TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                73’üncü Birleşim

                                                                                        22 Şubat 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Muğla ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, birlikte yaşama kültürüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına sorduğu soruların üstünkörü yanıtlarla geçiştirildiğine ve vatandaşı Hazineye yük gören AKP Hükûmetine referandumda “hayır” diyerek gereken yanıtın verileceğine inandığına ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, iktidar partisinin ülkeye verdiği en büyük zararın devlete olan güvenin kaybolması olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Erciyesspor’un durumuna ilişkin açıklaması

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Ahilik Fonu’yla ilgili düzenlemeye ilişkin açıklaması

6.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, PKK terör örgütü ve FET֒cülerin arzu ettikleri mesajı vermelerine fırsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar ilçesine bağlı Yavuztürk Mahallesi’nin imar sorunu ile Düzce ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, elektrik özelleştirmelerine ve Edirne TREDAŞ’ın özelleştirme süreciyle birlikte elektrik kesintilerinin artmasının vatandaşları olumsuz etkilediğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kültürün ilk basamağının ana dilini iyi konuşmak ve iyi yazmak olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Bahreyn Dostluk Grubu Başkanı olarak Cumhurbaşkanı, bakanlar ve iş adamlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri Bahreyn, Suudi Arabistan ile Katar ziyaretlerine ve 4 Mart 2017’de Erciyes Kayak Merkezinde Snowboard Dünya Kupasının gerçekleştirileceğine ilişkin açıklaması

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, toplumun bütün kesimlerinin muhalif, terörist, vatan haini kabul edilerek korkutulduğuna, sindirildiğine ve susturulmak istendiğine ilişkin açıklaması

12.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, yirmi dört yıldan bu yana devam eden Sivas katliamı davasında hâlâ sanıkların arandığına ve Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili sürece ilişkin açıklaması

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, atanamayan öğretmenlerin ciddi sorunlar yaşadıklarına ve öğretmen atamalarında mülakat sisteminin haksızlık ve liyakate dayalı olmayan bir sonuç yarattığına ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, memlekette dalga dalga büyüyen “hayır”a karşı, saldırı ve baskı haberlerinin arttığına ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Hükûmetin, Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin sosyal medyadaki paylaşımlarını nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, FET֒yle mücadeleden başarıyla çıkılmasının bir gereklilik olduğuna, FETÖ soruşturması kapsamında aylardır tutuklu bulunan Hava Harp Okulu öğrencilerinin tahliye edildiğine ve başta Kara Harp Okulu öğrencileri olmak üzere FET֒yle mücadelede mağduriyetlerin bir an önce giderilmesi gerektiğine, Vergi Haftası’na ilişkin açıklaması

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı 3 köyde on iki gündür devam eden sokağa çıkma yasağı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Vergi Haftası’na, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kurulan Meclis araştırması komisyonu raporunun Genel Kurulda görüşülmediğine ve FETÖ'nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmadığı müddetçe 15 Temmuz şehitlerinin kemiklerinin sızlayacağına ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hukuk mekanizmasının işlediğine ve şüphelilerin Türk yargısına hesap verdiklerine, Mardin'in Artuklu, Nusaybin ile Ömerli ilçelerinde terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, terör örgütüne yapılan operasyonlarla ilgili Hükûmetin Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakanın Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, şiddetin her türlüsünü reddeden, kınayan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

26.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 26 milletvekilinin, kamu kurum ve kuruluşlarındaki unvan ve görevde yükselme sınavlarında yapılan usulsüzlüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, daha önce açılan ve kullanılmakta olan tesislerin Hükûmetçe toplu açılış adı altında tekrar açılıp açılmadığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

3.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 29 milletvekilinin, artan hava kirliliğinin çevre ve halk sağlığı üzerinde yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/476)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve arkadaşları tarafından, Temmuz 2015 tarihinden beri hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, belediye eş başkanları ve diğer parti yöneticilerinin maruz kaldığı hukuksuzluğun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 15/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, turizmin canlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/289) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456)

2.- Türkiye Cumhuriyetinin Orta Amerika Entegrasyon Sistemine Bölge Dışı Gözlemci Olarak Katılımı Konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Amerika Entegrasyon Sistemi Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/640) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait arsa ve arazilere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11121)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/11174)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan kişi sayısı ile kadın, erkek ve engelli istihdam verilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in cevabı (7/11269)

 

22 Şubat 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılması hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’e aittir.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, öğretmen mülakatlarındaki adaletsizliklerin ortadan kaldırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, malumunuz, öğretmen atamalarıyla ilgili, istihdamla ilgili kadro sayısı açıklandı. Sayın Bakanımızın da açıkladığı gibi, 20.127 öğretmen alınacak. 20.127 öğretmenimiz bu konuda maalesef muzdarip; neden muzdaripler? “Evet, bizler müracaatlarımızı yapacağız. KPSS’yle ilgili gerekli gayreti gösterdik, gerekli emeği de ortaya koyduk. Alacağımız puanlar nispetinde kendimize de güveniyoruz…” Geçen gün gelen 2-3 öğretmen adayının tam anlatımlarını aslında sizlere anlatmak istiyorum. Gencecik, pırıl pırıl arkadaşlar bunlar, şunu söylediler: “Bizim KPSS puanımız yüksek Sayın Vekilim fakat şu dosyayı bir elinize alır mısınız.” Elimize aldığımız dosyada daha önce KPSS puanıyla mülakata girmiş olan öğretmenlerin isim, soy isimleri ama bir tarafta da mülakattan aldıkları puanlar vardı. Neydi bu puanlar? İnanın beni çok şaşırttı. KPSS’den 1’inci kişinin adı soyadı, yanında 65 puan KPSS puanı ancak mülakatta 100 almış; 60 puan KPSS puanı, mülakatta 90 almış. Şimdi burada orantı olarak bir sıkıntı var. Olabilir, belki KPSS puanı olarak düşük bir puan almış olabilir ama mülakatta bu kadar yüksek puan almak suretiyle dengenin ortadan kalktığını, KPSS için çok büyük emek vermiş olan kişilerin bu anlamda mağdur edildiğini görmek, o insanların umudunun kırıldığını görmek de hepimiz için üzücü bir şey.

Değerli milletvekilleri, eminim ki bu müracaatlar sizlere de geliyordur. Gelen arkadaşlar şunu söylüyor… Doğal olarak akıllara bu sefer şu geliyor: “Acaba birilerinin adamı olanlar mı mülakatta bu puanları alıyor?” Gelin biz bunları ortadan kaldıralım, gelin bu zihniyeti, bu düşünceyi ortadan kaldıralım. Mülakat gerçekten vebali çok ağır bir süreç.

Şimdi, ben eğitimciyim. Eğitimci olarak benim karşıma insanlar geldiğinde -aranızda mutlaka eğitimciler vardır- bu çocuklara baktığınız zaman bunlar konuştuğunda 5 tane soruyla onların gerçekten vatana sevdalı olup olmadığını, millete sevdalı olup olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz, liyakatlerinin olup olmadığını nasıl tespit edebilirsiniz? Mülakat bu kadar sıkıntılı bir süreç. Kısacık bir sürede bir insanın o mesleğe uygun olup olmadığını tespit etmek, bu anlamda da istihdam konusunda ona bir yer vermek büyük bir adaletsizlik.

Burada olması gereken ne? Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda kanun teklifini vermiştir, bize göre mülakat kalkmalıdır. Mülakat kalktıktan sonra güvenlik soruşturması çok önemli. Hain FETÖ darbe girişimi bize gösterdi ki, evet, güvenlik soruşturması mutlaka yapılmalı, bu anlamda da insanların ölçümlemesinin çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak bu mülakatı kaldırdıktan sonra KPSS puanı, güvenlik soruşturması ve belki ilave birtakım tedbirler alınabilir. Ama, mülakat kalacaksa da -burada da çok önemli bir detay var- mutlaka kayıt altına alınmalı yani kamera sistemi olmalı ki…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Maalesef alınmıyor, maalesef.

ARZU ERDEM (Devamla) - Burada mutlaka kamera sistemi olmalı ki bu insanlar yani kendini mağdur hisseden öğretmen dönüp “Ben adalete sığınıyorum, mülakatta benim hakkım yeniyor.” dediği zaman gidip adalete sığındığında adalet mekanizması işleyebilsin.

LEZGİN BOTAN (Van) - Adalet çoktan öldü.

ARZU ERDEM (Devamla) - Nedir delil olan orada? Mülakat esnasında kayıt altına alınmış olan o belgeler, o bilgiler kayıttır. O anlamda da müracaatı sonucunda mahkeme heyeti kararını verebilir ve diyebilir ki: “Evet, bu itirazınız haklı ya da haksız.” Şu an mülakata girip itirazı olanların, bu itirazların karşısında herhangi bir delil ortada olmadığı için itirazları reddediliyor. Hepimizin evlatlarını emanet ettiği öğretmenler bunlar… Gelin, hep birlikte bu konuda senelerden beri bu milletin, bu toplumun kanayan bir yarası olan mülakatları kaldıralım, kaldırırken de biz vicdanı rahat bir şekilde diyelim ki -herkes bileğinin hakkıyla- nasıl olsa artık sorular da denetim altında, bu anlamda devlet de gerekli önlemleri artık alacaktır. KPSS’yle ilgili şaibeler de ortadan kalktıktan sonra güçlü devlet, güçlü millet olmanın karşılığı olan adalet ve liyakat esasına dayalı… Gelin, herkes sınava girsin, bileğinin hakkıyla alan sorularını cevaplandırsın, bu alan sorularına göre hak eden öğretmenler de eğitim sisteminde istihdam görsün ki ne bu eğitim sisteminden hain yetişsin ne bu eğitim sisteminden vatanını sevmeyen insan yetişsin. Gelin, öğretmenlerimizin değerini güçlendirelim. Birbirlerine şu soruyla bakmasınlar: “Ya, acaba bu öğretmen torpille mi geldi? Acaba diğeri birinin adamı olarak mı geldi?” Gelin, bu kuruntuların hepsini de ortadan kaldıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi bu anlamda öğretmenlerin yanında olmuştur şu ana kadar, bundan sonra da olmaya devam edecektir.

Teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Gündem dışı ikinci söz, Muğla’nın sorunları hakkında söz isteyen Muğla Milletvekili Nurettin Demir’e aittir.

Buyurun Sayın Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Muğla ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, televizyonları başında beni izleyen sevgili yurttaşlar; hayırlı günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Efendim, ben, Muğla’yla ilgili bugün bazı konulara değinmek istiyorum. Muğla’mız, biliyorsunuz, Türkiye'nin göz bebeği, herkes tabii ki Muğla’ya gelip yerleşmeye çalışıyor ama Muğla’mızın da ciddi sorunları var. Bunların en başında, Türkiye genelinde olduğu gibi işsizlik geliyor, maalesef işsizlik Türkiye'nin kanayan yarası. Bugün, her ne kadar yetkililer, Muğla’da işsizlik sorunu yok falan deseler de gerçekler, biliyorsunuz... İŞKUR’umuzun iyi çalışması, toplum yararına çalışmalar, iş yeri hekimliği gibi geçici, işsizliği absorbe eden politikalar nedeniyle maalesef bunlar gizleniyor ama daha bugün, buraya geldiğimden beri, en azından 10 kişinin iş istediğini belirtmek isterim.

Bunun yanında tabii ki özellikle turizmle ilgili... Turizm bölgesiyiz, biliyorsunuz, Türkiye'nin 2’nci turizm kentiyiz ama turizm bakanlarımız, 3 bakan geldi geçti ve maalesef hiçbiri de gelip bir Muğla’nın sorunlarıyla, turizm sorunlarıyla ilgilenmediler. Gerçi Türkiye'nin gerçekte turizmle ilgili büyük sorunları var. Maalesef bu yaz için çok ciddi alarm zilleri çalıyor, turizmde de çok kötü günler bekliyor, rakamlar yükselmiyor ve birçok şey iptal ediliyor. Gördüğümüz kadarıyla, aldığımız haberlere göre kruvaziyer turizmi de Türkiye’de şu anda göçmüş durumda. Kuşadası’na gelecek 42 sefer iptal edilmiş durumda. Bunlara şimdiden tedbir almak lazım ve çözüm üretmek lazım. Hükûmetin ve bizlerin de özellikle bu konuda tabii ki hep beraber tedbir almamız lazım.

Yatçılık konusunda çok ciddi sorunlar var. Kıyılarla ilgili çok büyük sorunlar var. Bunların en büyük nedenleri tabii ki Türkiye’deki güven, güvenlik sorunları ve belirsizlik ortamı. Bunların bir şekilde çözülmesi lazım. Ayrıca, tabii ki ilimiz de ülke genelinde olduğu gibi ciddi bir vergi yükü altında ezilmekte.

Şimdi, özellikle ulaşımla ilgili çok ciddi sorunlar var. Bunlar, başta Göcek Tüneli; biteli altı ay, bir sene oldu. Bir önceki bakan söz vermesine rağmen, maalesef, milletin parasıyla yapılmış olan tünelimiz kapalı. Bir çözüm bulunamadı, buna çözüm bulmak gerekir. Yöre milletvekillerini ve Hükûmeti de her zaman için bu konuda uyarıyoruz ama maalesef bir çözüm üretilemedi.

Tarımda da çok büyük sorunlar var. Tarım, biliyorsunuz, Muğla’da turizmden daha önce gelen bir sektör ama görüyoruz ki Muğla ayrıcalıklı bir il, şöyle ayrıcalıklı: Zeytinyağı konusunda maalesef çok az bir para vermelerine rağmen destekleme primleri verilmedi yani diğer illere verilmesine karşın Muğla zeytincisi bu konuda mağdur ediliyor. Zaten halkalı leke hastalığından dolayı ürünler çok düşük olduğu için zeytincimiz perişan.

Arıcılık çok ciddi sıkıntılar yaşamakta. Kovan başına verilen 10 liralık destekleme bugüne kadar verilemedi ve arıcılarımız maalesef arıları besleyen şekeri de alamamış durumdalar. Niçin Muğla’ya böyle bir ayrıcalık yapıyorlar, onu iktidara sormak lazım. Bunun dışında, Orman Bakanı ve Tarım Bakanımızın da Muğla’ya yapılacak olan yatırımları desteklemediğini görüyoruz. Özellikle yarımadadaki sorunların giderilmesi, katı atık tahsis yerlerinin, çöplüklerin…

Maalesef, biliyorsunuz, geçen sene Bodrum’un büyük bir kısmı yangın geçirdi; buralarda revizyon yapılması, rehabilite edilmesi konusunda büyükşehrin istekleri karşılık bulamamakta ve önümüzdeki dönem belki de çok ciddi bir sorun yaşanacak. Özellikle Bodrum Yarımadası İçme Suyu Projesi; acil içme suyu projesinde maalesef, bugüne kadar Bakanlığın desteklemediği bir durum var. 500’e yakın patlama oldu ve Bodrum geçen sene susuz kaldı ve bu sene de susuz kalmayla baş başa çünkü Bakanlık bu konuda kulağını tıkıyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

Gündem dışı üçüncü söz, birlikte yaşama kültürü üzerine söz isteyen İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Dalkılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın, birlikte yaşama kültürüne ilişkin gündem dışı konuşması

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anadolu coğrafyasında yaşayan bizler, toprağa ilk tohumun atıldığı günlerden bu yana savaş ve mücadelenin merkezi olan bu toprakları bin yılı aşkın bir süredir vatan kılmamızın, elimizde bulundurmamızın temelini birlikte yaşama ve kardeşlik kültürümüze borçluyuz.

Yüce Meclis çatısı altında bulunan her bir şahsiyetin atalarının yaşattığı medeniyetin güncel ve modern adı iyilik medeniyeti, kardeşlik medeniyetidir. Büyük medeniyetimizin bugünkü temsilcileri olan bizlerin inancında, yaratılmış her fert, insan kardeşimizdir. Hazreti Ali’nin tabiriyle “Ya insanlıkta eşindir ya da dinde kardeşindir.”

Nice büyük imparatorluklara mezar olmuş, nice efsane orduların dağılmış, nice medeniyetlerin çökmüş olduğu bu topraklarda Müslüman Türklerin bin yıldır aralıksız bulunuyor olmasının sırrı ve dayanağı bu birlikte yaşama ve kardeşlik kültüründedir. Birlikte yaşamak, bizim başkalarından öğreneceğimiz bir şey değil, bin yıldır bu coğrafyada beraberce başardığımız ve dünyaya gösterdiğimiz bir örnektir; dünyaya yön verdiği günlerden bu yana hükümranlığına giren hiçbir coğrafyayı, hiçbir kültürü, hiçbir unsuru sömürmemiş, hiçbir acı ve gözyaşına duyarsız kalmamış, hiçbir mazlum ve mağduru geri çevirmemiştir. Ecdadımıza layık davranışlar sergilediğimiz günümüzde vatanımızın, milletimizin ve devletimizin bekası, muasır medeniyetlere ilham olma noktasında, yeniden, işte bu birlikte yaşama kültürü ve kardeşlik bilincimizi canlandırmamıza bağlıdır. Ayette de söylendiği gibi “Ey insanlık ailesi, elbet sizi bir erkek, bir dişiden yaratan biziz. Sizi kavimler ve kabileler hâline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet, Allah katında üstününüz ona karşı en fazla sorumluluk bilincinde olanınızdır. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” İnsanoğlunun şimdi ve buradasına hitap eden ayet ve konusu insanoğlunun birbirine karşı ahlaki duruşunu ve duruşu bozmamayı da vazeder. Sadece insanın insana karşı sorumsuzca davranışı değil, aynı zamanda, insanın Allah’a karşı sorumsuzca davranışı anlamına da gelir insani ilişkilerdeki zaaf. Bizim, Allah’a karşı olan sorumluluk bilincimiz, Allah’ın yarattığı tüm insanlığa, yaratılmışlara karşı sorumluluğumuzu zirvede tutmamızı gerektirdiğinden sadece kendi coğrafyamızda değil, sadece komşu coğrafyalarda değil, tüm coğrafyalarda mazlumlara el ve yürek uzatmamızın sebebi budur.

