TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           78’inci Birleşim

                                                                                         7 Mart 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, sebze ve meyve ticaretine lojistik destek verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Zonguldak Milletvekili Faruk Çaturoğlu’nun, 3 Mart 1992’de Kozlu’da ve 7 Mart 1983’te Kandilli’de meydana gelen maden kazalarının yıl dönümlerine ve maden şehitlerinin anılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Meclisi teşrif eden kahraman kadınlara, bu programı organize eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu’na teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluş gününü kutladığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Bursa’dan Ankara'ya gelmekte olan otobüsün devrilmesi neticesinde hayatlarını kaybeden emekçilere başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, toplu arı ölümü vakalarıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, sicil affıyla ilgili düzenleme konusunda bankaların daha esnek davranmalarında yarar olduğuna ve Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyesi 7 kadını saygıyla andığına ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, özellikle kadınların cumhuriyetle kazanılan haklarını asla vermeyeceğine ilişkin açıklaması

4.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, son günlerde Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türk siyasilere yönelik tavrını kınadığına ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve referandumda “hayır” diyeceklere yönelik tehditlerle bu millete diz çöktürülemeyeceğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ve kadınların mücadele azminin tek adam rejimi rüyasını yeneceğine ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Türkiye ile Almanya arasında yaşanan krizin hamasi nutuklarla değil diplomasiyle aşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hükûmetin politikaları neticesinde taşımacılık sektörünün bitme noktasına geldiğine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, 16 Nisanda yapılacak referandumun ülkenin geleceği için hayırlı sonuçlar doğurmasını dilediğine ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, nükleer santrallerin tüm dünyaya ölüm getirdiğine ve ülkenin nükleer santrale değil enerji tasarrufuna ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşaklı pancar üreticilerinin daha fazla üretim yapabilmek için kotanın artırılmasını talep ettiğine ve Gürbulak Sınır Kapısı’nda yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve kadınlara kibar ve anlayışlı davranmanın Efendimiz’in hayat ilkelerinden biri olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 1-7 Mart Uluslararası Okul Sosyal Hizmeti Haftası’na ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Rize’de yapılacak AVM ve rezidans için 300 evin yıkılmasına ilişkin açıklaması

15.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, KEFEK Komisyonu olarak gazi hanımları bu kutsal çatı altında misafir etmekten gurur duyduklarına ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

17.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

19.- Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, şu anda 4 cezaevinde devam eden açlık grevinin bir an önce diyalog yoluyla sona erdirilmesini talep ettiğine ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’in sosyal medyadaki bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Avrupa’da yükselen Türkiye düşmanlığına karşı devlet yöneticilerini aklıselime davet ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 7 Mart Adana’nın Kadirli ilçesinin ve Artvin’in kurtuluş yıl dönümlerine, 7 Mart Çetin Emeç’in ölümünün 27’nci yıl dönümüne, bakanların Almanya’da yapacakları meşru toplantıların iptal edilmesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak şiddetle kınadıklarına ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’in sosyal medyadaki bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve halk oylamasına ilişkin açıklamalar yapmak üzere Almanya’ya giden bakanlara, yetkililere yönelik ambargo anlamına gelebilecek uygulamaları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

24.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ceza Yasası sistematiği bakımından problem olabileceği kaygısıyla doğrudan gündeme alınma önergesine katılamadıklarına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, yanlış politikalar nedeniyle gerileyen hayvancılığa bağlı olarak yaşanan sorunlar ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/489)

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye'de siyasi kriz ortamının derinleşmesiyle birlikte baş gösteren ekonomik krizin çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/490)

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, 19-24 Aralık 1978 tarihinde Maraş'ta nefret saikiyle gerçekleşen katliamın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/491)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen ismen davet edilen Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkan Vekili Tokat Milletvekili Celil Göçer'in, Malta Dönem Başkanlığı tarafından 23-24 Mart 2017 tarihlerinde Malta'nın başkenti Valletta'da düzenlenecek olan Parlamento Sosyal İşler Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/925)

 

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1311) esas numaralı Türk Ceza Kanununda ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/88)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Mardin Milletvekili Mithat Sancar ve arkadaşları tarafından, devletler arası ilişkilerde demokratik ve etik kuralların belirlenmesi, Türkiye'nin dış siyasetinin bu kurallar çerçevesinde gözden geçirilerek önerilerin değerlendirilmesi amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve arkadaşları tarafından, Balkanlarda yaşayan soydaşlar ve ülkemizde bulunan Rumeli-Balkan kökenli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/524) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 182)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Makedonya Cumhuriyetinin Kazakistan Cumhuriyetindeki Temsilinin Türkiye Cumhuriyeti Astana Büyükelçiliği İmkânlarından Yararlanılarak Gerçekleştirilmesine İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/519) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 146)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/393) ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 171)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/402) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 178)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/466) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşgücünün Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/521) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 175)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 24 Mart 2008 Tarihinde İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/498) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 180)

8.- 2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/474) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 197)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/548) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 204)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/556) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212)

11.- Türkiye Cumhuriyetine Şanhay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıranın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/588) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 218)

12.-  Uzak Pazarlardan Turist Çekilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/420) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 219)

13.- Dünya Turizm Örgütü Statüsünün 38 inci Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/530) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 220)

14.- Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/531) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 221)

15.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 9 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/536) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222)

16.- Trans-Asya Demiryolu Ağı Hükümetlerarası Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/537) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223)

17.- Gemi Alacaklısı Haklarına ve Gemi İpoteklerine İlişkin Milletlerarası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/476) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:226)

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:116)

19.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/415) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 390)

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/398) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 229)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 182) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 146) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Makedonya Cumhuriyetinin Kazakistan Cumhuriyetindeki Temsilinin Türkiye Cumhuriyeti Astana Büyükelçiliği İmkânlarından Yararlanılarak Gerçekleştirilmesine İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 171) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 178) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 161) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.- (S. Sayısı: 175) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşgücünün Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 180) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 24 Mart 2008 Tarihinde İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- (S. Sayısı: 197) 2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

9.- (S. Sayısı: 204) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

10.- (S. Sayısı: 212) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

11.- (S. Sayısı: 218) Türkiye Cumhuriyetine Şanhay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıranın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

12.- (S. Sayısı: 219) Uzak Pazarlardan Turist Çekilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

13.- (S. Sayısı: 220) Dünya Turizm Örgütü Statüsünün 38 inci Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

14.- (S. Sayısı: 221) Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

15.- (S. Sayısı: 222) Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 9 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

16.- (S. Sayısı: 223) Trans-Asya Demiryolu Ağı Hükümetlerarası Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

17.- (S. Sayısı:226) Gemi Alacaklısı Haklarına ve Gemi İpoteklerine İlişkin Milletlerarası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

18.- (S. Sayısı:116) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım'ın, Osmangazi Köprüsü'nden yapıcı firmaya sözleşmede garanti edilen günlük araç geçiş sayısından eksik gerçekleşen araç geçişlerinden dolayı bütçeden ödenen miktara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11072)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Şoförler Odası Başkanlıklarının çalışma koşulları ile görev ve yetkilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11249)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, 1/1/2003 tarihi itibarıyla Bakanlık tarafından özel şahıslardan kiralanan taşınmaz ve araçlar ile bunlara ödenen kiralara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11300)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Artvin'in Hopa ilçesinde serbest bölge kurulmasına yönelik bir çalışma olup olmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11372)

5.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, Çin'in Türk işadamlarına yönelik uygulamalarına ve Çin ile ticarete ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11389)

6.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, kur riskini önlemek için uygulanacak modele ve yapılacak çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11390)

7.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran'ın, 2015-2016 yıllarında Batman ilinde ve Türkiye genelinde kapatılan iş yerlerine ve istihdam edilen kişi sayılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/11440)

8.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş'ın, bazı kamu kurumlarının muhalif yayınlar yapan bir gazeteye reklam vermediği iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/11688)

 

7 Mart 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Süreniz beş dakikadır.

Lütfen sürelere riayet edelim sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, 12 Mart Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; bugün Milliyetçi Hareket Partisi adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, mart ayı Erzurum için zaferler ayıdır. Düşman işgalinden kurtuluşumuzun İspir ilçesiyle başlayan şenlikleri en son Şenkaya ilçemizde son bulmaktadır. 16 Şubat 1916 tarihinde Ruslar Erzurum’u işgal eder ve daha henüz Sarıkamış Harekâtı’nın izleri silinmeden, bitap düşmüş ordumuz ve bölge halkı çözüm arayışları içerisinde bulunurken peşine bir de maalesef, Rus işgali ve işgalden daha çok geçmeden 1917’de meydana gelen devrimden sonra çarlık Rusya’sının çekilerek Bolşevik iktidarın gelmesiyle Erzurum’da sıkıntılar daha da artar.

İşgalden hemen sonra terk edişleriyle, Erzurum topraklarından Rusların çekilmesiyle birlikte onların boşalttıkları alanı Taşnak gruplarının bırakılan silahları da devralmakla birlikte ve o dönemin işgal güçlerinin de teşvikiyle bölgede bir Ermenistan devleti kurma hayaline düşerler. Bölgeden sorumlu komutanımız Kazım Karabekir Paşa özellikle Erzincan, Erzurum ve Sarıkamış bölgesinde bir harekât hazırlığı emri verir ve bu emre aynı zamanda bölgenin kadın, çoluk çocuk demeden, yaşlısı genci hep birlikte iştirak ederek bir bağımsızlık hareketi başlatırlar. Bugün her Erzurumlunun zihninde ve yüreğinde o acı dolu yılların hatırası bulunmaktadır çünkü çok ağır bedeller ödenmiştir. Sadece Kazım Karabekir’in Erzurum’a girdiği gün -kendi ifadesiyle hatıralarında geçer- defnettiğimiz şehitlerimizin sayısı 2.377 diye ifade etmektedir. Yine, 11 Mart gecesi bir Rus yarbayın hatıralarından belirtmek istiyorum, Tverdohlebof 11 Mart gecesi, bir gecede katledilen, yakılan Müslüman Türk ahalisi sayısının 3 bin olduğunu ifade etmektedir. Toplam sayıları on binleri bulan ve büyük bir Taşnak zulmü olarak tarihe geçen bu işgal çok geçmeden yöre halkının ve askerimizin takviyesiyle büyük bir zaferle sonuçlanmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, yarın 8 Mart, aynı zamanda Dünya Kadınlar Günü. Ayrı bir parantez açarak tüm kadınların Kadınlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum ve bu vesileyle Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşuna büyük katkıları olan sembol kahraman kadınımız Nene Hatun’u da anmadan geçemeyeceğim. Gazeteci yazar, siyaset adamı İsmail Habib Sevük 2 Mart 1937 günlü Cumhuriyet gazetesinde Nene Hatun’la yaptığı görüşmeyi “Aziziye’nin Hâlâ Yaşayan Şahitleri” yazısıyla kaleme alır. Bu görüşme sırasında Nene Hatun 80 yaşındadır, felçli kızına ve 100 yaşına gelmiş kocasına bakmaktadır. Akıllara ziyan bir yokluk ve fakirlik içinde yaşamaktadır. İsmail Habib gördüğü yoksulluk nedeniyle para vermek ister, Nene Hatun reddeder. Eminim siz değerli okuyucularım tam bu noktada Nene Hatun’un İsmail Habib’e tokat gibi bir cevap vermesini bekliyorsunuz, şöyle asalet ve kahramanlık kokan bir cevap, nedir? Nene Hatun gerçekten tokat gibi bir cevap veriyor ama beklediğiniz gibi değil: “Parayı nedeyim efendi, bana bir iş bulun da evdekilere bakayım.” Bu cevap üzerine İsmail Habip şunları söyler: “Bunlara iş bulmak değil, bunlara iş yaptırmak ayıp. Bunlar ki en yapılmayacak işleri yaptılar.”

Öte yandan, Kore zaferinden sonra askerî manevraları takip etmek amacıyla Erzurum’a gelen NATO Başkomutanı General Ridgway Nene Hatun’u ziyareti esnasında şu sözleri ifade eder: “Birçok millet kahramanlarını sadece kahramanlık sanatı olan ordularının içinde ararlar ve ancak böylelikle bulurlar. Türklerde ise hakiki kahramanlar akla gelmeyen mütevazı köşelerin iddiasız sakinleridir. Çünkü onlar kahramanlık iddiasında değillerdir, buna ihtiyaçları da yoktur çünkü kahraman olarak yaratılmışlardır. Nene Hatun’un elini bu hisle öpüyor ve tanımış olmaktan iftihar ediyorum.”

Ben de büyük kahramanımı rahmetle anarken Arif Nihat’ın şu dörtlüğüyle yâd etmek istiyorum:

“Göz kapanır da nuru sönmez bu mumun,

Gökten bir ses der gibidir Erzurum’un:

Hür halkına çağlarca şefaatçi yeter,

Kalbindeki şefkat Nene Hatun kulunun.” diyor saygılar sunuyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Gündem dışı ikinci söz, sebze ve meyve ticaretine lojistik destek verilmesi hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Durmaz, buyurun, sizin de süreniz beş dakikadır.

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, sebze ve meyve ticaretine lojistik destek verilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, aziz milletimiz, değerli milletvekilleri; şahsınızda yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tarımsal alanda üreticilerimizin ve tüketicilerimizin temel sorunlarının başında gelen sebze ve meyve fiyatları konusunda söz almış bulunmaktayım.

Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Tüfenkci, üreticiyi şaha kaldıracak bir projeyi geçen gün açıkladı, baktığımızda inanın, son derece mutlu olduk. Ancak, burada, Türkiye’de sebze ve meyve üretiminde önemli yeri olan, hatta bu Hükûmet programında değerli ovaları sit alanına alınan Tokat’ı görmeyince Tokatlılar olarak son derece üzüldük, incindik. Sayın Bakanın, resmî olarak ilan edilmeden bu 17 il arasına Tokat’ı almasını bir an önce Tokatlı üreticiler beklemektedir.

Değerli arkadaşlar, bu tür teşvikleri, yasaları çıkarmakla tüketiciye ucuz sebze yediremezsiniz, üreticiye de üretim yaptıramazsınız. Bunun önce temel koşulu şudur: Çiftçi mazotu ÖTV’siz ve KDV’siz Cumhuriyet Halk Partisinin teklif ettiği gibi almak durumundadır. (CHP sıralarından alkışlar) Çiftçi de o alanlardan, o doğduğu topraklardan göç etmemelidir. Hükûmet döneminde, son on yılın göç şampiyonu ne acı ki, ne yazık ki o Kazova, Artova, Erbaa Ovası, Niksar Ovası, Zile Ovası, Maşat Ovası, Silis Ovası, Çamlıbel Ovası’nın olduğu Tokatlı bu Hükûmetin tarım politikaları yüzünden en çok göç veren 3’üncü il olmuştur. Bu da o güzel ovada yaşayan, kalan insanları son derece demoralize etmekte, üretimden koparmaktadır.

Üreticinin kazanabilmesi için o dev tesisler elbette olmalıdır ama önce üretmelidir; yaparsınız o tesisleri, birçok organize sanayi bölgesinde, fabrikalarda olduğu gibi içi boş olur, boş. Önce, o köylüye bir yıl öncesinin fiyatının altında reva gördüğünüz pancar fiyatını düzeltmeniz lazım. Üreticinin döktüğü soğanın varlığının bilinmesi lazım, patatesin bilinmesi lazım. Köylünün 10 kuruşa, 15 kuruşa sattığı domates köylünün elinden çıkınca marketlerde 2 liraya, 3 liraya satılmaktadır. İşte, devlet, burada o aracıyı kaldıracak, o hipermarketlerde, süpermarketlerde üretici köylüye yer verecek hal yasasını da bir an önce çıkarmak durumundadır. Eğer bunu çıkaramazsak, eğer köylüye ucuz mazot veremezsek bu, köylüyü, üreticiyi perişan eder, üretmekten imtina eden o gençlerin askerliğini yapar yapmaz kendini gurbete atmasını önleyemeyiz.

Türkiye’de birçok ürün birçok değerli ovalarımızda üretilmektedir ama bunları şöyle bir sıraladığımız zaman “En kaliteli omega 3 barındıran ceviz nerede yetişiyor?” derseniz, Türkiye’de herkes “Niksar’da, Tokat’ta, Almus’ta, Reşadiye’de” der.

Yine, “Türkiye'nin en değerli yaprağı, sarma yaprağı nerede üretiliyor?” derseniz, tartışmasız herkes “Tokat” diyecektir.

Yine, Dünyaca ünlü, kimya sanayisinde, ilaç sanayisinde kullanılan mahlep nerede üretiliyor?” Tokat’ta.

Yine, üzüm suyuyla kaynatılmış kuşburnunu Tokat’ta yiyebilirsiniz. En güzel salça Kazova’da, Erbaa ve Niksar ovalarında yetişen domatesten elde edilmektedir. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, cumhuriyetin 4’üncü kazanımı şeker fabrikası Turhal’da kurulmuştur ama Turhal ve civar ilçelerde bulunan pancar üreticileri perişandır ve bu perişanlık onları geleceğe umutsuzlukla bakmasına neden olmaktadır. En güzel fasulyeler, biberler, hepinizin bildiği salatalık ve birçoğunuzun sorduğu gerçekten nadide ürünler olan endemik bitkilerin, bitki çaylarının yetiştiği vadiler Tokat’ta Kelkit Vadisi’ndedir. Gelin, bu insanları doğduğu topraklarda tutalım ama tutmadan önce Hükûmet bu kararını gözden geçirip o 17 il arasına mutlak Tokat’ı almalıdır.

Hep duble yollardan bahsediyor arkadaşlar, Hükûmet övünüyor ama bizde hiçbir ilçemize giden duble yolumuz yok. Sadece şimdi Tokat-Niksar arasında 10 kilometresi bitti, sanıyorum birkaç gün sonra 2 bakanla AKP iktidarı o yolu açacak. İşte Tokat’ın on yıldır geçmişi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Bu arada değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi 7 Mart Kurtuluş Savaşı’nın önemli illerinden Artvin’in de kurtuluş günüdür; tüm Artvinlilerin kurtuluş günlerini kutluyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmaz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Meclisi teşrif eden kahraman kadınlara, bu programı organize eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu’na teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 15 Temmuzda ülkemizin bekası, milletimizin geleceği adına canı pahasına darbecilere direnen, tanklara göğsünü siper eden, darbeye darbe yapan kahraman gazi kadınlar, kahraman şehit yakınları şimdi Meclisimizi teşrif etmiş durumdalar dinleyici locasında Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı’nın önderliğinde. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Bütün kahraman kadınlarımıza hoş geldiniz diyorum ve bu arada, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nüzü de şimdiden tebrik ediyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Zonguldak Milletvekili Faruk Çaturoğlu’nun, 3 Mart 1992’de Kozlu’da ve 7 Mart 1983’te Kandilli’de meydana gelen maden kazalarının yıl dönümlerine ve maden şehitlerinin anılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, 3 Mart 1992 ve 7 Mart 1983 maden şehitlerinin anılmasıyla ilgili söz isteyen Zonguldak Milletvekili Faruk Çaturoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Çaturoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeğin, emekçinin ve madenciliğin başkenti Zonguldak ilimizde 3 Mart 1992 tarihinde Kozlu ilçemizde meydana gelen grizu faciasında Rahmetirahman’a kavuşan, şehit olan 263 madencimiz ile bugün yani 7 Mart tarihinde Kandilli Müessesesinde grizu patlaması sonucu yine hayatlarını kaybeden, rahmetli olan 102 şehit madencimizin seneidevriyesi münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Gerek 1983 yılında gerekse 1992 yılında meydana gelen kazalarda yerin yüzlerce metre altında, ağır ve zor şartlarda alın teri dökerek ekmeğini kazanmaya çalışırken Rahmetirahman’a kavuşan, şehit olan madencilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum, mekânları cennet olsun. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, hâlâ bu kazaların tüm maden şehitlerinin ateşi sönmeyen bir kor gibi madenci yakınlarının ve tüm Zonguldaklının, kalbinde yanmaktadır. Bunu buradan ifade etmek istiyorum.

Şüphesiz ki madencilik zor ve meşakkatli bir iştir. Madencilerimiz hem kendi geçimlerini sağlamak hem de ülke ekonomisine katkı sağlamak için bu zor görevi yapmaktadırlar. Şu anda hâlen yer altı madenciliği görevini yapan, çalışan bütün madencilere de buradan selam ve saygılarımı iletiyorum.

2014 yılında da ülkemizde iki maden kazası olmuş, bunlardan biri Soma diğeri de Ermenek. Burada süratle Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanarak bunlarla ilgili çalışma hayatını düzenleyen kanunlar ortaya koymuş ve bunlar süratle yürürlüğe girmiştir.

Yine, 13/5/2004 tarihiyle 28/10/2014 tarihi aralığında sınırlı kalmak kaydıyla yer altı işlerinde meydana gelen iş kazaları sonucunda vefat edenlerin yakınlarına bazı sosyal imkânlar ve istihdam hakkı da verilmiştir. Şimdi bu tarih aralığının dışında kalan başta Zonguldak olmak üzere tüm ülkemizdeki maden şehitlerinin yakınları aynı haklardan yararlanmak istemektedirler, bu onların en tabii hakkıdır. Biz Zonguldak milletvekilleri olarak bunu her platformda dile getiriyoruz. Başbakanımızla ve ilgili bakanlarımızla bu konularda görüşmeler yaptık. Her platformda mücadele etmeye de devam edeceğiz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli arkadaşlar, tüm bunlara rağmen, kömür maliyetlerinin bir kısmının devletçe karşılanmasına karar verilen yasaların da çıkmasına rağmen madencilik zor iştir ve madenlerde çalışanların sayısı günden güne azalmaktadır. Bundan dolayı, Türkiye’mizin en büyük projelerinden biri olan Filyos Vadi Projesi Zonguldak’ta hayata geçirilmeye başlanmıştır. 25 milyon ton kapasiteli limanı ve arkasındaki 15 bin kişinin istihdam edileceği endüstri bölgesiyle, sadece bölgemizin değil ülkemizin en büyük projelerinden biridir, aynı zamanda yeşile ve doğaya saygılı bir endüstri bölgesi olacaktır. Yine bu endüstri bölgesi, limanıyla, serbest bölgesiyle, biten kara yolları, geliştirilen demir yolları, hava ve diğer yollarıyla, aynı zamanda Zonguldak’ı Türkiye’nin lojistik üslerinden biri hâline getirecektir.

Ben, son olarak tekrar bütün maden şehitlerimize ve şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. İşimiz hizmet, gücümüz millet, kararımız Anayasa oylamasında “evet” diyor, hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çaturoğlu.

Sayın milletvekilleri, Meclisimize teşrif eden kahraman kadınlarımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz şahsım, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve tüm siyasi parti grupları adına, tüm milletvekilleri adına bu kahramanlıklarından dolayı teşekkür ediyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Şehit olanlara Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyoruz ve bu programı organize eden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilimiz Sayın Ayşenur Bahçekapılı ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Radiye Sezer Katırcıoğlu’na ve tüm heyete de bir kez daha teşekkür ediyoruz. Allah sizlerden razı olsun diyorum.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, şimdi, bir dakika süreyle, sisteme giren sayın milletvekillerinden ilk 15 milletvekiline söz vereceğim İç Tüzük 60’a göre.

İlk söz, Sayın Özdiş.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, toplu arı ölümü vakalarıyla ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hayırlı günler dileyerek sorumu soruyorum. Sorum Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına: Yanlış tarım uygulamaları sonucu özellikle son üç dört yıldır Adana’nın İmamoğlu ilçesinde toplu arı ölümleri meydana geliyor. Geçimini arıcılıkla sağlayan çiftçilerin büyük mağduriyetine yol açan bu olaya ilişkin herhangi bir araştırma yapılmış mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Son beş yılda Türkiye’nin hangi bölgelerinde toplu arı ölümü vakası yaşanmıştır?

Arı kovanlarının bulunduğu alan ve etrafındaki tarlalarda kullanılan zirai ilaçlar denetlenmekte midir? Zirai ilaç firmalarının…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ses gelmiyor. Bir saniye…Tekrarlasın isterseniz.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, bir daha söz vereceğim size, mikrofonunuz kapandı.

Sayın Gürer, buyurun.

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, sicil affıyla ilgili düzenleme konusunda bankaların daha esnek davranmalarında yarar olduğuna ve Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyesi 7 kadını saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 27/1/2017 tarihinde sicil affı çıktı. Kredilerle ilgili beyaz sayfa açılacağı, 11 milyon kişinin aftan etkileneceği duyuruldu. Bankaların kolaylık sağlayacağı ve borcunu kapatanların kredi alabileceği belirtildi. Ne var ki yasada sicil silineceğine dair açık bir düzenleme yoktu. Sicil affı bankalara tavsiye niteliğinde olduğu için borç kapatılsa dahi kredi alabilmek için bankanın değerlendirmesine durum kalıyordu.

Bu düzenleme bir yerde bankalara daha faydalı olsa da umutla bekleyen vatandaş bankalara gittiğinde hayal kırıklığı yaşıyor, olumsuz yanıtla karşılaşıyor. Bu bağlamda, bankaların daha esnek davranması yönünde Hükûmetin bankaları uyarmasında yarar var.

Ayrıca, yarınki Emekçi Kadınlar Günü için bugün Bursa’dan Ankara’ya gelmekte olan METAL-İŞ Sendikası üyesi 7 kadınımız trafik kazasında yaşamını yitirdi. Onları saygıyla anıyor ve mücadelelerini selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, özellikle kadınların cumhuriyetle kazanılan haklarını asla vermeyeceğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

FETÖ denilen lanet yapı tatlıcıya kadar sızdı ama ne hikmetse bir tek AKP’ye sızmadı. Üstelik içinizden bir Allah’ın kulu çıkıp da “Sızmadı kardeşim, biz yerleştirdik.” diyemedi. Türkçe Olimpiyatları’na sponsor olanlar, kamu arazilerini parsel parsel verenler şimdi hangi yüzle ülkenin yarısını Meclise bomba atan darbecilerle bir tutuyorlar? O bombaların da, bu Anayasa’nın da mucidi ve elebaşı FET֒dür. O bombalar “Ne istediler de vermedik.” lafında gizlidir, o bombalar birlikte ıslanılan yağmurlarda gizlidir. Şimdi hangi yüzle “hayır” diyenlere “Terörist.” diyorsunuz? Ülkenin yarısına “Terörist.” diyenlere ülkenin tapusunu teslim etmeye asla niyetimiz yok. Özellikle biz kadınlar -yarın 8 Mart- cumhuriyetle kazandığımız haklarımızı asla vermeyeceğiz.

BAŞKAN - Sayın Yılmaztekin…

4.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, son günlerde Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türk siyasilere yönelik tavrını kınadığına ilişkin açıklaması

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son günlerde Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin, Türk siyasilere yönelik takındığı tavrı kınıyorum. Gösterilen bu tavır, Avrupa’nın, çokça dile getirdiği demokratik teamüllerden henüz kendisinin nasiplenmediğini, Avrupa’nın hiçbir zaman samimi olmadığı “demokrasi” kavramını helvadan bir put misali yemeye başladığını çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Avrupa’nın her fırsatta bize yönelttiği demokrasi çağrılarının gerçekten demokrasi barındırmadığı da, gerçek demokrasiyi onlara bizim öğreteceğimiz de, bu vesileyle, görmek isteyenlere çok açık bir şekilde görünmüştür.

Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi, biz Avrupa’ya gitmek istersek gideriz ve gereği neyse bunu yaparız. Fakat, bu duruşun yanında, “Almanya’ya giderseniz havaalanında uzun bir süre bekletilirsiniz.” diyen ve bundan zevk alan siyasilerimizin varlığı da Türkiye’de hâlen aşağılık kompleksi batağında debelenen bir siyasi oluşumun var olabildiğini göstermesi açısından üzücüdür. Türkiye'nin ihtiyacı olan duruş “Türkiye kaynarsa Berlin yanar.” diyen Sayın Bahçeli’nin dik ve millî duruşudur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Akın…

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve referandumda “hayır” diyeceklere yönelik tehditlerle bu millete diz çöktürülemeyeceğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) - Sayın Başkanım, öncelikle, TÜRK METAL-İŞ Sendikası mensubu kadınlarımızın Bursa ile Ankara yolu üzerinde geçirdikleri trafik kazası sebebiyle 7 kadınımızı kaybettik, 35 de yaralımız var; yaralılara acil şifalar diliyorum, kaybettiklerimize de Allah’tan rahmet dilerim.

Sayın Başkan, referandumda “hayır” çıkacağı ortaya çıkmaya başlayınca Saray başta olmak üzere AKP’liler bildikleri taktikleri ortaya soktular. Bir Adalet ve Kalkınma Partili yönetici “hayır” diyecekleri, mafyatik yöntemler kullanarak, silahla ve ölümle tehdit edip bunu sosyal medyada yayınladı; bir Saray danışmanı halkımıza 7 Haziran sonrasını hatırlatarak terör ve kaosla tehdit etti. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda işgalciler benzer yöntemlerle bu milleti tehdit ettiler. Onlar bu millete nasıl diz çöktüremedilerse bu tehditleri yapan densizler de bu yüce millete asla diz çöktüremeyecekler. “Milletimiz ‘hayır’ deyince ne olacak?” diyenlere söylüyorum: Kendi egemenliğine milletimiz sahip çıkacak ve Türkiye rahat bir nefes alacak diyorum.

