamak zorundalar.

Peki, neden bu saldırı oldu ve bu saldırının arka planı neydi? Saldırı aslında şundan oldu: HDP’nin, tekçi sisteme karşı farklılıkların bir arada yaşama isteğine karşı oldu; yine HDP’nin, eşit cinsiyetçi olmasından dolayı oldu; yine HDP’nin, Türkiye'de yaşayan bütün etnik, inanç farklılıklarının bir arada, zengin ve birbirine saygılı bir şekilde yaşama arzusuyla yapmış olduğu siyasetine karşı oldu.

Bunun arkasında ne vardı, IŞİD ne yaptı ve IŞİD’in yapılanması neydi? Aslında öncelikle bunu konuşmak gerekiyor. Bugün 5 Hazirana gelmeden önce, öncesinde bu sürecin failleri kimlerdi ve kimler tarafından korundu ve bu faillerin kimlerle ilişkileri vardı? Bu anlatacağım sadece buz dağının görünün kısmı. Bakın, 2013 yılında Adıyaman’da Mustafa Dokumacı adında bir şahıs IŞİD’le irtibata geçerek Adıyaman’da bir çay ocağı kurdu ve kardeşini de yanına aldı ve IŞİD’le ilişkilerini oradan başlatmış oldu. Bu en yakın tarihte bilinen bir durum. Bu Dokumacılar, aynı zamanda IŞİD’e eleman katarak, bu elemanlar üzerinden faaliyet yürüterek ve Suriye’ye geçişlerini de sağlayarak bir organize suç örgütüne dönüştüler. 2014 yılında bu gençlerin aileleri Emniyete başvurdu, “Bu çocuklarımızın hayatından endişe ediyoruz, bu çocuklar IŞİD’e ya da DAEŞ’e katılmış olabilir. Bununla ilgili bir işlem yapın.” Ancak, Emniyetten alınan bilgi şu: “Çocuklarınız 18 yaşını geçmiş, biz hiçbir şey yapamayız. Eylem yapmadıkları süre içerisinde biz bunları tutuklayamayız.” Oysaki şunu çok iyi biliyoruz: İtiraz etme potansiyeline karşı insanlar bu ülkede tutuklanıyor, bu ülke koskocaman bir hapishaneye dönüşmüş ama mesele IŞİD olunca insanlar -tırnak içinde- demokratik tutum gibi bir davranışa giriyorlar.

Peki, 2015 yılında ne oldu? Aileler Emniyete gittikten sonra, başvurduktan sonra bu cevapları alınca o dönem Adıyaman’a giden, o dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu’yla görüştüler. Sayın Davutoğlu’na dediler ki: “Bakın, çocuklarımız IŞİD’e katılmış. Biz bunlar üzerinden bir işlem yapılmasını istiyoruz. Çocuklarımızın sağ salim tekrar onlardan kurtarılmasını istiyoruz.” Peki, Sayın Davutoğlu ne söyledi? Sayın Davutoğlu şunu söyledi: “Ben ne yapayım? Esad’la aynı masada mı oturayım? Bununla ilgili ancak MİT’e haber verebilirim.” gibi yine bir talihsiz cümle sarf etti. Yine, odönemde Sayın Davutoğlu “Bunlar öfkeli çocuklar” gibi bu ve buna benzer gerçekten insanın aklını durduracak cümleler sarf etmişti.

Bunun dışında da mesela, aynı zamanda, bu bahsettiğim Dokumacılarla ilgili bir araştırma yapılmış Emniyet tarafından ve 20 kişilik bir liste var. 20 kişilik listeyi size okuyorum. Bu 20 kişilik ekipte Orhan Gönder var yani Diyarbakır katliamını yapan kişi. Bununla birlikte aynı ekipteki Şeyh Abdurrahman Alagöz Suruç’taki gençleri katletti. Yine aynı ekipten Yunus Emre Alagöz ve Ömer Deniz Dündar Ankara Barış mitinginde 109 kişiyi katletti.

Yine, bunlara rağmen, bu kadar katliamları yapan kişiler hakkında onlarca defa kamuoyu oluşturulmasına rağmen, o dönemin Emniyeti, İçişleri Bakanlığı ve kolluk kuvvetleri, maalesef, çok üzülerek söylüyorum ki hiçbir işlem yapmadığı için Ankara, Suruç, Amed katliamlarının da neredeyse bire bir sorumlusu olarak onları görmek mümkün.

Yine, daha vahimi şu: Yine listede ismi olan, aylarca teknik takipte olan Orhan Gönder yani Diyarbakır’daki 5 Haziran katliamını yapan şahıs, Suriye’deki DAEŞ kamplarında altı ay eğitim aldıktan sonra 6 Mayıs 2015’te Türkiye’ye, 2 Haziranda da Diyarbakır’a geliyor ve 3 Haziran’da kaldığı otelde yoklama kaçağı olması sebebiyle gözaltına alınıyor. Ancak, baktığında ne deniyor? Sadece “yoklama kaçağı” deniyor ve salıveriliyor. Oysa bu insan IŞİD üyeliğinden aranıyordu ve ailesi de bununla ilgili kaygılarını defalarca Emniyetle paylaşmıştı. Yani göz göre göre gözaltına alınıyor, bırakılıyor, yoklama kaçağı, asker kaçağı diye bırakılıyor; oysa bu insan daha öncesinde ailesinin ısrarla Başbakanla görüşmüş olmasına rağmen… Ailesi Başbakana da bilgi veriyor, “Benim o çocuğumun böyle bir durumu var, üzerinde durun.” diyor ama buna rağmen bu insan salıveriliyor ve 5 Haziranda gelip Diyarbakır’da hepimizin gözlerinin içine baka baka o katliamı yapıyor.

Peki, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ne yaptı? O gün 2.360 polis görevliydi -ben de o gün oradaydım, bizim milletvekili arkadaşlarımız da oradaydı- ama doğru düzgün polis yoktu arkadaşlar; ne arama noktasında vardı ne buna dair hiçbir şekilde polisin varlığını göremezdiniz. İşin ilginç tarafı, bizim Diyarbakır’da yapacağımız en küçük basın açıklamasına onlarca TOMA gelir, yüzlerce zırhlı araç orada durur, bizim en ufak konuşmamıza karşı hemen güvenlik tedbiri alınır ama binlerce, yüzbinlerce insanın bulunduğu yerde ne yazık ki o tedbirler yoktu. O yetmedi, o dönemin Emniyet müdürü, bu katliam yapılmış olmasına rağmen, bu katliamda kişiler, kimlikler, ilişkiler bu kadar aleniyken, belliyken ne yaptı? Mitingde görev alan polislere para ödülü talimatı verdi, hem de gerekçe olarak miting öncesi alınan tedbirleri gösterdi; evet.

Kanlı patlama olayından sonra Gönder’in Terörle Mücadele Şubesinde alınan ifadesine de dikkat çekmek istiyorum; o ne söylemiş? Gönder şunu söylüyor: “Bana ‘Bombayı patlatın.’ dediler. ‘Evet’ dedim, ne dedilerse ‘evet’ dedim.” Polisler ifade alırken polise diyor bunu, kendisinin ifadesi -bu avukatlardan aldığımız iddianamedir- “Bana Esrar işi deme, bombayı kabul et. Bir yıl yatar çıkarsın. Devlet sana paşa paşa bakar, çıkınca da yeni kimlik verir.’ dediler. Buradakileri ilk defa görüyorum.” dedi. Dava sırasında müşteki avukatları Gönder’e sormuşlar: “Patlamadan bir gün sonra İlhami Balı ve İsmail Korkmaz’a mesaj atmışsın. Bu numara Abdullah Karaca adına kayıtlı. Patlama alanına poşetle giriyorsun. Polisler seni hiç aramadılar mı?” Sessiz kalıyor.

Bunun gibi, DAİŞ’in yani IŞİD’in Diyarbakır, Sur ve Ankara Garı’ndaki 10 Ekim Barış Mitingi katliamları ile İstanbul Taksim’deki saldırıyla ilgili 4 farklı ilde yürütülen soruşturmalarda İlhami Balı’nın ismi talimat veren, başsorumlu olarak geçiyor. Peki, bu insan nerede? Bu insan 2002’den itibaren terör ve istihbarat birimlerince takibe alınmış, örgüt üyeliğinden kısa bir süre cezaevinde yatmış; 2012’den 2013’e kadar 2 kez olmak üzere, 7 kez de sınır kapılarından resmî geçişi sağlanmış. Sınırdan resmî giriş ve çıkış yapan bu şahıs, bu katliamların sorumlusu ve şu anda kırmızı bültenle aranıyor. Oysa, 2012’de, 2013’te bu insan yakalanmış olsaydı… Resmî girişi olan bir insan, pasaportuyla girip çıkıyor, 7 kez girip çıkıyor ve öncesinde IŞİD’den dolayı yatıyor, teknik takipte olan biri ve buna rağmen tutuklanmıyor, buna rağmen resmen eylem yapması, orada katliam yapması belki de bilerek, sessizce izleniyor.

Bugün 300’den fazla insan bu şahısların yüzünden hayatını yitirdi, 300 insan. Korkunç bir rakam, 300 kişiden bahsediyoruz ve bu 300 kişinin can güvenliği tamamen bu ülkenin, devletin ve bu Hükûmetin sorumluluğundadır. Hani söylüyordu ya şimdi AKP Genel Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanı diyordu ya -karar veremiyorum hangisi olduğuna- “Fırat’ın batısında olandan, Fırat’ta kaybolan bir koyundan bile ben sorumluyum.” Bakın, bu kadar büyük bir cümle kuruyor ama 300 şahıs, 300 can gidiyor. Bu insanlar teknik takipteyken ve teknik takipteki telefon konuşmaları kayıtları, mesajları her türlü basında geçmişken bu insanların katliam yapması resmen sessizce izleniyor ve o yetmiyor, gözaltına alınıyor; gözaltına alınma sebebi de asker kaçağı olması.

Söylenecek çok şey var, herkesin canı çok yanıyor, her gün ölümler duyuluyor, her gün ve her gün burada ölümler üzerine konuşuluyor. Failleri söylüyoruz, nasıl olduğunu anlatıyoruz ve biz somut olgular üzerinden konuşuyoruz ama burada, ilginçtir, her şekilde itiraz, redde dayalı bir yaklaşım var. Bununla ilgili araştırma komisyonu kurulmasına karşı tutumunuzun ret olacağına inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Son cümlem.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Çünkü öncesinde çocuk tecavüzleriyle ilgili vermiş olduğumuz -çok enteresandır- önerge bile reddedildi, kadın kırımları için vermiş olduğumuz önergeler reddedildi; yine, bununla ilgili IŞİD’in faaliyetleri üzerinden vermiş olduğumuz bütün önergeler reddedildi, araştırma komisyonları kurulması reddedildi. İnanıyorum ki bugün IŞİD’e karşı bütün dünya savaş açmışken, herkes IŞİD’e karşı ortak mücadele yürütürken Türkiye içerisindeki bu IŞİD yapılanmasına karşı elbette ki bu ülkenin ve özellikle Meclisin, Parlamentonun bire bir sorumluluğu vardır ve bu komisyonda ortak rol alma ve bunu kabul etme gibi vicdani bir sorumluluğu vardır. Bugünleri elbette insanlar hatırlayacaktır. Halkın vicdanında insanlar mahkûm edilmiştir. Ama sağlam hukukçular, yürekli hukukçular tarafından da bunları yapanlar, bu katliamları yapanlar, bunlara sessiz kalanlar, izin verenler, “öfkeli çocuklar” diyenler de mutlaka ve mutlaka bir şekilde mahkûm edilecektir diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, sisteme girmişsiniz, 60’a göre buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, hem AK PARTİ iktidarı hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak sadece DAİŞ terör örgütüne değil tüm terör örgütlerine karşı aynı kararlı mücadelenin verildiğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biz hem AK PARTİ iktidarı hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti, sadece DAİŞ terör örgütüne değil, DHKP-C’ye de PKK’ya da diğer tüm terör örgütlerine karşı aynı kararlı mücadeleyi vermektedir. Fırat Kalkanı Harekâtı’yla DAİŞ’e en büyük zayiat ve en büyük kayıp Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından verilmiştir ve DAİŞ’le de diğer terör örgütleriyle de bu amansız mücadelemiz devam edecektir. Bunu özellikle belirtmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ilk söz, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grubunun vermiş olduğu önergenin aleyhinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken geçtiğimiz hafta Şenoba’da yaşanan vahim helikopter kazasında kaybettiğimiz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Tabii ki bu olayla ilgili olarak da geçtiğimiz 2 Haziran günü Yeni Özgür Politika (Özgür Gündem) gazetesinde çok vahim, içimizi kanatacak bir haberin yer aldığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bu haberle ilgili olarak bugüne kadar cumhuriyet savcılarınca yapılmış herhangi bir işlem var mıdır, yok mudur? Doğu ve güneydoğuda çok zor şartlarda Türkiye'nin huzuru ve bekası için mücadele eden kahramanlarımıza bu kadar vahşice saldıran bu gazeteyle ilgili de gerekli incelemenin yapılmasını ve bu haberi yapanlarla ilgili gerekli değerlendirmenin yapılmasını, buradan, Sayın Başkan, sizin aracılığınızla istirham ediyorum. Çünkü bu haber gerçekten çok vahim bir haber; orada kahraman şehitlerimizin yakınlarını incitecek, terörle mücadele eden bütün kahramanlarımızı incitecek bir haber.

Şimdi 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da yaşanan olayı birkaç başlık altında sizlerle birlikte tefekkür etmek istiyorum. Birincisi, tabii ki Türkiye’de terörle mücadeleyi akamete uğratan süreçler yaşadık. Bu süreçlerin hemen sonunda seçim atmosferinde Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyenlere uygun zeminler oluştu ve bu zemini kullananlar 5 Haziranda Diyarbakır’da Türkiye’yi kaosa götürecek bir bombanın fitilini çektiler.

Tabii burada Türkiye’nin içinden geçtiği süreçleri biraz dikkatlice irdelersek aslında hepimizin bundan sonrasıyla ilgili biraz daha sağlıklı düşünmesini sağlayacak bir zemine belki ulaşmak mümkün. Bu terörle mücadele yerine terörle müzakere zemini, tabii ki Türkiye’deki başka birçok sıkıntıyı da gündeme getirdi. O sürece baktığımızda, o terörle mücadele yerine müzakere sürecine baktığımızda, öbür tarafta da FET֒nün devletin istihbarat birimlerini ciddi manada ele geçirdiği bir ortam söz konusu ve bugün Türkiye’de yaşanan bütün terör olaylarını masaya doğru yatırdığımızda hepsinde istihbarat zafiyeti görürüz. Niye? Son dönemlerde FET֒nün devletin içerisine sızmasıyla birlikte en çok zarar gören devletin içerisindeki yapı istihbarat yapısı oldu ve bu yapının zarar görmesi de… Tabii ki böyle sokakta kovalayarak terörle mücadele olmaz, terörle mücadeleyi topladığınız istihbarata göre yapacaksınız. Bu manada, Türkiye, gerçekten zor bir sürece girmiştir. 17-25 Aralıkta -hep milat olarak AKP iktidarı böyle alıyor ama- o dönemde de bu manada yapılmış başarılı bir emniyet yapılanması söz konusu değil. Ancak 15 Temmuzda herkesin kafasına bombalar düştükten sonra atılan adımlarla istihbaratın yeniden yapılandırılması konusunda gerek Emniyette gerek Jandarmada gerek MİT’te yeni çalışmalar yapıldı ve birtakım istihbari faaliyetler yeniden başlatıldı. Ama geriye dönük uzunca bir dönem bir hafıza eksikliği olduğu için, o dönem yapılmayanlarla ilgili boşluk doldurulamadığı için, bugün özellikle Irak ve Suriye’deki istikrarsızlıktan da istifadeyle, orada gene büyük devletlerin de devreye girmesiyle terör örgütlerine yapılan yardımların da ülkemize bugün yansımaları çok daha net bir şekilde görülmektedir.

Gene Türkiye’de terör örgütlerinin hepsinin hedefi bir kaos oluşturmak, efendime söyleyeyim devleti yıpratmak, devlet otoritesini zayıflatmaktır; bu manada terör örgütleri arasında bir iş birliği de her zaman olmuştur. Bunu da yakın tarihimizde çok açık bir şekilde görmek mümkündür; FETÖ PKK, PKK IŞİD arasında birtakım birlikte hareket edilen olayların varlığı da bilinmektedir. Ama bunun ötesinde tabii terör örgütleri arasında hesaplaşmalar da vardır. Türkiye’de tabii ki Haziran 2015 seçimlerinde bir kaos oluşturmayı hedefleyen unsurlar da harekete geçmiştir. Özellikle Diyarbakır’daki bu patlamayı da bu çerçevede düşünmek, incelemek ve irdelemek lazımdır.

Gene burada, bu olayla ilgili olarak işte ihmali görülen polislerle ilgili Emniyet soruşturmalar yapmış ama burada gene bir şeyi daha görmek lazım: 15 Temmuz sonrası bu polislerin bir kısmı da kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilmiştir yani o polislerin kimler olduğunu, orada ihmali olan polislerin kimlerden talimat aldığını da bu manada bir daha değerlendirmek gerekmektedir.

Tabii, yargı süreci devam ediyor. Gene 15 Temmuz sürecine iyice baktığımızda, FET֒nün Türkiye’de en çokzarar verdiği kurumlardan biri de yargıdır. Yargı mensuplarının üçte 1’i 15 Temmuz sonrası süreçte görevden uzaklaştırılmıştır. Bu da dikkate alındığında, Türkiye’de yargının geçmişten bu yana ne kadar sıkıntılı bir süreç geçirdiği, özellikle 2010 referandumu sonrası ne kadar sıkıntılı bir süreç geçirdiği, bu süreç içerisinde yargı faaliyetlerinin nasıl sekteye uğradığı görülmektedir ama 15 Temmuzdan sonrabu manada da yapılan ciddi çalışmalar var. İnşallah yargının yeniden inşası ve yargının, yeniden herkesin güveneceği, herkesin “Türk adaleti yanlış yapmaz.” diyeceği noktaya gelmesi ve bu manada da önümüzdeki her türlü terör olayının doğru bir şekilde sorgulanması, yargılanması ve sonuca ulaştırılması gerekmektedir.

Yargı sürecinin devam ettiği bir olayla ilgili olarak bir araştırma komisyonu kurulması zaten doğru ve mantıklı değildir. Bu bakımdan, HDP’nin grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu tekrar ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 5 Haziran 2015 tarihi 7 Haziran seçimlerinden iki gün önceydi ve 7 Haziran seçimlerinin nasıl sonuçlanacağı da aşağı yukarı belliydi kamuoyu yoklamalarına göre. Dolayısıyla 5 Haziranda Diyarbakır’daki patlamayı sadece Halkların Demokratik Partisinin mitingine yapılmış bir patlama olarak değil, ondan sonraki sürecin de şekillendiği bir adım olarak okumak lazım. Yani 1 Kasıma gittiğimiz sürecin, 15 Temmuza gittiğimiz sürecin ve 16 Nisana, referanduma gittiğimiz sürecin başlangıç tarihi bana göre 5 Haziran 2015 tarihindeki Diyarbakır’daki patlamaydı. Oradan itibaren başladı ve dolayısıyla da bugünlere kadar geldik ve Türkiye 16 Nisanda tek adam yönetimini amaçlayan, Parlamentoyu devre dışı bırakan, otokratik bir rejime doğru hızla sürüklendi ve bir akıl ve sizin sık sık söylediğiniz bir üst akıl o zaman devreye girdi ve IŞİD kullanıldı, kullanıldı fakat bir şey de yapılmadı. Şimdi söyleyeceğim, varsa cevaplarınız gelip burada söylersiniz teker teker.

Değerli arkadaşlar, bakın, 5 Haziran seçimlerinden önce IŞİD’in bütün faaliyetleri konusunda burada çok konuştuk ama hiçbir tedbir almadınız. O zamana kadar ısrarla ben bu kürsüde konuştum “Türkiye IŞİD’i diye bir terör örgütü var mıdır yok mudur?” diye. Buradan bir Allah’ın kulu Adalet ve Kalkınma Partisinden cevap vermedi. Ben belgeli konuşmayı severim.

Bakın, 7 Nisan 2015 tarihli Yargıtay kararı… Hani, IŞİD’e karşı mücadele ediyordunuz ya, IŞİD terör örgütüydü ya. Yargıtay Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozuyor. Neden bozuyor? Diyor ki: “Sen bu adama IŞİD örgütü yönünden ceza vermişsin ama IŞİD diye bir örgüt var mıdır yok mudur, Emniyet Genel Müdürlüğünün bir kararı var mıdır yok mudur, ilk önce onu araştır.” Çünkü o tarihe kadar Adalet ve Kalkınma Partisi yönetimindeki Hükûmet “Türkiye IŞİD’i” diye bir örgütü terör örgütü olarak tanımlamamıştı. O nedenle de Yargıtay bu kararı veriyor 2015’e kadar.(x) 2015’e kadar Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti Türkiye IŞİD’ine ve küresel IŞİD örgütünün Türkiye üzerinden Suriye’deki ve Irak’taki operasyonlarına göz yumdu -bunu açık açık ifade ettik ve burada ifade etmeye devam ediyoruz- 2015’e kadar. Ne zamana kadar? Ta ki iktidarınıza kadar, mutlak iktidarınıza kadar. Ne oldu ondan sonra?

Bakın değerli arkadaşlar, ne oldu? 20 Temmuzda Suruç oldu. Ondan önce 172 kişinin katledildiği Kobani’de bir IŞİD saldırısı oldu, hemen ardından Suruç’ta saldırı oldu, hemen ardından, bu geldi ve hiçbir araştırma yapılamadı. Bizler, kamuoyu kaynaklarını okuyanlar çok daha fazla bilgiye sahiptik; sizler bir şey yapmadınız.