İnsan eşrefimahlukattır. Farklı inançlara mensup olması, bir mümin açısından insanı gözden çıkarma gerekçesi olmaz, olamaz. Bir mümin kul, Allah’ın insan üzerindeki emeğini görmezden gelemez, gelmiyor; insan olma ortak paydasını yok sayamaz, saymıyor. Hayber Savaşı öncesi Peygamber Efendimiz (SAV) komutan olarak atadığı Hazreti Ali’ye şu talimatı veriyordu: “Ya Ali, senin elinde bir kimsenin hidayet bulması, güneşin üzerine doğduğu her yeri fethedip bana teslim etmenden daha hayırlıdır.” Peygamber Efendimiz’in medeniyetimize ışık tutan bu yaklaşımı ecdadımızı ve dolayısıyla da bizleri sömürge kültüründen uzak tutmuştur. Sömürülenleri korumamız adına ilham olmuş, dolayısıyla, sömürenlerin yegâne düşmanı hâline bizleri getirmiştir.

Bugün yanı başımızda cereyan eden tüm karışıklıkların yegâne sebebi, dünyayı sömürmeyi alışkanlık hâline getirenlerin, oyunu yeniden kurgulama iştahlarından kaynaklanmaktadır. Bu düzene dur diyebilmek -memleketimize olumsuzluklarının da yansımasından endişelendiğimiz daha büyük acılara yol açmaması için gayret ettiğimiz- ve başarıyla ilerleyebilmek, hiçbir renk ayrımı yapmadan Türk milletinin yekvücut hareketine bağlıdır.

Bin yıldır başardığımız birlikte yaşama kültürünü sürdürmemiz sadece kendi devletimizin değil, mazlum ve mağdurların umudu olacaktır. Allah Resulü’nün buyurduğu gibi: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız." Efendimiz, iman etmenin şartı olarak müminlerin birbirini sevmesini gösteriyor. Sevgi böylece imanın en büyük şartı olmuş oluyor. Sevgi, imanın en büyük şartıysa müminler sevgiyle, merhametle ve şefkatle yollarına devam edeceklerdir. Şu ayete göre müminlerin birbiriyle didişmesinin acı sonucu da: "Birbirinizle didişmeyin, direncinizi yitirirsiniz, kokunuz kesilir, rüzgârınız dağılır."

Bugün burada bulunan bizler anlaşma, uzlaşı ve dayanışma kültürünü sağlayabilirsek ülkemizin ve milletimizin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Başkanım, bir dakika lütfen…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, diğer konuşmacılara vermedim bir dakikalık bir süre.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – …ateş çemberine alınmasına daha güçlü ve daha kudretli karşı koymuş oluruz. Birbiriyle didişmenin, direnci yitirmenin, kokuyu ve rüzgârı kaybetmenin ne demek olduğunu komşu coğrafyalarda merhametimize ve şefkatimize sığınan mültecilere sormak ve dinlemek lazım.

BAŞKAN – Sayın Dalkılıç, teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika ek süre verin yani çok güzel konuşuyor Sayın Dalkılıç. Lütfen, biz de rica ediyoruz.

BAŞKAN – Diğer arkadaşlara vermediğim için bir dakikalık bir süre, adaletsiz davranmak istemedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Verseniz zarar mı edeceksiniz Sayın Başkan? Sermayeden kaybınız olmayacak yani.

BAŞKAN – Bir dakika…

Tamamlayın lütfen Sayın Dalkılıç.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Nefret, şiddet ve intikam dilinin nelere yol açtığını görmek için bugün Irak, Suriye, Libya ve benzeri ülkelere bakılabilir.

Sevgi, nezaket ve insanlık diliyle, kuvvetli, güçlü ve büyük Türkiye'nin geleceğinin arifesindeyiz. Birlik, beraberliğimizi haykıracağımız en önemli imkân… İnşallah, önümüzdeki referandum sürecinde güçlü bir şekilde “evet” demek inşallah bizi hedeflerimize yaklaştıracak, koşarak muasır medeniyetler seviyesine kavuşmuş olacağız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Hayır” oyu verenlere “terörist” demeyin.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Ülkemize, milletimize hayırlı olsun.

Ben, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dalkılıç.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Hayırlı olsun, hayırlar, hayırlı başarılar.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Dalkılıç…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

Sayın Topal, size söz vermedim, lütfen.

Şimdi, sisteme giren milletvekillerine yerinden birer dakikalık söz vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, iki gündür çok gerginsiniz, niye?

BAŞKAN – Sisteme giren sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Engin, Sayın Aydın, Sayın Arık, Sayın Topal, Sayın Bakan, Sayın Aydemir, Sayın Tanal, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Kılıç, Sayın Dedeoğlu, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Sarıhan, Sayın Gürer, Sayın Adıgüzel, Sayın Özdiş.

Sayın Engin, buyurun…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına sorduğu soruların üstünkörü yanıtlarla geçiştirildiğine ve vatandaşı Hazineye yük gören AKP Hükûmetine referandumda “hayır” diyerek gereken yanıtın verileceğine inandığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına yazılı soru önergesiyle emeklilikte yaşa takılanları, GSS prim borçlularını, sigortalılık öncesi doğum borçlanması bekleyen annelerimizi, çıraklık ve meslek stajı dönemlerinin emeklilik hesaplanmasına dâhil edilmesini bekleyenleri, Hükûmetin kadro sözü verip unuttuğu taşeron işçilerimizi sormuştum; önergeme gelen üstünkörü yanıtla konular geçiştirilmiş. “Mağdur olan kaç kişi var ve gerekli düzenlemelerin mali boyutu nedir?” sorularıma ise hiç yanıt verilmemiş. Yaşla ilgili bir düzenlemenin aktüeryal dengeyi bozacağı ve hazine transferlerini artıracağı gerekçesiyle mağduriyetlerin giderilmeyeceği belirtilmiştir. Mağdur olan tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum: Devletin tüm imkânlarını ve kaynaklarını referandumda “evet” çıkması için harcamada sınır tanımayan ama kendi vatandaşını hazineye yük gören AKP Hükûmetine 16 Nisan referandumunda “hayır” diyerek gereken yanıtı vereceğinize yürekten inanıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, iktidar partisinin ülkeye verdiği en büyük zararın devlete olan güvenin kaybolması olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Referandum süreci şöyle bir gerçeği ortaya koydu. İktidar partisinin ülkeye verdiği en büyük zarar devlete olan güvenin kaybolması. Devlet kavramı kurumlarıyla varlığını ortaya koymakta ancak iktidar partisi eğitimden sağlığa, adaletten güvenliğe tüm kurumlara karşı olan güveni derinden sarstı, bu da yetmedi, şimdi bir bakıyoruz ki iktidar mensupları “evet” denmesi için ülkeyi gözden çıkardı. Elimizde kalan tek dayanak sağduyumuz, şimdi bu sağduyuyu da kaybeden “evet” mimarlarına buradan soruyorum: Ülkeyi gözden çıkararak elde edeceğiniz bir Anayasa değişikliğinin kime yararı olacak? Kimse sonsuza kadar canının çektiği gibi ülkeyi yönetemez, tarihte böyle bir şey yok. Yerden yere vurulan parlamenter sistem var ya, AKP’yi on beş yıldır iktidarda tutan bu sistem. Evetçiler liderlerine sormalı: “Ne yetmedi de daha fazla yetki istiyorsunuz?”

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arık…

3.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Erciyesspor’un durumuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri’de uzun yıllar göğsümüzü kabartan ve bugünkü Kayserispor’a âdeta yeniden hayat veren Kayseri Erciyesspor bugünlerde can çekişiyor. Çoğunluk olmadığı için 25 Şubat tarihine ertelenen kongre mavi siyahlı takımımız için âdeta son şans. Eğer kongrede yönetime talip çıkmaz ise seksen dört yıllık bir tarih sona erecek. Ülkemizi Avrupa kupalarında da temsil eden böylesi güzide bir kulübümüzün kapanması Türk sporu adına bir kayıp, Kayseri’miz adına bir ayıptır. Buradan, bugüne kadar gerek Kayserispor gerekse de Kayseri Erciyesspor’un başarıları üzerinden isim yapan, prim yapan, kendilerinden başka hiç kimseyi kulübe yaklaştırmayanlara ve Kayseri Büyükşehir ve ilçe belediyelerine sesleniyorum: Kayseri’mize bu ayıbı yaşatmayalım ve Kayseri Erciyesspor’a hep beraber sahip çıkalım.

Teşekkür ederim, hayırlı günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Topal.

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aslında, ben başka bir soru soracaktım ama Sayın Dalkılıç’ı çok iyi, dikkatlice dinledim. Şimdi kendisine soruyorum. Gerçekten de söylediklerinin altını çiziyorum ve katılıyorum, çok doğru şeyler söyledi; nefret dilini kullanmamak gerekiyor. Peki, şimdi kendisine soruyorum: Sahada, bu Anayasa’ya “hayır” diyenlere, demokratik hakkını kullanan vatandaşlara, nefret dilini kullananları kınıyor mu, doğru buluyor mu; “hayır” diyen vatandaşlarımıza “terörist” diyenleri kınıyor mu, kendisi buna katılıyor mu; bu, bir nefret dili midir, değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Bakan…

5.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Ahilik Fonu’yla ilgili düzenlemeye ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir torba yasa içerisinde Ahilik Fonu’nu da görüşüyoruz. Bu düzenlemenin var olan düzeni de altüst edeceğini sevgili büyüğümüz Zekeriya Temizel dün üstatça bu kürsüden dile getirdi.

Adına Ahilik Fonu dediğimiz bu düzenlemeden Ahi adını derhâl geri çekiniz. Zira, Ahi Evran, Mevlâna, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre bu toprakların ortak manevi değeri, Anadolu hümanizmasının sembolleridir. Manevi değerlerimizi, dinimizi acımasızca, sorumsuzca kullanıyor, içini boşaltıyorsunuz. Ahi Evran adını bu fon için kullanmayınız. Esnafa hiçbir katkısı olmayacak, ancak iflas ettiğinde işine yarayacak bu fondan Ahi Evran’ın ismini çekiniz. Ne diyor Ahi Evran: “Kimseyi kandırma, kanaatkâr ol, harama bakma, haram yeme.” Adını kullanacağınıza öğüdüne kulak veriniz.

Meclisimizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Aydemir…

6.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, PKK terör örgütü ve FET֒cülerin arzu ettikleri mesajı vermelerine fırsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, meramınızı anlatırken farklı metotlar kullanırsınız; bunlardan birisi de, karşı cenahta olanların konumlarını, durumlarını tarifle mümkündür.

16 Nisanda yapılacak Anayasa değişiklik referandumu için orta yerde bir fotoğraf var, dahası videolu görüntüler bulunuyor; hâli izah bakımından çok net mesajlar veriyor, özetliyorum: Terör örgütünün sözde yöneticilerinden Cihan Eren diyor ki: “Referandumdan ‘evet’ çıkarsa PKK’nın sonu olur.” Örgüt panikte. Bu durumu aziz milletimiz yakından takip ediyor, biliyor, buna göre de pozisyonlarını “evet” ifadesiyle şekillendiriyor.

Bir başka not: Menfezden çıkmış FET֒cü bir iblisin son fotoğrafı. Algı oluşturmak adına temiz adam resmi vermeye çalışan 15 Temmuz vatan haininin mahkeme resimleri kamu vicdanını yaralamıştır. Bunlar tek tip elbiseyle yargılanmalı ve arzu ettikleri mesajı vermelerine fırsat verilmemeli diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar ilçesine bağlı Yavuztürk Mahallesi’nin imar sorunu ile Düzce ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul ilimizin Üsküdar ilçesine bağlı Yavuztürk mahallesi’nin imar sorunu var, mülkiyet sorunu var, halkın ibadet yapabileceği cami sorunu var, çocukların eğitim görebileceği okul sorunu var. Belediye otobüsleri durakları kapalı değil, üstü açık, yağmur ve yağışta vatandaşımız sıkıntı yaşıyor. Belediye otobüsleri saat 23.00’ten sonra çalışmasını sona erdiriyor, 24.00’e kadar çalışmıyor. Yavuztürk Mahalle’mizde sokaklar aydınlatılmıyor. Yavuztürk Mahallesi’nin sorunları saymakla bitmiyor, bu sorunların giderilmesini talep ediyorum.

Düzce ilimizin otopark sorunu var. Düzce ilimize bağlı Kaynaşlı ilçemizde doktor ve hemşire sorunu var.

Düzce ilimizin bu sorunlarının ve Üsküdar ilçemizin Yavuztürk Mahallesi’nin bu sorunlarının yetkililer tarafından bir an önce halledilmesini talep ediyorum.

Saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaytancıoğlu…

8.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, elektrik özelleştirmelerine ve Edirne TREDAŞ’ın özelleştirme süreciyle birlikte elektrik kesintilerinin artmasının vatandaşları olumsuz etkilediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin her zamanki plansız icraatlarından biri de elektrik özelleştirmeleridir. Özelleştirmeyle kalite geleceğini söyleyerek insanları hep kandırdınız, gerçek hiç öyle değil. Belki birileri para kazandı ama halk perişan. Örneğin, Edirne TREDAŞ’ın özelleştirme süreciyle birlikte Edirne’mizde elektrik kesintileri artarak günde 3-4 defayı bulmuştur. Bu durum vatandaşları olumsuz etkilemekte, hatta yurttaşlarımız maddi yönden de büyük sıkıntılara girmektedir. Edirne’mizde vatandaşlarımız imza toplayarak mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmektedirler. Ülkemizin Avrupa’ya açılan kapısı olan Edirne’mize bu durum yakışmamaktadır. Yetkilileri göreve çağırıyorum. Edirne’den de nasıl “hayır” çıkacağını göreceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kültürün ilk basamağının ana dilini iyi konuşmak ve iyi yazmak olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Lisanlar, Allah’ın ayetleri ve kalemleridir. Her lisan hakikatte bir insan demektir. Kültürün ilk basamağı ana dilini iyi konuşmak ve iyi yazmaktır. Yeni bir dil öğrenmek yeni bir ruh kazanmaktır. Bir ülkenin dilinin çiğnenmesi, kanunlarının çiğnenmesi gibidir ve cürümdür. Diller, uydurmacılıkla değil, kelime alışverişiyle zenginleşir ve gelişirler.

Öğrenciler bir gün Konfüçyüs'e sorarlar: “Şayet elinizde memleketin işlerini düzeltmek için gerekli yetki olsaydı işe nereden başlardınız?” O da “Lisanın doğru kullanılmasına çalışırdım.” cevabını verir. Öğrenciler biraz şaşkın şaşkın sorarlar: “Fakat bu küçük bir şey değil mi?” Şu cevabı verir: “Lisan, kelimeleri; söylenenler, yapılacak işleri; işler, ahlak ve sanatı; ahlak ve sanat, adaleti; adalet, halkı etkiler. Halk her şeyin temelidir. Dil, bir milletin aynasıdır. Her halk kendi ikliminin lisanını söyler. Dil, kültürün zarfıdır.”

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

10.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, Bahreyn Dostluk Grubu Başkanı olarak Cumhurbaşkanı, bakanlar ve iş adamlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri Bahreyn, Suudi Arabistan ile Katar ziyaretlerine ve 4 Mart 2017’de Erciyes Kayak Merkezinde Snowboard Dünya Kupasının gerçekleştirileceğine ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bahreyn Dostluk Grubu Başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız ve iş adamlarımızla birlikte geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar ziyaretlerinde ekonomik, askerî, enerji ve birçok alanda anlaşmalar imzalandı. Ülkemiz ve milletimiz açısından oldukça faydalı ve yararlı bir program gerçekleştirildi. Gitmiş olduğumuz ülkelerde idarecilerin ve vatandaşların da Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan sevgisiyle birlikte Türkiye’yi kendileri için lider bir ülke olarak görmeleri bizleri oldukça memnun etti.

Sayın milletvekilleri, Kayseri’mizin ev sahipliği yapacağı Snowboard Dünya Kupası 4 Mart 2017’de Erciyes Kayak Merkezinde gerçekleştirilecektir. Buradan siz milletvekillerimizi ve tüm halkımızı bu programa davet ediyorum. Bu uluslararası programın gerçekleşmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bektaşoğlu…

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, toplumun bütün kesimlerinin muhalif, terörist, vatan haini kabul edilerek korkutulduğuna, sindirildiğine ve susturulmak istendiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Referandum sürecine yaklaşıldıkça halkımızın can ve mal güvenliğinin teminatı olan cumhuriyet ve demokrasiye sahip çıkma, hukuk düzenini koruma kararlılığı, demokratik hak ve özgürlükleri, egemenlik hakkını bir kişinin hegemonyasına vermeme inancı da artıyor. Ancak, buna paralel olarak baskı zulüm de artıyor. Başkanlık gelmeden korku imparatorluğu kuruldu bile. Toplumun bütün kesimleri muhalif, terörist, vatan haini kabul edilerek korkutulmakta, sindirilmekte, hatta susturulmak isteniyor. Son kanun hükmünde kararnameyle 631 akademisyenin görevine son verilmesi ve bu akademisyenlerin yerlerde sürüklenmesi bunun bir örneğidir. Onların içinde İbrahim Kaboğlu gibi değerli anayasa hukukçuları da vardır. Aynı politika şimdi özel üniversitelerde uygulanıyor. Bahçeşehir Üniversitesinin eski rektörü, anayasa profesörü Süheyl Batum da bu politikanın son kurbanı oldu. Sayın Batum, anayasa profesörü olarak halka anayasayı anlatma suçu işledi diye cezalandırıldı. Üniversite, sanırım, iktidarın baskısına dayanamamış olacak ki Sayın Batum'un görevine son verdi. Bu tavrı kınıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıhan…

12.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, yirmi dört yıldan bu yana devam eden Sivas katliamı davasında hâlâ sanıkların arandığına ve Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili sürece ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ederim.