BAŞKAN - Sayın Adıgüzel…

6.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ve kadınların mücadele azminin tek adam rejimi rüyasını yeneceğine ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerini taşıyan otobüsün devrilmesi sonucunda hayatını kaybeden tüm emekçilerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken Ankara’dan İzmir’e ülkenin dört bir yanında kadınlar yasaklara inat yaşam haklarına, özgürlüklerine, cumhuriyetimize ve kadın emeğine sahip çıkmak için sokaklarda. Kadınların dayanışmasından, örgütlü mücadelesinden korkanlar ise yasakçı zihniyetlerini üniversitelerde, meydanlarda konuşturmaya devam ediyor. Bu ülkenin anaları, kadınları kendi geleceklerine, çocuklarının geleceklerine sahip çıkmak için bir araya geldikçe iktidar, toplumu kutuplaştıran ve ayrıştıran söylemlerine hız veriyor. Çünkü biliyorlar ki birlikten, dayanışmadan, kadın örgütlenmesinden “hayırlı” bir gelecek çıkacak. Kadınların inadı, mücadele azmi tek adam rejimi rüyasını yenecek, bu topraklarda baharın gelmesini, umudun yeşermesini engelleyemeyecek. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan…

7.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Türkiye ile Almanya arasında yaşanan krizin hamasi nutuklarla değil diplomasiyle aşılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, 2002’de “sıfır sorun” diyerek yola çıktığımız dış politikada bugün dostu olmayan ülke konumuna geldik. Almanya’da yerel yönetimlerin bakanlarımızın toplantılarını engellemeleri düşünceyi ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gibi, nezaketsizdir de, bunu kabul etmek mümkün değildir. Fakat bakanların Almanya’da yaşadığını “hayır” diyenler Türkiye'de yaşıyor. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanının tepkisinde kullandığı “Nazi” terimi de bir o kadar yanlış ve tehlikelidir, diplomaside kullanılmaması gereken bir dildir.

Almanya’da 3 milyon Türk vatandaşı yaşıyor. Yaklaşık 6 bin Alman şirketi Türkiye'de faaliyette. Türkiye'de çalışan ve yaşayan 100 binden fazla Alman vatandaşı var. Türkiye ile Almanya arasında yaşanan krizin diplomasiyle aşılması gerekir, devlet yönetimi ve ülkemizin menfaatleri bunu gerektirir. Bu sorunun hamasi nutuklar yerine, güçlü bir diplomasi ve gerekirse mütekabiliyet çerçevesinde çözülmesi gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

8.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hükûmetin politikaları neticesinde taşımacılık sektörünün bitme noktasına geldiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Taşımacılık sektörü Hükûmetin politikaları neticesinde bitme noktasına gelmiştir. Türkiye ve özellikle Hatay ekonomisinin can damarlarından birisi kara yolu taşımacılığıdır. Bu sektördeki insanların sorunlarının çözülmesi veya azaltılması gerekmektedir. Kara yoluyla yük taşıma sektörünün lastik, bakım onarım, iş gücü ve mazot gibi çeşitli giderleri vardır. Bunlardan en önemlisi de hiç kuşkusuz mazottur. Akaryakıt giderinin devlet tarafından sübvanse edilmesi bu insanları bir nebze olsun rahatlatacaktır. Avrupa Birliği ülkelerinde yük taşımacılığında 12 ton ve üzeri taşıma kapasitesi olan araçlara mazot desteği verilmektedir. Lüks ticari yatlara, gemiciklere ÖTV’siz verdiğiniz mazotu nakliyeci esnafımıza en azından yüzde 10 veya yüzde 15 indirimli olarak vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, 16 Nisanda yapılacak referandumun ülkenin geleceği için hayırlı sonuçlar doğurmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı “Hayır diyenlerin konumu 15 Temmuzun yanında yer almaktır.” diyor. 15 Temmuz ihanetini bizlere yaşatanlar FET֒yle beraber yürüyenler, beraber ıslananlar ve her istediklerini verenlerdir. FET֒yü bu ülkenin başına AKP bela etmiştir, AKP’yi de FETÖ. Milletin bekası için, çocuklarımızın geleceği için, demokrasimiz için bu kadar yetkiyi bir kişiye vermeyiz, “hayır” diyeceğiz diyen vatandaşlarımızın bu tür ithamlar kanına dokunmaktadır. Tarih bu millete tek adamlığı dayatanları da, “Ver Bilal’i, al başkanlığı.” noktasından “Ver koltuğu, al başkanlığı.” noktasına gelenleri de, buna karşı direnenleri de not edecektir.

16 Nisanın ülkemizin geleceği için hayırlı sonuçlar doğurmasını diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, nükleer santrallerin tüm dünyaya ölüm getirdiğine ve ülkenin nükleer santrale değil enerji tasarrufuna ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Mersin Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santralin iptal edilmesi için açtığımız dava sonucunda hırs ve inatlaşmanın hangi boyutlara gelebileceğini gördük. Özetle, AKP Hükûmeti diyor ki: “Canlı yaşamı ve doğal çevre yok olursa olsun, yeter ki nükleer santral olsun; Silifke Göksu Deltası yok olursa olsun, yeter ki nükleer santral olsun; fok balıkları, ‘caretta’lar, deniz canlıları ölürse ölsün, yeter ki nükleer santral olsun.”

Değerli arkadaşlar, nükleer santraller tüm dünyaya ölüm getirmiştir. Daha birkaç hafta önce Fransa’da bir nükleer santralde bir kaza oldu ve milletin yüreği ağzına geldi. Sevgili arkadaşlar, ülkemizin nükleer santrale değil enerji tasarrufuna ihtiyacı vardır. 1989 yılından beri yakılmayan ve bugün yakılan Meclis lambaları güzel olmuş ancak elektrik tasarrufu konusunda başta biz örnek olmalıyız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yalım…

11.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşaklı pancar üreticilerinin daha fazla üretim yapabilmek için kotanın artırılmasını talep ettiğine ve Gürbulak Sınır Kapısı’nda yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, Uşak Şeker Fabrikasına üretim yapan çiftçilerimiz, Uşaklı pancar üreten çiftçiler yeterli arazilere sahip olmasına rağmen, ancak kotanın düşük olması sebebiyle yeterince üretim yapamıyorlar, yeterince ekim yapamıyorlar. Bu sebepten dolayı, çiftçimizin daha fazla üretimi için, ülke ekonomisine katkı sağlamak için kotanın artırılmasını talep ediyoruz.

Özellikle diğer bir sıkıntı var: Şu anda İran giriş kapısı Gürbulak’ta yaklaşık 30 kilometrenin üzerinde kuyruk var. Şoförlerin kendi özel ihtiyaçlarını karşılayabileceği ne bir lavabo ne bir tuvalet ne de herhangi bir park var, ciddi derecede mağdurlar. Bu, giriş kapısındaki sıkıntının bir an önce çözülüp şoförlerin mağduriyetinin giderilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kılıç…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ve kadınlara kibar ve anlayışlı davranmanın Efendimiz’in hayat ilkelerinden biri olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugünkü trafik kazasında vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Hanım sahabeler İslam’ın gelişiyle birlikte cahiliye döneminde uğradıkları haksız uygulamalardan kurtulmakla kalmamışlar, aynı zamanda sosyal hayatta daha aktif bir rol oynamaya başlamışlardır. Hazreti Peygamber döneminde kadınlar toplumsal hayatın pek çok sahasında rahatlıkla yer alabiliyorlardı. Kimi hanımlar ticaretle, kimi öğretim eğitimle, kimi sağlık hizmetleriyle uğraşıyordu. Onlara önemli bir toplumsal yer ve siyasi katılım hakkının da verilmesi gayet güzel bir şeydi. Öte yandan onları her zaman Peygamberimiz korur kollar, haklarının gasbedilmesine ve eziyete uğramalarına müsaade etmezdi. Kadınlara kibar ve anlayışlı davranmak Efendimiz’in hayat ilkelerinden biriydi. Bugün, bu anlayışa ne kadar da muhtacız.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

13.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, 1-7 Mart Uluslararası Okul Sosyal Hizmeti Haftası’na ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çocuklarımızın başarı odaklı, sağlıklı ve güvenli bir ortamda eğitilmeleri öncelikli eğitim politikamız olmalıdır. Bu anlamda önemli bir görev üstlenen okul sosyal hizmeti yüzyıldan fazladır eğitim sisteminin bir parçasıdır. Ülkemizde Ulusal Çocuk Hakları Stratejisi ve Eylem Planı’nda yer alan okul sosyal hizmeti, çocuklarımızın her türlü tehlike, risk, ihmal ve istismardan korunması ve okul başarılarının yükseltilmesi açısından hayati bir önemdedir. Bu vesileyle, içinde bulunduğumuz 1-7 Mart tarihlerindeki Uluslararası Okul Sosyal Hizmeti Haftası’nı kutlar, çocuklarımızın iyilik hâlinin artırılması için gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de okul sosyal hizmetinin bir an önce hayata geçirilmesini diler, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Rize’de yapılacak AVM ve rezidans için 300 evin yıkılmasına ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Rize eski stadının bulunduğu alana AVM ve rezidans yapılmaktadır. Oysa Müftü Mahallesi’nde -yeşil Rize olmasına rağmen- tek yeşil alan yoktur; kadınların, çocukların, yaşlıların vakit geçireceği hiçbir alan yoktur. Niyeyse bu kararı aldılar, şimdi ise bu stadın tamamına kapalı alan izni verdiler ve doğu yakasında bulunan 300 tane evi yıkarak giriş yapıyorlar. Oysa batı yakasında bir tuzu kurunun geniş bir arsası var. Şimdi, bu evi yıkılan 300 -bir 300 de sırada bekliyor- vatandaş soruyor: “Niye bizim evimizi yıkıyorsunuz?” beddua ediyorlar, “Garibanların evini yıkanların evi yıkılsın.” diyorlar.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

15.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, KEFEK Komisyonu olarak gazi hanımları bu kutsal çatı altında misafir etmekten gurur duyduklarına ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün KEFEK Komisyonu olarak misafirlerimiz vardı, gazi hanımlarımız. Millî iradenin tecelligâhında, bu kutsal çatı altında onları ağırlamaktan, misafir etmekten gurur duyduk, şeref duyduk. Millî şuur ve inançla, imanıyla, böyle bir gün tekrar yaşandığında o hanımların çakmak çakmak gözlerinden ve yüreklerinden, kor ateşle yanan yüreklerinden, kor gibi yanan yüreklerinden şu anlaşılıyor ki böyle bir şeyle tekrar karşılaşıldığında, tekrar başımıza geldiğinde -Allah korusun- onları yine sokaklarda göreceğiz. Onları bir kez daha kutluyorum ve burada ağırlamaktan da şeref ve gurur duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada kadınlar ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümlerin öncüsü olmuşlardır. Ülkemizde de cumhuriyetin ilanıyla birlikte çağdaş bir Türkiye mücadelesinde kadın-erkek eşitliği hayata geçirilmiş ve kadınlar pek çok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. Ancak, yapılan yasal düzenlemelere rağmen, ne yazık ki bugün Türk kadını çağdaş dünyanın çok gerisinde kalmıştır. Türkiye, kadın-erkek eşitliğine inanmayan, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, şiddetin her geçen gün arttığı muhafazakâr bir ülke konumundadır. Bu bağlamda, son on yıllık araştırmalara baktığımızda ciddi bir gerileme içinde olduğumuz görülmektedir. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ruhumuzu ve özgürlüğümüzü baskılardan kurtarın.” sözü bizim yol göstericimiz olmalı; kadının ekonomik, sosyal, kültürel açıdan güçlendirilmesine yönelik politikalar geliştirilmeli.

Bu düşüncelerle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, tercihiniz kadınlarımızın kaderi olacaktır diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kışla…

17.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün bizim sevinç günümüz. 7 Mart Artvin’in kurtuluş günü, millî bayramımız. Bütün hemşehrilerimin, 96’ncı kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle kurtuluş gününü kutluyorum.

Bu cennet vatanı bize vatan olarak bırakan bütün şehitlerimize ve gazilerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum.

93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı–Rus Savaşı sonrası kırk beş yıllık çileli hayatı yaşayan aziz ecdadımızın acılarını paylaşıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yoğun çabaları sonucu 1921’de çileli dönemin bitmesiyle Artvin’in ana vatana kavuşmasının da mutluluğunu yaşıyoruz.

Tekrar bütün hemşehrilerimin kurtuluş günü kutlu olsun diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluş gününü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Biz de Artvin’in kurtuluşunu kutluyoruz.

Sayın Bayraktutan da kutlayacak galiba.

Buyurun Sayın Bayraktutan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce milletvekilimin de değinmiş olduğu gibi, bugün Artvinlilerin gurur ve onur günü. Türkiye’nin her tarafında Artvinliler, dünyanın her tarafında Artvinliler Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümünü büyük bir coşku ve heyecanla kutluyorlar.

Biraz önce de buraya gelmeden evvel cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Anıtkabir’de ziyaret ettik. Onun huzurunda, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Artvin’in kurtuluşunda, ülkemizin kurtuluşunda büyük mücadeleleri olan şehitlerimizi bir kere daha saygıyla yâd ediyoruz; mekânları cennet olsun diyoruz, gazilerimize şükranlarımızı iletiyoruz.

Artvin ülkemizin, coğrafyamızın önemli kentlerinden bir tanesidir. Ana vatana katılmış olması, esaretin son bulmuş olması, kurtuluşun gerçekleşmiş olması Artvinlilerin en büyük gururudur.

Ben bu vesileyle Gazi Meclisten, Mustafa Kemal’in Meclisinden Türkiye’nin her tarafındaki Artvinlilerin bu coşkulu gününü bir kere daha kutluyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Son olarak Sayın Özdiş; yarım kalmıştı, mikrofon kesilmişti.

Buyurun.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına: Yanlış tarım uygulamaları sonucu, özellikle son üç dört yıldır, Adana’nın İmamoğlu ilçesinde toplu arı ölümleri meydana geliyor. Geçimini arıcılıkla sağlayan çiftçilerin büyük mağduriyetine yol açan bu olaya ilişkin herhangi bir araştırma yapılmış mıdır?

Son beş yılda Türkiye’nin hangi bölgelerinde toplu arı ölümü vakası yaşanmıştır? Arı kovanlarının bulunduğu alan ve etrafındaki tarlalarda kullanılan zirai ilaçlar denetlenmekte midir? Zirai ilaç firmalarının bu konuda önlem alınmasını engelleyici kulis çalışmaları yaptığı iddiaları doğru mudur?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Bursa’dan Ankara'ya gelmekte olan otobüsün devrilmesi neticesinde hayatlarını kaybeden emekçilere başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz perşembe, 2 Mart tarihinde merkez üssü Samsat ilçemiz olan ve Adıyaman ve çevre illerde de hissedilen 5,5 şiddetinde bir deprem yaşanmıştı. Bu depremden dolayı ben Samsatlı, Kâhtalı, Adıyamanlı bütün kardeşlerime, hemşehrilerime bir kez daha geçmiş olsun diyorum.

Şiddet belki çok yoğun görülmeyebilir ama Allah’tan, kısa sürdüğü için can kaybı yaşanmadı. Hasarın boyutlarını biz yerinde inceledik. Olay ilk olduğu anda Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızla birlikteydik, anında talimatlarını verdiler gereken her şey yapılsın diye. Başbakan yardımcımız, AFAD yetkilileri hemen deprem mahalline gitti. Orada valimizin koordinesinde, kaymakamlarımız, belediye başkanlarımız ve tüm ilgililer -AFAD yetkilileri başta olmak üzere- ciddi bir koordinasyonla olayın ilk anında müdahalelerini yaptı. Bizler de köy köy gezdik ilçe merkezini. Tabii ki hasarın boyutları fazla, belki bine yakın konut oturulamaz pozisyonda. Ama ilk andan itibaren bütün depremzedelerin ihtiyaçları -en ufak ihtiyacına kadar- karşılandı, karşılanmaya devam ediyor.

Ben bir kez daha geçmiş olsun diyorum tüm hemşehrilerime. Tek tesellimiz, bu boyutu yüksek olan, hasar boyutunun çok olduğu bir yerde hamdolsun ki can kaybı yaşanmadı, bir hayati tehlike olmadı. Yaralılarımızın çoğu ayakta tedavi edildi, 3 yaralımız -o da yüksekten atlama ağırlıklı olarak- kırıklarından dolayı hastanede. Ama hasara ilişkin olarak Hükûmetimiz, devletimiz elinden gelen tüm gayreti gösteriyor, en iyi şekliyle de depremzedelerin yanında olduğunu gösteriyor.

Bir kez daha Rabb’im muhafaza etsin diyorum; bu tür afetlerden bizleri, ülkemizi, milletimizi muhafaza etsin ve tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun.

Tüm siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyorum, o gün burada da aynı duyarlılıkla depremzedelerin yanında olduklarını ifade ettiler.

Ben tekrar geçmiş olsun diyorum ve teşekkür ediyorum.

Bu arada, Bursa’dan kara yoluyla Ankara'ya gelmekte olan otobüsün devrilmesi neticesinde hayatlarını kaybeden emekçilere Allah rahmet eylesin diyorum, tüm vatandaşlarımıza da ben de bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Buyurun Zekeriya Bey.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

ZEKERİYA BİRKAN (Bursa) – Öncelikle hepimizin başı sağ olsun. Bursa’dan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle Ankara'da düzenlenen organizasyonlara katılmak için gelen işçi kardeşlerimiz maalesef Bursa’nın çıkışında otoban olan bir yolda bir kaza geçirdi. 6 işçi kardeşimiz -hepsi bayan bu kardeşlerimizin- olay yerinde rahmetli oldu, 1 işçi kardeşimiz de hastaneye kaldırılırken rahmetli oldu. Şu anda 7 ölü ve 34 yaralımız var. Yaralılarımızın tümü hastanelere kaldırılmış durumda. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Bursa Valimiz ve tüm yetkililer hastanede şu anda yaralılarımızla ilgileniyorlar.

Ben tekrar özellikle Bursa’mıza ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum. İnşallah böyle kazaları bir daha yaşamayız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Biz de bir kez daha başsağlığı diliyoruz, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Yıldırım, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, şu anda 4 cezaevinde devam eden açlık grevinin bir an önce diyalog yoluyla sona erdirilmesini talep ettiğine ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’in sosyal medyadaki bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de geçen hafta Adıyaman’ın Samsat ilçesi merkez üssü olan depremden etkilenen ve yaralananlara, bütün halkımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yine, bugün anlamlı bir etkinlik için Ankara'ya gelirken sendikacıların trafik kazası geçirmiş olması sebebiyle ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, şu anda Türkiye'nin 4 cezaevinde bir açlık grevi devam etmekte ve açlık grevi yirmi üçüncü gününde. Çok basit bir talepleri var: Yasaların, cezaevi yönetmeliklerinin ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin öngördüğü hakları, eksik değil, fazla değil sadece yazılı olduğu hâliyle kullanabilme. Görüş olanakları, kapasite imkânları, arama ve sayım işlemlerinde onur kırıcı, incitici iş ve işlemlerin yapılmaması. Buradan hareketle şunu söyleyelim: İnsanca bir yaşam talepleri var. Yasaların ve cezaevi yönetmeliklerinin kendilerine sağlamış oldukları hakları kullanmak istiyorlar ancak, düşünün, 3 kişilik koğuşta 2 katı, 3 katı; 3 kişilik koğuşta 8, 9, 10 kişinin kalma koşulları, arama ve sayımlarda incitici yaklaşım biçimlerinin sergilenmesi sebebiyle neredeyse görüş imkânlarının kısıtlanması vesair sahip oldukları hakları kullanamamaları sebebiyle yirmi üç gündür bu ülkenin 4 cezaevinde açlık grevi vardır. Bu uygulamanın Adalet Bakanlığınca bir çalışma yürütülerek bir an önce diyalog yoluyla sona erdirilmesini talep ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitti mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika daha verelim.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Bir diğeri, Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın İlnur Çevik “‘Hayır’ çıkarsa 7 Haziran sonrası Türkiye'deki kaos ve istikrarsızlığı mumla ararsınız." diye söylemiş, bu yönlü bir “tweet” atmış. Yalnız İlnur Çevik bir şeyi karıştırmış: Bu cümleyi siyasi iktidar 7 Haziran’dan önce kullanmadı, 1 Kasımdan önce kullandı ve 1 Kasımdan önce “Kaos istemiyorsanız bizi tek başımıza iktidar yapın." dediler aynen bugün gibi. Allah muhafaza, 1 Kasımdaki gibi bu iktidar yine muradına ererse demek ki ülke kan deryasına dönecek. 1 Kasımda kaosu bitirmek için oy istediler, ülke o günden beri gün yüzü göremedi, ülke o günden beri huzur göremedi. Ben de şu Parlamentoya değil, halkımıza sesleniyorum: Özellikle 1 Kasımdan önce kullanılan bu cümleyi hatırlayalım, 16 Nisanda ona göre pozisyon alalım. Bu ülkeyi sevenler, bu halkın özgürlüğünü, kalıcı barışını, onurlu barışını sevenler asla “hayır”dan ayrılmasınlar, “hayır”da hayır vardır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun.

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Avrupa’da yükselen Türkiye düşmanlığına karşı devlet yöneticilerini aklıselime davet ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Metal Sendikasının Bursa Şubesine bağlı iş yerlerinden 8 Mart Kadın Kurultayı için Ankara’ya doğru yola çıkan kadın üyeleri taşıyan otobüs İnegöl yakınlarında kaza yapmıştır. 5 kadın üyenin hayatını kaybettiğini ve 35 kişinin de yaralandığını öğrendik. Kaza sebebiyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Yine, 2 Martta merkez üssü Adıyaman Samsat olan deprem nedeniyle bütün Adıyamanlı vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum -can kaybının olmayışı tek tesellimiz olmuştur- ve yaralılara da şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Almanya, Hollanda ve Avusturya’da Türkiye aleyhtarı bir dalga başlamış, Türk hükûmet yöneticilerinin vatandaşlarımızla bir araya gelmesi engellenmek istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir temsilcisinin yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla bir araya gelmesinin engellenmesi aklın alacağı bir durum değildir. Bu yanlış tutumu kınıyoruz. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da yükselen Türkiye düşmanlığına karşı Alman devlet yöneticilerini aklıselime davet ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerine karşı geliştirilen bu yanlış tutumun, bir hükûmet ve devlet politikası olarak sürdürülemeyeceği açıktır. Avrupa ülkelerinin bu tutumu, aynı zamanda kendi vatandaşları da olan Türk vatandaşlarına yönelik antidemokratik bir tavırdır. Avrupa’daki vatandaşlarımızın ana vatanlarındaki demokratik süreçlere ilişkin görüşlerini ortaya koyması en doğal haklarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu hakkı engellemek insan hakları ve siyasal hakları engellemektir.

Merak ettiğimiz şudur: Avrupa Türklüğünün demokratik haklarını kullanması bu ülkeleri neden rahatsız etmiştir? İyi hatırlıyoruz ki 12 Eylül 2010 Anayasa referandumunda da Avrupa Birliğinin çeşitli kurumları açık açık “evet” kampanyasına katılmışlardı, şimdi de açık açık “hayır” kampanyasına katılıyorlar ve bu konuda da engelleyici bir tutum ve tavır alıyorlar. Avrupa ülkelerindeki bu Türkiye düşmanlarının limanı olarak hizmet edip terörizm neredeyse takdir edilip alkışlanırken, ifade hürriyeti bu ülkelerin desteklediği terör örgütü mensupları için hak olarak kabul görürken, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî temsilcileri için böyle bir uygulamanın yapılması son derece manidardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Avrupa’nın bu bahse konu ülkeleri bu tutumlarıyla Türkiye’ye karşı açıkça veya üstü örtülü bir biçimde Türkiye düşmanlığı ortaya koymakta ve bu tutum, 16 Nisandaki referandum için açıkça bir “hayır” tutumu olarak belirgin hâle gelmektedir. Bu tutumlarından vazgeçmelerini diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök, buyurun.

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 7 Mart Adana’nın Kadirli ilçesinin ve Artvin’in kurtuluş yıl dönümlerine, 7 Mart Çetin Emeç’in ölümünün 27’nci yıl dönümüne, bakanların Almanya’da yapacakları meşru toplantıların iptal edilmesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak şiddetle kınadıklarına ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’in sosyal medyadaki bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, öncelikle, sizin de bir Adıyamanlı olarak hemşehrilerinizin bir deprem nedeniyle maruz kaldığı ve yaşanılan üzüntülü süreçten dolayı şahsınızda bir kez daha hem size hem de tüm Adıyaman halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yine, bugün çok üzücü bir kaza haberi aldık. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği için Ankara’ya gelen Türk Metal Sendikasının üyelerini taşıyan otobüsün devrilmesi sonucu 7 kadın arkadaşımızın hayatını kaybettiğini ve çok sayıda yaralı olduğunu öğrendik. Bu üzüntü, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi hepimizi yürekten sarstı. Kadınların bir gününü dahi kutlamak için ne denli ağır bir bedel ödendiğinin de çok ağır bir göstergesi olarak ortada duruyor. Hayatını kaybeden tüm kadınlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, bütün ulusumuza da başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, bugün, aynı zamanda, Adana Kadirli’nin ve Artvin’imizin kurtuluş yıl dönümü. Hem Adana Kadirlili hemşehrilerimizi hem de Artvinli yurttaşlarımızı, hemşehrilerimizi yürekten kutluyoruz ülkelerine bağlılıklarından ötürü.

Sayın Başkan, bundan yirmi yedi yıl önce Çetin Emeç katledildi, hayatını kaybetti. 7 Mart 1990 yılında hayatını kaybeden, katledilen Çetin Emeç’i, Türk gazeteciliğinin duayeni Çetin Emeç’i de bir kez daha sevgiyle ve saygıyla, rahmetle anıyoruz.

Bu arada Sayın Başkan, Almanya’da yaşanılan ve bakanlarımızın orada yapacakları meşru toplantıların iptaline dair uygulamaları biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak şiddetle kınadığımızı ifade ediyoruz. Benim ülkemin bütün vatandaşları, hem Türkiye’de hem de yurt dışında, arzu ettikleri her yerde ifade özgürlüğüne sahip olmalıdır. Türkiye’de de öyle olmalıdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yurttaşlarımız ve bakanlarımız, elbette ki tartışma konusu dahi değil, hem Türkiye’de öyle olmalıdır hem de yurt dışında öyle olmalıdır. Bu nedenle, ifade özgürlüğü konusunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkemizdeki referandum sürecinde “hayır” diyenlere uygulanan baskıya ne denli karşıysak, “evet” diyenlere yönelik bu tutumlara da aynı şiddetle ve kararlılıkla karşı olduğumuzu ifade etmek isterim.

Yine, bir Cumhurbaşkanlığı danışmanının ortaya attığı bir “tweet”in… Burada adını dahi okumak istemem, metnin kendisini okumak istemem ama bu işin muhatabı Cumhurbaşkanıdır. Herhâlde bir danışmanının attığı “tweet”in ne anlama geleceğini ve nasıl yorumlanması gerektiğini Cumhurbaşkanı iyi değerlendirmek durumundadır. Cumhurbaşkanının bu konuda bir açıklamasının yapılmaya ihtiyaç olduğu bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç suskunlukla geçiştirilemez çünkü Cumhurbaşkanı ülkenin birliğinden, düzeninden sorumludur. Bu danışmanının attığı “tweet”e Sayın Cumhurbaşkanı iştirak ediyor mu, etmiyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sorum çok açık ve nettir. Bu konuda Cumhurbaşkanının ve yetkililerinin çok acil açıklama yapma gerekliliği açıktır. Bu danışman görevine devam edecek midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

Sayın Bostancı, buyurun.

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Bursa-Ankara kara yolunda trafik kazasında hayatını kaybeden TÜRK METAL-İŞ Sendikası üyelerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dilediğine, 2 Mart tarihinde Adıyaman’da meydana gelen deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, 7 Mart Artvin’in kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve halk oylamasına ilişkin açıklamalar yapmak üzere Almanya’ya giden bakanlara, yetkililere yönelik ambargo anlamına gelebilecek uygulamaları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bursa’dan Ankara’ya gelirken İnegöl civarında kaza geçiren TÜRK METAL Sendikası mensubu 7 kadının vefatı dolayısıyla bütün emekçilere, Türk halkına başsağlığı diliyorum, yaralı 34 kişiye acil şifalar diliyorum.

Geçen hafta Adıyaman’da yaşanan deprem dolayısıyla bütün Adıyamanlı kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum buradan.

Artvin şehrimiz bir serhat şehri, bayrak gibi yükselen bir şehrimiz. Buradan selam ediyoruz Artvin’e ve kurtuluş günlerini tebrik ediyoruz.

