TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           92’nci Birleşim

                                                                                       16 Mayıs 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, tarihçilikleri kendilerinden menkul birtakım kişilerin Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Muhammet Yıldırım ile kardeşi Furkan Yıldırım’ın ölümüne yol açan olayın aydınlatılmasını ve ailelerine başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Aile Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, hasta mahpusların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, gençlerin düzenlediği bayram ve şenliklerin yasaklanmasına ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Havaalanı’nın şehre hizmet vermekte yetersiz kaldığına ilişkin açıklaması

3.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Amasra’da faaliyet gösteren HEMA şirketi tarafından GENEL MADEN-İŞ Sendikası üyesi 28 madencinin işine son verilmesine ilişkin açıklaması

4.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Atatürk’e hakaret eden bazı kişilerin AKP belediyeleri tarafından konuk edilmesinin son derece manidar olduğuna ve milletin gönlündeki Atatürk sevgisinin söküp atılmasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, siyasi iktidarın, Yunanistan’a kaçan darbecileri geri istemesine rağmen Yunanistan’ın işgal ettiği adaları neden geri istemediğini ve sosyal devlet ilkesini ihlal etmekten ne zaman vazgeçeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, internet abonelerinin karşı karşıya kaldığı adil kullanım kotasıyla ilgili hukuksuz uygulamalara ne zaman çözüm bulunacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, bazı kişilerin Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretler yağdırmasının utanç verici olduğuna ve 19 Mayıs günü gençlerin ve halkın onların iftiralarına en güzel yanıtı vereceğine inandığına ilişkin açıklaması

8.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas ilinin sanayi siteleri teşvik paketinde yer almamasına ilişkin açıklaması

9.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Balıkesir’de son yıllarda ciddi boyutlarda olan çevre kirliliği konusunu çözmek için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’ın Defne ilçesine bir devlet hastanesi yapılmasını talep ettiğine, Dörtyol ile Arsuz Devlet Hastaneleri Projeleri ve İskenderun ile Kırıkhan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Projeleri hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, “adalet” kavramının önemine ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Adıyaman eski Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Büyükkaramuklu’nun itiraflarında adı geçen YSK Başkanı Sadi Güven’in hâlen görevi başında olmasının bir çelişki olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Bünyan ilçesinin Akmescit Mahallesi sakinlerinin Talas ilçesine bağlanma taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Dumlupınar Üniversitesi Rehabilitasyon Hastanesi arasında bir sağlık protokolü imzalandığına ve bunun önemli bir ihtiyacı karşılayacağına ilişkin açıklaması

15.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, yaz aylarında artan geziler sebebiyle düzenlenen turlara denetimin artırılmasının can güvenliği açısından çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 15 Mayıs 1919’da İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin’in Yunan işgali karşısında ilk kurşunu sıkarak şehit olması ile 16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindekilerin Galata rıhtımından demir alarak Bandırma Vapuru’yla hürriyet mücadelesini başlatmalarının yıl dönümlerine ve 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun 194’üncü günü olduğuna, 16 Nisan referandumunun kendileri ve referandumda “hayır” demiş yurttaşlar için hiçbir değeri olmadığına, Cumhuriyet gazetesi internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasına ve iktidarın açlık grevinde olan Kemal Gün, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sesini duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne, Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaret fişeğini ateşleyen Hasan Tahsin’in şahsında bütün Kurtuluş Savaşı şehitlerine Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasını bir yargı garabeti olarak gördüklerine ve iktidarın Atatürk’e dil uzatma cüretinin gösterilmesine ortam sağlamaması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 16 Mayıs 1919  Mustafa Kemal Atatürk’ün millî mücadeleyi başlattığına, tarihi doğru ve tutarlı bir şekilde okumanın topluma karşı ahlaki bir sorumluluk olduğuna, bazı meczupların kerameti kendinden menkul iddialarla dedikoduya yaslanan beyan ve hezeyanlarını reddettiklerine ve 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

21.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, güneydoğuda ciddi bir zırhlı araç terörü olduğuna ve herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 17 Mayıs 1987’de dayağa karşı yapılan kampanyanın ve yürüyüşün 30’uncu yıl dönümüne ve ünlü mimar Behruz Çinici tarafından yapılmış Meclis Camisi’nin durumuna ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonun usulüne uygun teşekkül etmediği ve referandum sonuçlarına ilişkin hukuki sürecin devam ettiği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelikleri seçimlerinin yapılamayacağına ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, hem referanduma gidilen süreç hem de sonuçları meşru olmadığı için bu oylamayı da meşru bulmadıklarına ve oylamaya katılmayacaklarına ilişkin açıklaması

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Meclis komisyonu üyeliğini parti gruplarına ait bir hak olarak görmek gerektiğine ve referandum süreci hukuken bittiğine göre Meclisin bu çerçevede görevini yaptığına ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu'nun üyelikten istifası üzerine Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun üyeliğinin Başkanlık Divanınca uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1021)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/525)

2.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde  bazı illerde yaşanan olaylarda ihmali ve kusuru olanların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/526)

3.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun Ege Üniversitesi kampüsü içinde şehit edilmesiyle ilgili ihmali olan kişiler ve kurumların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi  (10/527)

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 24 Aralık 2016 tarihinde yazılı sınavı gerçekleştirilen avukatlık mesleğinden adli yargı hâkim ve savcı adaylığı ile idari yargı hâkim adaylığı sınavı sonuçlarını partizanlık yaparak etkilediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)

 

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, (2/1128) esas numaralı 2429 Sayılı Bayram ve Genel Tatiller Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/97)

 

 

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 10/5/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olduğu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök ile Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğine yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 16 ve 23 Mayıs 2017 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde HSK'nın üye seçiminin Anayasa'nın geçici 21’inci maddesi gereğince yapılmasına ve bugünkü birleşiminde seçim işlemlerinin tamamlanmasına kadar, 17 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 18 Mayıs 2017 Perşembe günkü birleşiminde 364 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Konya Milletvekili Abdullah Ağralı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- SEÇİMLER

A) Hakimler ve Savcılar Kuruluna Üye Seçimi

1.- Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyeliklerine Seçim (S.Sayısı : 474)

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonun usulüne uygun teşekkül etmediği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelikleri seçimlerinin yapılıp yapılamayacağı hakkında

 

XII.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/07/2016-31/12/2016 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2016 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, tasarılar, teklifler ve tezkereler

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.-İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, Türkiye'nin kredi notunun yükseltilmesine yönelik tedbirlere ve ekonomik büyüme hedeflerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12698)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2003-2017 yılları arasında görev yapan bakanlık müşavirlerine,

2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan basın müşavirlerine,

2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan özel kalem müdürlerine,

İlişkin soruları ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/12834),  (7/12835), (7/12836)

3.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil'in, Türkiye ekonomisini ilgilendiren bir beyanına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12949)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

16 Mayıs 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ) , Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 22’nci ve 23’üncü Dönemlerde Malatya, 24’üncü Dönemde ise İstanbul Milletvekili olarak görev yapan Ferit Mevlüt Aslanoğlu arkadaşımızın Hakk’ın rahmetine kavuşmasının 3’üncü yıl dönümü. Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Parlamentoda birlikte görev yaptığımız, çok değerli bir arkadaşımızdı, örnek bir siyasetçiydi. Onun siyaset anlayışını iki kelimeyle, iyilik ve hizmet olarak özetleyebiliriz. Ölüm yıl dönümünde kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum, mekânı cennet olsun diyorum.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Aile Haftası münasebetiyle aile konulu söz isteyen Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, Aile Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Mayıs itibarıyla başlayan Aile Haftası nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Sosyal ve beşerî sermayeyi güçlendirebilmek için kadim ve köklü doğrular ışığında, zamanın ruhuna uygun yeni gerçeklerle yeni söylem geliştirmeye önce aileden başlamamız gerekiyor çünkü aile insan ve toplum arasındaki en önemli köprüdür. Aile, mahiyeti ve yapısı bakımından tarih boyunca tüm toplumlarda değişime uğramıştır. Siyasal ve ekonomik hayatın zamanla gelişimi, sosyokültürel değişimler, yapısı ve kapsamı itibarıyla aile olgusunda değişimlere yol açmıştır.

Hemen tüm sosyal konu ve sorunlarda olduğu gibi aile konusunda da toptancı yaklaşımların çaresiz ve aynı kör noktadan baktığını görmekteyiz. Ailenin güçlenmesi ile kadın, erkek, çocuk, yaşlı bireyin güçlenmesi birbirinin alternatifi olmadığı gibi, kadın ve çocuk haklarını savunmak ile aile bütünlüğünü savunmak da birbirinin alternatifi, hasmı, rakibi değildir.

Sayın milletvekilleri, bundan tam bir yıl evvel çalışmasını tamamlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi aile bütünlüğünün korunmasını araştırma komisyonu Ankara’da gerçekleştirdiği 19 toplantı, 9 il ziyareti, 2 yurt dışı gezisinde, 4 ülke ziyaretinde 500’ü aşkın kurum ve kişiyi dinlemiştir. Ailenin yaşadığı sorunları sadece boşanmanın neden ve sonuçlarıyla sınırlı tutamayız. Şehirleşme, göç, ekonomik şartlar, şiddet, bağımlılık, varsa ailedeki engelli ve yaşlı bireyin durum ve şartları, sağlık, eğitim ve istihdama erişim, konut politikaları, iletişim, ulaştırma, medya ve benzeri pek çok konu aileye ait konuların tam da ortasındadır.

Komisyonumuzun bu çerçevede hazırladığı rapor sizlerle paylaşılmıştır. Bu vesileyle, Sayın Meclis Başkanımız İsmail Kahraman başta olmak üzere Komisyon üyelerimize, yüce heyetinize ve emeği geçen herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlıklı aile, sosyoekonomik yapısı ne olursa olsun kendi içinde hak ve görevlerin dengesini kurmuş ailedir. Güçlü aile ise çözüm üretme kapasitesi olan aile. Diğer yandan, ülkemizde geniş ailelerin gittikçe azaldığını ve çekirdek ailelerin hızla arttığını bilmekteyiz. Ama uzmanlarımız şunu ifade etmektedir: Türkiye’de oluşan çekirdek aile yapısı kendi içinde, sosyoekonomik şartları ne olursa olsun, hizmet alışverişi devam eden ailelerdir ve buna “çekirdek aile ağı” diyor uzmanlarımız. Aslında bu da değişim ve dönüşümü yönetmenin Türk modelidir bize göre.

Değerli milletvekilleri, evlenmelerle birlikte son dönemde boşanmalar da azalmaktadır. Boşanmalarda mal paylaşımı ve velayet konusunda olan ihtilaflar ne yazık ki boşanma süreçlerinin çekişmeli ve çatışmalı geçmesine neden olmaktadır. Ne yazık ki hâlâ ülkemizde, velayeti alamayan taraf çocuğuyla kişisel ilişki tesis etmek istediğinde ihtilaf olduğunda icra dairesi marifetiyle çocuğuyla görüşmekte, halk arasında “çocuk icrası” denen uygulama ne yazık ki devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, eğer aile yapımız ve aileye ait sorunların çözümüyle ilgili bir öneride bulunacaksak, ilk olarak yapmamız gereken şey, çekirdek aile ağını güçlendirecek ürün ve hizmetlerin etkin ve kolay ulaşımını sağlamak olacaktır. Aile canlı bir sistemdir ve her ailenin yapısı farklıdır. Birey ve aile dengesini koruyan, bütüncül bakış açısını içeren bir paradigma değişimine ihtiyacımız olduğu aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, aile olmak sadece ihtiyaç analizleri üzerinden tanımlanamaz. Aile olmak bir evde görev cetvelini paylaşmak değildir. Sadece evi, odaları, bütçeyi, ev içi görevleri paylaşarak aile olamayız. Yeni kavramlar ve yeni kodlarla konuşmalıyız. Kendimiz için istediğimizi başkası için istemedikçe gerçek bir aile olamayız, her evliliği aile yapamayız. Sevgi, muhabbet, güven, empati, vicdan, hasılı iyilik ve insanlık olmadan evlilikleri aile yapmamız mümkün değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, yaklaşan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mızı da yürekten kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keşir.

Gündem dışı ikinci söz, hasta mahpusların sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, hasta mahpusların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hasta mahpusların sorunlarına dikkat çekmek, onların ızdıraplarını dile getirmek için söz aldım.

Bildiğiniz gibi cezaevleri insanların özgürlüklerini kanunen ortadan kaldıran total kurumlardır. Bu total kurumların en belirgin özelliği de hukuku hiçe sayarak kendi yarattıkları ceza infaz sistemiyle kendi yönetim biçimlerini oluşturmaktır. Oysa cezaevlerinin insan hakları ve insan onuruyla olabildiğince uyumlu hâle getirilmesi anayasal bir görevdir. Bakın, ülkemizdeki mevzuat cezaevine konulmanın zaten bir ceza olduğunu ve farklı uygulamalarla ek cezaya dönüştürülemeyeceğini garanti altına alıyor. Bu nedenle, cezaevlerinde sıklıkla uygulanan işkence ve kötü muameleye karşı sıfır tolerans gösterilmesi hukuken bağlayıcı olan siyasi bir sorumluluktur. Oysa ülkemizin dört bir yanındaki cezaevlerinden insan onurunu ayaklar altına alan uygulamalara ilişkin mektuplar almaktayız. Hani “Cezaevleri toplumun kanayan yarasıdır.” diyoruz ya, artık o yaranın kangren olduğunu görüyoruz.

Birkaç mahkûm mektubundan örnek vermek istiyorum: “İnsan, vicdanını, merhametini asla yitirmemeli çünkü tabuttan sonra söylenen sözler, yakılan ağıtlar, dökülen yaşlar anlamını yitiriyor.” diyor bir hükümlü, duymazdan mı geleceğiz? “Yüzde 79 görme engelliyim. İnsan her şeyinden koparılıp buraya atıldığında kendini yalnız, çaresiz, sahipsiz hissediyor. İntihar ederek ölmek istemiyorum.” diyor bir tutuklu, görmezden mi geleceğiz? “Gırtlak kanseri olduğumu söylediler, bir de nasıl konuşacağımı. Kendimi Azrail’le karşı karşıya pişti oynuyor gibi hissediyorum.” diyor hasta bir mahpus, bilmezden mi geleceğiz?

Bakın, bu mektuplar OHAL’le birlikte nüfusu Tunceli, Bayburt, Ardahan, Gümüşhane gibi 10 ili geride bırakan cezaevlerinden geliyor yani 210 bine yaklaşan nüfusuyla artık Türkiye’nin 82’nci ili olan cezaevlerinden. Dolayısıyla burada yaşanan hukuksuzlukları, ihlalleri “Görmedim, duymadım, bilmiyorum.” diyerek normalleştiremeyiz.

Değerli vekiller, oysa 21 değişik tipteki cezaevinde yeterli görülen imkânların koğuş ve hücre sayısından ibaret olduğunu hep birlikte görüyoruz. Yatacak bir ranzanız varsa, başınızı sokacak bir koğuş bulabildiyseniz her şeyin yolunda gittiği kabul ediliyor. Oysa hapishanelerde barınma, beslenme ve hijyen koşulları giderek kötüleşiyor ve giderek kötüleşen hapishane koşulları içeride mahkûmları, dışarıda mahkûm yakınlarını ama en fazla da ağır hasta mahpusları vuruyor. Bugün birçok mahkûmun anayasal hakları olan sağlık hizmetlerinden faydalandırılmadığını biliyoruz. Bu hakkı “Hiçbir mahkûma ayrıcalık tanımayız.” diyerek sözde eşitlikçi bir yaklaşımla engellemek anayasal bir suçtur. Bu yaklaşım, en açık ifadeyle işkencenin sistematik biçimde meşrulaştırılmasıdır. Bakın, bugün cezaevlerinde ağır hastalandığı kesinleşmiş ancak henüz tahliye edilmedikleri için ölümü bekleyen 2 binden fazla mahpus var. Bu insanlar af istemiyor, bu insanlar tedavi görüp sonra cezalarını çekmek istiyorlar. Ama ne acı ki son beş yılda uzun bürokratik işlemler nedeniyle 451 mahpus hastanede tedavi göremediği için hayatını kaybetti. Hâl böyle olunca “Doktorun gelmesi sıkıntıma engel olmayacaksa ölüme terk edildiğim ortaya çıkıyor.” diyen mahkûmlara ne cevap verebiliriz ki? Aslında, Adalet Bakanlığının açıkladığı veriler korkunç tabloyu tek başına açıklıyor. Bugün hastalığı nedeniyle ceza tehiri uygun görülen ancak henüz tahliye edilemeyen 841 mahkûm var. İleride istatistiklere “eceliyle ölüm” olarak geçecek bu kayıtlar ve onlarca ailenin evine ateş düşecek, yüzlerce çocuk öksüz kalacak; anımsatmak isterim. Öte taraftan “Ceza tehiri için devlet veya üniversite hastanesi raporu yeterlidir.” diyenler sizleri aldatmasın çünkü bu çözmüyor, size Adli Tıbbın yolunu gösteriyorlar. Tabii, sonrası, Adli Tıp da yetmiyor. Devlet hastanesi “ağır hasta” diyor, Adli Tıp “Turp gibi sağlamlar.” raporunu veriyor. Ancak bu da yetmiyor çünkü buradan da size “Hele biraz bekle bakalım. Toplum güvenliği için tehdit oluşturup oluşturmadığını bir inceleyelim.” deniyor, tekrar bekletiliyorsunuz. Çünkü kelepçelisiniz ya, hasta olsanız bile suçlu kategorisinden çıkıp hasta statüsüne geçmeniz mümkün olmuyor. Bakın tekrarlıyorum: Özgürlükten yoksun bırakılmak bir cezadır, bu mahpuslara tekrar bir ceza vermek yasal değildir. Bütün bu olumsuz koşulları ortadan kaldırmak, mahkûm olsalar bile insan hayatına azami saygıyı göstermek bizlerin görevidir.

Uzun süre hapishanede yatan Nazım Hikmet’in ölümsüz dizelerine kulak vermenizi isteyerek sözümü bitiriyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Akkuş İlgezdi.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Nazım Hikmet diyor ki:

“Hapisliğimin on ikinci yılındayım

Üç aydan beri de

Canlı cenaze hâlindeyim

Cenaze olan ben

Serilmiş yatıyordu

Canlı olan ben

Onu ibretle seyrediyordu...”

Canlı olan bizlerin cenazeye dönüşmüş hasta mahpusların hâline çözüm getireceği inancıyla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkuş İlgezdi.

Gündem dışı üçüncü söz, 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı münasebetiyle söz isteyen Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime başlamadan önce, cezaevlerinde rehin tutulan başta eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız olmak üzere bütün yöneticilerimize buradan selam ve saygılarımızı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önümde Değerli Başkan, dil bilimci Celadet Bedirhan tarafından 15 Mayıs 1932 yılında yayımlanan Hawar dergisi var, anlamı “çığlık”tır. Bu çığlık, Kürt halkının on yıllardır taşıdığı bir çığlıktı. Bu çığlığı Celadet, Qedrican, Nurettin Zaza, Osman Sebri, Cegerxwin ve Kamuran Bedirhan yerde bırakmadılar; onları rahmetle ve minnetle anıyorum.

İlk 23 sayısı Latin ve Arap alfabesiyle, sonraki sayıları sadece Latin alfabesi olmak üzere, 1943’e kadar 57 sayı olmak üzere Hawar dergisi yayın yapmıştır. Hawar dergisi, Kürt diline olan katkılarından dolayı Kürtçe için bir milat oldu. Bu nedenle, 15 Mayıs günü Kürt halkı tarafından 2006 yılından bu yana “Kürt Dili Bayramı” olarak kutlanmaktadır.

Kürt halkı, bu topraklarda ana dilleri uğruna tarifi imkânsız bedeller ödedi ve çok acılar çekti. Bunun sonucunda, 1990’lı yılların zor günlerinde bile İstanbul Kürt Enstitüsü ve Mezopotamya Kültür Merkezi, 2000’li yıllarda ise Kürdi-Der Kürtçe eğitim veren okullar, kreşler ve kurslar açtılar; bunun yanında, Kürtçe yayın yapan birçok gazete ve dergi yayınladılar ama Kürt halkının mücadele ve bedellerle elde ettiği Kürtçenin bütün kazanımları OHAL rejiminin KHK zorbalığıyla bir günde ortadan kaldırıldı. Bugün, kürdistanda kayyumlar âdeta Kürtçe kurumlara savaş açmış durumdalar. 1990’lı yılların bugün esamesi okunmayan o dönemin süper valilerinin yerini ultra süper kayyumlar almış durumdalar.

Altını çizerek söylüyorum: 9 Mart 2000 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Kürt Enstitüsü yöneticileri Çankaya Köşkü’ne davet edilirken AKP, bugün, Kürt Enstitüsünü kapatıyor. Bu utanç AKP’ye yeter de artar. 2017 Türkiyesinde bile Kürt çocuklarının hâlen ana dillerinde eğitim almaları yasak. Vaziyet bu iken bu ülkede asimilasyon bitti diye kimse iddia edemez. Bilakis teknolojik gelişmeler ve diğer faktörlerin etkileri hesaplandığında, AKP döneminde asimilasyon on kat daha artmıştır.

Burada dün ile bugün arasında sadece nüans var. AKP öncesinde Kürt kimliği tanınmadan asimile ediliyordu; bugün, AKP döneminde Kürt kimliği tanınıyor ama tanındığı hâlde asimilasyon katmerleşerek devam ediyor, mesele budur.

Değerli milletvekilleri, Kürt sorunu esasında bir Kürtçe sorunudur;. tekçi, asimilasyoncu ve erkçi zihniyetin on yıllardan bu yana Kürt dilini ortadan kaldırma meselesidir. AKP, bu konuda bugüne kadar hukuki ve anayasal birtakım adımlar atmayarak günübirlik ham işler yaptı. Son olarak da başkanlık hayalleri uğruna Anayasa’da tekçi ruhu muhafaza ederek Kürt halkının anayasal inkârının devamı anlamında bir durum zuhur etmiştir. Buna kızabilir, hatta bunu inkâr da edebilirsiniz ama bu kürsüde biri Kürtçe birkaç kelime söylediğinde veya Kürtlerin tarihsel coğrafyasını ifade etmek için “kürdistan” dediğinde koltuklarınızdan hopluyor, masalara vuruyorsunuz.

Son olarak Kürt halkının dil bayramını kutlarken sözlerimi Celadet Bedirhan’ın “Hawar”daki yazısıyla bitirmek istiyorum: “…”(x)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi elektronik sisteme girmek suretiyle söz talep eden sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Sibel Özdemir…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, gençlerin düzenlediği bayram ve şenliklerin yasaklanmasına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gençlik şenliği, bahar festivali, pilav günü, sanat festivali, gençlerin gençliğini yaşadığı, eğlendiği bu bayramlar otoriter ve baskıcı Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının yasak koyduğu etkinliklerden sadece birkaçı. Partili cumhurbaşkanlığı ve iktidarın desteklediği etkinlikler için ne güvenlik ne OHAL bir gerekçe olmazken onaylamadığınız tüm etkinlikler komik gerekçelerle yasaklanmaktadır. Kendisi gibi düşünenlerin düzenlediği etkinlikte “Bize sorgusuz sualsiz itaat eden bir gençlik değil, neyi niçin savunduğunu bilen bir gençlik lazım.” diyen partili cumhurbaşkanının, neyi niçin savunduğunu bilen gençlerin düzenlediği bayram ve şenliklerin yasaklanmasına ses çıkarmaması da ne kadar gerçekçi ve samimi olduğunu göstermektedir.

Siyasi iktidar ve partili cumhurbaşkanı kendisi gibi eğlenmeyen, yaşamayan gençlere baskı uygulamaktan, yasak koymaktan vazgeçmeli, bir an evvel hızla artan genç işsizliğe çözüm için çabalamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu…

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa Havaalanı’nın şehre hizmet vermekte yetersiz kaldığına ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bursa Türkiye'nin 4’üncü büyük şehri olmasına rağmen havaalanı şehrimize hizmet vermekte yetersiz kalıyor.

Bursa ülkemiz ihracatının yüzde 10’unu gerçekleştirmesine rağmen havaalanından uluslararası uçuş yapılmamakta, havaalanına ulaşım yeteri şekilde sağlanamamaktadır. Havaalanları yapmakla övünen AKP iktidarı, mevcut havaalanlarını dahi işletmekten âciz olup Bursalıların bırakın yurt dışını, tatil için yurt içi uçuşlarını dahi sağlayamamıştır. 4’üncü büyük şehirde yaşayan Bursalılar hava yolu ulaşımından mahrum bir şekilde çözüm bekliyorlar.

BAŞKAN – Sayın Yalçınkaya…

3.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Amasra’da faaliyet gösteren HEMA şirketi tarafından GENEL MADEN-İŞ Sendikası üyesi 28 madencinin işine son verilmesine ilişkin açıklaması

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Seçim bölgem Amasra ilçemizde faaliyet gösteren HEMA şirketi, yer altında çalışan ve çalışma süreleri üç ile dokuz yıl arasında değişen GENEL MADEN-İŞ Sendikası üyesi 28 madencinin işine son vermiştir. Bölgeye kömür çıkarmak için gelen ve on iki yıldır bölgede faaliyet gösteren bu şirket devlete olan taahhütlerini yerine getirmemektedir. Sürekli hukuksuzluk, oyalama ve aldatmacayla yerli kömür çıkaracağı yalanına sarılmakta, kömür çıkaracağı yerde işçi çıkarmaktadır. Şirketin her sorununu çözmek için seferber olan iktidar işçilerin mağduriyetine seyirci kalmaktadır. Çalışma Bakanlığı, haksız yere işten çıkarılarak mağdur olan madencilerin işe iade edilmeleri için gerekli çalışmaları yapmalı, şirketin keyfî uygulamalarına bir an önce dur demelidir.

BAŞKAN – Sayın Erkek…

4.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Atatürk’e hakaret eden bazı kişilerin AKP belediyeleri tarafından konuk edilmesinin son derece manidar olduğuna ve milletin gönlündeki Atatürk sevgisinin söküp atılmasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu, bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili son günlerde yaşadıklarımız son derece düşündürücü. Bazı meczuplar ona hakaret etmeyi sanki bir görev edinmiş ve sistemli şekilde bu devam ediyor. Daha da düşündürücüsü, acaba bu kişiler nereden ve kimlerden güç alıyorlar? Dergilerinde ve programlarında defalarca Atatürk’e küfreden, hakaret eden bazı çakma tarihçilerin sürekli AKP belediyeleri tarafından konuk edilmesi de son derece manidar diye düşünüyoruz. Ama şunu unutmamak gerekir: Milletimizin gönlündeki Atatürk sevgisini ve onun düşüncelerini, çağdaş uygarlık hedefini hiç kimsenin söküp atması, zedelemesi de mümkün olmayacaktır diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erkek.

Sayın Tanal…

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, siyasi iktidarın, Yunanistan’a kaçan darbecileri geri istemesine rağmen Yunanistan’ın işgal ettiği adaları neden geri istemediğini ve sosyal devlet ilkesini ihlal etmekten ne zaman vazgeçeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, siyasi iktidar Yunanistan’a kaçan darbecileri geri istiyor ancak Yunanistan’ın işgal ettiği adaları neden geri istemiyor?

Soru iki: Türkiye’de insanlar kendini güvende hissetmiyor. En büyük işkencedir bu. Can güvenliği yok, mal güvenliği yok, hukuk güvenliği yok, müteşebbis özgürlüğü yok, basın özgürlüğü yok, yargıya erişim hakkı yok, tarafsız ve bağımsız yargı yok, hak ihlalleri had safhada. Hukukun olmadığı yerde kaos olur. Kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen vatandaşlarımız Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına şerh verildiği için işe alınmamakta, açlığa sevk edilmektedir, parası yoksa tedavi olamamaktadır. Mahkûmiyet kararı verilmediği müddetçe insanlar, herkes masumdur. Bu sosyal devlet ilkesi ihlal edilmektedir. İnsanlar aç bırakılmaktadır, buysa terör örgütlerinin ekmeklerine yağ sürmektir. Siyasi iktidar bundan ne zaman vazgeçecektir?

