TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

87’nci Birleşim

3 Mayıs 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Konya Selçuk Üniversitesi eski Rektörü Profesör Doktor Erol Güngör’ün ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin Bursa’nın dağ ilçelerini bağlayan yolların bitirilmesi için ciddi bir adım atmadığına ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in zehir ve ölüm saçan krom atıklarıyla kaderine terk edilmiş durumda olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, işçi ve işverenlerin birbirinin velinimeti olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna atananların bir kısmının güvenlik soruşturmasının yedi aydır tamamlanmamış olmasına ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından Türkiye’nin çocuk işçilerle ilgili ILO sözleşmelerine neden uymadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 16 Nisanda yapılan referandumla gerçekleşen Anayasa değişikliğiyle 18-24 yaş arası gençlere seçilme hakkı verilmesinden heyecan duyduğuna ilişkin açıklaması

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ülke ekonomisindeki gizlenemeyen kötü gidişat nedeniyle iş yerlerinin birer birer kapanmaya devam ettiğine ve Hükûmetin bu konuda ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, on beş yıllık AKP iktidarları döneminde öğrencilerin mutsuz ve başarısız, medya ile üniversitelerin baskı altında, gazetecilerin hapiste olduğuna ve demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesinin bu baskıcı ve otoriter düzene son vereceğine ilişkin açıklaması

9.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği tarafından yapılmış olan ve birkaç defa törenle açılışı yapılan et süt kombinasının gerçekten hizmete açılmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak Merkez Karaağaç köylülerinin bir arazi sorunu nedeniyle mağdur durumda olduklarına ve bu konunun çözülmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının AKP’ye üye olmakla tarafsızlık yemini boşa çıkan Cumhurbaşkanını yeniden ve yeni duruma göre yemin etmeye davet edip etmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 16 Nisanda yapılan halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliğinin ilk tezahürüyle Cumhurbaşkanının kurucu lideri olduğu AK PARTİ’ye yeniden üye olduğuna ve sandıkta olumlu ya da olumsuz tercih belirten tüm Türkiye’ye teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ve Twitter’da bazı hesaplara engelleme kararı alınmasına ilişkin açıklaması

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, fındık fiyatlarındaki düşüşe ve Hükûmetin hiçbir fındık politikası oluşturmayarak üreticiyi, alıcıyı, yerli sanayiciyi mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, yeni Anayasa’nın ilk meyveleri olarak piyasalardaki rahatlama ve güven ortamının tekrar sağlandığına ve Cumhurbaşkanının AK PARTİ’ye geri dönmesine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ve 3 Mayıs Bağımsız İletişim Ağı Bianet’in kuruluşunun 20’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına, CHP Grubu olarak Genel Kurulu ziyaret eden Arel Üniversitesi siyaset bilimi öğrencilerini selamladıklarına ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 16 Nisan referandumunun sonuçlarıyla ilgili ”şaibeli” ifadesinin kullanmasının her şeyden önce millî iradeye yapılmış bir saygısızlık olduğuna ve herkesi demokrasinin kurum ve kurallarına riayet etmeye ve millî iradeye saygılı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Arel Üniversitesi siyaset bilimi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

2.- Başkanlıkça, 2’nci Uluslararası Hacı Bayram-ı Veli Sempozyumu dolayısıyla yurt içi ve yurt dışından gelen ve Genel Kurulu ziyaret eden misafirlere “Hoş geldiniz.” denilmesi

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın Dilekçe Komisyonu (4/90), Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu (4/91) ve İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun Plan ve Bütçe Komisyonu (4/92) üyeliklerinden istifalarına ilişkin önerge yazıları

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 21 milletvekilinin, Küçükkuyu-Dikili Arası Sahil Şeridi Su Temin Projesi’nin yöre iklimi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerinin ve yol açacağı ekolojik zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/512)

2.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 22 milletvekilinin, çiğ süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/513)

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki su kirliliği konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/514)

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki Parlamento heyetinin, 12-13 Mayıs 2017 tarihleri arasında Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi (AİBPA) Genel Kurulu ve Parlamento Başkanları 4’üncü Zirvesi’ne katılmak üzere İtalya’ya ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/955)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Ahmet Gündoğdu’nun, Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Laszlo Köver’in vaki davetine icabetle 19-22 Mayıs 2017 tarihleri arasında Macaristan’a bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/956)

 

 

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, OHAL KHK’leriyle yapılan ihraçların neden olduğu sorunların ve hak kayıplarının tüm boyutlarıyla ortaya konulması ve bu hak kayıplarının ivedilikle giderilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ve arkadaşları tarafından, 687 sayılı KHK’yla kapatılan özel etüt eğitim merkezlerinin terör örgütleriyle ilişkileri tespit edilemeyenlerinin yeniden açılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 372, 466, 469 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1, 77 ve 78’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılı sonuna kadar çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesine, salı günleri ise bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ilişkin önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İçişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

2.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

3.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

4.- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

5.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

6.- Dilekçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

7.- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/634) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 354)

2.- Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/701) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 372)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı Arasında Meteoroloji ve Meteorolojik Araştırmalar Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/606) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 358)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük İdaresi Arasında Gümrük Alanında Ortak Komite Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/684) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 359)

X.- OYLAMALAR

1.- (Sıra Sayısı: 354) Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (Sıra Sayısı: 372) Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, milletvekili maaşlarına ve milletvekillerine tanınan haklara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/11486)

2.- Muş Milletvekili Burcu Çelik’in, hakkında soruşturma açılan memurlara ve referanduma yönelik görüş beyanının 657 sayılı Kanun karşısındaki durumuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12436)

3.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, 2002-2017 yılları arasında miting için Türkiye’ye gelen yabancı siyasetçilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/12443)

4.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı personel için Kurum İçi Gelir Uzmanlığı Özel Sınavı yapılmasına yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/12506)

5.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, soru önergelerine ve cevaplandırılmalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/12815)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan basın müşavirlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12849)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2017 yılları arasında Bakanlıkta çalışan özel kalem müdürlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12851)

3 Mayıs 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü münasebetiyle söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Mayıs Milliyetçiler Günü münasebetiyle gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bundan yetmiş üç yıl önce, 3 Mayıs 1944’te Türk milletine eşsiz bir sadakatle bağlı olanların kutlu bir ülkü etrafında birleştiği ve milletin değerlerine sahip çıkmak için başlattıkları mücadelenin yıl dönümündeyiz. Türk milliyetçiliği düşünce tarihinde müstesna bir yeri bulunan bu mana ve şuur dolu Milliyetçiler Günü’nü kutluyorum. Yetmiş üç yıl önce, milliyetçi aydınlar ve gençler, dönemin idarecileri tarafından sürekli horlanan, bastırılmaya çalışılan milliyetçilik düşüncesini müdafaa etmişler, bunun sonunda tabutluklara atılarak işkencelere tabi tutulmuşlardır. Milliyetçilik fikriyatını savundukları için tabutluklara atılanların haklarını aramak maksadıyla milliyetçi aydın gençler, 3 Mayıs 1944 tarihinde gösteri tertip etmişler ve bu gösteri, hükûmet tarafından kuvvet kullanılarak bastırılmıştır.

3 Mayısta zamanın hükûmeti ve yöneticileri millî vicdanın sesi olan bir avuç aydın genç tarafından yüksek sesle uyarılmış, mensubiyet şuuru ve sorumlulukları dönemin idarecilerine hatırlatılmıştır. Bu hareket, millet şuurunu geri plana iten dönemin gelişmelerine karşı millî bir refleksin adı olmuştur. Bu millî refleks mahkemelerle, tabutluklarla, işkencelerle, zulümlerle bastırılmaya çalışılmış, milliyetçi gençler mağdur olmuş, horlanmış, suçlanmış, sıkıntıya düşmüş ancak fikirlerinden ve sevdalarından vazgeçmemişlerdir.

3 Mayıs, Türk milletine duyulan derin sevgi ve inançtan kuvvet alan millî bir şuurdur. Türk milletinin birliğinin, dirliğinin ve bölünmez bütünlüğünün savunucusudur, teminatıdır. Milliyetçiliğin duygu ve düşünce havzasından hareket sahasına inmesinin de başlangıcıdır.

Değerli milletvekilleri, 3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin hürriyet ve demokrasiyi bütün vesayetçilere, millet egemenliğini hiçe sayanlara karşı korumak için çıktıkları yolun adıdır. 3 Mayıs, milliyetçilik ile demokrasinin birbirini tamamladığının, birisi olmadan diğerinin eksik kalacağının ilanıdır.

Çağdaş ve modern bir devlet ve toplum olma yolunda milliyetçilik ile demokrasi yol arkadaşıdır, ikiz kardeştir çünkü demokrasi, milliyetçilik ve millî irade kavramları aynı kaynaktan yani milletimizden neşet etmektedir. Millet ve millî irade yok sayılırsa milliyetçilik de olmaz, demokrasi de olmaz.

Demokrasi millî iradenin, millî birlik ve bütünlüğün, millet ile devlet kaynaşmasının harcıdır. Milliyetçiliğin ve millî iradenin temelinde demokrasiye inanç, millete güven, sevgi ve saygı yatar.

Bu inançla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yönümüzü demokrasiden döndürmedik, sırtımızı millî iradeden başkasına dayamadık, Türk milletinden başka bir güç odağını tanımadık. Milletin istiklal ve istikbalini vesayet odaklarının insafına terk etmedik.

3 Mayıs, bir varoluş gayretinin çelikleşmiş ifadesidir. Yüzyıllarca bir medeniyetin inşası ve korunması yolunda nice kahramanın şahsında kendini gösteren milliyetçilik, 3 Mayısta millete, devlete, millî iradeye, demokrasiye sahip çıkarak zuhur etmiştir.

3 Mayısın emaneti bugün bizimledir. Milliyetçi Hareket Partisi bu ilke ve esasla demokrasinin ve milliyetçiliğin bayrak taşıyıcısı olmaya devam edecektir. Devletin bekası, milletin birlik ve beraberliği, demokrasinin tesisi için yetmiş üç yıl önce olduğu gibi bugün de aynı değerleri savunuyoruz.

Bu vesileyle, Başbuğ’umuz merhum Alparslan Türkeş ve Hüseyin Nihal Atsız başta olmak üzere, Nejdet Sançar, Zeki Velidi Togan, Hasan Ferit Cansever, İsmet Tümtürk, Hikmet Tanyu, Fethi Tevetoğlu, Mustafa Hakkı Akansel ve Hakk’ın rahmetine kavuşmuş büyüklerimizi rahmet ve duayla yâd ediyor, hayatta olanlara sağlıklı ömürler diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Gündem dışı ikinci söz, Düzce’nin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Bugün, tabii, Düzce’nin sorunlarını anlatmak için söz almış bulunmaktayım.

Bugün aynı zamanda Dünya Basın Özgürlüğü Günü’dür. Öncelikle basın emekçilerimizin gününü kutluyorum. Dünyada Basın Özgürlüğü Günü ama Türkiye’de bu özgürlüğün sadece “ö”sü bile kalmadı değerli arkadaşlar. Bugün 159 gazetecimiz gazetecilik faaliyetleri yüzünden tutuklu. Kimisinin aylardır iddianamesi dahi yok. Buna hukuk diyemeyiz. Bu, insanları rehin almaktır, zorla alıkoymaktır. Üzerine atılan suç dahi belli olmadan gazetecilerin dört duvar arasında ne işleri var, bunun neresinde demokrasi, neresinde basın özgürlüğü var diyoruz. Türkiye’yi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi hâline getirdik. Şu anda, on iki yılda 57 basamak gerileterek 180 ülke arasında 155’inci sıradayız. Basın özgürlüğünde Uganda, Tanzanya, Kenya’nın daha gerisindeyiz. Basın demokrasinin dördüncü kuvvetidir. Basın özgürlüğünde Irak, Suriye, İran, Nijerya gibi ülkelerle aynı seviyeye gelmiş durumdayız.

Değerli arkadaşlar, yasama, yürütme, yargıdan sonra basın gelir. Nasıl yargı organı Türk milleti adına yargılama yapıyorsa basın da milletin vicdanının temsilcisidir. Milletin vicdanını korkusuzca yazan kaleme de alan erki denilir, güç denilir, kuvvet denilir ancak bu basın özgürlüğü yok edildi. Basını havuzlarınızda boğdunuz; paralı kalemler, satılık gazeteciler türetildi.

Değerli arkadaşlar, Düzce’nin sorunlarına gelmeden önce basınla ilgili son sözüm şu olacak: Demokrasilerde iktidarlar yargıyla, basınla, hukukla oynamazlar. Basın, halkın müşterek sesi, kulağı, dilidir. Basın, toplumu başına gelebilecek olan felaketlerden koruyan güçtür.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; Düzce’nin sorunlarına baktığımız zaman, Düzce’de bir siyasal yağmacılık ve bir ganimet söz konusu. Belediyedeki tüm atamaların hepsinde artık eş dost kayırmacılığı var yani siyasi iktidarın kendi partisi değil, eşine, dostuna bir kayırmacılık var. Bu anlamda liyakat esasları terk edilmiş durumda.

Düzce’de Derdin köyü dediğimiz yer âdeta bir cennet köyümüz. Derdin köyünde termal turizmi ve yayla turizmiyle ayakta kalan mütevazı köylümüz bununla geçimini yapmaktayken HES projesi nedeniyle Derdin köyünün âdeta dertlerinin başına dert açtınız, dertlerini yoğunlaştırdınız, dertlerini bitiremediniz, dertlerini artırdınız. Derdin köyünün yolu yok. Yolları yapılmadığı için, gerek heyelan nedeniyle gerek çamur nedeniyle çocuklar sürekli okula gidememekte. Derdin köyünün tüm vatandaşları bu anlamda mağdur, zamanında orman kesimiyle ilgili de izin verilmediği için bu mağduriyetleri had safhada.

Aynı şekilde, yine, Düzce’nin bu kaplıcaları nedeniyle bunun bir an önce düzeltilmesi lazım. Düzce ilimizin Çilimli ilçesinde vatandaşımıza saat beşten sonra hastalandığı zaman iğne yapabilecek doktor yok, hemşire yok. Yani sanki mesai saati içerisinde insanlar hastalanabilir, hastalıklar mesai saatiyle sanki ölçülü.

Bir başka sorun, Düzce’de ruhsatı olmayan eğitim kurumları açık, bunların denetimleri yapılamıyor.

Yine, Düzce Terminali söz konusu, Düzce Terminali’ni yağmur yağınca sürekli su basıyor ve hatta 1 Mayıs günü orası âdeta eşkıya alanına dönüştü, orada kanun nizam tanınmadığı için silahlı tartışmalar oldu.

Düzce Akçakoca’da fen lisesi olacaktı, bu yapılmadı.

Yine, Düzce Yığılca’daki çimento fabrikası çevrede büyük sıkıntılar yaratmakta.

Turistik yerlerin tabelası yok. Kaynaşlı’da otopark yok, Düzce’de otopark yok, hatta Kaynaşlı’da kütüphane yok ve doktor yok. Kaynaşlı’nın nüfusu 13 bin, adliyesi yok, noteri yok ve Düzce’nin diğer ilçelerine baktığımız zaman, nüfusu Kaynaşlı’dan küçük olan yerlerin hem adliyesi var hem de aynı zamanda noteri var.

Soğuksu köyü ile Çukurhan köyünün karşısında, oradan bir E-5 yolu geçer, sürekli trafik kazaları yaşanır; burada alt geçit yok, üst geçit yok, kavşak yok, ışıklandırmalar yok, vatandaşımız sürekli burada ölüm tehditleriyle karşı karşıya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Düzce seninle iftihar ediyor.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kaynaşlı’da 40’a yakın…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Hecinler köyü ne oldu Mahmut ağabey, Hecinler köyü? Çöp dökülüyor oraya.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Düzce’nin hatırına efendim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli Başkanım, izin verirseniz 1 dakika, 1 dakika. Dikkat ederseniz hiç sataşma yok, istirham edeceğim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Verelim efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, peki, 1 dakika ama, lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, teşekkür ederim anlayışınıza.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yine, Kaynaşlı’da çöp sorunuyla ilgili, o bölgede bulunan tüm muhtarlarımızın oraya bir depolamanın yapılmamasıyla ilgili büyük bir talep ve istekleri var çünkü çevre kirliliği var.

Düzce Üniversitesinde doktor ve hemşire yok, vatandaşımız büyük mağduriyet içerisinde.

Düzce’de, Değerli Başkanım, 25 tane müdürlük var, 25 tane müdürlüğün 11 tanesi vekâleten idare ediliyor. 25 müdürlüğün 11 tanesi vekâleten idare edilir mi? Hatta bunun başında Düzceli olan Sayın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanının müdürlüğü de vekâleten idare ediliyor. Yani burada niçin vekâleten idare ediliyor? Çünkü partizanca atamalar yapacakları için daha kimseyi bulamadılar.

Ben burada Düzce MHP il örgütüne teşekkür ediyorum. Neden? Belediye Meclisi üyeleri ve İl Başkanlığı yapılan yolsuzlukları dile getirdi ancak İçişleri Bakanlığı bunlarla ilgili soruşturmaya izin vermedi. Her türlü yolsuzluk burada var değerli arkadaşlar. Yolsuzluğun partisi olmaz. Yolsuzluğun partisi yok çünkü bu bir kanserdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu kanserle herkesin mücadele etmesi gerekir.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 3 vekil var, o da Mecliste yok zaten. Senden başka da…

MAHMUT TANAL (Devamla) – 3 vekil var, gelirler inşallah.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ben teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, sizi dinliyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Tanal’ın iddialarını reddediyoruz, kesinlikle kabul etmemiz söz konusu değil.

BAŞKAN – Sayın Muş, bir dakika, alkışlar bitsin.

Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İddialarını tamamen reddediyoruz, bunları kesinlikle kabul etmemiz mümkün değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, Bakanlığın kararı burada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bizim milletvekillerimiz Meclistedir, Genel Kurulu birazdan teşrif ederler, gelirler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hep böyle oluyor, Mahmut Tanal Düzce’yi söylüyor, koşarak geliyorlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Fakat Düzce’den milletvekili çıkaramayanlar biraz çalışsınlar da oradan milletvekili çıkarsınlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Merak etme, çalışıyor işte adam. Gelecek sefer 1’inci sıraya…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Siz çıkardınız ne oldu? Yok ki.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz çıkardınız da ne oldu? Buhar oldu, buhar.

BAŞKAN – Bana doğru konuşuyor, bana hitaben konuşuyor. Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ama bize söylüyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gelip burada Düzce milletvekilleri ifade etsinler.

Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, özür dilerim, sataşma için değil…

BAŞKAN – Sataşma yok zaten.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, sayın grup başkan vekili… Benim konuşmam elimde, İçişleri Bakanlığının kararı ve aynı zamanda burada yapılan yolsuzluklarla ilgili iddialar… Belgeyle konuşuyorum ben.

BAŞKAN - Tamam, siz sonra gösterirsiniz kendisine.

Gündem dışı üçüncü söz, Konya Selçuk Üniversitesi eski rektörü Profesör Doktor Erol Güngör’ün ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’a aittir.

Buyurun Sayın Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Konya Selçuk Üniversitesi eski Rektörü Profesör Doktor Erol Güngör’ün ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük mütefekkir Profesör Doktor Erol Güngör’ün ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başımıza gelen bunca musibet bir tesadüf değil. Bunca musibet göz göre göre, bağıra bağıra, çağıra çağıra geldi ve sosyokültürel hayatımızı mahvu perişan eyledi.

15 Temmuzdan beri hayatımda hiç olmadığı kadar tefekkür ediyorum. Zaten o travmatik olaydan sonra uykularımız da uyku değil artık. Düşündükçe farkına vardığım bir ayrıntı var. Bu ayrıntı, sosyal ahlak ve ahlak psikolojisi hususundaki toplumsal yetersizliklerimiz. Uzun zamandır düşünüyorum, bir insan kendi vatanına nasıl ihanet edebilir, elindeki silahı milletine nasıl doğrultabilir ve bir insan Meclisini nasıl bombalayabilir? Gerçekten vatanını, milletini ve bayrağını seven birisi olarak bütün bunları anlamakta güçlük çekiyorum ve havsalam almıyor. Neyse ki Profesör Doktor Erol Güngör’ün Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk kitabı imdadıma yetişiyor. Merhum Erol Güngör Hocayı okudukça yaşadığımız bu acı merhaleleri daha iyi analiz ediyorum. Sonra keşke diyorum, keşke Erol Güngör’ü bütün Türkiye bilse ve tanısaydı. Türkiye’nin en iyi sosyal psikologlarından birisi olan bu değerli hocayı kaç kişi tanıyor, kaç kişi yazılan onca eserini okudu diye soruyorum kendime, lakin cevabını bulamıyorum.

Her yönüyle yerli ve millî olan Erol Güngör’ün aşağıdaki eserlerinin isimlerini hususen okuyorum. Zira bunca eseri kaleme almış bu önemli mütefekkirimiz neden hiç gündeme gelmedi acaba, bunu inceden inceye düşünmemiz de gerekmez mi diye soruyorum.

Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk, Dünden Bugünden Tarih-Kültür ve Milliyetçilik, İslâmın Bugünkü Meseleleri, İslam Tasavvufunun Meseleleri, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, Tarihte Türkler, Kelâmî Sahada Estetik Yapı Organizasyonu, Şahıslar Arası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü, Değerler Psikolojisi Üzerinde Araştırmalar… Kırk beş senelik kısacık hayatına bunca eseri sığdıran, akademik çalışmalarında ciddi başarılara imza atan Profesör Doktor Erol Güngör’ü bu toplum neden tanımaz, neden bilmez acaba?

Hocası Profesör Doktor Mümtaz Turhan gibi Erol Güngör Hoca da değeri anlaşılamamış çok önemli bir fikir adamımızdır. Güngör Hoca, eserlerini kaleme alırken bu milletin irfanını, kültürünü, moral değerlerini ilmek ilmek örerek yarınki nesillere aktarmaya çalışmıştır. Milliyetçilikle ilgili görüşleri herkese benzemez. Mesela: “Biz büyük bir imparatorluğun ve büyük bir medeniyetin çocuklarıyız. Bizim milliyetçiliğimiz, sömürgecilerin işgalinden kurtulmak ve devlet kurmak için yapılan siyasi istiklal mücadelelerine yahut sıfırdan başlayarak millî kültür yaratma hareketlerine benzemez.” “İslamiyete geçiş, Türk tarihi içinde büyük bir dönüm noktasıdır. Fakat bu değişmenin büyüklüğü bizi daha önceki Türk kültürüne karşı körleştirmemelidir. Her şeyden önce millî varlığımızın temel taşlarından biri olan dilimiz, bize eski kültürümüzden intikal etmiştir.”

Sayın milletvekilleri, Tanzimat’tan bu yana Türk insanının yaşadığı kimlik sorununa ve kültür buhranına eserlerinde sık sık parmak basmıştır Erol Güngör. Bugün dağa çıkan PKK’lı terörist de FET֒cü terörist de veya buna benzer diğer teröristler de aynı buhranın ürünüdür. Bu kimlik ve kültür buhranına bağlı sorunlarımızı acilen çözmek zorundayız. Her on senede bir darbelerle, sosyolojik kaoslarla ve terörle yüzleşmek istemiyorsak, bu travmaları sonsuza kadar çöplüğe atıp hayal ettiğimiz büyük hamleleri yapmak istiyorsak kültür ve medeniyet gelişimimizi en üst seviyede inşa ve ihya etmek mecburiyetindeyiz.

Yeni nesilleri fikrî, edebî, tarihî, siyasi ve içtimai mevzularda iyi yetiştirmek mecburiyetimiz vardır. Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Ali Fuat Başgil, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Seyit Ahmet Arvasi, Dündar Taşer, Fethi Gemuhluoğlu, Samiha Ayverdi, Ahmet Kabaklı, Mehmet Kaplan, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi isimlerin fikrî yönlerini yeni nesillere iyi anlatmalı ve kendilerine bu mütefekkirlerin görüşleri ışığında bir yol haritası çizmek durumunda olmalıyız. Bu yol haritası ise ilkokul yıllarından itibaren belirlenmelidir. Millî eğitim politikamız baştan ayağa yerli ve millî olmalıdır.

“Vatan sevgisi imandandır.” sözünü bütün kurumlara, caddelere, meydanlara, dağlara ve ovalara yazmalıyız mesela. Profesör Doktor Erol Güngör “Vatan sevgisi en önemli sosyolojik ve psikolojik terbiyedir.” der. Çocuklarımıza şayet vatan, millet ve bayrak sevgisini veremeyeceksek okuma yazma öğrenmeseler de olur. Nitekim, sözde çok iyi eğitim görmüş, her bir şey olmuş hainlerin millî değerlerden yoksun olduklarında neler yaptıklarını hep birlikte gördük.

Medeniyet ve kültürü ihmal eden toplumların iflah olduğu görülmemiştir ancak bu medeniyet ve kültür telakkilerini oluştururken ideolojik bağnazlık içine girilmeden, Türk toplumunun beş bin yıllık kültür ve medeniyeti gözetilerek ivedilikle bu meseleye eğilmek farz olmuştur.

Ahmet Erol Güngör’ün deyişiyle vatan sevgisinin maya tutması için insanlarımıza sosyolojik ve psikolojik terbiye şarttır. Bu da biz siyasetçilerin olduğu kadar kültür adamlarının ve ilim adamlarının da görevidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, size de bir dakika süre verelim.

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Özellikle gençlerimize yürüyecekleri yol haritasını vermek boynumuzun borcudur. Gençlerimize yürüyecekleri yol haritasını vermezsek sapkın, illegal ve yasa dışı navigasyonların usulca devreye girmeleri ise kaçınılmazdır. İnşallah millî eğitim yerli ve millî olarak gelecek kuşakları geleceğe hazırlama noktasında çok mahir olacaktır.

Bugün 3 Mayıs, 1944 yılında milliyetçilerin zindana atıldığı gün olarak biliyoruz. O günlerde Stalin İkinci Cihan Harbi’ni kazandıktan sonra Türkiye’de milliyetçilik tu kaka edilmiş ve milliyetçiler cezaevlerine gönderilmiş, tabutluklarda çürütülmüştü. Alparslan Türkeş gibi, Nihal Atsız gibi, Zeki Velidi Togan gibi, benim de hocam olan Nejdet Sançar gibi insanlar cezaevlerine gönderildiler ama ardından tekrar milliyetçilik neşvünema etti. O günden bugüne bu kahramanları, bu ilim adamlarını, siyaset adamlarını anıyoruz, anmaya devam edeceğiz çünkü milliyetçilik milletinden yana olmak demektir, milletine hizmet etmek demektir.

Bütün Türk milliyetçilerini rahmetle anıyorum, Erol Güngör’e rahmet diliyorum. Nice Erol Güngörleri yetiştirmesi için de bu millete dua ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Söz vereceğim milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Aydın, Sayın Atıcı, Sayın Kılıç, Sayın Çamak, Sayın Arık’ın yerine Sayın Özdiş, Sayın Kavakcı, Sayın Tanal’ın yerine Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Özdemir, Sayıp Akyıldız, Sayın Ünal, Sayın Yalım, Sayın Tüm, Sayın Benli, Sayın Şeker ve Sayın Arslan yerine Sayın Bektaşoğlu.

Sayın Aydın, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin Bursa’nın dağ ilçelerini bağlayan yolların bitirilmesi için ciddi bir adım atmadığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmet referandum öncesi halka boş sözlerle vaatlerde bulunmuş, toplumun gözünü boyamaya çalışmıştır. Bunun en önemli örneklerinden biri de seçim bölgem Bursa’ya ilişkindir. Bursa’nın dağ ilçelerini bağlayan yollar yıllardan bu yana bitirilemediği gibi, sözde, yapımına da referandum öncesi başlanmış, 16 Nisandan sonra ise neredeyse durma noktasına gelmiştir. Bu, samimiyetsizliğin, ciddiyetsizliğin, insanı hiçe saymanın en önemli göstergesidir. Bu yol bitirilemediği için her yıl meydana gelen kazalarda onlarca vatandaşımız hayatını kaybetmekte ama maalesef Hükûmet bu yolun bitirilmesi için ciddi bir adım atmamaktadır. 16 Nisan öncesi verilen sözlerin tutulamayacağı da çok açık ve nettir. Maalesef, bu yol örneğinde olduğu gibi, yetkilerin tek kişiye verilmesi toplumumuz için de büyük bir aldatma örneğidir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in zehir ve ölüm saçan krom atıklarıyla kaderine terk edilmiş durumda olduğuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Mersin zehir ve ölüm saçan krom atıklarıyla kaderine terk edilmiş durumda. Mersin’in göbeğindeki Kazanlı’da sadece Mersin’i veya Türkiye’yi değil tüm dünyayı en az on kere yok edecek kadar tehlikeli 1,5 milyon ton artı 6 değerlikli zehirli krom atıkları mevcuttur. Bu atıklar nasıl mı korunuyor? Üzeri sadece bir brandayla örtülerek. Bundan on gün önce çıkan bir fırtınada bu branda yırtıldı ve şehir merkezini zehirli krom atıklarının tozları kapladı. Çocuk, yaşlı, gebe demeden yüz binlerce insan bu zehre maruz kaldı. Çevre Bakanlığı ise bu zehirli atıkların 2023 yılından önce bertaraf edilemeyeceğini beyan etmektedir. AKP’nin Mersin milletvekilleri neredeler Allah aşkına? Bu konuya acilen el atılmalı ve Mersin bu zehirli atıklardan derhâl kurtarılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Sayın Kılıç…

3.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, işçi ve işverenlerin birbirinin velinimeti olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşçi ve işveren ilişkileri çok önemlidir. İşçiye takatinin üstünde iş verilmemeli, işveren işçiyi evladı ve kardeşi gibi görmeli, temel ve tabii haklarına saygılı olmalıdır. Çünkü iş her canlı için önemli ve gerekli bir uğraştır. Bu uğraşı sayesinde üretim yapılır, insan mutlu olur ve emek değer kazanır. Unutmayalım ki evren ve dünyamız bile hareket hâlindedir, hareket ise bir iş ve çalışmadır. İş yapmak ise Allah’ın ezelî ve ebedî kanunudur.

İşçinin en temel hakkı hiç şüphesiz ücret hakkıdır ve bu hakkın korunmasıdır. İşçiyse yaptığı işi iyi ve sağlam yapmak zorundadır çünkü bu onun en temel sorumluluğudur, işi ona bir emanettir.

Yine, işçinin güvenliği sağlanmalı, iş ehliyetli ve liyakatli olana verilmelidir. İşçi ve işverenler birbirlerinin velinimetleridir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çamak…

4.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna atananların bir kısmının güvenlik soruşturmasının yedi aydır tamamlanmamış olmasına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Türkiye Halk Sağlığı Kurumuna KPSS 2016/7 kapsamında toplam 4.984 sağlık personeli alımı gerçekleştirilmiş ve başvuruların ardından atama işlemlerinin son aşaması olan güvenlik soruşturmasına geçilmişti. Atama 7 Kasım 2016 tarihinde ÖSYM tarafından sonuçlanmasına rağmen, bazıları hemen göreve başlarken onlarca kişi hâlen soruşturmalarının tamamlanmasını bekliyor. Yerleştirilen adaylar yaklaşık yedi aydır atanamamaktan dolayı büyük mağduriyet yaşamaktadır. Adaylar ilgili Bakanlıktan açıklama bekliyorlar. En azından süre konusunda atama bekleyenlerin bilgilendirilmesi gerekmez mi?

Yetkilileri duyarlı olmaya davet ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Özdiş…

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından Türkiye’nin çocuk işçilerle ilgili ILO sözleşmelerine neden uymadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına. 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladığımız gün, Adana’da 16 yaşındaki bir çocuk işçi iş kazasında hayatını kaybetti. Mobilya atölyesinde çalışan 16 yaşındaki Ömer Faruk Sever isimli gencimiz, çalıştığı yerde asansör ile duvar arasında sıkıştı.

Neredeyse 1 milyon çocuk işçisi olan Türkiye imzaladığı ILO sözleşmelerine neden uymuyor? Cezai yaptırımlar neden uygulanmıyor? Ucuz veya ücretsiz iş gücü olarak görülen çocuklar okuması gereken yaşlarda neden çalışmak, para kazanmak zorunda bırakılıyor? Sayın Bakana soruyorum: Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Özdiş.

Sayın Kavakcı…

6.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 16 Nisanda yapılan referandumla gerçekleşen Anayasa değişikliğiyle 18-24 yaş arası gençlere seçilme hakkı verilmesinden heyecan duyduğuna ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

16 Nisanda geçen Anayasa değişikliğinin 18 maddesi arasında bana en büyük heyecanı veren, 18-24 yaş gençlerimizin, 8 milyon gencimizin de, seçerken temsil edilemeyen gençlerimizin de artık bir sonraki seçimlerde Mecliste temsil edilecek olması. Bu konuda oy kullanan kıymetli vatandaşlarımıza şükranlarımı arz ediyorum ve şimdiden 2019 seçimlerinde gençlerimize Meclisimize hoş geldiniz diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaytancıoğlu…

7.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, ülke ekonomisindeki gizlenemeyen kötü gidişat nedeniyle iş yerlerinin birer birer kapanmaya devam ettiğine ve Hükûmetin bu konuda ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemiz ekonomisindeki gizlenemeyen kötü gidişat nedeniyle iş yerleri birer birer kapanmaya devam etmektedir. İşlerini döndüremeyen, satış yapamayan esnaflarımız neredeyse her gün açtıkları dükkânları siftah dahi yapamadan kapatmak zorunda kalmakta, kira masraflarını dahi çıkaramamaktadırlar. Yüksek vergi ve prim oranları, bankaların yüksek faiz oranları ve yüksek teminatlar esnaflarımızın ayakta kalmasını zorlaştırmaktadır. Sürekli yeniden yapılandırmayla esnafların vergisini ve sigorta primlerini ödemesini beklemek yerine, işçinin, emeklinin, çiftçinin ve yoksulların gelirlerini artırmayı düşünüyor musunuz?

Mühürsüz referandum yaparak halkın iradesini hiçe sayanlar ve sadece partisinin Cumhurbaşkanı olanlar bu konuda neler yapmayı düşünmektedirler?

BAŞKAN – Sayın Özdemir...

