TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          84’üncü Birleşim

                                                                                        18 Nisan 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, siyasi hayat ve sistem açısından yeni bir döneme girildiğine ve yapılan referandum sonucunda gerçekleşen Anayasa değişikliğinin ülkemiz, demokrasimiz ve kültür coğrafyamız için faydalı olmasını temenni ettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle millete başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, yapılan halk oylamasında millî iradeyi yüzde 85’in üzerinde sandığa yansıtan tüm vatandaşlara teşekkür ettiğine ve halk oylaması sonuçlarının hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, referandum sonucunun hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, kabul edilen Anayasa değişikliğinin hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, referandum sonucunun millî irade ferasetinin eseri olduğuna ve Erzurumluların seçimlerde gösterdikleri dikkat ve sağladıkları huzur ortamına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhurbaşkanının Niğde’yle ilgili bazı ifadelerine ve Yüksek Seçim Kurulu kararları nedeniyle Anayasa oylaması sonuçlarının meşru olmadığına ilişkin açıklaması

5.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin demokrasi hayatı boyunca edindiği kazanımların başında geldiğine, verdikleri destek nedeniyle Erzurumlulara teşekkür ettiğine ve İslam âleminin Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, OHAL koşullarında, mühürsüz kullanılan oyların geçerli sayılmasıyla ve Cumhurbaşkanının “evet” oyları için olağanüstü çalışmasıyla yapılan referandumun meşruiyetine gölge düştüğüne ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, yüksek bir katılımla yapılan halk oylamasında oy veren bütün vatandaşlara şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, referandum için sandığa giden tüm yurttaşları saygıyla selamladığına, bu referandum oylamasının meşru olmadığına ve tarafsızlık yeminine rağmen birçok yerde miting düzenleyen Cumhurbaşkanının anayasal suç işlediğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

10.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, millet iradesiyle sistem değişikliğinin hayata geçirildiğine ve bu tarihî süreçte emeği geçen herkese şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, referandumda oy kullanan tüm vatandaşlara şükranlarını sunduğuna ve yapılan Anayasa değişikliğiyle Türkiye'nin kazandığına ilişkin açıklaması

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, referandumda sandığa giden bütün vatandaşlara saygı ve sevgilerini sunduğuna ve Türkiye sınırları içerisinde yüzdelik olarak “hayır” oylarının kesinlikle daha fazla olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, başta Afyonkarahisarlılar olmak üzere tüm seçmenlere teşekkür ettiğine ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, referandumda Erzurum’un büyükşehirler arasında 1’inci olması nedeniyle Erzurumlulara teşekkür ettiğine ve 2026 Kış Olimpiyatları adaylığı için herkesin desteğini beklediğine ilişkin açıklaması

15.- Bilecik Milletvekili Halil Eldemir’in, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Serdar Kuyucuoğlu’nun, OHAL koşullarında ve eşit olmayan bir referandum yarışı yaşandığına ilişkin açıklaması

 

 

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasıyla ilgili Hükûmet yetkililerinin bir açıklama yapması gerektiğine, Yüksek Seçim Kurulunun mühürsüz oy kullanımına onay veren kararıyla referandumun şaibeli hâle geldiğine ve sonuçlar kesinleşmeden bu referandum sürecinin bitmiş olmadığına ilişkin açıklaması

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına, yapılan referandumun tartışmalı olduğuna ve yapılan haklı itirazlar etkin bir şekilde irdelenmediği sürece 16 Nisan 2017 tarihinin ülke tarihine çok kötü bir gün olarak kazınacağına ilişkin açıklaması

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasına, referandumla kabul edilen yeni sistemin hayırlı olmasını dilediğine ve Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, halk oylamasının sonuçlarının ülkeye hayırlı olmasını dilediğine, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 24’üncü yıl dönümüne, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasına ve Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, mühürsüz oy kullanmayı kabul eden Yüksek Seçim Kurulunun bu kararının referandum sürecine gölge düşürdüğüne, Yüksek Seçim Kurulu Başkanını istifaya davet ettiklerine ve bu sürecin henüz bitmediğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Meclisin 2 Mayıs 2017 tarihine kadar tatile girmesi önerisini kabul etmediklerine, referandum sürecinin henüz sonuçlanmadığına ve bütün yurttaşların oylarının takipçisi olacaklarına, 1 Mayısın emekçilere ve çalışanlara zarar vermeden kutlanmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün (3/931) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Haziran 2010 tarihinde Başbakanlığı sırasında AK PARTİ grup toplantısında OHAL konusunda sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Murat Emir ve 22 milletvekilinin, kamu yararına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin bağış adı altında para toplamasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/506)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 22 milletvekilinin, kent konseylerinin genel durumu ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/507)

3.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve 20 milletvekilinin, ekmek fiyatlarındaki artışların nedenlerinin ve ekmek üreticilerinin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/508)

 

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Hayati Yazıcı’nın (3/931) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Hayati Yazıcı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 97’nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi gayesiyle Genel Kurulda özel gündemle görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grubu başkanlarına onar dakika süreyle söz verilmesine ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesine ilişkin önerisi

 

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezaevlerinde yaşam riski sınırına ulaşmış olan açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin insani yol ve yöntemlerle karşılanabilmesinin yollarının araştırılması amacıyla 18/4/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Nisan 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 18/4/2017 Salı günkü birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/4/2017 tarihli ve (3/931) sayılı olağanüstü hâlin uzatılmasına dair Başbakanlık Tezkeresi’nin görüşmelerinin bitiminden sonra herhangi bir işin görüşülmemesine, Genel Kurulun 19, 20, 25, 26, 27 Nisan 2017 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin'in, Kapalıçarşı esnafının sorunlarına ve ekonominin canlandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8397) (Ek cevap)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Hamzabeyli Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye kaçak olarak kedi sokulması olayına ve hayvan hakları ihlallerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8860) (Ek cevap)

3.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen'in, THY ile ilgili çeşitli hususlara,

THY ile ilgili çeşitli hususlara,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/10494), (7/10495)

4.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım'ın, THY'nin Siirt seferlerinin kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11177)

5.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir'in, bir grup gazete çalışanının gözaltı süreciyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/11277)

6.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker'in, karşılıksız çek sayısındaki artışa ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11473)

7.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan'ın, İstanbul'da bir inşaatta çalışan ve üzerine beton düşen bir üniversite öğrencisinin hayatını kaybetmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11498)

8.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan'ın, Hereke ipek halılarına sahip çıkılması ve müteşebbislerin desteklenmesine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/11509)

9.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Bakanlık tarafından özel şahıslardan kiralanan taşınmaz ve araçlar ile bunlara ödenen kiralara ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/11510)

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamındaki sözleşmeli personele kadro verilip verilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11511)

11.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, Cenevre'de yapılan Kıbrıs Müzakerelerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11517)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bir uluslararası kredi kuruluşunun Türkiye'ye dair son değerlendirmesine ve ekonomik tedbirlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11519)

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, 1/1/2003 tarihi itibarıyla Bakanlık tarafından özel şahıslardan kiralanan taşınmaz ve araçlar ile bunlara ödenen kiralara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11535)

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, çiftçilere kullanmakta oldukları hazine arazilerinin satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11544)

15.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu'nun, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketine atanan yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11572)

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, sanayi üretimindeki düşüşe ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/11592)

17.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım'ın, Siirt fıstığının üretiminin artırılmasına yönelik AB destekli projenin uygulanmasına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/11593)

18.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, ekonomiye güvenin artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11601)

19.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, üniversite hastanelerinin kamudan alacaklarıyla ilgili sorunların çözümüne ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11623)

20.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, savunma harcamalarındaki artışın nasıl karşılanacağına ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın cevabı (7/11631)

21.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, Türkiye Varlık Fonu'na devredilen kuruluşlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11667)

22.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Sarp Sınır Kapısı'nda görevli polislerin ve diğer memurların çalışma saatlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11669)

23.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Sarp Sınır Kapısı'nda görevli polislerin ve diğer memurların çalışma saatlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11669) (Ek cevap)

24.- İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'in, Varlık Fonu'na ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11675)

25.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Varlık Fonu'na ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11677)

26.- İstanbul Milletvekili Erdal Ataş'ın, İstanbul'da bir inşaat şantiyesinde işçilerin bazı hak ihlallerine maruz kaldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11707)

27.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, tarım ve tekstil ticaret alanlarında Rusya ile yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11716)

28.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, İller Bankasının belediyelere yaptığı ödemelerdeki kesintilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11741)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da bir inşaatta çalışan üniversite öğrencisinin ölümünün soruşturulmasına ve iş kazalarıyla ilgili bazı verilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11773)

30.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Varlık Fonu'na ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11779)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, işletmesini kapatan esnafa ve 2017 yılında sağlanacak KOBİ desteklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11791)

32.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit'in, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yararlanmak için yıllar itibariyle yapılan başvurulara ve ödemelere ve Fon'da biriken miktarın nasıl değerlendirildiğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11798)

33.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl'ün, Varlık Fonu'nun gelir ve giderlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11799)

34.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 657 sayılı Kanun'un 4/C maddesi kapsamındaki personelin kadrolu personel statüsüne geçirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11805)

35.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, tarım kredisi sağlayan bir kamu bankasının sigorta ve kasko oranlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11811)

36.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, deterjanların insan ve çevre sağlığı açısından yarattığı sorunların takibi ve alternatif ürünlerin desteklenmesine yönelik bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11825)

37.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak'ın, İşsizlik Fonu'nda biriken miktara ve Fon'dan yapılan harcamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11916)

38.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Rusya'nın Suriye özel temsilcisi tarafından yapılan bir açıklamaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11924)

39.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan'ın, 687 sayılı KHK ile getirilen işveren destek ödemesine ve İşsizlik Sigortası Fonu'na ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/11956)

40.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Artvin-Hopa Cankurtaran Tüneli'nin açılışına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11964)

41.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen'in, yurt dışında yaşayan vatandaşların Anayasa referandumu için askıya çıkarılan seçmen listelerine süresi içinde yaptıkları kayıt taleplerinin konsolosluklar tarafından reddedildiğine dair şikayetlere ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11965)

42.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan'ın, Pakistan ile serbest ticaret alanı tesis eden anlaşmanın yürürlük tarihinin ertelenmesine ve tekstil sektörünü olumsuz etkilememesi için alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11967)

43.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, trafik elektronik denetleme işinin özel sektöre devredileceği iddiasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11987)

44.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, kamu kurum ve kuruluşlarının Yerli Malı Tebliği'ne uymaksızın temin ettiği araçlara ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/12039)

45.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan'ın, Isparta Süleyman Demirel OSB'nin ikinci etabı için yapılan kamulaştırmalara ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/12040)

46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, gece vardiyasında çalışan kadın işçilere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12042)

47.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yapılan araç kiralama hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12045)

48.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yapılan araç kiralama hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12054)

49.- İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın'ın, canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalat ve ihracatının denetimine ve denetimi yapan meslek gruplarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/12065)

50.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci'nin, ev alanların vazgeçme hakkının yüz seksen güne çıkarılmasıyla tüketicinin uğradığı zararın giderilmesine ve OHAL'in sözleşmelere etkisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/12112)

51.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri yönetmeliğinin şirket isimlerinin Türkçe olmasına yönelik hükmüne ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12128)

52.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, takograflarını dijital takograf ile değiştirmek zorundaki araçların mevcut takograflarını muayene ve damgalama işlemi yaptırarak kullanmalarına imkan verecek bir düzenleme yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/12179)

53.- Zonguldak Milletvekili Şerafettin Turpcu'nun, İŞKUR tarafından Toplum Yararına Çalışma Programı ödeneğinin belediyelere dengesiz dağıtıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12180)

54.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, tüketici güven endeksini yükseltmek maksadıyla alınan tedbirlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12186)

55.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, mutfak enflasyonuna karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12238)

56.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, Rusya'da bir siyasi parti başkanının Türkiye'nin NATO üyeliği hakkındaki ifadelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/12264)

57.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'ın, KOSGEB tarafından işletmelere verilecek kredi faiz desteğine ve bankaların KOSGEB tarafından onaylanan bazı işletmelere kredi vermemesine ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/12294)

58.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan'ın, Mesut Barzani'nin Türkiye ziyaretindeki bayrak uygulamasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/12302)

59.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar'ın, OHAL kapsamında ihraç edilen bildiri imzacısı akademisyenlere ve intihar eden bir araştırma görevlisine ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın cevabı önergesi (7/12333)

60.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, devlet memurlarının usulüne uygun olarak verdikleri istifa dilekçelerinin işleme alınıp alınmadığına ve bu şekilde görevden ayrılanların görevlerine geri dönüp dönemeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12351)

61.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke'nin, 27 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan sicil affı düzenlemesinden faydalanan kişi ve şirketlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/12355)

62.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Dışişleri Bakanının Almanya'da kanuna aykırı şekilde seçim propagandası yaptığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/12357)

63.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında işe alımlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12367)

64.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'in, Eskişehir'de Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında yapılacak işe alımlar için ilçe belediyelerine ayrılan kontenjanlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12368)

65.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, farklı hukuki statülerde olup aynı işi yapan kamu görevlilerinin durumuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12374)

66.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün, Türkmenistan'da alacağı bulunan firmalara ve Türkmenistan'a yapılan ihracatta karşılaşılan sorunların çözümüne yönelik girişimlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/12383)

67.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke'nin, İŞKUR tarafından TYÇP kapsamındaki kadroların belediyelere dengesiz dağıtıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12469)

68.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, Almanya'da görevli Diyanet İşleri Başkanlığı imamları hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/12487)

69.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Toplum Yararına Program kapsamındaki geçici işçi alımlarına ve güvenlik soruşturmasının kriterlerine ilişkin Başbakan'dan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12542)

70.- İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek'in, tarihin en büyük istihdam seferberliği olarak tanıtımı yapılan kampanyaya ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/12654)

 

 

 

 

18 Nisan 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: İsmail KAHRAMAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Döneminin İkinci Yasama Yılının 84’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, siyasi hayat ve sistem açısından yeni bir döneme girildiğine ve yapılan referandum sonucunda gerçekleşen Anayasa değişikliğinin ülkemiz, demokrasimiz ve kültür coğrafyamız için faydalı olmasını temenni ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Asil ve nezih milletimizin değerli temsilcileri, Gazi Meclisimizin gazi milletvekilleri; siyasi hayatımız, sistemimiz yeni bir döneme girerken yaptığımız bu toplantıda bereketli ve uğurlu çalışmaların Meclisimize nasip olmasını niyaz ediyorum.

Önce Meclisimizin 339 milletvekilinin kararı ve bilahare milletimizin yüzde 51 “evet” yüzde 48 “hayır” kararıyla halk oylamasından geçen ve kabul ettiği 1982 Anayasası’nın aldığı yeni şeklinin ülkemiz, demokrasimiz ve kültür coğrafyamız için faydalı olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hayırlı olsun, mübarek olsun. Artık “hayır” “evet” kullanımı serbest. “Onun yerine bir kelime kullanalım, şunu diyelim.” demeye gerek yok, her kelime güzel.

Demokrasinin yerleştiği ve toplumumuzun demokrasi dışında bir sisteme razı olmayacağı, bu Gazi Meclisin 15 Temmuz harekâtıyla, davranışıyla ortaya konulmuştu. Bundan sonra, zannederim, daha birçok halk oylamaları göreceğiz.

Bu arkamdaki yazı yani “Hâkimiyet milletindir.” yazısı, çok eski tarihlere dayanan, beş yüz yılı geçen bir anonim sözdür.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Ne alakası var ya?

BAŞKAN – Demokrasinin temeli, halkın iradesinin yürürlüğe girmesidir.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Atatürk, Atatürk, Atatürk…

BAŞKAN – Hayır, hayır, sözün temelini söylüyorum.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Atatürk, Atatürk…

BAŞKAN – Ta Magna Carta’ya dayanır, Beyefendi, ta eskiye dayanır. İnceleyin dediğimi lütfen.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Alışın artık, Atatürk.

BAŞKAN – Fark etmez, gayet tabii, Atatürk’ün getirdiği ve esasını koyduğu bir sözdür. Temel olarak size söylüyorum.

26’ncı Dönemimizin, Türk siyasi tarihinde, siyasi tarihimizde apayrı bir yeri olacaktır. Bir kere, Gazi Meclis, evet, Meclisimiz bir darbe teşebbüsüne karşı durdu, bütün siyasi partilerimiz, dördü de bir ortak deklarasyonla demokrasiden yana olan tavırlarını ortaya koydular ve 15 Temmuzda burada sabahladık, ertesi gün olağanüstü toplantı yaptık. Millet meydanlarda yalnız ay yıldızı göğsünde taşıyarak parti farkı gözetmeden demokrasiye sahip çıktı. Bu döneme nasip olan güzel bir hadiseydi Meclisimizin açık kalması, bir örnek hareketti, vazifemizdi ve gereği yerine geldi.

Bir diğer ayrıcalığı bu dönemin Anayasa’da yapılan temel değişikliktir ve bu temel değişiklik hayırlı uğurlu olsun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Daha Resmî Gazete’de yayımlanmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – İnsanlar alıştıklarından çabuk vazgeçmezler ama tatbikatlar gösterir ki ileride -inşallah yol alınırken düzenlemeler de yapılır- bütün toplumun tasvip ettiği, geleceğimize ışık tutan, kalkınmamızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü sağlayacak bir noktaya ulaşırız.

Tekrar hayırlı ve uğurlu olsun diyorum.

Gündeme geçmeden evvel, bildiğiniz gibi 3 milletvekiline söz veriliyordu. Başkanlığımıza herhangi bir söz talebi gelmediği için sisteme girerek söz talep eden ilk 15 milletvekiline birer dakikalık söz vereceğim ve bilahare grup başkan vekillerine de üçer dakikalık konuşma hakkı vereceğim.

Şimdi, sisteme girenlere göre davet ediyorum.

Evet, ilk söz Sayın Ali Cumhur Taşkın Beyefendi’ye aittir.

Buyurun efendim.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, referandum sonucunun hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazar günü yapılan halk oylamasını büyük bir demokratik olgunluk içerisinde gerçekleştiren vatandaşlarımızın yüzde 51,4’ü “evet” demiş ve cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi değişikliği kabul edilmiştir. Aziz milletimiz bu kararıyla tüm terör örgütlerine ve Türkiye’ye düşmanlık yapan dış mihraklara en güzel cevabı sandıkta vermiştir. Bu halk oylamasının kaybedeni yoktur, kazananı tüm milletimizdir.

Bu başarının gerçek mimarı Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza şükranlarımı arz ediyorum. AK PARTİ teşkilatlarımıza ve aziz milletimize teşekkür ediyorum. Bu Anayasa değişikliğini en başından beri destekleyen Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanına ve parti teşkilatlarına teşekkür ediyorum.

Bu sonucun vatanımıza, milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Yılmaz Tezcan, buyurun efendim.

2.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, kabul edilen Anayasa değişikliğinin hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Size de hoş geldiniz diyorum.

BAŞKAN – Hoş bulduk.

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Allah sağlık, sıhhat, afiyet versin.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinde ilk defa tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve milletimizin iradesiyle kabul edilen Anayasa değişikliğinin ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 16 Nisan oylaması milletimizin geleceğine sahip çıktığının önemli bir göstergesidir. Türkiye tarihinin en büyük oy sayısı olan 25 milyon 200 bine yakın “evet” oyuyla kabul edilen Anayasa değişikliğiyle birlikte artık söz de karar da yetki de milletindir.

Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet için gece gündüz demeden çalışan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a, emeği geçen bütün siyasetçilere, milletvekili arkadaşlarıma, teşkilatlarımıza, Mersin’imize, gençlik ve kadın kollarımıza ve tüm dava arkadaşlarıma saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

İbrahim Aydemir Beyefendi…

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, referandum sonucunun millî irade ferasetinin eseri olduğuna ve Erzurumluların seçimlerde gösterdikleri dikkat ve sağladıkları huzur ortamına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Referandumun sonucu millî irade ferasetinin eseridir. Bu mübarek irade, güçlü Türkiye için 2023 seferine “evet” demiştir, ak önderine güven, saygı ve sevgisini tescillendirmiştir.

Bu noktada Erzurum’un duruşuna özel bir vurgu yapmak gerekiyor. Dadaşlar bir kez daha ve net biçimde ak liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın istikrar ve güven için çizdiği rotaya tabi olmuş, ona vefa göstermişlerdir. Hınıs’tan Aşkale’ye, Karayazı’dan Tortum’a, Köprüköy’den Çatak’a, Pazaryolu’na tüm Erzurumluların seçimlerde gösterdikleri dikkat ve sağladıkları huzur ortamına teşekkür ediyoruz. Seçime katılım oranı bakımından da Erzurum özel bir hassasiyet sergilemiştir.

Seçimler sonuçlanmıştır artık, her türlü tercihi saygıyla karşılıyor ve önce kardeşlik, önce birlik ve beraberlik diyor, büyükşehirler arasında “evet” oylarında birinci olan dadaşlar adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

Ömer Fethi Gürer, buyurun efendim.

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhurbaşkanının Niğde’yle ilgili bazı ifadelerine ve Yüksek Seçim Kurulu kararları nedeniyle Anayasa oylaması sonuçlarının meşru olmadığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanı, konuşmasında “Sür eşeğini Niğde’ye.” dedi. Eşeğini Niğde’ye sürünce 1 Kasım seçimlerinde yüzde 76,62 oyu olan “evet” cephesinin referandumda oylarının yüzde 59,85’e düştüğünü fark etmiş olacaktı. Bugün Niğde’de bir gazetedeki Niğde Valisinin “Geçmişte hendeklere gömülenler dün de sandığa gömüldü.” ifadesi ayrımcı ve yakışıksız bir dildir, umarım düzeltir.

Yüksek Seçim Kurulu kararlarıyla tartışılan Anayasa oylaması sonuçları meşru değildir. Vali, kaymakam, muhtar, imam ve devlet olanakları kullanılarak yapılan referandumda çıkan sonuç şaibeli bir sonuçtur. Anayasa değişikliğini okuyan her partiden yurttaşımızın “hayır” dediği görülmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Orhan Deligöz, buyurun.

5.- Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün, halk oylamasıyla kabul edilen Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin demokrasi hayatı boyunca edindiği kazanımların başında geldiğine, verdikleri destek nedeniyle Erzurumlulara teşekkür ettiğine ve İslam âleminin Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişikliğiyle ilgili 16 Nisanda yapılan halk oylamasında yüzde 85’i aşan rekor bir katılım olmuştur. AK PARTİ’miz ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortak projesi olan 18 maddelik anayasa değişikliğine milletimiz yüzde 51,4 “evet” oyu vererek “hayır” oylarına 1.379.934 fark atmıştır. Bu halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliği, Türkiye’mizin demokrasi hayatı boyunca edindiği kazanımların başında gelmektedir.

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle yönetilecek olan Türkiye Cumhuriyeti’miz şaha kalkarak başta eğitim, ekonomi, sanayi, teknoloji, tarım ve hayvancılık olmak üzere her alanda başarıdan başarıya koşacaktır. Büyükşehirler içerisinde Erzurum’umuzu yüzde 75 “evet” oyuyla birinci yapan dadaş ve Nene Hatunlarımıza, verdikleri destekten dolayı bu yüce Meclisimizden şükranlarımı ve saygılarımı sunuyor, tüm İslam âleminin Kutlu Doğum Haftası’nı kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Efendim, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili Profesör Aytuğ Atıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Atıcı.

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, OHAL koşullarında, mühürsüz kullanılan oyların geçerli sayılmasıyla ve Cumhurbaşkanının “evet” oyları için olağanüstü çalışmasıyla yapılan referandumun meşruiyetine gölge düştüğüne ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâl uygulaması yasakları altında bir referandum gerçekleştirdik. OHAL koşullarında yapılan referandum meşruiyete gölge düşürmüştür. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, devletin bütün imkânlarını kullanarak yaptığı bu referandum çalışmalarıyla meşruiyete gölge düşürmüştür. Mühürsüz kullanılan oyların geçerli sayılmasıyla Yüksek Seçim Kurulu bu referanduma, meşruiyete gölge düşürmüştür. Tarafsızlık yemini eden Cumhurbaşkanının “evet” oyları için olağanüstü çalışması meşruiyete gölge düşürmüştür. Bizim mücadelemiz sadece iktidar mücadelesi değil, demokrasi mücadelesidir ve bu mücadele bitmemiştir ve olanca hızıyla devam edecektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Atıcı.

Efendim, söz sırası AK PARTİ İstanbul Milletvekili Doktor Ravza Kavakcı Hanımefendi’ye aittir.

7.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, yüksek bir katılımla yapılan halk oylamasında oy veren bütün vatandaşlara şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle, Kıymetli Başkanım, tekrar geçmiş olsun.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sizi aramızda görmek büyük bir şeref, mutluluk bizler için.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Efendim, halk oylamasında muhteşem bir katılımla, yüzde 85 gibi bir oranla gelip oy veren bütün vatandaşlarımıza buradan şükranlarımı sunuyorum ve buradaki kıymetli milletvekillerimizden de şöyle bir ricam var: Bizler milletin vekilleri olarak, oy veren vatandaşlarımızı, gelip de halk oylamasında vatandaşlık sorumluluğunu yerine getirmiş olan kıymetli vatandaşlarımızı rencide edecek şekilde ifadeler kullanmamalıyız. Onlar ki 15 Temmuzda dimdik tankların önünde durdular, bizlerden en büyük saygıyı hak ediyorlar. Onlara layık olalım lütfen.

Hürmetler arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Hanımefendi.

Efendim, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Adana Milletvekili Sayın İbrahim Özdiş Beyefendi’de.

Buyurun Beyefendi.

8.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, referandum için sandığa giden tüm yurttaşları saygıyla selamladığına, bu referandum oylamasının meşru olmadığına ve tarafsızlık yeminine rağmen birçok yerde miting düzenleyen Cumhurbaşkanının anayasal suç işlediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

16 Nisanda referandum oylaması için sandığa giden, “evet” veren de “hayır” veren de tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Şunun hemen altını çizmek istiyorum ki bu referandum oylaması meşru değildir. Ülkenin Cumhurbaşkanı anayasal suç işlemiştir; tarafsızlık yeminine rağmen ülkenin birçok yerinde her zaman olduğu gibi mitingler düzenlemiştir, ülkenin valilerini, kaymakamlarını, imamlarını, muhtarlarını “evet” çıkması adına motive etmeye çalışmıştır. İşte, meşruiyetsizlik burada başlamıştır. Sayın Cumhurbaşkanını bu anlamıyla kınıyorum. Bu referandumun meşru olmadığının altını bir daha çizmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın İmran Kılıç, AK PARTİ Kahramanmaraş Milletvekili.

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Allah Resulü (SAV)’in dünyayı teşrifleri miladi takvime göre 20 Nisan 571’dir. Bu münasebetle, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ülkemizde ve dış temsilciliklerimizde her yıl 14-20 Nisan tarihleri arası Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu hafta vesilesiyle yapılan konferans, sohbet, panel, sempozyum ve diğer etkinliklerde her yıl belirlenen farklı bir ana tema üzerinden Efendimiz (SAV) anlatılmaktadır. Yine, bu haftada bireysel ve sosyal hayatımız açısından önem arz eden temaları aziz milletimizin gündemine taşımaya, özelde toplumumuz, genelde ise tüm insanlık Hazreti Peygamber (SAV)’in çağlarüstü örnekliğiyle, rahmet yüklü mesajlarıyla buluşturulmaya gayret gösterilmektedir. Bu yılki tema güvendir, “Güvensizlik başlayınca dostluk sona erer.” denilmiştir. En iyi dost emanetle tanınır. Güvenen ve güvenilen olmalıyız. Haftamız kutlu olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim, sağ olasınız.

Efendim, söz sırası AK PARTİ Konya Milletvekili Sayın Hüsnüye Erdoğan Hanımefendi’de.

Buyurunuz efendim.

10.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, millet iradesiyle sistem değişikliğinin hayata geçirildiğine ve bu tarihî süreçte emeği geçen herkese şükranlarını sunduğuna ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Rica ederim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – 16 Nisanda milletimizin iradesiyle sistem değişikliğimizi hayata geçirdik. Vesayet odakları her türlü iş birliğiyle, her yolu deneyerek milletin önünde set olmaya çalıştılar, engelleme yaptılar ama başaramadılar.

Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla herkes sandıklara koşup milletin iradesi üzerinde hukuki, askerî, bürokratik tüm vesayetleri silmek için oyunu kullandı. Güçlü bir Türkiye için vatandaşlık görevini ifa eden tüm milletimize yürekten teşekkür ediyorum. Demokrasi tarihine altın harflerle kazınan bu değişiklikle milletimiz kazandı, çocuklarımız kazandı, Türkiye kazandı.

Bu tarihî süreçte Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’a, emeği geçen herkese ve teşkilat mensuplarıma şükranlarımı sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Efendim, teşekkür ediyorum.

Söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Kocaeli Milletvekili Sayın İlyas Şeker Bey’de.

Buyurunuz efendim.

11.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, referandumda oy kullanan tüm vatandaşlara şükranlarını sunduğuna ve yapılan Anayasa değişikliğiyle Türkiye'nin kazandığına ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Anayasa değişikliği için 16 Nisanda yapılan referandumla gençlerimize siyasette fırsat eşitliği sağlandı, çifte hukuk sisteminden tek hukuk sistemine geçildi, sıkıyönetim tarihin tozlu raflarına kaldırıldı, istikrarsızlık üreten hükûmet sistemi yerine Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesine karar verildi. Bunun gibi birçok alanda değişiklikler oldu.

Sandık başına gidip oy kullanan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Kazanan Türkiye oldu, 80 milyon insanımız oldu, milletimiz oldu. Kaybedenler ise ülkenin büyümesini ve güçlü olmasını istemeyen terör örgütleri, ülkemizin dışa bağımlı hayat sürmesini isteyen sömürgeci dış güçler, kendisi gibi düşünmeyenlere yaşama hakkı tanımayan zihniyet oldu.

Seçim kampanyası süresince vatandaşlarımız “Evet oyu verecekleri denize dökeceklermiş. O milletvekillerine selam söyleyin, biz Kocaeli’deyiz, Doğantepe’deyiz, bekliyoruz; gelsinler denize döksünler de görelim.” dediler.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Söz sırası CHP Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım Beyefendi’de.

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, referandumda sandığa giden bütün vatandaşlara saygı ve sevgilerini sunduğuna ve Türkiye sınırları içerisinde yüzdelik olarak “hayır” oylarının kesinlikle daha fazla olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

16 Nisanda sandığa giden bütün vatandaşlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum ve de başta, Uşak’ta oy veren bütün hemşehrilerime teşekkür ediyorum, Uşak’ta yüzde 53 “hayır” verilmesinde katkısı olan, çalışmalara katkı sağlayan bütün hemşehrilerime tekrar saygılarımı sunuyorum.

Şunun da özellikle altını çiziyorum: Türkiye sınırları içerisinde yüzdelik olarak kesinlikle “hayır” oyları daha fazladır. Buradan bütün vatandaşlarıma bildiriyorum: Türkiye sınırları içerisinde oy kullanılan 16 Nisan referandumunda “hayır” oyu daha fazladır.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yalım.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Hatice Dudu Özkal’a aittir.

Buyurunuz Hanımefendi.

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, başta Afyonkarahisarlılar olmak üzere tüm seçmenlere teşekkür ettiğine ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hayırlı uğurlu olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; malumunuz üzere, 16 Nisanda, katılım oranı ve şeffaf oy süreciyle dünyaya demokrasi dersi verdiğimiz Anayasa değişikliği halk oylamamız gerçekleşti.

Hâkimiyetin kayıtsız şartsız sahibi olan aziz milletimiz ferasetiyle güçlü, lider ve büyük Türkiye’nin temelini atarak darbe anayasasını tarihin tozlu raflarına kaldırmıştır.

