TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           90’ıncı Birleşim

                                                                                  10 Mayıs 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, Engelliler Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, toplantı ve gösteri özgürlüklerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Engelliler Haftası’na ve Berat Gecesi’ni kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Genel Kurulu ziyaret eden Sinop’tan gelen tüm annelere hürmetlerini sunduklarına ve Anneler Günü’nü kutladıklarına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Kocaelispor’a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Altay’a ve mücadele eden tüm takımlara başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, geçen hafta yayımlanan Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’yle öğrencilerin daha güvensiz koşullarla ve yeni istismarlarla karşılaşması tehlikesinin yolunun açıldığına ilişkin açıklaması

2.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Berat Kandili ile Anneler Günü’nü kutladığına, Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretlerde bulunan hainleri şiddetle lanetlediğine ve şu anda Genel Kurulda misafir olan Sinop’tan gelen annelerin önünde saygıyla eğildiğine ilişkin açıklaması

3.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, kısa bir süre önce yenilenen Sivas Öğretmenevi’nin başka bir yere taşınma kararına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, asgari ücretin açlık sınırının altında olduğuna ve Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Tarsus ilçesinde altı aydır esrarengiz bir şekilde devam eden kazı çalışmasıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Amerika Birleşik Devletleri’nin YPG terör örgütüne ağır silah desteği verilmesi yönündeki kararına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Niğde iline özellikle seçim dönemlerinde vaat edilen desteğin verilmediğine ilişkin açıklaması

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Atatürk’e ve maneviyatına iftira atan kişilere hukuk sürecinin başlatılmasının bir nebze de olsa sevindirici olduğuna ve FET֒ye övgüler düzen Mustafa Armağan’a bunca zaman neden bir işlem yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Kocaelispor taraftarının maça gidebilmesi için hafta sonu Antalya-İzmit arası uçak seferleri düzenlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Veysel Karani Haftası ile Engelliler Haftası’na ve Berat Gecesi’ni kutladığına ilişkin açıklaması

12.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, iki yıl önce yaşanan bir olayda katil zanlısı olan Mert Zülfikar’ın ailesinin gücünü kullanarak yurt dışına kaçtığına ve bu şekilde adaletten kurtulabiliyorsa o ülkede hukuktan söz etmenin mümkün olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, cezaevlerinde pek çok hasta tutsak bulunmasına rağmen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın uyku apnesi sebebiyle tahliyesi kararının vicdanları sızlattığına ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İzmir Karaburun Yarımadası’nda yapılmak istenen balık çiftlikleri projesiyle ilgili kararını gözden geçirmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Türkiye'de kadın cinayetlerini önleme anlamında Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Berat Gecesi’ni kutladığına, Engelliler Haftası’na, Amerika Birleşik Devletleri’nin YPG terör örgütüne ağır silah desteği verilmesi yönündeki kararının kabul edilemez olduğuna, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret içeren değerlendirmelerle ilgili soruşturma başlatılmasının memnuniyet verici olduğuna ve Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Berat Gecesi’ni kutladığına, Engelliler Haftası’na, 10 Mayıs Danıştayın kuruluşunun 149’uncu yıl dönümüne ve Danıştay Başkanının bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Berat Gecesi’ni kutladığına, Atatürk hakkında tarihle, bilimle, insanlıkla ilgisi olmayan birtakım ifadelerde bulunanları şiddetle kınadığına, Engelliler Haftası ile Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ve Amerika’nın YPG’ye ağır silahlar vermesinin Suriye’nin barışına aleyhte etki yapacağına ilişkin açıklaması

20.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Meclisin Atatürk’e hakaret eden Mustafa Armağan’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Derin Tarih dergisine aboneliği hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, Çukurova bölgesindeki mısır üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/522)

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/523)

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/524)

 

B) Tezkereler

1.- Dilekçe Komisyonu Üyeleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonun, Kamu Denetçiliği Kurumu 2013, 2014 ve 2015 yılı raporları hakkındaki 289 sıra sayılı Raporu’nun İç Tüzük’ün 88’inci maddesine göre Komisyona geri verilmesine dair tezkeresi (3/1009)

 

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/37) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, 4/C statüsündeki çalışanlar için yapılan çalışmalara ve 4/C’lilerin kadroya alınmalarına yönelik bir talimatı bulunup bulunmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12819)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2017 yılları arasında görev yapan bakanlık müşavirlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12837)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan basın müşavirlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12838)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan özel kalem müdürlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12839)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Çalışma ve İş Kurumu Şanlıurfa İl Müdürlüğü tarafından vatandaşların başvurularının kabul edilmediğine dair iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12841)

6.- Mardin Milletvekili Ali Atalan’ın, Toplum Yaranına Çalışma Programı kapsamında yapılan işe alımlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12845)

7.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, İzmir’de bir üniversite kantininde çalışan kadının referandum tercihi sebebiyle işten çıkarıldığı iddiasının soruşturulmasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12946)

10 Mayıs 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Engelliler Haftası münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’a aittir.

Buyurun Sayın Karaburun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, geçen yıl da söyledik, şu yakışmıyor. Buraya Meclis tarafından bir otomatik kaldırma…

BAŞKAN – Ona bakalım inşallah yani olabilecek en uygun şey neyse.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vallahi Başkanım, ben altı yıldır milletvekiliyim, her yıl bunu söyledik ama.

BAŞKAN – Sayın Karaburun, buyurun efendim.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Bennur Karaburun’un, Engelliler Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

BENNUR KARABURUN (Bursa) – Selâmün aleyküm.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle Berat Gecenizi en kalbî duygularımla kutlar, bu vesileyle Cenab-ı Allah’tan tüm dualarınızın kabul olmasını dilerim.

Engellilik Türkiye’de on beş yıl öncesine kadar pek de gündemde olmayan bir konuyken 2002’de başlayan AK PARTİ hükûmetleriyle birlikte, aynı, medeni hizmetin, insanlık anlayışının, gelişmişlik göstergesinin temel noktası hâline gelmiştir. 2002 yılıyla birlikte, engelliler devlet nezdinde belki de ilk kez muhatap alınmaya başlandı. 2005’te Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Türkiye’de ilk defa engellilere yönelik kanun çıkarılmasıyla, engellilere eğitimde, sağlıkta, istihdamda fırsat eşitliği sağlanması için çalışmalara başlandı. Engelliler Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin ilgili diğer mevzuatlarla birlikte 1.500 maddelik bir engelliler hukuku oluşturuldu ve tabii ki en önemlisi ayrımcılık yasaklandı. Bu, neresinden bakılırsa bakılsın, devlet nezdinde bir zihniyet devrimiydi.

Kurulduğundan bugüne, AK PARTİ, tüm çalışmalarında engellileri içselleştiren, engellilerin sorunlarını sahiplenen ve engellileri çözüme dâhil eden bir parti oldu. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 2013 İnsani Gelişmişlik Raporu’nda, Türkiye, insani gelişme açığını kapatan 9’uncu ülke olarak yer almıştır. Bu durum da toplumsal bir bilinç değişikliği ve zihniyet dönüşümüyle ülke sathında her geçen gün daha da belirgin hâle gelmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, bugünün Türkiyesinde daha da iyisini oluşturmak adına engellilere yönelik kanunlarımızı, mevzuatlarımızı yeniden düzenliyor ve çalışmalarımızı bu minvalde şekillendiriyoruz.

Engelliler Haftası, 1982 yılından bu yana Birleşmiş Milletlere üye olan ülkelerde ve ülkemizde her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında etkinliklerle kutlanmaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi olarak biz, devletin milletin esenliği için var olduğuna, milletin esenliğinin de her kesimin kendisi için söz hakkı bulabildiği ve hizmete ulaşabildiği bir toplumla gerçekleşebileceğine inanıyoruz. AK PARTİ olarak misyonumuz, engellilerin başta eğitim, sağlık, rehabilitasyon ve istihdam hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanmalarının önündeki engelleri kaldırmaktır. Toplumun her kesimiyle iş birliği içinde gerçekleştirilen çalışmalarımız neticesinde bugün engellilerimizin ihtiyaç duyduğu her alanda önemli rakamlara ulaşıldı. Bu sayede ülkemiz engelli hakları bakımından dünyada öncü konumda. Sosyal ve ekonomik sebeplerle muhtaç durumda olan engellilerin de öncelikle aile ortamında bakım ve korumalarının sağlanmasını, aile yanında bakımı sağlanamayanlara ise bakım ve koruma hizmetleri sunmayı amaçladık. Ailelere vereceğimiz desteğin, bütün alanlarda sorunun yükünü hafifleteceğine ve hayatı kolaylaştıracağına inanıyoruz. Onun için, diğer hizmet alanlarında olduğu gibi engelli hizmetlerinde aileyi bir çözüm birimi olarak görüyoruz. Aile odaklı yürüttüğümüz engelli hizmetlerinde de kaliteyi yakalamamız kuşkusuz zihniyet dönüşümünün gerçekleştirilmesiyle ve farkındalığın artırılmasıyla mümkün olur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Mecliste grubu bulunan dört siyasi partinin de ortak önergesiyle çölyak hastalığının sebep ve sonuçlarına ilişkin Meclis araştırma komisyonunun hastalığın önemine uygun bir hamle olduğu görülmüştür. Engellilere yönelik Meclisimize getirilen tüm düzenleme ve tekliflerin Meclisteki tüm taraflarca desteklendiğini müşahede etmekten bir engelli hem de yüce Meclisimizin bir üyesi olarak büyük memnuniyet duymaktayım. Bu anlamda, AK PARTİ’ye, çölyak hastaları ve tüm engelliler adına, Mecliste siyasi partilerin grup başkan vekillerine duyarlılıkları ve hassasiyetleri için teşekkür ediyorum. Toplumsal bir mesele hâline gelmiş çölyak hastalığının araştırılması bu hastalıktan etkilenen tüm vatandaşlarımız için umut verici olmuştur.

Engelliler için devlet, siyasi partiler, sivil toplum, yerel yönetimler, hasılı, hepimizin yapması gereken çok işimiz var. Biz engellilik alanında üzerimize düşenin ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Engellilerimizin bizden beklentilerini hayata geçirmek, beklentilerinin ötesine geçerek onlara hizmet sunmak AK PARTİ olarak bizim çalışmalarımızdaki en büyük teşvikimizdir. Bu yüzden, tüm kurumlarımızı harekete geçirecek öncü çalışmalar yapmaya ve sivil toplumun gerçekleştirdiği çalışmaları desteklemeye önem veriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BENNUR KARABURUN (Devamla) – Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı tarihlerde gerçekleşen Engelliler Haftası’nın engellilerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, tüm engellilerimizi sevgiyle selamlıyor ve son olarak şu mesajımı iletmek istiyorum: Engelli olmak hayatın hiçbir alanında hiçbir şeye engel değildir; her şeyi yapabilir, her alana uzanabilirsiniz. Engellilerle birlikte yaşama kültürünü uygulamak, yaygınlaştırmak hedefiyle, farklılıklarımızın zenginleştirdiği günleri birlikte paylaşmak dileğiyle yüce Meclisimizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaburun.

Gündem dışı ikinci söz, toplantı ve gösteri özgürlükleri hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’a aittir.

Sayın Doğan, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

2.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, toplantı ve gösteri özgürlüklerine ilişkin gündem dışı konuşması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce ülkemiz engelli yurttaşlarının engelsiz bir dünyada, engelsiz olarak yaşamalarını diliyorum.

Sayın Başkan, Türkiye'nin genel durumunun oldukça endişe verici bir düzeye geldiğini hep birlikte görmekteyiz. İç ve dış siyasette düşman yaratmaktan başka hiçbir şeye yaramayan başarısız politikalar sonucu ekonominin giderek kötüleştiği, işsizliğin en yüksek seviyeyi gördüğü bu dönemde iktidar sahipleri hatalarından ders çıkarmak yerine hâlâ ısrarla aynı yanlışları sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle 7 Haziran seçimleri sonrasında halkın iradesi yok sayılarak seçimlerin yenilenmesiyle başlayan süreç Anayasa’ya aykırı bir biçimde dokunulmazlıkların kaldırılması, 15 Temmuz darbe girişimi, partimiz vekillerinin hukuksuz bir biçimde tutuklanması ve eşit olmayan koşullarda gerçekleştirilen, meşruluğu tartışmalı bir referandumla taçlandırılmıştır. Bu ülkenin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanlarının, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın cezaevlerinde rehin tutularak demokratik siyasetten tasfiye edilmeye çalışılması, yine bu süreçte Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın ve Diyarbakır Milletvekilimiz Nursel Aydoğan’ın vekilliğinin hukuka aykırı bir biçimde düşürülmesi bu süreci giderek derinleştirmektedir. 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın lütfu olarak görenler, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir biçimde OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle on binlerce kamu emekçisini bir gecede işten atmış, onlarca TV kanalını ve basın yayın organını hiçbir gerekçe sunmadan kapatmış, derneklerin kapılarına kilit vurulmuş, yüz binlerce insan maalesef mağdur edilmiştir.

Şimdi sizlere OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle işinden edilmiş 2 emekçiden bahsetmek istiyorum. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça. Akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça işlerini geri alabilmek, adil bir yargılanmayla kendilerini savunabilmek adına altmış üç gündür açlık grevindeler. Doktorlar bundan sonraki sürecin son aşama olduğunu belirtiyorlar. Hükûmet yetkililerinden, Adalet Bakanından, Sağlık Bakanından tek bir cümle duyamıyoruz. Bu insanlar bu ülkenin vatandaşları, yurttaşları değil mi? Neden susuyorsunuz arkadaşlar?

Kanun hükmünde kararnameyle işten atıldığınızda başınıza neler geldiğini buradan isterseniz biraz aktarmaya çalışayım. Bir kere, kanun hükmünde kararnameyle atıldığınızda artık sağlık güvenceniz yoktur, herhangi bir sağlık kurumuna gittiğinizde sizi muayene etmiyorlar. Artık hiçbir kamu kurumunda ya da yarı kamu kuruluşunda dolaylı ya da doğrudan çalışamıyorsunuz. Yurt dışına gidip iş aramak gibi bir şansınız da yok çünkü mevcut pasaportunuz geçersiz ve sizlere turistik pasaport da verilmiyor. İşsizlik maaşından yararlanamıyorsunuz, hiçbir şekilde yardım almanız mümkün değil, bu insanları ve bakmakla yükümlü oldukları ailelerini tamamen açlığa mahkûm ediyorsunuz. Zaten başlı başına hak ihlalleri silsilesi olan süreç karşı dava açmamakla, savunma yapmamakla, o rektörün hoşuna gitmemek, bu meslektaşın hırsına kurban olmak, sosyalist olmak, demokrat olmak, Alevi olmak, muhalif olmak gibi gerekçelerle taçlandırılmış durumda. Şimdi, Yüksel Caddesi’ndeki sevgili arkadaşlarımız diyor ki: “Bizi açlığa mahkûm ettiniz.” Durum bu kadar net arkadaşlar. Şimdi, buradan soruyorum: Bu insanlar ne yapmalı sayın milletvekilleri? Hak aramak bu anlamda onları ölüme terk etmek midir?