Dün yirmi dört yıldan bu yana devam etmekte olan Sivas katliamı davasının bu yıla ilişkin ilk duruşmasını gerçekleştirdik. Hâlâ sanıkları aramaya devam ediyoruz. Ancak bir kolaylığımız var, Parlamentodaki milletvekillerini kolayca tutuklayabiliyor ve cezaevlerine atabiliyoruz. Onlar yönünden herhangi bir özen eksikliği söz konusu değil. “Özen” sözcüğünü tırnak içine alıyorum.

Değerli Başkan, dün bir milletvekili arkadaşımızın milletvekilliği düşürüldü. Siz de hukukçusunuz, 84’üncü maddenin asıl amacı nedir? Kanun koyucu, neden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına kesin bir hükmün kesinleştiği tarihten itibaren değil ancak Meclis Başkanının iradesiyle açıklanabileceği yetkisini vermiştir? Bu, bizim şahsımızın millî iradeyi temsil etmesinin yarattığı üstünlükten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) - Millî irade korunamazsa milletvekili de korunamaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Sayın Gürer…

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, atanamayan öğretmenlerin ciddi sorunlar yaşadıklarına ve öğretmen atamalarında mülakat sisteminin haksızlık ve liyakate dayalı olmayan bir sonuç yarattığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemizde atanamayan öğretmenler ciddi sorun yaşıyorlar. Millî Eğitim Bakanlığı 100 bin öğretmen alınması olasıyken 20 bin öğretmen alınacağını açıkladı. Şubatta alımlar yapacağını daha önceki bakan açıklamıştı. Görülen o ki alımlar aylara sarkacak. Sürekli değişken uygulamalarla, daha mesleğe başlamadan öğretmenlerin psikolojisiyle oynanmaktadır.

Mutlaka Millî Eğitim Bakanlığı mülakat uygulaması da sonlandırılmalıdır. Mülakat sırasında sorulan birkaç soruyla, eğitim almış ve KPSS’de yeterli puan alan aday hakkında verilen karar ne kadar gerçekçi olabilir? Güvenlik soruşturması KPSS kazanan öğretmen için yeterli sayılmalıdır. Torpile açık mülakat uygulaması doğru sonuç üretmemektedir. Yıllarca eğitim almış, öğretmenliğe hak kazanmış kişiler için sınırlı ve kısa süreli mülakatlarla elde edilen bir değerlendirmenin yaşamlarını karartmasına izin verilmemelidir. Mülakatsız, hakkaniyetle öğretmen atamaları yapılmalıdır. Mülakatın, denetimsizliğin yanında, haksızlık ve liyakate dayalı olmayan bir sonuç yarattığı örnekleriyle sabittir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Gürer.

Sayın Adıgüzel.

14.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, memlekette dalga dalga büyüyen “hayır”a karşı, saldırı ve baskı haberlerinin arttığına ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Memlekette dalga dalga büyüyen “hayır”a karşı, gün geçmiyor ki yeni bir saldırı, baskı haberiyle karşılaşmayalım. Cumhuriyet Halk Partisi Maltepe Gençlik Kolları üyesi Samet Burak Sarı kardeşimiz Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı. 18 yaşında milletvekilliği vadedenler, 19 yaşındaki bir genci sırf düşüncelerinden dolayı tutukladı. “Hayır” kampanyası yürütenlere yönelik silahlı saldırıda bulunanlar, Maltepe’de gençlik kolları üyesi arkadaşlarımızı yaralayanlar ellerini, kollarını sallayarak gezerken düşünceleri yüzünden gençlerin tutuklanması, birilerinin memlekette yükselen “hayır” dalgasından ne kadar korktuklarını gösteriyor. On beş yıllık iktidarları boyunca hak, hukuk tanımayanlar, bugün bizleri açtıkları davalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla susturacaklarını sanıyorlar. Ama unutmayın ki ne sizden ne de adaletsiz adaletinizden korkmuyoruz. Kararların üzerine umutla gitmeye devam edeceğiz.(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Hükûmetin, Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekilinin sosyal medyadaki paylaşımlarını nasıl değerlendirdiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Hükûmete: Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili şahsın, sosyal medyadan, “’Hayır’ oyu verecekler PKK’yla aynı muameleyi görecekler, bunda küsmece yok.” demesini nasıl değerlendiriyorsunuz? “Hayır” diyeceklerin yaka paça gözaltına alındığını, iş yerinden kovulduğunu gördüğümüz bugünlerde, “evet” propagandasını böylesine ağır bir ithamda bulunarak yapan kişi nasıl oluyor da hâlâ görevinde kalabiliyor? Ya da söz konusu savcıyı göstermelik olarak birkaç ay görevinden uzaklaştırıp referandum sonrası daha etkili bir görevle mi ödüllendireceksiniz? En kötüsü de tarafsız olması gereken bir hukuk insanı hangi cüretle ve kime güvenerek taraf olabiliyor? Bu kişi Anayasa’ya eklediğiniz “Tarafsız yargı” ilkesiyle çelişmiyor mu?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Özdiş.

Şimdi, söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, FET֒yle mücadeleden başarıyla çıkılmasının bir gereklilik olduğuna, FETÖ soruşturması kapsamında aylardır tutuklu bulunan Hava Harp Okulu öğrencilerinin tahliye edildiğine ve başta Kara Harp Okulu öğrencileri olmak üzere FET֒yle mücadelede mağduriyetlerin bir an önce giderilmesi gerektiğine, Vergi Haftası’na ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

FET֒yle mücadelenin yoğunlukla devam ettiği ve davaların başladığı günleri yaşıyoruz. Bu mücadeleden başarıyla çıkmamız bir mecburiyettir. Başarıdaki en önemli faktör ve en büyük zorluk gerçekten FET֒cü olanların, irtibatı, iltisakı olanların ve 15 Temmuz darbe girişiminde doğrudan veya dolaylı rolü olan ve destek verenlerin tespitidir ve lider, yönetici kesiminin teşhir edilmesidir.

FET֒yle mücadelede at izinin it izine karıştığı vakalar da yaşanmaktadır. Şu anda on binlerce kişi FETÖ kapsamında gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Bu kesimlerden birisi de askerî öğrencilerdir. FETÖ soruşturması kapsamında aylarca gözaltında tutulan Hava Harp Okulu öğrencilerinin tamamı şu an itibarıyla tahliye edilmiştir; 24 Ocakta 43, 14 Şubatta 48 Hava Harp Okulu öğrencisi tahliye edilmiş. Elbette bu, adaletin tesisi bakımından sevindirici bir karardır ancak noksandır. Kara Harp Okulunun yaklaşık 160 öğrencisi yedi aydır cezaevlerindedir. Bu kişiler kiminin evladı, kardeşi, kiminin nişanlısı ve kiminin eşidir. Pek çok aile ve yüzlerce kişi mağdur durumdadır. Hava Harp Okulu öğrencileri için verilen kararın örnek olması yönündeki beklentimiz henüz gerçekleşmemiştir. Adaleti tesis etme yolunda yargıya güveniyoruz. Arzumuz, bir an önce, başta Kara Harp Okulu öğrencileri olmak üzere, FET֒yle mücadelede mağduriyetlerin bir an önce tespit edilerek giderilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, bugün Vergi Haftası’nın başlangıcıdır. Vergi mükelleflerinin, Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi çalışanlarının, serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin Vergi Haftası’nı kutluyorum.

Vergi, devlet-vatandaş ilişkilerinin uyumlu, düzenli, saydam ve gönüllü olması için önem arz etmektedir. Verginin adil olması, toplumun tüm kesimlerince benimsenmesi, vergi bilincinin geliştirilerek gönüllü ödeme alışkanlığının artırılması her geçen gün daha önemli hâle gelmiştir. Verginin adaletli, sağlıklı ve düzenli bir şekilde toplanabilmesi için vergi sisteminin ekonomiyle uyumlu olması; “adalet”, “eşitlik” ve “genellik” ilkelerine uygun olması gerekmektedir.

Vergi sistemimizdeki bozukluk nedeniyle vergi yükü toplum içinde maalesef adil olarak dağılmamaktadır. Yeterince vergi toplayamayan devlet, sürekli olarak dolaylı vergileri artırma veya borçlanma yoluna gidecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika daha vereyim, tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Yani, insanlar kazançları nispetinde değil harcamaları üzerinden vergilendirilmektedir. Bu, vergi adaleti bakımından haksız bir durumdur. Vergi yükü, büyük ölçüde, kıt kanaat geçinen milyonlarca dar gelirli vatandaş, esnaf ve çiftçi üzerine kalmaktadır.

Bu vesileyle, Maliye Bakanlığı tarafından çalışmaları yürütülen Vergi Usul Kanunu Tasarısı’nın ve şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı’nın da bir an önce yasalaşarak yürürlüğe girmesini ve biraz evvel bahsettiğim vergi adaletini tesis bakımından mesafe alınmasını diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Yıldırım, buyurun.

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı 3 köyde on iki gündür devam eden sokağa çıkma yasağı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün Nusaybin’in 3 köyünde ilan edilen sokağa çıkma yasağının 12’nci günü ve bu köylerden Herabe Bava’nın yani Koruköy’ün on iki gündür dış dünyayla bağlantısı kesilmiş, köyden sadece sınırlı sayıdaki yaşlının hastaneye tahliyesinden anlıyoruz ki ciddi işkence izlerine hastanede rastlanmıştır.

Yine, bunun yanı sıra, köyde on iki gün içerisinde 4 kişinin öldürüldüğü, insanların gıdasız bırakıldığı, on iki gündür hiçbir ulaşımın sağlanamadığı, oraya girmek isteyen milletvekillerimize engel olunduğu, bilmiyorum, Hükûmetin ne kadar bilgisi dâhilindedir? Önceki gün yapmış olduğumuz basın toplantısında ısrarla Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı… Nusaybin Herabe Bava köyünde yani Koruköy’de neler oluyor, neler bitiyor? 1995 yılında o zaman güvenlik güçleri tarafından boşaltılan bu köy, tam yirmi iki yıl sonra aynı akıbete uğratılmaya çalışılıyor. Bir referandum sürecinde bundan gerek on sekiz gerekse yirmi bir ay önce yapılan seçimlerde siyasi iktidarın yüzde 1 oy alması bu köyün cezalandırılmasıyla ilişkili midir? Ya değilse OHAL, KHK ve sokağa çıkma yasağı ucubeleri adı altında bir köye 2017 dünyasında neler yaşatılmak isteniyor? 4 kişinin ölümüyle ilgili hiçbir açıklama yapılmaması neyin üstünün örtülmeye çalışıldığına nişanedir? Köyde 5 bin küçükbaş hayvan bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkürler.

İnsanlar kendilerine gıda temin edemedikleri için 5 bin canlı hayvanlarının da telef olma riskini, dışarıya intikal eden sadece birkaç yaşlı hasta ifade etmiştir. Hükûmetin bu konuda ivedi olarak -sizin aracılığınızla Divandan istirhamımdır- bir açıklama yapmasını… Buradaki sokağa çıkma yasağının amacının ne olduğu, on iki günde kaç kişinin öldürüldüğü, kaç kişinin yaralandığı, operasyonun yürütülme amacının ne olduğu ve sivillerin gördüğü zararlarla alakalı olarak Hükûmet, kendi sorumluluğunda olan bu olayla ilgili bütün toplumu bilgilendirmeyle yüz yüzedir. Bu konuyu bütün kamuoyunun dikkatine sunuyorum.

Yine, o ilin iktidar partisi milletvekillerinden biri 1992 yılında olağanüstü hâl koşullarında kurşunlanmış biridir. O gün kurşunlanmış biri bugün iktidar partisi milletvekili olunca başkalarının kurşunlanmasına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) - …karşı böyle sessiz ve kayıtsız mı kalacaktır, kafasını kuma mı gömecektir?

BAŞKAN – Açayım mikrofonunuzu Sayın Yıldırım.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Mardin iline sadece seçimde oy istemek için gidilmez. Size oy verilsin verilmesin her birimiz birer Türkiye milletvekiliyiz. O ilin AKP’li vekili 1990’lı yıllarda aynı mezalime uğramış biri olarak bugün başkalarının bu mazlumiyetine karşı neden susmaktadır, bu olaydan haberdar mıdır? Bütün kamuoyunun bu konuya dikkatini çekmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Koruköy dediniz değil mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kuruköy.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Vergi Haftası’na, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kurulan Meclis araştırması komisyonu raporunun Genel Kurulda görüşülmediğine ve FETÖ'nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmadığı müddetçe 15 Temmuz şehitlerinin kemiklerinin sızlayacağına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; malumunuz, Vergi Haftası etkinliklerimiz var ülkemiz genelinde bu hafta. Vergiyi ödeyenlere de vergiyi toplayanlara da Allah kolaylık versin. Vergiye uyumlu mükelleflere ödül verdiğimiz bir kanun teklifini görüşürken bunun Vergi Haftası’na denk gelmesi ayrıca bence kıymetlidir, anlamlıdır. Ama arzu ederdik ki teklif daha etkin, daha verimli, daha adil bir şekilde Genel Kurulumuzdan çıkabilseydi, belki bu imkân hâlen daha var. Plan ve Bütçe Komisyonunda milletvekillerimizin yaptığı yapıcı uyarıları, katkıları umarım çoğunluk partisi Genel Kurulda dikkate alır. Bu vesileyle Vergi Haftası’nı biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak kutluyoruz.

Sayın Başkan, öte yandan, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra, bilindiği üzere, 26 Temmuz 2016 tarihinde Meclisimiz bir Komisyon kurdu, teşekkül ettirdi ve Komisyon 4 Ekimde çalışmalarına başladı ve 4 Ocak tarihiyle de Komisyon çalışmalarını tamamladı. Ancak aradan neredeyse iki ay gibi bir süre geçmesine rağmen, Komisyon raporunun hazırlanıp, bastırılıp yayınlanmasının ve Genel Kuruldaki görüşmelerinin yapılmayışının arkasında üzülerek bir art niyet aramaktayız. Zira, FETÖ terör örgütünün hemen hemen bütün katmanları şu veya bu oranda da olsa ortaya çıkarılmışken yani askerî ayağı, yargı ayağı, bürokrasi ayağı vesair, vesair, vesair, siyasi ayağının ortaya çıkarılmasıyla ilgili, az da olsa, bu komisyon raporunun Genel Kurulda görüşmeleri esnasında belki bir parça ümitvar olma noktasındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama çoğunluk partisinin bu komisyondaki çoğunluğundan ve komisyon başkanının da çoğunluk partisinin üyesi olmasından kaynaklı olarak bu raporun geciktirilmesini biz anlamış değiliz. Bizim anlamamız, anlamamamız belki çok önemli değil ama Sayın Başkan, saygın milletvekilleri; FET֒nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmadığı müddetçe 15 Temmuz şehitlerimiz yani 248 şehidimizin kemikleri sızlamakta, ruhları incinmektedir. Bu da büyük bir ayıptır.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sisteme girmemişsiniz Sayın Muş, o yüzden…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Giremedim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hukuk mekanizmasının işlediğine ve şüphelilerin Türk yargısına hesap verdiklerine, Mardin'in Artuklu, Nusaybin ile Ömerli ilçelerinde terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlara ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz, hain FETÖ darbe girişiminden sonra hukuk mekanizması işlemektedir ve burada şüpheliler, bu işin içerisine girenler Türk yargısına hesap vermektedir. Yargılama safahatında da görüldüğü üzere, direkt olarak darbe girişiminin içerisinde bulunanlar bile kendilerinin darbe yapmadığını, kendilerinin bu yapıyla bir iltisakı olmadığını ifade edebilmektedirler. O açıdan burada mağduriyetlerden veya diğer konulardan bahsediyorken biraz dikkatli olmamızda fayda var diye düşünüyorum. Direkt Cumhurbaşkanına suikasta giden ekip bile -bugün basına yansıyan ifadeleri de ortadadır- kendilerinin böyle bir şeyi olmadığını söyleyebilecek bir cüret göstermektedirler.

Sayın Başkan, diğer yandan Mardin Ömerli, Artuklu, Nusaybin’de… Burası PKK’nın, terör örgütünün bir üs olarak kullandığı bu bölge ve özellikle Akdeniz’de bulunan illerimize yönelik terör saldırılarını organize ettiği bir yer.