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, on beş yıllık AKP iktidarları döneminde öğrencilerin mutsuz ve başarısız, medya ile üniversitelerin baskı altında, gazetecilerin hapiste olduğuna ve demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesinin bu baskıcı ve otoriter düzene son vereceğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Freedom House’un Basın Özgürlüğü 2017 Raporu’na göre, Türkiye dünyada 163’üncü, Avrupa’da ise 42’nci ve son sırada. PISA 2015 Öğrenci Refahı Raporu’ndaki Yaşam Memnuniyeti anketine göre Türkiye OECD ülkeleri arasında son sırada. Bugün öğrencilerimiz OECD’nin en mutsuz ve en karamsar öğrencileri. Son yayınlanan KHK’yla birlikte OHAL döneminde toplam 5.300 akademisyen ihraç edildi. On beş yıllık AKP iktidarları döneminde öğrencilerimiz mutsuz ve başarısız, medyamız baskı altında, gazetecilerimiz hapiste, üniversitelerimiz baskı altında ve akademisyenlerimiz ihraç durumda. Son olarak da YSK müdahalesiyle meşruluğu tartışmalı olarak kabul edilen bir anayasayla karşı karşıyayız. Ancak bu yaşananlar karşısında demokrasi ve hukukun üstünlüğü mücadelesi bu baskıcı ve otoriter düzene son verecektir.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız...

9.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği tarafından yapılmış olan ve birkaç defa törenle açılışı yapılan et süt kombinasının gerçekten hizmete açılmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği tarafından takriben 50 milyon lira harcanarak yapılan, Et ve Süt Kurumuna devredildiği belirtilen, 80’in üzerinde de personel alımı gerçekleştirilen ve birkaç defa da kurdelesi kesilerek şaşaalı törenlerle açılışı yapılan et süt kombinasını gerçekten de hizmete açmayı düşünüyor musunuz? Benim Sivaslı çiftçi kardeşim “Biz bu tesisi uzaktan seyrederek nasıl bir fayda elde edeceğiz?” diye merak ediyor.

Ben de buradan Sayın Bakana soruyorum: Bu tesisin faaliyete geçmesi için acaba kaç defa daha tören yapıp kurdele keseceksiniz ve şov yapacaksınız ve gerçekten de bu tesisi çiftçimizin emrine vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Sayın Ünal... Sayın Ünal yok.

Sayın Yalım...

10.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak Merkez Karaağaç köylülerinin bir arazi sorunu nedeniyle mağdur durumda olduklarına ve bu konunun çözülmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uşak Merkez Karaağaç köyü muhtarımızın talebi üzerine özellikle konuşuyorum. Sayın Orman Bakanımızın dikkatine: Eski, bundan önceki kadastro müdürü bir şekilde -kendi eşinin üzerine- yaklaşık 98 dekarlık bir alanı kullanmaktadır ancak köy muhtarlığı buna itiraz ettiği hâlde henüz bir geri adım atılmamıştır. Bununla ilgili Sayın Bakana buradan tekrar tekrar bildiriyorum çünkü köylü mağdur durumda. Bu arazinin bir an önce köylüye geri dönüşünün sağlanmasını talep etmekteyiz. Bu, özellikle hem köylünün hem de muhtarın talebidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tüm…

11.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının AKP’ye üye olmakla tarafsızlık yemini boşa çıkan Cumhurbaşkanını yeniden ve yeni duruma göre yemin etmeye davet edip etmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı 28 Ağustos 2014 günü tarafsızlık yemini ederek göreve başladı. Görev süresi içerisinde fiilen taraflı davranarak yeminine uymadığı kamuoyu tarafından yakından bilinmektedir ancak 2 Mayıs 2017 günü AKP’ye üye olarak hukuken bir taraf olmuştur. Dün itibarıyla Cumhurbaşkanının tarafsızlık yemini boşa çıkmıştır. Bu yeni durum karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı, Sayın Cumhurbaşkanını yeniden ve yeni duruma göre yemin etmeye davet edecek mi? Etmeyecekse yemin ile mevcut durum arasındaki çelişki nasıl giderilecek? Bu konuda Anayasa ve Adalet Komisyonları herhangi bir görüşme yapmışlar mıdır? Yemini olmayan bir Cumhurbaşkanı görevine devam edebilir mi? Sayın Meclis Başkanından acilen açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Benli…

12.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 16 Nisanda yapılan halk oylamasında kabul edilen Anayasa değişikliğinin ilk tezahürüyle Cumhurbaşkanının kurucu lideri olduğu AK PARTİ’ye yeniden üye olduğuna ve sandıkta olumlu ya da olumsuz tercih belirten tüm Türkiye’ye teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemiz için tarihî bir dönemeç noktası olan 16 Nisan halk oylamasında milletimizin demokratik hakkını kullanarak kabul ettiği Anayasa değişikliğinin ilk tezahürüyle, dün Cumhurbaşkanımız kurucu lideri olduğu AK PARTİ’ye yeniden üye oldu. Zira milletimiz partili cumhurbaşkanlığını onayladığında, halk iradesiyle aracısız olarak seçilen Cumhurbaşkanının mensubu olduğu siyasi partiyle ilişkisinin kesilmesiyle sözde tarafsız, yetkili ancak sorumsuz olan Cumhurbaşkanı yerine, yetkisi olduğu kadar hukuken ve siyaseten sorumlu olan ve milletin tarafında olan Cumhurbaşkanını istediğini göstermiş oldu. Anayasa değişikliği, referandumdaki tercihi ne yönde olursa olsun, 80 milyonun tamamını olumlu yönde etkileyeceğinden, sürece katılan, sandıkta olumlu ya da olumsuz tercih belirten tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

13.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ve Twitter’da bazı hesaplara engelleme kararı alınmasına ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkanım, ayıptır söylemesi, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyorum. Böylesi bir ortamda, Türkiye’de bu kadar yasakların öne çıktığı bir durumda Twitter’la ilgili de yasaklama kararıyla karşı karşıya kaldık. “#KadıköyModa#BizKazandıkYSKÇaldı.” diyen hesaba engelleme getirildi. “#BuAkşamkiKınaEtkinliğimizYarınaErtelendiPerşembeDirenişçilerOlarakEllerimizeKınaYakacağızDirenişimizKutluOlsun.” diyen hesap engellendi. “#YürüyorAdımAdımTümYurttaşlarAdına#HukuksuzluğaKarşıAdalet#AdaletYürüyüşü#HayırlıDayanışma.” diyen Doktor Hülya Şen’in paylaşımı nedeniyle hesaba engelleme getirildi. “#KadıköyBitmedi#HayırYeniBaşlıyor.” dediğim için, bir milletvekili olarak bir engelleme kararı var. Türkiye’de böylesi bir ortamda Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyoruz. Twitter’in kuşunun ağzını bantlarken burada, IŞİD’in dergileri Türkiye’de erişime hâlâ açık. Bu utancı yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Bu utanç daha fazla yaşanmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

14.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, fındık fiyatlarındaki düşüşe ve Hükûmetin hiçbir fındık politikası oluşturmayarak üreticiyi, alıcıyı, yerli sanayiciyi mağdur ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iki yıldır verdiğim önergelerle, yaptığım konuşmalarla, basın yoluyla yaptığım çağrılarla ısrarla fındık fiyatlarındaki düşüşe dikkat çekmek istedim. Hükûmetin üretici mağduriyetini gidermek, ülkemizin döviz kaybını önlemek için müdahale alımı yapması gerektiğini vurguladım ama ne yazık ki bunu yapmadınız. Bakanlığınız döneminde fiyatların 15-20 TL aralığından 9-10 TL’ye kadar düşmesine seyirci kaldınız. Yabancı bir firmanın serbest piyasayı kendi lehine düzenlemesine izin verdiniz. Hiçbir fındık politikası oluşturmayarak üreticiyi, alıcıyı, yerli sanayiciyi mağdur ettiniz. Sonunda, iki hafta önce, referandum süresince güya TMO’yu devreye soktunuz, şu anda alım yapıyorsunuz. Bununla ilgili daha çok konuşacağız. Yabancı alıcının belirlediği fiyatı alım fiyatı olarak belirlediniz. Sizce Türk fındığının gerçek değeri bu mudur?

Sayın Bakan, şu anda yaptığınız, fındığı ucuzlatma hamlesidir, aynı zamanda yeni sezonun da fiyatının oluşmasına katkıda bulunmaktır. Eğer niyetiniz gerçekten üreticinin menfaatini düşünmekse yeni bir taban fiyat açıklamalısınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – TMO’yu bırakın, desteklemeye bakın.

BAŞKAN – Sayın Özkal…

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, yeni Anayasa’nın ilk meyveleri olarak piyasalardaki rahatlama ve güven ortamının tekrar sağlandığına ve Cumhurbaşkanının AK PARTİ’ye geri dönmesine ilişkin açıklaması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumunuz üzere yoğun bir referandum süreci sonrasında tekrar Meclis Genel Kurulunda çalışmalarımıza başladık. Bu kapsamda, yeni Anayasa’nın ilk meyveleri olarak piyasalardaki rahatlama ve güven ortamının tekrar tesisi gözle görülür şekilde sağlanmıştır. Yeni Anayasa’nın milletimiz için en önemli maddelerinden biri olan partili cumhurbaşkanlığıyla ilgili de dün güzel gelişmeler yaşanmış, kurucu Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan partimize tekrar geri dönmüştür. Kurucu Genel Başkanımızdan ayrı kalmamıza sebep olan darbe anayasası, milletimizin feraseti sayesinde son bulmuş ve 2002 seçimlerinde, teveccühleriyle, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı bizlere kazandıran milletimiz yine üzerine düşeni yapmış ve hasreti sona erdirmiştir. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yuvasını geri teşriflerinden dolayı hoş geldiniz der ve bu buluşmayı sağlayan aziz milletimize şükranlarımızı sunarım.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkal.

Şimdi, söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

Süreniz iki dakika.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Basın, vatandaşlarımızın gözü, kulağı, sesi olmaya ve kamuoyunun haber alma hakkına katkıda bulunarak görevin ilkeli, tarafsız ve sorumluluk anlayışı içerisinde yerine getirilmesi gereken bir mesleğin ve sektörün adıdır. Basın mensupluğu fedakârlık isteyen, zor şartlarda yapılan özel bir meslektir. Basın ve ifade özgürlüğü demokrasilerin vazgeçilmez şartıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak basın ve ifade özgürlüğünü temel hak ve özgürlükler çerçevesinde destekliyoruz ve savunuyoruz. Basın özgürlüğünü savunurken hukuk devletinin en önemli ilkesi olan vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlükleriyle güvenli bir şekilde yaşamlarını sürdürme hakları göz ardı edilemez. Güvenlik yoksa demokrasi de yoktur, temel hak ve özgürlükler de yoktur. Hiçbir mesleğin suç işleme imtiyazı da yoktur. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve yapılan her iş hukukla, kanunla ve en önemlisi Anayasa’yla çerçevelenmiştir.

Basın özgürlüğü kapsamında değinmek istediğim bir diğer husus da basındaki patronaj ilişkileridir. Türkiye’de, basın mensuplarından önce medya patronajı meselesini gündemimize almamız gerekmektedir. Medya patronlarının akçalı ilişkileri, medya patronlarına ilişkin ödül, ceza uygulamaları basın özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir.

Bu vesileyle Anayasa ve hukuk içerisinde ve meslek etiğini gözeterek görev yapan bütün basın mensuplarının Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyor, görevlerinde başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Kerestecioğlu…

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ve 3 Mayıs Bağımsız İletişim Ağı Bianet’in kuruluşunun 20’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

3 Mayıs, Birleşmiş Milletler tarafından 1993 yılında Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan edildi. Türkiye ise maalesef, bu konudaki kötü şöhretini her geçen gün büyütüyor. Türkiye, gazetecileri tutuklayan ülkeler sıralamasında 1’inci sırada. Tüm dünyada tutuklu olan gazetecilerin üçte 1’i Türkiye cezaevlerinde. Ancak unutulmamalı ki gazetecileri tutuklamak gerçekleri tutuklamak demektir ve halkın haber alma hakkını tutuklamak demektir. Bugün iddianamesi bile hazırlanmayan ve yazacaklarından korkulduğu için tutuklu bulunan tüm gazeteciler bir gün özgür olacaklar ve mutlaka gerçekleri olanca açıklığıyla ifade edecekler, yine tutuklanmak pahasına, yine hayatları pahasına olsa da alanlarda haber peşinde olacaklar. Tüm tutuklu gazetecilerin özgür olması, tüm gazetecilerin özgürce çalışabilmesi dileğiyle Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlu olsun diyoruz.

Bu arada, ilk adımlarını yerel medya, bağımsız gazeteciler, iletişim akademisyenleri, TMMOB ve TTB’yle 3 Mayıs 1997’de atan Bağımsız İletişim Ağı Bianet’in de 20’nci yaşını kutluyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Özel…

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına, CHP Grubu olarak Genel Kurulu ziyaret eden Arel Üniversitesi siyaset bilimi öğrencilerini selamladıklarına ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Freedom House’un yaptığı son çalışmaya göre, Türkiye basın özgürlüğünde maalesef 163’üncü sırada ve artık özgür olmayan ülkeler kategorisine gerilemiş durumda. Dünyada tutuklu olan her 3 gazeteciden 1’inin Türkiye’de tutuklu olması ve Türkiye’nin en çok gazeteciyi hapishanelerde tutan ülke kötü unvanına sahip olması bu Parlamentonun ortak sorunlarından ve utancından bir tanesi ama tabii ki bu konuda siyasi iktidarın iradesinin ve ona destek olan iradenin de sorumluluğunun altını çizmek gerekiyor.

Her şeyin yasaklı olduğu, “hayır”ı destekleyen “tweet”lerin, Wikipedia erişiminin engelli olduğu, gazetecilerin cezaevinde olduğu, basın özgürlüğünün her gün gerilediği, haberciliğe ve vatandaşlarımızın özgür haber alma hakkına, erişime baskıların her gün arttığı bu süreçte Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyoruz demeye bile utanıyor insan. Diliyoruz ki bu utanç tablosundan bir an önce kurtuluruz. Ülkemizi yeniden çağdaş, demokratik ülkeler düzeyine taşıyacak adımların atılması için bu Parlamentonun ortak bir irade ortaya koyması gerektiğini savunuyoruz. Sansür, gözaltı, tutuklama ve işsizlik tehdidine rağmen ilkelerinden ödün vermeden mesleklerini yapmaya çalışan tüm basın emekçilerinin Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü her şeye rağmen kutluyoruz.

Ayrıca, Sayın Başkan, bugün defalarca tekrarlanan bir durum oldu. Geçtiğimiz seçimlerde milletvekilimizin olmadığı bölgelere yaptığımız fahri milletvekilliği görevlendirmesiyle, bu sefer Sayın Mahmut Tanal Düzce’nin sorunlarını dile getirdi. İktidar partisinden 1’i Bakan olmak üzere 3 milletvekili olmasına rağmen yine salonda yoktular ama yine tarih tekerrür edecek, yarın gelecekler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …tutanaklardan itiraz edecekler.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın grup başkan vekili diyor ki: “Düzce’nin sorunlarına hâkimiz, oradan çok oy oluyoruz. Çalışın, siz de yapın. Böyle çalışıyoruz…” Düzceliler çalışanı da kendisinden az oy alanların nasıl bir gayret içinde olduğunu da oyları alıp yan gelip yatıp Düzce’yi unutanları da görüyor ve bunun hesabını da ilk sandıkta Düzce’yi unutanlardan soracaktır.

Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, şu anda Parlamentomuzu sayın milletvekilinin eşliğinde ziyaret eden genç arkadaşlarımıza -hangi siyasi görüşten olurlarsa olsunlar- hoş geldiniz diyoruz, CHP Grubu olarak onları selamlıyoruz. Demokrasiye ve parlamenter sisteme sahip çıkacaklarını düşünüyor, onlara saygılarımızı sunuyoruz. Hoş geldiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Arel Üniversitesi siyaset bilimi öğrencilerine “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Biz de genç arkadaşlarımıza Divan olarak hoş geldiniz diyoruz.

Arel Üniversitesi siyaset bilimi öğrencileri Genel Kurulu ziyaret etmişlerdir. Kendilerine tekrar hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

Sayın Muş, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 16 Nisan referandumunun sonuçlarıyla ilgili ”şaibeli” ifadesinin kullanmasının her şeyden önce millî iradeye yapılmış bir saygısızlık olduğuna ve herkesi demokrasinin kurum ve kurallarına riayet etmeye ve millî iradeye saygılı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 16 Nisan referandumunda milletin verdiği kararı hazmedemeyenlerin dün sık sık gerek Meclis çatısı altında gerekse başka platformlarda referandum sonuçları için “şaibeli” ifadesini kullanması her şeyden önce millî iradeye karşı yapılmış bir saygısızlıktır. Bu kutlu çatı altında, milletin oylarıyla milletvekili seçilenlerin herkesten daha fazla millî iradeye saygı duyması gerekirken millî iradeyi “şaibeli” olarak nitelendirmeleri fevkalade yanlıştır. Bu aziz millet nasıl ki genel seçimlerde iradesini sandığa yansıtarak bizleri buraya göndermişse aynı şekilde referandumda da Anayasa değişikliğini kabul etmiştir. Unutulmasın ki bu ülkede nihai kararı ne seçkinci bir zümre ne de millete tepeden bakan belli bir çevre vermektedir. Bu ülkede nihai kararı sadece ve sadece millet vermektedir. Milletin verdiği karar hiç bir zaman şaibeli olmaz. Milletin ortaya koyduğu irade yasaldır, meşrudur ve her daim doğrudur. Zira demokrasilerde hakem millettir ve meşruiyetin yegâne kaynağı millî iradedir. 16 Nisana kadar siyasetçiler, 16 Nisanda millî irade konuşmuştur. Milletin kararını meşru görmeyenler Mecliste asılı olan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini içine sindiremeyenlerdir. Sandıktan istediği sonuç çıkmayınca “Millet seçmeyi bilmez.” diyerek tahammülsüzlük gösterip milletin kararını şaibeli olarak nitelendirenler demokratik anlayışı tam anlamıyla benimseyemeyenlerdir. Sonuçları tanımıyorum demek, millî iradeyi tanımıyorum demektir ki bu da bizatihi milletin oylarıyla milletvekili seçilenlerin kendilerini inkârı anlamına gelmektedir. Sonuçları tanımadığını ilan edenler, aslında zımni olarak demokrasiyi tanımadıklarını ilan etmişlerdir. Bu, demokratik açıdan çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Zira referandumu veya seçimi kaybeden her parti seçim sonuçlarını tanımadığını ilan ederse demokratik düzen nasıl tesis edilecektir? Onun için, sonuçları tanımama anlamına gelen açıklamalar demokratik açıdan kabul edilemez ve sorumsuz açıklamalardır. Türkiye’de demokratik süreç işlemiştir ve işlemeye devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bu anlamda herkesi demokrasinin kurum ve kurallarına riayet etmeye ve millî iradeye saygılı olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın Dilekçe Komisyonu (4/90), Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu (4/91) ve İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun Plan ve Bütçe Komisyonu (4/92) üyeliklerinden istifalarına ilişkin önerge yazıları

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı’nın Dilekçe Komisyonu üyeliğinden, Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonundan ve İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’nun Plan ve Bütçe Komisyonundan istifalarına ilişkin yazıları 3/5/2017 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Meclis araştırmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 21 milletvekilinin, Küçükkuyu-Dikili Arası Sahil Şeridi Su Temin Projesi’nin yöre iklimi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerinin ve yol açacağı ekolojik zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/512)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kaz Dağı Millî Parkı’nın güneyindeki başlıca akarsu havzaları ile batısındaki Mıhlı Çayı havzasında yapılmak istenen Küçükkuyu-Dikili Arası Sahil Şeridi Su Temin Projesi yöre iklimi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri ve yol açacağı ekolojik zararları araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İç Tüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) İsmail Ok                                                       (Balıkesir)

2) Erkan Akçay                                                  (Manisa)

3) Arzu Erdem                                                    (İstanbul)

4) Edip Semih Yalçın                       (İstanbul)

5) Atila Kaya                                                      (İstanbul)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                    (İzmir)

7) Mevlüt Karakaya                         (Adana)

8) Erkan Haberal                                                (Ankara)

9) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu       (İstanbul)

10) Ruhi Ersoy                                                   (Osmaniye)

11) Baki Şimşek                                                 (Mersin)

12) Saffet Sancaklı                         (Kocaeli)

13) Mustafa Mit                                                  (Ankara)

14) Ahmet Selim Yurdakul                                    (Antalya)

15) Zühal Topcu                                                 (Ankara )

16) Deniz Depboylu                         (Aydın)

17) Oktay Öztürk                                                (Mersin)

18) Şefkat Çetin                                                 (Ankara)

19) Muharrem Varlı                         (Adana)

20) Yusuf Halaçoğlu                        (Kayseri)

21) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu       (Hatay)

22) Ümit Özdağ                                                  (Gaziantep)

Genel Gerekçe:

Kaz Dağlarının Ege ve Marmara Bölgelerinin sınırlarını oluşturması nedeniyle iki farklı iklim etkisinde kalması, Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan bitki bölgelerinin kesiştiği noktada bulunması nedeniyle bu bölgeleri temsil eden bitki türlerinin burada bulunması, güney yamaçlarının deniz seviyesinden birden 1.700 metrelere yükselmesi, bu alanların dereler ve çaylar tarafından derin vadiler şeklinde yarılması biyoçeşitliliği artırmaktadır.

Kaz Dağı Millî Parkı’nda bilim adamlarınca bugüne kadar 101 familyaya ait 800 civarında bitki taksonu tespit edilmiştir. Bu türlerin 77 adedi yalnızca Türkiye'de bulunmaktadır. Bunların 29 tanesi de dünyada sadece Kaz Dağı Millî Parkı’nda bulunan endemiklerdir. Böylesi doğal güzelliklere sahip bölgeye yapımı düşünülen baraj projesinin bölgedeki tarım ve hayvancılığa olumsuz yansımaları olacağı kesindir.

Bu nedenle, Kaz Dağı Millî Parkı’nın güneyindeki başlıca akarsu havzaları ile batısındaki Mıhlı Çayı havzasında yapılmak istenen Küçükkuyu-Dikili Arası Sahil Şeridi Su Temin Projesi yöre iklimi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkileri ve yol açacağı ekolojik zararları araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

2.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve 22 milletvekilinin, çiğ süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/513)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çiğ süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) İsmail Ok                                                       (Balıkesir)

2) Erkan Akçay                                                  (Manisa)

3) Arzu Erdem                                                    (İstanbul)

4) Edip Semih Yalçın                       (İstanbul)

5) Atila Kaya                                                      (İstanbul)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                    (İzmir)

7) Emin Haluk Ayhan                       (Denizli)

8) Mevlüt Karakaya                         (Adana)

9) Erkan Haberal                                                (Ankara)

10) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu     (İstanbul)

11) Ruhi Ersoy                                                   (Osmaniye)

12) Baki Şimşek                                                 (Mersin)

13) Saffet Sancaklı                         (Kocaeli)

14) Mustafa Mit                                                 (Ankara)

15) Ahmet Selim Yurdakul                                    (Antalya)

16) Zühal Topcu                                                (Ankara)

17) Deniz Depboylu                         (Aydın)                              

18) Oktay Öztürk                                                (Mersin)

19) Şefkat Çetin                                                 (Ankara)        

20) Muharrem Varlı                         (Adana)

21) Yusuf Halaçoğlu                        (Kayseri)

22) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu       (Hatay)

23) Ümit Özdağ                                                  (Gaziantep)

Genel Gerekçe:

Çiğ süt referans fiyatı 1 Temmuz 2014'ten bu yana artırılmadı. Litre başına 1 lira 15 kuruş olan referans fiyatın 1 Temmuz 2016'ya kadar artırılmayacağı yönünde Ulusal Süt Konseyinde karar alınmıştır. Çiğ sütün çok az bölümü bu referans fiyattan satılmaktadır, çok büyük bölümü daha düşük fiyattan satın alınmaktadır. Et ve Süt Kurumu verilerine göre, 2015'in ilk on aylık döneminde çiğ sütün ortalama fiyatı 1 lira 7 kuruş oldu. Şu sıralar, küçük üretici bir yana tonlarca sütü olan çiftliklere bile "Sütünü en fazla 90 kuruştan alırım.” denilmektedir. Bundan da ötesi firmalar, süt bırakmaya yani süt almamaya başladı. Aynı zamanda süt bedelleri geç ödeniyor. Daha önce on beş günde bir üreticiye çiğ süt bedeli ödenirken şimdi ayda bir, bazı firmalar iki ayda bir ancak ödeme yapıyor yani süt satarak işletmesini çevirmeye çalışan üretici, para alamadığı için yem alamıyor, giderlerini karşılayamıyor, borçlarını ödeyememektedir.

Çiğ süt sektöründe yaşanan kriz, vatandaşı ineklerini kesmeye teşvik etmektedir. Çiğ süt fiyatı maliyetleri karşılamadığı için, çiftçi kırmızı et fiyatının yüksek olmasını da fırsat bilerek ineğini kesiyor. Hatırlanacağı gibi, 2008'deki çiğ süt krizinde 1 milyonu aşkın inek kesilmişti. O dönem et üretimi artıyor diye sevinenler, bir yıl sonra canlı hayvan ve et ithal etmek zorunda kaldı. Bugün ithalat hâlâ devam ediyor. O dönemde, daha çok küçük çiftçiler inek kesiyordu. Şimdi, milyonlarca lira yatırım yapan, kredi kullanan, yurtdışından damızlık düve ithal eden işletme sahipleri de inek kesiyor veya satarak elden çıkarıyor. Bu çok tehlikeli olan süreçte inek kesimi önlenemezse Türkiye'de 2008’dekinden daha büyük et krizi yaşanır.

Bu nedenle, çiğ süt üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin  belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması önemli olacaktır.

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki su kirliliği konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/514)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına


Su kalitesi ve su kirliliği insan sağlığı ve ekosistemin temel ihtiyaçları açısından suyun miktarı kadar önemlidir. Bu sebeple, ülkemizdeki su kirliliğini kapsamlı bir şekilde araştırmak, su kirliliği ile daha etkin bir biçimde mücadele etmek, su kirliliğine sebep olan etmenleri tespit etmek  amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeler gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1) Baki Şimşek                                               (Mersin)

2) Erkan Akçay                                               (Manisa)

3) İsmail Ok                                                   (Balıkesir)

4) Fahrettin Oğuz Tor                                       (Kahramanmaraş)

5) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                         (Hatay)

6) Arzu Erdem                                                (İstanbul)

7) Kadir Koçdemir                                           (Bursa)

8) Mehmet Erdoğan                                          (Muğla)

9) İsmail Faruk Aksu                                        (İstanbul)

10) Ahmet Selim Yurdakul                                 (Antalya)

11) Yusuf Halaçoğlu                                        (Kayseri)

12) Emin Haluk Ayhan                                      (Denizli)

13) Nuri Okutan                                              (Isparta)

14) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu                      (İstanbul)

15) Mustafa Mit                                              (Ankara)

16) Mevlüt Karakaya                                        (Adana)

17) Muharrem Varlı                                          (Adana)

18) Celal Adan                                                (İstanbul)

19) Kamil Aydın                                              (Erzurum)

20) Mehmet Parsak                                          (Afyonkarahisar)

21) Ruhi Ersoy                                                (Osmaniye)

Gerekçe:

Yeryüzünün 3/4’ü sularla kaplı olmasına rağmen tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır. Şöyle ki insan kullanımına uygun tatlı su miktarı yaklaşık 35 milyon kilometreküp yani dünya üzerindeki toplam suyun yüzde 2,5'i kadardır. Tarım, kentleşme, nüfus artışı, enerji, gıda, sanayi, iklim değişikliğiyle birlikte, kuraklık gibi sebepler mevcut tatlı su kaynaklarının giderek azalmasına neden olmaktadır. Ayrıca, bu gibi sebeplerin yanı sıra su kirliliği eklendiği zaman su sorunu önümüzdeki yıllarda başta Türkiye olmak üzere tüm ülkeler için büyük bir problem hâline gelecektir. Günümüzde su doğal kaynakların en önemlilerinden biridir. Dünya nüfusu artıkça suyun dağılımı da azalacaktır. Temiz su kaynakları her geçen gün kirletilmekte ve kullanılmaz hâle gelmektedir. Dünya nüfusunun yüzde 40’ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir.

Ülkemizde sulama sektöründe 34 milyar metreküp, içme suyu sektöründe 7 milyar metreküp ve sanayi sektöründe ise 5 milyar metreküp olmak üzere toplam 46 milyar metreküp suyun tüketildiği hesaplanmıştır. Bu durum, Türkiye'nin mevcut su potansiyeli olan 112 milyar metreküp suyun ancak yüzde 41'ini geliştirebildiğimizi göstermektedir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre, Türkiye, su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.600 metreküp civarındadır. Ayrıca, Türkiye'nin önümüzdeki yirmi beş yıl içinde ihtiyaç duyacağı su miktarının bugünkü ihtiyacı olan su miktarının 3 katı olacağı anlaşılmaktadır. (Türkiye Çevre Durum Raporu 2011)

Türkiye'de su kirliliğine sebep olan en büyük faktörlerden bir tanesi sanayi faaliyetleri ve endüstriyel atıklardır. Sanayi atık sularının içerisinde bulunan ve yüksek zehirlilik oranına sahip kurşun, krom, cıva gibi maddeler insan sağlığı açısından çok büyük tehdit oluşturmaktadır. İnsan sağlığı ve ekosistemin korunması amacıyla su kaynaklarının endüstriyel atıklar tarafından kirletilmesini önlemek için gerekli yasal ve kurumsal alt yapıların oluşturulması gerekmektedir.

Tatlı su kaynaklarının kirlenmesine yol açan başlıca etmenler:

Kentsel atık suların arıtılmadan ya da kısmen arıtılarak yüzeysel sulara deşarj edilmesi,

Kanalizasyon ve katı atık yığınlarından kaynaklanan sızıntıların yer altı sularını kirletmesi,

Toprakta ve sulama kanallarında bulunan tarım ilacı ve kimyasal gübre kalıntılarının yüzeysel sulara ve aktiflere karışması,

Erozyonu hızlandıran, tabii göllerde ve baraj göllerinde çökelti birikimine yol açan ormansızlaşma ve yetersiz, yanlış tarımsal uygulamalardır.

Yukarıda belirtilen sebeplerden ötürü sular kirlendikten sonra arıtılması daha zor ve pahalı olmaktadır. Bu sebeple, kaynakların kirlenmemesi için gerekli denetimlerin ve önlemlerin zamanında yapılması gerekmektedir. Su kaynaklarının korunması, su kirliliğiyle mücadele konusunda kapsamlı bir araştırma yapılması, su kalitesi yönetiminin etkili bir biçimde uygulanabilmesi, gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman ve beraberindeki Parlamento heyetinin, 12-13 Mayıs 2017 tarihleri arasında Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi (AİBPA) Genel Kurulu ve Parlamento Başkanları 4’üncü Zirvesi’ne katılmak üzere İtalya’ya ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/955)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın İsmail Kahraman ve beraberindeki Parlamento heyetinin, 12-13 Mayıs 2017 tarihleri arasında Akdeniz İçin Birlik Parlamenter Asamblesi (AİBPA) Genel Kurulu ve Parlamento Başkanları 4. Zirvesi’ne katılmak üzere İtalya'ya ziyarette bulunmaları hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                           İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Ahmet Gündoğdu’nun, Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Laszlo Köver’in vaki davetine icabetle 19-22 Mayıs 2017 tarihleri arasında Macaristan’a bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/956)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Macaristan Ulusal Meclisi Başkanı Laszlo Köver'in vaki davetine icabetle, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen Ankara Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Ahmet Gündoğdu'nun 19-22 Mayıs 2017 tarihleri arasında Macaristan'a bir ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                           İsmail Kahraman

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, OHAL KHK’leriyle yapılan ihraçların neden olduğu sorunların ve hak kayıplarının tüm boyutlarıyla ortaya konulması ve bu hak kayıplarının ivedilikle giderilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/5/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/5/2017 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                            Ahmet Yıldırım

                                                                                   Muş

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

2 Mayıs 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu ve Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından -4454 sıra numaralı- OHAL KHK'larıyla yapılan ihraçların neden olduğu sorunların ve hak kayıplarının tüm boyutları ile ortaya konulması ve bu hak kayıplarının ivedilikle giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3/5/2017 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumunuz olduğu üzere 28 Nisan 2017 Günü yayınlanan yeni bir KHK’yla 4 bine yakın kamu çalışanı bir daha, hukuksuz bir şekilde, hukukun temel ilkeleri, Anayasa’nın kişilere tanımış olduğu hak ve hürriyetler ayaklar altına alınırcasına ihraç edildi ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, 21 Temmuz günü ilan edilen OHAL’le birlikte ihraç edilen kamu personeli sayısı 135 bini aşmış oldu.

Açıklıkla ifade edelim ki söz konusu KHK’ların artık bir hukuka, bir ahlaka, bir vicdana tekabül eden hiçbir tarafı yoktur. Öyle ki KHK’ların açığa çıkarmış olduğu etki, toplum vicdanında bir faşizm, bir KHK terörü olarak anılmaktadır. Bizim açımızdan bu KHK’ların toplumsal yaşamı rahatlatma, toplumsal yaşamın kamu güvenliğini sağlama, toplumsal yaşamda istikrarı ve yarınları teminat altına alma değil, tam aksine, toplumu terörize eden, toplumu faşizmle yıldırmaya çalışan hâle dönüştüğünü ifade etmek zorundayız.