Sonrasında ne oldu? 22 Temmuzda Ceylânpınar’da 2 polis memuru alçakça katledildi, alçakça. Geçen hafta duruşmaları vardı, tutuklu sanıklar tahliye edildiler çünkü parmak izleri uyuşmadı. Bunun niye önemi var? 23 Temmuzda Davutoğlu Çankaya Köşkü’nde Güvenlik Zirvesi’ni topladı ve çözüm sürecini bozdu bu saldırıyı gerekçe göstererek. Bu saldırı karanlıkta kaldı, failleri kim belli değil ama bunun üzerine bozuldu ve ondan sonra 1 Kasıma giden süreç oluştu. Koalisyon kurulamadı, “Ya kaos ya istikrar.” denildi; doğuda, güneydoğuda kentlerde hendekler, barikatlar kazıldı; çözüm süreci berhava edildi ve 10 Ekimde Gar saldırısı oldu. bu Gar saldırısından sonra Başbakan Davutoğlu ne söyledi biliyor musunuz? “Elimizde istihbarat var, biliyoruz kimler olduğunu ama yakalamıyoruz çünkü eylem yapmaları lazım.” Aslında Davutoğlu doğru söylüyordu çünkü kendisine aktarılan bilgi öyleydi. IŞİD o tarihe kadar terör örgütü olarak ilan edilmediği için herhangi bir biçimde onun lehine faaliyet gösterenlerin gözaltına alınması da mümkün değildi ve Gaziantep’te, Adıyaman’da, Diyarbakır’da, Bingöl’de o nedenlerle de gözaltı işlemleri yapılamıyordu.

Ve ondan sonra ne oldu? Aynı Davutoğlu şunu söyledi, o patlamadan sonra “Oylarımız artıyor.” dedi. Van’da gitti, konuştu, “Eğer tek başımıza iktidara gelmezsek istikrar bozulur, Toroslar dolaşır.” dedi ve 1 Kasım seçimlerine gittik. Ondan sonra da 15 Temmuza geldiğimiz süreç oldu ve bu Parlamento dokunulmazlıkları kaldırdı. Bir siyasi partiye karşı da operasyonun başlangıç tarihi -burada iddia ediyorum- 5 Haziran 2015 tarihidir. Evet, dokunulmazlıklar kaldırıldı; bana göre yanlış, yine de yanlış ama bugün konuştuğumuz, bugün konuşacağımız mesele dokunulmazlıkların kaldırılması değil; bugün konuşacağımız mesele milletvekillerinin tutuklanması meselesidir, tutuklu olmaları meselesidir, bu meseledir.

Bakın, değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi aynı Anayasa Mahkemesi, üyeler aynı üyeler, Anayasa aynı Anayasa. Ne zaman karar vermişler? 4 Aralık 2013 tarihinde, Mustafa Balbay kararı. 111’inci paragrafını lütfen okuyun, lütfen okuyun 111’inci paragrafını. Orada -Anayasa’nın 19’uncu ve 67’nci maddesi- bu Anayasa Mahkemesi, bu Anayasa’ya göre bu Anayasa Mahkemesi üyeleri karar vermişler. Peki, şimdi ne oldu? On aydır bir siyasi partinin genel başkanı mahkemesine çıkamıyor. Mahkeme mümkün olduğu kadar en uzak tarihi veriyor. Çocukları, yakınları mağdur ediliyor, Diyarbakır’dan Edirne’ye gönderiliyor, mahkemesi Diyarbakır’dan Ankara’ya gönderiliyor. Grup başkan vekillerinin davaları sürgün ediliyor. Mümkün olan en uzak günler veriliyor ve bunları siz yapıyorsunuz, siz. Mağdurdunuz, zalim oldunuz, zalim. Hep söylüyorum, zalim oldunuz.

Kendimle ilgili meseleye geleyim değerli arkadaşlar. Arkadaşlar, bakın, bunlar benim için onurdur, bu fezlekeler ama sizin için, sizin tarihiniz bakımından yüz karası olacaktır, yüz karası. Ne zaman dinlemişsiniz beni, biliyor musunuz? 2010’un Eylül, Ekim, Kasım aylarında. Milletvekili değilim, hiçbir siyasi partinin üyesi değilim, Diyarbakır’da avukatım. Sizin bugün attığınız, attırılan FET֒cü hâkimler, savcılar, polisler dinleme kararı vermiş yüzlerce kişi hakkında, birisi de benim. Dinlenmişim, bildiğim kadarıyla üç ay. Ne zaman dinlenmişim? Hukukçu milletvekilleri, sizlere söylüyorum? 2010 tarihinde dinlenmişim. Tutanaklar ne zaman gitmiş savcılığa? 2010 tarihinde. Fezleke ne zaman geliyor Meclise? 2017 tarihinde. Peki, soruyorum: Eğer bu içerdikleri suçsa benimle ilgili dinleme kayıtlarına yedi yıl boyunca işlem yapmayan savcı ve hakîmler nerede? Şimdi, benimle ilgili olarak fezleke gönderiliyor. Hiç mi sesiniz çıkmayacak? Hiç mi yüzünüz kızarmayacak, hiç mi?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Niye bizim yüzümüz kızarsın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet, kızarması lazım yüzünüzün.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Niye bizim yüzümüz kızarsın kardeşim?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, attığınız savcıların dinleme kararlarıyla bunlar veriliyor. Size gelince hukuk, bize gelince bu, değil mi Mehmet Ali Bey? Bu mu?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Kardeşim, kim yapmışsa o kişilere söylersin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kim yapmış diyeyim mi? 2010 yılında beni dinlemişsiniz. Gelin, bu tutanakları okuyun. Birisi ağabeyim, ağabeyimle ilgili konuşma metinleri buraya konulmuş. Yasak değil mi? Niye elinizin tersiyle itmiyorsunuz, neden itmiyorsunuz?

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Olabilir de bizi niye itham ediyorsunuz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – İktidar sizsiniz, siz, sizin savcılarınız ve hâkimleriniz; o yüzden sorumlusunuz, o nedenle sorumlusunuz.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Bizim savcımız, hâkimimiz olmaz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, 2016 yılında dokunulmazlıklar kaldırıldı. Adalet Bakanlığı bütün savcılıklara genelge gönderdi “Ellerinizde milletvekillerinin soruşturması varsa gönderin.” diye. Sorun bakalım... Benim hukukumu siz koruyacaksınız, ben değil.

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Gayet tabii koruyacağız...

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O zaman çıkın, konuşun.

2016 yılında...

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – ...ama bizi haksız yere itham etmeyin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet, sizin için yüz karasıdır, yüz karası. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ŞAHİN (Karabük) – Bizi haksız yere itham etmeyin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, bu Parlamento, Recep Tayyip Erdoğan’ı, siyasi yasaklıyken Anayasa'yı değiştirip milletvekili yapan parlamentodur. Ama şimdi aynı Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi, aynı hukuksuzlukla milletvekillerinin milletvekilliğini düşürmeye çalışıyor. Bu mu sizin hukukunuz? Soruyorum, bu mu, bu fezleke mi? Milletvekilinin tutuklu olması mı? Bu mu hukuk? (CHP sıralarından alkışlar)

Bu Parlamento bir genel başkanın milletvekilliğini düşürdü, bu Parlamento bir genel başkanı milletvekili yaptı ve şimdi Cumhurbaşkanı...

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Yerden göğe kadar haklısın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Susun... Gelin, konuşun burada, cevap vereyim sizlere.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Bağırmadan konuş, bağırmadan. Sakin ol!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sus! Sus! Sus!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Talimat verme oradan hatibe. Burası Meclis, bağırır adam, sana ne?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gel buraya cevap ver. Gel buraya cevap ver. Utanmaz!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – “Orada bağırma, burada bağırma.” Nerede bağıracak, nerede konuşacak? “Dışarıda konuşma, içeride konuşma.” Her yeri cezaevine çevirdiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Sayın Tanrıkulu, lütfen Genel Kurula hitap edin siz de.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, ben kendi tarihim bakımından söylüyorum: “Hırsız”, “katil” olarak anılacağıma “Gezi’nin çapulcusu” olarak anılmayı kendim için şeref olarak görürüm.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Mağdurdunuz, zalim oldunuz.” “Terör örgütlerine karşı mücadele etmiyorsunuz.” gibi söylemlerle hatip sataşmıştır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, sataşmadan iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, ilk günden itibaren hep mazlumun yanında olmaya çalıştık ve bundan sonra da mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mehmetçiğim, burada gülecektik herhâlde, burada gülecektik! Bu kısım gülme kısmıydı.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hiçbir zaman zalim olmadık, zalimin yanında da zalimin sırtını sıvazlayan da olmadık.

Türkiye, yaşadığı coğrafyanın zor bir coğrafya olduğunu devlet olarak bilen bir ülke ve çeşitli dönemlerde farklı isimler altında terör örgütlerine karşı sürekli mücadele etmiş; bir dönem ASALA’yla mücadele etmiş, sonra PKK terör örgütüyle mücadele etti, ediyor, DHKP-C’yle mücadele ediyor, DAEŞ’le mücadele ediyor. “Bunlarla mücadele etmiyorsunuz ki, FET֒yle mücadele etmiyorsunuz.” gibi bir ifade kullanmak yersizdir, kabul edilemez. Türkiye bu terör örgütleriyle mücadele ediyorken birileri o terör örgütü paçavralarının altında boy gösterip bu kürsüden bize hukuk dersi veremez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim göstermiş, adını da söyle, kim? Kim orada paçavralarla göstermiş?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada olmayan şeyler üzerinden iktidarı suçlayarak bir şey elde etmeye kimse çalışmasın.

Bakın, geçenlerde bir terörist öldürüldü, medyada farklı şekilde lanse ediliyordu ama ondan sonra eli silahlı bir terörist olduğu ortaya çıktı. Şimdi, şunu beklerdik Sayın Tanrıkulu’dan: Arkasında onun fotoğrafını tutup onun önünde yürümekte hiçbir rahatsızlık duymuyor kendisi, bununla alakalı kendisinde bir rahatsızlık duymuyor, bir rahatsızlık görmüyor; bir terörist o. Ama buradan çıkıp “Türkiye, terörle mücadele etmiyor.” diyecek kadar kendinde hak görüyor. Kusura bakmayın, böyle bir şey söz konusu olamaz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – IŞİD, terörle mücadele örgütü mü sizin yahu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, adımı anarak…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Açık sataşma var yani bunu izaha gerek yok ki.

BAŞKAN – Ne dedi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terör örgütü bayrağı altında fotoğraf vermekle itham etti milletvekilini.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, açık izahat var, bakın yani dinlemediniz herhâlde.

BAŞKAN – Ben sormak durumundayım Sayın Tanrıkulu, “Ne dedi de size sataştı?” demek durumundayım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, “paçavranın altında yürüyen”, ondan sonra “fotoğrafının arkasında…”

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika size de sataşmadan dolayı söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, bakın, ben hayatım boyunca teröre, terör yöntemlerine karşı çıktım; böyle Ankara’da, İstanbul’da, bu Mecliste değil, Diyarbakır’da karşı çıktım. Bunu en iyi sizin il başkanlarınız bilir, en iyi Diyarbakır milletvekilleri bilir. Buraya da gelip böyle ucuz kabadayılık yapmak olmaz, hiçbir zaman olmaz. Tümüne karşı çıktım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kabadayılığı siz yapıyorsunuz. Kabadayılığı siz yapıyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Benim arkamdan kim yürümüş, kim yürümemiş belli değil, bilmem. Ben en önde yürüyorum ve o Gezi…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gezi için yürüyoruz biz orada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tasvip ediyor musunuz onları?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Evet, Gezi için yürüdük, her zaman da yürürüz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bakın, Gezi yürüyüşü, anma yürüyüşü, anma yürüyüşüdür o.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Devam et yürümeye, devam et!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Anma yürüyüşüdür değerli arkadaşlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bak, kiminle beraber, görüyor musunuz? Kiminle beraber?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, siz bunlara, bakın… Benim alnım açık. Savcılarınız soruşturma açıyor zaten, tutuyorsunuz açıyor. Onlarla ilgili açsınlar, hesap vermeye hazırız ama siz akıttığınız kanda boğulacaksınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Açarlar efendim, bir sıkıntı yok, burası hukuk devleti.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Eli kanlısınız çünkü Gezi’de ölenlerin katili onlara emir verenlerdi; onlara emir verenlerdi Gezi’de ölenlerin katili.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bak, burada değil, burada değil.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne var orada, ne var orada? Ne gösteriyorsun, ne var orada? Hiçbir şey yok, ben de oradaydım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Dolayısıyla, bizim hesap vermeyeceğimiz hiçbir olgu yok. Ben yirmi beş yıl Diyarbakır’da avukatlık yaptım, terörist olmadım ama Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde yedi yıl sonra böyle bir fezlekeyle karşı karşıya kaldım. Adaletiniz bu mu ya? Bundan utanmanız lazım, bunun arkasında durmamanız lazım; utanmanız lazım, arkasında durmamanız lazım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sen utan!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sen utan!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Benim herhangi bir biçimde, bakın, değerli arkadaşlar, istediğiniz her yerde… Ben dünden itibaren İnsan Hakları Komisyonu Başkanıyla atışıyorum Twitter’da, buradan da sesleniyorum, gelsin buraya tartışalım veya istediği medyada, bakın, söylemediğim bir sözü yazılmadığı bir şekilde tahrif ederek yayınladı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sen kendi ülkene “Ekonomik yaptırım uygulayın.” diyen bir milletvekilisin Sayın Tanrıkulu!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Sizin İnsan Hakları Komisyonunuzun Başkanının da sıfatı bu, siz de busunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sen kendi ülkene “Ekonomik yaptırım uygulayın.” diyen bir milletvekilisin, hangi hukuktan bahsediyorsun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Amacınız yanıltmak, amacınız tahrif etmek, amacınız haysiyet cellatlığı yapmak.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendi ülkene “Ekonomik yaptırım uygulayın.” diyen birisisin sen!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ama bakın, alnımız açık ve geçmişimizden de yaptığımız her şeyden de onur duyuyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Hangi alnın, hangi alnın!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ama hiçbir zaman da biz hırsız ve katil diye anılmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendi ülkene ekonomik yaptırım isteyen birisin sen, hangi alından bahsediyorsun, hangi alından!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hukuk hesabını sorar, merak etme. Merak etme, hukuk hesabını sorar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mikrofonu açarsanız, arkadaki arkadaşlar duyamıyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhurbaşkanının bazı ifadeleri ile İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, Sayın AK PARTİ Genel Başkanının başlattığı bir tartışma belli ki önümüzdeki dönemde yoğunlaşarak sürecek. Bu tartışma bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir. Bu memleketin gençlerini yok “Gezi gençliği”, yok “15 Temmuz gençliği”, yok “Ensar gençliği” diye ayırmak bu vatana ihanettir Sayın Başkan. Sayın Cumhurbaşkanını bu yanlıştan bir an önce dönmeye davet ediyorum, bir.

İkincisi, Sayın Grup Başkan Vekili, AK PARTİ hükûmetlerinin terör örgütleriyle etkin mücadele ettiğini söyledi. Ben de ana muhalefetin Grup Başkan Vekili olarak diyorum ki: AK PARTİ hükûmetleri -milletvekillerimizi tenzih ederek söylüyorum- IŞİD’le de, PKK’yla da, FET֒yle de iş tutmuştur. Sayın Muş’a şu resmi göstermek istiyorum: Mansura kasabasında ele geçirilen IŞİD silah deposundaki mühimmatın tamamı, neredeyse tamamı Türkiye imalatlı. Soruyorum Genel Kurula: Makina kimya enstitüsü Türkiye’nin değil mi, bu devletin, bu milletin değil mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne alakası var ya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada resim işte.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onun demesiyle mi…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Burada işte ya, al Makina kimyanın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Al, al, Makina kimya.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, ne alakası var be, ne alakası var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kim verdi bunları?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık yahu!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kim götürdü bunları?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık size de Sayın Altay, yazık sana!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Makina kimya enstitüsüne hırsız girdiyse…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık sana.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – MİT tırları nereye gitti?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kendi ülkeni mi suçluyorsun sen ya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Makina kimya enstitüsünün depolarına hırsız grip de bu silahları çaldıysa bu kadar tırla…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık sana, yazık sana ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sana yazık!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, PKK’dan ele geçirilen silahları söyle, PKK’dan ele geçirilen silahları söyle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Osman konuşma, konuşma!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Asıl terörist sensin!

BAŞKAN – Sayın Altay…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kim söyledi, nereden çıkardın yahu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, iktidar partisi grup başkan vekilinin buradaki bu iddiadan sonra şu resme bir cevap…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayret bir şeysin ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Osman, bir sus.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - PKK’dan ele geçirilen silahları söyle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Alayını siz verdiniz!

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Terör örgütlerini bu ülkenin başına siz bela ettiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nereden biliyorsun yahu?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nereden çıkardın yahu?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gel, bu resmin hesabı ver.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Belge mi onlar? Çıkmış, yanlış bilgiyle konuşuyorsun yahu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gel, bu resmin hesabını ver.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, verenler belli: Almanlar verdi, Belçikalılar verdi, konuşuyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Uyaracak mısınız?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Makina kimyada da mı ürettiriyorsunuz onları?

BAŞKAN – Buyurun, oturun Sayın Altay, tamam.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şunu açıverin Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Altay, iki dakikada tamamlayın.

Buyurun, bitirin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yahu, terör örgütlerine destek mi oluyorsun yani, ne alakası var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, burası Meclis, burada kimse tiyatro oynamayacak.

BAŞKAN – Doğru söylüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada kimse âlemi kör, milleti sersem zannetmeyecek.

Soruyorum: Makina kimya enstitüsü damgalı bu silahlar IŞİD’in deposuna nasıl gitti?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Endüstri” ağabey, “endüstri”, “enstitü” değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – IŞİD’in deposuna bu silahların gitmesine göz yumanlar, gönderenler IŞİD’in akıttığı her damla kandan IŞİD kadar sorumludur, vebal altındadır. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – IŞİD’le kim mücadele ediyor? 3 bin tane IŞİD’li teröristi kim öldürdü be! O askerler öldürdü be!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Evet,böyle mücadele ediyorsunuz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kendi askerlerine ne diyorsun?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Böyle mücadele ediyorsunuz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun sizin de mikrofonunuzu açıyorum.

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadeleri ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının grup toplantısındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) -Sayın Başkan, talihsiz bir konuşma.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne demek “talihsiz!”

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Provokasyona inanıyor musun? Bir tane sandık resmi gösteriyorsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) -Ana muhalefet grup başkan vekiline yakışmayan bir konuşma.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Yakışmayan” ne demek ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) -Kendi ülkesini, kendi devletini bir terör örgütüyle eş görmeye çalışan bir konuşma. Üzülüyorum. Yazıklar olsun! Başka bir şey demiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Zaten, millet onun için sandığa gömüyor sizi be!

MEHMET MUŞ (İstanbul) -Bir diğeri, bakın…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gerçekler böyle olmuyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne oluyor?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gerçek oluyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkanım, bakın, bugün, başka bir talihsiz açıklama daha gördük. Genel Başkanları grup toplantısında “Terör örgütünün dört parmağını aldılar, simge yaptılar.” diyor.

Bakın, ne diyoruz biz: Tek millet, tek bayrak…

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Adı ne milletin?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hangi millet?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türk milleti.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hitler de öyle diyordu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Tek millet, tek bayrak, tek devlet..

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Tek adam.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - …tek vatan.

Bunun hangisinden Kılıçdaroğlu niye rahatsız oluyor? Çıkıp bunu açıklasınlar. Bundan rahatsız oluyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hitler gibi konuşmayın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Neden rahatsız oluyor? Tek bayraktan mı rahatsız oluyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, eğer terörle alakalı bir şeylere bakmak istiyorlarsa Apo’nun flamalarının altında yürüyen milletvekillerine baksınlar. Terörist cenazesine katılıp gözyaşı döken milletvekiline baksın Kılıçdaroğlu. Simge arıyorsa oraya baksın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Hangi terörist cenazesi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - PKK’ya tek laf edemeyen…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hangi terörist cenazesi? Yalan söyleme! Yalancılar!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Merak etmeyin, millet gerekeni yapacak, yaptı, yapıyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) -Devleti suçlayarak bildiri yayınlayan akademisyenlere destek verdi, o açıklamasına baksın Kılıçdaroğlu simge arıyorsa.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – “Terörist” dediğin adamın cenazesini Ahmet Davutoğlu getirtti.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Partisinin Cizre Raporu’na baksın Kılıçdaroğlu.

Teşekkür ederim.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Ahmet Davutoğlu getirtti, ne teröristi! Ahmet Davutoğlu uğraştı, getirtti.

BAŞKAN – Arkadaşlar, az önce Sayın Altay güzel bir şey söyledi, “Burası tiyatro değil.” dedi. Bu konuştuğumuz konu çok ciddi bir konu. Terörle mücadele konusunda parti aidiyeti göstermeden, her birimizin 80 milyon olarak aynı kararlı duruşu sergilemesi lazım. Bazen parti aidiyetlerimiz bizi farkı şeyler söylemeye mecbur kılabilir. Ne olursunuz, konuştuğumuz konu çok ciddi, çok esaslı bir konu. Türkiye Cumhuriyeti, 79 milyon, 80 milyon vatandaşıyla hep birlikte bütün terör örgütlerine karşıdır ve bu karşı mücadeleyi de burada bütün siyasi parti grupları olarak samimi bir duruş göstererek vermek durumundayız. Ne olursunuz, sözlerimizin gideceği noktayı düşünerek her birimiz meramımızı ifade edersek çok daha doğru olur ve terörle mücadelemize zerre kadar halel getirmez diye düşünüyorum. Sizi bu noktada biraz daha kararlı, samimi ve terörle mücadele noktasında ortak bir duruşa davet ederek Sayın Altay’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili Genel Başkanımızın bugün yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak sanki bizim tek devletten, tek milletten bir rahatsızlığımız var algısı yaratacak şekilde, Genel Başkanımızın yaptığı konuşmayı çarpıtmak suretiyle, grubumuza sataşmıştır efendim.

