TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          83’üncü Birleşim

                                                                                   16 Mart 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, cezaevlerindeki hasta tutsaklara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu ve İstiklal Marşı’nın kabulünün 96’ncı yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Anayasa değişikliğiyle getirilmek istenen yeni sistemde Cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin açıklaması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili sayısının 600’e çıkarılacak olması ile başkan yardımcılarının sayısının belirli olmamasının vatandaşa maliyetine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 16 Mart Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Parlamenterler Forumu Türkiye Dönem Başkanlığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanının tek başına OHAL ilan edebileceğine ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili sayısının 600’e çıkarılacak olmasına ilişkin açıklaması

7.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu’da Başbakanın katılımıyla yapılan mitinge ilişkin açıklaması

8.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, Pakistan’da 13 ülkenin katılımıyla yapılan “Demokrasi ve Sosyal Adaletin Güçlendirilmesinde Kadın Parlamenterlerin Rolü” konulu konferansa ilişkin açıklaması

9.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, turizmin gelişmesi için verilen desteğe Erzurum Havalimanı’nın eklenmesi nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’ya, 2026 Kış Olimpiyatları için destek veren herkese ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanına tanınan hakların ve sınırsız yetkilerin yardımcısı tarafından da aynen kullanılabileceğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, HDP İzmir İl Eş Başkanının da içinde bulunduğu 55 kişinin gözaltına alınmasına ve Manisa’da on dört aydır tutuklu bulunan partililer hakkında henüz bir iddianame hazırlanmadığına ilişkin açıklaması

12.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, AKP Hükûmetinin HDP’ye karşı tutuklama furyasını bir işkenceye, bir psikolojik savaş aygıtına dönüştürdüğüne ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili seçilme yaşının 18’e düşürülmesine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kuvvetler ayrılığının muhafaza edilerek demokrasinin korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanının tek başına millî güvenlik politikalarını belirlemesi yetkisine sahip olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümüne, Fetullahçı terör örgütüyle mücadelenin hiç aksatılmadan devam ettirilmesi ancak ortaya çıkan mağduriyetler konusunda hassas davranılması gerektiğine ve atanamayan öğretmenler, sağlık personeli ile taşeron işçilere kadro verilmesinin son derece yerinde olacağına ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 16 Mart İstanbul Üniversitesinde yaşanan bombalı ve silahlı saldırının 39’uncu, Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümlerine, “Nevroz”u kutladığına ve 21 Martın tatil yapılması gerektiğine, “hayır” çalışması yürüten ya da “Nevroz” için kutlama yapmak isteyenlere karşı uygulanan gözaltılara Meclisin ses vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 16 Mart Halepçe katliamının 29’uncu ve 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, milletvekillerinin şahsiyetiyle uğraşmayı kesinlikle doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

23.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri nedeniyle özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 16 Mart İstanbul Üniversitesinde yaşanan olayların 39’uncu, Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak Anayasa ve İç Tüzük gereğince herhangi bir şekilde Genel Kuruldaki tartışmalara katılma olanağı olmadığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu ile Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, elektriğin üretimi ve tüketiciye ulaştırılması aşamalarındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/503)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 25 milletvekilinin, 17 Ağustos 1999 Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrasında binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarının uygunluğunun ve bu konuda yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/504)

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 21 milletvekilinin, emniyet kemeri kullanımı konusunda toplumsal bilincin arttırılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/505)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla 16/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mart 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması  sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/634) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 354)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TBMM bünyesinde görev yapan müşavirlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/11768)

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir'in, tutuklu bulunan Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın durumuna ve cezaevi koşullarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/12001)

3.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara'nın, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerden yapılan ihraçlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/12022

 

 

 

 

 

 

 

16 Mart 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Şile’nin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurunuz Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten bugüne kadar Şile’nin sorunlarıyla ilgili epey gündem dışı söz almak istedik ancak… Sayın Meclis başkan vekillerinden adil davranan Sayın Başkana ben çok teşekkür ediyorum bu sözü ve bu fırsatı tanıdığı için.

Değerli arkadaşlar, Şile ilçemizin sorunları saymakla bitmiyor. Hastaneye erişim açısından yeteri kadar doktoru yok, uzman doktor yok, gelen hastaların hepsi Şile’den İstanbul’a havale ediliyor, otoparkı yok; öğretmeni yetersiz, derslikleri yetersiz, öğrencilerin sayısı çok fazla. Bu açıdan Şile’miz mağdur.

Esasen, bugün söz konusu olan, Şile ilçemizde yapımı planlanan barajla ilgili. 1960 yılından beri, Şile ilçesinin Ağva ve civar mahallelerinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan Şile halkımız mağdur. Neden mağdur? Şile’de 1960 yılından beri baraj projesi kapsamına alınan, halkının yerleşik ve düzenli hayatı olan 13 tane köyümüz var. Bu, Osmangazi Barajı. Osmangazi Barajı’yla ilgili, bugüne kadar, proje kapsamına alındığı hâlde herhangi bir ilerleme sağlanmamakta, 1987 yılından itibaren Şile ilçemizde bulunan vatandaşlarımızın o Osmangazi Barajı kapsamına alınan köylerdeki gayrimenkullerinin üzerine şerh düşülmüş durumda, İSKİ şerhi düşülmesi nedeniyle herhangi bir satış işlemi yapılamamakta, herhangi bir yapı yapılamamakta. Bu anlamda, nüfus çoğalması nedeniyle de vatandaşımızın bir göz ev yapabilecek bir durumu olmadığı için köylerden sürekli göç yaşanmakta.

Bu anlamda, 2016 yılında, Devlet Su İşleri 14’üncü Bölge Müdürlüğü tarafından, bölgede, ek bir bütçe hesap edilerek, projesi mevcut olan bu barajın yapılması planlanmıştır ancak bu barajla birlikte Çataklı köyü, Gökmaslı, Göksu ve Soğullu köyleri su altında kalmakta, mezarlıklar, camiler su altında kalmakta, bu anlamda, gerçekten, Şile’deki vatandaşlarımızı bu baraj bu şekliyle mağdur etmekte.

Peki, bu mevcut olan… Bu barajların yapılma ihtiyacı var mı, kamu yararı var mı veya bu projenin tekrar revize edilerek gözden geçirilme ihtimali var mı? Baktığımız zaman, yasal anlamda, gerçekten, bu proje kamu yararı olup olmaması açısından tartışma götürmekte, kamu yararını idare tam anlamıyla izah edememekte. Esas dedikleri amaç, bu barajın İstanbul’un su ihtiyacını temin etmesi açısından deniliyor. Alternatif anlamda, biz, gayet rahat, bununla ilgili projeleri sunabiliriz.

1960 yılında baraj kapsamında bu proje yapılmış durumda. Elli yedi yıldır bu proje gerçekleştirilmediği hâlde, son günlerde bunun hareketlendirilmesine biz bir anlam veremiyoruz. Eğer gerçekten bunda kamu yararı varsa, elli yedi yıldan beri neden bu proje askıya alındı?

Bu proje:

1) Kamu yararı yoktur.

2) Orantılı değildir.

3) Ölçülülük ilkesi ihlal edilmiş durumdadır.

Peki, burada benzer mahiyette projeler yapılabilir mi? Yapılabilir. Yurt dışında buna benzer… Küçük barajlarla, alçak yatakların bulunduğu alanlarda yapılabilir. Aynı zamanda burada su baskınları da giderilebilir, İstanbul’un su ihtiyacı da karşılanabilir. Ancak, bir bütün olarak büyük bir baraj yapıldığı zaman buradaki köylerimiz mağdur edilmiş olacak.

Deniliyor ki: “Bu projenin bir maliyeti var. Biz bu maliyetini kimden çıkaracağız? Bu proje yapıldığı için, maliyet nedeniyle projeye devam etmek zorundayız.” Asıl olan insanın maliyetinin biçilmemesi lazım. Burada asıl söz konusu olan insan unsuruysa, Anayasa’mızın 5’inci maddesi uyarınca, devlet vatandaşımızın huzur ve mutluluğunu sağlamak zorunda, yerine getirmek zorunda.

Şile halkımızın, bu anlamda, huzur ve mutluluğu mevcut olan bu projeyle bozulmuş olacak. Bu proje, Anayasa’mızın 35’inci maddesindeki mülkiyet hakkı, 45’inci maddesindeki tarım ve hayvancılık alanlarının korunmasına ilişkin hükümlerine aykırıdır. ÇED raporu güncelleştirilmemiştir. Mevcut olan projeyle ilgili, vatandaşımız bilgilendirilmemiştir, bu yetersizdir. Bu koşullar altında bu barajın yapılmış olması yöre halkımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal, önemli bir konuyu gündeme getirdiniz.

Süreniz yetmedi, ilave bir dakikalık süre veriyorum.

Buyurunuz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

1) Mevcut olan bu projeye bakıldığı zaman, projeyle ilgili bu rapor çok eskidir.

2) ÇED raporunun yeniden gözden geçirilip güncelleştirilmesi lazım.

3) Bu güncelleştirilmediği için de aynı zamanda konuyla ilgili vatandaşımız o bölgede bilgilendirilmemiştir.

4) Oradaki bilgilendirmeler de eksik ve siyasi baskılar nedeniyle yetersiz ve yok hükmündedir.

Bu nedenle, aslında planlanan bölgenin fiziki ve coğrafi koşulları baraj yapılmasına uygun olmadığı hâlde, baraj projesinin uygulanması halka yapılabilecek olan en büyük kötülüktür ve felakettir.

Sayın Başkanım, duyarlılığınıza teşekkür ediyorum.

Milletvekillerimizi, televizyonlarının başında bizi dinleyen tüm vatandaşlarımızı saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Dilerim ve umarım siyasi iktidar bu projeden vazgeçer. Asıl unsur, insan unsurudur. İnsan maliyetinin ekonomik maliyetle karşılaştırılmaması lazım.

Hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Gündem dışı ikinci söz, hasta tutsaklar hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’a aittir.

Buyurunuz Sayın Toğrul.

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, cezaevlerindeki hasta tutsaklara ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizin en önemli sorunlarından biri de cezaevlerindeki hasta tutsaklar meselesidir. Hasta tutsaklar ülkenin kanayan bir yarası olarak maalesef gündemdeki yerini korumaktadır, henüz bir çözüm geliştirilmesi mümkün olmamıştır.

Avrupa Cezaevi Kuralları’nın ilk sırasında “Özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireye insan haklarının gerektirdiği gibi davranılmalıdır.” maddesi yer alır. Hapsedilme, aynı zamanda bir insan hakları konusu olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte, özgürlüğünden mahrum bırakılmış bireylere ek bir cezalandırma yapılamayacağı açıkça vurgulanmıştır.

Türkiye cezaevlerinde, her geçen gün ağırlaşan, hiçbir hukuksal dayanağı olmayan, vicdan ilkelerini yerle bir eden bir durum söz konusudur. Ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, hiçbir geçerli nedeni olmamasına rağmen, siyasal bir tutum takınılarak, ölüme ve psikolojik işkenceye terk edilmektedir.

OHAL süreciyle birlikte Türkiye’de hasta tutuklu sayısı binleri aşmış durumdadır. OHAL’in ardından artan kitlesel tutuklamalar hasta tutuklu sayısını gittikçe artırmıştır. Bugün hasta tutsaklar yeterince sağlık hizmetine erişme imkânından maalesef yoksundurlar. Penceresi olmayan, havasız, kutu gibi ring araçlarıyla hastanelere götürülmek zorunda bırakılmakta, hatta saatlerce o ring aracında tutulmakta, tedavi ettirilmeden gerisin geri cezaevine getirildiğine sıklıkla rastlanılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, diğer yandan, o tedavi sırasında ellerinin kelepçelerinin sökülmemesi veya hastane bodrumlarında tedaviye zorlanması, askerlerin o ortamda bulunmak istemesi sağlıklı bir tedavi hizmetinin alınmasını engellemektedir.

Cezaevlerinde özellikle personelin tavrı da OHAL’le birlikte değişmiş ve keyfîleşmiştir. Fırsat bu fırsat “Hükûmetim, hele şu aralar da sıkıntılıyım, onun için istediğimi yaparım, bu aralar hassasiyetim yüksek.” der gibi, maalesef tüm hıncını hasta tutsaklardan çıkarmaya çalışıyor. Hasta tutsaklar, soğukta, nemli havalarda ve özellikle OHAL’le beraber kapasitesi 2 katına, 3 katına çıkmış koğuşlarda yaşamaya zorlanmaktadır. Kendi başlarına yaşamaları imkânsız olduğu çeşitli zamanlarda ATK raporlarıyla tespit edilen hasta tutsaklar bile maalesef salıverilmemektedir, ölüme terk edilmektedir. Bakın, bunlardan bir tanesi Ergin Aktaş. 3 kez ATK tarafından Ergin Aktaş hakkında tedavisinin içeride mümkün olmadığı ve dışarı çıkarılması gerektiği ifade edilmesine rağmen, mahkeme bu raporu hiçe saymış ve tutukluluğuna devam etmiştir. 2016 yılında 47 hasta tutsak hayatını kaybetmiştir.

Değerli arkadaşlar, bakın, durum buyken bazı özel durumlara da rastladığımız oluyor. AKP iktidarı döneminde bazı cihadist çeteler, gerici tutuklular, hırsızlar, taciz ve tecavüzden tutsak olanlar hastalık gerekçesiyle de salıveriliyor. Mesela, bunlardan bir tanesi, Anadolu Federe İslam Devleti üyesi olan Metin Kaplan hastalığı sebebiyle salıveriliyor. Bir başka örnek: Taksim İstiklal Caddesi’nde geçen yıl 4 kişinin hayatını kaybettiği olayın faili olan Erkan Çapkın sağlık durumu gerekçe gösterilerek salıveriliyor.

Değerli arkadaşlar, bunlar salıverilirken cezaevi koşullarından dolayı sağ ayağından kısmi felç geçiren Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken’in, kısmi felcin kalıcı hâle gelmemesi için hastanede görmesi gereken fiziki tedavilerin yapılmasına müsaade edilmemiş, nekahet dönemi tamamlanmadan hastane kapısından cezaevine götürülmüştür. Bu nasıl bir vicdansızlıktır? Buradaki bir mesai arkadaşınızdır bahsettiğimiz şahıs. Buna nasıl vicdanlarınız elveriyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Toğrul, size de bir dakikalık ek süre veriyorum.

Buyurunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İdris Baluken burada hepinizin tanıdığı bir arkadaşımızdır. İdris Baluken’in bugün o hâliyle gözaltına alınmasını eğer AKP iktidarı içine sindiriyorsa, gerçekten vicdanını tamamen kaybettiği anlaşılıyor, vicdanının köreldiği anlaşılıyor.

Değerli arkadaşlar, cihadistlere yönelik sadece bunlar mı var? Mesela, basından okumuşsunuzdur, cihadist çeteler adresleri sabittir diye serbest bırakılırken HDP milletvekilleri, grup başkan vekillerimiz, hele hele eş başkanlarımız sanki adresleri sabit değilmiş gibi cezaevine götürüldü. Bu nasıl bir anlayıştır? HDP’ye bu düşmanlığınız asla ve asla size bir şey kazandırmayacak, 16 Nisanda size “hayır”la bu diktanızı o gün kaybettirecektir.

Genel Kurulu bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Gündem dışı üçüncü söz, Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü ve İstiklal Marşı’mızın kabulü hakkında söz isteyen Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu ve İstiklal Marşı’nın kabulünün 96’ncı yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Üzerinden dört gün geçse de hem ülkemiz için hem de Erzurum özeli için çok önem ifade ettiği için 12 Mart üzerine birkaç not düşmek istiyorum.

Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; varsın bu topraklardan kar beş altı ay kalkmasın; bu topraklar sıcaktır, insanı mübarektir. Bu şekliyle tarif edilen, şehitler yurdu, mukaddesata can adayanların şehri Erzurum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

12 Mart özel bir tarihtir, özel bir andır. Zira, bu milletin istiklalini ifade eden marşın şu yüksek millet mabedinde kabul edildiği tarihin yıl dönümüdür. Bu tarih hususidir çünkü 12 Mart 1918, merhum Kuntay’ın millî hafızamıza kaydettiği üzere “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” amentüsünün dadaşça kaydedildiği tarihtir. Ve 12 Mart, mübarek bir zaman kesitidir; ömrünü mukaddes değerlere harceden, büyük İslam âlimi ve düşünce adamı, dadaş tarifinin kimliğinde ifade bulduğu abide bir şahsiyetin, Alvarlı Muhammed Lütfi Efe hazretlerinin vuslata eriştiği bir zaman dilimidir. Özetle, 12 Mart, tıpkı yarın kutlayacağımız 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü gibi, Erzurum için olduğu kadar, şüheda kanıyla bezeli Anadolu coğrafyasının da kutlu bir vaktidir.

Erzurum’umuzun 99’uncu şahlanış yıl dönümünü vesile kılarak biz de Erzurum için yürekten bir tarif yaptık. Tarif her ne kadar Erzurum özeli için olsa da hakikatte bütün bir vatan coğrafyasını ifade etmektedir. Bu anlamı havi olarak diyoruz ki: Erzurum, tarihin nabzının attığı yerdir. Tarihin yazdığı değil, tarih yazan bir kenttir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ezan için, bayrak için, vatan için serden geçme sırrına erenlerin otağıdır. Hak için, Hak rızası için nefsini feda edenlerin, İlayıkelimetullah’a varlığını adayanların kentidir. İnsani tüm haslet ve asaletleri tarif eden dadaş mertebesinin ocağıdır, kefensiz yatanların kucağıdır. Erzurum, üç hecelik bir isim değildir. Erzurum, millî ruhun kaynağı, vicdani ve sosyal şuurun membası, iman ordularının saf tuttuğu bir mekândır. Hasılı, Erzurum, tarihin, önünde ayağa kalkarak edeple yaklaştığı mübarek bir yurdun adıdır; Şehrierzurum’dur, şehriazizdir, şehrimübarektir. Erzurum, İstiklal Marşı’na özel anlam kazandıran bir ahenktir. Bütün övgüler Erzurum tanımlamasında eksiktir; zira, Erzurum, bir hilal uğruna batan güneşlerin doğduğu bir kenttir. O yüzden, 12 Mart sıradan bir tarih değildir.

12 Mart dolayısıyla, millî tefekkürümüzün müellifi Mehmet Akif Ersoy’u bir kez daha huzurlarınızda saygı, şükran ve minnetle yâd ediyor, onun vurguladığı değerlere sadakatten ayrılmayacağımızı yeniden ahdediyoruz.

Bu bapta, 18 Mart Şehitler Günü’müzü de tebrikle; şühedayı rahmetle, minnetle anıyoruz.

Bir temenni ve bir hedefimizi de bu vesileyle kayda geçmek istiyorum. Malum, Erzurum 2011’de Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunlarını başarıyla tamamladı, bu sene de Avrupa Gençlik Olimpik Kış Oyunlarında başarılı bir süreç yaşadık. Öyleyse, yeni merhale, yeni hedef 2026 Dünya Kış Oyunları Olimpiyatları olmalıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şu an cazibe merkezleri bağlamında şerik olduğumuz Erzincan, Bayburt, Gümüşhane’yle birlikte Kars’ı da kapsayan bir hinterlantta bu oyunları pekâlâ başarıyla gerçekleştirebiliriz. Bu noktada, yüce Meclisimizin bu hedefimize desteğini bekliyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Veriyoruz, veriyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başbakanımızın çok berceste bir ifadesiyle “her doğan için” millet huzuruna getirdiğimiz, ülkemizi çağlar üzerinden aşırtıp muasır medeniyetler seviyesine getirecek olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydemir, size de bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

…yeni Anayasa sürecine, referandum sürecine Erzurum’un Karayazı’dan Hınıs’a, Çat’tan Aşkale’ye, İspir’e, Tortum’a, Şenkaya’ya varıncaya kadar bütün beldelerinde neredeyse ittifaka varan bir kabulle “evet” kararlılığında olduğunu kayda geçerek hepinize kalbî saygılar sunuyorum.