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

6.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, internet abonelerinin karşı karşıya kaldığı adil kullanım kotasıyla ilgili hukuksuz uygulamalara ne zaman çözüm bulunacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Ahmet Arslan’a: İnternet abonelerinin karşı karşıya kaldığı en büyük haksızlık olan adil kullanım kotası hakkında 1 Mayıs itibarıyla bir düzenleme yapıldı ancak doğru düzgün hayata geçmedi, geçemedi. İnternet servis sağlayıcısı şirketlerin gerek düzenlemeyi umursamazlığı gerekse açgözlülüğü yüzünden şimdilerde durum belirsiz. Bazı şirketlerin adil kullanım kotası sonrası kullanılan her gigabyte’ı 1-2 TL gibi fiyatlarla ücretlendireceği iddia ediliyor, bazıları da inkâr ediyor. Şirketler tüketicileri soymaya devam ediyor. Bu hukuksuz duruma karşı devlet olarak ne zaman çözüm bulacaksınız?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erkan Aydın…

7.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, bazı kişilerin Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretler yağdırmasının utanç verici olduğuna ve 19 Mayıs günü gençlerin ve halkın onların iftiralarına en güzel yanıtı vereceğine inandığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kendilerine “tarihçi” diyen bazı kişilerin televizyonlarda ve gazetelerde Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik hakaretler yağdırması utanç vericidir, rezilliktir, insanlık dışıdır. Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu cumhuriyete -o cumhuriyetin tüm nimetlerinden yararlanırken- hakaret etme hainliğinin bu kadar yaygınlaşmasında şüphesiz ki siyasi iktidarın duyarsızlığının da payı büyüktür. Türk halkından Ulu Önder sevgisini koparacaklarını sananlar unutmasınlar ki kimsenin buna gücü yetmeyecektir. Bu çağ dışı yaklaşımlara, yalanlara karşı Atatürk’e olan bağlılığımızı göstermek, gerçeği söylemekten “Asla ve hiçbir koşulda korkmayın.” diyen Ata’mıza ve onun arkadaşlarına borcumuzdur. İnanıyorum ki 19 Mayıs günü hem gençlerimiz hem de tüm halkımız yobazlara ve onların iftiralarına en güzel yanıtı verecektir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Sayın Akyıldız…

8.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas ilinin sanayi siteleri teşvik paketinde yer almamasına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ankara’da düzenlenen üretim reform paketi toplantısında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Faruk Özlü şehir dışına yapılacak sanayi sitelerinin idari ve sosyal tesis binalarının arsa bedellerinin mülkiyet edinilmesi maksatlarıyla altyapı ve üstyapı yatırımlarının tamamına yakın kısmının mimarlık ve mühendislik hizmetleri de dâhil krediyle desteklenmesi hususlarının Bakanlığın görevleri arasına dâhil edileceğini ve bu imkândan yararlanacak olan 8 ili açıkladı. Bu illerin arasında yine maalesef Sivas yoktur. Ha, bu bizim için, Sivas için bir sürpriz olmadı, cazibe merkezlerine almaları için de defalarca önerdik ama Sivas’ı hep göz ardı ettiler, şimdi de sanayi siteleri teşvik paketine almadılar. Buradan Sayın Bakana sesleniyorum: En kısa sürede Sivas’ı da üretim reform paketi içindeki iller arasına dâhil ediniz. Sivas olarak iktidarlarınız döneminde üvey evlat muamelesi görmekten bıktık artık.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

9.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Balıkesir’de son yıllarda ciddi boyutlarda olan çevre kirliliği konusunu çözmek için bir çalışma olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Balıkesir ilimizde son yıllarda çok ciddi bir çevre kirliliği yaşanmaktadır. Bunların başında Gönen Çayı, Susurluk Çayı ve Havran Çayı bulunmaktadır. Sayın Bakana soruyorum: Tarımsal sulamada kullanılan Gönen Çayı’yla ilgili neden bir çalışma yapmıyorsunuz? Çay’da tespit edilen ağır metal ve diğer kimyasal atıkların insan sağlığına ne gibi zararları vardır? Susurluk ve Havran Çaylarında daha önce tespit edilen kirliliği neden gidermiyorsunuz? Başta pirinç ve domates olmak üzere tarımsal ürünlerde kimyasal atıklara bağlı ciddi problemlerin olduğunu biliyor musunuz? Marmara Denizi’ni de kirleten bu çevre felaketine karşı neden önlem almıyorsunuz? Hükûmet olarak halkın sağlığını ne zaman düşüneceksiniz? Balıkesir halkı acilen çözüm bekliyor, bu konuda bir projeniz var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Topal…

10.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay’ın Defne ilçesine bir devlet hastanesi yapılmasını talep ettiğine, Dörtyol ile Arsuz Devlet Hastaneleri Projeleri ve İskenderun ile Kırıkhan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Projeleri hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay ilimizin Defne ilçesi ilimizin 3’üncü büyük ilçesidir ve nüfusu 143.176’dır. Bu nüfus yoğunluğuna sahip olan Defne ilçemizde hâlen bir devlet hastanesi yoktur. Anayasa’mız “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkında sahiptir.” demektedir. Defne ilçemize bir devlet hastanesi talep ediyoruz. Defne ilçemize devlet hastanesi yapacak mısınız? Yapımı yılan hikâyesine dönen 250 yataklı Dörtyol Devlet Hastanesi Projesi hayata geçirilecek mi? Arsuz Devlet Hastanesi Projesi hangi aşamadadır? 50 üniteli İskenderun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 24 üniteli Kırıkhan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Projeleri hangi aşamadadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç...

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, “adalet” kavramının önemine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet mülkün temelidir. “El Adl” Allah’ın isimlerindendir. Allah her şeyi bir ölçü ve denge üzere yaratmıştır. Ölçüyü, dengeyi bozmamak ve adaletli davranmak elzemdir, insanlığımız bunu gerektirir. Adalet hakikatten, saadet adaletten doğar. “Bir devletin devam ve bekası adaletle mümkün olur.” demiştir Hazreti Ali. Âbidin ibadeti nefsini, adilin adaleti âlemi ıslah eder ama suçlunun beraat ettirildiği yerde hâkim hüküm giyer. Zalimleri affetmek mazlumlara ezadır, cezadır. Varsa adalet yoktur rezalet. Adalet güzeldir fakat yöneticilerde olursa daha güzeldir. “Hâkimsiz ve hekimsiz memlekette oturma.” der atalar. Başkasını yargılayan er geç kendisi de yargılanır. En büyük yargı Hakk’ın ve halkın yargısıdır, “Bu terazi ağır ve ince tartar.” denmiştir.

BAŞKAN – Sayın Yıldız Biçer...

12.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Adıyaman eski Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Büyükkaramuklu’nun itiraflarında adı geçen YSK Başkanı Sadi Güven’in hâlen görevi başında olmasının bir çelişki olduğuna ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Adıyaman eski cumhuriyet başsavcısı Faruk Büyükkaramuklu 16/11/2016’da mahkemede verdiği ifadede kendisini başsavcı yapan kişinin bugünkü mühürsüz YSK Başkanı Sadi Güven olduğunu itiraf etmiştir. Eylül 2016’dan bu yana 106.117 kişi ortada hiçbir kanıt yokken kamudan ihraç edilmişken Faruk Büyükkaramuklu’nun etkin pişmanlıktan derhâl yararlanıp salıverilmesini sağlayan -bu önemli itirafa rağmen- Sadi Güven’in hâlâ görev başında olması nasıl bir çelişkidir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arık...

13.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Bünyan ilçesinin Akmescit Mahallesi sakinlerinin Talas ilçesine bağlanma taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bünyan Akmescit Mahallesi sakinleri, yıllardır daha iyi hizmet alacakları umuduyla Talas ilçesine bağlanmak istiyor. Bu nedenle 2004 yılında referandum yapan Akmescitlilerin talebi görmezden gelindi. Bütünşehir Yasası’yla belediyeleri de kapatılan Akmescit sakinleri, geçtiğimiz hafta sonu bir kez daha referandum yaptılar hem de öyle kuralsız, mühürsüz değil, nizami bir referandum. Referandum sonucunda 732 vatandaşımız Talas ilçesine bağlanmak için “evet”, 77 vatandaşımız da “Bünyan’da kalalım.” dedi, 11 oy geçersiz sayıldı.

Buradan iktidara sesleniyorum: Dilinizden düşürmediğiniz millî iradeyi bir kez olsun hayata geçirin ve Akmescitli hemşehrilerimin iradelerine saygı göstererek Talas’a bağlanmaları için gerekli çalışmaları bir an önce yapın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kavuncu…

14.- Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Dumlupınar Üniversitesi Rehabilitasyon Hastanesi arasında bir sağlık protokolü imzalandığına ve bunun önemli bir ihtiyacı karşılayacağına ilişkin açıklaması

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz günler içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ile Dumlupınar Üniversitesi Rehabilitasyon Hastanesi arasında bir sağlık protokolü imzalandı. Ben, bunun önemli bir ihtiyacı karşılayacağını söylemek istiyorum.

Bu vesileyle, Kütahya’mız, kültür, sanat, tarih anlamında termalleriyle birlikte önemli bir kent. Burada yeni açılan hastanemiz de bir kaplıca kaynağı üzerinde ve önemli ve terapatik havuzları var. Ayrıca, nitelikleri açısından farklı tedavi ve hasta gruplarına da hitap ediyor. Bunlardan bir tanesi de kalp ve akciğer hastaları. Kalp ve akciğer hastalıklarında cerrahi geçirenlerin, kronik sorunu olanların egzersizle rehabilitasyonu mümkün. Ayrıca, her türlü diğer fonksiyonel iyileşme gerektiren hastalıklar için de çok önemli imkânları bütün vatandaşlarımıza sağlıyor.

Ben, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

15.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

22 ve 23’üncü Dönem Malatya 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nu, Plan ve Bütçe Komisyonu üyemizi ve çok değerli sözcümüzü kaybetmenin 3’üncü yılında üzüntüsü içerisindeyiz. Kendisine Tanrı’dan rahmet dileriz. Plan ve Bütçe Komisyonunda 24’üncü dönemde kendisinden çok şey öğrendik, kendisini minnetle ve saygıyla anıyoruz. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Ayrıca, sizin kadirşinaslığınız için de çok teşekkür ederiz. Bugün burada onu anımsatmış olmanız, hatırlatmış olmanız için de size de çok teşekkür ediyorum. Ailesine, yakınlarına ve Malatyalı seçmenlerine, İstanbullu seçmenlerine de sağlık, mutluluk ve güzel günler diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın Öz…

16.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, yaz aylarında artan geziler sebebiyle düzenlenen turlara denetimin artırılmasının can güvenliği açısından çok önemli olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, ülkemizde özellikle yaz aylarında artan geziler sebebiyle düzenlenen turlara denetimin artırılması can güvenliği açısından çok önemlidir. Geçtiğimiz cumartesi günü Muğla yolunda yaşanan elim kazada vefat eden vatandaşlarımızın sorumluluğu hepimizin üzerindedir. Bahsi geçen araç TÜRSAB’a kayıtlı mıdır? Basında yer alan iddiaya göre, kaza yapan araç, fren sisteminde sorun olduğu hâlde muayeneden nasıl geçmiştir? Bu araç, kaza yerine kadar olan üç kontrol noktasında denetime tabi tutulmuş mudur? Her gün yüzlerce araçla günübirlik tur düzenlendiği gerçeğinde kontrol noktalarındaki denetimler yaşanılabilecek başka kazaların önüne geçecektir. Üzerinden iki gün geçtiği hâlde başka tur araçlarına denetim başlamış mıdır? Maalesef, ülkemizde denetimler sadece yaşanan kazalar ardından artırılmaktadır. Yine de alınacak her önlem canlarımızın daha fazla yanmaması için tedbir olacaktır.

Vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilerim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, söz talep eden sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

İlk söz, Sayın Erkan Akçay’ın.

Buyurunuz Sayın Akçay.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 15 Mayıs 1919’da İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin’in Yunan işgali karşısında ilk kurşunu sıkarak şehit olması ile 16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindekilerin Galata rıhtımından demir alarak Bandırma Vapuru’yla hürriyet mücadelesini başlatmalarının yıl dönümlerine ve 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Mayıs, Türk milletinin bağımsızlık ve kurtuluş yolunda atılan önemli adımlarından birini anmamıza vesile olmaktadır.

15 Mayıs 1919’da İzmir’de gazeteci Hasan Tahsin, Yunan işgali karşısında ilk kurşunu sıkmış ve şehit olmuştur. Türk milletinin öz vatanında boğulmak istendiği o günlerde sadece İzmir’de değil, yurdun dört bir yanında atılan kurşunlar hem Kurtuluş Savaşı’nın hem de millî iradenin işaret fişekleri, çoban ateşleri olmuştur. Hatay Dörtyol’da Çavuş Kara Mehmet, İzmir’de Hasan Tahsin, Ayvalık’ta Ali Çetinkaya ve askerleri, Ödemiş’te Kuvayımilliyeci Ödemişliler, ateşin ve işgalin üzerine yiğitçe yürümüşler, işgale karşı direnişin, bağımsızlık yolunda Türk milletinin kutlu yolculuğunun yolbaşçısı olmuşlardır. Şehadetinin yıl dönümünde başta Hasan Tahsin olmak üzere Kurtuluş Savaşı’mızın aziz şehitlerini rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Bugün, ayrıca, Türk milletinin kurtuluş mücadelesinin önemli günlerinden bir diğeridir. 16 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindeki 22 kahraman, Galata rıhtımından demir alarak Bandırma Vapuru’yla hürriyet mücadelesini başlatmışlardı. Bu yolculukla Türk milletinin istiklal özlemi önce Samsun’a, oradan bütün Anadolu’ya, vatan sathına ulaştırılmıştır. Karadeniz’den gelen bahar havasıyla Anadolu’da karanlık geceye hilalin aydınlığı kavuşmuştur. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a ayak bastıktan üç gün sonra, hazırladığı raporla Hasan Tahsin’in, Çavuş Kara Ahmet’in…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Ali Çetinkaya ve askerlerinin, Ödemişli Kuvayımilliyecilerin ilk kurşunlarının istikametini çizmiştir. Özetle, Türk milletinin yabancı manda ve kontrolüne tahammülü olmadığı vurgulanmış, milletin millî hâkimiyet esasını kabul ettiği çok net ifade edilmiştir.

Bu vesileyle, tarihe mal olan, bu kurtuluş yolculuğuyla Samsun’a çıkan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere millî mücadelenin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ayrıca çok kıymetli değerli milletvekili arkadaşımız ve yıllarca birlikte komisyonda ve Genel Kurulda çalıştığımız merhum Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun vefat yıl dönümü münasebetiyle Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nu tekrar rahmetle anıyorum, ruhu şad olsun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Kerestecioğlu…

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun 194’üncü günü olduğuna, 16 Nisan referandumunun kendileri ve referandumda “hayır” demiş yurttaşlar için hiçbir değeri olmadığına, Cumhuriyet gazetesi internet sitesi Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasına ve iktidarın açlık grevinde olan Kemal Gün, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın sesini duyması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Eş Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğunun 194’üncü günü. Meclisin bilgisine arz ederim.

Bugün aynı zamanda 16 Nisan referandumunun birinci ayı. Halkımız, bu referandumun meşru olmadığını, referandum sürecinin ve referandumun hukuksuzluğunu ilk günden beri ifade ediyor. Artık tarafsız ve bağımsız bir yargıdan söz edemediğimiz ve yargının tamamen kuşatma altında olduğu bugünlerde, bugün bu referandumun yine meşru olmayan sonucu olarak HSK üyelerinin 7’sinin seçimini Meclise getirecek ve oylatacak iktidar.

Bu oylama, bizim için asla kabul edilir değil. Sanki yargı yeterince siyasallaşmamış gibi bugün yapılacak oylamayla yargının tamamen AKP hâkimiyeti altında olduğu ilan edilecek. Zaten Anayasa teklifinin esas hedeflerinden birisi de buydu. Bu oylamanın bizim için ve referandumda “hayır” demiş yurttaşlar için hiçbir değeri olmadığını ve yargının siyasallaşmasına “hayır” demeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz.

Yine Sayın Başkan, yargının tükendiği noktalardan birisi, dün cumhuriyet.com.tr genel yayın yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasıydı. Üstelik Oğuz Güven sehven girilen ve yaklaşık elli beş saniye sonra kaldırılan bir “tweet” nedeniyle tutuklandı. Yani en kötü ihtimalle “Yanlış bir ifade kullanılmış.” denilerek eleştirilebilecek bir “tweet” nedeniyle Oğuz Güven suç yakıştırmalarıyla, suç atmalarla tutuklandı. Bu da ülkemizde ifade ve basın özgürlüğünün ne durumda olduğunu gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama aynı zamanda yargının da ne durumda olduğunu gösteriyor çünkü o kararı okuyan hâkimler belki avukat arkadaşlarımızın yüzüne bakamadılar ama Oğuz Güven yüzlerine bakarak dimdik çıktı oradan. Maalesef bunlarla dolu bugünlerimiz.

İnsanlara yargı ve adalet aramanın yolunu kapatmanın sonuçlarını açlık grevinde olan ve oğlunun cenazesini isteyen Kemal Gün’de görüyoruz. Aynı şekilde “İşimi geri istiyorum.” diyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’da görüyoruz. Artık iktidarın onların sesini duyması gerekiyor çünkü sadece bizim duymamız yetmiyor ve bu insanları kaybedersek Türkiye’nin geleceği için çok derin bir yara açılacak ve bu derin yarada en büyük parmak da iktidarın olacak. Bunu üstlenmemelerini bir kez daha rica ediyoruz kendilerinden.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Altay…

19.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne, Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaret fişeğini ateşleyen Hasan Tahsin’in şahsında bütün Kurtuluş Savaşı şehitlerine Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasını bir yargı garabeti olarak gördüklerine ve iktidarın Atatürk’e dil uzatma cüretinin gösterilmesine ortam sağlamaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sizin de zikrettiğiniz gibi, 22’nci-23’üncü Dönem Malatya, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili, örnek insan, örnek siyasetçi, insan, vatan, bayrak ve Atatürk sevdalısı, tanıdığım en çalışkan, en dürüst, en ahlaklı siyaset adamı Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nu, ölümünün 3’üncü yılında Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak özlemle, şükranla, rahmetle anıyoruz.

Öte yandan, Kurtuluş Savaşı’mızın ilk işaret fişeğini ateşleyen Hasan Tahsin’in şahsında bütün Kurtuluş Savaşı şehitlerimize Allah’ımdan rahmet diliyorum. Onlara gönül, şükran, vefa borcumuz hiçbir zaman son bulmayacaktır.

Sayın Başkan, öte yandan, Cumhuriyet gazetesi internet yayın yönetmeni Oğuz Güven’in tutuklanmasını bir yargı garabeti olarak görüyoruz. Bir yerde adliyenin olmasının orada adaletin olduğu anlamına gelmediğinin en somut, en güzel örneğidir. Kaldı ki ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısını kasten ve taammüden, kurşun sıkmak suretiyle öldürmeye teşebbüs eden bir caninin dün tahliye edildiği düşünüldüğünde, demek ki bu ülkede hapse girmek için gazeteci, tahliye olmak için de siyasetçiye kurşun atan olmak gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Yargının, iktidar partisinin sopası hâline dönüştüğünün yeni ve yalın bir örneğidir. Şiddetle protesto ediyoruz.

Öte taraftan, bütün Türkiye’de infiale yol açan, Atatürk’e dil uzatan, hakaret ve küfre kadar uzanan kahpelik ve alçaklığa yeltenenler olsa olsa meczuptur, sapıktır, nankördür. Asıl sorgulanması gereken, bu cüreti nereden aldıklarıdır? İktidar partisinin bu konuda kimi uygulamalarının bu tür eylemlere zemin hazırladığının maalesef üzülerek de altını çizmek zorundayım. Biraz sonra iktidar partisinin grup başkan vekili konuşacak. Şüphesiz, eminim, o da bu saldırıları, bu hakaretleri yadırgadığını ve kınadığını ifade edecektir. İktidar partisine düşen, bu meczuplara bu ortamı sağlamamaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Bostancı…

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 16 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk’ün millî mücadeleyi başlattığına, tarihi doğru ve tutarlı bir şekilde okumanın topluma karşı ahlaki bir sorumluluk olduğuna, bazı meczupların kerameti kendinden menkul iddialarla dedikoduya yaslanan beyan ve hezeyanlarını reddettiklerine ve 22 ve 23’üncü Dönem Malatya Milletvekili, 24’üncü Dönem İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Tarih bilinci, toplumlar için hangi yolda nasıl gideceklerine ilişkin idrak durumunu sunar. O yüzden tarih, geçmişte yaşanmış bitmiş bir hadise değildir, aslında sürekli hatırlanarak kolektif hafızayı oluşturan ve toplumlar için istikameti tayin eden bir süreçtir. Biz de tarihi doğru ve tutarlı bir şekilde hatırlamalıyız, bunu geleceğe yönelik bir ışık olarak görmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz 16 Mayıs tarihi, yakın dönemde bizim için çok önemli hadiseler zincirinin önemli halkalarından birisidir. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir işgale uğramış, Anadolu yine aynı şekilde Mondros Mütarekesi sonrası işgalci güçlerin hevâ ve heveslerine açık hâle gelmiş ve nihayet bu iş, 15 Mayısta fiilen İzmir işgaliyle birlikte başlatılmıştır. Bu işgale karşı Anadolu’da ve Rumeli’de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin teşekkül ettiğini biliyoruz ama tek tek bu cemiyetlerin kolektif bir irade ortaya çıkartması mümkün olmazdı. 16 Mayıs tarihinde 9. Ordu Müfettişi olarak tayin edilen Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayısta Samsun’a çıkarak Anadolu’da ve Rumeli’deki bu millî mücadele iradesini örgütlemiş ve buradan yeni bir milletin inşasının, yeni bir devlet altında inşasının yolunu açmıştır. O bakımdan Mustafa Kemal Atatürk ve onunla birlikte mücadele eden bütün arkadaşlarını Türkiye Cumhuriyeti’nin temel payandaları olan, her birini birer bayrak direği olarak gördüğümüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …gazi ve şehitlerimizi bu vesileyle, içinden geçtiğimiz şu süreç vesilesiyle rahmet ve minnetle anarken tarihi doğru ve tutarlı bir şekilde okumanın aynı zamanda topluma karşı ahlaki bir sorumluluk olduğunun da altını çizmek isterim. Bu çerçevede zaman zaman birtakım tuhaf insanların, meczupların kerameti kendinden menkul iddialarla dedikoduya yaslanan beyan ve hezeyanlarını daha önce de reddettik, bu vesileyle bir kez daha reddettiğimizi ifade ediyorum.

Diğer yandan, 22, 23, 24’üncü dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak görev yapan Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun ölümünün 3’üncü yıl dönümünde biz de kendisini rahmetle anıyoruz. Siyasetin bir ucu rekabet ve çatışmaysa diğer ucu anlaşma ve uzlaşmaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu, bu manada Mecliste anlaşma ve uzlaşmanın hepimize örnek olacak en güzel temsillerini ifa etmiş birisidir. O yüzden bir kez daha kendisini rahmetle anmak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, tarihçilikleri kendilerinden menkul birtakım kişilerin Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Tarihçilikleri kendilerinden menkul birtakım kişilerin Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırılarını şiddetle kınıyorum. Mustafa Kemal Atatürk, dağılan bir imparatorluğun ardından, bir imparatorluğun küllerinden Anadolu’da yeni bir devleti, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmanın mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı’nı başlatan, bunu başarıya ulaştıran, cumhuriyeti ilan eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerini borçlu olduğumuz bir önderdir, bir liderdir. Ona yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu'nun üyelikten istifası üzerine Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun üyeliğinin Başkanlık Divanınca uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1021)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil eden İstanbul Milletvekili Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu'nun üyelikten istifası üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 12'nci maddesi uyarınca Ankara Milletvekili Zühal Topcu'nun üyeliği Başkanlık Divanınca uygun bulunmuştur.

Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                                                                 İsmail Kahraman

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, çiftçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/525)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Muharrem Varlı                                     (Adana)

2) Erkan Akçay                                        (Manisa)

3) Celal Adan                                           (İstanbul)

4) Emin Haluk Ayhan                                 (Denizli)

5) Mustafa Mit                                         (Ankara)

6) Baki Şimşek                                         (Mersin)

7) Mevlüt Karakaya                                   (Adana)

8) Ruhi Ersoy                                          (Osmaniye)

9) Zihni Açba                                           (Sakarya)

10) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 (Hatay)

11) Saffet Sancaklı                                   (Kocaeli)

12) Kamil Aydın                                        (Erzurum)

13) Fahrettin Oğuz Tor                              (Kahramanmaraş)

14) Nuri Okutan                                       (Isparta)

15) Mehmet Günal                                    (Antalya)

16) Mehmet Erdoğan                                 (Muğla)

17) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu               (İstanbul)

18) Yusuf Halaçoğlu                                  (Kayseri)

19) Erhan Usta                                         (Samsun)

20) Ahmet Selim Yurdakul                          (Antalya)

21) Arzu Erdem                                        (İstanbul)

22) Zühal Topcu                                       (Ankara)

Gerekçe:

Tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın bütün ülkeler için hayati bir öneme sahip, vazgeçilemez stratejik ve hassas bir sektördür. Millî gelire önemli katkıları yanında, genellikle toplumun gelir düzeyi en düşük kesiminin üretici olarak yer aldığı ve geçimini sağladığı tarım ürünleri itibarıyla hayatı devam ettirmenin en önemli kaynağıdır.

Türkiye'de tarımsal üretim yüzde 80 oranında yağışa bağlı olarak, 77,9 milyon hektar olan toprak varlığının 26,3 milyon hektarını tarım arazileri oluşturmaktadır.

Kuraklık, yağışın uzun yıllar ortalamasından daha az gerçekleşmesiyle ortaya çıkan ve herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde meydana gelebilecek olan doğal bir iklim olayıdır. Günümüzde dünyada karşılaştığımız küresel ölçekte en büyük sorunlardan birisi olan kuraklık, bugün gelinen nokta itibariyle fiziksel ve doğal çevre, kent yaşamı, kalkınma ve ekonomi, teknoloji, tarım ve gıda, temiz su ve sağlık olmak üzere hayatımızın her aşamasını etkilemektedir.

Tarım teknolojisi ileri ülkelerde bile tarımsal üretimin temel sorunlarından biri de kuraklıktır. Türkiye, dünya üzerinde kuraklığın sürekli olarak tehdit oluşturduğu yarı kurak bir kuşakta yer almaktadır. Geçmiş dönemlerde kuraklık zaman zaman ülkemizde büyük zararlara sebep olmuştur.

Ülkemizin küresel ısınmanın muhtemel etkileri açısından risk grubu ülkeler arasında yer aldığı, gelecekte özellikle Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerimizin iklim değişikliğinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir. Tarımsal kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak, kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde yapılacak doğru planlamalarla mümkündür. Bu nedenle, kuraklıktan önceki dönemde alınacak tedbirler ve kuraklık yaşanırken atılacak adımlar ayrı ayrı planlanmalıdır. Yağışların devamlılığını sağlayarak su arzını artırmak elimizde olmasa da kuraklıktan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak elimizdedir.

Ülkemiz tarımının en önemli sorunu olan parçalı arazi sorununa mutlaka çözüm bulunmalıdır. Ülke tarımının sağlıklı bir şekilde planlanması gerekmektedir. Çiftçinin en önemli sorunlarından birisi maliyetlerdir. Kullandığı tohumdan ilaç ve gübreye, mazota kadar üretim aşamasındaki her girdisi, uluslararası rakiplerinin kullandığı ürün girdilerinin üstündedir. Bu nedenle, girdi maliyetlerinin düşürülmesi için gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır.

Çiftçinin desteklenmesinde doğrudan destekleme gibi haksız modeller yerine, üretimi yapılan ürün bazlı destekleme yapılmalı ve üretim yapana destek verilmelidir. Suyun yönetiminin doğru yapılması, çiftçinin sudan en iyi ve en verimli şekilde istifadesi sağlanmalıdır. Toprak ıslahı, erozyon kontrolü ve drenaj yönetimi konusunda yetkililerin aktif desteği ve katkısı sağlanmalıdır. Meteorolojik veriler çiftçiye en hızlı bir şekilde iletilmelidir.