Bir başka örnekle de sizi tekrar bilgilendirmek istiyorum değerli milletvekilleri. Dersim’e gittim, Pir Seyit Rıza’nın anıtı önünde Dersim katliamıyla ilgili bir anma programı vardı, ben şunu öğrendim. Kayyum olarak atadığınız insan, vali, bir hafiye gibi çalışıyor; toplantı ve gösterilere özgürlük, demokrasi, barış istemli her türlü toplantıya katılanları teker tespit ediyor ve -çok ilginç- ecrimisil uygular gibi “Siz bu alana geldiniz, işgal ettiniz, size para cezası kesiyorum.” diyor ve insanlar en küçük demokratik haklarını kullanmaya sınırlandırılmış durumdalar, bu kabul edilemez arkadaşlar.

Bir de ikinci bir husus, yetmiş altı gündür evladının cesedini bekleyen bir baba var. Dersim’de Pir Seyit Rıza’nın anıtı önünde yatıyor, evladının cesedini bekliyor. Evladı ne olursa olsun, hangi mücadele içerisinde olursa olsun, demokratik olsun, demokratik olmasın, bir babanın ölen evladının cesedini almaya hakkı vardır arkadaşlar. Türkiye nereye gidiyor? Bu kabullenilemez, devlet aklını yitiremez bu şekilde; büyük bir zafiyet var, bu iyiye gidiş değil. Bu anlamda devleti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - …devletin bu güçlerini, valisini buradan uyarmak zorundayız arkadaşlar.

BAŞKAN – Siz de tamamlayın lütfen.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Gerçekten kötü bir sürece gidiyoruz, bu kabullenilecek bir şey değil. Bir babanın gayet insani olan talebi nasıl yerine getirilemez? Bu çocuğu ne oldu? Çatışmada öldürüldüyse cesedi nerede? Bunların cevaplandırılması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Doğan.

Gündem dışı üçüncü söz, değişen Özel Yurtlar Yönetmeliği hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’a aittir.

Sayın Karabıyık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’ne ilişkin gündem dışı konuşması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle tüm İslam âleminin Berat kandilini kutluyorum ve hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Çok uzun süre önce değil, öğrencilerle ilgili, barınmayla ilgili, yurtlarla ilgili çok büyük sorunlar yaşadık; Karaman’da yaşadık, Aladağ’da yaşadık, İzmir’de yaşadık, kimi basına yansıdı, kimi yansımadı. Aynı zamanda şunu biliyoruz ki bir ülkede devlet, çocukların eğitimini, barınmasını, korunmasını sağlamak zorunda; bu, devletin asli görevlerinden ve sorumluluğu dâhilinde. Burada denetim de son derece önemli. Geçmişte yaşanan tecavüz hadiselerinde, yangında, bütün olaylarda hep şunu söyledik, dedik ki: “Ortaokul düzeyinde gerçek ve tüzel kişiler yurt açamazlar.” Sadece devletin açması gerektiğini ifade ettik. Açmışlar ise de bunların illegal olduğunu söyledik ama bugün geldik, illegal dediğimiz uygulamaları legal hâle getirecek yönetmelik hazırlandı ve yayımlandı. Biz bunun son derece yanlış olduğunu söylemek istiyoruz, her zaman da söyledik ve söylemeye devam edeceğiz.

Şimdi, yönetmeliğe bakarsak, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından Özel Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle artık ortaokul öğrencileri için de özel yurt açılabiliyor. Bu yeni yönetmelik, birçok sorunun yaşandığı ortaokul öğrencileri için yasal olmayan özel öğrenci yurdu ve pansiyonları yasallaştırmış oluyor değerli vekiller. Ortaöğretim ve yükseköğretim düzeyindeki öğrenci yurdu açma, işletme usul ve esasları Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği’yle düzenlenmişti ancak ardından 6/5/2017 yani birkaç gün önceki tarihli gazetede yayımlanarak Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’yle tekrar yeni bir düzenleme yapıldı ve değiştirildi. Yayımlanan bu yönetmelikle 2004 tarihli Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği de maalesef yürürlüktün kaldırılmış oldu. Buna göre, gerçek ve tüzel kişilere ortaokul düzeyinde yurt açma izni veriliyor. Ayrıntısına baktığınızda özel yurtların açılması için en az 40, pansiyon için 30, apart ve stüdyo daire için 10 öğrenci şartı getiriliyor.

Şimdi, buraya dikkat çekmek istiyorum: “Kurumlarda geçici barınma” adı altında ortaöğretim kurumlarında yükseköğretim öğrencilerinin, yükseköğretim yurtlarında ortaöğretim öğrencilerinin barınmalarına da izin veriliyor ki sayın vekiller, bu, çok yanlış, pedagojik açıdan da son derece zararları olan bir uygulama.

Yine, “Kurumların denetimi il millî eğitim müdür yardımcısı ya da şube müdürünün başkanlığında şube müdürü ve resmî ortaöğretim kurumu müdürü tarafından yapılacak.” deniyor. Yani, burada aslında müfettişlerin denetim yetkisi de saklı tutuluyor.

Gerçek ve tüzel kişilere ortaokul düzeyinde yurt açma izni verilmesi zaten doğru değil. Telafisi mümkün olmayan zararları geçmişte de gördük, bundan sonra da görebiliriz; bunu belirtmek istiyorum. Ortaokul düzeyinde açılacak yurtlar mutlaka Millî Eğitim Bakanlığı tarafından işletilmeli ve denetlenmeli. Bunun yanı sıra, “Bu kurumları denetlemesi gereken maarif müfettişlerinin denetim hakkı saklı tutulur.” diyor ama maarif müfettişlerinin denetlemediği kurumlarda siyasi yandaşlık ön plana çıkabilir, istismar vakalarının da üstü çok rahat örtülebilir.

Ayrıca, gerçek ve tüzel kişilere yurt, pansiyon açmanın yanı sıra bir de 10 öğrenciyle apart ve stüdyo açma yetkisi veriyorsunuz. Bunun anlamı, bir apartman dairesi kiralayan tüm gerçek ve tüzel kişiler bu evleri açabilecek, istismar vakaları bu tür kurumlarda artacak. Karaman’da, Aladağ’da, İzmir’de yaşanan olaylar tüm kamuoyunun vicdanını sızlatmıştı, bunları burada defalarca söyledik, ifade ettik. Zaten Millî Eğitim Bakanlığı, şu anda ortaokul öğrencilerinin sadece yüzde 1’ine hizmet verebiliyor yurt anlamında, barınma anlamında, nedense bütün yatılı ilköğretim bölge okullarını da kapatıyor; yüzde 37,6’ya indi, 67 oranında bir azalma söz konusu. Yani, bunun anlamını bilmek gerçekten mümkün değil, neden böyle yapıldığını gerçekten anlamak mümkün değil.

Tabii ki, yurtlar siyaset yuvası hâline geldi, burada amaç belli. Biz sürekli “Devlet yurtları yapsın.” derken, “Hayır devlet yapmayacak, vakıflara bırakacağız.” şeklinde bir diretme söz konusu. O zaman amaç, çocuklara barınma sağlamak değil de, çocukları siyaseten şekillendirmek mi? Eğer barınma sağlamak amaç olsaydı çocukların maksimum yararı dikkate alınırdı ve uygulama bu şekilde devam etmezdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen siz de bir dakikada.

Buyurun.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Buraya dikkat çekmek istiyorum: Yaşanan kötü olayların tekrar devam etmesini anneler olarak, babalar olarak, bu ülkenin vatandaşı olarak hiç kimse arzu etmez. Bu nedenle buradaki tehlikeyi görmek lazım. Biz bunlara, bu yurtlara illegal derken şimdi bunları legal yapmak gerçek durum, fiilî durum hikâyesidir ve bunun da yanlış olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karabıyık.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Engelliler Haftası’na ve Berat Gecesi’ni kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Dünya Engelliler Haftası bu hafta. Dünyanın dört bir yanında ve ülkemizde vermiş oldukları mücadeleyle yılmadan ve yorulmadan azimle herkese örnek olan engelli kardeşlerimiz, bugün giderek artan sosyoekonomik standardı ve her türlü problemlerinin çözümüne yönelik iyileştirmelerle yarınlarını çok daha anlamlı bir şekilde inşa etmektedirler.

Başta Meclisimiz, Hükûmetimiz ve devlet kuruluşları olmak üzere, kendi kendilerine yetebilecekleri ve sorunsuz bir hayat sürmeleri için çabalarımız her zaman olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Yapılan her türlü bilinçlendirme çalışmaları, ele alınan faaliyetler, çıkarılan kanunlar ve kurumsallaşmaya dayalı hizmetlerle vatandaşlarımızın sahip oldukları haklarını, hukukla, eğitimle ve istihdamla bir bütün olarak düşünerek insan onuruna yakışır bir hayat sürdürmeleri için kendileriyle beraber çalışmaktayız. Kardeşlerimizin karşı karşıya bulundukları riskleri en aza indirip koruyucu ve yönlendirici bir ulusal politika izleyerek hareket etmek arzusu içinde olmamız en önemli vazifelerimizin başında gelmektedir. Üreten, sosyal hayatın bütün alanlarında aktif biçimde yer alabilen bağımsız bireyler olarak yer alabilmeleri için her alanda gereken duyarlılığın artmasını sağlamamız da başlıca görevlerimiz arasındadır. Bu manada Dünya Engelliler Haftası vesilesiyle ülkemizdeki tüm engelli vatandaşlarımızın bu anlamlı gününü tebrik ediyor, hak ettiklerini her zaman almaları gerektiği engelsiz bir dünya düşüncesiyle en içten selam ve saygılarımı sunuyorum.

Ayrıca, bu gece İslam âlemi açısından son derece önemli olan mübarek Berat Gecesi. Gecenizi hayırlıyorum, Beratın insanlığın kardeşliğine, barışa ve herkesin beraatına, affına, günahlarından arınmasına vesile olmasını diliyorum. Dua ve dileklerimizle birlikte tüm müminlerin bu mübarek gecesini bir kez daha kutluyorum bu vesileyle.

Şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine, ilk 15 arkadaşımıza, İç Tüzük 60’a göre birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Özdemir, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, geçen hafta yayımlanan Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’yle öğrencilerin daha güvensiz koşullarla ve yeni istismarlarla karşılaşması tehlikesinin yolunun açıldığına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği’yle öğrencilerin daha güvensiz koşullarla, yeni istismarlarla karşılaşması tehlikesinin yolu da açıldı. Gerçek ve tüzel kişilere ortaokul ve yükseköğretim düzeyinde yurt, pansiyon, apart ve stüdyo daire açma hakkı getirildi, denetimi ise Bakanlığın kişisel tercihlerine bırakıldı. “Geçici barınma” adı altında ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin aynı odada kalmasının yolu açıldı. Öğrencilerin güvenli ve sağlıklı koşullarda barınma ve yurt ihtiyacını bilinçli olarak karşılamayan mevcut siyasi iktidar, cemaatlere emanet ettiği bu alanı şimdi de hangi cemaatlerin insafına bırakıyor?

Buradan tüm ailelere sesleniyorum: Lütfen, sizler de bu yönetmelikle çocuklarımızın güvenliğinin kimlere emanet edildiğini görün ve bu düzenlemeye tepkinizi gösterin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal’ın yerine Sayın Karadeniz, buyurun.

2.- Sinop Milletvekili Barış Karadeniz’in, Berat Kandili ile Anneler Günü’nü kutladığına, Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretlerde bulunan hainleri şiddetle lanetlediğine ve şu anda Genel Kurulda misafir olan Sinop’tan gelen annelerin önünde saygıyla eğildiğine ilişkin açıklaması

BARIŞ KARADENİZ (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Öncelikle kandilimiz mübarek, dualarımız kabul olsun.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e, değerli annesi Zübeyde Hanım’a, eşine ve manevi kızına akla sığmaz hakaretlerde bulunan hainleri şiddetle lanetliyorum. Bizim için çok anlamlı olan bu günde hiç üşenmeden Sinop’tan gelen annelerimizle birlikte Ulu Önderimizi ziyaret ettik. Sinop Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisiyle birlikte gelen 93 yaşında Ayşe Cenal ve 84 yaşındaki Hasibe Akkoca ve 45 annemizle birlikte onu minnetle andık. Annelerimiz Atatürk’ü bizlere armağan eden Türk milletinin annesi Zübeyde Hanım’ı da özlemle yâd ettiler, hepsine teşekkür ediyorum. Bu kutsal çatı altındaki milletvekillerimizin ebediyete intikal etmiş annelerine Allah’tan rahmet diliyorum, hayatta olan annelerin, şehit annelerinin ve izin verirseniz kendi annemin ellerinden öpüyorum. Tüm ulusumuzun şimdiden Anneler Günü’nü kutluyorum. Sinop’tan gelen, şu anda Genel Kurulda misafir olan annelerimizin önünde saygıyla, hürmetle eğiliyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karadeniz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Genel Kurulu ziyaret eden Sinop’tan gelen tüm annelere hürmetlerini sunduklarına ve Anneler Günü’nü kutladıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Biz de Meclis Başkanlık Divanı olarak Sinop’tan gelen tüm annelerimize en derin saygılarımızı, hürmetlerimizi sunuyoruz. Anneler Günü’nü kutluyor ve tüm annelerin ellerinden öpüyoruz.

Sayın Akyıldız, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, kısa bir süre önce yenilenen Sivas Öğretmenevi’nin başka bir yere taşınma kararına ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas’ta Pulur Mahallesi’nde herkesin rahatlıkla ulaşabileceği merkezî bir yerde bulunan, içinde de iki adet düğün salonu ile özellikle de ekonomik anlamda sıkıntısı olan benim Sivaslı kardeşlerime hizmet vermekte olan Sivas Öğretmenevi, çok kısa bir süre önce 500 bin liranın da çok çok üzerinde bir maliyetle tadilat yapılarak yenilendi. Şimdi, ne değişti de öğretmenevinin başka bir yere taşınması kararı alındı? Madem böyle bir niyetiniz vardı öyleyse bu kadar masrafı neden yaptınız? Tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan bu parayı çöpe atmakla kul hakkı yediğinizin de farkında mısınız? Gerçi sizin için kul hakkının önemli olmadığını, varsa yoksa bazı yandaşları zengin etmenin çok daha önemli olduğunu bugüne kadar yaptığınız uygulamalarla göstermiştiniz.