Almanya’yla tatsız bir olay yaşıyoruz; sadece Almanya değil, Avusturya, Hollanda ve Danimarka da biraz bunun içinde. Esasen Avrupa’ya baktığımızda iki farklı Avrupa görüyoruz. Birisi Avrupa medeniyeti dediğimizde evrensel değerlere atıf yapan, küresel ölçekte entelektüel fikrî ve politik bir medeniyet iddiası, diğeri de özellikle son dönemlerde ve tarihte de kimi kritik zamanlarda kendi içine kapanan ırkçı, yabancı düşmanı, özellikle İslamofobinin yükseldiği bir başka Avrupa. İki Avrupa maalesef yan yana olabiliyor. Türkiye’den oradaki vatandaşlarımıza halk oylamasına ilişkin açıklamalar yapmak üzere giden sayın bakanlara, yetkililere yönelik ambargo anlamına gelebilecek uygulamaları şiddetle kınıyorum. Almanya’nın Avrupa değerlerine sahip çıkan politikacılarının bu yerindeki ırkçı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - …yabancı düşmanı seslere kulak veren yerel birtakım politikacılardan daha yüksek sesle kendi fikirlerini duyurmalarını ve Avrupa’nın değerlerine sahip çıkmalarını bekliyorum çünkü Türkiye'nin de istikameti ve yolculuğu esasen iki yüz yıldan bu yana ve bizim dönemimizde ve bundan sonra tam da bahsettiğimiz bu Avrupa değerleridir. O bakımdan, Avrupalı politikacıları, bu tür krizlere teslim olmaksızın, Avrupa değerlerine sahip çıkmaya çağırıyorum. Erasmus’un, Kant’ın, Marx’ın, Weber’in, Hermann Hesse’in memleketi bu şekilde davranmamalı diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, yanlış politikalar nedeniyle gerileyen hayvancılığa bağlı olarak yaşanan sorunlar ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/489)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yanlış politikalar nedeniyle gerileyen hayvancılığa bağlı olarak yaşanan sorunlar ve çözüm yolları için Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104, 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve teklif ederim.

                                                                                                Levent Gök

                                                                                                      Ankara

                                                                              CHP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye'de yıllardır yürütülen yanlış politikaların doğal sonucu olarak hayvancılık geriliyor. Türkiye'de hayvancılık, yitirilen rekabet ve üretim gücü nedeniyle neredeyse unutulma noktasına geldi.

Hayvancılıkta koyun, keçi ve sığır, Türkiye'deki et ve süt üretiminin de çok önemli bir kısmının kaynağıdır.

Uluslararası Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre son üç yıl içerisinde Türkiye'de koyun, keçi ve sığır türü büyük ölçüde azalmıştır.

Oysa dünyadaki durum bunun tam tersidir. 2002-2004 döneminde dünya sığır varlığı yüzde 0,8 artarken, aynı dönemde koyun varlığı yüzde 2,4; keçi varlığı ise yüzde 4,4 artış göstermiştir.

Bu üç türün varlığında yaşanan düşüşün nedeni, hayvancılıkla ilgili politikaların yanlışlığı ve hayvancılığın tarım içerisindeki yerinin gerektiği kadar önemsenmemesidir.

Ülkemizde hayvancılığın tarım içindeki payı yaklaşık olarak yüzde 25'lik bir dilimdir. Oysa bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 60-70'ler düzeyinde seyretmektedir. Tarım içinde hayvancılığın yerinin bu denli az olmasının yanı sıra, var olan hayvancılığın sorunları da oldukça fazladır.

Sektörün en önemli girdilerinden biri olan hayvan yemlerinin fiyatlarının yükselmesi maliyetleri artırmıştır. Zaten küçük ölçekli bir yapıyla hayvancılık yapmaya çalışan köylüler sahip oldukları birkaç hayvanı satmak zorunda kalıyor. Böylece hayvan sayısı daha da düşüyor.

Türkiye'de kırmızı et sektörünün en önemli sorunlarından biri de kuşkusuz kayıt dışılık. Kaçak et ve hayvan girişleri nedeniyle gerçek üretim rakamlarına ulaşmak neredeyse imkânsız.

Kaçak kesim, kurbanlık ve adak hayvanlarından elde edilen et üretiminin ise yaklaşık olarak 150-200 bin ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun dışında kalan yaklaşık 100-150 bin ton miktarın ise ülkemize kaçak olarak girdiği tahmin ediliyor. Uzmanlar, iktisaden kaçağın önlenebilmesi için ülke içerisinde hayvancılığı geliştirici tedbirlerin alınması ve arz talep dengesi çerçevesinde resmî ithalatın yapılması gerektiğini dile getiriyorlar.

Türkiye'de hayvansal üretimin tarımdaki payı yüzde 25 iken AB'de yüzde 49’dur. Türkiye'de karkas et verimi 164 kilogram iken AB'de 275 kilogramdır, Türkiye'de yılda ortalama süt verimi 1.800 litre iken AB'de 5.400 litredir. Tarım işletmesi Türkiye'de 4,1 milyon, AB'de 7,5 milyondur. Türkiye'de işletme başına düşen ortalama sığır sayısı 4 baş iken AB'de 45 baştır. Türkiye'de 1 kilogram sığır etinin üretim maliyeti 4,5 euro iken AB'de 2,5 eurodur.

Türkiye'nin hayvan varlığı gün geçtikçe azalıyor. Canlı hayvan ihracatından söz etmek ancak geçmiş yılları anarken mümkün olabilmektedir ve kırmızı et ithal etme imkânından söz etmek neredeyse bir başarı sayılır hâle gelmiştir.

Hayvan yemi ve gübreyle ilgili KDV indirimlerinden bir teşvik olarak, bir büyük iyileştirme düzenlemesi olarak söz edilmesi çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşan yurttaşlarımızı acı acı düşündürmektedir. Zira, yapılan iyileştirmeler sözde kalmış, erimiştir.

Ülkelerin sanayileşme çabalarına rağmen, tarım hiçbir ülkenin göz ardı edemeyeceği en önemli sektörlerden biridir. Türkiye gibi sanayileşmesi de dengesizliklerle, çarpıklıklarla dolu bir ülkede tarımın ihmal edilmiş olması, hayvancılığın unutulmuş olması, köylünün derin mutsuzluğu, tüketicilerin fiyatlarla baş edememesi ve gereği gibi beslenememesi Türkiye'de hayvancılığın ciddi biçimde ele alınmasını gerektirdiğinden bu konuda sorunların ve çözümlerin sağlıklı tespiti için bir Meclis araştırması açılması gereklidir.

2.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, Türkiye'de siyasi kriz ortamının derinleşmesiyle birlikte baş gösteren ekonomik krizin çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/490)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de siyasi kriz ortamının derinleşmesiyle birlikte baş gösteren ekonomik krizin önüne geçilmesi, başta siyasi kriz olmak üzere tüm sebeplere çözüm bulunması ve yol haritasının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     

                                                                             İdris Baluken

                                                                               Diyarbakır

                                                                HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye siyasetinde Cumhurbaşkanı ve AKP tarafından birkaç belirleyici faktörün devreye sokulması sebebiyle ekonomik kriz çanları çalmaya başlamıştır. Demokratik tecelli olan 7 Haziran seçim sonuçlarına saygı duyulmayıp erken seçim kararının Cumhurbaşkanı tarafından dayatılması, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması ile özellikle Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi merkezli yürütülen çözüm sürecinin Cumhurbaşkanı ve AKP eliyle bitirilmesi ekonomiyi bir kriz ortamına sokmuştur. Madalyonun diğer yüzünde ise çatışmaların tekrar başlatılması bazı sorunların üzerini örtmek için işlevsel bir hâle gelmiştir. Bu sorunlardan bazıları işsizlik, geçim sıkıntısı, demokrasi sorunu, gelir dağılımdaki adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve ekonomik krizdir.

Bu ekonomik krizin, toplumsal infiale dönüşmesine ramak kalmıştır. Çünkü gerek sektörel ve bölgesel bazda gerekse de alanlar itibarıyla Türkiye makro ve mikro göstergeleriyle bir ekonomik krizin tam ortasındadır. Türkiye'de seçimlerin yapılıp ve sonuçlandırılması durumlarını aşan karaktere sahip bir siyasi krizin olmasıyla birlikte gerek iç çatışmaların başlaması gerekse de uluslararası piyasalardaki olumsuz gidişat ve belirsizlik doların Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde, art arda rekorlar kırmasına sebep olmaktadır. Dolar, uzunca bir süre 3 liranın üzerinde işlem görmüş, bir süreliğine 3 liranın altına düşen dolar, 2016 Ocak itibariyle tekrar 3 liranın üstüne çıkmıştır.

Dolardaki yükseliş tüm sektörleri vurmaktadır. Bankacılık sektöründe doların yükselmesiyle birlikte sadece bir bankanın kaybı 500 milyon doları aşmış bulunmaktadır. Gidişat, Türkiye'deki bankacılık sektöründe krizin kapıda olduğunu göstermektedir. Nitekim, bu kriz eşiğini, kapitalizmin dünya ekonomisini finans-kapital üzerinden örgütlediği gerçekliğiyle birlikte düşündüğümüzde durumun vahim tablosu net olarak görülecektir. Doların yükselişi ve Türk lirasının dolar karşısındaki yüzde 20’leri aşan değer kaybı, bankacılık sektörünün yanı sıra, çiftçi üreticilerini de oldukça olumsuz etkilemiştir. Mazot, gübre, yem, ilaç gibi çiftçi üretiminin vazgeçilmezi olan ithal ürünler, dolardaki yükselişten nasibini almıştır. Çiftçiler devletten aldıkları desteğin yaklaşık 3 katı kadarını dolardaki yükselişe vermektedir. Bu ürünlerdeki artışlar çiftçiler için büyük bir maliyet demek olmakla beraber, tüm ekonomiyi olumsuz etkileyen durumların ortaya çıkması da demektir. Bu kapsamda, dünya ölçeğinde gıda fiyatları düşerken Türkiye'de gıda fiyatlarının yükseliyor olması, içinde bulunduğumuz iktisadi dramı daha net bir şekilde göstermektedir. Türkiye'de Bingöl, Ağrı, Muş başta olmak üzere bazı kentlerde yoksulluk yüzde 20 gibi dehşet verici bir oranı aşmış durumdadır. Bunun yanı sıra, gelir dağılımındaki adaletsizlik cumhuriyet tarihi boyunca görülmeyen şekilde artmış, toplumsal dinamikler bu duruma somut tepkiler göstermeye başlamıştır.

Sektörel ve üreticiyi esas alır bazda yapılan değerlendirmeleri güçlendirecek bir iktisadi gösterge de Türkiye'nin ihracatı ile ilgilidir. 7 Haziran seçimleri sonrasında varılan temmuz ayı ile birlikte son dokuz aydır sürekli gerileyen ihracat, Türkiye'de son üç yılın en düşük seviyesine varmıştır. Nitekim bu temmuzdan bir buçuk ay sonra da dolardaki yükselişin tetiklemesiyle dış borçta kişi başına düşen ekstra yük 1.498 TL olmuştur. Benzer tarihlerde, kişi başına düşen borç her geçen gün yükselirken kişi başına düşen milli gelir de 8 bin 760 TL civarına düşmüştür. Tüm bu görüntü içerisinde Türkiye'nin G20'den düşmesinin güçlü olasılığı baş gösteren tehlikelerden biridir.

Yabancı sermayeyi çekmek üzere kurgulanan, sıcak paraya dayalı iktisadi anlayış beslenmeyince ve yapısal reformlar durunca sadece 2015 yılının ilk yedi ayında 44 milyar dolar yabancı sermaye ülkeyi terk etmiştir. Merkez Bankası rezervleri, altın dâhil 134,4 milyar dolardan 117,9 milyar dolara düşmüştür. Bu rezervler, Türkiye'nin kısa vadeli borçlarını karşılamamakta, 11,9 milyar dolarlık bir açık hâlihazırda Türkiye ekonomisi için alarm zillerini çalmaktadır. 2015 yılının ilk yarısında Türkiye'ye getirilen dövizleri kaynak sorgudan muaf tutan Gümrük Bakanlığı, kara para aklama ve IŞİD'in finansmanı gibi hususlarda ağır eleştiriler alsa da sıcak para girişini canlı tutabilmek için bu kararından vazgeçmedi. Fakat böylesi şaibeli bir düzenlemeye rağmen mali kaynak akışı artmamış, bilakis azalmıştır. Geldiğimiz bu noktada, Türkiye 2001 dönemindeki iktisadi verilere geri dönmüştür. IMF'ye verilecek borcun lafı bile unutulmuş, çanlar Türkiye için IMF gibi uluslararası kapital kuruluşların kapısında çalmaya başlamıştır.

Bu kapsamda, geçtiğimiz aylarda Başbakan Davutoğlu'nun ABD'de finans kuruluşlarıyla yaptığı görüşmeler ve gerçekleştirilecek olan Davos Zirvesi’nden Hükûmetin beklentileri birlikte düşünüldüğünde, söz konusu durum ekonomik anlamda manidarlık teşkil etmektedir. Geldiğimiz noktada, ekonomideki kötü yönetim, yolsuzlukların araştırılmaması, israf gibi nedenlerden ötürü 2015 yılının ikinci yarısında yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de halkın yüzde 64,6'sı ekonominin kötü yönetildiğini düşünmekte ve yine halkın yüzde 55'i ekonomik kriz beklemektedir.

Bu bağlamda, siyasi krizin aşılması yoluyla çalan ekonomik kriz çanlarına çözüm bulunması Türkiye halklarının TBMM'ye vermiş olduğu sorumluluğun kaçınılmaz gerekliliğidir çünkü 1 Kasım seçimleri sonrası ekonomi dünyasının olumlu anlamda istikrar beklentisinin karşılanmayıp otoriter ve çatışmayı esas alan politikaların artarak sürmesi, Türkiye ekonomisini daha derin bir krizin içerisine sokmuştur.

Dolayısıyla, Türkiye'de siyasi kriz ortamının derinleşmesiyle birlikte baş gösteren ekonomik krizin önüne geçilmesi, başta siyasi kriz olmak üzere tüm sebeplere çözüm bulunması ve yol haritasının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

3.- HDP Grubu adına, Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ve Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, 19-24 Aralık 1978 tarihinde Maraş'ta nefret saikiyle gerçekleşen katliamın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/491)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

19-24 Aralık 1978 tarihinde Maraş'ta nefret saikiyle gerçekleşen katliamı planlayanların ve siyasi destek sunanların tespiti, sorumlularının bulunması ve cezalandırılması ile bu katliamla ilgili yüzleşme süreçlerinin işletilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

 

          Çağlar Demirel                                                İdris Baluken

             Diyarbakır                                                       Diyarbakır

    HDP Grup Başkan Vekili                           HDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en kanlı ve hunharca işlenmiş siyasi katliamlarından biri 19 ve 24 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş ilimizde gerçekleşmiştir. Belirli bir inanç grubunu hedef alan, merkezden planlanmış ve yerel anlamda hem mülki hem de siyasi ayakları oluşturulmuş bu katliamda resmî verilere göre 111 kişi katledilmiş, 176 kişi yaralanmış ve 210 ev ile 70 iş yeri tahrip edilmiştir. Fakat resmî olmayan güvenilir bilgilere göre ise 19-24 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilen Maraş katliamında 500’e yakın yurttaşımız katledilmiştir.

Maraş katliamına giden süreçte provokasyon, linç kültürü ve katliam gerçekleştirilmesi aşamaları devreye konmuştur. Katliamlar 19 Aralık tarihinde Çiçek Sinemasına atılan bombayla başlamıştır. Fakat daha sonra ortaya çıkmıştır ki bu bombalı saldırı Maraş katliamı gerçekleşsin diye planlanmış olan bir provokasyondur. Söz konusu provokasyondan sonra Alevilerin yoğunlukla bulunduğu bir kıraathaneye yüzlerce ölümle sonuçlanan bir bombalı saldırı gerçekleştirilmiştir. Hemen akabinde 2 öğretmen öldürülmüş, cenaze törenleri de saldırıya uğramıştır. 22 Aralıkta karanlık odaklardan güç alan çete çevrelerinin propagandası sonucu saldırılar Alevilere yönelik katliam boyutuna ulaşmıştır.

Bu dört günlük süreçte yüzlerce katledilen ve yaralanan yurttaşımız söz konusuyken sessiz kalan kamu otoritesi 24 Aralıkta sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Fakat bu yasağa kamu güvenliğini sağlamakla yükümlü kamu görevlilerinin uymasıyla katliam derinleşmiştir. Kamu içerisinde konuşlanmış bazı merkezler eliyle her açıdan planlanarak hayata geçirildiği belli olan bu katliam son günde insanlık dışı boyutunu arttırmıştır.

Maraş Katliamından sonra başlayan adli süreç de tam bir orta oyunu şeklinde seyretmiştir. Yüzlerce insanın öldürülmesi, binlerce insanın yaralanması, kentlerin harabeye çevrilmesi, iş yerlerinin ve evlerin tahrip edilmesi gibi suçlar cezasız kalmıştır. Maraş davasında yargılananların bir kısmı ceza alsa da daha sonra çıkarılan yasalarla hapis yatmadan cezasızlık ile ödüllendirilmiştir. Bu ödül yetmezmiş gibi Maraş katliamında başrolde yer alanların birçoğu daha sonraki süreçlerde siyasetin içerisine alınarak ödülleri tahkim edilmiştir. Nihayetinde Maraş katliamında yer alanlar, dava süreçlerinde bu yer alanları savunanlar hâlâ Türkiye siyasetinin içerisinde yer almaktadırlar. Bu durum bir utanç tablosundan başka bir şey değildir. Maraş katliamını yapanlar ve dava süreçlerinde onların yanında yer alanlar ödüllendirilirken, Maraş katliamı davasına bakan Halil Sıtkı Güllüoğlu, Ahmet Albay, Ceyhan Can adlı avukatlar ise suikastla katledilmiştir.

Maraş katliamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen katliamın hesabının sorulması ve adaletin tesisi için anma törenleri düzenleyip acılarını yaşatmak isteyen halkımıza yönelik devletin tutumu 1978 yılındakine benzer bir şekilde hayata geçmektedir. Maraş katliamıyla ilgili anmalar yasaklanmakta, anma programı yapmak isteyenlere polis müdahalesi gerçekleştirilmektedir.

Nihayetinde, Türkiye'de tüm inançların ve etnik kimliklerin bir arada yaşaması gibi bir derdi olan her toplumsal ve siyasal kesimin 19-24 Aralık 1978'den beri süreklilik arz eden devlet tutumunun halklar arasında nasıl bölünmeler yarattığını sorgulaması gerekmektedir. Yine, bu ülkede demokratik geleceği talep eden her bir insan, Maraş katliamı özelinde Türkiye'nin karanlık geçmişi ve bugünüyle yüzleşmesinin zaruretini görebilmelidir. Maraş katliamı özelinde oluşturulacak bir hakikat ve yüzleşme deneyimi Şeyh Sait, Ağrı Zilan, Dersim, Çorum, Sivas, Gazi, Roboski, Zergele katliamlarından tutalım da günümüzde sokağa çıkma yasakları adı altında yaşananlara kadar toplumsal infiale neden olan tüm yaşanmışlıkların açığa çıkarılması için önemli bir örnek olacaktır.

Bu kapsamda, 19-24 Aralık 1978 tarihinde Maraş'ta nefret saikiyle gerçekleşen katliamı planlayanların ve siyasi destek sunanların tespiti, sorumlularının bulunması ve cezalandırılması ile bu katliamla ilgili yüzleşme süreçlerinin işletilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunuyorum.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen ismen davet edilen Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkan Vekili Tokat Milletvekili Celil Göçer'in, Malta Dönem Başkanlığı tarafından 23-24 Mart 2017 tarihlerinde Malta'nın başkenti Valletta'da düzenlenecek olan Parlamento Sosyal İşler Komisyonları Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/925)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Malta Donem Başkanlığı tarafından Parlamento Sosyal İşler Komisyonları Başkanları Toplantısı 23-24 Mart 2017 tarihlerinde Malta'nın başkenti Valletta'da düzenlenecektir.

Anılan toplantıya Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen ismen davet edilen Tokat Milletvekili ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkan Vekili Celil Göçer'in katılması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Mardin Milletvekili Mithat Sancar ve arkadaşları tarafından, devletler arası ilişkilerde demokratik ve etik kuralların belirlenmesi, Türkiye'nin dış siyasetinin bu kurallar çerçevesinde gözden geçirilerek önerilerin değerlendirilmesi amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/3/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                             Muş

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

7 Mart 2017 tarihinde Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar ve arkadaşları tarafından verilen 4064 sıra numaralı devletlerarası ilişkilerde demokratik ve etik kuralların belirlenmesi, Türkiye'nin dış siyasetinin bu kurallar çerçevesinde gözden geçirilerek önerilerin değerlendirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 7/03/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz Mardin Milletvekili Mithat Sancar’a aittir.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, dış politikada kriz üstüne kriz yaşıyor; daha doğrusu, Hükûmet ve Cumhurbaşkanı kriz üstüne kriz yaratıyor. Son kriz Almanya’yla yaşanıyor.

Şimdi, bu krizlerin sebeplerini uzun uzun burada anlatmayacağım ama uluslararası ilişkilerde itibarlı olmanın bazı şartları vardır. Bu şartların başında da kendi ülkenizde insanlarınızı özgür ve müreffeh bir hayat içinde yaşatmak gelir. Eğer bunları yapmıyorsanız, hangi başka gücü kullanırsanız kullanın itibarınız, saygınlığınız olmaz; sadece belli konularda belki başka araçları kullanarak bir etki yaratırsınız, onun da sınırı vardır.

Almanya’yla krize gelelim. Aslında burada Türkiye-Almanya krizinden, Türkler ile Almanlar arasındaki krizden, Türkiyeliler ile Almanlar arasındaki krizden söz etmek yanlış. Bu kriz, Hükûmet ile Almanya arasındadır, AKP ve Cumhurbaşkanı ile Almanya arasındadır ve krizin sebepleri de yine, Hükûmetin ve Cumhurbaşkanının söylemi ve politikalarıdır. Nedir mesele, kısaca özetleyelim: Bazı bakanların Almanya’da yapmak istedikleri referandum buluşmalarına izin çıkmamış. Bunu genel bir yasak olarak yansıttı Hükûmet yanlısı medya. Genel bir yasak henüz var görünmüyor. Fakat buradaki engellemelerin ardında, temelinde gerekçe olarak bazı idari sebepler gösterilse de belli ki bir rahatsızlığın yansıması söz konusudur. Yani Almanya’da yerel makamlar, AKP’nin ve Cumhurbaşkanının kampanyalarından rahatsızlık duyuyorlar. Buna Hükûmet ve Cumhurbaşkanı çok sert tepki gösterdi ama inandırıcı olması mümkün değil.

Bakın, biz bu yasaklara karşı çıktık. Alman basınında konuştuk, temel tutumumuzun özgürlükçülük olduğunu söyledik. Bunu bizim söylemeye hakkımız var. Biz bunu söylerken meşru bir zemindeyiz çünkü Türkiye'de de yasaklara karşıyız, Türkiye'de de özgürlükten yanayız ama sizler bu kadar bağıra çağıra itiraz ettiğinizde, AKP temsilcileri veya Cumhurbaşkanı bu kadar şiddetle tepki gösterdiğinde kimse inandırıcı bulmuyor. Neden? Şikâyet ettiğiniz bu yasakların -bu uygulamaların diyelim- 100 katını, bin katını bu ülkede yapıyorsunuz zaten. 2 tane -hadi 3 tane olsun- buluşmanız engellendi diye demokrasi havarisi kesilme hakkını nereden alıyorsunuz? Bu ülkede ifade özgürlüğü çok geniş de, bu nedenle sizin eliniz çok güçlü de ifade özgürlüğünü engellemek olarak yorumlayabileceğiniz bazı uygulamalara böyle karşı çıkabiliyorsunuz; hayır.

Bu ülkede kaç gazete kapatıldı son aylarda? Bu ülkede kaç gazeteci hapiste? Kaç dernek, kaç sivil toplum kuruluşu yasaklandı? Peki, bunları kim yapıyor? Bu ülkede bunlar ne adına yapılıyor? Bütün bunlar bu ülkede güya demokrasiyi kurtarmak için yapılıyor ama bunu bu ülkede değil, dışarıda söylüyorsunuz. Demokrat kesilmek adına, demokrasiyi savunduğunuzu iddia ediyorsunuz. Demokrasiyi savunan herhangi bir yönetim bu kadar yasağın yüzde 1’ine bile başvurmaz.

Şimdi, dış politikada kabadayılıkla bir yol almanın mümkün olmadığını bizatihi bu Hükûmet kaç kere yaşattı bu ülkeye? Hatırlayalım İsrail krizini. İsrail’le kriz ortaya çıktığında hangi ağır laflar kullanıldı, hatırlatmama gerek yok artık, ne meydanlar okundu İsrail’e. Sayın Cumhurbaşkanı “Ben hayatta olduğum sürece, ben başta olduğum sürece İsrail’le hiçbir ilişki olmayacak.” dedi mi, demedi mi? Ne yaptı ama? Sonra, bütün bunlar olmamış gibi davrandı, İsrail’le ilişkileri düzeltmek için olmadık manevralara başvurdu. Peki, burada kim kaybetti arkadaşlar? Ülke kaybetti, ülkenin itibarı sarsıldı. Ya bu kadar yüksek perdeden meydan okumayacaksınız ya da okumuşsanız sözünüzün arkasında duracaksınız. Bunun tam tersi bir politika izlemeye başladığınızda, o meydan okumanın tam tersi bir noktaya geldiğinizde sorarlar: Ya, bu ne iştir böyle? Nasıl bir dış politikadır, nasıl bir yönetim anlayışıdır? Aynı şey Rusya’yla krizde yaşanmadı mı? Evet, uçak düşürme olayından sonra kabadayılıkların bini bir para; ne meydan okumalar, ne kabadayılıklar, ne tehditler; sonra, ilişkileri düzeltmek için yine türlü manevralara başvuruldu ve tavizler verildi.

Peki, bunlar olurken kim kaybediyor? Ülke kaybediyor, o kesin ama somut olarak kaybeden insanlar da var. İsrail krizinde Mavi Marmara mağdurları bu işe malzeme yapıldı, fatura onlara kesildi sonra. Tutarsız dış politikanın, temelsiz kabadayılıkların faturasını Mavi Marmara mağdurları yaşadı. Sadece Mavi Marmara mağdurları değil, üzerlerinden prim yapılmaya çalışılan Gazze halkı da ödedi bu faturayı. Peki, Rusya krizinde? Rusya’ya karşı meydan okumalardan sonra ekonomik ilişkilerde ciddi bir bunalım ortaya çıktı. E, ne oldu? Onun faturasını da en başta turizmciler, pek çok sektördeki çalışanlar ödedi. Bu tür kabadayılıklarda belli bir kesim rehin olarak kullanılıyor, bu açıktır; şimdi, Almanya meselesinde, Almanya’yla ilişkilerde de durum budur. Böyle yüksek perdeden bir gerilim, kabadayılık tutumu, nihayetinde Almanya’da yaşayan Türkiyelileri de rehin gibi kullanma sonucu doğuruyor. Bu Hükûmet bütün bu manevraları yaparken bu faturaları Almanya’da yaşayan Türkiyelilere çıkarmış olacak.

Tabii ki ülke itibar kaybediyor. Siz özgürlükçü olsaydınız, yasaklara karşı olsaydınız sizin yasaklara itirazınız belki ciddiye alınırdı. Ciddiye alınmayacak. Biz bu ülke için, bu ülkenin geleceği için Türkiye’de de başka bir ülkede de yasaklara karşı çıkmaya devam edeceğiz ama itirazların haklı olduğunu da görmeniz gerekiyor.

Size sivil toplumdan, demokratik kamuoyundan, Avrupa’dan yönelen sert eleştiriler haklıdır. Bu eleştirilere baktığınızda pek çok şey sıralanıyor. Mesela “Yargı bağımsızlığı yok.” deniyor. Var mı? Yok. Son sekiz ayda 4 bin hâkim görevden atılmışsa tek bir gerekçe, savunma, açıklama yapılmadan ve kararnameyle, hangi hâkim kendini güvende hisseder? Deniz Yücel olayında savcı daha iddianame hazırlamamış, Cumhurbaşkanı Deniz Yücel’i Alman ajanı ilan ediyor, PKK temsilcisi ilan ediyor. Cumhurbaşkanı savcı mı? Bırakın savcı olmayı, hâkim rolünü üstlenmiş. Sonra da gidip “Türkiye’de yargı bağımsızdır.” diyeceksiniz; elbette inanmazlar size.

Bir şey daha, faaliyetlerinizde etik kurallara uymazsanız yüzünüze vurulur. Almanya’ya giden bakanlar referandum çalışması yapıyor, değil mi? Hangi kaynaklarla, hangi paralarla, hangi sıfatlarla bunu yapıyorlar? Bizim paralarımızla, halkın vergileriyle bir parti temsilcisi gibi gidiyorlar ama bakan sıfatıyla gidiyorlar, kamu kaynaklarını kullanıyorlar. İşte, bu, hem hukuka aykırıdır hem etik kurallara aykırıdır.