Başkanım, size de kibarlığınızdan, alicenaplığınızdan dolayı ayrıca hürmetlerimi ifade ediyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ, CHP, MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim. Biz de size bu güzel konuşmanız için teşekkür ediyoruz Sayın Aydemir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden milletvekillerine söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Topal…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Anayasa değişikliğiyle getirilmek istenen yeni sistemde Cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına şunu sormak istiyorum: Önerilen sistemle Cumhurbaşkanı daima Mecliste çoğunluğa sahip olan iktidar partisinden oluyor. Cumhurbaşkanı, iktidar partisi genel başkanı sıfatıyla genel seçimlerde milletvekilleri adaylarını belirliyor, istediğini seçtiriyor. Böyle oluşan bir Meclis zaten, Cumhurbaşkanının önüne onun istemediği bir kanunu getirmiyor. Cumhurbaşkanı Meclisin kabul ettiği bir kanunu veto edip “Yeniden görüşülsün.” diye geri gönderir ise Meclisin bu kanunu üye tam sayısının salt çoğunluğuyla aynen kabul etmesi gerekiyor yani Cumhurbaşkanının istemediği bir kanunu Meclisin kabul etmesi imkânsız hâle getiriliyor. Cumhurbaşkanı dilediği zaman Meclisi feshetme yetkisine sahip kılınıyor. Bu durumda kendi seçimi de yenileniyor ama parti genel başkanı sıfatına da sahip olduğu için genel seçimlerde kimin partisinden aday olacağına yine kendisi karar veriyor. Cumhurbaşkanının Meclisi feshetme yetkisine sahip olması dahi milletvekillerinin Cumhurbaşkanının isteğine karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili sayısının 600’e çıkarılacak olması ile başkan yardımcılarının sayısının belirli olmamasının vatandaşa maliyetine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına şunu sormak istiyorum: Anayasa değişikliği teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekili sayısı 600’e çıkarılarak 50 yeni milletvekilliği getirilmesi teklif ediliyor. Ayrıca bakanlar ve sayısının ne olacağı belli olmayan başkan yardımcılarıyla bu sayı 100’ü bulabilir. Bunun vatandaşa maliyeti 400 milyon liradır. Bu parayla vatandaşın birçok ihtiyacı karşılanabilir. Bu parayla kamuda taşeronlara kadro verilebilir. Bu parayla iş cinayetlerinin önlenebilmesi için denetim yapacak 2 bin iş müfettişi istihdam edilebilir. Bu parayla emeklilere zam yapılabilir. Bu parayla primlerini ödemiş ancak yaşa takılmış, iş bulamayan 400 bin kişi emekli edilebilir. Bu parayla yurttaşlarımız tarafından ödenen muayene katılım payları ödenebilir, ilaç katılım payları ödenebilir. Bu parayla işsizliği azaltmak için kamuya 15 bin yeni personel alınabilir, 15 bin kişiye devlette iş olanağı yaratılabilir. Bu parayla 40 adet hastane yapılabilir. Hâl böyleyken bu milletin vergilerinin daha doğru alanlarda millete hizmet için kullanılması daha uygun olmaz mı?

Referandumda “hayır” ülkemizin hayrınadır.

BAŞKAN – Sayın Benli…

3.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 16 Mart Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe katliamının yıl dönümü. 16 Mart 1988 aslında utancın tarihi. Üzerinden yirmi dokuz yıl geçti ancak hâlen vicdanlarda açtığı yaranın sızısı taze. O gün Irak savaş uçakları Halepçe’yi bombalarken çocuklar etrafa yayılan keskin elma kokusuna doğru bir daha geri dönmemek üzere koşmuşlardı. O gün sivil halk kimyasal silahla öldürüldü, binlercesi yaralandı. Tarih boyunca her zaman mazlumun yanında olan Türkiye, Halepçe katliamından kaçan Iraklı Kürt kardeşlerimize de kucak açtı, onlar için bütün imkânlarını seferber etti. Bu vahşeti, şüphesiz, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediyor ve özellikle de kimyasal silahlarla mücadele için, hep beraber mücadele etmeye herkesi çağırıyorum. Bu vahşeti bir daha hiçbir coğrafyada yaşanmaması ümidiyle lanetliyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Soykırım olarak kabul edelim Sayın Vekilim.

BAŞKAN – Sayın Kavakcı...

4.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Parlamenterler Forumu Türkiye Dönem Başkanlığına ilişkin açıklaması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi Parlamenterler Forumu Türkiye Dönem Başkanlığı konusunda Gazi Meclisimize bilgi arz etmek istiyorum.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 12’nci Taraflar Konferansı (COP 12), 12-23 Ekim tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da gerçekleşti. 2017 yılında yapılacak olan COP 13’e kadar Parlamenterler Forumu Başkanlığı Meclis Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Meclis Başkanımız asıl bu forumun Başkanıdır ancak bu çerçevede bizlere bu Başkanlık vazifesi ve çalışma grubu toplantılarını yürütme vazifesi verilmiştir. Parlamenterler Forumu’nun maksadı, arazi tahribatı, çölleşme konularında Meclisin farkındalığını ve arazi politikalarının etkinliğini artırmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akkaya...

5.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanının tek başına OHAL ilan edebileceğine ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına şunu sormak istiyorum: Mevcut Anayasa’mıza göre olağanüstü hâl ilan etme yetkisi Cumhurbaşkanı Başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna aittir. Anayasa’mız bu hâliyle, ülkenin büyük risk ve sorunlarla karşılaştığı anlarda konunun Bakanlar Kurulunda istişare edilmesini yani bir kurulun ortak aklına başvurulmasını öngörür. Getirilen Anayasa teklifiyle Cumhurbaşkanı OHAL’i tek başına ilan edecek. Tek adam vesayeti altındaki Meclisin kararıyla bu süreyi istediği kadar uzatacak ve ülkeyi OHAL kararnameleriyle istediği gibi yönetecek. Devlet yönetiminde istişare bitecek. OHAL kararnamelerinde de herhangi bir sınır olmaksızın istediği kararı alabilecek. Buna vatandaşın can ve mal hürriyetini ortadan kaldıran düzenlemeler de dâhil olacak. Süresiz gözaltı yapılabilecek ve bu kararnameler Anayasa Mahkemesine dahi götürülemeyecek. Böyle bir yetkinin parti başkanı da olan bir tek adama verilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan...

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili sayısının 600’e çıkarılacak olmasına ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buradan ben de Meclis Başkanına şunu sormak istiyorum: Anayasa değişiklik teklifiyle Meclisteki milletvekili sayısının 600’e çıkarılarak 50 yeni milletvekilliği getirilmesi teklif ediliyor. Bu değişikliği savunanlar, yurttaşların iradesinin temsilinin daha güçlü hâle geleceğini, Batılı demokrasilerde nüfusa oranla en az milletvekilinin Türkiye’de olduğunu belirtmektedirler. Oysa yurttaşlarımızın siyasette demokratik bir biçimde temsilinin sağlanmasının en önemli yollarından birisi yerel yönetimlerdir. Siyasal iktidar 2012 yılında çıkardığı bir kanunla belde belediyelerini kapatmış, gerekçe olarak da maliyeti ve israfı göstermiştir. Sanayi ve Ticaret Bakanı Fikri Işık bu konuyla ilgili beyanında “Bunu Türkiye’nin hayrı için yaptık. Kamu kaynağı milletin kaynağıdır; bunların çarçur edilmemesi, doğru kullanılması ve bu noktada kamunun her açıdan verimli ve etkin çalışması için alınan bir karardır. Artık belediyelerin bütün ödeneği, belediye başkanının maaşına, özel kalemine ve arabasının yakıtına gitmiyor.” demiştir. Görüldüğü üzere, demokrasinin doğrudan işlediği belediyeler kapatılırken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ercoşkun…

7.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu’da Başbakanın katılımıyla yapılan mitinge ilişkin açıklaması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz cuma günü Bolu’da Sayın Başbakanımızın katıldığı ve Bolu’nun her köşesinden yani Mudurnu’dan Taşkesti’ye, Göynük’ten Seben’e, Kıbrıscık’a, Dörtdivan’dan Yeniçağa’ya, Gerede’den Mengen’e, Gökçesu’ya, Pazarköy’e, Karacasu’dan Çaydurt’a kadar Bolu’nun her köşesinden katılan vatandaşlarımızla gerçekten muhteşem bir miting tertip ettik ve bu mitingin yansımaları da hem Bolu’ya hem de çevresine çok olumlu neticelendi. Tabii, belki bu mitingin verdiği şaşkınlıkla CHP milletvekili Barış Yarkadaş’ın gene bir provokasyonu söz konusu. Orada meydana asılan afişlerden tutun kullanılan araçlara kadar asılsız, mesnetsiz bazı iddialar söz konusu; resmî araçların kullanıldığı, afişlerin resmî dairelerde kullanıldığı şeklinde. Millî İrade Meydanı, Demokrasi Meydanı’ndaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hüsnüye Erdoğan…

8.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, Pakistan’da 13 ülkenin katılımıyla yapılan “Demokrasi ve Sosyal Adaletin Güçlendirilmesinde Kadın Parlamenterlerin Rolü” konulu konferansa ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Pakistan’da yapılan, 13 ülkenin katıldığı “Demokrasi ve Sosyal Adaletin Güçlendirilmesinde Kadın Parlamenterlerin Rolü” konulu konferansa katıldık, Pakistan’daki kız kardeşlerimizin sizlere selamlarını getirdik. “Barışçıl, Demokratik Bir Dünya İçin Terörizmle Mücadele ve Bu Konuda Kadın Parlamenterlerin Rolü” açılış oturumunda ilk konuşmamızı yaptık. Ayrıca, “Kadına Şiddet” oturumunda Sayın Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya’ya yapılan vahşice saldırıyı da şiddetle, en şiddetli şekilde kınadık ve katılan ülkeleri de bu konuda bilgilendirip desteklerini aldık. Tüm dünyada insanların, özellikle kadın ve çocukların insanca yaşaması için hep beraber mücadele etmeye devam etmek ümidiyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

9.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, turizmin gelişmesi için verilen desteğe Erzurum Havalimanı’nın eklenmesi nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’ya, 2026 Kış Olimpiyatları için destek veren herkese ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Bazı teşekkürlerim var, buradan onu arz etmek istiyorum.

Birinci teşekkürüm, Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Nabi Avcı’ya. Turizmin gelişmesi için bazı havalimanlarına -ki 10 havalimanıydı- verilen uçak başı 6 bin dolarlık desteğe, bu son Bakanlar Kurulu kararıyla Erzurum Havalimanı da eklenmiştir. Erzurum’daki turizmin gelişmesi açısından son derece önemlidir.

İkinci önemli konu ise: 2026 Kış Olimpiyatları için bu yılın eylül ayında niyet mektubunu vermemiz lazım. Daha önce destek veren ana muhalefet, muhalefet, tüm Türkiye Büyük Millet Meclisine teşekkür ediyoruz. En son, geçen cuma günü şehrimizi ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Hükûmet sözcüsü Numan Kurtulmuş Bey’e teşekkür ediyoruz. Bundan sonra da devletimizin büyükleri, Olimpiyat Komitesi Başkanımız bu desteği vererek inşallah biraz önce de İbrahim Bey’in belirttiği gibi Erzurum, Erzincan, Kars, Sarıkamış olimpiyatı alacaktır.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

10.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanına tanınan hakların ve sınırsız yetkilerin yardımcısı tarafından da aynen kullanılabileceğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Anayasa değişikliğinin 10’uncu maddesiyle Cumhurbaşkanına tanınan hakların ve sınırsız yetkilerin tamamı yardımcısı tarafından aynen kullanılabilmektedir; bu da halktan alınan yetkinin seçimle gelmemiş bir atanmışa devredilebilmesi demektir. Cumhurbaşkanı yaverinin FETÖ soruşturmasında tutuklanmasını düşünürsek tehlikenin büyüklüğü ortadadır. Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından sınırsız sayıda cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir. Biz milletvekilleri, kayırmacılık olmasın diye üçüncü derece kan bağı dâhil hiçbir yakınımızı danışmanımız olarak istihdam edemiyorken Cumhurbaşkanına birinci dereceden kan bağıyla bağlı olanların yardımcı olarak atanmasına dönük hiçbir engel yok. Tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi eşini ve çocuklarını kendisine yardımcı olarak atayabilecek böylece fiilî olarak hanedanlığın önü açılmış olacaktır. Olmayacağı iddia ediliyorsa Cumhurbaşkanı, şimdiden hiçbir yakınını yardımcısı olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Müslüm Doğan…

11.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, HDP İzmir İl Eş Başkanının da içinde bulunduğu 55 kişinin gözaltına alınmasına ve Manisa’da on dört aydır tutuklu bulunan partililer hakkında henüz bir iddianame hazırlanmadığına ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, partimiz İzmir İl Eş Başkanının da içinde bulunduğu -Gülay Bilici’nin yer aldığı- 55 kişi evlerinden alınmak suretiyle gözaltına alınmışlardır. “Nevroz” bayramı haftasında gözaltına alınanlara hiçbir hukuki gerekçe ortaya konulamamıştır. Manisa’da ayrıca on dört aydır tutuklu bulunan partili arkadaşlarımız hakkında henüz bir iddianame hazırlanamamıştır. Dosyaya bakan savcının ön yargılı ve hukuk dışı bakışının incelenmesi ve bu savcı hakkında gerekli araştırmanın yapılarak mağduriyetlerin giderilmesi hususlarını Adalet Bakanının dikkatine sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Toğrul…

12.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, AKP Hükûmetinin HDP’ye karşı tutuklama furyasını bir işkenceye, bir psikolojik savaş aygıtına dönüştürdüğüne ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, AKP Hükûmeti, HDP’ye karşı tutuklama furyasını bir işkenceye, bir psikolojik savaş aygıtına dönüştürmüştür. Bakın, iki somut örnek vereceğim Sayın Başkan.

Kahramanmaraş’ta HDP’nin 7 Haziran döneminde İl Başkanı olan Erhan Yapıcı hemen seçimlerden sonra tutuklandı. Daha sonra yaptığımız kongrede yerine gelen Metin Gönülşen kongrenin ikinci günü tutuklandı. Bugün de geçen hafta atamayla yerine gelen Mehmet Eren gözaltına alındı.

Sayın Başkan, ikinci örnek Gaziantep. Gaziantep’te daha önce kadın İl Eş Başkanımız Güler Erat tutuklandı, kırk sekiz gün içeride kaldı, bırakıldı. Bu sefer erkek İl Eş Başkanımız Erkan Şahin gözaltına alındı. Bugün de bir hafta geçmeden, Güler Erat tekrar gözaltına alındı. Zulmünüz artsın ki sonunuz yakın olsun diyorum. Zulümle kimse abat olmaz, bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan….

13.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili seçilme yaşının 18’e düşürülmesine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Buradan Meclis Başkanına şunu sormak istiyorum: Getirilen Anayasa değişikliği teklifiyle milletvekili seçilme yaşı 18’e düşürülüyor. 18 yaşında bir genç seçme hakkına sahipse seçilme hakkına da sahip olmalıdır ancak Cumhurbaşkanının milletvekili seçilecek gençlerin askerlikten muaf tutmayı önermesini anlamak da mümkün değildir. Bu durumda ağalar, beyler çocuklarını milletvekili seçtirip vatan görevinden muaf tutulmasını sağlayacak ama fakir fukara çocuğu askerlik yapacak. Milletvekilliğini askerlikten kaçmanın bir yolu hâline getiren bu çözüm kabul edilemez. Askerden muaf tutulma hususu dışında bu düzenleme doğrudur ama tek adam rejimini getiren bu paketin içine tat versin diye konulması gençlere yapılan büyük bir haksızlık ve ayıptır. Meclis Başkanı olarak güçlü Türkiye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kuvvetler ayrılığının muhafaza edilerek demokrasinin korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şu anda içinde bulunduğumuz Meclis Genel Kurulu binası takriben on altı tane sütundan oluşmaktadır. Bu binadaki on altı sütunu biz tek bir sütuna indirirsek bu Meclis Genel Kurulu çöker. Devleti ayakta tutan yasama, yürütme, yargıdır; devletin kolonları da bunlardır. Eğer devletin kolonları yasama, yürütme, yargıyı tek kolon olarak yürütmenin eline verirsek devlet de çöker. Gelin, devletimizi çöktürtmeyelim. Gelin, devleti tek kolona indirtmeyelim. Yasama, yürütme, yargı; kuvvetler ayrılığını muhafaza edelim, demokrasiyi koruyalım, çocuklarımızın geleceği için hep birlikte “hayır” diyelim.

Teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Anayasa değişikliği teklifiyle Cumhurbaşkanının tek başına millî güvenlik politikalarını belirlemesi yetkisine sahip olduğuna ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına sormak istiyorum: Getirilen Anayasa teklifiyle “Cumhurbaşkanı tek başına millî güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.” şeklinde bir yetki getirilmekte. Bunun anlamı, iç düşman ve dış düşman tanımını tek başına yapmasıdır, içerideki siyasi partileri, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, dernekleri de terörist örgüt olarak tanımlayabilir; canının istediği şekilde, greve çıkan işçileri, barışçıl eylem yapan yurttaşları devlet düşmanı ilan edebilir, kolluk kuvvetlerine müdahale için gerekli talimatları doğrudan verebilir. Böyle bir yetkinin devletin en önemli kurumlarının temsil edildiği bir Millî Güvenlik Kurulundan alınıp tek kişiye hem de parti başkanına verilmesi demokrasiyi zedeleyecek bir yetki değil midir? İleride, bu yetki verilen kişi, kendi partisinin çıkarları doğrultusunda, partisini desteklemeyen bütün herkesi terörist ilan ederse ne yapacaksınız? CHP’li vekiller olarak soruyor ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Şimdi, sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta…

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümüne, Fetullahçı terör örgütüyle mücadelenin hiç aksatılmadan devam ettirilmesi ancak ortaya çıkan mağduriyetler konusunda hassas davranılması gerektiğine ve atanamayan öğretmenler, sağlık personeli ile taşeron işçilere kadro verilmesinin son derece yerinde olacağına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümü. Anadolu topraklarında bağımsız olarak yaşamımızı sağlayan Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yılını kutluyorum. Bu mukaddes zafer, vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı söz konusu olduğunda Türk milletinin nasıl engelleri aşacağının en belirgin örneğidir.

Buradan milletimize şu şekilde seslenmek istiyorum: Çanakkale ruhunu iliklerimize kadar hissetmediğimiz bir gün dahi yaşamayalım. Bu bilinçlerle, bu duygularla, birlik, beraberlik içerisinde çalışalım, üretelim, ülkemizde huzur ortamını hep birlikte sağlayalım.

Ve öncelikle, tabii ki bizlere bu büyük zaferin gururunu armağan eden Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşları olmak üzere, bu mücadeleye iştirak eden bütün kahraman ordu mensuplarımıza, destek veren milletimize ve vatanları uğruna hayatlarını feda eden bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan bir kez daha rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, 16 Nisanda, malum, bir referanduma gidiyoruz. Bugün, referandum öncesinde son mesai günü Meclisin. Dolayısıyla, bu anlamda, aslında, toplumda bekleyen bir kısım sıkıntıları da rahatlatacak bazı adımların atılmasının ben uygun olacağını düşünüyorum.

Bu Fetullahçı terör örgütüyle mücadele tabii ki hiç aksatılmadan, esnetilmeden devam ettirilmelidir ancak ortaya çıkan bir kısım mağduriyetler konusunda da biraz daha hassas davranmamız gerektiğini tekrar ifade etmek istiyorum. Özellikle tutuklu erler, tutuklu askerî öğrenciler, hak kaybına uğrayan askerî öğrencilerle ilgili bir adım atılması gerekiyor. Mümkünse bunların tutuksuz yargılanmalarının sağlanmasının ben toplumu rahatlatacağına inanıyorum.

Aynı zamanda, yine, sendika gibi veya bilinçli bir hesap hareketi olmadan, banka gibi kriterler nedeniyle açığa alınan veya işinden olan insanlara karşı da çalışanlarımıza karşı da bir miktar daha dikkatli davranmamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Yine, suçsuz olduğu belirlenen kamu görevlilerinin bir an evvel işlerine dönmesine ilişkin kanun hükmünde kararnamenin de bir an evvel çıkartılması lazım. Bir gün dahi bu insanlara gereksiz yere mağduriyet yaşatmayalım. Cidden toplum çok sıkışmış, çok bunalmış durumdadır. Bunun farkında olmamız gerekir. Her gün “KHK çıkacak.” diye söyleniyor ama aylardır doğru düzgün bir KHK çıkmadı esasında.

Yine, toplumu rahatlatma amacıyla, atanamayan öğretmenlere, atanamayan sağlık personeline, taşeron işçilere kadro verilmesine ilişkin bir kısım hususlarda da Hükûmetin adım atmasının son derece yerinde olacağını ve buna ilişkin bir eylem planı açıklamasının bu süreç içerisinde faydalı olacağını düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Kerestecioğlu….

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 16 Mart İstanbul Üniversitesinde yaşanan bombalı ve silahlı saldırının 39’uncu, Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümlerine, “Nevroz”u kutladığına ve 21 Martın tatil yapılması gerektiğine, “hayır” çalışması yürüten ya da “Nevroz” için kutlama yapmak isteyenlere karşı uygulanan gözaltılara Meclisin ses vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 16 Mart ve maalesef, aslında hep katliamları anıyoruz ve bundan yorulduk. Umuyorum bir gün sadece başarılarımızı, yaptığımız iyi şeyleri andığımız günlere ulaşırız.