Buradan Sayın Millî Eğitim Bakanımıza, kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yaparak özür dileyip bu yanlıştan derhâl geri dönülmesini öneriyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, asgari ücretin açlık sınırının altında olduğuna ve Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, asgari ücret açlık sınırının altındadır. Bu sebeple asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız mağdur durumdadır. Bu asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın bu mağduriyeti ne zaman giderilecektir?

Engellileri yok saymak insanlığı yok saymaktır. Engelliler Haftası’nı kutluyorum. Ancak kamu kurumlarında ve aynı zamanda özel işyerlerinde yasa uyarınca istihdam edilmesi gereken engellilerin yerine engelli olmayanlar çalıştırılmaktadır. Bu, engelli vatandaşlarımızın mağduriyetine yol açmaktadır. Yasa uyarınca sürekli engelli sayısının artmasından dolayı istihdam alanı engellilere açılmamaktadır. Engellilere istihdam alanının açılması için -yasayla ilgili- bir teklif verdik, bu oranın artırılmasını bekliyor, selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Tarsus ilçesinde altı aydır esrarengiz bir şekilde devam eden kazı çalışmasıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Mersin’in Tarsus ilçesinde tam altı aydır esrarengiz bir kazı çalışması devam ediyor. Kazı alanı Özel Harekât ekiplerince ve uzun namlulu silahlarla korunuyor, alana milletvekilleri dahi sokulmuyor.

Konuyla ilgili olarak verdiğim soru önergesine AKP Hükûmeti cevap veremedi, Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde yaptığım başvuruya cevaben bugüne kadar sadece testi parçalarının çıkarıldığı belirtildi. Bu, hiç inandırıcı değildir. Halktan ne saklanıyor? Bu kazı alanında ne aranıyor? Gerçekte ne bulundu? Roma dönemine ait ve milyonlarca dolar değerindeki Dakyanus hazinesinin yurt dışına çıkarıldığı doğru mudur? Paha biçilemeyen bir inci bulunduğu doğru mudur? Kazıyı Cumhurbaşkanı adına eski bir AKP milletvekilinin takip ettiği iddiaları doğru mudur? Bu iddialar AKP Hükûmeti tarafından derhâl cevaplandırılmalıdır.

Teşekkür ederim.

Sayın Yılmaz…

6.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz’ın, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Amerika Birleşik Devletleri’nin YPG terör örgütüne ağır silah desteği verilmesi yönündeki kararına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle milletvekillerimizin ve aziz milletimizin Berat Gecesi’ni tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Bilindiği üzere, Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin dün ilan ettiği PKK’nın Suriye kolu YPG terör örgütüne ağır silah desteği verilmesi yönündeki kabul edilemez kararı, bize, ABD’nin öteden beri bölgede devam ettirdiği terör örgütleri eliyle etnik ve mezhebî çatışmaları körükleyen yıkıcı kaos stratejisinin devam ettiğini gösteriyor.

Sözde “terörle mücadele” adı altında terör örgütleriyle iş tutmak bölgemizde barışa değil terörü ve kaosu artırmaya hizmet eden bir yaklaşımdır ve bundan vazgeçilmelidir. Biz bölgemizde barış istiyoruz. Terör örgütlerini destekleyerek de barış tesis edilemez, terör terörle temizlenemez.

ABD yönetiminin bölgemizde kan ve gözyaşını artıracak, çatışmaları körükleyecek bu yanlış kararı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Benli…

7.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Engelliler Haftası vesilesiyle söz almış bulunmaktayım. Sonuçta her birimizin de engelli adayı olduğu gerçeği bu konunun hayati önemi olduğunu göstermekte. Sonuçta hepimiz farklıyız, hepimizin farklı engelleri var ve bu engelleri ancak beraberce mücadele ederek aşabiliriz. AK PARTİ de her türlü engeli aşabilmek için engellilere olan bakış açısını tümden değiştirdi, bu yöndeki sosyal politikaları yardım değil hak eksenli bir anlayışla gerçekleştirdi, özellikle de 2005 yılında çıkardığı Engelliler Hakkında Kanun’la bu alanda çığır açtı. Bu kanunla ilk defa evde bakım ve evde sağlık hizmetlerinin sunulması, engellilerin eğitimde fırsat eşitliğine kavuşması gibi pek çok çalışmanın gerçekleşmesine imkân tanıdı ancak daha fazla sonuç alabilmek için beraberce mücadele etmeye devam etmek durumundayız. Biliyoruz ki bir arada olursak aşamayacağımız engel yok. Engeli ne olursa olsun herkesin, haklarını kullanmasını sağlayabiliriz, yeter ki gönüllerdeki engelleri kaldıralım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gürer…

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Niğde iline özellikle seçim dönemlerinde vaat edilen desteğin verilmediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Halkımızın Berat Gecesi’ni kutluyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Niğde ili özellikle seçim dönemleri vaat almakta ancak gereken destek Hükûmet tarafından verilmemektedir. Niğde, Avrupa Birliği Kırsal Kalkınma Projesi kapsamı dışında bırakılmıştır; bir kere Niğde tarımla ilgili bir projede dahi devre dışı kalmıştır. Önemli geçim kaynağı tarım olan Niğde’de patateste, elmada, lahanada ülke çapında ilk sıralarda üretim yapılmaktadır. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından sebze ve meyve ticaretinde lojistik altyapı geliştirilmesi için lisanslı depoculuğun yaygınlaştırılmasıyla ilgili pilot iller içine Niğde ili alınmamıştır. Soğutma üniteleri, soğuk hava depoları, kurutma-temizleme-ayıklama-paketleme üniteleri ve bunlara ilişkin makine ile ekipmanların alımlarında pilot bölge seçilen illerin içine Niğde de alınmalıdır. Niğde, bu anlamda, Hükûmetin uygulamaya koyduğu politikalarda göz ardı edilmektedir ve Niğde, bu bağlamda, sahipsizdir.

BAŞKAN – Sayın Öz…

9.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Atatürk’e ve maneviyatına iftira atan kişilere hukuk sürecinin başlatılmasının bir nebze de olsa sevindirici olduğuna ve FET֒ye övgüler düzen Mustafa Armağan’a bunca zaman neden bir işlem yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, ulusal yayın yapan bir kanaldan, adı “derin terbiyesizlik” olan programda Atatürk’e ve maneviyatına iftira atan o hadsiz kişilere hukuk sürecinin başlatılması bir nebze olsa sevindiricidir. Fakat FET֒cü şüphesiyle binlerce kişi hapisteyken, açlık grevindeyken FET֒ye övgüler düzen, cilt cilt kitaplar yazan Mustafa Armağan’a bunca zaman neden bir işlem yapılmadığını iktidara sormak istiyorum. Ensar’a kulak tıkayanların, gerçek FET֒cülere gözlerini kapatanların ülkemizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’e yapılan bu hakaretler için neden hiçbir şey demediklerini merak ediyorum. Tescilli FET֒cüleri besleyen, koruyan, kollayan düzen yıkılacak. Tarihçilik ile yalancılığı birbirine karıştıranlar gücünü kimden alıyorsa ortaya çıkacak. Buradaki konuşmam dakikalarla sürelidir ama mücadelemiz asırlarca sürecektir. Emelleri ne olursa olsun cumhuriyetimizi ve Mustafa Kemal Atatürk’ü yok edemeyecekler.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Hürriyet…

10.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Kocaelispor taraftarının maça gidebilmesi için hafta sonu Antalya-İzmit arası uçak seferleri düzenlenmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kocaelispor’umuz, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 14 Mayıs Pazar günü Antalya’da Altay ile karşı karşıya gelecek ve 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek. O gün 20 bine yakın taraftarın Antalya’ya gitmesi bekleniyor ancak taraftar “O 610 kilometre uzaklıktaki Antalya’ya nasıl giderim?” diye düşünüyor. Kocaeli’de Cengiz Topel Havaalanı’mız var ama haftada üç gün, sadece Trabzon’a uçuş var. Sürekli “Talep yok.” deniliyor, buyurun size talep. Kocaeli’nin Bakanı Fikri Işık ve Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan’a sesleniyorum: Gelin, hafta sonu Antalya-İzmit arası uçak seferleri düzenleyelim. Havaalanı için defalarca yapılan açılışlar artık bir işe yarasın. Bu, sizin için parmak şıklatmak kadar kolay. Göz bebeğimiz Kocaelispor’a, yeşil-siyahlı renklere âşık olan taraftarımıza bir katkı da böyle sunalım. Sayın bakanlara tekrar sesleniyorum: Şampiyonluk gelsin bu sene, beraber kutlayalım Fethiye’de. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Kocaelispor’a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Kocaelispor’a başarılar diliyoruz biz de.

Sayın Kılıç…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Veysel Karani Haftası ile Engelliler Haftası’na ve Berat Gecesi’ni kutladığına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Veysel Karani Haftası, Engelliler Haftası ve Berat Gecesi’ni aynı anda idrak ediyoruz.

Berat Gecesi, Yüce Allah’ın rahmet ve mağfiretine sığındığımız, gönüllerimizi tövbeyle arındırdığımız özel bir gecedir. Bu mübarek gecenin bize sunduğu manevi iklimde beratımızı almamızın Yüce Rabb’imizin ilahi mesajına kulak vermekle, ahlaki erdemleri hayatımıza yansıtmakla mümkün olacağını bir kez daha anlarız. Ey nefis, büyük günahlardan dolayı düşme yeise, onlar kusurlar gibidir Allah’ın affediciliğinde. "Kendi hakkında nasıl Allah'ın af ve müsamahasını dilersen, başkalarından da af ve müsamahayı esirgeme sen." Hazreti Ali böyle buyuruyor. Affın en güzeli güçlüyken yapılandır. Zalimleri affetmek mazlumlara ezadır. Beraatizimmet asıldır. Suçsuzluk esas, suçluluk fasıldır. Asli günah söz konusu değildir. Her çocuk masum doğar. Günah şahsidir. Bağışlanmayacağına inanman en büyük günahtır.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

12.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, iki yıl önce yaşanan bir olayda katil zanlısı olan Mert Zülfikar’ın ailesinin gücünü kullanarak yurt dışına kaçtığına ve bu şekilde adaletten kurtulabiliyorsa o ülkede hukuktan söz etmenin mümkün olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Adalet Bakanına: Şubat 2015’te, İstanbul Ataköy’de Ömer Fatih Öztürkler isimli 17 yaşındaki gencimiz, Mert Zülfikar isimli şahıs ve onun arkadaş grubuyla bir kavgaya karışmış, olay sonucunda da kalbinden bıçaklanarak öldürülmüştür. Katil zanlısı Mert Zülfikar, ailesinin maddi ve siyasi gücünü kullanarak -ki olaya karışan gençlerden birisinin yakın tarihte bakanlık yapmış bir şahsın yeğeni olduğu söyleniyor- yurt dışına kaçmış, geçen iki yılda da bulunamamıştır. Bununla birlikte anne ve babası da kayıptır.

Şimdi soruyorum: Bir ülkede zengin ve tanıdığı olan herkes, istediği kişiyi öldürüp sonra yurt dışına kaçarak adaletten kurtulabiliyorsa o ülkede hukuktan söz edebilmek mümkün müdür?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, cezaevlerinde pek çok hasta tutsak bulunmasına rağmen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın uyku apnesi sebebiyle tahliyesi kararının vicdanları sızlattığına ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Cezaevlerinde 162’si ağır 1.144 hasta tutsak bulunmaktadır. Bu hasta tutsaklar pek çok işkence ve insanlık onuruna aykırı utanç verici muameleler görmektedir. Hasta tutsaklar “Cezaevinde kalamaz.” raporu olmasına rağmen hâlen cezaevinde tutulurken FET֒nün en büyük finansörlerinden biri olduğu iddia edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın on altı yıla kadar hapis cezası istenmesine rağmen nöbetçi mahkeme “uyku apnesi” -soru işareti- sebebiyle tahliyesine karar vermiştir. Bu karar vicdanları sızlatmıştır. Adaletin, yargının ayaklar altına alındığı bu dönemde hekimlik mesleği de derin yara almıştır. Kişiye göre adalet, kişiye göre sağlık olmaz. Adı geçen şahsın ciddi bir sağlık sorunu varsa amenna. Diğer mahkûmların da sağlık sorunları göz önüne alınmalı. Bir ülkede adalete ve buna bağlı Adli Tıbba güven kalmamışsa sözün bittiği yerdeyiz. Adaleti bu kadar kirleten iktidarın mesleğim olan hekimlikten elini çekmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Spor Toto 3’üncü Lig Play-Off Finali’nde 2’nci Lig’e yükselme mücadelesi verecek olan Altay’a ve mücadele eden tüm takımlara başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Az önce, Sayın Hürriyet, Kocaelispor’a başarılar diledik, rakip takım Altay’a da aynı başarıları dilemek durumundayız.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Tabii ki.

BAŞKAN – Bütün takımlara başarılar diliyoruz. Centilmence, sportmence, inşallah en iyi şekilde…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Başkan, Sivasspor’a da başarılar.

BAŞKAN – Sivasspor’u unutmuyoruz zaten, bütün takımlara, mücadele eden tüm takımlara gerçekten spora kalite getirmek şartıyla, centilmence bir mücadele dileğinde bulunuyoruz ve başarılar diliyoruz tüm takımlarımıza.

Sayın Bayır, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İzmir Karaburun Yarımadası’nda yapılmak istenen balık çiftlikleri projesiyle ilgili kararını gözden geçirmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir Karaburun Yarımadası’nda, yaklaşık 4 milyon metrekare, yapılmak istenen tek projeli balık çiftliklerine bütün muhtarlar, sivil toplum örgütleri, kent konseyleri karşı çıkarken denizlerimizin, kıyılarımızın kirletilmesi, doğanın yok edilmesi, bitirilen turizmin daha da bitirilmek istenmesi, halka rağmen “rant” adına yarımadanın kirletilmesine izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bu kararını gözden geçirmesini, illaki yapılacaksa başka bir alanın tespit edilerek farklı bir alanda bu balık çiftliğinin yapılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Türkmen, buyurun.

15.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in, Türkiye'de kadın cinayetlerini önleme anlamında Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Teşekkür ederim Başkan.

Son iki yıldır Adana, kadın cinayetlerinde başı çeken bir il olmuştur ancak son on beş yılda Türkiye'de de kadın cinayetlerinin ne kadar artmış olduğu istatistiği bir gerçektir. Türkiye CEDAW Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülke olarak kadın cinayetlerini önleme anlamında neden daha çok politikalar geliştirmemekte hatta önlemek bir yana erkek egemen resmî politikasıyla kadın cinayetlerini neredeyse özendirmektedir. Bu konuda Adalet Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkmen.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Berat Gecesi’ni kutladığına, Engelliler Haftası’na, Amerika Birleşik Devletleri’nin YPG terör örgütüne ağır silah desteği verilmesi yönündeki kararının kabul edilemez olduğuna, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret içeren değerlendirmelerle ilgili soruşturma başlatılmasının memnuniyet verici olduğuna ve Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle bütün milletvekillerimizin, milletimizin ve Türk-İslam âleminin Berat Gecesi’ni tebrik ediyorum.