Düşünün, bu ihraç edilen 4 bin kamu görevlisinden 16’sı -çoğunluğu profesör ve doçent olmak üzere- Dicle Üniversitesinden ihraç edilen akademisyen. Suçları, 2016’nın Ocak ayında “Bu suça ortak olmayacağız. Savaş istemiyoruz. Çocuklar ölmesin.” adlı barış bildirisine imza atmış olmaları, tek suçları bu; “Barış istiyoruz.” demeleri, “Savaş istemiyoruz.” demeleri. Bu ülkede barış istemenin bedeli, böyle bir KHK faşizmiyle, bir KHK terörüyle ancak insanların on yıllarının emeği ve birikimi olarak gelmiş oldukları akademisyenlik ya da kamu görevlerinden ihraç edilmeleridir. Yetmiyor, bu 16 akademisyen, geçen yıl bu bildiriye imza attıkları için TEM’de ve savcılıkta ifade vermiş olmalarına rağmen, ihraç edildikten iki gün sonra tekrar gözaltına alınıyor. Gözaltına alınırken aynen savcılık ibaresini okuyorum gözaltı kararının: “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının filan tarih filan sayılı kararına istinaden OHAL kapsamında yayınlanan 689 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında terör örgütlerine ve MGK’ca millî güvenliğe karşı olan yapı, oluşum, gruplara aidiyeti, iltisakı ve irtibatı olan ve devlet memurluğundan ihraç edilenlere yönelik gerçekleştirilen operasyon kapsamında…” Bu kadar afaki, bu kadar ahlaktan, bu kadar vicdandan, bu kadar hukuktan yoksun. Şimdi savcılığa sormazlar mı “Ya, bu terör örgütü hangisi? Yıllarca sizinle, iktidarla kol kola giren FETÖ mü, başka bir şey mi?” Yok. Böyle soyut olgular ve iddialar, mesnetsiz iddialar üzerinden bu kadar kolay gözaltına almalar, bu kadar kolay sorgulanmalar…

Yetmiyormuş gibi bir de bir hukuk karabasanı gibi ülkenin üzerine çökmüş olan Anayasa Mahkemesi, bu KHK’lara ilişkin yapılan başvuruları -neyle ilgili başvuruları- yetkisizlikle geri çevirmektedir. Düşünün, bu ülkenin üst hukuk kurumlarından biri KHK’ların açığa çıkarmış olduğu faşizme yol veriyor, cesaret veriyor. Düşünün, Anayasa Mahkemesi yetkisizlik kararı veriyor. Peki, bu mağdur olanlar, hukuksuzca, herhangi bir idari ve yargı soruşturması olmaksızın ihraç edilenler nereye başvuracaklar? Gidip Meteoroloji Genel Müdürlüğüne mi başvuracaklar? Bir hukuk kurumu “Benim yetkim yok.” diyor.

Bir diğer husus: Yargının ne kadar siyasallaştığını biliyoruz ve bunu anlatacağız ama 15 Temmuzdan beri yayınlanan 20 küsur kanun hükmünde kararnamede ihraç sayısı 135 bin. Bunlar arasında 45 bin Emniyet mensubu, 15 bin ordu mensubu, 9 bin yargı mensubu. Bunu sıralayabiliriz, eğitim, akademi, nüfus, tapu kadastro, her yerde var. Taşeron işçileri var bu terör örgütüyle ilişkili olan ama bir tek siyasi ayağı yok. Düşünsenize taşeron işçisi bile bu darbeye bulaşmış ama siyasetten kimse yok.

Bunlara el kaldırıp indirerek yol veren, cesaret veren AKP’lilere sesleniyorum: Fazla değil, elbet, er geç bir seçim olacak. Şu 316 kişilik grubun kaçının o seçimden sonra vekil olmayıp cezaevine gideceğine ve o yolu kendilerinin açtığına hepimiz yakın zamanda tanıklık edeceğiz, göreceğiz; içinizdeki o gizli darbecileri belli bir yere kadar koruyabilirsiniz. İçinizdeki darbeci zihniyeti ta masum taşeron işçisine kadar uzatıp, onları mağdur edip bir tek kendi içinizdeki o darbecileri korumakla kendinizi kurtardığınızı sanıyor olabilirsiniz ama er geç, bunlar yakın zamanda açığa çıkacaktır.

Yargının siyasallaştığını söyledik. Bu ülkede AKP iktidarının hoşuna gitmeyen kararı vermiş bütün yargıçlar yakın geçmiş tarih süreci içerisinde gördüğümüz üzere bir şekliyle iktidarın gadrine ve gazabına uğruyorlar. İdris Baluken’i tahliye eden mahkeme başkanı şu an yok, MİT tırlarını durduranların başına nelerin geldiğini biliyoruz, Atilla Taş ve belli yazarların bırakılmasını sağlayan bütün mahkeme heyetinin başına nelerin getirildiğini biliyoruz. Daha ötesi, eş genel başkanlarımızın tutukluluğunun yedinci ayına giriyoruz. Düşünün, şu Parlamentonun üçüncü büyük grubunun iki eş genel başkanı yedinci ayına giriyorlar tutuklular, iddianameleri üç ayı aşkın süredir çıkmış ama tutuklu oldukları dosyaların maalesef hâlâ tarihleri belli değil. Biz böyle bir yargıya tarafsız ve bağımsız yargı diyeceğiz, biz böyle bir yargıya hukuk kurumu ve saygı duyulacak kurum olarak bakacağız ve bizden bu beklenecek. Hiç kimse kimseyi kandırmasın. Bir Parlamentoda grubu bulunan üçüncü büyük partinin eş genel başkanları yedi aydır tutuklu, üç aydır iddianameleri çıkmış; Diyarbakır Ankara’ya, Ankara oraya, Adalet Bakanlığı buraya gönderecek ve hâlâ mahkeme tarihleri belli olmayacak. Tabii, biz şunu söyleyelim, özellikle dün cereyan eden bir hususa da dikkat çekmek istiyorum: Eş genel başkanımız edebî yönü, sanatçı kişiliği olan biri. Öykü de yazıyor, resim de çiziyor, şiir de yazıyor. “Bulaşıcı Cesaret” adıyla yazmış olduğu şiir dün Mardin’de merkez ve Dargeçit ilçesinde, bir mahkeme kararı olmaksızın, bir savcılık kararı olmaksızın emniyetin keyfekeder kararıyla, açık söylüyorum, küstahça toplatılmıştır.

Şimdi, toplatılma gerekçesine bakıyoruz, özellikle resmî yazı istedik, bugün ulaştı bize. Dargeçit Emniyet Müdürlüğü diyor ki: “Cumhuriyet başsavcılığının filan tarih, filan saatli cumhuriyet savcısıyla yaptığımız görüşmeye binaen...” Böyle bir hukuk var mı ya?

Allah aşkına, bir polis müdürü ile bir savcı oturup bir kahvede çay içecekler, yazılmış bir şiiri yasaklayacaklar. Bu hangi ülkede biliyor musunuz? Bir şiir okuduğu için -kendisi şiir yazmamış zaten- tutuklanmış bir kişinin Cumhurbaşkanı olduğu bir ülkede. Peki, eş genel başkanımız “Bulaşıcı Cesaret” isimli şiirinde ne diyor?

“Çıt çıkmasın diyecekler

Renk olmasın diyecekler

Gülerek isyan etmişsin

Gül açmasın diyecekler

Gülelim o zaman

Öksüz kalmasın isyanın

Suçsa suç kardeşim

Gülüşü solmasın insanın

 

Gün doğmasın diyecekler

Umuda silah çekecekler

Koşarak isyan etmişsin

Suçu sana yükleyecekler

Koşalım o zaman

Yalnız kalmasın isyanın

Suçsa suç kardeşim

Tepesini attırmayın insanın.” (HDP sıralarından alkışlar)

Yazdığı şiir bu. Mahkeme kararı var mı? Yok. Savcılık kararı var mı? Yok. İşte, birilerinin gurur duyduğu bizim utandığımız ülkenin demokrasisinin, insan haklarının geldiği nokta bu. Bir polis isteyecek, “İndirin o şiiri, o şiir yasak.” diyecek. Karar? Karar yok. Savcılık? “Ben sadece onunla bir görüştüm.” diyecek. Böyle bir ülkeden siz gurur duyuyor olabilirsiniz. Ben kendi ülkem adına, demokrasinin bu kadar ele ayağa düştüğü bu ortamda bu ülkenin demokrasisinin, daha doğrusu antidemokratizminin vardığı noktadan maalesef, üzülerek söyleyeyim, utanç duyuyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Muş, sizi dinliyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grubumuza atfen “İçinizdeki darbecileri saklıyorsunuz.” gibi kabul edemeyeceğimiz bir sataşmada bulunmuştur. Bundan söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak bugünlere darbecilerle ve darbeci zihniyetlerle mücadele ederek geldik. 15 Temmuz gecesi de hem Hükûmetimiz hem Cumhurbaşkanımız hem de bizler AK PARTİ Grubu olarak bu darbecilere karşı elimizden ne geldiyse milletimiz olarak sonuna kadar yaptık ve bu darbenin püskürtülmesi için biz de milletimizle beraber bütün mücadeleyi ortaya koyduk. Bundan sonraki süreçte de mücadelemiz her kim olursa millî iradeye müdahale etmeye, gasbetmeye, onu farklı yollarla alaşağı etmeye çalışıp darbe teşebbüsüne girişmeye çalışırsa bunlarla da mücadeleden asla ve asla taviz vermeyeceğiz; bunun bir kere altını önemle çiziyorum.

Bir diğer konu, burada akademisyenlerle alakalı bir şey gündeme getiriliyor. Efendim, sadece barış istiyorlarmış da başka hiçbir suçları yokmuş da… Şu bildiriyi bir okuyun burada bakalım, ne yazıyor bildiride? Bakın, bölgede PKK terör örgütü kendisine bir egemenlik alanı kurmaya çalışıyor, orada mücadele eden güvenlik birimlerimiz, Emniyet mensuplarımız şehit oluyor, o teröristlere tek laf etmiyor fakat orada halkın can ve mal güvenliğini korumaya çalışan, orada kendine bir hükümdarlık alanı kurmaya çalışan terör örgütüyle mücadele eden devlete en ağır lafları söyleyecek, terör örgütüne tek söz söylemeyecek, ondan sonra “Ben barış istiyorum.” diyecek, böyle barış olmaz değerli milletvekilleri.

Bir diğeri de bizim amacımız terör ve teröristlerle mücadele etmektir. Bakın, bundan birkaç gün önce HDP ve diğer bileşenlerinin Diyarbakır’da bir açıklaması oldu. YPG’ye, PYD’ye Silahlı Kuvvetlerimizin Sincar’da kamplarına yaptığı operasyonda “Bunları derhâl durdurun, orada kim ölmüşse bizim kardeşimizdir.” diyor. Teröristler mi sizin kardeşiniz? Bunu lütfen açıklayın. O teröristlerle biz mücadele edeceğiz çünkü oradan Türkiye’ye saldırılar düzenleniyor. Ülkemizin ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği tehdit ediliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, son sözünde bizi teröristlerle kardeşlikle ilgisi olmayan açıklamayla ilişkilendirdi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada. Açıklık getirsin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Bu şeyi ben de gördüm, bu iddiayı basından okudum. Açıklamanızı bekliyorum ben de, dinlemek istiyorum.

Buyurun, iki dakika.

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz yaptığımız bütün açıklamaların arkasında dururuz ama karşı durduğumuz bir husus daha var ki o da bizim yaptığımız açıklamaların bağlamından koparılarak, çarpıtılarak gelip burada ucuz siyaset malzemesi hâline getirilmesidir. Biz, Türkiye'nin kamu güvenliğini tehdit etmeyen, kendini barbarlara karşı savunanlara dönük operasyonları reddettiğimizi, kınadığımızı sürekli söyleriz.

İkinci bir husus: Benim sataştığım konuyla alakalı, iddia ettiğim hususa dair bir cümle söylemedi sayın hatip. Bakın, ben açık bir şey söylüyorum: 135 bin kamu görevlisi eğer ihraç edilmişse ve 135 binlerle birlikte aileleri, onun dışında alınanlar, kamu görevlisi olmayanlarla birlikte 100 binlerle ifade edilen bir yapıya “terörizm” deyip, “terör örgütü” deyip, “FET֔ deyip işin içinden çıkamazsınız diyorum. Bu işin bir sosyolojisi olmalı. 100 binlerle tariflenen bir yapı terör örgütü olamaz, bu işi siyaseten ele almak, bu işi sosyolojik olarak okumak ve buna göre değerlendirmek zorundasınız. Devlete nicel ve nitel olarak nüfuz etmiş bir yapının adı paralel olamaz. Devlette, düşünün, 45 bin Emniyet mensubu, 15 bin ordu mensubu, 9 bin yargıç… Ya, yargının yarısı. O zaman bizim aklımıza şu geliyor: Aslında devletin aslını onlara teslim etmişsiniz, yama olarak siyasi iktidar kalmış; bu, böyle okunur. Yargının yarıdan fazlası eğer bir örgütün elindeyse işin aslı onlardır, yama ve paralel olan siyasi iktidardır. Taşeron işçisine kadar varacak bu yapı ama siyasi iktidarın içerisinde, il ve ilçe teşkilatlarında, genel merkezlerinde, Meclis grubunda hiç kimse olmayacak! Buna kargalar güler diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden mi açıklama yapacaksınız?

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, şöyle: “Açıklamalarımızın arkasındayız.” diyorlar. Bakın, DTK…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz “HDP” dediniz, DTK’yla ne alakası var şimdi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – HDP’nin orada Diyarbakır il başkanları da vardır, aynı şekilde, aynı yapı, bakın ne diyor? “Türkiye askerlerinin topraklarınızı vurmasına izin verme. Orada yaşamını yitirenler kim olursa olsun kardeşimizdir. Bu nedenle bu kirli ittifaktan vazgeçin. Şengal’e yapılan bombalamayı Amed’e yapılmış sayarız, farkımız yoktur. 4 parça kürdistan birlik olmalı, Kobani’ye nasıl sahip çıktıysak benzer bir süreçteyiz, şimdi ayaklanmamız ve Şengal’in yalnız olmadığını haykırmamız gerekiyor.” Aynı şekilde, partilerinin Diyarbakır ile DTP il eş başkanı da orada, HDP Diyarbakır il eş başkanı Gülşen Özer de burada.

Herkes aklını başına devşirsin, böyle bir açıklama olamaz. Böyle bir şeyin kabul edilmesi kesinlikle söz konusu olamaz, hâlen 6-7 Ekim olaylarının peşindeler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, size de bir dakikalık süre veriyorum.

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim kürsüden söylediğim konuşmamı doğruladığı için sayın hatibe teşekkür ediyorum. Gerçekten tahrifatta, çarpıtmada çok mahir. Ne dedim? Bakın çıktı “DTP” dedi, “DTK” dedi, yok “konuşmayı bu yapmış” dedi, bizim parti açıklamamız olarak lanse etti, işte çarpıtma üç dakika sürdü. Çıktı dedi ki: “DTK bu açıklamayı yapmış, HDP il başkanı orada yanında durmuş.” Biz açık söylüyoruz: Şengal’deki sivil insanların bu ülkenin kamu güvenliğini, egemenliğini tehdit falan ettiği yoktur, biz bu operasyonu doğru bulmuyoruz, kabul etmiyoruz, bu sözümüzün de arkasındayız. Çarpıtmalara, başka kurumların açıklamalarına, burada cevap hakkı olmayan kurumların kalkıp açıklamaları üzerinden polemik yapmaya gerek yok diyorum.

Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, çarpıttığımı ifade ediyor, bu açık sataşmadır, söz istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada farklı jargonlar üzerinden, isimler üzerinden kimse kimseyi saklamaya çalışmasın. Kimin ne olduğunu millet gayet iyi biliyor, kaldı ki MYK açıklamaları da benzer yöndedir, farksız bir açıklama yapmamışlardır. Bakın, biz Türkiye'nin güvenliğini kim tehdit ediyorsa onunla sonuna kadar mücadele edeceğiz, bundan hiç kimse alınmasın, buradan asla vazgeçmek gibi bir durumumuz kesinlikle söz konusu olamaz.

Açıklamalar çok açık. Bakın, bunlar bileşenleridir. Farklı farklı isim altında yapılar kurmuş ama aynı amaca hizmet eden organizmalar olduğunu herkes bilir. Kaldı ki partilerinin Diyarbakır il eş başkanı da oradadır. HDP MYK’sı farksız bir açıklama değildir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Okuyun, okuyun.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Benzer açıklamayı orada onlar da yapmıştır. Bakın, orada sivil alanlar bombalanmamıştır. Bombalanan neresidir? Teröristlerin yuvalandığı kamplar bombalanmıştır, oradaki mevzileri bombalanmıştır, silah depoları bombalanmıştır. Orada sivil yok. Orada olanlar, eli silahlı terör mensupları ve Türkiye’ye karşı saldırı hazırlığında olup o silahları Türkiye’deki kolu olan PKK’ya bir şekilde vermeye çalışan bir yapı. Ortaya konan budur ve siz onlardan “kardeşlerimiz” diye bahsediyorsunuz. Bakın, aynı ayaklanma çağrısını 6-8 Ekimde yaptılar. Burada herkesin aklını başına devşirmesi gerekir. Siz, Türkiye’nin milletvekilleri misiniz, Türkiye’nin menfaatlerini mi savunuyorsunuz, yoksa Türkiye’yi tehdit eden teröristlere karşı operasyon yapılıyorken onlara karşı onların sesi olmaya mı çalışıyorsunuz? Buna bir karar vermeniz lazım. Ya meşru sınırlar içerisinde Türkiye’nin menfaatleri için çalışırsınız ya da bu noktada hiç kimseye çıkıp da bir söz söyleme hakkına sahip olmazsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.16

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Buyurun Sayın Yıldırım, bir dakika…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, bizim araştırma önergemizin konusu da belli benim kürsüde iddia ettiğim, dile getirdiğim konular da belli. Bu konu dışına çıkarak sorduğumuz sorulara cevap veremeyecek durumda olanların konuyu başka yerlere çekmesine gerek yok.

Açık soruyorum: Yüz binlerce kişi bu işle ilgiliydi de profesöründen yargıcına, generalinden emniyet müdürlerine kadar, taşeron işçisine kadar… Bu işin siyasi ayağının açıklanmasını istiyoruz, bizim partimizse bizim partimiz. ByLock listesinin açıklanmasını istiyoruz. Birilerinin herhâlde dibi ıslak olmalı ki bundan kaçıyor. İddia ettiğim husus bu.

Onun dışında, evet, biz parti olarak içte de dışta da savaşa karşıyız. Birileri savaş çığırtkanlığı yapıyor olabilir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım, toparlayın.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Geç konuşmaya başladım Sayın Başkan.

Birileri savaş çığırtkanlığı yapıyor olabilir. Biz, içte de dışta da barışçıl yöntemlerin, diyalog, müzakere yöntemlerinin uygulanmasını, sorunların silahsız, şiddetsiz çözülmesini savunuyoruz; bu yönümüzle de gurur duyuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Yalnız, sayın hatibin biraz daha sözlerine dikkat etmesi, biraz daha kibar konuşması…

BAŞKAN – Karşılıklı bu, dikkati karşılıklı yapalım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İşte, “Yok, şöyle yaparız, böyle yaparız…” Ne yapacaksa çıksın bir açık söylesin de öğrenelim, grubumuza dönük.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşalım.

Bakın, şu andan itibaren verdiğim sözler İç Tüzük’e uymuyor. O yüzden, bu tartışmayı noktalamak istiyorum. Konuşmacı arkadaşlar var, onlara söz vereceğim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, 60’a göre kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika… Uzatmayacağım süreyi.

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, terörle mücadele savaş değildir. Terör örgütlerinin inlerine bomba düşüyor, ses başka taraftan geliyor. O açıdan, bizim terörle mücadelede kesinlikle bir taviz vermeyeceğimizi ifade ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir de FET֒yü söyle.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben çok açık şekilde, ortaya konan açıklamaları buraya koydum ve bunlar tasvip edemediğimiz, etmeyeceğimiz, kesinlikle kabul etmeyeceğimiz açıklamalardır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siyasi kanat, siyasi kanat…

AHMET YILDIRIM (Muş) – ByLock listeniz…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söylediklerim açıktır, herkesin açıklama yapıyorken aklını başına alıp ona göre açıklama yapması lazım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim aklımız başımızda.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğeri: Biz terör örgütlerinin tamamıyla mücadele eden bir partiyiz; FET֒süyle de PKK’sıyla da DHKP-C’siyle de DEAŞ’ıyla da diğer terör örgütleriyle de…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hepsini sayınca bir şey olmuyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …hangisi olursa olsun, ulusal güvenliği tehdit eden hangi terör örgütü olursa olsun bununla ilgili gereken adımları atmakta hiçbir tereddüt etmeyiz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir byLock listenizi açıklayın da görelim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biz, partimizle alakalı da farklı yerlerde onlarla alakalı da hiçbir tereddütte bulunmayız, sonuna kadar bu mücadeleyi sürdürürüz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, OHAL KHK’leriyle yapılan ihraçların neden olduğu sorunların ve hak kayıplarının tüm boyutlarıyla ortaya konulması ve bu hak kayıplarının ivedilikle giderilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç konuşacak.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP grup önerisiyle olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin, kamudaki ihraçların mağduriyetlere yol açtığı ve bu mağduriyetlerin tespiti ve giderilmesi anlamında Meclis araştırması komisyonu kurulması istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Millî Güvenlik Kurulunun 20 Temmuzda aldığı tavsiye kararı ve Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla Anayasa’mızın 120’nci maddesi gereğince ilan edilen olağanüstü hâl kararı 21 Temmuzda da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı ve üçer aylık dönemlerle üç kez uzatma kararı yine Meclis tarafından onaylandı ve bu süre içerisinde de 24 tane kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor: 15 Temmuz darbe girişimi FETÖ mensuplarının cumhuriyetimize yönelik bir saldırısıydı, demokrasimize yönelik bir saldırısıydı, ülkemize karşı bir işgal girişimiydi, millî iradeye ve Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı bir saldırıydı ve temel hak ve özgürlükleri yok etme girişimiydi. Milletimiz 15 Temmuz gecesi göstermiş olduğu kahramanlıkla bu darbe girişimini püskürtmeyi başardı; ülkesine, bayrağına, istiklaline, istikbaline, bağımsızlığına sahip çıktı ve ülkemizi uçurumun kenarından almış oldu ve tüm dünyaya şunu gösterdi: Demokrasi mücadelesinin, insan hakları mücadelesinin nasıl gerçekleştirileceğinin en güzel örneğini 15 Temmuz gecesi Türk milleti bu yoğun çabasıyla göstermiş oldu.

Şimdi, milletimizin göstermiş olduğu bu mücadeleyi, bu kahramanlığı akim bırakmamak için devletimiz tüm kurumlarıyla seferber oldu ve alınması gereken tedbirlerle alakalı da gerek idari düzenlemeler gerek yasal tedbirler, kanun hükmünde kararnameler yoluyla alınarak FETÖ mensuplarının devletin kurumlarından temizlenmesi anlamında önemli bir mücadeleye girişildi. Bu mücadelenin elbette ki hukuki dayanakları var. Öncelikle Anayasa’mızın 119, 120 ve 121’inci maddelerinde bunlar düzenlenmiştir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesinde de bu mücadelenin hukuki dayanağı mevcut. Bu mevzuata göre baktığımızda, devletler ulusun varlığını tehdit eden genel tehlike karşısında kendilerini korumaya yönelik tedbirler almak durumundadır ve bu çerçevede bu kararlar alınmaktadır.

Tabii ki Avrupa’nın çifte standardı da hepimizin gözleri önünde cereyan etmektedir. Fransa’da bir terör saldırısı sonrası bir yıldan fazla olağanüstü hâl ilan edilmiş olmasına rağmen oraya ses çıkarmayan Avrupa ülkeleri ve Avrupa Parlamentosu, ülkemizde özellikle demokrasiye ve millî iradeye karşı bir saldırı girişimine karşı koyan milletimizi, Türkiye'yi, aday ülke olan Türkiye'yi, bir müzakereci ülke olan Türkiye'yi tebrik etmesi gerekirken maalesef farklı kararlar alabilmektedir.

Ülke olarak, bir taraftan darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ mensuplarıyla mücadelemizi sürdürürken, darbeyi tüm unsurlarıyla bertaraf etmeye çalışırken, FET֒yle mücadele edilirken -maalesef diğer terör örgütleri de aynı anda düğmeye basmışlar ve harekete geçmişler- devletimiz diğer taraftan PKK’yla, PYD’yle, DAİŞ’le, DHKP-C’yle ve diğer terör örgütleriyle de mücadele etmek durumunda kalmıştır ve nitekim çıkarılan kanun hükmünde kararnameler de tüm terör örgütleriyle mücadeleyi kapsamaktadır.

FETÖ terör örgütünün özellikle yargı, emniyet, askeriye, millî güvenlik ve üniversiteler başta olmak üzere devletin tüm kurumlarından temizlenmesiyle ilgili mücadele devam etmektedir. Bu mücadelede başarılı olmak zorundayız değerli milletvekilleri, çocuklarımızın geleceği için, bu ülkenin bir daha darbe tehdidiyle karşı karşıya kalmaması için bu mücadeleyi hep birlikte başarmak zorundayız.

Bugüne kadar yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle FET֒yle irtibatı, iltisakı değerlendirilen dernekler, vakıflar kapatıldı, finans kaynağı olarak değerlendirilen şirketlere kayyum tayin edildi ve FETÖ ve diğer terör örgütleriyle irtibatı, iltisakı değerlendirilen kişiler de kamudan ihraç edildi; açığa alınanlar var, soruşturmasına devam edilenler var. Tabii ki 130 binden fazla kişiden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu sayı belki bundan sonra da artabilir, soruşturması devam edenler de var. Bu soruşturmalar sırasında, elbette ki sayı çok fazla olduğu için hatalar da olabilir ancak bu hataların zaman içerisinde düzeltildiğini de görüyoruz; yayınlanan kanun hükmünde kararnamelerde iade kararlarının verildiğini, kapatılan derneklerin yeniden açılabildiğini ve kayyum tayin edilen şirketlerden kayyum kararının kaldırıldığını, zaman içerisinde düzeltmelerin de yapılabildiğini görüyoruz.

Tabii ki olağanüstü hâl milletimize karşı ilan edilen bir husus değildir. Bu olağanüstü hâl kararı, ülkemize karşı işgal girişiminde bulunan, darbe girişiminde bulunan FETÖ terör örgütü mensupları ve onlara destek veren diğer terör örgütleriyle mücadele için ilan edilmiştir. Bu konuda Hükûmetimiz hassas davranmaktadır. Özellikle 23 Ocak 2017 tarihinde çıkarılan 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmasına da karar verilmiştir. Bu Komisyon da elbette ki kamudaki ihraçlarla ilgili yapılacak olan itirazları değerlendirecektir. Bu Komisyon henüz çalışmalarına başlamamıştır ancak kurulmasına karar verilmiştir, yakın zamanda da çalışmalarına başlayacağı ifade edilmektedir. 7 kişiden oluşacak olan bu Komisyonun üyelerinin 3’ü Başbakanımız tarafından, 1 üyesi Adalet Bakanlığınca hâkim ve savcılar arasından, 1 üyesi İçişleri Bakanlığınca mülki amirler arasından, 2 üyesi de Hâkimler Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay ve Danıştay hâkimleri arasından seçilecek ve iki yıl süreyle görev yapacak ve bu süre içerisinde de bu üyeler görevden alınamayacak.

OHAL kanun hükmünde kararnameleri nedeniyle yapılan işlemin haksız ya da hukuka aykırı olduğunu düşünen vatandaşlarımız OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna müracaat edebileceklerdir ve bu Komisyonun vermiş olduğu karara karşı da Hâkimler Savcılar Kurulunca yetkilendirilecek olan Ankara İdare Mahkemesinde dava açabileceklerdir. Ayrıca, yine, meslekten ihraç edilenlerle ilgili olarak, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştaya da OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun kararını götürebileceklerdir. Böylece, bu ihraçlar nedeniyle ya da bu işlemler nedeniyle kanun hükmünde kararnamelerden ve OHAL Komisyonundan sonuç alamayan kişilerle ilgili olarak da yargı yolu, yargı denetimi açılmış olmaktadır. Her şey hukuk devleti ilkesi çerçevesi içerisinde gerçekleşmektedir. Hep birlikte bağımsız yargının kararlarını takip etmemiz gerekir. Hukuk devleti çerçevesi içerisinde hiç kimsenin hakkının zayi olmayacağını da belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisinde bahsedilen, “1.100 akademisyenin barış çağrısı” şeklinde nitelendirilen ve “Bu suça ortak olmayacağız.” başlıklı bildiriye baktığımız zaman, bu bildiri aslında bir barış çağrısı değil grup başkan vekilimizin ifade ettiği gibi. Satırlara baktığımız zaman, burada, devletin Kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik bir katliam içerisinde olduğu ve şiddet uyguladığı yönünde beyanlar var ve terör örgütlerine ilişkin ise hiçbir ifade yok; devletin, başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından bahsediliyor; yine, devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesi talep ediliyor.

Şimdi “Bu suça ortak olmayacağız.” diye başlıyorsunuz ancak bildiride devletin terörle mücadelesini, kırk yıldır devam eden, bölge halkına zulmeden ve ülkemizi rahatsız eden bu terör örgütüne karşı devletin aldığı tedbirleri “katliam” ve “şiddet” olarak ifade ederseniz “Bu suça ortak olmayacağız.” başlığı gerçek olur; evet, terör örgütünün suçuna ortak olmuş olursunuz.

Bir akademisyen, üniversitede görev yapan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniversitesinde çalışan ve yavrularımızı teslim ettiğimiz, yetiştirmesi için gönderdiğimiz o akademisyenler, devletin üniversitesinden maaş alan bu akademisyenler eğer çıkıp da terör örgütlerinin tarafında yer alırsa, devletin terörle mücadelesini bir katliammış gibi sunarsa ve bunun altına imza atarsa orada hukuk devleti devreye girer ve gerekli soruşturmalar açılır. Bu yapılmıştır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, soruşturma yok işte, hiçbir soruşturma yok.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yapılan da budur ve buna ilişkin de itiraz süreçlerini yine bu akademisyenler değerlendirebilir, bununla ilgili kanallar da açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu duygu ve düşüncelerle HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçmesi açısından bir cümle söylüyorum. Şimdi, sayın hatip bugüne kadar KHK’lardaki gerek akademisyenler gerekse önceki ihraç edilen kamu görevlileriyle ilgili “soruşturma” diyor. Hiçbiriyle alakalı idari ya da yargısal bir soruşturmanın sonucunda ihraç söz konusu değil. Herhangi bir soruşturma olmaksızın…

BAŞKAN – “Soruşturma”yı o bağlamda kullanmadı ama.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İkinci bir husus: “Hak arama süreçleri açıktır.” diyor. Şimdi, kendilerine soruyorum: TBMM Dilekçe Komisyonuna dilekçe verebilirler mi? Veremezler çünkü T.C. kimlik numaraları bildiriliyor. Daha ihraç edilenlerin bu Meclise giremediğinden haberiniz bile yok, Meclise giremiyorlar onlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Yakup Akkaya konuşacak.

Buyurun Sayın Akkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle HDP Grubunun vermiş olduğu grup önerisiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yaklaşık on ay önce yani dokuz ay yirmi üç gün önce bir darbe girişimi oldu. Bu darbe girişimi tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, STK’ların ve halkımızın ferasetiyle ortadan kaldırıldı. Biz bu süreç ve öncesinde yaşananların AKP’ye bir ders olabileceğini hep düşündük, yanlışlarına bundan sonraki süreçte yer vermeyeceğini hep umut etmiştik ama yanıldığımızı kısa süre içinde gördük. Artık AKP’nin de Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a göre 15 Temmuz Tanrı’nın bir lütfuydu. 246 yurttaşımızın öldürüldüğü, binlerce yurttaşımızın yaralandığı gerici darbe girişimini neden bir lütuf olarak değerlendiriyordu acaba AKP’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan? Bunun cevabını da AKP’nin Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan vermelidir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 15 Temmuz darbe girişiminde sorumluluğu olanların yargılanması gerektiğini hep belirttik. Bu söylemimizin, dün olduğu gibi bugün de arkasındayız. İfademiz açık ve nettir: Yargılanmalar, insan hakları çerçevesinde ve taraf olduğumuz uluslararası hukuk kuralları içerisinde yapılmalıdır; sorumlular, bu çerçevede, yasaların gerektirdiği biçimde cezalandırılmalıdır. Ancak gelinen nokta bu değildir. AKP iktidarı bu süreci kendine göre fırsata çevirme işlemi yapmaktadır. 15 Temmuz sonrası, bir ay içinde biteceği söylenen OHAL dokuz aydır devam etmektedir.

AKP iktidarı, bütün muhalifleri susturmak üzere kurguladığı politikalarına hız verdi, ilk işleri tıpkı Nazi Almanyasında yaşandığı gibi basını sindirme harekâtıyla başladı. 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana en az 156 yayın kuruluş kapatıldı, yaklaşık 2.500 gazeteci işinden oldu. Bugüne baktığımızda Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin verilerine göre de 159 gazeteci şu anda cezaevinde. 199 ülkenin basın özgürlüğü durumuna ilişkin yayınlanan raporda, Türkiye 163’üncü sırada yer alıyor. Yine aynı raporda, Türkiye, özgür olmayan ülkeler arasında ne yazık ki yerini aldı. Bugün, dünya için Basın Özgürlüğü Günü ama ne acıdır ki bizim içinse utanç verici bir gün hâline getirildi AKP’nin yaptığı uygulamalar yüzünden.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle buradan bir kez daha sesleniyorum: 185 gündür özgürlüklerinden yoksun bıraktığınız Cumhuriyet yazarlarını, gazetecileri serbest bırakın diyor ve gerçek gazetecilerin Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, darbe girişimini fırsat bilerek artan baskılar sadece içeri atılan gazeteciler ile kapatılan yayınevleriyle sınırlı değil. Savunma hakkı verilmeden, on binlerce kamu çalışanı, emekçi, akademisyen açlığa mahkûm edildi. Bakınız, 16 Temmuz 2016 tarihinden bu yana kamudan ihraç edilen personel sayısı 115.194 kişiye ulaştı; görevden alınan akademisyen sayısı 5.284, bunlardan 451’i imzacı akademisyenler. Bu ihraçlar için açıkça kullanılan terim “medeni ölüm” ya da başka bir deyişle “sivil ölüm” çünkü yapılan, açıkça bu insanların bütün geçmişleri, gelecekleri, dahası ailelerinin yaşam hakları ellerinden almaktadır. Bu insanlar hiçbir şekilde iş bulamıyorlar, ailelerinin geçimini sağlayabilecek bir uğraş içine giremiyorlar, yurt dışına çıkamıyorlar, âdeta toplum içinde tecrit ediliyorlar. Bazıları, bu düzenlemelerle uğradıklarını düşündükleri haksızlığa karşı yaşam haklarından da vazgeçiyor, toplamda 35 kişi intihar etti. Bu yüce Meclisin çatısı altında bizi korumakla yükümlü olan bir polis memuru da son KHK’yla açığa alınınca hayatına kıydı. Şimdi sorarım size: Daha sonra bu polis memurumuzun suçsuzluğu anlaşılırsa ne olacak, bunun vebalini kim taşıyacak?