Şimdi, burayla alakalı ben Genel Kurula birkaç bilgi sunmak istiyorum. Ülkemizde meydana gelen birçok kanlı terör olaylarının müsebbibi olan teröristlerin barındığı, bunlara yardım ve yataklığın yapıldığı, burada hazırlanan patlayıcıların, başta bölge illeri olmak üzere, batı illerine aktarıldığı tespit edilen “Ömeryan” olarak adlandırılan Mardin Nusaybin, Ömerli ve Artuklu ilçelerinde 10 mahalleyi kapsayan bölgede operasyon yapılmakta. Koruköy Mahallesi var; çok sayıda sığınak, barınak ve depo bulunan mahallede yapılan aramalarda 17 Şubat Cuma günü 15.10 sıralarında teröristler tarafından evlerin altına yapılmış sığınaktan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …evin 7 metre altından 3 odalı evden açılan ateş sonucu polis memuru Yavuz Gündoğdu yaralanmış, bir gözünü kaybetmiş; çıkan çatışmada bölgedeki patlayıcı madde temin ve aktarımını organize eden, sözde Ömeryan özel güç sorumlusu “Behzat” kod adlı Mevlüt Canbaşı’nın çatışmadan üç gün önce sözde Mardin eyalet sorumluluğuna atandığı tespit edilmiştir ve “Delil” kod adlı Agit Elmas, bu 2 terörist silahlarıyla birlikte etkisiz hâle getirilmiştir. 20 Şubat 2017 Pazartesi günü saat 09.40 sıralarında teröristlerle tekrar çıkan çatışmada 1 terörist ölü olarak ele geçirilmiştir, “Serdar” kod adlı Suriye uyruklu bir terörist; “Baver” kod adlı Şerif Bor isimli 1 terörist de yaralı olarak silahlarıyla birlikte etkisiz hâle getirilmiştir. Saat 18.00 sıralarında kepçe yardımıyla açılan sığınıkta bir terörist silahıyla birlikte ölü olarak ele geçirilmiştir. Sonuç olarak, bölgede yapılan operasyonlarda ki bugün itibarıyla bu verilerin güncellenmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bitireceğim.

BAŞKAN – Size de artı bir dakika vereyim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bugün itibarıyla veriler de değişiklik arz edebilir, onu da ifade etmek isterim; burada aktaracağım verilerde değişiklik olabilir, başka şeyler de eklenmiş olabilir.

Bölgede yapılan operasyonlarda 4’ü ölü, 1’i sağ olmak üzere toplam 5 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Operasyon kapsamında 1 EYP, 10 uzun namlulu ve ağır silah –bunlar: 1 roketatar, 1 keskin nişancı tüfeği, 2 M16, 3 Kalaşnikof, 1 MP5, 1 G3, 1 tabanca- 96 el bombası, çok sayıda roketatar mühimmatı ve ateşleme düzeneğiyle fünye, 220 kilogram TNT ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler ile telsiz, röle, dijital malzeme ve kimlik yapımında kullanılan çok sayıda malzeme ve örgütsel doküman ele geçirilmiştir.

Aynı şekilde, burada bir teröristin ele geçirilen bilgisayarında yapılan çözümlemeyle, o çözümlemenin neticesinde elde edilen verilerle Mersin’de sakladıkları 80 kilogram TNT de güvenlik birimlerince ele geçirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada güvenlik birimlerinin yapmaya çalıştığı, özellikle ülkemizin farklı illerine yapılan terörist saldırıların organize edildiği bu merkezin, bu teröristlerin etkisiz hâle getirilmesidir. Burada operasyonlar devam etmektedir, hatta bugün çatışmalar devam etmektedir bölgede. Burası teröristlerden temizlenene kadar, buradaki teröristler etkisiz hâle getirilene kadar bu operasyonlar sürecektir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Aynı anda ikinizde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Önce ben… Neyse buyurun ama Ahmet Bey, bana müsaade eder misiniz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Buyurun.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi bakımından, Genel Kurula Hükûmetin saygısızlığının ortaya konması bakımından şunu arz etmek istiyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Estağfurullah, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz, zatıaliniz, orada gözleriniz bantlı otursaydınız, şu anda, kimin konuştuğunu görmeseydiniz, Sayın Muş’un -kendisini de çok severim- yaptığı konuşmayı, herhâlde size “Kim bu konuşmayı yaptı?” deseler, “İçişleri Bakanı yaptı.” derdiniz, öyle derdiniz. Yani, sanki parlamenter sistem bitti, başkanlık sistemine geçtik fiilen ki Mecliste Hükûmet yok, Hükûmeti Meclis denetleyemiyor, Meclis millet adına Hükûmetten alması lazım gelen bilgiyi alamıyor, çoğunluk partisinin sayın grup başkan vekili de bir İçişleri Bakanı edasıyla biraz önceki grup başkan vekilinin yaptığı konuşmaya cevap veriyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İçişleri Bakanı değilim Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunun takdirini önce zatıalinize, sonra Sayın Genel Kurula, sonra yüce milletimize bırakıyorum.

Öte yandan, “Teröristin bilgisayarı çözümlenerek şunlara ulaşıldı.” dedi Sayın Muş; güzel, çok iyi. Peki, bu FET֒nün bilgisayarları daha çözümlenemedi mi de FET֒nün siyasi bağlantıları bir türlü ortaya çıkarılmıyor? Genel Kurulun bilgisine sunmak istedim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çıkıyor, çıkıyor, merak etme.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım…

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben alabildiğine somut bilgiler üzerinden meskûn mahal olan bir köyde yaşanan, soyadını şu an bilmediğim, 69 yaşında “Hayriye” adındaki bir teyzenin Nusaybin Devlet Hastanesine ulaşması ve üzerinde çıkan işkence izlerine dikkat çekiyorum ama sayın grup başkan vekili eline tutuşturulan kağıtla…

Bölgeyi ne kadar bilmediğini de şuradan anlıyoruz: “Artuklu” dediğiniz yer Mardin merkez, merkez. Bilmediğiniz için böyle bir bilgi elinize tutuşturulunca bu şekilde boşa düşüyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gayet iyi biliyorum, gayet iyi biliyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, şunu söyleyeyim: Verdiği bilgiler… Biz günlerdir çağrı yapıyoruz Sayın Başkan. Bu ülkenin bakanı yok mu? Şimdi, demek ki günlerden beri yaptığımız çağrıya binaen iktidar partisi kendi milletvekillerinin ellerine bilgi notları dağıtıyor ama kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınması bile orada nasıl alengirli işlerin döndüğünü gösteriyor.

Şunu söylüyorum: Sivil bir yerleşim alanı Herabe Bava, (Koruköy) meskûn mahaldir ve orada yaşlılar hastaneye kaldırılınca işkence izlerine rastlanıyor. Kim sizin kamu güvenliğini sağlamakla ilgili yaptığınız çalışmaya karşı çıktı? Sivil bir yerleşim alanından söz ediyorum ben. Allah aşkına ya, orada 5 bin hayvan var, 400 kişi yaşıyor. Onlar nasıl besleniyor? On iki gündür dış dünyayla neden bağlantıları yok?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Açın o zaman bir telefon Koruköy Muhtarına. Ulaşabiliyor musunuz bir köy muhtarına?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Elinizdeki bilgiler korsan bilgilerdir, hiçbir resmiyeti ve geçerliliği yok o bilgilerin.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, karşılıklı konuşacaksanız başka bir ortamda konuşabilirsiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok Sayın Başkan, biz bakandan bilgi istiyoruz, Millî Savunma Bakanı ya da İçişleri Bakanı.

BAŞKAN – Ama bana anlatın, siz Mehmet Muş’a anlatıyorsunuz Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, günlerdir yaptığımız çağrıya… Bu bilgileri bir bakan verebilirdi.

BAŞKAN – Tamam, onu anladım, anladım ama Mehmet Muş’a karşı konuştuğunuz için başka bir yerde de bu sohbetinizi sürdürürsünüz anlamında söylüyorum. Lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bilmediği yerler hakkında konuşuyor. Artuklu, Mardin merkez, Mardin merkez!

BAŞKAN – Tamam, Artuklu, Mardin merkez; tamam.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, burada benim elime not tutuşturulduğu gibi sataşmalar var, ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu belge kaç günden beri var, niye açıklanmıyor?

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben gayet somut, net bilgiler verdim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de gayet somut sordum. Siviller, siviller…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada söylediğim de sözde “Ömeryan bölgesi” diye bir bölge kurulmuş, bunun nereleri kapsadığını ifade ettim. Burada benim elime ne tutuşturulup ne tutuşturulmadığını sayın grup başkan vekili çok merak edeceğine kendisine bu bilgiler nasıl aktarılıyor… Burada teröristlere karşı bir operasyon yürütülüyor, maksat bu.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Sivilleri soruyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kaldı ki güvenlik birimleri, halkın ihtiyacını karşılama noktasında gereken hassasiyeti ve özeni göstermektedirler. Bakın, Silahlı Kuvvetlerin, Emniyet birimlerinin, sivil halkın zarar görmemesi için, ihtiyaçlarının karşılanması için gereken bütün çalışmalar orada yapılmaktadır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İşkence var, işkence.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Buradaki maksat… Şehirlere canlı bomba gönderen bir yapılanma var burada. Buranın temizlenmesinden, bertaraf edilmesinden kim niye rahatsız olur?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sivilleri temizliyorsunuz değil mi? Köy boşaltılıyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada temizlenen teröristlerdir.

Sayın Başkan, Genel Kurala ben çok net, somut bilgiler verdim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hangi muhataplıkla veriyorsunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu bilgiler, Genel Kurulu bilgilendirme maksadıyla verilmiş, devletin ilgili kurumlarından alınan resmî bilgilerdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bize niye vermiyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz de isteyin, siz de alın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İstiyoruz, vermiyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bir cümle, kayıtlara geçsin diye bir cümle…

Ben sormasaydım bu bilgileri açıklayacak mıydınız Beyefendi?

BAŞKAN – Bir cümle, tamam, Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Açıklayacak mıydınız o bilgileri?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, Genel Kurulun bilgilerine arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, tamam, bir cümle dediniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz sorunca mı aklınıza geliyor?

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

Sayın Altay, buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, terör örgütüne yapılan operasyonlarla ilgili Hükûmetin Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli mevkidaşımın “Bu bilgileri devletin ilgili birimleri bize veriyor.” sözü orta yerde duruyor. Yani, bundan, önce sizin incinmeniz lazım. Devlet, Meclisi bilgilendirecekse -ki bilgilendirmeli tabii- burada bütün siyasi parti gruplarına aynı bilgi notunun gelmesi lazım. Bunu da kuliste falan bir Hükûmet üyesi varsa duysun, bilsin diye söylüyorum. Hükûmet duymuyor, saraya sesleniyorum: Bilgileri sadece kendi grubuna yollamasın, bize de yollasın.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz, iyi çalışmalar dileklerimle.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 26 milletvekilinin, kamu kurum ve kuruluşlarındaki unvan ve görevde yükselme sınavlarında yapılan usulsüzlüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/474)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

AKP Hükûmeti döneminde kamu kurumlarında yapılan unvan değişikliği ve görevde yükselme sınavlarındaki usulsüzlükler ve haksızlıklar bir süredir kamuoyunu meşgul etmekte ve bu konuda milletvekillerine çok sayıda şikâyet gelmektedir.

Adalet Bakanlığının yaptığı Yazı İşleri Müdürlüğü yazılı sınavını kazananların katıldığı sözlü sınavda bazı adaylara sorulan mesleki bilgi ve birikimle alakası olmayan akıllara ziyan sorularla adayların elenmesi basına yansımıştır. “Bir otobüse kaç pinpon topu sığar?”, “Ağaç kovuğuna saklanan peygamber kimdir?”, “Arda Turan'ın transfer durumu nedir?” gibi Yazı İşleri Müdürlüğüyle ilgisi olmayan sorularla yüzlerce aday elenmiş, buna karşın hiç soru sorulmadan bazı adaylar başarılı sayılmışlardır.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 4 Ekim 2015 tarihinde yaptığı Şube Müdürlüğü Sınavı aynı şekilde şaibe iddialarıyla gündeme gelmiştir. Sınava katılanların itirazıyla 4 sorunun hatalı olduğu konusunda şikâyetler üzerine 2 soru iptal edilmiştir. Yönetmelik gereği sorulardaki hata oranı yüzde 5'i geçtiğinde sınav iptali gerektiğinden, diğer 2 soru hatalı olmasına karşın, doğru olarak kabul edildiği iddia edilmektedir. Ayrıca, yazılı ve sözlü sınavı kazanan isimler açıklandıktan sonra, 30 kişinin yeniden sözlü sınava alınması tam bir skandaldır. Yapılan bu ikinci mülakata telefonla çağrılanların daha önce sınavı kazanan veya hiç mülakata çağrılmayanlardan olması kurumun görevde yükselme sınavına gölge düşürmüştür.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 15 Şubat 2015 tarihinde yaptığı Tapu Müdürlüğü Sınavı’nı kazananların ataması ise hâlâ yapılmamıştır. 2 defa mülakata çağrılan adaylar hakkında yeterli kanaat oluşmadığının açıklanması, idarenin beceriksizliği olarak değerlendirilmektedir.

Devlet kurumlarında yapılan görevde yükselme sınavlarındaki usulsüzlükler yüzünden çalışma barışı bozulmuş, çalışanlar “çok iyi yandaş”, “iyi yandaş” ve “az yandaş” gibi sınıflandırmalara tabii tutularak fişlenmişlerdir. Bu arada AKP'li olmayanların yazılı sınavı birinci olarak kazansalar bile hiçbir şansı kalmamıştır.

Görevi adalet dağıtmak olan kurumda, adaletin yok edildiği; görevi bilim, sanayi ve teknolojiyi geliştirmek olan kurumda, bilgi ve liyakatin göz ardı edildiği; görevi devletin sorumluluğu altındaki tapu kayıtlarını tutmak ve korumak olan kurumda, güvenin yok edilmesi AKP döneminde kurumların nasıl yıpratıldığını göstermektedir. Bu yüzden halkın kamu kurumlarına olan güveni sarsılmış durumdadır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında yapılan tüm unvan ve görevde yükselme sınavlarında yapılan usulsüzlüklerin araştırılması, haksızlığa uğrayanların belirlenmesi ve haklarının verilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mazlum Nurlu                                                       (Manisa)

2) Kemal Zeybek                                                      (Samsun)

3) Orhan Sarıbal                                                       (Bursa)

4) Kadim Durmaz                                                      (Tokat)

5) Mehmet Gökdağ                             (Gaziantep)

6) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

7) Nihat Yeşil                                                           (Ankara)

8) Vecdi Gündoğdu                            (Kırklareli)

9) Mehmet Göker                                                      (Burdur)

10) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

11) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

12) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

13) Muharrem Erkek                           (Çanakkale)

14) Hüseyin Çamak                            (Mersin)

15) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

16) Yakup Akkaya                              (İstanbul)

17) Bülent Öz                                                           (Çanakkale)

18) Elif Doğan Türkmen                                            (Adana)

19) Nurhayat Altaca Kayışoğlu            (Bursa)

20) Kazım Arslan                                                      (Denizli)

21) Barış Yarkadaş                             (İstanbul)

22) Murat Emir                                                         (Ankara)

23) Okan Gaytancıoğlu                                              (Edirne)

24) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

25) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

26) Niyazi Nefi Kara                          (Antalya)

27) Çetin Arık             (Kayseri)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim ben sizden. Şimdi, 550 milletvekili arkadaş buradayız. Şu anda bakıyorum, 25 kişi biz varız. Yani bu elektriklere yazık günah.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

Buyurun.

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 30 milletvekilinin, daha önce açılan ve kullanılmakta olan tesislerin Hükûmetçe toplu açılış adı altında tekrar açılıp açılmadığının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/475)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükûmetin toplu açılış veya benzer adlar altında gerçekleştirdiği ve daha önce açılan, kullanılmakta olan tesislerin tekrar açılıp açılmadığının araştırılarak Türkiye'de kamu imkânlarının siyasi çalışmalar için kullanılmasını engellemek ve adaletli bir siyasi rekabet ortamı oluşturmak için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci ve İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1)        Mustafa Sezgin Tanrıkulu        (İstanbul)

2)        Nihat Yeşll                                                    (Ankara)

3)        Kadim Durmaz                                              (Tokat)

4)        Orhan Sarıbal                         (Bursa)

5)        Veli Ağbaba                                                  (Malatya)

6)        Onursal Adıgüzel                                           (İstanbul)

7)        Musa Çam                                                     (İzmir)

8)        Vecdi Gündoğdu                                            (Kırklareli)

9)        Zeynel Emre                           (İstanbul)

10)      Candan Yüceer                                              (Tekirdağ)

11)      Ünal Demirtaş                        (Zonguldak)

12)      Mahmut Tanal                         (İstanbul)

13)      Mehmet Gökdağ                                            (Gaziantep)

14)      Barış Yarkadaş                                              (İstanbul)

15)      Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

16)      Hüseyin Çamak                                             (Mersin)

17)      Kemal Zeybek                         (Samsun)

18)      Elif Doğan Türkmen                                       (Adana)

19)      Nurettin Demir                                              (Muğla)

20)      Mehmet Göker                        (Burdur)

21)      Muharrem Erkek                                            (Çanakkale)

22)      Mevlüt Dudu                           (Hatay)

23)      Yakup Akkaya                         (İstanbul)

24)      Bülent Öz                                                      (Çanakkale)

25)      Nurhayat Altaca Kayışoğlu      (Bursa)

26)      Kazım Arslan                          (Denizli)

27)      Murat Emir                                                    (Ankara)

28)      Okan Gaytancıoğlu                                        (Edirne)

29)      Erkan Aydın                            (Bursa)

30)      Niyazi Nefi Kara                                            (Antalya)

31)      Çetin Arık                                                     (Kayseri)

Gerekçe:

2013 yılında dönemin başbakanı tarafından gerçekleştirilen toplu açılış törenleri, kamu imkânlarının ve mülki idare amirlerinin seferber edildiği AKP'nin seçim mitinglerine dönüştürülmüştür. Kamu hizmetlerinin ve kamu yatırımlarının halkla birlikte açılışlarının yapılması idari makamların doğal ve sıradan bir faaliyetidir. Ancak AKP hükûmetleri döneminde gerçekleştirilen toplu açılış törenleri, proje sayılarının abartılarak verilmesi, basit boya, tadilat işlerinin yatırım diye sunulması, daha önce açılan veya kullanılmakta olan tesislerin tekrar açılması, tamamlanmamış yatırımların bitmiş gibi sunulması nedeniyle kamuoyunu aldatmaya dönük bir nitelik taşımaktadır. Kamu idarecilerinin bu siyasi gösterilere alet edilmesi ise başka bir etik dışı durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Toplu açılışlarda, istinat duvarı yapımı, boya badana, tadilat işleri, mezarlık duvarı, içme suyu depolarının bakım ve onarımı gibi basit işler, büyük kamu yatırımlarıymış gibi sunulmaktadır. Diyarbakır'da yapılan toplu açılış töreninde dönemin başbakanının söylemi ile 1.318 tesis açılmıştır. Bu tesisler içinde asfalt çalışmaları dahi tesis olarak gösterilmektedir. Yol asfaltlama faaliyetini tesis açılışı olarak lanse eden Hükûmet halkı yanıltmaktadır. Diyarbakır'daki toplu açılış töreninde belirtilen Hilar Mağaraları yol ve çevre düzenlemesi ise 2010 yılında tamamlanmıştır. Toplu açılışı yapılan tesislerin arasında ayrıca 17 ayrı proje hâlinde 174 kişiye basınçlı sulama sistemi hibe desteği, trafo merkezi açılışı, sera, damızlık sığır, koyun yetiştiriciliği projesi, işletmelere KOBI ve faiz desteği de bulunmaktadır.