Kurtuluşun başkenti olan seçim bölgem Afyonkarahisar da yüzde 64,5’luk “evet”le, güzel bir oranla, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ve ülkemize destekte bulunmuştur.

Afyonkarahisar, ülkemizin zor durumlarında tarih boyunca hep önemli bir rol oynamıştır ve ülkemiz için tarihî bir önem arz eden Anayasa değişikliği referandumunda da üzerine düşen vazifeyi layıkıyla yerine getirmiştir. Bu vesileyle, başta memleketim Afyonkarahisar olmak üzere, bu tarihî sürece öncülük eden tüm seçmenlerimize teşekkür eder, cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemimizin hayırlı uğurlu olmasını dilerim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Söz sırası AK PARTİ Erzurum Milletvekili Sayın Profesör Doktor Mustafa Ilıcalı Bey’de.

Buyurun.

14.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, referandumda Erzurum’un büyükşehirler arasında 1’inci olması nedeniyle Erzurumlulara teşekkür ettiğine ve 2026 Kış Olimpiyatları adaylığı için herkesin desteğini beklediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Öncelikle, sizi sağlıklı bir şekilde aramızda görmekten duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum.

Diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi, Erzurum’u büyükşehirler arasında 1’inci, tüm iller arasında 5’inci yapan Erzurumlu dadaşlara verdikleri destek için teşekkür ediyorum, Milliyetçi Hareket Partisine teşekkür ediyorum.

Buradan başta ana muhalefet partisine bir müjde vermek istiyorum. 2026 Kış Olimpiyatları için yaptığım konuşmada büyük destek verdiniz. Sayın Cumhurbaşkanımız Erzurum mitinginde bunu dünyaya duyurdu. Bu şekilde inşallah aday olacağız. Hepinize teşekkür ediyoruz. Hükûmet adına da ilk desteği veren Numan Kurtulmuş Bey, Başbakan Yardımcımız aramızda, teşekkür ediyorum. İnşallah Erzincan’la beraber, Kars’la beraber önemli bir olimpiyata ev sahipliği yapacağız. Bu güzel desteğinizin bundan sonra da bu yeni dönemde de Mecliste her konuda devam etmesini diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ilıcalı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçsin diye ifade edelim.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz de Erzurum’daki olimpiyatların olmasına destek veriyoruz. Erzurum milletvekilimizin ifade ettiği kış olimpiyatlarının Erzurum’da olması konusundaki çabalarına biz de destek veriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Zabıtlara, tutanaklara geçti.

Efendim, söz sırası AK PARTİ Bilecik Milletvekili Sayın Halil Eldemir’de.

Buyurun Sayın Eldemir.

15.- Bilecik Milletvekili Halil Eldemir’in, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Millî irademizin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisince milletimizin onayına sunulan, aziz milletimizin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliği halk oylamasıyla kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi milletimize ve devletimize hayırlı olsun. Sonuç itibarıyla milletimiz kazanmıştır. Bu vesileyle aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Teşekkür ediyorum sayın milletvekilleri. 15 milletvekilimize 1’er dakikalık söz hakkı verildi.

Şimdi de sayın grup başkan vekilleri…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun beyefendi.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – 15’inci sırada ben vardım.

MUSA ÇAM (İzmir) –Biraz daha fazla verseydiniz. 20 yapın, 25 yapın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bendeki kayıtlar ile arkadaşlarımın dedikleri arasında bir beraberlik var ama siz 14 mü dediniz?

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – 15’ti benim sıram.

BAŞKAN – 15… E, sizinle hitama erdirelim.

Buyurun Beyefendi.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Evet, teşekkür ederim.

16.- Mersin Milletvekili Serdar Kuyucuoğlu’nun, OHAL koşullarında ve eşit olmayan bir referandum yarışı yaşandığına ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazar günü yapılan referandumda “evet” diyen de “hayır” diyen de bizim yurttaşlarımız ancak OHAL koşullarında ve eşit olmayan bir yarış yaşanmıştır. “Evet” diyen ve devletin tüm imkânlarını, bürokrasiyi, devletin parasını, devletin televizyonunu kullanan Cumhurbaşkanı, Başbakanıyla “evet” cephesi; diğer tarafta maddi imkânı olmayan, medyasız, televizyonsuz ve devletsiz, korku ve baskı altında “hayır” cephesi. Buna rağmen, başa baş mücadele YSK hâkimleriyle “evet” lehine çevrildi. Bunu ne hukuk ne vicdanlar kabul eder. Hukuku ne hâle getirdiniz. Devlete olan güvensizlik daha da yoğun olarak devam edecek. Böyle bir devlet olur mu? Koskoca doksan dört yıllık cumhuriyeti ne hâle getirdiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serdal Kuyucuoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Mersin Milletvekili.

Efendim, şimdi grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayalım.

Sayın Levent Gök, Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili.

Beyefendi, buyurun.

17.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasıyla ilgili Hükûmet yetkililerinin bir açıklama yapması gerektiğine, Yüksek Seçim Kurulunun mühürsüz oy kullanımına onay veren kararıyla referandumun şaibeli hâle geldiğine ve sonuçlar kesinleşmeden bu referandum sürecinin bitmiş olmadığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ederiz.

Sizin de sağlığınızın daim olması dileğimizle tekrar hoş geldiniz diyorum.

Bugün, tabii, üzücü bir haberle güne başladık. Tunceli’de askerlerimizi, hâkim ve polislerimizi taşıyan bir helikopterin düştüğüne dair haberleri izliyoruz. Ayrıntılı ve kesin bilgiler gelmemekle beraber, bu konuda, gerçekten, bölgenin de zor coğrafi şartları içerisinde, düşen helikopterdeki yurttaşlarımızın; polisimizin, askerimizin ve hâkimimizin akıbeti konusunda sayın Hükûmet yetkililerinin bir açıklama yapmasının yerinde olduğu bir süreç içerisindeyiz. Helikopterin düşüşünden dolayı herhangi bir can kaybı yaşanmamasını ya da yaralılar olmamasını şu aşamada temenni ediyoruz ve mürettebatın ve içinde bulunan herkesin de sağ salim kurtarılmaları dileklerimizi ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa’mızda tarif edildiği şekilde hukuk devleti olan Türkiye’mizde herkes Anayasa’ya ve kanunlara uymak zorundadır. Devlet organları ve idare makamları kanunlara uyarak hareket edeceklerdir. Geçtiğimiz pazar günü yaşanılan referandumda Yüksek Seçim Kurulunun yasama organının kendisine vermediği bir yetkiyle, bir açıklama yapmak suretiyle ama açıklamasını dayandırdığı kararını şu an dahi ilan etmediği bir kararla, mühürsüz bir şekilde zarf ve oy kullanımına onay veren kararının 16 Nisanda hem “evet” veren hem de “hayır” veren milyonlarca yurttaşımızın hukukuna büyük bir gölge düşürdüğü açıktır. Bu tereddütler, referandumla ilgili meşruiyet tartışmaları bundan sonra daha da artan bir hızla devam edecektir. Yüksek Seçim Kurulu Başkanının “Ne kadar mühürsüz oy kullanıldığını bilmiyorum.” dediği bir ortamda bu seçim artık şaibeli hâle gelmiştir, tartışmalı hâle gelmiştir. Kimse de böyle bir tablodan yola çıkarak kendisini kazandı farz etmesin. Biz milyonlarca yurttaşın bu Anayasa değişikliğine karşı olduğunu biliyoruz ve Türkiye’de demokrasi ve insan hakları konusunda önemli bir birikimin olduğunu biliyoruz. Şimdi, iktidara düşen, siyasete düşen kimseyi birbirine kırdırmadan, dökmeden yolumuza devam etmektir. Öncelikle, bir kere, “hayır” verenlerin oylarının berraklığı ve saflığı bir yanda “evet” verenlerin oylarına düşürülen bu gölgenin de derhâl kaldırılması gerekiyor. Ne kadar mühürsüz oy kullanılmıştır? Ne olmuştur? Seçimlerin akıbeti nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Görevini yapmayan ve kanunun vermediği bir yetkiyi kullanma cüreti bulan Yüksek Seçim Kurulu Başkanı topluma doğruyu söylememektedir, derhâl istifa etmesi gerekir. Bu konudaki şaibenin ve meşruiyet tartışmalarının sona erdirilmesi açısından Yüksek Seçim Kurulunun aldığı bütün kararlar iptal edilmelidir. Böyle bir tablo içerisinde bu referandum süreci -son derece tartışmalı bir şekilde- Türkiye’nin dışarıda da saygınlığını yok edecek bir mahiyet kazanmıştır. Bunu kimsenin bizlere yaşatmaya hakkı yoktur. Bu nedenle, siz referandum sonuçlarına “Hayırlı olsun.” dediniz ama daha kesinleşmiş, ilan edilmiş sonuçlar ortada yoktur Sayın Başkan. Yüksek Seçim Kuruluna biz bugün itirazlarımızı yaptık, başvuruda bulunduk. Hakkımızı kullanıyoruz, hakkımızı her aşamada sonuna kadar kullanacağız, “hayır” verenlerin tüm oylarına sahip çıkan bir anlayışla kullanacağız. Daha sonuçlar açıklanmadan, kesinleşmeden ve kamu vicdanı rahatlamadan, tatmin edilmeden bu referandum süreci bitmiş değildir Sayın Başkanım.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

Kesin sonuçların ilanının on-on bir gün sonra olabileceği söylendi ama bir ön bilgimiz var malumunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sizinki bir ön sevinç olarak kabul edilebilir mi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Herhâlde her zaman hayır dilemek de yanlış bir şey değil; ne ki olmuştur, onda hayır vardır. Endişeye mahal yok. Türkiye’de hukuk vardır, gereken yapılır tabii. Elbette ki şaibesiz olması gerekir. Bu husustaki açıklamayı yine zannediyorum Sayın Yüksek Seçim Kurulu Başkanı yapacaktır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, sizlerin de millet iradesinin tecelli ettiği Millet Meclisinin bir Başkanı olarak bu hukuksuzluğun peşinde olmasını bekliyoruz. Lütfen, sizler de takip edin bu konuyu çünkü “millet iradesi” dendiği zaman işte Meclis, işte Başkan. Sayın Başkanın bu konudaki her türlü şüpheyi giderecek çalışmaların bizzat başında olması gerektiği açıktır. Bu görevi sizden bekliyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, yeni bir görev.

Tabii, temsil bakımından da dediğiniz doğru olabilir. Olabilir demeyeyim, doğrudur.

Tabii, bu, halk oylamalarının 7’ncisi bu, çoğalacak ve bir teamül yerleşecektir.

Bir halk oylaması yapılmıştı 1987’de “Siyasi kişilere yeniden siyasete girme hakkı verilsin mi verilmesin mi?” diye. O kadar yakındı ki rakam; 49,8-50,2. 75 bin kişi fark vardı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Orada mühürsüz oy yoktu ama.

BAŞKAN – Ayrı. Onu açıkladı Sayın Başkan, yine açıklayacaktır. Değerli bir hukukçudur, kendisini yakinen tanırım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Daha hiçbir şey açıklamadı Sayın Başkan, rica ederim ya, yapmayın ya.

BAŞKAN – Ama ben o mevzuya girmeyeyim fakat şu temennimi ifade etmek istiyorum: İnşallah, derinlemesine inceleme yapılır, herkesin içine sinen bir netice ortaya çıkar. Ne kadar mühürsüzdü, ne kadar değildi? Ne kadar tesir ediyor? Aradaki fark nedir? Şu anda 1 milyon 390 bin gözüküyor. Ama “nedir, ne değildir”i iyice kesinleştikten sonra ifade edebiliriz.

Temenninize katılıyorum ve teşekkür ediyorum.

Şimdi, söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili ve Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım Bey’de.

Ahmet Bey, buyurun efendim.

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına, yapılan referandumun tartışmalı olduğuna ve yapılan haklı itirazlar etkin bir şekilde irdelenmediği sürece 16 Nisan 2017 tarihinin ülke tarihine çok kötü bir gün olarak kazınacağına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; malumumuz bu hafta Kutlu Doğum Haftası. Özellikle bu hafta münasebetiyle… Bu Kutlu Doğum Haftası Hazreti Peygamber’in örnek şahsiyetiyle beraber, özellikle Hudeybiye’de barışçıl kimliğini, uzlaşmacı kimliğini ön plana çıkaran ve bize örnek olması gereken, yine Medine Sözleşmesi’nde özellikle farklılıklarla birlikte, herkesin kendi rengi, kimliği, kültürüyle bir arada yaşama kültürünü bize miras bırakmış olan Hazreti Peygamber’in doğum haftası.

Bu temelde, özellikle bu tutumlarının, Hazreti Peygamber’imizin bu yönlerinin bilince çıkarılması temennisiyle tüm İslam dünyasına bu haftanın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, iki gün önce ülkemizde cumhuriyet tarihinin, denebilir ki, en tartışmalı sandığı kuruldu ve öyle görülüyor ki, hukuk tecelli etmediği sürece, yapılan haklı itirazlar etkin bir şekilde irdelenmediği sürece, maalesef, 16 Nisan 2017 günü bu ülke tarihine çok kötü bir gün olarak kazınacak, hafızalarda yerini alacaktır. Çünkü şunu ifade edelim: Bütün fırsat eşitsizliklerine rağmen -medya eşitsizliği, mali olanakların eşitsizliği, mülki amirlerin ve tarafsız kişilerin, makam, mevkilerin bu referanduma müdahil olma biçimine rağmen- ülkenin yarısı böyle bir sistem ve rejim değişikliğine “hayır” demiştir ve biz “hayır”ların bugünkünden çok daha yüksek olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sayın Meclis Başkanımız 1987 yılının referandumundan söz etti, ben de 1982 Anayasası’nın oylandığı günden bugüne kadar otuz beş yılın geçtiğine ve o referandumun yüzde 91,4’le kabul edilmiş olmasına rağmen bu ülkeye huzursuzluk, mutsuzluk, çatışmalı ortam ve kaos dışında hiçbir şey getirmediğini… Otuz beş yıldır meşruiyeti tartışmalı. Demek ki, bir paketin halk tarafından onaylanmış olmasıyla onun otomatik olarak bir yasal belge anlamına gelebileceğini kabul edebiliriz ama meşruiyeti hiçbir zaman aynı oranda toplumda karşılık bulmaz.

Bu yönüyle de, bakın, YSK’nın yapılan itirazlara, partimizin de yapmış olduğu itiraza binaen… Bir örneğini bütün Genel Kurulla paylaşacağım: Üç yıl önce, 30 Mart 2014 günü bu ülkede yerel seçimler yapıldı ve yerel seçimlerde Bitlis’in Güroymak ilçesinde belediyeyi HDP’nin adayı kazandı. Adalet ve Kalkınma Partisinin itirazı üzerine 3 defa sayım yapıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

…sayım sonucunda sadece 1 pusulanın mühürsüz olduğu tespit edildi ve buna binaen seçim yenilenerek 1 Haziran 2014’te tekrarlandı. Düşünün, bir pusula mühürsüz diye bir ilçedeki bütün yerel seçim iptal edilip tekrarına hükmediliyor. Burada, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı o günkü Başkandı, üyelerin büyük bir çoğunluğu aynıydı; eğer mühürsüzlük bir hukuk dışılığa tekabül ediyor ve buradan hareketle de bir seçimin iptaline sebep oluyorsa o gün o karara hükmeden Yüksek Seçim Kurulunun Başkanı aynı, üyeleri aynı; ondan talebimiz herhangi bir parti lehine değil, hukuka ve kendi kararlarının arkasında duracak bir karara hükmetmeleridir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ahmet Bey, teşekkür ediyorum.

Bu noktada, bekleyeceğiz ve… Bir basın toplantısı yaptı Sayın Yüksek Seçim Kurulu Başkanı, yine çalışmaları devam ediyor; hepimizi rahatlatan, şüphe ortaya koymayan bir neticeye ulaşacağımız inancındayım.

Devam edeceğiz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle millete başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Efendim, bu helikopter kazası dolayısıyla rahmete kavuşanlar var. Değerli Başbakan Yardımcımız, bu noktada bir açıklamada bulunacak mısınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Evet, bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Evet, konuşmaların sonrasında onu rica edelim.

Hepimizin başı sağ olsun, milletimizin başı sağ olsun.

Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili, Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta Beyefendi’de.

Buyurun Beyefendi.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasına, referandumla kabul edilen yeni sistemin hayırlı olmasını dilediğine ve Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, ben de size geçmiş olsun diyorum, aramıza tekrar hoş geldiniz Sayın Başkan.

“Tunceli’de helikopter düştü.” haberini üzüntüyle öğrendik, 12 kamu görevlisi var, inşallah bir can kaybı olmaz diye temenni ediyorum.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumun geçici sonuçlarına göre referandum, Anayasa değişikliği kabul edilmiştir, halkımızın yüzde 51,4’lük kısmı buna “evet” oyu kullanmıştır. Ben yeni sistemin ülkemiz açısından hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın Başkan, bilindiği üzere, Peygamber Efendimiz’in doğumu hicri takvime göre Mevlit Kandili olarak kutlanır, miladi takvime göre de ülkemizde 14-20 Nisan aralığı Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanmaktadır.

Hiç şüphesiz ki Sevgili Peygamber’imizin doğumu, biz Müslümanlar, hatta bütün insanlık için en önemli gündür çünkü Hazreti Muhammed (SAV), Kur'an’ın ifadesiyle bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle bir davetçi ve ışık saçan bir kandil, âlemlere rahmet, insanlığa örnek olarak gönderilmiştir. Bu bakımdan, dinî, dünyevi ve ahlaki hayatımızın en büyük şahsiyeti hiç şüphesiz Peygamber’imizdir.

Sevgili Peygamber’imizin oluşturduğu toplumun harcında sevgi, barış, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, dostluk, emân ve güven üzerine inşa etmiştir. Ensar ile muhacir arasında oluşturduğu kardeşlik ve yardımlaşma, emin, güvenilir oluşu, dünyaya en güzel örnek teşkil etmiştir, bizleri de birlik, kardeşlik ve güvenilir olmaya davet ederek şöyle buyurmuştur: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir, mümin de insanların can ve malları konusunda kendisinden emin oldukları kimsedir. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona hainlik etmez, ona yalan söylemez, onu zor durumda bırakmaz, onu yüzüstü bırakmaz.”

Peygamber Efendimiz, birliği, kardeşliği ve güveni sarsacak davranışlardan kaçınılmasını da emretmiştir. Kutlu doğumunu idrak ettiğimiz Peygamberimiz’in (SAV) getirdiği güvenin ve rahmet yüklü evrensel mesajların, başta ülkemiz olmak üzere bütün Müslümanların vahdetine, birliğine, dirliğine ve huzuruna vesile olmasını Yüce Rabb’imizden niyaz ediyorum.

İnsanlığın, merhamet dini İslam’ın rahmet ve adaletinden, güven anlayışından hiçbir zaman nasipsiz kalmamasını, Kutlu Doğum Haftası’nın toplumumuzda Peygamber Efendimiz’e duyulan sevgi ve bağlılığın perçinleşmesine vesile olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Efendim, bu değerli görüşlerinize, ifadelerinize, tespitlerinize aynen katıldığımızı ifade etmek isterim. Yalnız bir eksiklik mi var, bir yanlış anlayış mı var? “Galatımeşhur, lügatifasihten evladır.” diye bir söz var ya.

Mevlit Kandili: Bu kandil hadisesi yanlış. Mübarek gecelerde, eskiden camilerde ışıklandırma daha çok yapılır, bütün kandiller yakılırdı. “Aa bu gece kandil, bu gece kandil!” Asıl adı esasında Mevlit Gecesi -mübarek gece- Kadir Gecesi’ne nasıl “gece” diyorsak Regaip’e de Miraç’a da “gece” dememiz lazım. Tabii, AK PARTİ’li arkadaşlarımız kandil, ampul, bu ışıklandırmadan memnun kalabilirler de bunun yerine aslına dönülmesi, “kandil” değil… Yani “Ampulünüz mübarek olsun.” “Floresanınız mübarek olsun.” “Işığınız mübarek olsun.” olmaz. “Geceniz mübarek olsun.” “Kadir Geceniz” nasıl diyorsak biz… Bunu bir bahsidiğer olarak araya koymuş oldum.

Efendim, tekrar teşekkür ediyorum tespitlerinize.

Şimdi söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Çanakkale Milletvekili, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan Bey’de.

Buyurun Beyefendi.

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, halk oylamasının sonuçlarının ülkeye hayırlı olmasını dilediğine, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 24’üncü yıl dönümüne, Tunceli’de yaşanan helikopter kazasına ve Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz pazar günü yapılan halk oylamasının sonuçlarının ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Bir kez daha demokrasimizin olgunluğuna hep beraber şahitlik ettik. Usulüne uygun örnek bir seçim kampanyasını ve seçimleri beraber yaşadık. Türkiye en zor meselelerini bile demokratik süreçleri işleterek çözebilme yeteneğine sahip olduğunu bir kez daha göstermiş oldu. Türkiye’de demokrasinin de özgürlüklerin de Anayasa’nın da milletin güvencesine sahip olduğunu herkes bir kez daha görmüş oldu.

Yeni dönemde kısır tartışmaları geride bırakarak, milletin kararına saygı duymayı öğrenerek, Türkiye'nin önünü açarak diyalog ortamı içerisinde, uzlaşı ortamı içerisinde yeni süreci beraber götürmemiz lazım. Siyasetçilerin her zamankinden daha fazla uzlaşmaya, görüşmeye ihtiyacı var. Milletimizin verdiği mesajları tüm siyaset kurumunun doğru bir şekilde okuyarak buna göre politika oluşturması demokrasimizin sağlamlaştırılması açısından bir gerekliliktir.

Kazanan Türkiye’miz olmuştur. Büyüyen, gelişen, kalkınan, demokratikleşen bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmeliyiz. Gerekli olan bundan sonraki uyum yasalarını tüm partilerimizin beraberce değerlendirerek usulünce Mecliste yasalaştırılması çalışmasına katkı sağlamasını ümit ediyoruz.

Referandumun ülkemize bir kez daha hayırlı olmasını ümit ediyorum. Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca dün 8’inci Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal’ın 24’üncü ölüm yıl dönümüydü. Özal, Türkiye’nin askerî rejimlerden çıkarak sivil yaşama geçmesinde önemli bir rol oynamıştı. Özal, 1980 sonrasında Türkiye’nin değişim ve dönüşümünün öncüsü olmuştu, milletimizin ufkunu açarak Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi için etkili bir aktör olmuştu. Özal’a da bir zamanlar “diktatör” dediler, “otoriter” dediler. Bugün yokluğunu çok daha iyi anlıyorlar. Bu vesileyle, Özal’ı bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca bugün üzücü bir haber aldık, Tunceli’de Emniyete ait bir helikopterin düşmüş olduğunu öğrendik. Tunceli Valimiz, olumsuz hava koşulları nedeniyle helikopterin düştüğünü ve helikopterde 7 polis, 1 hâkim, 1 astsubay ve 3 personelimizin olduğunu ifade etti. Arama kurtarma çalışmaları hâlen devam etmekte. Elimizdeki net bilgiler şu an bu durumda. Umarız ki hiçbir can kaybı olmaksızın kazazedelerimize ulaşırız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi bu hafta Kutlu Doğum Haftası. Diyanet İşleri Başkanlığımız, bu yıl “Hazreti Peygamber ve Güven Toplumu” ana temasıyla kutlayacak bu haftayı. Bu vesileyle, ben de Hazreti Peygamber’imizi salat ve selamla yâd ediyorum, anıyorum, Allah yolundan ayırmasın diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Turan.

Efendim, Değerli Başbakan Yardımcısı, acaba bilgi geldi mi zatıalinize, konuşma yapacak mısınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Yapacağım. Ara verilecek herhâlde.

BAŞKAN – Peki efendim. Yani oturum içerisinde, birleşim içerisinde bu izahatta bulunursunuz.

Biz tekrar rahmet dileğimizi ifade edelim.

Değerli grup başkan vekilleri Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla beyanlarda bulundular. Diyanet İşleri Başkanlığımız, 2017 yılı Kutlu Doğum Haftası temasını “Hazreti Peygamber ve Güven Toplumu” diye seçti. Diyanet İşleri Başkanlığımızın her sene bir başka tema üzerinde yaptığı çalışmalar elbette ki çok faydalı, takdire ve tebrike şayandır. Cenab-ı Hak hayırlı hizmetler nasip eylesin ve bu hafta hayırlı, mübarek çalışmalara vesile olsun diyorum.

Efendim, milletvekillerimizin ve grup başkan vekillerimizin konuşmalarını dinledik. Şimdi gündeme devam edeceğiz ama bir ara vermek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum, teşekkürlerimi sunuyorum.

Kapanma Saati: 15.51

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, yapılan halk oylamasında millî iradeyi yüzde 85’in üzerinde sandığa yansıtan tüm vatandaşlara teşekkür ettiğine ve halk oylaması sonuçlarının hayırlar getirmesini temenni ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, yorucu bir çalışma temposundan sonra tekrar bir aradayız. Tüm milletvekillerimize, Meclisimize ve Meclisimizdeki tüm çalışan kardeşlerimize bir kez daha selamlarımızı sunuyoruz buradan.

16 Nisan Pazar günü, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ilişkin olarak yapılan halk oylamasında, demokrasinin gereği olarak, millî iradeyi yüzde 85’in üzerinde sandığa yansıtan tüm vatandaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bu halk oylaması sonuçlarının ülkemize, milletimize ve demokrasimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Bu referandumda kazanan büyük ve güçlü Türkiye olmuştur, 80 milyon vatandaşımız olmuştur. Bu millî iradeye olan saygımızın gereği olarak da daha kucaklayıcı, birlik ve beraberliğimizi güçlendirici, kardeşçe ve hep birlikte Türkiye olduğumuzu bilerek bu millete hizmet etmeye hep birlikte devam edeceğiz. Bu bağlamda, bu sürecin huzur ve güven içerisinde geçmesine olan katkılarından dolayı Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere tüm siyasi partilerimize, onların saygıdeğer genel başkanlarına…

MUSA ÇAM (İzmir) – Etme eyleme, etme eyleme Başkan.

BAŞKAN - …bütün milletvekillerimize ve sözün de kararın da asıl sahibi olan aziz milletimize ben de bir kez daha buradan şükranlarımı sunuyorum. Hepinize, tüm milletvekillerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, mühürsüz oy kullanmayı kabul eden Yüksek Seçim Kurulunun bu kararının referandum sürecine gölge düşürdüğüne, Yüksek Seçim Kurulu Başkanını istifaya davet ettiklerine ve bu sürecin henüz bitmediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, hoş geldiniz.

BAŞKAN - Hoş bulduk.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sizden önce de birleşimi açan Sayın İsmail Kahraman’ın da yaptığı açıklamalar çerçevesinde biz de değerlendirmelerde bulunduk. Şimdi siz de geldiniz, bir açıklamada bulundunuz. Bizim şöyle bir değerlendirmemizi tekrar paylaşma gereği sizin konuşmanızdan sonra ortaya çıktı çünkü bu tartışmayı az önce yaptık: Sayın Başkan, biz millet egemenliğine her zaman sahip çıkan bir parti olarak 15 Temmuz gecesi burada bombaların altında nasıl millî iradenin yanında durmuşsak millî iradeyi sakatlayan her türlü girişimin karşısında olmaya, millî iradeyi güçlendirmeye ve millî iradenin de sesi olmaya her zaman devam edeceğimizi net bir şekilde söylüyoruz. “Evet” oyu verenlerin de “hayır” oyu verenlerin de her birinin birer yurttaşımız olduğu gerçeğiyle…

BAŞKAN – Kesinlikle katılıyoruz, doğrudur.

LEVENT GÖK (Ankara) – …her birinin namusluca verilmiş olan tüm oylarını saygıyla karşılıyoruz. Bizim bu referandum sürecinde itirazımız var Sayın Başkan. Referandum sürecindeki bu itirazımız sadece “hayır” oyu verenler açısından değil “evet” oyu verenler açısından da önemli. Yüksek Seçim Kurulu aldığı kararlarla saç baş yoldurmuş ve referandum sürecine gölge düşürmüştür. Bu nedenle bu referandum süreci daha bizim açımızdan kesinleşmemiştir. Söyleyeceklerimiz var, iddialarımız var ve bugün de Yüksek Seçim Kuruluna referandumun iptalini istemek suretiyle bir dilekçe verdik. Bu dilekçedeki amacımız, toplumumuzda oy veren herkesin hakkını, hukukunu korumak. “Evet” diyen de “Evet, ben gittim oy verdim ama benim oyumu karalamaya başkaları nasıl tevessül etmiş?” diye düşünmesin. Her şey net olsun, şaibe olmasın, tereddüt olmasın, kamu vicdanı net ve rahat olsun. Bu bakımdan, bu sürecin daha bitmediğini ifade ediyoruz. Bu süreçte oyunu namusluca kullanan herkesi kucaklıyoruz, onda hiçbir tereddüt yok ama mühürsüz bir şekilde oy kullanmayı teşvik eden ve mühürsüz oy kullanmayı, onun sayımını kabul eden Yüksek Seçim Kurulunu kınıyoruz, Yüksek Seçim Kurulu Başkanını istifaya davet ediyoruz. Hiç kimsenin, özellikle seçimlerin adaletini ve güvenini korumak durumunda olan bir kurumun başkanının referanduma gölge düşürmeye hakkı yoktur. Biz oy veren herkesin hak ve hukukunu koruyacağımızı ifade ediyoruz. Sizin de yapmış olduğunuz açış konuşmasına cevaben ifade ediyorum, daha bu süreç bitmemiştir, biz herkesin hukukunu koruyan bir anlayışla süreci yakından takip ediyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gök.

Tabii ki hukuk devletiyiz, itiraz süreci içerisinde bütün bu itirazları değerlendirecek merci de bellidir, gereken kararı verirler.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kutlu Doğum Haftası’nı kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bu arada Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle ben de bir kez daha bu haftayı tebrik ediyorum. Peygamber Efendimiz’in örnek kişiliğinin, evrensel mesajlarının çok iyi okunması gerektiğini düşünüyor ve Rabb’im bizi onun yolundan ayırmasın diyorum.

Bu duygularla gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Murat Emir ve 22 milletvekilinin, kamu yararına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin bağış adı altında para toplamasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/506)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu yararı için faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin cumhuriyetle birlikte toplumsal hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Yurttaşların devlet dışı örgütlenmelerinin merkezi olan dernek yapılanmaları, demokratik hayatımızın vazgeçilmez unsurlarındandır. “Devlet kurumlarının dışında kendini yönlendirebilen, hak ve özgürlüklerini savunabilen, özgür ve özerk vatandaşlardan oluşan toplumlar” diye tanımlanan sivil toplum örgütlenmeleri kapsamındaki dernekler, devletin yapamadığı ya da yetişemediği alanlarda çok önemli bir açığı kapatmaya çalışan gönüllü kuruluşlardır. Derneklerin varlığının toplumların ilerlemesinin de araçlarından biri olduğu, birçok araştırmada da ortaya çıkmıştır.

Varlık nedenleri açısından önemli bir açığı kapatan vakıf ve dernekler ne yazık ki ülkemizde 1990'Iardan itibaren çeşitli sorunlara da kaynaklık etmeye başlamıştır. Bu sorunların başında, vakıf ve derneklerin asıl amaçlarından uzaklaşmaları anlamına da gelen kamu kaynaklarından faydalanma, hatta kamu kaynakları üzerinden vakıf ve dernekçilik yapılması gelmektedir. Vakıf ve derneklerin esas gelir kaynağı, kuruluşunda konulan kaynağın değerIendirilmesinden çok, ilgili olduğu kamu kurum ve kuruluşunun yürütmekte olduğu hizmetin sunumu esnasında vatandaştan alınan ve esasen zora dayalı olduğu bilinen bağışlardan meydana gelmektedir. Bağışlar mahiyeti gereği gönüllü olması gerekirken, uygulamada kamu kurumlarına iş için gelen çoğu vatandaştan bağış olduğu belirtilmeden paralar alınmaya başlanmıştır. Toplumda kamu vakıf ve derneklerinin gündeme gelmesinin belki en önemli nedeni kamu gücünü kullanarak zorunlu bağışlar alınmasıdır.