Değerli milletvekilleri, ihraçların gerekçesinin ne olduğu da açıklanmıyor. Kamuoyuna yansıyan açıklamalara göre kamu kurumlarından listeler isteniyor, kurumlar bu listeleri Başbakanlığa gönderiyor. Kurum amirlerinin canı kimi istiyorsa bu listeye dâhil ediliyor. Böyle bir anlayış insanlık adına utanç vericidir.

Bakın, bir örnek vereceğim: Mersin Üniversitesinden 28 Nisan KHK’sıyla ihraç edilen Serdar Ulaş Bayraktar’ın atılmasının nedeni imzacı akademisyen olması, bir diğer deyişle PKK’yla iltisaklı olarak değerlendirilmesidir. Ulaş’ın babası 1980 yılında PKK’yla mücadelede şehit olmuş, Ulaş bir şehit çocuğu. Şimdi, siz bir şehit çocuğuna yapılacak en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Bu listeye onu dâhil edenlerin ellerinde somut bir kanıt var mı? Yok. Bunun gibi yüzlerce örnek verilebilir.

Değerli milletvekilleri, kurum amirlerinin insafına kalmış bir durum var, canları kimi listeye eklemek isterse onu ekliyorlar. Peki, bu, işinden, ekmeğinden olan insanların adalet arama hakları var mı? Ne yazık ki yok, son getirilen KHK’yla bu da yok edildi, bütün mahkeme yolu kapatıldı, hatta bu insanların hak aramak için ödedikleri mahkeme masrafları da üzerlerine bırakıldı. Dahası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmalarını önlemek için kurulan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna sevk edildiler. Adil yargılama hakkını ortadan kaldıran, mahkemede savunma hakkı yerine sadece dosya üzerinden çalışacak bir komisyon kurma anlayışı hukuk devleti ilkesini yok eden, vicdanları kanatan bir uygulamadır. Gelin bu yanlışları düzeltmek için yüce Meclis olarak adım atalım, bu insanlara evrensel bir insan hakkı olan adil yargılanma ve savunma hakkını kullanmaları imkânını verelim, kurunun yanında yaşın da yanmasını engelleyelim.

Değerli milletvekilleri, son olarak 1 Mayısta yaşananlara da kısaca değinmek istiyorum. Bütün dünya emekçileri 1 Mayısta alanlardaydı, taleplerini dile getirdiler. 1 Mayısta ülkemizde emekçiler sıkıyönetim şartlarında alanlara çıktılar, onca engellemelere rağmen alanları doldurdular. Emekçilerin seslerini duyurmak için getirdikleri pankartlardaki “OHAL”, “KHK” ve “diktatör” kelimeleri birilerince sakıncalı bulundu, makasla kesildi. Siz o kelimeleri makasla kesseniz de güneşi balçıkla sıvayamazsınız. 1 Mayısta ülkem bir polis devleti, diktatörlük görünümündeydi. Şimdi bu söylemi AKP iktidarı beğenmeyebilir ancak 1 Mayısta vapur seferlerini ve metrobüsleri iptal edip, AKM’ye mitingleri için otobüsleri bedava yapıp, mesai saatleri içinde kamu çalışanlarını mitinge götürüyorsan kusura bakma “Benim nerem diktatör?” demeyeceksin; tam bir diktatör örneğidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, emekçiler, çalışanlar dün alanlarda bu ülkede yaşananlara karşı, AKP’ye karşı taleplerini dile getirdiler, bundan sonra da elbette ki dile getireceklerdir.

Değerli milletvekilleri, OHAL koşullarında referanduma gitmeyi içine sindiren AKP’nin her türlü baskı araçlarını kullanarak referandumda “hayır” diyenleri sindirmeye, susturmaya çalışması, YSK’nın kanunu ayaklar altına alarak sağladığı desteğe rağmen istediği oranı alamaması iktidarı germeye başlamıştır. Normal kongre takvimine kadar AKP Genel Başkanlığını düşünmediğini ifade eden Cumhurbaşkanının alelacele AKP’ye üye olarak AKP’nin Cumhurbaşkanı ve 21 Mayısta AKP Genel Başkanlığına gelecek olması AKP’de işlerin iyiye gitmediğinin açık göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, size buradan bir şey hatırlatmak isterim: 23 Mayıs 2016 tarihinde Cumhurbaşkanı Sayın Binali Yıldırım’a “Bin Ali” demişti. Daha bir yıl geçmeden de 21 Mayıs 2017’de Sayın Cumhurbaşkanı Binali Yıldırım’a “İn Ali” diyecek. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, geldiğiniz ahval budur.

Anayasa teklifi görüşmelerinde bu durumu kürsüden defalarca dile getirmiştik, bu Anayasa değişikliği Türkiye’yi tek adam rejimine ve parti devletine götürecek diye uyarılarda bulunmuştuk. Tarih bizi haklı çıkarıyor, keşke çıkarmasaydı. Ama bu millet buna izin vermeyecektir, tarih de bunu elbette ki kalın harflerle yazacaktır.

Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkaya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Anayasa değişikliğinden sonra Sayın Cumhurbaşkanımız partiye üye olmuştur. 21 Mayısta da olağanüstü kongreyi yapacağız.

“AK PARTİ’de işler iyiye gitmiyor.” vesaire falan gibi bazı sataşmalar var. Bu açıdan söz talep ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, sataşma mı Sayın Başkan? “AK PARTİ’de işler iyiye gitmiyor.” Sataşma mı bu? Durum tespiti yapmış arkadaş.

BAŞKAN – Sataşma tabii.

Buyurun, iki dakika…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Niye? Anayasa değişikliği oldu mu ki? Yandaş Seçim Kurulu böyle bir karar verdi diye…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında işlerin nerede iyiye gitmediği çok açık, herkes bunu izlemekte. Bakın, seçim sonuçları açıklanıyor…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ne zaman? Biz duymadık.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …ortaya çıkıyor, belli oluyor; Sayın CHP Genel Başkanı bir açıklama yapıyor. Bir grup toplanıyor, istifaya davet ediyor, bağırıyor Genel Merkezin önünde.

Daha sonra, yine Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlığını yapmış bir siyasetçi, şu an milletvekili, bazı önermelerde bulunuyor. Başka bir genel başkan yardımcısı “Onun söylediklerini kabul etmeyiz.” diyor. Bir başka milletvekili, yine burada grup başkan vekilliği yapmış, Antalya Milletvekilinin önerdiklerine kanının son damlasına kadar mücadele ederek direneceğini ifade ediyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bizde biat yok, biat yok, biat; bizde parti içi demokrasi var.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Dinle biraz, dinle.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Dinliyoruz, dinliyoruz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bugün bir başka milletvekili “Parti meclisinde herhangi bir karar alınmasına izin vermiyor. Altı yedi saat tartışıyoruz ancak o, kulağına kim ne fısıldarsa kararı ona göre veriyor.” diye bir açıklama yaptı, bugün disipline sevk edilmiş.

Şimdi, değerli milletvekilleri, daha ötesi, Genel Başkanları ne diyor? “Parti içi mücadeleye gireni partiden kovacağım.” diyor. Nerede?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Kapının önüne koyacağım.” diyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Kovacağım.” demiş, “Partinin önüne koyacağım.” demiş, ne demişse. Nihayetinde aykırı bir sese tahammülü yok. Şimdi, kafa karışıklığı sizce kimde, kim kafa karışıklığı içerisinde?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Aynaya bakın, aynaya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Her taraftan farklı bir ses çıkıyor, bu aykırı seslere katlanamayan Genel Başkan ne diyor? “Farklı bir ses çıkaranı kovarım partiden.” Siz siyasi parti değil misiniz?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – En köklü siyasi parti biziz, biz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sizin içerinizde seçimler, genel başkanlık, parti meclis üyeleri seçimle olmuyor mu? Şimdi buradan birisi genel başkanlığa adaylığını açıklasa Sayın Kılıçdaroğlu onu partiden kovacak mı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kovar.

MEHMET MUŞ (Devamla) – İsmi geçen arkadaşlar da var burada. Niye partiden kovuyor? “Niye genel başkanlığa aday oluyorsunuz?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (Devamla) - CHP demokrasisi bu. Kafa karışıklığı kimde? Kamuoyunun takdirinde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Muş’un sataşma olarak tarif ettiği durumdan sonra ben, Muş’un konuşmasını nasıl nitelendireyim bilemiyorum. Takdir sizin, cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, yaşadığımız süreçle ilgili etraflıca bir değerlendirmeyi birazdan yapacağım ama bugün karşı karşıya kaldığımız durum şu: Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye’ye öneremediği çünkü kendi içinde yaşamadığı, kendi içinde hissetmediği demokrasiyle Türkiye’yi getirmeye çalıştığı tek adam rejimine karşı, o dengesiz, frensiz rejime karşı milletin, halkın yüzde 50’lik bir denge ve frenini karşısına koyup kendilerinin bu diktatörlük hayallerine karşı onları siyasi pat noktasına getirmiş olan halkın iradesinden uğradıkları şaşkınlık ve kendi içlerine dönük olarak giriştikleri cadı avının tezahürüyle karşı karşıyayız. Ama tabii, böyle bir yerde grup başkan vekili olmak da zor. Ne yapılacak? Dönülecek, parti içi demokrasinin işlediği…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tabii “Partiden kovarım.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …seçim sonuçlarının özgürce tartışılabildiği, disiplin sürecinin hiçbir zaman ama hiçbir zaman partide siyaset yapanların siyaset alanlarını kesmek, onları siyaset dışına itmek değil ama partide aranan uyumu ve halkın beklediği umudun kırılmaması noktasında yapılan bir değerlendirmeyi ancak bu şekilde betimleyebilirsiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Aynı ifadeler.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin içinde Pelikancılar yok, tetikçiler yok, İslamcılar yok, hocacılar yok, kripto FET֒cüler yok. (CHP sıralarından alkışlar) Mesela, parasını içinizden birilerinin ödediği Boğaz’daki yalıdan Başbakan değiştiren Pelikancılar da yok bizde veya ona karşı, o hocanın gitme intikamından sonra bir araya gelen Kararcıların kurmaya çalıştıkları parti içi iş birliklere “kumpas” tanımlaması yapanlar da yok. Cumhuriyet Halk Partisinde şeffaf, açık, parti için demokrasi var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sizin bunu tartışmak için kırk fırın ekmek yemeniz lazım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kapının önüne kimi koyuyorlar?

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın milletvekilleri, parti içi tartışmalarınızı lütfen kulislerde veya başka ortamlarda yapın, ben gündemi devam ettirmek istiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Sayın Başkan, siz yol açtınız buna, ilk sözü vererek.

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, biz bu tartışmayı başlatmadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pelikan dosyası başlattı bu tartışmayı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın grup başkan vekili aynı şekilde yine partimize ve grubumuza sataşarak sözlerini sürdürmüştür. Bu açıdan, cevap verme hakkımızı kullanmak istiyorum.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Önce Davutoğlu’nu nasıl düşürdünüz, onu açıklayın.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz vereyim size.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu açık bir sataşmadır, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, beni İç Tüzük’ün kurallarını uygulatmak zorunda bırakmayın, lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yani, burada siyasi partilerin birbirleriyle olan ilişkilerini veya iç ilişkilerini tartışmak için bulunmuyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, partimize, grubumuza açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Altından çıkamazsın, hiç girme.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Altında kalırsın Sayın Muş, hiç girme bu topa.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, lütfen…

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hakikaten sayın grup başkan vekilinin işi gerçekten zor; bize diyor ama kendisinin işi hakikaten zor.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Davutoğlu’nu nasıl indirdiniz, bir onun cevabını verin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, düşünün -partinizin içerisinde nasıl bir demokrasi anlayışı varsa- genel başkan kürsüden diyor ki: “Kim parti içerisinde bir mücadeleye girerse partiden kovarım.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle demedi, bu gerçek değil, bu gerçek değil.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Öyle demedi, hayır, öyle demedi.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Saptırma, saptırma.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, demokrasi ile bunu nerede bağdaştıracağız? Hani aykırı seslere tahammülünüz vardı? Hani siz her şeyi tartışıyordunuz? Hani siz her şeyi olduğu gibi masaya yatırabiliyordunuz? Adam bir şey söylemiş, diyor ki: “Yahu, tartışıyoruz, tartışıyoruz, tartışıyoruz fakat birisi bir şey söylüyor, onun dediğini yapıyor; bizim dediğimizi dinlemiyor.” Bundan dolayı disipline sevk edildi. Fikirlerini ifade etme özgürlüğü yok mu Sayın Sağlar’ın?

Değerli milletvekilleri, önce herkes kendisine bakacak, ondan sonra başka bir partiyle alakalı söylemlerde bulunacak.

Bir diğeri: Bakınız…

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sizin partide Reis’i eleştiren bir kişi var mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bakın değerli milletvekilleri, “Kapının önüne koyarım.”ı uyum ve ahenk olarak aktarabiliyor CHP. Gerçekten, ben bile şaşırdım.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Davutoğlu’nu nasıl sildiniz, onu da anlat.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bir diğeri: Bakın, bizim kongrelerimizin nasıl olduğu bellidir, bizde Genel Başkan değişiminin nasıl olduğu da bellidir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Tek ses.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Ama şimdi soruyorum buradan, milletimiz de bizi dinliyor: Peki, CHP’de Genel Başkan değişimi nasıl oluyor?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Oyla.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Nasıl oluyor değerli milletvekilleri? Genel Başkan değişiminin nasıl olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. O açıdan, daha fazlasını buradan söylemek istemem. Gündemimiz yoğun, o çalışmalara devam edelim arzu ederim. Bu açıdan, AK PARTİ içerisinde kongrelerin nasıl yapıldığı gayet açık bir şekildedir. Binali Yıldırım, delegelerin tamamına yakınının oyunu almıştır, 21 Mayısta da nasıl bir kongre olacağını, nasıl bir demokratik şölen olacağını hep beraber sizler de göreceksiniz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne demokratik şölen!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında sizi eleştirmeyi doğru bulmam, sizin takdiriniz ama ilk sözü verirken ben “Parti içi bir değerlendirmedir, buna gerek yok.” demiştim ama siz o sözü vererek bu münazarayı açtınız. Şimdi, bu değerlendirmeye karşı biraz önce kendisine açtığınız hukuk alanını bana da tanımanız gerekiyor.

Söz istiyorum.

BAŞKAN - Hassas noktadan yakalamaya çaba sarf ediyor. Doğrudan isteseydiniz de size söz verecektim.

Buyurun.

İki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatma niyetinde değilim ama birincisi, Sayın Muş’a şunu hatırlatalım: Binali Yıldırım televizyon televizyon gezip “Herkesin tamamının eksiksiz oyunu aldım.” diye övünürken Sayın Grup Başkan Vekili “tamamına yakını” derken ya kendi verdiği oyla ilgili bir bildiği var ya Binali Yıldırım’dan bir şey gizliyorlar. Ama bir gerçek var, Binali Bey buraya geldiğinde şunu söylemiştik: Ortaya çıkan tüm tartışmalarda yani esas meselenin, zurnanın zırt dediği yerin şu olduğunu biliyoruz: O 4 bakanla ilgili “Hırsızlığı yapan kardeşim olsa kolunu koparırım.” dedikten sonra kafasının koparılmasına karar verilen Sayın Davutoğlu, gittiğinde Binali Bey’e demişti ki: “Bakın, size ‘Bin Ali.’ dediler bindiniz, gün gelecek ‘İn Ali.’ diyecekler ineceksiniz.”

Sizin “genel başkan” değişiminizin tarihi belli oluyor, “Genel başkanın ismini perşembe günü açıklayacağız.” diyorsunuz, o perşembe günü ismi hangi bakan açıklasın onu bile saraydan talimatlandırıyorlar; diyor ki: “Binali Bey’in adaylığını Ömer Çelik açıklasın.” Alacağı oydan kullanacağınız oya, sayım yapılmadan önce hepsi baştan ilan ediliyor.

Daha geçen gün “21” tarihi telaffuz edilirken Numan Kurtulmuş çıkıyor diyor ki: “Sayın Recep Tayyip Erdoğan 21’inde genel başkan seçilecek.” Ya, sizde bir siyasi parti olsa, attığınız oyun karşılığı olsa, sizin birer parmak vekil, birer parmak delege olmaktan ileri bir adım atabilecek nefesiniz olsa adam bir kere “Seçilmesini bekliyoruz.”, “Tek aday olmasını bekliyoruz.”, “Delegelerimiz teveccüh göstererek seçilecektir diye ümit ediyoruz.” der. Tutup da “21’inde genel başkan seçilecektir.” deyince, Siyasi Partiler Kanunu’na göre gazete ilanı versen ne olur, burana “delege” yazsan ne olur, burada milletvekili olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …oturuyor olsan ne olur, grup başkan vekili olsan ne olur.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Sıkıysa seçmesinler.

BAŞKAN – Sayın Özel, teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vermiyorum kimseye artık, lütfen… Genel başkanları tartışıyorsunuz, partiyi tartışıyorsunuz, biz burada iş yapacağız arkadaşlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …bunu şık bulmuyorum. Akşam “Aday değilim.” deyip sabah aday olanlar 21 Mayısta nasıl kongre yapılırmış gelip bir görsünler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, OHAL KHK’leriyle yapılan ihraçların neden olduğu sorunların ve hak kayıplarının tüm boyutlarıyla ortaya konulması ve bu hak kayıplarının ivedilikle giderilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi aleyhinde son olarak Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara konuşacak.

Buyurun Sayın Boynukara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, Özgür Bey’in burada “parmak milletvekilleri” dediğinden eminim hepimiz rahatsız olmuşuzdur. Ben kasten…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Artık parmak da yok, avuç var, avuç, çünkü Meclise de ihtiyaç kalmadı.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Yani burada herkes belli bir halk iradesini temsil ediyor. Dolayısıyla, buna dikkat etmekte fayda var diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, hep birlikte yüz yıl boyunca unutulamayacak bir gece yaşadık. Bu gece, tarihin en sıra dışı kırılma anlarından biriydi, 15 Temmuz gecesi. 15 Temmuz, klasik bir darbe girişimi değildi, bunu netleştirmek için FET֒cü kalkışmanın amaçlarını hatırlamakta yarar var. Seçilmiş Cumhurbaşkanının infaz edilmesi, hiçbir darbede görülmemiş şekilde, vatandaşa ateş açılması ve katliam yapılması, cumhuriyet tarihinde ilk kez savaş uçaklarıyla şehir merkezlerinin bombalanması, Meclisin, milletvekilleri içindeyken darbeciler tarafından bombalanması; tankların halkın üzerine sürülmesi. Evet, 15 Temmuz sivil Hükûmeti devirmeye yönelik bir darbe girişimiydi, iç savaş çıkartmaya yönelik bir kalkışmaydı, bir dış gücün ülkeyi işgal girişimiydi yani karşımızda yalnızca iktidarı almak isteyen klasik bir darbeci cunta yoktu; milletin istiklaline ve istikbaline kasteden, ülkeye ve halka düşman bir dış güçle karşı karşıyaydık ancak milletimizin tüm fertleri ihanetin en koyu tonundaki karanlık geceyi aydınlık bir sabaha dönüştürdü, tuzak kuranlar kendi kurdukları tuzağa düştüler, hainlerin emelleri kursaklarında kaldı. Bunu sağlayan ise milletin derin vicdanı ve sivil siyasetin yanında olma kararlılığıydı.

Değerli milletvekilleri, FETÖ, masumiyet zırhından dünyanın en kalleş terör örgütüne evrilmenin öyküsüdür; sahtelik, takiye, çift kişilik ve şerle gizli ittifaktan türemiş bir canavardır, Truva atıdır.

Değerli milletvekilleri, FETÖ bir günde ortaya çıkmış bir terör örgütü değildir, 1970’lerin başında komünizmle mücadele amacıyla örgütlenmiş yapılardan sadece bir tanesidir; 1980 darbesinden sonra farklı bir formatta alana sürülen küresel güçlerin kullandığı bir maşadır. FETÖ, failleri ortaya çıkartılmamış tüm karanlık olaylarda karşımıza çıkan bir tür gladyo örgütüdür, her an yeni bir formatta karşımıza çıkabilen bir aparat. FET֒yü kısır ve dar bir alan içinde konuşursak milletimize ve ülkemize yanlış yapmış oluruz. Milletin seçtiği vekillere düşen, bu konuyu enine boyuna tüm yönleriyle ele almaktır. FET֒yle hukuki mücadele ve devlet organlarının bu örgütten arınma süreci, fiilî kalkışma girişiminin bastırılması kadar önemlidir, hatta daha hayatidir. Bu fırsatı gerektiği gibi değerlendirebilirsek kirli ve kanlı vesayet odağını tasfiye edebiliriz, benzer yapıların ortaya çıkmasını önlemiş oluruz, güvenli ve huzurlu yarınlarımızı hep birlikte inşa edebiliriz.

Burada dikkat etmemiz gereken konu ise adalettir, hukuku işletmektir. Suça bulaşmış isimlerin kim olursa olsun hesap vermesi konusunda en ufak bir tereddüt gösterilmemelidir. Terör örgütünün kor çekirdeğinde yer alanların hak ettikleri cezaya çarptırılması şarttır. Toplumda var olan beklenti de suçluyla suçsuzun ayrıştırılmasıdır.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Nasıl olacak, nasıl? Nasıl olacak? Hani komisyon?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Niye ayrıştırmıyorsunuz? 25 bin kişiyi sokağa attınız!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Nerede komisyon?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, konuşmacıya müdahale etmeyin.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Adalet adına söylüyorum, vicdan adına söylüyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Cevap alamıyorum.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Mehmet Bekaroğlu Bey, isterseniz gelin buradan konuşun, bu öyle oturduğunuz yerden “tweet” atmaya benzemiyor, Almanya Maliye Bakanıyla ilgili attığınız “tweet”i hatırlıyor musunuz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Cevap hakkım doğdu.

BAŞKAN – Sayın Boynukara, siz konuşmanıza devam edin, düzeni ben sağlamakla görevliyim, lütfen…

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Şunu açık yüreklilikle söylüyorum: Millete, ülkeye ve hukuka sadakatle bağdaşmayan her türlü gruplaşma, şeffaf olmayan oluşumlar ve hukuk dışı her türlü dayanışma, kamusal alanda otonom iktidar alanları oluşturmaya adaydır ve kabul edilemez. Kamuda çalışanlar arasında kamu örgütlenmesi dışında farklı bir yere aidiyet duygusuyla oluşan yapılanmalar suçtur, hep birlikte bunlarla mücadele etmeliyiz. Bunu düşünce ve inanç özgürlüğüyle karıştırmamak gerekir. Başkasına aidiyet duygusuyla kamu hizmeti vermeye çalışmak farklı, düşünce ve inanç özgürlüğü farklıdır.

Değerli milletvekilleri, sizlerle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararını paylaşmak istiyorum: Eskelinen-Finlandiya Büyük Daire Kararı. Bu karar 2007 yılında alınmış. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kararında “Anayasal sadakat ilkesini ihlal eden kamu görevlileri devlet tarafından görevinden çıkartılabilir.” diyor. Bunun için aranan temel kriter ise kamu gücünün kullanımına ilişkin devlet ile memur arasında özel güven ilişkisinin tehlikeye düşmüş olmasını gösteriyor. İsteyen bu kararın detaylarına bakabilir, ben de paylaşabilirim.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ne olacak?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bahsettiğimiz türden terör örgütleriyle mücadele etmek için bu önemli bir içtihattır. Hangi tür terör örgütü olursa olsun fark etmez.

Değerli milletvekilleri, darbeye kalkışan, halka ateş eden ve şehirleri bombalayan bir örgütten bahsediyoruz. Burada güven ilişkisinden bahsetmek mümkün mü? Kuşkusuz değil. Buna rağmen devlete düşen, hukuku işletmektir, suçlu ile suçsuzu net olarak ayırmaktır. Kurunun yanında yaş da yanar düşüncesi hukuk devletinde olmaz. Kuru ile yaşı ayırmak, işte bizzat devlet budur.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hani nerede?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bunun ne kadar zor olduğunun farkındayım çünkü her geçen gün ortaya çıkan yeni bilgilerle bu zorluğu görüyoruz. Karşımızdaki örgüt her alanda takiye yapan bir anlayıştan besleniyor. İşimiz zor ve çetin. Bu ise devletin sorumluluğunu artırıyor. Devlete düşen, hukuk, adalet ve titizliktir. Milletin beklentisi de budur.

Aliya İzzetbegoviç’in güzel bir sözü var: “Adaletten başka hiçbir borcumuz yok.”

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boynukara.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şahsına yapılan bir sataşma var.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne dedi sizin şahsınıza?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Attığım “tweet”ten, bir şeylerden söz etti. “Gel, burada konuş…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Daha dünyadan haberin yok!

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, bir dakika…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İnsanlar bir şey anlamadı, cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ne dedi de hakkınızda da sataşma var?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Başkanım…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “Bir ‘tweet’ attınız Alman bakanına.” falan diye bir şey söyledi, kimse bir şey anlamadı. Cevap vereceğim.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Boynukara, ben duydum, ne dediniz?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Beyefendi, Mehmet Şimşek ile Almanya Maliye Bakanının bir konuşmasına ilişkin bir “tweet” atmıştı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bekaroğlu.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – …ve “tweet”te şunu ifade etmişti...

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ben cevap vereceğim efendim, ne yaptığımı söyleyeceğim.

BAŞKAN – Ben Sayın Boynukara’yı dinliyorum, sizi değil Sayın Bekaroğlu.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – “Birisi Almanya Maliye Bakanı, birisi Türkiye Maliye Bakanı, buna bakın.” diye. Almanya Maliye Bakanı engelli, tekerlekli sandalyede, Mehmet Şimşek Bey de nezaketen yanında eğilip konuşuyor. Ardından Beyefendi bunu sildi. Bunu ifade etmek istemiştim.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Açıklayacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mehmet Bekaroğlu’nu kastettiği açık efendim.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Benim ismimi verdi zaten.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Bekaroğlu konuşmasını biliyor herhâlde değil mi, lütfen!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biliyor, biliyor.

BAŞKAN – Siz böyle bir “tweet”le ilgili olarak açıklamada mı bulunmak istiyorsunuz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, orada ne dedim, ne oldu, kimse bir şey anlamadı, kötü bir şey yaptığımı sanıyorlar, açıklayacağım, kendimi savunacağım.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, açıklama mı yapmak istiyorsunuz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika açıklama.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, sataştı, bizi yerdi. Niye yerimden? İki dakika oradan yapacağım. Sataşma…

BAŞKAN – Benimle tartışmayın lütfen. Açıklama yapmak istiyorsanız yerinizden bir dakika size söz vereceğim.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, sataştı bana, cevap vereceğim cevap. Sataştı, cevap vereceğim.

BAŞKAN – Sataşma yok.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Nasıl sataşma yok?

BAŞKAN – Bakın, attığınız bir “tweet”ten bahsetti.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, ama benim kötü bir şey yaptığımı ima etti, sataştı bana. İki dakika oradan cevap vereceğim.

BAŞKAN – E, açıklama veriyorum size!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Zaten iki dakika geçti Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bakın, benimle tartışmayın Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İki dakika zaten geçti.

BAŞKAN – Attığınız “tweet”le ilgili açıklama yapmak istediğinizi söylüyorsunuz, İç Tüzük’e göre yerinizden bir dakika söz vereceğim size. Lütfen pazarlık yapmayın benimle.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, benim kötü bir şey söylediğimi, kötü bir şey yaptığımı ima ettiler, sataştılar, sataşmaya…

BAŞKAN – Böyle ima ederek sataşmadan dolayı söz vermiyoruz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İsmimi verdiler açıkça.

BAŞKAN – Lütfen yerinize geçin.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İsmimi verdiler açıkça.

BAŞKAN – Yerinize geçin lütfen ve yerinizden bir dakika size söz veriyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haksızlık yapıyorsunuz. Sataştılar ve cevap vereceğim ben. Hakkım bu benim.

BAŞKAN – Ben size o hakkı tanıyorum. Açıklama yapmak istediğinizi söylediniz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Tanımıyorsunuz. Nasıl tanıyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok rica ederim, çok özür dilerim ama bakın, şu anda sizin yaptığınız iş, kürsüden yapılan… Sataşılan kişinin Bekaroğlu olduğuna ilişkin hiçbir şüphe yok, kendisi de itiraf ediyor ve açık bir sataşma var.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İsmimi verdi.

BAŞKAN – Bakın Sayın Özel, şurada şunu bir tespit edelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Edin efendim.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu tarafından atılan bir “tweet”ten bahsedildi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Ne yaptığınızı hepimiz biliyoruz.” diye, ağır bir şüphe yarattı.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Özel, şimdi Bekaroğlu yanınızda.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ben konuştum…

BAŞKAN – Atılan bir “tweet”ten bahsetti. Ben de diyorum ki kendisine -ve silmiş “tweet”ini- eğer böyle bir şey yoksa veya kastını herhangi bir şekilde açıklamak isterse yerinden bir dakika söz veriyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sataşma kürsüden efendim. Sataşma sebebiyle…

BAŞKAN – Sataşma olarak görmüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yapmayın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Atılan “tweet” üzerine açıklama veriyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Yani görmüyorsanız mesele yok.

BAŞKAN – Geçer misiniz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – O zaman kasti hareket ediyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika söz veriyorum. İsterseniz geçin, yerinizden açıklamanızı yapın.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bana sataştı efendim.

BAŞKAN – Yoksa oylamaya geçeceğim Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sataşmadan verilecek söz…

BAŞKAN – Oylamaya geçeceğim Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – …iki dakika kürsüdendir.

BAŞKAN – Bakın, ara veririm, bu hakkınızı da kaybedersiniz. Lütfen…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Verirsiniz, tamam, yaparsınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu da yapın.

BAŞKAN – Geçin yerinize, bir dakika söz veriyorum size.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Yaparsınız, haksızlık yapmış olursunuz.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haksızlık yapmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu da yapın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bekaroğlu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu da yapın Sayın Başkan.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haksızlık yapmayın.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, lütfen yerinize geçin. Size bir dakika söz veriyorum. Burada sataşma yok.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Efendim, sataşmaya cevap kürsüden verilir.

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.18

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Bekaroğlu, bir şey mi söyleyeceksiniz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Evet efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük 60’a göre bir açıklama yapmak istiyor.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika yerinizden.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biraz evvel sayın milletvekili arkadaşımız hakkımda bir açıklamada bulundu, bunun tam olarak ne olduğu anlaşılmadı. Evet, ben sosyal medyada bir paylaşım yaptım Sayın Alman Bakan ve Sayın Hazineden sorumlu Bakan Mehmet Şimşek’le ilgili. Sayın Alman Bakanın engelli olduğunu bilmiyordum. Bunu öğrenir öğrenmez geri çektim ve milletten özür diledim, herkesten özür diledim. Burada bir eksiklik, bir şey göremiyorum, bu bir.

İkincisi, sayın hatibin söyledikleriyle ilgili asıl birkaç cümle ifade etmek istiyorum. Sayın hatip savunmalar yaptı, “Terörle mücadele esnasında elbette bazı şeyler olacak.” dedi ama iş öyle değil. Bu konuyla ilgili, kanun hükmünde kararnamelerle ilgili yapılan uygulamalar gerçekten toplum vicdanını, kamu vicdanını ciddi bir şekilde rahatsız edecek noktaya geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bekaroğlu.

Bir dakika daha süre veriyorum size.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Cumhurbaşkanımız “Acımayın, acırsanız acınacak hâle gelirsiniz.” dedi. Bu çok talihsiz bir laftır, bunu söylenmemiş olarak kabul etmemiz gerekiyor. Gerçekten insanlar acınacak duruma düşmüştür. FET֒cü olabilir, başka bir şey olabilir. Bütün evrensel hukuk kuralları da dinimiz de suçların, cezaların şahsi olduğunu söyler ama “aileler, akrabalar, yedi sülale” diye ifade edildi, ciddi bir şekilde mağdur edilmektedir. Bu konu konuşulurken bunların da ifade edilmesi gerekiyor. Acıyalım arkadaşlar acıyalım; vicdanımızı karartmayalım, acımaya devam edelim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini...

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan... Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Boynukara.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Beyefendi benim konuşmamı ya tam dinlememiş ya da eksik dinlemiş, arkada olduğu için sesim gitmemiş olabilir. Metni alıp okursalar ne demek istediğimi gayet iyi anlarlar.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Okuyacağım efendim, okuyacağım.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Bakın.

BAŞKAN - Açıklama mı yapmak istiyorsunuz Sayın Boynukara?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Evet efendim.

BAŞKAN – Bir dakika...

Yerinize geçin lütfen.

Buyurun.

25.- Adıyaman Milletvekili Adnan Boynukara’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Konuşmamda altını ısrarla çizdiğim noktaları hatırlatıyorum. Devlete düşen hukuku işletmektir, suçlu ile suçsuzu net olarak ayırmaktır. “Kurunun yanında yaş da yanar.” düşüncesi hukuk devletinde olmaz. Kuru ile yaşı ayırmak, işte hukuk devleti dediğin budur. Benim söylediğim bunlardı.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bu söylediklerine itiraz etmiyorum, buna bir itirazımız yok.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – O zaman bunu söyleyeceksin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 2/5/2017 tarihinde Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ve arkadaşları tarafından, 687 sayılı KHK’yla kapatılan özel etüt eğitim merkezlerinin terör örgütleriyle ilişkileri tespit edilemeyenlerinin yeniden açılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3 Mayıs 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3/5/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/5/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Özgür Özel

                                                                                  Manisa

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara ve arkadaşları tarafından, 2/5/2017 tarihinde, 687 sayılı KHK’yla kapatılan özel etüt eğitim merkezlerinin terör örgütleriyle ilişkileri tespit edilemeyenlerinin yeniden açılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 1157 sıra no.lu Meclis Araştırma Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3/5/2017 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Antalya Milletvekili Sayın Niyazi Nefi Kara konuşacak.