Elbette size Alman kamuoyundan da Avrupa’nın demokratik çevrelerinden de kamuoyundan da sorulur “Kardeşim, buraya eğer devlet bakanı veya başka bir bakan olarak geliyorsan hangi Hükûmet faaliyeti, hangi diplomatik ilişki için geliyorsun?” “E, ben buraya referandum kampanyası için gidiyorum.” diyemezsiniz. Eğer onlar meşruysa, bizim yurt dışına gidişimizde bütün masraflarımızı hazinenin karşılaması gerekiyor. Bütçeden karşılayın, bütün partilere eşit imkân tanıyın, gönderdiğiniz bakan kadar muhalefet temsilcisi gitsin, belki o zaman anlaşılır ama biz buna da karşıyız.

Evet, eğer dış politikada, demokrasi, insan hakları ve etik değerlere değer vermezseniz, bunlara uymazsanız hem kendiniz kaybedersiniz hem ülkeye kaybettirirsiniz hem de başka insanlarımıza ağır zararlar verirsiniz.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerinin aleyhinde ilk söz Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’a aittir.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisinin ana başlığı “Uluslararası sistemde normatif bir yapı oluşturulabilir mi, ahlaki bir düzen oluşturulabilir mi?” Aslında, bütün siyaset biliminin temel tartışma konularından biri, uluslararası sistemin tartışma konularından biri ama içeriğine geldiğimizde, aslında, hiç de içerikle uyuşmayan, içerikle bağdaşmayan bir yapıda.

Uluslararası sistem, egemen devletlerden oluşuyor. Bu yapı bugün bir anda oluşmuş, kendiliğinden oluşmuş bir sistem değil. İnsanlığın bütün tecrübesi, farklı dönemlerde, farklı bir şekilde tezahür etmiş, bugün de ulusların kendi devletleri içerisinde egemen oldukları şartına dayalı ve bir hukuk sistemleri -her bir devlet için kendine ait bir hukuk sistemi- ve bu hukuk sistemini işletme özgürlüğü var.

Burada temel sorun gücün kullanımı. Devletler içeride gücü kendi sınırladıkları hukuk içerisinde kullanabilirken diğer devletlerle olan ilişkilerinde bu gücü nasıl kullanacaklar? Acaba burada ahlaki mi davranacaklar, sözlerinde duracaklar mı, anlaşmalara uyacaklar mı, ahde vefa gösterecekler mi yoksa tamamen keyfî, kendi iç çıkarlarını, uluslararası olan konuları, insanlığı ilgilendiren evrensel konuları kendi iç politikalarına malzeme mi yapacaklar? Türkiye’nin ve aslında dünyanın bugün karşı karşıya kaldığı en temel sorun bu. Bu aslında bir samimiyet sorunu da, siyasetçilerin samimiyet sorunu, insan olarak siyasetçilerin samimiyet sorunu. Çünkü devletler insanlardan farklı değil. Biz, insanlar olarak devletleri yönetiyoruz; mekanik robotlar olarak, ahlaksız, herhangi bir norm içermeyen varlıklar olarak yönetmiyoruz. Ancak, bugün Türkiye’nin karşı karşıya kalmış olduğu temel sorun tam da aslında uluslararası sistemin doğasının kötücül olduğunu vazeden ve bunun üzerinden her şeyi kendisine mübah gören bir anlayışın tezahürü.

Siz kalkacaksınız, bu ülkede mahkeme kararıyla aranan bir kişiyi otuz gün boyunca başkonsolosluğunuzda misafir edeceksiniz -kendi tabirinizle- ve gelip bunu burada saklamadığınızı da ifade edeceksiniz, ondan sonra hukuku aradığınızı söyleyeceksiniz. Bu nasıl bir samimiyet? Bizim egemenlik hakkımız var. Bizim mahkemelerimiz var. Bu ülkede bir hukuk işliyor. Eğer hukuktan bahsedecekseniz, hukuk kurallarından bahsedecekseniz, diplomasiden bahsedecekseniz öncelikle bunu açıklayacaksınız. Bu soruyu sormadan Türkiye’de ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, Türkiye’de kapatılan… Türkiye’de kapatılan gazetelerin niye kapatıldığı ortada. Türkiye’de kapatılan gazetelerin, televizyonların niçin kapatıldığı ortada.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bizim gazeteyi niye kapattınız?

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Türkiye 15 Temmuzu yaşadı.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Niye kapatıldı, açıkla biraz.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Açıklarız, açıklamakta sorun yok. Eğer hâlâ açıklamamız gerekiyorsa bunu, Cumhuriyet Halk Partisine dahi bunu açıklamamız gerekiyorsa bunu da açıklarız.

15 Temmuz gecesi yaşananlara hepimiz burada şahit olduk.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Generallerin hepsi sizin, bizim mi?

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – 15 Temmuzu hazırlayan sürece, 15 Temmuzdan sonra Türkiye’nin bütün sistemini çökertmeye çalışan hain çetenin yaptıklarına hepimiz şahidiz, öyle değil mi?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kim verdi o uçakları onlara?

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Bizim bu millet adına, bu ülke adına bugüne kadar yapmış olduğumuz, bugüne kadar Türkiye’yi getirmeye çalıştığımız noktayı geriye çevirmek isteyen hain bir çete ve bunlara destek olan ve desteğini de aslında çok da gizlemeyen bir uluslararası kamuoyu olacak ve biz bunlardan adalet, hukuk ve bunların vazettiği üzere, bunların herhangi bir, sıradan raportörünün sözü üzerinden biz bunları tartışmaya açacağız. Bu iş o kadar kolay değil. İnsanın doğasının kötü olduğu, kötücül olduğu üzerinden bütün sistemi kurgulayan bir düzenle karşı karşıyayız ve bunu Türkiye’ye karşı amansız bir şekilde ikiyüzlülükle kullanan bir uluslararası sistem şu anda. Bugüne kadar akademik anlamda yazılıp çizilen hemen bütün teoriler -bunun bir tek istisnası var, o da aslında çok kabul görmeyen teori, bunun dışındaki hepsi- aslında dünya sisteminin, gücün vahşi bir şekilde güçlü tarafından kullanıldığı üzerine kurulu. Eğer silahınız varsa, eğer gücünüz varsa siz günü geldiğinde belli bir bölgeyi işgal edebilirsiniz. Mülteciler sınırlarınıza dayanmış, bu çok önemli değildir, onları reddedebilirsiniz. Uluslararası hukuk bu insanları reddetmemenizi vazetse bile, bu temel bir norm olsa bile, bugüne kadar kabul görmüş bir norm olsa bile sivillere savaş sürecinde dahi dokunulmazlık bir norm olsa bile, kimyasal silahların kullanılması kaç kere üzerinden geçilmiş kırmızı bir çizgi olsa bile susarsanız ondan sonra da kalkıp “Türkiye’de falanca televizyonu niye kapattınız?” sorusuna maalesef istediğiniz yanıtı alamazsınız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Verilecek yanıt yok da ondan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türkiye düşmanlığı yapıyor, ne basını ya!

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Bizim verilecek yanıtımız net, millet bu yanıtı çok iyi biliyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türkiye düşmanlığı yapıyorlar, ne basını! Neden içeri girdikleri belli.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Önce, otuz gün o konsoloslukta o gazetecinin niye saklandığının cevabı aranacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gazetecilik yapmıyorlar, ne yaptıkları belli.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Eğer bu konuda temel tartışmalar yapılacaksa Hocam bu konuları çok da iyi bilir. Bugün, Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi uluslararası hukukun, uluslararası sistemin en tepesinde yer alan örgütler ve bunların aldığı kararları gördük. Filistin’le ilgili almış olduğu kaç tane karar var. Veto edilmeyen kararlar dahi işte “Fransızcadan İngilizceye çeviri hatası.” denilerek uygulanmadı. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hemen oradan da çekilelim, hemen.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Biz hiçbir yerden çekilmeyeceğiz. Biz zalimin üzerine üzerine gideceğiz, zulmün üzerine üzerine gideceğiz. Bizim kimseden çekinecek, kimseden geri duracak bir hâlimiz yok. Çekinseydik biz bundan yüz sene önce çekinirdik, bin sene önce çekinirdik. Bu millet öyle bir millet değil. Çanakkale’yi kazanmış, Malazgirt’i kazanmış, 15 Temmuzdaki işgal girişimine cevap vermiş bir millete hiç kimse uluslararası arenadan kopmak, uluslararası kamuoyundan ayrı durmak diye bir şeyi asla ve asla söyleyemez.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İşgalcileri kozmik odaya kim yerleştirdi?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kodese yerleştirdik, kodese, kodese yerleştirdik onları.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Bizler, uluslararası hukukun, uluslararası sistemin temel insani değerlere sahip olmasını istiyoruz arkadaşlar. Ancak, Almanya’daki yaşanan olayı sadece bir gazetecinin… “Gazeteci” demeye ben gerçekten burada çekiniyorum çünkü gazeteci değil. Yaptığı eylemler ortada, üzerindeki mahkeme kararı… Her gazeteci kimliği alan bir kimseye maalesef “gazeteci” dememek lazım. Bir siyasetçi olarak bu benim işim de değil. Aslında gazetecilerin kendi meslek ahlakları gereği belki bunu kendilerinin de ortaya koyması gerekiyor.

Avrupa’da yaşanan İslamofobiyi görmeden, Avrupa yaşanan Türk düşmanlığını görmeden; İslamofobiden bahsetmeden, Türk düşmanlığından bahsetmeden, yükselen milliyetçilikten, ırkçılıktan bahsetmeden kalkıp da bizim bakanlarımızın, bizim milletvekillerimizin oradaki toplantılarının neden iptal edildiğini sorgulamak bence yersiz. Önce bunlara cevap vermemiz lazım. Hiçbir şekilde 3,5 milyon Suriyeliyle ilgili -daha fazlası da var, Ürdün’ü, Lübnan’ı da eklediğinizde sayı 5-6 milyonu geçiyor- ülkelerinden kopartılanlarla ilgili tek bir laf etmeyip, bunlarla ilgili hiçbir sorumluluk almayıp ondan sonra kendi iç sorunları, kendi iç milliyetçilikleri, kendi iç siyasi hesapları, kendi seçim çabalarıyla bu işi götürmeye çalışan bazı siyasilerin, burada, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi çatısı altında savunuculuğunu yapmak da bana göre yersiz.

Bakın, biz, biraz önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN BASRİ KURT (Devamla) – Sayın Başkan, çok kısa o zaman... Bunu söylemek zorundayım.

Az önce, sayın hatip -sataşmadan da söz alabilir, muhtemelen alacaktır da- “kabadayılık” diyerek, bu ülkenin Cumhurbaşkanını…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim hatip…

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamam Sayın Kurt, devam edin siz böyle, tamamlayın cümlenizi lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bizim hatip bitirmemişti ama verebilirsiniz Sayın Başkan, bizim itirazımız olmaz yani. Ciddi söylüyorum, verebilirsiniz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz Alman mısınız? Niye böyle yapıyorsunuz?

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Biz özgürlükten yanayız Başkan, konuşsun.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) - Tamam, son cümlelerimi kuruyorum.

Arkadaşlar, biraz önce, sayın hatip…

Bakın, bu dil de çok net bir şekilde farklı şekillerde kullanılıyor. Dil, çok önemli bir unsur. Siz, bir ülkenin Cumhurbaşkanının uluslararası arenada söylemiş olduğu bir sözü “kabadayılık” diye ifade ederseniz ona oy veren, ona destek veren herkese karşı sembolik bir şiddet uygulamış oluyorsunuz. (HDP sıralarından “Oo!” sesleri) Bu, aşağılamadır. Sizin söylediğiniz bu “kabadayılık” lafı, bugün, gittiğinizde, toprağından edilmiş Suriyeli insanların umududur. “Dünya, 5’ten büyüktür.” Demesi, Arakan’daki insanların umududur.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – O zaman, 80 milyon da 1 kişiden büyüktür.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 80 milyon, 1 kişiden büyük.

HASAN BASRİ KURT (Devamla) - “Dünya, 5”ten büyüktür.” demesi, Afrika’da 1 dolara gününü geçirmeye çalışan insanların umududur. Sizin “kabadayılık” diye söylediğiniz şey, dünyaya artık mazlumların da dinleneceği bir düzenin gelmesi, adaletin gelmesi yönünde dünyadaki çıkan tek sestir.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başkan, kesinlikle mikrofon açılmasını içtenlikle istedik.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Mikrofonsuz konuştu, yine sataşmadan söz isteyecek misiniz Sayın Yıldırım? Kısık sesle konuşursa belki istemezsiniz diye düşündüm.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Başkan, grubumuz adına konuşan Sayın Sancar, kendi bakış açısını ve iddialarını çok somut ortaya koydu. Sayın hatip ise “Televizyonların neden kapatıldığı ortada, gazetelerin neden kapatıldığı ortada, tutuklamaların neden olduğu ortada.” deyip somut bir gerekçe sunmadan on iki dakikasını tamamladı, gerçekten hiçbir şey söylemeden “ortada” kelimesinin nelere tekabül ettiğini bugün öğrenmiş olduk.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terör propagandası…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bir diğeri, “kabadayılık” kavramı, Sayın Cumhurbaşkanına oy verenlere hakaretmiş! Sayın Kurt, bu Meclisin 3’üncü büyük partisinin eş genel başkanına -bir girin “Google”a- Ekonomi Bakanı ve on gün önce İçişleri Bakanının kullandığı o utanç verici, söylemekten imtina edeceğim sözlerin, o 6 milyon insana söylenip söylenmediği anlamına gelip gelmediğini de sorgulayın bir.

Buradan hareketle, her şeyi kendinize göre mübah gören, İslamofobiyi görmeden, yersiz ve mesnetsiz iddialarla…

BAŞKAN – Söz istiyor musunuz sataşmadan Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) - …iç milliyetçilik kavramlarını kullanarak Grubumuza açık sataşmada bulundu. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyoruz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Zaten konuştu Sayın Başkanım iki dakikadan fazla.

BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum. Lütfen, yeni sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – “Kabadayılık”tan başlayalım. Yani bunu biz söylemiyoruz, siz bunu övünç sebebi olarak hep kullandınız. “Biz Kasımpaşalıyız.” diyen ben değilim, bizim gruptan da kimse değildir. Bunu seçim propagandası, malzemesi olarak kullananlar sizsiniz ama şimdi biz söyleyince size ağır geliyor. Takdirini…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yok, “Kasımpaşalı” demediniz ama, “Kasımpaşalı” dersen sorun yok.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Hayır, Osman, dur bir dakika Osman, sakin, sakin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hocam, “Kasımpaşalı” dersen problem yok, merak etme Hocam.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – “Kasımpaşalı” demek, “kabadayılık” demektir. “Kasımpaşalı”, kabadayılık değilse, onu ikrar etsin.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Benim süremi lütfen ekleyin, Osman’ın sesini bastıramam.

BAŞKAN – Siz devam edin lütfen.

Buyurun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Şimdi, bakın, zulmün üstüne gittiğinizi söylüyorsunuz, burada zulmün her türünü yapıyorsunuz. Bunu yaparsanız dışarıda herhangi bir demokrat çevrede bir itibar görme imkânınız yoktur.

İkincisi: “Uluslararası sistem, güç ilişkileri üzerine kurulmuştur.” diye uzun uzun anlattınız; bu, büyük ölçüde doğrudur ama 1945’ten bu yana -daha eskisi de var- uluslararası sisteme etik değerleri, insan hakları gibi ilkeleri getirmek için uğraşan sayısız kuruluş, çevre, insan var. Şunu mu demek istiyorsunuz: “Uluslararası sistem güç üzerine kurulmuştur, orada etik ilkelere yer yoktur; niye bizden bekliyorsunuz etik davranmamızı? Biz de etik davranmıyoruz.” Bunu mu demek istiyorsunuz?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hayır.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – O zaman gelin açıklayın ne demek istediğinizi.

Avrupa’da İslamofobiye, her türlü ırkçılığa, her türlü ayrımcılığa bizim kadar kararlı karşı çıkan ikinci bir çevre yoktur. Asıl, Avrupa’da sağın yükselişini teşvik eden politikalar, buradaki politikalardır, bu ülkede uygulanan politikalardır; İslamcılık adına yapılan demokrasi, insan hakları ihlalleridir, İslamcılık adına yürütülen bu keyfîlik, demokrasiden uzak yönetim anlayışıdır ve siz oralarda bu sözünüzü böyle söylediğinizde de kimse size inanmaz. Şunu demek istiyorum: İslamofobiyi de sağın yükselişini de bu söylemleriniz ve politikalarınızla siz destekliyorsunuz maalesef. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Avrupa çaresiz, çaresiz; 3 tane seçim var Avrupa’da.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Sancar belki başka bir şey söylemek istedi ama kurduğu cümleler ve ortaya koyduğu mantık itibarıyla, bizim Türkiye’deki politikalarımızın Avrupa’daki ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına neden teşkil ettiğini ifade etti. Bu, çok haksız ve yersiz bir değerlendirme; bu, açık bir sataşma aynı zamanda.

BAŞKAN – “Gelin, açıklayın.” dedi, buyurun siz de gelin açıklayın.

İki dakika…

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Avrupa’daki yabancı düşmanı, ırkçı, İslamofobik politikaların nedenlerinin ne olduğunu. Mithat Bey, bize eleştirilere bağlamakta elbette mazur ve özgürdür ama eminim ki kendi entelektüel birikimi ve muhakemesi, asıl nedenlerin başka yerlerde olduğuna ilişkin daha nesnel bir perspektife de sahiptir.

Bir mülteci krizi var ki İtalya üzerinden Avrupa’ya doğru gidiyor, bizimle hiçbir ilgisi yok, ama dünyanın her tarafından aç insanlar, yoksul insanlar ekmek bulmak için Avrupa’ya gidiyorlar. Niçin? Çünkü onlar zengin. Çünkü ekmeğin bu yeryüzündeki dağılımı adil değil. Çünkü bu işin arkasında çok yüklü bir tarih var. Bunları biliyorsunuz. Bugün bizim uyguladığımız politikalarla ne alakası var bunun?

İki tane Avrupa var. Evet, birisi en temel direk olarak insanlığı ortaya koyan, onu bir bayrak gibi yükselten Erasmusların, Kantların Avrupası, ama bunlar sadece yazmışlar, sadece konuşmuşlar, diğer tarafta da maalesef, kolonyal ve sonra neokolonyal sistemle, Afrika’dan Asya’ya kadar bütün dünyayı sömürgeye çeviren bir başka Avrupa var. Getirip, bunu, siz Türkiye'de bizim uyguladığımız politikalara bağlarsanız… Bizi övmenizi beklemiyoruz, eleştirebilirsiniz…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Marx’ın, Rosa Luxemburg’un Avrupası da var, unutma!

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hocam, Avrupa’ya kafa tutma, işleri bozma.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ama aradaki nedensellik bağını kurarken, rasyonel, siyasal eleştiri kaygısıyla abartılı bir illiyet bağı kurma çabasından uzak, daha nesnel ve ikna edici bir bağ kurmanız gerekir. Bugün Avrupa’nın meselesi, ekonomik kriz dolayısıyla küçülen ekmektir, ekmeğe başkaları el uzatsın istemiyorlar, kim olursa olsun.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, çok kısa bir açıklama yapma ihtiyacım var, çünkü…

BAŞKAN – Tamam, yerinizde oturun, bir dakika söz vereyim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Evet, teşekkürler Sayın Başkan.

Naci Hoca, benim sözlerimi bağlamından kopardı maalesef, “İslamofobiyi, ırkçılığı siz yarattınız.” demedim, “Bugünkü politikalarınızla bunu teşvik ediyorsunuz.” dedim. Var olanı teşvik ediyorsunuz. Biz ise Türkiyeli demokratlar ve Avrupalı demokratlar birlikte buna karşı mücadele ediyoruz. Elbette, bizim beklentimiz, devletlerin diplomatik manevralarından değildir. Biz Avrupa’nın -dünyanın neresinde olursa olsun- bütün demokratlarıyla birlikte bütün bu saydığınız kötülüklere karşı mücadele yürütüyoruz, Türkiye’de de. Ama eğer sizler Türkiye’de bu kadar antidemokratik, insan haklarına aykırı bir yönetim sergilerseniz ve çıkıp da dış politikada da böyle zikzaklar, manevralar, inandırıcılığı olmayan, itibar kaybına yol açan hamleler yaparsanız, işte Avrupa’daki sağın yükselişinin ekmeğine yağ sürersiniz. Bunu söylemek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Mardin Milletvekili Mithat Sancar ve arkadaşları tarafından, devletler arası ilişkilerde demokratik ve etik kuralların belirlenmesi, Türkiye'nin dış siyasetinin bu kurallar çerçevesinde gözden geçirilerek önerilerin değerlendirilmesi amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin lehinde ikinci söz, Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’ya aittir.

Buyurun Sayın Dudu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Bugün yaşanan trafik kazasında yaşamını yitiren kadın emekçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifa diliyorum. Tüm emek dünyasının ve Türkiye’nin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, Almanya’nın bazı bakanlarımıza yönelik İslam karşıtlığı ve ırkçılıktan beslenen antidemokratik davranışını Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar kınıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi, demokratik hakların kullanımını engellemeye yönelik her türlü girişimin karşısındadır. Nitekim, önceki Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal da Almanya’nın bu davranışı nedeniyle Almanya’daki toplantılarını, programını iptal etmiştir. Bu konuda Almanya’nın tutumuna karşı duruş sergilemek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onuruna sahip çıkmaktır. O nedenle, biz sonuna kadar bu davranışın karşısındayız Cumhuriyet Halk Partisi olarak ancak şunu da söylemeden geçmek istemiyorum: “Gerçekten de İsrail ve Rusya krizlerindeki değişimin bu konuda yaşanmamasını da diliyoruz.” diyeceğim ama ne yazık ki Sayın Cumhurbaşkanının ve Sayın Dışişleri Bakanının bu konudaki sert sözlerine, söylemlerine rağmen -örneğin, Almanya’da Nazizm ruhunun ölmediğini söylüyorlar- Ekonomi Bakanı Sayın Zeybekci’nin bugün söylediği sözler, ne yazık ki devlet tutarlılığına uygun düşmüyor değerli milletvekilleri. Cumhurbaşkanının ve Dışişleri Bakanının haklı eleştirilerine rağmen Zeybekci, Almanya’yı “dost evi” olarak niteliyor ve “Almanya’da, bu dost vatanda, bu dost ülkede milyonlarca Türk vatandaşımız var. Biz dost evine geldik, dost evindeyiz ve sevdiklerimizle beraberiz.” diye açıklama yapıyor. Bu tavrın da devlet vakarına ve tutarlılığına uygun düşmediğini belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, kesinlikle, haklı bulmamakla birlikte Almanya’nın bu tutumunun altında bazı sebepler var. Bunlardan bir tanesi, içeride giderek artan otoriterleşme eğilim ve girişimleri; bir diğeri de yanlış dış politika ve bunun sonucunda Türkiye açısından oluşan yalnızlaşma ve itibarsızlaşma. Örneğin, bugün Suriye’de geldiğimiz nokta ortada. Biz baştan beri, Suriye’de olaylar başladığından ve Türkiye’deki Hükûmet bize göre yanlış bir politika izlemeye başladığından itibaren hep şunu söyledik, hep Türkiye'nin ulusal güvenliğinin altını çizdik, önemine dikkat çektik, dedik ki: Yapmayın, bu yanlış, Türkiye'nin ulusal güvenliğine zarar verir, Suriye’nin kuzeyinde Taliban benzeri bir bölge oluşur. Oradan kaynaklanan terör, Türkiye’ye çok zarar verir, ulusal güvenliğimiz riske girer dedik, ne yazık ki haklı çıktık.

Bu bağlamda, gelinen nokta itibarıyla, Fırat Kalkanı operasyonu başladı, harekâtı başladı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu harekâtı da desteklediğimizi, önceki yanlışlara rağmen, o durumun ortaya çıkmasına belli oranda, önemli oranda sebep olunmasına rağmen -Hükûmet açısından söylüyorum- Fırat Kalkanı Harekâtı doğruydu. İki hedefi vardı: Bir tanesi, IŞİD’i ve diğer terörist unsurları sınırlarımızdan uzaklaştırmak, diğeri de zaman zaman “PYD koridoru” diye tanımlanan o koridorun Afrin’le, Afrin bölgesiyle buluşmasını engellemek. Ben aslında farklı bir isim veriyorum o koridora “emperyalizm koridoru” diyorum. Bundan yüzyıl önce Lloyd George, bu koridordan bahsetmiş değerli milletvekilleri, bu koridorun mutlaka Akdeniz’le buluşması gerektiğinden bahsetmiş. Söylemeye bile dilim varmıyor, asla bu hayalin gerçekleşmesi mümkün değil ama Afrin’den sonra bu koridorun devamında Hatay var. Türkiye'nin hiçbir karış toprağına kimse el uzatamayacağı gibi Hatay’a da asla el uzatamayacaklar ama bu tehdit, Türkiye’de, özellikle Hatay’da ciddi sorunlar yaratacak.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde gündemimizde yine, Suriye’yle bağlantılı Rakka operasyonu konusu var. Biraz önce söyledim, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla Fırat Kalkanı operasyonu doğrudur ancak buradan bir adım ileriye gitmek intihardır, cinayettir. Biz, Türkiye'nin ulusal güvenliği ve çıkarları açısından hiç gerekli olmadığına inandığımız Rakka olayıyla çocuklarımızı şehit vermek istemiyoruz. O nedenle, buradan Hükûmete sesleniyorum: Lütfen bu yanlışı yapmayın, çocuklarımıza bunu yapmayın, Türkiye’ye bu kötülüğü yapmayın.

Çok acıdır ki bu Rakka operasyonuyla ilgili bir hususu belirtmeden geçemiyorum: Çok acıdır, son günlerde Rakka’ya operasyon yapma niyetini Hükûmet, çeşitli ağızlardan belli ediyor, ortaya koyuyor. Ama şöyle bir tartışma var. Amerika Birleşik Devletleri’nden kaynaklanan; işte ulusal basında, yabancı basında bu konuyla ilgili yorumları dinliyoruz. Örneğin, son kulis bilgilerine göre -bugün bir köşe yazarı da yazmış, önemli, Hükûmete yakın bir köşe yazarı- Genelkurmay Başkanının, Bakanlar Kuruluna Rakka’yla ilgili sunum yaptığı ve bu sunumda Amerikan Genelkurmay Başkanına Türkiye’deki ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) kamplarını gezdirdiği ve büyük oranda ikna ettiğine inandığını belirttiği aktarılıyor. Yani yine söylemeye dilim varmıyor ama bir terör örgütü olarak nitelediğimiz, haklı olarak bir terör örgütü olarak hem bizim hem Hükûmetin, iktidarın nitelediği PYD’yi mi Amerika, Rakka operasyonunda kullanacak yoksa Türkiye’yi mi kullanacak, tartışılan bu. Bu, asla Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan bir durum değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni bir terör örgütüyle bu anlamda aynı kefeye koyacak, koyduracak politikalar üretmek de yine Hükûmete yakışmamaktadır, bunu da belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçi bu Enosis olayıyla, büyük oranda şimdilik tehlike geçti, Kıbrıs meselesini söylüyorum. Kasım ayında Sayın Genel Başkan Yardımcımız Sayın Öztürk Yılmaz’la birlikte Kıbrıs’taydık; çok önemli temaslarda bulunduk, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün yetkililerle görüştük, siyasi parti liderleriyle görüştük, tamamıyla. Kıbrıs’ta kötü bir noktaya gidiyordu olay. Rum kesiminin Enosis‘le ilgili girişimi, şimdilik kesintiye uğrattı müzakereleri ama Kıbrıs’ta her zaman verilen tavizler, bir sonraki müzakerelerin başlamasıyla birlikte kaldığı noktadan devam ediyor. Onun için Hükûmeti Kıbrıs konusunda Parlamentoyu bilgilendirmeye, daha şeffaf bir politika izlemeye ve asla ve asla yanlış yapmamaya davet ediyorum.

Sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı, Bilecik Milletvekili Halil Eldemir.

Buyurun Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Dış politikamızın esası, aslında tüm ülkelerle iş birliği yapma, iş birliklerini geliştirme ve iyi geçinme üzerine kurulu. Aslında bundan daha evrensel bir kriter de: Dış politikalar mütekabiliyet esasına göre şekillenir. Türkiye, bağımsız bir ülkedir. Türkiye’ye ihanet eden, Türkiye'nin aleyhinde çalışan, Türkiye’de suç işleyip yurt dışına çıkan, kaçan, ister adı “gazeteci” olsun ister “siyasetçi” olsun, kim olursa olsun Türkiye’ye ihanet etmekte ve Türkiye'nin aleyhinde çalışmakta özgür değildir. Eğer, dışarıdaki ülkeler, Türkiye aleyhinde çalışanları himaye ediyorsa bizlerin de hepimizin bunun karşısında Hükûmet olarak, devlet olarak ve Parlamentoda bulunan tüm siyasiler olarak da tepkimizi ortaya koymamız lazım.

Şu anda, Avrupa’da önümüzdeki referandumla ilgili süreç hakikaten üzüntü verici.