Kamu görevlileri neredeyse afiş asmaya kadar seferber olmaktadır. Kamu kurumları ve belediyelere ait resmî hizmet araçlarının mitinglerde görevlendirilmesi, kamu personellerine resmî yazılar gönderilerek aileleriyle birlikte mitinglere katılmalarının istenmesi, belediyelere ait toplu taşıma araçlarıyla miting alanlarına insanların ücretsiz taşınması, devlet kaynaklarının AKP Hükûmeti tarafından nasıl kullanıldığının somut örnekleridir. Oysa kamu etik ilkelerine göre, kamu görevlileri gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunamazlar.

Hükûmetin toplu açılış veya benzer adlar altında gerçekleştirdiği ve daha önce açılan, kullanılmakta olan tesislerin tekrar açılıp açılmadığının araştırılarak Türkiye'de kamu imkânlarının siyasi çalışmalar için kullanılmasını engellemek ve adaletli bir siyasi rekabet ortamı oluşturmak için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması elzemdir.

3.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 29 milletvekilinin, artan hava kirliliğinin çevre ve halk sağlığı üzerinde yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/476)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hava kirliliği ülkemizin en önemli çevre ve halk sağlığı sorunudur. 21’inci yüzyılın ilk çeyreği biterken 90'ların başındaki hava kirliliği probleminin kentlerimizde tekrar hortladığı TMMOB Çevre Mühendisleri Odasının Hava Kirliliği 2015 Raporu’nda detaylarıyla ortaya konulmuştur. Doğal gazın yaygınlaşmasına rağmen bu sorunun tekrar ortaya çıkması ve daha da kritik hâle dönüşmesinin ekonomik ve toplumsal sebepleri olduğu bir gerçektir.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Başkanı Baran Bozoğlu, Türkiye'deki hava kirliliğinin özellikle belli bölgelerde kitlesel hastalıklara neden olabilecek seviyelere ulaştığını kaydetmiştir. Türkiye'deki hava kirliliğine dair hazırlanan raporda İstanbul, Ankara, Bolu, Edirne, Düzce, İzmir ve Iğdır'da hava kirliliğinin kritik seviyeyi aştığını, ülkemizde belirlenen sınır değerlerin AB ve Dünya Sağlık Örgütünün belirlediği sınırlarla uyumlu olmadığı, bizdeki değerlerin AB sınır değerlerinin yaklaşık 2 katı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Ankara, İstanbul, Bolu, Keşan, Düzce, İzmir ve Iğdır'da Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre kritik seviyenin çoktan aşıldığı da kaydedilmiştir.

Keşan ve Iğdır için, acil önlemler alınmazsa kitlesel hastalıkların her an baş gösterebileceğinin altı da önemle çizilmiştir.

İlgili raporda “Hava kirliliğinin halk sağlığı üzerine etkileri açık bir biçimde bilinmektedir. Gerek Sağlık Bakanlığının raporlarında gerekse Dünya Sağlık Örgütünün raporlarında, hava kirliliğinin cilt hastalıkları, saç dökülmesi, akciğer hastalıkları ve hatta kansere yol açtığı somut bir gerçektir.

Özellikle partikül maddeler (PM10 ve PM2,5) cıva, kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller ile kanserojen kimyasalları bünyelerinde bulundurmakta ve sağlık üzerinde önemli tehdit oluşturmaktadır. Bu zehirli ve kanser yapıcı kimyasallar nemle birleşerek aside dönüşmektedir. Kurum, uçucu kül, benzin ve dizel araç egzoz partikülleri benzo(a)pyrene gibi kanser yapıcı maddeler içerdiğinden bunların uzun süre solunması kansere sebep olmaktadır.

Ülkemizdeki en önemli ve sınır değerleri aşan kirletici de PM10 ve PM2,5'tur..." belirtilmiştir

İstanbul ilinde özellikle Yenibosna, Kadıköy ve Esenyurt'ta hava kirliliğinin son yılların en üst seviyesine ulaştığı ifade edilmektedir. Ulaşımdan, kömür kullanımından ve hiç kuşkusuz "kentsel dönüşüm" faaliyetleri nedeniyle hava kirliliği oranlarının arttığı yadsınamaz bir gerçektir. Kentsel dönüşüm sürecinin çevresel etkilerinin değerlendirilmemesi ve üst ölçekli planlama ile önlemler alınmaması nedeniyle PM10 kirleticisinin kaynağı olan toz miktarı artış göstermektedir.

Ankara'da ise hava kirliliği çok daha vahim boyutlara gelmiş durumdadır. Dünya Sağlık Örgütü ve AB'de partikül madde (PM10) kirleticisinin en fazla otuz beş gün sınır değeri aşması kabul edilebilir görülmektedir. Otuz beş günden fazla sınır değer aşılırsa halk sağlığı ciddi tehlikelerle karşı karşıya demektir.

Ankara'da Sıhhiye, Cebeci, Dikmen, Demetevler, Sincan, Kayaş, Keçiören ve Bahçelievler'de ölçüm istasyonları bulunmaktadır. Bu istasyonların tamamının partikül madde 10 kirleticisinde sınır değerleri onlarca kat aştığı görülmektedir.

Özellikle trafiğin yoğun olduğu Sıhhiye, Bahçelievler, Dikmen, Cebeci ve Keçiören'de kirlilik yoğunluğunu arttırmaktadır. Bu bölgelerde insan sirkülasyonunun yoğun olduğu da unutulmamalıdır. Yani kirlilik geniş bir insan kitlesini etkilemektedir. Aynı zamanda, hastaneler bölgesi olan Sıhhiye'de en yüksek seviyede kirliliğin oluşması da dikkat çekicidir. Hastaların daha da hastalanması işten bile değildir.

Raporda belirtilen araştırma sonuçlarının da gösterdiği üzere ülkemizde hava kirliliği korkutucu seviyelere gelmiştir. Ülkemizde artan hava kirliliğinin araştırılarak, gerekli önlemlerin alınması ve mutlak çerçevede uzmanlardan görüş alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Barış Yarkadaş                              (İstanbul)

2) Orhan Sarıbal                                                       (Bursa)

3) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

4) Nihat Yeşil                                                           (Ankara)

5) Kemal Zeybek                                                      (Samsun)

6) Onursal Adıgüzel                           (İstanbul)

7) Ünal Demirtaş                                                      (Zonguldak)

8) Vecdi Gündoğdu                            (Kırklareli)

9) Hüseyin Çamak                              (Mersin)

10) Mehmet Göker                              (Burdur)

11) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

12) Kadim Durmaz                             (Tokat)

13) İrfan Bakır                                                          (Isparta)

14) Muharrem Erkek                           (Çanakkale)

15) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

16) Niyazi Nefi Kara                          (Antalya)

17) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

18) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

19) Yakup Akkaya                              (İstanbul)

20) Bülent Öz                                                           (Çanakkale)

21) Elif Doğan Türkmen                                            (Adana)

22) Nurhayat Altaca Kayışoğlu            (Bursa)

23) Kazım Arslan                                                      (Denizli)

24) Murat Emir                                                         (Ankara)

25) Okan Gaytancıoğlu                                              (Edirne)

26) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

27) Nurettin Demir                             (Muğla)

28) Çetin Arık                                                           (Kayseri)

29) Zeynel Emre                                                       (İstanbul)

30) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve arkadaşları tarafından, Temmuz 2015 tarihinden beri hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, belediye eş başkanları ve diğer parti yöneticilerinin maruz kaldığı hukuksuzluğun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 15/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/2/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

           Ahmet Yıldırım

           Muş

           Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Şubat 2017 tarihinde, Şırnak Milletvekili Sayın Leyla Birlik ve arkadaşları tarafından verilen 3890 sıra numaralı, Temmuz 2015 tarihinden beri hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, belediye eş başkanları ve diğer parti yöneticilerimizin maruz kaldığı bu hukuksuzluğun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 22/2/2017 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke hukuki, siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik olarak şu zor günleri yaşadığı sürece biz bu zor günlerin müsebbiplerine dikkat çekmeye ve buna karşı tedbir geliştirmeye ısrarla devam edeceğiz.

Şimdi, az önce sayın grup başkan vekilinin açıklamasına kızdığımızda nedense hep sormadığımız sorular üzerinden cevaplarla gündemi geçiştirmeye çalışıyor.

Şimdi, ben sorarım: Kendisi bakan değil, vali değil; bilgisinin kaynağı ne? Somut soruyorum. Dış dünyayla bağlantısı kesilmiş olan bir köyle, Nusaybin’in Herabe Bava köyüyle bağlantısı, bilgi kaynağı nedir onun? Mesela ben açık söylüyorum, benim sadece 2 bilgi kaynağım var: Bir, o köyden hastaneye intikal etmiş olan 2 yaşlıdaki işkence izleri ve onlardan edinebildiğimiz kısmi bilgi; ikincisi ise Sayın Muş’u baştan sona çürüten -açın, girin- Mardin Valiliğinin resmî web sitesinde yapmış olduğu açıklama. Ne diyor Mardin Valiliğinin web sitesindeki açıklama? Bakın, hiçbir kelimesine dokunmadan söylüyorum, Mardin Valiliği: “Bölücü örgüt mensuplarına yardım ve yataklık eden şahısları yakalamak maksadıyla operasyon düzenleniyor.” Buyurun. Kim yardım yataklık yapıyor? Köylü; ben işkenceyi de ona yaparım, onun köyünü boşaltırım, onun evini yıkarım. Sayın Muş’un açıklamasıyla ilgili bir ibare yok Mardin Valiliğinin resmî web sitesinde; buyurun, girin, okuyun. Peki, hâl böyleyken, Nusaybin Herabe Bava köyünde ne oluyor, Koruköy’de ne oluyor, orayı insansızlaştırmak için nasıl bir politika izleniyor ve Muş’un da bilgi kaynağı nedir?

Şimdi, biz köylerde yardım yataklık yapanlara dönük operasyonların ne anlama geldiğini o 1990’lı yılların pespaye politikalarından biliyoruz. Muş hayatında belki Mardin’i, Nusaybin’i görmemiştir, daha orada adını zikrettiği Artuklu’nun nereye tekabül ettiğini bilmiyor. Artuklu, Mardin merkez ilçe ve orada kontrolü kaybetmiş devlet; o zaman siyasi iktidar istifa etsin ya. Bir büyükşehrin il merkezinde, Artuklu’da kontrolü kaybetmiş, bir örgüte bırakmışsa o zaman istifa etsin bu siyasi iktidar; Muş da oradan yetkisizlikle konuşmasın bize, bilgi kaynağını açıklasın. O resimleri nereden getirdi? Merak ediyoruz, köyün içinden çekilmiş o fotoğrafları kimlerden aldı? Geçen yıl Cizre, Sur, Silopi, Şırnak olurken, biz buradan avazımızın çıktığınca o kötü tabloyu önlemeye çalışırken büyük methiyeler düzdüğünüz o operasyonların komutanlarının hepsi şu anda darbecilikten ve size göre teröristlikten içeride, işte; Şırnak komutanı içeride, Cizre komutanı içeride, Sur komutanı içeride, Yüksekova komutanı içeride, Nusaybin komutanı içeride. Neye benziyor biliyor musunuz? Size şimdi 4 isim okuyacağım. Bu 4 isim şu anda nerede? Dün şu Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin eş genel başkanının ibretlik o milletvekilliğinin düşürülmesinin –dokunulmazlığının- nasıl bir sürecin ürünü olduğunu siz de anlamış olursunuz.

Evet, soruyorum şimdi. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zeka Kayalı, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi Üyesi Müslüm Uzun, Üye Saniye Yalçın; bunlar Figen Yüksekdağ’a ceza verenler. Nerede? FET֒den içeride. İddianameyi kim hazırladı? Cumhuriyet Savcısı Ahmet Mithat Temel. Nerede? FET֒den hem ihraç edilmiş hem içeride. İktidar, hani sözüm ona, Gülen Cemaati’yle mücadele ediyormuş, bunları terörist olarak görüyormuş. Evet, kendilerine ucu dokunduğu zaman feryat figan edip onlarla mücadele eden iktidar, o yapının toplumsal muhalefetle ilgili yaptıkları zulmün arkasına sığınıp onları nasıl kutsal metinler ve yargı kararları olarak kabul ediyormuş, gelsinler, açıklasınlar bakayım. Size göre… Bakın, ben masumiyet karinesine inanan biriyim, Yargı kararı kesinleşmedikçe ben kimseye “terörist” demem, demem. Bağımsız ve tarafsız yargı yargılayacak, bu yargı kararı tecelli edecek, ondan sonra. Onun ötesi masumiyet karinesidir. Ama size göre terörist olanların hazırlamış olduğu bu iddianameler ne kadar kıymetliymiş ya? Nasıl da arkasına sığındınız böyle siz. Eylül ayında çıkmış Yargıtay kararını beş buçuk ay bekletip bir referandum takviminin ortasına ne güzel oturttunuz siz böyle ya.

Bir kararın mahkemece alınmış olması onun hukuki, ahlaki, vicdani olduğu anlamına gelmez. Refah Partisi kapatıldı, sözüm ona yasaldı ama bana göre hukuki değildi, bana göre vicdani değildi, ahlaki değildi; aynen Fazilet Partisinin kapatılmasının yasallığının hukuki, ahlaki, vicdani olmadığı gibi. Yüz yıl önce kölelik yasaldı, ahlaki miydi, hukuki miydi? Yahudileri öldürmek belli ülkelerde yasaldı, hukuk muydu yani o? İşte, arkasına sığındığınız hukuk 12 Eylülün o pespaye hukukudur. Kaldı ki ona rağmen, bakın, Sayın Yüksekdağ’ın konuşma yaptığı ve propaganda suçundan on ay ceza aldığı kararı söyleyeyim: On ay ceza almasına sebep olan, Sayın Yüksekdağ’ın konuşma içeriği değil, bulunduğu yerde çevresinde atılan sloganlardır. Mahkemenin gerekçeli kararını okuyun bir ya.

Bir diğeri: Bakın, etrafta atılan sloganlar mahkûmiyet kararının verilmesine sebep oluyor. Bir de 82 Anayasası, o askerî darbe anayasası bile sizden iyi. Ne diyor? TCK’nın terör suçlarını düzenleyen o zamanki 141, 142, hüküm kurduğunda, “Müeyyide cezası olan terör suçlarında milletvekilliği düşürülür.” diyor. Ama, 83 eğildi, 84 büküldü, zorla getirildi. Bir referandumda başkanlık hayallerini suya düşürmek için çabalayan bir siyasi partiye önce darbe vurulması kararı alındı; ondan sonra, beş buçuk ay önceki, batan Yahudi’nin eski hesap defterlerini karıştırması misali, yedekte tutulan bir şey getirilip dün okundu. Keşke Ayşe Nur Bahçekapılı’nın oturumunda okunmasaydı. Bir hukukçu olarak hiç sizin yerinizde olmak istemezdim.

Cemil Çiçek direndi; Kemal Aktaş kararına direndi, Engin Alan kararına direndi, Sebahat Tuncel kararına direndi çünkü orada bir yasal metin vardı ama hukuki değildi, ahlaki değildi, vicdani değildi ama demek ki o yürek kalmamış artık iktidar partisinde. Ya değilse, buradan çıkışta, kuliste gelip “Vallahi size katılıyorum.” demenin ve kulis demokratlığının hiçbir anlamı yok bizim için.

Bir diğeri: Bakın, söyleyelim; şimdi, öyle bir hazırlanmış ki, öyle bir siyasi altyapısı var ki dün karar burada okunduktan sadece on dört dakika sonra Sayın Yüksekdağ’ın Meclis web albümünden öz geçmişi düşürüldü, on dört dakika. Ne kadar iyi hazırlanmışsınız ya! Keşke her şeye bu kadar iyi hazırlanabilseniz, keşke memleketin tüm sorunlarına bu kadar dakik çözümler üretebilseniz. On dört dakika! Minareyi çalacak, kılıfını da hazırlamış önceden.