Çiftçi hiçbir şekilde tarımsal araştırma kuruluşları ya da üniversiteden bilgi alamamaktadır. Bu nedenle, çiftçinin bilgiye kolayca ulaşabileceği bilgi sistemi kurulmalı ve üniversite bir şekilde sahaya indirilmelidir. Organize tarım alanları mutlak surette hayata geçirilmelidir. Kamu bünyesinde bulunan tarıma elverişli alanlar, altyapısı hazırlandıktan sonra çiftçiye kiralama yöntemiyle verilmelidir. Çiftçide çevre duyarlılığı ve sağlık bilincini oluşturacak eğitim programlarına ağırlık verilmelidir. Kullanacağı ilaç ve gübrenin çevrede ve insan sağlığı üzerinde oluşturacağı etkiler konusunda bilinçlendirilmesi gerekir.

Çiftçiye teknik bilgi sağlayacak, üretim ve pazarlama konusunda iş birliği imkânlarını geliştirecek, sosyal politikalar oluşturacak, yeni bir kooperatif tarzı örgütlenme modeline ihtiyaç bulunmaktadır. Çiftçinin ürettiği ürünlerin satışı konusunda uzmanlaşacak, serbest piyasa ekonomisinin kuralları çerçevesinde hizmet verebilecek, profesyonellerce yönetilecek, çiftçinin de ortağı olduğu paketleme ve depolama tesislerinin hayata geçirilmesinin yolları bulunmalıdır.

Sonuç olarak, ülkemizdeki çiftçilerin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ederiz.

2.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde bazı illerde yaşanan olaylarda ihmali ve kusuru olanların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/526)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde ve bazı illerimizdeki olaylarının bu hâle gelmesinde ihmali ve kusuru olanların araştırılmasıyla ilgili Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis aştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 25/12/2015

1) Nuri Okutan                                         (Isparta)

2) Erkan Akçay                                        (Manisa)

3) Mehmet Erdoğan                                   (Muğla)

4) Fahrettin Oğuz Tor                                (Kahramanmaraş)

5) Mustafa Mit                                         (Ankara)

6) Deniz Depboylu                                    (Aydın)

7) Baki Şimşek                                         (Mersin)

8) Kamil Aydın                                         (Erzurum)

9) Kadir Koçdemir                                     (Bursa)

10) Zihni Açba                                         (Sakarya)

11) Ruhi Ersoy                                         (Osmaniye)

12) Mevlüt Karakaya                                 (Adana)

13) Oktay Öztürk                                      (Mersin)

14) Edip Semih Yalçın                               (İstanbul)

15) Atila Kaya                                          (İstanbul)

16) Ahmet Kenan Tanrıkulu                         (İzmir)

17) Emin Haluk Ayhan                               (Denizli)

18) Erkan Haberal                                    (Ankara)

19) Saffet Sancaklı                                   (Kocaeli)

20) İsmail Ok                                           (Balıkesir)

21) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 (Hatay)

Gerekçe:

Ülkemizin bazı bölgelerinde, illerimizde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde hemen her gün sokağa çıkma yasağı konduğunu öğrenmekteyiz.

Teröristlerin şehirlere bu şekilde yerleşmesinde, hücre evlerinin oluşmasında, bilhassa büyük yerler başta olmak üzere silah ve patlayıcı deposu hâline gelmesinde, bazı illerimizde terörist mezarlıkları oluşturulmasında, terörist büstlerinin dikilmesinde, PKK kamplarının kurulmasında katkıda bulunan, görmezden gelen, ihmali bulunan kamu görevlileri tespit edilmelidir.

Örgüt üyeleri geçmişte kırsal alanda, mağaralarda zor saklanırken, gıda ve hayati malzemelerini zor temin ederken şimdi, örgüt, Kürt halkının meşru temsilcisi hâline getirilip PKK resmî muhatap kabul edilip görüşmeler yapıldı.

Güneydoğu’da devlet yanlılarının bile örgüte nam edilmesine yönelik tutum ve davranışlar geliştirildi ve örgüt, devletin kamu kurumlarını, araç gereç ve personelini kullanır hâle geldi.

PKK terör örgütü şehirlere yerleşti. PKK’nın bazı yerlerde kamu görevlilerinin araç gereçlerini kullanarak il ve ilçelerde hendek kazıp barikatlar kurup güvenlik güçlerini sokağa sokmadıkları görülmüştür. Bölgeye hâkim olup yoldan geçen vatandaşlarımıza kimlik kontrolü yaptıkları belirlenmiştir.

Bölge esnafı dükkânlarını kapatıp açamaz hâle gelmiş, açanlar ise maddi manevi kayba uğramışlardır. Bölge halkı aldatılmış olup barış ve huzur dolu günler beklerken ateşin içine düşmüştür. Halk hazırlıksız yakalanmıştır.

Bölgede okullar terör sebebiyle tatil edilip öğretmenler hizmet içi eğitim bahanesiyle memleketlerine gönderilmiştir. Öğrenciler okullara gidemeyip eğitim hakkından mahrum kalmışlardır.

PKK, okulları sığınak olarak kullanarak okulların fiziki yapılarına zarar vermiştir. PKK bölgede güç kazanmasıyla eleman temininde ve onların örgüte kazandırılmasında kurumsal hâle geldi.

Habur Sınır Kapısı’nda mahkeme kurarak teröristleri yargılayıp aklamışlardır. Sınır dışından gelen şahısların resmen bölücülükleri tescillenmiş ve terörist oldukları belgelenmiştir.

Yukarıda açıkladığımız bu gerekçelerle, ihmali ve kusuru olanlara yapılması gerekenler konusunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulması, ülkemize ve yöre halkımızın sosyal, kültürel, tarihî ve ekonomik açıdan faydası tartışılmaz yararlar sağlayacaktır.

3.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun Ege Üniversitesi kampüsü içinde şehit edilmesiyle ilgili ihmali olan kişiler ve kurumların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/527)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ege Üniversitesi kampüsü içinde şehit edilen Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun şehit edilmesiyle ilgili ihmali olan kişiler ve kurumlarla ilgili Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 14/12/2015

1) Nuri Okutan                                         (Isparta)

2) Erkan Akçay                                        (Manisa)

3) Mehmet Erdoğan                                  (Muğla)

4) Fahrettin Oğuz Tor                               (Kahramanmaraş)

5) Mustafa Mit                                         (Ankara)

6) Deniz Depboylu                                    (Aydın)

7) Baki Şimşek                                        (Mersin)

8) Zihni Açba                                          (Sakarya)

9) Kamil Aydın                                         (Erzurum)

10) Kadir Koçdemir                                   (Bursa)

11) Ruhi Ersoy                                        (Osmaniye)

12) Mevlüt Karakaya                                 (Adana)

13) Oktay Öztürk                                     (Mersin)

14) Edip Semih Yalçın                               (İstanbul)

15) Atila Kaya                                         (İstanbul)

16) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

17) Emin Haluk Ayhan                               (Denizli)

18) Erkan Haberal                                    (Ankara)

19) Saffet Sancaklı                                  (Kocaeli)

20) İsmail Ok                                          (Balıkesir)

21) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 (Hatay)

Gerekçe:

Ege Üniversitesi kampüsü içinde bir hafta boyunca süren olaylar neticesinde okula giremeyen Fırat Yılmaz Çakıroğlu ve arkadaşları ilçe emniyet müdürlüğüne, okul yönetimine ve okulun güvenlik görevlilerine can güvenliklerinin olmadıklarından dolayı okula gidemediklerini belirtmişlerdir.

Bunun üzerine emniyet, okul yönetimi ve okulun güvenlik görevlileri gerekli tedbirler alındığını söyleyerek okula girmelerini belirtmişlerdir. 20/2/2015 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte okuluna gelen Fırat Yılmaz Çakıroğlu, PKK terör örgütü sempatizanı öğrenciler tarafından taşlı, sopalı ve bıçaklı saldırıya uğramışlardır.

Ege Üniversitesindeki gerginlik bir haftadır devam etmesine rağmen polis, bir kişinin öldüğü ve biri ağır çok sayıda kişinin yaralandığı olaydan önce neden tedbir almamıştır? Polis tedbir aldıysa ellerinde satır ve bıçak bulunan öğrenciler üniversite kampüsüne nasıl girmişlerdir?

Bu saldırı sonucunda, daha önceden PKK terör örgütü üyesi olduğu bilinen Nurullah Semo tarafından bıçaklanarak şehit edilmiştir. Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun şehit edilmesiyle ilgili güvenlik görevlilerinin ihmali olduğunu düşünüyor musunuz? Onlarla ilgili ne gibi işlem yapılmıştır?

Hastane olay yerine on beş dakikalık mesafede olmasına rağmen, öğrenci kılığındaki teröristler ambulansın yolunu keserek olay yerine gelmesini engellemiş, ambulans olay yerine çok geç gelmiştir.

Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nu kasten öldürme suçuna iştirak eden kişi ya da kişilere yönelik bir soruşturma başlatıldı mı?

Eğitim ve öğretim yuvası ve gelecek nesillerimizin hem bedenen hem aklen sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesine hizmet etmesi gereken üniversitenin çeşitli fakülteleri PKK örgüt sloganlarıyla bölücübaşının posterleri ile terör örgütü paçavralarıyla donatılırken bunları yapan teröristler başta milliyetçi öğrenciler olmak üzere, burada öğrenim gören bütün öğrencilerin can güvenliği olmadığı görülmüştür.

Güvenlik güçlerinin açık ihmali olduğu hâlde soruşturma kapsamına alınmamıştır. Bundan sonra soruşturma kapsamına alınacak mı?

Valilik, Emniyet, üniversite yönetimi ve üniversite güvenliği olarak sizlere daha önceden öğrencilerin can güvenliği olmadığına dair başvurulmasına rağmen bu konularda neden gerekli önlemler alınmamıştır?

Yukarıda açıkladığımız bu gerekçelerle, ihmali ve kusuru olanlara hakkında yapılması gerekenler konusunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulması tartışılmaz yararlar sağlayacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır.

Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Önergeyi okutuyorum:

C) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 24 Aralık 2016 tarihinde yazılı sınavı gerçekleştirilen avukatlık mesleğinden adli yargı hâkim ve savcı adaylığı ile idari yargı hâkim adaylığı sınavı sonuçlarını partizanlık yaparak etkilediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/15)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

24 Aralık 2016 tarihinde yazılı sınavı gerçekleştirilen avukatlık mesleğinden adli yargı hâkim ve savcı adaylığı ile idari yargı hâkim adaylığı sınavı sonuçlarını partizanlık yaparak etkileyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında Anayasa’nın 98 ve 99’uncu, TBMM İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.

                                      Engin Altay                                               Levent Gök                                               Özgür Özel

                                         İstanbul                                                     Ankara                                                      Manisa

                            CHP Grup Başkan Vekili                          CHP Grup Başkan Vekili               CHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

2016 yılında avukatlık mesleğinden adli yargı hâkim ve savcı adayı ile idari yargı hâkim adayı alımına ilişkin yapılacak sınava ilişkin yıl içinde değişik tarihlerde duyurular yapılmış, alınacak aday sayısı ve sınav tarihinde değişikliklere gidilmiştir.

Yazılı yarışma sınavı 24 Aralık 2016 tarihinde gerçekleştirilmiş ve sonuçları 18 Ocak 2017 tarihinde ilan edilmiştir. Ancak yazılı sınav sonuçları açıklanmadan önce, 6 Ocak 2016 tarihli mükerrer Resmî Gazete’de yayımlanan 680 sayılı "Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin 6 ve 8’inci maddeleriyle sınavların yapılış şeklinde değişikliğe gidilmiştir. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 9/A maddesinde yer alan yazılı sınavlar için öngörülen 70 puan şartı ile "Ancak başarı oranı, ilân edilen kadronun iki katı fazlasının altında olursa, sadece başarılı olanlar mülâkata çağrılır.” cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yine anılan kanuna eklenen geçici maddeyle 70 puan şartı aranmamasına ilişkin hükmün bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan ve sonucu açıklanmayan yazılı sınava katılanlar bakımından da uygulanması öngörülmüştür. Anılan KHK ile 2802 sayılı Kanun’un 9/A maddesinde yer alan, mülakat sınavında başarılı sayılmak için üyelerin 100 tam puan üzerinden verdikleri notların aritmetik ortalamasının en az 70 olması şartı değiştirilmemiş, korunmuştur.

Yazılı sınavın yapıldığı 24 Aralık tarihinden on üç gün sonra, sınav sonuçları ilan edilmeden önce yazılı sınavlar için öngörülen yüzde 70 başarı puanı uygulamasının kaldırılması, sonuçları etkilemek üzere düzenleme yapıldığını göstermektedir. Böylece adaylarda yeterlilik aranmasından vazgeçilerek, mülakatın etkisi mutlak hâle getirilmiştir. Yazılı sınav için öngörülen 70 puan şartının kaldırılmasına karşın mülakat sınavı için 70 puan şartının kaldırılmamış olması, siyasi iktidarın amacını da net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Olağanüstü hâl kararnamesiyle 24 Aralık tarihli sınavda bilginin yerini torpilin almasının yasal zemini oluşturulmuştur. Türkiye'nin bekası için ilan edilmiş olağanüstü hâl, yargıç sınavlarına partizanlık yapmaya zemin hazırlamak için kullanılmıştır. Bu durum, başkaca herhangi bir neden aranmaksızın tek başına bile, yapılan sınavları şaibeli kılmak için yeterli gerekçe oluşturmaktadır.

Hukuk devletinin vazgeçilmez unsurları olan mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Hâkimlik ve savcılık mesleği için öngörülen anılan ilkeler kuşkusuz mesleğe alınma sırasında da gözetilmelidir. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyine ilişkin belgelerde de yargıçların seçimlerine ilişkin ilkelere yer verilmiş ve bu seçimlerin idareden bağımsız organlarca yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Oysa yazılı sınavda 70 puan şartının ortadan kaldırılmasıyla yargıçlık mesleğine alınma tamamen yürütmeye teslim edilmiştir.

Bunlarla birlikte sınavı kazanan adayların büyük bölümünün AKP örgütleriyle ya da yöneticileriyle ilişkisinin ortaya çıkması sınavlarda partizanlık yapıldığını tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Mevzuatımızda yer alan herhangi bir parti adına seçimlere giren yargıçların tekrar görevlerine dönememesi ilkesi düşünüldüğünde, bu sınavlarla fiilen partili yargıç döneminin başlatıldığı görülmektedir.

Sonuç olarak uluslararası belgeler ve evrensel ilkeler ile anayasal ilkelere aykırı şekilde mülakat sınavının etkisi artırılmış, subjektif değerIendirmeler ve partizanlığa açık bir sınav düzeni oluşturulmuştur. Sınavın gerçekleşmesinin ardından KHK ile sınav kuralı değiştirilerek mülakat başlı başına belirleyici kılınmıştır.

Yukarıda yer alan gerekçelerle yargıyı kendi ideolojik kalıplarına sokmak ve siyasi çıkarlarına göre dizayn etmek amacıyla partizanca davranan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru önergesi verilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü kapsayan Danışma Kurulu veya grup önerisi daha sonra onayınıza sunulacaktır. Söz konusu önerinin sunulmaması durumunda anayasal sürenin son gününde Başkanlıkça resen gündeme alınacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 10/5/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olduğu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/5/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/5/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından verilen 4524 sıra numaralı, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü Akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olmuştur, bu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16/5/2017 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı, lehte olmak üzere Aycan İrmez, Şırnak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önerge üzerinde konuşmama geçmeden önce burada birkaç hususu belirtmek istiyorum. Bu Parlamentonun üyesi olan ve yüz binlerce, hatta milyonlarca oyun temsilcisi olan başta Eş Genel Başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımız burada bizimle olması gerekirken, maalesef, şu an hukuksuz bir şekilde cezaevinde rehin tutulmakta ve vekillikleri de hukuka aykırı bir biçimde düşürülmektedir. Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek bu hukuksuzluklar göstermiştir ki iktidar sahipleri, partimizi demokratik siyaset alanından tasfiye etmek istemektedir. Bu kararın bizim için yok hükmünde olduğunu söylemek ve belirtmek istiyorum.

Ayrıca açlık grevlerinin 68’inci gününde olan akademisyen arkadaşlarımız Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı buradan selamlıyoruz, direnişlerinin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Ayrıca çocuğunun cenazesini alabilmek ve gömmek için bugün seksen iki gündür açlık grevinde olan Kemal Gün’ü de buradan hatırlatmak istiyorum. Evladının cenazesini gömme hakkını bile elinden alan bir siyasi akıl ve iktidarla maalesef karşı karşıyayız. KHK’yla işten atılan öğretmen Bünyamin Aydoğan, çalıştığı inşaatta iş kazası sonucu hayatını kaybetti. Bu örnekler ve maalesef daha niceleri, bu ülkede insan hayatının, emeğinin, insani değerlerin nasıl ayaklar altına alındığının bir göstergesidir. Siyasi iktidarın iddia ettiği ve “kader” dediği ölümler, bunlar birer cinayettir.

Bugün burada üzerinde konuşmak için söz aldığım önerge, bu ülkede çocukların, değil sokakta oynarken, yataklarında uyurken bile güvende olmadıklarını, her an her yerde bir cinayete kurban gidebileceklerini maalesef göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs gecesi 12.30 sularında evlerinin salonunda uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ile 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşler, ismi açıklanmayan ve ısrarla gizli tutulan bir polisin kullandığı panzerle, evlerinin duvarlarını yıkarak içeri girmesi sonucu vahşice öldürülmüşlerdir. Bu vahşi cinayetin siyasi, mülki ve idari amirler tarafından titizlikle üstünün örtülmeye çalışıldığını görmekteyiz. Tüm çabalarımıza rağmen kamuoyunu aydınlatıcı bir cevap alamamamız bu düşüncemizi kanıtlar niteliktedir.

Değerli milletvekilleri, cinayetin gerçekleştiği ev, daracık bir çıkmaz sokakta. Bu sokakta polis zırhlı aracı devriye amacıyla dolaşıyorsa olması gereken hızın neden katbekat üstünde dolaşıyor, bilmiyoruz. Evin duvarını yıkıp Muhammet ve Furkan’ı ezerek öldüren panzerin içindeki polisleri olay yerinden hızlıca kaçıran polislerin kim olduğunu ve onları kaçıran polislere bu emrin kim veya kimler tarafından verildiğini bilmiyoruz. Savcı olay yerine gelmeden panzer olay yerinden çekilmiştir. Panzerin olay yerinden çekilerek delillerin karartılması suçunun kimin emriyle gerçekleştirildiğini bilmiyoruz. Duvarı yıkarak 2 küçük kardeşin ölümüne neden olan polisin tutuklandığı iddia ediliyor. Bu polis kimdir, bir adı var mıdır, gerçekten tutuklandı mı, onu bile maalesef bilmiyoruz. Bu polis tutuklandıysa neden beş gün sonra tutuklandı? Bu polisin panzeri kullanma yetkisi var mıdır, bilmiyoruz. 2 evladını kaybetmiş, hastanede çocuklarının cenazesini görmek isteyen bir anneye kimlerin hangi yetkiyle ve hangi emirle silah doğrulttuğunu, onu bile bilmiyoruz. “Gece evine panzerle girer, uyuyan 2 çocuğunu öldürür, sonra cenazelerini bile göstermeyiz.” diyenler kimlerdir? Bu zihniyet hangi karanlık güçten emir alıyor, bilmiyoruz.

“Bilmiyoruz.” dediğimize bakmayın; aslında bu vahim olayın, bu insanlık trajedisinin asıl sorumluları burada oturuyorlar. Önce bu faillere cezasızlık ödülü, sonrasında da yasal koruma zırhı getirerek adaletsizliğin en büyüğünü gerçekleştirdiler. Yargılamaya, bu adaletsizliği bu düzeye getirenlerden başlanmalı aslında. İktidar kürsülerinde oturup çocuklarımızın katledilmesini yasalarla koruyanlar, kollayanlar bu vahşetin vebalini taşıdıklarını bilmeliler aslında.

Değerli milletvekilleri, normalde, bu cinayetin gerçekleştiği bir ülkede yer yerinden oynamalı, sorumlular en ivedi şekilde bulunmalı, istifalar olmalı, bir daha olmasın diye sert tedbirler alınmalı ve sonunda toplum vicdanını rahatlatan açıklamalar yapılmalıydı fakat sözde demokrasiyle yönetilen bu ülkede bu vahşi cinayeti normalleştirme çabası var.

Bakın, Şırnak Valisi cinayete ilişkin ilk değerlendirmesinde “kader” diyerek 2 kardeşin uykularında vahşice katledilmesini âdeta normalleştirmeye çalışmıştır. Valilik failin kimliğini gizleyerek, hatta panzeri gizleyerek, korumaya çalışmış ve bu cinayete ortak olmuştur. 4 Mayıs gecesi 12.30 sularında gerçekleşen cinayete yönelik olarak Valilik neredeyse yirmi dört saat sonra açıklama yapma gereği duymuş ve kamuoyunu aydınlatıcı bir açıklama yapma gereği bile duymazken yalnızca “Bu olay bizi son derece üzmüştür.” şeklinde ciddiyetsiz ve sorumluluktan uzak bir açıklama yapmıştır. Açıklamanın devamında “Bazı basın-yayın organlarındaki ve sosyal medyadaki şoför polis memurunun alkollü olduğu iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.” ifadelerini kullanarak bu vahşeti gerçekleştirenlerin değil, polislerin alkollü olduğu iddiasının peşine düşmüştür. Bir ilin en yüksek mülki amirinin 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin uykularında vahşice ölmelerine neden olan faile ilişkin yaptığı bu açıklama esasında faillerin kimlerden cesaret aldığını ve korunduğunu göstermiştir.

Silopi’de yaşanan bu vahim olay ilk değildir. Yalnızca 2014 ve 2016 yılları arasında, son üç yılda 116 çocuk yaşamını yitirmiştir. Size yine Şırnak ili sınırlarında yaşanmış ve henüz üzerinden bir yıl geçmemiş olan iki cinayeti buradan hatırlatmak istiyorum. 7 Haziran 2016 günü Cizre’nin Alibey Mahallesi’nde 6 yaşındaki Bünyamin Bayram ile 24 Ekim 2016 günü Cizre’nin Nuh Mahallesi’nde 5 yaşındaki Hakan Sazak da sokakta oynadıkları esnada zırhlı aracın çarpmasıyla hayatlarını kaybetmişlerdir. Bünyamin Bayram, Hakan Sazak, Nihat Kazanhan, Ceylan Önkol, Berkin Elvan, Baran Çağlı ve daha onlarca çocuğun cinayetleriyle ilgili hukuki ve idari sürecin adalet temelinde yürütülmemesi sonucunda biz, bugün, yine, maalesef, 2 küçük çocuğun katledilmesine tanıklık ettik. Bütün bu cinayetler “Kaza oldu.” diye örtbas edildi, her defasında sorumlular gizlendi, kollandı ve aklandı. Cizre’de infaz edilen Nihat Kazanhan için Hükûmetin kılı bile kıpırdamadı. Roboski’de bombalarla katledilen çocuklarla ilgili adil bir yargılama yapılmadı, ceza verilmedi, hatta sorumlular dahi daha ortaya çıkartılmış değil maalesef.

Panzerlerin hız sınırını aşarak öldürdüklerini, sokağa çıkma yasakları esnasında keskin nişancı kurşunuyla can veren bebekleri; Cemile Çağırga’yı, Ceylan Önkol’u, Enes Ata’yı, Mehmet Uytun’u hatırlıyor musunuz? Tüm bu çocuklar sizin iktidarınız döneminde katledildiler. İktidar sizsiniz ve sorumlu da aslında sizlersiniz. Yaşatılan tüm bu vahşetlerin, hukuksuzlukların, vicdansızlıkların, zulümlerin hesabının verilmeyeceğini zannedenler, bu hesapsız zamanların sonuna kadar süreceğini sananlar büyük bir yanılgı içerisindeler.

Son olarak, Muhammet ve Furkan Yıldırım kardeşlerin cinayetiyle ilgili sorumluların acilen, ivedilikle ve bir an evvel tespit edilmesi ve olayın tüm ayrıntılarıyla beraber aydınlatılması bu Parlamentonun boynunun borcudur diyerek umarız bu hususta gerekli özeni gösterip tüm partiler birlikte, araştırma önergesiyle ortaya çıkartılması için… Özellikle bu faillerin ortaya çıkması ve bir daha bu şekilde çocuk ölümlerinin özellikle yaşatılmaması hususunda dileğimiz, talebimiz o ki bir an evvel bir araştırma komisyonu kurulup bu olayların… Bölgede son iki yıldır maalesef -evet, on beş yıldır bu tür olaylar gerçekleşiyor ama son iki yıldır maalesef- gerek polis kurşunuyla gerek zırhlı araçların hiçbir şekilde trafik kurallarını dahi kale almadan barbarca, vahşice geçmelerinden kaynaklanan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, sözlerinizi tamamlayınız Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hiçbir şekilde, insanın yaşam hakkını dahi kale almayan, değersizleştiren bu polislerin hakkında gerekli işlemlerin yapılması umarım… Bari geleceğimiz olan bu çocukları katledenlerin bir şekilde adalet önüne çıkartılıp yargılanması hususunu, tüm partilerin, tüm vekillerin bu durumu gerçekleştirebilmeleri için, hepimizin aslında bu vebalin altında kalmaması hususunu bir kez daha belirtmek istiyorum. Sonuçta, bugün burada tüm bu ülkeyi ve onları temsil eden sizlersiniz. Umarız bu konu, birazcık olsun hassas davranıp bu talebimize uygun olarak gerçekleşir ve bir an evvel araştırma önergemizin kabul edilip Meclisten geçmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İrmez.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Muhammet Yıldırım ile kardeşi Furkan Yıldırım’ın ölümüne yol açan olayın aydınlatılmasını ve ailelerine başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın İrmez, hem önergenize konu olan hem de konuşmanızda açıkladığınız 7 yaşındaki Muhammet Yıldırım ile kardeşi 6 yaşındaki Furkan Yıldırım’ın ölümlerine yol açan olayın aydınlatılmasını yürekten diliyorum. Her iki yavrumuza Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 10/5/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olduğu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Abdullah Ağralı, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ağralı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH AĞRALI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubu adına verilen önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önergeye konu olan olayda, maalesef, 4/5/2017 günü gece saat 00.30 sıralarında bir siyasi partimizin ilçe binası önünde koruma görevi ifa eden personelin zırhlı panzeri, manevra yapmak üzereyken hareket ettiği sırada, aracın teknik bir arızadan dolayı elektrikleri kesilmiş ve direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucunda Karşıyaka Mahallesi, 715’inci Sokak, Numara 13’teki ikametin duvarına çarpması sonucu ikamette bulunan Muhammet Yıldırım ve Furkan Yıldırım isimli çocuklarımız hayatlarını kaybetmişlerdir.

Öncelikle, olay sonrasında Şırnak Valiliğimizin kamuoyuyla paylaştığı açıklamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Şırnak Valiliğince yapılan açıklama: “İlimiz Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gece saat 00.30’da bir polis aracının bir vatandaşımızın evinin duvarına çarpması sonucu 2 evladımızın yaşamını yitirmesi bizleri son derece üzmüş ve derinden sarsmıştır. Bazı basın-yayın organlarında ve sosyal medyada şoför polis memurunun alkollü olduğu iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Şoför polis memurunun nefes kontrolü ve kan tahlillerinde alkol bulunmadığı tespit edilmiştir. Konu adli ve idari olarak her yönüyle soruşturulmakta ve soruşturma bütün titizliğiyle devam etmektedir.”

Bu vahim olaya karışan polis memuru şu anda tutuklanmıştır. Olay çok yönlü ve çok ciddi bir şekilde takip edilmektedir. Bir kere daha ailemizin acılarını paylaşıyoruz. Aile adına baba Mesut Yıldırım Bey’e buradan tekrar taziyelerimi iletiyorum.

Silopi’de yaşanan bu acı olayla ilgili hem idari hem de adli soruşturma başlatılmış olup olaya karışan polis memuru tutuklanmış ve hâlen tutukluluğu da devam etmektedir.

Yine aynı adreste 2014 yılında sivil bir araç hâkimiyetini kaybedip yine benzer olaya sebep olmuştur ve kazada hayatını kaybeden çocuklarımız o olayda da yaralı olarak kurtulmuşlardır ve maalesef bu olayda hayatlarını kaybetmişlerdir.