Sataşmadan dolayı söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süreyle sataşmadan söz veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şunu deyip kurtulmak sizin için daha kolay, bu konuda burada sizin cebelleşecek hâliniz yok, geçmişinizde sabıkanız bol, deyin ki… Nasıl FETÖ meselesi çıkınca, 17-25 Aralıktan sonra millete döndüler “Bizi Allah affetsin, millet affetsin; biz bunları iyi adam zannetmiştik, böyle hain çıktılar.” dediler…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz de kanallarındaydınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …IŞİD için de aynı şeyi söyleyin kurtulun, yoksa kurtulamazsınız. Soruyorum ben…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – IŞİD’le hiçbir alakamız yok, IŞİD terör örgütüdür.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Efendim, işte, millet görsün, Makina kimya enstitüsü kaşeli cephane sandığı bu, bu IŞİD’in depolarından bunlar çıkıyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Kim koymuş onu, kim?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, orada mıydın? Bunu servis ediyorlar, inanma her şeye.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bunun hesabını biri verecek, bunun hesabını vermeden burada siyaset yapılmaz, milletin karşısına çıkamazsınız yarın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Her şeye inanma.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz FET֒nün kanallarında boy gösterirken… Onun hesabını verin.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Almanlar mı servis ediyor, Amerikalılar mı?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Almanlar mı gönderdi, Almanlar mı?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir şey daha, şu İhvan işaretine gelelim: “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak” demek için bu terör örgütü işaretini yapmaya gerek var mı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hangisinden rahatsız oldunuz?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Böyle demeden, böyle yapmadan “tek devlet” denmiyor mu? (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, biz böyle yaptık, hangisinden rahatsızsınız? Rahatsızlığınızı söyleyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu, Müslüman Kardeşler’in, İhvan’ın işaretidir.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Değil, değil; bilmiyorsun.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Terör örgütünün sembolüdür, terör örgütüdür İhvan.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Eğer siz diyorsanız ki: “İhvan, Müslüman Kardeşler terör örgütü değildir.” (AK PARTİ sıralarından “Değildir.” sesleri) Onu bilemem ben, dersiniz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – İhvan terör örgütüdür, dünyaya anlatacaksınız onu.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ama o terör örgütü yüzünden iki gündür Orta Doğu’da kazanlar kaynıyor. Katar’a olan bu ilginizi de aslında anlıyorum. Şöyle bir baktık, AK PARTİ hükûmetlerinin Cumhurbaşkanı düzeyinde, Başbakan düzeyinde 57 defa ziyaret yaptığı bir ülkeden bahsediyoruz ve bu ülkeye, şimdi, Orta Doğu’daki ülkeler ambargo, abluka uyguluyor, bu ülkeyi terör örgütleriyle iş birliği yapan ülke olarak niteliyor ve sizin, bölgedeki en kıymetliniz Katar. Çıkın, bunun da hesabını burada verin. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – IŞİD terör örgütüdür, bizim hiçbir desteğimiz olmamıştır; bizim askerlerimiz o teröristleri indirmiştir, imha etmiştir, o kadar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Orta Doğu’daki gelişmeleri daha derinlemesine analiz etmesini tavsiye ederim Sayın Altay’a.

Bakın…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Konuşuyorsunuz ya! 12 seçimdir yeniliyorsunuz, bunlara inanmayın ya!

BAŞKAN – Sayın Bak, bir saniye, Sayın Muş’a söz verdim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 10/10/2013, 28791 sayılı Resmî Gazete’de, Bakanlar Kurulu kararıyla IŞİD yani DAİŞ bir terör örgütü ilan edilmiştir, bitti.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ne zaman?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 10/10/2013, 28791 sayılı Resmî Gazete. Resmî tarihtir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bırakın istihbarat örgütlerinin ağzını, bırakın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Almanların oyununa gelmeyin, servis yapmışlar size!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Talimat geldi Almanya’dan galiba!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İnandık, inandık, hemen inandık!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Talimat mı geldi Almanya’dan?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bizim beynimiz kendimizde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Almanya’dan talimat mı geldi?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bizim beynimiz sarayda değil.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, “IŞİD, Bakanlar Kurulu kararıyla terör örgütü ilan edilmiştir.” dedi. Yanlış bir bilgi, ben de burada “IŞİD terör örgütüdür.” demiştim. Yanlış beyanda bulundu, o yüzden söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Hiç alakası yok Sayın Tanrıkulu, söz veremeyiz, böyle bir sataşma yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, şöyle, bakın…

BAŞKAN – Yani “Bakanlar Kurulu kararıyla IŞİD terör örgütü ilan…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, değil işte!

BAŞKAN – …edilmiştir.” demesiyle Sezgin Tanrıkulu’na sataşmış mı oluyor? Böyle bir şey mi var?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, bakın, değil işte…

BAŞKAN – Yok, kusura bakmayın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Efendim, Resmî Gazete’de…

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara.

Buyurun Sayın Boynukara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Öncelikle, 5 Haziran 2015 tarihinde meydana gelen terör saldırısı sonucunda hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum.

5 Haziran terör saldırısıyla ilgili olarak, 5 sanık hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddeleri bulundurma suçlarıyla başlatılan yargılama devam etmektedir. Duruşma tarihi 20 Hazirandır.

Terör eyleminde kamu görevlilerinin ihmaliyle ilişkili olarak Emniyet Genel Müdürlüğünce 18 polis hakkında yürütülen soruşturmada ihmali olduğu değerlendirilenler hakkında da işlem yapılmıştır.

Bu noktada bir hatırlatmayı yapmakta fayda var. Sayın Ahmet Davutoğlu’na atfedilen “öfkeli çocuklar” yakıştırması doğru değildir, iftiradır. Sayın Davutoğlu’nun açıklamaları ortadadır, isteyen onlara bakıp tekrar dinleyebilir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ne demiş?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Merak edenler bakabilir, siz bakın oraya.

Değerli milletvekilleri…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Yalanlayan sensin, doğrusunu söyle o zaman.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Beyefendi, susabilir misiniz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Hayır, susmuyorum. Ne yapacaksın?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – O zaman samanlığa gidin.

Değerli milletvekilleri…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Siktir!

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Terbiyeli ol! Hayvan herif!

BAŞKAN – Sayın Kürkcü…

(Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın HDP sıralarına yürümesi)

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ne söyledin? Ne söyledin?

(AK PARTİ sıralarından bir grup milletvekilinin HDP sıralarına yürümesi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ağzından kaçtı, ağzından kaçtı. Geri alır, geri alır.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ne söyledin sen?

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Az önce, Meclisi kapatmadan önce, ara vermeden önce, burada kabul edilemeyecek bir ifade kullanılmıştır. Bu açıdan, 160’a göre kınama cezası verilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben az önce tutanakları da aldım. Gerçekten, burada okumaktan hicap ederim, okumayacağım. Dolayısıyla bir önceki oturumda…

Sayın Kerestecioğlu, buyurun, size de söz vereyim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz bitirmeden mi vereceksiniz? Siz bir tamamlasaydınız isterseniz.

X.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye, yerinden sarf ettiği bir ifadesi nedeniyle kınama cezası verilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara’ya karşı yapmış olduğu davranış, İç Tüzük’ün 160’ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3)’üncü bendinde yer alan “kaba ve yaralayıcı sözler sarf etmek ve hareketler yapmak” kapsamında olup kınama cezası gerektirmektedir.

Bu nedenle, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü hakkında İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca kınama cezasını teklif ediyorum. Sayın Kürkcü’nün, kendisini savunma hakkı var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben bununla ilgili…

BAŞKAN – Dilerseniz, onun yerine siz savunma yapmak istiyorsanız buyurun.

Buyurun, size söz veriyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu, savunma değil. Ben onunla ilgili önce söz alsaydım o zaman yani çok ani bir şey yaptınız. Önceki sözü de değerlendirdiniz herhâlde.

BAŞKAN –Buyurun, buyurun siz. Artık savunma olarak verdik.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben onu savunmak olarak yapamam yani onu kendisi yapar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Savunma olarak konuşamaz ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman savunma yapmayacaksınız… Ben size ayrıca söz vereyim dedim, siz “Bitirin.” dediniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama böyle bir şey yapacağınızı düşünerek demedim.

BAŞKAN – Ben...

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Oyla, oyla Başkan…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Biraz evvel söylenen sözü de şey yapın. Bir hanımefendi milletvekiline “Oyna” diyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

Biraz önce söylenen sözü duydunuz mu?

BAŞKAN – Duymadım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Oyna, oyna…”

BAŞKAN – “Oylayın, oylayın.” dedi efendim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamam, peki.

Şimdi, Sayın Başkan, siz gerçekten tarafsız bir şekilde yönetmek durumundasınız ve…

BAŞKAN – Muhakkak.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …aynı şekilde tutanak elinizde varsa burada olan şeyleri ben de okuyorum, siz de okuyorsunuz. Şimdi, ben, vekilimiz adına burada savunma yapmak durumunda olamam, kendisi kendisini savunabilir ancak ben, daha öncesinde zaten söz alıp bunun söylenmeyecek bir şey olduğunu ve düzeltilebilir bir şey olduğunu ifade etmek istiyordum. Ama bunun öncesinde söylenen “O zaman samanlığa gidin.” sözü, aynı şekilde, söylenmeyecek bir sözdür. Ertuğrul Kürkcü, Kızıldere’de arkadaşlarını kaybetmiş -Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve başka arkadaşlarını- ve oradan sağ kurtulmuş birisidir. Bu sözün, “O zaman samanlığa gidin.” sözünün ne ifade ettiğini herkes bilmektedir. Şimdi, bu kışkırtıcı sözün arkasından ve burada yazan… Aslında tutanaklara öyle geçmiş ama sözün tamamını sarf etmedi. Yani gerçekten ağzından kaçan bir şeydi ve gerçekten toplamaya gayret etti ve sustu tamamını, “i” ve “r” harflerini söylemeden. Ama ne olursa olsun, ne olursa olsun, evet, söylenmeyecek bir sözdü ve buradan sarf edilmemesi gerekiyordu. Siz, maalesef hemen kapattınız ve arkasından, burada bu sıralara yürüyen milletvekillerinin ettikleri sözler de asla kabul edilebilir sözler değildi aynı şekilde ama hep böyle yapılıyor, onlar tutanağa geçmiyorlar ve aynı hakaretler, aynı küfürler buradaki erkek milletvekilleri tarafından burada havada uçuştu, söylendi ve sarf edildi.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hayır, öyle bir şey olmadı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben o nedenle bütün milletvekillerinin ama kadın milletvekillerinin değil…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Küfür falan olmadı o arada, ne küfrü ya, tutanaklara öyle geçsin diye öyle bir şey söylüyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …erkek milletvekillerinin özellikle -evet Nurettin Bey, maalesef böyle- yüzümüze baka baka, burada bu sözleri zaman zaman ağızlarından kaçırdıklarını görüyorum; bu, kabul edilebilir bir şey değil. Yani zaten cinsiyetçi ve ağza alınmaz laflar ediliyor. Bunun ağır bir şey olduğunu düşünüyorum. Ben bunu düzeltmek için söz almak istemiştim burada. Kalkıp hemen bunu oylamaya sunmanız, bu şekilde davranmanız, bence, buranın genel kültürüne çok uygun bir şey değil. Burası çok usturuplu laflar edilen bir Meclis olsa gerçekten… Bu laf sadece… Üstelik, dediğim gibi, sonunu söylememeye gayret edip toparlayan, yanımda olduğu için fark ettiğim ve kendisini de uyardığım arkadaşımız, bu sözü mutlaka geri alırdı. Aslında kendisi de nezaketle davranan bir insandır, bu şekilde davranmaz ve bunu düzeltirdi. Ben de onun yerine aynı şekilde bunu bu anlamda düzeltebilirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O nedenle, böyle bir şeye kalkışılmamasını rica ediyorum sizden.

Dediğim gibi, herhâlde Adnan Bey’in de bunu kabul edeceğini yani kendi söylediği sözün de aslında ne kadar derin bir yaraya parmak basan bir şey olduğunu ve ne kadar sarf edilmez bir şey olduğunu da bir an için düşünmesini temenni ederim. Yani arkadaşlarını orada kaybetmiş, uzun yıllar cezaevinde yatmış bir insana kalkıp da bu şekilde bir suçlamada bulunulması ve böyle bir tabirle hitap edilmesi de aynı şekilde uygun olmayan bir şeydir ve sonrasındaki milletvekillerinin yaptıkları da aynı şekilde. Maalesef, siz içeri gittiğiniz için onları işitmediniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

Tabii, ben başta, size söz veririm dedim ama “sonra” deyince öyle araya kaynadı. Muhakkak ki söz verecektim ben size.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, ben, ne yapacağınızı bu kadar…

BAŞKAN – Yalnız şunu ifade edeyim: Bazı beyanlar vardır ki ne olursa olsun -bakın tutanaklara geçmiş- bunları siz de kabul etmezsiniz biz de etmeyiz, mümkün değildir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama yanlış da geçmiş çünkü tamamlamadı o lafı.

BAŞKAN – Dolayısıyla, bunu burada, bakın, oluş hâliyle ben okuyamadım siz de okumadınız, okuyamadınız.

Bu nedenle, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye kınama cezası verilmesini Genel Kurula teklif ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde aleyhte ikinci ve son söz Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara’ya aittir.

Buyurun Sayın Boynukara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Öncelikle o çirkin ifadeyi iade ediyorum. Cinsiyetçi ifadeleri kullanan şahsı HDP grup yönetimine ve kadın milletvekillerine havale ediyorum. Yanınızda oturan şahsın ne söylediğini bence iyi dinlemeniz lazım. Ben, ne söylediğimi iyi bilen birisiyim. Genellikle buradan kimseye sataşmamaya özen gösteriyorum, bildiğim doğruları, düşüncelerimi açık açık anlatmaya çalışıyorum. Sataşmaktan haz alan birisi değilim, sataşmam ve kimsenin de bana sataşmasını istemem; hoş bir şey değil bu. Bunu grup başkan vekillerinin bir gelenek hâline getirmesi lazım. Kürsüye çıkan herkese söz söylemek hoş bir şey değil. Engin Bey’in güzel bir ifadesi var: “Taciz” diyor. Burada konuşan bir kişiye sürekli laf atmak taciz etmektir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bunu Osman Bey’e söyleyin, başkalarına söyleyin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Kim yapıyorsa yapsın, ben ayrım yapmıyorum, tüm grup başkan vekillerine…. Bu, tacizdir; onu ifade edeyim öncelikle.

Ayrıca, Sayın Ahmet Davutoğlu’nun o konuda ne söylediği internet sitelerinde açık açık duruyor, merak edenler bakabilir.

5 Haziran günü meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybedenleri tekrar rahmetle anıyorum. Olayın seyrine ilişkin ifadelerimi kullanmıştım.

Değerli milletvekilleri, 5 Haziran günü meydana gelen olay bir terör saldırısıdır. Türkiye açısından önemli olan: Seçim sürecini sabote etmeyi, etkilemeyi amaçlayan bir terör saldırısı. Terör örgütlerinin bu tür saldırılarının hedefi serbest seçimlerdir, siyasi işleyiştir, sivil siyasetin alanını daraltmaktır, demokratik iradeyi sakatlamaktır, demokratik meşruiyete gölge düşürmektir; tüm bunların doğal sonucu olarak siyaset dışı unsurlara alan açmaktır, kaosu egemen kılmaktır. Evet, terör tam da budur. Terörizm bu amaçlarına sadece terör saldırılarıyla ulaşmaz. Terör karşısında aklıselim parçalanmışsa, akıl kundaklanmışsa terör bu amaçlarına ulaşabilir. Bunun için ortak bir aklıselim zeminine ihtiyacımız var.

Değerli milletvekilleri, bölgemizde yeni denklemlerin kurulmak istendiği bir zaman dilimindeyiz. Devletlerin terör örgütleriyle direkt ilişki kurmasına şahit oluyoruz. Terör örgütlerine silah vermenin alenileştiği bir dönemdeyiz. Bu vesileyle, 5 Haziran saldırısını gerçekleştiren, bugünlerde ise organize edenlerce misyonunun tamamlandığı değerlendirilerek ortadan kaldırılmak istenen DAİŞ terör örgütüne değinmekte yarar var. DAİŞ’i bilmek için geçmişe bakmakta fayda var. Afganistan’ın işgaliyle birlikte Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ve soğuk savaşın bitişi süreci başladı. Bu süreçte Müslüman halkların nabzı Afganistan cihadına toplandı. Bunun üzerinden hem “İslami terör” kavramı üretildi hem de Müslüman toplumlara dönük psikolojik, siyasi ve ekonomik deneyler hayata geçirildi. Irak’ın işgaliyle birlikte Şii denklem de bu sürece dâhil edildi. 1990’lı yıllarda ortaya çıkan Taliban ve sonrasında organize edilen El Kaide, işte bu süreçlerin sonucunda ortaya çıkartılmış terör örgütleridir. El Kaide’ye yüklenen anlam, Afganistan ve Pakistan’ı kaosa sürüklemekti. Afganistan’ın 11 Eylül sonrası işgaliyle başlayan bu deneyin sonuçları Orta Doğu’ya taşındı ve daha kaotik bir denklemle test edildi. “DAİŞ” ise bu deneyin kod adıdır. Evet, DAİŞ, Müslüman halkların yaşadığı coğrafyaların işgal süreçlerinde işgalcilerin deneyimleriyle organize ettikleri asimetrik savaşın son ürünüdür; üretim modeli itibarıyla, kullanıma elverişli, bölgeye ve bölge insanına zarar verme kapasitesiyle bir gladyo örgütüdür. Bu örgüt, bölge dışındaki bütün unsurlara fayda sağlamış ve hareket alanı açmıştır. Netice itibarıyla bir maymuncuk rolü üstlenmiştir. Bu nedenle, “gladyo” koduyla anlamaya çalışırsak, Baas kadroları, Maliki-Beşar desteği ve küresel istihbarat örgütlerinin katkılarıyla organize edilen bir terör örgütünden bahsediyoruz. Ebu Gureyb Cezaevini, cezaevinde yapılanları ve bir gece cezaevinin kapısının açılıp izin verilen firarın arkasındaki gücü görmeden DAİŞ’i anlamak mümkün değil. 100 ülkeden 50 bine yakın kişinin terör örgütüne nasıl, hangi yöntemlerle ve hangi yönlendirmelerle katıldığını ortaya koymadan DAİŞ’i çözmek ve sahibini ortaya koymak zor. Elbette, yoktan üretilen toplama bir örgütten bahsetmiyoruz; önce bu örgütü üretecek zemin oluşturuldu, sonra yönlendirmelerle bu örgüt biçimlendirildi.

Sayın milletvekilleri, soğuk savaş döneminin tüm birikimlerini taşıyan Baas partilerinin ve sosyalist örgüt artıklarının işlevsizleştiği süreçte, DAİŞ, bu parti ve örgütlerin işlevlerini güncelleyerek sahiplendi. Bu terör örgütüne iki farklı rol yüklendi: Bölgede halka dayalı doğal değişim süreçlerinden rol çalmak ve olası kontrol dışı düzen kurulmasının önüne geçmek. Kendini dünyanın sahibi gibi konumlandıran güç, Orta Doğu’daki devletleri, halkları bu örgüt üzerinden formatladı. Hiç kimsenin üstün gelmeyeceği kaotik bir denklem için terörün en organize örnekleri sergilendi. Bu kirli politikanın özeti, kriz bölgeleri oluşturma, sivil tahribatlarla Moğol usulü dehşet salma, buna tepki olarak ortaya çıkan muhalefeti daha radikaliyle bölüp işgali meşrulaştıracak yeni terör unsurları peydahlamadır ve ortaya çıkan bu kaosla süreci zamana yayarak sağlıklı bir düzenin kurulmasını engellemektir. İşte küresel gücün DAİŞ üzerinden yürütmek istediği kirli ve kanlı politikanın özeti bu.

Değerli milletvekilleri, bu analizden sonra “Peki, Türkiye?” diye bir soru sorulabilir. Türkiye, ortaya konulmak istenen bu fotoğrafı bozan ve kurulmak istenen denklemi boşa çıkartmaya çalışan ülkedir. Bu denklemi bozmaya çalıştığı için Türkiye hedefteydi. Kendilerinin yol verdiği küresel teröristleri yakalayıp cezaevine koyduğu ve sınır dışı ettiği için hedefteydi. Bu kirli politikalara ayna tuttuğu için hedefteydi. Şunu unutmayalım ki terörü ve kaos politikalarını bölgemize ve sınırlarımıza yığanları caydıracak en etkili yol kendi iç çelişkilerindeki olumsuzlukları tetiklemektir. Bunu yapacak olan ise terörün ne olduğunu bilen, terörün her türüyle mücadele eden, terörün oluşturduğu acıyı yaşayan Türkiye’dir. Çünkü Türkiye, var olan sorunların, adı ne olursa olsun terör örgütlerini desteklemekle değil, halkın değişim taleplerinin doğal demokratik süreçlerin işletilmesiyle çözüleceğine inanmaktadır. Çünkü asıl olan, küresel sisteme gönüllü muhbirlik yapmak, gönüllü kulluk yapmak değil, onların kirli ve kanlı politikalarına ayna tutmaktır. Türkiye'nin bu pozisyonunu koruması ve sürdürmesi önemlidir.

Evet, Türkiye yani bizler, hepimiz hep birlikte ateşin söylemeye çekindiğini söylediğimiz zaman terör örgütleri ve onların sahiplerini bozabiliriz. Birbirimize laf atıp aklıselimi kaybettiğimiz an ise onların ekmeğine yağ sürmüş oluruz çünkü olan biteni genel bir perspektifle ele almazsak dar bir anlayışa mahkûm olur ve bunun içinde boğuluruz. Bu yaklaşımın da halkımızı, ülkemizi ve siyasetimizi körleştirmekten başka yapacağı hiçbir şey yoktur.

Heyetinizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, bir sataşma vardı demin, onu düzelteyim. Laf atmak bir sanattır, herkes bunu yapamaz efendim. Tutanaklara geçsin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşmak ritüeldir, taciz başka bir şeydir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Laf atmak bir sanattır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bununki taciz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Değil efendim, değil; sanattır bu. Tutanaklara da geçmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, grup önerisinin oylanmasından önce bir yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce Cumhuriyet Halk Partisinden bir toplantı yeter sayısı talebi var.