Buyurun Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; özel etüt merkezlerinin kapatılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiğimiz grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İki gün önce coşkuyla kutladığımız bu 1 Mayısın, taşeronu, iş cinayetlerini, işçilerin, emeğin sömürülmesini konuştuğumuz son 1 Mayıs olmasını diliyorum. 1 Mayısın ülkemizde Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanmasını sağlayan bu Meclisin milletvekillerine teşekkür ediyorum ancak işçi kardeşlerimize karşı sorumluluğumuzun devam ettiğini de vurgulamak gerekir. Taşeron sistemin son bulduğu, iş cinayetlerinin önlendiği, emeğin sömürülmediği ve özgürleştiği bir Türkiye’yi hep birlikte kurabiliriz.

Değerli arkadaşlar, 687 sayılı KHK’yla 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda düzenlenen özel etüt merkezleri kapatıldı. Kapatılma gerekçesi olarak bu etüt merkezlerinin terör örgütleriyle bağlantıları olması gösterildi. Aynı KHK’yla bu eğitim merkezlerinin 29/7/2017 tarihine kadar kanunun ilgili bentlerinde tanımlanan özel öğretim kurumlarından birinin gerektirdiği şartlara uygun hâle getirilmeleri, aksi hâlde kapatılacakları da hükme bağlanmıştır.

Öncelikle belirtmeliyim ki eğer herhangi bir özel eğitim kurumunun ya da etüt merkezinin terör örgütleriyle bir bağı var ise elbette ki kapatılmalıdır. Bu etüt merkezlerinin sahipleri ve hatta bu etüt merkezlerinin açılmasına izin veren makam sahipleri yargı önüne çıkarılmalıdır. Ancak içinde bulunduğumuz OHAL sürecinde her KHK’da olduğu gibi bu KHK’yla da aldığınız kararlar suçsuz birçok kişiyi ve kurumu mağdur etmiştir. Toptancı bir anlayışla tüm etüt merkezlerine “Terörle ilişkisi var.” muamelesi yapmanız son günlerde arayıp da bulamadığımız adalet anlayışını ve devlete olan güveni daha da çok zedelemektedir.

Arkadaşlar, bu etüt merkezleri okul çağındaki öğrencilerin sosyal, psikolojik, bilimsel ve sanatsal faaliyetlerde bulundukları ve bu konuda destek aldıkları mekânlardır. Özellikle özel sektördeki mesai saatleriyle kıyaslandığında ailelerin, okuldaki dersler bittikten sonra çocuklarının güvende olduklarını bildikleri, beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesinin yanında sosyalleştiklerini de bildikleri kurumlardır. Bunların yanında, bu kurumlar birçok atanmamış öğretmene iş imkânı da sunmakla beraber, birçok işsiz vatandaşımıza da ekmek kapısı durumundaydı.

Yukarıda da belirttiğim gibi, tekrar vurgulamak isterim ki eğer bir eğitim kurumunun FETÖ, PKK gibi devletimize ve milletimizin canına kasteden hain terör örgütleriyle bir ilişkisi tespit edilmiş ise bu kurumlar derhâl kapatılmalıdır ve çocuklarımızın güvenlikleri sağlanmalıdır, böyle kurumlara izin de verilmemelidir. Ancak, terör örgütleriyle hiçbir şekilde bağı olmayan etüt merkezlerinin kapatılmış olması, etüt merkezi sahibine, bu merkezde çalışan öğretmenler ile diğer personellere, çocuklarının mesai saatleri süresince bir eğitim merkezinde güven içerisinde olduğunu bilen ailelere ve bu merkezlerde sosyal hayatta ilişkileri gelişen çocuklarımıza olumsuz etkisi olacağı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, terörle mücadele ediyoruz diye ilan ettiğiniz OHAL’de geçen sürede çıkardığınız 24 KHK’yla terörle mücadeleyi içermeyen, terörle ilişkili olmayan birçok karar aldınız. Kış lastikleriyle ilgili düzenlemeyi KHK’yla geçirdiniz. En son, evlilik programlarını, yayınladığınız KHK’yla kaldırdınız. Yanlış anlaşılmasın, bunu söyleme nedenim bu düzenlemelere karşı olduğumuzdan değil, Meclise getirseydiniz, burada çözseydik. Aslında, tüm bunlar getirdiğiniz yeni değişikliğin bir provasıydı. Siz daha referandum olmadan KHK yetkisiyle Meclisi işlevsizleştirmeyi tercih ettiniz. Sadece bizim değil sizlerin de yetkileri ellerinizden alındı.

Terörle mücadele ediyorsunuz, bu kapsamda evlilik programlarını kaldırıyorsunuz. Ancak, her televizyon kanalında mafya, terör, ölüm, savaş içeren diziler yayınlanmakta ve özellikle, çocuklarımız ve gençlerimiz bu tarz yayınlardan olumsuz etkilenmektedir.

Değerli arkadaşlar, dinimiz sevgi dinidir, dilimiz sevgi dili olmalıdır. Bunları konuşmamız gerekirken bu millete, gelecek nesillere barış, dayanışma, kardeşlik gibi duyguları aşılamamız gerekirken siz, çocuklarımızın eğitim alacağı, terörle ilişkisi bulunmayan tüm kurumları kapatarak gelecek nesillere de kötülük yapıyorsunuz.

Dahası da var. Mesela, bu KHK yetkisiyle neler yaptınız? YSK’nın seçim dönemlerinde özel radyo ve televizyon yayınlarında tek yönlü ve taraf tutan yayınların cezalandırılmasına yönelik olan hükmü kaldırdınız. Seçim dönemlerinde, gerçek demokrasilerin olmazsa olmazı fırsat eşitliğini yok ettiniz. Bunun terörle mücadeleyle ne ilgisi vardı? OHAL sürecinde çıkardığınız KHK’larla Türkiye'nin demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerlerde küme düşmesine sebebiyet verdiniz. Maalesef, izlediğiniz politikalar nedeniyle Türkiye, Avrupa Konseyi siyasi gözetim sürecine tekrar alındı. Uluslararası alanda da demokrasimizin gerildiğini tescil ettirmiş oldunuz. “Bize ne Avrupa’dan.” diyemezsiniz. Dünya ülkeleri arasında ilişkilerinizde üçüncü sınıf bir demokrasiyle tefeciye düşmüş bir tüccar durumuna düşersiniz, bu da ülkenin saygınlığına, milletimizin yani hepimizin saygınlığına gölge düşürürken halkımızın daha fazla sömürülmesine sebebiyet verecektir.

Türkiye'nin bu kadar zemin kaybettiği bir dönemde seçimlerin adilliği, şeffaflığı ve güvenliğinden sorumlu Yüksek Seçim Kurulunun referandum günü ve sonrasında aldığı kanunsuz kararlar da ülkemize olan inanılırlığı zedelemiştir. YSK aldığı kararlarla referandum sürecinde adil bir seçim ortamının olmadığını açıkça ortaya koyan uygulamaların yanında bir de referandumu şaibeli hâle getirmiştir.

YSK kendini kanun koyucu olarak göremez değerli arkadaşlar, kendisini yüce Meclisin üzerinde konumlandıramaz. Hiçbir YSK üyesi, sizlerin sahip olduğu kanun yapma yetkisine sahip değildir, bu onların haddi de değildir. Hukuk devleti bir devletin işleyişinde yargının, adaletin ve hukukun üstünlüğünü teminat altına alır ve ülke vatandaşlarının adalete olan güvenlerini temsil eder. Yani hukuk herkes için gereklidir. Eğer, hukukun üstünlüğünü uygulamazsanız devlet mekanizmasını işlemez hâle getirirsiniz. Devletin olmadığı bir yerde olsa olsa derebeylik ve kaos ortaya çıkar. Hukuk herkese lazımdır, adalet herkese bir gün lazım olacaktır.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen ne anlarsın hukuktan, sen ne anlarsın adaletten, OHAL’den, KHK’dan?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bunları size defalarca söyledik, sizleri hep uyardık ama maalesef…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen sadece yumruk vurup kaçmayı bilirsin. Sen milletvekillerinin yüz karasısın!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sensin sen, sen!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – …sizler üstünlerin hukukunu öngören değişiklikte direttiniz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen ahlaksız bir adamsın!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sensin, sen!

BAŞKAN – Müdahale etmeyin lütfen.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen aşağılık bir adamsın!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sensin o, sen!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bir gün hukuk ve adalet size de lazım olduğunda…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Utanmıyor musun konuşmaya burada?

BAŞKAN – Sayın Dağ…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen yumruk atıp kaçan adamsın!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sensin o!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O Niyazi Kara, senin yüzün kara!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – …eğer arayıp bulabilirseniz bizleri de bilgilendirin.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen aşağılık, ahlaksız bir adamsın!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Korkaksın, korkaksın!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Konuşamazsın sen, konuşamazsın burada, konuşmaya hakkın yok senin.

BAŞKAN – Sayın Dağ, konuşmacıyı duyamıyorum, lütfen…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Devleti idare edenler hukuku yok ederse ve vatandaş kendi hukukunu yaratırsa devlet ayakta duramaz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen milletvekillerinin yüz karasısın! Sen yüz karası olarak tarihe geçtin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sensin o!

BAŞKAN – Sayın Dağ, lütfen…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Devleti yok ederek iktidarda kalamazsınız arkadaşlar.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen, milletvekillerinin, gelmiş geçmiş Türk milletinin milletvekillerinin yüz kararasısın.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sensin yüz karası!

BAŞKAN – Sayın Dağ…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Meclis Başkanımızın gönderdiği Kırk Hadis eserinden bir alıntıyla sözlerimi tamamlamak isterim.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen saygıdan bahsetme, sen dinden bahsetme, bahsedemezsin sen.

BAŞKAN – Sayın Dağ, konuşmacıyı duyamıyorum, lütfen…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Peygamber Efendimiz Hazretleri…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O Niyazi Kara, senin yüzün kara!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen burada bizim genel başkan yardımcımıza yumruk atıp kaçan ahlaksız bir adamsın.

BAŞKAN – Sayın Dağ, lütfen yerinize oturur musunuz?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen konuşamazsın, konuşmaya hakkın yok! Konuşabilsen gelip kürsüden konuşurdun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Provoke ediyor.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Dağ… Sayın Dağ, lütfen.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne alakası var, bize fırlattınız o bardakları.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Konuşsun.

BAŞKAN – Sayın Dağ…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O bardaklar bize fırlatıldı.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Sayın Başkan…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Çık konuş, çık konuş! Ayıp yahu!

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Konuşma ya.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ne ayıbı, onu yapan kimdi? Sessiz sedasız geziyorsun, yok öyle, yok öyle!

BAŞKAN – Sayın Dağ, lütfen...

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Sayın Başkan…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Dağ… Sayın Özdiş…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ahlaksızlık yaptın, ayıp olan sizin yaptığınız, ayıp olan onun yaptığı. Şu Mecliste tarihe geçti bu konuşan kişi. Konuşamaz bu kürsüde Sayın Başkan.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – O bardakları fırlatan arkadaşına konuş sen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl konuşamaz ya, nasıl konuşamaz?

HAMZA DAĞ (İzmir) – “Sevgi dini” diyor bir de, “din sevgi dini” diyor. Sevgiden bahsedecek bu mu? En son sevgiden bahsedecek kişi bu!

BAŞKAN – Sayın Dağ, lütfen…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Sayın Başkan, eğer izin verirseniz o gün yaşananları bir bir anlatırım.

BAŞKAN – Hayır, hayır, izin vermiyorum.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Neyi anlatacaksın, neyi anlatacaksın videolarda gördüm her şeyi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya bırak Nefi ya, bırak!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yok canım, gerek yok.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Ben anlatırım ama…

BAŞKAN – Sayın Kara, lütfen…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – …o gün bize gelip baştan saldıran arkadaşlarınızı bilmeniz gerekiyor arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Kara…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Kusura bakmayın, yanlış biliyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nefi, konuyu anlat.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bir de tutup savunma yapacaksın. Nasrettin Hoca hesabı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatibin iki dakika süresi vardı, süresine ekleyin.

BAŞKAN – Biliyorum Sayın Özel, biliyorum, karşıda saat var görüyorum oradan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Konuyu anlat sen, konuyu anlat.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Arkadaşlarımız bilmeden suçluyor.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Neyi bilmeden suçlayalım, gerçekler ortada, dışarıda değildik, buradaydık, yumruk vurup kaçtın.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, müdahale etmeniz lazım. Sayın Başkan, müdahale eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Kara…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Gerçekten arkadaşım, gerçekten bilmiyorsun, bilsen yapmazsın, kul hakkı alıyorsun.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Anlatsaydın o zaman. Yüzün yok çünkü… Bir de çıkmış sevgiden bahsediyorsun, hukuktan bahsediyorsun.

BAŞKAN – Sayın Kara, bakın, mikrofonunuzu kapattım, lütfen kaldığınız yerden… İki dakika süre veriyorum size, konunuzdan ayrılmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, siz de sessizliği sağlayın.

BAŞKAN – Sayın Dağ, siz de lütfen sakin dinlemeye çalışın.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin konuşmasın arkadaşımız, bir dinlemesini bilsin ya.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sevgiden, dinden, dilden bahsederse müdahale ederim arkadaş.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika ek süre veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, tamam.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Lütfen… Bu kadar konuşamazsınız, bu kadar müdahale edemezsiniz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ayıptır yahu, istismar ediyorsun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kara…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yumruğundan bahsetsin hadi, “sevgi dini” dedi.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Ya, bir laf atarsın, iki laf atarsın. Bu kadar konuşulur mu ya!

BAŞKAN – Grup başkan vekilleri, lütfen, yardımcı olun.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Onun yaptığı affedilecek şey mi ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, zaten ayıbı yeter ona be, ayıbı yeter, o korkaklığın ayıbı yeter ona.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Ya arkadaşım konuşsun kürsüden ya, bırakın ya. Sataşmanın ötesine geçmeyin, ayıp ya.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Utanmadan konuşsun.

BAŞKAN – Oldu mu, sakinleştik mi?

İki dakika.

Buyurun yeniden başlayın.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Meclis Başkanımızın gönderdiği Kırk Hadis eserinden bir alıntıyla sözlerimi tamamlamak isterim.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Allah Allah! Hadiste “yumruk at” diyor değil mi?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Peygamber Efendimiz Hazretleri buyurmuştur ki: “Sizden birisi kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hadiste “yumruk at” mı diyor?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Adaletin ve hukukun sağlanmasına katkı koyacağını düşündüğümüz bu önergeye vereceğiniz destek için şimdiden teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bu konuyla ilgili, grup başkan vekilleriniz burada, hepiniz buradasınız; ben kendi adıma, o gün yaşanan... Bana öncesinde burada saldıran milletvekili bellidir. Buraya düşmemi sağlayan... Şuradaki çukura giderken son anda kurtulmamı bilenler biliyor. Ondan sonra da şuuru kapanmış bir şekilde, bilinçsiz bir şekilde hiç tanımadığım bir arkadaşıma vurmuşum. İki gün sonra hatırladım, inanın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bırak be!

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Ne şuuru ya!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) –Yani bu konuda bu arkadaşımızdan helallik almak isterim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kara, lütfen bu konuyu açmayın.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bakın, bu konuda... (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, söylüyorum, isteyerek yapılmış bir olay değil.

BAŞKAN – Sayın Kara, lütfen...

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yumruk attığın için havaalanında çiçeklerle karşılandın, onu bari kabul etmeseydin, havaalanında karşılanmanı bari yapmasaydın. Var mı böyle bir şey ya!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Arkadaşlar, arkadaşlar, o başka bir şey.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Havaalanında karşıladılar seni, kahraman mı oldun?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bakın, o başka bir şey.

Sayın Mehmet Muş...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onun ezikliği sana yeter be, onun ezikliği sana yeter!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bakın, grup başkan vekiliniz beni çok iyi tanıyor, beraber yolculuk yaptık, Avrupa Birliğinde beraber çalıştık, nasıl birisi olduğumu o da biliyor. Bakın, her zaman konuşabiliriz, bunu sizlerle konuşmaktan hiçbir zaman sıkıntı yaşamam. Ben gerçekten, birazcık size şunu öneriyorum...

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Şuurun kapalı yumruğu atıp kaçıyorsun.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Kaçmıyorum arkadaşım, o da değil, o da değil; ya, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onun ezikliği sana yeter.

BAŞKAN – Sayın Kara, teşekkür ederim, lütfen...

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Ben sizinle rahat rahat konuşmaya hazırım, sohbet ederim, hakkınızı helal etmenizi isterim...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bizden değil kardeşim.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – ...ama...

Size de hakkımı helal etmem o zaman, size bunu söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Kara, teşekkür ederim.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Senin bizde hiç hakkın yok.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Ne hakkı ya, senin bizde hiç hakkın yok.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Şu anda kul hakkı alıyorsun kardeşim, bilmediğin bir konuyu söylüyorsun.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bırak şimdi gözünü seveyim ya, bilmediğin konu, Türkiye gördü ya, Türkiye.

BAŞKAN – Sayın Kara, süreniz bitti.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Bu, Allah’ın “affetmem” dediği bir haktır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi bakayım ya!

BAŞKAN – Sayın Kara, süreniz bitti.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Kul hakkı alıyorsunuz, kul hakkı alıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onun eksikliği, ezikliği sana yeter be, ömür boyu yeter. O yaptığın sana ömür boyu yeter.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Türkiye gördü.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu konuşacak.

Buyurun Sayın Topcu...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Allah Allah, kendi yaptıklarını saymıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 4 tane hırsıza sahip çıktınız, biz bir tane adama mı sahip çıkmayalım, utanmadan konuşuyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Türkiye’nin kul hakkını yediniz, Türkiye’nin, ne bağırıyorsunuz; Türkiye’nin kul hakkını yediniz, 80 milyonun! Ne bağırıyorsunuz, açıkladı işte, ne yani, açıkladı.

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Sen ne bağırıyorsun? Hadi konuşma!

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri lütfen, grup başkan vekilleri, lütfen arkadaşlarınızla ilgilenir misiniz, rica ediyorum.

Buyurun Sayın Topcu.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğrenci etüt merkezleriyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği araştırma üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, etüt merkezleri derken, burada, gerçekten bu merkezlerin insan unsuruna hizmet edeceği çok önemli yerler olarak, arkasında derin anlamları barındıran yerler olarak algılanması gerektiğini baştan söylemek istiyorum. Keşke insan unsuruna gereken önem verilseydi, eğitim sistemi insan unsurunun karakterli bir şekilde yapılandırılmasına yönelik olarak eğitimini verseydi bugün burada şu yaşadığımız tablo belki hiçbir zaman yaşanmayacaktı. Kendimizi çok daha farklı bir şekilde, kaliteli iletişim araçlarını iyi kullanarak, kendimizi doğru dürüst ifade ederek belki anlatacak, Türkiye’nin sorunlarına yönelik olarak çözüm üretecektik. Yalnızca ideolojik perspektiften bakarak “Ben haklıyım, benim sesim daha çok çıkarsa ben daha fazla haklılığımı ifade edebilirim.” şeklindeki tartışmaların ne buraya ne de ülkemize faydası vardır; baştan itibaren bunun altını çizmek istiyorum. Burada eğer eğitim konusuna yönelik olarak bir önerge veya bir araştırma konusu gündeme getiriliyorsa -gerçekten vicdanınıza seslenerek söylüyorum bunları da, vicdanınız işliyorsa, vicdanınızın sesini dinliyorsanız- buna uygun, bu içeriğe uygun konuşulması gerekiyor ve burada da şov yapılmaması lazım. Ülkelerin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, susar mısınız arkadaşlar.

Sayın Başkan, hâlâ bitiremediler.

BAŞKAN – Siz devam edin lütfen Sayın Topcu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sükûneti sağlayalım Sayın Başkan.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Evet, şu anda üzerinde tartıştığımız, kapatılması gündeme getirilen konuya yönelik olarak, etüt merkezlerine yönelik olarak bizim Grup Başkan Vekilimiz Sayın Erkan Akçay’ın da verdiği yazılı soru önergelerinde de özellikle belirttiği 2 bin tane kurum var, 40 bin tane kayıtlı çalışan var, 500 bin tane buraya devam eden öğrenci var. Belki istatistiksel olarak baktığınızda çok fazla anlam ifade etmiyor ama bunun ortaya çıkartacağı geometrik artışla yaygınlaştıracağı bir değer var aslında, bir katma değer var. Özellikle bunun üzerinde durulması lazım.

Ülkelerin en önemli kaynakları insan gücü ama biz bunun ne kadar farkındayız? Yıllardır bu siyaset gündeminde, bu Meclis kurulduğundan beri belki insan gücüne yönelik olarak, onun kaliteli bir şekilde yetiştirilmesine yönelik olarak burada belki bizlerden de önce birçok konuşma yapıldı ama bunun arka planı dikkate alınmadığı için, hassas yapısı dikkate alınmadığı için -belki yıllar geçti- biz hâlâ aynı şeyleri tartışıyoruz. Evet, ülkelerin geleceği, ekonomisi, kalkınması hâlâ buna bağlı. Belki burada işte demin ifade ettiğim gibi, kaliteli tartışmaların yapılması bile buna bağlı.

Türkiye’deki genç nüfusa baktığımızda 0-30 yaş arası yüzde 50’yi oluşturuyor bütün nüfusun, 15-24 yaş arası da bütün nüfusun yüzde 17’si. Bu yüzde 17’nin yüzde 26’sı kayıtlara da girmemiş ne işte ne de eğitimde. Biz bunları düşünecek yerde hâlâ tartışıyoruz.

Evet, çok değerli milletvekilleri, gençlik umuttur, gençlik heyecandır, gençlik hazinedir ama biz bunun ne kadar farkındayız? Farkında olsaydık zaten “Eğitim konusunu daha iyi hâle nasıl getirebiliriz?” şeklindeki tartışmalarla gündemimizi belki de o şekilde belirlemiş olacaktık. Elimizdeki gençliği pervasızca harcıyoruz çünkü sürekli sınavlar değişiyor. “Sınav odaklılıktan çıkartıyoruz.” diye daha fazla sınav koyduk, müfredatları değiştirdik, öğretmenleri, sürekli olarak kadroları değiştiriyoruz. Sendikalara yönelik olarak, bir sendikaya ne yapıyoruz? Daha fazla imtiyaz tanıyoruz. Ve seçimlere yönelik olarak da o döneme mahsus olarak yalnızca öğretmen atamalarını gündeme getiriyoruz çünkü eğitimi yalnızca seçimde oy almaya yönelik olarak düşündüğümüz için bu gibi davranışları da uyguluyoruz.

Eğitimle ilgili bir sürü raporlar hazırlanıyor, bir sürü sivil toplum örgütleri, üniversiteler bu konuda çalışmalar yapıyor, acaba bu raporlar dikkate alınıyor mu? Aramızda bir sürü akademisyen var ve hepimizin, Allah bağışlasın, çocukları da bu eğitim sisteminden yetişiyor, hepimiz de şikâyetçiyiz. Peki, ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Hâlâ siyasi kamuflajın arkasında, hâlâ burada, “Benim dediğim doğru.” şeklinde tartışmaları, kalıplar şeklindeki tartışmaları ve belki de bir yerlere yaranabilmeye yönelik olarak bağırmayı, tartışmaları gündeme getiriyoruz.

Her yıl eğitim istatistikleri yapılır. Acaba Millî Eğitim Bakanlığı bu istatistikleri dikkate alıyor mu? İşte, her yıl bütçe zamanı Millî Eğitim Bakanı çıkıyor buradan diyor ki: “Millî Eğitim Bakanlığına en fazla bütçeyi ayırdık.” Adama sorarlar: “Ayırdın da ne oldu? Sınav sonuçları ne? 40 soruda sınavlarda Türkçede ortalama başarınız nedir? Uluslararası sınavlardaki başarınız nedir?” Eğer kriterlerle konuşmak isteniyorsa o zaman insanın şöyle bir kafasını eğip “Hakikaten sorumlu benim.” şeklinde deyip bir istifham, bir sorumlu kişinin çıkıp “Ben pes ediyorum, ben istifa ediyorum, bu işi beceremedik.” diye burada açıklaması lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız bile ifade etti, biliyorsunuz, “Biz eğitim ile kültür konusunda -ne yapamadık- istediğimiz seviyelere gelemedik.” diye. Lütfen artık bu siyasi bakış tarzını, siyasi pencereyi bir kenara bırakalım. Zaman akıp gidiyor. Yedi yaşında olan çocuklar şu anda kaç yaşına geldiler? Bakın, dikkatinizi çekmek istiyorum: Onları da telef ettik, bitirdik o çocukları ve hâlâ elimizde hiçbir şey yok, hâlâ eğitim sistemini değiştirmekten konuşuyoruz. Daha birkaç ay önce aldığımız bir kararla, açtığımız etüt merkezlerini kapatıyoruz veya tek ders vermelerine indirgedik veya 5 dersle sınırladık. Sürekli olarak karar değiştiriyoruz. Eğer problem varsa -tabii ki FETÖ terör örgütü var ama artık bir kenarda da yapılacaklar yapılsın- ilgililer, eğer sorumlu kişiler varsa, teröristler varsa, onlar açtıysa… Tabii, bir taraftan onlar sürerken bir taraftan eğitimin de devam etmesi lazım. Bunların başa baş gitmeleri gerekiyor, birinin bırakılıp da öbürünün üzerine de gidilmemesi… Yani eğitimin hiçbir zaman ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Bu eğitim sistemi, gerçekten Cenab-ı Hakk’ın verdiği özellikleri bile, yavrularımızın doğuştan getirdiği özelliği bile köreltiyor, dumura uğratıyor; tek tipleştirmeye yönelik olarak eğitim veriliyor. Meslekî eğitimi bitirdik, beceri eğitimi dedik, beceri eğitimiyle hangi beceriyi kazandırıyoruz? Okuma becerisi mi, okuduğunu anlama mı, matematik mi, fen mi? İşte, kaçıncı sanayi dönemine geçiliyor, hâlâ bakıyoruz Türkiye’de hiçbir şey yok. Kuluçka merkezleri okullara kadar inmesi gerekirken okul öncesi eğitim kurumlarını bile zorunlu olmaktan çıkardık. Okul öncesi eğitim kurumları aslında en büyük yatırım eğitim için ama biz onları bile zorunlu olmaktan çıkardık; artık diyoruz ki bir yerde bunların bırakılması lazım.

Ben son şeyleri de söylemek istiyordum ama çok fazla vakit kalmadı ve rakamlarla söyleyeyim yine de: Bu sene sınava giren öğrencilerimizin, YGS sınavına giren öğrencilerimizin yüzde 70’i barajı geçemedi. Bu ne kadar biliyor musunuz? 656 bin öğrenci barajı geçemedi. Burada eğer bir suçlu aranıyorsa hepimiz suçluyuz. Hepimizin bu sorumluluğu üstlenmesi lazım, öğretmeninden Mecliste karar veren, kararları çıkartan vekiline, bakanına kadar herkesin burada bir sorumluluk payının olduğunu da belirtmek istiyorum. Bunlar az uz rakamlar değil yani şimdi, bakıldığında okulları açıyoruz, altyapıyı veriyoruz ama ondan sonra kalite yok. Uluslararası sınavlarda da aynı şeyleri görebiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Bu tartışmalar bitmeyecek, böylece de devam edecek, biz yine farklı bir araştırma önergesinde karşılaşacağız.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topcu, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Van Milletvekili Sayın Lezgin Botan konuşacak.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde ben de partimiz HDP adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, basın ilkelerine ısrarla bağlı kalan özgür basın emekçilerinin 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü burada kutluyor ve haksız bir şekilde, sadece düşüncelerinden dolayı alıkonulmuş bütün basın emekçilerinin, gazetecilerin, aydınların bir an önce salıverilmesini temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, on beş yıllık AKP iktidarı boyunca altı defa Millî Eğitim Bakanı değişmiştir, bu bile eğitim alanında istikrarlı bir politika geliştirilmediğinin temel göstergelerinden biridir. AKP iktidarı boyunca yönetmelikler ve genelgeler sayısız defa değiştirilmiştir. Yine, sınav sistemlerine sürekli müdahale edildiği için herhangi bir standart yakalanamamıştır. Atama ve yönetici atamalarına ilişkin her sene bambaşka bir yönerge ve birbirleriyle çelişen yönergeler yayınlanmıştır. Eğitimi tam bir yazboz tahtasına dönüştüren AKP, geldiğimiz noktada eğitimi ticarileştirerek piyasaya peşkeş çekmiştir. Kamu okulları hızla niteliksizleştirilmiş, eğitim paralı hâle getirilmiştir. Öyle ki “paran kadar eğitim, paran kadar oku” mantığı işletilmiştir. Buna bağlı olarak dershaneler AKP döneminde yaygınlaştırılmıştır, neredeyse her mahalleye bir dershane açılmıştır. AKP’nin iktidar olduğu ilk yıllarda 2 bin tane dershane varken 2014 yılına geldiğimizde dershane sayısı 4 bini aşmıştır. 2014 yılına kadar, cemaatle ilişkilerinin iyi olduğu bu dönemde bizzat AKP tarafından beslenen ve büyütülen dershaneler 2014’ten sonra kapatılmak istenmiştir fakat kapatılan dershanelerin yerine temel liselerle yeni bir garabet başlatılmıştır. AKP iktidarı döneminde sayıları iki kat artan dershaneler “paralelle mücadele” adı altında kapatılıp özel okula dönüştürülmek istenirken bu durum da fırsata çevrilerek “temel lise” adı altında yeni tür liseler oluşturulmaya çalışılmıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, “temel lise” adı altında öğrenim verecek ve öğrencileri üniversite sınavlarına da hazırlayacak olan özel liselerin ücretleri şimdiden dershane ücretlerini üç kat aşmıştır. Bu bile ailelere büyük bir ekonomik külfeti beraberinde getirmiştir. Öyle ki bazı temel liselerin reklamlarında “okul artı dershane artı etüt merkezi” gibi ifadeler kullanılarak lise eğitiminin nasıl içinin boşaltıldığını bize ibretle gösteren bir gösterge olmuştur. Özellikle devlet liselerinde 11 ve 12’nci sınıfta okuyan çok sayıda öğrenci sınav kaygısıyla kaydını temel liselere aldırmak istemiş, aileler 10 binlerce lira mali borcun altına sokulmuştur. Devlet liselerinden temel liselere kaçışın engellenmesi için devlet liselerinde de dershanecilik faaliyetleri yapılmaya başlanmıştır ve bu son derece düşündürücü bir durumdur. Özellikle, yüksek puanla öğrenci alan okullar öğrenci kaçışını önlemek için öğrencilerine yönelik sınavlara hazırlama kursları açmaya ve hatta velilerden para toplayarak özel öğretmeler kiralamaya çalışmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında aralarında temel liselerin de olduğu özel liselere gidecek her öğrenci başına 3.220 TL eğitim teşviki verileceğini açıklamıştır. 2015-2016 eğitim öğretim yılında ise lise son sınıflar fiilen üniversiteye hazırlık sınıfına dönüşürken, temel liselerin son sınıfta kayıt fiyatları 15 ila 40 bin lira gibi astronomik rakamlara tekabül ediyor. İktidarın asıl niyeti, öğrencileri dershanelerden kurtarmak değil değerli arkadaşlar, bu bahaneyle kamusal eğitimi tasfiye edip eğitimi tamamen piyasa ilişkileri içine çekerek kamu kaynaklarını özel okullara, yandaşlara aktarma ve kamusal eğitimi tasfiye etmek olmuştur.

Değerli milletvekilleri, HDP olarak her çeşit paralı eğitim ve öğretim kurumuna karşıyız. Bu anlamda, dershaneleri hiçbir zaman savunmadık, kapatılması yönünde de politika yürüttük. Fakat AKP’nin, dershaneleri kapatıp temel liseleri yaygınlaştırması, sorunu daha çok ağırlaştırmıştır.

Eğitimin özelleştirilmesindeki diğer bir alan da etüt merkezleridir. Nihayetinde bu kurumlar da para karşılığında eğitim vermektedirler. Diğer bir ifadeyle, ekonomik ve sınıfsal eşitsizliklerden kaynaklı, öğrenciler arasında derin bir ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği oluşturulmuştur. Olması gereken, kamu eğitimi yaygınlaştırılmalıdır. Öğrencilerin tümü için eğitimde eşitliği sağlamak için parasız eğitimin yaygınlaştırılması lazım. Bu kamusal eğitimin önündeki en büyük temel engellerden birisi olan özel liseler özellikle kapatılmalı ve kamusal eğitime nitelik kazandırılmalıdır. AKP iktidarının gayrihukuki yollarla, OHAL KHK’sıyla yaptığı bu düzenlemeyi doğru bulmuyoruz. Ve kamu yararı gütmediği gibi kamuda ciddi bir vicdan yaralamasına neden olmuştur.

Bizim, burada özel eğitim kurumlarını savunmuyor olmamız şu anlama gelmiyor: AKP’nin hukuksuz bir şekilde ve kendi yurttaşlarını kriminalize ederek, sırf bu özel etüt merkezlerini kapatmak için yurttaşlarına suç isnat eden, kanıtlanmamış, kanıtlanmaya muhtaç olan, “terör” gibi yuvarlak birtakım isnatlarla orada çalışan binlerce insanı zan altında bırakması da ayrı bir garabettir, derhâl bu tutumdan vazgeçilmelidir.

Tabii, AKP’nin bir oldubittiye getirip de attığı her adımda birçok mağduriyet ortaya çıkmaktadır. Özellikle etüt merkezlerinde çalışan eğitimcilerin kamuda istihdam edilmeden böylesi adımların atılması binlerce eğitimciyi ve çalışanı mağdur edecektir. Yine, AKP’nin bunları “terör mücadelesi” adı altında yapması da âdeta tüm toplumu kriminalize etmek, suçlamaktır. Dolayısıyla herhangi bir kanıta dayanmadan, hiçbir hukuki süreç işletilmeden atılan her adımın toplum vicdanını yaraladığını bilmenizi isterim.