Yine olayın kamuoyunda çokça paylaşılması üzerine ben kendim bizzat olayın takipçisi oldum ve hastane yetkilileriyle de görüştüm kendim hekim olmam sebebiyle. Yapılan tüm muayenelerde alkolle ilgili herhangi bir tespit olmamıştır; hatta, yapılan kan etanol testinde de alkol tespit edilmemiştir.

Yine konuyla ilgili tüm siyasi partilerin -sanırım buna HDP de dâhil- katılımıyla İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunca önümüzdeki hafta bir heyet Silopi’de incelemelere başlayacaktır.

Yine HDP önergesinde, özellikle bu acı olay üzerinde siyaset yapmayı gerçekten çok doğru bulmuyorum çünkü hiçbir şey bu çocukları geri getiremez. Ben bu acıyı yaşayan insanlardan biriyim. Burada insani davranmak gerektiği kanaatindeyim, ailenin acısını paylaşıp onlara her türlü maddi, manevi desteği vermek gerektiği kanaatindeyim.

Özellikle önergede bahsedilen bazı konular var ki gerçekten okuyunca çok rahatsız oldum. Özellikle önergede, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerimizde yaşanan olayların, mayınların, bombaların çocuk ölümlerine sebep olduğu, bu ölümlerin faillerinin de kolluk kuvvetleri olduğu yönündeki iddiayı hayretle okudum. Burada gerçekten biraz insaflı olmaya davet ediyorum. Bu iddiada bulunanların bu hendek ve çukur siyasetinde nerede durduklarını kendilerine sormalarını istiyorum. Doğu ve güneydoğuda yaşananların, hendek ve bombayla yıkılan evlerin sebebi kimdir? Eğer fail aranıyorsa bu hendek ve çukur siyaseti destekçilerine dönüp bakmak lazım. Sadece, belki dönüp aynaya bakmak yeterli olur sanırım.

Bütün bu yaşanan travmaya rağmen, vatandaşlarımız, güvenlik güçlerimizin ve sivillerin zarar görmemesi adına yapılan bütün fedakârlıkları takdir etmektedir. Siviller zarar görmesin diye verilen şehitlerimizin acısını vatandaşlarımız yüreklerinde hissetmekte, güvenlik güçlerimize ve devletine her türlü desteği vermektedir.

Yine bu olaylar üzerinde, hayatını kaybeden çocukların onuruyla siyaset yapan, onları dağlara çıkaran, hendek kazdıran, ilkokul çağındaki çocukların ellerine Kaleşnikof verip öz yönetim safsatası altında hayatları zindan edenlerin, gencecik kızların dağa çıkarılıp tecavüz edilmesine karşı suskunluklarını da hatırlatmak isterim. HDP her zamanki gibi, acı ve üzüntü verici olaylarda insanların acılarını paylaşmaktan ziyade, yaralılara destek olmaktan ziyade, bu olaylarda da, her zaman yaptığı gibi, bir şeyi kendi siyasi hedefleri için malzeme hâline getirmektedir. Bu insafsızlığı ve duyarsızlığı kınıyorum.

Bu vesileyle bu önergenin aleyhinde olduğumuzu bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağralı.

LEZGİN BOTAN (Van) – Bizi şaşırtmadınız!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında birkaç cümlede sataşmada bulundu grubumuza. İfade etmemi isterseniz…

BAŞKAN – Bir örnek verir misiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii. “Çocukların ölümleri üzerinden siyaset yapmak” dedi.

LEZGİN BOTAN (Van) – O panzerin ezdiği çocuklar senin olsaydı…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “İnsaflı olmaya davet ediyorum.” dedi, “Dönüp aynaya bakmak yeterli.” dedi.

BAŞKAN – Yeterli, yeterli örnekler.

LEZGİN BOTAN (Van) – Zerre kadar vicdanınız yok, utanın!

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle söz istiyorsunuz, değil mi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

LEZGİN BOTAN (Van) – Her şeyi götürüp çarpıtıp nereye bağlıyorsunuz, ayıp ya!

BAŞKAN – İki dakika süreyle söz veriyorum.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Konya Milletvekili Abdullah Ağralı’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2 çocuğun ölümünden söz ediyoruz. Çocukların ölümü üzerinden siyaset yapmak değil, çocukları öldürenlerden hesap sorulmasını istiyoruz. Bugüne kadar çocukları öldürenlerden de büyükleri öldürenlerden de hesap sorulamadı ve hesap vermediler. Sizin verdiğiniz cevaplar, bu olaya ilişkin cevaplar değil. Her şeyde dönüp dolaşıp aynı lafları tekrar ediyorsunuz; yine hendeklere geliyorsunuz, yine şunları anlatıyorsunuz, yine bunları anlatıyorsunuz.

Bir panzer gece uyuyan çocukların evine girmiş. Vicdan, biraz insaf! Buna karşılık gerçekten bu Parlamentoda herkes “Ya, evet, yani uyuyan çocuklar da güvende değil. Bu bizim çocuğumuz da olabilirdi. Kimin çocuğu olursa olsun biz bu Parlamentoda milletvekilleriyiz.” diyerek bu araştırma komisyonunun kurulmasına destek vermeli; olması gereken budur.

Biz hangi aynaya bakacağız? On beş yıldır siz iktidarınızda hangi aynaya baktınız? Ayna hiç oldu mu karşınızda gerçekten? Suruç’a gidip siz acı mı paylaştınız? Ankara Gar katliamı burnunuzun dibinde oldu, gidip acı mı paylaştınız, bize acı paylaşmaktan söz ediyorsunuz. Biz iki yıldır paylaştığımız acıların, yaşadığımız acıların haddini hesabını sayamıyoruz ama sadece kendi acılarımızla ilgili değiliz, kime olursa olsun.

Biz bugün kalkıp da Engelliler Günü’nde burada fotoğrafını gösterdiğim, o FET֒den yargılanan, bizimle hiçbir alakası olmayan çocukların engelli aylığının kesilmesinin de hesabı verilsin diyoruz. Burası Parlamentoysa burası çocukları korumak zorunda. Onların sesi de bizler olmak zorundayız çünkü onların sesi yeterince özgür değil maalesef.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 10/5/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olduğu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Zeynel Emre, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde bir zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak yatağında uyuyan 2 kardeşin ölümüne sebebiyet verdi.

Türkiye’de, maalesef, çocuklarımız için belki de en kötü dönemi yaşıyoruz. Denetimsiz yurtlarda cinsel saldırı altında olduklarını görüyoruz çocuklarımızın. Çocuk işçilerin usulsüz çalıştırılıp ölümlerine sebebiyet verildiği bir dönemi yaşıyoruz. Yokluktan, yoksulluktan öldüklerine şahit oluyoruz. Tırnak içerisinde, kaza kurşunuyla ölen çocuklarımız olduğunu biliyoruz. Komşu ülkelerden gelip de Aylan Kurdi bebek gibi hayatını kaybeden çocuklara da şahit oluyoruz. Tüm bunlara bir de yatağında uyurken panzerle öldürülen çocuklar eklendi.

Peki, hâl böyleyken yasama üyeleri olarak bizler ne yapalım arkadaşlar? Nasıl olsa yürütme var, Hükûmet her şeyin en iyisini bilir; nasıl olsa yargı var, nasıl olsa bağımsız yargı var, gerekeni yapar deyip biz karışmayalım mı diyelim? Değerli arkadaşlar, o hâlde yasama üyelerine ne gerek var? Biz ne iş yapacağız burada?

Önce empati yapın. Bugün Muhammet ve Furkan Yıldırım’ın ailesinin yerine kendimizi koyalım. Bu aile şu anda bizi izliyor da olabilir, bu araştırma önergesinin reddedilmesiyle birlikte ne hisseder? Emin olun arkadaşlar, Meclisine, adaletine güveni kalmaz, hak ve hukuka güvenini de tümden yitirmiş olur.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de adaletsizliğin artık tartışılmadığı, süregeldiği, adaletsizliğin temel olarak yerleştiği bir dönemi yaşıyoruz. İlk ilan edilirken OHAL’le ilgili “Üç ay bile sürmeyebilir, gerekirse erken bitiririz.” dedi Hükûmet sözcünüz ama on ay oldu, daha ne kadar süreceğini kimse bilmiyor. Bu Meclis çatısı altında bunu müzakere eden, “Şu tarihte bu OHAL bitecek.” diyen herhangi bir milletvekili var mı arkadaşlar? Sizler biliyor musunuz OHAL ne zaman bitecek bu ülkede? Emin olun sizler de bunu hiç bilmiyorsunuz, bu konuda söyleyeceğiniz hiçbir söz de yok.

Değerli arkadaşlar, bakın, tüm dünyada, yönetim biçimleri ne olursa olsun, iktidarlar hep bir şeylerle hatırlanır: Bir tarih aralığı her zaman bir isimle birlikte ve ona atfen hatırlanır. Örneğin “Ecevit dönemi” deyince aklımıza gelenler vardır, bize hissettirdikleri, düşündürdükleri vardır. Keza “Çiller dönemi” deyince, “Menderes dönemi” deyince, “Erbakan dönemi” “Kenan Evren dönemi” “Özal dönemi” deyince olumlu olumsuz aklımıza getirdikleri vardır hatta iktidar olsunlar olmasınlar, siyasi bir çağı, bir atmosferi akıllara getirirler. Diplomatik faaliyetleri yani üsluplarıyla bu dönemler bir tarihe tekabül eder.

Değerli arkadaşlar, bugün şu artık çok açık görünüyor ki “AKP dönemi” denince anacağımız şeyler arasında öne çıkan şey, hiçbir dönem vicdanları bunca sızlatacak kadar yükselmemiş, derinleşip yer etmemiş bir adaletsizlik, haksızlıktır. Bugün burada daha sonra oylayacağımız Hâkimler ve Savcılar Kurulu düzenlemesi bu adaletsizliğin yeniden, yeniden üretilmesine örnek olacaktır.

2010’da ne yapmıştınız? Yargıyı “Alnı secdeye değenden zarar gelmez.” diyerek bir çeteye teslim etmiştiniz. Ardından ülke boydan boya yargısız infazların yapılığı mahkeme salonlarına döndü. Bugün ne yapıyorsunuz? Bugün de yargıyı bu defa da il başkanları, belediye meclis üyeleri, milletvekili adayları ile AKP’yle bir şekilde iltisaklı olan kişilerin denetimine bırakıyorsunuz. İktidar partisinin kendi vekilleri, başbakanları, seçmenleri de dâhil olmak üzere, bu adaletsizlik sürekli işliyor arkadaşlar.

Bakın, AKP siyasetinin dönemin gerekleri, siyasi koşullar, değişen stratejiler ile sürekli belli hedefleri önceleyen ve insan odaklı olmayan tutumu düşünülünce hakkaniyetli ve adil olması belki beklenemez ama bunu böyle kestirip de atmamak lazım. Partinin ideallerini ortaya koyan kurucular şimdi nerede arkadaşlar? Partinin on beş yıl süresince beraber yürüdüğü, iş birliği yaptığı, benzer amaçlar yolunda paydaş olduğu kim varsa bakın akıbetlerine. Burada aslında muhalefeti saymıyorum daha çünkü muhalefetin durumunu böyle bir çerçevede anmamak lazım. Çünkü bugün gelinen aşama öyle bir nokta ki artık bir yerde AKP de bu işin mağdurları arasında sayılacaktır. Neden mi arkadaşlar? Çünkü özgül ağırlığı, karar mekanizmaları, inisiyatifleri olan bir siyasi partiden bahsetmek artık mümkün değil. Partilerin tartışarak yenilenmesi ile talimatla işlemesi arasındaki fark tam da bu siyasi organizasyonun mağduriyetine işarettir. AKP tıpkı kendi etrafını sert bir kabukla kaplayan fakat içten içe kuruyup ölen ağaçlar gibi artık kendini köşeye sıkıştırmıştır.

Tabii, her şeyin ötesinde, siyasetin belirlediği hayatlara bakmak lazım. İşte, AKP’nin anılacağı şey de tam burada. AKP’nin “ekmek” diyerek, “barış” diyerek, “medeniyet” diyerek, “güç” diyerek, özgürlük vadederek, halkın güvenini isteyerek, alarak hangi konu gerçekleşti arkadaşlar? Bakın, “barış” dediniz, içeride ve dışarıda yaşadığımız olaylar hepimizin malumu. Sadece ülke içinde değil, yurt dışında geldiğimiz nokta da hepimizin malumu. Diplomaside hatanın bedeli 25 milyar doları buldu. Bakın, bu, yakın zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı olacak Sayın Erdoğan’ın sözleri. Ne diyor? Suriye ve DEAŞ’la mücadele konusunda “Daha fazla uzatmaya tahammülümüz yok.” Niye yok? Bakın, 3 milyon insan Türkiye’de; eğitimden sağlığa her şey, a’dan z’ye bize ait. 25 milyar doları bulduk ama yarın ne olacak? Bazı çareler bulmamız lazım. “Biz büyük ülkeyiz, ona göre dış politikada yeni bir dış siyaset hamlesi geliştireceğiz.” dediniz ve diplomasi şu anda domates müzakeresine düştü arkadaşlar. “İstihdam” dediniz, genç işsizlik oranı yüzde 20’lere yükseldi. “Özgürlük” dediniz, cezaevlerinde yer kalmadı, şu anda 200 bine yaklaşan tutuklu, hükümlü sayısı var.

Pankartlardan kelime makaslanacak bir ruh hâline büründü ülke. Bakın, 1 Mayısta pankartlardan “hayır” kısmı makaslandı. Cezaevlerini boşaltmak için her türlü uygulamaya başvurdunuz ama buna rağmen yine de cezaevlerinde yer yok.

“İstikrar” dediniz, inşaat dışında istikrarlı tek bir alan kalmadı. “Ekonomik iyileşme” dediniz, dolar bir ara 4 TL civarına yükseldi, 4 lirayı gördü; nisan ayı enflasyon ortalaması yüzde 12, dokuz yılın zirvesindeyiz. Kredi garanti fonlarıyla, hazineyle, milletin vergisiyle batık kredileri kurtarmaya koyuldunuz, bankaları korumaya aldınız, hepsini vatandaşa fatura ettiniz. “Demokrasi” dediniz, seçimlerde şaibelerden göz gözü görmez oldu. Partinizin adına “adalet” koydunuz, “Adalet getireceğiz.” dediniz, yargıyı siyasete gebe bıraktınız.

Bakın, değerli arkadaşlar, yargıçlar çay tarlalarında, hâkimler ve savcılar Meclis koridorlarında, milletvekili odalarında; siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenlerse cezaevlerinde. İktidarı devraldığınızı söylediğiniz enkaz, bu durumdan daha mı iyiydi, daha mı kötüydü arkadaşlar? Şu an Türkiye’de OHAL bilançosunu alıp da baktığımızdaki rakamlar korkunç, yüz binlerce insan işinden oldu. Bakın, bu konuyla ilgili inceleme komisyonu kurulacağına yönelik bir karar açıklanmıştı. Üzerinden uzunca bir zaman geçmesine rağmen bu inceleme komisyonu yani burada hatalı olan, yanlış karar verilen, mağdur olan insanların mağduriyetinin giderileceği düzenlemenin denetiminin yapılacağı mekanizma aylardır kurulmamıştı, bugün ilk defa Başbakan burada bir kelime etti, dedi ki: “Komisyon üyeleri belli oldu.” Değerli arkadaşlar, bu komisyon da çok açık ki yaşadığımız adaletsizliklere çare bulamayacak. Artık şapkayı önümüze alıp düşünmemizin zamanı.

Değerli arkadaşlar, direksiyonda sizlersiniz, başımıza ne gelse yolcuları suçladınız, emin olun artık o kullandığınız direksiyonda yolcu da yok. Bundan sonra, hele hele şu değişikliklerden itibaren, üreteceğiniz hiçbir mazeret yok, hiçbir hatada sorumluluğu yükleyeceğiniz kimse yok. Dolayısıyla, şu anda bu Meclisin etkin olarak çalıştırılması, yasamanın, millî egemenliğin yansıması, millî egemenliğin tam olarak burada vücut bulması ve çalışması için doğru şekilde el birliğiyle hareket etmemiz şart. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yaşanan olayın araştırılmasını istiyoruz. Bundan sonra bu tip olayların yaşanmaması adına şart olduğunu düşünüyoruz.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emre.

Sayın Botan, bir söz talebiniz mi var?

LEZGİN BOTAN (Van) – Evet Sayın Başkan, madde 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurunuz, açıyorum mikrofonunuzu.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, güneydoğuda ciddi bir zırhlı araç terörü olduğuna ve herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

LEZGİN BOTAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, bizler bölge milletvekilleri olarak sürekli bu vahim olaylarla yüz yüzeyiz. Halkımızın bölgede yaşadığı sorunları burada dile getirirken AKP, âdeta gardını almış, bunları çarpıtmak yönünde bir vazife edinmiş gibi.

Şimdi, insanların alnından önce vicdanları da secdeye değmeli. İnsanların kulaklarından çok vicdanlarının sağır olmaması lazım.

Bakın, bölgede gerçekten ciddi bir sorumsuzluk var ve ciddi bir zırhlı araç terörü var. Yaşlı, ihtiyar… Trafikte geçiş üstünlüğü vesaire olduğu için, kırmızı ışıkta, güvenlik vesaire şeyi var fakat yerleşim alanlarında insanların yaşam hakkı hiçe sayılıyor. Kadındır, çocuktur, ihtiyardır, yaşlıdır, hastadır, hiç dikkate almaksızın… Bakın, Van’da ayın 17’siyle -referandumdan sonra- 23’ü arasında 6 tane olay meydana geldi ve bunların çoğu -görüntüler de var- doğrudan doğruya insanların….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız.

LEZGİN BOTAN (Van) - … yaşam hakları âdeta hiçe sayılarak ve o 6 olayın 3 tanesi ölümle sonuçlandı.

Şimdi, bunları dile getirirken burada, biz güvenlik güçlerine yönelik bilinçli bir karalamada bulunmuyoruz fakat orada gerçekten o sorumsuzluğun getirmiş olduğu vahim durum var ve Meclisin derhâl bu duruma el koyması lazım, mülki amirlerin bu konuda ciddi bir şekilde uyarılması lazım. Doğrudan cana kasıt vardır dolayısıyla bunu sıradan bir kazaymış gibi kimse şey yapmasın. Elbette ki kazalara bir dediğimiz yok fakat üç gün içerisinde Van’da 6 tane olaydan, üst üste güvenlik güçlerinin, özellikle zırhlı araçların karıştığı olaylardan söz ediyoruz. Bu sadece Van’da değil, bölgenin tamamında benzeri durum var. Herkesi bu konuda duyarlı olmaya, vicdanlı olmaya davet ediyoruz. Olayı politize edip çarpıtmaya, ikide bir klasik bir ezberle bu olayları, halkımızın acılarını çarpıtmaya hiç kimsenin hakkı yok. Herkesi duyarlılığa davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 10/5/2017 tarihinde Şırnak Milletvekili Aycan İrmez tarafından, Şırnak’ın Silopi ilçesinde 4 Mayıs 2017 gecesinde polislerin sürdüğü akrep tipi zırhlı araç bir evin duvarını yıkarak evde uyuyan 7 yaşındaki Muhammet ve 6 yaşındaki Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne sebep olduğu olayın sorumlularının tespit edilmesi ve aydınlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ve aynı zamanda öneri üzerindeki son konuşmacı Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında 4 Mayıs günü meydana gelen bu elim kazada hayatını kaybeden Muhammet Yıldırım ve Furkan Yıldırım kardeşlere Cenab-ı Allah’tan rahmet, onların annesine, babasına ve yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Tabii ki bu olaya üzülmemek elde değil, bu olayda 2 küçük çocuğumuz hayatını kaybetmiştir. Temennimiz, böyle olayların, böyle kazaların bir daha yaşanmamasıdır, bu konuda da zaten emniyet güçlerimizin gerekli ilgiyi, dikkati göstereceğine inanıyoruz.

Tabii, sözlerime başlamadan önce birkaç hususu da burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta, 11 Mayıs Çarşamba günü Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Değerli Hemşehrim Mustafa Alper’i de elim bir trafik kazasında kaybettik. Kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, eşine, ailesine, çocuklarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Yine, 13 Mayıs cumartesi günü, Muğla’mızda Sakartepe mevkisinde çok vahim bir kaza yaşadık. Burada, İzmir’den Marmaris’e Anneler Günü vesilesiyle gelmekte olan bir tur otobüsünün Sakartepe’den uçması sonucu 24 vatandaşımız –ki çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşmaktadır- hayatını kaybetti. Allah onlara rahmet etsin ve yakınlarına yine sabırlar diliyoruz, başsağlığı diliyoruz.

Bugün de biraz önce, Genel Kurula girmeden önce aldığımız bir habere göre, Trabzon’un Maçka ilçesi Karaağaçlı Yaylası mevkisinde PKK terör örgütü mensupları ile güvenlik kuvvetleri arasında çıkan çatışmada Jandarma Uzman Çavuş Osmangazi Çetingöz şehit olmuştur, Allah rahmet eylesin. Şehitlerimizin hepsine rahmet diliyoruz, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Tabii ki tekrar bu olaya, HDP grup önerisine geriye döndüğümüzde, bu olayın bir kaza olduğu, kazayla ilgili olarak panzer sürücüsü hakkında gerekli tahkikatların yapıldığı ve tutuklanarak cezaevine konulduğu; gene, bu olaydan önce de aynı yerde, gene aynı eve başka bir sivil aracın çarpması sonucu geçmişte de birtakım olayların olduğu, burada evin konumunun, imar durumunun da aslında incelenmesi gerektiği; inşallah, önümüzdeki hafta İnsan Hakları Komisyonundan gidecek heyetin bu duruma da dikkat etmesinde fayda var. Gene, hani, bu olayın kaza olmasını bize gösterecek birçok sebep var çünkü oradaki panzer sürücüsünün alkollü olması düşünülemez çünkü panzer sürücüsü zaten devriye gezen, bölgedeki vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamaya çalışan ekibin şoförü ve aynı zamanda, o aracın içerisinde başka güvenlik kuvvetleri mensubu arkadaşlarımız da polislerimiz de var.

Dolayısıyla, böylesine bir olayda alkol vesaire gibi bir ihmalin olmasının, mesai arkadaşlarının da izin vermesinin kabul edilemeyeceği açıktır. Bu konuyla ilgili olarak ayrıca, aldığımız bilgilere göre Emniyet Genel Müdürlüğü 2 polis başmüfettişini görevlendirmiş, konuyla ilgili inceleme devam etmektedir. Ayrıca, adli makamlar tarafından da gerekli inceleme yapılmaktadır. Kimler kusurluysa onların tespit edilerek cezalandırılması konusunda adli ve idari makamların gerekenleri yapacağına da inanıyoruz.

Burada tabii, şunu da bilmek lazım: Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımız terörle mücadele konusunda çok hassastırlar, özellikle de sivil vatandaşlarımızın, bilhassa da kadın ve çocuklarımızın bu operasyonlar sırasında zarar görmemesi için gerekli hassasiyeti göstermektedirler. Bunun örnekleri çoktur. Geçtiğimiz dönemde gerek hendek operasyonları sırasında gerekse 15 Temmuz gecesinde yapılan operasyonlarda güvenlik kuvvetlerimiz bu konuda gerekli hassasiyeti göstermiştir, bundan sonra da inşallah, böylesine tatsız bir kazayı tekrar duymayız, görmeyiz, yaşamayız.

Ben, bu vesileye sınırlarımız kenarında yaşanmakta olan terörle ilgili olaylara dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Gerek ABD gerek Rusya YPG ve PYD’ye ağır silahlar vermekte, onlarla kol kola görüntüler vermekte hatta YPG’nin, PYD’nin çadırlarına kendi bayraklarını asacak kadar ileri gitmektedirler. Buna, bazı Batılı ülkelerin de dâhil olduğu herkesin malumlarıdır.

Buradan, bir defa söyleyeceğimiz en önemli şey, en önemli uyarı şudur: Hiç kimsenin, hiçbir devletin terör örgütüyle iş birliği yapmaması gerektiğini herkesin bilmesi lazım çünkü bu terör örgütlerine verilen bugünkü destekler belki kısa vadede sadece Türkiye Cumhuriyeti devletini, bizleri rahatsız edebilir ama bunun bumerang etkisi yarın bu terör örgütlerine destek verenlere de zarar verecektir. Bu konuda, Amerika’nın, Rusya’nın ve diğer Batılı ülkelerin şimdiden dikkatli olmasında fayda vardır.

Gene, bu yapılan işin dostluğa, komşuluğa, müttefikliğe sığmayacağı açıktır çünkü PYD’ye ve YPG’ye verilen silahların çok kısa sürede PKK’nın eline geçtiği ve Türkiye'de de güvenlik kuvvetlerimize karşı, dün Şırnak Uludere’de olduğu gibi kullanıldığı açıktır. Dün, Şırnak Uludere’de, güvenlik kuvvetlerimize PKK tanksavar silahlarıyla saldırmıştır.

Gene, geçtiğimiz günlerde, Tunceli’de ve bölgedeki diğer bazı operasyonlarda tanksavar silahların, güdümlü füzelerin, antitank mayınların yakalandığı da bir gerçektir; bu silahların da kimler tarafından, işte, sözde YPG’ye, PYD’ye ama gerçekte PKK’nın eline ulaştırıldığı bilinmektedir. Bu manada muhataplarımızı uyarmak istiyoruz.

Gene, terör örgütlerine bu kadar ağır silah verenlerin, bundan sonra bölgede yaşanacak vahim çatışmaların hesabını vermeye de hazır olmaları gerektiği konusunda, gerek Amerika’yı gerek Rusya’yı gerekse diğer Batılı ülkeleri uyarmak gerektiği kanaatindeyim.

Tabii, bizim de Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak, burnumuzun dibinde cereyan eden bu olaylara seyirci kalmamız, duyarsız kalmamız mümkün değildir. Türkiye'nin, gerek o bölgede yapacağı operasyonlarla terör örgütleriyle ciddi bir mücadele yapması lazım gerekse sınır güvenliği konusunda çok ciddi tedbirler alarak Amerika’nın, Rusya’nın ve diğer Batılı ülkelerin PYD’ye, YPG’ye verdiği silahların Türkiye’ye girişini engelleme konusunda ciddi tedbirler alması lazım. Yine, ülkemizin, bu önümüzdeki süreçte yaşanacak olan, Türkiye’ye gelmesi muhtemel bu ağır silahlarla mücadele konusunda istihbarat ve aynı zamanda da kendi ordumuzu, askerimizi, polisimizi, jandarmamızı da bunlara karşı koyacak nitelikli silahlarla donatma konusunda gerekli hazırlıkları zaman kaybetmeden yapması lazım çünkü her devletin olduğu gibi bizim de en önemli görevimiz, ülkemizde yaşayan vatandaşlarımızın, milletimizin güvenliğini ve huzurunu sağlamaktır. Bu konuda tabii ki güvenlik kuvvetlerimizin yeteri kadar tecrübesi vardır ama karşı taraftaki yapılanmaya uygun olarak bizim de Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak o askerimizi, polisimizi bu olaylara karşı koyacak şekilde yeteri kadar silahla, mühimmatla donatmamız ve bu konuda gerekli tedbirleri almamız gerekmektedir.

Şimdi, bu süreçte, özellikle bugün Sayın Cumhurbaşkanının Amerika’ya yaptığı gezisi çerçevesinde -birkaç saat sonra Trump’la yapacağı görüşme çerçevesinde- inşallah sonuç alıcı bir görüşme olur ve Amerika ve Rusya attığı bu adımları geriye çekerler ve terör örgütlerine yardım etmekten vazgeçerler. Aksi takdirde bölgede yaşanacak olayların mesuliyeti, dökülecek kanların vebali Amerika’yı da Rusya’yı da etkiler.

Bu bakımdan, şimdiden bölgedeki vatandaşlarımızın da askerimizin de polisimizin de bu konularla mücadele konusunda duyarlı bir sürece girmesini ve yeni yeni vahim olaylarla karşılaşmamamızı temenni ediyor, Türk ordusuna, Türk polisine önümüzdeki süreçte terörle mücadele konusundaki çalışmalarında başarılar diliyorum. Şehitlerimizi ve gazilerimizi tekrar rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Bu olayda hayatını kaybeden yavrularımıza da tekrar Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök ile Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğine yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/5/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/05/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Engin Altay, Ankara Milletvekili Grup Başkan Vekili Levent Gök ile Manisa Milletvekili Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğimize yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1201 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16/5/2017 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine başlayacağız ancak Genel Kurulda bir uğultu duyuyorum, sayın milletvekillerini sükûnete davet ediyorum, lütfen efendim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk konuşmacı, lehte olmak üzere Ahmet Tuncay Özkan, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu, Sayın Başkanım, siz dâhil olmak üzere saygıyla selamlarken kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi şahsiyetini buradan en kalbî duygularımla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet, hepimizin cumhuriyeti; tıpkı dil gibi, kültür gibi…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, çok uğultu var.