Sayın Altay, Sayın Tanrıkulu, Sayın Aydın, Sayın Yedekci, Sayın Bekaroğlu, Sayın Yarkadaş, Sayın Gürer, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Tarhan, Sayın Özdiş, Sayın Arık, Sayın Hürriyet, Sayın Çiçek, Sayın Özdemir, Sayın Sarıhan, Sayın Tümer, Sayın Çamak, Sayın Sayın Turpcu, Sayın İrgil, Sayın Akkaya.

Toplantı yeter sayısı talebi için 20 milletvekilinin rızasını aradık, imzasını aldık.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 5 Haziran 2015 tarihinde Halkların Demokratik Partisinin Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda yaptığı mitingde gerçekleşen ve üzerinden iki sene geçmesine rağmen hâlen davası devam etmekte olan bombalı saldırıyla ilgili ihmallerin tespit edilmesi ve ihmali olan kişilerle ilgili soruşturma başlatılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesi Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan AS-532 Cougar tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

6/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/6/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                        Engin Altay

                                                                                          İstanbul

                                                                          CHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Grup Başkan Vekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından, “31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesi Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan AS-532 Cougar tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılmasının amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1253 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 6/6/2017 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var, lütfen derin bir sessizlik bekliyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’e aittir.

Sayın Çiçek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen uğultuyu keselim. Sayın hatibi kürsüye davet ettim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 13 şehidin hatırına uğultuyu kessinler lütfen.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çiçek.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Sayın Başkanım, yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

“31 Mayıs 2017 günü Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yayınlanan bir haberle birlikte, Türk milleti acı bir kazayla sarsılmıştır. Söz konusu internet açıklamasında “31 Mayıs 2017 Çarşamba günü Şırnak Şenoba Tugay Komutanlığından kalkış yapan ve içinde 13 personelin bulunduğu Cougar tipi helikopter, kalkıştan kısa bir süre sonra -ilk alınan bilgilere göre- yüksek gerilim hattına takılması sonucunda 20.55 sularında kaza kırıma uğramıştır. Olayla ilgili inceleme devam etmektedir.” denilmektedir.

Şimdi, bu kazayla ilgili olarak sözlerime başlarken öncelikle, başta bu kazada şehit olan silah arkadaşlarımızı, askerlerimizi ve diğer şehitlerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum; gazilerimize acil şifalar diliyorum, ailelerine sevgiler saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, uğultuyu keselim lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 13 şehide saygıları yok.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin verdiği yetki kapsamında geçmişte terörle mücadele etmiş tabur komutanı olarak, Şırnak’taki söz konusu havaalanından, helikopter pistinden yüzlerce kez uçmuş bir milletvekili olarak seslenmek istiyorum.

Bu Cougar tipi helikopterler Fransa’da imal edilen ve 1995 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren, sonra ortak imalatla sayısı artan bir helikopter tipidir ve uçuş ekibi 2 pilot ve 1 teknisyen olmak üzere 3 kişiden oluşmaktadır.

Açık kaynaklarda kazayla ilgili olarak yer alan bilgilere göre ve görgü tanıklarına göre kalkıştan üç dakika sonra, bir patlama sesiyle yere düşen helikopterle birlikte olay bölgesinde elektrikler kesilmiştir.

Yaşanan bu acı kazadan sonra kamuoyunda çeşitli iddialar gündeme gelmiştir. Helikopterde engel tanıma sistemi neden yoktu? Pilot neden emniyetli irtifaya yükselmeden düz uçuşa geçti? Bölgenin engebeli yapısı, teröristlerin yarattığı tehdit nedeniyle düşük irtifa ve gece uçuşları bölgede bir noktada zorunlu hâle gelmiştir. Helikopterlerde engel tanıma sisteminin bulunmaması ile yüksek gerilim hatlarında uçak ikaz kürelerinin olmaması acı kazanın temel fiziki nedeni olarak görülmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kullanılmaya başlanan adı geçen helikopterlerle ilgili olarak ilk zayiat, 1997 yılında PKK terör örgütünün füze saldırısıyla gerçekleşmiştir. İkinci zayiat ise 2003 yılında, Isparta’da yine yüksek gerilim hattına takılması nedeniyle oluşmuş, 50’den fazla vatan evladı bu iki kazada şehit olmuştur.

Millî Savunma Bakanlığının aynı konuda yaptığı açıklamada, 2010 yılında 172 helikopter için engel tanıma sistemi takılması çalışmalarına başlandığı ancak yedi yıldır bu ihalenin tamamlanamadığı acı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Değeri yaklaşık 35 bin dolar olan bu cihazın temin edilmemesi, yedi yıldır helikopterlere takılmaması bu kazaların temel fiziki nedenidir. Eğer bu cihazlar takılmış olsaydı, yüksek gerilim hattına yaklaşan helikopterin pilotunu sesli ve görüntülü olarak ikaz edecek ve bu kaza ortadan kalkacaktı. Bu konuda Sayın Başbakanın açıklamaları vardır. Başbakan yaptığı açıklamada konuyu özetlemiş ve doğrudan alım için, ihalesiz alım için talimat verdiğini vurgulamıştır. 4 Haziran 2017, Başbakanın ifadeleri: “Tabii bu kazaların olmaması gerekir. Bu bahsettiğimiz engel tanıma sistemi uzun yıllardır, haklısınız, savunma sanayisinin gündeminde olmuş, birkaç sefer de ihale yapılmış, iptal edilmiştir. Bunun sebebi, bürokrasi ve firmaların kendi aralarında sonuca rıza göstermemesinden kaynaklanan anlaşmazlıklardır. Bunların hiçbiri bahane olamaz.” diye Başbakan vurgulamaktadır.

Helikopter neden alçaktan uçuyordu? İşte bu noktada sayın vekillerimin dikkatini çekmek istiyorum. Biliyorsunuz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ile Rusya’yı PKK ve yandaşları konusunda bir araya getiren bir dış politikanın mimarıyla karşı karşıyayız. Suriye’deki PKK uzantıları konusunda bu iki süper gücü nasıl bir araya getirdik? Bu, hepimizin sorgulaması gereken bir dış politika zafiyetidir. İşte bu politikanın bir gereği olarak, bu başarısızlığın bir gereği olarak başta ABD olmak üzere, terör örgütü PKK’nın uzantılarına temin edilen güdümlü uçaksavar füzeler ve uçaksavar silahlar ne yazık ki pilotlarımızı, helikopterlerimizi büyük ölçüde tehdit etmektedir, bu tür kazalara sebep olmaktadır. İşte, bu nedenle, değişik rotalardan uçuş, alçak uçuş -ki tespiti zor olsun diye- ve gece uçuşları bir noktada bu tehdide karşı kaçınılmaz hâle gelmiştir. Bir F16 pilotunun eğitimi için 4 milyon lira harcayan bir ülke ve 80 milyon dolara uçak alarak Cumhurbaşkanlığına tahsis eden bir ülke, bu varlıkta olan bir ülke, nasıl olur da 35 bin dolarlık bir cihazı yedi yıl temin edemez, bunu vicdanlarınıza sunuyorum.

Ayrıca, kamuoyunda kaza nedenleri arasında sayılan Hükûmet tarafından OHAL kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde emir komuta birliğini ihlal eden düzenlemelerin, pilot açığı ve görev yoğunluğundan kaynaklanan sorunların, helikopterlerin kullanım yoğunluğuyla birlikte ortaya çıkan bakım ve idame zafiyetleri ile metal yorgunluğunun mutlaka detaylı araştırılması gerekmektedir. Bu konuda kaza kırım heyetinin ve idari tahkikat heyetinin çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmaların mutlaka Mecliste değerlendirilmesi ve önümüzdeki dönemde benzer kazaların olmaması için dikkate alınması gerekmektedir. Acı kazayla birlikte bölgede incelemeler yapan idari tahkikat heyeti ile kaza kırım heyeti tarafından oluşacak heyetlerin raporları araştırmanın temel girdileri olarak, delilleri olarak ele alınacaktır.

Türkiye’de huzur ve güveni sağlamak maksadıyla zor şartlarda canı ve kanı pahasına görev yapan şehitlerimizi bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Milletçe onlara ve ailelerine olan vefa borcumuzu ödemek adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere, yetkili kurumları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifinin bir an önce yasalaşması için bir kez daha göreve davet ediyoruz.

Ülkemizde terör sorununun çözümü ve sona erdirilmesi benzer elim kazaların ve acı kayıpların önlenmesi için millî iradenin kalbi olan, beyni olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha etkin bir görev üstlenmesi, başta kahraman şehitlerimize ve tüm Türkiye’ye olan vicdani ve hukuki borcumuzdur.

Bu konuda Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımızın 1 Haziran 2017’de yaptığı açıklama da bu doğrultudadır. Açıklamanın başlığında “Şenoba’dan Türkiye'nin üzerine düşen çığ kaldırılmalıdır.” demektedir Sayın Bahçeli ve açıklamasında “Sık sık meydana gelen ve evlatlarımızın şehadetine neden olan helikopter kazaları milletimizin kafasında soru işaretlerine yol açmış, kuşkuları artırmıştır.” diyen Bahçeli sözlerini şöyle sürdürmüştür. “Bu itibarla, her ihtimal de hesaba katılarak, her iddia dikkate alınarak Şırnak Şenoba’dan Türkiye'nin üzerine düşen çığ kaldırılmalı, bundan sonra benzeri keder verici, milletin vicdanlarını heder eden vakaların yaşanmaması için gerekli tedbirler alınmalıdır.” diye vurgulamaktadır Sayın Bahçeli.

Şimdi, bu çerçevede, 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın ve ilk kadın Jandarma Komutanımız Yarbay Songül Yakut’la birlikte 13 askerimizin şehit olduğu, tüm Türkiye’yi derin üzüntüye boğan kazanın olmasına neden olan zafiyetlerin tek tek tespit edilmesi, bu konudaki raporların incelenmesi, varsa ihmali ve kusuru olanların belirlenerek gerekli önlemlerin alınması ve benzer kazaların önlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını yüce Meclisten arz ve talep ediyoruz.

Saygılarımla. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Önerinin aleyhinde ilk söz Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’a aittir.

Buyurun Sayın Beyazıt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Muhterem Başkanım, değerli milletvekilleri; Şırnak’ta yüksek gerilim hattına takılarak düşen helikopter kazasıyla ilgili Meclis araştırması açılmasına dair Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

31 Mayıs 2017 Çarşamba günü, Şırnak Şenoba 48’inci Hudut Tugay Komutanlığında denetleme ve akabinde iftar programı yaptıktan sonra Şırnak 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığına dönmek üzere kalkan Cougar tipi helikopter, kalkışından takriben üç dakika sonra, saat 20.55’te, bölgede bulunan yüksek gerilim hatlarına takılarak düşmüştür. Bu elim kazada Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın ve 12 kahramanımız şehit olmuştur. Bu mübarek günlerde şehadet mertebesine ulaşan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, tüm yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum; vatanımız, milletimiz, devletimiz sağ olsun diyorum.

Muhterem milletvekilleri, ilk yapılan incelemede helikopterin düştüğü alanla yüksek gerilim hattı arasında yaklaşık 200 metre olduğu belirlenmiştir. Çarpmanın etkisiyle yüksek gerilim hattındaki tellerin bir kısmının koptuğu, kopan tellerin bir bölümünün de hattın üzerinde sarktığı tespit edilmiştir. Doğu ve güneydoğuda füze ve uçaksavar tehdidi nedeniyle helikopterlerin alçaktan uçmaları ve sık sarp arazilerden kalktıkları için yüksek gerilim tehlikeleriyle karşılaşmaları mümkündür. Bölgede daha önce yaşanan bu tarz kazaların neticesinde, Savunma Sanayii Müsteşarlığımız inşallah Helikopter Engel Tespit Sistemi Projesi’ni bir an önce harekete geçirecektir. Bu konuda Sayın Başbakanımızın verdiği talimat direkt açık ve kamuoyuna da mal olmuştur.

Muhterem milletvekilleri, ben size kazayla ilgili çok ayrıntılı bilgi vermek istemiyorum. Bu konudaki teknik incelemeler ve araştırmalar özellikle incelenecek, değerlendirilecek, bunlar daha sonra hem heyetinize hem de kamuoyunun bilgilerine sunulacaktır ama yakınım olan, dayımın oğlu, kardeş çocuğu olduğumuz Tümgeneral Aydoğan Aydın hakkında size birkaç kelam etmek isterim.

Muhterem milletvekilleri, sizlerin de bildiği gibi Tümgeneral Aydoğan Aydın, Kato Dağı bölgesinde yapılan terör örgütlerine yönelik operasyonlarda adını sıkça duyurmuş ve terör örgütleriyle mücadelede pek çok operasyonda yer almış ve silah arkadaşlarıyla birlikte yapılan operasyonlarda terör örgütlerine ağır darbeler vurmuştur. Son yapılan Kato Dağı operasyonunda elde edilen silahları yine kamuoyu ve heyetiniz bilmektedir; 5 ton amonyum nitrat patlayıcı, 719 adet tip ve çapta silah, 20 adet SPG-9 geri tepmesiz top, 9 adet roketatar, 567 adet roketatar mühimmatı ele geçirilmiştir.

Şehit Tümgeneral Aydoğan Aydın üsteğmenliğinden itibaren bu bölgeyi iyi bilen bir kardeşimizdi. Okuldan mezun olduktan sonra Özel Kuvvetler Komutanlığında görev almış ve yine bu bölgede görevler yapmıştır. Daha sonra Kayseri Komando Tugay Komutanlığı yaptığı esnada, yine bu bölgede tugayıyla beraber hizmet görmüş, özellikle Sur’da, Silopi’de yapılan çukur faaliyetlerinde ekibiyle beraber kahramanca mücadeleler içerisinde bulunmuştur.

Tümgeneral Aydoğan Aydın’ın, şehit olmadan, Kato Dağı’nda PKK’lı teröristlere yönelik 19 Nisandan bu yana başlatılan ve kendi sevk ve idaresinde bulunan operasyona devam ettiği sırada bölgede incelemelerde bulunan İçişleri Bakanımız aracılığıyla Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a operasyon hakkında bilgiler vermiş ve o bölgenin ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle dile getirip “Terörle mücadele tarihinin erişemediği miktarda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi bulundu. Önümüzdeki günlerde bu mağara sayılarında artış olacak. Sayın Cumhurbaşkanım, yine bu bölgede teçhizatların bulunmuş olması, Türkiye genelindeki terörle mücadeleye katkı sağlayacaktır. Buranın temizlenmesi, Ankara ve İstanbul’da terörün belinin kırılmasında da etki yapacaktır.” en son tekmilini Cumhurbaşkanımıza vermiştir.

Ona “Asker Aydoğan” derlerdi, biliyor musunuz? Neden ona “Asker Aydoğan” derlerdi? Çünkü askeri çok severdi, başkalarına benzemezdi, gittiği yerde askerle oturur, onlarla yemek yer, onlarla dertleşirdi. Mehmetçik‘e olan bu sevgisinden dolayı lakabı “Asker Aydoğan”dı.

Muhterem milletvekilleri, buradan özellikle şunun altını çizmek istiyorum: O, alçak gönüllülüğüyle, fedakârlığıyla, vatanseverliğiyle, yiğitliğiyle, kahramanlığıyla bu milletin tamamının gönlünde, vicdanında yer almıştır. Hele, Şırnak’tan gelen, orada yaşayan kardeşlerimizin ağıtlarına, gece aynı anda oraya gitmiş bir kardeşiniz olarak tanık oldum ve yine bir vesileyle bu kardeşimize, bu şehit kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Muhterem milletvekilleri, orada onunla beraber Amasyalı Piyade Uzman Çavuş Hakan’ı, Manisalı Başçavuş Fevzi’yi, Amasyalı Pilot Üsteğmen Abdulmuttalip’i, Osmaniye Kadirli’den Pilot Yüzbaşı Serhat Sığınak’ı, Pilot Uzman Onbaşı Zeki Koç’u, Albay Oğuzhan Küçükdemir’i, Albay Gökhan Peker’i, Jandarma Yarbay Songül Yakut’u, İstihbarat Binbaşı Koray Onay’ı, yine, Yüzbaşı İlker Acar’ı, Piyade Yüzbaşı Nuri Şener’i, Kıdemli Piyade Başçavuş Mehmet Erdoğan’ı bu vesileyle yâd ediyor, Allah’tan rahmet diliyorum.

Aydoğan’ın daha üsteğmenken o bölgede olduğu sırada yazdığı, kamuoyuna da mal olan “Hankeye Ağıt” şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum muhterem milletvekilleri: “Doksan kişiydik biz o gün/ Aç, susuz, uykusuz/ Nasır tutmuş ayaklarla, yürüyorduk kaygusuz/ Sis, çamur, kanla, terle, üzerindeydik bulutların/ Ayrım Hanke Yaylasında yeşerirken umutlarım/ Soğuk namlular elimizde, yürüyorken dağlara/ Şehitlerden selam geldi, savaşan tüm sağlara/ Uzaklarım yakınlaştı, inancımla davamla/ Uyan Hanke geliyorum, heybetimle, havamla.”

Muhterem kardeşlerim, yine, olayın olduğu gece Ahmet İyimaya ağabeyimizin yazdığı bir dörtlüğü de sizinle paylaşmak istiyorum: “İnsan suretinde bir vatansın Paşam/ Kana doymayan cihan utansın Paşam/ Öyle bir cesaret timsali oldun ki/ Şu acı günlerde can katansın Paşam!”

Muhterem milletvekilleri, bu olay başladığından beri bizlerden ilgisini ve alakasını esirgemeyen, ta eve kadar ailesiyle birlikte gelen, başta Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanımıza, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımıza, tüm bakanlarımıza, milletvekillerimize, Genelkurmayda görev almış tüm komutanlarımıza, ta Şırnak’tan öbek öbek kalkıp gelen, orada yaşayan vatandaşlarımıza, Tokat’ımızdan, Niksar’ımızdan, Turhal’ımızdan bizim acımızı paylaşmak üzere Ankara’ya gelen bütün kardeşlerimize bu vesileyle şükranlarımı ifade etmek istiyorum ve vatan sağ olsun, devletimiz, milletimiz var olsun diyorum. Bayrağımızın ilelebet dalgalanmaya devam etmesini diliyorum.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beyazıt.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak’ta helikopter kazasında şehit olan Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt’ın kuzeni Tümgeneral Aydoğan Aydın başta olmak üzere tüm askerleri şükranla ve minnetle yâd ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bir kez daha, bu elim kazada şehit düşen, aynı zamanda Yusuf Beyazıt’ın da kuzeni olan kahraman Tümgeneral Aydoğan Aydın başta olmak üzere tüm şehitlerimizi bir kez daha buradan rahmetle, şükranla, minnetle yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesi Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan AS-532 Cougar tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ikinci söz Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine konuşmak maksadıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, malumunuz, uluslararası ilişkilerde herkesçe bilinen en temel kural, demokratik bir hukuk devletinin iki büyük önceliğinin olmasıdır. Bu önceliklerden bir tanesi güvenliktir, diğeri ise refahtır. Fakat bu iki önemli öncelikli kuralın kendi içerisinde bir hiyerarşisi söz konusu olduğunda, inanın, güvenlik refahın önünde telakki edilir, güvenlik daha öncelikli olur. Bunu önceleyip başarıyla uygulayan ülkelere baktığımızda gerçekten güvenlikli, her türlü riski alıp ülkenin birlik ve beraberliğini korumayı başaran ülkeler olduklarını görürken bunu uygulamayan ülkelere de baktığımızda hâllerinin pürmelal olduğuna ve hatta yerle yeksan olmakla yüz yüze geldiklerine de tanıklık etmekteyiz.

Bunu somutlaştırmak gerekirse bir örnekle, yaşadığımız dünya konjonktüründeki siyasi bir örnekle güncelleştirmek gerekirse bir taraftan baktığınızda, ABD’nin ve İsrail’in güvenlik adına neredeyse tüm dünya coğrafyasını mücadele alanı ilan edip güvenliğini riske taşıyacak en küçük olayı dahi ciddiye alırken diğer bazı ülkelerdeyse neme lazımcılığın hâkim olduğunu görmekte ve en basit bir terör olayı karşısında dahi zaafa düşüp ülkenin yerle yeksan hâline geldiğine tanıklık etmekteyiz. O hâlde, “önce can sonra canan” mantığıyla güvenliğimizi önceleyip en kritik ve en küçük risk ihtimalini bile ciddiye alarak güvenlik konseptimizi uygulamaya koymalıyız.

Bu anlamda, Türkiye ağır ve bir o kadar da meşakkatli bir terörle mücadele sürecinden geçmektedir. Neden? Çünkü ülkenin, ahtapot misali çok kollu bir terör sarmalıyla karşı karşıya kaldığını görmekteyiz. Bir yandan DHKP-C, PKK, YPG, PYD, IŞİD ve FETÖ gibi terör örgütlerinin hain tuzakları ve eylemleri, öte yandansa NATO üyesi sözde müttefik ülkelerin son zamanlarda dış politikada Türkiye’yi yalnızlığa itme ya da izolasyona tabi tutma örneğinde net bir şekilde görmekteyiz. Çünkü bunu yaparak Türkiye’nin başına musallat olmuş terör örgütlerine moral ve motivasyon sağlamaya çalışmaktadır.

Böyle bir sıkıntılı ruh hâli içerisinde, 31 Mayıs 2017 günü, Şırnak Şenoba Tugay Komutanlığından kalkış yapan AS 532 Cougar tipi helikopter kalkıştan kısa bir süre sonra yüksek gerilim hatlarına takılarak düşmüş ve 13 kahraman askerimiz şehit olmuştur. Ben, sırası gelmişken, bütün bu şehitlerimize yüce Yaradan’dan rahmet, cennetiâlâda mekân ve kederli ailelerine ve yüce Türk milletine de başsağlığı diliyorum. Bizleri büyük bir eleme boğan bu acı kazanın nedenleri konusunda en doğru yorum ancak kaza kırım raporunun açıklanmasından sonra yapılabilir. Bu bilimsel bir gerçektir, kırım raporunun çıkması önceliklidir. Bu bir genel prensiptir aynı zamanda. Fakat bir kazanın bazen birden fazla nedenin oluşmasıyla vuku bulduğunu da bilmekteyiz, buna da tanıklık ettiğimiz vakidir.