Bir diğeri: Bakın, 2012’de yapılmış bir konuşma Sayın Yüksekdağ’ınki ve 2012’de yaptığı konuşmayla ilgili bir fezleke dahi düzenlenmemiş. “Anayasa 76.” deniyor ya, dün okudum; hırsızlık var, yolsuzluk var, rüşvet var, elhamdülillah, çok şükür, hiç alakamızın olmadığı süreçler var, bir de terör eylemine katılma ve onu teşvik etme var. Propaganda, bu suçlardan biri değil, bu kapsama girmiyor.

Ama, bir kere, düşürmeye karar vermişsiniz siz. Ondan sonra, yasanın ne önemi var canım, bir şekliyle eğilir bükülür, allem edilir, kallem edilir bulunur yani.

Bu nereden hazırlanmıştı biliyor musunuz? Geçen yıl dokunulmazlığımız kaldırıldıktan sonra -aramızda bizden daha değerli hukukçular var, bir kişi gelsin şuradan söylesin- Adalet Bakanlığı, 59 HDP milletvekiliyle ilgili, tüm savcılıklardan, hazırlanmış dosyalarıyla ilgili bilgi istedi. Bununla ilgili soru önergem iki aydır bekliyor. Sayın Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ neden bizimle ilgili bilgi istedi, hangi yetkiyle istedi, ne yapacaktı? Bunları sormuşum ben. Neyin hazırlığını yaptınız, bugün alınan kararların hazırlığıyla alakalı bir durum muydu? Cevap yok. Sorum önergem iki aydır bekliyor.

Ya değilse? Allah aşkına, biri çıksın “Evet, Adalet Bakanı milletvekillerinin dosyasını takip etmek, onları fişlemek yetkisine sahiptir.” desin. Ama, bu kararlar, 4 Kasımdan beri bu süreçle yani referandum takvimiyle iltisaklı işliyor.

Bu, sizin gurur duyduğunuz bir hukuk ve yargı düzeni olabilir. Sizin gurur duyduğunuz bu düzenden ben utanç duyuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Benim için ahlaki değil, vicdani değil, hukuki değil. Aynen, Refah Partisinin, Fazilet Partisinin kapatılmasının ahlaki, vicdani, hukuki olmadığı gibi; aynen, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasak getiren o on aylık cezası gibi. Bir şiir okudu diye, bu da bir konuşma yaptı diye. Peki, bir siyasetçi konuşma yapmayacak da ne yapacak?

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında bana pek çok kere sataşmada bulunmuştur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Doğru diyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – O açıdan, sataşmalardan dolayı söz talebim var uygun görürseniz.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet, sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Umarım sorularıma cevap verebilirsiniz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben az önce… Bir iddia varsa -ben milletvekiliyim, iktidar partisinin grup başkan vekiliyim- tabii ki o iddiayı araştıracağım; Türkiye’de ne oluyor ne bitiyor, yaşanan gelişmeleri tabii ki yakından takip edeceğim ve aldığım bilgiyi de Genel Kurulda milletvekilleriyle paylaştım. Bilginin kaynağını soruyor sayın hatip; İçişleri Bakanlığı. Siz de talep edin, siz de oradan bilgi alın.

Bir diğer konu, Mardin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, diğer vatan toprakları olduğu gibi, 81 ilinin bir tanesidir. Biz bu 81 ile nasıl gidiyorsak Mardin’e de gayet öyle gidiyoruz, gitmekteyiz de.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kaç kere gittin?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burası da bir vatan toprağıdır. Bu açıdan, bizim oraya gidip gitmediğimizi sorgulamak kimsenin haddine değildir.

Değerli milletvekilleri, burada özellikle vatandaşlarımız noktasında hassasiyet gösterilmektedir. Mesele vatandaşımız değildir, vatandaşımız başımızın gözümüzün üstünde. Vatandaşımızın can ve mal güvenliğini korumak, sağlamak Anayasa’nın bizlere yüklediği en temel sorumluluk ve görevdir. Bu, hepimizin omuzlarında olan bir görevdir. Bu açıdan, orada yürütülen operasyonlar vatandaşın can ve mal güvenliğini korumak, teminat altına almak içindir. Burada bir operasyon var. Kimlere karşı? Canlı bomba eylemleri yapan, kamyonlarla, diğer araçlarla bomba taşıyıp Emniyet, güvenlik güçlerini, vatandaşımızı, masum çocukları katleden, şehit eden teröristlere karşı yapılıyor bu. Vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının karşılanması için, bakın, Jandarma, Emniyet birimleri ellerinden geleni orada yapmaktadır, azami derecede hassasiyet yürütülmektedir ama şunu herkes bilsin: Vatandaşımızın canına kasteden, Emniyet birimlerimize silah doğrultan teröristler mutlaka ve mutlaka etkisiz hâle getirilmek zorundadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bundan kimse rahatsız olmasın sayın milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, hatip sözlerimi çarpıttı, “Niye Mardin’e gidiyorsunuz?” diye sormadım. “Gidişim kimsenin haddi değildir.” diye bana ağır sataşmada bulundu, İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

2.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Zaten az biraz Mardin’i ziyaret etme müktesebatı olsaydı böyle konuşmazdı da…

Bakın, ben çok somut soruyorum, hep somut soruyorum: Abdi Aykut, bu köyden.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben de somut söyledim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – 60 yaşında Abdi Aykut’a işkence edildi, gözaltına alındı, kayıp. 60 yaşında birini soruyorum. İçişleri Bakanlığına siz ne zaman sordunuz ve cevabı aldınız bilmiyorum. Dört gündür soruyorum, niye bize bilgi vermiyor? Bu İçişleri Bakanı sadece sizin İçişleri Bakanınız mı yoksa Türkiye Cumhuriyeti devletinin İçişleri Bakanı mı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin İçişleri Bakanı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Size bilgi veremez, herkese bilgi vermeli o zaman.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz de talep edin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Abdi Aykut 60 yaşında, Koruköy’den, kayıp. Nerede? Soruyorum size. Aynı İçişleri Bakanından bilgi alın getirin.

Bir şey daha sorayım bu fırsatı bulmuşken: Bakın, dün Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğini düşürdüğünü iddia eden bir kâğıt parçası burada okundu. İki, Iğdır’da Selahattin Demirtaş ilk duruşmasında hiçbir delil incelemesine gidilmeden hapis cezasına çarptırıldı. Neydi? Özellikle Sur-Cizre döneminde Doğubeyazıt’ta yapmış olduğu konuşmada işlenenin devlet terörü olduğunu söylüyor. Doğubeyazıt’taki konuşmasından yirmi dört gün önce, grup toplantısında yani yasama sorumsuzluğu kapsamında grup toplantısında konuşmuş, avukat arkadaşlarımız Meclis Başkanlığından aldığı CD’yi mahkeme sunuyor, “İncelensin.” deniyor, incelemiyor. İlk duruşma: Hapis cezası. Aynı gün, İdris Baluken, tutuklu olduğu dosyadan tahliye edildiği bir dosyadan itirazla yine tutuklanıyor.

Şimdi yine hukukçulara soruyorum: Tutuklu olduğu dosyadan tutukluluk sonrası tahliye edilen birinin tahliyesine itiraz müessesesi var mıdır? Var mıdır Sayın Başkan, size soruyorum. İşte, bütün bunlar bu ülkenin nasıl yönetildiğinin, gerçekten nereye götürülmek istendiğinin göstergesidir diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Ahmet Bey, bir vatandaşınız da Kerkük’te çıktı biliyorsunuz, üç ay önce yeri göğü inletmiştiniz kayıp diye.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben bu ülkenin bir milletvekiliyim ama bu ülkenin milletvekili ve siyasi partisi olduğunu ifade edenler de askeri ve polisi şehit eden bu PKK terör örgütüne çıkıp tek bir kelime söyleyebilmelidirler.

BURCU ÇELİK (Muş) – Ezberleyip gelmeyin artık ya, başka sözler yaratın artık ya, yeter!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Abdi Aykut nerede, Abdi Aykut?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Abdi Aykut’u söyle ya, Abdi Aykut’a ne oldu, nerede?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir de PKK’ya karşı söyleyecekler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BURCU ÇELİK (Muş) - Abdi Aykut’un nerede olduğunu söyleyin artık, utanın biraz, yeter, gerçekten yeter!

GARO PAYLAN (İstanbul) – İşkence var, işkence!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, burada, bu Parlamentoda aynı şekilde Hurşit Külter için onlarca gün “Hurşit Külter nerede? Devlet kaçırdı.” diye söylendi.

BURCU ÇELİK (Muş) - Abdi Aykut nerede Sayın Muş, nerede; 60 yaşındaki bir insan nerede?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – 60 yaşında ya, sivil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nereden çıktın sonradan? Dağdan, dağdan.

BURCU ÇELİK (Muş) – Tamam, neredeyse söyleyin, orada mı, burada mı, şurada mı, nerede?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hurşit Külter dağdan çıktı, hatırlatırım bunları, hatırlatırım bunları.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Şırnak Milletvekili Leyla Birlik ve arkadaşları tarafından, Temmuz 2015 tarihinden beri hukuka aykırı bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanan HDP eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, belediye eş başkanları ve diğer parti yöneticilerinin maruz kaldığı hukuksuzluğun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 15/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Aksaray Milletvekili Sayın Cengiz Aydoğdu konuşacak.

Buyurun Sayın Aydoğdu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CENGİZ AYDOĞDU (Aksaray) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; Türkiye’nin kalbinde, siyasetin, yönetimin, idarenin merkezinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasetçilerin terörle iltisaklarını konuşuyoruz, siyasetçilerin terör sebebiyle tutuklanmalarını, gözaltına alınmalarını konuşuyoruz; çok tatsız, tuzsuz bir konu. Siyaset bir yönetim şeklidir, hatta bir hayat tarzıdır, ülkelerin, milletlerin nefes alma şeklidir diyebiliriz. Büyük milletler siyasetle, siyasetçileri vasıtasıyla nefes alırlar, hayatlarını tarzısiyasetleriyle devam ettirirler. Bu, siyasetin varlığına kastedecek bir usulle siyasetin ve siyasetçinin iş birliği çok üzücü.

Kıymetli arkadaşlar, Türkiye, bir rüyadan arta kalan son sığınağımız; Milletimizin tarih boyunca gerçekleştirdiği bütün gayretinin, yüz yıllık cehdinin, emeğinin, ortaya koyduğu düşün son kalesi, İslam’ın son kalesi, insanlığın son kalesi, Türklüğün son kalesi, bayrağının altına sığınan herkesin, Kürt’ün, Arap’ın, vesairenin son kalesi. Şu anda bulunduğumuz coğrafyada, Türkiye'nin çevresindeki bütün ülkelerde başı sıkışan bize müracaat edebilir, bize sığınabilir; bizim başımıza bir şey gelse gideceğimiz hiçbir yer yok, burası bizim için son çıkış. Buraya nasıl geldik? Ocağımızı su bastı. Biliyorsunuz, biz dünyanın en büyük devletlerinden birini kurduk. İnsanlık idealinin, bütün dinlerin, kültürlerin, felsefelerin gerçekleştirmek için ideal edindiği yönetim tarzını, insan tipini hayata geçiren bir devlet kurduk ve bunu az buz değil altı yüz yıl yaşattık.

19’uncu yüzyılın başında, 1804 Sırp isyanından beri, kendimizi savunmanın mazeretini aramak durumundayız bütün dünyaya karşı, Avrupa’ya karşı, Asya’ya karşı, kuzeyimize, güneyimize karşı. Sırp isyanından beri, burada kurduğumuz hâkimiyetin temeline saldıran yani 1789 Fransız İhtilali’yle ortaya çıkan ırkçılık mikrobunun devletimize, hâkimiyetimize, buradaki hükümranlığımıza, o insanlığın son adasına saldırısına karşı, bizim varlığımıza yönelmiş “ırkçılık” adı altındaki bu soruna karşı aldığımız tedbirleri savunmak ve mazur göstermek zaruretiyle karşı karşıyayız.

Bugün, Türkiye, bir var olma yok olma mücadelesi veriyor, bir beka problemiyle karşı karşıya. Türkiye'nin sorunu yalnızca ve sadece bir terör sorunu değil; Türkiye, bir var olma yok olma sorunu, hayati bir sorun yaşıyor. Milletlerarası güçlerin o meşum Şark meselesinin, 17’nci, 18’inci yüzyıldan beri devam eden, hatta Haçlı Seferlerinden beri devam eden Şark meselesinin devamını yaşıyoruz. Şu anda ülkemizde “terör” dediğimiz şey, süper güçlerin kanlı dansından başka bir şey değil, bunu çok iyi biliyoruz. Terör bir siyaset etme aracı değil ki arkadaşlar, terör bir siyasi usul değil. Terör bütün dünyanın korktuğu, şu anda bütün demokrasilerin tir tir titrediği kanlı şiddet usulü. İnsanlığın özüne, varlığına yönelmiş, insanların bir arada yaşama felsefesine yönelmiş, insanlığın bulduğu bir arada yaşama, bütün oluşumlara yönelmiş kör, inatçı, bilinçsiz, insan hayatına kasteden bir kanlı vahşet usulü.

Avrupa devletleri geçtiğimiz yıllarda, hatta son zamanlarda, bu terörle karşı karşıya kaldıklarında şuursuzca, telaşla ve panik içinde hiçbir usulü dinlemeden, demokrasiyi askıya alarak çok kanlı tedbirler alabiliyorlar. Ama onu evinden dışarı çıkarıp, terörü evinden dışarı çıkarıp bizim evimizde oynanan uluslararası bir oyun hâline getirdikleri zaman, terör onlar için bir ölüm kalım meselesi olmaktan çıkıp oradan faydalanılacak, istifade edilecek bir “opportunity”, bir fırsat hâline geliyor.

PKK terörü, kıymetli arkadaşlar, bir Kürt sorunu değildir. PKK terörü, ülkemize yöneltilen ve maalesef bizim kendi çocuklarımızı, Kürt çocuklarımızı kullanan uluslararası kanlı bir tehdittir. PKK terörüne karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında siyaset yapanların açıkça tavır alamaması milletimizi yaralıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında Türk devletinin bir parçası gibi siyaset yapan bir birimin veya siyasetçilerin PKK terörü karşısında sessiz kalması siyasetin, hatta Kürt sorununun anlamını kaybettiriyor. Eğer Türkiye’de Kürtlerin çözülecek meseleleri varsa PKK terörü bunu imkânsız hâle getiriyor, Kürtler ile Türklerin arasındaki iletişimi koparıyor. Burada bizim her gün yüz yüze geldiğimiz, selamlaştığımız, merhabalaştığımız arkadaşlarımızın PKK terörüne sessiz kalması, PKK’nın açtığı yaraları bizim için aynı zamanda bir kalp yarası hâline getiriyor. Devletimizin terörle mücadelesi meşrudur arkadaşlar. Her devlet kendi varlığına yöneltilen, toprak bütünlüğüne, üniter yapısına yöneltilen bir talebe çok şiddetli karşılık verir. Terör, Türkiye’de siyaseti ve bilhassa HDP siyasetini anlamsızlaştırıyor; bunu görmemiz lazım, bunu arkadaşlarımızın görmesi lazım. Çocuklarımızı teröre kurban verirken meselenin özünü kaybedip teferruatla ilgilenmek, bu işin usulüyle ilgilenmeyip “Asıl bu işin maksadı…”, “Bu, nereden kalıyor, nereye geliyor, nereye gidecek?”, “Bunun nereden başladığı…”, “Bu kadar desteği nasıl buluyor?” ve “Nihayete erdiğinde nasıl bir netice ortaya çıkacak, nasıl bir dünya ortaya çıkacak?” sorularını geriye bırakıp küçük küçük olaylarla, lokal olaylarla ilgilenmek… Elbette onlar da insanlık açısından çok önemlidir ve Türk devletinin varsa suistimali onlar da çok önemlidir, üzerine gidilmelidir. PKK terörüyle veya herhangi bir terörle, DEAŞ’la, IŞİD’le, FET֒yle mücadele edilirken hukuka bağlı kalmak devlet olmanın vasfıdır ancak terörün amacını es geçerek sadece bunlarla ilgilenmek sanki terörün amacıyla ortaklaşmak gibi… Ben kesinlikle böyle bir şeyin olduğunu düşünmüyorum ama bu siyasetin meşruiyetinin yeniden tesisi için teröre karşı ortak, kesin, açık, net bir dille tavrımızı ortaya koymalıyız. Aksi hâlde, milletimizin, kamuoyunun talebiyle geçtiğimiz aylarda siyasetten teröre destek veren, terörle iş birliği olduğu düşünülen, kamuoyunda öyle bir zehaba yol açan insanların yargılanması isteği bir kamuoyu talebi olarak geldi; biliyorsunuz, burada muhalefet partilerinin de desteğiyle, milletvekili arkadaşlarımızdan varsa terörle ilgisi olanların yargılanması yolu açıldı. Bu, bir devletin kendini koruma tabiiliği içerisinde cereyan eden bir şeydi.

Burada, yine, hepimize düşen şey: Bizim devlet olarak varlığımızın, -Bir arada, birlikte kederde, kıvançta, diyoruz ya- birlikte yaşamamızın garantisi, geleceği, istikbali konusunda idarenin esasları, demokrasinin, temel insan haklarının esasları üzerinde mutabık kaldığımız gibi terörün kötülüğü üzerinde de mutabık kalıp, bunu, önce birbirimize, sonra ülkemize, sonra bütün dünyaya ilan etmeliyiz.