BAŞKAN – Sayın Özkan, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, bir sohbet grubu ya da grupları görüyorum. Lütfen efendim…

Bir saniye Sayın Özkan, bir saniye bekleyin efendim.

Sohbet sona ererse Sayın Özkan’a devam etmesini söyleyeceğim.

Buyurunuz, devam ediniz Sayın Özkan.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben, konuşmamın bütün arkadaşlarımın ortak değerlerini yansıtacağına inanarak kürsüye çıktım. Tıpkı tarihimiz gibi, kültürümüz gibi, bayrağımız gibi Mustafa Kemal Atatürk’ümüz de, tıpkı ondan önceki büyük şanlı liderlerimiz de -Fatih gibi, Kanuni gibi, Ertuğrul Bey gibi, Osman Bey gibi- bizim için kutsal değerlerdir. Her bir yurttaşımızın namusu, ailesi tıpkı tarihimizi oluşturan bu kişilikler gibi kutsaldır ve onlara yapılacak saldırıyı kabul etmek mümkün değildir. Hele bu Meclisi oluşturan, bu çatının altında muhabbetle, şevkle ulusu için çalışan insanların böyle bir onursuzluğu, böyle bir saldırıyı kabul etmesini mümkün görmek, bunun olabileceğine inanmak aklımın ucundan dahi geçmez. Buradaki hiçbir arkadaşımın da bu alçaklığı kabul ettiğine inanmam mümkün değil. Onun için, ben Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisini bir bütün olarak, Atatürk’e karşı yapılan bu alçakça saldırıyı araştırmaya, karşı koymaya ve hep beraber bu saldırıları sonlandırmaya davet ediyorum.

Tarih ortaklıklar üzerine kurulur. Tarihi oluşturan en önemli şey ortak değerlerimizdir. Çatışmalarımız üzerine tarih kuramayız. O, düşmanlıkların üstüne inşa edildiği değerleri oluşturur. Biz ortak değerlerimizi savunmazsak ve tarihimizin ne olduğunu bilmezsek yıkım bizim için kaçınılmaz olur.

Ben, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu alçakça saldırılar karşısında hep birden, topyekûn göğsünü siper edeceğine inanarak kürsüdeyim. Çünkü hepimizin ortak değeri bu bayrak, hepimizin ortak değeri bu vatan ve hepimiz bu savaşın, İstiklal Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın çocuklarıyız.

Kurtuluş Savaşı’nın iki şehitli bir ailesinin bir çocuğu olarak, birini Çanakkale’de, birisini Dumlupınar’da şehit vermiş bir ailenin bir evladı olarak, Mustafa Kemal Atatürk’e saldırının, bu alçaklığın boyutu konusunda belki bilgileri olmayan arkadaşlarımı da buradan bilgilendirmek isterim. Atatürk’e, ailesine, annesine, manevi evlatlarına en galiz küfürlerle hakaret eden bir alçaklıkla, bunu da topluma karşı gerçekleştiren bir alçaklıkla karşı karşıyayız.

Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili Naci Hoca çok değerli bir açıklama yaptı tarihin nasıl oluştuğuna dair. Biz buna “diyalektik gerçeklik” diyoruz. Diyalektik gerçeklik, bizi bir araya getiren, o dili konuşan insanların ruhları, ürettikleri kültürleri ve hep beraber yoğurdukları tarih bilincidir. Eğer biz bu bilinçleri söker atarsak birlikte yaşama koşullarımız ortadan kalkar. İster bilelim ister bilmeyelim, ister kabul edelim ister etmeyelim milletleri bu bilinçler taşır.

Mustafa Kemal, elli yedi yıllık hayatında 11 savaşa katılmış, 24 madalya ve 7 nişan almış, 13 kitap yazmış; Türkiye Cumhuriyeti’ni, milyonlarca özgür insanı ve bu topraklar üzerinde milyonlarca özgür insanın yaşayabileceği bu vatanı bize özgür, bağımsız ve mamur olarak bırakan, büyük mücadelenin sembol adlarından birisidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün kendisine tarihçi sıfatı yakıştırarak ya da başka sıfatlar altında ona küfredenlerin ne kadar kitap okuduğunu bilmem ama şurada Anıtkabir var, orada onun kütüphanesi var, o kütüphanede, her okuduğu kitabın yanına düştüğü notlar var. Bu notlardan anlıyoruz ki 3.977 kitap okumuş, 3.977. Bugün, Türkiye’de ya da dünyada, yöneten sınıfından olup kendisini entelektüel sayan kaç kişi bu kitap sayısına ulaşmıştır?

Mustafa Kemal Paşa bugün İstanbul’dan Bandırma vapuruna bindi, vatanı ve namusu kurtarmak için. İzmir’de Kahramanlar’dan kente girerken kenti Yunan işgalinden kurtarmaya giden ilk müfrezemizi -11 kişilik bir müfreze- Yunan ordusu pusuya düşürmüş ve şehit etmiştir. Mustafa Kemal bunu duyunca çok üzülmüş, oraya bir heykel diktirmiştir. Lütfen, oradan geçerken o heykelin kaidesine yazdırdıklarına çok dikkatli bakalım: “Vatan ve namus için şehit düştüler.” Vatan ve namus için şehit düşenlerin ruhlarını sızlatacak, onları kabirlerinde rahatsız edecek her hareketin ve eylemin ilk ve kesin karşı çıkışı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmalıdır.(CHP sıralarından alkışlar) Eğer biz bunu gerçekleştiremezsek hep beraber, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe, bu saldırılar “senin kutsalın”, “benim kutsalım” şeklinde devam ederse tarih bilincimizi kaybederiz. Bu, çok tehlikeli bir durumdur.

Arkadaşlar, Atatürk’ün aziz annesi Zübeyde Hanım’la ilgili söylenen sözleri televizyonda ya da burada dillendirmek bir onursuzluk olacağı için, o sözlere asla değinmeden size Zübeyde Hanım’la ilgili bir gerçeği anımsatmak istiyorum. Atatürk’ün annesiyle ilgili söylenen o sözler karşısında -ki onlar alçakça iftiralardır- size o annenin, Zübeyde Anne’nin vasiyetnamesini okumak istiyorum. Zübeyde Anne’nin vasiyetnamesi: “‘Lâ İlâhe İllallah’ sesleriyle gömün.” Ölünce yıkanıp kefenleme ve kabir yaptırılma işiyle dedegân (bununla Mevlevi dervişlerini kastettiği Şemsettin Sami tarafından yazılıyor) ve tehlilhân (cenazelerde yüksek sesle “Lâ İlâhe İllallah” diyen) efendilerle beraber kabre götürülmek istiyor. Defnedildiğinin 3’üncü günün akşamı hafızlar, hocalar, akraba ve ahbapların akşam yemeğine davet edilerek yemekten sonra Kur'an-ı Kerim’den cüzler okunması ve duanın ardından hafız ve hocalara para dağıtılması için 450 lira kâğıt para bırakıyor Selanik yedieminine.

Bu hanımefendi için, Zübeyde Anne için söylenen sözler o söyleyenleri taş etmelidir. Ama onun için hep beraber, birlikte bir karar vermeliyiz; ya bu işi durduracağız, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kurucu değerlerimizi sahiplenmemize yol açan, onları ortaya koyan, bizi var eden insanları savunacağız ya da o insanlara hakaret edilmesine sessiz kalacağız. Eğer bu önergeyi reddederseniz bu, dışarıda, sessizlik olarak algılanır. Ben buradaki bütün milletvekili arkadaşlarımın aynı ruh ve heyecanla benim gibi düşündüklerine inanmak istiyorum. Ben bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Aksini kabul etmek hem Türkiye'nin birikimine hem insanlığa karşı çok büyük ayıp olur.

Türkiye Cumhuriyeti 1923’ten bu yana çok büyük yollar katetti. Size ilk Başbakanımız Sayın İsmet İnönü’ye Mustafa Kemal’in Türkiye’yi icmal eden bir raporundan bir paragraf okuyarak teşekkür edeceğim. “Doktor sayımız 337. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sağlık memuru 434.” 1923’ten bahsediyorum arkadaşlar. “Ebe sayısı 136. Pek az şehirde elektrik var, İzmir ve İstanbul dışında, merkezler dışında elektrik yok. 3 şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. 3 milyon insanımız trahomlu; sıtma, tifüs, verem, frengi ve diğer hastalıklar kol geziyor. Tuğlayı bile dışarıdan getiriyoruz.”

Eğer yüreği olan, vicdanı olan ve bu ulusun bugün geldiği yeri şanla, şerefle, gururla taşıyan ve vicdanları olan insanlar o gün ile bugün arasındaki kıyaslamada Mustafa Kemal’i küfür edilecekler, annesini hakaret edilecekler, manevi evlatlarını hakaret edilecekler; çocuklarını, onu karalayacaklar listesine koyuyorlarsa bırakalım gök kubbe yıkılsın, bırakalım biz nefes almayalım. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü o zaman bizde vefa yoktur; vefanın olmadığı yerde vicdan da bulunmaz.

Saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Burhanettin Uysal Karabük Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Uysal.

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin yurtlarda yaşanan olumsuzlukların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesiyle ilgili önergenin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, 29,6 yaş ortalamasıyla Avrupa’nın en genç ülkelerinden bir tanesidir. Her nerede olursa olsun bütün gençler, insanlığın gelecek umutlarıdır. Gençleri geleceğe hazırlamak, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin en önemli ve öncelikli görevidir.

Kredi ve Yurtlar Kurumunda barınan yükseköğrenim öğrencileri de devletimizin güvencesi altında özgürce duygu ve düşüncelerini ifade edebilmekte, istediği inanca ve yaşam biçimine göre yaşamaktadırlar.

15 Temmuz, ülkemizin karanlık bir girdaptan milletimizin cesareti, feraseti ve basiretiyle kurtulduğu gündür. AK PARTİ davasının kurucusu, Genel Başkanı, liderimiz, Türkiye sevdalısı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla meydanlara inen, en önce meydanları dolduran gençlerimizdi. Gençleri sürekli tenkit ettiler “Gençler apolitik, Türkiye'nin sorunlarına Fransız.” dediler, gençlere çok şey söylediler ama o gençler, 15 Temmuzda “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek gözlerini kırpmadan toplara, tüfeklere, kurşunlara meydan okudular, Türkiye’ye sahip çıktılar, alçaklara bu ülkeyi teslim etmediler. O gece 249 şehidimiz, 3 bine yakın yaralımız oldu. Şehitlerimizin arasında ömürlerinin baharında, 15-16 yaşlarındaki gençlerimiz de bulunmaktadır. Gençlerimizin manevi değerlerinin istismarı suretiyle kendi ülkesine ve kendi milletine savaş açan ihanet şebekelerinden ve terör örgütlerinden uzak durması, bu tuzaklara düşmemesi için AK PARTİ olarak üzerimize düşen ne ise yapıyoruz. Bu, çocuklarımızın geleceğini hazırlamak için öncelikli görevlerimiz arasındadır.

Kredi Yurtlar Kurumunun, bugün 2’si Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…

BAŞKAN – Sayın Uysal, Sayın Tuncay Özkan’ın üzerinde konuştuğu Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi çok farklı bir konuda, siz farklı bir konuda konuşuyorsunuz.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Oraya geliyoruz efendim. Sayın Başkan, oraya geliyoruz.

BAŞKAN – Ben konuyla ilgili konuşmaya davet ediyorum sizi.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Evet, oraya geliyoruz Sayın Başkanım.

HALUK İPEK (Amasya) – Başkan, bir tane CHP’liye böyle bir şey söylemediniz. Umarım, herkese söylersiniz.

BAŞKAN – Duyamadım Sayın Milletvekili, bir daha söyler misiniz.

HALUK İPEK (Amasya) – Uyarınızı bütün partilere yapmanız gerekir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İlk kez yaptınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu Genel Kurulu bugüne kadar objektif bir şekilde yönetmenin gayreti içerisinde oldum. Şu ana kadar da sayın hatibin konuya dönmesi için bekledim ve şu an bu hatırlatmayı yaptım. Oradan buraya bu hatırlatmayı yapmanızı fazlalık olarak görüyorum.

Buyurunuz Sayın Uysal, devam ediniz efendim.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Tabii, bazı değerleri açıklamadan direkt soruyu cevaplayacak olursak anlaşılması mümkün değil. Bir iki değer verdikten sonra araştırma önergesine neden “hayır” dediğimizi de izah edeceğiz.

ALİ ŞEKER (Gaziantep) – İzaha gerek yok.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Eğer “hayır” diyorsanız ayıp.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – “Hayır” diyeceksiniz ha.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Bir izah edelim, bir de biz konuşalım müsaade edin, anlaşacağız. Sizinle anlaşması kolay.

MUSA ÇAM (İzmir) – Nasıl anlaşmamız kolay yani?

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Sizin verdiğiniz önergeye biz de karşıyız. Atatürk’ün şahsına, annesine, manevi kızlarına yapılan saldırıyı biz de şiddetle kınıyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kişinin ayinesi iştir, lafa bakılmaz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, lütfen hatibi dinleyiniz efendim.

Siz devam ediniz Sayın Uysal.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Evet, ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Biz de yaptığımız işleri anlatarak lafa yer bırakmamaya çalışıyoruz, lütfen bunu da idrak edin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

Yurtlarla ilgili, gençleri yetiştirmek için ne kadar yatırım yaptığımızı… O gençler bizim gençlerimiz değil, hepimizin gençleri.

Kredi Yurtlar Kurumunun bugün, 2’si Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde olmak üzere 81 il ve 170 ilçede toplam 728 yurdunda 601.703 yatak kapasitesine ulaşılmıştır. 2018 yılı itibarıyla da bu sayının 750 binlere çıkması beklenmektedir. Değişiklik sadece yataktaki kapasitede değildir, koğuş ve ranza sisteminden vazgeçilerek baza sistemine geçilmiştir; odalar 1 kişilik, 3 kişiliktir ve modern bir otel hüviyetindedir.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Tam önergeyle ilgili konuşuyorsunuz.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Önergeyle ilgili konuşuyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kıbrıs’a doğru gittin.

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Aladağ’da nerede yandı bu çocuklar?

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Efendim?

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Aladağ’da nerede yandı bu çocuklar?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Uysal, siz Genel Kurula hitap edin efendim.

Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – 2002 yılında 450 bin öğrenciye sadece öğrenim kredisi veren kurum, bugün 1 milyon 622 bin öğrenciye burs veya öğrenim kredisi verir hâle gelmiştir. 2002 yılında aylık 11 lira olan beslenme yardımı, Ocak 2017‘den itibaren 285 liraya yükseltilmiştir. 2002 yılında ödenen öğrenim kredisi miktarı aylık 45 lira iken Ocak 2017’de 425 liraya çıkarılmıştır.

Tabii, öğrencilerimize Kredi Yurtlarda sadece barınma hizmeti verilmemektedir, bu öğrencilerimizin geleceğe hazırlanmaları adına sosyal ve kültürel faaliyetlere de yer verilmektedir.

Atatürk’e yapılan saldırıyı, ailesine yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz. O gün Kredi Yurtlara davet edilen şahıslar bu suçları işlememişlerdi, suçlu değillerdi. Siz de bir konferans verdireceğiniz zaman birisinden temiz kâğıdı isteseniz bile o gün için o temiz kâğıdını verebilecek konumdaydılar. Şimdi, bunu AK PARTİ iktidarının bilinçli bir şekilde yaptığını söylerseniz haksızlık yapmış olursunuz. Atatürk’ün, Atatürk’ün ailesinin ve kızlarının sizin sahip çıktığınız kadar bizim de ortak değerimiz olduğunu belirtmek istiyoruz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

O yurtlarda yetişen çocuklar sadece sizlerin değil hepimizin çocukları ve geleceğimizdir. Bu nedenle…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – “…hayır diyorum.” Bu nedenle “hayır” diyorsunuz!

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Şimdi, böyle bir ortamda, yapılanları gölgelemek adına, bu araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niçin?

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Niçin ama?

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – İş yargıya intikal etmiştir.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Ama hâlâ anlamadık.

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Ama bir dakika… Bir yaşam hakkı tanıyın.

Bundan sonra, bu konferanslara çağrılan kişiler yargı kararıyla suçlu bulunup Atatürk’e ve Atatürk’ün aleyhine suç işledikleri tespit edildikten sonra Kredi Yurtlar Kurumu eğer bu şahısları tekrar öğrencileri bilgilendirmek adına davet ediyorsa araştırma önergesini o zaman verirsiniz, o zaman ben de sizlerle birlikte “hayır” veririm diyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – “Evet” demeniz lazım, “evet”.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Niye “hayır” diyorsun?

BURHANETTİN UYSAL (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kaç defa hakaret yetiyor?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uysal.

Sayın milletvekilleri, Sayın Burhanettin Uysal kürsüye çıkıp konuşmaya başladığında “Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Kredi ve Yurtlar Kurumunun yurtlarıyla ilgili önergesi hakkında görüşlerimi ifade edeceğim.” dedi. Belli ki bir yanlış bilgilenme söz konusu. Ben de beş dakika kadar bekledim, Sayın Uysal’a yardımcı olmak amacıyla -konu muhtemelen kendisine farklı aktarıldı ki öyle bir konuyla girdi- öyle bir hatırlatma yaptım. Uyarımın başka bir amacı yoktur, bunu bir başka amaca çekmeye çalışan arkadaşlarıma üzüntülerimi bildiriyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde lehte Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk milletinin ortak değeri Aziz Mustafa Kemal Atatürk’ün adının tartışma zemini üzerinde olmasından, böyle bir gündemin Mecliste oluşturulmasından dolayı da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hicap duyuyoruz ve bu süfli açıklamaları yapan sözde tarihçi popülistleri alenen ve kamu vicdanı önünde Büyük Millet Meclisi huzurunda kınıyoruz, lanetliyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

Verilen önergenin lehinde söz almış bulunuyorum, aksi takdirde Türk milletinin şerefli mücadelesinin bir parçası olan ve medeniyet ufkundan yeni bir güneş gibi doğacak olan aydınlanmış Türk Rönesans’ının mimarı Mustafa Kemal Atatürk şahsındaki medeniyet hamlesine karşı söyleyecek sözümüz olamaz. Zira bugün bizi bir araya getiren ortak temel değerler üzerinden millet kendisini yeniden var eder ve yarınlara bu var edilişle her gün kendini yeniden kurarak devam eder.

“Ortada fol yok yumurta yokken nereden çıktı bu sözde popülist tarihçiler de popüler kültür argümanı gibi Atatürk’ü tartışma zeminine -koca koca televizyon kanallarında- geldiler?” sorusuna aslında cevap aramak lazım. Türkiye’de yaşanan gelişmeler, “Türk Rönesans”ı diye ifade ettiğimiz Türk çağdaşlaşması ve cumhuriyet mucizesi hiçbir yerde, Orta Doğu’da Türkiye haricinde hiçbir ülkede sonuç vermediği hâlde kadınlarımız üzerinden Türkiye’de sonuçlanmaya başlamış olması ve o birikimle bugünlere kadar bizi taşıyor olması çok değişik sancılarla mümkün oldu. Üzerinden darbeler geçti, demokrasi sıkıntılı günler yaşadı ama bütün bunlara rağmen, toplum harmanlanarak kendini yeniden var edebildi. 1938’de Atatürk’le birlikte onun ilkeleri de defnedildiğinde raydan çıkan cumhuriyetin yeniden rayına girebilmesi için temel ilkeler ve ülküler konusunda ihtirazlar geliştiren Türkçüler, Türk milliyetçileri oldu; 3 Mayıs 1944’lerde tabutluklara gönderildiler ve daha sonrasında Alparslan Türkeş bu sürecin siyasal temsilcisi olarak, varlık mücadelesi vererek kendisini ifade etmeye başladığı günlerde “Neden MHP’yi kurmaya ihtiyaç duydunuz? Neden bu söylemlerdesiniz CHP varken?” sorusuna karşı “Raydan çıktı, o sebeple, cumhuriyeti rayına oturtmak istiyoruz.” ifadesini kullanmıştır. İşte biz milliyetçiler olarak, ülkücüler olarak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Büyük Önder Mustafa Kemal’i kurtarıcı, Türk aklının temsilcisi; Başbuğ Alparslan Türkeş’i de bu manada kurucu önderin genel tehditlere karşı koruyucusu, bugünkü Milliyetçi Hareket Partisini de devleti yaşatmak adına misyonunu var edebilmiş Türk milletinin sözcüsü olarak görüyoruz.

Bu, işin bir tarafı ama asıl diğer taraflarına baktığımızda cumhuriyetin kuruluşunda, özellikle son asırda, son yüz yıllık, yüz elli yıllık süreç içerisinde Osmanlı’nın din anlayışının çöktüğü bir ortamda yeniden Matüridî aklını iktidar kılan, Diyanet İşlerini 1932’de kuran ve ilk Kur’an tercümesini yaptırarak Allah’ın kelamını direkt öğrenme arzusuyla milletiyle bütünleştiren ve Sahih-i Buhari tercümelerinden Hamdi Yazır’a, Kur’an tefsirlerine kadar, cami inşaatlarından Rıfat Börekçi’yle birlikte verdiği mücadelelere kadar dinin sağlıklı anlaşılmasında önemli misyonlar üstlenen Mustafa Kemal Atatürk’ü; sahici ailesiyle, şeceresiyle milletiyle, devletiyle bütünleşmiş bir Mustafa Kemal’i daha sonra ortaya çıkan oligarklar tanıtmama mücadelesi verdi ve kendi kimliklerini dayatmayı Atatürkçülük adına yaptıkları için sahici Atatürk’ün üzerini kapattılar. Sahici Atatürk’ü tanımayan millet, Atatürkçülük adına millete dayatılanlara karşı reaksiyon göstererek başka yanlışlara girdi. Bu konuda ilmine güvenmiş olduğumuz saygın bilim insanlarının çalışmaları var. Onlardan bir tanesi Doktor Ali Güler’dir. Kendisi uzun yıllar Harbiyede de, askerde de görev yapmış önemli bir tarihçimizdir. “Atatürk’ün Saklanan Şeceresi” ve “Benim Ailem (Atatürk’ün Saklanan Ailesi)” adlı 2 önemli eseri Meclis huzurundan kamuoyunun dikkatlerine sunuyorum.

İşte, bu kamplaşma ve kutuplaşma içerisinde cumhuriyet değerlerini kendi ideolojilerine göre tahterevalli yapanların aynı zamanda Osmanlı’yı cumhuriyetin ötekisi, cumhuriyeti Osmanlı’nın ötekisi gösteren tahterevalli siyasetini yoğun bir şekilde yaptıkları günde, yine bir gün bir grup konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Lideri Devlet Bahçeli dedi ki: “Türkiye’nin kurtuluşu temel olarak Anıttepe ile Kocatepe arasına çekilmiş bir halattan geçer, o halatın adı da ‘milliyetçi hareket’tir.” dedi. Dolayısıyla, bugün tarihî olayları bir, tarihî zemininde değerlendirmek; iki, bizi bir arada var eden temel değerlerimiz üzerinden teferruattaki tartışmalara girdiğimizde ilmen tartışmalı konuları zemin olarak siyasetin malzemesi hâline getirmek hiçbir zaman iyi niyetle karşılanamaz. Rıza Nur hatıratlarından, bazı dinî konularda söz söyleyen kanaat önderlerinin eserlerinden hareketle Atatürk’e dil uzatmanın kaynaklarına gidildiğinde, sahiden de Rıza Nur’un sahici birinci kaynağının Fransa’daki ilgili kütüphaneden asıllarına bakıldığında bu bölgelerde farklı mürekkeplerin kullandığını da bir hakikattir. İşte, Ali Güler’in eseri okunduğunda bu hakikatlerin ortaya çıkacağına yürekten inanıyoruz.

Bizlerin bu manadaki durduğu yer… 15 Temmuz gerçeğinde hain FETÖ kalkışmasındaki ihanet girişiminde din adına, Müslümanlık adına bu milletin silahının bu milletin evlatlarına nasıl çekilebileceğini gösteren bu süfli anlayış da bir kez daha kaybetmiştir ve Mustafa Kemal’in öngörüsüyle ortaya koyduğu laiklik anlayışıyla, hürriyetçilik, şahsiyetçilik anlayışıyla, demokrasi anlayışıyla kamuoyu yeniden tanışma imkânı bulmuştur. Bu konuda sözüm ona iktidar partisi mutfağına hizmet eden pek çok aydın, entelektüel, kanaat önderi ve oy veren vatandaşlar da 15 Temmuz sürecinden sonra yaşanan gerçeklerle “Sadece ve sadece namazımı kıldığım, seccademi serdiğim yer memleketim, nevibeşer milletim.” denilemeyeceğini; vatansız, milletsiz ve devletsiz Müslümanlığın tamamlayıcı unsuru olmadığını yaşayarak hep birlikte gördü ve döneminde entelektüel anlamda, akademik anlamda tartıştığımız pek çok muhafazakâr kesimin -tırnak içerisindeki- siyasal İslamcı geleneğinden gelenler de bu hakikati yaşayarak gördü; vatan, millet, büyük Türk milleti ailesi, devlet, bayrak olmadan bu işler olmuyormuş anlayışına geldiler. O sebeple meydanlarda yeniden “Türkiyem”ler söylediler, o sebeple büyük Türk milletinin şerefli al yıldızlı bayrağını ve Mustafa Kemal Atatürk’ü miting meydanlarına taşıdılar. Onlara teşekkür ediyoruz; doğru olan, hakikat olan buydu.

Ama asıl -sözümün başında ifade ettiğim- Atatürk’ü tartışma zeminine çekmek isteyenler acaba bu gelişmeden mi rahatsız oldular? Türkiye'nin bir bütün hâlinde yeniden büyük Türk milleti ailesi olduğunu ve tüm unsurlarıyla beraber bir şekliyle öznesinin millet, yükleminin demokrasi, nesnesinin devlet olduğu hakikatini gören bir anlayıştan rahatsız olanlar acaba Aziz Atatürk’ü yeniden tartışma zeminine çekerek bu hakikati örtmeye mi çalışıyorlar?

Bu konuda samimi bir şekilde iktidar partisinin kanallarında ve gazetelerinde de eleştiriler getiren, aramızda bulunan birtakım saygın milletvekillerinin de Atatürk’e karşı söylenilen, dil uzatılan bu konuyu telin etmesi, kınaması, iktidar partisi aktörlerinin onları da bir şekliyle telin edip kınaması bu milletin bir kazanımıdır ve bu meselelerin tartışma zemininde olmaması gerektiğinin bir hakikatidir diye ifade ediyorum. Bu tartışmalar ve yaşanan tecrübelerden çıkarmış olduğumuz bu birikim bizim kazanımımızdır ve medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacak olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletin devleti olduğunda medeniyet üretebildiğini tarihte gördüğümüz gibi, en yakın Anadolu coğrafyasında, Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet terkibinin sonsuza kadar millet, sonsuza kadar devlet ve medeniyetin yeniden neşet edeceği günlere bu tartışmaların dışında “neler yapabiliriz”i sorarak ulaşabiliriz; yeniden, cumhuriyeti kuranların nasıl bir gençlik istediğini tartışma zeminine çekerek tartışabiliriz. “1923-1938 arasında Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri nasıl bir gençlik istiyordu?” sorusuna cevap veren doktora tezleri yapıldı. Bu tezlerin okunmasını, bu tezlerden hareketle cumhuriyetin kültür kodlarıyla ve saklanan sahici Atatürk şeceresiyle medeniyetin ufkunda yeni bir güneş gibi doğacağımız günler adına büyük heyecan ve coşku içerisindedir Milliyetçi Hareket Partisi ve büyük Türk milleti bunu beklemektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına sözlerimi tamamlıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz var sanıyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O var idi, lakin sizin gözünüzden kaçtı, Sayın Ersoy kürsüye çıktı. Sayın Ersoy’un partimize yönelik sataşması üzerine şimdi ayrıca söz talebim var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne sataşması?