Teknolojinin bu denli geliştiği dönemlerde meydana gelen kazalar genellikle insan faktörüyle açıklanmaktadır. Artık, böylesine bir kazayı sadece insan faktörüyle açıklamak gerçekten orada verdiğimiz şehitlerimizin ruhaniyetine de saygısızlıktır. Dolayısıyla, benden önceki konuşmacılar belki kısmen değindiler ama biz bu kazanın iki boyutlu ele alınıp incelenmesinden yanayız: Birincisi; evet, insani faktörler de konuşulmalı ama teknolojik aksaklıklar, teknolojik donanımların eksikliklerini de gündeme getirmek zorundayız. Bunlara birkaç örnekle açıklama getirmek gerekirse bakın, o kadar çok yönlü bir teknolojik gereksinim söz konusu ki bu tür araçlarımızda, bunlardan ilk akla gelenlerden bir tanesi, alacakaranlıkta kullanılan güneş gözlükleri çok önemli, onu kullanan teknik kapasite çok önemli.

Yine, teknik bağlamlı ikinci önemli bir husus ise uyarıcı sistemlerin olmaması. Bu konuda çok çeşitli spekülasyonlar var. Nedir? Efendim, ihale edilmiş de verilmemiş de fiyatı fazla bulunmuş da ama bir başka şey de bizim bu konuda çok güçlü kurumlarımız var. Gerçekten -birazdan değineceğiz- ASELSAN’ımız var, efendim, ROKETSAN’ınımız var, HAVELSAN’ımız var, TUSAŞ’ımız var, gibi. Bunlarda bu tür bir uyarıcı sistem üretme imkânına kısa bir sürede sahip olmamız gerekiyor.

Diğer önemli bir teknik ihtiyaç ise kayan harita sisteminin olmayışı, kullanılmayışı. Biliyorsunuz, teknik olarak donanımlı araçlar kullanıyoruz hepimiz. “GPS sistemi” dedikleri sistem aynı şekilde helikopterler için de söz konusu olabilir yani helikopter kalktığında pilotumuza o havadaki engel olabilecek her türlü oluşumları görüntülü bir şekilde verecek, uyarısını yapacak.

Diğer önemli bir teknik donanım noktasında olması gereken aygıtımız da zenginleştirilmiş yer yakınlık sistemi. Bu da aynı şekilde, yine dağ mı çıkıyor, tepe mi çıkıyor, engebe mi var, tel mi çıkacak, ne çıkacaksa onu sesli olarak pilota bir mesaj olarak, bir uyarı olarak gönderdiği basit bir sistemden bahsediyoruz.

Tabii, bunların hiçbiri olmadı. Ne oldu? Yüksek gerilim hattına takıldık. Ben bunu bir uzman kişiden dinledim, bir emekli generalin kendi ifadesiyle, referansım odur: “Bu gerilim hatlarında balonlar olur...” Ben de öylece öğrenmiş oldum. Bu balonların hikmeti nedir acaba? Görüntüyü, dikkati dağıtmak için yani salt bir kablo değil, onu net bir şekilde, çok sistematik, çok ciddi bir yapı olduğunu ifade etmek için… Ama güneydoğuda bunlar -o generalin ifadesiyle söylüyorum- bu balonlar yüksek gerilim hatlarında yok, güvenlik amacıyla takılmakta zorlanılmış. Şimdi, burada Enerji Bakanlığının gerçekten bunu bir an önce düzenleyip… Türkiye’nin her yerinde olan gerilim hatlarındaki o balonların o bölgelerde bir an önce olmasında yarar var diye düşünüyorum. Şayet yoksa “Bu gerilim hatlarının tepesine fosforlu boya kullanılarak bir şeyler yapılabilir.” diyor uzmanlar, ben söylemiyorum ya da çakar ışıklar var sürekli sinyal gönderen deniz fenerlerinde olduğu gibi. Bu tür basit teknolojilerle de belki bu tür kazalarımız, yüreğimizi yakan bu büyük can kayıplarımız engellenebilirdi.

Bu uyarıları niye yapıyoruz? Değerli milletvekilleri çünkü ne olur, gözü açık olmak zorundayız, güvenliğimizi öncelemek zorundayız. Bakın, sürekli konuşuyoruz, sürekli eleştiriyoruz; yüzlerce tırlık çok ağır mühimmat silah sınırımızın hemen ötesine sevk edildi, değil mi? PYD’ye, YPG’ye silah yardımı yapıldı. Sanıyor musunuz ki bu silahlar çok sıradan, basit silahlar, bunlar çok sofistike, gerçekten çok modern silahlar. Yarın öbür gün, Allah korusun -en büyük endişemiz o değil mi, onun için itiraz etmiyor muyuz- sınırın bu tarafına, PKK’ya bir şekilde geçerse bu silahlar… Bu tür kazaların daha ağırına maruz kalmadan bir an önce bu tedbirlerin alınması lazım.

Saygıdeğer milletvekilleri, insan faktörüne gelince; bu kazadan çıkaracağımız önemli bir ders de insan faktörünü dikkate almak. Gerçekten, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz FETÖ operasyonundan sonra büyük bir güç kaybına uğradı. Özellikle tecrübeli pilot sayımızda bir azalma var ve bu arkadaşlarımız, bu yavrularımız, bu kardeşlerimiz yoğun mesai stresi içerisindeler.

Bakın, burada “İnsanın yaşaması en doğal hakkıdır.” diyoruz, değil mi? Ama görevi bir insanı yaşatmak olan birilerinin yaşama hakkı daha kutsaldır. Dolasıyla biz burada öyle tasarruf tedbiri falan filan demeden bu Silahlı Kuvvetler mensuplarımızın her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi için elimizden gelen her türlü fedakârlığı yapmak zorundayız. Aksi takdirde, Sayın Paşamızın, rahmetli Paşamızın ifade ettiği gibi, yine hemşehrisi astsubay Cavit Cihan Özlü’ye, korumasını yapan bir kardeşimize diyor ki: “Cavit, sen helikoptere binme. Sen dün gece nöbetteydin, yeni geldin.” Bu çok önemli bir anekdot.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) – Müsaade ederseniz bitirmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Gerçekten beni inciten… Yani, o şehitlerimize üzüldüğüm kadar bu diyalog da beni çok derinden sarstı. Komutan ile yaveri arasında geçiyor bu diyalog -Yusuf Bey bizatihi duymuştur büyük bir ihtimalle- komutan diyor ki: “Cavit, sen gelmiyorsun.” Cavit teçhizatını giyinmiş, komutanı neredeyse o da -yaveri- yanında olacak. “Hayır evladım, senin dün gece de nöbetin vardı. Sen kalıp dinleniyorsun, ben yalnız gidiyorum.” diyor ve o Cavit, o anı yaşadığına lanet okuyor “Keşke ben sormadan binseydim.” diyor.

Ben de diyorum ki bu kürsüden, vicdanım rahatsız olarak söylüyorum ki keşke bir yetkilimiz de Aydoğan Paşa’ya “Paşam, kırk gündür sen burada mücadele veriyorsun, canın çıktı, postalını çıkarmadın. Sen bugün dinlen, yarın git.” diye söyleseydi belki bunu yaşamamış olacaktık.

Duygusallığımı bağışlayın diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde ikinci ve son söz Bilecik Milletvekili Halil Eldemir’e aittir.

Buyurun Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisi, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan Cougar AS 532 tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılması amacıyla verilmiştir.

Öncelikle, bu kazada kaybetmiş olduğumuz askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, bu kazayla ilgili olarak kaza kırım ekibinin rapor çalışmaları devam etmektedir. Raporun tamamlanmasından, Genelkurmay Başkanlığımızın ve Millî Savunma Bakanlığımızın soruşturmalarının tamamlanmasından önce bir Meclis araştırması yapılmasını takdirlerinize bırakıyorum.

Bu vesileyle tekrar şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grup önerimizin oylamasından önce bir yoklama talebimiz vardır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Mesajınız alınmıştır efendim.

Toplantı yeter sayısı arayacağım oylamadan önce.

Sayın Altay, Sayın Aydın, Sayın Tarhan, Sayın Sertel, Sayın Demir, Sayın Karadeniz, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gürer, Sayın Hürriyet, Sayın Akın, Sayın İrgil, Sayın Arslan, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Tanal, Sayın Yiğit, Sayın Çiçek, Sayın Turpcu, Sayın Tüzün, Sayın Demirtaş, Sayın Yüksel.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak ili Uludere ilçesi Şenoba Tugay Komutanlığından kalkan AS-532 Cougar tipi helikopterin kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılarak düşmesinin araştırılması amacıyla 5/6/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6, 13 ve 20 Haziran 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; bastırılarak dağıtılan (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 12 Haziran 2017 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1’inci sırasına alınarak Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ve 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Sayı:496                                                                               6/6/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/6/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasına arz ederim.

                                                                                       Mehmet Muş

                                                                                          İstanbul

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1’inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 415 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ise yine bu kısmın 2’nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun, haftalık çalışma günlerinin dışında 12, 16, 17, 18 ve 19 Haziran 2017 Pazartesi, Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerinde saat 14.00'te toplanarak bu birleşimlerinde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

6, 13 ve 20 Haziran 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

6 Haziran 2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

7 Haziran 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 471 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

8 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde 362 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Bastırılarak dağıtılan (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 12 Haziran 2017 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1’inci sırasına alınarak Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılması ve bu birleşimde 366 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

13 Haziran 2017 Salı günkü birleşiminde 368 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

14 Haziran 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 370 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

15 Haziran 2017 Perşembe günkü birleşiminde 373 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Haziran 2017 Cuma günkü birleşiminde 375 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

17 Haziran 2017 Cumartesi günkü birleşiminde 379 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

18 Haziran 2017 Pazar günkü birleşiminde 384 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

19 Haziran 2017 Pazartesi günkü birleşiminde 389 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerinde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

485 Sıra Sayılı

Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına

Dair Kanun Tasarısı

(1/837)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 18’inci maddeler arası

18

2. BÖLÜM

19 ila 40’ıncı maddeler arası

(19 uncu maddeye bağlı ek maddeler: 32,33,34,35,36,37,38 dâhil)

28

3. BÖLÜM

41 ila 64’üncü maddeler arası

(58’inci maddeye bağlı ek maddeler:3,4,5 ile 60’ıncı maddeye bağlı geçici maddeler; 13,14,15,16

dâhil)

29

4. BÖLÜM

65 ila 90’ıncı maddeler arası

(79 uncu maddeyle ihdas olunan 4/Ç ve 4/D maddeleri dâhil)

27

TOPLAM MADDE SAYISI

102

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde ilk söz Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a aittir.

Sayın Can, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizde 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı var; 102 madde, 4 bölümden oluşuyor. Tabii, bu kanun tasarısına muhalefetin itiraz ettiği yönler var. Hep beraber burada müzakere edeceğiz ve muhalefet de itirazlarını burada serdedecek ama Genel Kurul da bir karar verecek. Kamuoyunu yakından ilgilendiriyor. İnşallah, muhalefetin de katkılarıyla bu yasa tasarısını burada kanunlaştıracağız.

Yine, grup önerimizde 415 sıra sayılı Filistin Hükûmeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki uluslararası sözleşmenin gündemin 2’nci sırasına alınmasını öneriyoruz Genel Kurulun takdirleriyle.

Ayrıca, 6, 13, 20 Haziran Salı günleri sözlü soruların görüşülmemesini öneriyoruz.

Mutat çalışma günlerine ilaveten 12 Haziran Pazartesi, 16 Haziran Cuma, 17 Haziran Cumartesi, 18 Haziran Pazar ve 19 Haziran Pazartesi günlerini çalışma günleri olarak grup önerisi olarak Genel Kurulun takdirlerine öneriyoruz.

Ayrıca, 12 Haziran Pazartesi günü Tarım Bakanımızla ilgili bir gensoru önergesi var, onu da Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, grup önerimizin kabulünü Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu getirmek istediğiniz kanun tasarısıyla ilgili olarak aslında şerhlerimizi koyduk ve bunun Türkiye'nin aleyhine, Türkiye’deki insanların aleyhine, yaşam alanlarımız aleyhine bir kanun tasarısı olduğunu ifade ettik. Bunu daha fazla da tartışacağız zaten. Bununla ilgili sözlerimizi saklı tutuyoruz.

Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz, artık takip etmekten de vazgeçmiş olabilirsiniz ancak dün, Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken’in duruşması görüldü.

İdris Baluken’i 30 Ocak tarihinde oy birliğiyle tahliye eden mahkeme heyetinin başkanı tahliyenin hemen ardından Ankara’ya üye hâkim olarak atanıp tenzilirütbe edilmişti. Dün ise 8 Mayısta görülen ikinci duruşmada tutukluluğunun devamına muhalefet eden üye hâkim ile 30 Ocakta tahliye kararı veren son üye hâkimin de ceza mahkemesine çeşitli sebeplerle gittiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Yani heyetteki, İdris Baluken’in tutuksuz yargılanması için muhalefet eden tüm hâkimler tasfiye edilmiş oldular. Yargılanan kişinin bir milletvekili olduğu düşünüldüğünde, yedi aylık bir yargılamada tüm heyetin değişmesinin ardından hâlen “Hükûmet yargıya müdahale etmiyor, yargı bağımsız.” demek en basit terimiyle aklımızla alay etmektir. Üç aydır tedavisi yapılmadan cezaevinde tutulan, hakkındaki iddialara ilişkin tüm deliller toplanmış olan grup başkan vekilimizin böylesi hukuksuzca cezaevinde tutulmasının tek izahı siyasi iktidarın yargı yoluyla partimizi baskı altında tutmasıdır. Bu davada gerçekten, Türkiye tarihinde bir ilk yaşanmıştır, ilk defa bir yargılamada üç üye de baktığı dosyadan alınmış veya ayrılmak zorunda kalmıştır. Açık bir siyasi müdahale vardır. Hükûmetin yargıya müdahalesinin en açık örneğiyle karşı karşıyayız. AKP “Parti kapatmaya karşıyız.” diyor, evet, böyle söylüyorsunuz ancak gördüğünüz gibi, tüm siyasetçilerimize karşı yürütülen soruşturmalarla fiilî olarak partimiz kapatılmaya çalışılıyor. Yargıyla menfaat uğruna bu kadar fütursuzca oynamak bu ülkedeki herkesin geleceğiyle oynamaktır. Bugün hangi pozisyonda bulunursanız bulunun adil bir yargıya hepinizin ihtiyacı olacak. İfade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve örgütlenme hakkı gibi temel değerleri terk ettiniz, biliyoruz fakat aynı sıraları paylaştığınız milletvekillerini talimat vererek sıkıyönetim mahkemelerinden beter mahkemeler yoluyla rehin tutmuş bir iktidar olarak tarihe yazılacağınızın da farkında mısınız merak ediyorum. Herhâlde Sayın Cumhurbaşkanı da bugün AKP Başkanı olarak Halit Narin’in sözüne artık atıf yaparken bunların farkındadır.

Mahkemelerin rehin siyaseti yetmiyormuş gibi yargılamalar sırasında doğrudanlık, yüz yüzelik ilkesi de ihlal ediliyor. Eş başkanlarımız ve milletvekillerimizin 200’ün üzerinde duruşması görüldü ve bunların büyük bir kısmına SEGBİS’le katıldılar. Mayıs başı itibarıyla SEGBİS üzerinden duruşmalara katılmayacaklarını belirttiler, duruşmalarda bulunma taleplerini mahkemelere ilettiler fakat mahkemelerce bu talepleri reddediliyor.

Arkadaşlar, bir mahkemede yargılanıyorsunuz ve size deniliyor ki: “Hayır, mahkemeye gelemezsin sen, SEGBİS üzerinden katılman gerekiyor.” Onların fiziken katılma taleplerini çeşitli gerekçelerle reddetmeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin, SEGBİS sistemini doğrudanlık, yüz yüzelik ilkesine aykırı bulan kararlarına asla uymamaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, mahkemede bulunma talebi, dikkatinizi çekiyorum, yargılamayı sürüncemede bırakacağı gerekçesiyle reddedildi. Mahkemede kendini savunmak, yüz yüze savunmak yargılamayı sürüncemede bırakmakmış. Bu, yargılama tarihi adına, adil yargılanma adına bir utanç vesikasıdır. Hem suçla cezaevine at hem de kendini savunmasını engelle.

HDP’ye karşı ikili, hatta çoklu bir hukuk söz konusu. Kimi vekillerimizi siyasi faaliyetlerini sürdürürken gözaltına alıp, zorla, uçakla, helikopterle mahkemeye götürüyorlar; tutuklu vekillerimiz “Mahkemede konuşmak istiyoruz.” diyorlar, onlara da “Hayır, sizi götürmeyiz.” diyorlar.

Mecliste, miting meydanlarında konuşmalarını önlemek için cezaevine aldınız da bu kadar mı korkuyorsunuz? Demirtaş’ın mahkemelerde söyleyeceği birkaç sözden bu kadar mı korkuluyor? Gerçekten bunun cevabını merak ediyoruz arkadaşlar.

Selahattin Demirtaş’ın Mersin’de görülen davaya katılma talebi de mekân haricinde bir farkı olmayan SEGBİS sistemiyle yapılabileceği için reddedildi. Yani mahkemede olmakla uzaktan görüntülü bağlanmanın bir farkı yokmuş. Aranızda hukukçu milletvekilleri var. Kendiniz yargılandığınızda bir gün aynı şeyleri söyleyebilecek misiniz acaba? Peki o zaman neden koskoca adalet sarayları yaptınız? İnsanlar o alışveriş merkezlerine benzeyen ve hiçbir şekilde aslında adalete erişimi sağlayamadıkları adalet mekânlarını neden yaptığınızı da soruyor. Yaptığınız o mekânlarda vekillerimiz neden yüz yüzelik ilkesiyle duruşmalarda bulunamadıklarını ve böyle yargılanmadıklarını soruyorlar. Bizler de soruyoruz. Bir gün bunların adalete cevabını sizler de vereceksiniz.

İşte bu aklımızla, mantığımızla dalga geçercesine alınan kararlarla milletvekillerimiz rehin tutuluyor. Demirtaş, Yüksekdağ, İdris Baluken, Çağlar Demirel ve diğer tutuklu vekillerimiz mahkemelerde bulunmak istiyor ama gerçekle yüzleşmekten korkuyorsunuz ve reddediyorsunuz. Türkiye mahkemelerinde hukuk ayak altındayken, AYM’nin Balyoz davasında yargılanan milletvekilleri için verdiği emsal kararını hâlen vekillerimiz için uygulamaması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin sessiz bekleyişi de uluslararası hukukun kurumlarının büyük krizidir aslında.

Bir konuya daha özellikle değinmek istiyorum. Olağanüstü hâlin tek gerekçesinin muhalif kesimleri baskı altında tutmak olduğundan artık hiçbir kuşkumuz olmasa da bir kez daha sormak isterim: Olağanüstü hâl süreci lanse ettiğiniz gibi darbe teşebbüsünde bulunan kişilere yönelik mi devam ediyor, yoksa Hükûmete yönelik her türlü eleştiriyi bastırmak için mi? Çünkü görüyoruz ki darbe soruşturmasında yargılanan askerler AKP kurmaylarının kefil olmasıyla serbest bırakılırken STK’ların hazırladığı çocuk haklarına ilişkin raporlar mahkûm ediliyor. Şakran Cezaevine ilişkin örneğin, çocuk istismarına yönelik bir rapor yayınlanmıyor, yayınlanması yasaklanıyor. Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneğinin -ÇİMDER- raporunun kamuoyuyla paylaşılması, Adalet Bakanlığı tarafından OHAL gerekçesiyle yasaklanıyor. İşte aynen “Benim polisim işkence yapmaz.” Hükûmeti daha. Biz bunların örneklerini çok gördük. “Benim cezaevimde ihlal olmaz.” Çocuklar bağırıyor orada arkadaşlar; duyuyor musunuz bilmiyorum ama çocuklar bağırıyorlar, istismardan söz ediyorlar ve bir kere gidip görmüyorsunuz, duymuyorsunuz.

Raporlar mahkum edilirken -dediğim gibi- darbe zanlıları AKP kurmaylarının kefil olmasıyla serbest bırakılıyorlar. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Şentop FET֒den gözaltına alınan Genelkurmay Askerî Savcısı Hâkim Üsteğmen Eren Şen için savcıya tanık olarak ifade vermiş, “O FET֒cü değil.” demiş ve bunun ardından takipsizlik kararı verilmiş. Askerî yargı içinde olmak üzere hâkim ve savcılar arasında FETÖ yapılanmasıyla irtibatlı isimleri Şentop’a aktarmış ve Şentop da FET֒cülerin tasfiyesine yönelik önerilerini 2011 yılından itibaren Hükûmete iletmiş, bu nedenle de kanun hazırlama sürecinden de dışlanmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, biraz süre…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Şentop’a sormak isterim. Fetullah Gülen tehlikesinin 2011 yılından beri farkındaydınız. Twitter’dan 2013 yılı sonunda, nasıl olur da daha fazla “Fetullah Gülen Hoca Efendi’ye Allah’tan acil şifa diliyorum, geçmiş olsun.” gibi bir “tweet” atarsınız? Bu çelişkiyi bir an için unutalım, diyelim ki Şentop’un ifadesi doğru. Peki, Şentop’u Fetullah Gülen yapılanmasıyla mücadele ettiği için dışlayan Hükûmet yetkilileri kimlerdir? İşte bunlarla ilgili, Darbe Araştırma Komisyonunda hiçbir cevap yok, bunları kapatıyorsunuz. Ama eğer Türkiye’de ceza yargılamalarında kefalet sistemi konulduysa, yeniden ortaya böyle bir sistem çıktıysa o zaman biz ifade etmek isteriz ki bütün vekillerimize bizler kefiliz ve onların derhâl serbest bırakılması lazım. Onlara oy veren halkımız da onlara kefildir. Bu kefalet burada da uygulanmalıdır.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi önerinin lehinde ikinci söz, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’na aittir.