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesinde bombalı ve silahlı saldırı sonucu 7 üniversite öğrencisi katledildi ve 41 öğrenci de yaralandı ve o saldırının davası cezasızlıkla hâlâ aslında derinlerde, dehlizlerde saklı duruyor.

Aynı şekilde bugün Halepçe katliamının da yıl dönümü maalesef ve bu Enfal operasyonuyla, altı yıl süren Enfal operasyonuyla başlayan sürecin sonu Halepçe katliamı ve etkileri de yıllarca sürdü. O gazın, gazdan zehirlenenlerde daha sonra etkileri de yıllarca sürdü. Aslında, Halepçe katliamı için “Orta Doğu’nun Hiroşiması’dır.” demek mümkün. Katliamdan sonra İslam İşbirliği Teşkilatının 53 ülkesi toplandı ve onlar da sessiz kaldılar bu duruma. Zaten kimyasal gazlar da aslında Batı’dan temin edilmişti.

Şimdi, bugün Kürdistan bayrağını Türkiye’de göndere çeken Adalet ve Kalkınma Partisi gerçekten samimi ise Halepçe soykırımını da Norveç, İsveç, İngiltere gibi tanımalıdır ve bütün partiler de aslında bu katliamı kınamalı ve bununla ilgili bir karar almalıdır tıpkı Srebrenitsa, Hocalı gibi katliamlara gösterilen duyarlılıkla diye düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Bir başka önemli nokta, evet biz “Nevroz”u kutlamak istiyoruz. Bu bir kardeşlik bayramıdır ve bugün onlarca hatta yüzlerceye varan üyemiz aslında sadece “Nevroz” kutlamalarında tertip komitesi başkanı olup işte, çalışmalar yürüttükleri için gözaltına alınıyorlar. Bu galiba bir başka fırsat da doğuruyor iktidar için; aynı zamanda, referandum sürecinde de bu kampanyayı yürütecek arkadaşlarımızın gözaltında olması onların çalışmalarını engelleyecektir.

Şimdi, “Nevroz” gerçekten 21 Martta ve coşkuyla kutlanacaksa o zaman 21 Martın da tatil yapılması gerekir; bununla ilgili de bir teklifimiz söz konusudur. Bütün bu gözaltılara, haksız uygulamalara bir an önce son verilmelidir çünkü ben, hakikaten hangi birini sayacağımı, ele alacağımı şaşırdım yani, bugün 100’den fazla arkadaşımız gözaltına alındı, sadece bugünden bahsediyorum. O nedenle, aynı zamanda size de sormak istiyorum. Yani, demokrasinin bir merkezi olması gereken bu Meclisin de “hayır” çalışması yürüten ya da “Nevroz” için kutlama yapmak isteyen, barışçıl gösteriler yapmak isteyen insanlara karşı uygulanan bu gözaltılara karşı bir ses vermenizi rica ediyoruz. Yani, buradan bir ses çıkması gerekir, aksi takdirde adil bir çalışma olamaz bu. “Nevroz”a bile engel getiriliyorsa ya da iki seçenek konulmuş “evet”, “hayır” denirken “hayır”a engel getiriliyorsa o zaman buradan adil hiçbir şey çıkamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Buna da Meclisin ve Meclis Başkanı olarak sizin bir ses vermenizi rica ediyoruz. Partimize özellikle bu kadar sessiz kalınmasını da anlayamıyoruz çünkü evet, biz Türkiye’de milyonlarca insandan oy almış bir partiyiz; tutuklu vekillerimizi şimdi bir kenara bıraktık, gözaltına alınan diğer arkadaşlarımıza bakıyoruz bir yandan da. Yani, gerçekten bunun adı demokrasiyse böyle bir şey asla kabul edilemez. O zaman bunun adı demokrasi değildir, biz bu rejimin adını değiştirelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Altay…

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 16 Mart Halepçe katliamının 29’uncu ve 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümlerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de 16 Mart vesilesiyle Halepçe katliamında yaşamını yitirenlere Allah’tan tekrar rahmet diliyorum partimiz adına. Dünyada ve bölgemizde barışın egemen olması arzu ve irademizi bir kere daha teyit etmek istiyorum.

Sayın Başkan, bununla beraber, önümüzdeki cumartesi günü 18 Mart Şehitleri Anma Günü etkinliklerini gerçekleştireceğiz, şehitlerimize olan minnet ve şükran duygularımızı çeşitli etkinliklerle yerine getireceğiz. Aynı zamanda, Çanakkale Deniz Zaferi’mizin de 102’nci yıl dönümünü kutlayacağız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1071 Malazgirt’ten bugüne kadar iç ve dış tehditlere karşı can veren, kan akıtan, ebediyete intikal etmiş kahraman şehit ve gazilerimizi, özellikle son dönemlerde terör örgütlerinin hain saldırılarından dolayı hayatını kaybeden sivil şehitlerimizi, 1960, 1971, 1980 ve en son 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşamını yitiren demokrasi şehitlerimizi ve elbette Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefa, gönül ve şükran hisleriyle Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına minnet ve rahmetle anıyoruz.

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ederim.

Sayın Turan…

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 102’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 18 Mart zaferimiz için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüz iki yıl önce Çanakkale toprakları eşsiz bir mücadeleye tanık oldu. Vatanımızı, milletimizi tarih sahnesinden silmek isteyen düşman orduları bütün imkânlarıyla üzerimize geldiler, toplarını, tüfeklerini kullanarak milletimizin direncini kırmaya çalıştılar. Bu saldırılar karşısında milletimiz, bir kahramanlık destanı öncülüğünü yaptı, toplara, silahlara karşı inançla, imanla direndi, üstün fedakârlıklar gösterdi, şehit düştü, gazi oldu ama vatan toprağını düşmana ezdirmedi. Bu inanmışlık ve adanmışlık karşısında düşman orduları çaresiz kaldılar. Mustafa Kemal’in, Seyit Çavuşların destansı mücadelesi tarihin onurlu sayfalarında yerini aldı, gururumuz oldu. Milletimiz, Çanakkale Zaferi’nden aldığı ruhla istikbaline ve istiklaline sahip çıktı, bir medeniyet destanının öncüsü oldu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca, Çanakkale’miz bugün çok daha güçlü ve kendinden emin şekilde geleceğe doğru yol alıyor. Yüz iki yıl önce şehadet şerbeti içilerek kurtarılan bu topraklar, bugün Türkiye’nin yükselen gücü hâline gelmeye başladı. Cumartesi günü yani 18 Martta, Çanakkale Zaferi’ni kutlamamızın yanında, sadece Çanakkale’nin değil Türkiye’nin sembolü ve gururu olmaya aday 1915 köprüsünün temel atma törenini yapacağız. 2023 yılında hizmete girecek olan köprü 2.023 metre ayak aralığıyla, 5 kilometreye yakın toplam uzunluğuyla dünyanın en uzun asma köprüsü olacak. Trakya ile Ege arasındaki ulaşımı kolaylaştıracak olan 1915 köprüsü bölgenin ticari hacmini artıracak. Temel atma törenimize Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız katılacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Türkiye’nin gururu olan bu tarihî ana bütün siyasi parti genel başkanlarımızı, bütün bakanlarımızı, bütün vekillerimizi ve tüm milletimizi davet ediyorum bir Çanakkale vekili olarak. Çanakkale, bütün siyasi ideolojileri aşan, bizi millet yapan ortak bir paydadır. Çanakkale, Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür. Türkiye’nin küresel saldırılarla karşı karşıya kaldığı böylesi bir dönemde Çanakkale bizi birbirimize bağlayacak olan özel bir değerdir.

Bu vesileyle Çanakkale’de can veren şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum. Tüm Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 16 Mart İstanbul Üniversitesinde yaşanan olayların 39’uncu, Halepçe katliamının 29’uncu yıl dönümlerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak Anayasa ve İç Tüzük gereğince herhangi bir şekilde Genel Kuruldaki tartışmalara katılma olanağı olmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün 16 Mart 2017. 16 Mart tarihi bazı acı olayların yıl dönümüdür. Bunlardan bir tanesi, 16 Mart 1978 tarihinde İstanbul’da meydana gelen olayda 7 öğrencimizin hayatının sona ermesiyle sonuçlanan bir faili meçhul olarak isimlendirebileceğimiz bir cinayet eylemidir, bir katliamdır, bu katliamın yıl dönümüdür, Türkiye'nin karanlık dönemlerinin katliamlarından birisidir. Ben bu katliamda hayatını kaybeden insanlarımızı, öğrencilerimizi rahmetle anıyorum; ailelerine bu vesileyle sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum.

16 Mart, ayrıca Halepçe katliamının yıl dönümüdür. Bundan yirmi dokuz yıl önce, İran-Irak Savaşı sırasında, zamanın Irak yönetiminin, Saddam yönetiminin kimyasal gaz kullanması suretiyle binlerce Kürt kardeşimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan insanlık tarihinin en acımasız katliamlarından birinin yıl dönümüdür 16 Mart. Bu yıl dönümünde, Halepçe katliamında hayatını kaybetmiş olan insanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. İnsanlık tarihinin, değil Orta Doğu’da hiçbir zaman, dünyanın hiçbir coğrafyasında böylesi bir acı olayı, böylesi bir katliamı yaşamamasını diliyorum. Dünyada barış içinde yaşamak için, huzur içinde yaşamak için, özgürlük içinde yaşamak için birçok neden var. İnsanlığın bu nedenleri fark ederek barış içinde, huzur içinde yaşayacağımız bir yüzyılın kapılarını açmasını yürekten diliyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olarak Anayasa’nın 94’üncü, İç Tüzük’ün 64’üncü maddesinin koymuş olduğu kısıtlamalar nedeniyle, Genel Kuruldaki tartışmalara herhangi bir şekilde katılma olanağım yok, kürsüden bu konularda bir değerlendirme yapma imkânım yok, Genel Kurul sıralarındayken de mensup olduğum parti grubu adına dahi bir konuşma yapma imkânım bulunmamaktadır. Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün koymuş olduğu tarafsızlık kuralları bunu engelliyor. Ancak, anlayışım daima özgürlükçü demokrasidir, daima bundan yana olmuştur. Bütün siyaset anlayışım, Genel Kurul yönetme tarzım bu çerçevededir.

Bunun dışında, siyasi parti gruplarının ifade ettiği konularda benim onları tasdik eden ya da onların görüşleri karşısında görüş ifade eden bir konumda bulunmam mümkün değildir; bunu sizlerin takdirine, değerlendirmesine sunuyorum.

Gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Efendim, tutanaklara geçsin diye söylüyorum. Bizi tasdik etmek değil, sadece…

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açayım Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Kesinlikle bizi tasdik etmek değil, özgürlükleri tasdik etmek için aslında sizden bir çağrı yapmanızı rica etmiştim. Çünkü, ülkenin kaderi için önemli bir referanduma gidiliyor. Sadece temennimiz, bu referandum sürecinde bütün halkımızın, bütün partilerin, bütün siyasilerin veya siyasetçi olmayanların özgürce düşüncelerini ifade edebilmesinin yolunun açılması ve bunun engellenmemesidir. Sadece yapmanızı rica edeceğim çağrı budur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kerestecioğlu, Genel Kurulda referanduma giderken “evet” oyu lehinde görüşler ifade eden siyasi partilerimiz olduğu gibi, “hayır” oyu lehinde görüş ifade eden siyasi partilerimiz de vardır. Tabii ki siz de aksini söylemediniz ama bir kez daha ifade edeyim: Benim herhangi birisinden yana bir görüşü ifade etme şansım yok. Ancak, demokrasi anlayışım, özgürlük anlayışım, Anayasa’mız, bütün evrensel hukuk kuralları, bütün görüşlerin, “evet” oyu lehinde ifade edilecek görüşlerin ya da “hayır” oyu lehinde ifade edilecek görüşlerin özgürce herkes tarafından her ortamda ifade edilebilmesi yönündedir.

Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, elektriğin üretimi ve tüketiciye ulaştırılması aşamalarındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/503)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elektrik faturalarına yansıtılan kayıp kaçak elektrik kullanım bedeli ve diğer bedeller ile elektrik dağıtım şirketlerinin tüketicileri mağdur eden uygulamaları yıllardır başta tüketici haklarıyla ilgili dernekler, Elektrik Mühendisleri Odası ve gerçek kişiler tarafından toplum adına yakınmalara konu edilmiştir. TBMM dâhil birçok zeminde ele alınmasına rağmen, tüketicilerin mağduriyeti daha da derinleşmiştir.

Dağıtım şirketlerinin kayırılması kayıp kaçak bedellerinin tüketiciye yüklenmesiyle sınırlı olmamıştır. Dağıtım bedeli, iletim bedeli, sayaç okuma, perakende satış hizmeti bedeli gibi ek kalemler hukuksal dayanak olmaksızın dağıtım şirketlerini kayırmış, tüketicileri mağdur etmiştir.

Şirketler, mülkiyeti tüketiciye ait elektrik sayaçlarını kendiliğinden, sökme takma işlemi bedelini haksızca tüketicilere yükleyerek değiştirmiştir.

Tüketici mağduriyeti bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Elektrik faturalarında yer alan tüm bedel, fon ve pay üzerinden katma değer vergisi tahakkuk ettirilerek tüketicilerin mağduriyeti katlanarak büyümüştür.

Elektrik piyasasını düzenleme ve denetlemeyle görevlendirilen EPDK'nın, tüketicileri kullandıkları enerji bedeliyle birlikte dağıtım bedeli, hizmet bedeli ve sayaç okuma bedeli gibi kalemlere ilaveten kayıp kaçak kullanım bedelini de ödemek durumunda bırakması ve elektrik sayaçlarının tüketicilerin bilgisi dışında dağıtım şirketlerince değiştirilerek bedelinin tüketicilere yüklenmesinin doğurduğu bu mağduriyetlerin giderilmesiyle görevli olduğu hâlde, tam tersine şirketleri koruması yıllar önce de büyük gerginliklere yol açmıştır.

EPDK, yoğun tepkiler üzerine, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile elektrik piyasasında tarifelerin düzenlenmesi konusunda kayıp kaçak elektrik kullanım bedeli 2003 yılı öncesi tarife düzenlemelerinde de enerji maliyetinin bir unsuru olarak dikkate almıştır. 2011 yılından itibaren ise maliyet kalemleri ayrıştırılarak daha önce perakende satış bedeli içerisinde bulunan maliyet unsurları faturalarda ayrı kalemler hâlinde gösterilmeye başlanmıştır.

Ancak, 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren geçerli olan ve tarifeye ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (EPDK) kararının, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Yasası'nın şeffaflık ilkesi çiğnenmiş faaliyet bazlı ayrıştırmanın yok edildiği, maliyet içeriklerinin gizlendiği tarifelerin kullanıcılar tarafından denetlenemez hâle getirildiği yeni bir belirsiz faturalama uygulaması başlatılmıştır.

Daha önce 1 kilovatsaatlik enerji için, kayıp kaçak bedeli, dağıtım bedeli, perakende satış hizmet bedeli, iletim bedeli ile perakende tek zamanlı enerji bedelinin kaç kuruş olduğunun ayrı ayrı belirtildiği; sayaç okuma bedelinin de maktu bir bedel olarak tanımlandığı faturalar yerine tüm tarife bileşenlerinin enerji bedeli ve dağıtım bedeli adı altında saklandığı yeni bir uygulama başlatılmış bulunmaktadır.

Yeni uygulama, kayıp kaçak oranını düşürücü mahiyette değildir. Bu uygulama, yüksek kayıp kaçak oranlı bölgelerdeki firmaları hizmet kalitesiyle ilgili yükümlülüklerden muaf tutmakla hukuka ve Elektrik Piyasası Yasası’nın amacına aykırı bir uygulamadır ve bu konuda yine yoğun tepkiler ortaya çıkmıştır.

Konu yargıdadır. Bu koşullarda kısa sürede sağlıklı bir karar üretilmesi zor görünmektedir. Ülkede girilemeyen yerler bulunduğu öne sürülerek kaçak kontrolü yapılamayacağına hükmetmek, ancak güvenlik güçlerinin işidir. Dağıtım şirketlerinin buna karar vermesi hukuka aykırıdır. TBMM'nin yetki devrinden söz edilemez. Firmalar, yüksek kayıplı şirket statüsüyle muafiyetlere kavuşunca kayıp kaçak oranlarını kâğıt üzerinde yüksek göstererek kalitesiz enerji sunumuyla elektrik kesintilerinden doğan zararların tazmininde tüketiciler aleyhine uygulamaları kalıcılaştırmada devletten teşvik görmüş olacaklardır.

Bu bakımdan, elektriğin üretimi ve tüketiciye ulaştırılması aşamalarındaki sorunların belirlenmesi, normal üretim maliyetlerine yasal olmayan şekilde eklenen ve tüketicilere yansıtılan kayıp kaçak bedelleri, faturada gizlenmiş ödeme kalemleri gibi haksız uygulamaların tespiti için Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104, 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

                                                                                                                                     Levent Gök

                                                                                                                                        Ankara

                                                                                                                          CHP Grup Başkan Vekili

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 25 milletvekilinin, 17 Ağustos 1999 Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrasında binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarının uygunluğunun ve bu konuda yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/504)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizi yasa boğan, binlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği ve binlercesinin yaralandığı 17 Ağustos depreminin üzerinden yaklaşık on yedi yıl geçmesine rağmen hâlâ yeterli tedbirlerin alınmadığı bilinmektedir.

Ülkemizin yüzde 96'sının aktif deprem kuşağında yer aldığı konunun uzmanlarınca belirtilmektedir. Nitekim, ülkemizin bir çok yerinde irili ufaklı bir çok depremin meydana geldiği yaşanan gerçeklerdir.

17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan ve Gölcük depremi olarak bilinen 7,4 olarak kaydedilen deprem felaketi ülkemizin 20’nci yüzyıl da yaşadığı en büyük felaket olarak tarihe geçmiştir. Resmî rakamlara göre 17.733 vatandaşımız hayatını kaybederken 48.901 vatandaşımız da yaralanmıştır.

17 Ağustos 1999 Gölcük depremi ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde 103 bin ağır hasarlı, 119 bin orta hasarlı, 128 bin hafif hasarlı ve tespiti yapılmayanlar da dâhil edildiğinde bazı kaynaklara göre 400 bin yapının hasar gördüğü tespit edilmiştir.

Depremin üzerinden yaklaşık on yedi yıl geçmesine rağmen, deprem yaşanan illerimiz de depremin yarattığı sorunlar maalesef tam olarak çözülememiştir. Depremde hasar gören yapıların onarımı ve güçlendirme işlemi hâlâ sonuçlandırılamadığı gibi bu alanda sıkıntıların yaşandığı da resmî ağızlardan belirtilmektedir. Şöyle ki: Deprem sonrası Kocaeli’de 617 adet yıkılması gereken bina belirlenmesine rağmen, 2012 yılında valilik tarafından tekrar yapılan tespitler sonrasında 3.756 bina olduğu, bu binalarda 9.971 konut ve iş yeri bulunduğu, yıkılması gereken binalarda 4.200 kiracının bulunduğu belirtilmiştir.

Bu rakamlar ve çelişkileri göstermektedir ki deprem konusunda bir çok acı tecrübeler yaşanmasına rağmen, hâlâ gereken tedbir ve önlemler alınmamakta, birçok vatandaşımız da habersiz olarak bu hasarlı binalarda yaşamına devam etmektedir.