BAŞKAN – Hangi cümleyle sataştı Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Cumhuriyet Halk Partisi raydan çıktı, bu yüzden MHP geldi.” gibi bir söz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hayır “Cumhuriyet Halk Partisi” demedi, “Cumhuriyet raydan çıktığı için…”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O da…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Böyle bir şey olamaz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yani onu da bir sataşma sayarız. Cumhuriyet niye raydan çıksın? Yani onu da bir sataşma sayarım, her milletvekilinin de sataşma sayması lazım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim “cumhuriyet” kavramı Cumhuriyet Halk Partisinin tekelinde midir Sayın Başkan?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Değil efendim, sen de çık söyle. Arkadaş tashih etsin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Peki, tamam.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

OSMAN AKŞIN BAK (Rize) - Hepimizin cumhuriyet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hepimizin, ben de onu söylemeye geldim buraya.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle şunu söylemem lazım: Burada hiçbirimizin bir başka arkadaşımızla ilgili ne milliyetçiliğini ne imanını ne Atatürk sevgisini sorgulama haddi ve hakkı yoktur; kesin bu böyledir. Ancak bununla beraber, bu Parlamentonun üyeleri olarak bu Parlamentoyu kuran yüce liderimiz -eleştirilebilir, tartışılabilir, ben açık bir adamım ama- biraz önce Tuncay Özkan’ın dediği gibi, bizim toplumumuzun, ulusumuzun bu noktaya gelmesindeki önemli şahsiyetler, bizim aynı zamanda namusumuzdur. Bu hakaretlere neyin sebep olduğu konusunda demin yerimden konuştum. Bunlar sapıktır, meczuptur, olsa olsa nankördür ama bunlar bu cesareti nereden alıyor; buraya bakmak lazım. İktidar partisi adına konuşan sayın milletvekili şöyle bir söz etti, dedi ki: “Evet, bu olmuş ama bu yargıda. Şimdi yargıdaki bir konuyu konuşmamak lazım.” Yani milyonlarca insanın gözüne baka baka Atatürk’e biri küfür edecek ve AK PARTİ milletvekili burada diyecek ki: “Efendim, tamam da bu yargıda; yargı bir karar versin.”

Beyefendi, böyle bir konuda yargı kararına gerek yoktur. Sizin şimdi yaptığınızı geçmişte merhum Menderes de yaptı, muhafazakârlardan üç oy fazla almak için, o cenaha, o insanların içinde kümelenmiş meczuplara gereğinden fazla taviz verdiği için sonra merhum Menderes, Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkarmak zorunda kaldı kendi koltuğunu koruyabilmek için. Şimdi düştüğünüz durum üç aşağı beş yukarı budur, bunun altını çizmek istiyorum.

Atatürk kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisinin değil, elbette değil, hepinizin; itirazınız, eleştiriniz varsa çıkar, yaparsınız ama saygı ayrı bir şeydir. İnsan hiç tanımadığı insana saygı gösterirken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - …böyle büyük bir lidere saygısızlığı meşru görmeyi, bunun kararını mahkemeye bırakmayı yüce milletin vicdanına havale ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tamam, ben yanlış anlamışım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay, konuşmacımız Sayın Ruhi Ersoy’un konuşmasına atıfla sataşmadan söz aldı fakat daha evvelki, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan sayın konuşmacının konuşmalarına atfen söyledi, öncelikle bunu bir ortaya koymamız gerekir. Dolayısıyla, bizim konuşmacımız Sayın Ruhi Ersoy’un konuşmasına ilişkin, herhangi bir sataşma olmadığı da böylelikle ortaya çıkmış oldu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, konu açıklığa kavuşmuştur Sayın Akçay, teşekkür ederim. Açıklamalarınız tutanaklara geçmiştir.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök ile Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğine yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde son konuşmacı Naci Bostancı, Amasya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Andy Warhol diye postmodern bir sanatçı vardır, meşhur bir adam; isminden daha meşhur bir sözü var: “Zamanımızda herkes on beş dakikalığına meşhur olacak.” Süre herhâlde kısalıyor, bazıları beş dakikalığına da meşhur olabiliyor. Tabii, beş dakika, on beş dakika meşhur olanların hayırlı ve olumlu işler yaparak meşhur olamayacakları muhakkak. Modern zamanın iletişim araçları da, zannediyorum, böyle negatif meşhurluğa izin veren mecralar olarak bir fonksiyonu yerine getiriyor. Birileri çıkıyor, halkımızın biraz argo ifadeyle “çıkıntılık yapmak” diye tabir ettiği tarzda olağan, rasyonel, toplumun vicdanına, ahlakına uygun gelecek, ana yolun dışında kenara düşebilecek, marjinal olabilecek ama insanların dikkatini çekecek laflar ederek tam da bu Andy Warhol’un dediği tarzda popüler olabiliyorlar. Tarihçiliğin de böyle boyutu var.

Ciddi tarihçilerin bu tür beş dakika, on dakika meşhur olmadığını biliriz. Yani Bernard Lewis önemli bir tarihçiydi. Sina Akşin, Mete Tunçay, Kemal Karpat; bunların hepsi yakın tarihe ilişkin çalışmalar yaptılar. Mesela Peter Burke önemli bir tarihçi, Marc Bloch hiç aklımıza bile gelmez. Ama işte demin ismi sayılan kişiler tarihçilikle, onun yöntemiyle, onun analiz biçimiyle alakası olmayan, son derece evet meczupça, dedikodu ve söylenti kabilinden birtakım tuhaf ve kesinlikle tarihî bilgilerle ters düşen ama kendilerine negatif manada beş dakika şöhret sağlayacak bir diskurla, maalesef, Atatürk ve annesi, çevresi için bu tür laflar ettiler. Esasen bunlara karşı da herkes tepkiyi verdi; Sayın Cumhurbaşkanımız konuştu, Sayın Başbakan konuştu, siyasi partilerin genel başkanları konuştu, televizyonlarda bunlara karşı yine sözler söylendi. Burada Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği önerge çerçevesinde 3 arkadaşımız ve nihayet Engin Bey’in heyecanlı konuşması, hepsi son derece hoştu ve bu meczupluğa karşı mukabele niteliği taşıyordu.

Şimdi, bunun ötesinde -savcılar da aynı zamanda görevdeler ve gereken soruşturmaları yapıyorlar- bu işe böyle toplumsal bir nümayiş karakteri kazandırmak bence bu beş dakika, on dakika negatif şöhret sahibi insanları fazla önemsemek ve negatif yönden de onların şöhretlerine katkı sağlamak gibi bir olumsuz etki de doğurabilir diye düşünüyorum.

Şunu biliyoruz: Toplumda siyasi kanaati ne olursa olsun, Türkiye’nin geleceğine nasıl bakarsa baksın, yakın tarihe ilişkin temel değerler konusunda insanlar arasında problem yok; belki yorum farklılıkları olabilir, yaklaşım farklılıkları olabilir ama hiçbir ana mecranın, hiçbir siyasal grubun burada ifade edildiği tarzda o dedikodu ve söylentilere tekabül eden bir yaklaşımı ve söylemi, diskuru asla olmaz.

Elbette yakın tarihe ilişkin eleştiriler de yapılabilir, insanlar üzerine konuşulabilir; tarihin metodolojisine uymak, rasyonel olmak, hakkaniyet ve adalet duygusuyla davranmak, bilimsel yöntemleri esas almak, ayrıca kendi bulunduğum politik çevrenin dışındaki çevreler nezdinde de, toplumsal çevreler nezdinde de bir hakkaniyet ve adalet duygusu doğurabilecek tarzda değerlendirmeler yapmak kaydıyla elbette eleştiriler olabilir. Ama böyle ipe sapa gelmez lafları fazlasıyla ciddiye almak… Toplum, gereken mukabeleyi yapmıştır; siyaset, yapmıştır; adliye, yapmıştır; fazlasıyla ciddiye almayı doğru bulmam. Burada çok kıymetli görüşler ifade edildi. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine bağlılık arasında bir illiyet bağı kurulmasını da uygun bulmam. Sonuçta, önemli olan, topluma, tartışılan bu konuya ilişkin siyasi partilerin nerede durduğu, meseleye nasıl baktığına ilişkin bilgi vermektir; bu bilgi verilmiştir. Onun ötesi Meclisin çalışma usulleri içerisindeki bir yöntem meselesidir. Biz Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisine bu çerçevede karşı çıkıyoruz, “hayır” diyeceğiz. Ama bu ortak konularda hepimizin hemfikir olmasından dolayı da memnuniyetimi ifade etmek isterim.

Teşekkürler, saygılar… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, 60’a göre bir açıklamada bulunacağım.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, herhâlde Sayın Bostancı da bizim grup önerimizi okumamış, öyle anlıyorum. Zira bizim derdimiz 3 tane sapığın söylediği bu sözler üzerinden bir feveran etmek falan değil, Atatürk’ün buna ihtiyacı yok. Ben isimlerini bile anmak istemiyorum. Bizim buradaki derdimiz, meramımız şudur: Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumunda çeşitli yaz kampları, sosyal etkinlikler ve benzeri isimler altında bu sapıkların bu yurtlarda, bu öğrencilere konferans ve seminer vermeleridir. Bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu ve benzeri olayların Türkiye genelinde çok yaygın olduğuna dair bilgi, duyum ve kanaate sahip olduğumuz için bunun araştırılmasının gerekli olduğunu yüce Meclisin takdirine sunuyoruz. Mesele 3 tane sapık laf etti diye Meclisin gündemini işgal etmek değil ama şuna da katılmayız tabii ki: “Ee, bunlar sapıktır, ediversin.” de diyemeyiz.

MEHMET NACİ BOSTACI (Amasya) – Hayır hayır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu memlekette Atatürk’e küfür ettirmeyiz, bunun da altını çizmek istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bence bunu sizin, bizden daha yüksek bir sesle haykırmanız gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, ilgili kişiler bu olay yaşandıktan sonra bir program çerçevesinde gidecekleri her yerden programları iptal edilmiştir. Yaşanan olaydan sonra toplumun ve kurumların tepkisi ortadadır. Bundan sonra, böyle bir olay yaşandıktan sonra bu kişilere bu tarzda herhangi bir görev, konferans verilmesi söz konusu değildir, olursa gerekeni yapmak hepimizin boynunun borcudur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök ile Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğine yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır, o nedenle yoklama işlemini gerçekleştireceğim; ondan önce, yoklama isteminde bulunan sayın milletvekillerini ismen tespit edeceğim.

Sayın Altay, Sayın Özkan, Sayın Tanal, Sayın Arslan, Sayın Çam, Sayın Özkoç, Sayın Özdiş, Sayın Özcan, Sayın Erkek, Sayın Emir, Sayın Gökdağ, Sayın Akyıldız, Sayın Yüksel, Sayın Gürer, Sayın Tümer, Sayın Çamak, Sayın Budak, Sayın Yıldız Biçer, Sayın Emre, Sayın Şeker, Sayın Sarıhan, Sayın Yeşil.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök ile Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, tarihçi yazar unvanlarıyla ülkemizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e ve aile bireylerine nefretle saldıran âciz ve sığ karakterlerin üniversite gençliğine yol gösterici olarak konferanslarda ve kamplarda yer almalarının araştırılması amacıyla 16/5/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ) , Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 16 ve 23 Mayıs 2017 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde HSK'nın üye seçiminin Anayasa'nın geçici 21’inci maddesi gereğince yapılmasına ve bugünkü birleşiminde seçim işlemlerinin tamamlanmasına kadar, 17 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 18 Mayıs 2017 Perşembe günkü birleşiminde 364 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

16/05/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/05/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                            Mehmet Naci Bostancı

                                                                                                                                        Amasya

                                                                                                                     AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun 16 ve 23 Mayıs 2017 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

Bastırılarak dağıtılan 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48 saat geçmeden Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınması;

Genel Kurulun;

16/05/2017 Salı günkü birleşiminde HSK'nın üye seçiminin Anayasa'nın geçici 21’inci maddesi gereğince yapılması; bu birleşiminde 1’inci oylamada üçte 2 çoğunlukla (367 üye) seçimin sonuçlandırılamaması hâlinde, 2’nci oylamanın yapılması; bu oylamada üye tamsayısının beşte 3 çoğunluğunun (330 üye) sağlanamaması hâlinde 3’üncü oylamanın yapılması, bu oylamada da üye tam sayısının beşte 3 çoğunluğunun (330 üye) sağlanamaması hâlinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan 2 aday arasından ad çekme usulüyle üye belirleme işleminin tamamlanması ve bugünkü birleşiminde seçim işlemlerinin tamamlanmasına kadar, 17 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 18 Mayıs 2017 Perşembe günkü birleşiminde 364 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi; 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

475 sıra sayılı

Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1703,1622)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 11’inci maddeler arası

11

2. BÖLÜM

12 ila 22’nci maddeler arası

(Geçici 1’inci madde dâhil)

12

TOPLAM MADDE SAYISI

23

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili…

Buyurunuz Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grup önerimizin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde kamuoyunca da yakından takip edilen, kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına dair olan kanun teklifi 475 sıra sayısını alarak şu anda kırmızı gündeme de girmiştir. Bu kanunun gündemin 1’inci sırasına alınması önerilmektedir.

Bu kanunda asıl kamu alacağına bağlı ferî alacakların yani gecikme zammı, gecikme faizi, idari para cezaları, bunun dışında, vergi cezalarına bağlı bu feri alacakların yeniden yapılandırılması, bir kısmından tamamen, bir kısmından da kısmen vazgeçilmesi, böylece yatırımların hızlandırılması, bu şekilde özellikle daha önce 6736 sayılı Kanun kapsamında 30 Haziran 2016 tarihine kadar yapılandırılan borçların bu hain darbe teşebbüsünden sonraki aşamada meydana gelen sıkıntıların aşılması ve esnafın nefes alması… Özellikle 7 milyona yakın vatandaşımızı ilgilendiren bu önemli düzenlemenin inşallah gündemin 1’inci sırasına alınarak yarın da görüşmelerinin tamamlanması önerilmektedir.

Öte yandan, 6771 sayılı Anayasa Değişikliğine İlişkin Kanun -biliyorsunuz- 27 Nisan 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu Anayasa Değişikliğine İlişkin Kanun’un geçici 21’inci maddesi gereği Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin Meclis tarafından seçilmesi gereken 7 üyesinin seçiminin otuz gün içerisinde tamamlanması gerekiyor. Dolayısıyla, grup önerimizde Anayasa’nın değişen geçici 21’inci maddesi gereğince yapılması gereken seçimlerin de bugün itibarıyla yapılarak -her 3 turun da bu seçimler tamamlanıncaya kadar inşallah bugün yapılıp tamamlanması- bu HSK üyelerinin seçimlerinin tamamlanmasını ve yine 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin -ki 22 maddedir- temel kanun olarak görüşülmesini önermekteyiz.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde Ayşe Acar Başaran, Batman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Acar Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birkaç saat herhâlde ya da birkaç dakika sonra mı diyeyim artık, burada HSK üyelerinin seçimini yapacağız. Ancak, bence bunun bir tarihsel geçmişine bakmamız gerekiyor, nereden nereye geldik ya da bugün biz niye burada HSK üyelerinin seçimlerini konuşuyoruz yasama organı olarak ya da şunu belki konuşmak gerekiyor: Bu Anayasa değişikliği geldiğinde -en büyük iddia şuydu ki- kuvvetler ayrılığı daha da geliştirilecek, daha da derinleştirilip büyütülecek iddiası vardı. Ama şu gün şu ilk maddenin uygulamasında net olarak gördük ki aslında kuvvetlerin tamamen bir karmaşa hâline geldiği, tamamen iç içe girdiği bir düzenlemenin işte ilk etkisini bugün bu HSK seçimleriyle görmüş oluyoruz. Çünkü, biliyorsunuz, 2010 referandumuyla aslında sistem tamamen değiştirildi ve HSYK’da seçim usulü getirildi. Ancak bu HSYK içerisine, iktidarın o dönem arkadaşları olan ama sonrasında çıkarlar çatışınca ya da bir şekilde kendi aralarında kavgalar büyüyünce hedefi, düşmanı hâline geldiği cemaat her tarafa sızmış bulunuyordu. Ben bir hukukçu olarak, bir avukat olarak hem kendim bire bir bunu yaşayarak gördüm hem de özellikle mensubu olduğum siyasi harekete olan saldırılar üzerinden bunu çok net gördük bu dönemde.

Cemaatin yaptığı bir sürü operasyon vardı; Ergenekon, Balyoz ama bir tane daha vardı, aslında hiç de konuşulmayan, hâlâ devam eden, insanların yüzlerce yıl ceza aldığı KCK dosyaları vardı ve biz bunu o dönem de çıkıp şu kürsülerden… Biz yoktuk belki ama arkadaşlarımız gelip şunu söylüyordu sizlere -yine dinlenmiyordu, yine söylediklerimiz kulak arkası ediliyordu- “Bakın, bu yapılan hukuk değil. Bu operasyonların hukukla tanımlanabilir bir tarafı yok. Bunlar tamamen bir siyasi düşünceye, bir ideolojiye, bir siyasi harekete karşı bir saldırıdır.” dediğimizde “Hayır.” deniliyordu. Ama ne zaman ki 17-25’te başka bir şeyler ortaya çıkınca bunun bir cemaat yapılanması olduğu ve iktidarın içerisine sızdığı söylendi. Acaba iktidar mı onların içerisine sızmıştı yoksa onlar mı iktidarın içerisine sızmıştı, aslında bu da bence hâlâ netleştiremediğimiz bir durum olarak karşımızda duruyor.

Evet, arkadaşlar, işte o dönemden bu döneme, hatta 1980’lerde, hatta 1990’larda sürekli ifade ettiğimiz, yargının siyasallaşması bugün bize zarar veriyor olabilir, bugün yargının bu saldırılarına biz maruz kalıyor olabiliriz ama her defasında söyledik, adalet herkese lazım; bugün bize lazım olabilir ama size lazım olduğu günleri gördük. Biz cemaat mensuplarına şunu söylüyorduk, ben bir avukat olarak da söylüyordum, hâlâ söylüyoruz… “Bakın, yaptığınız hukuksuz, hem evrensel hukuk kurallarına hem Türk hukuk kurallarına hem sürekli burada, kürsülerde ‘darbe yasası’ dediğiniz 1980 darbe yasasına ve onun sonrası, ardılları olan yasalara aykırı.” dediğimizde bize gülüp geçenler şu anda o adalete mahkûm durumdalar, şu anda o adalet için her yerde yalvarıyorlar. Biz onların da adalete kavuşturulması gerektiğini savunuyoruz. İşte yargının siyasallaşması böyle bir mevzu arkadaşlar.

Şimdi, bu Anayasa değişikliğine bir “bağımsızlık” kelimesi eklendi “Yargı bağımsız oldu.” diye her yerde propaganda yapıldı. Bakın, bizimle ilgili, özellikle eş genel başkanlarımız ve milletvekili arkadaşlarımızla ilgili olarak hazırlanan fezlekelerin şu anda bir çizelgesini burada görüyorsunuz. Bakın, şurada, 2013 yılında iki tane fezleke var Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili ama her nasılsa “Gereği yapılsın.” dedikten sonra bu fezleke sayısı 2016 yılında on dörde çıkıyor. Şimdi kalkıp bize yargının tarafsız ve bağımsızlığından lütfen söz etmeyin. Yargı şu anda AKP’nin hukuk komisyonu hâline geldi, hatta bence AKP-MHP ittifakının hukuk komisyonu hâline geldi. HSK üyeliğinde adı geçen isimler ya da burada oylanacak isimler bir partinin kadın kolları, bir partinin meclis üyesi, diğer bir partinin genel başkanının avukatı; bu mudur bağımsız ve tarafsız yargı? Bununla mı gerçekten toplum vicdanı rahatlatılacak? Gerçekten insanlar “Evet, adil bir yargılanma var. Evet, burada hukuk işletiliyor.” mu diyecek? Yoksa iktidar kendine muhalif gördüğü herkesi, o muhalifleri Demokles’in kılıcı gibi elinde tuttuğu bu yargı eliyle mi susturacak? Gördük bunun örneklerini, dediğim gibi KCK dosyalarında gördük, 1980 döneminde gördük, 1990'lı yıllarda gördük. İnsanlar faili meçhul cinayetlerle katledilirken… Bakın, onlardan biri de benim babamdır, 1990’lı yıllarda faili meçhulle katledildi ve benim avukat olmamın en önemli nedeni budur. Ben gerçekten o dönemde, çocuk aklıyla bu ülkede hukuk olduğunu zannediyordum ya da gerçekten o, Almanya’daki hikâye gibi, Berlin’de ya da Ankara’da hukukçular, yargıçlar var zannediyordum ama hukuk fakültesini bitirince aslında bunun tamamen bir hayal ürünü olduğunu fark ettim çünkü yargılama yok, sadece talimatlar var. Bir gazeteci çıkıyor, hedef gösteriyor, sonraki gün tutuklanıyor. Bakın, arkadaşlarımız serbest bırakılıyor tutuklanıyor, serbest bırakılıyor tutuklanıyor. Bir arkadaşımız, Sayın Besime Konca Batman’da serbest bırakıldı, bir saatlik yol, Diyarbakır’a vardığında itiraz edilmiş, hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi burada biz bağımsız ve tarafsız yargıdan mı söz edeceğiz? Ne değişti bir saatte, hâkimin aklına ne düştü, kafasına ne düştü ki kalkıp o kararından vazgeçti, başka bir karar uyguladı?

Ferhat Encu arkadaşımız daha Şırnak Havaalanına inmeden hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Yine, Besime Konca daha birkaç gün önce tahliye edildi ama hemen her nasılsa itiraz edildi. Hatta düşünün ki dosyanın kendi savcısı tahliye talep etmişti ama başsavcı iş edindi bunu. Nereden talimat aldığı çok açık ortada. Çünkü, bu siyasi hareketin, HDP’nin, HDP fikriyatının tasfiye edilmesi planlanmıştı. O arkadaşımız tahliye edilmesine rağmen… Ki propaganda suçunu hukukçular bilir arkadaşlar, bırakın tutuklanmayı cezası bile zaten yatılabilecek bir ceza değildir ama dosyanın savcısı bunu propaganda olarak nitelendirirken Sayın Başsavcı, her nasılsa “Hayır, propaganda değil, örgüt üyeliği.” diyor ve hakkında yakalama kararı çıkartılıyor. Bununla mı biz bu ülkede huzurlu bir toplum oluşturacağız?

Batman’da bir fuhuş dosyası var, hepinizin duymak istemediği bir fuhuş dosyası ama her nasılsa birileri kefaletle serbest bırakılmış. Demek ki maddi gücü olan kefaletini ödeyecek ve kendini bu şekilde yargılanmaktan kurtaracak. Böyle bir hukuk sisteminde söz ediyoruz ama şunu net olarak söyleyelim arkadaşlar: Mesele hukuk sistemindeki sıkıntılar değil. Bakın, adaletin toplumsal vicdana dokunduğu noktada toplumsal sıkıntıları düşünün. İnsanlar adalete ulaşamadığını düşündüğünde, insanlar mahkemelerin adil karar vermediğini düşündüğünde dönüp kısasa kısas mı yapsınlar, böyle bir toplum mu tasarlıyorsunuz ya da toplumun bir kaos hâline gelmesini mi tasarlıyorsunuz? Yaptınız, cemaatle yaptınız, gördük sonuçlarını, yargıda bütün yetkileri verdiniz cemaatin eline… Biz bunu görüyorduk, biliyoruz. Batman’da bir imam vardı, onun önüne gidip eğilen hâkim, savcı oluyordu. Bunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz. Niye müdahale edilmedi? Çünkü o zaman dostlarınızdı onlar. 15 Temmuz darbe girişimini getiren buydu, bunu siz de biliyorsunuz.

Biz hep diyoruz… Bakın arkadaşlar, bu ülkede sizin tasarladığınız gibi darbelerin karşısında bir duruş olmaz. Bu ülkede darbelerin karşısında tek bir duruş olur: Demokratikleşme, hukukun evrensel ilkelerini uygulama, insan haklarına saygılı bir sistem kurma ve bütün bu erkleri tek elde toplamaktan vazgeçme. Bugün sizin işinize geliyor olabilir ama üç gün sonra ters düşmeyeceğiniz anlamına gelmiyor.

Tekrar hatırlatıyor ve uyarıyoruz: Bugün dost olduklarınızla yarın düşman olabilirsiniz. Yarın bir dahaki darbe girişiminde tekrar bütün sorumluluğu halka verip “Siz gidin o tankların önünde savaşın.” deme hakkınız yok, bu sorunu çözecek olan bu Meclistir.

Yine, tekrar uyarıyoruz: Bakın, insanlar hak aramak için açlık grevindeler. Cezaevinde altmış küsur gün insanlar, kendi insan onuruna yakışır şekilde yaşamak için açlık grevine girdiler ve bugün bakın birkaç metre ötenizde insanlar KHK’larla işinden edildiği için açlık grevindeler. Yine, bir baba çocuğunun cenazesini alabilmek için açlık grevinde. Eğer bir ülkede açlık grevi hak arama yöntemi hâline gelmişse o ülke hukuk devleti olma vasfını yitirmiştir ve hukuk devleti ilkesini eğer aşarsa, işte, o zaman asıl o püskürtmeye çalıştığınız darbelerin daha büyüğüyle karşı karşıya olma ihtimalimizin olduğunu tekrar söylüyor ve uyarıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar Başaran.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde Hasan Basri Kurt, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; partimizin grup önerisi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Yapmış olduğumuz, halk oylamasıyla gerçekleştirmiş olduğumuz Anayasa değişikliğiyle birlikte HSYK’nın yapısını bugün değiştireceğiz, bunu gündemimize almak üzere… Hâlihazırda, esnafımızın da beklemiş olduğu vergi borçları, bunların faizleriyle ilgili bir düzenleme var. Bu, uzun zamandır da yine vatandaşımızın, esnafımızın -sahaya çıktığımızda rastladığımız bir şey- bizden talebiydi. Bu, geçen hafta Komisyonda gündeme geldi ve bugünkü gündemimizden sonra yarın da onu gündemimize almak istiyoruz 475 sıra sayısıyla.