Herhangi bir vergilendirmenin de yapılmadığı bu tarz bağışları alan söz konusu vakıf ve derneklerin büyük miktarda parasal kaynakları kullanır hâle gelmesi üzerine 29 Ocak 2004 tarihli düzenlemeyle bu soruna müdahale edilmek istenmiştir. “Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun” adıyla çıkartılan 5072 sayılı düzenleme hayata geçirilmiştir. İlgili düzenlemede “Dernek ve vakıflar kamu kurum ve kuruluşlarının sundukları hizmetlerle ilgili olarak gerçek ve tüzel kişilerden ücret, bağış, katkı payı ve benzeri adlar altında herhangi bir karşılık alamaz." denilmiştir. Söz konusu yasal düzenlemeye uyulmaması hâlinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile dernek ve vakıf yöneticilerinin görevden alınması da hükme bağlanmıştır.

Konuyla ilgili yapılan yasal düzenlemeler, yürütülen çalışmalara karşın ne yazık ki “kara delik” diye ifade edilebilecek bu uygulama devam etmektedir. Kamu hizmetinin sunulması sırasında vatandaşlardan para alınması ağırlıklı olarak sağlık hizmetleri alanında yaşanmaktadır. Sağlık sorunları nedeniyle hastanelere giden ve ameliyat olması gerekliği ortaya çıkan vatandaşlarımız, doktoru tarafından bir vakfa ya da derneğe ücret yatırmaya yönlendirilmektedir. Vatandaşın, ücretsiz olması gereken kamu hizmetinden, denileni yaptığı takdirde ancak yararlanabildiğine ilişkin net bilgiler de mevcuttur.

Başta sağlık hizmetleri olmak üzere kamusal hizmetleri üzerinden vakıf ve derneklere maddi kaynak yaratılmasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu hem kamu hizmetleri ve maliyesi açısından bir görev hem de vatandaşların mağduriyetinin engellenmesi açısından bir zorunluluktur. Ceza yasalarındaki "kamu görevlisi, idare ile ilişkisi olanlardan haksız bir kısım menfaatler sağlamak için görevinin sağladığı nüfuzu, güveni kötüye kullanarak veya kişinin hatasından yararlanarak meşru olmayan biçimde bu konumundan yararlanmak” şeklindeki “irtikap” suçu kapsamına da giren ve hukuki açıdan kabul edilemez olan bu uygulamanın yaygınlığı ve özellikle parasal büyüklüğü ile sosyal ilişki ağlarının ortaya çıkarılması ancak Meclis araştırması yoluyla sağlanabilecektir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle, başta sağlık hizmetleri olmak üzere, kamu yararına faaliyet gösteren vakıf ve derneklerin gerçek veya tüzel kişilerden bağış altında paralar toplamasının araştırılması ve alınacak tedbirlerin yüce Meclisimizce tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılması yerinde olacaktır.

1) Murat Emir                                            (Ankara)

2) Zeynep Altıok                                        (İzmir)

3) Ceyhun İrgil                                          (Bursa)

4) Tahsin Tarhan                                        (Kocaeli)

5) İbrahim Özdiş                                        (Adana)

6) Hüseyin Yıldız                                        (Aydın)

7) Barış Karadeniz                                      (Sinop)

8) Çetin Arık                                             (Kayseri)

9) Bülent Yener Bektaşoğlu                          (Giresun)

10) Elif Doğan Türkmen                               (Adana)

11) Orhan Sarıbal                                       (Bursa)

12) Ömer Fethi Gürer                                  (Niğde)

13) Kazım Arslan                                        (Denizli)

14) Özkan Yalım                                        (Uşak)

15) Kadim Durmaz                                      (Tokat)

16) Mustafa Hüsnü Bozkurt                          (Konya)

17) Mustafa Tuncer                                    (Amasya)

18) Didem Engin                                        (İstanbul)

19) Nihat Yeşil                                           (Ankara)

20) Melike Basmacı                                    (Denizli)

21) Özcan Purçu                                        (İzmir)

22) Dursun Çiçek                                       (İstanbul)

23) Erkan Aydın                                         (Bursa)

 

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve 22 milletvekilinin, kent konseylerinin genel durumu ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/507)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de sayısı net olarak bilinmemekle birlikte, 200'ün üzerinde kent konseyi faaliyet göstermektedir. Ülkemizde 2.950 belediye bulunmasına karşın kurulan kent konseyleri sayısı oldukça düşük kalmıştır. Belediyelerin belirleyici olması dolayısıyla uygulamada konseylerin büyük bir çoğunluğu belediyelerin bir uzantısı olarak çalışmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının geliştirilmesi ve yerel yönetimlerde karar alma süreçlerine vatandaş katılımının sağlanması konusunda kent konseylerine büyük bir görev düşmektedir. Ancak ne yazık ki yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere ülkemizde azımsanmayacak sayıda il ve ilçe belediyesinin henüz bir kent konseyi bile yoktur.

Bu soruna ivedilikle bir çözüm bulunması adına Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

Saygılarımla. 16/2/2017

1) Ömer Fethi Gürer                                        (Niğde)

2) Özgür Özel                                                 (Manisa)

3) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                            (Bursa)

4) Erkan Aydın                                                (Bursa)

5) Ali Şeker                                                   (İstanbul)

6) Didem Engin                                               (İstanbul)

7) Bülent Öz                                                   (Çanakkale)

8) Kadim Durmaz                                             (Tokat)

9) Melike Basmacı                                           (Denizli)

10) Hüseyin Çamak                                          (Mersin)

11) Tahsin Tarhan                                           (Kocaeli)

12) Bülent Yener Bektaşoğlu                             (Giresun)

13) Niyazi Nefi Kara                                        (Antalya)

14) Onursal Adıgüzel                                        (İstanbul)

15) Fatma Kaplan Hürriyet                                (Kocaeli)

16) Hüseyin Yıldız                                           (Aydın)

17) Muharrem Erkek                                        (Çanakkale)

18) Mehmet Bekaroğlu                                      (İstanbul)

19) Utku Çakırözer                                          (Eskişehir)

20) Kazım Arslan                                             (Denizli)

21) Gaye Usluer                                              (Eskişehir)

22) Ali Akyıldız                                               (Sivas)

23) Kemal Zeybek                                           (Samsun)

Gerekçe:

1992 Rio Yeryüzü Zirvesi'nde 21. Yüzyılın Yerel Gündemine ilişkin olarak geliştirilen program Yerel Gündem 21 olarak taraf ülkelerde kentin sürdürülebilir geleceğine yönelik bir vizyon geliştirilmesi; mevcut sorunların, çözüm hedeflerinin, takviminin ve maliyetlerinin tespiti bu noktalardan birkaçını oluşturmaktadır.

1992 yılında Rio de Janeiro'da gerçekleştirilen BM Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı sırasında, 21’inci yüzyılın asıl hedefi olarak belirlenen sürdürülebilir kalkınmaya nasıl ulaşılabileceği belgelendirilmiş ve Türkiye'nin de temsil edildiği konferansta "Gündem 21" başlıklı somut bir küresel eylem planı benimsenmiştir. 1992 Rio Konferansı'ndan başlayarak 1996’da İstanbul'da gerçekleştirilen Habitat-II "Kent Zirvesi"ne kadar uzanan BM konferansları, küresel ortaklık ilkesinin yerel izdüşümleri olan Yerel Gündem 21’lerin tüm dünyada kabul görmesini ve yaygınlaşmasını sağlamış ve anılan sürecin güçlü uluslararası dayanaklarını oluşturmuştur.

"Yerel Gündem 21" şeklinde anılan ve Avrupa'daki diğer örnekleriyle birlikte, ülkemizde BM Kalkınma Programı (BMKP) ile ortaklaşa uygulanmaya çalışılan bu programın özü, kentlerde yerleşik yerel yönetimler ile sivil toplumu, kent gündemini belirlemek amacı etrafında birleştirerek hem katılımcı demokrasiyi hem de çevre ve yaşam kalitesini geliştirmektir. Yerel Gündem 21, bu kısa tariften de anlaşılabileceği gibi, başta "iyi yönetişim" olmak üzere, "bugünün gereksinimlerini, gelecek nesillerin gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma şeklinde yorumlanan "sürdürülebilir kalkınma" ile de yakından ilintili bir programdır. Dolayısıyla, Yerel Gündem 21'in ortaya çıkışı, uygulama aşamaları ve günümüzde karşılaştığı sorunları tasvire çalışırken sürdürülebilir kalkınmanın hayata geçiriliş safhalarından ve özellikle de, iyi yönetişim olgusundan söz etmek kaçınılmazdır.

"İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır." tümcesiyle başlayan Gündem 21, amacın vazgeçilmez bir yöntemi olarak "küresel ortaklık” kavramını gündeme getirmektedir. Bu kavramla birlikte, tüm dünyada geleneksel yönetim anlayışı, yerini, "yönetişim" olarak ifade edilen, katılımcılığa ve ortaklıklara dayalı yeni bir yaklaşıma bırakmaya başlamıştır. Yönetişim, "çok aktörlü yönetimi" çağrıştırmaktadır ki bunu, yurttaş taleplerine duyarlı, dolayısıyla yurttaşları birer paydaş olarak karar verme sürecine katan; hesap vermeye hazır, dolayısıyla saydam ve demokratik denetime açık; tabana dayalı, dolayısıyla gücünü halktan alan yeni bir icraat şekli olarak da tanımlamak mümkündür. Ülkemizde kent konsey uygulamalarında genelde belediyeler kent konseylerini kontrollerinde birer örgütlenme yapısı olarak görmektedir. Bütçesi olmayan kent konsey yapılanması da en azından bir kısmı doğal olarak belediyelerin kontrolünde olmayı kabullenmektedir. Gönüllü kişiler yerine belediyelerin işaret ettiği bir oluşum olarak kent konseyleri sürmekte, kimi yerde ise kurulmamaktadır. Kent konseylerinin yalnızca tüzel kişilerden oluşmasının yarattığı dengesizliğin giderilebilmesi ve katılımcı demokrasinin hayata geçirebilmeleri için sivil toplumu güçlendirecek ve vatandaş katılımının önünü açacak uygulamalar geliştirilmelidir. Bu anlamda, yerel yönetimlerde katılımcılığı teşvik edecek bir ödül ve teşvik sisteminin, ulusal düzeyde kongrelerin veya yarışmaların organize edilmesi büyük bir ihtiyaçtır. Kent konseylerinin genel durumu ve sorunları ve yasal düzenlemeler için Meclis araştırması yapılarak yapının tümden ele alınıp geliştirilmesi önemli bir kent bilinci oluşum dokusunun doğmasına vesile olacaktır.

3.- Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya ve 20 milletvekilinin, ekmek fiyatlarındaki artışların nedenlerinin ve ekmek üreticilerinin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/508)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son yıllarda ekmek fiyatlarında yaşanan fahiş artışlar vatandaşlarımızı olumsuz etkilemektedir. Ekmek fiyatlarındaki artışların nedenlerinin belirlenmesi, ekmek üreticilerimizin yaşadığı sorunların çözüme kavuşturulması ve ekmek fiyatlarının vatandaşlarımızı mağdur etmeyecek makul bir seviyeye indirilmesi için hangi tedbirlerin alınacağı hususlarının belirlenmesi konusunda Anayasa'nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mevlüt Karakaya                                         (Adana)

2) Erkan Akçay                                               (Manisa)

3) Mehmet Erdoğan                                          (Muğla)

4) Emin Haluk Ayhan                                       (Denizli)

5) Arzu Erdem                                                (İstanbul)

6) Ruhi Ersoy                                                 (Osmaniye)

7) Saffet Sancaklı                                           (Kocaeli)

8) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                 (İzmir)

9) Edip Semih Yalçın                                       (İstanbul)

10) Atila Kaya                                                (İstanbul)

11) İsmail Ok                                                 (Balıkesir)

12) Baki Şimşek                                              (Mersin)

13) Oktay Öztürk                                            (Mersin)

14) Zühal Topcu                                              (Ankara)

15) Deniz Depboylu                                         (Aydın)

16) Yusuf Halaçoğlu                                        (Kayseri)

17) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                       (Hatay)

18) Şefkat Çetin                                             (Ankara)

19) Muharrem Varlı                                          (Adana)

20) Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu                      (İstanbul)

21) Ümit Özdağ                                               (Gaziantep)

Gerekçe:

Ekmek tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en temel besin kaynaklarının başında gelmektedir. Kırmızı et, beyaz et, sebze ve meyve fiyatlarında yaşanan artışların yanında sofraların olmazsa olmazı olan ekmeğin fiyatının da giderek yükselmesi vatandaşlarımızın mağduriyetini artırmaktadır.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik geçen hafta ekmeğin maliyetinin 61 kuruş olduğunu açıklamıştır fakat İstanbul'da 2002 yılında 25 kuruş olan ekmek bugün 1 lira 25 kuruşa satılmaktadır.

2002 yılından bu yana birikimli enflasyon (TÜFE) yüzde 184, ekmeklik buğday fiyatları yüzde 150 civarında artarken aynı dönemde ekmek fiyatlarındaki artış yüzde 300'ler civarlarına ulaşmıştır. Bununla birlikte ekmek üreticileri ve fırıncılar mevcut fiyatların maliyetleri zor karşıladığını söylemektedirler.

Ekmek üretimindeki maliyetlerin belirlenmesi, ekmek üreticimizin sorunlarının çözülmesi, girdi maliyetlerinin düşürülmesi, hem tüketici hem de üretici için en uygun şartların sağlanabilmesine yönelik alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi için Meclis araştırması yapılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Anayasa’nın 121’inci maddesine göre verilmiş Başbakanlık tezkeresi vardır.

Şimdi, Başbakanlık tezkeresinin görüşmelerine başlıyoruz.

Tezkereyi okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/07/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı ile ülke genelinde ilan edilen ve 3/01/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin, 19/04/2017 Çarşamba günü saat 01.00'den geçerli olmak üzere üç ay süre ile uzatılmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisine arzı Bakanlar Kurulunca 17/04/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır.

Gereğini arz ederim.

Binali Yıldırım

Başbakan

BAŞKAN – Hükûmet? Burada.

Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük'ün 72'nci maddesine göre görüşme açacağım.

Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.

Konuşma süresi gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş. Gruplar adına Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Hayati Yazıcı; şahıslar adına Ankara Milletvekili Murat Alparslan ve İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu konuşacaklardır.

Şimdi ilk söz Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş’a aittir.

Süreniz yirmi dakikadır.

Buyurun Sayın Kurtulmuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, bugün Diyanet İşleri Başkanlığımızın saat 20.00 civarında Ankara Congresiumda başlatacağı Kutlu Doğum etkinlikleri dolayısıyla hem her birinizi bu etkinliğe davet ediyor hem de bu vesileyle Hazreti Peygamber’in hayatından çok daha iyi örnekler alabilmemiz ve dolayısıyla bu haftanın vesile olmasını, her birimiz için Peygamber’i ve onun sîretini daha iyi anlamaya vesile olmasını temenni ediyorum. Peygamberimiz’in denge kişiliği, Peygamberimiz’in örnek ahlakı, Peygamberimiz’in barışçıl kişiliğinin bütün toplumumuz için ve bütün İslam milletleri için gerçekten önemli bir örnek teşkil ettiğini, özellikle bugünlerde, günümüzde Peygamber’in öğretilerine her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bugün, dün itibarıyla Millî Güvenlik Kurulumuzun tavsiye kararı ve arkasından Bakanlar Kurulumuzun Türkiye Büyük Millet Meclisine arzıyla birlikte, 21 Temmuz 2016 tarihinde Anayasa’nın 20’nci maddesi uyarınca ilan edilmiş olan olağanüstü hâlin bir kere daha üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin Hükûmetin görüşlerini sizlerle paylaşmak ve bu konuda yüce kurulunuza bilgi vermek üzere buradayım. Görüşmelerin Türkiye’nin geleceğine faydalı ve verimli olmasını temenni ediyorum.

Sözlerimin hemen başında, başta yüce Meclisin değerli üyeleri olmak üzere Türkiye’deki bütün siyasi partilere, bu süreçte, referandum sürecinde katkısı bulunan bütün herkese teşekkürümü ifade etmek isterim.

Bildiğiniz gibi, devletimiz ve milletimiz için tarihî bir süreçten geçiyoruz ve 16 Nisanda yapılan referandum Türkiye’nin demokratik tarihi bakımından çok önemli dönüm noktalarından birisidir. Tarihî bir Anayasa değişikliğine Türkiye imza atmıştır ve bu Anayasa referandumuyla ilgili referandum sonuçlandıktan sonra çok sayıda değerlendirmeler yapıldı. Ama, ben bunlara girmeden sadece altını çizerek ifade etmediğim hususlardan birisi olarak bu Anayasa referandumunun katılım yüksekliğine dikkat çekmek istiyorum: Yüzde 85’i aşkın bir katılımla Anayasa referandumu halkımızın büyük çoğunluğunun ilgisini çekmiş ve bu anlamda da halkımız gösterdiği bu katılımla demokrasinin de zaferini ortaya koymuştur.

Bildiğiniz gibi, bu 18 maddelik Anayasa değişiklik teklifi önce bu yüce Meclisten geçmiş, 339 milletvekilimizin oylarıyla kabul edilen Anayasa değişikliğinden sonra nihayetinde 16 Nisanda da 25 milyonu aşkın vatandaşımızın oylarıyla Anayasa kabul edilmiştir. Bu süre içerisinde kampanyayı yürüttük, herkes kampanya sırasında söyleyeceklerini söyledi, iyi kötü, fazla eksik herkes görüşlerini ortaya koydu. Kampanya sırasında bazen kampanyanın gereklerini de aşarak, maksadını aşan sözler de ifade edildi; bunların hepsi geride kaldı. Ama, bu kampanyada geneli itibarıyla baktığımız zaman, son derece barışçıl, demokratik ve herkesin dilediğini dilediği şekilde ifade edebildiği, açık ve şeffaf bir seçim kampanyasının, referandum kampanyasının yürütülmüş olması da Türkiye demokrasisi için önemli bir kazanımdır. Bundan dolayı başta siyasi partilerin liderleri ve mensupları olmak üzere kampanyaya “evet” ya da “hayır” cephesinde destek veren herkese teşekkürü bir borç biliriz.

Yine, ayrıca, bu kampanya süreciyle ilgili özellikle altını çizerek söylememiz gereken bir başka mesele de şudur: Türkiye’de ne zaman Anayasa değişiklikleri mevzubahis olsa millî irade bir tarafa bırakılır, Anayasa değişiklikleri ya dipçiklerin zoruyla ya paletlerin şakırtıları arasında gerçekleşir. Çok şükür, bu Anayasa referandumu tamamıyla halkın katılımıyla hiçbir baskı, hiçbir şekilde askerin gölgesi, hiçbir şekilde vesayet odaklarının herhangi bir şekilde tazyik ve zorlaması olmadan yani millet iradesinin dışında hiçbir irade ortaya çıkmadan sonuçlanmıştır. Bu anlamda, milletimizin iradesine hepimiz saygı duymak durumundayız; sandıktan çıkan sonuca, bu sivil iradenin ortaya koymuş olduğu sonuca hepimiz bütünüyle saygı göstermek mecburiyetindeyiz.

Değerli arkadaşlarım, nihayetinde bu, bizim için, Türkiye demokrasisi için büyük bir zaferdir. Bu zafer böyle bir referandumun sivillerin eliyle doğrudan doğruya bu kadar kapsamlı bir yönetim modeli değişikliğinin tamamıyla millî irade içerisinde gerçekleşmiş olması başlı başına bir kazınımdır.

Şimdi bundan sonraki süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerine düşen önemli bir sorumluluk da yeni hükümet modelinin gerektirmiş olduğu değişiklikleri yerine getirmek, uyum sürecini mümkün olduğu kadar kısa bir süre içerisinde gerekli yasal düzenlemeleri yaparak gerçekleştirmektir. Bu çerçevede bildiğiniz gibi demokratik ülkelerin dört tane temel hukuk metni önemlidir; bunlardan birisi anayasalar, bir diğeri Meclis İçtüzüğü, bir diğeri Siyasi Partiler Yasası, bir diğeri de Seçim Yasası’dır. Bu temel yasalar başta olmak üzere bu anayasa değişikliğinin, sistem değişikliğinin gerektirmiş olduğu mevzuat değişiklikleri de en kısa süre içerisinde bu Mecliste yapılacaktır ve inşallah başarılı bir şekilde bu süreç geride bırakılacaktır.

Değerli Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugünkü Hükûmet tezkeresiyle ilgili konumuz üzerindeki Hükûmetin görüşlerini sizlerle paylaşmak isterim. OHAL’in üç ay süreyle daha uzatılmasıyla ilgili bir tezkere Meclisin gündemindedir, kararı Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeler verecektir. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bu olağanüstü hâl bir fantezi, efendim laf olsun diye ortaya konulmuş olan bir mesele değildir. Olağanüstü hâl -az evvel arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi- 15Temmuz akşamı başta bu Gazi Meclisin çatısı altında olmak üzere, ülke düşmanı, millet düşmanı, demokrasi düşmanı hain çetelerin demokrasiye vermiş olduğu büyük tahribatın ortadan kaldırılması için ortaya konulmuş olan bir iradedir, Meclisin iradesidir. Bu darbe teşebbüsünün bütün sonuçlarının ortadan kaldırılması ve darbe teşebbüsünde bulunan FET֒cü eşkıya çetesinin Türkiye Cumhuriyeti devleti üzerinde yaptığı tahribatların bütünüyle ortadan kaldırılması için bir müddet daha olağanüstü hâlin sürdürülmesinde yarar görülmüş, Millî Güvenlik Kurulunun tavsiye kararı üzerine de konu Türkiye Büyük Millet Meclisine arz edilmiştir.

15 Temmuz gecesini bir kere daha hatırlamakta çok büyük fayda var: Türkiye, uçurumun kenarından dönmüştür. Türkiye demokrasisi bütünüyle rafa kaldırılma tehdidinden kurtarılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın cesaretle ortaya çıkışı, vatandaşlarımızın hangi siyasi görüşten olursa olsun meydanları doldurarak tanklara, uçaklara karşı yumrukları ile göğüslerini siper ederek duruşu tarihin altın sayfalarından birisini oluşturmuştur. O süreçten bu yana da bu FET֒cü eşkıya çetelerinin devletin içinden arındırılması için her türlü çaba ortaya konuluyor, her türlü çaba sürdürülüyor.

Bu vesileyle bir kere daha, 15 Temmuzda şehit olan bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum, bütün gazilerimize minnet ve şükranlarımızı ifade ediyorum. Ayrıca o gün meydanlara çıkarak “Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim.” anlayışıyla meydanlarda Türkiye’yi, milletimizi, istiklalimizi ve istikbalimizi korumak için her türlü tehdide karşı kafa tutan aziz milletimizi de bir kere daha şükranla yâd ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 21 Temmuz 2016’da olağanüstü hâlin ilanıyla birlikte FETÖ terör örgütü, PKK, PYD ve DEAŞ’a karşı çok etkili devam etmekte olan mücadelemiz bugün de bütün hızıyla sürmektedir. Bir kez daha ifade etmek isterim ki olağanüstü hâlin uygulandığı bu süre içerisinde olağanüstü hâlin muhatabı vatandaşlarımız değil, olağanüstü hâlin muhatapları doğrudan doğruya devletin içerisine sızmış bu FET֒cü çeteler ve devlete zarar vermek, milletin istiklalini ortadan kaldırmak isteyen terör örgütleridir. Bu bağlamda olağanüstü hâl uygulanmış olmasına rağmen vatandaşlarımız günlük yaşamlarında etkilenmeden normal hayatlarına devam etmiş ve terör örgütlerine karşı verilen bu mücadelenin daha etkin sürdürülmesi için temennilerini sürekli dile getirmişlerdir. Çok açık bir şekilde ifade edebiliriz, olağanüstü hâl dolayısıyla normal, sıradan, millete ve devlete bağlı olan vatandaşlarımızın hiçbir şekilde günlük hayatları kısıtlanmamış, özgürlüklerini kısıtlayıcı hiçbir tedbire, hiçbir araca müsaade edilmemiş, bunlara hiçbir şekilde müracaat edilmemiştir.

Olağanüstü hâlin muhatabı FET֒den devlettin arındırılmasıdır. Olağanüstü hâlde muhatabımız PKK ve PYD terör örgütleri ve onlarla iltisaklı birtakım çevrelerdir. Ayrıca, olağanüstü hâlin önemli bir şekilde muhatabı da özellikle Türkiye sınırları dışarısından Türkiye’ye tehdit oluşturan DEAŞ örgütü ve onun Türkiye’deki uzantılarıdır. Vatandaşlarımız evinde, iş yerinde, çarşıda, pazarda güvenilir bir şekilde günlük hayatına devam etmektedir. Zaten OHAL tedbirinin üç ay daha uzatılması talebi vatandaşımızın günlük hayatını güvenli bir şekilde sürdürmesine olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Ayrıca, OHAL kararıyla, meydana gelebilecek her türlü kaos, şiddet ve terör eylemleri önlenirken bu süreçte devlet, seçimle işbaşına gelmiş sivil irade tarafından yönetilmiştir. Bu anlamda millî iradeye OHAL şartları uygulanıyor olmasına rağmen asla halel getirilmemiştir. Bu hâliyle bu hâl bile başlı başına büyük bir kazanımdır. Türkiye’nin sadece geçmiş dönemlerini şöyle hatırlatmak isterim: Özellikle Türkiye’de olağanüstü hâlin geçmiş dönemlerdeki sıkıyönetim uygulamalarının ortaya koymuş olduğu şey Türkiye’deki olağanüstü durumu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmak değil maalesef sürekli olarak sivil siyasetin önünü kesmek, alanını daraltmak olmuştur. Dolayısıyla, tam tersine, bu olağanüstü hâl sürecinde sivil hükûmet, halkın seçtiği meşru hükûmet işbaşındadır ve bu da büyük bir kazanımdır. Olağanüstü, hâl bu şekilde millete zarar vermeden devam etmektedir.

Yine, 16 Nisanda 18 maddelik Anayasa değişiklik paketimizde tarihî adım attığımız konulardan birisi de sıkıyönetim mahkemelerinin kaldırılması ve sıkıyönetim uygulamalarının Türkiye’de mevzuatın dışına atılmasıdır. Bundan sonra, Allah’ın izniyle, hiçbir hâl ve şart altında, bu ülkede sıkıyönetim uygulaması olmayacak, seçilmiş sivil irade vasıtasıyla, Allah muhafaza, benzer bir durum ortaya çıkarsa, olağanüstü hâl sivil irade tarafından uygulanacaktır. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile devlet içerisinde kümelenmiş olan unsurlar temizlenmiş, yapılan değişikliklerle devlet kurumlarının sivilleşmesi için önemli adımlar atılmıştır. Bu, 80 milyonun huzuruna ve devletin güvenliğine duyulan zaruretin bir sonucudur ve inşallah, bu anlamda da bu uygulamalarımız başarılı bir şekilde devam edecektir.

KHK’ların çıkarılmış olmasına rağmen şunu da açıkça ifade etmek isterim: Karşımızdaki örgüt, özellikle FETÖ örgütü birkaç yıl içerisinde kurulmuş ve devlete zararlı hâle gelmiş bir örgüt değildir. Ta 1970’li yılların ortalarından itibaren devletin bütün ana kurum ve kuruluşlarına sızmayı başarmış ve maalesef devleti paralelize etmiş olan bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bugün KHK’lar vasıtasıyla bu örgüt mensuplarının devletin içerisinden arındırılması bir yandan sürdürülüyor, bir yandan da bu işle ilgisi olmadıkları ortaya çıkanlarsa yeniden KHK’larla görevlerine iade ediliyor. Gördüğümüz şudur: Bu örgütle mücadele uzun yıllar devam edecek bir mücadeledir. Hukuk içerisinde, hukukun temel prensipleri içerisinde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bunun için en azından önümüzdeki üç aylık sürede bu olağanüstü hâlin devam etmesine ihtiyaç olduğunu yüce heyetinizle paylaşmak isterim.

Dört temel nedenden dolayı OHAL’in üç ay daha uzatılmasıyla ilgili olarak ihtiyaç ortaya çıkmıştır ve bu ihtiyaç ayan beyan ortadadır. Birincisi: Devletin içerisinde kümelenmiş olan bu FETÖ terör örgütü ve onlarla, onların iltisaklı gruplarıyla verilen mücadelede başarının sağlanma mecburiyetidir. İşte, görüyorsunuz, “Adil Öksüz” isimli bir adam, baktığınız zaman, bir ilahiyat fakültesinde yardımcı doçent ama bakıyorsunuz ki orduda anlı şanlı generallere emir veren, onları mobilize eden ve en sonunda o akşam, 15 Temmuz akşamında o süreci yöneten kişilerden birisi olduğu iddia edilen bir kişi. Şu anda dahi karda yürüyüp izini belli etmemiş belli kişilerin devletin içerisinde var olduğunu tahmin etmek zor değildir. Dolayısıyla, bunlarla mücadelenin sürdürülmesi için olağanüstü hâlin imkânlarına ihtiyacımız vardır.

İkincisi: PKK terör örgütüne karşı başlatılan operasyonlarla bugün örgütün ülke içerisinde tamamen etkisiz hâle getirilmesi ve yurt içindeki ve dışındaki sivil görünümlü uzantılarının, iltisaklı ve irtibatlı gruplarının artık işlerini yapamayacak, terör örgütüne destek veremeyecek hâle getirilmesi için de böyle bir mücadeleye olağanüstü hâl kapsamında ihtiyacımız vardır.

Üçüncüsü: DEAŞ’ın Türkiye’ye verdiği zararlar ortadadır, DEAŞ’ın uluslararası sisteme verdiği zararlar ortadadır. DEAŞ’ın yapılanmasının yurt içinde dağıtılması, hücrelerinin çökertilmesi ve yargı süreçlerinin de daha etkin bir şekilde yürütülmesi için olağanüstü hâlin verdiği imkânlara ihtiyacımız vardır.

Dördüncü temel ihtiyaç ise Suriye’den gelen tehditlerdir. Özellikle birtakım güçlerden aldıkları desteklerle YPG/PYD güçleri ve DEAŞ’ın Suriye toprakları üzerinden Türkiye’ye vermiş olduğu tehditlerin önlenebilmesi, sınır güvenliğimiz ve sınırdan Türkiye’ye sarkacak olan terör örgütleriyle daha etkin mücadele edilebilmesi için olağanüstü hâlin imkânlarına ihtiyacımız vardır. Terör örgütlerinin ve faaliyetlerinin tespit, takip, yakalama ve yargılama süreçlerinin sağlıklı bir şekilde yönetilebilmesi, işletilebilmesi ancak olağanüstü hâlin vermiş olduğu bu imkânların kullanılmasıyla mümkün olacak, daha kolay olacaktır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu süre içerisinde olağanüstü hâlle ilgili özellikle Türkiye’nin dışarısından Türkiye’ye yapılan eleştirilere de birkaç örnek vermek isterim. Özellikle Doğu Almanya ile Batı Almanya’nın birleşme sürecinde sayıları yüz binlerle ifade edilen, 500 bin civarında olduğu ifade edilen, Doğu Almanya’nın devlet memurlarının yeni Almanya’nın devlet memuru yapılmaması; Komünist Partisi üyeleri oldukları iddiasıyla, yeni kurulan Birleşik Almanya’nın devlet bütünlüğünün içerisine sokulmaması herkesin hafızasındadır. Dolayısıyla, önce, Avrupalılar bu eleştiriyi yaparken Almanya’nın birleşme sürecini bir kere daha hatırlasınlar ve orada yüz binlerce memurun hem de herhangi bir olası tehdide karşılık devletten nasıl ayıklandığını bir kere daha gözden geçirsinler. Kaldı ki Türkiye’de sadece olası bir tehdit değil, 15 Temmuz akşamı bu salonda yaşandığı gibi açık bir şekilde devleti yıkmak, darbe yapmak ve demokrasiyi kaldırmak gibi tehditlerle karşı karşıya kaldık; hatta daha ilerisinde, Türkiye’de bir iç savaş tehdidi ve Türkiye’nin yabancı işgali tehdidiyle karşı karşıya kaldık.