Depremde mal ve can kaybını önlemenin en etkili ve en ucuz yönteminin binaları depremi göz önüne alarak depreme karşı dayanıklı yapmak olduğu net bir şekilde yakın geçmişte yaşadıklarımızla ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenlerle 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi ve 12 Kasım 1999 Düzce depreminin etkilediği Kocaeli, Sakarya, Bolu, Düzce ve Yalova illeri ile yine bu depremlerde etkilenen ve olası bir depremin de beklendiği İstanbul'da orta hasarlı binaların onarım ve güçlendirme çalışmalarının amaca ve tekniğe uygun yapılıp yapılmadığının, bu konuda bugüne kadar yaşanan aksaklıkların neden kaynaklandığının tespit edilmesi ve gereken tedbirlerin bir an önce alınması için Anayasa’nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Haydar Akar                                     (Kocaeli)

2) Onursal Adıgüzel                               (İstanbul)

3) Namık Havutça                                  (Balıkesir)

4) Zeynep Altıok                                   (İzmir)

5) Tahsin Tarhan                                   (Kocaeli)

6) Ceyhun İrgil                                     (Bursa)

7) Barış Karadeniz                                 (Sinop)

8) Oğuz Kaan Salıcı                               (İstanbul)

9) İbrahim Özdiş                                   (Adana)

10) Hüseyin Yıldız                                 (Aydın)

11) Orhan Sarıbal                                  (Bursa)

12) Çetin Arık                                       (Kayseri)

13) Kadim Durmaz                                 (Tokat)

14) Ömer Fethi Gürer                             (Niğde)

15) Bülent Yener Bektaşoğlu                   (Giresun)

16) Didem Engin                                   (İstanbul)

17) Mustafa Tuncer                               (Amasya)

18) Özkan Yalım                                   (Uşak)

19) Kazım Arslan                                   (Denizli)

20) Elif Doğan Türkmen                          (Adana)

21) Nihat Yeşil                                      (Ankara)

22) Melike Basmacı                               (Denizli)

23) Özcan Purçu                                   (İzmir)

24) Mustafa Hüsnü Bozkurt                     (Konya)

25) Dursun Çiçek                                  (İstanbul)

26) Erkan Aydın                                    (Bursa)

3.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt ve 21 milletvekilinin, emniyet kemeri kullanımı konusunda toplumsal bilincin arttırılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/505)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun sürücülerin ve yolcuların koruyucu tertibat kullanma zorunluluğunu düzenleyen 78’inci maddesi, “Belirli sürücülerin ve yolcuların, araçların sürülmesi sırasında koruyucu tertibat kullanmaları zorunludur ve kullanma ve yolların özelliği gözetilerek hangi tip araçlarda sürücülerinin ve yolcularının şehir içi ve şehirlerarası yollarda hangi şartlarda hangi koruyucu tertibatı kullanacakları ve koruyucuların nitelikleri ve nicelikleri ile emniyet kemerlerinin hangi araçlarda hangi tarihten itibaren kullanılacağı yönetmelikte belirtilir." şeklinde hükmetmektedir. Kuralları ihlal eden sürücülere uygulanacak cezaların yer aldığı Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde de araçların türüne göre hangi koruyucu tertibatların kullanılacağına dair bilgiler yer almaktadır.

Ceza konusu ise 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, emniyet kemeri bulundurulması zorunluluğu olan araçlarda emniyet kemeri bulundurmamak veya kullanmamak 2016 Yılı Trafik İdari Para Ceza Rehberi’ne göre 92 TL, erken ödemede 69 TL olarak belirlenmiştir.

Ne var ki ülkemizde trafiğe çıkan pek çok sürücü, zorunlu olmasına rağmen emniyet kemeri takmamakta, hem kendi hem de trafikteki diğer sürücülerin güvenliğini tehlikeye sokmaktadır. Her gün binlerce kazanın yaşandığı ülkemizde pek çok insan emniyet kemerini kullanmadığı için yaşamını kaybetmektedir. Her ne kadar bu kayıpları önleyecek uygulamalara 2014 yılında geçilse de hâlen birçok sürücü emniyet kemerini takmamakta ısrar etmektedir.

Oysa araştırmalar, ölümlü kazalarda emniyet kemeri kullananların yüzde 24,8'inin hiç zarar görmeden kazayı atlatırken, emniyet kemeri kullanmayanlarda bu oranın yüzde 6,3 olduğuna işaret etmektedir. Emniyet kemeri kullanımının arka koltukta meydana gelen ölüm ve yaralanmaların 2/3'nü ve ön koltuktaki ölümlerin ise yüzde 6'sını önlediği saptanmıştır. Bütün ağır yaralanmalarda ise, arka koltuk emniyet kemerleri yaralanmanın şiddetini yüzde 50 oranında azaltmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğünün Eylül 2014 içinde gerçekleştirdiği ulusal çalışmanın neticesine göre ise, ülkemizde sürücülerin sadece yüzde 43,6'sı, ön koltuk yolcularının ise yüzde 35,9'u emniyet kemeri kullanmaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı trafik ekiplerinin yaptığı denetimlerde 2013 yılında 719.583 kişi emniyet kemeri kullanmama cezası almışken, 2014 yılında 533.400 kişiye ceza verilmiştir.

Türkiye, küresel trafik kazası ölümlerinin neredeyse yarısını oluşturan 10 ülke arasında yer almaktadır. Sıklıkları, sağlık ve ekonomik sonuçları açısından trafik kazalarının halk sağlığı gündeminde öncelikli bir yeri olmalıdır. Dünya Sağlık Örgütünün trafik kazasına neden olan 5 temel faktörü kask kullanmamak, emniyet kemeri takmamak, alkollü sürüş, aşırı hız ve çocuk koltuğu kullanmamak olarak açıkladığı ve ülkemizde emniyet kemeri kullanım oranının yüzde 50'lileri dahi yakalamadığı göz önünde bulundurulduğunda bunun bir tercih değil, zorunluluk olduğu bilinci yerleştirilmelidir.

Bu doğrultuda, emniyet kemeri kullanımı konusunda toplumsal bilincin arttırılması konusunda politikaların oluşturulması amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1)    Mustafa Hüsnü Bozkurt                       (Konya)

2)    Ceyhun İrgil                                      (Bursa)

3)    Tahsin Tarhan                                   (Kocaeli)

4)    Barış Karadeniz                                 (Sinop)

5)    Oğuz Kaan Salıcı                               (İstanbul)

6)    Hüseyin Yıldız                                   (Aydın)

7)    Kazım Arslan                                     (Denizli)

8)    İbrahim Özdiş                                    (Adana)

9)    Orhan Sarıbal                                    (Bursa)

10)  Ömer Fethi Gürer                               (Niğde)

11)  Çetin Arık                                         (Kayseri)

12)  Bülent Yener Bektaşoğlu                     (Giresun)

13)  Özkan Yalım                                     (Uşak)

14)  Kadim Durmaz                                   (Tokat)

15)  Elif Doğan Türkmen                            (Adana)

16)  Melike Basmacı                                 (Denizli)

17)  Mustafa Tuncer                                 (Amasya)

18)  Didem Engin                                     (İstanbul)

19)  Nihat Yeşil                                       (Ankara)

20)  Özcan Purçu                                     (İzmir)

21)  Dursun Çiçek                                    (İstanbul)

22)  Erkan Aydın                                      (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla 16/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mart 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/3/2017 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                          Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Mart 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından verilen 4168 sıra numaralı, ülkemizde yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 16/3/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Filiz Kerestecioğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri ve boş olan Meclis koltukları, değerli halkımız; tek başına seçimlerin yapılması bir ülkeyi demokratik yapmasa da bir ülkede seçimlerin layıkıyla yapılmaması o ülkede demokrasi olmadığının kanıtıdır. Bugün, partilerin neredeyse hepsi kendisine “demokrat” diyor ama gerçek maalesef böyle değil. Diktatörce yönetimler copu, sopayı, tehdidi kullanırken demokrasilerde kişiler propaganda hakkını kullanırlar; insanlar sopayla değil, kıyasıya birbirlerini fikirlerini savunarak ikna ederler. Fakat bugün Türkiye’de “hayır” diyorsanız propaganda yapmanız imkânsız. “Hayır” broşürü dağıtırken ya da afiş asarken “evet” mi diyor, “hayır” mı diyor fark etmeksizin her yurttaşın hakkını koruması gereken kolluk kuvvetlerinin saldırısına uğrayabilirsiniz. Kolluk kuvvetleri artık vatandaşın değil, yalnızca Cumhurbaşkanının çıkarını korumaktadır. Zaten Cumhurbaşkanı Anayasa’yı çiğnerse, tarafsızlık ilkesini ihlal ederse kolluk kuvvetlerinin de Anayasa’yı çiğnememesini beklemek mümkün değil tabii ki.

Anayasa’da, devleti temsil eden Cumhurbaşkanının, tarafsızlık ilkesine uyması gerekliliği defalarca belirtildi. Ancak Cumhurbaşkanı aktif bir şekilde devlet imkânlarıyla “evet” kampanyası yürütüyor, “hayır” kampanyası yürütenleri de darbe ve terör destekçisi olmakla suçluyor. 13 Şubat 2017 tarihinde, Cumhurbaşkanı, Bahreyn ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada “‘Hayır’ diyenler 15 Temmuzun yanındadır.” diyerek referandumda “hayır” oyu kullanacakları açıkça darbeci ilan etti. Aynı şekilde, 13 Mart 2017 tarihinde bir özel TV kanalında katıldığı programda “‘Hayır’cılar ve terör aynı safta. ‘Hayır’ demek bölücü terör örgütüne destek vermektir. ‘Hayır’ diyenlerin bu ülkede bir dikili ağacı bile yok.” dedi. Cumhurbaşkanı bu minvaldeki açıklamalarını, katıldığı tüm programlarda defaatle dile getiriyor, Başbakan ve diğer Hükûmet sözcüleri de onun peşinden gidiyorlar. Oysa, hepimizin bu ülkede bir dikili ağacı var arkadaşlar. Hepimizin bir dikili ağacı var ve demokrasi de bunu görmek ve kabul etmektir, ayrımcılık yapmak değil.

Sözde darbe girişimine karşı getirilen OHAL ve KHK’lar yüz binlerce insanın canını yakarken şimdi de sabahlara kadar Meclisi canhıraş âdeta köleler gibi çalıştırıp getirdiğiniz referanduma karşı “hayır” oyları yükseldikçe şimdi, “hayır” diyenlerin canını yakmak için kullanılıyor OHAL. Anayasa değişikliğinin Mecliste kabul edildiği 21 Ocaktan sonra, “hayır” kampanyası yürüten 70 kişi gözaltına alındı. Şimdi ise “Nevroz” kutlamaları bahane edilerek aynı şekilde OHAL, “Nevroz” kutlamak isteyenlere, aslında yine referandumda kampanya yürütemesinler diye gözaltı uygulamaları yapılarak uygulanıyor. Adana, Van, Mersin, Gaziantep başta olmak üzere çok sayıda ilde her türlü eylem ve etkinlik birer ay süreyle yasaklandı. Bu yasak, ne hikmetse, sadece “hayır” kampanyası yürütenlere yönelik. Şimdi, gelin, bu referandumda muhalif olan herkese karşı getirilen engellere bakalım.

16 ilimizde aslında “hayır”ı engellemek için 16 ilin valisine Jandarma Genel Komutanı Yaşar Güler ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzasıyla operasyon genelgesi gönderiliyor, 16 ilde operasyon talimatı veriyorlar.

Partimizin etkili bir seçim kampanyası yürütmemesi için eş genel başkanları dâhil olmak üzere 13 milletvekili ve binlerce parti çalışanı ve yöneticisi gözaltına alınıp tutuklandı. HDP’ye yönelik büyük bir medya sansürü uygulanıyor. Partimizin yapacağı tüm eylem ve etkinlikler mülki amirler tarafından peşi sıra yasaklanıyor.

Neredeyse “hayır” çalışması yürütülen tüm üniversitelerde, Antalya, Karadeniz, İstanbul, Van, Ankara’da, Teknik Üniversitede, Ankara Üniversitesinde, Karadeniz Teknik Üniversitesinde “hayır keki” dağıtan, “hayır koşusu” düzenleyen, bildiri dağıtan her öğrenci hemen hemen mağdur edildi, gözaltına alındı ya da saldırıya uğradı. Ankara Valiliği üniversite rektörlerine gönderdiği bir yazıyla kampüs içlerinde seçim propagandasını yasakladı.

“Hayır” çağrısı yapan KAMU-SEN Genel Merkezine 25 kişilik bir grup saldırdı, konfederasyon binası basıldı.

İstanbul Maltepe’de referandumla ilgili “hayır” afişi asan CHP Gençlik Kolları üyesi, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce silahlı saldırıya uğradı.

Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde “Ne yaparsanız yapın başkanlığa liselerden de hayır” diyen DEV-LİS üyesi 4 öğrenci darbedildi.

Bursa’da referandumda “hayır” oyu vereceğini söyleyen esnaf, muhbir vatandaş tarafından şikâyet edildi, esnaf gözaltına alındı.

Ümit Özdağ ve Yusuf Halaçoğlu’na 8 Mart 2017 günü konuşma yapacakları Mersin Silifke’de “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganları atan bir grup saldırdı.

Mersin’de Özgecan Aslan’ın ölüm yıl dönümü nedeniyle “Erkek şiddetini meşrulaştıran eşitsiz yaşama hayır diyoruz” pankartı asan 5 kadın gözaltına alındı.

Erciş’te referandum için “hayır” çalışması yürüten HDP ve DBP’nin anons aracını durduran polis araca el koydu. Ve daha burada sayamayacağımız niceleri.

Evet, Türkiye bir referanduma gidiyor, kutlu olsun, bunu engelleyenlere tabii propaganda özgürlüğünü ve eşit olmayan bir çalışma biçimini yaratanlara.

Şimdi, AKP iktidarlarından önceki dönemlerde, Türkiye’de, siyasi iklim ne kadar sert olursa olsun, liderler ve siyasi temsilciler açık oturum gibi televizyon programlarında görüşlerini tüm kamuoyu önünde açıkça ifade edip tartışırlardı. Bugün bu iklim iktidar tarafından tamamen ortadan kaldırılmış durumda. Ben size mesela şu fotoğrafı göstermek istiyorum: Rahmetli Orhan Doğan ve Alparslan Türkeş, görüşleri birbirlerine tamamen zıt iki siyasetçi televizyonda saatlerce tartışmalar yapabiliyorlardı.

Evet, seçimlerden önce siyasi liderlerin karikatürleri dergilerin kapaklarını süsleyebiliyordu ve Gırgır dergisi, Leman dergisi -hepimizin tarihinde önemli yer tutar- bu dergiler bunun örnekleriyle doludur, bütün siyasi liderler de buna hoşgörüyle bakıyorlardı. Şu anda ortada ne haber ne mizah dergisi kalmayacak bir noktaya geldik ve yılların Gırgır dergisi dahi kapatıldı bugün.

Size bir fotoğraf daha göstermek istiyorum. Bu fotoğraf da aslında gerçekten tarihî bir fotoğraf.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok belli olmuyor, kimler var orada?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Necmettin Erbakan, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, İsmet İnönü, Doğu Perinçek…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Erdal İnönü.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Erdal İnönü de var.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Erdal İnönü, rahmetli; hepsi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hepsi orada değil mi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hepsi aslında bu ülkenin tarihinde önemli yer eden yani farklı kesimlerce önemli yer eden liderler, bir arada tartışabiliyorlar ve gerçekten, aslında hepimiz bunları özledik diye düşünüyorum, halkımız da özledi. Gerçi ben, hepsi erkek siyasetçilerden oluşan bu tabloyu özlememiş olabilirim, daha farklı bir tabloyu tercih ederdim ama sonuçta, fikirlerin tartışılmasını, hoşgörüyle birbirine yaklaşılabilmesini özledik; bunları yaşadı bu ülke. Ve şu gün ise baktığımızda, liderler -iktidardakiler tabii ki- bir karikatüre, bir yazıya dahi dava açmakla uğraşıyorlar.

Ünlü bir söz vardır: “Halklar hükûmetlerden değil, hükûmetler halktan korkmalıdır.” Ancak Türkiye'de halk direndikçe Hükûmet halkı korkutmak için elinden geleni yapıyor. Yolumuzu kaybettik, açgözlülük bazılarının ruhlarını zehirledi, dünyalarımız nefretle kısıtlanıyor.

Şimdi, söylemek istiyorum, sormak istiyorum: On beş yıldır iktidardaydınız ve bırakın, insanlar artık fikirlerini rahatça ifade etsinler. Bakın, onca eleştirdiğiniz Hollanda’da 13 parti Meclise girdi ve siz on beş yıldır hâlâ barajı kaldırmadınız. Bunun sözünü verdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ekonomik olarak bizden geriler de onun için; hatta demokraside de bizden geriler(!)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – On beş yıldır “Seçim barajını düşüreceğiz.” dendi ve hâlâ düşürülmedi, yüzde 10’luk seçim barajı engeli var halkın önünde.

Tamam, hükûmet ettiniz, hayırlı olsun ama artık yeter. Yani güç, iktidarı zehirler ve artık bu zehirlenmeyle ülke yönetilemez hâle gelmiş durumda. Değişim zamanı geldi. Zaten demokrasi de bunu gerektirir, bunda korkulacak bir şey yoktur. Değişimdir önemli olan, demokrasidir.

Ben, Meclisin ara vermeden önceki bu son gününde, halkımızın değişime ve hayırlara vesile olacağı inancıyla hepinizi tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Önerinin aleyhinde…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnceöz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Az evvel hatip iktidarımızı, Hükûmeti ve bizleri “hayır”a baskı yapmakla, ilzam etmekle…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Yalan. Zaten hiç öyle bir şey yok yahu!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - …suçlayıcı bir konuşma yapmıştır. Buna cevap verme zorunluluğu doğmuştur 69’a göre.

BAŞKAN – Yani Adalet ve Kalkınma Partisini…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynen öyle, aynen öyle…

BAŞKAN – Değil mi yani Hükûmeti değil, Adalet ve Kalkınma Partisini?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hükûmeti, Adalet ve Kalkınma Partisini, herkesi suçlayıcı bir konuşma yapmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benim kentte 3 tane belediye salonunu iptal ettiler.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu belirtmek lazım ki, burada on dört yıldır biz kendi irademizle gelmiş durumda değiliz, bizi buraya getiren aziz milletimizin, kahraman milletimizin temsilcisiyiz. Girmiş olduğumuz 11 seçimde bu iradeyi vermiş olmaları nedeniyle burada olduğumuzun bilinmesi gerekmektedir. Burada atamayla gelinmiş bir durum falan söz konusu değildir. Bunun düzeltilmesi gerekmekte.

Demokrasi… On dört yılda elbette ki demokrasi, hak, özgürlükler noktasında kriterlerimizi, çıtayı yükseltme noktasında attığımız adımları tartışmamız mümkün değildir. Burada, demokrasi, hak ve özgürlüklerle, özgürlükler çerçevesi içerisinde, terör, teröre yandaşlık yapmak, terörün sözcülüğünü yapmak, bu Parlamentoda gelip terör örgütleri adına konuşmak bu kapsamların içerisinde asla ve kata değildir. Mücadele, terör ve terör örgütleriyle bir mücadeledir.

Biraz evvel bahsi geçen illerde de oradaki vatandaşlarımız PKK gibi alçak, hain terör örgütlerinin tehdidi altında. Vatandaşlarımızı tehdidinden kurtarmak, iradesiyle seçimlere gidebilmesini sağlayabilmek için, evet, özellikle yakın zamanda terör örgütleriyle kararlı bir mücadele başladı ve bu mücadele taarruz şeklinde, temizlenene kadar sürecek ve herkesin iradesini sandığa hür bir şekilde yansıtabilmesi sağlanacaktır.

Eğer bir kampanyaya bakacak olursak, “evet”le ilgili kampanya, bir baskı söz konusuysa “evet” kampanyasını yürütenlere. Daha toprağı kurumamış Esendere İlçe Başkanımın kardeşi, ağabeyi, daha yeni şehit oldu PKK terör örgütünün kalleş saldırısıyla, işte buna bakmak lazım. O bölgede rahat seçim çalışmalarını yapabilmek, millet iradesini temsil edebilmek adına bütün bunları sağlamak durumundayız.

Bu söylenenleri asla ve kata kabul etmiyoruz. Dün de buna benzer söylemler burada dile getirildi ve kendileriyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - …görüştüğümüzde bunların da asılsız olduğuna hep beraber tanıklık etmiş durumdayız.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnceöz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı benim konuşmama cevap vererek sataşmadan dolayı söz aldığından ve orada “Terör örgütlerini burada dile getirenler, ifade edenler…” diyerek de… Aslında çok alakasız bir konuşma ama…

BAŞKAN – Ya, bir parti ismi zikretmedi ama size yönelik olduğunu mu değerlendiriyorsunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

Yani artık biz alıştık zaten “terörist” denilmesine.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Niye üstlerine alınıyorlar?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O nedenle üzerimize alınmış bulunuyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – PKK’dan bahsettik.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kimin konuşmasından sonra Sayın Başkan? Hayret bir şey ya.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Siz niye üstünüze alınıyorsunuz? “PKK” dedi Sayın Başkan.

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, uzun zamandır yaşadığımız bir şey var. Biz burada mesela bir gensoru veriyoruz ve diyoruz ki: “Bu kadar yıl boyunca, özellikle son iki yılda bu ülkede şu kadar patlama gerçekleşti, şu kadar can kaybı oldu, bu kadar insan öldü.” Şimdi iktidarda kim var? Biz değiliz, değil mi? Dolayısıyla, bunun hesabını verecek olan da biz değiliz. Yani iktidar demek, adı üstünde, sorumluluk gerektiren bir şeydir. Sorumluluk almak için soyunmuş, bunun için yola çıkmış olanların bu sorumlulukla ilgili denetlenme biçimi nedir? Aynı zamanda, yargıdır, hesap vermektir ya da halkın sözünü dinlemektir, halkın önünü açmaktır.