Bu hafta Engelliler Haftası. Dün konuyla ilgili, konunun önemine ilişkin değerlendirmelerimi yapmıştım, bugün de yine konunun önemine binaen bir Meclis araştırması önergemiz olacak. Engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin araştırılması amacıyla… Bu konuda da Genel Kuruldan araştırma önergemize destek talep ediyoruz.

Sayın Başkan, dün Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Rakka operasyonu öncesi, terörist örgüt YPG’ye ağır makineli tüfek ve zırhlı araç yardımını onaylamıştır. Bu, hiçbir şekilde bizim açımızdan kabul edilemez, müttefik hukukuyla da bağdaşmayacak bir durumdur. Bu, Türkiye’nin ve bölgenin güvenliğini olumsuz etkileyecek bir durumdur. Tabii, burada yanlışlık Amerika Birleşik Devletleri’nin Rakka operasyonunu YPG’yle birlikte yapmasındadır. Bu anlayış, Suriye’de sorunların çözümünü zorlaştıracaktır, kolaylaştırmayacaktır.

Birkaç gün önce bir özel televizyon kanalında cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili, hakaret içeren ve tarihî gerçeklerle bağdaşmayan bir kısım değerlendirmeler yapılmıştı. Bunları da hiçbir şekilde kabul edilemez buluyoruz, kınıyoruz. Burada, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının konuyla ilgili iki tane soruşturma başlatmış olması son derece memnuniyet vericidir. Ortak değerlerimize sahip çıkmak durumundayız. Medyanın da sorumlu hareket etme yükümlülüğü vardır. RTÜK’ün de bu tür gerçek dışı beyanlara fırsat vermemesini temenni ediyoruz.

Bu hafta, yine, Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası. İslam tarihinin en büyük bilgelerinden, tasavvuf şiirinin en önemli temsilcilerinden, aynı zamanda bir âlim ve halk şairi olan Yunus Emre, 1240 yılında dünyaya gelmiş, 1320 yılında vefat etmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli dergâhında hizmet eden mutasavvıf Yunus Emre...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – ...asil, garip, zengin, fakir, din farkı gözetmeksizin insanları eşit şekilde saymıştır. Yaşadığı ve yaşattığı inanç sistemi Kur’an’ın özüne ulaşarak Allah, insan ve âlemin sırlarını keşfetmeyi ve bunları hayata geçirmeyi amaçlayan tasavvuf sistemidir. Yunus, her şeyden evvel, tasavvuf düşüncesinin önemli bir ismidir. Yunus, benlik hevesinden öyle geçmiştir ki şiirlerinden bile varlığını silip atmış, kimliği hakkında kesin bilgi bırakmamıştır. Bilinen şudur ki Yunus Emre Hak âşığıdır. Yunus, yaşadığı zamandan günümüze kadarki kimliği itibarıyla halk nezdinde asla bir tartışmanın konusu olmamıştır; tasavvufa getirdiği yorumlarla ve bunları söyleme üslubuyla Mevlâna’nın Türkçe söyleyen hâli oldu. O yüzden Yunus’a “Türkçede Mevlâna’yı yaşamış, Türk dilinde Mevlâna’yı şakımış gönül eri, aşkın bülbülü.” dememizde bir sakınca yoktur. Bu nedenle halk onu kendileriyle müşterek inançlara ve dile sahip, Hak ve halk dostu bir mutasavvıf olarak benimsedi ve sevdi. Kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Berat Gecesi’ni kutladığına ve Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün bütün Müslümanların Berat Gecesi’ni kutluyoruz. Aynı zamanda Engelliler Haftası’na girdik ve engeli yurttaşlarımızın pek çok sorunları var. Maalesef, birçok ülkede bu sorunlara çözüm bulunacak hak temelli politikalar izlenirken ülkemizde, evet, 2005’te bir yasa çıkarıldı ama buna uygun düzenlemeler yapılmamakta ve onların ihtiyaçlarına da yardım gözüyle bakılmakta. Bunun ciddi bir ayrımcılık olduğunu ve engelli yurttaşlarımıza engelsiz bir gelecek dilediğimizi, aslında yaratılan bütün bu engellerle zaten engelli olduklarını belirtmek isterim.

Aynı zamanda şunu da ifade etmek gerekir: Savaş yeni engelliler yaratır, iş cinayetleri yeni engelliler yaratır, trafikteki kontrolsüzlük yeni engelliler yaratır, yani engellilik sadece doğuştan olan bir şey değildir aynı zamanda önlenebilecek bir durumdur; bunun da dikkate alınması lazım.

Ben size bir fotoğraf da bu Engelliler Haftası’nda göstermek istiyorum. Kocaeli eski savcısı Seyfullah Çakmak FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı ve Çakmak dokuz aydır cezaevinde tutuluyor. Onun ağır engelli 2 çocuğu var ve bu çocukların engelli aylığı kesildi. O nedenle, Meclis bazı şeyleri kutlamadan önce, gerçekten vatandaşlarına, özellikle iktidarlar, devletler, intikam duygusuyla yaklaşmamayı kendilerine hedef edinmelidirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Babaları soruşturuluyor olabilir, yargılanıyor olabilir, zaten masumiyet karinesine göre, aslında, yargılaması devam eden herkes suçsuzdur, öncelikle bunu belirtmek isterim ama onun dışında, çocuklar babaları nedeniyle, eşler kocaları nedeniyle ya da karıları nedeniyle cezalandırılamazlar. Aynı zamanda suçların şahsiliği ilkesi vardır. Eşi diyor ki: “Ben ev kadınıyım, sosyal güvencem yok. Neredeyse on sekiz yıllık evlilik hayatımız hastanelerde geçti. Kızım Tuğba’yı ağırlığı nedeniyle kaldıramıyorum, yıkayamıyorum bile. Ne yapmam gerektiğini biri bana söyleyebilir mi?” Evet, birisi söylesin ne yapması gerektiğini Engelliler Haftası münasebetiyle.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Berat Gecesi’ni kutladığına, Engelliler Haftası’na, 10 Mayıs Danıştayın kuruluşunun 149’uncu yıl dönümüne ve Danıştay Başkanının bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni kutluyorum.

Sayın Başkan, bu hafta Engelliler Haftası. Engelli vatandaşlarımızın sorunlarını çözüme kavuşturmak için her şeyden önce bu konuya ilişkin toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi gerektiği çok açıktır. Engelli bir kişinin yaşadığı en önemli sorunun o kişinin engeli değil, toplumun engellilerle ilgili yanlış anlayış ve ön yargılarının olduğu, kendisine sağlanan olanakların yetersizliği, diğer insanlarla arasındaki fırsat eşitsizliğinin olduğu unutulmamalıdır. Bir toplum engelli ve yaşlı vatandaşlarına sahip çıkamıyor, gerekli desteği veremiyorsa o toplumun gelişmiş bir toplum olarak adlandırılması mümkün değildir. Tüm engelli vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm üretmek ve onların eşit hizmet almasını sağlamak açısından onlara sahip çıkarak onların sorunlarına ortak olmak hepimizin insani ve vicdani görevi olmalıdır. Bu anlamda, tüm engelli yurttaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin de bugün engelli yurttaşlarımızın sorunlarının araştırılması ve çözüm bulunması amacıyla verdiği bir grup önerisi vardır. Umarım ve dilerim ki hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem de diğer muhalefet partilerinin vermiş olduğu aynı konudaki önergeler kabul edilir ve engelli yurttaşlarımızın nefes almasını sağlayacak tedbirleri hep beraber alırız.

Sayın Başkan, bugün Danıştayın 149’uncu kuruluş yıl dönümü. Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör bugün yapmış olduğu konuşmayla bir yargı organının siyasetin nasıl emrine girdiğinin çok açık ifadelerini kullanmıştır. Sayın Zerrin Güngör bir Danıştay Başkanı olarak idareyi denetlemekle görevli olan bir yargının Başkanıdır. Danıştayın en önemli görevi idarenin işlem ve eylemlerini denetlemektir. Bugün Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör 16 Nisanda kabul edildiği -bizim açımızdan meşru olmayan mühürsüz oyla- ilan edilen referandum sonuçlarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – …“16 Nisan referandum sonuçlarıyla kuvvetler ayrığı ilkesi daha da belirgin hâle getirildi.” demek suretiyle Venedik Komisyonunun dahi “Bu Anayasa değişikliği geçerse kuvvetler ayrılığı ortadan kalkar.” raporu önde ve bizim tüm itirazlarımız öndeyken böyle bir sözü bir Danıştay Başkanı olarak nasıl söylemiş gerçekten anlamakta hayret ediyorum. Aslında anlamakta hayret etmiyoruz çünkü tam bir, sahibinin sesi gibi konuştu bugün Danıştay Başkanı. Olağanüstü hâlin ilanının ve KHK’ların amacının da demokrasiyi korumak olduğunu, kişilerin hak ve özgürlüklerine amaç dışında herhangi bir sınırlama getirmek olmadığını söylemek suretiyle yani bir hukuk devleti ilkesinden nasıl ayrılabileceğinin çok tipik bir örneğini verdi. Ben Danıştay Başkanına, hemen şurada, Danıştaya çok yakın mesafede bulunan Yüksel Caddesi’nde 2 akademisyenin altmış günü aşan bir açlık grevini izlemesini öneririm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

LEVENT GÖK (Ankara) – KHK’larla işten atılan ve nedenini bilmeyen bu akademisyenlerin açlık greviyle karşılaştıkları sorunları acaba bir yerinde görmek ister mi Sayın Danıştay Başkanı? Bunların sesi, vicdanı olmak istemez mi? Bu insanların adaletsiz bir şekilde işten atılmasının önüne geçmek istemez mi? Bir Danıştay Başkanına yakışır mı bu konuşmalar? Nasıl bir Danıştay Başkanıdır böyle? Danıştay Başkanı bugün tam anlamıyla siyasete girmiştir; cübbesini çıkarmıştır, siyasete girmiştir. Kendisini kınadığımı ifade ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Berat Gecesi’ni kutladığına, Atatürk hakkında tarihle, bilimle, insanlıkla ilgisi olmayan birtakım ifadelerde bulunanları şiddetle kınadığına, Engelliler Haftası ile Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ve Amerika’nın YPG’ye ağır silahlar vermesinin Suriye’nin barışına aleyhte etki yapacağına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkürler.

İslam dünyasının Berat Gecesi’ni tebrik ediyorum, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bir ümit kapısıdır, geçenlere ne mutlu.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk hakkında tarihle, bilimle, insanlıkla ilgisi olmayan, dedikodu ve söylentiden öteye geçmeyecek birtakım lüzumsuzlukları serdeden insanları ve bu tavrı şiddetle kınıyorum. Atatürk hepimizin ortak değeridir, cumhuriyet hepimizin ortak değeridir. Bunlara ilişkin toplumda hiçbir tartışma yoktur. Bu tür konuşmalara mecra olmayı da uygun bulmam, bunu da bu vesileyle bildirmek isterim.

Engelliler Haftası içindeyiz. Türkiye toplumunun yüzde 10 civarı engelli olarak biliniyor. İnsanlar engelli olabilir ama kişilik bütünlüğü olan özgür bireyler olarak hayatlarını sürdürmeleri hem onlar için hem de toplumlar için hayati derecede önemlidir. Geleneksel dünyada bu toplumsal dayanışmayla bir ölçüde çözülür ama modern dünyada devlet bu işlere ilişkin asli aktördür, rollerini yerine getirmek durumundadır. AK PARTİ 2002’den bu yana engellilere ilişkin olarak getirmiş olduğu toplumsal hayattaki düzenlemeler, kazandırdığı sosyal haklar ile bu devletin engellilere karşı üstlenmesi gereken rolleri yerine getirme doğrultusunda çok önemli işler yapmıştır, bunlara ilişkin nice kanun maddesini ve bundan daha önemlisi insani anekdotu herhâlde hepimiz biliyoruzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunlar yeterli olmayabilir ama istikamet, devletin bu rolünü yerine getirmesi yolunda, yine toplumsal talepler ve ihtiyaçlar çerçevesinde davranmaya devam etmesi istikametindedir.

Yunus Emre Haftası içindeyiz. Bir gün arabayla yolda giderken bir yolcu almıştım -ismini bilmem, işini bilmem- konuşurken mal mülk mevzusu oldu. “Mal sahibi, mülk sahibi, / Hani bunun ilk sahibi?” dedim. Adını, sanını, işini bilmediğim kişi “Mal da yalan, mülk de yalan, / Var biraz da sen oyalan." diye tamamladı. Yunus Emre yaşıyor, bu toplumun ortak hafızasında ve hayatında yaşıyor. Yunus Emre Haftası münasebetiyle bunu belirtmek isterim.

Amerika’nın YPG’lilere ağır silahlar vermesinin Suriye’nin barışına ve oradaki insanların gözyaşlarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …aleyhte etki yapacağını bu vesileyle bildirmek isterim. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve oradaki insanların esenliğini düşünen politikaların araçları böyle olmamalı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, Çukurova bölgesindeki mısır üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/522)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye mısır üretiminin büyük bir kısmını karşılayan Çukurova bölgesindeki mısır üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi hususunda Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Muharrem Varlı                                    (Adana)

2) Erkan Akçay                                        (Manisa)

3) Celal Adan                                          (İstanbul)

4) Emin Haluk Ayhan                                (Denizli)

5) Mustafa Mit                                         (Ankara)

6) Baki Şimşek                                        (Mersin)

7) Mevlüt Karakaya                                  (Adana)

8) Ruhi Ersoy                                          (Osmaniye)

9) Zihni Açba                                          (Sakarya)

10) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                (Hatay)

11) Saffet Sancaklı                                  (Kocaeli)

12) Fahrettin Oğuz Tor                              (Kahramanmaraş)

13) Nuri Okutan                                       (Isparta)

14) Mehmet Günal                                    (Antalya)

15) Mehmet Erdoğan                                 (Muğla)

16) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu               (İstanbul)

17) Yusuf Halaçoğlu                                 (Kayseri)

18) Erhan Usta                                        (Samsun)

19) Ahmet Selim Yurdakul                          (Antalya)

20) Arzu Erdem                                        (İstanbul)

21) Zühal Topcu                                       (Ankara)

22) Kamil Aydın                                       (Erzurum)

Gerekçe:

Dünyada üretilen mısırın yüzde 27'si insan beslenmesinde, yüzde 73'ü ise hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde mısırın kullanımı hayvan beslenmesinde yüzde 46, insan beslenmesinde ve sanayi ham maddesi olarak yüzde 54'tür. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran hayvan beslenmesinde yüzde 90, insan beslenmesinde ve sanayi ham maddesi olarak yüzde 10'dur.