Yapacağımız çok iş olduğunu ve bir an önce gündeme geçilmesinin yerinde olduğunu düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt, aynı zamanda, bu kısa konuşma için de çok teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde Engin Altay, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Altay, yoksa siz de mi kısa konuşacaksınız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, takdir edersiniz ki ben o kadar kısa konuşamam.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisiyle, esas itibarıyla, henüz daha 2019’da hayata geçecek Anayasa değişikliğinin fiilî uygulaması yine devam ediyor. Yine Türkiye Büyük Millet Meclisi, en temel işi olan denetim işinden koparılıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim hakkı çoğunluk partisinin parmak çoğunluğuyla gene maalesef muhalefet partilerine kullandırılmayacak. Bununla beraber, bazı kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir teklifi muhtemelen “Yarın görüşelim.” diyorlar. İyi, görüşelim. Yarın, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimiz bu konudaki anlayışımızı ortaya koyacak. Elbette, vatandaşın lehine, eğer mümkünse Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen her konunun vatandaşın daha da lehine dönüştürülmesine katkı vererek bunun geçmesinde bizim partimiz açısından da bir sakınca yok. Yarın bu tasarıya olabildiği kadarıyla katkı da sunacağız. Vatandaşlarımızın böyle bir yeniden yapılandırma ihtiyacı sizin yanlış ekonomik politikalarınızdan kaynaklı olarak sürekli doğuyor. Bu kaçıncı af biz unuttuk. Yani sürekli af çıkarmak yerine ekonomiyi doğru dürüst yönetseydiniz, Meclis buralarda af çıkarmakla uğraşmazdı. Her şeye rağmen bu af düzenlemelerine vatandaşın menfaatine, vatandaşın cebine dokunan meselelerde Cumhuriyet Halk Partisi olumlu katkılarını sürdürecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Ancak, bununla beraber, sayın milletvekilleri, Sayın Başkanım, Türkiye Büyük Millet Meclisi saat 15.00 itibarıyla çalışmalarına başladı, saat 18.15, Türkiye Büyük Millet Meclisinde sayın bakan yok diyecektim, Millî Eğitim Bakanımızı gördüm, o da yeni geldi, teşrif etti. Bakanlar Kurulunun, Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çalışmalara ilgisizliği Türkiye Büyük Millet Meclisine bir saygısızlıktır. Dolayısıyla sizin ağzınızdan düşürmediğiniz milli iradeye de bir saygısızlıktır. Yeni sistem yürürlüğe girmedi, yeni sistem yürürlüğe girince zaten bakanlar burada olmayacak ama hep söylüyoruz “hukuka saygı” “yasalara saygı” “mevzuat” “kanun” “Anayasa” diyoruz, ayıp, hakikaten yanlış yapılıyor. Burada milletvekillerimiz seçim bölgelerinde yaşanan sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşurken laf olsun diye konuşmuyor ki, Hükûmet bu konuda bir şeyler yapar mı, bu konuda bir tartışma olur mu, bir sorunun çözümüne katkı sunulur mu diye milletvekillerimiz konuşuyor. Ama Hükûmet için Türkiye Büyük Millet Meclisi bir teferruattan ibaret. Üzülerek söylüyorum, Hükûmetin Meclise bakışı bu.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, yine, milletvekillilerimizin sıkça dile getirdiği bir konu var: Ege Denizi’ndeki adalarla ilgili milletin ve milletin vekillerinin kafası karışık. Hükûmetten bu Meclise bilgi vermesini, işin aslını milletvekillerimize, dolayısıyla milletimize anlatmasını bekliyoruz. Hakikaten “Yunanistan’dan FET֒cüleri verin, adaları size verelim.” mi dediniz merak ediyoruz, iş oraya kadar geldi. Yani iş mizaha dönüştü. Bu sizi incitmiyor mu? Yani bu memlekette bir çakıl taşının bile bizim için ne kadar çok kan akıtılarak alındığını, lafa geldi mi böyle “Şehitlerimiz için evet” pankartı yazarak ahkâm kesmeyi biliyorsunuz. O adalarda -ki kimi uluslararası anlaşmalarla Türkiye'ye ait olduğu tescillenmiş- Birleşmiş Milletler kararıyla tescil edilmiş adalarda, şu anda Yunan askerlerinin kuzu çevirme yapması sizi incitmiyor mu? Beni incitiyor. Milliyetçi Hareket Partisine, Halkların Demokratik Partisine de soruyorum, incitmiyor mu sizi? Böyle şey olur mu? Böyle milletvekilliği yapılır mı? Milletin kör kuruşuna da sahip çıkacağız, memleketin çakıl taşına da sahip çıkacağız, bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu yapamayan buradan gidecek, tabii milletin takdiriyle, ayrı.

Gene, Suriye’deki gelişmeler. Hanginizin haberi var olup bitenden? İktidar partisi milletvekillerinden şuraya gelip -ben kendi konuşmamdan feda edeceğim- “Ey milletvekilleri, Suriye’de şöyle şöyle oluyor, oldu, olacak.” diyebilecek bir milletvekili var mı burada? Yok, hikâye.

Gene, Darbe Komisyonu, 3 Ocakta çalışmalarını bitirdi. Bize kızıyorsunuz “Kontrollü darbe” dedikçe. Bu Darbe Komisyonu, beş ay geçti, niye bu raporu ortaya çıkarmaz? Bu darbe kontrollü değilse… Yeni bir tartışma açmak için söylemiyorum, o rapor çıkınca asıl kıyamet kopacak ama rapor çıkmayacak.

Peki, burada, sizin, bizim, hep birlikte kaldırılan parmaklarımızla kurulan komisyonun, bu çalışmasını Meclisin huzuruna getirmesi gerekmiyor mu? Buna seyirci kalmaya devam mı edeceksiniz? Daha ileri gitmek istemiyorum, bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi için bir ayıptır.

Açlık grevinde insanlar var. 100 kere dedik, “PKK’yla da, FET֒yle de, IŞİD’le de en katı, en acımasız şekilde mücadele edin, ne istiyorsanız biz vermeye hazırız.” dedik ama KESK’in ne kabahati var? KESK’i bir terör örgütü gibi itham etmek, algılamak, KESK’li öğretmenlere, KESK’li öğretim elemanlarına bu zulmü yapmak insanlık dışıdır.

Gene söylüyorum, biraz önce bir sayın milletvekili söyledi, Sayın Selahattin Demirtaş dâhil 10 milletvekili cezaevinde. Suçları varsa çeksinler, yargılansınlar ama suçları sabitlenmeden bir siyasi partinin genel başkanını cezaevine koymayı doğru bulmuyoruz. Siz de bulmayın; bugün onlara, yarın size, siz de bulmayın. Gelsin buraya, yargılansın elbette, suçu sabitlenirse, cezası, hükmü kesinleşirse bakılır. Doğru değil. Bu da Türkiye Büyük Millet Meclisi için bir lekedir, bir ayıptır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün saat 11.00-12.00 itibarıyla yeni bir leke ve ayıpla karşı karşıyayız. Sayın milletvekilleri, Halide Edip Adıvar 6 Haziran 1919’da Sultanahmet’te miting yaptı, 19 Mayıs 1919’da Fatih’te miting yaptı, İzmir’in işgalini protesto mitingi yaptı İstanbul’da itilaf devletleri, işgal kuvvetleri komutanı varken. Şimdi İstanbul’da vali mi var, General Harrington mı var şu anda an itibarıyla? Harrington öldü de yani üçüncü kuşak Harrington mı var İstanbul’da? Demokrasi, tepki ve protesto rejimidir. Biz sabrediyoruz, toplum gerilmesin, insanlar sokaklarda demokratik bir şekilde, barışçıl bir şekilde tepki ve protesto haklarını kullansınlar, Hükûmet de onların güvenliğini sağlasın diyoruz fakat bir güç toplumu âdeta germek için, İstanbul’da ve başka illerde bir kamplaşma yaratmak için çırpınıyor. Şimdi İstanbul Valisi Harrington Beşiktaş Belediyesinin ayın 16’sında Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmak üzere Beşiktaş hudutlarından hareket ettiği yerde ve sonrasında Beşiktaş’ın değişik bölgelerinde yapılacak 19 Mayıs etkinliklerini yasaklamış.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yuh!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yuh ki yuh! Yuh ki yuh!

Gerekçesi de şöyle: “Ülkemizin bulunduğu şartlar dikkate alındığında provokatif eylem ve olayların meydana gelebileceği, etkinliklere katılacaklar da dâhil halkın huzur, güvenlik ve esenliğinin…” falan filan diye gidiyor. Aynı vali -ülkemizin içinde bulunduğu bir süreç ise- İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Vodafone’la birlikte düzenlediği etkinlikte böyle bir tereddüt yaşamamış. Aynı vali Etnospor Kültür Festivali için böyle bir sorun yaşamamış, endişe yaşamamış. Aynı vali, gene Beşiktaş’ta, şimdi yasakladığı yerlerde, meydan ve sokaklarda yapılan bilim, kültür, sanat ve spor şenliği için -Beşiktaş İlçe Millî Eğitimle birlikte yapılan, hatta 17 Mayısta, aynı tarihte- bir zarar görmüyor, bunda bir sakınca yok. Ama 19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk, CHP’li bir belediye yan yana gelince terör, provokasyon sebebiyle vali etkinliği yasaklıyor.

Valiyi de severdim fakat ben bu kararın valinin şahsen aldığı bir karar olduğuna inanmıyorum. Bu ayıptan, bu yanlış karardan bir an önce dönülmelidir ve bu konuda bizden çok Hükûmetin ve AK PARTİ’li milletvekillerinin meseleye müdahale etmesi lazım. Beyler, ne yapılmaya çalışılıyor? Türkiye’de ne yaşatmaya, millete ne yaşatmaya çalışıyorsunuz merak ediyorum. Sizi kastetmiyorum, sizin güvenoyu verdiğiniz Hükûmeti kastediyorum. Ne yapılmaya çalışılıyor? 19 Mayısı yasaklamak suretiyle, aynı üç gün içinde Millî Eğitimin yapacağı benzer etkinlikte terör, provokasyon tehdidi görmeden, Cumhuriyet Halk Partili bir belediyenin yaptığı etkinliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Altay, tamamlayınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – … “ülkemizin içinde bulunduğu şartlar” falan diyerek yasaklamakta ben bir şey arıyorum. Bu kamplaşma sizi kesmiyor. Sizi derken kastım Hükûmet. Bu kamplaşma AK PARTİ Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kesmiyor. Belli ki kamplaşmayı büyütmek, yaygınlaştırmak arzusu içinde. Bu kürsüden hükûmet üyelerine sesleniyorum, sizlerin vicdanına sesleniyorum: Türkiye’yi daha fazla kamplaştırmayın. Türkiye'nin huzura ihtiyacı var, barış iklimine ihtiyacı var. Bu kararın bedeli ağır olur, bu ve benzeri kararların bedelleri ağır olur, ülkenin barışı için ağır olur, ülkenin huzuru için ağır olur, ülkenin esenliği için ağır olur ve bu ayıp size yeter, hepimize yeter. Sizleri sağduyuya davet ediyorum; bu kepazeliği, bu General Harrington’ın bile yapmadığını yapan valiye haddini bildirmeye sizi davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Kerestecioğlu, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz mi var?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 17 Mayıs 1987’de dayağa karşı yapılan kampanyanın ve yürüyüşün 30’uncu yıl dönümüne ve ünlü mimar Behruz Çinici tarafından yapılmış Meclis Camisi’nin durumuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben farklı bir konuda, hazır Meclis toplanmışken, yani görüşülen konuyla ilgili değil ama eğer uygun görüyorsanız şimdi, daha sonra derseniz…

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açmışken…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamam.

Türkiye’de özellikle kadınlar için çok önemli olduğundan söz almak istedim, yarın burada bulunamayacağım için maalesef.

17 Mayıs, 1987’de dayağa karşı yapılan kampanyanın ve yürüyüşün yıl dönümüdür ve 30’uncu yılı yarın. Özellikle Türkiye’deki tüm kadınlar için çok önemli anlamlar taşıyan, kurumların kuruluşuna öncülük eden ve Türkiye’de kadınlara yönelik şiddeti ifşa eden yani bunun “Kol kırılır, yen içinde kalır.” değil, özel hayata dair olmadığını ve bütün kadınların ortak mücadelesiyle sonlanabileceğini ifade eden, bunun başlangıcı olan bir günün 30’uncu yıl dönümüdür 17 Mayıs. Ardından Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadın Eserleri Kütüphanesi, üniversitelerde kadın araştırmaları bölümleri, barolarda kadın hakları merkezleri ve kanunlarda çok sayıda değişikliğe öncülük etmiş olan bir kampanyanın yıl dönümüdür. Ben özellikle bunu anmak için söz almak istedim ve Türkiye’de de bütün kadınların şiddetten kurtulacağı ve aslında erkek egemenliğinden kurtulacağı günleri dileyerek bitirmek istiyorum.

Bir konu daha var Meclisin özellikle bilmesi gereken, daha doğrusu bizi aydınlatması gereken. Bu konuya da müsaade ederseniz değinebilir miyim?

BAŞKAN – Süreniz bitti ama buyurunuz bir dakika içinde toparlayınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, bugün bütün partileri Mimarlar Odasının Ankara Şubesi ziyaret etti. Herhâlde diğer partilerin de bilgisi vardır. Fakat Mecliste bir Meclis Camisi var ve bu cami, ünlü mimar Behruz Çinici tarafından yapılmış bir cami, 1995 yılında Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne layık görülmüş olan bir cami ve özel bir anlayışla aslında yapılmış bu cami. Çünkü cami, Meclisi baskılamayan, Meclisin iradesinin önüne çıkmayan bir yapı olarak tasarlanmış ve arkaya, bir cennet bahçesine açılıyor, tabii “Doğru yoldan, doğruluktan geçenler buraya geçebilir.” diye bunu mimarı anlatıyor. Ancak şu anda bu cami kapalı bir durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Gerisini o zaman sözlü olarak tutanağa geçsin diye tamamlayayım çünkü şunu sormak istiyorum: Bu cami yıkılarak yerine şimdi yine o moda olan heyula gibi yapılar mı yapılacak, yoksa aslında dünyada örneği bulunmayan ve bilirkişi raporlarıyla tescilli bir kültür varlığı olan burası yerinde kalacak ve ibadete açılacak mı? Bunu sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bostancı, buyurunuz.

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın İstanbul Valisinin almış olduğu idari bir karar belli gerekçeler çerçevesinde burada eleştirilebilir, yanlış bulunabilir, buna itiraz da edilebilir, siyasal olarak karşı çıkılabilir. Ama devletin bir valisini General Harrington’un üçüncü kuşaktan torunu gibi takdim etmek uygun olmamıştır, doğru değildir, esasen hak iddia edilen konuya ilişkin de gölge düşürecek bir üslup ve dildir; bunun altını çizmek isterim.

İkincisi: AK PARTİ’nin toplumu bütünleştirmek ve kader ortaklığını tahkim etmek üzerine kurulu bir siyaseti vardır. Siyasi rekabet ile kamplaştırma meselelerini birbirine karıştırmamak gerekir. Bazen kamplaşmaya itiraz ediyorum denilirken de siz kamplaşmaya hizmet ediyor olabilirsiniz; bu yanlışlığa da düşmemek lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bostancı yaptığım konuşmada “İstanbul Valimizi General Harrington’un üçüncü kuşak torunu.” diye nitelediğimi iddia etmek suretiyle sözlerimi çarpıtmıştır.

BAŞKAN – Siz böyle bir şey söylemediğinizi ifade ediyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle söylemedim.

BAŞKAN - Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah var, siz de biliyorsunuz ki böyle söylemedim. Siyasetçi ne söylemeyeceğini bilir, ben onu bilenlerdenim. Ben tam olarak şöyle söyledim: Bu uygulamayı Harrington olsa, Halide Edib’e izin veren işgal kuvvetleri komutanlarından biri olsa -Harrington dedim isim olarak da- yapmaz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ondan daha kötü dediniz öyle mi?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir dakika.

O şimdi olmaz da olsa olsa onun ikinci kuşak, üçüncü kuşak torunu İstanbul’a işgal kuvvetleri komutanı olarak atansa bu yaptığınızı yapmaz dedim. İstanbul Valisini “Harrington’un torunudur.” diye algılamanıza üzüldüm. Bu bir tahrifattır, sizi bu konuda düzeltme yapmaya davet ediyorum. Ama ben isterdim ki sizden Naci Bostancı olarak, İstanbul Valisi yanlış yapıyor, bayram kutlamayı engellemek gaflettir, dalalettir, hatta ihanettir demenizi beklerdim ben. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bostancı...

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, aslında daha ağır bir ifade kullanıyor, onu söyledi, herkes de duydu herhâlde. İdarenin bir tasarrufu, ne olduğunu bilmiyoruz, kendileri itiraz ediyorlar, her itirazın arkasına takılmamızı bekleyemezler ama hakkaniyetin ve adaletin takipçisi olacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, biz 19 Mayısı Türkiye'nin 780 bin 500 kilometrekaresinin her metrekaresinde, size rağmen, kutlamaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bize rağmen değil, hep beraber kutlayalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 16 ve 23 Mayıs 2017 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 16 Mayıs 2017 Salı günkü birleşiminde HSK'nın üye seçiminin Anayasa'nın geçici 21’inci maddesi gereğince yapılmasına ve bugünkü birleşiminde seçim işlemlerinin tamamlanmasına kadar, 17 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 18 Mayıs 2017 Perşembe günkü birleşiminde 364 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 475 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, (2/1128) esas numaralı 2429 Sayılı Bayram ve Genel Tatiller Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/97)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1128) esas numaralı Teklif’imin TBMM İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

                                                                                                                                Onursal Adıgüzel

                                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Öneri üzerinde teklif sahibi olarak Onursal Adıgüzel, İstanbul Milletvekili konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Nisanın iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma ve yas günü ilan edilmesiyle ilgili verdiğimiz kanun teklifi üzerine konuşacağım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidara geldiği günden bugüne 19 bin insan iş cinayetlerine kurban verilmiş durumda ve yüzlercesi de sakat kalmış durumdalar. Hepiniz biliyorsunuz, geçen hafta Soma’nın 3’üncü yıl dönümüydü ve Soma’da yitirdiğimiz 301 insanımız için adalet beklentisi karşılık bulmadı. Sizler ne kadar üç maymunu oynamaya devam etseniz de bizler ne acılı ailelere attığınız tekmeleri ne de yandaşlara peşkeş çektiğiniz ve yüzlerce işçiye mezar olan madenleri unuttuk. Unutmadık, sizin de unutturmanıza izin vermeyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Bünyamin öğretmen, geçtiğimiz hafta, çalıştığı baraj inşaatında vinçle havaya kaldırılan borunun üzerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Bilmem haberiniz var mı sayın iktidar temsilcileri? Malum, başkentin göbeğinde altmış dokuz gündür devam eden açlık grevinden bihabersiniz, o yüzden Bünyamin öğretmenden bihaber olmanız da çok muhtemel ama merak etmeyin, biz her fırsatta sizin körelmiş vicdanlarınıza seslenmeye ve mağdur ettiğiniz binlerce insanı toplum vicdanına hatırlatmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, Bünyamin Aydoğan KHK’yla ihraç ettiğiniz, ekmeğinden, işinden ettiğiniz, yıllarca emek vererek kazandığı mesleğini bir imzayla elinden aldığınız, bu ülkenin 80 milyon vatandaşından biriydi. Bir gece yarısı KHK’sıyla yargısız infaz ettiniz, işsizlikle aşsızlıkla sınadınız, yargı yolunu, hak arama yollarını kapattınız, SGK kayıtlarından çıkan “İhraç edilmiştir.” yazısıyla Bünyamin öğretmeni yaşayan ölü hâline getirdiniz ve Bünyamin öğretmen 39 yaşında, yirmi gün önce işe başladığı şantiyede iş cinayetine kurban gitti.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nuriye Gülmen ve Semih Özakça iktidarın tüm sessizliği ve kayıtsızlığı karşısında başkentin göbeğinde sürdürdükleri açlık grevinde altmış dokuz günü geride bıraktılar. “İşimizi geri istiyoruz.” diye insani bir taleple başlattıkları açlık grevinde artık kritik süreçteler. Türkiye'nin dört bir tarafından binlerce insan “Nuriye’nin ve Semih’in açlığına ses ver.” diye sokaklarda; sizlerin ise kulaklarınız sağır, gözleriniz kör, bu zalimliğe karşı vicdanlarınız taş kesmiş durumda. İktidar kendilerinden randevu talep eden, evlatları her geçen gün ölüme daha da yaklaşan annelere “Komisyonu beklesinler, komisyona müracaat etsinler.” diye cevap veriyor. Siz hangi komisyondan bahsediyorsunuz Allah aşkına? Kimin aklıyla dalga geçiyorsunuz? 23 Ocakta yayımlanan 685 sayılı KHK’yla kurulacağını duyurduğunuz OHAL inceleme komisyonunu aradan geçen dört aya rağmen neden hâlâ faaliyete geçirmediniz?

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Bugün geçti, bugün geçti.

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) – Sırf muhalif oldukları için, suçunun ne olduğunu dahi bilmeden, hukuksuz kararlarla ihraç ettiğiniz, malına mülküne el koyduğunuz, çoluğuyla çocuğuyla, açlıkla sınadığınız insanlara vadettiğiniz komisyon… Evet, daha “Bugün geçti.” dediniz ama yetmiş gündür insanlar açlık grevinde, ölümle burun burunalar. Dokuz ayda en az 37 insan intihar etti. Tabii, sizin umrunuzda değil. Yarattığınız 10 binlerce mağdurun sesine ne zaman kulak vereceksiniz? “FET֒yle mücadele” deyip duruyorsunuz, biz de size soruyoruz: Engelli çocukların maaşlarını keserek mi, eşleri işsiz bırakarak mı FET֒yle mücadele ediyorsunuz? Cezaevlerinde görüş yasağı getirerek mi FET֒yle mücadele ediyorsunuz? Yoksa, cezaevlerinde 800’ü aşkın mahkûm ölüme terk edilmişken yalnızca Topbaş’ın damadı Kavurmacı’yı tahliye ederek mi mücadele ediyorsunuz? FET֒nün siyasi ayağını örtbas ederek mi adaleti sağlıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, ben buradan, bu ülkenin bir milletvekili, hepsinden öte, bir vatandaşı olarak vicdanlarınıza sesleniyorum: Duyun artık binlerce insanın adalet beklentisini, ses verin Nuriye ve Semih’in açlığına, ses verin anaların feryadına. Unutmayın, bugün ayarını bozduğunuz kantar yarın sizi de tartacak. O yüzden, “Ey Musa, sen haklısın ancak rızkımızı Firavun veriyor.” demeyin, vicdanlarınıza kulak verin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıgüzel.

Önerge üzerinde, bir milletvekili olarak Ali Şeker, İstanbul Milletvekili konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Nisanın iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma ve yas günü ilan edilmesini öngören kanun teklifimize ilişkin söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporlarına göre 2016 yılında Türkiye’de en az 1.970 işçi çalışırken yaşamını yitirdi. 2016’da Şirvan’da madenciler, Alaşehir’de tarım işçileri, Bor’da tekstil işçileri, Elâzığ’da sera işçileri toplu iş kıyımlarında hayatını kaybetti. Üçüncü havalimanı inşaatında ölenlerin sayısı hâlâ belli değil. 2017 yılının ilk dört ayında en az 586 işçi yaşamını iş cinayetlerinde yitirdi. Sadece geçtiğimiz ay çalışırken hayatını kaybeden işçi sayısı 145’i buldu. En trajik işçi kayıplarından birini az önce Onursal arkadaşım anlattı. 39 yaşında, bir gece yayınlanan kararnameyle işinden edip inşaat şantiyelerinin güvenliksiz çalışma koşullarına mahkûm ettiğiniz Bünyamin öğretmen yirminci günde iş cinayetine kurban gitti. Geçtiğimiz cumartesi günü 301 madencinin hayatını kaybettiği ve sizlerin “Bu işin fıtratında var.” dediğiniz Soma cinayetinin 3’üncü yıl dönümünde kürsüye çıkan bir anne “Herkesin görmesi için 300 300, 500 500 mü ölmemiz gerekiyor?” diye haykırdı gözyaşları içerisinde.

Değerli milletvekilleri, iş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden işçi yakınları adalet arıyor. Fıtrat mühendisi iktidar, yaşadığı acıyı anlatmak isteyen, derdini dökmek isteyen işçilere sokak ortasında tekme atan danışmanları korumaya alıyor. Başka ne yapıyor iktidar? İş kazaları ve işçi sağlığı alanlarında çalışma yapanları cezalandırıyor, işten atıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi gibi bu alanda akademisyenlerle bilimsel çalışmalar yapan, raporlar yayımlayan, çözüm önerileri geliştiren ve yaşanan cinayetleri bizlerin de bilmesini, duymasını sağlayan kurumların çalışmalarını engelliyor. En son yayımlanan KHK’yla hayatını bilime, barış, demokrasi ve işçi hakları mücadelesine adamış bilim insanları Profesör Doktor Mehmet Zencir, Profesör Doktor Onur Hamzaoğlu ve Yardımcı Doçent Doktor Özgür Müftüoğlu KHK’yla ihraç edildiler, “Bu işçi ölümleri azalsın.” diye mücadele eden bilim adamları. Bu bilim insanları işçi hakları alanında çalışıyorlar, OHAL’in işçi hakları açısından da olumsuz etkileri olduğunu söylüyorlardı; yanlışların duyulmasını da sağlıyorlardı bu bilim adamları. İktidar gerçekleri duymamızı istemedi, herkesin kafasını kuma gömmesini istedi her zamanki gibi. Bir gece yarısı kararnamesiyle bu bilim insanları akademiden ihraç edildiler. Ne olduğuyla ilgilenmediler, ne olduğunu duyuranı da cezalandırdılar, aynı, suçlarını duyuran gazetecileri hapse attıkları gibi. Tıpkı MİT tırları davasında suçu ve suçu işleyeni araştırıp yargılayacağı yerde bunu bırakıp “Bu bir haberdir.” diyerek duyuran Cumhuriyet gazetecilerini tutuklattığı gibi. Ya da Enerji Bakanının maillerinde ortaya dökülen karmaşık ilişkileri, suçları sorgulayacağı yerde mailleri duyuran gazetecileri sorgusuz sualsiz hapse attığı gibi. FET֒ye övgüler dizenler bakanlıklarını, belediye başkanlıklarını sürdürürken bir “tweet” başlığı atıldıktan elli beş saniye sonra silinmesine rağmen Oğuz Güven’i tutuklattıkları gibi.

Değerli milletvekilleri, biraz vicdanınız varsa eğer, gözlerinizi, aklınızı kapatamazsınız bu olup bitenlere. Düne kadar FET֒yle beraber yürüyenler, beraber ıslananlar, aynı menzile farklı yollardan yürüyenler, FET֒yle mücadele adına OHAL sürecinde yayımlanan kararnamelerle FETÖ zihniyetiyle ezelden beri mücadele eden on binlerce kişiyi açlığa mahkûm ettiniz ama FET֒ye Ankara’nın arazilerini parsel parsel peşkeş çekenler, Pensilvanya’ya çantalarla para gönderen belediye başkanları hâlâ yerlerinde oturuyorlar.

Ankara’nın göbeğinde, Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı önünde 2 insan, akademisyen Nuriye Gülmen ve Öğretmen Semih Özakça yarın itibarıyla eylemlerinin yetmişinci gününe geliyorlar. Sizden olmayanı ömür boyu açlığa mahkûm etmenize isyan ederek bedenlerini açlığa ve ölüme yatırdılar. Eriyorlar, direniyorlar. Sizlerin de duymasını istiyorlar. İşlerini geri istiyorlar, onurlarına saygı duyulmasını istiyorlar. Nuriye ve Semih’i KHK’larınızla sosyal izolasyona tabi tuttunuz, yaşayan birer ölü hâline getirdiniz. Haksız yere işten attığınız on binlerce emekçinin sesidir onlar. Vicdanlara seslenen bu çığlığı duyun. Dünyanın duyduğu bu çığlığa daha ne kadar kör ve sağır kalacaksınız?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

  Kapanma Saati: 18.44

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ) , Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.47

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ) , Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

X.- SEÇİMLER

A) Hakimler ve Savcılar Kuruluna Üye Seçimi

1.- Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyeliklerine Seçim (S.Sayısı : 474)(x)

BAŞKAN – Şimdi, bu kısımda yer alan ve Anayasa’nın geçici 21’inci maddesinin (C) fıkrası uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelikleri için yapılacak seçime başlıyoruz.

Hâkimler ve Savcılar Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 7 üyelik için, her 1 üyelik için aday gösterilen üçerli Yargıtay üyesi arasından 3 üye, aday gösterilen 3 Danıştay üyesi arasından 1 üye, yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan ve aday gösterilen 3 öğretim üyesi arasından 1 üye, aday gösterilen 3 avukat arasından 1 üye, yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından aday gösterilen 3 adaydan 1 üye seçimi yapılacaktır.

Anayasa Komisyonu ile Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonca belirlenen aday listelerini okuyorum:

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 1’inci Üyelik İçin Aday Listesi:

1) Mustafa Çavuş

2) Yusuf Kuzu

3) Yaşar Şimşek

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 2’nci Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Mehmet Ademoğlu

2)  Mustafa Kurtaran

3)  Mehmet Osmanoğlu

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 3’üncü Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Alp Arslan

2)   Ziya Dinler

3)  Mahmut Kaya

Danıştay Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Cafer Ergen

2)  Cevdet Erkan

3)  Emin Sınmaz

Öğretim Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Ali Cengiz Köseoğlu

2)  İlhan Üzülmez

3)  Abdulkerim Yıldırım

Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Ülkü Soylu

2)  Şerife Taşbaşı

3)  Songül Yazar

Öğretim Üyeleri ile Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi:

1)  Ali Aydın Akpınar

2)  Ömer Faruk Aksoy

3)  Hamit Kocabey

Komisyonca her bir üyelik için ayrı ayrı belirlenen adayların adlarını gösteren oy pusulaları, adayların soyadlarının alfabe sırasına göre düzenlenmesi suretiyle Başkanlıkça bastırılmıştır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyesi seçilebilmek için ilk oylamada üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu yani 367 oy aranacaktır. İlk oylamada seçimin sonuçlandırılamaması hâlinde ikinci ve üçüncü oylamalarda üye tam sayısının beşte 3 çoğunluğunun yani 330 milletvekilinin oyunu alan adaylar seçilmiş olacaktır. Beşte 3 çoğunluğun sağlanamaması hâlinde üçüncü oylamada en çok oyu almış olan seçilecek üyelerin 2 katı aday arasından ad çekme usulüyle üye belirleme işlemi tamamlanacaktır.