Şimdi, burada biz ne söylesek, sürekli karşımıza “terör, terör, terör…” Terörle mücadele edin, kimse size etmeyin demiyor. Ne yapıyorsanız yapın. İktidar olan sizsiniz, devletin bütün güçlerini elinde bulunduran sizsiniz zaten. Bunu yapın.

Ben size İzmir’deki “hayır” anons aracının yolunun kesilmesinden bahsediyorum; ben size Maraş’ta “Nevroz” kutlayacak olanların gözaltına alınmasından bahsediyorum; “hayır” diyen bütün partilere yapılan saldırılardan bahsediyorum.

Çıkıyorsunuz, kendiniz, gayet güzel, bakın, “evet” paketli çaylar, makarnalar dağıtıyorsunuz. Hayır ama şimdi bu araç nedir yani? Bu fotoğraflar İstanbul’da Büyükçekmece’de çekildi. Yani biz bunun da aslında çok yakışıksız bir şey olduğunu düşünüyoruz, hakikaten yakışıksız bir şey olduğunu düşünüyoruz.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – HDP’nindir onlar, HDP’nindir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yani bu mu HDP’nin?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Evet.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Evet.” yazıyor üstünde, öyle mi?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Olabilir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Terbiyesizlik yaparak müdahale etme!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, çay ve makarna dağıtılıyor.

Biz hayatımızda böyle bir şeye hiçbir zaman tevessül etmedik. İktidar olanakları kullanılarak da bunlara tevessül edilmemesi gerekiyor ya da ediyorsanız da “hayır” propagandası yapanların da önünü, yolunu açık bırakıp cevap verecekseniz de buna cevap verin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla 16/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mart 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Aleyhte Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili konuşacak.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün HDP grup önerisi aleyhinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Türkiye millî iradenin ortaya konulacağı 16 Nisanda bir referanduma gidiyor. Bu referandumun Türk devletinin, Türk milletinin bekası için bir çıkış kapısı olmasını biz istiyoruz Milliyetçi Hareket Partisi olarak ve ilk günden beri dediğimiz gibi Milliyetçi Hareket Partisi “evet” diyen, “hayır” diyen her Türk vatandaşının iradesine saygılıdır ve 16 Nisanda çıkacak olan millî iradenin bizi de herkesi de bağlayacağının bilincindedir. Bu sebeple “evet” ya da “hayır” dediği için kimsenin engellenmesini yani bu referandum kampanyasında kimseye zorluk çıkartılmasını Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul etmemekteyiz. Bu referandumda millî iradenin doğru tecelli etmesi için herkesin hür iradesiyle sandığa giderek elini vicdanına koyup oyunu kullanması lazım.

Ancak burada “‘Hayır’ kampanyası yapanlar engelleniyor.” denilerek bazı şeylerin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Terör örgütü üyesi olanlara ya da terör örgütleriyle irtibatlı olanlara yapılan adli ve idari işlemlerin “hayır” kampanyasının engellenmesi gibi gösterilmesini biz kabul edemeyiz. “Bugün ‘hayır’ kampanyası yürütenler baskı altında.” Bunu kabul edemeyiz. Çünkü, “hayır” kampanyası “evet” kampanyasından aylarca önce başlamıştır. “Hayır” kampanyası, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın liderimiz Devlet Bahçeli’nin, 11 Ekim 2016’da bu 18 maddelik Anayasa değişiklik teklifinin ilk işaretlerini verdiği günden bugüne sürmektedir. “Evet” kampanyası, ancak 21 Ocakta, bu paket Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildikten, referandum yolu açıldıktan sonra başlamıştır.

Bugün, asıl baskı “evet” diyenler üzerinde yapılmaktadır. Yani şimdi, çıkmış birçok “hayır” sözcüsü, “hayır” kampanyası yürütenler özellikle Milliyetçi Hareket Partisini de hedef kitle olarak belirlemişler ve bizi ihanetle suçlamaktadırlar. Bizi, Milliyetçi Hareket Partisini ihanetle suçlayanların arşivlere iyi bakması lazım. 2011 seçimlerinden sonra kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonunda kimin neler söylediği Türkiye Büyük Millet Meclisinin arşivlerinde vardır. Herkesin ve bütün milletimizin de bu arşivlere ulaşması mümkündür. Dün orada Türkiye'nin üniter yapısını tehdit edecek birçok değişikliği gündeme getirenlerin, yine birçok mitingde ve seçim çalışmalarında bunları gündeme getirenlerin bugün Milliyetçi Hareket Partisine bu manada söz etmesi son derece anlamsızdır, tarafımızdan anlaşılamamaktadır. Milletimizin iradesini ortaya koyacağı bir referandumun ikinci kurtuluş savaşı olarak ilan edilmesi, lanse edilmesi kime hizmettir? Bunu, bu iddiaları ortaya koyanların çok iyi bir şekilde burada anlatması lazım. 18 maddelik Anayasa değişiklik paketi Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğinden itibaren “hayır” kampanyası yürüten bazı milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubundaki bütün milletvekillerimizin telefonlarını sosyal medya üzerinden paylaşarak bizlerin iradesini baskı altına almaya çalışmışlardır, bize mobbing uygulamaya çalışmışlardır. Bu kampanya hâlen de devam etmektedir.

Avrupa ülkelerine gelince, Avrupa ülkeleri, 12 Eylül 2010’da yapılan referandumda “evet” kampanyası yürütmüşler, bu kampanyayı, bırakın Avrupa ülkelerinde, ülkemizde bile çeşitli yollarla yürütmenin çarelerini aramışlardır ama aynı AB ülkeleri bugün hem “hayır” kampanyası yürütmekte hem de siyasi partilerin AB ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlarımıza yapmak istediği “evet” kampanyasını engellemektedir. Bu, sadece iktidar partisine yönelik bir engelleme değildir. Milliyetçi Hareket Partisinin de Avrupa Birliği ülkelerinde düzenlemek için müracaat ettiği ya da planladığı bütün toplantılar engellenmiştir. Bu bakımdan, dün yapılanlarla ilgili bugün farklı tavırlar içinde olan herkesin “hayır” kampanyasının engellendiğinden bahsetmesi burada çok şaşırtıcıdır.

Yine, burada -ifade edilen- Yusuf Halaçoğlu ve Ümit Özdağ’ın ve bazılarının kampanyasına Milliyetçi Hareket Partisinin lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ismi kullanılarak birtakım müdahaleler yapıldığı söylenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisinin bu müdahalelerle hiçbir ilgisi ve alakası yoktur. Bugün, Sayın Genel Başkanımızın bir gazeteye vermiş olduğu röportajda da bu açıkça tekrar Sayın Genel Başkanımızın kendi ifadeleriyle yer bulmuştur. Yine, geçtiğimiz günlerde gerek basın mensuplarının sorusu üzerine gerekse grup toplantılarında Sayın Genel Başkanımız bu konunun altını defaatle çizmiştir.

Bazıları gündemde kalmak için Milliyetçi Hareket Partisini kullanmaya kalkmasınlar. Herkes, kampanyasını kendi yürütmek istediği edep, adap içerisinde yürütsün; kimse, kendi kampanyasını Milliyetçi Hareket Partisinin üzerinden yürütmeye kalkmasın. Böyle bir provokasyonun içerisine Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar girmemiştir, bundan sonra da girmeyecektir.

Yine, tabii ki Türkiye yıllardır terörle mücadele konusunda çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Türkiye'de, bugün, birden fazla terör örgütü Türk devletinin, Türk milletinin birliğine karşı ortak saldırı içindedir. FETÖ, PKK, PYD, DHKP-C, DEAŞ gibi bütün terör örgütleri senkronize çalışmaktadır. Böyle bir ortamda terörle mücadelenin, Türkiye'de özellikle şu referandum sürecinde herhangi bir provokasyona sebep olmayacak şekilde Hükûmet tarafından çok iyi koordine edilmesi lazım çünkü bu süreçte terör örgütleri, Türkiye’de düzenlenen referandum kampanyasını sabote ederek Türkiye’de yeni oyunlarını oynamaya gayret edeceklerdir. Bu, bütün terör örgütü sözcülerince Kandil’den de, Irak’tan da, başka yerlerden de bugün Türkiye’de ifade edilmiş ve ifade edilmeye devam etmektedir. Türkiye’nin bu kadar terör tehdidi altında bulunduğu bir süreçte, terör örgütlerine karşı yapılan bu operasyonları engelleyecek, o operasyonları etkisiz hâle getirecek herhangi bir çağrışım içerisine kimsenin girmemesi gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi bu konuda, referandum konusunda bütün fikirlerini çok açık bir şekilde belirtmiştir. Burada Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle bazı hususları tekrar etmek istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli, 18 maddelik Anayasa değişiklik paketi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülerken kuliste basın mensuplarına tansiyonun bu kadar yükseltilmesinin doğru olmadığını, dolayısıyla 18 maddelik Anayasa oylaması Parlamentodan geçtikten sonra referandum sürecinde bunun da alandaki tansiyonun yükselmesine sebep olabileceğini, dolayısıyla herkesin attığı adımı dikkatle atması gerektiğini ifade etmiştir.

Gene, herkesin şunu tabii çok iyi bilmesi lazım: 18 maddelik Anayasa değişikliği referandumundan sonra bu ülkede “hayır” çıkarsa “evet” diyenler bu ülkeyi terk etmeyecek, “evet” çıkarsa “hayır” diyenler bu ülkeyi terk etmeyecek. Ortada bir üslup sorunu varsa burada sadece “evet” diyenleri ve özellikle Milliyetçi Hareket Partisini suçlayarak kimse bir yere varamaz, aynı şekilde “hayır” diyenlerin de kendi üslubuna dikkat etmesi lazım. Referandumdan çıkacak kararın meşruiyetine halel getirmeyecek bir üslubun herkes tarafından kullanılması lazım. Oysa, Anayasa değişikliği ülke gündemine geldiği andan itibaren belirli bir kesim, tehditlerle seçmen davranışını şekillendirmek istemektedir. Son günlerde, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yi ve Başbakan Sayın Binali Yıldırım’ı Anayasa değişikliği için yapmış oldukları konuşmaları sebebiyle eleştirenlerin, yapmış olduğu konuşmalara çok dikkat etmesi lazım. Halk, bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü düşünmez mi; iç savaştan yana mıdır yoksa barıştan yana mıdır? Bu tip açıklamaları yapanların yani bu bakış açısına göre “‘Evet’ diyenler iç savaştan yanadır ve ‘evet’ çıkması hâlinde ülkemizde bir iç savaş çıkacaktır.” imajını yaymaya çalışanların üslubuna çok dikkat etmesi lazım.

Yine “Bu ülkede devlet partisi inşa edilirse bunun sonucu bir kaos olur.” diyenlerin bu söyledikleri sözlerin nereye gideceğine çok dikkat etmesi lazım. “Neredeyse bir iç savaş arifesindeyiz.” gibi açıklamaları sıkça kullananların da bu açıklamaların sonuçlarını iyi düşünmesi lazım. “Evet” diyen birtakım sanat erbabını da “hayırsız çocuklar” olarak nitelemenin de yarın ülkemizin birliği, bütünlüğü için doğru olmadığına inanıyor, bu referandumun devletimiz, milletimiz için bir yeni çıkış kapısı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın hatip konuşmasının son bölümünde “hayır” oyu isteyenlerin söylemlerinin iç savaş çığırtkanlığı şeklinde tezahür ettiği anlaşılacak bir konuşma yaptı. Örnek olarak da “‘Parti devleti inşa ederseniz bu ülkede kaos çıkar.’ gibi sözlerin nereye varacağının iyi düşünülmesi lazım.” dedi. Bu sözü ben söyledim. Kafalarda bir karışıklık yaratmaması için, bu bir sataşmadır…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süreyle söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sayın hatibin endişelerine ben de katılıyorum. Ben başka bir pencereden katılıyorum. Biz, elbette “evet” oyu veren ile “hayır” oyu verenin eşit kıymette, bu devletin, bu ülkenin eşit haklara sahip vatandaşları ve siyasetçileri olduğunu düşünüyoruz. Ama, siyaset elbette, hiç şüphesiz bir nezaket ve vicdan işidir; siyaset seviye işidir, üslup işidir. Dün de söyledim, mahalle ağzıyla siyaset yapılmaz, diplomasi de yapılmaz; sözüm size değil, yukarıya. Ama, şimdi, siyasetçinin orta yerdeki hadiseyle ilgili kimi endişeleri ortaya koyması da asli görevidir.

Şimdi, siz şuna katılmaz mısınız: Bir ülkede parti devleti inşa edilirse, parti devleti…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ama, o, sana göre.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …o ülkede…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sana göredir Engin Bey.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dur, sana geleceğim.

…o ülkede kaos çıkmaz diyebilir misiniz? Lütfen cevap verin, lütfen. Parti devleti inşa edilirse –gene söylüyorum- bir ülkede…

ERHAN USTA (Samsun) – Geçersiz bir varsayım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne demek geçersiz bir varsayım?

ERHAN USTA (Samsun) – Geçersiz bir varsayım, tabii.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Gene söylüyorum, bir ülkede parti devleti inşa ederseniz o ülkede kaos ortamı yaratırsınız. Bunun da nereye gideceği… Bu, her şekilde olabilir. Bu, referandumla ilgili bir mesele değil sadece. Devletin uyması gereken normlar var. Devletin, hukukun şemsiyesinin altından çıkmaması lazım. Devletin yapacağı her işin uluslararası ve ulusal hukuk normlarımız içinde olması lazım.

Ben şimdi, madem söyleyeyim, işte “‘Evet’ olursa öyle olur, böyle olur.” deniyor. Ya, bu ülkede cumhuriyet başsavcı vekili “‘Hayır’ oyu veren herkese PKK terör örgütü mensubuna muamele ettiğim gibi muamele ederim.” diye milleti tehdit etti. Bu edepsizliğe karşı sessiz kalan sizlerin, şimdi bu konuda laf etmeye hakkınız yoktur.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkanım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – “Bu edepsizliğe sessiz kalarak.” deyip doğrudan partimize sataşmıştır.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

ERHAN USTA (Samsun) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Usta.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Size de AK PARTİ’ye de. AK PARTİ için de aynı şey geçerli, söylediğim “sessiz kalma” noktasında.

BAŞKAN – Böylece, sataşma kısmını çoğaltmış oldunuz.

Buyurunuz Sayın Usta.

4.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Milliyetçi Hareket Partisi, bir defa -bu tür şeylere- her zaman kendi çizgisinde hareket etmiştir, doğru bildiği şeyleri her zaman söylemiştir, yanlış bildiği şeylere de her zaman karşı çıkmıştır. Bir defa bunu görmemiz lazım.

Siyasetin seviye işi olduğuna katılıyoruz. Hakikaten, burada üsluba da herkesin dikkat etmesi lazım.

İkincisi: Bu süreçte de başka bir zamanda da kimse bu milleti korkutma üzerine siyaset yapmasın.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Aynı şeyi söylüyoruz.

ERHAN USTA (Devamla) - Biz bundan yanayız, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de bunu söylüyoruz. Yani ama buna sizin de dikkat etmeniz lazım. Yani bir “iç savaş” meselesi filan türü laflar şurada… Bunu kim söylerse söylesin, yanlıştır. İnsanları korkutarak siyaset yapmanın bir anlamı yok. Milletimize doğruları söyleyelim. Bakın, televizyon ekranlarına çıkılıyor, şu 18 maddeyle ilgili, milletimize doğruları söylemiyor siyasetçiler. Bunu maalesef üzülerek müşahede ediyoruz. O 18 maddeyi aslında biz çok güzel bir şekilde milletimize anlatmış olsak, ondan sonra milletimizin ferasetine biz güveniyoruz, onun ne yapacağını biz biliyoruz ve oradan kesinlikle “evet” çıkacaktır bu anlamda.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Biz de “hayır” çıkacağını söylüyoruz.

ERHAN USTA (Devamla) – Son husus: Sayın Grup Başkan Vekili, parti devletine biz de elbette karşıyız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onu söyleyin.

ERHAN USTA (Devamla) – Yani şimdi “Niye karşı çıkmıyorsunuz?” şeklinde bir şey söyleniyor. Ama burada referandum bağlamında “parti devleti” diye bir varsayım yapmak da geçersiz bir varsayım yani bu başka bir zaman konuşulduğunda buna karşı olduğumuzu söyleriz ancak bu referandumun sonucu itibarıyla “‘Evet’ çıkması durumunda Türkiye’de bir parti devleti oluşur.” dersek bu da yanlış bir değerlendirme olur, bu değerlendirmeye de hiçbir şekilde katılmayız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Niye yanlış olsun?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen buna inanmıyorsun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Ama onun haricinde, ne geçmişte ne gelecekte bir parti devleti oluşmasına biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak karşıyız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce sayın hatip konuşurken dedi ki: “Efendim, bazı milletvekilleri sosyal medyada bizim telefonlarımızı vererek bize baskı kuruyorlar.” Bu telefonları veren benim. Bu sataşmadır, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir isim vermedi ama.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ben isimden bahsetmedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama beni ima etti Sayın Başkan.

ERHAN USTA (Samsun) – Buradan sataşma olur mu?

BAŞKAN – Siz mi verdiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet, evet. İma yoluyla bana sataştı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanal.

ERHAN USTA (Samsun) – Burada Mahmut Bey’in yapacağı bir şey varsa bizden 100 bin defa özür dilemesi lazım.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hepimizden özür dilemesi lazım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yani utanmadan bir de bununla ilgili konuşacak mı? Herhâlde özür dileyecek.

ERHAN USTA (Samsun) – Yapmayın lütfen. Buradan bir de rant çıkarmaya çalışmayın, böyle bir şey olabilir mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Telefonlarımız özel değil bizim arkadaşlar.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Nasıl özel değil?

ERHAN USTA (Samsun) – Dağıtalım o zaman.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – İnternette var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanal.

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, Değerli Başkanım; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar, hiç üzülmeyin, ben burada cep telefonumu veriyorum 80 milyona, halkın vekili bu demek: 0 532 314 91 49.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Bizimkini veremezsin kardeşim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bırak Allah aşkına, popülizm yapmayı bırak, hayatın popülizm.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Avukat Mahmut Tanal: 0 532 314 91 49.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Avukat”ı özellikle mi söylüyorsunuz? Mahmut Bey, “avukat”ı niye söylüyorsun?

MAHMUT TANAL (Devamla) - Tüm milletimiz bana ulaşabilir. Milletimizin derdi bizim derdimizdir. Milletten kaçan milletvekillerine hayır diyoruz biz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Mahmut Bey, avukat olduğunu niye söylüyorsun?

MAHMUT TANAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Avrupa’ya sataşıyorsunuz. Bakın, ne diyor Seçim Kanunu 94/A bendi? “Yurt dışında ve temsilciliklerde propaganda yapılamaz.” diyor. Ben Batman’daydım, Batman’a gidin propaganda yapın; Diyarbakır’daydım, Diyarbakır’a gidin propaganda yapın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hep oradayız, hep.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Gidemiyorsunuz, korkudan ne iktidar partisi gidebiliyor ne diğerleri gidebiliyor. Giden HDP’yi de içeri alıyorsunuz. Bölgede çalışan sadece Cumhuriyet Halk Partisi değerli arkadaşlar. Ülkeyi böldünüz, ülkeyi parçaladınız, kardeş kavgasını yarattınız. Biz barıştan yanayız, biz demokrasiden yanayız, biz özgürlüklerden yanayız. Bakın, gerginlik…

Siz Avrupa’yı protesto mu edeceksiniz? Ey bakanlar, ey Başbakan! Hollanda’da bulunan sizlerin ve çocuklarınızın şirketlerini kapatın, Türkiye’de şirket açın, Hollanda’daki şirketleri kapatın.

İki: Bana bağıran Komisyon Başkanı, bindiğiniz araba Alman menşeli. Alman araçlarını bıraksın Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kullanılan tüm araçlar Alman markalı, Alman menşeli.

Bize çatan sayın Milliyetçi Hareket Partisi hatibi, Genel Başkanınız hangi markaya biniyor? Bindiği araba Alman markalı değil mi, tahsis edilen zırhlı araç Alman markalı değil mi? Bırakın bunları.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – “Yerli araç yapalım.” dendiğinde “Yapamazsın.” diyen de sendin. “Yerli araç yapalım.” dediğimizde “Yapamazsın.” diyen sen değil miydin? Her şeye “Hayır.”, her şeye “Hayır.”