Değerli arkadaşlar, devlet olma iddiası taşıyan hiçbir sistem yurttaşlarını hukuktan mahrum bırakarak peşinen suçlu ilan edip mahkûm edemez. Bu, kedinin yavrularını yemeye başlayınca fareye benzetmesi gibi trajik bir durumdur. Eğer gerçekten bilimsel, laik, demokratik, nitelikli, ana dilde eğitim ve kamusal eğitim amaçlanıyorsa bunu hep birlikte başarabiliriz. Halkın temsilcileri olarak eğitim meselesini hep birlikte masaya yatırıp Millî Eğitim Temel Kanunu’nda gereken değişiklikleri yapabiliriz ama biliyoruz ki AKP’nin amacı kamusal yarar değil, bizzat kendi hedefleri ve kendi istikbalidir.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı öyle çaresiz bir hâlde ki OHAL ve KHK’larla istikbal aramaktadır. Bu nedenle FETÖ bahanesiyle OHAL rejimini kalıcı hâle getirdiler çünkü OHAL’i, farklı düşünen muhalif kesimleri sindirme aracına dönüştürdüler. Bu yeni tarzısiyasetten en çok kürdistan bölgesi ve Kürt halkı, Kürt kentleri etkilenmiştir. Kürtlerin sesine yer veren tüm basın-yayın kuruluşları kapatılmış, Kürtlerle dayanışma duygularını ifade eden akademisyenler ihraç edilmiş. Kürt siyasal hareketine ciddi baskılar ve seçilmişlerin tutuklanması, rutinleşen gözaltı ve tutuklamalar, Kürt dili kurumlarının kapatılması bu çerçevede okunmalıdır. İlginçtir ki 1990’lı yıllarda, o cehennem günlerinde bile kapatılmayan Azadiya Welat gazetesi, İstanbul Kürt Enstitüsü ve Mezopotamya Kültür Merkezi bugün AKP tarafından kapatılmıştır. Allah aşkına, “Kürtlere karşı asimilasyon politikalarını kaldırdık, buna son verdik.” diyen AKP’ye kim inanabilir? AKP döneminde asimilasyon en az on kat daha artmıştır.

Dolayısıyla, başta seçim bölgem Van olmak üzere tüm bölgede DBP’li belediyelerin bünyesinde halka hizmet vermek amacıyla açılan Kürtçe kurslar, kreşler, halk sağlık merkezleri, kültür merkezleri, kadın sağlıkevleri, kadın sığınmaevleri ve hatta halk ekmek fırınları bile bu kayyumların eliyle -kayyum zorbalığıyla el konulmuş- kapatılmış, halk bu hizmetlerden mahrum bırakılmıştır. Bu zulüm değil de nedir? Ama bilinsin ki bu karanlık dehlizden çıkıp da güneşli günlere kavuştuğumuzda bu yaptıkları alınlarında kara bir leke olarak kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, trajiktir ki AKP, eleştirdiği 1990’lı yılların darülfünun tasfiyelerinin aynısını bugün kendisi bizzat yapmaktadır. 28 Şubat sürecinin mimarlarının kullandığı benzer argümanlar ve gerekçelerle insanların ekmeğiyle oynanmaktadır. Zulüm ebedî değil, biliyoruz ki bir gün son bulacak, hak, adalet yerini bulacaktır.

Miguel de Unamuno’dan bahsederek sözlerime son vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Botan, teşekkür ederim.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Fırsat bulamadım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde Yozgat Milletvekili Yusuf Başer konuşacak.

Buyurun Sayın Başer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kapatılan özel eğitim merkezlerinin yeniden açılmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen Meclis araştırması önergesinin aleyhinde konuşmak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle de yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini öngören 16 Nisan halk oylamasında yüzde 51,41 “evet” oyu vererek, millet iradesini egemen kılan, vesayet odaklarını tarihin çöp sepetine atan, yönetimde çift başlılığı sona erdiren aziz milletimize teşekkür ediyorum.

Yine, her zaman olduğu gibi 16 Nisan halk oylamasında da millet iradesine sahip çıkan ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine yüzde 74,27 “evet” oyu vererek destek veren Bozok Yaylası’nın yiğit insanlarına, Yozgatlı hemşehrilerime de şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

16 Nisan halk oylaması Anayasa değişikliğiyle artık millet iradesinin karşısında hiçbir güç ve vesayet odakları duramayacak, söz de karar da milletin olacaktır.

Dün, yine, Türkiye tarihî bir günü yaşadı, yine bu tarihî olaya hep birlikte şahitlik ettik. Büyük dava adamı, mazlumların gür sesi, milletin adamı, AK PARTİ lideri, kurucu Genel Başkanımız, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan “5’inci çocuğum.” dediği aşkına, sevdasına, partisine yeniden döndü, üyeliği ihya oldu. Bu vesileyle, 16 Nisan halk oylamasının da ilk uygulaması gerçekleşmiş oldu. Türkiye'de nasıl ki partili bir Başbakan var ise artık Türkiye yeni dönemde partili bir Cumhurbaşkanıyla yoluna devam edecek. Bu vesileyle, Sayın Cumhurbaşkanımıza hoş geldin diyor, Rabb’imin bu kutlu davada yolunu açık etmesini ve millete hizmetlerinin artarak devam etmesini Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Nisanda Türkiye yeni bir döneme başladı. Bu zamana kadar millete tepeden bakan, millete hükmeden, millet yerine güç odaklarına hizmet eden yönetimler artık Türkiye'de olmayacak, millet iradesinin kabul etmediği hiçbir yönetim iş başına gelmeyecek. Milletin değerleriyle barışık ve milletle gönül bağını kuran anlayış yönetime gelecek, halkın en az yüzde 50 artı 1’inin oyunu alabilen yönetime gelecek.

Ülkemizin varlığına ve birliğine, dirliğine ve bütünlüğüne kasteden, millet iradesinin tecelligâhı yüce Meclisimizi bombalamaktan çekinmeyen, seçilmiş Cumhurbaşkanına, seçilmiş Hükûmete başkaldıran, düşmana karşı korunmak için kendisine teslim edilen silahlarla, asker kılığına girmek suretiyle silahını masum ve sivil vatandaşlarımıza yönelten, 249 vatan evladını şehit eden, 2.194 vatan evladını yaralayan ve Türkiye'yi işgale yeltenecek kadar alçaklaşan hain FETÖ terör örgütünün âdeta militan devşirme yuvası olarak kullandığı dershaneler kapatıldıktan sonra neredeyse her köşede âdeta pıtrak gibi özel eğitim merkezlerinin açıldığını görüyoruz.

5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’ndaki tanımıyla öğrenci etüt merkezlerine 12 yaş ve altındaki öğrencilerin devam edebilecekleri ifade edilmekteyken, Anayasa Mahkemesi dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kararı verirken bu hükmü iptal etmiştir. Yapılan yönetmelikle özel eğitim merkezlerine sadece ilköğretim öğrencilerinin gidebileceği hükmü getirilmiştir. Özel eğitim merkezlerinin öğrencilere herhangi bir ders anlatma veya dershanecilik faaliyeti yapmaya ilişkin bir yetkisi olmamasına rağmen, özellikle Mart 2014 tarihinden sonra yoğun bir şekilde özel eğitim, etüt merkezleri açılmak suretiyle ve kanundaki uygulamaya ve tanımlamaya da aykırı olmak suretiyle özellikle TEOG adı altında faaliyetler yürütüldüğü tespit edilmiş ve Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından yapılan denetimler ve soruşturmalar sonucunda, kuruluş amacı dışında faaliyet gösteren öğrenci etüt merkezlerine kapatma cezası uygulanmıştır. Buna rağmen özel eğitim merkezleri faaliyetlerine devam etmiş, haklarında uygulanan cezai yaptırımlardan da sonuç alınamamıştır ve özel eğitim merkezlerinin kanuna aykırı faaliyetleri devam ettiği için kanun hükmünde kararnameyle 5580 sayılı Kanun’dan öğrenci etüt merkezlerinin tanımı çıkarılmıştır.

Kanun hükmünde kararnamenin yayımlandığı tarih itibarıyla faaliyette bulunan 2.009 öğrenci eğitim merkezi 1 Temmuz 2017 tarihi itibarıyla ya faaliyetlerine son verecek veyahut da 29 Temmuz 2017 tarihine kadar, Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen standartlara uygun bir şekilde özel okul, çeşitli kurs, özel eğitim okulu, motorlu taşıt sürücüleri kursu, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi, uzaktan eğitim kurumu veya özel öğretim kursuna dönüşmesi sağlanacaktır. Dolayısıyla kanun hükmünde kararnameyle özel eğitim merkezleri doğrudan doğruya kapatılmamış, bunun yerine özel eğitim merkezlerine belirli bir standart getirilmiş ve kanuna uygun olarak faaliyetlerine devam etmesi hükmü getirilmiştir. 5580 sayılı Kanun’a uygun olarak faaliyet yapmamakta direnen, kanunu yok sayan anlayışa son verilmek istenmiştir çünkü Türkiye bir hukuk devletidir, hukuk devletinde de herkesin hukuka, kanuna ve yasal düzenlemelere uyması zaruridir, hiçbir kişi ve kuruluş da keyfî olarak hareket edemez.

Kanun hükmünde kararnameyle getirilen düzenlemeyle 5580 sayılı Kanun’daki tanım doğrultusunda Temmuz 2017 tarihine kadar özel eğitim merkezlerindeki öğrenci etüt merkezlerinin standartları yeniden belirlenmiş, öğrencilerin sosyal, sanatsal, sportif ve kültürel etkinliklerini yapabilecekleri ortamların oluşturulması amaçlanmıştır.

Yine, “öğrenci etüt merkezleri” ibaresi kanundan kaldırılmış ve kanuna “sosyal etkinlik merkezi” ibaresi eklenmiştir. Bununla “İl millî eğitim müdürlükleri ile belediyeler arasında yapılan ve Bakanlıkça onaylanan ortak işbirliği protokolleri çerçevesinde, Bakanlığın verdiği işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile belediyelerce açılan ve işletilen, ilköğretim ve/veya ortaöğretim öğrencilerinin ödev ve projelerine ilişkin araştırmalar yaptığı, öğrencilerin ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerin yürütüldüğü özel öğretim kurumları” tanımı eklenmiştir. Sosyal etkinlik merkezleri öğrencilerin araştırma yapabilmeleri için internet erişiminin de olduğu zenginleştirilmiş kütüphane standardına sahip olacaktır. Kanun hükmünde kararnameyle sosyal etkinlik merkezine dönüşecek olan özel eğitim kurumlarının öğrencilerimizin estetik, kültürel gelişim, adabımuaşeret, toplumsal sorumluluk, sportif aktivite ile beden eğitimi, resim, müzik ve benzeri etkinliklerin yapılabileceği ortamların hazırlanması amaçlanmıştır.

Dolayısıyla 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle özel eğitim merkezleri topyekûn kapatılmamıştır, bilakis bunların faaliyetleri için standart geliştirilmiş, bu tür eğitim kurumlarının FETÖ ve diğer illegal terör örgütleriyle bağlantısı olanlarının faaliyetlerine son verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak eğitimi her alandaki kalkınmanın en önemli unsuru olarak görüyoruz. Beşerî sermayeyi etkin kullanmayan toplumların rekabet şanslarını kaybetmeye mahkûm olacağını da biliyoruz. Bu nedenle, AK PARTİ olarak kamu kaynaklarının tahsisinde birinci önceliğin eğitime yapılacak yatırımlara verilmesi gerektiğine inanıyoruz, o inançla da Millî Eğitim Bakanlığının bütçedeki payını her yıl artırıyoruz. Eğitim alanında oluşacak zaafların hiçbir alandaki üstünlükle giderilemeyeceğini biliyoruz. Buna karşılık, eğitim alanında yakalanacak üstün seviyelerin diğer tüm alanlarda toplumun kalitesini de artıracağını biliyoruz. Geleceğin, çağın gereklerine uygun olarak yetişmiş, geçmişiyle barışık, millî ve manevi değerlerine bağlı yeni nesillerle olacağına inanıyoruz.

Bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen Meclis araştırma önergesinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başer.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 372, 466, 469 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1, 77 ve 78’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılı sonuna kadar çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesine, salı günleri ise bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/5/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                              Mehmet Muş

                                                                                 İstanbul

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 372, 466 ve 469 sıra sayılı kanun tasarılarının, bu kısmın sırasıyla 1, 77 ve 78’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılı sonuna kadar; çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesi, salı günleri ise bir saat süre ile sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can konuşacak.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizle, 372 sıra sayılı vergi mevzuatında yardımlaşmayla ilgili uluslararası sözleşmenin gündemin 1’inci sırasına alınmasını öneriyoruz.

Yine, sıra sayısı 466 ve 469 olan TÜBİTAK ve Uzay Ajansıyla ilgili kanun tasarılarının gündemin 77 ve 78’inci sırasına alınmasını öneriyoruz.

İkinci Yasama Yılının sonuna kadar çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmesini erteliyoruz. Salı günleri bir saat, çarşamba günleri ise görüşülmemesini öneriyoruz ve bu önerimizi Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel konuşacak.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, heyetinizi saygıyla selamlarım.

Meclisin çalışma düzeni, çalışma saatleriyle ilgili iktidar partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Tabii, çalıştırılacak bir meclis niyetleniyorsa; tabii, çalıştırılacak bir meclisin o mecliste bulunan milletvekillerinin bu geçiş döneminden sonra iktidar partisinin arzu ettiği düzenlemeler olursa, bir anlamı kalacaksa.

Partili bir cumhurbaşkanı, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı tahakkümü altına almış, devletin tüm kademelerindeki tüm atamaları tek başına yapan, tüm devletin, tüm milletin, tüm halkın değil; sadece bir partinin, bir parçanın, bir görüşün cumhurbaşkanına, bir tek adam rejimine yani demokrasimizi Türkiye özelinde yetmiş yıl, siyaset tarihi ve felsefesinde, siyaset sosyolojisinde iki yüz elli yıl geriye götürecek, kuvvetler ayrılığını ayaklar altına alan bu düzenlemeye var gücümüzle karşı çıktık. Meclisi, milleti, halkın iradesini, kuvvetler ayrılığını savunmaya ve bunu elimizden almak isteyenleri halka şikâyet etmeye, halka anlatmaya gayret ettik.

İlk başta çok kibirliydiniz, kendinize güveniniz çoktu; hor gördünüz, küçük gördünüz, alay ettiniz. Yüzde 65’lerle başladınız, son gece yüzde 51’i, mühürsüz ve şaibeli yüzde 51’i kendinize başarı sayıp, zafer mesajları atıp konvoylar yapmaya çalışarak, kuyruğu dik tutmaya çalışarak ele güne karşı, dosta düşmana karşı inanmadığınız, hissetmediğiniz ve büyük bir mağlubiyeti zafer gibi göstermeye çalıştınız.

Ama Cumhuriyet Halk Partisi ve “hayır”a inanan, bu ülkenin ortak demokratik geleceğine inanan herkes kapı kapı çalıştı, ev ev çalıştı, hane hane çalıştı. Komisyonda, Mecliste, kahvede, kıyıda köşede var gücümüzle, var emeğimizle çalıştık. Ve aramızda bir fark vardı. Biz inandığımızı savunduk, savunduğumuza inandık; siz altına imza atmış olduğunuz metni savunmaya çıkamadınız. Televizyonlarda karşımıza çıkamadınız. Meydanlarda çıkıp metni savunmak yerine hakaret, iftira, yalanları gerçek gibi anlatan ve daha sonra 23 milyon kişilik büyük bir aile, büyük bir güç olduğu ortaya çıktığında şaşkına döndüğünüz tertemiz insanlara “terörist” demekten de, “darbeci” demekten de, aklınıza gelen her hakareti yapmaktan da geri durmadınız. Bu zehirli dile sarıldınız, biz gerçeklere sarıldık. İnandığımızı savunuyorduk, savunduğumuza da inanıyorduk.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Netice ne oldu, netice? Netice ne oldu?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ve bugün geldiğimiz noktada… “Yüzde 65 oy alacağız.” diye yola çıktınız, netice “yüzde 51” diye ilan edilmiş. Hileli, şaibeli, mühürsüz ama ortaya getirmeye çalıştığınız bu sisteme…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Vay vay (!) Netice, netice? Yüksek Seçim Kurulu onayladı.

BAŞKAN – Sayın Bak…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …bu frensiz sisteme, ortaya getirmeye çalıştığınız bu denetimsiz sisteme karşı karşınızda bir yüzde 50 çıktı, iki kişiden biri “Dur, fren benim, denge benim.” dedi ve siyaseten pat oldunuz, ülkede de pat oldunuz, parti içinde de pat oldunuz, kilitlendiniz kaldınız ve buradan çıkmak için son çare artık birbirinizle hesaplaşacaksınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – CHP’yi anlatıyorsun sen ya, birbirinize girdiniz, CHP’yi anlatıyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama esas sıkıntı şu ki, maalesef bu hırsla, maalesef bu gözü dönmüşlükle…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Fikri Sağlar’ı çağırırım ha!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …maalesef bu iradeyi teslim etmişlikle ister istemez demokrasiyi bir ara döneme soktunuz ve bir gün toplumun tamamını kapsayan; kadını, engelliyi, dezavantajlı grupları, çevreyi, doğayı gören; etnisitelere, mezheplere karşı kör, her türlü farklı renge karşı kucaklayıcı olan yeni bir toplumsal sözleşmeyi hep beraber, yüzde 100’ü kucaklayarak Türkiye’deki insanlar yapana kadar maalesef bu ara dönemde devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün artık Türkiye’deki beklenti demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri geliştiren yeni bir toplumsal metnin ortaya çıkmasıdır. Unutmayın, 1982 Anayasası’nı Kenan Evren yüzde 92’yle geçirdi ama taşıyamadı. Yüzde 51’le Kenan Evren’in sıkıyönetimde yaptığı işi OHAL’de yaparak, Kenan Evren’in dipçikle yaptığı işi copla yaparak, Kenan Evren’in şeffaf zarfla yaptığı işi mühürsüz zarfla yaparak bu yüzde 51’i taşıyamazsınız. İlk gece başlayan meşruiyet tartışması kabusunuz olarak bu Anayasa yürürlükte oldukça sizin peşinizden koşacaktır. Bu Anayasa yayımlandığı günden itibaren hiç şüphe yok resmîdir ama mühürsüzdür, meridir ama meşru değildir, yürürlüktedir ancak vicdanlarda mahkûmdur ve gözümüzün içine baka baka “Bu Anayasa bu toplumun yeni anayasasıdır.” diyemezsiniz çünkü bizim inandığımızı savunduğumuz gibi siz savunduğunuza inanamıyorsunuz çünkü vicdanlarda mahkûmsunuz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Bizim adımıza konuşma sen, biz savunuruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bugün geldiğimiz noktada en büyük sıkıntı, sizin, bu ayıba toplumun, devletin tüm kurum ve kuruluşlarını, tüm değerlerini, devletin biriktirmiş olduğu ve pozitif anlamdaki tüm devlet kazanımlarını yerle bir etmeniz sebebiyet vermiştir.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Vesayet, vesayet…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir olağanüstü hâl KHK’sı çıkarıp televizyonlarda zımnen de değil açık açık “Eşitsiz davranın, ‘evet’ ile ‘hayır’ arasında eşitlik arayan maddeyi aramayacağız.” deyip bunu KHK’yla yaptınız. O sırada devreye girmesi gereken kurum YSK. Anayasa yürürlükte, diyor ki: “Seçim Kanunu’ndaki değişiklikler bir yıl uygulanmaz.” “OHAL’dir, uygulayacağım.” dedi. Devreye girmesi gereken kurum Anayasa Mahkemesi. “Bunlar OHAL’le düzenlenemez, bu, Anayasa’nın yürürlükteki maddesine açık aykırıdır.” demesi lazım gelen kurum sustu. “Adına ‘OHAL’ deyin, yapılacak her eşitsizliğe, yapılacak her haksızlığa karşı ben görmüyorum, duymuyorum, susuyorum.” dedi. Siz bu yaptıklarınızla, her şeyi katınca 1’e 18, yandaş kanallarınızda 1’e 45 bir eşitsizlik yaratmayı başardınız. Billboardlarda, İstanbul’da 1’e 80, ülke genelinde 1’e 115 bir eşitsizliği başardınız. Başbakan “OHAL devletedir, millete değil.” demişti, “OHAL’de Anayasa değiştirmem.” demişti. Elbette tükürdüğünü yaladı, yalattırırlar çünkü kendisine ait bir iradeyi sağlayamayan ve kendini yok etmek üzere kodlanmış bir Başbakan elbette tükürdüğünü yalayacaktı. Ama OHAL devlete de değil, tam olarak “hayır”a uygulandı. Meral Akşener’in elektrikleri kesildi. Sinan Oğan’ın kürsüsüne saldırıldı. Barolara, STK’lara broşür dağıtma, toplantı yapma yasağı getirildi. Bir siyasi partinin, Mecliste temsilcileri olan bir siyasi partinin 2 eş genel başkanının 2’si de, 2 grup başkan vekili de, yeni seçilen grup başkan vekili de, “hayır”ı anlatacak kim varsa karşınızda… Onların “hayır”ına karşı “evet”i savunmak yerine tamamen bir hukuksuzluk içinde saldırdınız. Valisi, kaymakamı, savcısı oradaydı. 3 tane helikopter, 11 tane uçak, 1.600’ü makam olmak üzere 10 bin tane araç, Cumhurbaşkanlığının, Başbakanlığın, bakanlıkların tüm imkânları, maalesef din adamları “evet”in hizmetindeydi ve bu kadar eşitsiz şartlar altında bunların hepsini yaptınız. Sonuç: Çok şaibeli, çok tartışmalı ama 2 kişiden 1 kişi size yine de “dur” diyebildi. İçinize siniyor mu? Bu kadar eşitsiz bir kampanya, bu kadar haksızlık, bu kadar adaletsizlik, bu kadar kamu kaynağı… Sadece harama da uzanmadı “evet” hileye de başvurdu. On beş gün önce -hepimizin “whatsApp”ında var, gidin bir CHP’li milletvekili göstersin- bize şu geldi: “Üç gün kala 1 Kasımı en yakın tahmin eden kişiye yüzde 61 açıklatacaklar.” dedi, sadece bir gün ve yüzde 1 yanıldı. Açıklayacak kişiye daha açıklamasını yapmadan önce arayıp sonucu söyledim, pazartesi günü konuştuk “Size mahcubum, utanıyorum.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, müsaadenizle bir dakikada toparlayayım.

BAŞKAN – Peki, bir dakika daha.

Toparlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Peki, o yandaş şirket 60-61 açıklayıp ertesi gün 51 yaparken, bunun sadece yılgınlık ve oy kullanmayı azaltmak için halka manipülasyon olduğunu öğrendiğinizde -bilmiyorsanız ama birilerinin bildiğini biliyorsunuz- hiç içiniz daralmadı mı? Anadolu Ajansının yüzde 65’ten başlayacağını sağır sultan biliyordu, 65’ten başlayınca hiç vicdanınız sızlamadı mı? Ne yapıyoruz, “dürüstler hareketi” diye başladığımız noktada biz nasıl bir pisliğin içine battık, bunu yaptıran mekanizma nedir, biz bu iktidara nasıl bu kadar mahkûmuz, nasıl bir günahın parçasıyız diye endişe etmediniz mi? Bunu, yatağa başınızı ya da alnınızı secdeye koyduğunuzda hiç düşünmediniz mi? Ve Yüksek Seçim Kuruluna karşı hile yapacakları bilindiği için “Aman trafolara kedi girmesin.” diye biz uğraşırken, ana trafoya kaplan sokulurken hiç vicdanınız sızlamadı mı? Meşru mu görüyorsunuz? Meşru değil. Meridir, meşru değildir, hep beraber biz yenisini yapana kadar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Netice tabii ki “evet”.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – İçinize siniyorsa ne âlâ!

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Muş konuşacak.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Meclisin çalışma takvimiyle ilgili bir grup önerimiz vardır, birazdan burada oylanacaktır ve bizim AK PARTİ Grubu olarak bu önergenin lehinde olduğumuzu buradan belirtmek isterim.

Tabii, kürsüden çeşitli ifadeler kullanıldı, çeşitli şeyler söylendi, “Partili cumhurbaşkanı olmaz.” denildi, “Hor gördünüz.” denildi, bunlar gibi aslı astarı olmayan ifadeler kullanıldı.

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanımız Anayasa değişikliği gerçekleştikten sonra partiye üye oldu. Yani milletimiz kendisine sunulan taslağı kabul etti, hukuki mekanizma işledi, hukuki süreç işledi ve kendisi AK PARTİ’ye üye oldu, 21 Mayısta da kendi olağanüstü büyük kongremiz olacaktır, burada da nihai karar delegemiz tarafından verilecektir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, “Sonuç bizim istediğimiz gibi çıkmadı. Biz kesin ‘hayır’ çıkacak dedik, ‘evet’ çıktı…”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz “yüzde 65 ‘evet’” dediniz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Sayın Özel televizyon ekranlarında “Buradan sesleniyorum herkese, kesin ‘evet’ çıkacak, hiç şüpheniz olmasın.” dedi, evet çıktı, hazmedilemeyen bu değerli milletvekilleri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demedim ağabey ‘evet’ çıkacak…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Fakat demokrasi hazmetme rejimidir. Bu taslak milletimize sunulmuştur. Siz her şeyi söylediniz, pakette olup olmayan her şeyi söylediniz, milletimiz sandık başına gitti ve bunu onayladı.

ALİM TUNÇ (Uşak) - Her yalanı!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çıkaydın televizyonda karşıma, çıkaydın.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Takip etseydin Sayın Özel çıktım mı çıkmadım mı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çıkaydın karşıma.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Özel, lütfen beni dinle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, dinliyorum, pardon, haklısın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ve netice milletimizin takdiriyle, “evet” oylamasıyla neticelendirilmiştir,

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Referandum eşit ve adil koşullarda oldu değil mi, OHAL sürecinde!

MEHMET MUŞ (Devamla) - Herkesin buna saygı göstermesi gerekir. Hiç kimsenin çıkıp da “Bu sonucu tanımıyorum.” deme hakkı yoktur, bu iş bitmiştir değerli arkadaşlar, millet bunu onaylamıştır.

Şimdi, bakın, Yüksek Seçim Kurulu ne diyor? Diyor ki: “Asıl olan temel bir hakkın korunması olup hakkın kullanılmasına ilişkin belirlenen usul kuralları hakkın güvenli bir şekilde kullanılmasını temin eden araç niteliğindedir. Bireye tanınan hakkın güvenli şekilde kullanıldığının tespit edildiği hâllerde hakkın kullanılmasının korunmasına yönelik bir araç olan usul hükümlerinden birine aykırılığın hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması mümkün değildir.” Burada ne ifade edildi? Sandık yönetim kurulunda bütün partilerin temsilcileri var mıydı? Var mıydı değerli milletvekilleri, var mıydı? (AK PARTİ sıralarından “Vardı.” sesleri) Vardı, bütün sandık yönetim kurullarında her partinin temsilcisi vardı. Sandık yönetim kurulu üyeleri oyları sayıp sandık sonuç tutanağını hepsi imzaladı mı? İmzaladı. Peki, sandık yönetim kurulunun hatası ve eksiğini seçmene mal etmek doğru bir şey midir? Doğru bir şey değildir. Bakın, burada Yüksek Seçim Kurulunun daha sonra açıkladığı diğer kararları var, aynı şekilde, buna istinaden yaptığı diğer açıklamaları var. Bu karar 11 üyeden oluşan Yüksek Seçim Kurulunca dört siyasi partinin temsilcisinin hazır bulunduğu kesintisiz devam eden toplantıda henüz hiçbir sandık sonucu kurula ulaşmadan alınmıştır yani bütün partilerin siyasi temsilcileri orada var, sandık sonuçları gelmeden bu konu YSK’ya bildiriliyor ve YSK sandık sonuçlarını bilmeden burada bir açıklama yapıyor. CHP’nin de temsilcisi orada yani orada karar veriliyorken daha hiçbir sonuç belli değil değerli milletvekilleri. “Henüz sandık sonuçları belirmeden ve tercihler üzerinde olası etkisi bilinmeden alınan bu karar, eşitlik ve tarafsızlık ilkesine de uygun objektif bir karardır. Bu itibarla, Kurul kararının seçimin neticesine tesir eden bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.” Yani Yüksek Seçim Kurulunun yaptığı açıklamalar açıktır, yerindedir.

Değerli milletvekilleri, sanki burada Cumhuriyet Halk Partisi bir zafer kazanmış edasıyla hareket etmeye çalışıyor. Değerli arkadaşlar, kuyruğu kıstırdınız, buradan ilham alarak bize bir şeyler söylüyorsunuz. Bakın, o “kuyruk” sözlerini siz kuyruğunuzu kıstırdığınızdan söylüyorsunuz. 16 Nisan akşamı bizim Genel Merkezimizin önünde “istifa” sesleri yankılanmadı, sizin Genel Merkezinizin önünde “istifa” sesleri yankılandı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Hayır” diyenler de bizim vatandaşımız, “evet” diyenler de bizim vatandaşımız. Bu taslak millete sunulmuştur, bir kısmı bunu uygun görmüştür bir kısmı karşı çıkmıştır…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 2 kişiden 1’i.

MEHMET MUŞ (Devamla) – …ve nihayet “evet” verenler daha fazladır.

Değerli milletvekilleri, demokrasilerde yüzde 50 ve artı neticeyi belirler, bu böyledir. Bu açıdan sonuç meşrudur, sonuç kayıtlara geçmiştir.

Bir diğeri, ne oldu sizin şu pozitif dilinize Sayın Özel?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gayet pozitif.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir pozitif dil kullanıyordunuz, kaybedince kuyruk işlerine girdiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne kuyruğu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu açıdan sizi o pozitif gündeminize davet ediyorum.

Ve bir şey daha söyleyeyim size: Yine kaybettiniz. Bakın, yine kaybettiniz. Millet size inanmadı, söylediğiniz bütün her şeye rağmen inanmadı. Pakette olmayan şeylere rağmen yine inanmadı size. Yine inanmadı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 2 kişiden 1’i oy verdi.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Olabilir, daha fazlası da “evet” verdi, nihayetinde bu bir referandumdur.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kimse kazanıp kaybetmedi ama demokrasi kaybetti.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, yapılan değişiklikle, Kenan Evren’in getirdiği darbe Anayasası milletimiz tarafından değiştirilmiştir, bu önemli bir değişikliktir değerli milletvekilleri.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ruhu duruyor aynen, neyini değiştirdiniz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Meşruluğu millete aittir, meşruluğu referandum sonucunu kabul etmek istemeyen CHP’nin karar vereceği bir şey değildir, CHP sonuçları kabul etmek durumundadır.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Mühürsüz seçim.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakınız, kendi partisi içindeki tartışmaları gölgelemek için, bakın, partileri içerisindeki kaynamayı, tartışmaları gölgelemek için yasal olarak olmayacak şeylere başvuruyorlar. “AYM’ye gideceğiz.” diyorlar, “AİHM’e gideceğiz.” diyorlar.

Daha önce de AİHM’e gittiniz ve Anayasa Mahkemesinin Ankara’daki sonuçlarla ilgili bir kararı var, bunu biliyorsunuz. Bu kararı okuyayım size isterseniz: “Anayasa Mahkemesinin böyle bir görevi yoktur.” diyor. Bunu bilmenize rağmen, gündemi işgal etmek için “Anayasa Mahkemesine gideriz.” gibi açıklamalarla meseleyi farklı noktalara çeken bir Cumhuriyet Halk Partisiyle karşı karşıyayız.

Bakın, AİHM. Ankara seçimleriyle alakalı AİHM’e de gidildi. Aldığınız cevabı biliyorsunuz değil mi?

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Bağımsız mahkemeler…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Aldığınız cevabı biliyorsunuz AİHM’den değil mi? Ankara sonuçlarıyla alakalı da gittiniz. Ne dedi AİHM? Ankara Büyükşehir Belediye seçimleriyle ilgili ihlal iddialarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında olan hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığını belirtmiş size. Bunu bilmenize rağmen sırf gündemi dağıtalım da, biraz meseleyi dağıtalım, başka yerlere çekelim de kendi iç karışıklığımız ortaya çıkmasın diye söylüyorsunuz.

Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığının 11 Haziran 2015’te vermiş olduğu bir itiraz var. Bu itirazında “Sandık kurulu başkan ve üyelerinin sehven yaptığı hata nedeniyle sandığa yansıyan seçmen iradesinin değiştirilmemesi ve yok sayılmaması gerekmektedir. Birleşik oy pusulası ve zarflarda Yüksek Seçim Kurulunun mühür ve işaretleri dışında işaret ve mühür bulunmamaktadır. Zarflar ve oy pusulalarında Yüksek Seçim Kurulunun filigranı ve İlçe Seçim Kurulu mührü bulunmakta olup bu hâlde sandık kurulunun görevini tam olarak yaptığına inanan seçmenin bu hususu kontrol etme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu sebepten dolayı kullanılan oylar kabul edilmelidir.” diyor. Kim vermiş bunu? Cumhuriyet Halk Partisi. İşine gelince bunu söyler CHP, işine gelmeyince meseleyi farklı bir yere çekip şaibeli duruma düşürmeye çalışır.

Bakınız, sonucu kabul etmek istemeyen Cumhuriyet Halk Partisinden bir milletvekili “Zorunlu alışverişleri durduralım, ekonomik faaliyetleri en aza indirelim.” diyor. “Millete bedel ödetmeye çalışalım.” diyor. Yani “Ekonomiyi durduralım, ekonomi faaliyete geçmesin.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim diyor “Millete…”

MEHMET MUŞ (Devamla) – Aytun Çıray.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne diyor? “Millete bedel ödetme” mi diyor?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne demektir? Ekonomi zayıflayınca kime bedel ödetir?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne demek o ya! Ne demek o ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Anlamı nedir onun? Anlamı nedir onun? Anlamı budur. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Zorunlu alışverişlerin dışında ekonomik faaliyetlerimi aza indiriyorum.” Ne demek Aytun Çıray?

Neyin mesajını veriyor değerli milletvekilleri? Sonuçları kabul etmek istemedikleri için “Siz mi evet dersiniz!” Millete bedel ödetmedir bu.