Sayın milletvekilleri, oylamanın sayım ve dökümü için ad çekmek suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edilecektir. Tasnif komisyonuna ad çekmeyle belirlenen üyeler oylama işlemi bittikten sonra komisyon sıralarında yerlerini alacaklardır.

Şimdi, ad çekme işlemini gerçekleştiriyorum…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Sayın Başkanım, tasnifin daha hızlandırılması maksadıyla tasnif komisyonu 7 üye olabilir mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkanım, söz talebimiz var.

BAŞKAN - Bir saniye hepinizi dinleyeceğim.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Tasnif komisyonu 7 üyeden teşekkül edebilir mi acaba sayımın hızlandırılması için? Usul ekonomisi bakımından.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, tasnif komisyonunun kaç üyeden oluşacağı İç Tüzük’te yazılıdır. İç Tüzük, tasnif komisyonunun 5 üyeden belirleneceğini hüküm altına almıştır dolayısıyla 7 üye şeklindeki bir tasnif komisyonu teşkili mümkün bulunmamaktadır.

Sayın Altay…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonun usulüne uygun teşekkül etmediği ve referandum sonuçlarına ilişkin hukuki sürecin devam ettiği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelikleri seçimlerinin yapılamayacağına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, biz, bu seçimlerin iki sebeple bugün yapılamayacağını düşünmekteyiz. Bu sebeple de… Önce, tabii, sebeplerimizi söyleyeyim: Birincisi, Genel Kurula gelen bu listeyi teşekkül ettiren Anayasa Adalet Karma Komisyonunun teşekkülünde…

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açayım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne ve içtihatlara geçmiş uygulamalara aykırı bir yol izlenmek suretiyle, bir sayın üye istifa etmediği hâlde Komisyon üyeliğinden düşürülmek suretiyle Komisyonun, bu listeyi oluşturacak Komisyonun usulüne uygun teşekkül etmediği bizce sabittir.

İkinci husus şudur: 16 Nisan tarihinde yapılan mühürsüz referandum bizce meri olmakla birlikte meşru değil iddiamızı ana muhalefet partisi olarak müteaddit defalar dillendirdik ve bu konuda bir hukuk sürecimizin devam ettiğini hem Genel Kurulla hem kamuoyuyla paylaştık. Bizim daha bu konuda, bu referandumun sonuçları bakımından, süreç bakımından, oy verme günü yapılan, YSK’nın yaptığı iş ve işlemler bakımından burada kanun dışılık olduğu iddiamız hukuk yolları bakımından nihayete ermemiştir yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecimiz devam etmektedir. Bu sebeple bu Komisyon raporunu iade etmelisiniz. İade etmemeniz hâlinde ise İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre bir usul tartışmasıyla bu konudaki değerlendirmemizi Genel Kurulun ve kamuoyunun bilgisine daha net bir şekilde sunmak arzusundayız. Böyle bir talebimiz var.(x)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Kerestecioğlu, buyurunuz.

26.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, hem referanduma gidilen süreç hem de sonuçları meşru olmadığı için bu oylamayı da meşru bulmadıklarına ve oylamaya katılmayacaklarına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün, daha önce de ifade ettiğim gibi, referandumun, 16 Nisan referandumunun ilk ayı tamamlandı; 16 Mayıstayız. Biz bu sürecin, hem referanduma götüren sürecin hem de sonuçlarının meşru olmadığını düşünüyoruz. Bunun şu anda karşılık bulacak iki uygulaması olacak: Bir tanesi HSK üyelerinin seçimidir, diğeri de partili cumhurbaşkanlığıdır. Biz, meşru olmayan bu sonuçları tanımadığımızı ve hâlâ insanların hem hukuki olarak hem de demokratik haklarını kullanarak “hayır” oylarının peşinde olduğunu düşünüyoruz ve aynı şekilde biz de böyleyiz.

Burada seçilecek üyelerle ilgili de çok sayıda şaibe ortaya çıkmıştır maalesef. Ancak yargının, şu anda zaten siyasal olan yargının daha da siyasallaşmasından başka bir şeye hizmet etmeyecek olan bu oylamayı da meşru bulmadığımızı ve oylamaya da katılmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

(HDP milletvekillerinin Genel Kurul salonunu terk etmesi)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu görüşüyoruz. Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili Naci Bostancı konuşacaktır. Lütfen efendim, sessizliğe davet ediyorum sizi.

27.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Meclis komisyonu üyeliğini parti gruplarına ait bir hak olarak görmek gerektiğine ve referandum süreci hukuken bittiğine göre Meclisin bu çerçevede görevini yaptığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Meclis komisyonu üyelerini parti grupları bildirmektedir. Dolayısıyla, parti gruplarına ait temelde bir hak olarak görmek gerekir.

İkinci olarak, bizim iç hukukumuzda YSK bu tür seçimlerde nihai hükmü veren organdır ve 28 Nisan tarihinde nihai hükmü vermiştir. Meşruiyet tartışmalarını siyasi olarak sürdürmek mümkündür ama hukuken, yasal olarak halk oylaması bitmiştir ve onun gereğini yerine getirmek ilgili kurumların görevidir. Meclis de bu çerçevede görevini yapmaktadır. Kanaatimiz bu şekildedir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Usul tartışmasıyla ilgili ısrarımızı sürdürüyoruz efendim.

BAŞKAN – Daha o konuda görüşümü ifade etmedim Sayın Altay, ben söz isteyen tüm grup başkan vekillerine söz verdim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, ben ona binaen…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 94’üncü ve İç Tüzük’ün 64’üncü maddelerine göre Genel Kurulda tartışılan konular hakkında, ileri sürülen görüşler hakkında herhangi bir şekilde kişisel görüşümü ifade etmem ya da tartışmalara katılmam mümkün değildir. Bu nedenle ortaya konulan seçim sonuçlarının meşruiyetiyle ilgili tartışmalarda herhangi bir şekilde görüş ifade etmem mümkün değil. Ancak Sayın Altay’ın ifade ettiği bir konu var, ona ilişkin bir açıklama yapmak istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu tarafından Adalet Komisyonunda Milliyetçi Hareket Partisine düşen 1 üyelik için Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in yerine İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu aday gösterilmiştir. Bu bildirim üzerine Genel Kurulun 9/5/2017 tarihli 89’uncu Birleşiminde söz konusu seçim işlemi sonuçlandırılmıştır. Söz konusu işlemin alışılmış teamüle uygun olmadığı anlaşılmakla birlikte, oturumu yöneten Başkan olarak önceki bir birleşimde sonuçlandırılmış bir Genel Kurul kararı üzerinde bir tasarruf yetkimin bulunmadığı açıktır. Bir Genel Kurul kararı kabul edilmesiyle birlikte sonuçlarını doğurmaktadır. Dolayısıyla Bursa Milletvekili Sayın Kadir Koçdemir’in üyeliğinin sonlandırılmasına ilişkin olarak yapabileceğim bir işlem bulunmamaktadır. Burada benim siyasi parti gruplarına önerim, siyasi parti gruplarının bir araya gelerek bugüne kadar teamül olarak gelmiş olan bu konuda bir uygulama birliğini sağlamalarıdır.

Sayın Altay’ın usul tartışması talebini karşılıyorum, usul tartışmasını açıyorum.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN – Sayın Kubat lehte, Sayın Altay aleyhte…

Söz verme işlemini başlatıyorum.

İlk söz Sayın Doğan Kubat’a aittir.

Sayın Kubat, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonun usulüne uygun teşekkül etmediği gerekçesiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelikleri seçimlerinin yapılıp yapılamayacağı hakkında

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz sonra Anayasa’nın geçici 21’inci maddesi gereğince gerçekleştireceğimiz HSK seçimleri, Adalet ve Anayasa Komisyonu tarafından birlikte oluşturulan Karma Komisyon tarafından -sıra sayısı 474- görüşülüp karara bağlanıp şu anda Genel Kurulun huzuruna gelmiştir ve biz de buna göre biraz sonra seçimlere başlayacağız.

Şimdi, değerli Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili, Adalet Komisyonu üyesi bir üyenin değişiminden kaynaklı bu raporun hukuken sakat olduğu, Komisyona iade edilmesi gerektiği yönünde bir iddia ortaya attı. Biraz önce Sayın Başkanımız da ifade ettiler, geçen oturumda Milliyetçi Hareket Partisinin Adalet Komisyonundaki 1 üyesini, yine Milliyetçi Hareket Partisi İç Tüzük’ün 21’inci maddesinin ikinci fıkrasının usulde paralellik ilkesi gereğince bu komisyonlara, ihtisas komisyonlarına üye verme hakkının bir siyasi parti grubuna ait olduğunu ve bu nedenle değiştirme hakkının da kendisine ait olduğunu ifade ederek Meclis Başkanlığına yaptığı bir başvuru neticesi burada, Genel Kurulda “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında bu üye değişimi oylandı ve Genel Kurul kararıyla o yeni arkadaşımızın seçimi tamamlanmış oldu. Böylece Adalet Komisyonunun ve Anayasa Komisyonunun üye teşekkülünde herhangi bir hukuka aykırılık söz konusu olmamaktadır. Kaldı ki Komisyon 52 kişiden oluşuyor, beşte 3’ü 32 üye yapar. Seçim sonuçlarına baktığımız zaman 34 üyeyle her bir kontenjan adayın, üçer adayın, 21 üyenin seçildiğini görüyoruz. Bu aykırı kabul edilse bile -ki bana göre değil- böyle bir durum sonuca etkili bir hâl dahi değildir. Dolayısıyla, bu konuda Sayın Başkanımızın yapacağı herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Komisyon raporunu Komisyona iade etmek gibi bir durum, yetki söz konusu değildir. Şu anda yapılan seçim öncesi bu tartışma Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun değildir. Başkanımızın tutumu yerindedir.

Bu düşüncelerle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bülent Tezcan’a devrediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 16 Nisan mühürsüz seçiminde aslında milletin kabul etmediği, gayrimeşru sonuçlarının hâlâ devam ettiği referandumun sonucuna bağlı olarak Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye seçmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu toplanmış bulunuyor.

Değerli arkadaşlar, tarihimizde “sopalı seçimler” denen seçimler yaşanmıştır. Tarihimizde açık oy, gizli sayım ilkesinin uygulandığı seçimler hep tartışılmıştır ve ne yazık ki 16 Nisan halk oylaması da tarihimize kara bir leke olarak “mühürsüz seçimler” adıyla daha şimdiden yerleşmiştir. Bu seçimlerin meşruiyet sorunu hâlâ devam ederken, halk oylamasının gayrimeşru sonuçları hâlâ devam ederken bir telaş ve acele içerisinde yargının en üst kurulu olan Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye seçme işlemi yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletleri’nde Senato yüksek yargıya yargıç seçerken önce alt komitede uzun bir sorgu yapılır yüksek yargıç adaylarına, o imtihanı geçerse Senatonun önünde de ayrıca bir uzun sorguya çekilir ve bu sorgu canlı yayınlanır. Niye? Çünkü millet görsün, gerçekten oraya seçilen adaylar, yargıçlar liyakat esasına göre mi tayin ediliyor, sadakat esasına göre mi seçiliyor, tayin ediliyor diye. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tezcan, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, bir kez sizlere hatırlatmıştım, salonda büyük bir uğultu var, hatibin konuşmasını kürsüden dahi dinlemekte zorluk çekiyorum. Lütfen, sessizliğe davet ediyorum efendim sizi.

Buyurunuz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bu Anayasa değişiklik teklifinde teklifin neredeyse yüzde 90’ı ilk genel ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde yürürlüğe girecekken özellikle 2 maddesi -diğer bazı askerî yargıyla ilgili maddeleri bir tarafa bırakıyorum- derhâl yürürlüğe girecek dendi. Bunlardan birisi de Hâkimler Savcılar Kurulu. Öyle bir telaşla düzenlenmiş ki ne Karma Komisyonda ne de Türkiye Büyük Millet Meclisinde adayları dinleme imkânı dahi bırakılmamış, zaman dahi verilmemiş. Düşünün ki mesleğe hâkim ya da savcı alırken yazılı sınavla yetinmeyip mülakat yapalım diyen anlayış, oranın en üst kurulu olan Hâkimler Savcılar Kuruluna seçilecek üyeyi seçecek Meclisin onu dinlemesi için yeterli zamanı dahi tanımadan alelacele bir seçim usulü getirmiş.

Bakın, bütün bunlar şunu gösteriyor: Bağımsız yargı istenmiyor, bir yeni cemaat-siyaset ittifakıyla yargıda yeni bir tahakküm süreci oluşturulmak isteniyor. Buralarda daha önce oluşturulan cemaat ve siyaset ittifakının, bloğunun yargıyı hangi noktalara götürdüğünü ve bir terör örgütüne nasıl teslim ettiğini gördük. Şimdi görüyoruz ki hâlâ ders alınmamış, hâlâ akıllanılmamış, hâlâ yeni cemaat-siyaset ittifaklarıyla yargı dizayn edilmeye çalışılıyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak mühürsüz seçimin gayrimeşru sonuçlarının üzerine oluşturulmak istenen bu gayrimeşru yapılanmanın parçası olmayacağız. Bu gayrimeşru kaçak inşaatın parçası olmayacağız. Bu nedenle Parlamentoda bulunuyoruz ancak bu gayrimeşru inşanın parçası olarak oy kullanma noktasına gelmeyeceğiz, oy kullanmayacağız. Bu çerçevede, meşruiyet tartışması çözülünceye kadar da yargıyla ilgili tereddütler devam edecek ve bu yanlış yarın belki bu çatının üzerine başka bombaların düşmesine neden olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Tezcan, buyurunuz tamamlayınız.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu yanlışta ısrar yeni cemaat-siyaset-tarikat ittifaklarıyla dün 15 Temmuzda olduğu gibi bu Meclisin çatısına ne yazık ki yeni bombalar olarak dönebilecek. Biz, bu gayrimeşru sürecin tarih önünde de Meclis önünde de siyaset önünde de ortağı olmayacağız, oy kullanmayacağız.

Teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Sayın milletvekilleri, usul tartışmasının öncesinde konuya ilişkin görüşlerimi ifade etmiştim, o nedenle tartışma sonrasında ifade edeceğim yeni bir görüş bulunmamaktadır.

X.- SEÇİMLER (Devam)

A) Hakimler ve Savcılar Kuruluna Üye Seçimi (Devam)

1.- Hakimler ve Savcılar Kurulu Üyeliklerine Seçim (S.Sayısı : 474) (Devam)

BAŞKAN - İşleme kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Tasnif komisyonu üyelerinin seçiminde kalmıştık.

Şimdi, tasnif komisyonu üyelerini ad çekme suretiyle oluşturacağız.

Sayın Tekin Bingöl, Ankara? Yok.

Sayın Orhan Miroğlu, Mardin? Burada.

Sayın Ebubekir Bal, Diyarbakır? Yok.

Sayın Hüseyin Kocabıyık, İzmir? Yok.

Sayın Atay Uslu, Antalya? Burada.

Sayın Haydar Akar, Kocaeli? Yok.

Sayın Rafet Sezen, Edirne ? Yok.

Sayın Hayati Tekin, Samsun? Yok.

Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli? Burada.

Sayın Musa Çam, İzmir? Yok.

Sayın Hasan Turan, İstanbul? Burada.

Sayın Şahap Kavcıoğlu, Bayburt? Burada.

5 üyeyi tamamlamış olduk.

5 kişilik Tasnif Komisyonu oluşmuştur.

Şimdi oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üyeler, Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki kâtip üyeler ise İzmir'den başlayarak Mardin'e kadar, Mardin dâhil ve Mersin'den başlayarak Zonguldak'a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekilinin adını defterden işaretleyecektir. Adı işaretlenen milletvekiline 7 adet mühürlü oy pusulası ve 7 adet zarf verilecektir. Oyunu kullanan milletvekili, oy pusulalarını içeren zarfları Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulmuş olan oy kutularından herhangi birine atacaktır. Oy pusulalarında her üyelik için belirlenen aday listelerinden birer adayın isimlerinin karşısına yani kare içerisine çarpı işaretiyle işaret koyulacaktır. Oy pusulalarında birden fazla adayın isimlerinin işaretlendiği pusulalar geçersiz sayılacaktır. Oy pusulalarının her biri ayrı ayrı değerlendirilecektir. Bu hususlar, oy pusulalarında da dipnot olarak belirtilmiştir.

Oy pusulalarında oyun kime ait olduğunu belirleyecek herhangi bir işaret, imza veya karalama durumunda oy geçersiz sayılacaktır. Geçerli oy, tercihi belirten çarpı işareti dışında hiçbir işaret taşımayacaktır.

Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını rica ediyorum.

Birinci oylamada kullanılacak mühürlü oy pusulaları ve zarfları sayın kâtip üyelere teslim edilsin.

Oy pusulaları kâtip üyelere teslim edildi mi? Kâtip üyeler gruplandırmaları yaptılar mı acaba? Yedi ayrı grup yapıldı, değil mi? Bu tarafa da soruyorum: Yedi ayrı grup oluşturulmuş mudur? Evet, sorun yok.

Sayın milletvekilleri, şimdi, oylamaya başlayacağım ancak bir konuyu hatırlatmak istiyorum: Oylama gizlidir. Oy kullanan her sayın milletvekillinin oy kulübesine girerek oy pusulasını orada işaretlemesi önem taşımaktadır. Herhangi bir şekilde oy pusulasının oy kulübesi dışında işaretlenmesi hâlinde oylamayı yenileyeceğimi bilgilerinize sunuyorum.

İsmi okunmayan sayın milletvekillerine kâtip üyelerin oy pusulası vermemelerini özellikle rica ediyorum. İsmi okunmayan milletvekilleri kâtip üyelerin yanına gitmeyecektir.

Oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir yanlış anlama olmaması açısından açıkladığım bir hususu bir daha tekrarlıyorum: Yedi ayrı pusula vardır; yedi ayrı pusula, yedi ayrı zarfa konulacaktır ancak herhangi bir oy kovasına atılabilecektir tabii ki bu pusulalar.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oy kabinlerinde yığılma olmasını önlemek açısından okuma işlemini burada durduruyorum. Uygun bir zamanda, kalabalık azaldığı anda yeniden okumaya devam edeceğiz.

Kâtip üyeler, ismi okunan üyeler dışındaki kişilere bundan sonra pusula vermesinler.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oy pusulalarının oy kabininde işaretlenmesi gerekmektedir. Milletvekillerimizin bu konuya özellikle dikkat etmelerini rica ediyorum. Kabinde işaretlenmeyen, dışarıda işaretlenen oy pusulası, seçimin yenilenmesi sebebidir.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Kâtip üyelerin ismi okunmayan sayın milletvekillerine oy pusulası vermemesi gerekmektedir, kendilerine hatırlatıyorum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tekrar hatırlatıyorum, oylama gizlidir. Sayın milletvekillerinin oy pusulasını oy kulübesinde işaretleyerek zarfa koyması gerekmektedir. Oy kulübesi dışında oy pusulasının işaretlenmesi, gizliliğin ihlali anlamına gelmektedir; lütfen, bu kurala riayet edelim.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Divana göre sağ tarafta olan kulübelerde, oy kullanma kabinlerinde bir yığılma olduğunu görüyorum, solumdaki kabinlerde ise bir boşluk var. İsmini kâtip üyeye işaretletip oy pusulasını alan sayın milletvekilleri benim solumdaki kabinlerde de oy kullanabileceklerdir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Başkanım, açık kullansınlar açık, beceremiyorlar!

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Olmadığı anlaşılıyor.

Oylama işlemi tamamlanmıştır.

Oy kupaları kaldırılsın.

Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar.

Tasnif Komisyonu üyelerinin adlarını bir kez daha okuyorum: Orhan Miroğlu, Mardin; Atay Uslu, Antalya; Emin Haluk Ayhan, Denizli; Şahap Kavcıoğlu, Bayburt; Hasan Turan, İstanbul.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Tasnif Komisyonunun tutanağı gelmiştir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hâkimler ve Savcılar Kurulundaki 7 üyelik için yapılan seçimin birinci oylamasına 348 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı seçilecek üyeliklere ait aday listeleri ile birlikte aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

Tasnif Komisyonu

                                    Orhan Miroğlu                                              Atay Uslu                                     Emin Haluk Ayhan

                                          Mardin                                                     Antalya                                                     Denizli

                                  Şahap Kavcıoğlu                                                                                                           Hasan Turan

                                         Bayburt                                                                                                                      İstanbul

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 1. Üyelik İçin Aday Listesi Mustafa Çavuş                                            5 Oy

Yusuf Kuzu                                                 6 Oy

Yaşar Şimşek                                              334 oy

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 2. Üyelik İçin Aday Listesi

Mehmet Ademoğlu                                        324 oy

Mustafa Kurtaran                                         15 oy

Mehmet Osmanoğlu                                      7 oy

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 3. Üyelik İçin Aday Listesi

Alp Arslan                                                  340 oy

Ziya Dinler                                                 4 oy

Mahmut Kaya                                              3 oy

Danıştay Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Cafer Ergen                                                339 oy

Cevdet Erkan                                              1 oy

Emin Sınmaz                                               4 oy

Öğretim Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ali Cengiz Köseoğlu                                      331 oy

İlhan Üzülmez                                             4 oy

Abdulkerim Yıldırım                                      11 oy

Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ülkü Soylu                                                  23 oy

Şerife Taşbaşı                                             2 oy

Songül Yazar                                               318 oy

Öğretim Üyeleri/Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ali Aydın Akpınar                                         6 oy

Ömer Faruk Aksoy                                       3 oy

Hamit Kocabey                                            335 oy

Boş                                                           6 oy

Geçersiz                                                    15 oy

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.46

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 92’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Hâkimler ve Savcılar Kuruluna 7 üyelik için seçime devam ediyoruz.

Az önce yapılan birinci oylamada Anayasa'da öngörülen üçte 2 oy çoğunluğu hiçbir üyelik için bulunamamıştır. Bu nedenle şimdi ikinci oylamaya başlıyoruz. Bu oylamada üye tam sayısının beşte 3 çoğunluğunun yani 330 milletvekilinin oyunu alan adaylar seçilmiş olacaktır.

Sayın milletvekilleri, oylamanın sayım ve dökümü için ad çekme suretiyle 5 kişilik bir Tasnif Komisyonu tespit ediyorum ve ad çekme işlemini gerçekleştiriyorum:

İsmail Tamer, Kayseri? Burada.

Cesim Gökçe, Ağrı? Burada.

Mehmet Habib Soluk, Sivas? Burada.

Mustafa Şükrü Nazlı, Kütahya? Yok.

Yusuf Halaçoğlu, Kayseri? Yok.

Mustafa Köse, Antalya? Burada.

Ayşe Acar Başaran, Batman? Yok.

Mustafa Mit, Ankara? Yok.

Edip Semih Yalçın, İstanbul? Yok.

Necati Yılmaz, Ankara? Yok.

Jülide Sarıeroğlu, Ankara? Yok.

Zeyid Aslan, Tokat? Yok.

Bennur Karaburun, Bursa? Yok.

Sami Çakır, Kocaeli? Yok.

Didem Engin, İstanbul? Yok.

Hüda Kaya, İstanbul? Yok.

Yakup Akkaya, İstanbul? Yok.

Fatih Şahin, Ankara? Burada.

Böylece ad çekme işlemi gerçekleştirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Tasnif Komisyonuna seçilen üyeler oylama işlemi bittikten sonra komisyon sıralarındaki yerlerini alacaklardır.

Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını rica ediyorum.

İkinci oylamada kullanılacak mühürlü oy pusulaları ve zarflar sayın kâtip üyelere teslim edilmiş durumda.

Oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kürsünün solundaki kabinler boşalmış durumda. Orada imzalarını verip karşılığında pusulalarını ve zarflarını alan bir kısım arkadaşlarımız benim solumda olan kabinlerde de oylarını kullanabilirler.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye kaldı mı?

Evet, bütün üyeler oyunu kullandığına göre oylama işlemi tamamlanmıştır.

Oy kupaları kaldırılsın.

Lütfen Tasnif Komisyonu üyeleri de yerlerini alsınlar.

Ben Tasnif Komisyonu üyelerinin isimlerini tekrar okuyorum: Kayseri Milletvekili İsmail Tamer, Ağrı Milletvekili Cesim Gökçe, Sivas Milletvekili Mehmet Habib Soluk, Antalya Milletvekili Mustafa Köse, Ankara Milletvekili Fatih Şahin.

Tasnif Komisyonu üyelerimizi yerlerine alıyoruz ve tasnif işlemlerine başlıyoruz.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Tasnif Komisyonu tutanağı gelmiştir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hâkimler ve Savcılar Kurulundaki 7 üyelik için yapılan seçimin ikinci oylamasına 348 üye katılmış, kullanılan oyların dağılımı seçilecek üyeliklere ait aday listeleriyle birlikte aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

Tasnif Komisyonu

                                     İsmail Tamer                                            Cesim Gökçe                               Mehmet Habib Soluk

                                         Kayseri                                                        Ağrı                                                          Sivas

                                     Mustafa Köse                                                                                                              Fatih Şahin

                                         Antalya                                                                                                                      Ankara

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 1. Üyelik İçin Aday Listesi Mustafa Çavuş                              11 Oy

Yusuf Kuzu 2 Oy

Yaşar Şimşek                               333 oy

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 2. Üyelik İçin Aday Listesi

Mehmet Ademoğlu                         331 oy

Mustafa Kurtaran                            7 oy

Mehmet Osmanoğlu                         7 oy

Yargıtay Üyeleri Arasından Seçilecek 3. Üyelik İçin Aday Listesi

Alp Arslan                                    340 oy

Ziya Dinler 1 oy

Mahmut Kaya                                 3 oy

Danıştay Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Cafer Ergen 341 oy

Cevdet Erkan                                 2 oy

Emin Sınmaz                                  3 oy

Öğretim Üyeleri Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ali Cengiz Köseoğlu                       333 oy

İlhan Üzülmez                                4 oy

Abdulkerim Yıldırım                         7 oy

Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ülkü Soylu 9 oy

Şerife Taşbaşı                                4 oy

Songül Yazar                                334 oy

Öğretim Üyeleri/Avukatlar Arasından Seçilecek Üyelik İçin Aday Listesi

Ali Aydın Akpınar                        6 oy

Ömer Faruk Aksoy                       2 oy

Hamit Kocabey                           337 oy

Boş                                          2 oy

Geçersiz                                    16 oy

BAŞKAN – Evet, böylece Tasnif Komisyonu üyelerine de teşekkür ediyoruz ayrıca.

Sayın milletvekilleri, bu sonuca göre, aşağıda ismini okuyacağım adaylar, yapılan 2’nci oylamada Anayasa’da öngörülen beşte 3 oy çoğunluğunu sağlamış ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyesi seçilmişlerdir.

Yargıtay üyeleri arasından seçilen 1’inci üyelik için Yaşar Şimşek, Yargıtay üyeleri arasından seçilen 2’nci üyelik için Mehmet Ademoğlu, Yargıtay üyeleri arasından seçilen 3’üncü üyelik için Alp Arslan, Danıştay üyeleri arasından seçilen üyelik için Cafer Ergen, öğretim üyeleri arasından seçilen üyelik için Ali Cengiz Köseoğlu, avukatlar arasından seçilen üyelik için Songül Yazar, öğretim üyeleriyle avukatlar arasından seçilen üyelik için Hamit Kocabey seçilmişlerdir.

Hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Emeği geçen tüm milletvekillerine, tüm çalışanlarımıza, kâtip üyelerimize, Tasnif Komisyonu üyelerine, uzmanlarımıza, stenograflara, herkese çok çok teşekkür ediyorum.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 17 Mayıs 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 02.12

XII.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/07/2016-31/12/2016 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2016 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, tasarılar, teklifler ve tezkereler(x)



(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) 474 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu konuşmaya ilişkin düzeltme 17/5/2017 tarihli 93’üncü Birleşim Tutanağı’nın 47’nci sayfasındadır.

(x) Komisyonlar Bülteni tutanağın sonuna eklidir.