MAHMUT TANAL (Devamla) – Üç: Aynı şekilde, bakın, milliyetçi davranıyorsunuz, değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Konjonktürel milliyetçiliğe hayır diyoruz biz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – BMW’ye sen biniyorsun ya, utan ya! Hayret bir şey ya, altında son model BMW var ya, konuşuyor.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Adana’da, İncirlik Üssü’nde Alman askerleri var. Aynı zamanda, Adana’da İncirlik Üssü’nde Hollanda askerleri var.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Gelin, bunları sınır dışı edelim.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Avukat olduğunuzu niye söylediniz, “Buradan iş çıkar.” diye mi düşünüyorsunuz Mahmut Bey? Ayıp yani, hakikaten ayıp. İnsan bir özür diler.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Efendim, doğrudan sataştı benim sözlerime.

BAŞKAN – Hangi cümleyle?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bizim telefonlarımızı kendisinin paylaştığını ifade etti. Bu, kişi haklarına aykırı bir şeydir. Ben buna cevap vereceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İnsan utanır ya! Niye özür diledin Mahmut Bey? Özür dilemeseydin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Cep telefonlarımızı nasıl verebilirsiniz ya?

6.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın hatibin burada söyledikleri ile grubumuza gelerek söyledikleri aynı şey değildir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hep öyle yapar zaten. Kapının arkasından ayrı söyler, önünde ayrı söyler.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Bu telefonları paylaştıktan sonra defalarca grubumuza gelerek özür dileyip ondan sonra burada “Ben paylaştım.” demek ucuz kahramanlıktır, bir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aynen öyle!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – İkincisi: Kendi telefonunu buradan söylemek ucuz kahramanlıktır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aynen öyle, bravo!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Benim telefonum paylaşıldıktan sonra benim avukatım ve kızım sizi defalarca aradı ama bir defa telefonunuzu açmadınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Açmaz, açmaz. Artist kendisi, artist!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yalan atmayın burada, yalan atmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ondan sonra, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu bu kadar baskı altına almak için -bu kişi hakları- benim özel telefonumu paylaşma hakkını -siz bir hukukçusunuz- size kim verdi? Bana ulaşmak isteyen, zaten Türkiye Büyük Millet Meclisinde benim iletişim bilgilerim vardır, bana ulaşır; bunu paylaşmaya sizin hakkınız yoktur. Hem özür dileyeceksiniz hem de oradan gelip burada başka şeyler söyleyeceksiniz.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye tahsis edilmiş herhangi bir zırhlı araç yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bindiği “06 MHP 01” plakalı araba Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezinin malıdır, bunu da herkesin bilmesini istiyorum. Öyle bizi, Milliyetçi Hareket Partisini tahsis edilmiş arabalara falan karıştırmayın, siz kendi bindiğiniz arabalara bakın, bizim arabalarımıza karışmayın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – BMW, BMW.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi bugüne kadar ne söylediyse bugün de aynısını söylemektedir. Milliyetçi Hareket Partisi 18 maddelik Anayasa değişikliği buraya geldiğinde burada başka bir şey, sokakta başka bir şey mi söylemiştir? Dün ne söylediyse bugün de aynısını söylemektedir. Milliyetçi Hareket Partisine söz söylerken herkesin önce kendi defterlerini karıştırması lazım. Müflis tüccar başkalarının geçmişini karıştırmakla uğraşır. Lütfen sizi nezakete davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Anlamaz, anlamaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Zırhlı araç konusunda, tutanaklara geçmesi açısından… Bu konu Genel Başkanımıza basın mensupları tarafından sorulmuştur, Genel Başkanımız zırhlı araç talep etmediğini ifade etmiştir. Yalnız, bizim basından takip ettiğimiz kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu zırhlı aracı aldı.

Yani, şimdi, böyle ucuz siyaset hakikaten yakışmıyor, şu Meclise yakışmıyor. Ucuz siyaset ve yalan…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Dün de yaptı.

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi, zırhlı aracı almayan bir genel başkana “Zırhlı araç aldı.” diyeceksin, zırhlı aracı alan bir genel başkanın olacak; böyle bir siyaset olmaz.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Her tarafı yalan!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Malzeme bu, malzeme; yapacak bir şey yok.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir şey daha söyleyeceğim: Genel başkan, güvenlik görevlilerinin, polislerinin artırılması söz konusu olduğunda onu da kabul etmemiştir, “Eğer biz yanarsak Anadolu’nun kavruk çocukları da yanmasın.” demiştir.

Böyle bir genel başkana söz konuşmaya sizin hakkınız yoktur beyefendi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zaten açık, net iki hatip de sataşmada bulunmuştur, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Hangi cümle?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mesela, bir önceki hatip “yalancı” dedi. O, zaten, resmen 69’uncu maddeye göre yetiyor.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanal.

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması ile Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli arkadaşlar…

Grup Başkan Vekili Sayın Usta Bey, bindiğiniz aracın markası ne, ne, Audi mi?

ERHAN USTA (Samsun) – Ya, sen kendi aracına bak.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bir dakika… Ben kendi malıma biniyorum, paramla, paramla..

ERHAN USTA (Samsun) – Ben bunun üzerinden siyaset yapmıyorum kardeşim!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin Meclisten aldığınız araba Audi mi değil mi?

ERHAN USTA (Samsun) – Ben araba almadım Meclisten.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bir dakika… Kimin arabasıyla dolaşıyorsun? Grup Başkan Vekilisiniz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Senin grup başkan vekilinin arabası ne? Ayıp ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Engin Altay ne kullanıyor?

BAŞKAN – Sayın Tanal, Genel Kurula hitap ediniz lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – O zaman şunu yapın…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Engin Altay ne kullanıyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hamzaçebi ne kullanıyor?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Madem çatıyorsunuz Almanya’ya Audileri bırakın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yazık be!

ERHAN USTA (Samsun) – Meclisten ben araba almadım, sen ne konuşuyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Audileri bırakın o zaman, bırakın Audileri o zaman, binmeyin Audilere o zaman.

ERHAN USTA (Samsun) – Sizin utanmanız yok!

BAŞKAN – Sayın Tanal lütfen şahsiyatla uğraşmayınız efendim. Lütfen… Rica ediyorum.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Audilere binmeyin o zaman.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Basit! Basit!

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN - Şahsiyatla uğraşmayınız efendim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hamzaçebi hangi arabaya biniyor, sorsana!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Hanımefendi, bana bağıracağına, git, Amerika’da kimin karşısında o başınızı örttüğünüzü hesaplayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray)- Ya, geç sen bunları, geç. Yeni sözler söyle, yeni sözler söyle.

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Telefon faturasını söyle.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İnsanlar nerede başını örter? Bir: Cenazede başını örter. İki: Umreye giderken başını örter. Üç: Hacca giderken başını örter. Siz gittiniz FETÖ terör örgütünün karşısında başınızı kapattınız. En son konuşacak insan sizsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Başörtüsüne karıştı.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir saniye…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz nerede başınızı örttünüz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana ne!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Nasıl bana ne?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana ne! Sen kimsin! Sana ne!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Dinî gereklerimize göre, dinimize göre nerede baş örtülür?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana ne!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bir: Cenazede baş örtülür.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul)- Sayın Başkan, müdahale edin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Umreye, Hacca giderken baş örtülür. Üç… Nerede baş örtülür? Amerika’ya gidip baş örttünüz siz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana ne! Sana ne!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, değerli kardeşlerim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana ne!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bana ne…

Halkın dinî duygularıyla oynayamazsınız siz. Onun için, bunları geçin siz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bunlarla bizi korkutacağını sanıyorsan yanılıyorsun. Geç bunları, geç.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Hoca mısın sen?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli kardeşlerim, halktan kaçan milletvekilleri olamaz. Ben tekrar telefonu veriyorum.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Sana mı soracak millet?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partililer gelsinler, halktan kaçmasınlar.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Avukat olduğunu da söyle.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Kürsüde din dersi veremezsiniz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Kim kaçıyor halktan?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Sizin Genel Başkanınız “Biz başkanlığa hayır diyoruz.” diyen insan değil miydi? Grup toplantılarında Sayın Devlet Bahçeli “Biz başkanlığı istemiyoruz.” demedi mi kaç sefer?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – İstemiyoruz işte.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, ne değişti de hangi devran geldi de siz döndünüz bundan?

ERHAN USTA (Samsun) – İstemiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, 60’ıncı maddeye göre söz veriyorum.

Buyurunuz.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amacım bir polemik ve tartışma yaratmak değil fakat arkadaşları gereksiz polemik ve tartışmalardan kaçınmaya çağırıyorum. Burada biraz evvel Sayın Tanal pek çok şey söyledi ve bütün Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin telefonlarını yayımlama konusunda bizden defalarca özür dilemesine ve Sayın Genel Başkanımızdan da burada özür dilemesine rağmen kürsüde savunur bir üslupla tekrar ifade etti, “Açıkta işlenen kabahatin gizlide özrü olmaz.” sözünü maalesef, ortaya koydu.

Benim merak ettiğim husus, Sayın Tanal’ın bu konuşmalarını acaba Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tasvip ediyor mu? Onu merak ediyorum. Sayın Kılıçdaroğlu “Pozitif bir dil kullanacağız.” derken tabii, Tanal’ın bu dilini bir pozitif dil olarak kabul etmek mümkün değil.

Bu makam araçlarından bahsediyor. Bütün parti gruplarının, grup başkan vekillerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …Meclis başkan vekillerinin, Meclis Başkanının, kâtip üyelerin, komisyon başkanlarının Meclis tarafından tahsis edilmiş makam araçlarını burada söz konusu yapmayı da ayrıca kınadığımı ifade ediyorum ve elbette Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da tasvip etmediğini ben düşünüyorum.

Sayın Tanal önce kendi arkadaşlarının o araçları nasıl kullandığını, kaç kilometre yol yaptığını, ne kadar benzin harcadığını… Ayrıca, görevlilerin iletişim harcamaları, kamuoyuna yansıyan 1 milyon 200 bin liralık faturaları dururken birtakım mugalataya girmesini de yadırgadığımı ifade ediyorum. Bu tür polemiklerden kaçınmakta büyük fayda var. Elbette, bütün olanları kamuoyu takdir edecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

21.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın mevkidaşımın endişesinden ve Sayın Tanal’ın söylediklerini CHP Grubunun tasvip edip etmediğine yönelik sorusundan dolayı söz aldım.

Önce şunu hemen belirteyim: Almanya ve sonrasında Hollanda yönetimlerinin sayın bakanlarımıza, bakanlarımız nezdinde aziz milletimize yaptığı muamele, hiç şüphem yok en az benim kadar Sayın Akçay’ı da, Sayın Usta’yı da, bütün milletimizi, diğer siyasi partilerin milletvekillerini, hepimizi derinden yaraladı, gururumuz incindi doğal olarak, bir prestij kaybı yaşadık, yaşıyoruz.

Sayın Tanal’ın bugünkü konuşmasındaki Alman menşeli araçlarla ilgili tepkisi, hepimiz gibi Sayın Tanal’ın da gururunun incinmesinden kaynaklı duygusal bir tepkimedir. Bu bakımdan, burada söz konusu olan kullanılan araçlar, benim kullandığım araç ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …Sayın Akçay’ın ve Sayın Usta’nın kullandığı araç aynı araç.

Kaldı ki bizim Almanya’nın özel sektörüyle, Almanya’da o araçları üreten işçilerle, emekçilerle bir sorunumuz yok, bizim sorunumuz Almanya federal yönetimiyledir. Dolayısıyla, bu araçların iade edilmesi, Alman mallarının kullanılmaması gibi bir anlayışın, bir durumun çok iyi düşünülerek değerlendirilmesi gerekir. Zira, Almanya’da yaşayan 2,5 milyon soydaşımızı, vatandaşımızı, Hollanda’daki 400 bin vatandaşımızı düşündüğümüzde, bu konularda -dün de söyledim- sert diplomatik reflekslere ihtiyaç vardır ama bunları yaparken Avrupa Birliği ülkelerindeki vatandaşlarımızın oradaki yaşamlarının olumsuzlanmasına yönelecek, sebep olacak tutumlardan da kaçınmak lazımdır. Sayın mevkidaşlarımın, Sayın Tanal’ın bugünkü arabalarla ilgili konuşmasını, Almanya ve Hollanda tarafından ülkemize ve milletimize yönelik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …bu tutuma karşı aşırı duygusal bir tepki olarak değerlendirmelerini de rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Can…

22.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, milletvekillerinin şahsiyetiyle uğraşmayı kesinlikle doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, ben de grubu temsilen, milletvekillerinin şahsiyatıyla uğraşmayı kesinlikle doğru bulmuyorum. Milletvekillerine, başkan vekillerine, kâtip üyelere, siyasi partilerin grup başkan vekillerine ve diğer görevlilerine makam aracı tahsis edilmiştir. Bu gayet doğrudur. Bunları kullanarak burada istismar konusu yapmayı, milletvekillerinin itibarına haysiyet cellatlığı yapmayı doğru bulmuyoruz, doğru şeyler değil bunlar. Bunlar milletvekilleri ve Meclisin itibarını düşüren şeylerdir ve kamuoyunda da referanduma giden süreçte milletvekilleri üzerinde bir baskı kurmak doğru değildir, bütün gruplar açısından söylüyorum. Milletvekillerinin itibarını, Meclisin mehabetini hep beraber korumak durumundayız diyorum ve böyle sözlerden de elimizden geldiğince kaçınmamız gerektiğini bütün milletvekilleri adına hassaten rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla 16/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mart 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz hakkı İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, “yasa” ile “adalet” farklı kavramlardır. Kenan Evren de yasa yaptı ama adaletli değildi. Türkiye tarihinin en kritik oylamalarından birine gidiyoruz. 16 Nisanda Türkiye’nin belki de bugüne kadarki en önemli referandumunu yaşayacağız. Böyle bir referanduma siz gerçekten adil, eşit şartlarda siyasi partilerin kendi düşüncelerini aksettirebildiğine inanıyor musunuz?

Mesela, geçtiğimiz hafta Başbakan Muş’a gitti, değil mi? Çok zor şartlarda, karların üstüne inen bir helikopter vardı ve onu oradan almak için seferber olan insanlar. Başbakan şayet referandum propagandası için Muş’a gittiyse “Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı” sıfatıyla gitti. Dolayısıyla, dört siyasi partiye de aynı helikopterler tahsis edilecek mi -yani çok basit bir soru soruyorum- aynı imkânlar tanınacak mı? Mesela, valilerin, kaymakamların, yargıçların, Millî Eğitim müdürlerinin “evet” yönünde propaganda yapmasını siz adil buluyor musunuz?

“Hayır” diyenlerin terörist ilan edilmesi… Az önce Milliyetçi Hareket Partisinin değerli hatibi burada dedi ki: “İç savaş çığırtkanlığı yapar tarzda açıklamaları çok tehlikeli buluyorum.” Evet, biz de bu düşüncedeyiz ama gece gündüz şunu görüyoruz meydanlarda: Başkası yapmıyor, direkt Başbakan yapıyor; referanduma ilişkin “evet-hayır” propagandası tartışması olduğunda “Kimin ‘evet’ dediğine, kimin ‘hayır’ dediğine bakın, ona göre karar verin.” diyor; “FETÖ, PKK ‘hayır’ dediği için biz ‘evet’ diyoruz.” diyor. Sanki bu teklifi bir başkası getirmiş de iktidar da bakmış, burada kim “evet” diyor, kim “hayır” diyor, ona göre karar vermiş gibi konuşuyor. Burada yapılan imaların, burada gösterilen yaklaşımın sahada şöyle bir sonucu oluyor: Bakın, istisnasız her gün Türkiye’nin farklı illerinden parti temsilcilerimiz arıyor ve propagandalarının engellendiğine, saldırıya uğradığına yönelik bilgileri paylaşıyor ve birçoğunda görüntü de var. Bunlar kamuoyuyla da paylaşılıyor. İşte bu, propaganda esnasında “hayır” diyenlerin terörist addedilmesi, ima edilmesi sonucunda oluşan siyasi atmosfer.

Türkiye’nin en temel problemi ne desek, eminim bu Meclisteki hemen hemen herkes “Türkiye’nin güvenlik sorunu var.” der, “Türkiye’nin terör sorunu var.” der. Peki, Türkiye’nin güvenlik sorununu, Türkiye’nin terör sorununu aşması için yapması gereken temel ögelerden biri nedir? İç barışın desteklenmesidir. Ülkenin yüzde 50’sini “terörist” diye addetmek, Türkiye’de iç barışı dinamitler ve teröre dolaylı da olsa destek sağlamış olur.

Burada, sahada şunu görebiliyoruz “evet” diyenler açısından, değil mi? İşte, yine geçtiğimiz haftalarda Düzce’de elinde silahla poz verip “hayır” diyenleri tehdit eden gence ne oldu arkadaşlar, bakabildiniz mi? Alındığı dakika serbest kaldı. Emin olun, şimdi bulunduğu yerde de sırtı sıvazlanarak geziyordur, belki de kahraman muamelesi görüyordur. Ama dün burada Sayın Grup Başkan Vekilimiz Engin Altay detaylarıyla anlattı. “Hayır” için gezen gençler gözaltına alınıyor, müdahale ediliyor, çeşitli şekillerde, olağanüstü hâl yasalarına dayanılarak yaptığı propaganda önleniyor ve bunun adı da “adalet” oluyor.

Daha bugün Güngören ilçesinin astığı “hayır” pankartı kesildi arkadaşlar ve hemen yanında da “evet” pankartı var. Sizce bu adil mi? O “hayır” pankartını kesenler, gidip orada “evet” pankartını indirebilir mi? Bunu doğal karşılayabiliyor musunuz? Kahvehanelerde yaşanan provokasyonlar, yine, milletvekilimiz Bülent Bey’in başına gelen tam bir tezgâh. Kahveye giriyor, birisi elinde cep telefonundan kayda hazır, saldırının gerçekleşeceği masayı çekiyor öncesinden ve orada gidip konuşmaya başladığı vakit provokasyon sonucu saldırı oluyor; kapının önüne çıkılıyor, orada saldıranlar saldırıya uğramışçasına hemen bir yandaş medya ve kameramanı içeri giriyor, onlarla röportaj yapıyor ve canlı yayınlara bağlanıyor. Şimdi, bu, tezgâh değil midir? Burada siz adaletli bir propaganda olduğunu düşünebiliyor musunuz?

Değerli arkadaşlar, bakın, OHAL döneminde anayasa yapımını yasaklayan onlarca örnek vardır, onlarca ülke vardır. OHAL ne için verildi? Esas itibarıyla, darbe sonrasında FET֒yle mücadele için verildi, gerekçesi oydu. Bugün kar lastiği bile OHAL’le düzenleniyor, değil mi? Mesela, geçtiğimiz haftalarda, Türkiye'nin yıllardır, uzun yıllar çabaları sonucunda elde ettiği birikimler bir gecede Varlık Fonu’na devredildi. Esas itibarıyla yasamanın yani bizlerin, yani Meclisin denetimi altında görüşülmesi, konuşulması gereken bir mesele değil miydi? Bunun OHAL’le ne ilgisi vardı? Kim buna itiraz edebildi? Oraya atanan, Varlık Fonu’na atanan yöneticilerin, benzer yönetim kurullarında tecrübeleri ne? Bunu burada konuşabildik mi? Ya da Varlık Fonu neden oluşturuldu, bu ülkenin milyarlarca dolarlık ziynetleri neden ortaya konuldu ve âdeta kredi almak için bir borç havuzu oluşturuldu? Bunları burada tartışabildik mi? Bu fon neden Sayıştay denetiminin dışında, bunu sorabilen oldu mu?

Değerli arkadaşlar, işte, bizi getirmiş olduğunuz yer, maalesef, düşürdüğünüz durum o kadar utanç verici ki izah bile edemiyoruz. Türkiye’de bir gün hukuk tekrar tesis edildiğinde elbette ki bunlar araştırılacak ve burada elbette ki bütün bunların hesabı sorulacak ancak bu örneği şunun için verdim: İşte, 16 Nisan sonrasında Türkiye’de egemen kılmak istediğiniz bir rejim var. Şu anda, âdeta, o rejimin bir fragmanını izliyoruz. Yani, bir OHAL rejimi altında ülke nasıl yönetiliyorsa şu anda, 16 Nisandan sonra da sizler eğer emellerinize ulaşırsanız Türkiye kanun hükmünde kararname rejimiyle yönetilen bir ülke hâline gelecek ve demokrasiden de tamamen vazgeçmiş olacağız.