Hepinize hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydoğdu.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu Abdi Aykut’la ilgili bilgi vereyim. Abdi Aykut’un fotoğrafı bu, hâli de bu. Eğer Sayın Muş bakarsa bu fotoğrafa.
Avukatların bana verdiği bilgiye göre kendisi 17’sinde gözaltına alındı, 18’inde Mardin Devlet Hastanesine kaldırıldı, şu anda göğüs cerrahisi bölümünde ve jandarmada, gözaltında getirildiği hâl bu. Sayın Muş, Abdi Aykut. Bu bilgiyi bana İçişleri Bakanı değil, sahadaki avukatlar verdi, bunun da bilinmesini isterim. Teröre lanet olsun, yapanlara lanet olsun, terör yöntemine lanet olsun, ama insanları bu hâle getirenlerden de hesap sormak bu Meclisin görevi, hepimizin görevi. Bunu Başbakanlığa sordum, henüz bir yanıt gelmedi değerli arkadaşlar. Bana bildirilen bunun gibi 38 vaka var, köylülere gözaltında işkence vakası var, aksi varsa Bakanlık açıklasın. Bu fotoğraf da biraz önce, bugün, gündüz saatlerinde bana Mardin’den avukat arkadaşlar tarafından gönderildi. Getirildiği durum bu. Eğer göğüs tüpü takılmasaymış ölecekmiş. Hastanede durumu bu. Bilmenizi istiyorum.

Değerli arkadaşlar, çok ağır bir dönem yaşıyoruz gerçekten. Ben 80’li, 90’lı yıllarda -hep burada söylüyorum- yani zorunlu olarak, o ortamdan kaynaklı olarak ceza avukatı oldum, insan hakları hukuku üzerine çalıştım. O dönemin insan hakları ihlalleri beni hukuk doktoru yaptı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ilk giden avukatlardan bir tanesiyim. Hukuk doktoru oldum o nedenle, insan hakları ihlalleri nedeniyle hukuk doktoru oldum ama inanın, sizin bu döneminizde eğer akademisyenlik falan yapsaydım profesör olurdum, ihraç edilmeseydim eğer. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü insan haklarının bütün alanları bakımından en dipteki bir dönemi yaşıyoruz. İslami literatürde “gayretullah” kavramı vardır yani Allah’ın tahammül edemeyeceği sınırı gösterir. Gerçekten o sınırı aşmış durumdasınız.

Bakın, siz iktidar milletvekillerisiniz, size kimse ulaşamıyor ya da bu konularda size bir şikâyet gelmiyor ama bize her gün yüzlerce, yüzlerce şikâyet geliyor. OHAL’den sonraki tablo berbat, bütün alanlar bakımından berbat. Yani milletvekillerinin buradan, bu Meclisten aynen kamudan ihraç gibi ihraç edilmesini söylemiyorum. O vahim bir durum tabii bu Parlamento tarihi bakımından ama 200 bine yakın tutuklu var. Sadece geçen yıl cezaevlerinde ölen insan sayısı 310, bakın 310. 2010-2015 yılları arasında 432 faili meçhul cinayet var. Bunların teker teker isimlerini ben burada saydım. OHAL’den sonra sokağa çıkma yasaklarında ölen çocuk sayısı 30. 300’den fazla sivil ölüm var ve bunların dışında yakılan, yıkılan, yerle bir edilen yerler var. Evet, hendek yanlış, hendeği yapanlara da lanet olsun ama insan haklarını, yaşam hakkını gözetmeden nasıl yapacağız bütün bu işleri? Ve burada, bu gruptan insan hakları konusunda, temel haklar konusunda herhangi bir itiraz gelmiyor, herhangi bir itiraz.

Yargı berbat değerli arkadaşlar, berbat yargı. Yargının bu kadar kötü olduğu bir dönem hiç olmamıştı Türkiye’de, sıkıyönetim dönemleri dâhil olmak üzere. Devlet güvenlik mahkemelerinin yargısı bile bu kadar berbat değildi değerli arkadaşlar. Doğrudan doğruya iktidardan talimat alan bir yargı anlayışı var, doğrudan doğruya.

Bakın, ben bir avukat olarak şunu anlamam, anlayamam: 4 Aralık 2013 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı var, Mustafa Balbay kararı. O kararın Türkçesi şudur değerli arkadaşlar: “Milletvekili eğer seçilmişse onun seçenlerin iradesine saygı gösterilmelidir, tabii ki yargılanabilir ama tutuklanamaz.” diyor Anayasa Mahkemesi, “Seçme ve seçilme hakkına aykırıdır.” diyor. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu karar; bizim mahkememiz, bu üyeler… Bakın, bir grup başkan vekili tutukluydu ayın 30’unda. Diyarbakır’daki mahkeme bunu gerekçe göstererek, gerekçesine bunu alarak tahliye kararı verdi. Evet, doğru. Aynı gün, aynı adliye içerisinde başka bir mahkeme serbest bırakılan 2 milletvekilini tutukladı değerli arkadaşlar; aynı gün, aynı bina içerisinde, aynı adliye içerisinde. Serbest bırakılan grup başkan vekili on yedi gün sonra yine aynı yerdeki mahkeme tarafından tutuklandı. Yani, burası Türkiye değil mi, burası adliye ortamı değil mi? Niye bunlardan bir tek cümle etmezsiniz? Neden etmezsiniz? Neden yargının durumuna, insan hakları bakımından bu kadar berbat hâle gelişine göz yumarsınız, neden? Hesabınıza geldiği için mi? Evet, düşüncelerine katılmayabilirsiniz, benim de katılmadığım düşünceleri var ama temel hakları, bu Parlamentonun onurunu savunmak bizim hakkımız değil mi, hepimizin hakkı değil mi? Ama, bunları maalesef yapamıyoruz.

Bakın, Ahmet Necdet Sezer döneminde Cumhurbaşkanına hakaretten sadece 26 tane dava var. Şimdi 2 bin var, 2 bin; 2 bine yakın dosya var. Kimse ağzını açamıyor, hiç kimse; hiç kimse ağzını açamıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Hatip, özür dilerim.

Sayın Başkanım, özür dilerim, şimdi içerideki televizyonlar kapalı, konuşmacının konuşmaları da gösterilmiyor.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama, çok önemli bir şey, televizyonun açık olduğu bir saat.

BAŞKAN – Yani, duyarlı olduğunuzu ortaya koymak için çaba sarf ediyorsunuz ama bunu yaparken bir yandan da Meclisin düzenini bozuyorsunuz, konuşmacı kürsüde. Buraya gelip bana söyleyebilirsiniz bunu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama, Meclis TV yayını yok Sayın Başkan.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Efendim, böyle bir şey varsa açsınlar ama.

BAŞKAN – Buraya gelip söyleyebilirsiniz bunu Sayın Tanal. Burası istediğiniz zaman konuşabileceğiniz bir yer değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, izin istedik sizden.

BAŞKAN – Buraya gelip söyleyebilirdiniz. Lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama, bu kadar gergin olmanızı gerektiren bir neden yok ki.

BAŞKAN – Sürenize ekleyeceğim Sayın Tanrıkulu.

Buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Tamam efendim.

Yargı bakımından bu kadar berbat bir ortam var. Bakın, gazeteci Deniz Yücel sekiz gündür gözaltında değerli arkadaşlar. Kendisine sorulan tek bir soru yok, tek bir soru yok ama kanun hükmünde kararnameyle gözaltı süresini ilk önce otuz gün, sonra on beş gün yaptınız. Ya, bir gazeteci sekiz gün neden gözaltında tutulur, neden gözaltında tutulur? Reina’yı bombalayan terörist sekiz gün gözaltında tutulmadı, sekiz gün. Nedeni ne? Bir bakanla ilgili olarak haber yapmış olması. Yani, orada tutularak cezalandırılıyor. Sekiz gün neden gözaltında tutulur değerli arkadaşlar? Bir gazeteciye emniyetin soracağı sorular sekiz günü alır mı, değerli arkadaşlar, alır mı sekiz günü?

Almanya’dan ikide bir itirazlar geliyor, hiç bunları duymuyorsunuz. Neden bu sekiz günlük gözaltına ilişkin bir cümle bir şey söylemiyorsunuz? Yedi gün niye on beş güne çıkarılıyor?

Değerli arkadaşlar, 153 gazeteci hapiste. Türkiye bundan dolayı her gün ama her gün başka yerlere hesap vermek durumunda kalıyor, her gün. Peki, niye sormuyorsunuz? Darbecilerin davası açıldı, hepsinin davaları açılıyor, teker teker görülüyor, ya bu gazetecilerin davaları niye açılmıyor? Darbe yapanların davası açılıyor. Bunları açmak kolay ama Cumhuriyet gazetesinin yöneticilerinin, yazarlarının davalarını -yüz günden fazladır sürüyor- açmak mümkün değil. Bu itirazları siz yapmadığınız sürece, sizler de yapmadığınız sürece bu toplumda ortak bir vicdanı yakalayamayız, yakalamamız mümkün olmaz ve Türkiye’nin bir insan hakları ihlalleri cehennemine dönüştürülmesine göz yummuş oluruz, göz yummuş oluruz.

40 bin kişi tutuklandı değerli arkadaşlar, 40 bin kişi. 110 bin kişi ihraç edildi. Akademisyenler… 4 binden fazla ihraç var değerli arkadaşlar, 4 binden fazla ve yargı yolları kapalı. Şimdi, uyduruk bir iç hukuk yolu oluşturuldu, daha göreve başlamadı. İki yıl sürecek. İki yıldan sonra idare mahkemesi iki yıl sürecek, sonra üç yıl Anayasa Mahkemesi sürecek, sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecek; “Ölme eşeğim yaz gelsin.” mantığı. Bunlardan vazgeçmelisiniz, bir an evvel normalleşmeyi sağlamak için adım atmalıyız.

Şunu da ifade etmek durumundayım: Bakın “Allah’ın lütfu.” dediğiniz bu darbe girişiminden referandum nedeniyle faydalanıyorsunuz. Bütün medyaya el koyarak, bütün medyaya el koyarak, bütün muhalifleri içeriye atarak, susturarak bu ortam içerisinde Anayasa oylaması yaptırmaya çalışıyorsunuz. Peki, şartlar eşit mi, dürüst mü, adil mi? Adil ve dürüst seçim sadece ve sadece oylama gününü ifade etmez, oylama sayım işlemlerini ifade etmez, seçim sonuçlarına hile karıştırmamayı ifade etmez, aynı zamanda bütün sürecin adil ve dürüst olmasını ifade eder. Peki, bu süreç adil ve dürüst mü? Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine bildirimde bulundunuz 21 Temmuzda, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayacağınızı ifade ettiniz. Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı bir ortamda -Anayasa gibi- toplumun bilgi alması gereken, kamuoyu oluşturması gereken bir ortamda referandum yapılabilir mi, neresi adil ve dürüst? Bakın, geçmişe dönüp baktığınızda, gerçekten dönüp baktığınızda bu durumdan utanılacak, Parlamentonun bu sessizliğinden utanılacak, Parlamentonun kendi itibarına, kendi meşruluğuna bu kadar çok gölge düşürülmesinden utanılacak diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara konuşacak.

Buyurun Sayın Boynukara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, üzerinde yanlış bilgilerin servis edildiği, yanlış tartışmaların yürütüldüğü alanlardan birisi de yargısal süreçlerdir. En kolay yapılan eleştiri, yargı ile yürütme arasında ilişki olduğuna ilişkin ifadelerdir. Bunun doğru olduğunu, bunun bilgiye dayandığını söylemek mümkün değil, bunlar genellikle siyasi değerlendirmelerdir. Hatta buna ilişkin konuşmaların içeriğine baktığınızda, konuşma bütünlüğü içinde birbirini tekzip eden ifadelerin olduğunu görürsünüz. Soyut bir suçlama, bu nedenle de hukuki değerlendirme olarak bakmak oldukça güç. Siyasi düşüncelerimize göre, siyasi pozisyonlarımıza göre farklılık arz eden bir zeminde yürüyor bu tartışmalar.

Kuşkusuz, tutukluluk, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını yakından ilgilendirmesi nedeniyle hassas olunması gereken, üzerinde dikkatlice davranılması gereken bir konudur, bir koruma tedbiridir. Tutuklama nedenleri objektif olarak var olsa dahi, tutukluluk süresi, tutukluluk gibi konular önemle takip edilmelidir. Tutukluluğun zorlaştırılmasına ilişkin düzenlemeleri bu Meclis kabul etti.

Başta ifade ettiğim siyasi ve siyaset suçlamalarının doğru olmadığını anlamak için bu konudaki bazı düzenlemeleri hatırlamakta fayda var. Bu ülkede adalet bakanları 2005 yılına kadar cumhuriyet savcılarına talimat verme yetkisine sahipti. Bu düzenlemeyi Meclis 2005 yılında kaldırdı. Uygulayıcıların, yargıçların tutuklama konusunda daha özenli olmaları için tutuklama kararlarının somut gerekçelere dayandırılmasına ilişkin yasal düzenlemeler yapıldı. Adli kontrol uygulamasının kapsamı genişletildi. Adli kontrol tedbirlerinin uygulanması bakımından süre sınırı kaldırıldı. Yani, tutuklama sebepleri varsa dahi hâkim isterse adli kontrol tedbirleriyle kişiyi tutuksuz yargılayabilir. Bu ve benzeri düzenlemeleri dikkate aldığımızda, siyasetin, Hükûmetin tutuksuz yargılama konusunda üzerine düşeni yaptığını söylemek mümkündür. Dolayısıyla, bunun dışındaki değerlendirmelerin tümü yargının işidir. Siyaset kurumu gerekli düzenlemeleri yapar, yargı da yapılan düzenlemeler doğrultusunda uygulama süreçlerini takip eder. Yargının yaptığı faaliyetlerden hareketle siyaset kurumunu eleştirmek doğru değildir. Aynı binada bulunan iki ayrı mahkemenin iki ayrı karar verdiğini ifade etmek dahi yürütmenin bu işin ne kadar dışında olduğunun en somut göstergesidir.

İlgili önergede gözaltı sürecinde kötü muamelelerin olduğu da iddia edilmektedir. Buna ilişkin somut şikâyetler varsa bunları takip etmek hepimizin görevi, vazifesidir. Meclis İnsan Hakları Komisyonu bu tür çalışmaları yapıyor ve yapmalıdır.

Hepiniz hatırlarsınız, bundan birkaç gün önce, Ahmet Türk’le ilgili bir fotoğraf yayınlanmıştı. O fotoğraf üzerinden çok ciddi bir algı yürütüldü, Ahmet Türk’e yapılan muameleyle ilgili değerlendirmelerde bulunuldu ancak bunun doğru olmadığını Ahmet Türk kendisi ifade etti yani oradaki nezaketi kendisi açıklamıştı. Sadece hatırlatmak istedim. Dolayısıyla asıl olan, doğru bilgiler üzerinden gerekli süreçleri işletmektir. Eğer birileri keyfî olarak kötü muamelede bulunuyorsa, eğer birileri keyfî olarak yanlış işlerin içindeyse yapılması gereken şey yasal süreçleri işletmektir. Meclis İnsan Hakları Komisyonunu bu konuda çalışmaya davet etmektir, Meclis İnsan Hakları Komisyonunun gündemine getirmektir. Eğer bunlar yapılmıyorsa o zaman farklı bir amaç vardır diye düşünmek mümkün. Yargı gündemine getirildiği zaman, özellikle kötü muamele ve işkenceyi hepimizin takip etmesi lazım; kim olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın bize düşen kötü muameleyle mücadele etmektir. Bu konuda bizim en ufak bir kaygımız, tereddüdümüz, çekincemiz yok. Devletin görevi yasayla, hukukla belirlenmiştir. Yargının yapacakları bellidir, siyasetin yapacağı bellidir. Yargı, uygulayıcılar, kolluk, kendisine çizilen sınırların dışına çıkıyorsa ilgili kurumların onları sınırlara çekme mecburiyeti vardır. Bunun için de bilmek gerekir, haberdar olmak gerekir.

Milletvekillerinin dokunulmazlıklarına ilişkin süreçleri, biraz önce gündeme geldiği için kısa bilgi olarak paylaşayım, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü takip eder. Dolayısıyla da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama dokunulmazlığına ilişkin yeni düzenleme kabul edildikten sonra ilgili savcılardan var olan süreçlere ilişkin bilgi istemiştir. Bu, Bakanlığın, Bakanın kendi tasarrufunda olan bir konu değildir; bu, Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün rutin bir uygulamasıdır. Buradan farklı bir anlam çıkarmak doğru değil. Onu ifade etmek için söylüyorum.

Sonuç olarak şunu ifade edeyim, gayet açık yüreklilikle söylüyorum: Kime karşı yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın, yanlış uygulama, hukuksuz uygulama söz konusuysa gündeme getirelim, hep birlikte takip edelim ama somut bilgiler, somut veriler ve somut bir biçimde İnsan Hakları Komisyonu da bu işi yapıyor diye düşünüyorum.

Hepinize selam sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boynukara.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Boynukara haklı olarak Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün bir tasarrufundan söz etti. Yalnız şunu bilelim: Bakın, bir fezleke varsa -siz bizden hem hukukçu olarak hem şu Mecliste daha tecrübeli biri olarak iyi bilirsiniz ki- başsavcılık aracılığıyla Adalet Bakanlığına ve oradan buraya gelir. Ya değilse, tersinden işleterek Bakanlığın başsavcılıklardan böyle bir şey isteme yetkisi ve tasarrufu yok.

BAŞKAN – Evet.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yani, fezlekelerin başsavcılıklardan Bakanlığa, oradan buraya gelmesi söz konusudur. Ya değilse, Bakanlık, Meclisten bağımsız, başsavcılıklardan bütün bir partinin vekilleriyle ilgili bilgi, belge isteme yetkisine sahip değil.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.54

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında çelişki var, elektronik yapalım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.11

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, turizmin canlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/289) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/02/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Engin Altay

İstanbul

CHP Grup

Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan “Turizmin canlandırılması yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla (10/289) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 22/02/2017 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sessiz olmanızı bekliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özcan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Turizm sektörü, cari açığı azaltan, döviz ihtiyacını karşılayan önemli bir sektördür. Turizm, enerji, inşaat, tekstil, gıda ve içecek sektörleri gibi 60’a yakın sektörü ayakta tutan bir sektördür.