Sayın Çavuşoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Partimiz grup önerisinin lehinde söz aldım. Grup önerimizle beraber getirmekte olduğumuz çalışma düzenimizi size açıklamak istiyorum.

Öncelikle, 485 sıra sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı gündemimizin 1’inci sırasına alıyoruz. Toplam 102 maddeden müteşekkil ve 4 bölümden ibaret olan kanun tasarısı, gerçekten de sanayicimizin ve üreticimizin yakinen takip ettiği ve bir an evvel yürürlüğe girmesini beklediği bir tasarıdır. O nedenle, yapılacak görüşmelerde söz alacak bütün milletvekili arkadaşlarımızın ülkemizin gelişimine katkı sunacak bu kanunla ilgili yapıcı her türlü önerilerini ve eleştirilerini beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Yine, gündemin 2’nci sırasına, bu defa, 415 sıra sayılı bir uluslararası anlaşma getirmekteyiz. Filistin’le yapılan bir anlaşmadır bu. Bu anlaşmayı da Genel Kurulumuzun takdirine sunacağız.

Aynı şekilde, önümüzdeki süreçteki çalışma düzenimizle alakalı olarak da haziran ayının 12, 16, 17, 18… Bu günler, çalışma günlerimizin dışında olan pazartesi, cuma, cumartesi ve pazar gününe ilişkin çalışmalardır. Bu günlerde de çalışmayı düzenliyoruz bu önerimizle beraber.

Yine, aynı şekilde, 6 Haziran, 13 Haziran ve 20 Haziran Salı günlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin bir durumu ihtiva etmekte önerimiz.

12 Haziran Pazartesi günü de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Faruk Çelik hakkında verilen gensoru önergesini görüşeceğiz.

Ben kısacası izah ettiğim bu önerinin önümüzdeki süreçteki çalışmalar için hayırlı olmasını temenni ediyor, bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, hayırlı iftarlar temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çavuşoğlu.

Önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisiyle önümüzdeki hafta sizi yoğun bir maraton bekliyor, hep birlikte. Ne hırsına biliyor musunuz, ne hırsına? Bulimia hastalığı hırsına. Bu içinizden çıkan Hükûmetin tutulduğu ya da Hükûmetin yakın çevresinin tutulduğu bulimia hastalığı uğrunaTürkiye Büyük Millet Meclisi bu mübarek dönemde çalışacak. Çalışsın, çalışmaktan kaçan yok ama hakikaten merak ediyorum, 3, 5 kişiyi zengin etmek için 2003’ün 7’nci ayında Sayın Abdullah Gül tarafından ilk teklif gelmiş bu Meclise. Hoş, ondan önceki hükûmet tarafından da gelmiş. Meclis on beş senedir zeytinle yatıp zeytinle kalkıyor.

Ramazan Can, Sayın Milletvekilim, biraz önce dediniz ki: “Muhalefetin itirazları var.” Sayın Can, şu AK PARTİ Grubunun yüzde 80’inin içine bu kanun siniyorsa ben siyaseti bırakırım. Bizi bırak, sizin milletvekillerinizin itirazı var. (CHP sıralarından alkışlar) Ege ve Trakya’daki, Marmara’daki AK PARTİ’nin sayın milletvekillerinin bu işten ne kadar müşteki olduğunu ben biliyorum. Ayıp ya, vallahi ayıp billahi ayıp ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Bir şey demiyorum, çoğunluğunuz var, yapabilirsiniz, yapabilirsiniz ama Türkiye'nin özellikle zeytin sahasındaki illerinden size hiç telefon gelmiyor mu kardeşim? (AK PARTİ sıralarından “Gelmiyor.” sesleri) Nedir bu hırs, nedir bu hırs?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sanayici bu kanunu bekliyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İyi, keyfiniz varsa, eğer bu kanun buradan bir ayda çıkarsa ben bir şey bilmiyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Memleketin yarısı kan ağlıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz de elbetteTürkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün bize verdiği bütün imkânları kullanırız. Buradan teklifimizi yapıyoruz. Bu kanunun içinde müspet konular da var. Bu kanunun -yanlış baktıysam bizim arkadaşlar beni düzeltsin- 2’nci maddesini çekin, 2’nci maddesini kaldırın, bu kanunu burada -90 madde- bugün bitirelim, var mısınız?

Peki, bizim zorumuz ne “90 maddelik kanunun 1 maddesini çekin, bütün desteğimizi vereceğiz.” diyorsak? Ya, bir düşünün, bunların da bir derdi var belli ki, bir sıkıntısı var, bu kadar itiraz ettiklerine göre. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde 6 defa komisyonlara gelip, teklif/ tasarı olarak gelip geri çekildiğine göre -toplumsal muhalefetten de kaynaklı olarak- ya bir vicdanla, şu mübarek ayda bir vicdanla, bir samimiyetle, bir hüsnükalple bu meseleye baksanız ne olur? Yani benim 1 tane zeytin ağacım yok, ben Karadenizliyim. Ama bakın değerli milletvekilleri, 167 milyon ağaç var Türkiye’de, dünya zeytin üretiminin yüzde 10’unu karşılıyor bu ülke, kötü mü oluyor ya? 86 milyon dolarlık zeytin ve zeytin ürünü ihraç ediyoruz. Siz diyorsunuz ki: “Bizi çok seven, bize bağlı birileri var. Bunlar tesis yapmak istiyor ama tesis de denizi görsün istiyor. Bunun da tek çaresi zeytin sahaları, kesiverelim gitsin.”

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Madenci dostları var, madenci arkadaşları.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Madenci, turizmci, şu bu.

Yani bu millet size oy veriyor diye bu milletin iyi niyetini bu kadar suistimal etmeyin, bu milletin hakkını bu kadar gasbetmeyin değerli milletvekilleri, sizden rica ediyorum. Hükûmet de burada. Sayın Bakan, ne olur o 2’nci madde çekilse? Yani bir sorun var, bir toplumsal refleksle karşı karşıyasınız. Şimdi haber geldi, Balıkesir’den 30-40 otobüs Ankara’ya sizi ikna etmek üzere geliyor. Sayın Bakan, 30-40 otobüs yakıt yakacak, o insanlar yolda telef olacak yani eza cefa çekecek, sıkıntı çekecek, günah değil mi?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bakan burada.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Nerede?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Engin Bey, bakın burada.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bakan, sizi seviyoruz. Bu kanunu çekin. Yazık günah, bu millete yazık. Bakın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü yani çevre diye bir faktör var. Bu Türkiye’ye, bize Cenab-ı Allah her şeyi iki eliyle vermiş. Üç tarafımız deniz, orman varlığımız, zeytinlik varlığımız, yer altı, yer üstü zenginlik kaynaklarımız… Yani üç kişiyi zengin edeceğiz diye bu cenneti cehenneme çevirmeye ne hakkınız var, ben anlamıyorum ya. (CHP sıralarından alkışlar) Hakikaten yanlış yapıyorsunuz. Siyaset yapıyorsam namerdim, şerefsizim. Bizim partimizde çevre duyarlılığı çok yüksek, benden çok yüksek arkadaşlar var. Ama bu toprakları bize yurt edenler bu toprakları gelecek kuşaklara devretmek üzere bize verdiler, lekesiz, tertemiz, pırıl pırıl verdiler. Şimdi, yandaşlarımızı zengin edeceğiz diye bu zeytinliklerin talana, yağmaya, ranta, imara açılmasına sizlerin gerçekten kalpten el kaldıracağınıza inanıyorsam şerefsizim, namerdim. Ama bir parti aidiyeti içinde, bir parti hiyerarşisi içinde el kaldırabilirsiniz ama bunun da sorumluluğunu, tarihî sorumluluğunu… Vicdanınızla, toplumla, Allah’la sizi baş başa bırakmaktan başka bir şans bana kalmıyor.

Bu kanunu görüşen tali komisyon Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu -benim eski Komisyonumdur- bir rapor yazmış değerli arkadaşlar. Bu raporu yazan Komisyonun da çoğunluğu AK PARTİ’li. Yazmış, yazmış, “Komisyonumuzun üç konuda esas komisyona görüş bildirmesini kararlaştırmıştır.” demiş ve görüş bildirdiği 3’üncü konu zeytincilikle ilgili maddelerin tasarı metninden çıkarılması. Hangi AK PARTİ’ye inanacağız Sayın Bakan? Sanayi Komisyonu mu doğru yapıyor, Millî Eğitim, Kültür Komisyonu mu doğru yapıyor? Hangi AK PARTİ var, bu kanunun arkasında hangi AK PARTİ var, merak ediyorum ben. (AK PARTİ sıralarından “Niye bağırıyorsun?” sesi)

Kardeşim, rahatsız oluyorsan bak kulis var, git orada çay iç. Burası bağırma kürsüsü. Bu kürsü bağırmak içindir. Anladın mı? Sen gelip kullanmıyorsun diye kullananlara laf etme. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, hangi Komisyon? Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor mu, Sanayi ve Ticaret mi? Hangisi? Sayın milletvekilleri, hangi Komisyon Başkanı daha vatansever? Hangi Komisyon Başkanı daha çevre duyarlılığına sahip? Hangi Komisyon Başkanı gelecek kuşaklara bu ülkeyi tertemiz bırakmak konusunda daha samimi? Hadi bir oylama yapın bunun için bakayım. Kültür Komisyonu mu, Sanayi Komisyonu mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – İkisi de.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Olmaz, yanlış efendim. Adam yazmış, yazmış Sayın Bakan; “Yanlış.” diyor, “Bu doğru değil.” diyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – İkisi de vatansever.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dolayısıyla tekrar vicdanlarınıza sesleniyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hepimiz vatanseveriz Engin Bey, lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu vesileyle –hakikaten bağırmasam iyiymiş- şunu söylemem lazım: Türk basınına, Türkiye basınına bir sitemim var, basına bir sitemim var. Genel Kuruldan bunu belirtmek zorundayım.

Geçtiğimiz ay içinde… ITUC, ETUC yani bunlar değişik ülkelerdeki sendika konfederasyonları ve daha önemlisi, TÜRK-İŞ, DİSK, KESK ama HAK-İŞ de var bu sefer… Bu hükûmetlerin uyguladığı iş ve işlemler, politikalar HAK-İŞ’i bile isyan noktasına getirmiş. Hükûmeti tebrik ediyorum. Ama benim sitemim basına: Oradan çekip çekip duruyorsunuz. Basın emekçilerine saygım var, sitemim medya patronlarına. Türkiye'nin 4 büyük sendikası bir ortak deklarasyon yayımlamış. Şimdi, deklarasyonu uzun uzun okumaya vaktim yok. OHAL uygulamaları kaynaklı temel hak ve özgürlüklere yönelik hak gasplarıyla ilgili, uygulamalarla ilgili, düşünceyi ifade hürriyetiyle ilgili Türkiye'nin içinde bulunduğu hâlin iyi bir hâl olmadığını, Türkiye’ye yakışmadığını, bundan şikâyetçi olduklarını açık açık yazmışlar. DİSK dese tek başına “Bunlar zaten Gezici, komünist, şu, bu, solcu.” dersiniz -solculuk da güzel bir şeydir onu da söyleyeyim- TÜRK-İŞ dese “Denge korumak için.” dersiniz, KESK yapsa “Aa, bunlar DHKP-C, şu bu.” çamur atmayı seviyorsunuz, atarsınız.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Niye? Öyle zaten.

ENGİN ALTAY (Devamla) – E bu HAK-İŞ ne oldu şimdi, HAK-İŞ?

DİSK, KESK, TÜRK-İŞ sizden ne kadar şikâyetçiyse HAK-İŞ de sizden o kadar şikâyetçi. (CHP sıralarından alkışlar)

Ey basın, ey basın, Türkiye'nin medyası; şöyle Türkiye'nin en büyük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – …dört konfederasyonunun ortaya koyduğu bu belgeyi “Haber değeri yok.” diye düşünen basına da söyleyecek bir söz bulamıyorum. Muhtemelen benim bu söylediklerimi de vermezler; önemli değil, önemli değil.

Başkanım, bir teşekkür etmek için…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Can’ın meydandan çıkmasını talep ediyorum efendim!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben buradan Hükûmete –biri karşımda, biri arkamda, hangi Hükûmet bilemedim şimdi- teşekkür ediyorum. Bu 2’nci maddeyi geri çekeceğinize yürekten inanıyorum. Gelin, Türkiye’ye bir kötülük yapmayın, Türkiye’ye bir fenalık yapmayın, Türkiye'nin doğasını, çevresini, doğal dengelerini, Allah’ın kurduğu dengeyi üç kuruş için bozmaya kalkmayın diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan “Bir tane ağaç kesilirse önlensin, geri çekilsin.” dediniz; ben söyleyeyim, kesilecek!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – …sunmadan önce toplantı yeter sayısı talebi var, o talebi karşılayacağım.

Sayın Altay, Sayın Aydın, Sayın Akar, Sayın Sertel, Sayın İrgil, Sayın Karadeniz, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gürer, Sayın Hürriyet, Sayın Torun, Sayın Akın, Sayın Arslan, Sayın Demirtaş, Sayın Arık, Sayın Tanal, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Yiğit, Sayın Özdemir, Sayın Doğan, Sayın Tarhan, Sayın Yalım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6, 13 ve 20 Haziran 2017 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; bastırılarak dağıtılan (11/16) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin 12 Haziran 2017 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1’inci sırasına alınarak Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü birleşimde yapılmasına ve 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, (2/1461) esas numaralı 12.04.1991 Tarih ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/99)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3/11/2016 tarih ve (2/1461) esas numaralı 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’m kırk beş gün içinde komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                          Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – İç Tüzük 37 üzerinde, teklif sahibi olarak, katılma dilekçesiyle birlikte, Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet…

Süreniz beş dakikadır.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’miz üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bu teklifimizin esası, terör örgütlerine karşı verilen mücadelede terörist silahlarıyla yaralanmış ancak yönetmeliklerden dolayı resmiyette gazi sayılmayan, görmezden gelinen vatan evlatlarımızla ilgilidir. Öncelikle, kanun teklifimizde asıl emek sahibi olan Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Akif Hamzaçebi’ye bu konudaki duyarlılığı için gazi sayılmayan vatan evlatlarımız adına teşekkür etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu askerlerimiz bizler daha güvende olalım diye rahat bir yatak yüzü görmeden, sırtında onlarca kilo ağırlıkla, sevdiğinin sesini aylarca duymadan, “Acaba, teröristin kurşunu ne yönden gelecek?” korkusunu bir an olsun bile içinden atamadan dağlarda geziyor, vatanı koruyor, nöbet tutuyor, vatan sevgisi için göğsünü kurşunlara siper ediyor; kimisinin parmakları eksik, kimisi vücudundaki şarapnel parçalarıyla, kalbindeki kurşunla hayat mücadelesi veriyor. Bu insanların kalbindeki kurşun 1 santimetre daha ileriye gitse hepimiz, hepiniz oturduğunuz koltuklarınızdan şehit taziye mesajları yayınlayıp, Türk Bayrağı’na sarılı tabutunu sırtlayıp askerî araca bindirecektiniz.

Bugün bu kürsüde bütün konuşmacılar şehitlerimizi andı, Allah hepsinden razı olsun, gani gani rahmet eylesin. Son dönem şehitlerimiz olmak üzere, hepsi dâhil, eğer şehit olmasalardı, eğer yaralanmış olsalardı ama bu yönetmeliğe takılmış olsalardı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık yönetmeliğine takılmış olsalardı ne olacaklardı arkadaşlar, biliyor musunuz? Hiçbir şey olamayacaklardı, gazi bile olamayacaklardı. Bu vatan evlatlarına şimdi, hepimiz, hepiniz bir cevap vereceksiniz, ya “Terör örgütleriyle mücadele eden vatandaşlarımız yaralandıklarında yaralanma yüzdelerine bakmadan gazilik onurlarını vereceğiz.” diyeceksiniz ya da “Yıllardır böyle gelir, böyle gider bu kervan/Kader böyle ey insan, ister ağla ister yan!” diyeceksiniz.

Bu konuda daha önce araştırma önergesi vermiştik ancak AKP’nin oylarıyla birlikte ne yazık ki reddedilmişti ancak ardından, AKP Grup Başkan Vekili İlknur İnceöz bu kürsüye gelerek şunu söylemişti, “Bu konuda çalışmalarımız sürmektedir.” demişti, ardından Başbakan “7 bakanlığa talimat verdim, bu konu üzerine çalışıyoruz.” demişti. Altı ay öncesinden bahsediyorum. “Çalışmalar ne durumda?” diye Maliye Bakanına defalarca sordum ama Bakanın konu hakkında ufacık bir bilgisi dahi ne yazık ki yoktu, topu Aile Bakanına attı, “Aile Bakanlığı bu konu üzerinde çalışıyor.” dedi, Aile Bakanına sorduk, Aile Bakanı da “Benim bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok.” dedi, ardından 684 sayılı KHK yayımlandı ve “Bu KHK’yla ilgili gaziler arasındaki farklar ortadan kaldırılmıştır, 19 bin kişi bu haklardan yararlanacaktır.” demişti ama hiçbir vatan evladı ne yazık ki bu KHK’dan da yararlandırılamadı. Peki, soruyorum buradan: 19 bin kişi için çıkarılan bu KHK’dan hiç kimse yararlanmadıysa kimdir bu 19 bin gazi, biz ne zaman 19 bin gazi verdik? Bu KHK sadece 15 Temmuz gazilerini kapsadı ne yazık ki. O da yetmedi, Savunma Bakanına sordum, Savunma Bakanı akıllara zarar bir cevap verdi, dedi ki: “15 Temmuzda sokağa çıkanlar hiçbir hesabı olmayan, vatan sevgisine sahip insanlar, yaralanalım da gazilik imkânlarından yararlanalım diye sokağa çıkmadılar.” Peki, PKK’yla mücadelede yaralananlar gazilik haklarından yararlanmak için o kurşunları bilerek mi yedi ya da o mayınlara bilerek mi bastı? Bundan önce Başbakan grup toplantısında demişti ki: “Gazilerimiz için TSK’da bir yönetmelik varmış, bu yakışmaz Türkiye’ye kaldırdım hepsini. 15 Temmuzda yaralananlar tırnağı bile çizilse gazi sayarım.” dedi ve bir KHK yayımlandı ve o KHK’yla 15 Temmuzda yaralanan herkes gazi sayıldı. Tırnağı çizilen gazi sayıldı ama ne yazık ki PKK’yla mücadele edip yaralanan, parmağı kopan, bir sürü şarapnel parçasıyla bugün hayatını devam ettirmeye çalışan insanlar hâlâ o yönetmeliğe takılıyor ve gazi sayılmıyor. Şu anda bizi izliyor, birçok vatan evladı bizi izliyor ve hepimize soruyor: “Bizlere gazi olamazsınız diyen devlet yetkilileri kendi çocuklarının bir parmağına kaç lira değer biçebilirler? Askere gitmeden önce bu mermilerle yaşıyor olsaydık bizleri askere alır mıydınız?” diye soruyorlar. İki vatandaşımız mesaj gönderdi, bir tanesi diyor ki: “Bize terör mağduru diyorlar, ben bir kahraman Türk askeriyim. Terörist benim düşmanım, ben terörün mağduru değilim devlet mağduruyum.” diyor vatandaşlarımızdan bir tanesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan, bir dakika rica edeceğim.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen, tamamlayın.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bir diğeri diyor ki: “Keskin nişancı mermisiyle Nusaybin’de vuruldum, mermi 1 milimetre soldan gitse felç olacaktım, bir santimetre yukarıdan gitse kahraman şehit olacaktım ama şu anda ben hiçbir şeyim.” diyor değerli arkadaşlar. Gazilik unvanı için yıllardır mücadele ediyorlar. Kalp yarası kurşun yarasından emin olun daha ağırdır. Gelin, bu vatan evlatlarımızı, bizler için, ülkemiz için, üzerinde yaşadığımız bu toprakların geleceği için mücadele eden vatan evlatlarımızı daha fazla yaralamayalım. Yarın, terörle mücadeleden bahsederken gazi ve şehitlerimizin fedakârca mücadelelerini alnınızın akıyla anlatmak istiyorsanız bugün bu yasa teklifimize “evet” demelisiniz diyorum, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir milletvekili adına, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Meclis Başkan Vekili Hamzeçebi, size büyük bir haksızlığı, adaletsizliği düzeltme fırsatı veriyor. Bence doğrudan gündeme alın bu yasa teklifini. Ne diyor? Gaziler arasında bir ayrım yapmayalım, ayıptır, günahtır, buna el kaldırın; desteklemeniz gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bir devletin, hükûmetin -her neyse- meşruiyeti vatandaşlarına eşit davranabilmesi, adil davranabilmesiyle mümkündür. Adalet her şeyin temeli, mülkün de temeli, devletin de. Her şeyin temeli meşruiyet. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti bu anlamda adalet, hak ve özgürlükler, eşitlik, demokrasiyi geliştirme gibi, hukuk devleti gibi konularda başta, daha kurulduğu dönemdeki meşruiyetini ya da yönelimini giderek kaybediyor değerli arkadaşlarım, bunun farkında mısınız? Özellikle 15 Temmuzdan bu yana uygulanmakta olan olağanüstü hâlin istismar edilmesi, gelişigüzel kullanılması sonucunda gerçekten Türkiye'de hukuk devleti kavramına artık yer kalmadı. Değerli arkadaşlarım, evet, biz 15 Temmuzda bir askerî darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık; insanlar öldü, gaziler var. Kimler nasıl yaptı az çok biliniyor, bunu herkes biliyor. Böyle durumlarda ne yapılacağı da belli. Ne yapılacağı belli olan şeye niye uymuyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, dediniz ki “Normal koşullarda bu büyük belayla baş edemeyiz, olağanüstü hâl istiyoruz.” Bizse dedik ki: Aslında olağanüstü hâle ihtiyaç yok; biz ne getirecekseniz bu Mecliste destekleyeceğiz, gereğini yapalım. Ama istediniz, getirdiniz, tamam fakat olağanüstü hâl bütünüyle kanunsuzluk filan değil ki onun da bir hukuku var, bu hukuka uymak durumundasınız. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı geçenlerde bir iftar yemeğinde şöyle bir açıklama yaptı, diyor ki: “Biz Veda Hutbesi’ni uygulasak hiçbir mesele kalmaz.” Arkadaşlar, Veda Hutbesi’nde diyor ki Peygamber Efendimiz: “Suçlu kendi suçundan başkasıyla suçlanamaz. Baba oğlunun suçu, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.” Peki, siz ne yapıyorsunuz? Onlarca örnek var elimde. Bakın, bir tane polis memuru, tutuklu, FET֒den yargılanıyor, tamam. Eşi öğretmen, açığa alınmış ama herhangi bir FETÖ tutuklaması, suçlaması filan yok. 2 tane çocuğu var, biri 20 aylık, biri 4 yaşında. Ne olacak şimdi? Eğer gerçekten o adam, o polis memuru FET֒cüyse -ki bilmiyoruz, belki de öyledir- peki bu kadının, bu 20 aylık çocuğun suçu ne olacak? Yanlış söylüyor size Cumhurbaşkanı, yanlış. Acıyın, acıyın. Hani dedi ya: “Acımayın, acırsanız acınacak hâle gelirsiniz.” Acınması gerekli olan mağdur olana, haklı olana acıyın ve adaletli davranın değerli arkadaşlarım. Sizi yanlış yönlendiriyor.