Bakın, değerli milletvekilleri, şimdi bugün Muharrem İnce bir açıklama daha yaptı. Okudunuz mu? Demokrasiden dem vuran Cumhuriyet Halk Partisi… Ne diyor Muharrem İnce? “Önemli olan farklı düşüneni, muhalefet edeni kapının önüne koymak değil, seçim akşamları kapının önünü bayram yeri hâline getirebilmektir.”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Ya kongrenin ne zaman yapılacağını televizyondan öğreniyorsunuz, bize demokrasi dersi veriyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sizin kendi milletvekiliniz, grup başkan vekilliğinizi yapmış birisi söylüyor bunu, biz söylemiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin hâli ortadadır.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Kongrenin 21 Mayısta olacağını televizyondan öğrendiniz. Bırakın bize demokrasi dersi vermeyi.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş, lütfen…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Bizim kongrelerimizde adaylar çıkar, sizde çıkabilir mi? Biz ön seçim yapıyoruz, siz yapabilir misiniz? Parti içi demokrasinin d’sini bilmiyorsunuz ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Özel, siz de çıkıp grup başkan vekili olarak Kılıçdaroğlu’nu eleştirirseniz, “Sizi de kovarım.” diye bir açıklama yapmış ya, o açıklamaya sizi de dâhil eder diye korkuyorum. O yüzden, siz bu tartışmayı havanda su dövmek suretiyle sürdürün ki kendinizi kurtarabilesiniz.

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Davutoğlu’nu kim görevden aldı, Davutoğlu’nu, onu söyle! Başbakanı kim görevden aldı?

MEHMET MUŞ (Devamla) Verdiğimiz önergenin lehinde olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili konuşması sırasında şahsıma ve grubumuza “hazmedememe” ve “sonuçları kabul etmemek için yalana sarılma” gibi ifadeler kullandı. Grubumuz adına…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin zaman zaman televizyonlarda da tekrarladığı bir şeyle karşı karşıyayız. Zaman zaman diyorlar ki: Yok efendim “Yenilen pehlivan güreşe doymaz.” Televizyonlarda çok duyuyoruz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Doğru, doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi size bir şey hatırlatalım. Cumhurbaşkanının Başdanışmanı diyor ki: “Eğer ‘hayır’ çıkarsa itirazları araştırır, itiraz edilen maddeleri metinden çıkarır, yeniden referanduma gideriz.” Sizden daha yetkili ve daha etkili birisi, seçilmemiş, atanmış, yeni saray düzeninin makbullerinden birisi bunu söylüyor. Hiç bakmayın.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Doğru, olabilir, ne var bunda?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama şöyle bir gerçekle karşı karşıyayız: Siz o gün onu yapacaktınız ya, bakın, ne yapacaktınız… Gidin bütün anketlere bakın. Bütün anketler “Halkın yüzde 70’i Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır.” diyor. Yani ilk çıkaracağınız madde Cumhurbaşkanının partili olmasıydı. Sizin halka saygınız olsa ilk günden koşa koşa o üyeliği yapmak yerine halkın yüzde 70’inin karşı olduğu bu maddeyi uygulayıp uygulamamayı hiç değilse ilk günden değil, ileri bir tarihe bırakırdınız.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Gerek yok ki, yüzde 51 kabul etti zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, size şunu söyleyelim. Sayın Başbakan diyor ki: “Muhalefetle de görüşeceğiz.” Sayın temsilciler de geliyor: “Birlikte bir şeyler yapalım, uyum yasası falan.” Ya Sayın Başbakan, kendine gel, teröristle görüşülür mü?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kendinde Sayın Başbakan. Sen kendine gel!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Kendine gel, FET֒cüyle görüşülür mü? Hani biz FET֒cüydük, hani biz teröristtik, hani biz bilmem ne terör örgütüydük! Şimdi, sen bırak uzlaşıyı, selam vereceksen, bize el uzatıp da elini sıkacaksak bu kürsüye geleceksin, ilk önce -bir adam gibi değil- insan gibi özür dileyeceksin, 23 milyon güzel insana “terörist” dediğin için, “FET֒cü” dediğin için özür dileyeceksin efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onlara “terörist” diyen yok, oy verenlere “terörist” diyen yok. İspatla bakalım ispatlayabilirsen.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yeniden başladık mı arkadaşlar iki saat önceki programa?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğrudan ismi geçti Sayın Çıray’ın.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – …demin doğrudan ismime gönderme yaparak…

BAŞKAN – Ne denildi?

Sayın Çıray daha önce söz istedi Sayın Bostancı.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Türkiye’deki ekonomiyi batırmakla ilgili teşebbüste bulunduğumu söyledi.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Zaten batmış, Aytun abi nasıl batıracak ki?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yardımcı olarak gelebilirsiniz buraya Sayın Yarkadaş!

Sayın Çıray, size söz vermedim, lütfen açıklama yapar mısınız.

Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kürsüden cevap hakkımı kullanmak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Neden?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın grup başkan vekili kürsüden benim bir “tweet”ime gönderme yaparak, adımı soyadımı da söyleyerek bu ülkenin ekonomisine millete bedel ödetecek şekilde zarar vermek istediğimi söyledi. Bu önemli bir iddia.

BAŞKAN – Peki, buyurun, iki dakika… (CHP sıralarından alkışlar)

9.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi, değerli arkadaşlar, sırf muhalefet etmek adına bu millete, bu ülkeye, bu devlete zarar vermeyi namussuzluk ve şerefsizlik kabul ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo!

ALİM TUNÇ (Uşak) – Çok iyi, harika!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Evet. Çünkü, bakınız, sırf siyaset yapacağız diye bu millete zarar vermeyi böyle kabul ederim.

ALİM TUNÇ (Uşak) – O zaman özür dileyin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Gezi olayları da buna dâhil mi?

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Gezi de dâhil mi, Gezi de?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Özür dileyin o zaman.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, ben o sabah bir “tweet” attım yandaş medyayı protesto etmek amacıyla. Orada bir gazetenin ismi de var.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Nasıl bir…

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Canım, nasıl yapacağımızı da siz söylerseniz bizim varlığımızın dünyada gereği olmaz. Şu Yüce Allah bizi özgür aklımızla konuşalım, düşünelim diye yarattı, değil mi?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tabii, dinliyoruz Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, orada yandaş medyayı protesto etmek için attım. Hatta eksik yazmışım. Bu okudukları “tweet”i ben beş dakika içinde sildim ama yandaş medyadan bir arkadaş almış fotoğrafını çekmiş, bunu hemen bir başka televizyonun şeyine servis etmiş. Silmiş olduğum “tweet”i yayınladılar, ötekileri yok farz ettiler.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Yanlış yapmayacaksın.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Ben orada şunu söyledim: “Zorunlu alışverişlerim dışında ekonomik faaliyetlerimi en aza indiriyorum.” Bunun yüzünden mi kuru fasulyeyi ithal ediyorsunuz şimdi? (CHP sıralarından alkışlar)

ALİM TUNÇ (Uşak) – Önceki yazdığınız niye yanlıştı? Niye sildiniz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Arkadaşlar, bunun yüzünden mi Varlık Fonu kurup rehine veriyorsunuz Türkiye'nin varlıklarını? Bunun yüzünden mi yüzde 12 işsizlik, bunun yüzünden mi?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Niye yazdınız, niye sildiniz?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Niye sildiniz, niye yazdınız?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Niye yazdığımı size söylemeye kalkarsak… O zaman siz ne yazıyorsunuz?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Niye sildiniz, yazdığınızı niye sildiniz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Ayıp değil mi? Yani, siz burada bunu sormamalısınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kim söyledi onu yazın diye, sonra sildiniz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Gelin ekonomiyi tartışalım, gelin isterseniz bir araştırma önergesi verelim bu ekonomiyi konuşalım. Ama yeni bir model türedi şimdi; size sormadan niyet okuyorlar, sizin söylemediğinizi söylemiş varsayıp gazetelere konu ediyorlar. Vız gelip tırıs gider.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Silmeyin o zaman.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bu millet büyük millet, buna zarar verecek herkesin de karşısında olurum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu millet büyük millet ve gereğini yapıyor zaten.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın grup başkan vekili konuşmasını yaparken, Sayın Başbakanın “teröristler” diyerek “hayır” diyenleri kastettiğini ve bu çerçevede özür dilemesi gerektiğini söyledi. Bu açık bir sataşmadır. Bu çerçevede söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı, iki dakika...

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; esasen bu konu geçmişte de tartışılmıştı ve bizce kapanmış bir konuydu. “Hayır” kesimi içerisinde “hayır”ı destekleyen terör örgütlerinin durumunu biliyoruz. Bir halk oylamasını meşru kılan elbette “evet”ler kadar “hayır”lardır. Meşru zeminlerde olmak kaydıyla “evet” de “hayır” da bizim başımızın üstündedir. Sayın Başbakanın da aksi istikamette hiçbir beyanı yoktur.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Hocam, meşru zeminde mi oldu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Türkiye terör örgütlerinin meydan okumasıyla karşı karşıya. Onlar da bu halk oylamasında bir pozisyon almışlardı, kastedilen budur.

İkincisi: Sayın grup başkan vekilinin son oylamayı, halk oylamasını 82 Anayasa oylamasıyla mukayese etmesini talihsizlik olarak addederim. 82’de yüzde 90 küsur oy alındı, doğru, ama insanlar o oyu niye verdi? Özgür Bey eğer gerekli değerlendirmeyi yaparsa, halkın, bir an önce darbeciler başımızdan gitsin diye bu oyu verdiğini bilmelidir. Demokratik bir oylamada halk oylaması bu şekilde çıkabilir. Unutmayalım “hayır” diyenler aynı zamanda eski sisteme “evet” demişlerdir yani 48,6 eski sisteme “evet” demiştir; 51,4 de eski sisteme “hayır” demiştir, yeni sisteme “evet” demiştir. Mantığı, muhakemeyi doğru kurmakta fayda vardır.

Ayrıca anayasaların geniş bir uzlaşmayla yapılması gerektiği konusunda hepimiz hemfikiriz. Sizden istirham ediyorum, bu uzlaşmayı sağlayacak bir anayasa metniyle gelin, tam destek vereceğiz, tam destek. Getirin o anayasayı, herkesi kucaklayacak o metni yazın, biz de size tam desteği verelim.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, nedir talebiniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette Parlamento dili içinde kullanılan sözler artık sataşma olarak kabul edilebilecek bir şey değil. Ancak, doğrudan cevaplamam gereken bir durum da var, soru da yöneltti. Yerimden 60’a göre bir dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı 16 Nisan akşamı da ifade etmişti, daha sonra da ifade ettiler. Cumhuriyet Halk Partisi olarak demokrasiyi geri getirecek, tek adam rejimi yerine kuvvetler ayrılığını yeniden anayasal bir metin olarak tesis edecek, aynı zamanda özgürlükleri, insan haklarını, barışı, eşit paylaşımı önerecek, başta düşük gelir seviyesindekiler olmak üzere toplumun tüm dezavantajlı gruplarını kucaklayacak bir anayasa metnini, başta hep birlikte bu değişikliğe “hayır” dediğimiz yüzde 50 aslında ama resmen 49 ilan edilen kesimle ve ardından tüm Türkiye’yle paylaşacağız. Verilen destek sözü kıymetlidir. Önümüzde güzel günler göreceğiz diyorum Sayın Grup Başkan Vekili, güzel günler göreceğiz.

BAŞKAN – Hep birlikte sivil, demokrat, özgürlükçü bir anayasayı hazırlamış olmanız son derece anlamlıdır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Parlamenter sistemi sağlayan.

BAŞKAN - Bizim tarafımızdan da alkışlanacak bir şeydir, bekliyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben de yerimden bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika…

27.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Çünkü Sayın Bostancı toplumun “hayır” diyen yüzde 50’sinin -en az bizce- eski sisteme “evet” demiş olduğunu ifade etti. Ortada eski sisteme “evet” diyen kimse yoktur, ortada yeni bir anayasa da yoktur zaten, yeni bir sistem de yoktur, sadece bir başkanlık dayatması ve tekçi rejim dayatması vardır. Buna “Hayır.” dedikleri gibi insanlar, aynı zamanda eski Anayasa’ya da onay vermiş değillerdir. Anayasa toplumsal uzlaşmayla yapılır. Bunun yapılma çabalarının olduğu zamanları gördük, sivil toplumun, insanların tek tek görüşlerini ifade ettikleri zamanları gördük. Eğer bu istenirse bu ülke huzura kavuşur, demokrasiye kavuşur ama dayatmalarla sadece diktatörlük olur, ona da kavuşma denmez zaten.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 372, 466, 469 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 1, 77 ve 78’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılı sonuna kadar çarşamba günleri sözlü soruların görüşülmemesine, salı günleri ise bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacak.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhterem arkadaşlar, Türkiye terörle amansız bir mücadelenin içindedir. Bir yanda FETÖ, diğer yanda PKK, PYD, YPG ve IŞİD Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün önündeki en büyük tehditlerdir. Türkiye, bu terör örgütleriyle mücadelede büyük başarılar sağlamıştır. Fırat Kalkanı’yla IŞİD’e karşı, gerek içeride gerekse dışarıda PKK ve PYD’ye karşı sonuç alıcı operasyonlar gerçekleştirildi ve gerçekleştirilmeye devam edilmektedir. Bölücü terörle mücadelede ülke olarak, millet olarak kararlıyız. Kesin sonuç almak için Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü katkıyı ve desteği vermeye devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum. Devlet devlet gibi mücadele ederse, devlet olmanın gereğini yerine getirirse, kararlılıkla mücadeleye devam ederse ihanet duracak, terörün kökü kazınacaktır. Bu vesileyle Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadelede gösterdiği çabayı tebrik ediyoruz, kendilerine bu mücadelede üstün başarılar diliyoruz, Türk milletinin duaları onlarladır.

Terörle mücadelenin bir diğer ayağı da FET֒yle mücadeledir. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından büyük bir refleksle FETÖ örgütü temizlenmeye başlamıştır. Geçtiğimiz dokuz buçuk ayda bu konuda önemli mesafeler alınmıştır ancak FET֒yle mücadelede yeterli bir noktadan hâlen uzaktayız. Devlet ve toplumun her bir hücresine kadar sızan FETÖ tam olarak hâlâ temizlenememiştir. Son olarak 26 Nisanda ülke genelinde 1.021 kişi gözaltına alınmış, 9.103 polis açığa alınmıştır. Yine, 29 Nisanda yayınlanan KHK’larla 3.974 kamu görevlisi ihraç edilmiştir.

Daha önceki konuşmalarımızda FET֒nün yapılanmasını ahtapot örneğiyle açıklamıştık. Ahtapotun 8 ayağı var. İlk 7 ayakta, TSK, yargı, emniyet, kamu kurum ve kuruluşları, basın-yayın organları ve sosyal medya, üniversiteler ve eğitim kurumları ile iş dünyasında operasyonlar devam etmektedir ancak 8’inci ayak olan siyaset kurumunda henüz bir temizlik süreci başlamamıştır. FET֒yle mücadelede ağaca bakarken orman gözden kaçırılmamalıdır. Mücadele tabanda kalmamalı, makam ve mevki sahiplerine, hatırlı ve imtiyazlı isimlere, elebaşılara da ulaşılmalıdır. Terörle mücadele edilirken adalet de tesis edilmek zorundadır çünkü devlet, adalet üzerine inşa edilir. Adalet mülkün temelidir, hukuk karşısında herkes eşittir, hukuktan, adaletten yoksun bir devlet ancak iradesiz bir yapıya dönüşür.

Bir kez daha ifade etmek istiyorum ki doğruyu yanlışı, haklıyı haksızı, suçluyu suçsuzu ayırmak kaydıyla FET֒yle mücadelede “ama”sız, “fakat”sız, “lakin”siz desteklemeye devam edeceğiz ve bu duruşumuz konjoktürel değil ilkeseldir.

Değerli milletvekilleri, güney sınırımız boyunca millî bekamızı ve çıkarlarımızı tehdit eden çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Güney sınırımızda Suriye topraklarında fiilî ve emrivaki olarak bölgeler oluşturulmak isteniyor. Terör örgütü YPG’nin arasında dost ve müttefik olduğumuz söylenen ABD’nin bayrakları dalgalandırılmaktadır. ABD açık bir şekilde “YPG himayemizde” mesajı vermektedir. YPG sözde IŞİD’le savaş sebebiyle silahlandırılıyor; roketler, ağır silahlar, füzeler, tanksavarlar veriliyor. Bu silahların PYD üzerinden PKK’ya aktarıldığına dair hiçbir şüphemiz kalmamıştır. YPG sınırlarımıza havan atışları yapacak kadar cesaretlendirilmektedir. NATO savunma sisteminde müttefikimiz olan ABD’nin Türkiye’ye silah doğrultan, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden terör örgütlerine destek olması kabul edilebilir bir durum değildir. Türkiye bölücü terör örgütüyle amansız bir mücadele sürdürmektedir. Özellikle Sincar ve Karaçok dağlarına düzenlenen hava saldırıları başarıyla neticelenmiş ve terör örgütüne önemli bir darbe vurulmuştur. Bu operasyonların başarısı uluslararası kamuoyunda da netice doğurdu; ABD, Rusya ve İran’dan peş peşe rahatsızlık açıklamaları da geldi.

Türkiye terörle mücadeledeki kararlılığını göstermiştir. Suriye’deki denklem bu kararlılık göz ardı edilerek oluşturulamaz. Türkiye bölgede kendi hassasiyetlerinin gözetilmediği hiçbir politikanın başarılı olamayacağını yedi düvele ilan etmiştir. Bu kararlı duruş kesin netice alınana kadar devam ettirilmelidir. Türkiye'nin güney sınırları boyunca açılacak her fitne koridorunu imha etmesi hakkıdır, uluslararası hukukun gereğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Nisanda milletimiz yüzde 85,43 oranıyla katılım sağladığı referandumda iradesini yüzde 51,41’le “evet”ten yana kullanmış, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi onaylamıştır. Millî irade hükmünü vermiş, konu kapanmıştır. Bu karar meşrudur ve hukukidir. Milletin iradesini tartışmaya açmak, egemenliği, hukuku, demokrasiyi yok saymak 16 Nisanda tecelli eden kararı çarpıtmaktır. 16 Nisan sürecinde alenen Türkiye ve Türk milleti aleyhinde çalışan ve son dönemdeki icraatlarıyla da düşmanlığı tavan yapan Avrupa Birliğinin ortak dış politika ve güvenlik politikasından sorumlu yüksek temsilcisi bile referandum kararına saygı duyulması gerektiğini söylerken millî iradenin temsilcisi olma iddiasındakilerin aksi bir tutum sergilemesi izah edilemez. Hedefimiz demokrasimizi geliştirmektir, cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmaktır. Millî iradeye sadakat millî egemenliğe bağlılığın, meşruiyete verilen önemin göstergesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu hakikat üzerine inşa edildiği asla unutulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak önümüzde yoğun bir çalışma dönemi bizi beklemektedir. Milletimiz 16 Nisanda kararını verdi, istikameti gösterdi. Bizler de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu istikametin gereğini yerine getireceğiz. “İkincil mevzuat” olarak ifade ettiğimiz Anayasa değişikliğine uyum doğrultusunda İç Tüzük ve pek çok konuda düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Ümit ediyorum ki bu çalışmaları bir mutabakat ve uzlaşma içerisinde, bütün siyasi partilerin katılımlarıyla birlikte tamamlarız. Bu demokratik olgunluğu göstermek hepimizin aziz milletimize karşı borcudur.

Bu vesileyle belirtmek isterim ki önümüzdeki sürece el ele, birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek, demokrasimizi ve hukukumuzu tahkim etmiş olarak geleceğe emin adımlarla yürüyeceğiz.

Konuşmama burada son verirken muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- İçişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Şimdi, bazı komisyonlarda boş bulunan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna düşen üyelikler için seçim yapacağız.

İçişleri Komisyonunda boş bulunan üyelik için Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan üyelik için Erzurum Milletvekili Kamil Aydın aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda boş bulunan üyelik için Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4.- Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda boş bulunan üyelik için Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan üyelik için İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6.- Dilekçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Dilekçe Komisyonunda boş bulunan üyelik için Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7.- Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan üyelik için Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan aday olarak gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Arkadaşlarımıza başarılar dileriz.

Gündemin "Oylaması Yapılacak İşler" kısmında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylamasına başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/634) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 354) (x)

BAŞKAN – Daha önce açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

354 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı tekrarlayacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı: 238

Kabul: 238(x)

                 Kâtip Üye                                            Kâtip Üye

         Fatma Kaplan Hürriyet                                  Fehmi Küpçü

                   Kocaeli                                                 Bolu”

Böylelikle tasarı kabul edilip kanunlaşmıştır, hayırlı olsun diyoruz.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/701) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 372) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 372 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay konuşacaktır.

Sayın milletvekilleri, yoğun bir uğultu var kürsüye gelen, hassas davranmanızı rica ediyorum.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. 1993 yılında Birleşmiş Milletler, dünyanın pek çok ülkesinde basın özgürlüğüyle ilgili çok ciddi sorunlar doğmaya başladığı an bunun bir gün olarak bütün dünyaya kabul ettirilmesini ve devamında da basın özgürlüğünün öneminin böyle özel bir günde anlatılmasını hedefledi. Ve şu anda ne yazık ki Türkiye, dünyada basın özgürlüğü konusunda en çok gerileyen ülkeler sıralamasında 1’inci sırada. On iki yıl önce dünyada 90’lı rakamlardaydık, 180 ülke içinde 100’ün altındaydı yerimiz en azından ama şimdi sayın milletvekilleri, tam 56 sıra birden gerileyerek, iki gün önce açıklanan rakama göre, şu anda Türkiye dünyada basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 155’inci sırada. 4 ülke kaldı, o 4 ülke daha bizi geçerse kara listeye alınacağız.

Şu anda Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda içinde bulunduğu tablo şu sevgili arkadaşlar: Türkiye’de işsiz gazeteci sayısı çalışan gazeteci sayısından daha çoktur ve dahası Türkiye, şu anda 159 gazeteciyle dünyada en çok gazeteciyi hapse atmış ülkeler sıralamasında 1’inci sırada. Bahsettiğiniz istikrar işte gazetecilerin işsiz kalmasında ve adım adım Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda her yıl dört beş basamak gerilemesinde.

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’nin 159 gazetecisi, başta Cumhuriyet gazetesinin 12 yazarı, yöneticisi ve muhabiri olmak üzere 159 gazetecisi hapisteyse ne yazık ki bunun her şeyden önce Türkiye’yi yönetenlerin ve “Şu anda Türkiye’de demokrasi var.” deyip bütün dünyaya bunu anlatmaya çalışanların birinci sorunu olması gerekir. Gelin görün ki bunu biz bütün yönleriyle aktarmaya çalışıyoruz ancak ne olursa olsun, her şeye rağmen, dünyada en çok gazetecisi hapiste olmasına rağmen biz inadına “Basın özgürlüğü” diyeceğiz ve inadına “Özgür basın” diyeceğiz ve yakın gelecekte bugünler kaleme alındığında ne yazık ki, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine sesleniyorum, “Ya, bunlar da mı olmuş?” demek durumunda kalacaksınız. Biraz sonra bu konuyla ilgili birkaç ayrıntılı bilgiyi de paylaşacağım.

Sayın milletvekilleri, her şeyden önce şunu vurgulamak isterim ki 12 Eylül yönetimi dünyada kendisini anlatmaya çalışırken en çok, ülkeyi terk etmiş olanların öteki ülkelerde yaptığı propagandalara karşı mücadele etmek zorunda kaldı, ancak başaramadı. Onlar belki de Türkiye’de suç işlemişti, Türkiye’de kanunun önünde belki de hesap vermek zorundaydılar ancak “Türkiye’de adalet olmadığı için kaçtık.” dedikten sonra bütün her şey durdu ve bütün dünya onlara hak verdi ve şu anda sayın milletvekilleri, Türkiye’m bu noktaya gelmiş durumdadır ve şu anda Türkiye, dünyada ekonomisi, demokrasisi ne olursa olsun, hangi düzeyde olursa olsun basın özgürlüğü konusunda sürekli küme düşen ülkeler sıralamasında 1’inci sıradadır.

Burada, basın özgürlüğünün… Yani, gazetecilerin tutuklanması, işsiz kalması işin bir yanı ama öteki yanı da, sayın milletvekilleri, bu alanda yaratmakta olduğunuz tekeldir.

Şimdi, buradan bir konuyu paylaşmak istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin yöneticilerine, milletvekillerine sesleniyorum: Mücadele ettiğiniz FET֒nün yayın organlarını şu anda bir başka tekele peşkeş çekmek üzere misiniz? (CHP sıralarından alkışlar) “Mücadele ediyoruz.” dediğiniz o FET֒nün yayın organları için yasaları çiğneyerek yakın gelecekte yeni bir tekel yaratmakta mısınız? Bu konuda önümüzdeki günlerde dilerim söyleyecek bir şeyiniz olur. Yaratmakta olduğunuz yeni tekellerde acaba “damat” diyorsam “abat”, “Dama at!” diyorsam “Hapse at!” diyeceğiniz bir süreç mi başlattınız?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kurultay başladı mı, kurultay?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Bunlar yakın gelecekte hesabını veremeyeceğiniz konular olacak sayın milletvekilleri.

Buradan sesleniyorum, şu anda Türkiye’de zaten medya konusunda bir tekel yaratmış durumdasınız. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun; “terörist” diye ilan ettiğiniz, suçladığınız yayın organlarının, medya organlarının bütün yöneticileriyle ilgili bir yasal işlem yapabilirsiniz ama şu anda onların bütün yayın organlarını, iddia ediyorum, bir kişiye vermek üzeresiniz. Bu mu basın özgürlüğü, bu mu demokrasi, bu mu ekonomik hayattaki liberalizm? Bu konuda, sanıyorum, önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı konuşacağız ama bunun da peşini bırakmayacağız.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de, tabii ki aynı zamanda dünyada “basın özgürlüğü” deyince artık özünde bilgi edinme hakkı, toplumun bilgilenme hakkı anlaşılıyor. Ve şu anda Türkiye’de biz basın özgürlüğünün sorunlarından söz ederken, bütün dünyada 1 numaralı internet ansiklopedisi olan Wikipedia’yı yasakladık. Wikipedia’daki bazı bilgiler yanlış olabilir, o bilgiler düzeltilmeye muhtaç da olabilir ama bunun yolu bütün o ansiklopediyi yasaklamak olursa… Bütün dünyada şu anda “Wikipedia’yı yasaklayan Türkiye.” diye Türkiye’nin adı geçiyor, “neden yasaklandığı” sorusuna da “şu şu şu gerekçelerle” deyip bütün dünyaya duyuruluyor. Bu, Nasrettin Hoca’nın kapıyı kilitleyip çatıyı ve bütün pencereleri açmasına benziyor sayın milletvekilleri.

Şu anda Türkiye'nin bilgi edinme, bilim dünyası konusunda yaşamakta olduğu bir başka sorun daha var. Sayın milletvekilleri, biz TÜBİTAK deyince bilim, bilgi, araştırma, bunları anlardık. Ne yazık ki sizin iktidarınız döneminde TÜBİTAK deyince kumpas, adalet üzerinden intikam almanın aracı, bu tür şeyler akla gelmeye başladı ve şimdi TÜBİTAK’taki operasyonlarınız yüzünden Fransa’daki bilim kuruluşu TÜBİTAK’la ilişkilerini dondurma kararı aldı. Düşünebiliyor musunuz, Fransa bilim kuruluşu “Türkiye'nin bilim kuruluşu TÜBİTAK’la ben ilişkilerimi donduruyorum. Bu kurum artık bir bilim kurulu değil.” diyor. Allah aşkına kime anlatıyorsunuz demokrasiyi? Kime anlatıyorsunuz “Türkiye gelişiyor.”u? Ve Fransa’daki bu kararın ardından birkaç uluslararası bilim kuruluşunun daha yine benzer bir kararı alacağı söyleniyor sayın milletvekilleri. Türkiye, gerçekten, kuruluşundan beri her ne olursa olsun bilime, bilgiye, toplumun haber alma hakkına özen gösteren ve Atatürk’ün şu anda hâlen Basın İlan Kurumunun duvarında yer aldığı gibi şu sözüyle basına bakan bir devletti. Diyordu ki Atatürk: “Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü basın özgürlüğüdür.” Ama şu anda ne yazık ki basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü ya hapse atmak ya o medya kuruluşunu kapatmak ya da oraya kayyum atamak hâline geldi sayın milletvekilleri.

Bir örnek daha vereceğim. Sayın milletvekilleri, belki Adalet ve Kalkınma Partisi içinde akademisyen kökenli olanlar bunu ayrıca biliyor olabilirler. Elimde şu anda Başbakanlık arşivlerinin kasalarında duran bir belge var. Bu, Einstein’ın 1933 yılında Mustafa Kemal’e yazdığı, Türkiye’ye yazdığı bir mektup -orijinal metni- ve Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri de bunu damgalamış ve arşivine koymuş. Burada diyor ki: “Almanya’da bilim yapmak isteyen insanlar artık zor durumda. Bu konuda özgür ülkelerin başında Türkiye geliyor ve Türkiye’ye 40 kadar bilim adamını -ismini ekte vermiş- sizin almanız sizin ülkenize katkı sağlayacaktır.” Ve o gün o bilim adamlarının Türkiye’ye gelip özgürce bilim yapması sonucunda şu anda Hacettepe Üniversitesinden İstanbul Tıp Fakültesine kadar pek çok kurumda onların attığı maya var sayın milletvekilleri. İşte, biz özgürlüklerin konuşulduğu, bütün dünyada bilimin, basının, bilim insanlarının özgürce çalışılabilir dediği bir ülkeden şu anda TÜBİTAK’ı dünyada bilim kuruluşlarınca yasaklanmış, gazetecileri tutuklanmış ve uluslararası ölçekte Freedom House’un ve Sınır Tanımayan Gazetecilerin yaptığı listelerde sürekli gerileyen bir ülke hâline geldik sayın milletvekilleri.

Burada, tabii, iş özgürlüklerin kısıtlanmasına gelince bunu biraz daha genişleteceğim. Sayın Muş biraz önce referandumdan, oylardan, genel meşruiyetten söz etti. Özgür Özel de anlattı gerçekleri. Ancak bu referandumla birlikte, sayın milletvekilleri, bir gerçek daha ortaya çıktı. Şunu açıkça söyleyebiliriz ki referandumda oyların çalınması, alınması değil söz konusu olan, referandumda tıpkı gazeteciler gibi, tıpkı milletvekilleri gibi, tıpkı gençler gibi halkın oyları da tutuklanmıştır. Halkın oyları da… Referandumun ardından Yüksek Seçim Kurulu üzerine vazife olmayan bir kararla “Ben mühürsüz oyları da sayıyorum.” diyerek halkın iradesini de tutuklamıştır ve bu tutuklamanın ardından devam eden süreçte bunu günlerce anlatmaya çalışıyorsunuz ama ne olursa olsun göreceksiniz yakın gelecekte bu meşruiyet tartışması daha da büyüyecek. Bir söz vardır, der ki: “Gerçek, ayakkabısını giyinceye kadar; yalan, dünyayı üç tur atarmış.” Ama bu sözün devamı da şudur: “Gerçek, zamanın çocuğudur; yalan, zamanla erir, yok olur ama gerçek sürekli büyür.” Bu referandum sürecinde de başta medyanın kullanımı olmak üzere her alanda kısıtlamaya gittiniz, her alanda kendinize yontan bir sürecin içine girdiniz ama ortaya çıkan bu sonuç göreceksiniz yakın gelecekte daha tartışmalı hâle gelecek. Bugün ben basın özgürlüğü çerçevesinde bu yanını biraz daha öne aldım. Ama düşünebiliyor musunuz sayın milletvekilleri, öyle bir kanun hükmünde kararname çıkardınız ki, referandum süreci içinde basının, radyo ve televizyonların kurallara uymaması serbest, altını çiziyorum, uymaması serbest, referandum bittikten sonra kurallara uyması gerekir diye bir yasa çıkardınız, bir kanun hükmünde kararname çıkardınız. Bu, şimdiden zaten konuşuluyor, yakın gelecekte bunun nasıl konuşulacağını düşünüyorsunuz? O dönem oldu, geçti, bitti mi denecek? Hayır. Nasıl 12 eylül döneminin pek çok uygulaması gerek mizaha gerek ciddi belgesellere konu olduysa biraz önce altını çizdiğim başta medya üzerindeki bu uygulamalarınız olmak üzere pek çok alanda göreceksiniz Türkiye bu süreci başka türlü konuşacak. Belki bugün tamamen demokrasi diye anlattıklarınız yakın gelecekte bambaşka bir şekilde konuşulacak sayın milletvekilleri. Burada yakın gelecekte öyle anlaşılıyor ki medya üzerinde yeni bir tekel daha üreteceksiniz. Dünyada bu konudaki olumsuz örnekler için kullanılan başlıklardan biri şudur sayın milletvekilleri: Çok kanallı tek seslilik. Kanal sayısı çok, Türkiye medyada ileri, dünyanın en ileri teknolojisini uyguluyor; 100 tane ulusal kanal, 500 tane yerel kanal var, tamam ama bir bakıyorsunuz ki sadece ve sadece bir düşünceyi savunma hakkı tanımışsınız ona. Bu konudaki araştırmalarda genellikle akademik kalması istenilen, dilenen bir gerçek vardır, denir ki: “Basın özgürlüğünün en kötü şekli, basının basını yok etmesi için kullanılmasıdır.” Yani şu anda yarattığınız medya insanların düşüncelerini ortaya koymasına, insanların düşüncelerini ifade etmesine engel olacak bir despotluk içinde. Bunun onlarca örneğini gösterebilirim size. Eğer bir kişi, bir akademisyen, bir hukukçu basın özgürlüğü çerçevesinde bir konudaki düşüncesini ortaya koyduysa ve bu, iktidarın işine gelmediyse ertesi gün bütün havuz medyasında kendisine yer bulabilir ama linç edilmek üzerine.