Bir başka örnek ise, bu mücadele içerisinde Fransa’nın ortaya koymuş olduğu… Tarihini de tam vereyim, 13 Kasım 2015’te Fransa’da 130 kişinin öldürülmesiyle başlayan saldırılar sonucu olağanüstü hâl ilan edildi. Hâlen Fransa’da olağanüstü hâl var ve Fransa’daki olağanüstü hâl 15 Temmuz 2017’ye kadar uzatıldı. Bildiğiniz gibi, olağanüstü hâl şartlarında Fransa, Cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyor.

Yine, bir başka ülke Belçika’dır. Belçika Kasım 2015 ve Mart 2016’da gerçekten olağanüstü hâle gitti oradaki terör saldırıları dolayısıyla ve öyle oldu ki bazı dönemlerde Belçika’daki olağanüstü hâl Brüksel dâhil olmak üzere büyük şehirlerde hayatı durdurma noktasına geldi.

Ayrıca, doğal afetler ve terör saldırıları gibi bazı nedenlerden dolayı, ülkelerin anayasalarının müsaade ettiği ölçüde parlamentolarından, hatta bazı ülkelerde yerel yönetimlerden alınan kararlarla olağanüstü hâl uygulanması, olağanüstü hâle geçilmesi mümkündür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, olağanüstü hâlle ilgili bu mücadele sürecinde çok sayıda tutuklama, gözaltına alma… Bunların rakamlarını dilerseniz sizlerle paylaşabiliriz. Ayrıca, göreve iade edilen çok sayıda insan var. 100 bine yakın insanın görevden alındığı, bunların içerisinde bir kısmının göreve iade edildiği, bunların da ancak olağanüstü hâl çerçevesinde ortaya konulan imkânlarla mümkün olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede hem FETÖ/PDY örgütü yani paralel devlet yapılanması örgütü hem diğer örgütlerle ilgili verilen mücadelede olağanüstü hâlin vermiş olduğu etkinlik fevkalade önemlidir ve bundan sonraki mücadelemizde de Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine gerçekten ciddi oranda güç verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, mikrofonunuzu açıyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Son cümlelerimi tamamlıyorum.

Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve güven içinde yaşamlarının temini için, devletimizin sınır güvenliğinin sağlanması ve sınır ötesindeki mücadelesinde etkinliğinin artırılması için, devlet kurumlarının terör örgütleriyle ilgili iltisaklı çetelerden tamamıyla arındırılması için olağanüstü hâlin bir süre daha devam ettirilmesinde zaruret görüyoruz. Ayrıca, en kısa süre içerisinde bütün bu terör örgütleriyle verilen mücadelede başarı sağlanır ve Türkiye Cumhuriyeti devleti için, 80 milyonluk aziz milletimiz için bu terör örgütlerinin hiçbiri en ufak bir şekilde tehlike arz etmez noktaya getirilir ve Türkiye'de bir daha bundan sonraki süreçlerde olağanüstü hâl ilan etme ihtiyacı ortaya çıkmaz diye ümit ve temenni ediyorum.

Bu vesileyle olağanüstü hâl kapsamında terörle mücadeleye destek verecek olan Meclisimizi saygıyla selamlıyor, hepinize en içten saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurtulmuş.

Sayın Kerestecioğlu, sisteme girmişsiniz. 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Meclisin 2 Mayıs 2017 tarihine kadar tatile girmesi önerisini kabul etmediklerine, referandum sürecinin henüz sonuçlanmadığına ve bütün yurttaşların oylarının takipçisi olacaklarına, 1 Mayısın emekçilere ve çalışanlara zarar vermeden kutlanmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben özellikle şununla ilgili söz almak istedim: Bir tatil kararı söz konusu ve bir tatil önerisi getirilecek 2 Mayısa kadar. Bunu kabul etmediğimizi ve gerçekten bunun hiç de yeri olmadığını, henüz bu seçimin, bu referandumun sonuçlanmadığını, sonuçlanmış gibi de konuşulmaması gerektiğini ifade etmek isteriz. Yani çok sayıda şaibeli durum var ve kendi hukukunu ihlal eden bir YSK söz konusu. Ayrıca, 700 bin kadar toplu oy kullanımının 4.800 sandıkta olduğu iddia ediliyor, bunlara ilişkin tespitler var. Dolayısıyla, bunlar göz ardı edilerek sanki her şey güllük gülistanlıkmış ve bitmiş gibi konuşulamaz. Bunu bir kenara bırakalım, diyelim ki sonuç böyle oldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …hiçbir önemli değişiklik, özellikle de Anayasa ve rejim değişikliği yüzde 50-51 oyla yapılamaz. Bunun için gerçekten daha fazla bir mutabakat ve uzlaşma gerekir. Bu anlamda da aslında herkesin kendine bir bakıp da düşünmesi gerekir ve teveccüh göstermesi gerekir; yani diğer yurttaşların da kendisine “hayır” dediğini bilerek davranması gerekir, “Atı alıp Üsküdar’ı geçtik.” laflarının kullanılmaması, öfke dilinin ve OHAL’in uzatılması gibi tekliflerin önümüze getirilmemesi gerekir.

Biz “Hayır, biz kazandık.” diyen bütün yurttaşlarımızın oylarının takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade etmek isteriz ve 13 vekili tutuklu olarak bu referanduma girmiş bir partinin de her şeyin sanki çok adil ve eşit gibi sunulmasına da bu nedenle özellikle karşı olduğumuzu ifade ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Son bir cümle ifade etmek istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Daha sonra bulunamayacağım için özellikle rica ediyorum.

Ayrıca, Sayın Numan Kurtulmuş’un sözlerinde ifade ettiği, o millete hiç zarar vermeyen OHAL -nasıl oluyorsa millete zarar vermeyen OHAL- aynı şekilde bu OHAL’in -önümüzdeki günlerde bu tatil herhâlde gerçekleşeceği için konuşamayacağımızdan bunu da ifade etmek istiyorum- işsizlik yüzde 13’e varmışken Emek ve Mücadele Günü olarak yine de kutlanacak olan 1 Mayısın aynı şekilde emekçilere ve çalışanlara da zarar vermeden kutlanmasını temenni ettiğimizi ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, hayırdır?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan bitiş konuşmasında şöyle bir cümle sarf etti: “Olağanüstü hâlin uzatılmasına destek verenleri saygıyla selamlıyorum.” dedi. Bu, ayrıştırıcı bir dildir. Hele bakan olan bir kişinin toplumu daha uzlaştırıcı, daha kucaklayıcı olması lazım. Yani buna karşı olan insanların da -ister saygı duyar ister duymaz burası Parlamentodur- bu ayrıştırıcı dilden vazgeçmelerini istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – “Meclisi saygıyla selamlıyorum.” dedi.

BAŞKAN – “Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.” dedi, ben de öyle anladım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle demedi, tutanakları getirtebilirsiniz. Böyle bir şey olabilir mi ya?

BAŞKAN – Sayın Kurtulmuş, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Tanal, sözlerimde böyle bir şeyi kastetmedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tutanakları getirelim Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Yahu, ne dediğim belli, açık; bütün Meclisi, yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Yani kusura bakmayın bir lafı tersinden çevirmeye gerek yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ters çevirmiyorum, tutanak bu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Söylediğim son derece nettir, tutanakları da getirirsiniz. Meclisi saygıyla selamladığımı söyledim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurtulmuş.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Tabii, OHAL’e ilişkin değerlendirmelerimize geçmeden önce bu pazar günü yaptığımız referanduma ilişkin öncesinde çok kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum, daha sonra da olağanüstü hâle ilişkin görüşlerimizi ifade etmeye çalışacağım.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti son altmış yılda altı defa referandum yaptı, 16 Nisanda da yedinci referandumu yaptı. Öncelikle ben demokratik hakkını kullanan bütün vatandaşlarımızı tebrik etmek istiyorum ve onlara teşekkür etmek istiyorum. “Evet” oyu kullanan da “hayır” oyu kullanan da Türk milletinin şerefli birer üyesidir. Referandum huzur ve güven içerisinde geçmiştir, demokratik olgunluk içerisinde geçmiştir. Bu anlamda da milletimizi tebrik etmek istiyorum. Ayrıca, çok yüksek bir katılım olmuştur. Bu katılım da aslında demokratik hakkın kullanılması açısından son derece önemlidir. Siyasi partilerimizi de bu kapsamda yaptıkları çalışmalardan dolayı tebrik etmek istiyorum.

Şimdi, Türk milleti esas itibarıyla geçtiğimiz pazar günü iradesini göstermiş ve yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. 16 Nisan referandumu demokrasi hayatımızda bir milat çok partili siyasi tarihimizde bir dönüm noktasıdır. 11 Ekim 2016 tarihli Meclis grup toplantısında Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu düşünce ve teklifleri altı aylık bir süreçten sonra, mücadeleden sonra anayasal bir içerik kazanmıştır. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi milleti için, milletin bekası için sorumluluk almış ve “evet” demiştir. Devleti için devreye girmiş, “evet” kararını tüm engellemelere rağmen savunmuş, ardında durmuştur. Vicdanımız rahat, gönlümüz müsterihtir.

16 Nisan referandumuyla ortaya çıkan sonuç, aynı zamanda siyasetin de bir nevruzudur, yeniden doğuşudur. Türk milleti, onayına sunulan Anayasa değişikliğini hür iradesiyle, yüzde 51,4’lük bir çoğunlukla kabul ve tasdik etmiştir. Bu kural, arkadaşlar, işin başından itibaren belli olan bir kuraldır yani yüzde 51,4 olması meşruiyet açısından veya hukukilik açısından herhangi bir sorun içermemektedir, aksini düşünmek mümkün değildir esas itibarıyla. Bu gelişme azımsanamayacak, küçümsenemeyecek bir başarıdır; bütün bilgi kirliliğine rağmen “hayır” yönünde oy kullanan siyasi partilerimizin veya kişilerin çok erken bir şekilde, erken safhada sahaya inip aslında ciddi bilgi kirliliği yaratmalarına rağmen elde edilmiş bir başarıdır. Ben şuna inanıyorum ki biraz daha vakit olmuş olsaydı, milletimize kendimizi biraz daha anlatma imkânımız olsaydı bu 51,4 daha da artacaktı.

Dolayısıyla, artık sistem tartışmaları son bulmuştur. Yönetim sistemimizin gücünü azaltan, devletimizin mukavemetini azaltan fiilî karmaşa da artık sona ermiştir. 16 Nisanın kazananı milletimiz olmuştur. “Evet” oyu veren de “hayır” oyu verende tüm vatandaşlarımız ve ülkemiz 16 Nisanın kazananı olmuştur; kazançlı çıkan bayraktır, devlettir, vatandır, millî namus ve haysiyettir.

Türk milleti 16 Nisan günü sandık başına giderek Anayasa değişikliğine olur vermiş ve bu bahsi artık açılmamak üzere kapatmıştır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi millî iradeden onay almıştır. Fiilî açmazdan kaynaklanan sistem tartışmaları tedavülden kalkmıştır. 16 Nisanda seçim yapılmamış, partiler oylanmamış, şahıslar değerlendirmeye tabi tutulmamıştır; yapılan yalnızca Anayasa değişikliğidir, milletimizin görüşünün, onayının alınmasıdır.

16 Nisanı karalamanın da kimseye bir faydası olmayacaktır. Bu anlamda yapılacak iş, 16 Nisanın sonuçlarını kabul edip bundan sonra ülkemizi daha ileriye taşıma gayreti içerisinde olmamız gerekmektedir.

Yalnız, burada şunu ifade etmek gerekir ki henüz sandık sonuçları tam belli olmadan MHP’yi suçlama yarışlarına giren köşe yazarlarını ve bazı siyasi çevreleri gördük maalesef. İşte, partimize gönül veren kardeşlerimizin yüzde 80’inin oy vermediğini uyduracak kadar basitleştiler esas itibarıyla. Tabii ki bunu nasıl tespit ettiklerini sormak gerekir, ellerinde bunu ölçen sihirli bir alet mi vardır, yok mudur? Bununla ilgili olarak da herhangi bir bilgi olmadan, bir analiz olmadan, buna ilişkin bir saha çalışması olmadan, bir merkezden düğmeye basılmışçasına Milliyetçi Hareket Partisini karalama kampanyası başlatılmıştır. Tabii, burada, 7 Haziran veya 1 Kasım seçimlerine göre AKP artı MHP’nin oylarındaki yüzde 10,5’lik kayıp üzerinden hareket edilmektedir ama bu kaybın nereden geldiği de esas itibarıyla belli değildir ve referandum sonuçlarıyla seçim sonuçlarını da birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Burada FET֒nün hesaba katılması lazım, hâlen aktif hâlde bulunan kripto FETÖ damarlarını görmemiz gerekir. Türkiye’nin diriliş ve toparlanışına katlanamayanları da hesap etmemiz gerekmektedir.

Biz şuna inanıyoruz ve görüyoruz ki bizim dava arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu Türkiye için, Türkiye’nin bekası için, Türk milleti için “evet” yönünde oy kullanmıştır. Bu anlamda, şimdi seçim sonuçlarını kabul etmeyip sokağı hareketlendirmeye çalışmanın da ben kimseye bir faydası olacağını düşünmüyorum. Zaman birlik, beraberlik zamanıdır. Türkiye’nin ciddi sıkıntıları vardır. Bakın, 20 Temmuz 2015’ten bugüne kadar yaklaşık 1.200 şehit verdik, 2 bine yakın toplamda kayıp oldu, 8 bin kişi yaralandı. Şu anda bütün komşularımızla ciddi bir karmaşa içerisindeyiz, problemimiz var dış politikada, bütün dünya üzerimize geliyor. Amerika’nın ve Rusya’nın aynı anda karşımıza dikildiği bir dış konjonktür yaşıyoruz. Elbette buralarda Hükûmetin geçmişte yaptığı hatalar vardır ancak bunların tamamını Hükûmetin, izlediği yanlış politikalarla açıklamak da mümkün değildir. Bu karşı duruşu, yani biz bunu, Amerika’nın ve Rusya’nın karşımıza birlikte dikilmesini en son yüz yıl önce gördük arkadaşlar. Bugün eğer Türkiye yine böyle bir durumla karşı karşıyaysa bunu iyi analiz etmemiz lazım. Türkiye 15 Temmuzda işgalin eşiğinden dönmüştür dolayısıyla zaman, sokağı karıştırmanın zamanı değildir, zaman birlik ve beraberlik zamanıdır; bu ülke için yapay anlaşmazlıkları, cepheleşmeleri bir tarafa bırakarak birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz gerekmektedir.

Tabii, bundan sonra, yeni dönemde, önümüzdeki dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapması gereken epeyce iş olacaktır. Bir defa, uyum yasaları çıkarılacaktır. Uyum yasalarında biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunların en demokratik şekilde, milletimizin faydasına olacak şekilde çıkması konusunda bir defa elimizden gelen her şeyi yapacağız. Özellikle burada şunu ifade etmem gerekir ki bu referandumda “hayır” oyu kullanan vatandaşlarımızın demokrasiye ilişkin kaygılarını da giderecek şekilde bir anlayış içerisinde bu uyum çalışmalarının yapılmasının son derece faydalı olacağını düşünüyorum. O vatandaşlarımız da bir süre sonra göreceklerdir ki yapılmak istenen şey, gidilmek istenen yolun diktatörlük değil, daha demokratik ve demokrasi standartları yükseltilmiş bir Türkiye olacağını o arkadaşlarımız da milletimiz de görecektir. O anlamda biz üzerimize düşeni yapacağız, Meclisimize de çok önemli görevler düşmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin bekası için siyasi uzlaşma hukukuna ilkelerimiz ve ülkülerimiz çerçevesinde bağlı kalacağız, bunu da ifade etmek isterim.

Şimdi, tabii, bundan sonra yapılması gereken diğer husus da -uyum çalışmalarının dışında- toplumun ciddi, bekleyen sorunları vardır; ekonomik hayata ilişkin, sosyal hayata ilişkin, toplum kesimlerinin bekleyen sorunları vardır. İşte, en son ocak ayı işsizlik rakamı ortada, Türkiye'de 4 milyona yakın işsiz var, yüzde 13’e çıktı işsizlik oranları. Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal hayata ilişkin, sorunların çözümüne ilişkin reform mahiyetli çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yapmak durumundayız. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak toplumun hayrına olacak bütün işlerde desteğimizi vereceğimizi şimdiden ifade etmek isterim.

Onun dışında, tabii ki önümüzde -birazdan OHAL kapsamında da değineceğim aslında ama şu anda yeri gelmişken söylemenin de belki faydası var- bu FET֒nün siyasi ayağına ilişkin mücadelenin de artık başlatılması lazım. Yani yarından tezi yok, bu mücadele, siyasi ayağa ilişkin mücadele milletvekili düzeyindeyse milletvekili, belediye başkanları düzeyindeyse belediye başkanları, il genel meclis üyeleri, ilçe teşkilatları, il teşkilatları, hangi düzeydeyse bütün siyasi partiler içerisinde bu mücadelenin başlatılması lazım. Bu, toplumumuzun beklediği ve işin olmazsa olmazıdır. Eğer Türkiye’de hâlâ riskler giderilmemişse toplumda FET֒cü olup da itibarlı şekilde dolaşan insanların maskesinin düşürülmesi gerekir. Bu konuda da Hükûmetin bir an evvel adım atması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; şimdi de OHAL’in uzatılmasına ilişkin değerlendirmelerimi sizlerle paylaşacağım.

Tabii, defalarca söyledik, 15 Temmuzda Türkiye çok büyük bir ihanet girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu hain saldırı bütün siyaset kurumlarına, Türk devletinin kuruluş esaslarına ve son tahlilde milletimizin tamamına yapılmıştır. Yaşanan olağan dışı gelişmeler sonucunda Anayasa’nın 120’nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu 21 Temmuz 2016 gününden itibaren üç ay süreyle OHAL ilan etmiştir. Bu, daha sonra iki defa da doksanar gün süreyle uzatılmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu üç kararı da Türkiye Büyük Millet Meclisinde destekledik. Çünkü ülkemizde olabilecek en olağan dışı durum meydana gelmiş, Türk devletini ve Türk milletini hedef alan bir saldırıya devletimiz ve milletimiz maruz kalmıştır. Bu alçak kalkışmayla yapılacak mücadelenin de ancak olağanüstü hâl şartlarında mümkün olabileceği değerlendirilmektedir.

Olağanüstü hâl, millete pusu kuran ve devlete ağır zayiat verdirmek isteyen odaklara karşı bir güvence ve anayasal bir tedbir olarak görülmüş, toplumsal huzurun temini ve asayişin sağlanması maksadıyla Türkiye’nin beka düzeyinde tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde devletin elinin güçlendirilmesi istenmiştir.

FET֒yle birlikte PKK, IŞİD ve diğer terör örgütlerinin kamudaki yapılanmalarının da ortaya çıkarılması ve bunlarla irtibatı ve iltisağı bulunanların görevlerine son verilmesi için daha etkili bir mücadele yürütülmesini de gerekli görmekteyiz.

Bu arada, hemen yeri gelmişken söyleyeyim: Bu PKK, IŞİD, DHKP-C’nin şehir örgütlenmelerinin, büyükşehir örgütlenmelerinin üzerine henüz gidilmemiştir. Büyükşehirlerde bütün operasyonların yapıldığı terör yuvalanmaları vardır. Bunların üzerine de bir an evvel gidilmesi gerekmektedir.

Tabii, bu mücadelede hem FET֒yle hem de diğer terör örgütleriyle yapılan mücadelede de milletimizin mağdur edilmemesi lazım, masum insanların mağdur edilmemesi lazım. Bunlarla ilgili, özellikle FETÖ kapsamında yapılan mücadelede ciddi şikâyetler gelmektedir; bunlara birazdan değineceğim. Yapılan tespitlerin soruşturmaya dayanması ve soruşturma süreçlerinin somutlaştırılması gerekmektedir. Yeterli inceleme ve soruşturma yapılmadığı için boşu boşuna kimsenin itibarıyla ve saygınlığıyla oynanmamalıdır. İtiraz mekanizmaları sağlıklı bir şekilde ve talepler ciddiye alınarak işletilmeli, bu doğrultuda ortak bir usul belirlenmelidir. Kamu kuruluşları arasında çok farklı usuller vardır, değişik mahkemeler, çok değişik, farklı uygulamalar yapmaktadır, bu işin de bir standardı yoktur. “Olan yine garibana oldu.” düşüncesinin toplumda hâkim olmasının mutlaka önüne geçilmesi gerekmektedir. Haksız ve mesnetsiz yere açığa alınan veya ihraç edilenler mağduriyet yaşamadan eski konumuna getirilmedir. Bu anlamda, OHAL’in bir defa daha uzatılması bir fırsat olarak kullanılmalıdır yoksa haksız yere ihraç edilenlerin geriye döndürülmesinin tamamı mahkeme kararıyla olsun istersek bu ayları, yılları bulacak bir süreçtir veya bunlar için, hepsi için de kanun çıkarma imkânımız olmadığı için OHAL’in yeniden uzatılmasını, bu haksız ihraçların iadeleri için bir fırsat olarak da kullanılması lazım. Bu konuda da burada Hükûmeti bu anlamda ikaz etmek istiyorum.

Tabii, devletimiz bu tespitlerin hepsini yapacak, doğruyu yanlışı birbirinden ayıracak ve gerçek suçluyu yakalayacak potansiyele sahiptir, güce sahiptir yeter ki burada yönetsel hatalar yapılmasın, yöneticiler, siyasiler veya işte bürokratlar kendi kaygılarıyla, kendi kişisel hesapları yüzünden milleti mağdur etmesinler, siyasi ve ideolojik koruma anlayışı içerisinde hareket edilmesin ve ispiyon fırsatçılığına izin verilmesin. Bunlara ilişkin toplumumuzda çok ciddi eleştiriler, çok ciddi şikâyetler bulunmaktadır. Bunu mutlaka buradan ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, FET֒nün devlete yoğun bir şekilde sızmaya, devleti ele geçirmeye çalıştığı sırada yapılan ikazlara rağmen bunun fark edilmemesi ya da görmezden gelinmesi öngörüsüz bir yönetimin sergilendiğini de göstermektedir. Bu nedenle ülke yönetiminde gösterilen zaafın tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması, kastı ve ihmali olan her alandaki sorumluların tespit edilmesi, Türkiye’nin ve Türk milletinin huzurlu ve güvenli geleceği ve güçlü bir demokrasinin inşası için gerekli bulunmaktadır. Demokrasimizin üzerinde dolaşan kara bulutları kovmak ve antidemokratik eğilimlerin önünü kesmek siyasetçilerin önde gelen sorumluluğudur.

Bugünlerde birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmemiz gerektiğini az önce zaten ifade ettik. Bu, tarihî bir zorunluluktur. Zira devletin ve milletin bekası için her türlü siyasi gayenin üzerine geçmesi gerekmektedir. Adaletin gecikmeden tecelli etmesi ve adil yargılama hakkına titizlikle uyulması hukuk devleti olmanın bir gereğidir. Bu anlamda, dokuz aydır devam eden olağanüstü hâl uygulaması sırasında vatandaşlarımızın karşılaştıkları sorunlar ve taşıdıkları endişelere işaret etmek istiyorum. Bunlardan bazıları şunlardır:

Adaletin tesisine ilişkin kaygılar; Adaletin ve yargılamaların gecikmesi, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, kamu görevlilerinin somut bulgulara dayanmadan görevine son verilmesi, savunma hakkının gözardı edilmesi, asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı işlem yapılması; alt düzeydeki görevlilerle uğraşılırken üst düzey görevliler ve siyasetçiler ile 15 Temmuzun lider kadrosu ve yurtta sulh konseyinin üyeleri hakkında bir işlem yapılmaması; OHAL kapsamına girmediği hâlde kanun hükmünde kararnamelerle farklı konularda da düzenleme yapılması; kripto olarak görevlerine devam eden FET֒cülerin bulundukları yerlerde kasıtlı, yanlış yönlendirilmesiyle oluşan mağduriyetler.

Bunlar bizim vatandaşımızın sıkça ifade ettiği ve bizim sahada karşılaştığımız çok önemli şikâyetlerdir. Bu konunun mutlaka üzerine gidilmesi lazım. Ben buradan hem Hükûmetimizi hem de yöneticilerimizi bu anlamda uyarmak istiyorum.

Uygulamanın, özet itibarıyla, hukuk ve adalet anlayışını egemen kılarak haklıyı haksızı, suçluyu suçsuzu birbirinden ayıracak adil bir yönetim anlayışıyla ortaya çıkarılması bir zorunluluktur. Bu anlamda ortaya çıkan bazı mağduriyetlere de yer vermek istiyorum. Özellikle, aslında darbe girişimiyle çok fazla alakası belki olmadığı hâlde veya herhangi bir inisiyatif kullanma imkânı olmadığı hâlde hâlen tutuklu bulunan bir kısım erler vardır, tutuklu bulunan askerî öğrenciler vardır. Bunların tutukluluklarının çok fazla bir anlamı yoktur. Bunlar talimat alarak, hatta ne olduğunu bilmeden, işte, sahaya indirilmiş insanlardır, askerlerimizdir, gençlerimizdir. Bunlara karşı yargı makamlarının biraz daha dikkatli davranması gerekir diye düşünüyorum.

Hak kaybına uğramış 15 bini aşkın öğrenci vardır, askerî öğrenci vardır. Bu gençlerimizin geleceğini karartmamak lazım. Onların tamamını hak kaybına uğratmak yerine ciddi bir güvenlik soruşturması yaparak içerisinde FET֒cü olanlar varsa veya diğer terör örgütleriyle irtibatı, iltisakı olanlar varsa bunların elenmesi gerekir. Hepsinin, tamamının toptan hak kaybına uğratılması hiçbir şekilde doğru bir uygulama olmayacaktır.

Yine, diğer taraftan, yasal bir sendika yüzünden -başka hiçbir irtibatı olmadığı kaydıyla söylüyorum- veya bilinçsiz bir kısım banka hareketleri yüzünden ihraç olunan, açığa alınan memurlarımız var. Bunlara ilişkin de daha sağlıklı soruşturma yapılarak işin üzerine gidilmesi lazım. Bu ihraçlar kamuoyunun vicdanını rahatsız etmektedir. Bunun üzerine gedilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Belki -burada Sayın Bakanımız da var- şunu da ifade etmem lazım: Bir de hukuki olmayan, kanuni olmayan bir kısım uygulamalar da var. Örneğin, işte bu FET֒yle irtibatından dolayı bir tane kamu görevlisi diyelim ki ihraç edildi devletten, doğru olduğunu düşünelim. Şimdi, buna ilişkin başka bir uygulama yapılmıyor. Eğer bir suç varsa ortada bunu hapse atın. Herhangi bir adli takibat yok, idari takibat yok, tamamen ihraç edilmiş, sen yoluna ben yoluma denilmiş. Şimdi, bu insanlardan bazıları özel sektörde çalışmak istiyor. Kolay kolay zaten kimse iş vermiyor ama hadi iş vermeyi göze alanlar, asgari ücretle bir yerde çalışmaya razı olanlar var. Bunların SGK’ları açılmıyor, sisteme girilmiyor, anayasal bir hakları elinden alınıyor. Yani bu insanları, tamam, devletten ihraç ediyorsunuz, bunun şimdilik haklı olduğunu düşünelim ama diğer taraftan, eğer bir suçu yoksa yani adli takibatı gerektirecek bir durum yoksa bu insanlarımızın özel sektörde çalışmasının önüne geçmenin bir mantığı yoktur. Bu insanlar terörist mi olsun, ne olsun? Dolayısıyla buradaki bu idari bir problemdir, belki Hükûmetin de bundan haberi yoktur. Bu anayasal hakkın bu insanların elinden alınmaması lazım.

Bu tür kanun dışı uygulamalarla bir yere gitmek mümkün değildir. Bunlara çok dikkat etmemiz lazım. Yaptığımız işin, mücadelenin tamamen meşru olması lazım. Meşru olmayan mücadele yolları terör örgütünü besleyecektir, terör örgütünün elini ovuşturmasına neden olacaktır ve Türkiye Cumhuriyeti devletine ve milletine zarar verecektir. Uluslararası mahkemelerde yarın bir gün bunların tazminatlarıyla uğraşmakla biz baş edemeyiz. Dolayısıyla haklı mücadelemizde haksız duruma düşmenin hiçbir anlamı yoktur. Sonuna kadar mücadele edilmelidir. Ancak, mücadele edilirken de hukuk ilkeleri çerçevesinde, hukuk kuralları çerçevesinde kalınmalıdır.

Nihai olarak, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, başta FETÖ, IŞİD ve PKK olmak üzere, terörün kökü kazınana kadar, FET֒yle hesaplaşma bitene kadar, devletin elini güçlendirmek için olağanüstü hâlin üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin tezkereye olumlu oy vereceğimizi ifade ederek Genel Kurulun siz değerli üyelerini saygılarımla selamlıyorum efendim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Mithat Sancar konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Pazar günü referandum yaşandı. Çok tartışmalı bir süreçti. İsterdik ki sonu tartışmalı olmasın, adil olsun ama öyle olmadı. Hem sürecin kendisi hem referandumun sonucu ağır şaibeler altındadır, büyük meşruluk sıkıntılarıyla yüklüdür. Bunları çok kısa aktaracağım ve konuyu olağanüstü hâlle bağlantılı hâle getirip anlatmaya devam edeceğim.

Bir defa bu tür süreçlerde üç ana meşruiyet ölçütü uygulanır, daha fazlası da mümkündür ama ben ana meşruiyet ölçülerini söyleyeyim: Bir önemli Anayasa değişikliği yapılıyor, sistem değiştiriliyor. Bu değişiklik Mecliste kabul ediliyor ve referandum süreci başlıyor. Öncelikle bunun şeklen meşru olması gerekiyor yani mevcut kanunlara uygun yürümesi lazım sürecin ve seçimin kendisinin. Bu konuda süreçte çok büyük ihlaller yaşandı. Bizim, partilerin “hayır” cephesinin, partimizin ve “hayır” cephesinin diğer pek çok unsurunun yasal ve anayasal haklarını kullanmaları engellendi. Ben kendim de sahada bu çalışmaların içinde bulundum, pek çok şehri arkadaşlarımla birlikte gezdim, pek çok yerde keyfî uygulamalarla karşılaştım. Oysa sürecin kanunlara uygun işleyebilmesi için Anayasa’nın tanıdığı bütün hakları, propaganda ve toplantı haklarını diğer partiler ama en başta Hükûmet partisi kadar rahat kullanmamız gerekiyordu. Öyle yapılmadı. Toplantılarımızın olduğu şehirlere girerken seçim otobüsümüz durdurulup bazen saatlerce arandı. Milletvekilleri hariç diğer bütün görevlilerin kimlikleri kontrolden geçirildi. Sorduk: Gerçekten, eğer AKP otobüsü olsaydı bunu yapmaya cesaret eder miydiniz? Tabii, buna cevap vermelerini beklediğimiz yok oradaki görevlilerin. Size soruyorum: Bir tek yerde otobüsünüz, AKP’nin otobüsü durduruldu mu? AKP’nin seçim çalışması yürüten görevlilerinin “kimlik kontrolü” adı altında saatlerce bekletilmesi söz konusu oldu mu?