Bakın, 90’lı yıllara döndük. Türkiye’de gündüz vakti, gece yarısı herhangi bir saatte insanlar kaçırılıyor. Onlarca insan listesi geldi bize değerli arkadaşlar. İsimleri okuyabilirim. Kim kaçırdı, ne oldu, devlet yok mu burada? Nerede bu insanlar? Sunay Elmas, bilmiyorum, FET֒cüdür, hangi örgüttür; Mustafa Özgür Gültekin, Hüseyin Kötüce, Turgut Çapan... Böyle gidiyor bu isimler. 1990’lı yıllarda yapılırdı bunlar, bir de sizin döneminizde yapılıyor değerli arkadaşlarım. Nasıl oluyor da bunları görmezsiniz, bunlara eğilmezsiniz?

Bakın, başka bir şey var. Çok üst düzey bir bürokratınız FETÖ dolayısıyla Silivri Cezaevinde duruyor. Belki de öyledir, bilmiyorum, henüz iddianame falan ortaya çıkmamış. Ama Türk Hava Yollarında çalışan oğlunu açığa almışsınız. Ya ne suçu var bunun arkadaşlar, gerçekten ne suçu var bunun?

Şimdi, Sayın Bülent Arınç’ın damadı tutuklandı FET֒den. Haydi bakalım Sayın Bülent Arınç’ı da tutuklayın ya da onun emekli maaşını kesin. Böyle saçmalık, böyle akıl dışılık olur mu değerli arkadaşlarım?

Bütün bunların sizler farkındasınız. İnsanın vicdanının bu kadar bütünüyle yok olması, ortadan kalkması mümkün değil. Bunun farkındasınız. Sesinizi çıkarın arkadaşlar. Sizi yönetenler yani tepenizdekiler, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar hiçbir itiraz gelmeyince sanıyorlar ki her şeyi doğru yapıyoruz. Doğru yapmıyorlar değerli arkadaşlarım. Bunların ahı çıkar, hepinizden çıkar, susandan da çıkar. Bir yanlışlık yapılıyorsa elinizle düzeltin, öyle mi? Ama elinizle düzeltmeye gücünüz yetmiyorsa bunun yanlış olduğunu söyleyin. Buna da gücünüz yetmiyorsa -öyle mi Sayın Aydemir- uzak durun bu yanlışlıktan. Öyle demiyor mu? Öyle diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Peki, teşekkür ederim.

Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi, alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? yerinde.

Komisyon Raporu 485 sıra sayısıyla bastırıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Evet, Sayın Altay, söz talebiniz vardır.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, orta yerdeki Anayasa’ya ve yürürlükteki Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne göre, biz, an itibarıyla 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı görüşemeyiz. Efendim, Anayasa’nın 121’inci maddesinde “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir. Bu kararnameler, Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur; bunların Meclisce onaylanmasına ilişkin süre ve usul, İçtüzükte belirlenir.” hükmü vardır. 121’inci maddenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım arkadaşlar, tamamlasın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …atıfta bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 128’inci maddesi de “Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleri gereğince çıkarılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler, Anayasanın ve İçtüzüğün kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi için koyduğu kurallara göre ancak, komisyonlarda ve Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır.” hükmünü taşımaktadır.

Şimdi bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonlarda yirmi gün içinde görüşülmediği için, Meclisce yine İç Tüzük emrine göre bastırılarak dağıtılan 24 tane kanun hükmünde kararname var. Bunların 5 tanesi kanunlaşmış. Genel Kurul gündeminde de 16, 17, 18, 19 tane kanun hükmünde kararname var.

BAŞKAN – 19 tane.

ENGİN Altay (İstanbul) - Şimdi, burada Başkanlık Divanı, Başkanlık iki tane sakat iş yapıyor; birincisi şu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) -Bu kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa’nın 121 ve İç Tüzük’ün 128’inci maddelerine göre, kırmızı kitabın en başına yazılması lazım. Kırmızı kitabın kanun teklifleriyle ilgili başlığında… Genel Kurul belki gündemine hâkim olarak şunu öne alır, şunu arkaya bırakabilir ama Genel Kurul bunları İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı yapamaz. Genel Kurul İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı “Efendim, ben Genel Kurulum, her şeyi yaparım.” mantığı içinde.

O zaman şöyle teklif ediyorum ben: Bu Anayasa’yı ve İç Tüzük’ü yırtıp atalım, çoğunluk partisi ne istiyorsa o olsun. O da yetkilerini bir kişiye devretsin, böylece Türkiye sevk ve idare edilsin.

Sayın Başkan, böyle bir şey olamaz. Burada, bu kırmızı kitapta, sizin de belirttiğiniz, Meclisteki 19 kanun hükmünde kararnamenin 1’den başlayarak aşağıya doğru yazılması lazım, bir. İkincisi: İç Tüzük’ün bu amir hükmüne göre şimdi bizim kanun hükmünde kararnameleri görüşmemiz lazım.

Dolayısıyla yine İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi çerçevesince bu konunun diğer siyasi parti gruplarının anlayışını da ortaya koyarak sonuca ve doğruya bağlanması açısından bir konunun öne alınması noktasında bir usul tartışması talebim vardır.

Arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Usul tartışmasında ısrarınız varsa ben de usul tartışmasını açtırıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Var efendim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lehte…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Aleyhte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Başkanım, bir tutum koysaydınız ortaya. Bir tutum koyun önce...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, Başkanı siz yönetmeyin ya!

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye Sayın Altay, dinliyorum. Sizi dinledim, o grubu da dinleyeyim, ne dediğini bir anlayayım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır Başkanım, sizi rencide ediyor, ona üzülüyoruz.

BAŞKAN – Yo, usul tartışmasını açtım ben talebiniz üzerine.

Lehte, Mehmet Doğan Kubat, Mehmet Muş; aleyhte, Engin Altay, Filiz Kerestecioğlu.

Lehte ilk söz, Sayın Mehmet Doğan Kubat, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bak oruçlusun, inanmadığın şeyleri söyleme Doğan.

XII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin yapılmasının Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) –Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Açılan usul görüşmesinde Sayın Başkanımız… Şu anda grup önerimizle birlikte gündemin 1’inci sırasına alınan “torba kanun” olarak bilinen 102 maddelik kanun tasarısının görüşmelerine başlayacağız ancak Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilimiz Sayın Altay bunun Anayasa’nın 121 ve İç Tüzük’ün 128’inci maddesi gereğince görüşülmesinin uygun olmayacağını ileri sürmek suretiyle görüşmelere devam edilemeyeceği yönünde bir usul görüşmesi açtı.

Şimdi, değerli kardeşlerim, Anayasa’nın 119 ila 122’nci maddelerinde olağanüstü yönetim usulleri düzenlenmiş, net biçimde düzenlenmiş. Buna ilişkin uygulama hükümleri yine İç Tüzük’ümüzün 126, 127 ve 128’inci maddelerinde; olağanüstü hâller nasıl ilan edilir, bu dönemlerde hükûmetin KHK çıkarması hangi usul ve esaslara göre olur, bunlar Mecliste nasıl görüşülür; bunların hepsi İç Tüzük’ümüzde var. 121’inci maddenin son fıkrasında, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda KHK çıkarabileceğini ifade ediyor ve İç Tüzük 128’inci madde de bunun öncelik ve ivedilikle… Fakat buradan ne anlaşılması gerektiğini gene diğer hükümlerle bağlantılı olarak değerlendirmemiz lazım. “Öncelikle görüşülmesi” demek, sıradaki işlerden birinin önüne geçirmek. “İvedilikle görüşme” noktasında ne anlamamız gerekir? Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakacağız; iki defa görüşülmemesi anlaşılır, ivedilikle görüşme bir defa görüşmedir. 1973’ten önceki mehazın bugüne yansıyan sonuçları bunlar.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, olağan dönemlerdeki KHK’larda da öncelikle ve ivedilikle görüşme kuralı var Anayasa’nın 91, İç Tüzük’ün 90’ıncı maddesinde. Şimdi size birkaç örnek vereyim: 388, 1989’da çıkmış KHK; 233, meşhur, 1984’te, KİT’lerle ilgili; 399, personel rejimini düzenleyen KHK, 1990’da çıkmış, OHAL KHK’sı da değil, öncelikle ve ivedilikle görüşülme mecburiyeti var ama -sıra da alınmış- böyle bir örneği yok.

Şu anda kırmızı gündemde, Sayın Başkanımızın bahsettiği, Hükûmet tarafından çıkarılan bütün olağanüstü hâl KHK’ları sırasında bekliyor. 49’uncu madde gereği bu ön sıralara ancak Danışma Kurulu kararıyla veya 50’nci madde gereği özel gündem yapmak suretiyle alınabilir, bu da Danışma Kurulunun yetkisinde. Şu anda gündem belirli olduğu için, bu konuda yapacak başkaca bir işlem olmadığından dolayı Başkanlığın iade etmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla tutumu yerindedir, görüşmelerin devamında Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Engin Altay’da.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Kubat, Genel Kurula ve Başkanlık Divanına “Yetki kanunu çerçevesindeki kanun hükmünde kararnameler için de ‘ivedilikle ve öncelikle’ hükmü var ama otuz sene önce çıkarılmış kanun hükmünde kararname var, hâlen görüşülmedi.” değerlendirmesi yapıyorsunuz. E ama insaf, insaf, vallahi insaf! Yani burada yemin ettiniz, burada Anayasa’ya uyacağınıza yemin ettiniz, kanuna, nizama uyacağınıza yemin ettiniz. Sayın Kubat, 128’deki en geç otuz gün içinde KHK’ların, olağanüstü hâl kapsamındaki KHK’ların görüşüleceği hükmünü görmemiş olamazsınız. Genel Kuruldaki sayın milletvekillerimizin tamamının İç Tüzük’ü hatmetmesi gerekmez ama sizin, bizim gibi insanların bu işi bilmesi gerekir. Bizi bırak, kendi milletvekillerinize bari İç Tüzük tahrifatı yapmayın; ayıptır, günahtır, yazıktır. Hiç yakıştıramadım, doğru bulmadım.

Sayın Başkan, tekrar ediyorum, biz, görüşülecek kanunda hakikaten memleketin menfaati olsa diyeceğiz ki: “Ya, bunda da memlekete bir menfaat var.” Bunda memlekete zarar var, ziyan var ama orta yerde de sizin özellikle uymak zorunda olduğunuz Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü var. Yani ben söylemekten bıktım sayın milletvekilleri, kanunlar çiğnenmese iyi de her yerde biraz çiğnenebilir, ihlal edilebilir ama kanunların, tüzüklerin hiç çiğnenemeyeceği, hiç ihlal edilemeyeceği bir yer varsa orası da Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Burada kanun çiğnenirse, devlet olarak biz vatandaşa sokakta nasıl “Kanunu niye çiğnedin kardeşim?” diyeceğiz yahu? Der ki: “Sen koyduğun yerde çiğniyorsun kanunu.” “Anayasayı çiğniyorsun.”

Olmaz Sayın Başkan, yapmamalısınız, doğru değil. Bir ara vermelisiniz, belki bir değerlendirme yapmak icap eder.

Ayrıca, gerçekten, sadece buna karşı olduğumuz için de değil, hakikaten 19 tane KHK bekliyor, insanlar mağdur. Bakın, biraz önce söyledim; DİSK, KESK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ isyan ediyor, KHK’larınıza isyan ediyor, OHAL uygulamalarınıza isyan ediyor. Biz 15 Temmuzdan sonra size, darbecilerle kesin ve katı bir hesaplaşma, evet, arkanızdayız ama bununla beraber süratli bir normalleşme ve demokratikleşme dedik. Siz normalleşmeyi, demokratikleşmeyi bir kenara koydunuz, hesaplaşmayı da damat düzeyinde tutuyorsunuz. E, ne olacak bu iş, nereye gideceğiz biz böyle?

Sayın Başkan, oturduğunuz koltuk mühim bir koltuktur, kıymetli bir koltuktur ve orada alınacak her kararın bin yıl sonraki tarihimizde bile değeri ve önemi vardır; rica ediyorum kararınızı gözden geçiriniz. Anayasa’yı ve İç Tüzük’ü bu kadar açık bir şekilde çiğnemeye hiçbirimizin, hiç kimsenin hakkının olmadığını düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Muş’a ait.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esasen burada daha önce hatip yaptığı konuşmada, bir maddeyle ilgili “Bu maddeyi çekin, biz bunu bu akşam bitirelim…” Şu an gündeme getirdiği konuların aslında bu işi öteleme maksatlı bir çaba olduğunu görüyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herkesin bir çabası var Sayın Muş, elbette öyle.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Zeytinlikler ülkemizin değeri.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Siz rant için, biz halk için mücadele ediyoruz. Rant ve halk…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bizim, ülkemizin zeytin ağacı sayısının artırılmasından tutun da zeytin üretiminin, zeytinyağı üretiminin artırılmasına kadar çok ciddi teşviklerimiz oldu, yönlendirmelerimiz oldu. Bu da rakamlarla sabittir.

Bakın, zeytincilikle alakalı kanun 1939 yılında yapıldı. Biz şu an 2017 yılındayız, ülkenin çeşitli ihtiyaçları olabilir, ortaya çıkabilir. Sanki şöyle bir hava estiriliyor: Efendim, bütün zeytin ağaçları kesilecek, bunların yerine ev yapılacak, turizm tesisleri yapılacak. Böyle bir şey yok. Bir kere, tesis, konut, turizm yok; bunu yasayla zaten kapatıyor.

Diğeri: Bakın, bir kurul kuruluyor. Bu kurulun içerisinde kimler var? Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, oradaki ziraat fakültesi, o ildeki ziraat odası; ildeki ticaret borsası, yoksa ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası; Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı Zeytincilik Araştırma Enstitüsünden görevliler. Bunlar bir araya gelecekler, bunların bir kurul kararı olacak. Ondan sonra Bakanlığa gidecek, Bakanlık onayladıktan sonra kamu yararı olarak tanımlanacak. Bu kadar ciddi bir denetim mekanizması getiriliyor.

Bir de bakın, zeytinle alakalı şu birkaç rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum: Ülkemizdeki zeytin ağacı sayısı 2000 yılından bu zamana kadar ciddi artış sağlamış. Yani 2000 yılından bu zamana kadar da iktidarın çok büyük bir kısmında Adalet ve Kalkınma Partisi vardır, 2002 yılından itibaren. 2001-2002 sezonunda 600 bin hektar olan zeytin alanı yüzde 41 artmış, 845 bine çıkmış. 99 milyon olan zeytin ağacı sayısı yüzde 76 artarak 174 milyona çıkmış. Aynı şekilde, 235 bin ton olan sofralık zeytin üretimi yüzde 83 artarak 430 bin tona çıkmış. 365 bin ton olan yağlık zeytin üretimi yüzde 256 artarak 1 milyon 300 bin tona çıkmış. 600 bin ton olan toplam zeytinyağı üretimi yüzde 188 artarak 1 milyon 730 bin tona çıkmış. 65 bin ton olan zeytinyağı üretimi yüzde 200 artarak 195 bin tona çıkmış. Kişi başına tüketim 1,3 kilogramdan 2,1 kilograma çıkmış. Yani zeytinle alakalı baktığınız bütün alanlarda, aslında ülkemiz ciddi artışlar kaydetmiş ve bu da aslında bizim zeytine ne kadar önem verdiğimizin bir göstergesi.

Zeytine bu kadar önem veren bir iktidara yönelik burada ifade edilen yok “Kesecekler.” yok “Talan edecekler…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – “…Rant alanına çevirecekler.” gibi iddialar ve ithamlar asılsızdır, yersizdir; bunları kabul etmiyoruz. Ülkemizin ihtiyaçlarına göre hazırlanan bir yasa tasarısıdır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, aleyhte ikinci ve son konuşmacı Filiz Kerestecioğlu Demir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, uzun süredir getirdiğiniz hiçbir yasa teklifi Anayasa 121’de düzenlenen olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konular değil ve herkesi yok sayarak bunu yapıyorsunuz torba kanunlar hâlinde. Yani siz kendinizi, Meclisi feshetmeyi bu kadar çabuk kabullenmiş olabilirsiniz ama bizler kabullenmedik, halkımız da kabullenmedi ve halkımız kendi yaşam alanlarına sahip çıkıyor. Bunun için yüzlerce telefon aldık bugün, insanlar “Bizi dinleyin, duyun.” diyorlar ve buradaki milletvekilleri de aslında bunu okumuş olamazlar bile. Çünkü baktığınızda, aslında İç Tüzük 52’nci maddeye göre Genel Kurul gündemine alınan rapor, dağıtımı tarihinden kırk sekiz saat geçmeden görüşülemez. Daha ellerinize ulaştı mı bu? Milletvekilleri okumuş değil. Yani nasıl böyle bir önemli kanun hakkında… Bugün elimize gelecek, bir kere bu aykırı yani kırk sekiz saat geçmeden bunun görüşülmeye başlanması. Ama bunun yanı sıra, geçmiş olsa ve şu anda kırk sekiz saat dolmuş olsa bile nasıl okuyacaksınız 102 maddelik kanun tasarısını ve bunlarla ilgili şerhleri; itirazlara bakacaksınız ve bir karar vereceksiniz? Yani çoğunluk tahakkümüyle her şeyi yapabilir görüyorsunuz kendinizi.

Biz zeytinlikler içerisinde büyüdük ve insanların, zeytinliklerin içerisinde büyüyenlerin, bunlara sahip olanların ya da meralarda, işte, Kütahya’da kalkıp da beyaz başörtülerini bağlayıp da ortaya çıkan, “Burası bizim mera alanlarımız, alamazsınız.” diye direniş gösteren kadınların bir bildikleri yok mudur? Siz halkın vekilleri değil misiniz? O zaman bir yüzünüzü dönüp de gerçekten… Bu kadar insan sizlere telefon etmiyorlar mı? Eminim ki ediyorlar, onlar sizlere de itirazlarını iletiyorlar. Bugün Meclise gelen çok sayıda insan var bu konuda görüş belirten ve itirazlarını dile getiren. Lütfen bunu erteleyin.

Ve gerçekten, artık birazcık uzlaşma kültürüne geçmenin zamanıdır. Bu ülkede demokrasi olmazsa bunun kime ne faydası var? Yani bir gün önce Bakırköy’deydim. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi… 1 milyon 500 bin metrekarelik bir alandı -bu alan çok değerli bir tarihî doku- o çürümüş demeçleriyle işler yapan Ali Ağaoğlu’na mı veriyormuşsunuz ne. Yani yazıktır ya, gerçekten. Tarihimizi, geçmişimizi yok etmektir, hafızamızı yok etmektir; sizin hafızanız yok mu? Birazcık saygı duyun bunlara.

Biz bunu geri çekmenizi ve tekrar görüşmeyi bekliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Olağanüstü hâl ve sıkıyönetim kanun hükmündeki kararnamelerinin görüşülmesi” başlıklı 128’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Komisyonlarda en geç yirmi gün içinde görüşmeleri tamamlanmayan kanun hükmünde kararnameler Meclis Başkanlığınca doğrudan doğruya Genel Kurul gündemine alınır.” şeklinde bir düzenleme vardır. Bu düzenlemeye göre de zaten elinizdeki kırmızı kitapçığa baktığımızda da şu an itibarıyla komisyonda görüşülmeyen 19 adet olağanüstü hâl kanun hükmünde kararname Genel Kurulun gündemine Başkanlıkça alınmıştır. Öte yandan, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesinde “Gündemdeki işlerin görüşme sırası Başkanlıkça alınış tarihlerine göre tespit edilir.” hükmü de bu konuya ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi uygulamalarında esas alınmaktadır. Nitekim, Başkanlıkça, kanun hükmünde kararnameler Genel Kurul gündemine alınmıştır. Ancak, kanun hükmünde kararnamelerin görüşme sırası ve gündemin belirlenmesi, İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi dikkate alınarak Genel Kurulun takdirinde bulunmaktadır. Az önce Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisiyle Genel Kurulun onayına sunuldu ve tasarı gündemin 1’inci maddesine alındı. Bugüne kadarki yerleşik tüm Meclis uygulamalarımız da bu yöndedir. Buna göre, az önce kabul edilen AK PARTİ grup önerisiyle 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı gündemin 1’inci sırasına alınmıştır.

Dolayısıyla, kanun hükmünde kararnamelerin gündemdeki diğer işlerin önüne alınması ve görüşülmesi hususunda, Genel Kurulca kabul edilen bir Danışma Kurulu veya siyasi parti grubu önerisi olmaması nedeniyle şu aşamada Başkanlığımızca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır. Dolayısıyla, tutumumuzda bir değişiklik yoktur. 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim, siz konuşmanızda kararınızı açıklarken “kırmızı kitap” dediniz. Bu kırmızı kitap nedir? Ben hukuki dilde bunu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Önünüzdeki gündemde yer alan konuları gösteren bir kitapçık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Neresi kırmızı kitap? Kırmızı kitap değil ki bu.