Bizim önümüzde uluslararası anlaşmalar noktasında zaten belli bir gündemimiz var. Dış politikaya ağırlık vermeyen, dış politikada diğer ülkelerle geçinmek, onlarla iş birliği yapmak istemeyen iktidarlar, dış politikadaki veya dıştaki diğer ülkelerle yapılacak anlaşmalara da önem vermez. Ama birazdan gündemimizde yoğun bir şekilde uluslararası anlaşmaları konuşacağız. Ben bu vesileyle HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.54

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve arkadaşları tarafından, Balkanlarda yaşayan soydaşlar ve ülkemizde bulunan Rumeli-Balkan kökenli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

7/3/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/3/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Levent Gök

                                                                                           Ankara

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve arkadaşları tarafından, Balkanlarda yaşayan soydaşlarımız ve ülkemizde bulunan Rumeli-Balkan kökenli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılması amacıyla, 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1121 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 7/3/2017 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ilk söz Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’ye aittir.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, hiç kimse doğup büyüdüğü toprakları, atalarının, dedelerinin mezarlarının olduğu toprakları isteyerek terk etmez. O, ya uluslararası anlaşmaların bir gereği olarak uygulanır ya da katliam, baskı, yağma, asimilasyonun yarattığı bir baskının sonucu olarak göç olgusu ortaya çıkar. İşte tüm bu nedenlerle ve çeşitli dönemlerde Türkiye’ye de yerleşen Rumeli ve Balkan kökenli vatandaşlarımız, cumhuriyetten önce 93 Harbi’nde, Balkan Savaşlarında, cumhuriyetten sonra Lozan mübadelesinde, Yugoslavya’yla imzalanan serbest göç anlaşmasında ya da yıllara sâri, uzunca bir dönem devam eden, Bulgaristan’dan gelen göçlerle Türkiye’ye yerleştiler. Bugün, Türkiye’de, kökenleri Rumeli ve Balkan olan, aileleriyle beraber baktığımız zaman sayıları 10 milyonlarla ifade edilecek vatandaşımız var. Bizim önergemizle değinmek istediğimiz kesim ise ağırlıklı olarak 1989 yılı sonrasında Bulgaristan’dan ülkemize göçle gelenler ile Türkiye sınırlarının dışında, Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman soydaşlarımız.

1989 zorunlu göçünden sonra yaşanan birçok sorun tabii ki göçe uğrayan vatandaşlarımızın da mücadelesiyle çözüldüyse de şunu da belirtmek gerekiyor ki devletimiz o tarihte aldığı önlemlerle soydaşlarımızın yanında bulunmuştu. Ancak, bugün hâlen daha çözüme kavuşmayan meseleler bulunduğu da bir gerçek. Özellikle 1989 zorunlu göçünden sonra gelip de yurt dışı çalışma sürelerinin buradaki çalışmalarla birleştirilmemesinden kaynaklı emeklilikle ilgili sıkıntılar büyük bir mağduriyet, nüfus müdürlüklerinin tuttuğu kayıtlarla ilgili sorunlar bir gerçek, evlilik yoluyla ya da başka bir nedenle Türkiye’ye bu dönemde yerleşmek isteyen Türk ve Müslüman soydaşlarımız vatandaşlık alma noktasında ciddi sıkıntılar yaşamakta. Bunu söylerken üzüntü duyuyorum ama bir gerçeği paylaşmak istiyorum: Özellikle -bunu da destekliyoruz, olması gerektiğini de söylüyoruz ama- Suriyeli göçmenlere gösterilen hassasiyetin, maalesef ki bu dönemde Türkiye’ye gelip vatandaş olmak isteyen Rumeli ve Balkan kökenli soydaşlarımıza aynı oranda gösterilmediğini görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, bunca göçe rağmen, bugün, hâlen daha Balkan coğrafyasında milyonlarca soydaşımız yaşıyor. Onların sıkıntısıysa maalesef çok daha fazla. Batı Trakya’da 150 binin üzerinde Türk yaşıyor; burada yaşayan soydaşlarımız dernek adlarında “Türk” kelimesini kullanamıyor, kendi milletvekillerini yüzde 3’lük ülke barajı noktasında seçemiyorlar, binlerce Türk vatansız, “haymatlos” durumuna düşürülmüş, yaşadıkları bölgelere devlet yardımı çok az yapılıyor. Gene aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmaları da maalesef ki zor.

Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımızın durumunun, temsil hakkının Batı Trakya’ya göre daha iyi olduğunu kabul etmek gerek. Bunda etken tabii ki Türk ve Müslüman nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranı, tabii ki yıllardır verilen güçlü bir temsil mücadelesi. Ancak, hâlen daha çözülmesi gereken ciddi sorunlar olduğu da bir gerçek. Hâlen daha Türk dilinin, kültürünün ve inançların yaşanması noktasında sıkıntılar bulunuyor. Soydaşlarımız, kendi dillerini, inançlarını ve kültürlerini yaşama iradesinde direnmeleri ve asimilasyona karşı çıkan tavırlarıyla bugüne kadar üzerlerine düşen görevi sonuna kadar yapmışlardır. İşte, tam bu zamanda, devletimiz, Hükûmet, soydaşlarımızı ayrımsız kucaklamalı ve sorunların çözümünde etkin rol üstlenmelidir. Bize ve ülkeyi yöneten iradeye düşen, bu insanları bir arada tutacak, birbirine kenetleyecek politikaları bulmak, bu insanları bir yumruk gibi bir arada tutabilmektir.

İşte, değerli milletvekilleri, tam da burada AKP’nin karnesi çok kötüdür. AKP’nin Türkiye’de uyguladığı kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı dili ve siyaseti Türkiye’ye nasıl zarar veriyorsa maalesef ki doksan yıllık cumhuriyet tarihinde, geldiğimiz bu noktada, belki ilk defa bir iktidar, Balkanlarda uygulamaya çalıştığı aynı ayrıştırıcı yaklaşımla soydaşlarımızı bölmekte ve onları birbirlerine düşürecek noktada, zararlarına faaliyette bulunmaktadır. Millî davayı, soydaşlarımız noktasındaki millî davayı parti davası şeklinde görmek bu davaya bir ihanettir. AKP’nin desteklediği bir partiyi devlet destekliyor görüntüsüyle lanse etmek, yurt dışındaki soydaşlar arasında “o partiden, bu partiden” diye ayrım yapmak doksan yıllık cumhuriyet tarihinde herhâlde ki AKP’ye nasip olmuştur. Yazık, gerçekten çok yazık.

Bu konu, uzun uzadıya konuşulması gereken, bugün, devlet kadrolarının, kaymakamların, valilerin sürecin içerisine dâhil edilmeye çalışıldığı bir duruma gelmiştir. Biz bunu 2013’te de yaşadık değerli milletvekilleri. 2013’te de yaşadık, maalesef, bu, ne AKP’ye fayda getirdi ne de orada yaşayan soydaşlarımıza.

Şimdi, tabii, bu konuya değinmişken şunu da söylemek zorundayız: Bugün, Avrupa’yla uzun zamandır yaşadığımız krize, bir de referandum sürecinde yaşadığımız propaganda ve referandumla ilgili çalışma yapma krizi eklendi. Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun başına gelenler kabul edebileceğimiz şeyler değil. Bir defa, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konudaki tavrımızı ve tutumumuzu çok net bir şekilde ortaya koyduk. Genel Başkanımızın bu noktadaki açıklamaları, Antalya Milletvekilimiz Sayın Deniz Baykal’ın Almanya’daki programını iptal etmesi ve bizim demokrasi ve ifade hürriyetinin önündeki tüm engellerin kaldırılması noktasındaki bugüne kadar gelen açıklamalarımız bizim tavrımızı ortaya koymuştur. Biz, bu noktada, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki her bir milletvekilinin, her bir siyasinin dünyanın her bir noktasına gidip propaganda faaliyeti yapmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. Almanya’nın, Hollanda’nın ya da bundan sonra uygulayabilecek başka ülkelerin bu konudaki tavırlarını da kınıyoruz. Bakanların bu konudaki açıklamaları var; bunun utanılacak bir karar olduğunu, faşist bir uygulama olduğunu, toplantıları engellemenin kabul edilemez olduğunu anlatıyorlar. Bunlar doğru, bizim de altına imza atacağımız nitelikteki açıklamalar. Peki, bunlar doğru da bunları söyleyen iradenin Türkiye’de yaptıkları neler, bir de buna bakmamız lazım. Şimdi, bir bakan, toplantıya izin vermeyen Almanya’nın kararını demokrasi karşıtı, faşist bir karar olarak değerlendirdiğinde, bir “hayır” kampanyası yapılacak toplantının elektriklerinin kesilmesini nasıl değerlendiriyor, bu toplantıya izin verilmemesini nasıl değerlendiriyor? Ya da bir bakan, “hayır”cıları terörist muamelesine tabi tutmak gerektiğini söyleyen bir yargı personeline karşı niye ağzını açmıyor? Bu konudaki tutarsızlık maalesef ki AKP’nin her alanına yansımış durumda.

Başka bir gerçek daha var, bunu da sizinle paylaşmak istiyorum. Bugün grup toplantısında Sayın Genel Başkanımız da söyledi, Kemal Kılıçdaroğlu’da söyledi.

Değerli milletvekilleri, özellikle konumuzla da alakalı olduğu için altını çizeceğim. Türkiye’de Bulgaristan seçimlerinde oy kullanma hakkına sahip vatandaş olarak on binlerce yurttaşımız var. Bunlar çifte vatandaş olarak hem Türkiye’deki hem de Bulgaristan’daki seçimlerde oy kullanma hakkına sahip. Bu nedenle, Bulgaristan’da da siyaset yapan Türk ve Müslüman siyasetçiler yeri geldiği zaman Türkiye’ye de gelip Türkiye’de de propaganda faaliyetlerinde bulunuyorlar. Tıpkı bugün gündemimizde olan, bizlerin ya da bakanların Almanya’ya, Fransa’ya, Hollanda’ya, Belçika’ya gittiği gibi, Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman siyasetçiler de Türkiye’ye gelip buradaki çifte vatandaşlar üzerinde propaganda yapma şansına sahipler. AKP’nin Bulgaristan’da bir partiyi açıkça desteklediğini ve orada Türkler ve soydaşlarımızın arasında bir ayrım yaptığını bugün cümle âlem biliyor, cümle âlem bunu öğrenmiş durumda. Peki, AKP’nin desteklemediği partiden olan milletvekilleri var. Bugün bakanlar nasıl Almanya’ya gittiği zaman Almanya toplantı izni vermediğinde ortalığı kaldırıyorsak hep beraber, e, AKP’nin desteklemediği partinin Kırcaali Milletvekili Bulgaristan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Erdinç Hayrullah’ın Türkiye’ye girişi yasak; Türkiye’ye girip propaganda yapması yasak, yasak… Şimdi, biz bakanlara Almanya’da toplantı izni verilmediğinde bunun demokrasi karşıtı olduğunu söylüyoruz ama Türkiye, Bulgaristan’daki Türk ve Müslüman bir milletvekilinin buraya gelip buradaki çifte vatandaşlarla toplantı yapmasına, propaganda yapmasına yasak koyuyor. Şimdi, Bulgaristan’da 26 Martta genel seçimler var, e, şimdi, başka bir partinin, desteklenmeyen partinin milletvekilleri, temsilcileri Türkiye’ye giremeyecek; bu da AKP’nin demokrasi anlayışı. Biz bu konuda önerge verdik, soru önergeleri verdik, İçişleri Bakanlığından cevap alamadık. Olabilir, özel bir şey olabilir, gizli bir şey olabilir, önergemize cevap vermezsiniz; gönderirsiniz bir bürokratınızı, sebebinizi söylersiniz. O da yok, tamamen keyfî bir uygulama. Şimdi gelinen noktada, işte, dönüp biraz aynaya bakmanız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Dönüp aynaya bakıp kimin demokrasi karşıtı hareketlerin içerisine girdiği noktasında da değerlendirme yapmanız gerekiyor.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Başkanım, bir dakika verin, kâtip üye ya.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Bir dakika verir misiniz.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Kâtip üye adam ya, bir dakika verin.

ERDİN BİRCAN (Edirne) - Bir dakika ya, bir dakika…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Balkanlar “evet” diyor Emre; Tekirdağ “evet” diyor, Balkanlar “evet” diyor.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Sayın Başkanım, takdirinize bıraktım, ben süre istemedim.

BAŞKAN – Neyse, hadi tamamlayın; yoğun talep üzerine, bir dakika veriyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum, sağ olun.

Bu noktada durup bir aynaya bakmak ve durumu değerlendirmek gerekiyor.

Ben Sayın Başkanın gösterdiği inisiyatifi de kötüye kullanmamak adına Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum ve verdiğimiz önergeye tüm milletvekillerinden destek bekliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Balkanlar “evet” diyor, Tekirdağ “evet” diyor, Türkiye “evet” diyor.

Balkanlar “evet” diyor Emre, “evet” diyor.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Doğru(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu hafta gideceğim Balkanlara, çalışıyorum orada, “evet” diyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köprülü.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir kez daha başsağlığı dileklerimizi burada yineliyoruz.

Buyurun Sayın Sancaklı.

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, konu Balkanlar olunca birkaç cümle söylemek bize düşüyor bir Balkan evladı olarak.

Hep söylediğimiz bir şeyler var, diyoruz ki: Türkiye’nin güvenliği Balkanlardan başlar, oradaki soydaşlarımız, oradaki dindaşlarımız bizim için çok önemli. Ama, uygulamalarda biraz eksiklerimiz var.

Tabii, bu, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin usulen aleyhinde söz almış bulunuyorum ama ben lehinde konuşacağım, çok hoşuma gitti. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Lehinde oy vereceğiz grup olarak.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisi olarak lehinde oy kullanacağımızı baştan söyleyeyim.

Şimdi, tabii, Balkanlar öyle bir coğrafya ki atalarımız altı yüz sene oraya hükmetmişler; adaleti, kardeşliği, dostluğu götürmüşler ve Balkanlar da hiçbir zaman bizleri unutmamış.

Şimdi, 1990’lı yılların başında, Bosna Savaşı başladığında ben Belgrad’a gitmiştim bir şey için -bunu daha önce de söylemiştim- Belgrad’daki Belgrad televizyonunun akşam ana haber bülteninde aynen şöyle söylüyor: “Bugünkü çatışmalarda 250 Türk öldürdük.” Yani “Bosnalı öldürdük.” demiyor, “Müslüman öldürdük.” demiyor, “250 Türk öldürdük.” diyor. Daha önce de söylediğim gibi, Balkanlarda Haçlıların bize bakışı, o bölgedeki insanların hepsine “Türk” ismini koymuşlar ve orada yaptıkları bütün zulümler, yapmak istedikleri bütün şeyler Türklere yapılmak istenen ve Türkiye’ye yapılan şeylerin başlangıcı.

Tabii, bu önerge önemli bir önerge. Bununla ilgili biz bir ekip kurup eğer bir çalışma yapabilirsek mutlaka faydası olacak. Tabii, problemlerimiz var, bunların bir kısmı Balkan ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızın Türkiye’de karşılaştıkları sorunlar ve çözümünü beklediği konular. Bu konularla ilgili sevgili hemşehrimiz Sayın Mehmet Müezzinoğlu da gelip İstanbul’da sivil toplum kuruluşlarını dinledi, kendisine de anlatıldı, zaten kendisi de bu konulara hâkim, tahmin ediyorum bir çalışma yapıyor ama Türkiye’deki bürokrasi maalesef biraz yavaş işlediği için… Burada hep beraber eğer bu araştırma önergesine sahip çıkarsak bürokrasiyi de biraz zorlayıp daha güzel işler yapabileceğimizi düşünüyorum.

Mesela, Türkiye’de olan arkadaşlarımızın bazı sorunları var, sadece isimlerini, ana başlıklarını söyleyeceğim, Emre kardeş de biraz bahsetti: İkamet sorunu var, bunun dışında vatandaşlık sorunu var, sağlık güvencesi sorunu var, çalışma izinleriyle ilgili sorunlar var -Emre de söyledi- emeklilik sorunu var, üniversitelerle ilgili denklik sorunları var, yabancı öğrenci harçları var ve 8’inci olarak da Türkiye’de ikamet eden ve yabancı plakalı aracı olanlara veya eşine ait araca giriş yasağı var.

Şimdi, tabii, bunların hepsini biz burada çözebiliriz. Nasıl çözebiliriz? Çözüm önerisi olarak da bir şey yazdım ben, burada okuyayım onu size: Rumeli ve Balkan ülkelerindeki soydaşlarımıza ülkelerinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti konsolosluklarınca verilecek bir belgeye istinaden Türkiye’de bir kimlik veya benzeri bir kartla tüm bu sıkıntılara tek bir yasayla çözüm bulunması yoluna gidilebilir. Örnek olarak da Yunanistan bunu yaptı, İstanbul Rumlarına oy kullanma hariç tüm haklardan yararlanma imkânı verdi. Eğer istenirse bu kartla vatandaşlığa da başvurulabilir. Yani bu, bir çözüm önerisi tabii, bu geliştirilebilir. Fakat, benim daha fazla anlatmak istediğim, orada yaşayan bizim soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın çok ciddi problemleri var. Evet, baskı var, her türlü şiddet var, yapabildikleri bütün her şeyi yapıyorlar. Ama, bizim bunları biraz daha kalkındırmamız için, mesela, 2 tane önerim var benim, bir tanesi şu: Devletin desteğiyle özel sektöre imkânlar sağlanarak bizim o ülkelerde yatırım yapmamız gerekiyor. Benim de doğduğum o bölgede çok iyi bildiğim bir şey var; inanılmaz derecede hayvancılık ve tarım imkânları var. Oradaki asgari ücret de şu anda 135-140 euro olduğuna göre, işçilerin de maaşları düşük olduğu için, orada yapılacak yatırımların hepsinin gerçekten kârlı birer yatırım olacağını buradan söylüyorum, zaten bunu da herkes biliyor. Biz, bundan birkaç ay önce yanılmıyorsam, 5.700 tonluk bir kota verdik, et kotası Bosna’ya, bir anda et sektörü canlandı Bosna’da; bunu bütün Balkan ülkelerine yayabiliriz. Yanılmıyorsam bu mart ayında da 15 bin tonluk kota ayrılmış, ihalesi var. Bunun gibi imkânlar sağlarsak oradaki insanların maddi imkânları çoğalacaktır, eğer maddi imkânları çoğalırsa moralleri yüksek olacaktır, onlara sahip çıktığımızı bileceklerdir. Tabii eğer biz bunları yapmayıp da eti Amerika’dan, Arjantin’den, Avusturalya’dan, Uruguay’dan getirmeye devam edersek o zaman bu işte bir terslik var arkadaşlar. Balkan ülkelerine yardım etme noktasında eğer bu işi Balkanlara doğru çevirebilirsek -ki orada ciddi kapasite var, hem etin kalitesi daha iyi hem de daha ucuz- oradaki soydaşlarımıza yardım etmiş oluruz.

Tabii biz, evet televizyonlarda seyrediyoruz, Balkanları çok seviyoruz, soydaşlarımızı seviyoruz ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Balkanları çok iyi tanıdığımızı ve o sorunları da çok iyi bildiğimizi zannetmiyorum. Şöyle ki: Bizim belediyelerimiz, özel idarelerimiz -yapıyoruz ama yetersiz- nasıl ki her sene Çanakkale Şehitlerini Anma Günü’nde 81 ilden kültür turları yapıyorsa, binlerce otobüs, yüzlerce uçak kalkıyorsa Çanakkale’ye gidiyorsa bizim bu turları Balkanlara yapmamız gerekiyor. Düşünün ki işte -Bosna’dan hep örnek veriyorum veya Bulgaristan’dan, önemli değil, 3-4 milyonluk bir ülkeden- eğer Türkiye’den her sene kültür turu adı altında oradaki soydaşlarımızı, dindaşlarımızı tanıma noktasında, onların sorunlarını çözme noktasında bir irade gösterip kültür turlarını artırırsak, birkaç 100 bin kişinin Balkanlara kültür turuna gittiğinde kaç para bırakacağını hepimiz tekrar kafamızda hesaplarsak oradakiler çok büyük maddi kazanç sağlamış olurlar ve rahatlamış olurlar. Bugün Balkanlara gittiğinizde özellikle eski Yugoslavya 7’ye bölündükten sonra, inanın bütün fabrikaların patronları ya Sırplar ya Hırvatlar, çok az Müslüman var patron olan. Bizimkiler işçi ve maalesef iş de bulamıyorlar. Onun için, bizim Türkiye Cumhuriyeti olarak, bizim evlatlarımız olan, soydaşlarımız olan Balkanlarda mutlaka istihdam yaratacak, iş imkânı yaratacak, onlara maddi imkânlar yaratacak imkânlar sunmamız gerekiyor.

Burada YÖK’e bir teşekkür etmek istiyorum. Avrupa’da ve Balkanlarda Türkiye Türkçesiyle eğitim veren tek Uluslararası Vizyon Üniversitesi var Makedonya Gostivar’da. Rektör bey ve yardımcılarıyla beraber geldiler, rica ettiler bizden, biz de YÖK Başkanıyla ve ekibiyle görüştük, kendilerine tanınma verdiler. Bu, yapılması gereken çok önemli bir şeydi çünkü Avrupa’da ve Balkanlarda Türkiye Türkçesiyle eğitim yapan tek üniversite. Bu yüzden de YÖK Başkanına ve ekibine de buradan bir teşekkür etmek istiyorum.

Tabii, Balkanlarda ne kadar soydaşımız var? Tahmini 10 milyon. Bu 10 milyon soydaşımıza, hep “Türkiye’nin güvenliği Balkanlardan başlar.” diyoruz ya, net olarak söylüyorum size -benim de ailemin, belki de sülalemin yarısı hâlâ orada- eğer ki o insanlardan birisine “Türkiye tehlikede, zor durumda, canını feda eder misin, riske girer misin?” diye sorsanız, inanın, istisnasız bir şekilde bu 10 milyonun, Balkanlarda bulunan 10 milyonun 10 milyonu da canını vermeye hazırdır.

E, bu kadar soydaşımız orada zor durumdayken Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu araştırma önergesiyle ilgili mutlaka bir ekip kurulmalı, bununla ilgili bir araştırma yapılmalı. Bunun partisi veya başka türlü düşünmeden...

Bilmiyorum, Emre, tabii, konuşsaydınız da -büyük ihtimalle iktidar partisi ret verecek- keşke beraber verseydik de…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Şimdi “evet” desinler.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Nasıl?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Şimdi “evet” desinler.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Yani, keşke beraber yapsaydık, bu araştırma önergesine bir ekip kursaydık… Ama, siyasi olarak buraya geldiğimden beri anladığım bir şey var, eğer iktidar partisi vermezse geçmiyor ama bu belki de tekrar bir daha görüşülüp ortak bir şey olarak da verilebilir sayın grup başkan vekillerim, sizden bunu rica ediyoruz. Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.

Bütün Balkanlardaki soydaşlarımızı buradan selamlıyorum, hepsini alınlarından öpüyorum.

Beni de dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sancaklı.

Şimdi, önerinin lehinde ikinci söz İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; öneriyi desteklemenin önünde ciddi bir engel yok, bu öneri desteklenebilir. Ancak ben, bu önerinin içinde yer aldığı daha genel bir kavram üzerinde anlaşıp anlaşmadığımızı sabahtan beri yaptığımız tartışmalardan dolayı merak ediyorum.

Türkiye’nin, kaçınılmaz olarak, hem tarihi hem coğrafyası kendisine, onu yönetenlerin ne düşündüğünden bağımsız olarak bir nesnel konum dayatıyor. Bu nesnel konum, Türkiye’nin son derece geniş sayıda komşular, uluslararası güçler, uluslararası ittifaklarla örülmüş bir genel, siyasal, tarihsel tutuma sahip olması gerektiği konusunda son derece net bir sonuç veriyor. Türkiye’yi yöneten herkes, aslında kendi gönlünde ne olursa olsun, eninde sonunda gelip bu tarihsel sınırlara toslar. Devrilmeden önce bütün başbakanların Rusya’ya bir seyahat yaptıklarını Türkiye’de yeterince yaşamış olanlar hatırlarlar çünkü ittifak sistemi onları gerçekte olması gereken tarihsel bağlamın dışına taşımıştır; o nedenle yeniden o tarihe müracaat etmek, tarihsel, bölgesel nesnelliğe iade olmak isterler ama vakit çoktan geçmiştir. O nedenle ben, Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı temel küresel, bölgesel, ulusal meseleler bakımından yeniden bir iç anlaşmaya ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Biz böyle bir anlaşma, böyle bir konsensüse sahip olmadığımız sürece, gerek iç politika gerek dış politika Türkiye’de ağır kırılmalar, iç çatışma ve uluslararası çatışmalardan oluşan bir felaketler dizisi olarak gerçekleşebilir. Bugün de Türkiye’ye dışarıdan bakanlar böyle bir tabloyla karşı karşıyalar ve bunun sebeplerini öğrenmeye çalışıyorlar. Neden Türkiye birbirini izleyen bir diplomatik gaflar ve felaketler dizisi içerisinde yaşıyor? Neden aslında bundan sadece üç, dört sene öncesine kadar daima süreceği düşünülen yükseliş bir duraksamaya, şimdi de bir kırılma noktasına doğru taşınıyor? Ben, doğrusu, burada, esasen, Türkiye’yi yöneten gücün başlıca sorumluluğu alması gerektiğini düşünüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin öncülüğünde yürüyen Türkiye dış siyaseti ve iç siyaseti, esasen, Türkiye’nin yüz yıllık tarihî yürüyüşünü kendi doğal akış istikametinden uzaklaştıran bir iç ve dış siyaseti benimsediği için şimdi patinaj yapmakta, şimdi ağır uluslararası ve iç krizlerle sarsılmakta.

Sık sık bize hatırlatılıyor 15 Temmuz. Evet, 15 Temmuz hakikaten son derece sert bir kırılma noktasıdır ama bunun bir başka anlamı da şudur: İç siyasetin yürüyegeldiği, üzerinde yürümesi gereken ve mümkün olan konsensüsten sapılmasının bunda hiç mi rolü yoktur?

“Uluslararası politikada sıfır anlaşmazlık, sıfır ihtilaf.” diye yola çıkıp şimdi ihtilaf hâlinde olunmamış bir tek güç bırakmayan bir yaklaşımın sorumluluğu sadece dış dünyada aranabilir mi?

Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan arkadaşımızı dikkatle dinledim, bize şöyle bir dünya tarif etti: Herkesin bize düşman olduğu bir dünya. Şimdi, böyle bir dünyada bence yaşamıyoruz; bir. İkincisi: Bu dünya sadece devletlerden oluşmuyor; tam tersine, yurttaşlar, uluslararası kurumlar, sınıf örgütleri, cins temelli örgütler, ekolojik ortaklıklar, emek ortaklıkları; bütün bunlardan oluşan bambaşka bir dünyadayız. Bu dünyayı da aslında insanlar bu 17’nci, 18’inci yüzyıl kabulünü kırarak kurdular. Metternich’in dünyasında değiliz artık, devrimlerle dönüştürülmüş, dünyanın iki sistemli bir yeni, hiç daha önce görülmemiş bir düzen içinde yaşadığı günlerden buraya geldik. İki kutuplu dünya yıkıldı ama onun yarattığı muazzam birikim hâlâ bizimle beraber yolculuğuna devam ediyor.

Bu birikim bizim için, esasen bizim gibi devletten uzak, devletle daima ihtilaf hâlinde hatta devlet tarafından daima inkâr edilen topluluklar, sınıflar, partiler, güçler için yepyeni bir imkân demektir; devletle çözemediğimiz meseleleri uluslararası alanda dünyanın diğer yurttaşlarıyla anlaşarak çözmenin imkânını bize veriyor. Zor duruma düşen, mağdur olan, dara düşen bütün partilerin, bütün politik güçlerin aslında eninde sonunda başvurduğu şey budur. Başbakan ve Cumhurbaşkanı sürekli olarak dünyanın mazlum milletlerine niye sesleniyorlar sanıyorsunuz; kendilerini mazlum zannediyorlar. Aslında mazlum dünyaya ait olmadıklarını ben biliyorum ama onlara öyle gözükmüyor ama seslerine de bir yankı alamıyorlar ya da bir yankı alıyorlar, çok patolojik bir yankıdır bu.