Bir anekdot gibi bir yaşanmışlığı aktarayım. Siirt’e gideceğiz, seçim otobüsündeyiz; milletvekilleri ve parti çalışanları var ama vali bizim Kurtalan ilçesinde araçtan inip ilçe binası önünde halkla buluşmamızın yasak olduğunu söyledi. Açtım telefonu, sordum: Neden sayın vali, neden? “Efendim, burada miting yasağı var, toplantı gösteri yasağı var.” dedi. Oysa birkaç gün önce Bilal Erdoğan orada bir mahalle kapatılacak şekilde bir toplantı yapmıştı.

İkincisi, şunu söyledi Siirt Valisi: “Efendim, siz öyle ‘halk buluşması’ adı altında miting yasağını dolanıyorsunuz.” El insaf. Siirt Valisinin kendisi “açılış törenleri” adı altında yapılan mitinglere Cumhurbaşkanı ve Başbakanla birlikte katılabiliyor, bu, seçim yasağını delmek olmuyor, seçim yasağını dolanmak olmuyor ama bizim halkla buluşmamız seçim yasağını, daha doğrusu olağanüstü hâl yasağını dolanmak oluyormuş. Israr ettik, izin vermediler; aracımızdan inmedik arkadaşlar, inemedik; yüzlerce, binlerce insan toplanmıştı, kendileriyle buluşamadık. Sayısız örneğini sadece kendi tecrübemden hareketle verebilirim.

Anayasa’ya aykırıydı bu yapılanlar ama ahlaka da etiğe de aykırı. Neden? Biz kendi imkânlarımızla bütün bu zorluklara rağmen, adil bir yarış olsun diye ve sonuçlar adil çıksın diye çalışma yürütüyoruz; Cumhurbaşkanı, mevcut Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı bir taraf gibi sahada geziyor, günde üç dört kere canlı yayınlara çıkıyor. Kullanılan bahane: Açılış törenleri. İnanıyor musunuz? O açılan tesisler yeni mi açılmıştı? Cumhurbaşkanı sırf açılış töreni yapmak için mi gitti oralara? Başbakan sırf açılış törenleri yapmak için mi gitti oralara? Hayır. Dolayısıyla etik kurallara aykırı bir seçim süreci yaşadık. Üstelik bu gezilerin tamamı devlet bütçesinden karşılandı. Bu, haram paradır arkadaşlar. Bu parayla seçim kampanyası yürütmek haramdır.

Muhalefet türlü engellerle karşılaşacak ama Cumhurbaşkanı, sadece Cumhurbaşkanı değil, defalarca Sayın Numan Hoca “açılış törenleri” adı altında canlı yayınlara çıkacak ve “Adil bir seçim sürecini, çok şükür, yürütmeyi başardık.” diyecek. Numan Hocadan burada gerçekten bir parça daha insaf beklerdim. Her şey bu kadar açıkken böyle bir iddiada bulunabilmek için etik kuralları biraz fazla zorlamak gerekiyor.

Devam edelim. “Toplumsal meşruiyeti de yoktur bu referanduma sunulan Anayasa değişikliğinin.” diyoruz. Neden? Anayasalar, toplumsal bütünleşmeyi barış ve demokrasi içinde sağlamak için yapılırlar. Oysa getirilen değişiklik ve bu değişikliğin getirilme sürecinde izlenen politikaların tamamı toplumu ayrıştıran bir niteliğe sahipti. Önce “’Hayır’ verenler teröristtir.” dediler, sonra tevil etmeye çalıştılar. Ağır sözler kullanmak âdetim değildir, gerçekten istemem ama zırva tevil götürmez arkadaşlar. Yani, baştan itibaren “hayır”ları, “hayır” cephesini terörist sayacaksınız, sonra “Yok, öyle demedik de teröristler de ‘hayır’ diyor.” diyeceksiniz. Sonra, “Haşa, herkes eşittir.” diyeceksiniz ve bütün bunları yaparken utanmayacaksınız orada laf atanlar -ona söylüyorum, bütün AKP’ye, burada oturan milletvekillerine değil, laf atana söylüyorum- bütün bunlar olurken utanmayacaksınız, öyle mi?

Bakın, arkadaşlar, bu topluma “Köprüler yaptık.” diyerek bu referandumda kampanya yürüttünüz ama fiziksel köprüleri yaptınız, doğru; toplumsal köprüleri çökerttiniz, toplum kesimleri arasında köprüleri tahrip ettiniz. Sürekli kavga dili, sürekli ötekileştiren bir dil, sahada sürekli tek taraflı, tek kale maç oynama yöntemi ve bütün bunlardan sonra “Adil bir referandum süreci oldu.” diyeceksiniz. Hayır arkadaşlar, bu süreç baştan aşağı demokratik meşruiyetten yoksundu.

Şunu söylemeye bile gerek görmüyorum, hepinizin çok iyi bildiği bir şeydir: Bu partinin eş genel başkanları cezaevinde tutuluyor. Biz, dokunulmazlıklarla ilgili Anayasa değişikliği yapılırken uyardık, Meclisi uyardık, kamuoyunu uyardık, “Bakın, bu değişiklikten sonra önünüze -başkanlık sistemi ya da cumhurbaşkanlığı sistemi, adına ne derlerse desinler- bir değişiklik getirecekler. Bu değişikliği bu Meclisten ve referandumdan daha rahat geçirmek için dokunulmazlıklarla ilgili bu Anayasa değişikliğini şimdi öne sürüyorlar. Bir adım sonrası sistem değişikliği referandumudur.” dedik, maalesef burada Meclise bunu anlatamadık, nitekim öyle oldu.

Sayın Erdoğan, kendisiyle cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışan ve o meydanlara coşku, heyecan, neşe ve umut veren Sevgili Başkanımız Demirtaş hapisteyken bir kampanya yürütülmesini içine nasıl sindirdi? 3 seçim eş başkanlarımız meydanları dar ettiler. Şimdi siz en güçlü, en etkili rakibinizi içeri tıkacaksınız eften püften gerekçelerle, ondan sonra da “Adil bir seçim kampanyası yürüttük.” diyeceksiniz. Adaletsizdi, dibine kadar adaletsiz bir süreçti. Sahadayken çalışma yaptığımız sırada gözaltına alınan milletvekilleri oldu. Sayısız sandık görevlisi talebimiz iptal edildi, sandık görevlisi olmaya hazırlanan arkadaşlarımız tutuklandı. Pek çok yerden sayısız ihlal iddiası geldi. Bunları incelemek üzere köylere heyet göndermeye çalıştık. Giden heyetteki arkadaşlar gözaltına alındı.

Açık söylüyorum, eğer vicdanlarınızda da bu “evet”i yerleştirmek istiyorsanız bu ihlal iddialarının tamamını kamuoyuna inandırıcı bir biçimde açıklamak zorundasınız. Bu şüpheleri kaldırmadığınız sürece bu seçim süreci ve sonucu meşru olarak kabul edilmeyecektir.

Evet, itirazlar karara bağlanabilir; evet, Yüksek Seçim Kurulu bir karar verebilir. Bu şekli bir geçerlilik sağlar. Şeklen, kanunen geçerli bir sonuç ortaya çıkar ama bu sonucun ve bu sürecin siyasi meşruiyeti, toplumsal meşruiyeti yoktur.

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı hâlâ açıklayamıyor neden mühürsüz oyları geçerli saydıklarını. Saat on altıyı yirmi geçe toplanıyor YSK Genel Kurulu seçim günü ve apar topar AKP temsilcisinin talebi üzerine bir karar aldığını söylüyor. Ortada bir karar yok, bir karar metni yok, sadece bir cümlelik bir duyuru var YSK sitesinde, duyuru. “Karar aldık.” demiyor, şunu diyor o duyuruda: “Mühürsüz oylar geçerli sayılacaktır.” Gerekçe… Daha önceki içtihatlarınız ortada. Arkadaşlarım örneklerini verdiler, Bitlis’in Norşin ilçesindeki seçim iptalinin bir mühürsüz oy yüzünden gerçekleştiğini belirttiler. Buna benzer pek çok örnek var. 2014’te AKP’nin bu konudaki başvurusu var Yüksek Seçim Kuruluna, açıkça mühürsüz oyların geçersiz sayılması için ilke kararı talep etti AKP 2014’te ve bu karar da alındı. Şimdi, seçim başlamış, bitmiş bir bölgede, oylar sayılmaya başlanmış, birden Yüksek Seçim Kurulu karar değiştiriyor. Tekrar ediyorum: Bu mühürsüz oyların hangi illerde kullanıldığını, sayısının ne kadar olduğunu açıklamadan, inandırıcı, objektif bir şekilde ortaya koymadan bu seçimin meşruiyetini kabul ettiremezsiniz. Eğer YSK bu konuda inandırıcı, objektif verilerle hangi illerde ne kadar mühürsüz oy kullanıldığını açıklamazsa ağır bir toplumsal ve siyasal meşruiyet sorunu bu referandum sonuçlarının üzerinde ebediyen duracaktır.

Tekrar bu meşruiyet meselesinin bir başka boyutuna dikkat çekeyim. Anayasalar toplumsal birlikteliği barış ve demokratik kurallar temelinde sağlamak için yapılırlar. Yüzde 51’e dayanan bir çoğunlukla bu kadar güçlü bir sistem değişikliği, bu kadar önemli bir sistem değişikliği yaparsanız bunun meşruiyeti kalmaz. Aranızda, Demokrat Parti geleneğini iyi bilen milletvekilleri vardır ve burada Adalet Partisi geleneğini de iyi bilen arkadaşlarımız, değerli meslektaşlarımız var. 1961 Anayasası için en büyük sorun neydi Sayın Hocam? En büyük sorun, oylamada sürecin adil olmaması, oyun yüzde 61’e ancak çıkabilmesiydi. Adalet Partisi yirmi yıl boyunca “1961 Anayasası meşru değildir.” dedi, iki gerekçeyle: Kampanya yürütme konusunda Adalet Partisi yasaklanmıştı ve çevresi -yani DP çevresi demek istiyorum- “Sadece yüzde 61 oy çıktı.” demişlerdi. Yüzde 51 oy çok çürük bir temeldir arkadaşlar, güçlü bir sistem değişikliği için. Bu çürük temel üzerine bu kadar devasa bir binayı inşa edemezsiniz, edemezsiniz. Yol uzak değil, öncelikle meşruiyet tartışmasını açıklığa kavuşturmanız gerekiyor; bu sizin görevinizdir, YSK’nın görevidir.

Öte yandan, toplumsal mutabakat aramaya başlamanız gerekiyor. “Ben yüzde 51’le geçirdim, millî irade burada tecelli etmiştir.” sözlerinin hiçbir inandırıcı tarafı yoktur. Millî irade milletin iradesi değil midir? Millet, burada yaşayanların yüzde 100’ünü kapsamaz mı? Sadece yüzde 51 millet sayılıyorsa millî irade anlayışına göre, kusura bakmayın ama bu 1700’lerde kaldı, geçti. Eğer güçlü bir anayasa değişikliği yapmak istiyorsanız demokratik kurallara uyacaksınız, toplumsal mutabakat arayacaksınız, şaibeli, çok şaibeli bir yüzde 51’i fırsat saymayacaksınız.

Zamanım azalıyor, tekrar olağanüstü hâl meselesine geleyim. Sayın Hocam, Numan Hocam, “OHAL sayesinde gayet şeffaf ve adil bir süreç yürütüldü.” dediniz. Buna inandığınıza inanmak isterdim. Pek çok yerde “Hayır.” çalışmaları engellendi, toplantılar yasaklandı, gözaltılar oldu ve demin saydığım etik ihlaller yani Hükûmetin ve Cumhurbaşkanının devlet kaynaklarını tek taraflı kullanarak bir kampanya yürütmesi söz konusu oldu.

Televizyonlara bakın. Ya, biz milletin iradesiyle gelmedik mi kardeşim? Buradaki 6 milyonu, bize oy veren 6 milyonu milletin parçası saymıyor musunuz? Eğer sayıyorsanız biz de millî iradenin temsilcisiyiz. Nerede devlet televizyonlarının bize uzattığı mikrofonlar? Nerede bizim görüşlerimizi anlatacağımız medya? Tamamını yasakladıktan sonra bir seçim süreci yürüteceksiniz ve “Millî irade tecelli etti.” diyeceksiniz. Ya bu ülkenin yüzde 50’ye yakın kısmını milletten saymıyorsunuz böyle söylerken ya da gerçekten bir fırsatçılık yapıyorsunuz. Ülkenin geleceğini böyle bir temele oturtmaya kimsenin hakkı yok.

“Olağanüstü hâlin muhatabı halk değil.” dedi biraz önce sayın hocam. 120-130 bin insan işinden atıldı, binlerce dernek kapatıldı, binlerce gazete, binlerce yayın organı kapatıldı. Her an gözaltına alma tehdidi yaşayan milyonlar var, gözaltına alındığında da günlerce keyfî olarak tutuluyor. Ezkaza gözaltındakilerin tahliyesine bir savcı ve hâkim birlikte talep ve karar verirlerse derhâl kanun hükmünde kararnameyle görevden alınıyorlar ve burada, halka hiçbir şey olmamış diyeceğiz.

Şimdi, Sayın Hocam, ya herkesi bu halkın parçası saydığınızı kanıtlayacaksınız ya da OHAL uygulamaları bu ülkeyi, bu ülkenin insanlarını, bu toplumu bölüyor, kabul edeceksiniz. Daha pek çok şey söylediniz: “Hayat normal sürüyor.” Ya, bizim gezdiğimiz yerlerde hiçbir normal şey görmedik. Galiba iktidar taraftarlarına her şey normal. Zaten olağanüstü hâl de iktidarın nimetlerinden daha iyi yararlanmak için getirildi.

Bir son nokta: Almanya ve Fransa’yı katmanız sizi güçlendirmez, çok zayıflatır bu örneklerle. Affınıza sığınarak, mahcubiyetle söylüyorum, bu konuda kitaplar yazmış bir akademisyenim, Almanya’nın tarihini ve hesaplaşma sürecini sayısız yazıyla, Türkçede de bulabileceğiniz yazılarla anlattım. Öncelikle, Almanya’da o tasfiyelerde yöneticiler hedef alındı, o kararların altında haklı-haksız görevden alınan kamu görevlileriyle ilgili işlem yapılmadan önce o dönemin yöneticileriyle ilgili işlem yapıldı. Siz o insanları kamuya alan hangi bakan hakkında işlem yaptınız? Nerede siyasi sorumluluğun örnekleri? Ortada hiçbir şey yok. OHAL’i bu referandumu geçirmek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Bir dakika daha rica edeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Öyle anlaşılıyor ki…

Bir de Sayın Hocam, size hatırlatmama izin verin: 21 Temmuz, Ankara’da televizyon ve gazete temsilcileriyle bir basın toplantınız var, “Biz üç ay ilan ediyoruz ama üç ay sürdürmeyeceğiz, en fazla bir buçuk ayda bu olağanüstü hâli kaldırmayı hedefliyoruz.” dediniz. Sonra, şimdi sayısız tehdit örneği sunuyorsunuz. Kusura bakmayın, o açıklamanızı hatırlayıp onunla ilgili bir düzeltme, doyurucu bir açıklama yapma göreviniz var Sayın Bakan.

Ayrıca, biz sahada engellenirken sizi de aradım, İçişleri Bakanını da aradım, kimse cevap vermedi bize, oysa sizinle daha önce başka konularda da diyalog kurardık. Bunları da hatırlatayım ve şunu söyleyeyim: Bu ülkenin barışa, demokrasiye, siyasal diyaloğa, toplumsal mutabakata ihtiyacı var. Bu referandum bunların hepsini tahrip ediyor.

Saygılarımla efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sancar.

Sayın Bakanın söz talebi var.

Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Sancar’ın hatırlatması için şunu ifade etmek isterim: İlk olağanüstü hâli ilan ederken samimi düşüncemiz oydu yani üç aylık bir süre için olağanüstü hâl ilan edildi ama işimizi bitiririz, FETÖ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadelemizde artık daha bir olağanüstü hâle ihtiyaç kalmaz. Fakat işin içine girdikçe, FET֒yle olan bu mücadele devam ettikçe gördük ki şu an için dahi karda yürüyüp izini belli etmemiş çok sayıda bu grupla irtibatlı, iltisaklı insanlar var ve bunların devletin içerisinden temizlenmesi de bir sorumluluktur, Hükûmetin hükmetme sorumluluğudur. Dolayısıyla bir ihtiyaca binaen… Yani başta öyle düşünüyorduk, öyle olmasını ümit ediyorduk, o şekilde yola başladık, çıktık ama baktık ki meselenin aslı öyle değil. Ta 1975’te harp akademilerinin, harp okullarının sorularını çalmış olan bir örgütten bahsediyoruz ve hâlâ devletin en ince noktalarına kadar girmiş, belki oralarda kendilerini saklayan örgütlerden bahsediyoruz.

Konuşmamda da ifade ettim, Türkiye’nin gerçekten demokrasisini, birliğini, dirliğini yok etmeye çalışan çok sayıda terör grubundan bahsediyoruz. Dolayısıyla, mücadelenin zarureti dolayısıyla sürmüştür. Başlangıçtaki samimi niyetimiz hakikaten öyleydi, bu işi en kısa süre içerisinde bitirip Türkiye demokrasisinin normal bir şekilde yürümesini sağlamaktı ama maalesef bir ihtiyaç dolayısıyla bu ortaya çıkmıştır. Bunu yüce heyetinize arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay’ın da söz talebi var. Bir dakika ona da süre vereyim.

Buyurun Sayın Akçay.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepimizin bildiği üzere, birkaç saat evvel Tunceli’de bir helikopterimiz bilinmeyen bir nedenle düşmüştü ve şimdi aldığımız bir habere göre de 7 polis, 1 hâkim, 1 asker ve 3 mürettebatımızın hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu elim kaza nedeniyle hayatını kaybeden polislerimize, hâkim, asker ve mürettebatımıza Allah’tan rahmet ve başta aileleri olmak üzere milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli’de yaşanan helikopter kazası nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de bu elim kazada hayatını kaybeden tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyoruz.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Levent Gök’e aittir.

Sayın Gök, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzda bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlarım.

Biz de az önce öğrendik; Tunceli’de düşen helikopterdeki 12 kardeşimizin -içlerinde asker var, polis var, mürettebat var, hâkim var- hayatlarını kaybettiklerine dair bilgiler, haber olarak artık düşmeye başladı bütün haber sitelerine.

Üzücü bir tablo, çok vahim bir tablo, bütün konuşma heyecanımızı üzerimizden alan bir tablo. Bir felaketle karşı karşıyayız. Bu tablo içerisinde hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize, bütün hepsine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Başbakanlık tezkeresi eğer Meclisimizden geçerse, tam bir yıllık bir süre içerisinde Türkiye olağanüstü hâl koşullarında yönetilmiş bir ülke olacak. Bu ayıp da bu iktidara, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

Sayın Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş az önce açıklamada bulundu “Biz, samimi olarak bu olağanüstü hâlin daha erken biteceğini düşündük.” diye. Ben, Sayın Numan Kurtulmuş’un ve iktidarın samimiyetine güvenmiyorum.

Sayın Numan Kurtulmuş samimi değilsiniz. Sizin bir özür borcunuz var. Siz, Başbakan Yardımcısısınız. Olağanüstü hâl konuşulmaya daha bu Meclise gelmeden önce ilk açıklamayı siz yaptınız ve üç aylık süre değil, kırk beş gün içerisinde olağanüstü hâli bitirmeyi planladığınızı ifade ettiniz. Siz nasıl plan yapıyorsunuz? Devleti yönetiyorsunuz. Neyi öngöremiyorsunuz? Yetki elinizde, her türlü devlet olanakları elinizde.

Kırk beş gün içerisinde olağanüstü hâli bitireceğinizi ifade etmediniz mi Sayın Numan Kurtulmuş? Olağanüstü hâl burada görüşülüyor, Başbakan Yardımcısı “kırk beş gün” diyor, Adalet Bakanı -ki ben bu Adalet Bakanını gerçekten merak ediyorum, aynı konuyu, farklı konu da olsa bir başka gün farklı savunuyor, bir başka gün farklı savunuyor- çıktı bu kürsüye, koskoca devletin Adalet Bakanı “Üç aylık süre için yetki istiyoruz, üç ay içerisinde bitireceğiz.” dedi. Başbakan söyledi, sonra siz “kırk beş gün”, Adalet Bakanı “üç ay”. Arkadaşlar, bir yıla uzuyor, bir yıla, ne hakla ve niçin?

“FETÖ terör örgütü” diyorsunuz. Doğrudur, bu FETÖ terör örgütünü eğer siz ortaya çıkarmak istiyorsanız, haydi bakalım Meclis Darbe Araştırma Komisyonu öncelikle bir açıklamasını yapsın, bunun siyasi ayaklarını bir görelim. Siz neden sıyrılmaya çalışıyorsunuz? Muhalefeti baskı altına al, sindir, haksız yere insanları ihraç et, tutuklamalar olsun.

İbrahim Kaboğlu’ndan ne istiyorsunuz? Türkiye’nin en saygın anayasa profesöründen ne istiyorsunuz? FET֒yle ilişkisi mi var onun, neyi var? Binlerce insanı mağdur ediyorsunuz ve sonunda ne yaptığınızı bilmiyorsunuz. Hükûmetin kafası karışık, iktidarın kafası karışık. 2 Kasım tarihinde Bakanlar Kurulu karar alıyor. 2 Kasım tarihinde aldıkları Bakanlar Kurulu kararıyla 15 kişiyi ihraç ediyorlar, o 15 kişiyi aynı Bakanlar Kurulu kararıyla tekrar görevlerine iade ediyorlar. Siz, Bakanlar Kurulunda birbirinize masal mı anlatıyorsunuz, hikâye mi anlatıyorsunuz? Ciddi bir iş yapın. Aynı Bakanlar Kurulu kararıyla nasıl 15 kişi hem ihraç edilir hem de göreve iade edilir? Dökülüyor, tel tel dökülüyor.

Tabii, Sayın Numan Kurtulmuş’u gerçekten izlerken hayretler içerisinde kalıyoruz. FET֒yle mücadele edeceklermiş, PKK’yla mücadele edeceklermiş(!) Bu Mecliste biz, Beşiktaş’ta bomba atıldığı zaman, 10 Aralık tarihinde Anayasa değişikliği teklifini verdiğinizde bas bas bağırdık, “Gelin bütçe görüşmelerini bırakalım, bizden terörle ilgili ne istiyorsanız her türlü yasayı getirelim.” Bize ifade edildi: “Bizim terörle ilgili bir yasa değişikliğine ihtiyacımız yok, biz mücadelemizi yapıyoruz.” Bunu diyorlar, Kayseri’de patlama oldu, 15 askerimiz öldü; Rus elçisi öldürüldü, her yerde patlamalar, onlarca kişi ölüyor. “E, biz size yetki verelim.” “Yetkiye gerek yok.” Şimdi diyor ki Sayın Numan Kurtulmuş: “Biz olağanüstü hâlden aldığımız yetkilerle terörle mücadele edeceğiz.” Siz hiçbir şeyle mücadele edemezsiniz çünkü samimi değilsiniz. İnsanları zaman içerisinde aldatan ve yanıltan açıklamalarda bulunuyorsunuz.

Bakın, değerli milletvekilleri; bu iktidar partisi bu ikircikli tavırlarıyla billboardlarda 1 Kasım seçimlerinde şöyle bir pankartı astı: “Olağanüstü hâl kalktı, baskılar bitti. Köyümde özgürce yaşıyorum.” Daha bir yıl önce. Şimdi, demek ki olağanüstü hâlde siz diyorsunuz ki: “Vatandaşlara baskı uygulanmaz.” E, o billboardlarda ne diyorsunuz? “Ben olağanüstü hâli kaldırıyorum, baskı bitiyor, özgürce yaşıyorum.” Peki, şimdi ne yapıyorsunuz, tam bir yıllık bir süre içerisinde? İnsanları inim inim inletiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu ülkenin bir Cumhurbaşkanı var, elbette bu Cumhurbaşkanının da Başbakanlık yaptığı bir dönem var. Tarih, 22 Haziran 2010. Size bir metin okuyacağım, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarımız da dikkatle dinlerlerse sevinirim. Konuşan kişi şöyle diyor değerli arkadaşlarım, olağanüstü hâlle ilgili: “Terör örgütü Şemdinli’de vuruyor, istismarcılar anında Ankara’dan ses veriyor. Terör örgütü, yeniden OHAL ilan edilsin, Türkiye yeniden 1990’ların Türkiye’si olsun, Türkiye üçüncü dünya ülkesi gibi görünsün diye kanlı eylemler yapıyor; Ankara’dan birileri, anında terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyor -MHP’ye söylüyor bunu- malum muhalefet partisi ‘OHAL ilan edilsin.’” diyor…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kim söylüyor bunu?

LEVENT GÖK (Devamla) –…ve devam ediyor diyen kişi: “O, sizin karakterinizde var. Bizim iktidarımızın karakterinde OHAL yok. O, sizin aczinizin gereği. Terör istatistiklerinden olağanüstü hâl dönemlerinde terörün zirve yaptığını göreceksiniz. Olağanüstü hâl terörü derinleştirdi, halkı mağdur etti, terörün istismar zeminini güçlendirdi. Olağanüstü hâl istemek, terörün diline teslim olmaktır.” (CHP sıralarından alkışlar) Kim söylüyor bu sözü? Zamanın Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söylüyor. Neymiş? Olağanüstü hâl istemek, terörün diline teslim olmakmış.

Sayın Kurtulmuş, yani kalkın bunları bir açıklayın. Nasıl bir iktidar bu? Bir gün öyle, bir gün böyle; yanar döner bir iktidar. Sayın Numan Kurtulmuş, bir gün kırk beş gün diyor, bugün kalkmış… Hiç olmazsa bunu siz savunmayın. Yani ben öyle bir sözü söylesem şurada gelip kürsünün önünde bu olağanüstü hâli savunacak yüzü kendimde bulamam. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım? Böyle bir tablo içerisinde biz sizlerin neyinize güveneceğiz, nasıl güveneceğiz? Bir gün öyle söyle, bir gün böyle söyle.

Değerli arkadaşlarım, olağanüstü hâl döneminden örnek veriyor “Fransa’da da var, Belçika’da da var.” diye; verdiği örnekler yanlış, nasıl olduğu belli değil. Fransa’da İnsan Hakları Sözleşmesi var, Siyasal Haklar Sözleşmesi var, onlar da Birleşmiş Milletlere bildirdiler, tam 3 maddede çekince koydular “Biz insanların haklarını mahremiyet, özel hayatın gizliliği, seyahat özgürlüğü gibi konularda kısıtlayacağız.” diye. Biz tam 27 ana maddenin 13 tanesinde kısıtlama getirdik halkımıza. İfade özgürlüğü var, toplanma ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü var, her şey var. Yani siz Fransa’yla nasıl kıyaslıyorsunuz? Fransa bildirmiş, 3 maddede kısıtlıyor insanların özgürlüğünü, Türkiye kısıtlıyor 13 maddede. Niçin? FETÖ terör örgütüyle mücadele edeceklermiş(!) Siz mücadele edemezsiniz. FETÖ terör örgütünü bu memleketin başına siz bela ettiniz çünkü, siz bela ettiniz. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Bakın, neden? Değerli arkadaşlarım, sevgili yurttaşlarım; lütfen beni dikkatle dinleyiniz. Bu hükûmet bir kararname çıkarttı 2011 yılında. Hükûmet, Meclisten yetki aldı, bir kararname çıkarttı. Kararnamede TÜBİTAK’ın yapısını değiştirdiler, TÜBİTAK’ın Başkanını, Başkan yardımcılarını değiştirdiler. O zaman müdahale ettik “Yahu TÜBİTAK gibi bir kurumu siz niçin Mecliste konuşmuyorsunuz da kararnamelerle düzeltiyorsunuz?” diye. İtiraz ettiler, kararnameyle düzelttiler, TÜBİTAK’ın önemli bir bilim kurulunun başına Ankara Hayvanat Bahçesinin Müdürünü atadılar! Değerli arkadaşlarım, aynen böyle oldu. Gün geldi, Binali Yıldırım’a soruldu “Yahu, hayvanat bahçesi müdürünü siz TÜBİTAK’ın bir müdürlüğüne nasıl atarsınız?” diye. Sayın Başbakan Binali Yıldırım’ın verdiği cevabı okuyorum ve ondan sonra da ne olduğunu da anlatacağım. Sayın Binali Yıldırım, TÜBİTAK’taki çok önemli uzay üssünün başına Ankara Hayvanat Bahçesinin Müdürünün getirilmesiyle ilgili olarak diyor ki: “Bazen insanın kafası bozuk oluyor, doğru düzgün düşünemiyor, öyle bir anımıza gelmiştir.”

Peki, ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? O TÜBİTAK, Ergenekon, Balyoz davalarında yargılananların hepsiyle ilgili sahte raporlar verdi, yüzlerce insan mağdur edildi, dört yıl, beş yıl hapis yattı. Şimdi, FETÖ, bombayı yağdırdı, namuslu bir savcı, TÜBİTAK’la ilgili bir değerlendirmede bulunan iddianame yazdı, o iddianamenin TÜBİTAK’la ilgili maddesini okuyorum. O kararnamenin altında -ibret olsun- Recep Tayyip Erdoğan’ın ve bütün bakanların imzası var değerli arkadaşlarım. Bu da kararname! Bakın, kararnameler neye yol açıyor? Diyor ki iddianamede o sayın savcı: “Fetullahçı terör örgütü, 2011 yılında Hükûmete çıkarttırdıkları kararnameyle kurumu ele geçirdi, sahte bilirkişi raporları düzenledi, sahte diplomalı uzmanları işe aldı, bakanlık genelgesine rağmen kadrolaştı ve bütün projeleri, millî güvenliği ilgilendiren konularda yabancı devletlere istihbarat verdi.” İşte, memleketi getirdiğiniz hâl bu. Altında sizin sizin imzalarınız var.

FET֒yle savaşacakmışsınız, hadi canım siz de; PKK’yla savaşacakmışsınız, hadi canım siz de! Yetki verelim diyoruz, kabul etmiyorsunuz. Ama niye? Olağanüstü hâl sürecek tabii ki, muhalefet sindirilecek, insanlar korkutulacak. Kafalarında bir proje var, bir başkanlık projesi var, bunu uygulayacaklar. Öyle koşullar olsun ki olağanüstü hâl döneminde kimse sesini çıkartmasın. Vali bir kararname çıkartsın, desin ki: “Gösteri yürüyüşlerini yasakladım, stant açılmasını yasakladım, bildiri dağıtılmasını yasakladım, pankart açılmasını yasakladım.” İşte, bunun dayanağı olarak siz getirdiniz olağanüstü hâl döneminde referandumu. Eğer mertseniz kaldırın olağanüstü hâli tekrar yapın referandumu, tekrar. (CHP sıralarından alkışlar) Eşit koşullarda yapalım.

Televizyonda AKP, Cumhurbaşkanı 450 saat kullanıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin sözcüleri kırk saat; onda 1’i bile değil. Bu, nasıl adalet? Bir de diyor ki Sayın Kurtulmuş “Tankların gölgesinde değil, polislerin gölgesinde değil.” Tam tersine, bu referandum, polislerin, emniyetin gölgesinde yapıldı. Çankaya İlçe Başkanlığımızın önüne pankart asamadık “hayır” diye. Bildiri dağıtanlar gözaltına alındı, tutuklandı, taciz edildi. Bunları nasıl görmüyorsunuz? Doğuda, güneydoğuda vatandaşlar “hayır” oyu kullanmışlar, sandıktan tüm olarak “evet” çıkıyor değerli arkadaşlarım. Nasıl oluyor bunlar? Olağanüstü hâlle beraber oluyor işte. Olağanüstü hâl, şu anda Türkiye’de ayıplı bir hâl almıştır değerli arkadaşlarım, savunulacak yanı yoktur.