Cumhuriyetimizin demokratik niteliğini ortadan kaldıracak, Türkiye’yi istikrarsızlığa, otoriterliğe, yoksulluğa sürükleyecek bu tasarıya “hayır” demekten başka seçeneğimiz yok. Biz neden “hayır” dediğimizi çok iyi anlatabiliyoruz, haklı ve doğru sebeplerimiz var fakat siz neden “evet” dediğinizi anlatamıyorsunuz. İnsanları ikna etmek yerine, toplumu korkutarak, “hayır” diyenleri kriminalize ederek bir kitle oluşturmaya çalışıyorsunuz. Herhangi birisi değil, sizin partinizin yöneticileri bunları yapıyor.

Değerli arkadaşlar, biz şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Bu ülkenin yurttaşlarının, “evet” diyenlerin de, “hayır” diyenlerin de başımızın üstünde yeri var, hepsinin kararlarını da saygıyla karşılıyoruz. Bizim burada beklentimiz, bu yarışın adil bir şekilde yürümesidir. Bugün, Türkiye Radyo ve Televizyonunun eşit ve adil bir şekilde yayın yapabildiğini söyleyebiliyor musunuz? Hadi arkadaşlar, her akşam, her partiden birer temsilci gidip de TRT’de bunu tartışsın, Anayasa değişikliğini, 18 maddeyi tartışsın. Var mısınız buna arkadaşlar? Buna “Evet.” diyebiliyor musunuz? Buna “Varım.” diyebiliyor musunuz?

Peki, buradaki gerekçe ne? Bakın “istikrar, istikrar” derken yarattığınız düzen adaletsiz ise yine istikrar oluşturamazsınız. Şimdi “evet”i savunanlar Türkiye'nin ikinci bir kurtuluş savaşında olduğunu söylüyor. Hadi, bunu bir an için doğru kabul edelim. Bu duruma bizi istikrar abidesi Adalet ve Kalkınma Partisi getirmedi mi arkadaşlar? Eğer Türkiye'nin bir beka sorunu varsa bu beka sorununu aşmak için toplumu yüzde 50-50 bölerek, düşmanlaştırarak mı bu sorunu aşacağız? Bu ülkenin rektörleri, savcıları, valileri, kaymakamları bütünüyle “evet” kampanyasının içerisinde ve bizler millî birliği böyle mi sağlayacağız? Siz de biz de biliyoruz ki şu anda çok adaletsiz, çok antidemokratik bir seçim kampanyası yaşanıyor. Dolayısıyla, buradaki kalan sürenin Meclis denetimi, gözetimi, araştırması altında geçmesinin çok önemli yararı var. Bundan sonra yaşanması muhtemel kötü olayların önüne de geçilebilecektir bu şekilde.

Biz “FETÖ şöyle diyor, PKK böyle diyor…” bunların hiçbiriyle ilgilenmediğimiz gibi şunu da söylüyoruz: Herhangi bir terör örgütünün düşüncesini sürekli tekrar etmek de terör örgütü propagandası yapmaktır. Bu düşünceyi de şiddetle lanetliyoruz.

Biz şunu biliyoruz: Cumhuriyetimiz bundan doksan dört yıl önce kuruldu. Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandırılacağı gerçek bir hukuk devletini tesis edeceğimiz günleri halkımızla el birliğiyle kuracağız. 16 Nisan sonrası da 17 Nisanda da Türkiye hayırlı bir geleceğe inşallah yelken açacak diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emre.

Önerinin aleyhinde Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Anlamamışlar sistemi, bir daha anlat baştan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP grup önerisiyle, referandum sürecinde “hayır” propagandası yapanlarla ilgili olarak baskılar yapıldığına, “hayır” propagandasının engellendiğine yönelik iddiaların araştırılmasına ilişkin bir araştırma önergesinin bugün görüşülmesi talep ediliyor.

Bu iddialara geçmeden önce şunu ifade etmek istiyorum: 16 Nisanda gerçekleştireceğimiz Anayasa değişikliği referandumu, hükûmet kurma yetkisini doğrudan millete veren, yargının tarafsızlığını daha da güçlendiren, her on yılda bir darbelerle karşılaşan ülkemizde artık darbe zeminini ortadan kaldıracak vesayetçi anlayışı Anayasa’dan silen çok önemli düzenlemeler ihtiva ediyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Başkan ölürse ne olacak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Anayasa’nın maddeleri, 18 madde burada açık, keşke açıp okusanız…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Başkan ölürse ne olacak?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …bu maddelerin neyi ifade ettiğini çok rahatlıkla sizler de görebilirsiniz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Milleti unutmuşsunuz o 18 maddede.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yazılı olmayanı anlatıyorsun.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi şu söyleniyor, sürekli tekrar edilen bir husus var: “Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız işte ‘hayır verenlere ‘terörist’ dedi.” Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Teröristlerin, özellikle PKK, DHKP-C, FETÖ benzeri bu örgütlere mensup kişilerin “hayır” yönündeki propagandaları hepimizin malumu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede, biz hiç duymadık?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fetullah’la iletişimimiz yok.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bizim şimdi “‘Hayır’ verecekler bunlar, terör örgütü mensupları bunları söylüyor.” dememiz, “hayır” verecek herkesin terörist olduğu anlamına gelmez.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizim Fetullah’la iletişimimiz yok. Fetullah Gülen’le eskiden iletişiminiz vardı, şimdi de devam mı ediyor? Biz bilmiyoruz, biz duymadık Fetullah Gülen’in “hayır” dediğini.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyin efendim.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ama terör örgütlerinin “hayır” propagandası yaptığını söylemeyi engellemek de “evet” diyenlere baskıdır. Bundan da bu çıkar. Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Fetullah Gülen de oy verecek mi? Fetullah Gülen oy kullanacak mı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Türkiye’de “evet” verenlerin de “hayır” verenlerin de propaganda serbestiyeti kapıları ardına kadar açık.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teröristler de oy kullanıyor mu bu Anayasa’ya?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan, yalan!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – 2010’da kim “evet” demişti, 2010’da?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Nerede kapalı? Hollanda’da kapalı, Avrupa ülkelerinde kapalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – 2010 referandumunda kim “evet” demişti, kim?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu ülkenin güçlenmesini, büyük ülke olmasını, dünya projelerine adım atmasını, demokrasisinin güçlenmesini, cumhuriyet rejiminin güçlenmesini, halk iradesinin yönetime yansımasını istemeyen ülkelerde, evet, HDP’li milletvekillerine de, CHP’li milletvekillerine de salonlar açık, Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanına, Adalet Bakanına, Aile Bakanına salonlar kapalı. Milletimiz fotoğrafı gayet iyi, çok net biliyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yalan, yalan, o da yalan!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kocaeli’de kapattınız. Kocaeli’de salonları kapattınız bize. Kocaeli’de belediyeleriniz bize ambargo koydu.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sakin ol, sakin ol.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Biz sakiniz, çok sakiniz, sakin sakin konuşuyoruz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şimdi, 18 maddelik değişiklik, bunlar çok önemli. Hep çarpıtmalara cevap vermekten… Aslında biz anlatıyoruz, gittiğimiz her salon toplantısında, köy köy kahvelerde vatandaşımıza bu 18 maddenin ne getirdiğini gayet net bir şekilde anlatıyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Meclis Başkanı Cumhurbaşkanına vekâlet ediyor mu?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sadece 18 madde değil, torba anayasa, torba anayasa.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Şimdi, ikide bir buraya çıkıp “Bu 18 maddenin ne getirdiğini millete anlatmıyorsunuz.” diyorsunuz, asıl anlatmayan sizsiniz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Meclis Başkanı Cumhurbaşkanına vekâlet ediyor mu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bakın, her bir maddeyle ilgili çarpıtmalarla karşılaşıyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Meclisteki millî irade ne oluyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Maddeye baktığımız zaman farklı ama “hayır”cıların propagandalarına baktığımız zaman o maddeyle alakası olmayan hususlar olduğunu görüyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Söyle, söyle Meclis Başkanı Cumhurbaşkanına vekâlet ediyor mu?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Millî iradeyi unutmuşsunuz orada, millî iradeyi unutmuşsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Sanki rejim değişikliği gibi sunmaya çalıştınız. Artık milletimiz gerçeklerin farkına varıyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Atanmış memura vekâlet veriyorsunuz, atanmış memura.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, efendim, lütfen hatibi dinleyin, lütfen, rica ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, hatip yalan konuşuyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bakın, cumhuriyet rejimini güçlendiren değişikliklerdir bunlar. Hukuk devleti ilkesini güçlendiren değişikliklerdir bunlar. Anayasa’mızın ilk 4 maddesi, üniter yapı korunuyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Meclis Başkanı vekâlet edemiyor, nereyi güçlendiriyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - O ilk 4’ü daha da tahkim eden, üniter yapıyı kuvvetlendiren değişiklikler bunlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onu MHP’ye söyle, MHP’ye.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bir baktığınızda aslında siz de bunu göreceksiniz ama milletimiz görüyor. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle hükûmet kurma yetkisini millete veriyoruz, Parlamento aracılığıyla değil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Cumhurbaşkanı vekâletini memura bırakıp gidiyor yurt dışına.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime ara vermek zorunda kalacağım. Lütfen efendim…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Millet önüne konulacak iki sandıktan birinde Parlamentoyu, Meclisi seçecek; diğerinde de hükûmetini seçecek, cumhurbaşkanlığı hükûmetini seçecek.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “Cumhurbaşkanı yardımcısı vekâlet eder.” Atanmış adam ya! Bu bir irade mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Nasıl belediye başkanını ve Meclis üyelerini doğrudan doğruya seçiyorsa aynı şekilde seçecek ama millete bu yetkiyi çok görenler, “Hayır, millet doğrudan doğruya hükûmetini seçemez, aracı aracılığıyla olması lazım.” diyenler “hayır” vermekte serbest.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakanı millet mi seçecek, bakanı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Ama biz inanıyoruz ki bu milletimiz kendi hükûmetini de doğrudan seçebilecek dirayette ve güçte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Cumhurbaşkanı yurt dışındayken vekili atanmış memur oluyor. Nerede burada irade?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu millete güvenmek lazım. Keşke millete güvenebilseniz. O millet Parlamentoyu yani Meclisi de seçerek o Meclis eliyle seçmiş olduğu hükûmeti denetletecek.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Barzani’de o millet nerede? Barzani de “evet” çalışması yapıyor, vatansever mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu sistemin özelliği budur. Keşke şu maddeleri bir okuyabilseniz ama çarpıtmaktan fırsat bulamıyorsunuz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Barzani’de o millet nerede? Oradan mı sayıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okumadığın belli oluyor, okumadığın.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Kendi tezlerinizi sürekli dile getirdiğiniz için o başlangıçta oluşturduğunuz tezlerin üzerinden gitmek zorunda kalıyorsunuz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Barzani “evet” çalışması yapıyormuş.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu sistem istikrar üreten bir sistem, bu sistemde seçim var.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Barzani de vatansever mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Millet beş yıllığına seçtiği cumhurbaşkanının icraatını beğenirse bir dönem daha seçebilecek, iki dönemden fazla yok. İşte onun için korkuyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı onun için korkuyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Üçüncü dönem de var, üçüncü dönem de! 3 dönem kurnazlığı var orada!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 7 defa kurultay kaybetmek, seçim kaybetmek mümkün olmayacak.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sana ne ya! Sana ne!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 1 kere seçim kaybettiğinde o genel başkan artık orada duramayacak. İşte bu sistemin en önemli özelliği bu.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sen bak işine!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sana ne bizim Genel Başkanımızdan! Siz kendinize bakın, Başbakanınıza bakın!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi, 2007’de bir Anayasa değişikliği yaptık. Cumhurbaşkanını Meclise seçtirmediniz, o zaman dedik ki: Millet seçsin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu da değiştirdiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Millet seçmesin.” dediniz siz o zaman da, “Cumhurbaşkanını millet seçemez.” dediniz, “hayır” propagandası yaptınız ama biz, millet o yetkiye sahiptir dedik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede, nerede, o Başbakan nerede? Yüzde 49 alan Başbakan nerede? Bu milletin iradesiyle seçildi, yüzde 49. Nerede bu?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi, halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı var, halkın seçtiği Başbakan var, ikisi arasında şu anda uyum problemi yok…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Vekilini halk seçmiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adam yüzde 49 aldı, nerede şimdi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …ama gelecekte çocuklarımızın yaşayacağı şu güzel ülkede krizler olmasın diye, bu hükûmet modelini cumhurbaşkanlığı seçim modeline uydurmamız ve bunu yapmamız gerekir. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Siz kendi Başbakanınızı fırlatıp attınız, kendi Başbakanınızı. Kendiniz belirlemiştiniz Davutoğlu’nu.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Başkanım…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizim her an karşılaştığımız şey…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime ara vermek zorunda kalacağımı ifade ettim.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun…

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

Yani, bir sükûnete davet ediyorum lütfen. Yani, laf atmanın belli bir makul sınırı vardır, o sınırları aştık diye düşünüyorum.

Devam ediniz Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, tabii ki gerçekleri duymak bu kadar rahatsızlık veriyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yanıltıcı, ne gerçeği arkadaş!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Biz rahatız, rahat!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Keşke…

Bir dinleyin, bir dinleyin.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçimini, şu anda getirilen sistemi eleştiriyorsunuz ve buna “hayır” diyeceksiniz. Aynı seçim usulüyle FETÖ benzeri yapılanmalar, bu sistemde yani mevcut sistemde yine buna açık bir durum söz konusu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Onu kim değiştirdi arkadaşım?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bunu da siz yaptınız; 2010’da Anayasa Mahkemesine gittiniz, liste usulünü getirttiniz ve FET֒cülerin liste hâlinde oraya yerleşmesine Cumhuriyet Halk Partisi sebep oldu.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Yuh! 2010’da siz FET֒yle iş birliği yaptınız, Anayasa’yı değiştirdiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi değerli arkadaşlar, darbe zeminini, her on yılda bir gerçekleşen darbeyi artık… Evet, olanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleriyle bugünkü mücadeleyi gerçekleştiriyoruz ama gelecekte çocuklarımız için Anayasa’mızda darbe zeminine müsait olan maddeleri kaldırmamız lazım, buna “hayır” dememeniz lazım ülkemizin geleceği için. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Devlet Denetleme Kuruluna tabi olmasını öngören 16’ncı maddeye “hayır” denilebilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İşte, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, karanlık odalarda illegal yapılar oluşmasın, milletin silahını millete doğrultmasınlar diye bu değişikliği yapmak zorundayız.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – O odaları FET֒ye siz açtınız, o odaları siz açtınız FET֒ye. Kozmik odaları siz açtınız, siz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 248 şehit, 2 binden fazla gazi verdik. Bunu eğer yapmazsak onların emanetine sahip çıkmamış oluruz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – FET֒ye siz teslim ettiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Çok kıymetli milletvekilleri, 18 yaş meselesi hâlâ çarpıtılıyor. Bakın, bu benim dördüncü dönemim, on yıldır milletvekiliyim; ben şu anda milletvekili emeklisi değilim, milletvekilliğini şu anda bıraksam bile on yıldır milletvekili olduğum hâlde emekli olamıyorum. Bu çarpıtmayı artık yapmayın, yazık oluyor. Binlerce insanın önüne geçip bir meydanda “18 yaşındaki bir genci milletvekili yapacaklar, iki yıl sonra emekli olacak.” diyebiliyorsunuz. Aslında bunu en iyi bilen, geçmişte SSK Müdürlüğü yapmış olan Sayın Genel Başkan olmalı.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Hak kazanmıyor mu, hak kazanmıyor mu? Vekil olan hak kazanmıyor mu?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yalan, yalancılar!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 18 yaşındaki bir genç milletvekili olursa 65 yaşından önce emekli olamaz. Bu çarpıtmalara milletimiz artık itibar etmiyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Siz çarpıtıyorsunuz, yanlış bilgiler veriyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Neymiş? Askerlikten muaf olacakmış! Yok böyle bir şey. Madde açık. Okuryazarlığınız yok mu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oku, oku.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Okumadan siz imzaladınız, okumadan siz imzaladınız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Askerlikle ilişiği olmayacak.” diyor yani “Askerliğinin ertelenmiş olması gerekir.” diyor. Bu çarpıtmalarla hiçbir yere varamazsınız.

Neymiş? Cumhurbaşkanı sabahleyin kalktığında Meclisi feshedebilecekmiş!

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Evet.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Böyle bir şey var mı burada?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Var, var. Okuyun, okuyun, bir okuyun.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Evet” diyorsunuz, hukukçusunuz bir de. Ne diyor? “Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimini yenilerse kendi görevi de sona erer.” diyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Amaç o zaten, amacı sizi değiştirmek zaten, bunun için yapıyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Hatta “İkinci döneminde yaparsa bunu bir daha aday olamaz.” diyor. Niye çarpıtıyorsunuz?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Okumamışsın işte, okumamışsın, eve git, bir oku.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Maddenin diğer cümlesini de okumazsanız dürüst davranmamış olursunuz.

600 milletvekili, temsil gücünü 50 milletvekili daha arttırmak. Bartın’dan da, Bilecik’ten de, Artvin’den de iki değil, üç milletvekili çıkması… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Arkadaş, şurada kaç kişi var da 600’e çıkarıyorsun? Kaç kişi Meclise geliyor da 600’e çıkarıyorsun ya? Kanun görüşmeye gelen kaç kişi var şurada ya?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz, bir dakika ek süre veriyorum.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Halkın temsil gücünü artırmak, Meclisi güçlendirmek niye rahatsız etsin?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Önce Meclise gelsinler, Meclise.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Tek adamlık eleştirilerinin hepsinin içi boş. Cumhurbaşkanının şu anda soruşturulmasını sağlayabilir miyiz biz, var mı Anayasa’mızda? Cumhurbaşkanı sorumsuz. Ama bu getirilen sistemle Cumhurbaşkanının artık Meclise karşı cezai sorumluluğu, millete karşı siyasi sorumluluğu getiriliyor.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – 400 milletvekili, 400 milletvekili.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – 400 milletvekilini bulabilecek mi, 400 milletvekilini?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kaç vekil lazım, onu da söyle.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Yine, bakın, Cumhurbaşkanının yaptığı tüm işlem ve işlemler şu anda yargı denetimine tabi değil ama bu değişiklikle biz Cumhurbaşkanının bütün işlemlerini yargı denetimine tabi hâle getiriyoruz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Var mı o yürek? Yargılayabilecek misiniz Cumhurbaşkanını? Var mı o yürek? Erdoğan’ı yargılayabilecek misiniz? Var mı sizde o yürek?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Diyorsunuz ki: “Güvenoyunu kaldırıyorlar.” Bakın, milletten korkanlar bunu söyler. Güvenoyunu kaldırmıyoruz; güvenoyunu, bu yetkiyi millete veriyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin güvendiği Hükûmete, bir hafta sonra burada toplanıp “Ey millet, siz güvendiniz ama biz size güvenmiyoruz, bir kez daha burada güvenoyu oylaması yapacağız.” demek millete hakarettir. Önce ne dediğinizin nereye vardığını düşünmeniz gerekir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ne zaman oldu bu iş ya? Ne zaman oldu Mecliste bu iş?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın hatip partimize yönelerek Anayasa değişiklik teklifini okumadığımızı iddia etmek üzere…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – On bir dakikalık tahrifatı iki dakikada düzeltme şansı maalesef yoktur, fiziki olarak da pedagojik olarak da hiçbir şekilde yoktur.

Ben şimdi iki tane soru soracağım, iki soru sorup buradan ineceğim, bir de teklifte bulunacağım.

Sayın hatip geldi, başka anlattı, biraz sonra bizim Zeynel çıkar, başka anlatır, herkes olaya kendi penceresinden bakar, eyvallah, bunda bir mesele yok.

Şimdi, bu, Anayasa’yı okuma, okumama çok tartışıldı; ben de buna dâhil olayım. Sayın Cumhurbaşkanına pazartesi günü bir soru sordum, tenezzül buyurup, beni muhatap alıp yanıt vermeyebilir ama ben bunu -çok, o, millet goygoyculuğu yapıyorsunuz ya- yüce millet adına sordum, dedim ki: “Sayın Cumhurbaşkanı, bu teklifle 100 bin imzayla Meclis seçimleri yenilenebilecek mi?” Hâlâ cevap bekliyorum, hâlâ bekliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Verdi onun da televizyonda cevabını.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Cumhurbaşkanı sözcüsü bari bir cevap versin.