Son beş senedir Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde hem Meclisimizi hem de dolayısıyla partimizi temsil ediyorum ve birçok uluslararası meselenin nasıl ele alındığını görüyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsünün “Bütün dünya, bütün uluslararası sistem bize düşmandır; zenofobiktir, İslamofobiktir, Türkofobiktir.” dediği bu dünyada ne kadar Türkofobik, ne kadar zenofobik, ne kadar İslamofobik varsa Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinde AKP’nin müttefiki onlardır. İngiliz muhafazakârları, Polonya ve Macaristan’ın sağcı güçleri, Çek Cumhuriyeti’nin sağcıları, Avusturya’nın sağcıları her insan hakları tartışmasında Türkiye'nin çoğunluk partisinin, Hükûmet partisinin temsilcilerinin yanındadırlar. Türkiye'nin yönetici partisinin Avrupa’daki müttefikleri kimlerdir, bakalım: Theresa May’dir, Sarkozy’dir, Berlusconi’dir, Putin’dir. Yani, zenofobik, Türkofobik, İslamofobik ne varsa, neyi temsil edenler varsa onlar Adalet ve Kalkınma Partisinin uluslararası alanda, içerideki ve bölgedeki muhalifleriyle olan tartışmasında onun başlıca destekçileridir. Dolayısıyla, güce dayalı bir dünya kavrayışıdır belki de dün “ak” dediğine bugün “kara” demeye Adalet ve Kalkınma Partisinin iç ve dış politikasını yönetenleri zorlayan. O yüzden, ben derim ki: Gelin, yol yakınken biz başka bir şeye bakalım. Bir: İçeride yeni bir dünya, yeni bir Türkiye, yeni bir hayat, yeni bir yurttaşlık arayanlarla bir müzakere kapısını bütün partiler olarak açalım ama herhâlde bunun için çok geç.

Nisan ayının 16’sında bir oylamaya gideceğiz ve Türkiye’de uzlaşma için binbir çaba gösterenlerin, yeni bir anayasa için pek çok çaba gösterenlerin, özgür yurttaşlık temeline dayalı bir anayasal arayış için çaba gösterenlerin hepsinin bir kenara itildiği ve bir kişinin Meclisin, yargının, yürütmenin ve Silahlı Kuvvetlerin hâkimi ilan edileceği yeni bir başkanlık rejimi için oylama yapılacak. Ümit ediyorum ki bu oylama halkımız tarafından geri çevrilecektir veya bizzat bu oylamayı talep edenler bunun bizi taşıdığı, taşıyacağı muazzam gerilimi görerek buradan geriye doğru adım atacaklardır. İşte, dünyanın başka yerlerinden bizim iç tartışmamızla niye ilgilendiğini merak ettiğiniz insanlar bunun için ilgileniyorlar. 80 milyon nüfusuyla, 1 milyon kişilik ordusuyla, dünyanın 20 büyük ekonomisi içerisinde yer alan iktisadi kapasitesiyle Türkiye yanlış bir yere gittiğinde Orta Doğu yanlış bir yere, Kafkaslar yanlış bir yere, Balkanlar yanlış bir yere gider. Avrupa’nın eteklerinde bir faşist diktatörlüğün kurulması ihtimalini faşizmin en çok acısını çekmiş olan halklar dikkatle izlerler ve tavır alırlar. Başımıza gelenlerde bunun payı olduğunu düşünerek belki doğru bir adım atmamız mümkün olacaktır.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; CHP’nin grup önerisi hakkında söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi Balkanlarda yaşayan soydaşlarımız ve ülkemizde bulunan Rumeli Balkan kökenli vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılmasına ilişkin bir komisyon kurulması talebidir. Öncelikle ifade etmeliyim ki CHP’nin Balkanlara ve Balkan kökenli vatandaşlarımıza ilişkin bir şeyler söylemesi beni bu bölgenin bir çocuğu olarak ziyadesiyle memnun etmiştir Sayın Köprülü.

Balkanlar ve burada yaşayan soydaş ve akraba toplulukların geleceği, onların huzur ve güven içinde yaşaması hepimizin ortak tasası olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, birçok vesileyle söylenir, Türkiye 786 bin kilometrekareyle sınırlı olsa da bizim gönül coğrafyamız çok daha geniş bir hinterlanda sahiptir. Balkanlar başta olmak üzere, Kafkaslar, Orta Doğu, hatta Kuzey Afrika coğrafyasında yaşayan kardeşlerimiz Türkiye'yi sığınılacak bir liman, güvenilecek bir ada olarak görmektedirler. Bu nedenle bizim buralara ulaşan sesimiz adil, hakkaniyetli ve her şeyden önce güven telkin edici olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ iktidarları başlangıçtan itibaren Balkanlara karşı her zaman yakından ilgi duymuş, bu bölgede yaşayan soydaş ve akraba topluluklarımızın derdiyle dertlenmiş ve hiçbir şekilde onların kendilerini yalnız hissetmesine müsaade etmemiştir. Aynı şekilde, onların bayraklarının altında yaşadıkları devletlerle de ilişkilerini üst düzeye çıkartarak bölgede bulunan soydaş ve akrabalarımızın güven içinde yaşamalarını temin etmiştir.

Sayın milletvekilleri, grup önerisinin gerekçesine baktığımızda, özellikle bir ifade var ki burada düzeltilmesi gerekiyor. Şöyle ki grup önerisinde Balkanlarda yaşayan soydaşlarımızın yalnız bırakıldığı gibi bir ifadeye yer verilmiştir ki bu doğru değildir. Her şeyden önce AK PARTİ iktidarları döneminde kurulan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve AFAD gibi kuruluşlarımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde temsilcileri olan ve alanda faaliyetleri bulunan kuruluşlarımızdır. Bakınız, bugün TİKA’nın bölgeye ilişkin yapmış olduğu yatırım ve faaliyetleri toplam 313 milyon doları bulmuştur. Hâlbuki, AK PARTİ iktidarlarından önceki sekiz yıllık dönemde Balkanlara yapılan yatırım sadece 13 milyon 775 bin dolar idi. Görüldüğü üzere, AK PARTİ iktidarlarında bu miktar yaklaşık 24 kat artmıştır.

Bu grup önerisini veren sayın CHP’li milletvekili arkadaşlarıma özellikle söylemek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, tam elli iki yıl sonra, bir Başbakan olarak Batı Trakya’yı ziyaret ediyor, bunu biliyor muydunuz? Yine, Başbakanımız, cumhuriyet tarihinde ilk defa, seksen beş yıl sonra, Kırcaali’yi bir Türk Başbakanı ilk defa ziyaret ediyor, bunu biliyor muydunuz? Eğer AK PARTİ iktidarları, dediğiniz gibi, bu manada bölge insanını yalnız bırakmış olsaydı bugün hem partimize hem ülkemize hem de Cumhurbaşkanımıza gösterilen sevginin boyutu, mahiyeti böyle olmazdı. Biz bunu, her defasında, burada yaşanan kriz alanlarında Kosova’da, Prizren’de, Saraybosna’da meydanlara inen, Türk bayraklarını ellerine alarak meydanlara inen ve çığlık çığlığa sevinç çığlıkları atan insanımızdan biliyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Balkanlar “evet” diyor Hakan, Balkanlar “evet” diyor.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Onlar demokrasiye bağlı, demokrasiye. Kişiye değil, devlete, kuruma bağlı onlar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bu, seçim sonuçlarından sonra oluyor Sayın Köprülü.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, geçmişte yaşanan kanlı savaşlar, siyasi çatışmalar ve benzeri krizlerle çok sayıda soydaş ve akrabamız Türkiye’ye göç etmiş ve yaşamlarını burada sürdürmeye devam etmektedirler. İşte, AK PARTİ iktidarları da ilk andan itibaren bu durumdaki vatandaşlarımızın çözüm bekleyen sorunlarına neşter vurmuş ve onların hayatını kolaylaştırmak için her şeyi yapmıştır. Mesela, ilginç bir örnektir, ben hâlâ bu sorunun cevabını kendime verebilmiş değilim, aynı sıkıntıyı yaşamış bir kardeşiniz olarak söylüyorum. 2002’den önce, bir şekilde bulundukları ülkelerde yaşamış oldukları sıkıntılar nedeniyle Türkiye’ye gelip ikamet izni almak isteyen soydaşlarımıza neden ikamet tezkeresi verilmemiştir, hâlâ soruyorum kendime? Ama, bu süreç, 2002 yılında iktidarımızın başlangıcından itibaren sadece beş ay sonra bitmiştir. Hâlbuki, bu insanlara ikamet izni verseydik o tarihlerde, üç ayda bir maaile, çoluk çocuk sadece giriş çıkış yapmak için bu ülkelere gitmezlerdi ama şimdi bu temin edildi.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ahıska Türkleri Hakan Bey, Ahıska.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Konumuz Balkanlar, Ahıska Türkleriyle ilgili de konuşuruz elbette. Konumuz Balkanlar, onların da sorunlarının olduğunu biliyoruz.

Mesela, özellikle ikamet tezkereleri verilmemesi nedeniyle soydaşlarımız buraya geldiler ve burada çeşitli sıkıntılar yaşadıkları için geldiler. Yani, başka nedenlerle, orada yaşamış oldukları zorluklar nedeniyle geldiler ve burada ikamet tezkeresi almak için, binlerce soydaşımız devletlerine vatandaşlıklarından çıkma istediğini bildirdiler ve çıktılar, öyle ikamet tezkeresi aldılar. Niye bunu yaptık? Niye bunu sorgulamıyoruz?

Arkadaşlar, mesela bir başka örnek, siz bahsettiniz “Emeklilik hakları verilmedi.” diye. Yanlış biliyorsunuz. 2008 yılında 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6’ncı maddeyle, 1989 göçüyle buraya gelen kardeşlerimizin bütün çalışmaları yapılan anlaşmayla burada tanındı, borçlandırıldılar, 37 bin kişi emekli oldu.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Zorunlu göçe tabi olanlar onlar. Onlar zorunlu göç kapsamında olanlar.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Söylüyorum, söylüyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Ondan sonra gelenler, ondan sonra gelenler?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Onu da söylüyorum.

Ondan sonra gelenleri kastetmiyor, onlar… Bak, gene yanlış biliyorsunuz. Orada 3 bin kişi var.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Yanlış söylüyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Kapıkule’den girmeyip Avusturya, Yunanistan veyahut da önceden gönderilmediği için 3 bin kişi var. Bu kardeşiniz kanun teklifi verdi, onu da çözeceğiz Emre Bey, siz de destek verin; bak, CHP Grubuna sesleniyorum, siz de destek verin.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Çözecekseniz veririz tabii.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bakın, mesela, bir başka konu. Şimdi, ilk önce 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutularak gelen soydaşlarımız burada para yatırdılar, kendilerine ev sağlanacağı söylendi. 1992-1993 yıllarında bildiğim kadarıyla bir CHP iktidarı vardı, koalisyon da olsa. O arkadaşlarımıza evler verilmedi ve bunlar, yıllarca yatırdıkları avansları alamadılar. Biz bu avansları iade ettik hem de o günün rayiç değerleri üzerinden, Emre Bey.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Öyle olmadı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Öyle oldu.

Mesela, bir başka şey söyleyeceğim, burada -acı duyarak- bir şey söylediniz, bizim soydaşlarımız Suriyelilerle kendilerini… Asla, bu çok yanlış bir terim. Bizim soydaşlarımız Suriyeliler üzerinden kendileriyle ilgili bir değerlendirme yapmazlar.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Söyleyen ben değilim, yapanlara söyleyeceksin.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Çünkü, bakınız, bugün, bizim soydaşlarımız Suriye’yle ilgili burada “Ülkelerine geri göndereceğiz.”, “Ne işimiz var orada?” diye söyleyenlere şunu soruyorlar: “1989’da hasbelkader Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olsaydı, Jivkov’un zulmünden biz Türkiye’ye sığınmak istediğimizde kapıları mı kapatacaklardı?” diye soruyorlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Olur mu öyle şey?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Öyle bir şey olur mu?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Aynı duyguyu yaşıyor bu insanlar, aynı duyguyu yaşıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, kapıları kapatırlar, merak etme sen onları, kapattılar zaten. Boraltan Köprüsü vardı…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, bakınız, söylediğimiz sözün varacağı noktayı, hedefini -siyasetçiyiz biz- ne olduğunu iyi bileceğiz.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Siz nasıl anlamak istiyorsanız öyle anlıyorsunuz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Şimdi, bir başka konu: Bakınız, siz Suriyelilerle kendilerini kıyasladıklarını söylediniz. Hayır, arkadaşım. İki hafta önce bir kanun geçti buradan, neydi o kanun? Neydi biliyor musunuz? Biz soydaşımız olduğu hâlde Türk vatandaşı olmayan bütün kardeşlerimizi sağlık sistemine dâhil ettik, bu bir reformdur. Ben bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza buradan şükranlarımı sunuyorum. Artık, bizim için soydaşlarımız -Türk vatandaşı neyse- bu milletin asli unsurudur ve kendilerine öyle davranılacaktır.

Ha, burada özellikle başka bir şeyi ifade edeyim şimdi: Ben bakıyorum burada grup önerisinin tarihine, 7/3/2017 yani bugün. Arkadaşlar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın son zamanlarda bir çalıştaylar zinciri başlattığını biliyorsunuz. Bütün Türkiye genelindeki soydaş derneklerini ve Balkan derneklerini önce Ankara’da topladık, arkasından İzmir’de topladık bölgesel olarak, sonra İstanbul’da, son olarak da pazar günü Bursa’da bunu yaptık; Cumhuriyet Halk Partisinin İl Başkanını da davet ettik, Erkan Aydın kardeşim geldi, teşekkür ediyorum, il başkanı gelmedi ve orada yapmış olduğumuz çözüm odaklı konsept sadece onları dinlemek bakımından bir makes buldu, bir hava yarattı. Şimdi, CHP de bunu görünce bunun peşine takılıyor, durumdan vazife çıkarıyor bu önergeyle.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Ne alakası var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, biz sorunları masaya yatırdık…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, iş bitti, uyuyorlar…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – … çözüm aşamasına geldik, hangi komisyondan bahsediyorsunuz Allah aşkına?

Bakınız, oradan gelmiş, bu acıları bilen, daldan düşmüş bir kardeşiniz olarak söylüyorum: Balkanlarla ilgili söz söylerken hamaset yapmayın. Mesela, Bulgaristan seçimleriyle ilgili birkaç husus söylediniz burada. Ben biliyorum ki sizin partinizin üst kademesi sizinle aynı görüşleri paylaşmıyor bu konuda ve bunların sivil toplum örgütleri nazarında da sizin söylediğiniz gibi bilinmediğini biliyorum. Çünkü biz, Ahmet Akın kardeşimle gittik Bulgaristan’daki kongreye. O işin mahiyetini burada anlatmaya kalkarsam buna benim sürem yetmez ama tekrar kendinizi gözden geçirin, soydaşlarımız sizin gibi düşünmüyor bu konuda. Şunu söyleseydiniz soydaşlarımıza: “26 Martta seçim var. Haydi arkadaşlar, topyekûn…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) - ...bir şekilde, demokrasi bayramı için Bulgaristan’a gidilsin.” deseydiniz, çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum.

Bu konuları masaya yatırdık, çözüm odaklı olarak çalıştık, sonuçlarına ulaştık. Geçtiğimiz hafta çıkardığımız yasa sorunların büyük bir kısmını çözdü çalışma ve sosyal güvenlik bakımından, şimdi geriye kaldı göç idaresi kurulu, vatandaşlık konusu, onu da çok kısa sürede çözdüğümüzü göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çözüm sonuçlarını da yolla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çavuşoğlu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bu arada, Sayın Sancaklı’ya yapıcı eleştirileri nedeniyle çok teşekkür ediyorum. Gerçekten, o da daldan düşen bir kardeşimiz olarak, bunları hissederek, duygusuyla ifade etti, o bakımdan teşekkür ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, ben bir dakika açıklamayla ilgili söz isteyecektim ama sayın hatip birçok sefer “Doğru söylemiyor, doğru söylemiyor…”

BAŞKAN – İki dakika süreyle size sataşmadan söz veriyorum Sayın Köprülü.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, birçok husus var düzeltmemiz gereken ya da sataşmaya cevap vermemiz gereken.

Birincisi şu: “Oradaki soydaşlarımız yalnız bırakılmadıklarını düşünüyorlar.” dedi. Bunun gerekçesi olarak da TİKA’dan örnek verdi sayın hatip. Yalnız, benim bildiğim bir şey var: Bugün Yunanistan’da TİKA yok, Bulgaristan’da TİKA yok. Bulgaristan da Yunanistan da TİKA’nın faaliyetlerine izin vermiyor. Evet, TİKA var, diğer Balkan ülkelerinde var ama milyona yakın soydaşımızın yaşadığı Bulgaristan’da yok, 200 bine yakın soydaşımızın ve Müslüman’ın yaşadığı Yunanistan’da yok TİKA; bu birincisi.

İkincisi: 1989 göçüyle gelenlerin Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi olarak gelenlerin emeklilikle ilgili düzenlemeleri yapılmıştır ve bu da sadece sizin zamanınızda değil, eskiden beri gelen usulle yapılmıştır.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hayır, 2008’de yapılmıştır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kanuna bak ya. Kanun ne zaman çıktı, sen ona bak.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Ama buradaki durum şudur, ben konuşmamda şunu söyledim: Bugün dahi Bulgaristan’dan Türkiye’ye nüfus gelmektedir, göç gelmektedir. Biz şunu söylüyoruz: Vatandaşlığa geçtikten sonra soydaşlarımızın, 1989 zorunlu göç kapsamında olmayanların emeklilik hakları da düzeltilmelidir.

Sonra, diğer husus, benim, partimle farklı görüşte olduğumu söylüyorsunuz. Ya, biz şunu söyleyelim: Bizim partimizin Bulgaristan seçimleriyle ilgili bir görüşü yok ki. Sizin partinizin bir görüşü mü var?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Elbette var, elbette var.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Bulgaristan seçimlerinde destekleyeceğiniz bir parti mi var? Savunduğunuz, “Orada bunlar milletvekili seçilsin.” dediğiniz birileri mi var? Yoksa, kaymakamları, valileri bu işin arkasına takıp bu işe mi sürüklediniz veya az önce ben söyledim “Bu milletvekili Türkiye’ye girmesin.” diye talimat mı verdiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Bizim parti olarak bir görüşümüz yok. Soydaşlarımız doğrusunu bilir, sandığa gider, gereğini yapar, kimseye de metazorimiz yok.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Bulgaristan’ı da kutuplaştırdınız ya, Bulgaristan’ı da böldünüz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, yapmış olduğu açıklamalarda benim söylediklerimi farklı şekilde anlamak ve anlatmak suretiyle sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Çavuşoğlu, karşılıklı konuştunuz. İsterseniz burada bıkalım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, bir sataşma yok. Hakan Çavuşoğlu, yeter, bir sataşma yok ama. Sataşma yok, sataşma yok.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Ben hiçbir şey söylemedim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Başkanım, 60’a göre bir dakika rica ediyoruz.

BAŞKAN – Buyurun, 60’a göre açalım bir dakika.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Balkanlar “evet” diyor, Balkanlar. Haftaya Balkanlardayım, yüzde 80 “evet.”

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin Bulgaristan’la ilgili bir görüşünün olmamasını gerçekten yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Hangi konuda görüşü var, onu da merak ediyorum açıkçası; bu birincisi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Müdahale anlamında söylüyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İkinci olarak: Bizim soydaşlarımız, 1 milyona yakın soydaşımız yaşıyor. Bizim, o soydaşlarımız için görüşümüz de olmalı, faaliyetimiz de olmalı, çabamız da olmalı. Bunu yapmazsak asıl o zaman onlara karşı gerekli sorumluluklarımızı ifa etmediğimizi gösteririz.

Şimdi, ikinci bir konu, TİKA’nın Yunanistan’da olmadığından bahsediyor, TİKA'nın Bulgaristan’da olmadığından bahsediyor, sonra kalkıp “Bulgaristan seçimleriyle ne alakanız var?” diyor. Arkadaşlar, Bulgaristan’da bir Türk partisi vardı, hükûmet ortağı oldu.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Hâlâ var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – O tarihten itibaren -hükûmet ortağı olduğu hâlde- neden TİKA'nın oraya giremediğini bana sormanız gerekmiyor. İşte, dönüp oranın muhasebesini yapmanız gerekiyor Sayın Köprülü. Bunlara iyi bakmak, iyi değerlendirmek lazım diyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sadece zapta geçireceğim efendim, söz istemiyorum. Sadece zabıtlara geçireceğim.

BAŞKAN – Sayın Köprülü, bitirelim bu işi lütfen.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Söz istemeyeceğim efendim, zorlayacak hâlim yok, sadece zapta geçireceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Bizim, Bulgaristan’la ilgili birçok düşüncemiz vardır, birçok programımız da vardır. Ama, burada bizim belirttiğimiz, kürsüde de az önce söylediğimiz -ki kendisi de çok iyi anladı zaten bunu- bizim, Bulgaristan’da oy kullanma hakkına sahip seçmenlere herhangi bir baskımız yoktur, o seçimlerde kutuplaştırma irademiz yoktur. Biz soydaşlarımızın yumruk gibi bir arada olmaları gerektiğini savunuyoruz her zaman. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onlar kararını verir, bizim de yok.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Her yeri kutuplaştırıyorsunuz, her yeri.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve arkadaşları tarafından, Balkanlarda yaşayan soydaşlar ve ülkemizde bulunan Rumeli-Balkan kökenli vatandaşların sorunlarının araştırılması amacıyla 7/3/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Mart 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1311) esas numaralı Türk Ceza Kanununda ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/88)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1311) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük'ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla. 6/3/2017

                                                                              Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                     İstanbul

BAŞKAN – Önerinin lehinde ilk söz, teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(2/1311) esas sayılı Yasa Teklifi’m konusunda söz aldım. Yasa teklifi, kadına karşı şiddet ve cinayetlerin önlenmesine dair, Ceza Yasası’nda ve Ceza İnfaz Yasası’nda 11 maddeye “kadına karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” cümlesinin eklenmesine dair bir tekliftir. Bu teklifi hazırlayan, çalışan bütün kadın örgütlerine ve başta Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna teşekkür ediyorum, onların katkısıyla bu teklifi hazırladık ve kadın milletvekillerimizle beraber burada sunduk. Bir erkek milletvekili olarak da bunu burada savunmaktan gurur duyduğumu, onur duyduğumu ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Tabii, hiçbir kadın milletvekili de burada yok, maalesef, çok azlar.

Şunu ifade edeyim öncelikle -şimdi, aklıma geldi de- ilk konuşmamı 8 Mart 1987’de yapmıştım Diyarbakır’da. Kendilerini saygıyla anıyorum, Akın Birdal, Reha İsvan ve Emine Eyüboğlu vardı, ben de genç bir avukattım, kadın haklarıyla ilgili konuşacak avukat yoktu o zaman bir kadın olarak ya da çok azdı ama kadın hakları konusunda, mevzuat konusunda 8 Mart 1987’de Diyarbakır’da Emek Sinemasında bir konuşma yapmıştım. Şimdi, yaklaşık otuz yıl sonra daha ağır koşullarda Parlamentoda kadın haklarını ve kadına karşı şiddeti konuşmaktan gocunduğumu, keşke bu şiddet ortamını konuşmamamız gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ben grup başkan vekillerine gönderdim bu teklifi, 13 maddelik bir teklif, umarım incelenmiştir özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından. Yarın 8 Mart. Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın grup başkan vekilleri, böyle bir güzellik yapabilirsiniz. Yani ilk defa, muhalefetten gelen bir teklifi, bir öneriyi hiç olmazsa komisyona havale edilmek üzere gündeme aldırabilirsiniz. Bakın, gerçekten de yani kadın hukukçu vekiller incelerse buna “hayır” diyebileceği hiçbir ortam yok ama hiç olmazsa bugün buna burada “hayır” demeyelim; hiçbir ideolojik, hiçbir siyasi kaygı yok, tek amacı kadınlara karşı şiddette cezasızlığı aza indirmek, yargının hoşgörüsünü azaltmak, idari makamların hoşgörüsünü azaltmak. Neden bunu söylüyorum? Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bakın, Opuz kararından başlamak üzere birçok kararı var Türkiye'yi mahkûm ettiği. “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan Avrupa Konseyi çerçevesinde kadına karşı şiddetin önlenmesine dair sözleşme var, oradaki yükümlülüklerimiz var ama bu yükümlülüklerimizi… Tamam, Aile Bakanlığı var -Kadın Bakanlığıydı, Aile Bakanlığı oldu- birçok çalışma var ama biz idari makamların ve yargı makamlarının bu cezasızlık konusundaki hoşgörüsünü ortadan kaldıramıyoruz. Çünkü Ceza Yasamızda ve İnfaz Yasamızda erkeklerin hoşgörüsüne izin veren; erkek yargıçların, erkek personelin, güvenlik görevlisinin hoşgörüsüne izin veren maddeler var. Biz diyoruz ki: Gelin, bu hoşgörü gösterilen maddeleri Ceza Yasası’ndan ayıklayalım.

Bakın, burada sadece 2016’nın tablosunu ortaya koydum. Bu tabloya bakarsanız da durumun nasıl vahim olduğunu görürsünüz. Hem cinsel istismar, çocuklara karşı şiddet hem kadınlara karşı öldürme ve şiddet konusunda ne kadar vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. O nedenle, bugün burada -referandum var, başka bir şey var ama- siyasi kaygılarla değil, kadın kaygısıyla, kadınlara karşı şiddetin aza indirilmesi kaygısıyla hareket edelim ve hiç olmazsa, çoğunluğu erkek olan bu Mecliste bu konuda bir uzlaşma sağlayalım. Bununla gerçekten de küçülmezsiniz yani bir şeye “evet” demiş olacaksınız. Ben beş yıldır burada 37’ye göre konuşuyorum, getirdiğim tekliflerin çok doğru olduğunu sizler de biliyorsunuz ama bir tanesine “evet” demediniz, komisyona gitmesi noktasında bir tanesine “evet” demediniz. Hiç olmazsa bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bu güzelliği yapalım.

Buradan öncelikle kadın milletvekillerini, Parlamentodaki kadın personelimizin tümünü saygıyla selamlıyorum ve Kadın Günlerini kutluyorum. Ayrıca, burada olmayan ve olması gereken kadın milletvekillerimizin, cezaevinde olan kadın milletvekillerimizin de 8 Martını kutluyorum. Yarın, umarım, şiddetten uzak bir Emekçi Kadınlar Günü kutlaması olur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Şimdi bir milletvekili adına İstanbul Milletvekili Selina Doğan.

Buyurun Sayın Doğan. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİNA DOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bu günle ilgili aslında pek çok şey söylendi, pek çok şey yazılıp çiziliyor ancak ne Türkiye'de ne de dünyada bu sorunla ilgili kayda değer bir iyileşme sağlanmış değil. Demek ki doğru bir tartışma yürütmüyoruz ya da söylenen sözler samimiyetten uzak ve aslında gündemi geçiştirmek için söyleniyor. Yüzyıllardır ataerkil düzenin yarattığı bu sistemi elbette bugünden yarına değiştirmek mümkün değil biliyoruz, biz kadınlar olarak bunun bilincindeyiz ancak yine de insan, her 8 Martta erkek siyasetçilerin verdikleri sözleri en azından 9 Martta unutmamalarını, yerine getirmelerini istiyor. Yarın da bu umudu tekrar taşıyor olacağız.

Bugün eğer biz bu Parlamentoda hâlâ İç Tüzük’te cinsiyetçi, ayrımcı sözleri cezalandırmak için bir düzenleme getirmediysek, ilköğretimde toplumsal cinsiyet eşitliği dersini zorunlu hâle getirmediysek, aslında kadına yönelik şiddet sorununu, toplumsal cinsiyet anlamında eşitsizlik sorununu da ciddi anlamda ele almıyoruz demektir.

Aslına bakarsanız bugün kadınlar olarak kadının insan hakları açısından omuzlarımızdaki sorumluluklar daha da fazla. Her tarafımız savaş ve çatışmalarla dolu. Bu savaşların en büyük mağdurları her zamanki gibi kadınlar. Hemen yanı başımızda, biliyorsunuz, IŞİD’in köle etmek istediği kadınlar bugün bizim ülkemizde yaşıyorlar. Yine, ülkemizdeki çatışmalı sürecin ve olağanüstü hâlin en büyük mağdurları kadınlar. Bunu da unutmamamız gerekiyor.

Şimdi, ben aldığım bu söz vesilesiyle tarihin bana yüklediği bir görevi yerine getirmek istiyorum. Dünyada ve Türkiye'de yüz yılı aşkın bir kadın hakları mücadelesi, bir feminizm mücadelesi var biliyorsunuz. Dünyanın birçok yerinde kadınların mülk edinmek, siyasal hakları elde etmek için ciddi anlamda mücadeleleri oldu. Ancak ülkemizde bu tarih yazılırken her zaman pek çok konuda olduğu gibi ötekiler, azınlıklar es geçildi, unutuldu, unutulması tercih edildi. Örneğin Halide Edip, tabiatıyla, saygıyla anılırken, onun dönemdaşı, mektuplaştığı Zabel Yesayan yok sayıldı. Değerli Sabiha Sertel bu ülkenin feminizm tarihinde haklı olarak çok önemli bir yerde dururken, yine çağdaşı Elbis Gesaratsyan akıllara bile gelmedi. Ya da kadınların seçme ve seçilme hakkı için mücadele eden ve benim de saygıyla andığım Nezihe Muhiddin feminizm tarihi yazarken aynı yıllarda mevkidaşı, on dört yıl boyunca kesintisiz olarak bir kadın dergisi çıkaran Hayganuş Mark hiç hatırlanmadı. Ben bu vesileyle, bu topraklarda kadın mücadelesine emek veren, Ermeni feminist yazar, düşünür, aktivistleri olan Elbis Gesaratsyan, Sırpuhi Düsap, Zabel Asadur, Zabel Yesayan ve Hayganuş Mark’ı biraz sizlere tanıtmak istiyorum müsaadenizle.