Tabii, kolay, kararnameyle ülkeyi yönet, kararnameyle her kurumu düzelt, kendi yandaşlarını doldur. Peki, Anayasa’mız ne diyor? Ancak olağanüstü hâl dönemine uygun kararlar alabilirsiniz.

Sayın Kurtulmuş, olağanüstü hâli eğer siz FETÖ'yle, terör örgütleriyle mücadele için çıkardıysanız “Kış lastiği takmazsanız 1.698 lira para ödersiniz.” diye niye koydunuz o kararnameye? Ne ilgisi var? Rektör seçimlerini kararnameyle kaldırdınız; FET֒yle bir ilgisi var mı? At yarışlarını Varlık Fonu’na devretmenin FET֒yle mücadeleyle bir ilgisi var mı? Millî Piyangoyu Varlık Fonu’na devretmenin FET֒yle bir ilgisi var mı? Kamudaki kimi yerlerde grev ve lokavtı erteleme yetkisini genişletme hakkını Bakanlar Kuruluna vermenin FET֒yle bir ilgisi var mı? Yok. Neyle var? Millî iradeyle var.

Değerli arkadaşlarım, bu tabloda yapılan referandum, başından itibaren meşruiyetine gölge düşen bir referandumdur. Silahlar eşit değildir. Hiçbir arkadaşımız bana silahların eşit olduğunu iddia edemez.

Ben, burada “evet” diyen yurttaşlarımızı da kutluyorum, bağrıma basıyorum “hayır” diyenleri de ama değerli arkadaşlarım, “evet” diyenler de şu ortaya çıkan tabloda içlerine sine sine “Evet, Türkiye’de, devlet, YSK namusluca, dürüstçe, güven içerisinde bir seçim yaptı.” diyebiliyor mu? Böyle bir şey diyebiliyor musunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, evet.

LEVENT GÖK (Devamla) - Hepiniz şaşkınsınız, hepiniz şaşkınsınız, “Ne oldu?” diyorsunuz.

Yüksek Seçim Kurulu girmiş devreye. Biz, trafolara kedilerin girmesini engellemeye çalışırken esas patlak ana trafodaymış, ana trafoda. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - YSK girdi trafoya, bu sefer YSK girdi trafoya

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Evet” diyoruz, “evet”.

LEVENT GÖK (Devamla) - YSK, aldığı talimatla, Meclisimizin vermediği yetkiyle, mühürsüz oyları geçersiz sayması… Buna ilişkin yapılan itirazlarda karar vermesi gereken YSK, Meclisin iradesine, kanunun üstüne çıkabilir mi? Nereden geliyor bu cüret? Kim kullandırıyor o cüreti? Nasıl yapıyorsunuz? Ne hakla? Ne cüretle? Onun için, bugün referandumla ilgili, kamu vicdanı tatmin olmamıştır, olmayacaktır da. Bu konular kesinlikle açığa kavuşacaktır değerli arkadaşlarım.

Bizleri izleyen milyonlara, bütün vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum: Biz, “hayır” diyenlerin de, “evet” diyenlerin de hukukunu sürdürmek için, savunmak için her türlü yasal girişimimizi yapacağız meşru sınırlar içerisinde. Ama burada Hükûmete bir ses çıkmayacak mı? Biz çünkü emaneti size teslim etmişiz değerli arkadaşlarım, bizi koruyun, benim güvencem iktidar, Hükûmet ama Hükûmet, işin bozan tarafında, işin yanlış tarafında. Hükûmet, işi düzelteceğine, güveni artıracağına işi bozuyor, YSK işi bozuyor. İktidar sözcüleri, daha bugünden kutlamalar yapıyorlar, daha o saatlerde, YSK açıklama yapmadan kutlamalar yapıyorlar. İşin içerisinde hile var, hurda var, hileyle hurdayla bu Anayasa değişikliği yürümez değerli arkadaşlarım. Meşruiyettir her hukuksal olayın temelinde yatan tablo. Eğer meşruiyet insanların vicdanlarında yerleşmemişse adalet duygusu toplumda yerleşmemişse, siz istediğiniz kanunu çıkartın, istediğiniz değişikliği yapın, sürdüremezsiniz bu toplumu yönetemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, şimdi burada konuşuyoruz, burada ifade ediyoruz. Evet, bu hafta Hazreti Muhammed’in Kutlu Doğum Haftası. Biz de geçen hafta Ankara’mızın Haymana ilçesinde Yurtbeyli köyünde Kutlu Doğum’a katılarak yurttaşlarımızla kucaklaştık ve bu mutlu ve kutlu günü kutladık değerli arkadaşlarım, bundan sonra da yapacağız.

Peki, değerli arkadaşlarım, konusu ne Diyanetin bu yıl Kutlu Doğumla ilgili olarak? “Hazreti Muhammed ve Güven”, güven duyacaksınız diyor, güven. Kime güven duyulacak arkadaşlar? Yurttaş, güveni devletten bekler, kendisini yönetenlerden bekler; güven duyacaksınız, adalet duygusunu… Ee, peki, siz ne yapıyorsunuz? Siz, elinizin tersiyle bütün herkesi itin, hile hurda var, onları görmezden gelin; biz size emaneti teslim etmişiz, biz size güven duymak zorundayız, eğer iktidar sahipleri, güven duygusunu yaratamıyorsa ben, Hazreti Muhammed’in şu sözünü sizlere hatırlatırım: “Emaneti gözetmeyenin, imanı da yoktur.” Aynen böyle söylüyor Hazreti Muhammed. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu toplumdaki haklı haykırışlara ses verin, verin. Değerli arkadaşlarım, “evet” diyenlerin meşruiyeti için de verin, onların da hakkıdır, doya doya eğer sevineceklerse sevinsinler ama daha referandum sonuçları belli olmadan Cumhurbaşkanı çıkıyor kürsüye, balkona çıkıyor, diyor ki: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Hangi atı alıyorsunuz arkadaşlar? Hangi Üsküdar’ı geçiyorsunuz? Burası, kapkaç memleketi mi? Neyi geçiyorsunuz? Daha sonuçlar açıklanmamış, Cumhurbaşkanı çıkmış ortaya, “Atı alan, Üsküdar’ı geçti.” diyor.

Şimdi, bu sözü söyleyenin iki tane yanlışı var bu konuşmada; bir kere, Üsküdar geçilmedi ki değerli arkadaşlarım, atı alan, Üsküdar’ı geçemedi ki, Üsküdar “hayır” diye bastı, “hayır” diye bastı tercihini. (CHP sıralarından alkışlar) Yani bir kere, Cumhurbaşkanı, Üsküdar’ı geçemedi; bir de Sayın Cumhurbaşkanı, at binmesini bilmez. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, değerli arkadaşlarım, şu resimde attan düşen kişi, zamanın Başbakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, siz hem ata binmesini bilmiyorsunuz hem de Üsküdar’ı geçemediniz. O yüzden, biz bütün yurttaşlarımıza diyoruz ki: Sabırlı olun, herkes kendisine güvensin, Cumhuriyet Halk Partisine güvensin, “hayır” diyen herkese güvensin, biz öyle “Atı alan, Üsküdar’ı geçer.” anlayışı içerisinde değiliz; ata da sahip çıkacağız, Üsküdar’a da sahip çıkacağız. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Değerli yurttaşlarım, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Meclisteki sayısal çoğunluğa güvenerek getirilen, dayatılan bu olağanüstü hâl tezkeresine karşı olduğumuzu ifade ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, 60’a göre söz verdim, bir dakika süreyle buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün (3/931) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Levent Gök’ün uyarısı üzerine, biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Sayın Gök’ü dikkatle dinledik.

Şunu söylemek isterim: Bu, OHAL ilanıyla ilgili olarak geçmişten bugüne öngörü ve önerilerimizin isabetini teyit eden bir değerlendirmedir, herhangi bir isabetsizlik ve çelişki yoktur; ülke gerçekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda Hükûmet tarafından alınan bir kararı Milliyetçi Hareket Partisi desteklemiştir, bugün de desteklemeye devam etmektedir. Mesele bundan ibarettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hayati Yazıcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Yazıcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararı hakkında AK PARTİ Grubunu temsilen söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, Tunceli’de helikopter kazasında vefat eden bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum ve ayrıca Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla önce milletvekillerimiz başta olmak üzere aziz milletimizin Kutlu Doğum Haftası’nı kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, pazar günü önemli bir süreci birlikte yaşadık. Dolayısıyla, bütün konuşmacıların temas ettiği gibi pazar günü yapılan halk oylamasına ilişkin değerlendirmemi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bizim çok partili demokratik siyasal hayatımızda bildiğiniz gibi iki Anayasa’mız var: 1961, 1982 ve bu her iki Anayasa da darbeciler tarafından yapılmış, inşa edilmiş Anayasalardır ama şöyle bir soru yönelttiğimizde; Anayasa yapmak kimin hakkıdır…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Milletin.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Hiç kuşkusuz milletin hakkıdır ve bu hak tekel bir haktır; vazgeçilmez, devredilmez bir haktır. Buna karşın aziz milletimiz bugüne kadar anayasa yapma hakkını hiçbir zaman kullanamamış -tekmil anayasa- ve bugün yürürlükte bulunan darbe anayasası 82 Anayasası’yla alakalı 19 değişiklik gerçekleştirmişiz, bunlardan sonuncusunu pazar günü aziz milletimiz sandığa giderek onayladı. 18 anayasa değişikliğine kıyasla 19’uncu değişiklik, çok daha geniş kapsamlı, derinliği fazla olan bir değişiklik ve bununla da ilk defa aziz milletimiz, siyaset yoluyla ve yöntemiyle sistem ölçeğinde Anayasa’da en anlamlı değişikliği gerçekleştirmiştir. Bu değişikliğin bütün milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve kampanya süresince hem “hayır” kampanyası yürüten hem “evet” kampanyası yürüten bütün yurttaşlarımız, kuruluşlarımız bazı yerlerde amaçlarını aşacak ölçekte de olsa, tolere edilemeyecek söylemde bulunmalarına karşın, bütünü itibarıyla baktığımız zaman fevkalade başarılı bir kampanya süreci geçirildiğinin de altını çizmek istiyorum. Dolayısıyla, tercihlerini bir demokratik hak olarak hangi yönde kullanmış olursa olsun bütün yurttaşlarımızı bu haklarını kullanmaları dolayısıyla kutluyor, tebrik ediyorum.

Bu değişiklik oylaması, son derece anlamlı, katılım bakımından anlamlı: Yüzde 86 -bir küsuratı var, tamamlayalım- ölçeğinde bir katılım. Elbette ki bu oran, insanımızın, Türk milletinin Anayasa’yla ilgili, hak ve özgürlüğüyle ilgili, geleceğine ilişkin ne denli duyarlı olduğunun, demokrasi ve hak ve özgürlükler kapsamında ne denli hassasiyet içerisinde olduğunun çok somut bir göstergesi. Bunun altını çizmek isterim.

Bu kampanya süresi itibarıyla dile getirilen söylemleri -artık muhasebesini yapmadan- bir yana bırakarak Türkiye’nin bugün bu anayasayla oluşmuş, millet egemenliğine dayalı yeni bir sistemin eksik alanlarını inşa etme konusunda birlik ve beraberlik içerisinde olması gerekir diye düşünüyor ve bunun altını çiziyorum.

Değerli dostlar, ortak değerlerimiz var. Daha önceki bir konuşmamda temas etmiştim, son derece önemsiyorum, bu vesileyle de altını çizmek istiyorum: Ortak değerlerimiz… Vatan hepimizin, 780 bin kilometrekare ve nüfusumuz 80 milyon. Dolayısıyla, hiçbir ayrım yapmadan, etnik kimlik ayrımı yapmadan, mezhep ayrıştırması yapmadan, felsefi düşünce ayrımcılığı içerisine düşmeden, 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının her birinin, 780 bin kilometrekare vatan toprağında eşit pay hakkı var.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bize göre öyle de size göre öyle değil Sayın Bakan. Eğer Cumhurbaşkanı yeminine sadık kalmıyorsa o öyle değil, sizin dediğiniz gibi değil Sayın Bakan.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim lütfen.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bayrağımız ortak, kırmızı beyaz. Kırmızı renk, şehitlerimizi, toprağı vatan yapan şehitlerimizi temsil ediyor, hilal bağımsızlığımızı; yıldız, her bir şehidimizi temsil ediyor.

Dolayısıyla -gene döneceğim- bu ülkede 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından bayrağı olmayan bir Allah’ın kulu var mı? O hâlde, bu topraklarda eline bir paçavrayı alıp “bayrak” diye sallayanlara ve elbette ki Türkiye’yi bölmeyi hedef olarak öngörenlere söyleyecek sözümüz var, işte bunlar bölücüdür, bunlar ayrımcıdır, bunları istisna tutuyoruz. Gene bu ülkede -devletimizin ismi Türkiye Cumhuriyeti devleti- devleti olmayan bir Allah’ın kulu var mı? Yok ve biz bir milletiz, buna “Türk milleti” diyoruz ve…

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – “Tek millet” diyorsunuz, “Türk milleti” demiyorsunuz.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – …elbette ki “Türk milleti” kavramı kuşatıcıdır. 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının ortak tarihî birikimi, kültürel değerleri, inanç değerleriyle birlikte kümülatif ismidir millet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bravo Sayın Bakan, bravo!

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Onun için biz siyasi yürüyüşümüzde her zeminde ve her yerde -bugün değil, ta kuruluş sürecinden itibaren- “tek millet”, “tek bayrak”, “tek vatan”, “tek devlet” diyerek yürüdük. Bu, bizim kırmızı çizgimiz ve siyasetin bu değerlere saygı üzerinden yürütülmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu değerleri görmemenin, gözetmemenin, bunlar üzerinden birbirimize ölçü biçip nitelemeye kalkışmanın bu ülkede hiç kimseye bir yararı yoktur. Siyasette proje üzerinden rekabet yapmak suretiyle, Türkiye'nin geleceğini inşa etme doğrultusunda bir rekabetçi yarış içerisinde olmalıyız diye düşünüyorum. Böylece, oradan Anayasa’nın gerçekleştirilmesi dolayısıyla gündeme dönüyorum. Bugün, artık, Anayasa referandumu yapılmış, yakında Yüksek Seçim Kurulu resmî açıklamayı yapacak ve elbette ki bu Anayasa’nın uygulama süreci itibarıyla uyarlama çalışmaları yasalarda gerçekleşecek.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Meşru değil Sayın Bakan, meşru değil.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Demin, burada, Başbakan Yardımcım ifade etti, siyasette ve siyasi alan itibarıyla önemli dokümanların başında Anayasa gelir, Meclis İçtüzüğü gelir, Siyasi Partiler Kanunu gelir, Seçim Kanunu gelir. Seçme ve seçilmeye ilişkin mevzuat öncelikli ve önemlidir ve elbette ki bütün bunları kotarmanın anahtar alanı da Meclis İçtüzüğü’dür. Umarım ki bu çalışmalarda bütün partilerimiz bir yaklaşım içerisinde olur demokratik ölçekte; uzak durarak, sonra, bu değişikliklerle ilgili işte “Niye kolektif aklı devreye sokmadınız?”, “Niye paylaşımcı olmadınız?” söylemine sığınmaya kalkışmazlar. Temennimizi bu şekilde buradan ifade etmek istiyorum.

Değerli dostlar, evet, olağanüstü hâl ilan etmek tercih edilir bir durum değil. İş olsun diye olağanüstü hâl yönetimine geçilmez. Esas olan, olağan yönetimdir ve nitekim, biz, iktidara geldiğimizin hemen ilk ayında, 1987 yılından bu yana Türkiye’de devam eden, Türkiye'nin üçte 1’inde devam eden olağanüstü hâl yönetimine son verdik. Israrla, sebatla, kararlı bir biçimde, Türkiye’yi olağan kurallarla yönetmenin ve hedeflediğimiz yere taşımanın gayreti içerisinde olduk. Bu hedefimize varmak için de çok büyük riskler aldık, üstlendik siyaseten çünkü siyaset risk almak içindir, yan gelip yatmak değildir siyaset. Milletten yetki alıp Ankara’ya gelen, bu Mecliste oturan milletin vekilleri, gerektiği zaman, millet için, vatan için, bayrak için alması gereken riski almak zorunda. Biz bunu bu süreçlerde aldık ve olağan yönetimle Türkiye’ye çok büyük kazanımlar sağladık.

Nereden başladı bu olağanüstü hâl yönetimi, Türkiye'nin gündemine nereden girdi, hepiniz biliyorsunuz. Yani bunu şimdi görmezden gelip “Türkiye'nin olağanüstü hâl yönetimine ihtiyacı mı var, niye uzatıyorsunuz?” demenin bir karşılığı olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi? Türkiye, tarihinde görülmemiş, en alçak, en gaddar 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsüne maruz kalmış bir ülkedir. Bu, tarihte ilktir. Bunun bir örneği yok, insanlık tarihinde de yok. O gece, aziz millet, hiçbir ayrım yapmadan, kadın-erkek demeden, genç-yaşlı demeden, felsefi düşünce ayrımına girmeden, sosyal yaşam tarzı gözetmeksizin, Cumhurbaşkanımızın çağrısını, Başbakanımızın çağrısını da dikkate almak suretiyle o silahlar karşısında, F16’lar karşısında, tanklar önünde göğsünü siper etti; akşam başlayan darbeyi sabah olmadan önleyen bir millet.

Değerli milletvekilleri, bakın, milletin bu duruşu, bu darbeyi önleyişi de bizim tarihimizde ilktir. Tarihimiz, özellikle çok partili siyasal hayatımız her on yılda bir darbeye maruz kalmış, kimi doğrudan, kimi dolaylı, kimisi postmodern vesaire ve en ağırı, en alçağı da -elbette darbeler arasında kıyas olmaz ama- 15 Temmuz. Millî şairimiz ne diyor? “Tarihten ders alırsanız tarih tekerrür etmez.” Bu aziz millet, darbe tarihinden ders almış ve o gece duruşuyla darbeyi tekerrür ettirmemiş, darbeyi önleyen bir millettir.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla o gece yaşanmış. Milletin duruşuyla bağlantılı, o alçak terör örgütüne karşı verdiğimiz şehitlerin kadrini de gözeterek başlanan süreci devam ettiren bir idari tedbirdir olağanüstü hâl yönetimi ve 21 Temmuzda ilan edilmiş, o günden bu yana çalışmalar devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de 21 Temmuz 2016 tarihinden bu yana olağanüstü hâl yönetim rejimini gerekli kılan en önemli faktör 15 Temmuzda maruz kaldığı alçak darbe teşebbüsü ve bu örgütün devletin yönetim şeması içerisinde hemen hemen her alana çok sinsi bir şekilde yerleşmiş olduğuna ilişkin veriler; birisi bu, diğeri de bulunduğumuz coğrafya. Hemen yanı başımızda çok önemli olaylar cereyan etmektedir. Doğumuzda, güven kalmamış, ülkelerde insanlar ve terör örgütleri yarış içerisine girmiş. Dolayısıyla ülkenin güvenliğini sağlamak, tesis etmek için normal yönetimin dışında bir olağanüstü hâl yönetimine geçme zarureti doğduğu aşikârdır. Devletin çok görevi var ama devletin en önemli görevi, kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak, vatandaşın yaşama hakkını güvence altına almaktır. Onun için, aziz milletvekilleri, biz hep bu süreçlerde Şeyh Edebali’nin Osmanlı Devleti’ni kuran Osman Paşa’ya o özdeyişine atıfta bulunur, referans gösteririz: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Dolayısıyla, bu topraklarda, 780 bin kilometrekare vatan toprağının her zerresinde, hiçbir vatandaşımızın can tehdidi altında olması asla kabul edilebilir değildir. Can güvenliğini sağlamak devletin, Hükûmetin bir numaralı görevidir. Dolayısıyla, 21 Temmuz 2016 tarihinden bu yana ilan edilmiş ve uygulaması devam eden olağanüstü hâl yönetim sürecinin hedefinde bütün terör unsurları ve teröristler yer almaktadır. Başta FET֒cü terörist unsurlar olmak üzere, PKK, PYD, DHKP-C ve DAİŞ olmak üzere hepsinin olağanüstü hâl yönetim kapsamında daha özenli ve olağanüstü hâlin öngördüğü kurallar çerçevesinde takibi yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu süreç itibarıyla hem güvenlik güçlerimiz hem de elbette ki bağımsız yargı, bu süreçle alakalı çok yüklü görevleri ifa ve icra etmektedirler. Bu süreç o kadar ağır ki yapılan tasarruflar dolayısıyla haksızlığa uğradığını dile getiren kişilerin bu durumlarını ele almaya, hemen ele almaya müsait olmayacak kadar ağır bir süreçtir. Ama bütün bunlara karşın Cumhuriyet Hükûmeti, terörle mücadelede olağanüstü hâl süreci itibarıyla ve diğer alanlar da dâhil olmak üzere, terörle ve teröristlerle irtibatlı, iltisaklı, her ne şekilde bağlantıları varsa, ticari bağlantıları, iş dünyası bağlantıları, medya bağlantıları, bilişim bağlantıları dâhil olmak üzere, bu alanları da kapsayacak şekilde sıfır toleransla mücadelesini sürdürüyor. Toleransımız sıfır, terör örgütüyle irtibatlı, iltisaklıysa sıfır toleransla bakıyoruz ama aynı şekilde, bunlarla mücadele ederken vatandaşlarımızın irtibatlı ve iltisaklı olduklarına ilişkin uygulamalar alanında şüpheli durumlar karşısında da o kadar titiz davranıyoruz. Nitekim, Hükûmetimiz -takip etmişseniz bilirsiniz- bu alanlara ilişkin sorunlara çözüm üretecek bir mekanizmayı kararnameyle düzenlemiştir. 7 üyeden oluşacak, bunların da üyeleri bugün yarın atanacak ve öyle bir uygulama ki -gene Anayasa gereği- kanun hükmünde kararnamelerle yapılan tasarruflar karşısında yargı yolu kapalı. Bu getirdiğimiz mekanizmayla hem konular irdelenecek, incelenecek ve hem de bu kurulun kararlarına karşı yargısal sürecin de önünü açmış bulunuyoruz.

Bir taraftan bunları eleştiriyorsunuz, bir taraftan da şunları söylüyorsunuz… Bakın, değerli dostlar, bu olağanüstü hâl uygulama sürecinde işte pek çok kararname Meclise gelmiş, kanunlaşmamış bekliyor. Pazar günü oylanan Anayasa’da biz bu alana ilişkin çok demokratik bir düzenleme getirdik, Türkiye tarihinde bundan böyle “sıkıyönetim” diye bir uygulama asla olmayacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Öyle mi? Olağanüstü hâl olduktan sonra ne olacak?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Asla olmayacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şu olağanüstü hâli bir kaldırın kutlayayım sizi, olağanüstü hâli kaldırın kutlayayım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) –Orduya güvenmedikleri için kaldırdılar.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Sayın Gök, oraya da geleceğim, oraya da geleceğim.

Bakın, çok bağırmak, sesinin yüksek çıkması söylediğinin doğru olduğu ya da haklı olduğunuz anlamına gelmez.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır… Ben, olağanüstü hâli kaldırın kutlayayım sizi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Orduya güvenmedikleri için sıkıyönetimi kaldırıyorlar.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Doğru, sözdedir, söylemdedir, cümlededir. Müsaade edin de anlatayım.

Sıkıyönetimi kaldırdık, tarihte olmayacak.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Orduya güvenmiyorsunuz da ondan. Orduya güvenmiyorsunuz, onun için sıkıyönetimi kaldırdınız, itiraf edin.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Olağanüstü hâl yönetimiyle alakalı geçende birisi bu yetkinin Cumhurbaşkanına verildiğini söylüyor; gerçek dışı. Evet, Cumhurbaşkanı olağanüstü hâl uygulama kararı verecek ama Meclisin onayına tabi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet. Kaç ay sonra?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bugün, Hükûmet, getirdiğimiz modelde…

LEVENT GÖK (Ankara) – Kaç ay sonra?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bu yanlış. Siz hemen açın okuyun, onu söyleyeceğim şimdi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Olur mu öyle şey?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Hayır, hayır. Bakın, sizin en büyük hatanız, en büyük çelişkiniz bu metni okumamanız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir de siz okuyun Sayın Yazıcı, bir de siz okuyun Allah aşkına.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Hayır, okumamanız; çok ısrarla söylüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bakın, biz okuduk.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Biz okuduk, çok iyi anladık, çok iyi anladık.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ben bu konuda çok nezaketliyim, tekrar etmezseniz söylemem.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kitabını yazdık.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kitabını yazdık.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bir defa ise hata derim ama tekrar ediyorsunuz.

Bakın, getirilen düzenleme, olağanüstü hâl döneminde Meclise sevk edilen kanun hükmünde kararname. O dönemde kanun hükmünde kararnamedir; diğeri kararname, o dönemde kanun hükmünde kararname ve üç ay içinde…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de onu söylüyorum zaten.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Hayır, sevk ediyor aynı gün.

...Meclis ele alıp görüşmezse otomatikman kalkıyor. Bugün var mı öyle bir şey?

LEVENT GÖK (Ankara) – Konuşuruz.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bunu söylüyorum. Bu sorun yok, bu fevkalade ileri bir aşama.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bizdeki Anayasa’da var, var, bugünkü de “Uzatılamaz.” diyor zaten.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ha, bir taraftan, bir taraftan, bir taraftan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tereciye tere satma, bugün de “Uzatılamaz.” diyor, aynı hüküm var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Otuz gün içerisinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Var aynısı, “Uzatılamaz.” diyor zaten.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Değil değil, bakın ona siz, farklı. Komisyonda bir ay bekler, Meclis Genel Kuruluna gelir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hah, aynen öyle işte.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Öyle yani, öyle o.

LEVENT GÖK (Ankara) – Söyleyin, o bir ayı da söyleyin.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ben iddialıyım, bu konuyu biliyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir ayı da söyleyin ama.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bu oylamanın meşruiyetini tartışmak abesle iştigaldir, kural belli.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çünkü meşru değil.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Meşru değil, tartışmaya gerek yok.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Kural belli, kural belli. Kural ne? Referanduma gideceksiniz. Seçenek ne? Onaylayan “evet” diyecek, onaylamayan “hayır” diyecek. Nasıl ölçülecek? Sizde ayrı kantar mı var, ayrı ölçü mü var? Böyle bir şey olur mu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP istemezse olmaz zannediyorlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Olağanüstü hâlde Kıyı Kanunu düzenlenmez.” diyor, Kıyı Kanunu düzenliyorsun, Kıyı Kanunu.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – 51,4 millet “evet” demiş gitmiş. Meşruiyet tartışması yaparsanız konuyu yanlış yerden ele alırsınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İhale Kanunu’nda düzenleme yapılıyor Sayın Bakanım.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Meşruiyet tartışması…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Millî Piyangoyla ne alakası var?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Burada meşruiyet tartışması, uzlaşma kültürünün uzağına düşüyorsunuz demektir, bundan sonraki süreçlerin dışında kalacağız demektir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İhale Kanunu düzenleniyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Biz suçun içinde olmayız zaten. Suçun içinde niye olalım ki yani?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Yani böyle bir yanlışa ana muhalefet partisinin girmesini arzu etmem, istemem.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bir dakikada tamamlayın Sayın Yazıcı.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Varsayalım ki Mecliste Anayasa değişikliği Anayasa’da tanımlandığı şekilde üçte 2’yle, 368’le kabul edildi, referanduma da gitmedi, birkaç madde.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Levent Bey onu görmezden geliyor.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – “Meşru değil.” mi diyeceksiniz? 1 oy… Halka gelmiş, halk tercih etmiş işte; 1,5 milyon oy. “Meşru değil.” mi diyeceksiniz? (CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Öyle değil, öyle değil.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Böyle bir şey olmaz, böyle bir şey olmaz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Öyle değil, öyle değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Anayasa farklı bir şey Sayın Yazıcı.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, dolayısıyla burada ayağı yere basmayan çok iddialar, isnatlar var.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Mühür basmayan isnatlar mı?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Mesela, doğuda, güneydoğuda “hayır” oyu verilmiş, “evet”e dönüştürülmüş…

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, aynen öyle.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Yahu, ana muhalefet partisisiniz arkadaşlar, ayağınız yere bassın. Biraz ciddiyet, lütfen, biraz ciddiyet. Böyle bir şey olamaz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tarım işçisi Harran ilçesinde yok, oy kullanmış Sayın Yazıcı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tarım işçilerinin yerine oy kullanıldı, oy.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Böyle bir şey olamaz.

Dolayısıyla, burada HDP sözcüsü hoca doğuda, güneydoğudaki birtakım gözlemlerini aktardı. Bunların doğru olup olmadığını bir yana bırakayım ama daha önceki süreçlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ YAZICI (Devamla) – …oralarda neler yaşandığını en iyi bilenlerdeniz, biz de çok iyi biliyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz onlarla mı yarışıyorsunuz? Devlet yasaların uygulanmasını temin eder.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Daha önce yaşananların yaşanmaması sizleri üzmüşse onu bilemem, bunu da yakıştırmam.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yanlışla yanlış yapılmaz. Devlet kanuna uymak durumunda, yasa dışılığı kendine örnek veremezsin, yasa dışılığı kendine rehber edinemezsin.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Efendim, bu değişikliğin onaylanması gerektiği kanısıyla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yazıcı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Yazıcı konuşmasında, benim Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bugünkü durumu benim bilmediğimi ifade etti. Tam anlamıyla bir sataşmada bulundu. “Daha fazla konuşursanız da mahcup olursunuz." dedi. Ben mahcup olmaya hazırım ama acaba Sayın Yazıcı hazır mı diye tartışmak da isterim kendisiyle.

BAŞKAN – O zaman, iki dakikadan fazla konuşma vermeyelim, iki dakikayla sınırlandıralım.

Yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere, buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Hayati Yazıcı’nın (3/931) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, meseleyi nereye oturttuğunuza bağlı. Bizim şu andaki, mevcut Anayasa’mıza göre olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kararnamelerin otuz gün içerisinde Mecliste görüşülmesi gerekiyor, karara bağlanması gerekiyor ama Meclis gereğini yapmıyor değerli arkadaşlar. Meclisin sayısal çoğunluğuna sahip olan iktidar partisi şu ana kadar çıkan 22 kararnameden 5 tanesini bu Meclise getirdi. Diğerleri nerede? Anayasa’ya bakıyorsunuz, İç Tüzük’e bakıyorsunuz Sayın Yazıcı, “Otuz gün içerisinde Meclis karar verir.” diyor. Şimdi, Sayın Yazıcı diyor ki: “Daha demokratik bir hâle getirdik.” Demokratik hâle getirdiği, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi üç ay içerisinde gelmezse düşer.” hükmünü bize örnek gösteriyor. E, burada otuz gün içerisinde Meclisin karara varacağını uygulamamışsınız da Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin denetimini kime yaptıracaksınız siz? Bu Meclisin, Anayasa Mahkemesinin denetim olanaklarını yok et; Cumhurbaşkanı bir kararname çıkartacak ve bu Meclis onun üzerinde bir karar alabilecek iradeyi gösterecek. Böyle bir tablo var mı?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Var, var.

LEVENT GÖK (Devamla) – Biz bu tabloyu biliyoruz, yaşıyoruz. Anayasa Mahkemesinin yapısını biliyoruz. Olağanüstü hâl döneminde çıkartılan kararnameleri “Olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konular değil.” diyerek Anayasa Mahkemesine götürdük “Benim yetkim yok.” dedi. İşte biz de zaten sistemde denge yok, fren yok, birbirini engellemek yok meşruiyet içerisinde, bunlara itiraz ediyoruz.