Mısır dünyada tahıllar içinde üretim açısından buğdaydan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Mısır, hayvan yemi ve insan yiyeceği olarak çok değişik alanlarda kullanılan ve ülkemizde buğday ve arpadan sonra en fazla üretilen bir hububat bitkisidir. Ülkemizin hemen her yerinde yetiştirilen mısır, yakın zamana kadar yaygın bir şekilde sadece Karadeniz Bölgesi’nde yetiştirilmekte iken 1980’li yıllardan itibaren özellikle Tarım Bakanlığı tarafından yürütülen İkinci Ürün Projesi’yle güney bölgelerimizde yaygınlık kazanmıştır.

Bugün Türkiye'de 6,4 milyon ton civarındaki mısır üretimi, tarlanın hazırlanması, ürün ekimi ve hasadı, nakliye, depolama, sanayide değerlendirilmesi ve nihai tüketiciye ulaşıncaya değin geçen süreçte milyonlarca insanımızın istihdam edildiği, ekmek yediği, ekonomiye ciddi manada katma değer sağlayan tarım sektörü içinde ayrıcalıklı konum edinmiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) verilerine göre üretim kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1970 yılında 1 milyon 40 bin ton mısır üretilmiştir. 2014 yılına gelindiğinde 658 bin hektar alandan 5 milyon 950 bin ton mısır üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu yıl ise mısır ekimi yapılan 680 bin hektar alanda 6,4 milyon ton mısır üretilmiştir.

Bölgede mısır üretimi Adana ve Mersin başta olmak üzere Doğu Akdeniz'de yoğunlaşmaktadır. 2012-2013 döneminde Adana'da 682,5 bin ton mısır üretimi yapılmışken Mersin'de 148,5 bin ton üretim yapılmıştır. Adana'nın 2005-2006 dönemindeki üretiminin 1 milyon tonun üzerinde, Mersin'in üretiminin de 348 bin ton olduğu dikkate alındığında yaşanan sorunların bölgedeki mısır tarımına etkileri daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenledir ki tarım politikalarının en üst seviyedeki belirleyicisi konumundaki Bakanlığın dünya piyasalarını da takip ederek mısırda arz-talep dengesini titiz bir şekilde kurgulaması, planlaması elzem görülmektedir. Bu denge, sadece çiftçiler açısından değil, maliyet dalgalanmalarından zarar gören sanayiciler, sanayicilerimizin istihdam ettiği işçiler için de önem arz etmektedir.

Geçtiğimiz yıllar için prim desteğinin çok yetersiz olması karşısında hayal kırıklığı yaşayan üretici, yine müdahale fiyatının çok geç açıklanmasından, hasat dönemlerinde gümrük kapılarının açılmasından, TMO'nun yine zamansız ve gereksiz piyasa müdahalelerinden endişe etmeye devam etmektedir. Çiftçilerimiz, TMO'nun yine kendilerinin aleyhine piyasaya mal arzından, ürün bedellerinin çok geç ödenmesinden kaygılı olup önünü görememektedirler.

Mısırda, özellikle ikinci ürün mısırda Çukurova'da hastalıklardan ve iklim şartlarının olumsuz gitmesinden dolayı verim düşüklüğü yıllardır yaşanmaktadır. Bu olumsuzlukların yanında fiyatların kötü oluşu çiftçimizi çok sıkıntı içerisinde bırakmakta ve perişan etmektedir.

Çiftçinin ve özellikle mısır üreticilerinin en büyük sıkıntısı girdi maliyetlerinin yüksekliği ve istikrarsızlığıdır. Bu girdilerden özellikle gübre çiftçinin kullanım zamanında en yüksek fiyattan işlem görmekte ve çiftçinin belini bükmektedir. Bir diğer girdi olan akaryakıt konusunda da yüksek maliyet traktörlerin çalışmasını ve tarlaların işlenmesini engellemektedir. Dünyadaki petrol fiyatlarının düşmesine rağmen ülkemizde akaryakıt fiyatlarının düşmemesi ve komik derecede düşmesi hiçbir vatandaşın anlayamadığı bir konu hâline gelmesine neden olmuştur.

Çiftçilerin hepsi tarlasını ekebilmek için tarlalarını ipotek ettirerek bankalardan kredi almaktalar. Basında son yıllarda çıkan haberlerden de görüleceği gibi bankaların elinde çok sayıda icralık tarla olması bunun çok acı bir göstergesidir.

Sonuç olarak, Türkiye mısır üretiminin büyük bir kısmını karşılayan Çukurova bölgesindeki mısır üreticilerinin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ederiz.

2.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/523)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Narenciye üreticilerinin sorunlarının tespiti ve çözümü konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi hususunda Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Muharrem Varlı                                              (Adana)

2) Erkan Akçay                                                  (Manisa)

3) Celal Adan                                                    (İstanbul)

4) Emin Haluk Ayhan                      (Denizli)

5) Mustafa Mit                                                   (Ankara)

6) Baki Şimşek                                                  (Mersin)

7) Mevlüt Karakaya                        (Adana)

8) Ruhi Ersoy                                                    (Osmaniye)

9) Zihni Açba                                                     (Sakarya)

10) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu      (Hatay)

11) Saffet Sancaklı                        (Kocaeli)

12) Kamil Aydın                                                 (Erzurum)

13) Fahrettin Oğuz Tor                                        (Kahramanmaraş)

14) Nuri Okutan                                                 (Isparta)

15) Mehmet Günal                                              (Antalya)

16) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

17) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu     (İstanbul)

18) Yusuf Halaçoğlu                       (Kayseri)

19) Erhan Usta                                                   (Samsun)

20) Ahmet Selim Yurdakul                                    (Antalya)

21) Arzu Erdem                                                  (İstanbul)

22) Zühal Topcu                                                 (Ankara)

Gerekçe:

Sınır ihlali yapan Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından Rusya’nın Türk tarım ürünlerine uyguladığı ambargo yaş sebze ve meyve ihracatı yapan ülkemizi ve üreticilerimizi etkilemiştir.

Türkiye, narenciye üretiminde dünyadaki ilk 10 ülke arasındadır. Çukurova bölgesinde ise ülkemizdeki toplam turunçgil üretiminin yaklaşık yüzde 70’i üretilmektedir. Greyfurtun yüzde 95’i, limonun yüzde 85’i, portakalın yüzde 65’i ve mandalinanın ise yüzde 75’i bu bölgede yetiştirilmektedir. Dünya turunçgil üretiminin yüzde 3’ünü karşılayan Türkiye’de turunçgil üretiminin yüzde 50’sini portakal oluşturmaktadır.

Turunçgiller dış ticaretine bakıldığında, ülkemizde üretilen toplam turunçgillerin yüzde 32’si ihraç edilmektedir. Türkiye’nin yıllık 2 milyon ton olan yaş meyve sebze ihracatının yarısını turunçgiller oluşturmaktadır. İhracatta en yüksek payı yüzde 42’yle limon almaktadır. Toplam turunçgil ihracatında mandalina yüzde 27, portakal yüzde 18, greyfurt ise yüzde 13’lük paya sahiptir. Türkiye’nin portakal ve limonda en fazla ihracat yaptığı ülkeler Rusya, Ukrayna, Romanya ve Suudi Arabistan’dır. Bu ülkeleri Avrupa Birliği ülkeleri takip etmektedir. Mandalinada Ukrayna, İngiltere, Rusya, Suudi Arabistan ve Doğu Avrupa ile Avrupa Birliği ülkeleri; greyfurtta ise Rusya, İngiltere, Romanya, Polonya ve Avrupa Birliği ülkeleri en fazla ihracat yapılan ülkelerdir.

2014 yılı itibarıyla 3 milyon 787 bin ton turunçgil üretiminin 1 milyon 585 bin tonu ihraç edilmekte olup yaklaşık 1 milyar dolar gelir elde edilmekte ve bu üretimin 1 milyon 150 bin tonu Adana’da üretilmektedir. Turunçgil üretiminin Adana ekonomisine etkisi ile Türkiye ve Adana için çok önemli bir ihracat ürünü olduğu göz ardı edilemeyecektir.

2015-2016 turunçgil üretim sezonunun henüz başında Rusya’yla yaşanan kriz üreticileri çok sarsmıştır. Henüz üretimin yüzde 30’u hasat edilmiştir. Hasat edilmiş ürünlerin büyük bir kısmı da paketleme depolarında ihracatı beklemektedir. Üretimin önemli bir kısmı henüz dalındadır. Üreticilerin mağduriyetinin yanında hasat işçiliği ve paketlemelerde çalışan yüz binlerce işçinin işe çıkamıyor olması sosyal açıdan büyük problemler yaratacaktır.

İhracatta yaşanan problemlerden dolayı üreticilerin tahsilat zorlukları yaşadığı, yapılmış sözleşmelerin feshedildiği, verilen çeklerin iadesinin talep edilmesi, zaten ödeme sıkıntısı içinde olan çiftçilerin önümüzdeki senelerde üretimde zorluklar yaşamasına neden olacaktır. Mevcut pazarların yerlerinin başka pazarlar tarafından doldurulması da kısa sürede mümkün görülmemektedir.

Öncelikle, iç pazarda tüketimi artırabilmek için Hal Yasası’nın yaptırımlarının gevşetilmesi, kamu spotlarının yayınlanması ve kamu kuruluşlarında turunçgil tüketiminin teşvik edilmesi gerekmektedir. Kısa vadede alınacak bu önlemler üreticileri biraz olsun rahatlatabilecektir.

Sonuç olarak, yaş sebze ve meyve üretimi yapan, özellikle de narenciye üretici vatandaşlarımızın neredeyse tamamı zarar etmiş ve şu anda devletten yardım ve çözüm beklemektedir.

Rusya’yla yaşanan kriz sebebiyle narenciye üreticilerinin ortaya çıkan sorunlarının tespit edilmesi, tespit edilen sorunların giderilerek yaşanan ve yaşanması muhtemel mağduriyetlerin önüne geçilmesi ve buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ederiz.

3.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı ve 21 milletvekilinin, hayvancılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/524)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hayvancılık sektörünün yaşadığı sorunların tespiti ve çözümü ile kırmızı et fiyatlarının yüksekliği konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi hususunda Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1)     Muharrem Varlı                        (Adana)

2)     Erkan Akçay                                               (Manisa)

3)     Celal Adan                                                  (İstanbul)

4)     Mustafa Mit                                                 (Ankara)

5)     Emin Haluk Ayhan                                        (Denizli)

6)     Baki Şimşek                                                (Mersin)

7)     Mevlüt Karakaya                      (Adana)

8)     Ruhi Ersoy                                                  (Osmaniye)

9)     Zihni Açba                                                  (Sakarya)

10)   Mehmet Necmettin Ahrazoğlu     (Hatay)         

11)   Saffet Sancaklı                       (Kocaeli)

12)   Kamil Aydın                                                (Erzurum)

13)   Fahrettin Oğuz Tor                                       (Kahramanmaraş)

14)   Nuri Okutan                                                (Isparta)

15)   Mehmet Günal                                             (Antalya)

16)   Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

17)   Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu    (İstanbul)

18)   Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

19)   Erhan Usta                                                  (Samsun)

20)   Ahmet Selim Yurdakul                                   (Antalya)

21)   Arzu Erdem                                                 (İstanbul)

22)   Zühal Topcu                                                (Ankara)

Gerekçe:

Hayvancılık, gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede genel ekonominin önemli sektörlerinden birisi konumundadır. Türkiye'de ise tarım kesiminde bulunan nüfusun önemli bir bölümü, bir başka deyişle tarım işletmelerinin yaklaşık yüzde 70’i hayvancılıktan geçimini sağlamasına rağmen hayvancılık ülke ekonomisine istenilen katkıyı yapamamaktadır.

Bunun en önemli göstergesi Türkiye'de hayvancılığın toplam tarımsal üretim değeri içinde yaklaşık yüzde 30'a yakın bir paya sahip olmasıdır. Hâlbuki AB ülkelerinde bu durum yüzde 40-50'ler düzeyindedir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte en önemli nedenlerinden birisi ticari anlamda hayvancılık yerine geçimlik hayvancılık yapılmasıdır. Hayvancılık, gerek ulusal gerekse bölgesel kalkınmada önemli iktisadi fonksiyonlara sahip bulunmaktadır. Bunlar arasında kırsal kesimde gizli işsizliği önleme, sanayi ve hizmetler sektörüne istihdam yaratma, sanayileşmeye kaynak aktarma ve halkın yeterli ve dengeli beslenmesini sağlama, kalkınmanın finansmanını öz kaynaklara dayandırma gibi önemli fonksiyonlar sayılabilir.

Türkiye hayvancılığının birçok sorunu bulunmasına rağmen, en önemli sorunlarından birisi yem ve beslenme sorunudur. Bu sorun yıllardır Türkiye hayvancılığını tehdit etmektedir. Bu sorunun temelinde yem bitkileri tarımına ağırlık verilmeden hayvansal üretim yapılması ve buna bağlı olarak çayır-mera alanlarının azlığı yer almaktadır. Diğer önemli bir sorun ise hayvan bakım ve sağlık sorunlarıdır. Türkiye'deki hayvancılıkta maalesef hâlen modern olmayan ahırlar ön plandadır. Diğer sorunlar ise eğitim ve teknik eleman yetersizliği ile örgütlenme yetersizliğidir.

Damızlık değeri yüksek hayvanlardan arzu edilen verimin alınabilmesi için yetiştiricinin bakım, besleme ve sağlık korumada eğitilmesi, gereksinim duyduğu teknik desteğin sağlanması gerekir. Günümüzde hayvancılıkta birçok destekleme (yem bitkilerine yapılan ödemeler, alet-ekipman destekleri, gebe düve alımlarına destek, buzağı desteklemeleri, suni tohumlama desteği, süt destekleme ödemeleri, süt sağım tesisi kurma vb.) varmış gibi görünmesine rağmen yapılan bu destekler hayvansal üretimde artışları sağlayabilecek düzeyde değildir.

AKP iktidarlarının son yıllarda yüksek et fiyatlarını canlı hayvan ve et ithalatıyla çözmeye çalışmaları hayvancılığı tamamen bitirme noktasına getirmiştir. Asıl önemlisi de her defasında ithalatın çözüm olmadığının görülmesine rağmen bu politika ısrarla sürdürülmekte ve sadece spekülatörlerin para kazanması sağlanmaktadır.

Koyun ve sığır varlığımızın artmamasının nedeni, ülkede hayvanların besleneceği meraların kalmamasıdır. Ayrıca, hayvanlarımız meralar yetmeyince yemle beslenmekte ve yemin girdisi döviz olunca hayvanların beslenme maliyeti de artmakta ve fiyatlar yükselmektedir. Beş yıl önce besiciler 1 kg et satarak 32 kg besi yemi alabiliyorken, şimdilerde 1 kg et karşılığı 18-20 kg besi yemi alabilmektedirler.