Bu beş değerli kadını anlatan bir kitap var elimde, ismi “Bir Adalet Feryadı.” Sevgili akademisyen arkadaşlarım Lerna Ekmekçioğlu ve Melisa Bilal hazırladılar bu kitabı. Kitap Aras Yayıncılık tarafından yayımlandı. Bu kitap sadece Ermeni toplumundaki kadınların mücadelesini değil, aynı zamanda Osmanlı toplumundaki kadın hakları mücadelesi açısından da çok değerli bir kaynak. O yüzden, hepinize okumayı öneriyorum. Kitap, ismini Hayganuş Mark’ın “Bir kadın olarak yüklendiğim sorumlulukların altında ezilirken bunun karşılığında bana verilen haklar yok denecek kadar azdı. Feminizmin bir adalet feryadı olduğuna iyiden iyiye inanmıştım.” sözlerinden alıyor. İşte, bu toprakların önemli düşünürleri, yazarları, aktivistleri olan bu feminist kadınlar hakkında size biraz bilgi vermek istiyorum.

Elbis Gesaratsyan 1830’da İstanbul’da doğdu. İlk Ermenice kadın dergisi olan “Gitar”ı yayımladı. Yazılarında cinsler arasındaki eşitsizliğin nedenlerini çözümledi ve toplumun ilerlemesi için kadının özgürleşmesi gerektiğini söyledi.

Sırpuhi Düsap 1841’de İstanbul’da doğdu. Romanlarında evlilik ve aileyle ilgili yenilikçi fikirleri ve kadınlar üzerindeki baskıları dillendirdi. Eserleriyle geleneksel aile kurumuna zarar verdiği gerekçesiyle yoğun tepkiler aldı ancak bundan hiçbir zaman vazgeçmedi.

Zabel Asadur 1873’te İstanbul’da doğdu. Döneminin en önemli yazar, şair ve aktivistlerinden biri oldu. Kadınlar arasında örgütlü dayanışmayı savundu. Daha 17 yaşındayken kurduğu kadın örgütüyle taşradaki kız çocuklarının eğitilmesi için çaba gösterdi, öğretmenlik yaptı, ders kitapları hazırladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Başkanım, bir dakika daha süre rica edebilir miyim Kadınlar Günü vesilesiyle?

BAŞKAN – Peki, tamamlayın lütfen bir dakikada.

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Zabel Yesayan 1878 yılında İstanbul’da doğdu. Öykü, roman ve makalelerinde cinsler arasında toplumsal adaletsizliği dile getirdi. 1909 yılında Adana Kilikya bölgesinde başlayan olayları incelemesi için dönemin patrikhanesi tarafından görevlendirildi. Bu toprakların en kara dönemlerinden birine tanıklık etti, gördüklerini “Yıkıntılar Arasında” isimli kitabında dile getirdi ve böylece tanıklık edebiyatının ilk örneklerinden birini verdi. Toplumu çözümlemede sınıf kategorisinden yararlanmasının yanı sıra savaş karşıtı tavırlarıyla dönemin aydınları arasında kendine özgü bir yer edindi.

Hayganuş Mark da diğer kadınlar gibi İstanbul’da doğdu ve on dört yıl boyunca aralıksız yayımlanan Hay Gin dergisini çıkardı.

Evet, neticede, hepimiz biliyoruz ki kadınlar haklarını ancak demokratik ve çoğulcu sistemlerde arayabilirler. Bundan dolayı, kadın hakları mücadelesi aynı zamanda bir demokratikleşme mücadelesidir. İnanıyorum ki başındaki örtüsü, mini eteği, dini, etnik kimliği ve dili nedeniyle ayrımcılığa uğrayan, öldürülen, aşağılanan, eşit vatandaşlık mücadelesi veren tüm kadınların adalet feryadı “Hayır.” sesleriyle 16 Nisanda sandıklarda demokrasiyle taçlanacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİNA DOĞAN (Devamla) – Sözlerimi bitirirken tüm emekçi kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

Sisteme girmişsiniz, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ceza Yasası sistematiği bakımından problem olabileceği kaygısıyla doğrudan gündeme alınma önergesine katılamadıklarına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Tanrıkulu’na, Selina Hanım’a duyarlılıkları için öncelikle teşekkür ediyorum.

Toplumsal cinsiyetin eşitliği meselesi modernleşen dünya tarihinin önemli bir başlığıdır. Bütün dünyada tarihin aktığı istikamet toplumsal cinsiyetin eşitliği yönündedir. Türkiye de modernleştikçe, şehirleştikçe bu istikamette hukuki, politik, kültürel çeşitli düzenlemeler yapıyor. Biz de AK PARTİ iktidarı olarak diğer partilerle birlikte karşılıklı müzakereyle birçok düzenlemeler yaptık Anayasa’dan yasalara, ceza hukukuna kadar. İstanbul Sözleşmesi, keza bu çerçevede imzalanan sözleşmelerden birisi. Bundan sonra da bu yönde çalışmalarımız devam edecektir.

Esasen, zaman zaman ortak, beraber iş yaptığımız hususunu da Sayın Tanrıkulu “Hiç yapmıyoruz.” dediği için hatırlatmayı gerekli görüyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Hiç yapılmadı, hiç. İç Tüzük 37’ye göre hiç yapılmadı.

MEHMET NACİ BOSTANCI               (Amasya) - Ancak, konuya ilişkin Ceza Yasası sistematiği bakımından problem olabileceği kaygısıyla buna katılmayacağız.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/1311) esas numaralı Türk Ceza Kanununda ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/88) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu, kayıtlara geçsin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Kayıtlara geçmesi bakımından…

Efendim, 37’nci maddeyle ilgili olarak gerçekten, gündemi takip ederek burada her hafta söz alıyorum, arkadaşlarım da. Türkiye'nin gündemine ilişkin, siyasi kaygı taşımadan önerge veriyoruz. Hem geçtiğimiz 24’üncü Dönem hem 25’inci Dönemde hem de 26’ncı Dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğunun “evet” dediği 37’yle ilgili olarak tek bir tane yok. O yüzden “hiç” kelimesini kullandım, hiç.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Haydar Akar’ınkini aldık ya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Kayıtlara geçmesi açısından söyledim.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/524) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 182) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 182 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GIDA VE TARIM ÖRGÜTÜ ARASINDA HÜKÜMETLERARASI TAHIL GRUBU 31 İNCİ OTURUMU VE HÜKÜMETLERARASI PİRİNÇ GRUBU 42 NCİ OTURUMU ORTAK TOPLANTISINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısının 14-17 Mayıs 2007 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenmesine ilişkin mektup teatisi yoluyla imzalanan Anlaşmanın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’ya aittir.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuştuğumuz sözleşme tarımla ilgili; ben de gıda, tarım ve beslenmeyle ilgili söz almak, konuşmak istiyorum.

Bugün, dünya üzerinde yaşayan 6 milyar insanın, maalesef 826 milyonu açlık; 1,3 milyarı yoksullukla karşı karşıya bulunmaktadır. Açlık sınırı altında yaşayanların 790 milyondan fazlası gelişmekte olan ülkelerde, 36 milyonu da gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Gizli açlık ise dünyanın birçok bölgesinde büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Sorun sadece gıda yetersizliği değildir, dünya üzerindeki 1,5 milyona yakın insan güvenli içme suyundan da mahrumdur.

Dünya Sağlık Örgütüne göre, az gelişmiş ülkelerde yaşanan cinsiyet ayrımcılığı nedeniyle, kız çocukları ve kadınlar, erkeklere nazaran daha fazla açlık çekmektedir. Ayrımcılık gebe kadınları da etkilemekte, gelişmekte olan ülkelerde doğan her 6 bebekten 1’i bu yüzden yetersiz kiloyla hayata gözlerini açmaktadır. Birleşmiş Milletlere göre, yaklaşık 6 milyon çocuk yetersiz beslenme veya açlık sebebiyle bir yılda hayatını kaybetmektedir. Aynı rapora göre, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan her 4 çocuktan 1’i yetersiz kiloya sahiptir. Bu durum ise sadece sorunun başlangıcıdır. Zira, hayatta kalan çocukların önemli bir kısmı da yetersiz beslenme nedeniyle gelişim bozukluğu, vücut ve beyin gelişimlerinin eksik olması gibi temel sorunlarla mücadele etmektedir. Her yıl dünya nüfusunun tamamını besleyecek kadar gıda üretiliyor ancak ne yazık ki bu üretilen ürünlerin üçte 1’i finansal sorunlar, teknik sınırlamalar ve gıda önlemlerinin alınamaması nedeniyle de yok oluyor. Üretilen gıdanın önemli bir bölümü ise bilinçsiz tüketim sebebiyle israf oluyor.

Değerli milletvekilleri, “Komşusu açken yatağında rahat uyuyan bizden değildir.” diyen Peygamber’imizin ümmetiyiz. İnancımızda, mayamızda, kültürümüzde umursamazlık, duyarsızlık yoktur. Bugün, uzun süredir açlık sorunuyla yüz yüze olan Müslüman Somali halkı, aç yatmanın da ötesinde, açlıktan ölmektedir. Somali Hükûmeti bir hafta kadar önce ulusal felaket ilan etmişti. Maalesef, Somali Başbakanı Hasan Ali Kayre, son kırk sekiz saatte 110 kişinin açlıktan öldüğünü ve tek bir bölgeyi vuran kuraklığın milyonlarca insanın hayatını etkilediğini belirten bir açıklamada bulundu.

Birleşmiş Milletler, Somali’de yaklaşık 5 milyon insanın acil yardım gereksiniminin olduğunu tahmin ediyor ve kıtlık uyarısı yapıyor. Yapılan açıklamalardan edindiğimiz bilgilere göre, tarımın neredeyse yok olma noktasına geldiğini, açlıktan hayvanların da etkilendiğini ve ölmekte olduğunu öğrenmekteyiz.

Somalililerin yaşamının kurtarılması için tüm dünyanın harekete geçmesi gerekmektedir. Çok zengin ve verimli toprakları, okyanusa dökülen 2 önemli büyük nehri ve deltası olmasına rağmen, açlığın sebebi, kaynakların yetersizliği değil, 1990’lı yıllardan beri süren iç savaş, devletsizlik, terör ve sömürgeci devletlerin müdahaleleridir. Somali engin yer altı kaynaklarına sahip ancak otuz yıldır devam eden iç savaş sebebiyle buraların kimler tarafından, nasıl işletildiği de belli değil. Aslında çöl ülkesi olmayan, tam tersine zengin kaynakları olan bir ülkenin bu duruma nasıl geldiği tabii ki merakımızı celbetmektedir, aynı zamanda bizi düşünceye de sevk etmektedir. Bütün bunları düşünürken geleceğimizi teminat altına alabilmek için kendi ülkemizin durumunu da değerlendirmemiz gerekiyor. Müslüman Somali halkının bu sıkıntılarını, acılarını yüreğimizde paylaşıyoruz, bir an önce çözümü için tüm dünya ülkelerinin bir arada hareket etmesini diliyoruz.

Türkiye'nin durumuna da bir bakacak olursak aslında bizim gidişatımız da -bir Somali kadar olmasa da- çok parlak görünmüyor. Bir zamanlar kendi kendini besleyen ülkemizde nüfusun yüzde 20’si yeterli gıdaya ulaşamamakta, yüzde 8,5’i ise açlık sınırında yaşamaktadır. Dünyada adaletsiz dağılım sorunları yaşanırken ülkemizde tarımsal üretim konusunda maalesef bir geriye gidiş söz konusu. Son üç yıl içerisinde tarımsal üretimimizde yüzde 4 oranında azalma olmuş, bu durum hayvansal üretimde de yüzde 10 seviyesine ulaşmış. Tarımın ve gıdanın ne kadar önemli ve stratejik sektörler olduğunu düşünürsek tarıma ve doğal kaynaklara sahip çıkmanın ne kadar da önemli olduğunun farkına varırız.

Diğer taraftan, hatalı ilaç ve gübre kullanımı, genetik olarak değiştirilmiş organizma içeren tohum ve bunların ürünlerinin üretim ve ithalatının kontrolsüz olarak yapılması, hayvansal ve bitkisel ürünlerde kabul edilemez düzeylerde katkı ve kalıntıların bulunması gıda ürünlerimizin de güvenliğini tehdit altına sokmaktadır.

Küresel ısınmanın iklim değişikliklerine etkisinin yoğun yaşandığı bu yıllarda iklim değişiklikleri en çok tarım sektörünü etkilemektedir. Bizim de acilen bu konuda bir çalışma yapmamız, bir planlamaya gitmemiz gerekmektedir. Tarım üretimi olmayan bir ülkede gıda sorununun başlıca sorun olacağı açıktır.

Kendi seçim bölgem Aydın’dan bahsetmek istiyorum ben. Aydın, potansiyeli ve ürün çeşitliliği bakımından ülkemizdeki tarımsal üretimin en önemli merkezlerinden biridir. “Dağlarından yağ, ovalarından bal akan şehir.” tanımlaması kentimizin tarımdaki gücünü zaten özetliyor.

Aydın’da meyvecilik ve sebzecilik oldukça önemli bir yer tutmakta. Tarıma elverişli olan arazinin neredeyse yarısı meyve ve sebzecilik tarımı amaçlı olarak ayrılmış durumda.

2,5 milyon incir, 15 milyon zeytin, 1 milyona yakın turunçgil ağacıyla meyvecilik çok ileride. Senede 110 bin ton incir, 110 bin ton zeytin, 45 bin ton üzüm elde edilmektedir. Ek olarak badem, ceviz, kestane, vişne, kiraz, kayısı, Antep fıstığı gibi birçok ürün de Aydın’ımızın ürettiği ürünler arasındadır.

Senede aşağı yukarı 25 bin ton pırasa, 25 bin ton lahana, 60 bin ton patlıcan, 120 bin ton domates, 60 bin ton biber ve 40 bin ton soğan yetiştirilir. Niye bunları sayıyorum size? Çünkü, ciddi bir tehdit altında tarım alanlarımız da ondan.

Yine endüstri bitkilerine ayrılan alan, tarım alanlarında meyveciliğe, sebzeciliğe ayrılan alan kadar geniş ki aslında bu, Aydın’ı ülkede benzersiz yapıyor. Söke Ovası pamuk deposu olarak biliniyor. Yalnız son yıllarda Aydın, geleneksel ürün olan pamuktan da hızla uzaklaşıyor çünkü Türkiye pamuk üretmek yerine Amerika’dan, Yunanistan’dan pamuk ithal etmeyi tercih ediyor. Bir dönem pamuk ihracat kapısı olan İzmir Limanı, şimdilerde artık pamuk ithalatının kapısı oldu. Kaliteli yerli pamuk türlerinin tohumlarının üretildiği, bilimsel araştırmalarla üretildiği pamuk araştırma enstitülerinin şu andaki durumu nedir? Ben merak ediyorum, bir araştırmamız lazım. Zira, biz pamuk tohumlarını da İsrail’den almaya başladık. Görülüyor ki ileriki dönemde çiftçiler, devletin köklü kurumları yerine ticari amaçla hizmet veren özel tohum şirketlerine mahkûm edilecek; buradan anladığımız da bu oluyor.

İthal ettiğimiz ürünler sadece pamuk da değil, bakliyat da ithal ediyoruz. Yerli üretim yetmeyince Kanada’dan, Meksika’dan, ABD’den, Etiyopya’dan, daha birçok ülkeden nohut, mercimek, kuru fasulye ithal etmeyi sürdürdük. Buğday da ithale ediyoruz. Şöyle bir verilere baktım: 2003 yılında ithal buğdaya 277 milyon 624 bin dolar ödenmiş, 2014 yılında ise bu, 1 milyar 545 milyon 853 bin dolara yükselmiş.

Sayısı hızla artan ve düzgün işletilmeyen bir de jeotermal santral sorunumuz var Aydın’da. Kuruluşu için ÇED raporunun alınmasına bile gerek duymadığınız bu işletmelerin çevrelerine nasıl zarar verdiğini iyi araştırmanız gerekiyor. Bu işletmelerin denetiminin ne kadar önemli olduğunu anlamak için santrallerin çevresindeki tarım ürünlerini, su kaynaklarını ve insanları nasıl etkilediğine de iyi bakmanız gerekiyor. Ne yazık ki kontrolsüz bir planlamayla açılan ve denetimi iyi yapılmayan jeotermal santraller, ekolojik sistemimize zarar veriyor. Tarım alanlarımız çok değerli. Su kaynaklarımızı korumak zorundayız. Tabii ki bir zenginliği keşfetmiş olmak, jeotermalden elektrik elde ediyor olmak gayet güzel ama yeni keşfettiğimiz bir kaynağın tarıma bu kadar zarar vermesine sebep olmak da doğru değil.

Bütün bunlar konusunda hassasiyetinizi rica ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

1’inci madde üzerinde gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Konuya farklı bir yerden girmek istiyorum, o da şu: Gerçekten üç haftadır şu Meclis niye açık? Yani, ben bir grup yöneticisi olarak uzun süredir soruyorum ve Danışma Kurulunda da yaptığımız görüşmelerde bu sorunun cevabını arıyorum: Şu Meclis üç haftadır niye açık? Hangi yasama faaliyetini yerine getirmek üzere açık tutuyor iktidar bu Meclisi? Şimdi, tabii, 16 Nisanda bir referandumun yapılacağı ve bu referandumda bütün partilerin kendi duruşları, bakış açıları üzerinden bir kampanyayı başlattığı açık seçik orta yerde duruyor. Ama “Hani açıkken orada böyle raflarda bekleyen, sadra şifa olmayan, zülfüyâre dokunmayan uluslararası sözleşmeler var, bari bunlarla bir zaman geçirelim.” deniyor. Çünkü hakkı olmadığı, anayasal bir aykırılık teşkil ettiği hâlde Cumhurbaşkanı, valiler, kaymakamlar, mülkü amirler üzerinden bir kampanya yürütüyor. Başbakan, devletin bütün olanaklarını kullanarak bir kampanya yürütüyor. Aklınca, muhalefeti burada tutmak adına Meclis açık tutuluyor. Ne kadar önem verildiği zaten şu sıralardaki iktidar partisinin katılım düzeyiyle belli oluyor.

Şunu söyleyelim: Uluslararası sözleşmeler hazırlanırken özellikle bütün partilerle ortaklaşarak ülkenin uluslararası imajını, sosyal, kültürel, siyasal, ticari gücünü artırabilecek içerikte hazırlanması durumunda, bütün herkesin toplumu rahatlatabilecek kısa, orta, uzun vadeli bu sözleşmelere katkı sunabileceğini belirtelim. Ama bundan daha öte, bu ülkenin cumhuriyet tarihi boyunca belki de uluslararası ilişkilerde, uluslararası toplum nezdindeki en büyük imaj kaybı, en büyük imaj dejenerasyonunu yaşadığını ifade edelim.

Şimdi, sizin uluslararası ilişkilerde, diplomatik ilişkilerde doğru ya da yanlış bir tavrınız, bir tutumunuz, bir bakış açınız olur ancak uluslararası ilişkilerde bir siyasi iktidarın kendi devleti adına bir tavır takınırken takındığı tavrın yanlışlığı ve doğruluğu kadar, en az onlar kadar önemli olan bir husus vardır; o da izlediği dış politikanın ilkeli, tutarlı ve istikrarlı olmasıdır. Yani mevcut siyasi iktidarda olmayan bir şeyden söz ediyorum. Takındığınız tavır yanlış olabilir, uluslararası ilişkilerde gerçekten belli bir bakış açınız, belli bir siyasi tahayyülünüz olabilir, belli bir uluslararası doktrin üzerinden bakabilirsiniz, buna saygı duyarız; bu yanlış da olabilir ama ilkeli olmalıdır. İlkelilik, tutarlılık, istikrarlı olma hâli, doğruluğun ve yanlışlığın dışında en az onlar kadar önemli olan bir husustur. Ama şunu söyleyelim: Bunu neye binaen söylüyorum? Günübirlik, bakın, haftadan haftaya, günden güne, bazen saatten saate aynı siyasi iktidarın mensuplarının birbirini tekzip ettiği açıklamalarının değiştiğini görebiliyoruz.

Şimdi soruyorum: Son bir ayda Cumhurbaşkanı, Başbakan, Millî Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı kaç defa Bab operasyonunu bitirdi, kaç defa? Zamanlama anlamında kaç kere birbirlerini tekzip ettiler? Menbic, Rakka, Avrupa Birliği ilişkileri konusunda her biri bir telden çalıyor. Ama tutarlı, ilkesel bir dış politikanın olması durumunda -iktidarın kendi içerisindeki tutarlılığını bir yana bırakalım- devlet refleksinde bile bir tutarlılık olabilir.

Şimdi, buradan hareketle, bakın: Katar’a gidilir, Körfez ülkelerine, orada İran ve Rusya günahkâr ilan edilir ama oradan gelinir, Moskova’ya gidilir, Moskova-Şam-Tahran hattı kutsanır, “Aslında çok da bakmayın bu IŞİD’in arkasındaki Körfez ülkelerinin hâline.” denir. Üçer gün arayla, bir devleti yönetenlerin kendisini uluslararası toplumda saygınlıktan ne kadar uzak bir pozisyona düşürdüğünü çok net tecrübe ediyoruz biz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın: En son, hiç kimsenin, özgürlük isteyen, düşünce ve ifade özgürlüğü isteyen, siyaset ve propaganda özgürlüğü isteyen hiç kimsenin kabul etmeyeceği, Almanya’da bir partinin adına yapılmak istenen referandum etkinliklerine karşı yasak geliştirilmesi, az biraz demokrasiden, özgürlüklerden nasibini almış hiç kimsenin kabul edeceği bir şey değil ama öyle bir şey ki sizin, bu haksızlıklara, bu özgürlük kısıtlamalarına karşı efektif bir dille karşı duruş sergileyebilmeniz için içinizin temiz olması lazım, içinizden kastım da kendi ülkenizin içinde bir tutarlılığınızın olması lazım. Şimdi, bir yandan bir siyasi partinin temsilcileri -bakan da olsa fark etmez çünkü partisi adına gidiyordur, hükûmet adına referandum çalışması falan yürütülemez- bir partinin mensupları orada sadece konuşturulmuyorken -aslında konuşturulmuyorken de değil, konuşması önünde engeller çıkarılıyorken- bu Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin eş genel başkanlarının içerisinde olduğu 13 milletvekilinin tutuklu olma hâlini, bırakın bir referandum çalışması yürütmesini, siyaset yapma hakkını elinden almanızı, konuşma yapma özgürlüğünü elinden almanızı, “havuz medyası” olarak nitelendirmeye başladığımız ana akım medyayı iktidara açık tutup diğer partilere kapatıyor olmanızı kimseye ifade edemez, inandıramazsınız. Onun için, bütün Avrupa toplumu gülüyor işte bu ülkeye, ciddiye almıyor. Ciddiye alınmamasının nedeni… “Önce, demokrasinin asgari müştereklerini, on beş yıldır iktidar olan bir yapı olarak git kendi ülkende uygula da öyle gel bana bunları anlat.” derler. Siyaset yapma özgürlüğü bırakmadınız, onu da geçtim, insanların yaşam hakkı, en temel anayasal hak olan, en temel insani hak olan yaşam hakkı yok; yarına güvenle bakabilme hakkı kalmamış, alabildiğine kaygılı bir ülke gerçekliğine dönüşmüş.

Bakın, Almanya’yla olan bu çelişkiye dair, geçen hafta -Sayın Başbakan Yardımcısı da buradayken söyleyeyim- Metropol araştırma şirketinin yapmış olduğu bir ankette, sorduğu sorunun verisini paylaşayım; önceki gün yayımladılar Sayın Bakan, önceki gün. Metropol soruyor: “Bu ülkede yaşamaktan memnun musunuz? Bu ülke dışında başka bir ülkede yaşamayı düşünüyor musunuz?” Bu sorunun yöneltildiği yurttaşlarımızın yüzde 29’u, neredeyse üçte 1’i “Bu ülkede yaşamak istemiyorum.” diyor. Bakın, bunu ben söylemiyorum, yorum da katmıyorum; bir anket sonucu. Daha hazin olan bir şey söyleyeyim; üzerine, özellikle bu ülkede yaşamak istemeyenlere dönük soru soruluyor, ikinci bir soru: "Hangi ülkede yaşamak istiyorsunuz?” Birinci sırada “Almanya.” Şimdi, hani, demokrasisini, insan haklarını, hak ve hürriyetlerin kullanım biçimini çokça tartıştığımız bir ülkeden söz ediyorum; İkinci Dünya Savaşı’nın o mezalim uygulamalarının hafızalarımıza işlendiği, Nazizmle suçladığımız bir ülkeden söz ediyorum. Bu ülkenin her 3 yurttaşından 1’i o ülkede yaşamak istiyor, kendi ülkesinde yaşamak istemiyor.

Şimdi, on beş yıldır bu ülkeyi yöneten bir iktidarın, kendi yurttaşlarının bu ülkeye dair aidiyet ve sahiplenme duygusunun zayıflamış olmasında hiç payı yok mu acaba ya? Çok merak ediyorum. Yani, muhalefet partileri böyle bir toplumsal algının şekillenmesinde pay sahibi de, yanlış muhalefet ettikleri için ülkenin bu mecraya doğru, yurttaşlarımızın bu duyguya doğru kaymasına sebep oldu da on beş yıldır bu ülkeyi yönetenlerin hiçbir suçu yok mu? Biraz tutarlılık ister siyaset.

Ben kırk gündür, Anayasa paketinin şu Parlamentodan geçtiği günden bu güne kadar söylüyorum, tekrar söylüyorum: Herkes kendi paketinin ve savunduklarının pozitif meşruiyet üzerinden savunucusu olmalı. Bugüne kadar siyasi iktidar, 18 maddenin hiçbirini toplumumuzla paylaşma ve onu bir propaganda aracı hâline getirebilme anını bu ülkeye yaşatamadı çünkü savunacak bir şey yok. Sosyal, siyasal, kültürel, hukuki, ticari, ekonomik olarak bu paket içerisinde 80 milyon insana sadra şifa verebilecek hiçbir şey yok. Olmayınca ne yapılıyor? İşte, siyaset felsefesinde de betimlendiği üzere, negatif meşruiyet üzerinden bir dil tutturuluyor. “Bunlar ‘hayır’ dediği için ben evet diyorum.” Ya, “hayır” diyenler bu paketi getirip bu ülkenin gündemine oturtmadı ki, bu paketin sahibi biz değiliz ki. Biz, hazırlayacağımız paketin her maddesinin bu ülkeye sağlayabileceği faydaları sonuna kadar savunuruz. Lütfen, kendi paketinizle hemhâl olunuz; lütfen, kendi paketinizin bu ülkeye ne getirip ne götüreceği üzerinden bir siyaset dili kurgulayanız. Bu, daha ilkeli, daha tutarlı olan bir dil olacaktır diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Gruplar adına üçüncü söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 182 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasındaki Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, epey bir zamandan beri uluslararası anlaşmalar görüşülüyor ve Cumhuriyet Halk Partisi de bu anlaşmaların -200’e yakını bekliyor- bir an evvel yasalaşması için elinden geleni yapıyor. Hayırlı uğurlu olsun.

Ben bu vesileyle birkaç konuya değinmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Konulardan bir tanesi -elimde bir dosya var- genç bir doktorla ilgili, Asiye Meltem İlancıoğlu. Bu kadın, kulak burun boğaz mütehassısı, genç bir uzman doktor, Aksaray Devlet Hastanesinde doktorluk yapıyor. Geçtiğimiz ay, 20 Şubat civarında hastaneden polisler geliyor, alıyor, Emniyete götürüyorlar, “Sen byLock’çusun.” diye bir süre tutuluyor, sorgulamalar yapılıyor, bu arada, sorgulamalardan sonra mahkemeye çıkıyor. Sorgulamalar esnasında çok enteresan bir şey oluyor. Telefonunu inceliyorlar, “Ne var? Gerçekten byLock kullanmış mı, kullanmamış mı, örgütle ilgili bilgisi var mı, yok mu?” diye araştırma yapılıyor; rapor elimde, byLock programı olduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmıyor ama Emniyetin yazdığı raporda enteresan şeyler var, bunu paylaşmak istiyorum değerli arkadaşlarım. Diyor ki: “Bu telefonla internetten FETÖ yanlısı internet sitelerine gidip haberler okunmuş, FETÖ haberleri okunmuş, bu arkadaş sosyal medyadan da Fuat Avni’yi izlemiş.”

Değerli arkadaşlar, Sayın Bostancı; siz de izlemişsinizdir Fuat Avni’yi çünkü çok heyecanlı şeyler yazıyordu; sanıyorum, o zaman Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan takip etmeyen kimse yoktur. Sayın Bostancı, değerli arkadaşlarım; bu arkadaşımız tutuklanmadı, denetimli bir şekilde serbest bırakıldı ama kanun hükmünde kararnameyle bu genç uzman arkadaşımız memuriyetten uzaklaştırıldı. Bu bir örnek; onlarca, yüzlerce, binlerce böyle örnek var.