Sayın Yazıcı benim bilmediğimi ifade ediyor ama sanırım, herhâlde -bir gün bir açık televizyon kanalında tartışalım, bütün 80 milyon izlesin, kim haklı, kim haksız- şimdi, burada, kabul edilmelidir ki iki dakikalar da bu süreci anlatmaya yetmiyor. Ama, Sayın Yazıcı, ben tezimde haklıyım, ısrarlıysanız sizi televizyonlara davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yazıcı…

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika süre veriyorum.

Lütfen bitirelim bu polemiği.

2.- İstanbul Milletvekili Hayati Yazıcı’nın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Efendim, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben daha önce de sizi televizyonda davet ettim Sayın Yazıcı.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Sayın Gök, çok büyük fark var; siz İç Tüzük’ten söz ediyorsunuz, biz Anayasa’dan.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Normlar hiyerarşisinde tepede Anayasa var, sonra kanun var, İç Tüzük var.

LEVENT GÖK (Ankara) – İç Tüzük nedir, İç Tüzük? Bu Meclis neyle yönetiliyor?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bakın, sizin söylediğiniz İç Tüzük kuralı. İç Tüzük’e göre, sevk edilen kanun hükmünde kararnamelerin komisyonda bir ay içinde görüşülmesi lazım, komisyonda görüşülmezse Genel Kurula gelir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Meclise gelecek de geliyor mu?

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Geliyor ama Genel Kurulda görüşülmesine ilişkin bir zaman tahdidi yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, “Karara bağlanır” diyoruz burada.

HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bizim getirdiğimiz Anayasa değişikliğinde Genel Kurulda görüşülmesiyle ilgili zaman tahdidi var, üç ay; üç ay içerisinde görüşülmezse kanun hükmünde kararname hükümsüz hâle gelir. Konu bundan ibaret. Meraklı olanlar açsınlar baksınlar, metinde aynen böyle yazıyor.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara girsin.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Meclis İçtüzüğü bizim çalışmalarımızı düzenleyen en önemli hükümdür ve Anayasa ve İç Tüzük hükümleri… Eğer İç Tüzük’te uygulamada bir aksaklık varsa Anayasa Mahkemesine başvurulur Sayın Yazıcı. Doğal olarak İç Tüzük hükümleri hepimizi bağlayan kurallardır.

Sayın Başkan, siz bu toplantıyı neye göre idare ediyorsunuz? İç Tüzük’e göre. Bu tartışmaları neye göre yapıyoruz? İç Tüzük’e göre. Şimdi, Sayın Yazıcı, tabii, Parlamentoya bakanlıktan daha yeni geldiği için bu konuları bilmeyebilir ama üç yıldır grup başkan vekilliği yapan şahsıma da bunları anlatacağını ben zannetmiyorum.

HAYATİ YAZICI (İstanbul) – Mahmut Bey’e sorun, Mahmut Bey’e.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Beni bilirkişi olarak atayın o zaman.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Ankara Milletvekili Murat Alparslan’a aittir.

Buyurun Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Olağanüstü hâlin yarından itibaren üç ay uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleriyle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerimin başında, Tunceli’de bir helikopter kazasında şehit olan vatandaşlarımızı, güvenlik güçlerimizi rahmetle anıyorum ve milletçe başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ne mutlu ki bizlere mazisi, şanlı tarihi kahramanlıklarla dolu bir milletin mensubuyuz. Bu milletin bu topraklarda kutlu yürüyüşü 1071’de başlamış, 1299’da devam etmiş, 1453’te yedi düvele nam salmış, 1453 ve sonrasında yine cumhuriyetin ilanıyla birlikte bu topraklarda bu devleti hep beraber kurmuşuz. Bu devletin kurulmasında şehitlerimizin ve şehitliğin önemini bilen bir milletiz ve o sebeple hem bayrağımızın hem devletimizin bizlerin şahsındaki kutsallığı son derece önemlidir. Onlara göz bebeğimiz gibi bakmak ve onlara kasteden her türlü müdahaleye karşı devletimizi, bayrağımızı, ülkemizi ve vatanımızı savunmak her birimizin boynunun borcudur.

Değerli dostlar, olağanüstü hâlin uzatılmasıyla ilgili Başbakanlık tezkeresinde gruplar adına söz alan milletvekillerimiz ve hem de Hükûmet yetkilimiz bunun gerekçelerini uzun uzadıya anlattılar. Öncelikli olarak olağanüstü hâlin ilk defa ülkemizde uygulanmadığı hepimizce malum. İlk defa 1987 yılında uygulanan ve çeşitli defalar tekrar edilen olağanüstü hâl uygulamalarının özellikle iktidarımızın ilk döneminde, 2002 yılında tarafımızca kaldırıldığı da malumdur. Yine, 2004 yılında, özellikle Anayasa’nın 15’inci maddesinde, olağanüstü hâlde uygulanabilecek tedbirlerle ilgili kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlamasına dönük birtakım iyileştirmelerin de yine AK PARTİ döneminde yapıldığı bilinmektedir.

Bu millet, bu devlet geçmişte çok ağır bedeller ödedi, çok büyük badireler atlatarak bugünlere geldi. Millet, 1923’te kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletini her türlü bedel ödeyerek, her türlü şer güçten kurtararak bugünlere kadar taşıdı ve geldi. Bunu yaparken de her zaman, millet iradesinin, millet egemenliğinin esas alındığı, milletin sözünün üstüne söz olmadığının bilindiği bir gerçekten hareketle her zaman millet devletine sahip çıktı. Ama maalesef, milletin iradesi ve egemenliği zaman zaman müdahalelerle, zaman zaman darbe teşebbüsleriyle, işgal girişimleriyle, vesayet müdahaleleriyle hep engellenmeye çalışıldı. Ama bu millet her zaman iradesine sahip çıktı, egemenliği üzerinde oluşturulamaya çalışılan ipoteklere, ayağına bağlanmaya çalışılan prangalara fırsat vermeyerek, 1960 darbesinden, 1971 muhtırasından, 1980 darbesinden, 28 Şubattan kurtularak bugünlere geldi ve AK PARTİ döneminde yaşatılan 27 Nisan e-muhtırasına karşı da çok onurlu ve dik duruşu ortaya koydu. Özellikle 15 Temmuzda, belki bu toprakların, bu coğrafyanın, bu tarihin o güne kadar gördüğü en kanlı, en vahşi, en kalleş, en hain darbe teşebbüsünün ve işgal girişiminin yaşandığını hep beraber üzülerek gördük ve şahit olduk. Hamdolsun ki bu aziz ve kahraman milletimiz kendi iradesine, kendi egemenliğine, devletin bekasına, milletin birlik ve beraberliğine kasteden bu hainlere yine geçit vermedi. 1923’te Sakarya’dan, Dumlupınar’dan; Çanakkale’den ve Kurtuluş Savaşı’ndan beri oluşturduğu o istiklal ruhunu 15 Temmuzda tekrar canlandırarak yeni bir istiklal mücadelesi ruhuyla bu hainlere gereken dersi verdi ve dünyanın dört bir tarafına, tüm milletlere örnek bir şekilde, demokrasinin kitabını yazdığını ifade eden pek çok ülkeye de demokrasinin destanını yazarak göstermiş oldu.

İşte, o günden sonra mevcut Hükûmet ve devlet yönetiminin olağan şartlarda idaresinin bu kasteden hainlere karşı yapılacak müdahalelerde ve bu mücadelede yeterli olamayacağı, daha hızlı, daha etkin ve daha faydalı sonuç elde edebilmek için olağanüstü hâl rejimlerinin tatbikinin mümkün olduğu da milletimiz tarafından kabul edildi. Zaten olağanüstü hâl, Anayasa’nın 120 ve 121’inci maddelerinde ifade bulan anayasal bir meşruiyettir ve kullanılmasının gerekli olduğu zamanlarda kullanmak da bir hak olduğu kadar, bir de görevdir. Bu ülkenin, bu milletin yaşadığı onca sıkıntılara bakıldığında “Olağanüstü hâl şimdi değil de ne zaman uygulanacaktır?” diye her birimizin kendi kendimize sorması ve bu soru etrafında verilecek cevaba göre meseleye yaklaşılması önem arz etmektedir.

Değerli arkadaşlar, olağanüstü hâlle ilgili ortaya konulan gerekçelere baktığımızda, özellikle ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın çok farklı kaos, kriz ve iç savaşlarla yeniden şekillenmeye başladığı ve buralardan oluşturulan planlanmış travmalarla ülkemize müdahale edilme gayretlerinin olduğu, birtakım taşeron terör örgütleriyle, ismi cismi, gerekçesi veya sebebi ne olursa olsun aslında saiklerinin ve amaçlarının bizim devletimizin bekası ve milletimizin birlik ve beraberliğinin olduğu bilindiği bir süreçte onlarla mücadelenin çok daha etkili bir şekilde yapılması mutlak bir zarurettir.

Onun ötesinde, ülkemizin içerisinde yuvalanmış terör örgütleriyle mücadelenin de, bu şekilde, buna eklemlenerek topyekûn yok edilmesine katkı sağlayacak olağanüstü hâl rejiminin tatbiki buna ayrı bir zaruret eklemektedir. 15 Temmuzda ortaya çıkan ve devletin çok farklı kesimlerine sinsi bir şekilde yerleştikleri görünen ve bilinen FETÖ terör örgütüyle mücadelede de başarı olağanüstü hâl rejiminin tatbikiyle ancak imkân bulabilecektir. O sebeple, mevcut tehlikenin tamamen bertaraf edilebilmesi anlamında ve bu badireden daha süratle, daha hızlı bir şekilde kurtulabilmek anlamında Anayasa’da var olan, hem Anayasa’daki şartları haklı ve geçerli olarak gördüğümüz hem de toplumsal meşruiyeti anlamında yapılması gerekliliği konusundaki zamanın bu an olduğu konusunda mutabık kalınan OHAL’in, yine somut gerekçelerle de baktığımız noktada olağanüstü hâlin uzatılmasının faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu şekilde, inşallah, devletimizin birlik ve beraberliğine kasteden düşmanlarla daha net bir mücadele ortaya konulacak ve devletimizin bekası, milletimizin birlik ve beraberliği de sağlanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, hafta sonu bir halk oylamasına hep beraber katılarak hem Genel Kurul aşamalarında hem kampanya döneminde hem de sandıklara gitmek suretiyle katkı sağladık, tarihî anlara şahitlik ettik. Emin olun bu Anayasa değişikliğiyle devletimizin bekası, milletimizin birlik ve beraberliği daha da kuvvetlenmiş ve 2023 hayallerimize daha da yaklaşılmış, 2053 perspektifi ve 2071 perspektifi ve vizyonu daha da gerçekçi, reel bir zemine kavuşmuştur. İnşallah, geleceğimiz, bugünden çok daha aydınlık olacaktır. Milletimizin teveccühü, takdiri ve feraseti, bu halk oylamasında Anayasa’nın hüsnükabul görmesi karşısında aziz Türk milleti önünde saygıyla eğiliyorum. İnşallah, çok güzel günlere hep beraber, birlik ve beraberlik içerisinde emin adımlarla daha güzel bir şekilde yürüyeceğiz.

Değerli arkadaşlar -konuşmacılar da ifade etti- bu hafta aynı zamanda Kutlu Doğum Haftası. Kurtuluş elçisinin, rahmet peygamberinin bizlere verdiği mesajların daha anlaşılmasına fırsat vermesi anlamında bugünleri önemli gördüğümü ifade etmek isterim. Özellikle bu ülkü temasının insanlığın insana emanet olduğu düsturuyla bir tema olarak belirlenmesinin her birimize insanlık anlamında bireysel olarak bir duruş ortaya koymamız gerekliliğini ve sorumluluğunu verdiğini de bilmek ve bildirmek istiyorum. Her birimiz birlik ve beraberlik içerisinde, başta ülkemiz olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki insanlığa ve insana sunabileceğimiz katkıları azami düzeye getirme konusunda bir gayret içerisinde olmalıyız diye düşünüyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alparslan.

Şimdi, şahısları adına ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var, lütfen, hatibi kürsüye davet ettim, insicamını bozmayalım.

Buyurun Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime Pülümür’de şehit olan, bir kazada şehit olan vatandaşlarımızı rahmetle anarak başlıyorum. Hepimizin başı sağ olsun.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz pazar günü bu ülkenin geleceğini belirleyecek önemli bir halk oylaması yapıldı. Maalesef, bu halk oylamasının sonuçlarına gölge düştü. Buna hiç gerek yoktu değerli arkadaşlarım ama Yüksek Seçim Kurulunun yapmış olduğu, bile bile yapmış olduğu yanlış bir uygulama sonucu bu referanduma gölge düşmüştür, vicdanlar rahat değil. Bu iş böyle ilan edilebilir, kesinleşebilir fakat meşruiyeti sürekli bir şekilde tartışılacak ve bunun sorumlusu da Yüksek Seçim Kurulu olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, örnekler mevcuttur, arkadaşlarımız anlattılar ama en son, en önemli, Bitlis Güroymak’taki seçimin iptal edilmesi örneği önümüzde duruyor ama maalesef, Yüksek Seçim Kurulu, bu şekilde seçime, referanduma gölge düşürmüştür. Ondan önce yapılan haksızlıkları arkadaşlar dile getirdi. Bir Anayasa, ülkenin geleceğini belirleyecek önemli bir Anayasa değişikliği toplumsal uzlaşmayla yapılmadı. Dengesiz, adaletsiz, eşitsiz koşullarda bir kampanya süreci geçti. Ondan sonra da maalesef seçim günü yapılan dünya kadar haksızlık, hukuksuzluk var. Bu haksızlıklar ve hukuksuzluklar daha karara bağlanmadan Yüksek Seçim Kurulunun bu şekilde davranması gerçekten vicdanları kanatmaktadır. Bir haksızlık var, hukuksuzluk var ve değerli arkadaşlarım, bunu düzeltmeniz için sanıyorum siz molla Hayrettin’den bir fetva daha isteyeceksiniz, “Bu şekilde alınan seçim helaldir, bu oylar helaldir.” diye bir fetva almak durumunda kalacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, olağanüstü hâlin üç ay daha uzatılmasıyla ilgili bir Hükûmet tezkeresi görüşüyoruz. 11 Eylülden sonra dünyanın genelinde şöyle bir eğilim var: Olağanüstü hâl hatta olağanüstü hâlleri olağanüstü düzenlere ve olağanüstü devletlere dönüştürme eğilimi var dünyanın her tarafında. Kazanılmış haklar askıya alınıyor. Hak ve özgürlükler ciddi bir şekilde budanıyor. Hatta ve hatta “Devlet küçülsün.” diyen liberaller bile devleti arkasına almaya hatta olağanüstü devlet gücünü arkasına almaya çalışıyor, Türkiye’de de böyle bir eğilim var. Şu anda olağanüstü hâl, bu yapılan haksızlıklar, hukuksuzluklar, mağduriyetler, bunları konuşuyoruz ama bunun ötesine geçen bir durumla karşı karşıyayız. Maalesef, bu zor süreçte o uygulamak zorunda kalınan olağanüstü hâlin cazibesine kapılıyorsunuz ve olağanüstü hâl düzenine hatta devletine evrilme gibi bir durumla karşı karşıyayız değerli arkadaşlarımız. Ne var ki tecrübeler, bu ülkenin, bu milletin tecrübeleri, olağanüstülüğü düzen hâline getirmenin ortaya çıkardığı çok ciddi, kapsamlı, yapısal sorunlar olduğu ve bu sorunlarla uğraşırken bazen uçurumlara kadar sürüklendiği örnekler mevcuttur.

Değerli arkadaşlarım, Şükrü Hanioğlu Hoca şubat ayında bir makale yayımladı, bu makaleyi okumanızı öneririm, “Olağanüstülüğün dayanılmaz cazibesi” diye. Burada olayı anlatıyor; 11 Haziran 1913’te Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesiyle sonuçlanan darbe girişimi sonrası olanları anlatıyor ve daha sonra, ülkemizde benzer onlarca olaydan söz ediyor. Bu girişimden diyelim, başarısız darbe girişiminden sonra maalesef, Mahmut Şevket Paşa suikastıyla ilişkisi olmayan çok sayıda muhalif sürülüyor, çok sayıda muhalif hapsediliyor ve ülke sürekli şekilde olağanüstü hâllerle yönetiliyor. Nereye kadar gidiyor biliyor musunuz arkadaşlar? Harb-i Umumi’ye, oradan da Mondros Mütarekesi’ne kadar gidiyor. Benzetme şeklinde yapmıyorum, sadece hatırlatıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu gidiş gerçekten tehlikeli bir gidiştir. Bakın, olağanüstü hâlle ilgili birtakım rakamlar var, geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı verdi: Bugüne kadar, 113.260 kişi -belki bu artmıştır, 2 Nisan rakamları- gözaltına alınmıştır, bunlardan 47.155 kişi tutuklanmıştır, 120 bin kişiye yakın insan memuriyetten ihraç edilmiştir değerli arkadaşlarım ve bunlar olağanüstü hâl içinde yapılmıştır. Biraz evvel konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Levent Gök olağanüstü hâlin istismar edildiğine dair de açık ifadelerde bulundu.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa çok açık, olağanüstü hâlde hangi konularda kanun hükmünde kararname çıkarılabilir bunlar çok açık ama böyle olmasına rağmen, olağanüstü hâl ciddi bir şekilde kötüye kullanılmış, istismar edilmiştir, hiç olağanüstü hâle neden olan sebeple, nedenle ilgisi olmayan çok sayıda konuda kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Bu bile değerli arkadaşlarım, bundan sonra ülkenin nasıl yönetileceğini göstermesi açısından çok açık, net bir delil teşkil eder.

Değerli arkadaşlarım, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleriyle çok sayıda insan hiçbir savunma hakkı kullanmaksızın görevinden atılmıştır, görevinden atılmıştır. Şimdi diyorsunuz ki: “Biz…” Bunlarda mahkeme yolu da kapalı bildiğiniz gibi çünkü Anayasa Mahkemesi daha evvel vermiş olduğu karara muhalefet ederek, o kararı bozarak olağanüstü hâlde çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerin Anayasa Mahkemesi tarafından incelenemeyeceğini karara bağlamıştı.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilenlerin birçoğunun bu sebeple, FET֒yle filan hiçbir ilişkisi yoktur. Kaldı ki ilişkisi olsa bile, mutlaka ve mutlaka insanlara savunma hakkının kullandırılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, evet, demokrasilerde “olağanüstü hâl” diye bir yönetim var, Türkiye’de bunu gerektirecek bir olay 15 Temmuzda olmuştur. Zaten, Cumhuriyet Halk Partisi buraya gelmiştir ve size “Bu darbe girişimini yapanlarla mücadele etmek için ne yapmanız gerekiyorsa desteğe hazırız.” demiştir. Buna rağmen siz olağanüstü hâl ilan etmişsiniz ama bu olağanüstü hâli hukuk içinde yani kendi olağanüstü hukukunun içinde bile kullanmıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Sayın İçişleri Bakanı geçenlerde şöyle bir açıklama yaptı, dedi ki: “Bir seçim müziği gördüm, dinledim ve derhâl valiye telefon ettim, ‘yasaklayın’ dedim.” Ne oluyor? IV. Murat bile böyle yapmıyordu değerli arkadaşlarım. Yani bu, bütün bunlar, seçim boyunca olan çok sayıda olay, olağanüstü hâlin nasıl kötüye kullanıldığının çok açık bir şekilde delilini teşkil etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, hiç kimse şunu söylemesin: Evet, Türkiye, büyük bir badireden geçmiştir, ciddi bir tehlike atlatmıştır, neredeyse darbe yapılacaktı hatta ülkede iç savaş çıkarılacaktı; olağanüstü hâl ilan ettik ve bunlarla mücadele ediyoruz, bu arada kuruyla yaş da yanar, ne yapalım diyemezsiniz değerli arkadaşlarım; derseniz, söylediğiniz birçok lafı hamaset olarak kabul ederiz. Nedir o laflardan biri? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Başka nedir ve çok sık başvurduğunuz? “Fırat’ın kenarında bir kuzu…” Değerli arkadaşlarım, insandan söz ediyoruz, Fırat’ın kenarında bir kuzudan değil.

Bakın, suçun, cezanın kişiselliğinin çok ötesine geçilmiştir ve bu olağanüstü hâl dolayısıyla ya da FET֒yle bir şekilde ilgisi var diye gözaltına alınan, hapsedilen insanların çocuklarına, ailelerine, yedi sülalesine kadar giden uygulamalar vardır ve bu uygulamalarda dünya kadar insan mağdur olmaktadır değerli arkadaşlarım. Nitekim bunu siz de kabul ettiniz, sözcüleriniz defalarca bunları ilan etti değerli arkadaşlarım. Ama “Bir komisyon kurduk.” dediniz, peki nerede o komisyon? Hani, bu komisyon niye çalışmıyor? Nasıl çalışacak, hangi hukukla karar verecek? Bunların hiçbiri yok.

Değerli arkadaşlarım, şimdi diyorsunuz ki bunlar bizi ilgilendirmez. Ama Türkiye’nin tarihi, siyasal tarihi çok uzun. Geçmişte onlarca örnek var, siz de yaşadınız bu mağduriyetleri değerli arkadaşlarım. Sanıyorsunuz ki “Bizim elimizden bu iktidarı, bu gücü asla ve asla hiç kimse alamaz. Hatta almaması için her şeyi de yapıyoruz. YSK’mız da var, şu da var, bu da var.” Öyle değil, değerli arkadaşlarım, bu devran döner; bu haksızlıkların, gerçekten acı çeken bu insanların ahı çıkar değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bekaroğlu.

Sayın Gök, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Haziran 2010 tarihinde Başbakanlığı sırasında AK PARTİ grup toplantısında OHAL konusunda sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, birazdan bir oylama yapacaksınız ama ben, az önce grubum adına konuşurken kullandığım birtakım tümceleri burada tekrar iktidar partisi grubuna hatırlatmak istiyorum. Görevimi yapıyorum, belki duymayanlar vardır, bir kısım arkadaş dışarıdaydı.

22 Haziran 2010, AK PARTİ grup toplantısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kürsüde ve diyor ki değerli arkadaşlarım: “Malum muhalefet partisi -burada MHP’yi kastediyor- OHAL ilan edilsin istiyor. O, sizin karakterinizde var. Bizim iktidarımızın karakterinde OHAL yok.” Yani AKP iktidarı döneminde, karakterinde OHAL yok. “O, sizin aczinizin gereği. Terör istatistiklerinden, olağanüstü hâl dönemlerinde terörün zirve yaptığını göreceksiniz. Olağanüstü hâl, terörü derinleştirdi, halkı mağdur etti, terörün istismar zeminini güçlendirdi. Olağanüstü hâl istemek terörün diline teslim olmaktır.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – OHAL’i kaldıran biziz Sayın Başkan. O şartlar şimdi başka. Kayıtlara geçsin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben de şimdi sesleniyorum: Hangi AK PARTİ iktidarı? Hangi AK PARTİ iktidarının karakterinde OHAL var, hangisinde yok, birazdan bunu göreceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

1.- Başbakanlığın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Kararı’yla ülke genelinde ilan edilen ve 3/1/2017 tarihli ve 1134 sayılı Kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü hâlin 19/4/2017 Çarşamba günü Saat 01.00’den geçerli olmak üzere üç ay süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/931) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Şimdi tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir, hayırlı uğurlu olsun.

Şimdi, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 97’nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi gayesiyle Genel Kurulda özel gündemle görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grubu başkanlarına onar dakika süreyle söz verilmesine ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesine ilişkin önerisi

18/4/2017

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 18/4/2017 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                          İsmail Kahraman

                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

             Bülent Turan                                                                  Levent Gök

    Adalet ve Kalkınma Partisi                                        Cumhuriyet Halk Partisi

Grubu Başkan Vekili                                                        Grubu Başkan Vekili

           Ahmet Yıldırım                                                                 Erhan Usta

  Halkların Demokratik Partisi                                     Milliyetçi Hareket Partisi

Grubu Başkan Vekili                                                        Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Danışma Kurulunun 18/4/2017 tarihinde yaptığı toplantıda Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 97’nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi gayesiyle Genel Kurulda özel gündemle görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanması, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grubu başkanlarına onar dakika süreyle söz verilmesi ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezaevlerinde yaşam riski sınırına ulaşmış olan açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin insani yol ve yöntemlerle karşılanabilmesinin yollarının araştırılması amacıyla 18/4/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Nisan 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18/4/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/4/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Ahmet Yıldırım

Muş

Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Nisan 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezaevlerinde yaşam riski sınırına ulaşmış olan açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin insani yol ve yöntemlerle karşılanabilmesinin yollarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 4386 sıra numaralı Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18/4/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde ilk söz İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Sayın milletvekilleri, salonda gerçekten bir uğultu var. Lütfen, konuşmacının insicamını bozmayalım.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Aslında, konuşmam hepinizi ilgilendirecek diye düşünüyorum çünkü cezaevleriyle ilgili biliyorsunuz ve daha dün pek çok AKP’li vekil arkadaşımızın kol kola gezdiği insanlar şu anda cezaevlerinde ve Türkiye'nin tarihi böyle, iktidar ya da muhalefetin yolu her zaman cezaevlerinden geçer.

Bu referandum sırasında gerçekleşen seçim yasaları ihlalleri ve başta Yüksek Seçim Kurulu Başkanı olmak üzere bütün görevlilerin işlemiş bulundukları bütün seçim suçlarının da pekâlâ yarın onları mahkeme karşısına ve cezaevine taşıması muhtemeldir. Bütün bu nedenlerle, cezaevinde olup bitenler aslında hepimiz için son derece önemlidir.

Herkes için ilginç olabilecek bir istatistik: Türkiye cezaevlerinde 210 bin tutuklu ve hükümlü var. Bunların yüzde 80’i referandumda “hayır” oyu kullandı, yüzde 20’si “evet” dedi. Demek ki cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler aslında cezaevindeki gidişattan hiçbir şekilde memnun değiller. Sadece bu bile, başlı başına burada bir tartışmayı bizim için önemli kılardı.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, bir dakika.

Sayın milletvekilleri, lütfen uğultuyu keselim; gerçekten, insicamı bozulabilir sayın konuşmacının, istirham ediyorum.

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Benim insicamım bozulmuyor da ben onların insicamını bozmak istiyorum.

Hakikaten çok önemli bir şeyden söz ediyorum çünkü bu cezaevlerinden daha çok insan gelip geçecek, düzeltirseniz iyi olur arkadaşlar, hepimizin başına gelebilir.

2012’de, bundan önce, bir açlık grevi için gene konuşmuşum, çok ilginç, o gün de açlık grevlerinin 64’üncü günüymüş, bugün de Türkiye cezaevlerinde sürüp giden açlık grevlerinin 64’üncü günündeyiz ve bu açlık grevlerini sürdürenler yaşamsal tehdit sınırına çoktan yaklaştılar. Talepleri şunlar: İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde kalmakta olan Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması. Kürt demokrat ve muhalifler üzerinde yürütülen yaygın gözaltı tutuklama operasyonlarının, askerî ve siyasi baskının sonlandırılması. Cezaevlerinde gayriinsani ve kötü muamele teşkil eden uygulamaların sonlandırılması.

Bugüne kadar bu taleplerine ne cezaevi yönetimlerinden ne Adalet Bakanlığından yanıt aldılar.

Ben İzmir Milletvekili olarak büyük çoğunluğunun kalmakta olduğu Aliağa Şakran Cezaevi kompleksi savcılarıyla görüştüm. Cezaevlerini ilgilendiren on temel husus hakkında iyileştirmeler yapılabileceği konusunda hemfikir olduk. Ancak ne yazık ki bu ilk iki talep konusunda cezaevi idareleri ellerinden gelen bir şey olmadığını ve konunun bakanlıkla çözülmesi gerektiğini belirttiler ancak bugüne kadar bakanlığın da bu konuda herhangi bir açıklaması olmadı.

Şimdi, bu taleplerin siyasi mahiyette olmasına bakarak bunların anlamsız ya da gereksiz olduğunu kimse söyleyemez çünkü bundan önceki bütün grevlerde de bu talepler gündemdeydi ve bütün bunları Meclis Cezaevleri Komisyonu ve diğer yetkililerle görüşmeler yoluyla çözebilmiştik. Özellikle Olağanüstü Hâl Yasası’ndaki değişiklikler ve olağanüstü hâl kararnameleri dolayısıyla cezaevlerine dayatılmış bulunan yaptırımlar dolayısıyla ortaya çıkan ihlaller son derece önemli bir sorun bloku oluşturmaktadır ve bunların çözümü pekâlâ mümkündür. Aslında, bu yolda bir adım atılmış olsa siyasi taleplerin uzun vadede ve başka zeminlerde de çözülebileceği göz önüne alınarak pekâlâ bu grevler sonlandırılabilecekken cezaevi idareleri bu yönde de bugüne kadar herhangi bir adım atmadılar.

Çıplak arama, kitap ve diğer basılı malzemenin cezaevine sokulmaması, görüşlerin gardiyan nezaretinde yapılması, avukat görüşlerinin kaydedilmesi ve gene onların da gardiyan nezaretinde yapılması, doktorlar tarafından muayene, hastaneye sevk konularının savsaklanması, uygun adım yürütme mecburiyetinin dayatılması, koğuşlarda ayakta sayım istenmesi, havalandırma saatlerinin kısıtlanması, sosyal alanlara çıkışın kısıtlanması gibi pek çok hususun aslında bugünkü mevzuat içerisinde dahi çözülebileceği ortadayken bir tür disipline etme arzusu son derece açık bir biçimde gözükmektedir ve bu insanların aslında bu yoldan disipline edilemeyecekleri açık olduğu hâlde onlara bu dayatmalarda bulunulmaktadır. O nedenle, bir an önce bu cezaevleriyle ilgili bir araştırmaya girişilerek Meclisin inisiyatifi eline alması son derece yerinde olacaktır.

Ancak cezaevi savcıları ve cezaevi müdürleriyle yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenim şudur ki onlar Cezaevleri Tüzüğüne dayanarak beslenmeyi reddeden tutuklu ve hükümlülerin isteklerine bakılmaksızın kurumda veya olanak bulunmadığı takdirde derhâl hastaneye kaldırılmak suretiyle tedavi ve beslenme gibi tedbirlere maruz bırakılacakları hükmüne güvenmek istiyorlar. Ancak şunu söylemek isterim: Türkiye’deki hiçbir cezaevi hekimi ve hiçbir hekim bu tüzüğün gereklerini yerine getiremez çünkü onların hekimliğe başlarken ettikleri Hipokrat yemini, bağlı bulundukları meslek kuruluşlarının hep birlikte kararlaştırdıkları Malta Bildirgesi, kendi rızaları ve iradeleri dışında bilinçleri açıkken bu tutuklu ve hükümlülere hiçbir tedbirin -ister tıbbi ister idari ister siyasi hiçbir tedbirin- uygulanamayacağı konusunda son derece açıktır. O nedenle, ben, Adalet Bakanlığının ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün ve cezaevleri yöneticilerinin bu tüzüğe sığınarak, esasen tıbbi etiğe aykırı, dolayısıyla insan haklarına aykırı bu tür işlemlere güvenerek, cezaevlerinde can kayıplarının önüne geçeceklerine güvenmemelerini dilerim. Cezaevlerinde can kayıplarını önlemenin biricik yolu, bu meselelerin çözümü konusunda somut bir adım atılmasının sağlanmasıdır.