Türkiye hayvancılığının günübirlik politikalar yerine, tutarlı, hükûmetlere göre değişmeyen, uzun vadeli politikalarla geliştirilmesi gerekmektedir. Hayvancılıkta gerek tarımsal yapıyı iyileştirmeye dönük gerekse üretim artışı sağlayacak politikalar maalesef izlenememiştir.

Türkiye'ye ne kaçak hayvan girişini engellemek ne de Türkiye içerisinde hayvan hareketlerini izlemek ve bir düzene sokmak mümkün olamamıştır. Özellikle doğu ve güneydoğu komşularımızdan hayvan girişinin engellenememesi hastalık tehdidini sürekli hâle getirmiştir. Nitekim, Türkiye'de ciddi salgınların başlangıç noktası genellikle bu bölgeler olmaktadır.

Hayvancılığın kârlı bir şekilde yapılabilmesi için, kaliteli kaba yem üretimine önem verilmesi, çayır ve meraların zamansız, aşırı, düzensiz kullanılmasının engellenmesi, mera alanlarının ıslahının ciddiyetle ele alınması ve üretici örgütlerinin ülkemizde de yeterli önemi kazanması gerekmektedir.

Sonuç olarak, hayvancılık sektörünün yaşadığı sorunların tespiti ve çözümüyle, kırmızı et fiyatlarının yüksekliği konusunda gerekli araştırmaların yapılması, buna göre alınacak önlemlerin ve gerçekleştirilmesi gereken uygulamaların yerine getirilmesi amacıyla Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Arslan, sisteme girmişsiniz, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Meclisin Atatürk’e hakaret eden Mustafa Armağan’ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı Derin Tarih dergisine aboneliği hakkında bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına soruyorum: Meclisimizin abone olduğu Derin Tarih dergisi, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün özel yaşamı, ilke ve devrimleriyle açıkça kavgalıdır. Derginin Genel Yayın Yönetmeni sözde tarihçi Mustafa Armağan, gerek bu dergide gerekse TVNet kanalında hakaret ve iftira dolu sözleriyle düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını çoktan geçmiş, laik cumhuriyetimize, Kurtuluş Savaşı kadrolarına, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e şuursuzca dil uzatmıştır.

Bu durumlar çerçevesinde,

1) Meclis Başkanlığı olarak Derin Tarih dergisi aboneliğini sona erdirecek misiniz?

2) Şimdiye kadar bu dergiden kaç adet alınmış, bunun karşılığında ne kadar para ödenmiştir?

3) Başkanlığınıza bağlı olan kurumlarda Derin Tarih dergisi aboneliği var mıdır? Bunların abonelikleri ne zaman sona erecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonu Kamu Denetçiliği Kurumu 2013, 2014 ve 2015 yılı raporları hakkındaki 289 sıra sayılı Raporu’nun İç Tüzük’ün 88’inci maddesine göre Komisyona geri verilmesine dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Dilekçe Komisyonu Üyeleri ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonun, Kamu Denetçiliği Kurumu 2013, 2014 ve 2015 yılı raporları hakkındaki 289 sıra sayılı Raporu’nun İç Tüzük’ün 88’inci maddesine göre Komisyona geri verilmesine dair tezkeresi (3/1009)

10/5/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Millet Başkanlığına

İlgi (a) yazımız ekinde Başkanlığınıza sunulması üzerine 24/5/2016 tarihinde dağıtılmış bulunan ve hâlen TBMM Genel Kurulunun 79'uncu sırasında görüşülmeyi bekleyen 289 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu 2015, 2014 ve 2013 Yıllık Raporları Hakkında Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Raporları'nın (5/5, 5/4, 5/3) Kamu Denetçiliği Kurumu 2016 Yılı Yıllık Raporu’yla birlikte değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.

Yukarıda belirtilen nedenle 289 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun TBMM İçtüzüğü’nün 88'inci maddesi kapsamında Komisyonumuza geri verilmesi hususunda gereğini arz ederim.

                                                                             Mihrimah Belma Satır

                                                                     (İstanbul)

                                                                     Dilekçe Komisyonu Başkanı

BAŞKAN – 289 sıra sayılı Komisyon Raporu Karma Komisyona geri verilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.12

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/37) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 10 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 10/5/2017 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                              Erhan Usta

                                                                                Samsun

                                                               MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/37) esas numaralı, engelli vatandaşların yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırması önergemizin 10/5/2017 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde ilk söz Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Sayın Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz Meclis araştırması açılmasına dair önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüksek heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Öncelikle sizlerin, milletimizin, Türk ve İslam âleminin Berat Gecesi'ni yürekten kutluyorum. Berat Gecesi, Allah'ın rahmet ve bağışlamasının bol olduğu gecedir. Bu gece hürmetine dertliler deva bulsun, hastalar şifaya kavuşsun. Bu gece arınalım, saadet ve kurtuluş mükâfatıyla bezenelim ve hep birlikte berat edelim. Allah bizleri darda koymasın, yüzüstü bırakmasın; millî ve manevi değerlerimizi vefa ve fedakârlık yolundan asla ayırmasın.

Değerli milletvekilleri, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası, engelli kardeşlerimizle ilgili sorumluluk, duyarlılık, bilinç ve farkındalık düzeylerinin yeniden değerlendirilmesine ve yeni baştan gözden geçirilmesine öncelikle vesile olmaktadır.

Şunu da ifade etmeliyim ki: Engelli vatandaşlarımızı hatırlamak ve beklentilerini hatırlatmak için sadece 10-17 Mayıs Engelliler Haftası’nı ya da 3 Aralık Engelliler Günü’nü beklemek hakkaniyetli ve insaflı bir tutum değildir. Engellilerin arzu, istek ve ihtiyaçları yılın tamamında gündemin ön sıralarında yer almalıdır. Hiçbir ayrıma takılmadan insan olmanın sağladığı tüm imkânlar engelli kardeşlerimize de sunulmalıdır. Bu kapsama giren sosyal, siyasal ve ekonomik imkânlar bir lütuf olmayıp engeli bulunan her kardeşimizin anasının ak sütü gibi hak ve helalidir.

Türkiye'deki engellilerin belirlenmesiyle ilgili olarak en son çalışma 2002 yılında yapılmıştır. Bu araştırmaya göre ülke nüfusunun yüzde 12,3'ü engelli olarak hayatını sürdürmektedir. Aradan geçen on beş yıllık süre içinde engellilerle ilgili geniş kapsamlı bir araştırma yapılmamış, 2010 yılında sadece veri tabanındaki engelli vatandaşlarımızın sorun ve beklentileri çalışması yapılmıştır. Bugün itibarıyla engellilerin sayısı, engel durumu, eğitim, sağlık ve istihdam durumları sağlıklı bir şekilde bilinmemektedir. Bu konuda kapsamlı bir çalışma mutlaka yapılmalıdır.

Ulaşımdan eğitime, çalışma hayatından sağlık hizmetlerine varıncaya kadar her alanda engellilerimize insanca bir hayat sunmak insani ve hukuki mükellefiyettir. Engelli olmayı atıl değil aktif hâle dönüştürmek, üretim çarkının içinde özne hâline getirmek, hayatın akışına çaresizce kapılan değil, bizatihi yön veren bir konuma taşımak şarttır. Bizim için engellilerin toplumla bütünleşmeleri, başkalarının yardımına muhtaç olmadan hayatlarını idame ettirmeleri asıl gayedir. Eğitimlerine ve sosyal yaşantılarına normal olarak devam edebilmeleri için fiziki ve sosyal çevrenin oluşturduğu engellerin kaldırılması başlıca beklentimizdir.

Engellilerin en önemli sorunlarından biri işsizliktir. Engellilerin istihdamı sorunu kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından birini oluşturmaktadır. Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de onların niteliklerini dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman çalışabilirler, üretime katılabilirler. Herkes gibi engelliler de çalışmaya, üretmeye isteklidirler.

Engellilere yönelik istihdam politikaları büyük ölçüde kota tekniğine dayanmaktadır. Ülkemizde kamu kurumlarının çalıştırmak zorunda olduğu engelli kontenjan oranı yüzde 3’tür. Dünyada engelli kotası ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Birçok ülkede kamu kurumlarında yüzde 5 ve üzerinde engelli kotası uygulaması yapılmaktadır. Devlet Personel Başkanlığının Nisan 2017 verilerine göre kamuda engelli memur kontenjanı 62.912, çalışan engelli memur sayısı 48.947 olup açık engelli kontenjanı 13.967’dir. Engelli memur kontenjanının yüzde 22’si açık durumdadır. En fazla açık kontenjan 9.236’yla Millî Eğitim Bakanlığında bulunmaktadır. Engelli öğretmenlerle ilgili geçtiğimiz aylarda 1.500 kontenjan için atama öngörülmesine karşın tümüne atama yapılmamıştır. Atama bekleyen engelli öğretmenlerin branşları dikkate alınarak bir atama süreci planlanması ve uygulanması beklenirken sayısı, branşı belli olan engelli öğretmenlere keyfekeder bir kadro dağıtımına gidilmiştir. Bazı bölümlere hiç kontenjan verilmemiş, bazılarına mevcuttan fazla, bazılarına ise mevcudun altında kontenjan verilerek mağduriyetin devam etmesine neden olunmuştur. Hakları açıkça tespit ve tayin edilmiş engelli öğretmenlerin herhangi bir mağduriyet yaşamamaları için kontenjan dağılımının yapılan başvurulara göre düzenlenmesinde zaruret vardır. Bu hem Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğu hem de aklın ve vicdanın gereğidir.

Engelli bireylerin öncelikle işe yerleştirilmelerinin, üretime katılmalarının ve topluma kazandırılmalarının temini amacıyla kamuda engelli kotaları yüzde 5’e çıkartılmalı ve açık bulunan engelli kontenjanlarına süratle atama yapılmalıdır.

Engelliler Haftası münasebetiyle bu yıl içinde yapılacak atamaya dair şimdiden engellilere müjde verilmeli ve en az 10 bin kadro tahsisi yapılmalıdır. Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavlarının daha sıklıkla yapılması dikkate alınmalıdır. Engelliler, “hizmetli” kadrolarına değil, niteliklerine uygun kadrolara atanmalı, mevcut hizmetli memurların da genel idare hizmetlerinde ilgili kadrolara geçirilmeleri sağlanmalıdır.

Engellilerimizin karşılaştıkları en önemli sorun alanlarından biri de eğitimdir. Engellilere yönelik özel eğitim ve örgün eğitim veren okulların, öğretmenlerin ve verilen derslerin sayısı son serece yetersizdir. Özel eğitim kurumlarında fizik tedavi ve eğitim alan engellilerin haftalık iki saat bireysel eğitimi, engelli 36 aydan büyük ise bir saatlik grup eğitimi devlet tarafından karşılanmaktadır. Maalesef, çok ağır engellilere hiçbir faydası olmamasına rağmen grup eğitimi verilmektedir. Bu engellilere grup eğitimi yerine bireysel eğitim verilmelidir. İlk yaşlarda haftalık iki saat bireysel eğitim yeterli olsa da ilerleyen yaşlarda bu yetersizdir. Birçok aile daha fazla eğitim için gerekli ücreti ödeyememektedir. Devlet, engelli çocukların haftalık en az dört saat bireysel eğitim ve iki saat grup eğitim masrafını karşılamalıdır.

İhtiyaç içinde bulunan engellilere bağlanan aylıklar da çok yetersiz durumdadır. Bugün engelli yakını ve engelli aylığı 350 Türk lirası, ağır engelli aylığı ise 525 Türk lirası düzeyindedir. Engelli aylıklarının iyileştirilmesi gerekmektedir çünkü bu aylıklarla geçimlerini sağlamaları mümkün değildir. Ayrıca, engelli aylığı verilmesinde muhtaçlık kriterinin kendi geliri yerine aile gelirine göre belirlenmesi birçok engellinin aylığının kesilmesine yol açmıştır. Yersiz ödenen aylıklar ile bunlardan doğan ceza ve faizlerin terkin edilmesine dair düzenlemeler yapılsa da bu düzenlemeler ödenen aylıkların geri alınmasını önlemiş ancak soruna kalıcı bir çözüm getirmemiştir. Yaşanan mağduriyetin giderilmesi için engellilerin muhtaçlığının belirlenmesinde "hane başına düşen gelir” uygulamasından vazgeçilip, kişisel gelir uygulamasına dönülmesi için yasal düzenleme yapılmalıdır.

Ülkemizde engelliler kendi aralarında da eşit fırsatlara sahip değildir. Engellilerin malul sayılması ve maluliyet aylığı bağlanmasında farklı uygulama bulunmaktadır. Aynı derecede engeli olan sigortalıların malul sayılmasında, engellilik durumunun doğuştan ve sonradan olması durumuna göre farklı hukuka tabi tutulmaları hakkaniyetle bağdaşmamakta olup, bu uygulama Anayasa’nın adalet ve eşitlik ilkelerine de aykırıdır.

Engellilerin eşit fırsatlara sahip olabilmeleri kapsamında, doğuştan ya da sigortalılıktan önce engelli olanlar da 5510 sayılı Kanun’un malul sayılma ve maluliyet aylığı bağlanmasıyla ilgili hükümlerinden yararlandırılmalıdır.

Engelli vatandaşlarımızın bağımsız, ayakları üstünde durabilen ve mutlu fertler olarak yaşayabilmeleri için yapılması gerekenler daha çoktur. Engelsiz bir Türkiye, engelsiz bir toplum, engelsiz bir gelecek için sorumluluk şuuru, empati kültürü, dayanışma ve yardımlaşma duygusu muhakkak surette canlı ve aktif tutulmalıdır. Engelli kardeşlerimizin, hayatın her alanında hak ettikleri seviyelerde bulunmalarının önü ardına kadar açık tutulmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, engelli vatandaşlarımızın yaşadıkları sorunların araştırılarak gerekli önlemlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasını öneriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Bu konuda tüm milletvekillerimizin aynı görüşte olduğunu düşünüyor, desteklerinizi bekliyor, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalaycı.

Önerinin aleyhinde ilk söz Mardin Milletvekili Mithat Sancar’a aittir.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Engelliler Haftası’ndayız. Maalesef bu tür sorunları ancak kendilerine tahsis edilmiş özel günlerde ya da haftalarda hatırlıyoruz. Bunun dışında genellikle bu sorunlar ve bu sorunları ağır bir şekilde yaşayan insanlar unutuluyor.