BAŞKAN – Yerleşik uygulamalarda böyledir. Sayın Tanal, siz benden çok iyi biliyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kırmızı kitap nedir?

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/837) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (S. Sayısı:485) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’na aittir.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır Sayın Tanrıkulu.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz 485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu yasa uzun bir başlıkla takdim edilmesine rağmen, daha çok, kamuoyunda “üretim reformu” olarak tanınmaktadır. Biraz önce de söylediğim gibi bu yasa bir üretim reformu olarak kamuoyunda takdim edilmiştir ancak her zaman belirttiğimiz bir husus var: “Reform”un sözlük karşılığı “ıslah etme, düzeltme” diye geçiyor Türkçe sözlüklerde. “Üretim reformu” denildiği zaman da dolayısıyla “mevcut üretim sistemini düzeltme ve ıslah etme” anlamı çıkmakta ama biraz sonra görüşeceğimiz bu tasarı genellikle -tabiri caizse- her telden çalan bir torba tasarı hâlinde karşımıza gelmiş durumda.

Şimdi, tasarının bazı maddelerinin gecikmiş de olsa yanında olduğumuzu Komisyon görüşmeleri sırasında da belirttik ancak bir kısım maddeler oldukça yetersiz ve bazı diğer mühim maddeler de ciddi anlamda sakıncalı bulunmakta. Üretimi artıracağı iddiasında olan tasarı, bu hâliyle zeytinlikleri, meraları, kıyıları riske açacak ve üretim dostu olmayan düzenlemeler içermekte. Oysa bu tasarıda şu yapılabilirdi değerli milletvekilleri: Sağlam bir sanayi politikasından başlayan, sanayi altyapısının hazırlanması ve üretici dostu hâline getirilmesiyle devam eden, nihai olarak da üretim süreçlerinin planlanması ve desteklenmesini içeren gerçek anlamda bir yol haritası bulabilirdik ancak maalesef böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz.

Daha ilginci, Yusuf Has Hacib diyor ki değerli milletvekilleri: “Memleketin direği, temeli, sağlamlığı iki tane şeye bağlıdır: Bunlardan bir tanesi halkın hakkı olan kanunlar -böyle bir kanun çıkaracaksınız, halkın hakkı olan kanunları çıkaracaksınız- diğeri de hizmette bulunanlara yani devlet hizmetinde bulunanlara dağıtılan gümüş.” Şimdi, siz bu kanun tasarısıyla açıkçası daha önce yaptığınız diğer uygulamalarda da olduğu gibi bu iki konuya da adaletli bir şekilde davranmıyorsunuz, ne halkın hakkı olan kanunları buraya getiriyorsunuz ne de hizmette bulananlara hak ettikleri kadar gümüş veriyorsunuz, biraz daha kayırıcı tarzda bir maden dağıtımıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu tasarı, 57’nci Hükûmet döneminde hayata geçirilen -Milliyetçi Hareket Partisinin de o hükûmet içinde bulunduğu dönemde- Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda bazı revizyonlar yapıyor, baktığımız zaman sıra sayısının içerisinde de bunu çokça görmekteyiz değerli arkadaşlar. İçinde üretkenlik ve katma değer veyahut ileri teknoloji, markalaşma, firmaların uluslararası rekabeti gibi kapsamlı ve yapısal çözümler maalesef bulunmuyor.

Sanayimizin yapısal sorunları var, bunu hep bu kürsülerden dile getiriyoruz. Burada da -yapılması gereken- bu yapısal reformların, bu sorunlara çözüm bulacak reformların aslında hayata geçirilmesini bekliyorduk değerli Bakanlıktan ancak böyle bir şey karşımıza gelmedi.

On dört yıldır sanayimize baktığımız zaman, bilimsel ve teknolojik içerikten, yenilikçi ve yaratıcı fikirlerden yoksun olduğunu ve ürün ve üretim yönetim ve tekniklerini de geliştirme ve uyarlama yeteneğinin zayıf olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla hem ihracatımız içerisinde hem de satışa sunulan diğer ürünlerde ithalat payının yüksek olduğu bir sanayi yapısı karşımızda gözüküyor.

Bunu ispatlamak için imalat sanayisinin büyüme rakamlarını huzurunuza getireyim: İmalat sanayimiz, geçen yıl bir önceki yıla göre yani 2015’te yüzde 5,9; 2016’da da yüzde 3,9 olmak üzere 2 puanlık ciddi bir ivme kaybıyla karşı karşıya kalmış. Yani, geldiğimiz noktada Hükûmet -yapması gereken- sanayileşmeye ya yeni bir yol bulacak değerli milletvekilleri ya da yeni bir yol açmak durumunda olacak. Zira dünyada da yaşanan değişim ve dönüşüm bunu gerektiriyor.

Son zamanlarda bir “Endüstri 4.0” rüzgârı esiyor biliyorsunuz, her yerde bu konuşuluyor. Bu tasarının içerisinde de var, eğer gerekçesini açıp bakıp okuduysanız burada da genel gerekçenin içerisinde görebilirsiniz. Tabii, bunlar kulağa çok hoş gelen sözler çünkü yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de “Endüstri 4.0”dan beklenen verimlilik potansiyeli 50 milyar lira kadar, ekonomik büyümeye etkisi de yüzde 3 kadar olacak. Demek ki ciddi bir payı var. Bu, işin olumlu tarafı.

Bir de işin öbür tarafı var yani “Bir de çevirelim, aynanın öbür yüzüne bakalım.” denir. İşte, burada, bunu yapabilmek için toplam yatırım tutarımızın asgari 10 ila 15 milyar dolar olması lazım. O yetmiyor, işini kaybedecek olan istihdam yüzdesi de yüzde 20 ila 30 seviyesinde ki Türkiye’de çok ciddi işsizliğin olduğu bu dönemde bizim açımızdan olumsuz bir konu.

Ciddi bir millî stratejiye ihtiyaç var yani “Endüstri 4.0” diye bahsettiğimiz konu, aslında öyle bir rüzgâr estirilecek gibi bir konu değil. Asıl marifet, bu konuda bir SWOT analizi yapması gerekir Hükûmetin ancak bugüne kadar böyle bir çalışma da maalesef kamuoyuna sunulmuş değil.

Eğer bu konuda ciddi bir şeyler yapılacaksa, Komisyonda da belirttik Hükûmet yetkililerine, “İhracatımızın kilogram fiyatını artırarak işe başlayın.” dedik. Ne demek istiyoruz? 2015 yılında ihracatımızın kilogram fiyatı değerli milletvekilleri, 1,37, Almanya’yla mukayese yaptığımız zaman 4,1 dolar, ciddi manada bir fark var. Ki bizim bunu asgariden 3 dolar seviyesine çıkarmamız lazım, daha sonra bu “Endüstri 4.0” gibi hadiseleri daha iyi, daha yerinde tartışma imkânı bulmamız gerekir. Bakanlık mevcut bu yapısıyla bu reformu gerçekleştirebilir mi diye dönüp bakıyorum, doğrusu, yapısal bir değişime Bakanlığın kendisinin ihtiyacı olduğu çok açık. Bunun da gözden geçirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, sanayimizin gelişiminde, bu yapısal dönüşümün sağlanmasında bir sanayi stratejisine de ihtiyaç var. Bunu Komisyonda da tartıştık ancak “strateji”den ne anlaşıldığı maalesef Komisyon görüşmelerinde çok net ortaya çıkmadı. Bunu anlatmamıza, tutanağa geçirmemize rağmen anlaşılıyor ki Genel Kurul sırasında bunu bir kez daha anlatmamız lazım. Bizim bu “sanayi stratejisi” dediğimiz zaman içinde dercedilmesi gereken maddeler olarak görüştüğümüz konu şu: Birincisi, imalat sanayisinin ithalata bağımlılığının azaltılması. İkincisi, ürün ve üretim yönetim tekniklerine baktığımız zaman yüksek ve orta yüksek teknolojili üretime geçmemizi sağlayacak düzenlemelerin yer alması. Bir diğer konu, biraz önce söyledim, istihdamla ilgili, nitelikli iş gücümüzün artırılması meselesi ve nihayet, en önemli konu, işte, belki de ekonomi yönetimi ve Hükûmetle ayrıştığımız bir konu bu, sıcak paraya, varlık satışına ve inşaata dayanan bir ekonomi politikasından da vazgeçilmesi gerekir diye düşünüyoruz.

İşte, bu stratejiyi uygulamanız için, gene belirtiyorum, bu tasarının içinde olmayan meseleye geliyoruz, sanayi teşvikleri meselesine değerli arkadaşlar. Eğer sektörel teşvikler diğer bakanlıklar tarafından yürütülürken sanayi teşviklerinin ilgili bakanlık yani şu anda Hükûmet sırasında, Komisyon sırasında oturan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülmesi gerekirken Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülüyorsa ortada bir garabetten bahsediyoruz demektir çünkü politikayı belirleyen ile teşvik sağlayanın farklı olması, değerli arkadaşlar, imalat sanayisinde beklenen sıçramayı yapmamıza da engel olmakta. Bunu tahmin ediyorum Hükûmet yetkilileri de kabul edeceklerdir.

Öbür yandan, deniyor ki uzun bir süre önce: “Sanayici elindeki parayı arsaya, binaya harcamayacak. Arsayı, binayı biz vereceğiz; sanayici hop gelecek, makineleri monte edecek ve böylece anahtar teslim fabrika işleteceğiz.” Çok güzel yani katılmadığımız hiçbir noktası yok. Hatta biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir adım daha da bu işi ileri götürerek diyoruz ki: “Bazı sektörlerde yani stratejik sektörlerde veyahut ithalata dayalı sektörlerde devlet alım garantisi de versin. Yani, sadece anahtar teslim fabrika yapmakla kalmayalım, bu işi bir adım daha ileriye götürelim.” Peki, bu konuyla ilgili bir uygulama var mı? Maalesef yok.

Türkiye’de talep yönlü enflasyon ile arz yönlü enflasyon meselesi ben üniversiteye başladığımdan beri tartışılıyor değerli milletvekilleri. Hangisi daha öncedir, daha sonradır, birçok ekonometrik çalışmaya konu olmuş ama esasen burada, bizim bu tasarıda konumuz olan mesele, özel sektörün yüksek finansman maliyeti ve bunun enflasyona katkısı meselesi. Bakın, İstanbul Sanayi Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası gibi kuruluşlar hemen bu hafta içerisinde birtakım çalışmalar yayınladılar ve o çalışmalarda şirketler finansman giderlerini satış rakamlarına yansıtabildiği ölçüde ayakta kaldıklarını itiraf ediyorlar. Demek ki finansman maliyetli ve faiz kaynaklı bir enflasyonist baskı altında olan bu işletmeler ya kapanacaklar ya işçi çıkaracaklar veyahut da Hükûmet olarak sizin belirli ölçüde bir desteklemeniz olması gerekecek. Peki, tasarı bu yönde sıkıntısı olan kuruluşlara bir düzenleme getiriyor mu? Maalesef hayır.

Geçelim diğer konuya. Bürokrasi yorgunu olan organize sanayi bölgelerimizin on dört yıldır devam eden sorunlarını bu tasarı çözebiliyor mu? Yine hayır. O zaman, ne yapılması gerekir?

Değerli milletvekilleri, bugün pek çok sorun KOBİ’lerin sırtında ağır bir yük olarak kalıyor. Bunlardan bazıları şunlar: Ölçek sorunundan kaynaklanan birtakım rekabet dezavantajları var KOBİ’lemizin. Finansmana erişimde problemlerle karşılaşıyorlar. Nitelikli iş gücü eksiklikleri var ve göreceli olarak yüksek maliyetle çalıştıkları için birçok problem KOBİ’lerimizin kendi içerisinde yavaş yavaş erimelerine de yol açıyor. Şimdi, bu hususta atılacak adımlar aynı zamanda ülkemizde sosyal barışa da katkı yapacak bir konu.

Şimdi, buradan şuna geleceğim: Geçtiğimiz günlerde KOSGEB adlı kuruluşça -yine, Bakanlığın bir kuruluşu- faizsiz, belirli şartlarda, 50 bin liraya kadar şartları sağlayan herkese kredi verilecek diye bir lansmanla duyurusu yapıldı. Hatta, bu duyurular çok yüksek seviyede, Sayın Başbakana kadar çıktı, Sayın Başbakan da bu duyuruyu yaptı. Ancak, bakın, bu müjde öyle enteresan bir noktaya geldi ki sunulan sistem tam bir hayal kırıklığı yarattı. 50 bin lira değil 20 bin lira alan kişi neden 20 bin lira aldığının, müracaat edip, bankaya yollanıp “Şartlarınız uygun.” denildiği hâlde kredisi çıkmayan kişi neden çıkmadığının muhatabını bulabilecek bir yetkiliyle karşılaşamadı.

Değerli arkadaşlarım, işletmelerin Kredi Garanti Fonu’ndan yararlanma tutarı -gene çok övünülüyor bugünlerde- 180 milyar lirayı geçti ancak bu paraların nereye gittiği konusunda hiç kimse bir yorumda bulunmadı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun yaptığı çalışmaya göre, bu kredi dağılımına baktığımız zaman, sadece ve sadece yüzde 10 ila 15’i bir kapasite artırma ve yenileme yatırımına gitmiş. Diğerleri ne olmuş? Diğerleri buhar olmuş. Kullanılan kredilerin yüzde 30-35’i borçların kapatılmasında kullanılmış, bir kısmı TL ve döviz mevduat hesaplarına gitmiş ve bütün bunlar BDDK verilerinde gayet net ve açık görülüyor. Yani buraya kadar kimse üretime, yatırıma yanaşmıyor. Yüksek faizin rehavetini tercih ediyor firmalar veya kuruluşlar, bankalar özellikle. Bu durum ekonomik büyümemize de tabii ki maalesef olumlu bir etki yapmamakta.

Değerli milletvekilleri, sanayicimizin bir beklentisi var, bakın, onu ben buradan tekrar size dile getireyim: Ucuz finansman, üretim yapacakları alanların oluşturulması yani planlı sanayileşme diye hep söylenilen konu ve teknolojik altyapının kurularak geliştirilip kendilerine sunulması; sanayicinin sizlerden beklediği bu, Hükümetten beklediği. Az önce de söyledim, anahtar teslim fabrika yapacaksanız yapın, hatta, daha ileriye gidelim, söylediğim alım garantisini getirin. Bunlar sanayici için olmazsa olmaz meseleler.

Şimdi, bir başka konuya geleceğim, çok enteresan bir konu, yine, bu sıra sayısının içerisinde olan bir konu. 135 küçük sanayi sitesinde bizim 63.649 iş yerimiz var, bunlar küçük sanayi diye geçen kuruluşlar, şehir dışına taşınacaklar. Tamam, taşıyalım. Peki, boşaltacakları yerler ne olacak? Yine, Sayın Bakanın geçenlerdeki ifadesiyle, “Şehrin durumuna göre imar imkânı verilecek ve oralara lüks konutlar, AVM’ler yapılacak.” Şimdi, bu tasarıyla bunun ne ilgisi var? Meseleye baktığımız zaman, üretim reformu diyoruz ama biraz önce de söyledim, inşaat veya beton ekonomisi yahut rant ekonomisinden vazgeçemezsek kaliteli ve sürdürülebilir bir ekonomik büyümeye ulaşmamız da mümkün olmaz değerli milletvekilleri.

Siz şimdi bu düzenlemeleri bırakın, bakın, TESK’in, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerini ben size aktarayım. Ocak 2017’de Türkiye genelinde bir önceki yıla göre esnaf sayımız yüzde 10,2 azalmış yani şu anda 1 milyon 807 bine geriliyor. Bu meseleye kafa yorduk mu? Bu tasarıda bu var mı? Maalesef, yok. O zaman “Ben yaptım, oldu.” anlayışını bir kenara bırakırsak, bakın, bu, taşınması illa gerekli olan esnaf sizden şunları bekliyor: Birleşme ve kümelenme için altyapı ve ortaklık faaliyetlerinin desteklenmesini istiyor. Yenilikçilik ve girişimcilikle ilgili yeni açılımlar istiyor esnaf. Teknolojik gelişim, alternatif yaklaşımlar üzerinden eğitim, danışmanlık, mentorluk hizmetleri sağlansın istiyor esnaf. Hepsinden daha önemlisi “Benim üzerimdeki vergi, sigorta prim borçlarının yükünü azaltın.” diyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, geliyorum en önemli konuya: AKP iktidarları döneminde 6 kez geldi bu zeytincilik meselesi, benim de seçim bölgem ve memleketimde aynı şekilde sıkıntılarla karşılaştığımız konu. Hani, hep söyleniyor ya “Memleketten arayanlar oluyor mu?” Arıyorlar, çokça da arıyorlar açıkçası. Yedinci kez gene geldi. Komisyonda, görüşmeler sonucunda 2 madde değişti ama en önemlimadde -ilave üstüne ilave yapıldı- biraz daha değişti ve sonuçta işte burada 2’nci madde olarak karşımızda duruyor. Verdiğimiz bütün önergeler reddedildi.

Açıkçası, çok şaşırdığım bir başka konuyu daha burada sizinle paylaşacağım: Meclis Genel Kurulu başlamadan önceki saatlerde yine bir başka ilden gelen heyetler de bu 2’nci maddeyi delmek için başka girişimlerde daha bulunuyor. Bilmiyorum, iktidar partisinde önergeler var mı? Açıkçası sürpriz de olmuyor.

77 madde gelen bu tasarı ekleriyle, geçicileriyle 102 madde oldu Değerli Bakanım. Çok enteresan, orada da söyledim. Bu nasıl bir yasa yapma tekniğidir onu da anlamıyorum. Hükûmetten gelen bir tasarının bu kadar farklı bir şekilde delinip değiştirildiğini sizin hükûmetleriniz zamanında görüyoruz. Bundan önce, bu kadar değişiklik olmazdı. Sayın Başkan işi mutfağa çevirdi. O zaman, ona da söyledim: Hep kendimiz pişirip kendiniz yiyorsunuz. Başkanım da burada yok, kırmış herhâlde.

Değerli arkadaşlar, gelelim bu düzenlemenin ne sakıncası olduğuna: Dikkatli bir şekilde bakarsak, 750 bin aile bu işten mahsul olarak etkilenecek. Bizim ekili tarım alanlarımızın yüzde 3,5’ini meydana getiriyor bu zeytin meselesi. Burada ilginç olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bu yetki veriliyor, bir Koruma Kurulu oluşturuluyor. Arkadaşlarımızla yine Komisyonda yaptığımız temaslarda Koruma Kurulunun yapısını biraz daha esnetelim, değiştirelim diye uğraştık ancak bu kadar esnedi, 2 tane daha kuruluş koyduk, ilk hâliyle 9 tane diye geldi, şimdi 11’e çıktı.

Değerli arkadaşlar, burada aynı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınındaha önce ÇED sürecinde yaptığı süreci yaşayacağız. O ne yaptı? Ciddi sorunlara yol açan bir uygulama yaptı Bakanlık. ÇED’le ilgili uygulamaları valiliklere bıraktı. Şimdi, Sayın Bakanım, siz de aynı şekilde bunların valiliklere bırakılması noktasında bir uygulama yapıyorsunuz. İnanın, Türkiye'nin başınaçok ciddi problemler çıkaracak bir uygulamayla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, mera alanlarıyla ilgili ciddi bir problem var. Türkiye’de mera alanları küçüldü ve birtakım düzenlemeler beklenirken bu tasarıda da maalesef, mera alanları küçülerek karşımıza getirildi.

Bir diğer konu kıyı alanlarıyla ilgili düzenleme değerli arkadaşlarım. Tasarının ilk hâlinde tüm kıyı şeridi kapsanırken gene Komisyondaki itirazlar sonucunda Trabzon iliyle ilgili bir sınırlama oldu. Şimdi merak ediyorum, Karadeniz’e kıyısı olan diğer illerin değerli milletvekilleri, temsilcileri bir beklenti içerisinde olmayacak mı acaba? Yani, bizim Grup Başkan Vekilimiz Erhan Bey Samsunlu, herhâlde o da bu konu üzerinde belirli bir sıkıntı içerisinde veyahut belirli bir talep içerisinde olabilir, çok da normal Erhan Bey.

Gelelim üniversitelerle ilgili meseleye, YÖK’le ilgili.

Değerli Başkanım, o süremi de ilave ederseniz çok sevineceğim, birkaç dakika.

Burada önemli olan şu: Son dakika Komisyona gelen bir önerge daha var, bu, defalarca Genel Kurulda görüşüldü, işte milletvekillerinin emekli olanlarının tekrar üniversiteye döndüğünde alacakları emeklilikle ilgili düzenleme. İnanın, çok ciddi sıkıntı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın bir dakikada Sayın Tanrıkulu.

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani, ciddi sıkıntıya yol açacak bir düzenleme. Bunları bir kenara koymamız gerekir diye düşünüyorum Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri.

Bu tasarıda sanayici kamu alımlarında yüzde 25 fiyat avantajı bekledi ama tasarı maalesef çok kadük kaldı, yüzde 15’lerde bıraktı bunu ve bu yetersiz oran maalesef beklentiyi de karşılayacak bir oran olarak karşımıza çıkmıyor.

Değerli milletvekilleri, çare, görüşmekte olduğumuz bu tasarıdaki günübirlik düzenlemeler değil, onu bir kez daha belirtiyorum. Daha kapsamlı, üretim dostu, gerçek anlamda reform olarak adlandırabileceğimiz yapısal çözümleri bu çatı altına tekrar getirip üretimi ve ekonomiyi toparlamamız gerekir diye düşünüyorum.

Bu yüzden, mevcut, kronikleşmiş sorunlara geniş ve kapsayıcı bir bakış açısıyla ve millî bir bütünlük çerçevesi içerisinde bakılması gerekir diyorum ve Türkiye üretim konusunda da bir an önce ayağa kalkmalı.

Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.15

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.16

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 101’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

485 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka iş bulunmadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 7 Haziran 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.48



(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 7/6/2017 tarihli 102’nci Birleşim Tutanağı’nın 37’nci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.

(x) 485 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.