İkincisi: Şu an sadece hükümlüler değil aileleri de onlarla dayanışma için açlık grevindedirler; Cezaevlerinden haber alamamaktadırlar, kaygı, endişe ve sürekli olarak çektikleri görüşememe sıkıntısı dolayısıyla son derece geniş bir kesimin mağduriyetinden söz ediyoruz. Bizler milletvekilleri olarak bu tutuklu ve hükümlülerle görüşerek onların gerçek düşüncelerini öğrenebilmek bakımından hiçbir imkâna sahip değiliz. Keyfî bir biçimde Adalet Bakanlığı tarafından bu tutuklu ve hükümlülerle görüşmelerimiz önlenmektedir. Milletvekilleri olarak esasen bu haklara sahip olduğumuz hâlde Meclis İçtüzüğü’nden, milletvekili statüsünden kaynaklanan bu hakların kullanılması Adalet Bakanlığı genelgeleriyle önlenmektedir. Son derece gülünç olduğunu sizin de kabul edeceğinizi düşünüyorum. Hapisteki eş başkanlarımızla biz görüşemiyoruz fakat başka partilerin milletvekillerinin görüşmesi için Adalet Bakanlığı bu izinleri kolayca veriyor. Yani, bu, bir partiyi, bir parti grubunu topluca cezalandırma, aslında elde olmayan, Hükûmetin vekiller üzerinde uygulaması imkânı ve ihtimali teorik olarak bulunmayan bu yetkiyi Adalet Bakanlığını kullanarak bizlerin hem siyasi bakımdan olan biteni anlamamızı hem de tutuklu ve hükümlülerle görüşerek onların taleplerine çözüm getirilmesi ihtimalini ortadan kaldırıyor.

Bizler, açlık grevlerine girenlerin bu kararları kendi iradeleriyle verdiklerini biliyoruz. Adalet Bakanlığında ve cezaevi idaresinde hâkim düşünce ise bunların dışarıdan siyasi komutayla gerçekleştiğidir. Aslında bunun böyle olmadığı bugün de gazetelerde ve internet medyasında yaygın yer alan KCK önderliğinin bu konuda yaptığı açıklamayla da bellidir. Fakat buna rağmen cezaevlerindeki grevler bitmemektedir. Çünkü anlaşılan o ki bütün bu manevi güçlerle bile başa çıkılamayacak kadar büyük bir ezilme, haktan yoksun bırakılma ve baskı altında tutulma duygusuna insanlar sahiptir.

Bir an önce cezaevlerindeki sorunlara çözüm bulmak için adım atmalıyız, insanlarımızı ölüme terk etmemeliyiz, cezaevlerindeki herkes diğer herkesle eşit haklara sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Unutmayın, en yakınlarınız cezaevindedir.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Şimdi, önerinin aleyhinde ilk söz, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak konunun Türkiye Büyük Millet Meclisindeki İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve bu Komisyon tarafından oluşturulacak bir heyet tarafından ele alınmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Özellikle bu referandum sonrası bazı hassasiyetleri göstermenin yerinde olacağını düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, pazar günü hükûmet sisteminin netleştirilmesi için reform niteliğinde bir Anayasa değişikliğini öngören bir referandumu hep birlikte gerçekleştirdik ve bu yapılan referandum sonunda vatandaşlarımız yüzde 51,4 oranında “evet” demiştir. Katılım oranıysa yüzde 85,5’u bulmuştur. Bu denli yüksek bir katılım oranıyla demokratik teamüller içerisinde kabul edilen anayasa değişikliği paketi hukukidir, meşrudur. Yapay kriz gayretleriyle veya meşruiyet tartışmalarıyla millet iradesi yok sayılmamalıdır. Milletimiz, millet ve devlet bekası için hassasiyetini pazar gününde sandıkta göstermiştir; ya “Evet” demiştir ya da “Hayır” tercihini kullanmıştır. Halk oylaması sonunda milletimiz hür iradesiyle ve tartışmasız bir şekilde “evet” demiş, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi onaylamıştır. Milletimiz bu kararıyla demokrasimize, cumhuriyetimize, devletimizin istikbaline, milletimizin istiklaline sahip çıkmıştır. Anayasa değişikliğiyle 2007 Anayasa değişikliğiyle yarım bırakılan iş tamamlanmıştır. Hatırlarsanız, 21 Ekim 2007 Anayasa referandumuyla Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmiştir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin Anayasa değişikliği yapılırken Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli 2 Mayıs 2007 tarihinde yapmış olduğu açıklamada şu çok önemli ifadeleri kullanmıştır: “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin Cumhurbaşkanının yetkilerinden bağımsız olarak ele alınamayacağı bir gerçektir. Bu konuların aceleye getirilmesi ileride başka sıkıntı ve sorunların yaşanmasına yol açabilecektir. Bu bakımdan, anayasal sistemimizde merkezî konumda bulunan Cumhurbaşkanlığına ilişkin düzenlemelerin seçimlerden sonra, yani 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra oluşacak Meclis tarafından bir bütünlük içinde ele alınması siyasi basiretin icabı olacaktır.” Sayın Genel Başkanımızın 2007’de dikkat çektiği gelişmeler Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle gerçekleşmiş ve adına “fiilî durum” denilen durum ortaya çıkmıştır. 2007’de yapılan yanlış, Milliyetçi Hareket Partisinin önerisiyle ve sağlanan mutabakat ve uzlaşmayla 16 Nisan 2017’de düzeltilmiştir.

Değerli milletvekilleri, demokrasi yolculuğumuzun doğal bir sonucu olarak Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiyoruz. Çok başlılık artık bitmiştir. Davul başkasında, tokmak başkasında devri sona ermiştir. Fiilî durum bitmiştir. Yetki başkasında, sorumluluk başkasında devri de bitmiştir. Hükûmet sistemi değişmiştir, maksat hasıl olmuştur. Böylece mesele çözümlenmiş, düğüm çözülmüştür ve güçlü ve büyük Türkiye'nin önü açılmıştır. Bundan böyle kriz mühendislerine, vesayet odaklarına, millet iradesine çelme takmak isteyenlere kapılar kapatılmıştır. Aziz milletimizin kararıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü yıkmaya yönelik oyunlar bozulmuştur. Türkiye'nin ayağındaki prangalar sökülmüştür. Birlik ve bekamıza sahip çıkılmış, birlik ve dayanışma ruhu öne çıkarılmıştır. Demokrasimize dışarıdan müdahalelere kapı kapatılmıştır. Cumhuriyetimiz daha da güçlenecektir ve ilelebet teminat altına alınmıştır. Millî devlet tahkim edilecek, ülkemizin üzerindeki kara bulutlar dağıtılacaktır. Güçler ayrılığı kesinleşecek, her erk kendi içinde güçlenecektir ama güçlerin birbirine hâkim olmasının yolu anayasal olarak kapatılmıştır. Hükûmet sistemindeki denge, denetleme mekanizmaları kesinleşmiş, yetkisi olana sorumluluk da getirilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Parlamento seçimlerinin aynı gün yenilenmesi kuralıyla sistemin sigortası inşa edilmiştir, istikrarlı ve güçlü hükûmetlerin önü açılmıştır.

Elbette bu referandumun sosyolojik, siyasi veya diğer bakımlardan analizleri yapılacaktır, yapılmalıdır da ancak öncelikle her seçimin ve oylamanın kendi kategorisi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ne demektir değerli milletvekilleri? Milletvekili genel seçimlerinin kendine özgü şartları ve özellikleri vardır. Siyasi partilerin kendi programları, taahhüt ettikleri beyannameleri, adayları ve tüzel kişilikleri olarak bu milletvekili genel seçimleri gerçekleştirilmektedir. Yerel seçimlerin kendi içinde ayrı özel şartları ve özellikleri vardır, bunları da hepiniz biliyorsunuz, tekrarlamaya gerek yok. Ancak, referandumların da kendine özgü özellikleri ve şartları vardır. Referandumların da kendine özgü bu özel şartlar içerisinde değerlendirilip daha evvelki referandumlarla mukayese edilmesi gerekir. Yerel seçimlerin de yine önceki yerel seçimlerle mukayese edilmesi gerekir. Milletvekili seçimlerinin de yine aynı kategorideki milletvekili seçimleriyle mukayesesinin yapılması daha sağlıklı analizlere yol açacaktır.

Referandum sonucuyla birlikte siyasetin falcıları tekrar ortaya çıkmıştır. Kazanan kim, kaybeden kim, âdeta ellerinde papatya, kazandı mı, kaybetti mi falı bakılmaktadır. Bu referandumun kazananı sadece ve sadece milletimizdir, demokrasimizdir. Kazanan Türkiye’dir; kazanan bayraktır, Türkiye Cumhuriyeti’dir, vatandır. Bunun dışında kazanan-kaybeden diye bir ayrım yapmak son derece hatalıdır. Ancak, daha ilk günden bu hataya düşerek haksız itham ve iddialarla ve yanlışlıklarla kamuoyu algısı oluşturma gayretlerine girenler de görülmektedir. Milletimizin iradesini hiçe sayma gayretleri beyhude bir gayrettir. Bunlar demokrasiye inanmayanların, vesayet arayışıyla gündemi meşgul etmek isteyenlerin ve millete güvenmeyenlerin değerlendirmeleridir. Hiç kimse toplumu kışkırtma girişiminde bulunmasın. Hiç kimse yeni kutuplaştırma ve kamplaştırma hayallerine dalmasın. Hiç kimse sakın sokaklara oynamaya kalkmasın. Hiç kimse yeni anayasa çağrılarıyla 16 Nisandaki yüzde 51,4’lük kararı yok sayarak meşruiyet tartışmaları açmasın. Referandumun kendi mantığı gereği yüzde 50+1’e ulaşan bir tercih bağlayıcıdır ve meşrudur. Bu referandumun meşruiyet sorunu yoktur. Sandığa yansıyan millî iradedir. İster “evet” deyin ister “hayır” deyin milletin iradesine inanmak ve güvenmek zorundayız, demokrasinin gereği budur. Bütün siyasetçileri, bütün vatandaşlarımızı sakın, soğukkanlı olmaya ve demokrasiye inanmaya, milletimize güvenmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi bu anayasa değişikliği sürecinde bir mutabakat ve uzlaşma içerisinde bir sorumluluk ve inisiyatif almıştır ve “evet” demiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sözlerimi bitiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bundan sonraki süreçte de yine aynı şekilde ilkeli, tutarlı ve kararlı tutumumuzu devam ettirerek bu sürecin nihayete erişine kadar ve sonuna kadar bu tutumumuzu devam ettireceğimizi buradan beyan etmek ister, hepinize saygılar sunarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Önerinin aleyhinde ikinci söz, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’a aittir.

Sayın Sarıhan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) -Değerli Başkan, değerli yazman üyeler, değerli milletvekili arkadaşlarım, basın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, biraz önce, benden bir önce konuşan Ertuğrul Kürkcü yerine oturduğu zaman arkadaşlarına söylediği şu sözü duydum: “Beni milletvekilleri dinlemediler ama ben insanlığa seslendim.” Ben de insanlığa seslenmek istiyorum fakat ondan önce Sayın Akçay’a da seslenmek istiyorum. Sayın Akçay’a sormak istiyorum: Acaba cezaevleri konusunda söyleyecek tek bir cümleleri yok muydu?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var efendim, var.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) - Çünkü cezaevleri konusundaki önergenin aleyhine düşüncelerini açıklayacaklarını söylediler fakat bunun yerine referandumun nimetlerinden söz ettiler. Ben de bu konuda çok konuşma isteğiyle doluyum çünkü bugün günceli bu oluşturuyor ve bir hukukçu olarak benim kanaatim: Meşru olmayan bir referandum öncesini ve meşru olmayan bir referandum sonrasını yaşadık.

Yine, Ertuğrul Kürkcü, biraz önce buradaki kalabalığa seslenirken, buradaki konuşmakta olan sayın milletvekillerine seslenirken “Arkadaşlar, siyasetçiler için cezaevleri çok yakındır, dikkat edin.” dedi. Hemen geçmişimdeki şu sözü anımsadım: Ben bir siyasi ceza dava avukatıyım. Bu sebeple, benim gibi siyasi cezalara özenen arkadaşlarıma derim ki: Aman ha arkadaşlar, tetikte olun, siyasi bir ceza avukatı için kürsünün iki yanı çok yakındır; ya sanık mevkisinde oturursunuz ya da avukat mevkisinde. Şimdi, düşünüyorum ve geçmişe bakıyorum: Gerçekten, bizim için de siyasetçiler için de iki yer çok yakın, cezaevleri ile şu kürsüler bize çok yakın. O sebeple değil elbette ama insanlık için cezaevlerinde neler yaşanmaktadır? Cezaevlerinde ne oluyor? Türkiye’de Anayasa değişikliği için biz uğraşırken insanlar işsizlikle mi uğraşıyorlar yoksa başka sıkıntıları mı var? Ya da cezaevlerine insanları doldurduk da, artık cezaevleri, zaten çekilemez durumda olan, zaten bir kötülük olan cezaevleri iyice yaşanamaz hâle mi geldi, bunlarla da ilgilenmek durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, İnsan Hakları Derneği Genel Merkezinin bana verdiği bilgiye göre, şu anda 34 farklı cezaevinde toplam 305 siyasi tutuklu süresiz ve dönüşümsüz açlık grevinde. Bunların 67’sini kadınlar oluşturuyor. Şakran’da 63’üncü günde ve ciddi sağlık sorunları var. Biraz önce söyledim, “Bir siyasi dava avukatıyım.” dedim, bu sebeple çok iyi bilirim açlık grevleri süreçlerinin insanların yaşamlarını ne ölçüde etkilediğini; ya onları hayattan alıp götürdüğünü ya da “Wernicke-Korsakoff” denilen bir hastalık sebebiyle onları yaşayan ölüler hâline getirdiklerini bilirim. Oysa bizim Ceza İnfaz Yasamız son derece iyi değerlerle doldurulmuş olan bir yasadır ve şöyle der: “Cezaevindeki insanın yaşamının sınırı, yaşamıyla ilgili ya da temel hak ve özgürlükleriyle ilgili sınır sadece cezaları süresince onların özgürlüklerinden yoksun bırakılmasıdır. Yani cezaevi dışına gönderilmemesidir. Ama bunun dışındaki bütün temel hak ve özgürlükleri kendilerine tanınmak durumundadır.” Ana kural budur. “Birleşmiş Milletler Tutuklu ve Hükümlülerle İlgili Minimum Standartlar” diye anılan metinde de aynı gerekçe vardır, insandır tutuklu ya da hükümlü ve insan olma onurunun gerektirdiği bütün haklardan yararlanmak zorundadır.

Şimdi, İnsan Hakları Derneğinin -bana vermiş olduğu- Şakran hapishanesindeki açlık grevine katılmış olan tutuklu ve hükümlülerin talepleri var, birkaçını okuyacağım. Diyorlar ki: “Ağır tecrit uygulamalarına son verilsin. Koğuşlar çok kalabalık. Yatak yeterli değil. Korkunç bir havasızlık var. 10 kişilik odalarda 20-25 kişi yatıyoruz. Havalandırmaya çıkarken ‘Ayakkabı çıkart.’ komutları veriliyor, bu onurumuzu kırıyor. Doktor ihtiyaçlarımız karşılanmıyor. Sosyal alanlar yasaklandı, kitaplar yasaklandı.”

Yani bu arkadaşlar, bu tutuklu ve hükümlüler, bizden Anayasa değişikliği konusunda bir talepte bulunmuyorlar, onunla ilgili bir tartışma açmıyorlar ama diyorlar ki “Onurlu bir insan gibi yaşamak ihtiyacındayız, bu ihtiyacımız giderilsin.”

Onlara kulak vermemek mümkün mü? Diyeceksiniz ki “Onlar siyasi tutuklular, Şakran’dakiler de sol siyasi tutuklu, ee, bize ne canım, hepsi teröristtir.” Böyle diyebilirsiniz.

Ama şimdi bakalım Birleşmiş Milletler minimum standartlarına ve dönelim bizim Ceza İnfaz Yasamıza bakalım.

Orada ne diyor? Orada diyor ki “Tutuklu ve hükümlünün insan onuru her şeyin üzerindedir, ona zalimane muamelede bulunamazsınız, onun bütün haklarını korumak zorundasınız.”

Bu yasaları siz yaptınız değerli arkadaşlar, bu yasaları bu Parlamento yaptı. Şimdi, biz, bu yasalara rağmen, cezaevlerindeki bu acıya kulaklarımızı tıkar ve yok sayar, bunun araştırılmasını reddedersek ya da bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun cezaevi alt komisyonuna havale edersek, cezaevi alt komisyonundan da bir sonuç almak mümkün olmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu sabah İnsan Hakları Derneği Ankara şubesini ziyaret ettim. Dün bir telefon geldi, dediler ki “10 kişilik açlık grevi yapmakta olan analar sizi ziyarete gelecekler.” “Kaçıncı günlerindeler?” diye sordum, yanıt verdiler. Dedim ki “Ben onların ayağına giderim. Onlar, o analar çocukları için, çocuklarının hakları için cezaevinin dışında kendilerine yeni bir cezaevi kurmuş olan analar, niye şu Türkiye Büyük Millet Meclisinin içine girmek için o kadar emek sarf etsinler, ben giderim.” dedim ve bugün ziyaret ettim. Beyaz yaşmaklarını örtmüşlerdi, acıyla oturuyorlardı. Ben sıradan bir milletvekiliyim, yapabileceğim şeylerin sınırı var ama bizim yapabileceğimiz şeyler var, hepimizin güç birliğiyle, el birliğiyle yapabileceğimiz şeyler var.

Başka bir şeyden söz edeceğim size. Zamanımın da daralmakta olduğunun farkındayım. Yine birkaç gün önce bir anne aradı, önce mesaj atmış. Sonra onun avukatı bana Silivri’de sorunun ne olduğunu anlattı. Cezaevlerini İzleme Kurulu Silivri L Tipi Cezaevine gelmiş, biri İngilizce öğretmeni, biri Hava Harp Okulu öğrencisi 2 çocuk yakınmalarını söylemişler, yakınmalarını söyledikleri için bunları tecride atmışlar.

Değerli arkadaşlar, Cezaevleri İzleme Kurulları yasal olarak kurulmuş kurullardır ve bu kurulların bu dertleri dinleme, şikâyetleri dinleme, dinledikleri şikâyetleri bize iletme -bize diyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna dört ayda bir iletme görevleri vardır. Bu, bir hakkın aranması… Birileri görev yapıyor, birileri soru soruyor fakat birileri de yani cezaevi yönetimi de çocuklar yakınmalarını, sorunlarını anlattılar diye onları tecride alıyor.

Arkadaşlar, cezaevleri kaynıyor. İster sıkıyönetim olsun ister olağanüstü hâl olsun, biliyoruz ki böyle dönemlerde ülkemiz Türkiye 774 bin kilometrekarelik bir cezaevine dönüşür. Şimdi, bu gerçek cezaevlerine dönüp bakmazsak, oradaki hakları aramazsak burada yapacağımız konuşmaların, burada insanlar için, halk için, toplum için bir şey yaptığımız iddiasının hiçbir değeri kalmaz.

Sevgili arkadaşlar, hepinizi sorumluluğa davet ediyorum, hepinizi insan yaşamının değerine bir kez daha dikkatle bakmanızı, içerdekileri kendi çocuklarınız gibi düşünmenizi… Şu Gülten Akın’ın, yakında kaybettiğimiz Gülten Akın’ın açlık grevinde söylediği “42 Gün” şiirlerini anımsayalım. Orada şöyle bir dize vardı, “Büyü de oğlum sana baban idamlar alacak.” diyordu. Şimdi, yeniden idamlar alma pazarlığına yönelme yerine, insan haklarını korumak için ayağa kalkalım.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıhan.

Sayın Akçay, İç Tüzük 60’a göre bir dakika söz veriyorum, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Milletvekili arkadaşımız Sayın Şenal Sarıhan’ın konuşması sırasında, HDP’nin grup önerisi hakkında konuşmadığımdan bahisle “Sayın Akçay’ın cezaevlerinin durumuyla ilgili söyleyecek bir sözü yok mu?” şeklinde bir değerlendirme yapmasına gerçekten çok üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Elbette söyleyecek çok sözümüz var.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim: HDP grup önerisi üzerine konuşmacımız Sayın Ruhi Ersoy idi, Ruhi Ersoy’u görevlendirmiştik. Ancak son anda, biraz evvel sizin odanızda da gruplar arasında yaptığımız görüşmeler, konuşmalar sonunda, HDP grup önerisindeki görüşmeler sırasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmaya ben karar verdim ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …konunun tazeliği bakımından da… Tabii, bu referanduma ilişkin bir değerlendirme de yapamamıştım. Genel Kurulun bugün itibarıyla çalışmalarına son verme aşamasına geldiği bu süreçte bu değerlendirmeyi yapmayı tercih ettik. Ayrıca, kürsüdeki konuşmamın başında da HDP grup önerisi üzerindeki görüşümü çok kısa, bir iki cümle içerisinde de ifade etmiştim. Bu açıklamayı gerekli gördüm.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezaevlerinde yaşam riski sınırına ulaşmış olan açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin insani yol ve yöntemlerle karşılanabilmesinin yollarının araştırılması amacıyla 18/4/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Nisan 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneri üzerinde son konuşmacı, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta.

Buyurun Sayın Usta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve saygıdeğer milletimiz; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, Tunceli’de gerçekleşen elim helikopter kazası için büyük üzüntü duyduğumuzu belirterek şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve tüm milletimize sabrıcemiller diliyorum. Başımız sağ olsun.

16 Nisan referandumuyla kabul edilen yeni hükûmet sistemimiz vatanımıza, milletimize ve Türkiye’yi tek umut olarak gören mazlum coğrafyaların tümüne hayırlı uğurlu olsun.

Sandığa giderek oyunu kullanan, demokrasinin gereğini yerine getiren ve iradesini sandıkta tecelli ettiren tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Birlik ve beraberliğimizi bozmadan yeni ve güçlü Türkiye yolunda ilerlemenin gurur ve onurunu bu tarihî süreçte hep birlikte yaşıyoruz. Bu vatanın sahibi bu milletten başkası olamaz çünkü bu topraklar binlerce şehidimizin canıyla ve kanıyla kazanılmıştır.

Hayatımızı tercihlerimiz şekillendirir, ya iyiden yanayızdır ya kötüden, ya doğrunun peşindeyizdir ya da yanlışın. Tıpkı insanlarda olduğu gibi devletlerin, milletlerin geleceğini de tercihleri ve seçimleri şekillendirir. HDP’nin tercih ettiği çukur ve hendek siyasetinin, söylemlerinin, Kürt halkını temsil ettikleri iddialarının bu millet tarafından tercih edilmediğini, kabul görmediğini 16 Nisan bize göstermiştir. Şöyle ki: Hakkâri’de yüzde 13,8’den yüzde 31’e, Şırnak’ta 12,3’ten yüzde 28,6’ya, Mardin’de yüzde 29’dan yüzde 41’e, Diyarbakır’da yüzde 21’den yüzde 32,5’a, Muş’ta yüzde 34,5’tan, yüzde 50,8’lik oy oranlarıyla bu millet tercihini kimden yana koyduğunu, iyiden ve doğrudan yana olduğunu göstermiştir. Siyaseti doğru, düzgün ve bu millet için yapanlar her daim takdir ve itibar görecektir.

HDP’nin vermiş olduğu grup önerisinde cezaevlerindeki açlık grevi eylemcilerinin talepleri gündeme getirilmektedir. Yüce milletimiz asıl grevi sizlere yapmış ve grev yaparak onları yanıltmanıza bu kez prim vermemiştir. Bu yüzden sizlerin zihinsel bir arınma grevine ihtiyacınız vardır. Aklınızı, kalbinizi, gönlünüzü teröre yandaşlık yapmaktan arındırmalısınız. Öncelikle cezaevlerinde tutuklu bulunan mahkûmların tümünün yaşam hakları, sağlıkları, güvenlikleri bu devletin koruması ve teminatı altındadır. Bizzat terörist olarak veya teröre yardım ve yataklık yapmak suçuyla şu anda cezaevlerinde bulunanların taleplerini yalan yanlış iddialarla, haksız ithamlarla gündeme getirmek kamuoyunu yanıltma çabalarıdır. Açlık grevi yapan tutuklular arasında sağlık durumu kötüleşen biri yoktur. Vitamin ve diğer gerekli takviyeleri doktorlar tarafından reçete ediliyor ve kullanıyorlar. Ayrıca, yanlarına sağlık yönünden olumsuz bir durum yaşamamaları için açlık grevinde bulunmayan ve kendi talepleri doğrultusunda 2 hükümlü refakatçi olarak verilmiştir. Yaşam koşullarının daha zorlaştırıldığı tamamen yalandır. Telefonla görüşme hakları engellenmemiştir, avukatlarıyla görüşmeleri devam etmektedir.

Terörist ve teröre yardım ve yataklık yapan, suçları tespit edilmiş mahkûmlar için lüks koşullar sağlamamızı kimse bizden talep etmesin. Bu teröristler yüzünden yerinden yurdundan edilen, özellikle doğu ve güneydoğu illerindeki vatandaşlarımıza karşı vebalimiz ve sorumluluğumuz vardır. Binlerce şehidimizin, gazimizin yakınları, aileleri, sevenleri için vebalimiz ve sorumluluğumuz vardır.

Önergede de belirtildiği üzere, açlık grevleri anayasal haktır ancak teröristlerle pazarlık için bir araç olarak kullanılamaz. İnsanların yaşam haklarını ortadan kaldıran, devletimizi, vatanımızı ve milletimizi bölmeyi hedeflemiş canilerden, bölücülerden ve teröristlerden bahsediyoruz. Resmen terör faaliyetlerinin görmezden gelinmesini ve dahası, mahkûmlar arasında bu faaliyetlerini yapmalarına, yaymalarına imkân tanınmasını istiyorsunuz. Dünyanın her yerinde teröristlere yapılan muameleden farklı bir uygulama beklenemez. Ulusal ve uluslararası hukuk gereği neyse o yapılmaktadır.

İllaki terör örgütü mensuplarının koşullarını konuşacaksak, PKK’nın zorla dağa kaçırdığı çocukların, gençlerin, kızların durumlarını konuşalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Neden o çocukların kurtarılması için çabalamıyorsunuz, üstünü örtüyorsunuz? Gerçi sizler oralarla görüşüyorsunuz hem de Avrupalı ortaklarınızı yanınıza alıp gidiyorsunuz, oradaki kötü yaşam koşullarını sürekli kamufle ediyorsunuz, katil teröristleri övmekten geri durmuyorsunuz.

Cezaevlerindeki teröristlerin terör faaliyetlerini sürdürmeleri için yapmış olduğunuz önergeyi ve çabaları yüce milletimizin takdirine sunuyorum.

Biz bu milletin vekilleriyiz. Sizlere de hatırlatırım, terör örgütlerinin vekilleri olmaktan kendinizi kurtarmalısınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Söz konusu mahkûmlarla ilgili iddiaların doğru olmadığını ve tekraren, ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının dışına çıkılmadığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğunu hatırlatıyor, yüce Meclisimizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, baştan sona bir partiyi itham ve ilzam etmek üzere kurgulanmış bir konuşma yaptı.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika sataşmadan…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

BAŞKAN - Sayın Kürkcü, buyurun.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hatibe hanımefendinin beni hiç dinlemediğini, eline verilmiş olan kâğıdı okumaktan başka bir şey yapmadığını söylemek isterim çünkü ben yalan yanlış bir talep, kendime ait bir talep ileri sürmedim, hangi taleplerle bu açlık grevlerinin başladığını ifade ettim.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Önergeniz, önergeniz. Önergenizde yazıyor talepler.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gerçekler, gerçekler…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Hangi taleplerle başladıysa bunlar Adalet Bakanlığı tarafından da biliniyor, bunlar Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafında da biliniyor. Bu bilenen hakikatleri ifade ettim.

İkincisi: Bu şikâyetlerin hepsi varittir. Şikâyet şikâyettir. Bu şikâyetin hakikat olup olmadığını tespit etmek, ancak Meclisin önündeyse bu mesele, Meclisin bununla ilgili bir araştırma heyeti kurmasıyla mümkündür veya Adalet Bakanlığı yetkililerini buraya çağırarak onlardan bilgi istemesiyle mümkündür. Bunların hiçbirisi yapılmadan bizim bu konularda bir şeyler uydurduğumuzu söylemek kendisi bir şey uydurmaktan ibarettir.

Üçüncüsü: Teröristlerin faaliyetleri vesaire… Siz, bu “terörist” lafını kullanırken biraz dikkat edin. Daha önce “terörist” diye hapse tıktığınız generallerin, avukatların, hukukçuların, yöneticilerin hepsinin karşısında hazır ola geçip özür dilediniz “bizi kandırmışlar” diye. Belki de hâlâ yanlış biliyor olabilirsiniz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – FET֒cülerin yaptığını söylüyorsunuz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Adaletin verdiği karar her zaman doğru olmayabilir. Bugün terörist dediklerinizi yarın kahraman görebilirsiniz. O nedenle, siz siz olun, bu uyduruk lafların arkasına geçmeyin; arkasına geçeceğiniz tek şey, insan hakları ve insan haklarının bir bileşeni olarak tutuklu ve hükümlü hakları olmalıdır.

Benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partisi temsilcisinin çok güzel ifade ettiği gibi, tutuklu hakkı bir temel insan hakkıdır, bu temel hakkın ihlal edilmiş olması hepinizi ilgilendirir.

İnanın bana, genç olanlar daha çok inanın, günün birinde mutlaka oradan geçeceksiniz, “Ertuğrul demişti.” dersiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şahin Usta.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sayın Başkan, sataşmadan kısa bir söz…

BAŞKAN – 60’a göre yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta’nın, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Saygıdeğer Başkan, en önemli talep, bu milletin kanını dökmüş, terör örgütünün başı olarak bilinen Öcalan’ın tecritinin kaldırılmasından bahsediyorlar önergede. Bu, terörist olduğu kesin, ispatlanmış kişi için edilen talepten daha vahim bir durum ne olabilir?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Türk mevzuatında tecrit diye bir hüküm var mı?

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Bizim burada terör örgütlerinin vekilliğini yapmadığımızı, bu milletin vekilliğini yaptığımızı tekrar sözle ifade ediyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ve HDP’nin de bu yöndeki tavırlarını milletin takdirine sunduğumuzu ve bu takdiri de milletin zaten çok iyi değerlendirdiğini, kimin terörist, kimin terörist olmadığını milletin çok açık ve ayan bir şekilde ortaya koyduğunu tekrar ortaya koyarak söylüyorum. Millet bu kararların hepsini çok iyi biliyor.

Bizden teröristler için lüks koşullar sağlanmasını kimse istemez. Ulusal ve uluslararası hukukun kuralları neyse bunların hepsi yerine getirilmektedir. Adalet Bakanlığından aldığım bilgilerle bu konuşmayı yapmaktayım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, cezaevlerinde yaşam riski sınırına ulaşmış olan açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin insani yol ve yöntemlerle karşılanabilmesinin yollarının araştırılması amacıyla 18/4/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 18 Nisan 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun 18/4/2017 Salı günkü birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/4/2017 tarihli ve (3/931) sayılı olağanüstü hâlin uzatılmasına dair Başbakanlık Tezkeresi’nin görüşmelerinin bitiminden sonra herhangi bir işin görüşülmemesine, Genel Kurulun 19, 20, 25, 26, 27 Nisan 2017 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

18/4/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/4/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                       Bülent Turan

                                                                                         Çanakkale

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun 18/4/2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında 17/4/2017 tarihli ve (3/931) sayılı Olağanüstü Hâlin Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi’nin görüşmelerinin bitiminden sonra herhangi bir işin görüşülmemesi,

Genel Kurulun 19, 20, 25, 26, 27 Nisan 2017 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MUSA ÇAM (İzmir) – Hayır diyoruz, hayır; Meclis çalışsın.

BAŞKAN – Öneri kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 97’nci yıl dönümü ile Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması ve günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla yapılacak görüşmeler için, 23 Nisan 2017 Pazar günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 19.39