Sayın Başbakana da bir soru sordum, hani teklifin birinci imza sahibi ya Sayın Binali Yıldırım: “Sayın Binali Yıldırım, getirdiğiniz teklifin 17’nci maddesinin (h) fıkrasıyla mevcut Anayasa’mızın 67’nci maddesinin son fıkrası yapılacak ilk seçimde muafiyet kazanıyor mu?” dedim. Cevap verin. Başbakanın partisi burada, gelin, cevap verin; Cumhurbaşkanının da kurucusu olduğu partinin milletvekillerisiniz, gelin, cevap verin bakalım. İki tane soru. Bu teklifi kim, ne kadar okumuş… Teklifi okuma yarışına girildi “Şu, şu kadar okudu; bu, bu kadar okudu.” diye ama acı olan şu: Teklifin sahiplerinin tekliften haberi yokmuş, bu anlaşıldı. Ayıp! Ayıp! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Kerestecioğlu…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizin genel başkanınız radyoda ne dedi, siz onun cevabını verin, bir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın hatip…

BAŞKAN – Duyamıyorum Sayın Kerestecioğlu.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – İkincisi, milletin goygoycuları değil, milletin temsilcileriyiz. Lütfen haddinizi bilip öyle konuşun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın hatip bizim önergemizle ilgili olarak…

BAŞKAN – “Sayın hatip” derken Sayın Altay mı?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, Yılmaz Bey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hanımefendi, herhâlde dinlediğini anlama özrün var senin. Sana milletin temsilcisi değilsin diyen var mı?

BAŞKAN – Bir saniye, sayın milletvekilleri…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Milletin goygoycuları“ ne demek?

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, lütfen efendim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Millet goygoyculuğu yapıyorsunuz dedim ben, temsilci değilsiniz demedim.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen efendim...

Sayın Kerestecioğlu, dinliyorum sizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Daha önce Yılmaz Tunç konuşurken sisteme ilişkin Başbakanın ve Cumhurbaşkanının “hayır” diyenlere “terörist” demediğini ve yalan söylendiğini ifade etti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Her yere salça olma!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Az kendine bak ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu ne ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne demek ya?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani böyle bir dil var mı Engin Bey?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Konuşmayın siz, ben bir gün size özür dilemeye geldim bana elinizi uzatmadınız; konuşmayın.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Edebe davet ediyorum, edebe davet ediyorum sizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dinlediğinizi anlamayı becerin önce.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Goygoyculuk” ne demekmiş?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dinlediğinizi anlayın önce!

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Tamam, tamam… Hüsnüye Hanım, bakın, hayır, o sözü doğru değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayıp ya!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ben ne söylediğinizi çok iyi anlıyorum, siz haddinizi bilin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ama “salça olmak” falan nedir ya Engin Bey?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben de…

BAŞKAN – Sizi mi kastetti?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bizim önergemizde ve benim konuşmamdan bazı örnekler verdi.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

İki dakika süreyle söz veriyorum…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dinlediğini anla önce ya, her şeye salça oluyorsun oradan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aa, Engin Bey, ayıp ama ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, böyle bir dili de kabul etmiyoruz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bir kadın vekilimize resmen hakaret ediyor. Ne demek “salça” falan canım, vekil oradan bir şey söylüyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne demek yani? Her şeye müdahale ediyorsun demek, ne var bunda.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin, ikaz edin.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bir grup başkan vekili bunu söyler mi ya! Aa!

Kabul etmiyoruz böyle bir dili ya! Tutanakları alın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Alın, bakın.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, lütfen efendim, sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

9.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı ve Başbakan “hayır” diyenlere terörist dedi mi? Demediğini iddia ediyor Sayın Yılmaz Tunç. 13 Şubat 2017 tarihinde -anlattım daha önce de ama bazı şeyleri herhâlde tekrar tekrar söylemek gerekiyor- Bahreyn ziyareti öncesi Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada “‘Hayır’ diyenler 15 Temmuzun yanındadır.” diyerek darbeci ilan etti, aynı şekilde 13 Mart 2017 tarihinde bir özel kanalda katıldığı programda “Hayırcılar ve terör aynı safta, ‘hayır’ demek bölücü terör örgütüne destek vermektir, ‘hayır’ diyenlerin bu ülkede bir dikili ağacı bile yok.” ifadelerini kullandı. Bu, referanduma giderken tarafsız olması gereken bir Cumhurbaşkanı tarafından söylenebilecek sözler değil, o yüzden hiç öyle “yalan” falan diye bunların arkasına sığınmayın.

Ayrıca her seferinde burada kalkıp da “15 Temmuz, OHAL bundan geldi, şundan geldi.” de anlatılmasın. Gerçekten bugün yargılama yapılıyor FETÖ davasıyla ilgili, biraz da onun siyasi kanadına baksanız. Mesela orada adı geçen 37 milletvekili gerçekten ne ima ediyorlar bununla o davada, FET֒cü olan milletvekilleri mi vardı ya da siyasi kanadı niye yok diyorsunuz, niye Darbe Komisyonunu birdenbire kapatıverdiniz? Biraz da buna bakmak lazım.

18 yaşa gelince, bu, teklifin sadece popülist olan, aslında oy almak için açıklanabilecek yegâne maddesidir ama ben en genç milletvekillerine sahip olan bir partinin grup başkan vekili olarak şunu da ifade etmek isterim: Dün de işsizlik oranları açıklandı ve Türkiye’nin bir yıl içinde 200 milyar dolar borç ödemesi gerekiyor. Gençler işsiz, gençler aç ve gençler en fazla bununla ilgileniyorlar.

Ayrıca şahsınıza da hiçbir televizyon kanalında yer alamadığımızı, 160 gazetecinin, basın mensubunun tutuklu olduğunu ve çocuk hakları daimi komisyonunu da bu Mecliste -istismara karşı- ne zaman kuracağımızı sormak isterim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Tunç...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Söylediğim sözler çarpıtılarak yansıtıldı.

Bir de çocuk hakları...

BAŞKAN – Duyamıyorum Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Söylediğim sözler yanlış aktarıldı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Söylediğin sözlere değinmedim bile ben ya.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bir de Filiz Hanım’ın çocuk hakları komisyonuyla ilgili...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tunç, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay ile İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii, buradan ifade ettiğim hususlar açık, milletimizin takdirinde, herkesin söylediği ortada.

Çocuk haklarıyla ilgili, evet, birlikte Filiz Hanım’la çalıştık, Çocuk İstismarının Önlenmesiyle İlgili Komisyonda, raporumuzu hazırladık. Bazı yasal düzenlemeler hayata geçti yurtların denetimiyle alakalı. Çocuk hakları daimi komisyonu kurulmasıyla ilgili olarak da kanun teklifini AK PARTİ’li milletvekilleri olarak verdik. Cumhuriyet Halk Partisinin de aynı yönde teklifi var, sizlerin de var, MHP’nin de var ve inşallah şu halk oylaması sürecinden sonra, çocuklarımız için çok önemli olan bu komisyonun...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ama bu arada tecavüzler de devam ediyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – ...Mecliste kurulması noktasında da tüm siyasi partilerin birlikte hareket edeceğine ben inanıyorum çünkü çocuklarımız bizim geleceğimiz, onlar toplumdaki tehlikelere karşı savunmasız kişiler. Evet, Meclis olarak bu noktada hassas olduğumuzu belirtmek istiyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Maalesef, tek kişinin geleceği daha önemli çocuklardan.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Engin Bey’in bahsettiği maddeler... Burada maddeler tek tek açık, okuryazarlığımız hepimizin var. Seçim kanununda yapılacak değişiklikler bir yıl içinde uygulanmaz. Ha, bu Anayasa değişikliğinde “Bir yıl içinde uygulanabilir.” hükmü var, bununla ilgili bir tereddüt yok zaten.

7’nci madde: 100 bin kişi bir araya gelir, imza toplar ve Cumhurbaşkanı adayı gösterebilir; bundan daha demokratik bir şey olamaz. Bakın, siyasi partiler yüzde 5’i bulursa aday gösterebilir, küçük partiler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu öyle söylemiyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …Mecliste grubu olan partiler aday gösterebilir…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Yine çarpıtıyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …partisi olmayan bağımsız kişiler de bir araya gelir, 100 bin vatandaş toplanır, bir aday gösterebilir; bundan daha demokratik bir maddeye “hayır” oyu vermek doğru değil, bunu da ifade etmek istiyorum.

Yine, evet, genelde eleştiriler bunlar ama diğer eleştirilere pek cevap verilmedi.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip benim yaptığım konuşmada 100 bin imzayla Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesini “Bundan daha demokratik ne olabilir?” diyerek sanki ben buna karşıymışım, yaptığım konuşmada…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Öyle dedin ya.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O zaman “evet”…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …buna karşıymışım gibi, konuştuğum öyle algılanacak şekilde bir değerlendirme yaptı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kabul ettiğiniz kaç tane madde var sistem değişikliğinde? Kabul ettiğiniz kaç madde var?

BAŞKAN – Lütfen, bir sataşmaya meydan vermeyiniz Sayın Altay, bu konuyu burada inşallah sonlandırırız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Engin Bey, özür dileyeceksiniz herhâlde vekilimizden. Engin Bey, Hüsnüye Hanım’dan özür dileyeceksiniz herhâlde.

11.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yılmaz Tunç, milletin aklıyla mı alay ediyorsun…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Estağfurullah, öyle bir şey olur mu ya.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …Meclisle mi alay ediyorsun? Ben “100 bin kişi imza atar, Cumhurbaşkanı seçilir, bu, garip bir durum.” demedim, dedim ki: “Sayın Cumhurbaşkanı ‘100 bin kişi imza atarsa Meclis seçimleri de yenilenir.’ dedi.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, öyle bir şey yok.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Öyle bir şey yok ya.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Dedi, dedi.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ya göster. Ya, nerede yazıyor?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yahu, dedi yahu, dedi yahu, gösteririz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Yazdığı yeri söyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başbakan da dedi ki, Anayasa 67’nin son fıkrası, sordu Muharrem Sarıkaya: “Yok, öyle bir şey.” dedi. Sen şimdi burada Başbakanı yalanladın, seni tebrik ediyorum, dürüst adamsın, Başbakanı yalanladın, doğruyu söyledin ama benim bir söylediğim doğruyu çarpıttın. Sayın Cumhurbaşkanı kendisiyle ilgili yetkileri belki okumuş ama metnin tamamını okumamış; okumayabilir, okusaydı çıkıp “100 bin kişi imza verirse Meclis seçimleri yenileniyor.” demezdi, der miydi?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Yok öyle bir şey ya.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok ya.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sadece Cumhurbaşkanı yazılı; metin orada.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Demezdi. Bunu söyledim ben.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunlar TRT’yi izlediği için duymamışlardır.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama, Yılmaz Tunç çok maharetli bir arkadaşımız, öyle bir şey söylüyor ki yani “100 bin kişi imza toplayıp niye cumhurbaşkanı adayı gösteriyor kardeşim?” demişim gibi…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kabul ettin yani.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …buradan bunu pazarlaman da beceriklilik olarak değerlendirilir de, etik olmaz, etik olmaz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Etik, etik.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen gel şimdi istiyorsan cevap ver, ben de veririm cevabımı.

Selamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, cevap vermemi istedi o nedenle söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, onun cevap vermenizi istemesi size söz vermemi gerektirmiyor. Sataşma var ise… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Direkt sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, Sayın Tunç tecrübeli bir milletvekilimiz, meramını da ifade edebilir. Niye kendisine yardımcı olmaya çalışıyorsunuz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz grup başkan vekiliyiz, her daim söyleriz.

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başbakanımızı yalanladığıma ilişkin ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tunç, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunlar TRT’yi izlediği için Cumhurbaşkanını duymamışlardır, TRT’yi.

12.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Evet, değerli milletvekilleri, Başbakanımızı kesinlikle yalanlama söz konusu değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Düzeltme… Düzeltme…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Sayın Başbakanımız “100 bin imzayla Meclis seçimleri yenilenebilir.” cümlesi kullanmadı. Zaten madde açık…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben “Başbakan” demedim, onu Cumhurbaşkanı dedi.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Cumhurbaşkanımızın da öyle bir ifadesi yok. (CHP sıralarından “Hayda!” sesleri) Ancak, sizin yalanladığınız çok ifadeler var. Siz dediniz ki: “Bu sistemde başbakan var.” Siz dediniz ki: “Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı, halkın seçtiği bir başbakan gelecek ve ikisi arasında bir uyum sorunu olursa bu kriz nasıl önlenecek?” “Evet” diyerek önleyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İşte, Sayın Kılıçdaroğlu, aslında bu sistemi, gaf mı yaptı, yoksa bilinç altında söylemek istediği başka şeyler mi var?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Buna gaf denilmez.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı, halkın seçtiği bir başbakan. Bu modelde mutlaka yürütmeyi tek çatı altında birleştirmek zorundayız; yürütmeyi güçlendirmek, Hükûmeti güçlendirmek zorundayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On beş yıldır biz değiliz iktidarda.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bunu, sadece biz bu dönemde savunmuyoruz, geçmişte Alparslan Türkeş de savundu, Necmettin Erbakan da savundu, Özal da savundu, Yazıcıoğlu da savundu, Demirel de savundu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Tayyip Bey savunmadı bak, Tayyip Bey savunmadı 1993’te.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu dönemde de işte savunmaya devam ediyoruz. Yürütme de güçlü olacak, onu denetleyen Meclis de güçlü olacak, yargı da tarafsız olacak; bu değişikliklerin özü budur. Türkiye’yi daha demokratik, daha çağdaş, istikrar üreten bir sisteme kavuşturmak zorundayız. On yılda bir darbe üreten değil, sürekli istikrar üreten, halkın ve Meclisin denetimine tabi olan bir yönetim modelini, hükûmet modelini bu ülkeye kazandırmak durumundayız. Geleceğimiz için, çocuklarımız için çok önemli bir şeyi yapıyoruz, önemli bir karar aşamasındayız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hükûmet kimlerden oluşuyor Yılmaz Bey, onu da söyle.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Grup önerisine “hayır” dedim ama referanduma “evet” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hükûmet kimlerden oluşuyor Yılmaz Bey?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında Ana Muhalefet Partisi Sayın Genel Başkanının söylediği bir cümleyi alarak bunun gaf ve yalan olduğunu söylemiştir.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Tunç, sen de biliyorsun, ben de biliyorum, bunların üçü de dil sürçmesidir, üçü de, üçü de.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Uzun bir cümle.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Dur, dur, dur, merak etme.

Şimdi, en büyükten başlayalım yukarıdan aşağıya: Sayın Cumhurbaşkanı gerçekten 100 bin kişiyle, 100 bin imzayla Meclis seçimlerinin yenilenmeyeceğini biliyor idi aslında ama söyledi. Ne maksatla söyledi? Ben bilmem. Sayın Başbakan 17’nin (h) fıkrası ile 67’nin son fıkrasına ilk seçimler için muafiyet getirildiğini belki bilmiyordu, teknik bir mesele, bilmeyebilir, “Bilmiyorum.” diyebilmeliydi. “Cumhurbaşkanı ile Başbakan ayrı partiden olursa sorun çıkar.” meselesi şunun gibidir: Sen bile burada, bu kürsüde 100 bin işine “Cumhurbaşkanı” diyeceğin yerde “Başbakan” dedin. 100 bin meselesi Cumhurbaşkanı…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – O ayrı.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bizim orada söylediğimiz şudur, iddiamızın arkasındayız: Cumhurbaşkanı ayrı partiden, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki çoğunluk partisi genel başkanı ayrı partiden olursa sorun çıkar. Niye çıkar biliyor musunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Niye?

ENGİN ALTAY (Devamla) - İkisine de eşit kalemi, eşit yetkili kalemi veriyorsun. Şu anda sorun çıkmaz, çıkmadı da zaten. Sayın Gül ile Sayın Erdoğan arasında sorun mu çıktı?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Ee…

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hiçbirinde çıkmadı. Ama ikisine de kanun yapma gücünü verirsen sorun başlar. Biz buna karşıyız.

Ayrıca şunu söyleyeyim: Bu milleti bin yıldır ayakta ve hayatta tutan ortak değerler vardır, ortak paydalar vardır. Cumhurbaşkanlığı, bu ortak paydaların ve değerlerin en yücesidir. Yeri geldi mi hepimiz o şemsiyenin altında toplanırız. Onun için Cumhurbaşkanlığı bırakın bir ortak değer olarak kalsın, bunu söylüyoruz, anlatamıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Hüsnüye Erdoğan, buyurunuz. Bir dakika süreyle mikrofonunuzu açıyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri nedeniyle özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Grup başkan vekili sıfatıyla sayın vekilimiz bir hanımefendi vekile söylenmeyecek bir söz söylemiştir. Gazi Meclisimizin Genel Kurulu da buna şahit olmuştur. Kendilerinden özür bekliyorum. Eğer özür dilemezlerse kendilerini edebe davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu ile Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yerlerinden sarf ettikleri bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bir önceki oturumda Sayın Mahmut Tanal’ın kürsüden yapmış olduğu konuşma sırasında Genel Kurul sıralarından Sayın Tanal’ın konuşmasına tepki olarak bazı milletvekillerimiz bazı cümleler kullanmışlardır. Genel Kurulun atmosferinin gerginleştiği anlarda milletvekillerimizin oturduğu koltuklardan kürsüdeki hatibe yönelik olarak laf atmaları Parlamento geleneğimizde vardır. Ancak bu laflardan iki tanesi doğrudan beni hedef almıştır. Dolayısıyla İç Tüzük’ün 64’üncü maddesinin ikinci fıkrasının bana vermiş olduğu “Meclis Başkan Vekillerinin kişisel savunma hakları saklıdır.” cümlesine dayanarak bu cümleleri kullanan arkadaşlara bir cevabım olacak. Sayın Tanal bir araç tartışması, otomobil markası tartışması başlattı. Oturduğu yerden Bursa Milletvekili Sayın Hakan Çavuşoğlu “Hamzaçebi ne kullanıyor?” diye bana soru sordu, hatta ayağa kalkıp böyle çok kızgın bir ifadeyle elini de bana doğru sallayarak bu cümleyi kullandı. Ne dediğini duyamadım ama tutanakları aldım, bu cümleyi gördüm. Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın İlknur İnceöz Sayın Mahmut Tanal’a tepki olarak “Hamzaçebi hangi arabaya biniyor sorsana.” cümlesini ediyor.

Sayın milletvekilleri, bu tip cümleler, benim anlayışıma göre, “Ben bir suç işliyorum ancak Hamzaçebi de bu suçu işliyor.” şeklindeki bir savunmanın işaretleridir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Çok zorlama bir açıklama.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Çok zorlama...

BAŞKAN – Eğer siz konunuzda haklıysanız birleşimi yöneten Meclis Başkan Vekilinden örnek vermeye gerek duymazsınız. Sayın Tanal’ın mensup olduğu bir siyasi parti grubu var. Ben şimdi doğrusunu açıklayayım. Ben olsam şöyle derdim: “Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütün Meclis Başkan Vekilleri, bütün grup başkan vekilleri ve bütün komisyon başkanları aynı marka araca binmektedir.” Bunun eleştirilecek, savunma bağlamında, Hamzaçebi’yi de bu işe katarak “Kendimi haklı çıkarayım.” şeklinde bir kaygıya yer verecek hiçbir yanı yoktur. Ben bu iki arkadaşıma üzüntülerimi bildiriyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Mahmut Tanal’a?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Söz vermeyeceğim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Söz vermeyeceğim efendim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben böyle bir araç kullanmıyorum, o yüzden sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben herhangi bir makam aracı kullanmıyorum, bu nedenle sataşma var.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, siz benim adımı söyleyerek…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Doğru.

BAŞKAN – “Hamzaçebi ne kullanıyor?” diye bana bir sataşmada bulunuyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Doğru.

BAŞKAN – Ben de İç Tüzük’ün bana vermiş olduğu hakkı kullanıyorum, kendimi savunuyorum, savunurken de kimseyi itham etmiyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ben de “Suçluluk psikolojisi, bunu yapıyormuş gibi.” dediniz, benim bir makam aracım yok...

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, yaklaşmakta olan referandum için "hayır" kampanyası yürüten yurttaşların karşılaştıkları baskılar, idari makamların yasakları, polis müdahaleleri ve sivil gruplar tarafından yapılan saldırıların tespit edilerek yurttaşların propaganda yapma hakkını güvence altına alacak çözümlerin belirlenmesi amacıyla 16/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Mart 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyor İlknur Hanım.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, söz istiyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – 60’a göre söz istiyorum yerimden.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, ben de 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.57

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylamasına başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Orman Bakanlığı ile Irak Cumhuriyeti Çevre Bakanlığı Arasında Çevre Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/634) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 354) (x)

BAŞKAN - Daha önce açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Oylama için verilen süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemeni başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.01

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

354 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı tekrarlayacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Yapılan ikinci oylamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmek için, 18 Nisan 2017 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 18.21



(x) 354 S. Sayılı Basmayazı 15/3/2017 tarihli 82’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.