Sayın milletvekilleri, bu ülkede 86 hukuk fakültesi var, 86 hukuk fakültesi. Bu hukuk fakültelerinin hiç birinden bu Anayasa’yla ilgili düşünce çıkmadı. Allah aşkına, hiç mi sormuyorsunuz kendinize? Bilimde geliştik diyorsunuz, üniversite sayısı arttı diyorsunuz; evet, üniversite sayısı arttı ama bir ülkede 86 hukuk fakültesinin birinden bir hukukçu görüşünü belirtmiyorsa orada ne hukuktan söz edebilirsiniz ne bilimden.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – En az 20 tane kitap yazıldı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belirteni de açığa aldılar, İbrahim Kaboğlu. İbrahim Kaboğlu açıkladı, görevden aldılar.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Ben ondan sonra söyleyeceğim Sayın Tanal.

Bir hoca açıkladı görüşünü, anayasa hukukçusu, hatta ismini de vereceğim, Profesör Kemal Gözler; Uludağ Üniversitesinde anayasa hukuku bölümündeydi, “Helal olsun. Bir anayasa hukukçusu da görüşünü açıkladı, bravo!” dedim. Bir kişi, bir kişi bile olsa önemlidir. Ertesi gün araştırdım, baktım ki bu açıklamasını, bu makalesini yazmadan bir hafta önce emekliye ayrılmış. Emekliye ayrılmış, ondan sonra görüşünü açıklamış sevgili milletvekilleri. Tablo bu.

Bugün basın özgürlüğü artık sadece gazetelerin, sadece televizyonların gücü değil, halkın da bilgi edinme hakkıdır, halkın gerçekleri öğrenme hakkıdır. Bugün dünyada her beş yılda bir, sayın milletvekilleri, bütün bilgiler 2’ye katlanıyor. Bakın, her beş yılda bir bütün bilgiler 2’ye katlanıyor ama Türkiye’de her beş yılda bir hapse atılan bilim adamı 2’ye katlanıyor sayın milletvekilleri. Bu içinize siniyor mu? Bu rakamlara hiç göz atmıyor musunuz? Acaba biz bu referandum süreci içinde, evet, televizyonlarımızı kullandık, bilim insanlarını kullandık ama bir hukuk fakültesinden farklı ses gelmedi, bunu dünyaya nasıl anlatacağız diye hiç düşünmediniz mi? Evet, biz bu referandum sürecinde kendimize ait medya, başta TRT olmak üzere ve Anadolu Ajansı olmak üzere, her şeyi biz anlattık ama bu zamanla ortaya çıkar diye düşünmediniz mi?

Burada Anadolu Ajansı için ayrıca canım yanıyor sevgili milletvekilleri. 6 Nisan 1922’de Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı bütün dünyaya anlatmak için kurduğu Anadolu Ajansı, bugün ne yazık ki halkın gerçekleri öğrenmemesi, gerçeklerin en azından başlangıçta çarpıtılması ve devamında da iktidarın bir organı hâline getirilmesi şeklinde kullanıldı. Eskiden de zaman zaman Anadolu Ajansından yakınmalar olurdu ama artık şu anda hakikaten Anadolu Ajansı için bir tanım yapmak istemiyorum. Ama TRT içinse şu anda görünen tablo… Başta RTÜK ama özellikle TRT için şu tanımı yapmak, en azından şu tanımı yapmak zorundayım: TRT, referandum sürecindeki ve sonrasındaki bütün yayın akışıyla görünüyor ki artık Türkiye Radyo ve Televizyonu değil, Tayyip radyo televizyonu hâline gelmiş durumda. Siz bütün bunları bu şekilde anlatarak halkı kandırabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Kesinlikle hayır sayın milletvekilleri. Ben cumartesi günü İzmir Kitap Fuarındaydım -onunla noktayı koyacağım- kitap fuarında altı saat boyunca herkesle birer ikişer dakika olmak üzere insanlarla konuştum, başta İzmir olmak üzere -ki İzmir’e Türkiye'nin her yerinden gelen insanlar vardır- bütün insanlar “Biz demokrasiyi koruyacağız, cumhuriyeti koruyacağız, ne yapmamız gerektiğini söyleyin ama sabırla hareket edeceğiz.” diyorlar.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Çeşitli İşler (Devam)

2.- Başkanlıkça, 2’nci Uluslararası Hacı Bayram-ı Veli Sempozyumu dolayısıyla yurt içi ve yurt dışından gelen ve Genel Kurulu ziyaret eden misafirlere “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, İkinci Uluslararası Hacı Bayram-ı Veli Sempozyumu dolayısıyla yurtiçi ve yurtdışından gelen misafirlerimize “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER(Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/701) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 372) (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç ay aradan sonra merhaba. Doğrusu, sözlerime tabii ki cezaevlerinden başlamak istiyorum çünkü cezaevinden geldim, Silivri Cezaevinden. Türkiye'nin, yeni Türkiye'nin diyelim, yeni tablosu; milletvekilleri cezaevine giriyor sonra çıkıyor. Milletvekiliyken orada her gün aranıyor, her avukata gidişte her gelişte bir infaz koruma memuru tarafından üstü aranabiliyor, her türlü sıkıntıya, kısıtlamalara maruz kalıyor. Cezaevi müdürünü görmek için dilekçe vermeniz gerekiyor. Kitap almak için aylarca uğraşmanız gerekiyor ve benzeri. Bu sorunları anlatmayacağım tabii. Ben sözlerime şu anda hâlâ cezaevinde bulunan başta Eş Genel Başkanlarımız Sayın Figen Yüksekdağ’a ve Selahattin Demirtaş’a, Edirne Cezaevinde bulunan Hakkâri Milletvekilimiz Sayın Abdullah Zeydan, yine Kandıra’da bulunan Mardin Milletvekilimiz Gülser Yıldırım, yine Kandıra’da Çağlar Demirel, Ferhat Encu vekillerimize, Silivri’de bulunan Ayhan Bilgen ve Selma Irmak vekillerimize, Sincan Cezaevinde bulunan İdris Baluken ve Burcu Çelik vekillerimize buradan selamlarımı, saygılarımı ve sevgilerimi göndermek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Çünkü biliyorum ki onlar şu anda Meclis TV’de bizi izliyor olacaklar. Böyle sansür ortamında Meclis TV bile -bütün engellemelere rağmen- aslında bir soluk olabiliyor.

Tabii, ayrıca ben -bir kısmınız biliyordur- otuz üç gün yalnız tutuldum, tecrit altında, her türlü hukuksuzluğu barındıran bir tecrit. Otuz üç günden sonra Hakkâri Milletvekilimiz Selma Irmak’la birlikte aynı odayı paylaştık. Şimdi maalesef kendisi yalnız kaldı ama sevgili Sebahat Tuncel’le birlikte kalıyor. Özel olarak da Selma Irmak’la yaklaşık iki ayı birlikte geçirdik, onu sıkıca kucaklıyorum, sevgilerimi gönderiyorum ve en kısa zamanda bizlerle birlikte olmalarını diliyorum ve olması gerekeni söylüyorum. Aynı zamanda Sebahat Tuncel, eski İstanbul Milletvekilimiz ve DBP’nin Eş Genel Başkanı hâlâ.

Değerli arkadaşlar, üç ay kısa gelebilir, uzun bir süre değil ama ben şahsım adına söylüyorum: Ülkemiz adına, ülkemizin demokrasisi adına emin olun çok üzüldüğüm üç ay geçirdim çünkü içeride düşünme, tefekkür etme, değerlendirme olanakları belki o sükûnet ortamında biraz daha fazla oluyor. Ülkenin geldiği noktaya, Türkiye’nin geldiği noktaya acıdığımı ifade etmek istiyorum. Bunu, içerideki duygularımı bugün buradan ifade etmek istiyorum. Gerçekten bu ülkede kaybedilen aylara, yıllara, kaybedilen canlara, mallara, doğaya üzülmemek hiçbirimizin elinde değil. Ben bunlara çok üzülüyorum ve her birimizin, yani hepimizin farklı meslekleri var, farklı illerden geldik, farklı kültürlerden geldik, yaşam öykülerinden geldik ama şunu biliyorum, siyasi kimliklerimizden azade bir şekilde ifade etmek istiyorum: İnsan olmamızdan kaynaklı düşüncelerimiz ve duygularımız olmalı. Hayat sadece siyaset değil, ideolojik yaklaşımlar değil. Bizler her birimiz birer insanız ve insana dair her şey bize tanıdıktır, bize yabancı değildir. Bu duyguları da paylaşmak istiyorum.

Tabii, bunları söylerken sakın ha şöyle düşünmeyin: Bu duygular şahsi değil. Ben birlikte kaldığım arkadaşlarım, Silivri’de Ayhan Bilgen, Selma Irmak, Nursel Aydoğan, Sebahat Tuncel, Nihat Akdoğan, Bekir Kaya, Van Büyükşehir Belediye Başkanımız karşılaşıyorduk, tabii, konuşmak yasaktı, aynı partide çalışıyorsunuz ama camın arkasında bile konuşamıyorsunuz, biz, demokrasi için, özgürlükler için, bu ülkenin geleceği için değil üç ay, on yıllar yatarız, bu bedeli öderiz yeter ki bu ülke daha güzel bir geleceğe kavuşsun. Bizim bu üzüntümüz, benim bu üzüntüm asla şahsi değil.

Şüphesiz her birimizin eşi, çocuğu, yakınları vardır ama sorun, biz değiliz, milletvekili seçildikten sonra halkın iradesini temsil ediyoruz ve halkın verdiği oyları temsil edememek, hele hele bu şekilde, parlamenter olduğunuz hâlde orada, cezaevinde, dört duvar arasında kalmak. Umarım hiçbir milletvekilinin yaşayamayacağı bir durum olur bundan sonra. Başta bu Parlamentodaki bütün milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum. Daha önce cezaevinde yaşayan milletvekilleri de var burada.

Şimdi, gerçekten, şunu bir daha tekrar etmek istiyorum. Yani ben üç ay yattım ama arkadaşlarım yedinci aya girdi. Eş genel başkanlarımız 4 Kasımdan bu yana cezaevindeler. Ve cezaevini umarım yaşamazsınız, umarım. Çünkü bu başka bir deneyim. Ama şu da başka bir deneyim: Yani orada yatmakla -demin ifade ettiğimi biraz açmak istiyorum- bilsek ki bizim yatmamızla cezaevinde bu ülkede kan duracak, savaş bitecek, biz ekonomik olarak kalkınacağız, Türkiye uluslararası düzeyde daha itibarlı bir ülke hâline gelecek, çocuklar ölmemeye başlayacak, çocuk işçilik olmayacak, kadınlara yönelik şiddet bitecek, Kürt meselesi çözülecek, barış gelecek, bunlar olacaksa biz yine yatmaya hazırız. Peki ne oldu ben gittim ve geldim, üç ay? Dosyamı anlatmayacağım çünkü ortada bir dosya yok. Bütün arkadaşlarımın dava dosyasını biliyorum; tutuklu ve tutuksuz arkadaşların da dava dosyalarını biliyorum. Bazen sizlerle paylaşıyordum. Çok uzun yıllar ceza avukatlığı yaptım, o yüzden paylaşıyordum yani bildiğim bir mesele olduğundan.

Şimdi, soruyorum gerçekten milletvekili arkadaşlarıma: Ne değişti? Şu anda 10 milletvekili arkadaşımız hâlâ cezaevinde, ne oldu, neyi etkiledi Türkiye’de? Bir şeyi etkiledi mi? Bunun cevabını verelim bence. Şimdi ülke daha mı özgür? Şimdi barış mı geldi? Ölüm bitti mi? Ekonomik olarak biz aydınlığa çıktık mı? Ne oldu? Yani bu içeride hukuksuzlukla eş genel başkanlarımız ve milletvekili arkadaşlarımız ve 84 belediye başkanımız, aynı zamanda 3 büyükşehir belediye eş başkanlarının olduğu… Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanımız çıktı ama Diyarbakır ve Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları hâlâ cezaevindeler ve belediyeler kayyumlarla yönetiliyor. Peki, şimdi barışa daha mı yakınız? Bu faturayı birileri üstünden atarak, HDP’yi günah keçisi hâline getirerek, âdeta bütün kötülüklerin müsebbibi olarak göstererek barışa yaklaşıyor muyuz? Hayır, uzaklaşıyoruz. Yani ben on gün oldu çıkalı, binlerce tabii ki insanla görüştüm hem seçmenlerimizle hem ailemizle, farklı kesimlerden, emin olun bu soruların cevabını… Hayır, daha uzaklaştık. Çünkü 1994 ve 2017 aynı değil. O dönem, yirmi üç yıl sonra farklı bir yöntemle ve sistemle tekerrür ettiriliyor. Peki, hoşgörü arttı mı? Hayır, kutuplaşma arttı. Öfke, âdeta bölgeler arasında, kimlikler arasında, inançlar arasında. Şimdi, referandumda da evet ve hayırcılar arasında uçurum büyüyor. Bu uçurum bizi götürecek -buradan çok söyledim- ama hepimizi. “Biri hayır dedi, biri evet dedi o gitmesin.” diye bir şey yok çünkü sonuçta hepimiz totalde zarar görüyoruz.

Şunu sağduyuyla, vicdanımızla yanıtlarsak, bunu sizden istiyorum, sadece vicdanınızla, bu sorularımın yanıtının hayır olduğunu hepimiz biliyoruz. Milletvekillerini, siyasetçileri, gazetecileri, insan hakları savunucularını, kadınları cezaevine kapatarak biz bu ülkede bir adım ileri gitmiyoruz, geri gidiyoruz. Sürekli geriye doğru bir gidiş var ve Türkiye bunu hak etmiyor, 80 milyon yurttaş, emin olun, bunu hak etmiyor. En azından ben hak etmediğine inanıyorum.

Peki, ben ve arkadaşlarımın tutuklanması ne kazandırdı, bunun bir muhasebesi yapılıyor mu acaba? Kürt halkında, Türkiye halklarında, İstanbul’dan benim seçim bölgem olan Adana’ya, Diyarbakır’dan Hakkâri’ye ya da İzmir’e bizim seçmenlerimiz ne hissediyor, bu ayrımcılığı nasıl karşılıyor? Peki, diğer partilerin seçmenleri ne hissediyor? Gerçekten bunu sorgulamanın zamanı geçti, geldi demeyeceğim ama çok geç olmamalı, bunları sorgulamalıyız.

Peki, benim tahliye olmam ne kaybettirdi, bir şey kaybettik mi, Türkiye bir şey kaybetti mi, Parlamento bir şey kaybetti mi ya da ben neyi engelliyorum? Ben seçmenlerimi, Türkiye’yi, Parlamentoda, dışarıda temsil etmeye çalışıyorum, yasama faaliyetine katkı sunmaya çalışıyorum hepiniz gibi. Burada partimiz adına görüşlerimizi, çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. İçeride olmam bir şey kazandırmadığı gibi dışarıda olmam -tabii, bu, şahsımla ilgili değil, ben bütün arkadaşlar adına söylüyorum- hiçbir şey kaybettirmiyor.

Bu nedenle, bütün bu meseleleri çok ayrıntılı düşünmek gerekiyor.

On günlük sürede en çok sorulan soru: Üç aylık sürede ne yaptınız? Nasıl geçti, hele yalnızken? Vallahi, ne diyelim, en çok kitap okunuyor -öyle söyleyeyim- çünkü zaman bol, hiçbirinizin olmadığı kadar. Önermiyorum tabii ama düşerseniz bol bol kitap okuyabiliyorsunuz. Hani, böyle, aklınızda kalan, zamanında okumak istediğiniz, listeniz vardır ya hepinizin, o kitapları sıraya koyup okuma şansı elde ediyorsunuz. Başka, dışarıdan haber almanın yolu televizyon, yazılı basın, gelen görüşçüleriniz, avukatlarınız. Üç ay boyunca ben ve arkadaşlarım…

Ben ayrıca Anayasa Komisyonu üyesiydim ve hepiniz çok iyi biliyorsunuz, hem Komisyonda hem burada, Mecliste Anayasa çalışmalarında çok aktif bir durumdaydım. O kadar emek verdiğim Anayasa referandumunda dört duvar arasındaydım ve tabii ki ilgimiz dâhilinde hem milletvekili olarak hem de özel olarak Komisyondan dolayı.

Televizyon çok izledik. Buradayken bu kadar etkilenmemiştim. Ya, bir koro izliyorduk, tek sesli. Bütün kanallara bakıyorduk, sağ olsun, bütün kanallar vardı. Haber kanalları, sabah sekizde açıyoruz gece yatıncaya kadar -sesini kısıyoruz- ara ara alt yazılar, yeni gelişmeler. HDP yoktu; sanki HDP diye bir parti yok zaten, milletvekilleri içeride değil, 6 milyon oy almamış, kampanya yapmıyor, milletvekili arkadaşlar çalışmıyor, il ve ilçe örgütü yöneticilerimiz her gün tutuklanmıyor -onları alıyorduk, her gün tutuklamalar olduğunu alıyorduk- ama sabahtan geceye kadar Cumhurbaşkanı, Başbakan, bir de CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu. Artık bir süre sonra üç yüzü görmekten -tabii en çok ilk ikisi- şey hâle döndük, yani yeni bir şey söylediler mi ona dikkat ediyorduk. Dışarı çıktığımda arkadaşlara sordum: Ya, içeride biz yoktuk, HDP’yi göremedik -tabii doğal olarak, partimiz, partimizi görmek istiyoruz küçücük de olsa- bir şey dedi mi, miting nasıl geçti, “Nevroz” nasıl geçti, 8 Mart nasıl geçti; televizyonları açıyoruz, yok bir şey. “Nevroz”a ilişkin, yüz binler Diyarbakır’da “Nevroz” meydanında toplanmış, avukatlar da o gün gelmediler, aksilik bu ya, merak ediyoruz, nasıl geçti, iyi mi. Bütün, “Nevroz”a ilişkin haberler şuydu, alt yazı: “Bıçağıyla ‘Nevroz’ alanına girmek isteyen Kemal Kurkut öldürüldü.” Bu, bütün haber bu. Ya, var mı yani başka ne oldu? Neyse, sabah gazeteler geldi, bir şeyler öğrendik. Dışarıda, arkadaşların söylediği daha da ciddiydi bizimkinden, “Biz de görmedik dışarıda.” dediler. Sansür size yansımadı televizyonlara ama dışarıda da HDP yoktu çünkü buharlaştırdılar yani sanki yok.

Bu nedenle şunu hissettim, çok acı hissettim ama: Ben cezaevinden yarı açık cezaevine geldim. Aslında Türkiye'de dışarısı da cezaevi çünkü özgürce konuşamıyorsunuz. Ben çıktığımdan beri çok sayıda telefon aldım, çok sayıda ziyaretçi oldu. Şöyle bir şey düşünebiliyor musunuz: Meclis koridorlarında bana geçmiş olsun demek isteyenler kıyıda köşede -bu, vekil de olabilir, personel de, bir bürokrat da olabilir- emin olun, gizli gizli geçmiş olsun diyorlar, korkuyorlar. Bana söylediler, “Ne olur Vekilim… Yani çok üzüldük, gelişinize de çok sevindik.” Onlarca kişi… Tabii ki onların ismini asla vermem, sakın öyle bir şey beklemeyin çünkü başlarına bir şey gelecek kaygısı var.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Geçmiş olsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ByLock’tan daha tehlikeli.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yani, Mecliste -her kesimden söz ediyorum- böyle bir ortamda, bu havada biz dışarıdayız. O nedenle ilk attığım “tweet” şey oldu: “Cezaevinden yarı açık cezaevine geldim.” Yani, aslında, burada da özgürlükler maalesef en son noktada kısıtlı.

Bugün bir de Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Değerli arkadaşlar, son rakam 159 gazeteci sanırım hâlâ cezaevinde. Silivri Cezaevi, biz espri yapıyorduk, tırnak içinde tabii, ünlülerin cezaevi. Biz koridorlara çıktığımızda, kimseyle karşılaşmamamız için bütün koridorlar boşaltılıyordu. Bütün çabalarına rağmen görmemiz engellenemiyordu çünkü avukat odasına gittiğimizde hemen karşıda gazetecileri ve FETÖ diye tabir edilen -hepsi FETÖ değildi- görüşçüleri görüyorduk. Kimleri görmedik ki: Mümtazer Türköne, Ahmet Altan, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Akın Atalay… Yani uzaktan selamlaşıyoruz. Ve avukat arkadaşlar vasıtasıyla bu sefer onlar koşullarını bize aktardılar. Çok daha fazla canım yandı. Nasıl, biliyor musunuz? Çok yazıldı Cumhuriyet gazetesinde bunlar. Haftada bir gün bir saat avukatla görüşme hakları var, sadece haftada bir gün, bir saat. Mesela biz haftanın yedi günü sınırsız bir şekilde avukatlarımızla görüşebiliyorduk.

Bir de havalandırma var cezaevlerinde, girenler bilirler, sizin tek özgürlük yerinizdir. Dışarısı, işte, 10 metrekare… Çok dardır ama gökyüzünü görebiliyorsunuz orada. Toprak yok, çiçek, hiçbir şey yok insana dair, doğaya dair ama gökyüzü size çok iyi gelir. Cumhuriyet gazetesi yazarlarının havalandırmalarının üstünde çift katlı teller varmış. Ha, “Bizimkinde yoktu.” demeyin ha, bizimkinde de vardı. Biz Selma Hanım’la birlikte aynı odaya girdiğimizde bir ay o tellerin sökülmesi için kaç dilekçe verdik, kaç kere görüştük, bilmiyorum. “Ya, niye tel var? Biz havalandırmada bari gökyüzünü görelim, bu büyük bir haksızlık.” dedik. Sonra, neyse, dediler ki: “Vinç gelecek, bilmem ne gelecek.” Meğerse çok basitmiş. Sonra, neyse, vinçsiz, bir baktık, bir gün bir teli söktüler. Bir de böyle bürokrasi! Bir hafta geçti, diğeri hâlâ orada. “Ya, niye ikincisini kaldırmıyorsunuz?” “Personel yok.” dediler. Neyse, son yirmi yirmi beş gün gökyüzünü görebildik. İşte gazeteciler gökyüzünden yoksun, avukatla görüşemeden -haftada bir saat ve o da kayıt altına alınıyor görevli eşliğinde- kitap alımı yasak, mektup alıp göndermek yasak -cezaevleri için bunlar çok hayati meselelerdir- orada tutuluyorlar ve “Gazetecilik mesleği Türkiye’de en özgür meslektir.” diye ifadelere rastlıyoruz. Nasıl bir şey, bilmiyorum yani. Bunu sizin takdirinize, kamuoyunun takdirine sunuyorum.

Tabii ki diğer cezaevleriyle ilgili de çok başvuru geldi bize. Mesela dün aldığım bir başvuru… Daha doğrusu avukat arkadaşlarla görüştüm. Elâzığ Cezaevinde -Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanımız Fırat Anlı’da orada- bir hafta önce aniden koğuş sisteminden tek kişilik hücre sistemine geçmişler. Herkesi dağıtmışlar, şu anda Elâzığ Cezaevinde avukat görüşü beşten sonra yasak. Herkes tek tek hücrelere alınmış ve iletişimde, avukat görüşü sırasında da mutlaka görevli bulunuyor. Cezaevine girmekle de kurtulamıyorsunuz yani orada da inanılmaz derecede bir sıkıntı var. Tabii, bundan şunu anlamayın ha: Görevliler kötü davrandı. Asla böyle bir şey de olmadı. Oldukça saygılı… Sonuçta ne diyeceğiz yani cezaevindeyiz. Bizi siyaset atmış yani yargı atmamış. Bizi yargı tutuklamadı, bunu çok iyi biliyoruz. Orada bir saygısızlık olmadı ama yüzlerce kişi eşliğinde kollarıma kelepçe taktılar ve bir de utanmadan şunu dediler bana: “Vekilim, lütfen şalınızı örter misiniz kolunuza?” Niye örteyim ya? Ben utanmıyorum ki, siz utanın. Siz utanın, siz; bu benim için onur kırıcı bir şey değil. Eğer siz benim koluma kelepçe takıyorsanız bu asıl sizin utancınızdır dedim. İlgili önergeyi sundum, hâlâ Adalet Bakanı cevap vermedi. Bu bir dertleşmeydi değerli arkadaşlar.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, sağ olun. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, şaşıracaksınız ama ben görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşmayla ilgili konuşacağım.

Şu anda 372 sıra sayılı Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz değerli arkadaşlar.

Bildiğiniz gibi Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır.”

Değerli arkadaşlarım, şu anda görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısı, iç hukukun şeylerini aşan, bir çelişki olduğu zaman uluslararası anlaşmalarla ilgili olduğu için geçerli olacak konu bu konu.

Şimdi, biz referandum boyunca, işte “Meclis devre dışı kalacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Parlamentoyla ilgili sorunlar var…” Değerli arkadaşlar, bunları konuştuk ama tekrar konuşacağız bunları, çok konuşacağız.

Demokrasilerde Meclis, Parlamento esastır. Parlamentosuz bir demokrasi olmaz. Seçtik bir kişiyi, yönetiyor, böyle bir demokrasi olmaz. Çünkü kanunlar, yasalar milletin temsilcileri olan, Parlamentoya gelmiş milletvekilleri tarafından yapılır. Aynı milletvekilleri, idareyi, yönetimi, Hükûmeti, yürütmeyi de denetler değerli arkadaşlarım, böyle bir şey.

Şimdi, şu görüşmekte olduğumuz uluslararası anlaşmalar, değerli arkadaşlarım, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ile Avrupa Konseyinin öncülüğünde hazırlanıp birçok ülke tarafından imzalanan vergi kanunlarında karşılıklı idari yardımlaşma sözleşmesi. Yani bunu onayladığımız andan itibaren içerideki kanunların birçoğunun üstünde yer alacak bu görüşmekte olduğumuz tasarı değerli arkadaşlar.

Bu, Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmedi. Burada ne yazıyor bilmiyoruz, geneliyle ilgili konuşuldu, bu konuyla ilgili hiçbir arkadaşımız söz etmedi. Burada ne yazıyor bilmiyoruz. Biraz sonra el kaldıracağız, bunu kabul edeceğiz değerli arkadaşlar. Bu yeni bir şey değil, maalesef, Türkiye’de sadece gelenekler değil, aslında seçim yasasından Siyasi Partiler Yasası’na kadar, Meclis İçtüzüğü’ne kadar, yani milletin tercihlerinin, taleplerinin Parlamentoya gelmesi ve burada kararlara dönüşmesini engelleyen onlarca engel var, duvar var. Geliyor, bu duvarlara çarpıp gidiyor milletin talepleri ve tercihleri; maalesef bu. Bir de gelenekler bu şekilde.

Şimdi, aslında esas komisyon Dışişleri Komisyonu, tali komisyon da Plan ve Bütçe Komisyonu. Vergiyle ilgili bir konuyu görüşüyoruz ve bu kanunlaştığı andan itibaren de iç hukukun üstünde bir metin olacak yani Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemez. Usulüne uygun bir şekilde görüşülürse, kabul edilirse -ki usulü tamamlıyoruz burada- Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecek. Usulü ne kadar tamamlıyoruz bilmiyoruz. Uzun bir süreden beri tali komisyonlara gitmiyor bu gibi metinler. Plan ve Bütçe Komisyonu bu konuyla ilgili uzman komisyondur, gelmedi. Hükûmete rica ediyoruz, bunu geri götürün, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşalım, tartışalım ve gelelim size de anlatalım; burada gördük biz bunu, gelelim size de anlatalım bunun ne anlama geldiğini değerli arkadaşlarım. Yanlış yapıyoruz, bu yanlış yeni bir şey değil. Türkiye, maalesef, 16 Nisanda yapmış olduğumuz oylamayla da bu yanlışları neredeyse resmîleştirme durumuna gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel arkadaşlarımız burada konuştu, tartıştılar; sabahtan beri de konuşuldu, 16 Nisanda yapılan referandumla ilgili, iktidar partisi temsilcileri, işte “Atı alan Üsküdar’ı geçmiş.” -Sayın Cumhurbaşkanı öyle demişti- buna uygun konuşmalar yaptılar. Doğru değerli arkadaşlarım, atı alan Üsküdar’ı geçti ama nasıl geçti? Bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz. Millet konuşacak zaten, biz burada konuşmasak bile millet konuşacak. Bu Anayasa değişikliği... Bir de çok kızdı bir grup başkan vekili “Bunu nasıl olur da -12 Eylül Anayasası- 82 Anayasası’nın kabul edilmesine benzetirsiniz?” filan diye çok da öfkelendi.

Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa değişikliği aynen 12 Eylül Anayasası gibi, 82 Anayasası gibi hep tartışılacak. Bu elbette yürürlükte olacak, meri olacak ama asla meşru olmayacak, meşruiyetiyle ilgili tartışmalar hiç bitmeyecek. Niye bitmeyecek bunu biliyorsunuz. Biz bunları konuşmaya devam edeceğiz. Bu Anayasa aynen 12 Eylül Anayasası gibi bir toplumsal uzlaşma metni olarak hazırlanmadı. İki tane parti kapalı kapılar arkasında metni hazırlayıp getirdiler. Anayasa Komisyonunda tartışamadık. Ben Başkandan rica ettim “Ben geneli üzeriyle ilgili konuşmak istiyorum.” diye, onlarca milletvekili arkadaşlarımız rica ettiler. Başkan oylama yaptırdı; kifayetimüzakere, müzakereler bitirildi. Böyle olmaz. Ben konuşsaydım ya da başka bir arkadaş konuşsaydı belki de bunu çekecektiniz. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Tabii gülüyor arkadaşımız. “Ya, biz bildiğimizi yaparız. Biz bunu görmeden imzaladık, ne çekmesi?” diyor ya, “Ne çekmesi? Ne komik şeyler söylüyorsun. Uzaydan mı indin de burada konuşuyorsun ya? Biz yolumuzdayız.” diyor ya “Biz yolumuzdayız.” Bu yol, yol değil arkadaşlar.

Bakın, bu metin Meclis Genel Kurulunda da doğru dürüst konuşulmadı, tartışılmadı. Daha sonra referanduma gitti. Referandum adil ve eşit olmadı. Biriniz çıkın, evet, eşit koşullarda referandum yapıldı deyin vicdanınızla.

Devletin yani benim vergilerimi -ben “hayır” kullandım- kullandınız. Eşitsiz şartlarda yapıldı. Televizyonlarda muhalefet bir saat konuşurken siz on beş saat konuştunuz, baskı yaptınız. Evet, şimdi çıkıp konuşuyorsunuz: “‘Evet’ diyenler de makbul ‘hayır’ diyenlerde makbul.” Hayır, doğru söylemiyorsunuz. Siz popülizm yaparak referandum boyunca “hayır” diyenleri terörle, teröristlerle eşitlediniz, bunu yaptınız. Yapmadık filan demeyin. Şimdi iş işten geçti, balkon konuşması yapıyoruz filan ama yarın yine aynı şeyleri yapacağız.

Değerli arkadaşlarım, sonuçta yapılan nedir biliyor musunuz? Sonuçta, bir süreden beri fiilî olarak uygulanan bir sistemi, bir yapıyı, bir süreci -ki bu süreç popülist, şoven, otoriter, keyfî, merkeziyetçi ve güvenlikçi politikalar- resmîleştirdiniz ama meşrulaştıramadınız arkadaşlar. Bunu meşrulaştıramayacaksınız. Bu millet nasıl kırk seneye yakın bir zamandan beri 12 Eylül Anayasası’nı tartışıyorsa bunu da tartışmaya devam edecek.

Bakın, değerli arkadaşlarım, siz 2014’ten itibaren yani Cumhurbaşkanının halk tarafından, millet tarafından, seçmen tarafından seçilmesinden bu yana fiilî olarak bir tek adam sistemini uyguluyorsunuz, yaptığınız şey budur. Özellikle de 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le bu fiilî durumu bir şekilde Anayasa kılıfına uydurarak en katı bir şekilde uyguluyorsunuz, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen uyguluyorsunuz. En son çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerde bile olağanüstü hâli ilgilendiren konuların dışındaki konularda da siz hüküm getirdiniz, kanun getirdiniz, kanunlaştırdınız. Bunu yapmaya devam ediyorsunuz. Öyle anlaşılıyor ki bundan sonra da Türkiye’yi bu şekilde yöneteceksiniz. Bu yönetimi bu millet kabul etmeyecek.

Yüzde 49-51, “Geçti, atı alan Üsküdar’ı geçti.” Geçmez arkadaşlar, bu konularda, demokrasi konusunda, milletin tercihleri, talepleri konusunda, özgürlükler konusunda, adalet konusunda, hukuk konusunda atı alan Üsküdar’ı geçemez, bunu göreceksiniz en kısa zamanda.

Değerli arkadaşlarım, birkaç cümle de mağduriyetlerle ilgili söylüyorum. Bu çıkan kanun hükmünde kararnamelerde ve diğer şekillerde ciddi mağduriyetler var, bu basit bir konu değil. Cumhurbaşkanının söylediği herhâlde amacını aşmış bir laftır: “Acımayın, acırsak acınacak duruma düşeriz.” Değerli arkadaşlar, acıma hissinizi kaybetmişseniz gerçekten size söyleyecek hiçbir şey kalmadı.

Acıyın arkadaşlar, merhamet edin, acıyın ki acınacak duruma düştüğünüzde size acıyanlar da olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

VERGİ KONULARINDA KARŞILIKLI İDARİ YARDIMLAŞMA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 3 Kasım 2011 tarihinde Cannes’te imzalanan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi”nin çekince ve beyanlarla birlikte onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 19.16

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi Küpçü (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

372 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı tekrarlayacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Pusula veren sayın milletvekilleri lütfen Genel Kuruldan ayrılmasınlar, okuyacağım pusulaları.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pusula verilecekse yeniden verilecek.

BAŞKAN – Yeni pusulalar tabii ki.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Vergi Kanunlarında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 372 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı: 211

Kabul:                      211 (x)

                       Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

              Fatma Kaplan Hürriyet                             Fehmi Küpçü

                         Kocaeli                                            Bolu”

Böylelikle tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun diyorum.

Sayın milletvekilleri, 2’nci sıraya alınan 358 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı Arasında Meteoroloji ve Meteorolojik Araştırmalar Alanlarında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/606) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 358)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan 359 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Gümrük İdaresi Arasında Gümrük Alanında Ortak Komite Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/684) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (S. Sayısı: 359)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunmayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 4 Mayıs 2017 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 19.31



(x) 354 S. Sayılı Basmayazı 15/3/2017 tarihli 82’nci Birleşim Tutanağı'na eklidir.

(x)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 372 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.