Evet, Türkiye’de engellilerle ilgili en temel sorun hak ve eşitlik temelli bir uygulamanın oluşturulmamış olmasıdır, oluşturulması yönünde de herhangi bir girişimin bulunmamasıdır. Yardım ve sadaka kültürü içinde engellilerin sorunlarının çözüleceği varsayılarak bir siyaset yürütülüyor. Bu da aslında engellilere bir yardım değil, tam tersine bir ayrımcılıktır, hatta hakarettir. Oysa engelliler, hepimiz gibi, engeli olmayanlar gibi birer yurttaştır, eşit haklara sahip olmaları gerekir, yaşamın bütün alanlarından ve bütün imkânlarından eşit muameleyle yararlanmaları lazımdır. Maalesef bu konuda büyük bir hoyratlık, büyük bir kayıtsızlık söz konusudur. Hak ve eşitlik temelli olmayan, yardım ve sadaka anlayışına dayanan hiçbir politikanın engelli yurttaşların sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

Bakın, engellilere yönelik hoyratlığın siyasi gerekçelerle nasıl derinleştiğine dair örnekler her gün karşımıza çıkıyor. Biraz önce Grup Başkan Vekilimiz Sayın Kerestecioğlu söz etti, açığa alınan bir babanın 2 ağır engelli çocuğunun engelli yardımı kesildi. Burada nasıl bir vicdansızlık işlediğini tekrar tekrar bu kürsülerden, bu platformdan ve başka yerlerden dile getirmeye çalışıyoruz. Kin ve intikam temelli bütün yaklaşımlar, aynı duyguları farklı kesimlerde yaygınlaştırır. Ülkeyi kin ve intikam duygusunun hâkim olduğu bir atmosfere mahkûm eder. Bugün bu şekilde kendilerinde kin ve intikamla hareket etme hakkı bulanlar yarın aynı duygularla karşılaşabilirler. Bunu sürekli hatırlatıyorum, Anayasa değişikliği zamanında da bunları hatırlattık çünkü başka argümanın etki etme imkânı kalmadığını görüyorum. Yani makul, rasyonel, işte dünya literatüründen, uygulamalarından örneklerle anlatmak bir işe yaramıyor. Sadece belki uyarı bir parça etki eder diye umut ediyoruz. O nedenle bunları hatırlatıyoruz. Ayrıca geçmişimiz, yakın geçmişimiz hatta uzak geçmişimize de baktığımızda bir döngü, intikam ve kin döngüsünün büyük yaralar açtığını çok rahat görebiliriz. Toplumumuz bu yaraların sarılmasını sağlayacak yöntemler beklerken yaraların daha da derinleşmesine yol açan bir anlayışla karşı karşıya kalıyor.

Kanun hükmünde kararnamelerle işinden atılan insanlar arasında engelliler de var ve bunlara hangi suçların isnat edildiği de belli değil; soyut örgüt üyeliği gerekçesi yeterli görülüyor. Bunlardan bir tanesi Veli Saçılık, biliyorsunuz hayata dönüş operasyonu adı altında yapılan vahşette kolunu kaybetmişti, daha sonra engelli kontenjanından işe alındı, olağanüstü hâl döneminde kanun hükmünde kararnameyle işinden atıldı. Devletin kendi sorumlu olduğu böyle bir mağduriyetten sonra bir süre engelli kontenjanında çalışma imkânı bulan bu arkadaşımız, şimdi engeline bakılmaksızın gerekçeler de son derece keyfî bir şekilde gösterilerek işinden atılmıştır.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça kardeşlerimiz altmış üç gündür açlık grevindeler. İstedikleri şey çok basittir arkadaşlar. İstedikleri şey işlerine iade edilmektir. Kendilerinin açlıkla terbiye edilmesi için işten atıldıklarını söylüyorlar ve buna kendi cevaplarını veriyorlar. “Siz bizi açlıkla terbiye etmek istediniz, biz kendimizi açlığa yatırıyoruz.” Bu, vicdanlarda hiçbir hareketlenme yaratmıyor mu? Bu iki güzel insanın gözümüzün önünde erimesine seyirci kalacak mıyız? Bizler, hepimiz ama en başta hiç şüphesiz Hükûmet, bu haksızlığın asıl sorumlusu Hükûmet mutlaka harekete geçmelidir.

Bizlere de düşenler vardır, Hükûmette olmayan partilerin milletvekillerine de düşenler vardır, daha fazla destek ve dayanışma gösterme zorunluluğumuz bulunuyor değerli arkadaşlar. Bu 2 insanımızın yarın öbür gün -şu hafta dolayısıyla söylüyorum sadece- evet, pek çok hasarla hayata devam etmeleri söz konusu olabilir bugün bitirseler bile ki bitirmeye niyetleri yok, “Sonuna kadar, işimize iade edilene kadar açlık grevini sürdüreceğiz.” diyorlar. Gözlerimizin önünde bu 2 güzel insanın yok olmasına seyirci kalmak büyük bir vicdansızlıktır. Hükûmetin nasıl bu kadar vicdansız olabildiğini anlamakta bazen -çok ciddiyim- zorlanıyorum. Bunu söylediğimiz zaman da “Niye zorlanıyorsunuz? Dünya kadar vicdansızlık örneği var bu Hükûmetin yarattığı. Sizler çok naifsiniz.” diyorlar bize, Hükûmeti eleştirenler, bizimle aynı fikirleri paylaşanlar. Evet, bu naifliği kaybetmemek belki insanlığımızı ayakta tutmak için yegâne imkânımızdır bugün. Naif olmaya devam edeceğiz. Sizleri bir parça naifliğe davet ediyorum, bir parça şu iktidar hesaplarının dışında, şu çıkar hesaplarının dışında düşünmeye ve davranmaya davet ediyorum. Şu kadarcık bir naiflik insanlığımızı kurtarabilir.

Şimdi, dün burada bir milletvekilimizin daha milletvekilliği düşürüldü. Büyük bir vicdansızlık, büyük bir haksızlık. Sadece vicdansızlık değil, hukuksuzluk ortada duruyor. Bakın, darbe girişiminden bu yana açığa alınan hâkim ve savcıların sayısı 4.500’ü buldu, bunların bir kısmı tutuklu. Arkadaşlarımız hakkında, mesela Nursel Aydoğan hakkında verilen mahkûmiyet kararının görüldüğü mahkemedeki, o davanın görüldüğü mahkemedeki savcı MİT tırları davası dolayısıyla ihraç edildi. 3 hâkim, o mahkeme heyetinin 3 hâkimi yine ihraç edildi, meslekten atıldı. Neden? Onların tarafsız bir yargılama yapmadıkları, başka amaçlar için yargıyı kullandıkları varsayılıyor. Bir örgüte mensubiyet böyle bir sonuç doğurur.

Yine, mesela, Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında 21 Şubat 2017 tarihinde Doğubeyazıt 2. Asliye Ceza Mahkemesinin verdiği beş aylık hapis cezası da aynı şekilde bu kararı veren hâkimin ihraç edildiği, daha geçen gün ihraç edildiği bir davadır değerli arkadaşlar. Bu dosyanın hâkimi HSYK’nın 5 Mayıs 2017 tarihli kararıyla meslekten ihraç edilmiştir.

Şimdi, bazen bu ihraçları Hükûmet sözcüleri Almanya’nın birleşmesi, Doğu Bloku’nun çökmesi sonrası uygulamalarla karşılaştırıyor, diyorlar ki: “Orada da tasfiyeler yapıldı.” Birkaç kere uyardım, bu argümanı kullandım, işinize yaramaz, tam tersi sizi haksız çıkaracak çok fazla oradan örnek ve argüman türer. Size bir iki örnek vereyim: Sovyetler Birliği çöktükten sonra, hatta çökmeden önce Perestroyka zamanında, 1987-1988’den başlayarak geçmişteki adaletsiz mahkeme kararlarının iptali için süreç başlattı, 1991’de kanun çıkardı bunun için.

Şimdi, siz bu hâkimleri, savcıları atacaksınız, bunlar meslekten çıkacak ve siz onu, o kararı gerekçelendirirken kullandığınız argümanı da hiç başka alana uygulamayacaksınız yani diyeceksiniz ki: “Darbe girişimi, onları atıyoruz. Onların yargıladıkları da cezalarını çekmeye devam etsinler.” Bu kadar keyfîlik olamaz, bu kadar vicdansızlık olamaz. Dün sayın Meclis başkan vekiline de ilettim, tekrar söylüyorum: Değerli arkadaşlar, eğer bu bir Hükûmet politikasıysa bunu açık söyleyin, bundan kaçmayın; söyleyin, deyin ki: “Biz elimizdeki bütün kirli imkânlarla, bütün haksız yöntemlerle sizleri tasfiye edeceğiz.” Yapın bunu. Biz de buna göre kendi tavrımızı zaten takınıyoruz, politikamızı yürütüyoruz. “Yok.” diyorlar, “Böyle bir politikası yok Hükûmetin.” O zaman sizi uyarıyorum; eğer gerçekten yoksa böyle bir politikanız, o zaman yargı içinde sizi de tuzağa düşürmeyi hedefleyen bir oluşum var, böyle düşünmemiz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Demek ki hani bu kadar haksız, adaletsiz kararları veren bir odak vardır ve 15-20 milletvekilinin, 30-40 milletvekilinin bu tür hükümlerle milletvekilliğinin düşürülmesini sağlayabilirler. Buna karşı koruma yolu Meclisin kendi iradesini göstermesidir. Haksız ve adaletsiz olduğu belli olan bu kadar açık kararlara, mahkeme kararlarına “Efendim, mevzuat böyle diyor. Ne yapalım? Burada okumak zorundayız.” gibi bir gerekçeyle bu tür sonuçları bağlarsanız büyük bir vebal altında kalırsınız. Bu vebalin hesabını vermek gerektiğinde umarım sizler başkalarının adalet için size dayanışma göstermesini talep etmek zorunda kalmazsınız. Umarım yarın “Adalet, adalet!” diye bağırmak zorunda kalmazsınız. Biz onurlu bir şekilde mücadelemizi yürütüyoruz, cezaevlerindeki arkadaşlarımız da öyle. Sizler ise bu ağır yükün hesabını vermeyi asla başaramayacaksınız.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerinin lehinde ikinci söz Kayseri Milletvekili Çetin Arık’a aittir.

Sayın Arık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisinin engelli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılmasıyla ilgili verdiği grup önerisi hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle gazi Meclisi saygıyla selamlıyor, tüm İslam âleminin Berat Kandili’ni kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin yüzleşmekten korktuğu ama korkmaması, aksine yüzleşmesi gereken bir konudur engelliler. Bakın, Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinde de vurguladığı gibi engellilerle ilgili Türkiye İstatistik Kurumunun son çalışması 2002 yılını kapsıyor. Yani bugün gerçek anlamda Türkiye'de kaç tane engelli yurttaşımızın olduğu ve bunların sorunlarıyla ilgili gerçek verilere sahip değiliz. Eldeki verilere göre nüfusumuzun yüzde 12,5’ini engelliler oluşturuyor. Bu da yaklaşık 10 milyon engelli yurttaşımızın olduğunu gösteriyor. Evet, 10 milyon engelli vatandaşımız var ama büyük çoğunluk bu engelli vatandaşlarımızı görmüyor çünkü engelli bireylerin bir bölümünün aileleri engelli bireyleri toplumsal yaşamdan uzak tutmayı tercih ediyor. Kimileri bunu bir utanç kaynağı olarak görüyor. Peşinen söylemek gerekir ki utanması gereken engelliler ve aileleri değil, engellilerin sorunlarına çözüm üretmeyen, üretemeyen, engellileri görmezden gelen yetkililer, çözüm üretemeyen siyasi makamlardır.

Değerli milletvekilleri, maalesef ülkemizde engelliler 3 Aralık Dünya Engelliler Günü veya 10-16 Mayıs Engelliler Haftası gibi belirli gün ve haftalarda hatırlanıyor. Büyük nutuklar atılıyor, iddialı vaatler veriliyor ama maalesef ki çözüm yok. Bir yıl sonra yine aynı nutuklar, yine aynı iddialı vaatler verilecek. Gelin hep birlikte bu kez farklı bir şey yapalım. Her şeyden önce siyasetüstü bir konu olan engelliler konusunu ele alırken siyasi manevraları, siyasi kaygıları bir kenara bırakarak çözüm için bir araya gelelim. Milliyetçi Hareket Partisinin önergesine hep birlikte destek verelim ve öncelikle engellilerle ilgili sağlıklı verileri ortaya koyalım. Gerçekten ülkemizde kaç yurttaşımız engelli, bunların kaçı istihdam ediliyor, kaçı eğitim olanaklarından yararlanıyor bunları bilmemiz gerekiyor.

Sevgili arkadaşlar, engellilerin en önemli sorunlarından bir tanesi eğitim. Engelli yurttaşlarımız temel bir hak olan, Anayasa’yla güvence altına alınan eğitim hakkından maruz bırakılıyor. Örneğin otizmli çocuklarımız… Otizm doğumdan gelen, belirtileri yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan, beynin farklı çalışmasıyla ilgili bir gelişimsel yetersizlik. 1985 yılında 2.500 doğumdan 1’inde görülürken şimdi 68 doğumdan 1’inde otizm görülüyor ve yapılan araştırmalar on yıl sonra her 2 çocuktan 1’inin otizmli doğacağını söylüyor. Tablo bu kadar ürkütücü. Peki, 68 çocuktan 1’i otizmli doğuyor, yirmi dakikada 1 çocuk otizm tanısı alıyor ise dünyanın en yaygın ve en güvenilir araştırma şirketi on yıl sonra her 2 çocuktan 1’i otizmli doğacak diyor ise biz bu çocukları niye göremiyoruz, nerede bu çocuklar? Hiç uzatmadan söyleyeyim, evlerinde. Aile mecbur kalmadıkça bu çocukları dışarı çıkarmıyor. Çıkarsa da mümkün olduğunca kimseye görünmemeye çalışıyor. Neden peki? Neden en büyük ilaçları doğal gelişen yaşıtlarıyla birlikte olmak olan bu çocuklar evlerinde hapis hayatı yaşıyor? Şimdi, belki evlerinde hapis hayatı yaşayabiliyorlar ama yüzde 50’yi bulacak olan bu özel çocuklar eve hapsedilebilecek mi? Yüzde 50 evinde tutulabilecek mi? Bu özel çocuklarda tek çare kesintisiz, yoğun ve sürekli bir eğitim.

Sayın milletvekilleri, otizmli çocuklar en az haftada kırk saat eğitimle hayata tutunacak hâle geliyorlar. Ama maalesef, ülkemizde ne yeterince eğitim verecek eğitmen ne eğitimi verebilecek nitelikli okullar ne de en önemlisi buna yetecek devlet yardımı var. Normal eğitimin bile dershane desteği olmadan yürümediği bir dönemde bu özel çocuklara haftada sadece ve sadece iki saat eğitim verilmesi reva mıdır? Ve yine Türkiye’de toplam nüfus içerisinde yaklaşık 1 milyon 142 bin otizmli birey var. 0-18 yaş grubunda ise 352 bin otizmli çocuk var. 352 bin çocuktan eğitime ulaşabilen çocuk sayısı sadece ve sadece 26.586. O da maalesef ki kâğıt üzerinde.