Değerli arkadaşlarım, şimdi siz diyorsunuz ki: “Ya, kuruyla yaş da yanar, olur böyle şeyler.” Olmaz. Yani bir tek insanı düşünün… Yani evet, 15 Temmuzda çok ciddi, kanlı bir darbe teşebbüsü yaşadı Türkiye. Darbeyi yapanlar belli, bombalayanlar belli. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi, “hayır”cılar bombalamadı Meclisi. Bombalayanları biliyoruz, bunları da siz büyüttünüz, getirdiniz buraya. Bunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kesinlikle.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bu suça karışanları, bu suça yardım ve yataklık yapanları yakalayın, tutuklayın, yargılayın, mahkûm edin; bu konuyla ilgili hiç kimse bir şey söylemiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çoğunlukları düşüyor.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama bu insanlar -bunlar size de geliyor, sadece bana gelmiyor ki size de geliyor- bu kadar mağdur insanlarla ilgili bu kadar rahat olabilir mi insan değerli arkadaşlarım? “Efendim, kuruyla yaş da yanar, bazı yanlışlıklar yapılmış.” Yahu, karpuz mu gidiyor yani arabada salatalıklar mı var? Bunlar insan; bunlar sizin gibi, bizim gibi hisseden, üzülen, çocukları olan, anneleri olan, babaları olan -bu doktor hanım 30 yaşında- bir geleceği olan insanlar ya. Bu insanlara nasıl böyle davranabiliyorsunuz? Yani bu ekip, bu Sayın Bakan, nasıl bu noktaya geldiniz, nasıl bu vicdanlarınızı söküp attınız ben anlayamıyorum. Niçin bir an evvel bu insanları mahkemelere çıkarmıyorsunuz, niçin bu insanlara savunma hakkı vermiyorsunuz değerli arkadaşlarım? Nasıl bir vicdan kararması sizinki, böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Yani yargısız infaz yani insafsızlık, vicdansızlık, adaletsizlik ve günah, günah değerli arkadaşlarım. Nasıl böyle bir şeyi yapıyorsunuz? Yani gerçekten Allah korkusu diye bir şey yok mu? “Bize ulaşmamışsa ne olursa olsun.” nasıl diyebiliyorsunuz değerli arkadaşlarım? Ben şundan eminim, gördüm defalarca: Birçok bürokrat, belki siyasetçi, belki bakan bilemiyorum, kendisine bulaşmaması için insanları yakıyor çünkü kendisi geçmişte bu insanlarla düşüp kalkmış, ilişkileri olmuş; bunu herkes biliyor. Niçin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında bir işlem yapmıyorsunuz? Gazetelerde çarşaf çarşaf yazanlar da sizin adamlarınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli de aynı.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Niçin “300-500 milyon lira aktarıldı, bunlar şurada kullanılıyor.” diyor, bu iddiaların hiçbir anlamı yok mu? Bu genç doktoru gece yarısı hastaneden alıp karakola götüren Adalet ve Kalkınma Partililer bunlardan hiçbir şekilde sorumluluğunuz yok mu?

Bunu yapan İçişleri Bakanıyla ilgili de birkaç söz söyleyeceğim, Sayın Bakanla ilgili birkaç söz söyleyeceğim. Sayın Bakanın kendisini burada geçtiğimiz haftalarda eleştirdik; ben eleştirmedim, bir arkadaşım eleştirdi. Sosyal medyada o günlerde Mardin’le, Nusaybin’le ilgili çok sayıda spekülasyon vardı, haber vardı, iddia vardı; ben de dedim ki: Sayın Bakanım, bu konuyla ilgili en çok devlet ve devletin terörle mücadelesi zafiyete uğruyor; sizin Hükûmet olarak orada ne olup bittiğini açıklamanız gerekiyor, bir açıklama yapın. Trabzon’a gidiyor ve “evet” kampanyasını açmış olduğu bir toplantıda bağırarak, kabadayıca bir şekilde, mafyavari bir şekilde bizi tehdit ediyor; bizi tehdit ediyor ve ne diyor biliyor musunuz sayın arkadaşlar? “Kandil’e sorun, Kandil’e.” diyor. Kandil kim, Kandil sizin için meşru mu, İçişleri Bakanının ortağı mı? Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım değerli arkadaşlarım, Türk milletinin temsilcisi olarak burada siyaset yapıyorum. Bir konuyla ilgili, hak ihlalleri iddiasıyla ilgili sorularımı Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanına sormayacağım da Kandil’e mi soracağım değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Bu insan bu cesareti nereden alıyor, bu Sayın Bakan, Sayın Soylu bu cesareti nereden alıyor? Beni hedef gösterdi; Trabzon’a gitti ve terör destekçisi olarak ilan etti beni ve bir milletvekili arkadaşımızı, hedef gösterdi. “Eğer yüreğin varsa Rize’ye gel.” dedi bana, “Yüreğin varsa Rize’de siyaset yap.” dedi. İnsan utanır, sıkılır, sıkılır arkadaşlar. Siyasi ahlaksızlığın çok çok ötesinde bir şey bu.

Bu Sayın Bakan nasıl bir Bakan? İçişleri Bakanı. Kimdir İçişleri Bakanı? Bütün yurttaşların can güvenliğiyle, güvenliğiyle sorumlu bir Bakandır, elbette milletvekilinin de can güvenliğiyle sorumludur. Utanmadan sıkılmadan, 1 tane “evet”i 2 yapmak için beni hedef gösteriyor; gösteremez, buna gücü yetmez, kalibresi de yetmez. Ama bu yapılan şey doğru mu değerli arkadaşlarım? Bizim insan hakları savunuculuğumuzu sorguluyor. Sayın Bakana söyleyin, selam söyleyin, belki de iletirsiniz: Biz insan hakları savunuculuğunu yaparken, bunun için bedel öderken bütün Türkiye’de, ne yaptığımızı, ne yapmadığımızı bu millet biliyor, Adalet ve Kalkınma Partisi içindeki arkadaşlar da biliyor. Sayın Bakan gelsin, Adalet ve Kalkınma Partisi içindeki arkadaşlara sorsun; benim insan hakları savunucusu olarak geçmişte neler yaptığımı Sayın Bostancı’ya sorsun, Sayın Numan Kurtulmuş’a sorsun. Ama ben sizinle bir sır paylaşayım: Bu Sayın Bakanın bir partinin İstanbul İl Başkanıyken neler yaptığını da -şimdi size buradan ifade ediyorum- İstanbul’daki taksi şoförlerinden sorun. Bir gün gelir kim ne yaptı burada ortaya çıkar, herkesin yüzüne vururlar.

Değerli arkadaşlarım, devlet yönetiyorsunuz devlet; bu kadar olmaz, bu kadar insafsızlık olmaz. Evet, bir anayasa değişiklik teklifi getirdiniz; bu, bize göre bir başkanlık sistemi değil. Kaldı ki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak parlamenter demokratik sistemden yanayız ama demokratik başkanlık sistemleri de var dünyada, örnekleri var; bunu getirseydiniz başka bir şekilde tartışırdık, teknik bir tartışma yapardık. “Türkiye’ye parlamenter demokratik sistem mi uygun yoksa demokratik bir başkanlık sistemi mi uygun?” diye tartışırdık. Ama sizin getirmiş olduğunuz başkanlık sistemi filan değil ki. Netice itibarıyla 18 madde ortada; bunları millete konuşacağız, söyleyeceğiz. Nedir bu telaşınız arkadaşlar, nedir? Saadet Partisi de “hayır” diyor, bugün Büyük Birlik Partisi de “hayır” diyeceğini ilan etti, CHP “hayır” diyor, FETÖ de “hayır” diyor, PKK da “hayır” diyor. Ne ilgisi var değerli arkadaşlarım onlarla?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – APO “evet” diyor, “evet.”

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Hizbullah da “evet” diyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – PKK “evet” diyor, fetö de “evet” diyor, okusunlar Zaman gazetesini.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Nasıl bir mantık, nasıl bir gaddarlık, nasıl bir insafsızlık değerli arkadaşlarım? Nasıl siyaset yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım ya?

Peki, 17 Nisanda “evet” ya da “hayır” çıktı, bu ülkede biz olmayacak mıyız değerli arkadaşlarım? Sinop’taki o arkadaşınız gibi bizi hendeklere götürüp kurşunlayacak mısınız değerli arkadaşlarım “hayır” diyenleri eğer “evet” çıkarsa? Olmayacak böyle bir şey, hepimiz bu ülkede yaşayacağız. O zaman 17 Nisanda hepimizin bu ülkede yaşayacağını dikkate alarak insaflı olun arkadaşlar. Bu yaptığınız doğru değil, sizi uyarıyoruz değerli arkadaşlarım, uyarıyoruz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İsim babası FETÖ cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin, isim babası. 1997 Zaman gazetesini okusunlar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi şahısları adına…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Bekaroğlu, yapmış olduğu konuşmada “gaddarlık, insafsızlık, Allah korkusu olmaması, vicdansızlık” gibi…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Aynen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …birtakım yargılarla sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

İki dakika süre veriyorum, lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan cevap versin. İçişleri Bakanıyla ilgiliydi, Hükûmet orada oturuyor.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Bekaroğlu’nun bahsettiği birçok konu var, iki dakika bunlara yetmez ama girişte bir doktor hanımefendiden bahsetti, olayı anlattı “Böyle onlarca, yüzlerce, binlerce örnek var.” dedi. Buna herhâlde “mübalağa sanatı” demek gerekir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gerçekleri anlattı, niye mübalağa ya?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır, hayır, bu her gün…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Devlet, son derece tehlikeli, uzun yıllar kendisine meşruiyeti bir kılıf olarak göstermiş, çeşitli kurumlara sızmış ve nihai olarak 15 Temmuz darbesine teşebbüs etmiş olan bir öğütle mücadele ediyor.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “Etmeyin.” demiyoruz, edin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu örgüt toplumun farklı kesimlerine nüfuz etmiş, Emniyetine nüfuz etmiş, MİT’ine nüfuz etmiş, hukukuna nüfuz etmiş, çok çeşitli kesimlere nüfuz etmiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – AKP’ye etmemiş(!)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bir tek size nüfuz etmedi Sayın Bostancı(!)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu mücadele kolay bir mücadele değil, bu tür gizli örgütlerle, karanlık yöntemlerle bağ kurmuş, hücre tipi -neredeyse- örgütlenmiş bir yapıyla mücadele kolay değil. Devlet, bu mücadeleyi layıkıyla sürdürmek için kuruyu yaştan ayırt etme konusunda dirayet ve ciddiyetle bir mücadele sergiliyor. Yine de hatalar olabilir. Bu hatalara ilişkin de denetim yollarını açık tutmak için mekanizmalar kuruyor.

Sayın Bekaroğlu, bu arkadaşınız da oraya müracaat edebilir ve eğer hakikaten…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Nerede, iki ay oldu, nerede komisyon?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …dediği gibi bir problem varsa bunlar düzeltilir.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İki ay oldu, hani komisyon?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bütün mal varlığına el koydunuz be AKP’ye muhalefet etmesin diye.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Burada birtakım örnekleri -biz mahkeme değiliz- dile getirip devletin bu terör örgütüne karşı vermiş olduğu ve eminim sizin de olumlu bulduğunuz, meşru bulduğunuz bu mücadeleyi yaralamamanız gerekir.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, terörle mücadeleyi yaralamakla suçladı. Sataşmadır, söz istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Peki Sayın Bekaroğlu.

Buyurun.

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmamın başında, terörle mücadeleyle ilgili yapılanlar konusunda hiçbir itirazımızın olmadığını, hatırlarsınız, Sayın Genel Başkanımız defalarca, sözcülerimiz bu kürsüye çıkarak defalarca, bu örgütle yapılacak mücadele için ne gerekiyorsa Cumhuriyet Halk Partisinin bu desteği vermeye hazır olduğunu defalarca ifada ettik ve bu yapılan mücadeleye de hiçbir şey söylemiyoruz. Bu darbeyi kimler yaptı; bunları bulun, tutuklayın, getirin, hiçbir şey söylemiyoruz. Evet, yüzlerce, binlerce mağdur var Sayın Bostancı. En azından mağduriyet iddiaları var. Bilmiyoruz. Bunların ortaya çıkabilmesi için ben bir yöntem öneriyorum. Bu insanları niçin mahkemeye çıkarmıyorsunuz? Çıkarmıyorlar. Diyeceksiniz ki: Adliye çıkarmıyor, mahkeme çıkarmıyor. Bilmiyorum. Niye bu insanlar mahkemeye çıkmıyor? Niye bu insanlar kendilerini savunmuyor? Hani dediniz ki: “Mağduriyetleri ayıklamak için, ortaya çıkarmak için bir komisyon kuruyoruz.” Bunun için KHK’yla bir karar alındı. Nerede bu komisyon? Uçtu gitti bu komisyon. Bakın, ne kadar oldu? İki aya yakın zaman oldu, bu komisyon niye kurulmuyor Sayın Bostancı?

Bakın, biz hiçbir şekilde terörle mücadeleyi yaralayacak hiçbir şey yapmıyoruz. Şunu yapıyoruz, bunu takdir edin arkadaşlar. Bunu biz yapmazsak Türkiye demokratik bir ülke olmaktan çıkar. Biz muhalefet partisiyiz ve size diyoruz ki: Terörle mücadele konusunda size desteğimiz sonsuzdur. Ama bu mücadelenin hukuk içinde olması gerekiyor arkadaşlar. Dediğimiz andan itibaren bizi teröre yazıyorsunuz. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya? Böyle bir şey var mı? Hayır, böyle değil. Dünya kadar mağduriyet var ve bu, insafsızlıktır, gerçekten günahtır, vebaldir. Bunu ifade ediyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bakana da iftira atıyorsun.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Hükümetlerarası Tahıl Grubu 31 inci Oturumu ve Hükümetlerarası Pirinç Grubu 42 nci Oturumu Ortak Toplantısına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/524) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 182) (Devam)

BAŞKAN - Şahısları adına ilk söz, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’ya aittir.

Sayın Atıcı, buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Rize’de alırım seni Osman.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gel gel, Rize’ye gel. Niye gelmedin? Gelseydin Rize’ye. Niye gelmedin? Seni gömerler sandığa Rize’de. Sen akıllı ol, hadi.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Haddini bilerek konuş!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen de haddini bil! Hadi, dikkat et. Gelseydin Rize’ye. Bakan yokken burada konuşuyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Atıcı’yı kürsüye davet ettim, lütfen…

Buyurun Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Olağanüstü hâl uygulaması sürecinde referandum yapılmasını doğru bulmayan, bu uygulamanın siyasi ahlakla bağdaşmadığına inanan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben de konuştuğumuz bu kanun tasarısı üzerine olumlu oy vereceğimi ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle geçen hafta Almanya’da yaptığım bazı ziyaretlerden elde ettiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta Almanya’da, birçok kentte, çeşitli incelemelerde ve araştırmalarda bulunarak halkımızla bir araya geldim. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız, sayın bakanlarımızın Almanya’da konuşturulmamasıyla ilgili gerçekten öfkeliler ve bunu doğru bulmuyorlar ancak şöyle diyorlar, diyorlar ki: “Bize neden ‘evet’ dememiz gerektiğini Türkiye’den aktarabilirler. Evet, burada konuşsalar iyi olurdu ancak mademki böyle bir sıkıntı yaşıyoruz, derhâl bize, Türkiye’den, neden ‘evet’ dememiz gerektiğini söylesinler.” Benim aracılığımla sizlere bazı sorular sordular, diyorlar ki: “Eğer ‘evet’ dersek mademki terör bitecek, ‘evet’ dersek mademki ekonomi düzelecek, mademki işsizlik bitecek, bunu da Sayın Cumhurbaşkanı, sayın bakanlar, sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan, yani devlet büyükleri söylüyor, diyelim ki biz de inandık ve ‘evet’ oyu verdik.”

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ne güzel yalan söylüyorlar!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Önemli soru şu: “Biz, yani millî irade ‘evet’ desek bile bu uygulama neden iki buçuk yıl sonra devreye girecek? Örneğin, ben hastayım, doktora gittim, doktor bana kalp krizi teşhisi koydu, ilacımı verdi, tam ilacımı içeceğim, eczacı diyor ki: ‘Bir dakika, iki buçuk sene sonra içeceksin.’ Neden? ‘E, doktor öyle söyledi.’ Kardeşim, ben ölüyorum; terörden ölüyorum, ekonomiden ölüyorum. Mademki benim reçetem, mademki benim ilacım ‘evet’tir, ben de millî irade olarak ‘evet’ dedim, neden iki buçuk yıl sonra yürürlüğe giriyor, bunu bize açıklasınlar.” diyor.

Sonra diyorlar ki: “Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını her daim savunduk. Şimdi Cumhurbaşkanı bir partinin de genel başkanı olacak ya da olabilecek, bunu bize bir açıklasınlar, nasıl tarafsız olacak?

Bize şunu da açıklasınlar: Bütçeyi, yani 80 milyondan toplanan vergileri bir tek kişi nasıl bütçelendirecek? Meclis bunu kabul etmese bile zamlı bir şekilde bütçeyi nasıl kullanacak, anlamadık.” diyorlar. “Bize bir zahmet bunu anlatsınlar. Hele hele şu denetlemeyi de bir anlatsınlar. Biz ‘evet’ dedik, Cumhurbaşkanını seçtik, millî irade Cumhurbaşkanını seçti, devleti teslim etti. Ya, beşerdir şaşar; ola ki yanıltılır, ola ki birileri kandırmaya çalışır. Şu denetleme mekanizması nasıl işleyecek? Örneğin, Adalet ve Kalkınma Partisi en güçlü olduğu dönemde Milliyetçi Hareket Partisiyle de el ele vererek bu referandum öncesinde Mecliste yapılan oylamada 339 kişiyi bulabildi; biz, yarın nasıl 400 milletvekilini bulup da bir denetleme yapacağız bunu da bize bir anlatsınlar.” diyorlar.

ALİM TUNÇ (Uşak) – O zaman 600 milletvekili oluyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yine Almanya’da diyorlar ki: “Ya, biz anlamadık, Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan 15 kişi olacak ve bu 15 kişinin 12 kişisini bir partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanı belirleyecek. Ya, bunu bize birisi izah etsin. Hele hele her ile, ilçeye gönderilecek olan ağır ceza reisleri, savcıları belirleyen Hâkimler Savcılar Kurulunun 13 üyesinin 6’sını bir partinin genel başkanı nasıl belirler bize bunu bir anlatsınlar.” Yine diyorlar ki: “Ya, ‘millî irade, millî irade’ diyorsunuz, ben 600 milletvekili seçeceğim millî irademi göstereceğim, aynı zamanda yine millî irademi gösterip 1 kişi seçeceğim. Ee, bu 1 kişi kalkacak 600 kişiyle beraber kendisini feshedecek. Kardeşim, seni ben seçtim, seni ancak ben feshederim. Bunu bana bir anlat; 1 kişi nasıl 601 kişiyi feshedecek? Bunu da biz anlamadık, bize bunu da bir anlatsınlar.

Hele şu 18 yaş milletvekilliği var ya, çok sevindik belki Türkiye’deki dâhi 18 yaşındaki gençler gelir bir şey yapar diye, ama şu askerliği niye kaldırıyorsunuz bize bunu bir anlatın. Bizim burada bedelli askerlik yapmak için canımız çıkıyor ama biz bu gençlerin neden askerlikten muaf olduğunu bir türlü anlayamadık.” diyorlar.

Bunları anlatırsanız sevineceğiz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.12

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Bir önceki oturumda 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bugünkü birleşimde görüşülecek diğer uluslararası anlaşmaların açık oylamalarının tamamının da ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.37

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 78’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

182 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı tekrarlayacağım.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 182 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı             : 197

 Kabul                                : 197(x)

          Kâtip Üye                                                 Kâtip Üye

                   Özcan Purçu                                           Mustafa Açıkgöz

                       İzmir                                                     Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

Şimdi, 2’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Makedonya Cumhuriyetinin Kazakistan Cumhuriyetindeki Temsilinin Türkiye Cumhuriyeti Astana Büyükelçiliği İmkânlarından Yararlanılarak Gerçekleştirilmesine İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Makedonya Cumhuriyetinin Kazakistan Cumhuriyetindeki Temsilinin Türkiye Cumhuriyeti Astana Büyükelçiliği İmkânlarından Yararlanılarak Gerçekleştirilmesine İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/519) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 146) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 146 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MAKEDONYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA MAKEDONYA CUMHURİYETİNİN KAZAKİSTAN CUMHURİYETİNDEKİ TEMSİ- LİNİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ ASTANA BÜYÜKELÇİLİĞİ İMKÂNLARINDAN YARARLANILARAK GERÇEKLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN MUTABAKAT MUHTIRASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 20 Ekim 2014 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Makedonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Makedonya Cumhuriyeti’nin Kazakistan Cumhuriyeti’ndeki Temsilinin Türkiye Cumhuriyeti Astana Büyükelçiliği İmkânlarından Yararlanılarak Gerçekleştirilmesine İlişkin Mutabakat Muhtırası”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümünün oylamasında elektronik oylarınıza müracaat edeceğiz.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 146 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                 : 198

 Kabul                                   : 197

 Çekimser                              : 1(x)

               Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                     Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                               Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

Şimdi, 3’üncü sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/393) ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 171) (xx)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 171 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TANZANYA BİRLEŞİK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TARIM ALANINDA TEKNİK, BİLİMSEL, EKONOMİK VE TİCARİ İŞBİRLİĞİ KONULU MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 23 Şubat 2009 tarihinde Darüsselam’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarım Alanında Teknik, Bilimsel, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece tümünü oyluyoruz ve oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 171 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı             : 204

 Kabul                                : 203

 Çekimser                           : 1(x)

               Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                     Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                               Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/402) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/402) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 178) (XX)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 178 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE LÜBNAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ

ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE

DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN

TASARISI

 

MADDE 1- (1) 11 Ocak 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Lübnan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tümünü oylamasına geçiyoruz.

Bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 178 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı                 : 204

 Kabul                                   : 204(x)

               Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                     Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                               Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/466) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/466) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 161) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 161 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE KUVEYT DEVLETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İKİLİ HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 29 Nisan 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında İkili Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 161 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı            : 208

 Kabul                              : 208(x)

     Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

   Özcan Purçu                           Mustafa Açıkgöz

        İzmir                                     Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

6’ncı sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşgücünün Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/521) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşgücünün Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/521) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 175) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 175 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ENDONEZYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İŞGÜCÜNÜN GELİŞTİRİLMESİ HAKKINDA MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 29 Haziran 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İşgücünün Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 175 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı          : 209

 Kabul                             : 208

 Çekimser                        : 1(x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 24 Mart 2008 Tarihinde İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/498) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 180) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 180 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA 24 MART 2008 TARİHİNDE İMZALANAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 22 Ağustos 2014 tarihinde Lefkoşa’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 24 Mart 2008 Tarihinde İmzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 180 sıra sayılı Kanun Tasarısının açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          : 209

Kabul                              : 209 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan 2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

8.- 2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/474) ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 197) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 197 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

2009 GEMİLERİN EMNİYETLİ VE ÇEVREYE DUYARLI GERİ DÖNÜŞÜMÜ HAKKINDA HONG KONG ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİNİN

ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 26 Ağustos 2010 tarihinde Londra’da imzalanan “2009 Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesi”nin çekince ile onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 197 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı              : 215

 Kabul                                : 215 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

9’uncu sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/548) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 204) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 204 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MALİ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI İLE MALİ CUMHURİYETİ DIŞİŞLERİ VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ BAKANLIĞI ARASINDA İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜNÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 6 Nisan 2013 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolü”nün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 204 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          : 215

 Kabul                             : 215 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

10’uncu sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/556) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 212) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon ;Raporu 212 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FİLDİŞİ SAHİLİ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ASKERÎ ALANDA EĞİTİM, TEKNİK VE BİLİMSEL İŞ BİRLİĞİ ÇERÇEVE ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 26 Mart 2015 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fildişi Sahili Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askerî Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 212 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         : 217

Kabul                            : 215

Çekimser                       : 2 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

11’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyetine Şanhay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıranın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.

11.- Türkiye Cumhuriyetine Şanhay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıranın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/588) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 218) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 218 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİNE ŞANHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜNÜN DİYALOG ORTAĞI STATÜSÜ TANINMASINA İLİŞKİN MUHTIRANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 26 Nisan 2013 tarihinde Almatı’da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti'ne Şanhay İşbirliği Örgütünün Diyalog Ortağı Statüsü Tanınmasına İlişkin Muhtıra"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Tümümün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 218 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         : 218

Kabul                            : 216

Çekimser                       : 2 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

12’nci sırada yer alan Uzak Pazarlardan Turist Çekilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.

12.-  Uzak Pazarlardan Turist Çekilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/420) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 219) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 219 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

UZAK PAZARLARDAN TURİST ÇEKİLMESİ HUSUSUNDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE TUNUS CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 8 Mart 2012 tarihinde Tunus’ta imzalanan “Uzak Pazarlardan Turist Çekilmesi Hususunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – 219 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı               : 217

Kabul                                   : 215

Çekimser                              : 2 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

13’üncü sırada yer alan Dünya Turizm Örgütü Statüsünün 38 inci Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.

13.- Dünya Turizm Örgütü Statüsünün 38 inci Maddesinin Değiştirilmesine İlişkin Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/530) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 220) (xx)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 220 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

 

DÜNYA TURİZM ÖRGÜTÜ STATÜSÜNÜN 38 İNCİ MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KARARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 23-29 Kasım 2007 tarihlerinde Kolombiya’da yapılan Dünya Turizm Örgütünün 17 nci Genel Kurul Toplantısında alınan Dünya Turizm Örgütü Statüsünün 38 inci maddesinin değiştirilmesine ilişkin Kararın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 220 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          : 217

 Kabul                             : 214

 Çekimser                        : 3 (x)

           

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

14’üncü sırada yer alan Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

14.- Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokole Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/531) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 221) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 221 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

EŞYALARIN KARAYOLUNDAN ULUSLARARASI NAKLİYATI İÇİN MUKAVELE SÖZLEŞMESİ ELEKTRONİK TAŞIMA BELGESİ İLE İLGİLİ EK PROTOKOLE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 27 Mayıs 2008 tarihli “Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi Elektronik Taşıma Belgesi ile İlgili Ek Protokol”e çekince ile katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 221 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         : 222

Kabul                            : 218

Çekimser                       : 4 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

15’inci sırada yer alan Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 9 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

15.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 9 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/536) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 222) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 222 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

EŞYANIN SINIRLARDAKİ KONTROLLERİNİN UYUMLAŞTIRILMASINA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞMENİN ULUSLARARASI DEMİRYOLU YÜK TAŞIMACILIĞINA İLİŞKİN SINIR GEÇİŞ İŞLEMLERİNİN KOLAYLAŞTIRILMASI BAŞLIKLI 9 NUMARALI EKİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin “Uluslararası Demiryolu Yük Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması” başlıklı 9 numaralı Ekinin onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 222 sıra sayılı Kanun Tasarısının açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı         : 219

Kabul                            : 215

Çekimser:                      : 4 (x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

16’ncı sırada yer alan Trans-Asya Demiryolu Ağı Hükümetlerarası Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

16.- Trans-Asya Demiryolu Ağı Hükümetlerarası Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/537) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 223) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 223 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TRANS-ASYA DEMİRYOLU AĞI HÜKÜMETLERARASI ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR

 KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 10 Kasım 2006 tarihinde Busan’da imzalanan “Trans-Asya Demiryolu Ağı Hükümetlerarası Anlaşması”nın çekince ile onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – 223 sıra sayılı Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:                 224

 Kabul:                                    223

 Ret:                                          1(x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

17’nci sırada yer alan Gemi Alacaklısı Haklarına ve Gemi İpoteklerine İlişkin Milletlerarası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

17.- Gemi Alacaklısı Haklarına ve Gemi İpoteklerine İlişkin Milletlerarası Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/476) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:226) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 226 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarına sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

GEMİ ALACAKLISI HAKLARINA VE GEMİ İPOTEKLERİNE İLİŞKİN MİLLETLERARASI SÖZLEŞMEYE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Cenevre’de imzalanan “Gemi Alacaklısı Haklarına ve Gemi İpoteklerine İlişkin Milletlerarası Sözleşme”ye katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 226 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı          : 211

Kabul                              : 208

Ret                                 : 2

Çekimser                         :1(x)      

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

18’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporunun görüşmelerine başlayacağız.

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı:116) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 116 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE YUNANİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA DENİZCİLİK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 4 Mart 2013 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünün oylaması için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – 116 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı        : 221

 Kabul                           : 220

 Ret                              : 1(x)

               Kâtip Üye                                        Kâtip Üye

             Özcan Purçu                                 Mustafa Açıkgöz

                  İzmir                                           Nevşehir”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

19’uncu sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

19.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/415) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 390)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

20’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/398) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 229)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Mart 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 20.33



(X) 182 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 146 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 171 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(XX) 178 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 175 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 180 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(x) 197 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 204 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 212 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx)  218 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 219 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 220 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) ) 221 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(x) 222 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) ) 223 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x)  Açık oylama kesin sonucunu gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 226 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 116 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.