Bakınız, size bir örnek vermek isterim: Otizmli Esra Nazlı Doğan. Sevgili Esra konservatuvar eğitimi almak istiyor ama bürokratik engelleri bir türlü aşamıyor. Esra 3 yaşında otizm tanısı almış genç bir kız. Piyano tutkunu, müzik tutkunu bir genç kızımız. Güzel sanatlar lisesinde okumak istiyor ancak ders verecek öğretmen olmadığı için Esra liseye kabul edilmiyor. Buna rağmen Esra, 2015 yılında Ankara’da yapılan ortaokul ve liseler arası klasik müzik piyano dalında 3’üncü oluyor. Yine, Ankara’da ortaokul ve liseler arası solo ses yarışmasında ilk 10’a girdi. Esra’ya ders veren öğretmen müzik bilgisinin konservatuvar seviyesinde olduğunu söylüyor, Esra da konservatuvar okumak istiyor. Esra’nın konservatuvar sınavlarına girebilmesi için lise diploması şartı aranıyor. Esra lise diploması alabilmek için açık öğretim lisesine devam ediyor. Esra üç yılda toplam 51 kredi alabilmiş. Esra’nın lise diploması alabilmesi için kredisini 192’ye tamamlaması gerekiyor. Esra otizmli ama sistem, Esra’ya diğer bireylerle aynı standart soruları soruyor. Esra’nın trigonometriyi, logaritmayı, molekülleri bilmesine gerek yok.

Üstelik siz, Esra’ya haftalık iki saat eğitim hakkı vermişsiniz, güzel sanatlar lisesinde okumak istemiş ama siz demişsiniz ki: “Ders verecek öğretmenimiz yok.” Kabul etmemişsiniz. Şimdi, Esra’yı aynı koşullarda sınava tabi tutuyorsunuz ve aynı krediyi tamamlamasını istiyorsunuz. Adalet bunun neresinde? Vicdan bunun neresinde? Hâlbuki Esra’ya şans verilse belki de dünya çapında bir piyanist olacak. Biliyoruz ki bu çocuklara yapacağımız her türlü yatırım, sağlıklı ve mutlu çocuklar ve aileler olarak bize geri dönecektir. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre bu çocuklara harcanan her 1 dolar topluma 16 dolar olarak geri dönmektedir.

Ülkemizde engelli çocukların eğitimi için en önemli sorunlardan birisi özel eğitim öğretmeni eksiği ve bu öğretmenleri yetiştirecek öğretim üyesi sayısının yetersizliğidir. Hâlen 7 bin özel eğitim öğretmeni açığı var ve bu açığın kapatılması için eğitim kurumlarına her türlü desteğin sağlanması hayati önem taşımaktadır.

Sayın milletvekilleri, engelliler konusundaki bir diğer sorun ise engellilerin istihdamı. İstihdam konusunda sınıfta kalan AKP iktidarı engellilerin istihdamı konusunda ise küme düşmüş durumda. Engellilerin iş gücüne katılımı incelendiğinde, eldeki verilere göre engellilerin yüzde 78’inin iş gücüne dâhil olmadığı görülüyor. Burada, çalışabilecek durumda olan yaklaşık 2 milyon engellinin istihdam dışı kaldığı gibi acı bir gerçekle karşı karşıyayız. İş Yasası’na göre, 50 ve üzerinde işçinin çalıştığı iş yerlerinde; özel sektörde yüzde 3, kamu kuruluşlarında yüzde 4 oranında engelli çalıştırılması zorunluluğu var ama olay yasa yapmakla bitmiyor, bu yasanın hayata geçirilmesi, uymayanların denetlenmesi gerekiyor. Her şeye rağmen iş bulabilen engelli vatandaşlarımız ise iş yerlerinin fiziksel koşullarına uygun olmaması nedeniyle büyük zorluklar yaşıyor. İş yerlerinin engellilerin ihtiyaç duyduğu teknolojik ve çevresel donanıma sahip olması bakımından ülkemiz, uluslararası standartların çok gerisinde. Bu noktada AKP iktidarının siyasi rant amaçlı yardımlarının da önemli bir sorun olduğunun altını çizmek gerekiyor. AKP tarafından, engelli bireylerin toplumsal hayata katılabilmeleri için yapılan destekler genellikle muhtaçlık yardımı niteliğindedir. Engelli bireylerin aldığı muhtaçlık aylığı da, ağır engelliye bakan kişinin aldığı bakım aylığı da engelli bireyin ve ailesinin onurlu bir yaşam sürdürmesini sağlamaktan uzaktır. Engelli dostu görüntüsü altında oy avcılığı yapılırken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, açıyorum bir dakika daha.

ÇETİN ARIK (Devamla) – …engelliler, giderek artan düzeyde yardıma muhtaç bir toplum kesimi hâline geldi. Çağdaş, sosyal hukuk devleti anlayışı, tüm engelli yurttaşlarımızın başkalarına gereksinim duymadan yaşamını sürdüren, üreten ve toplumsal yaşama katkıda bulunan bireyler olmalarını amaçlamaktadır.

Şöyle bir örnek vermek gerekirse, engellilerin toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanması tabii ki önemlidir ama daha da önemlisi engellilerin sıkıntısız bir şekilde binip inebilecekleri, sıkıntısız yolculuk yapabilecekleri toplu taşıma araçlarını hayata geçirmektir. İşte, o zaman engelliler daha fazla hayatın içinde olacaktır.

Engelsiz bir dünya dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin önerisine evet diyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arık.

Şimdi, önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Erzincan Milletvekili Serkan Bayram.

Buyurun Sayın Bayram. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERKAN BAYRAM (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP grup önerisi üzerinde aleyhte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Berat Kandili. Hepinizin bu güzel gecede, bu güzel kandil gününde beratınızı kutluyorum, hayırlara vesile olur diyorum.

Tabii, demin konuşmacı vekillerimiz fazla bir şey yapılmadığı noktasından bahsederken, 2002 yılı öncesinde Meclisimizde 1 engelli vekil ya var ya yokken bugün, şükürler olsun, 4 engelli vekilimiz var Mecliste. Bu, bir kazanımdır. İnşallah, zamanla sayısı daha da artar çünkü damdan düşen, sorunu en güzel anlar. Allah kimseyi de damdan düşürmesin, temennimiz o.

Engellilik sadece engelli vatandaşlarımızı ve ailelerini değil, toplumu oluşturan tüm kesimleri ilgilendiren, duyarlı olmayı gerektiren ve çok yönlü ele alınması gereken toplumsal bir görevdir. Çeşitli engellerine rağmen, hayat mücadelesi veren ve hayatlarını onurlu bir şekilde geçirmek adına ekonomik, kültürel ve sosyal alanda hayatın içerisinde olan engelli vatandaşımız bizim için büyük bir önem arz etmektedir.

Engelli vatandaşlarımızı topluma kazandırmak, kimseye muhtaç olmadan, bağımsız olarak, kendi başlarına yaşayabilmelerini sağlamak, üretken insan durumuna getirerek yaşam düzeylerini gelişen dünya şartlarına göre biçimlendirmek, ihtiyaçlarını iyi anlamak, onlara mevcut şartlar içinde en iyi ortamları hazırlamak ve onlara iş imkânları sağlamak bir sosyal devlet ilkesi olarak Anayasa’mızın bizlere vermiş olduğu bir ödevdir, yükümlülüktür.

Engellilerin hayatını kolayca sürdürebilmeleri, toplumda ayrım yapılmadan toplumun diğer bireyleriyle eşit pozisyonlarda yer alabilmeleri, her alanda desteklenmeleri için partimiz elini taşın altına koymuştur.

Yine, 2002-2017 yılları arasında engellilik alanında devrim sayılabilecek nitelikte adımlar attık ve mevzuatlar çıkardık. Engelli haklarını koruyup geliştirmek amacıyla 2005 yılında Engelliler Kanunu’nu çıkardık. Ben yüce Meclise, 2005 yılında çıkan Engelliler Kanunu’nda bütün partiler destek vermiştir, bu destekten dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum çünkü engellilik olayı partilerüstü bir olaydır, Meclisimiz o özeni göstermiştir, şükranlarımı sunuyorum.

Yine, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ni 2007 yılında imzalayarak Avrupa Konseyinden önce imzalayan ülke olduk. 2010 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesinde referandumla değişiklik yaparak engellilerimize, kadınlarımıza, yaşlılarımıza pozitif ayrımcılık getirdik. Yine, 2013 yılında Başbakanlık genelgesiyle Engelli Hakları İzleme ve Değerlendirme Kurulunu oluşturduk. 2014 yılında yapılan 6518 sayılı Yasa’yla 2005 yılında çıkarmış olduğumuz 5370 sayılı Yasa güncellenerek Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Haklarına İlişkin Sözleşme’ye uyum sağladık. 2010 yılında yapılan yasal düzenlemeler neticesinde engelli bakım hizmetleri alanında yeni bir hizmet modeli olan evde bakıma destek hizmeti için gerekli düzenlemeleri yaptık. Bu hizmet modeliyle evinde bakılan ancak evde bakım ücreti veya kurumsal bakım hizmeti gibi hizmetlerden yararlanamayan bakıma muhtaç engellinin talep etmesi hâlinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızca görevlendirilecek bakıcı personel tarafından evde bakım hizmetleri sağladık. Bakmakla yükümlü olunan birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının üçte 2’sinden az olan bakıma muhtaç engellilerin isterlerse ikametgâhlarında, isterlerse resmî ve özel bakım merkezlerinde bakımlarını sağlayacak düzenlemeyi yaptık. Mart 2017 tarihi itibarıyla da 485 bin engelli vatandaşımıza evde bakım hizmeti verdik. 2002 yılında bakım ve rehabilitasyon merkezinde 1.843 engellimize hizmet verirken Mart 2017 itibarıyla bu sayıyı 6.700’e çıkararak engelli yatılı hizmetini sunduk. Yine, 2017 Mart ayı itibarıyla 166 özel bakım merkezinde 12.316 engelliyi yatılı bakım hizmetinden yararlandırdık.

2002 yılında 30 engelliye 1 bakım elemanı düşerken şimdi 6 engelliye 1 bakım elemanı düşüyor. Tam 5 katı kazançlı çıktık, 30’a 6. Ailesi yanında, bakımı mümkün olmayan engelliler için umut evleri modelini geliştirdik. İş Kanunu’na göre çalıştırılamayan her engelli ve çalıştırılmayan her ay için 1/1/2017 itibarıyla 2.295 TL o iş yerlerine idari para cezası uygulamasını getirdik. 2016 sonu itibarıyla kamu kurumlarında işçi statüsünde mevcut istihdam edilen engelli işçi 10.822’dir, kamuda işçi statüsünde engelli bireyi çalıştırmakla yükümlü olan kurumlarda kota açığı sadece 387’dir. 2016 sonu itibarıyla özel sektörde hâlen 92.413 engelli çalışırken özel sektörde engelli birey çalıştırma yükümlülüğü olan kurumlarda kota açığı da 20.336’dır. Bu sayede 2002 yılı itibarıyla engelli kontenjanda memur olarak çalışan engelli sayısı 5.777’yken bugün itibarıyla 48.947’dir; tam on kat artmıştır engelli memur sayısı. Kamuda engelli memur kontenjanı açığı 13.976’ya inmiştir, 2008 yılında engelli memurlar için daha uygun emeklilik imkânı getirilmiştir.

Yine, İŞKUR iş birliğiyle Korumalı İşyerleri Projesi’ni gerçekleştirdik. Korumalı İşyerleri Projesi’yle ilgili engelli istihdamına katkı sağlayacak olan sivil toplum kuruluşlarına yol göstermek üzere Korumalı İşyeri Başvuru Rehberi hizmetini sunduk. Engelli bireylerin özel sektörde istihdamını desteklemek üzere Bakanlığımız beş ili kapsayan bir destekli istihdam projesiyle, İşe Katıl Hayata Katıl Projesi’yle özel sektörde engelli çalışmasını artıran unsurlarla ilgili bir çalışma başlattı.

Yine, 2011 yılının sonunda, engellilerin adil bir rekabet ortamında yarışabilmesini sağlamak için Devlet Memurları Kanunu’nu değiştirerek engelliler için ayrı bir merkezî sınav uygulaması getirdi. Bu sınavla, engelli memur alımı bu sınava göre her yıl yapılmaktadır; yakında da memur öğretmenlerle ilgili 1.500 engelli öğretmen atamamız olacaktır.

Yine, 2014 yılında yaptığımız değişiklikle toplu taşıma araçlarında erişilebilir olması zorunluluğu getirdik ve bunu en iyi şekilde izleyen, denetleyen bir kurul oluşturduk. Bizden önce sadece memur ve SSK’lıların çocuklarının faydalandığı çocuklara eğitim desteğinden, bizim dönemimizde, sosyal güvencesi olsun olmasın bütün engelli vatandaşlarımızı -bu haktan- yararlandırdık. Bedensel engellilerin, ihtiyaç olması hâlinde oturduğu apartmanda fizikî değişiklik yaptırabilmesine ilişkin düzenlemeleri getirdik. Kamu binalarında, toplu taşıma araçlarında engellilerin kullanımına uygun hâle getirdik. Lüks konut kapsamına girmeyen bir evi olan engellilerden emlak vergisinin alınmayacağı uygulamasını getirdik. Engellilerin günlük yaşamlarını ve toplumsal hayata katılmalarını kolaylaştırıcı araç ve gereçleri muafiyet kapsamına aldık, KDV ve ÖTV indirimini getirdik engellilerimizle ilgili.

Yine, engellilerimizin yaşamdan zevk almaları, geleceğe güvenle bakabilmeleri ve üreten bireyler olarak kendi kendine yeter duruma gelmeleri, okulda, iş hayatında, sokakta, parklarda yani hayatın her alanında var olsunlar, ülkemize hizmet etme yarışında bizlere omuz versinler diye, engel grubu ve engel oranı ne olursa olsun, bütün engelli vatandaşlarımızın kendi kendine yetebilen, onurlu ve başı dik eşit vatandaşlar olarak yaşamını sağlamak için her gün daha kuvvetli bir azimle var gücümüzle çalışmaktayız.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın belirttiği gibi, Allah’ın topluma birer emaneti olarak kabul ettiğimiz engellerimizi toplumun diğer mensuplarıyla aynı derecede bu ülkenin sahibi olarak görüyor ve kabul ediyoruz. 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nı en içten dileklerimle kutlar, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayram.

Böylece Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunmadan önce karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.16

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 90’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Yapılan üçüncü oylamada da karar yeter sayısı bulunamadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 11 Mayıs 2017 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi günler diliyorum.

Kapanma Saati: 16.28