Sayın milletvekilleri, Rusya, koordinatları belli olan yeri bombaladı, askerlerimiz şehit oldu, diplomatik becerileri ve yarım özürle üstünü örttü, gıkınız çıkmadı. Siz bir uçak düşürdünüz, Cumhurbaşkanı bir taraftan, Başbakan bir taraftan, bazı kurumların başındakiler, yarış içerisinde “O emri biz verdik.” dediniz ve maalesef o süreç çok iyi yönetilemedi ve en sonunda da “Pilot hatasını amma büyüttünüz.” diyerek işin içerisinden sıyrılmak istediniz. Bu bir diplomatik krizdir. Ancak bu kriz bu kadar kötü yönetilebilirdi. Siyasiler hata yapabilir ama yaptıkları hataların faturasını yine siyasiler ödemeli ama biz bu krizin faturasını halka ödettik, bu krizin faturasını turizmde çalışan emekçiler ödedi, turizmden ekmek yiyen esnaf ve çiftçi ödedi.

Turizm can çekişiyor. Siyaset üstü talepler var. Bunu siyasi olarak söylemeyeceğim ama Türk Hava Yollarının uçuş politikasını dinamik hâle getirmemiz gerekiyor. Antalya, Dalaman, Bodrum, Adnan Menderes, Çarşamba, Kapadokya ve Gazipaşa havalimanlarına direkt uçuşlar koymak gerekir. Eximbank ve diğer bankalardan turizm sektörüne uzun vadeli ve düşük faizli krediler sağlanmalıdır. Turizm sektöründe ödenemeyen vergi ve prim borçları vardır, bunların faizsiz olarak ertelenmesi gerekmektedir; ecri misil borçları vardır, bunun için de üç dört yıl erteleme gereklidir. 750 bin dolara indirilen ihracatçı sayılma kriteri turizmciler açısından uygulanabilir değildir. KDV ve ÖTV iadesinin mutlaka ama mutlaka turizmciler için de sağlanması gerekir. Yurt dışında ülkemize karşı olumsuz havanın giderilmesi için adım atılmalı, tanıtım yapılmalıdır. Yeşil yıldızlı ve doğaya katkılı tesisler için sağlanan enerji indirimleri ilgili kurumlarca uygulanmamaktadır. Bu konuya yetkililer kapsamını da genişletmek suretiyle el atmalıdır. Su, atık su, katı atık ve emlak vergileri çok yüksektir, ivedi çözüm bulunmalıdır. Turizmi Teşvik Kanunu günün koşullarına göre yeniden düzenlemelidir.

Sayın milletvekilleri, turizmi gerçekten geliştirmek istiyor musunuz? Ama turizm fıtratınızda var mı? Hayır. Sur’u yerle bir ettiniz Diyarbakır’da, “Oradan İspanya’daki gibi Toledo yaratacağız.” dediniz. Ege’de, İstanbul’da, tarihî kültürümüz, tarihî zenginliklerimiz orada, siz onların yerine parsel bazında imar çıkararak kuleleri diktiniz, şimdi de diyorsunuz ki: “Bu kuleleri kim dikti?” Kapalıçarşı gibi bir varlığımızın farkında değilsiniz. Kapalıçarşı şu anda pes etmiş, iflas etmiş durumda.

Turist, gelebilmesi için evvela neyi arar? Güvenlik arar, güvenli ülkeyi arar, bir de hukuk arar, insanların yaşam tarzına müdahale edilmemesini arar, inanç özgürlüğünün ve düşünce özgürlüğünün olmasına dikkat eder. Sulukule gibi dünyada eşi benzeri olmayan yeri yıktınız oralara villa diktiniz, o Roman kardeşlerimizi oradan dağıttınız. Şimdi amacına uygun olarak onlar kullanılıyor mu?

İşte “İstanbul dünya kenti olacak, turizm kenti olacak.” diyoruz ama bunlar Avrasya Tüneli’yle, üçüncü köprüyle olmaz, meydanlarla olur. Meydanları açacaksınız, camilerin, kiliselerin, havraların etrafındaki bütün o molozları yıkacaksınız ve meydanları büyüteceksiniz. Meydanı büyük olmayan kent dünya kenti ve turizm kenti olamaz.

Şimdi, beldelerimizi, turizm beldelerimizi büyükşehirlere bağladınız. 100-150 binlik bir belediyenin belediye başkanı yaz aylarında 5 milyon insanın sorunuyla karşı karşıya kalmakta. Gelen turist bilemez ki, kanal işini, yol işini büyükşehir yapacak diye düşünemez; o beldenin hatası olarak görür. Bu kadar yol yapıyoruz, bu kadar köprü yapıyoruz, niye turizm gelirini artırmak için buranın bütün altyapılarını devlet üstlenmiyor, Hükûmet üstlenmiyor? Niye kanalizasyonunu yapmıyoruz? Niye altyapısını, içme suyunu getirmiyoruz? Biz sit alanlarını korumak, doğal alanları korumak yerine şimdi kanun hükmündeki kararnamelerle bunları da ortadan kaldırıyoruz.

2015 yılında turizm geliri 32 milyar, 2016’da 20 milyara düştü, turist sayısı 10 milyon azaldı. Rusya krizi, 15 Temmuz krizi ve turizm çöktü. Cumhurbaşkanımız akla hayale gelmeyen yöntemler ve öneriler ileri sürüyor, “Düğün dernek yapalım.” diyor. OHAL ortamı ve baskılar devam ettikçe turist gelmez. Turizmden bahsediyoruz ama ülkede can güvenliği var mı? Hayır. İstikrar var mı? Hayır. Kaliteli, yetişmiş, eğitimli personelimiz var mı turizmde? Hayır. Turizm okullarını açtınız mı on beş yılda? Hayır. Son zamanlarda Rabia işaretini yapamıyorsunuz, başka işaretlerden umut içerisindesiniz ama bu millet iki elinin beş parmağını kaldıracak 16 Nisanda “hayır” diyecek ve hayırlı günleri Türkiye yaşayacak. (CHP sıralarından alkışlar) Ülkeye barış gelecek, huzur gelecek, istikrar gelecek, demokrasi, kardeşlik gelecek, eskisi gibi komşuluk yeniden güçlenecek, herkes yasal sınırlar içerisine girmek zorunda kalacak. 16 Nisandan sonra “hayır”la Cumhurbaşkanı yerinde kalacak, Başbakan yerinde kalacak, bakanlar yerinde kalacak. Başbakan diyor ki: “Anlamlı bir ‘evet’ çıkacak.” Sayın Başbakan size buradan sesleniyorum, anlamlı bir “hayır” çıkacak ve siz çok mutlu olacaksınız bundan, size müjdeler veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Kapadokya bizde, Pamukkale bizde, olağanüstü güzellikte ve özellikte dağlar bizde, mağaralar bizde, kış turizmi için harika yerler bizde, kaplıcalarımız var, yayla turizmi var, doğa turizmi var, tarih ve kültür turizmi var, “kıyı turizmi” desen en âlâsı bizde, turizm için dünyanın en genç, kaliteli tesisleri bizde. Bu tesislerin birçoğunu yatırımcılar size güvenip yaptı. Size güvenip yapılan beş yıldızlı oteller şu anda turizm çöktüğü için yüzde 20, yüzde 30 dolulukla ayakta durmaya çalışıyorlar. “Ey Avrupa” diye diye turizmi çökerttiniz.

Turizmin canlanmasının hukukun üstünlüğüne ve insan haklarının yaşanmasına, inanç özgürlüğünün yaşanmasına bağlı olduğunu burada bir kez daha ifade ediyorum ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak genişletilmiş parlamenter rejim teklifimizi sunduk, işte bu paketi verdik. Bununla ülkede gerçekten özgür iradesiyle karar verebilecek milletvekilleri çıkacak, genel başkanların iki dudağında değil, özgür iradesiyle burada halka hizmet edecek milletvekilleri çıkacak.

Turizmin ilacı tektir arkadaşlar, o da Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh.” (CHP sıralarından alkışlar) Eğer siz yurtta gerilimi devam ettirirseniz ne turizm olur ne de yaşam olur ve bunun hesabını elbet verirsiniz.

Teşekkür ederim.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özcan.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Süremden önce bitirdiğim için de teşekkür ediyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Böyle oluyor, acemi milletvekilliği yavaş yavaş bitiyor tabii.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milleti, saygıdeğer basın mensupları; Cumhuriyet Halk Partisinin turizm hakkında vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmuş olsam da bir kere lehte oy vereceğimizi belirtmek isterim. Ondan sonra konuşmama devam edeceğim. Teşekkür ederim öncelikle.

Turizm, bütün ülkelerin belkemiğidir. Turizm bu noktada hem kültürel gelişmemizin hem de ülkenin gelişmesinin bir ayna olarak yansımasıdır. Turizm ülke olarak dünya içerisinde nasıl geliştiğimizin mutlaka ki göstergesidir. Turizm sektörünün dünyada hizmet sektörü olarak birinci sıraya yükselmiş olması da önemli bir ayna tutmaktadır aslında ekonomik gelir noktasında. 1980 yılında yabancı ülkelere turist amaçlı seyahat eden toplam ziyaretçi sayısı 260 milyon civarında iken bugün bu sayı 1 milyar 184 milyon kişiye yükselmiştir. Bu da demek oluyor ki neredeyse dünya nüfusunun beşte 1’i farklı ülkelere seyahat etmek koşuluyla başka ülkelere gitmektedir. Ekonomik büyüklük bakımından önemli bir potansiyel taşıyan turizm sektörü farklı faktörlerden kolaylıkla etkilenmektedir. Öncelikle bunları bir görmekte ve gözden geçirmekte fayda var.

Ülkemizi içten ve dıştan kasıp kavuran terör saldırıları bir taraftan, öte taraftan bunlarla mücadele edip devlet refleksi gösteren… Bizim de bu manada terörle ilgili mücadeleye desteğimiz tam. bu konuyla alakalı ülkemizin yurt dışından güvenlikli ülke olarak maalesef görülmemesi ve hatta ve… Hatta Avrupa’da turizm acentelerinde karşılaştığımız bir olayı paylaşmak istiyorum sizinle. Türkiye’ye seyahat etmek isteyen Avrupalı turistler seyahat acentesinden “Orası güvenlik bölge değil. Bakın televizyonu açıyoruz, işte yangın var orada, oraya gittiğiniz zaman her an bir terör saldırısıyla karşılaşabilirsiniz.” denip başka ülkelere yönlendirdiklerine ben kulağımla, gözlerimle şahit oldum. Bu da ne demek oluyor? Özellikle Avrupalı turist noktasında ülkemizde çok ciddi anlamda kanayan bir yara var. Bununla ilgili teşviklerin mutlaka arttırılması gerekiyor.

Ekonomik büyüklük bakımından önemli bir potansiyel taşıyan turizm sektörü, dediğim gibi, nelerden etkilenmektedir? Sadece terörden etkilenmemektedir. Aynı zamanda 15 Temmuz darbe girişimi akşamı televizyonlara yansıyan hepimizin yüreğinde hissettiği var oluşla yok oluş arasındaki ince çizgiyi biz Türkiye’de nasıl yaşadıysak eminim ki hem Avrupa’da hem diğer ülkelerde insanlar da yaşadı. Köprünün üstünde sözde asker kılığına girmiş olan teröristleri görenler “Evet, biz buraya gittiğimiz zaman her an bir terör saldırısıyla veya işgalle karşılaşabiliriz.” refleksiyle ülkemizi tercih etmez duruma geldiler. Rus uçağının düşürülmesi bir etken oldu; bir süre, biliyorsunuz, Rus turistlerin ülkemize gelişiyle ilgili bir azalma oldu. Evet, tekrar orada ilişkiler düzenlendiği için Rus turistler ülkemize gelmeye belki devam ediyor. Ama şunu belirtmek istiyorum ki: 2006 ile 2014 döneminde ülkemize gelen ziyaretçi sayısı sürekli artmıştır.

Otelci dostlarımız var, diyorlar ki: “Son iki yıl öncesine kadar kapanan otel, özellikle 50 oda üzeri kapanan otel görme şansınız yok.” Ama son iki yıldır özellikle -ve bunlar küçük oteller değil, küçük işletmeler değil- 50 odanın üzerinde odası olan otellerde kapanma sayısı çok fazla ve daha vahim olanı, 50 odanın üzerinde çalışmaya ve hayatını sürdürmeye devam eden otelci dostlarımızla konuştuğumuzda onlardan aldığım geri dönüş de şu, diyorlar ki: “Biz tedbir almaya devam ediyoruz. Çalışan sayımızı, 100 kişi çalıştırıyorduk, 50 kişi çalıştırıyorduk, yarı yarıya düşürdük ama dayanamıyoruz artık, biz de kilit vurmanın eşiğine geldik.” Ve bu konuyla ilgili, aslında, iktidarın, mutlaka vereceği teşvikleri ve turizm sektörünü canlandırmayla ilgili tedbirleri bir gözden geçirmesi gerekiyor.

Neler yapılabilir değerli milletvekilleri? Öncelikle, elimize gelen faturalara, evlerimize gelen faturalara bile baktığımız zaman, elektriğinden, suyundan, doğal gazından vergi kısmına, dağıtım bedellerine baktığımız zaman, tüketilen yakıt bedelinin üstünde çok daha büyük bedeller ödendiğini, iş yerlerinde bu bedellerin 2-3 katına çıktığını görüyoruz. Gelin, turizm sektörünü, o anlamda, faturalarına destek vermek suretiyle, en azından önümüzdeki 2017 yılında -ki daha vahim geçecek görünüyor turizm açısından- bu şekilde destekleyelim, onlara vergisel anlamda ya da dağıtım bedellerini bir süreliğine kaldırmak anlamında bir destek verelim.

Yine aynı şekilde, SGK ödemelerinde çok zorlanıyorlar. Önemli bir bölümü zaten para kazanamadığı gibi, vergi borçlarını ödeyemiyorlar, yıl sonuna borçlu giriyorlar. Bu kez, gerçekten vergisini ödemek isteyen dürüst vatandaş, tüccar insan çok büyük zorluklarla karşı karşıya geliyor ve diyor ki: ”Ben vergi borcuyla devletime daha fazla borçlu olmaktansa işletmemi kapatayım daha iyi.” diye düşünüyor. Gelin, o konuda da, SGK’yla ilgili, elemanların sigortalarıyla ilgili bir tedbir alalım, bu konuyla ilgili de bir destek paketi çıkaralım turizm sektörüyle alakalı.

Yine, aynı şekilde, İstanbul benim seçim bölgem, orada önemli sıkıntılardan bir tanesi, günlük kiralanan evler. Bakın, bunlar hem gayrimeşru birtakım sonuçlar doğurmakta hem aynı zamanda şu an içinden geçmiş olduğumuz hassas sürece de ciddi anlamda sıkıntı oluşturabilecek olan gayrimeşru yapılanmalar. Günlük evleri kiralayanlar normalde… Bunu artık turizm amaçlı gelenler de “Biz üç beş kişi ucuz bir evde kalalım. Otele niye gidelim de günlük kira verelim.” diye, ya da “Günlük oda kiralayalım.” diye o şekilde tercih edenler de var. Bu konuyla ilgili hem ahlaki olarak tedbir alınması hem bu anlamda da turizm sektöründe gerekli tedbirlerin alınması yönünde de bu günlük kullanımlı evlerle alakalı… Bir de vergisini ödeyen dürüst vatandaşın yaşatılması bakımından da mutlaka bir tedbir alınması ve bunların gözden geçirilmesi gerekiyor.

Kapalıçarşı… Şimdi, alışveriş merkezleri ve mağazalar olağanüstü etkilenmiş durumda. Ben yine seçim bölgem olan İstanbul’dan bahsetmek istiyorum. Bakın, İstiklal Caddesi’nden başladı yangın çünkü terör saldırıları da oldu. Sultanahmet Meydanı’na gidin… Mağazalar derken, bunlar sadece tekstil ürünü satan ya da farklı eşyalar satan mağazalar değil, inanın yiyecek içecekle alakalı olan yerlerin tamamı neredeyse boş.

İstanbul’da son dönemde trafiğe çıktığınız zaman -hep şikâyet ettiğimiz bir trafik problemi vardı değil mi- o trafik problemiyle karşılaşmıyoruz. Bu da demek oluyor ki ekonomi gerçekten kötü ama bu, turizmin de çok kötü olduğunu mutlaka gösteriyor. Havalimanından çıktıktan sonra sahil yolundan geldiğimizde özellikle trafiğin azalmasını görüyoruz.

Kapalıçarşı’yla alakalı rakamlara baktığımızda 3.600 tane iş yerinin 600’ünün sene başında ilk altı ayda kapandığını, geçen sene altı ayda kapandığını, on ikinci aya kadar kapananların sayısının -henüz net olmadığı için söyleyemeyeceğim ama- bine yaklaştığını da söylemek zorundayım. Ben buradan, kürsüden, Kapalıçarşı’daki… Orası bizim turizmin kalbi; her turist İstanbul’a geldiği zaman mutlaka önce bir Kapalıçarşı ziyareti yapar ve oraya gider. Şimdi Kapalıçarşı’ya gittiğiniz zaman elinizi kolunuzu sallaya sallaya gezebiliyorsunuz çünkü artık bir yoğunluk da yok Kapalıçarşı’nın içerisinde.

Kapalıçarşı esnafıyla da paylaştığımız sıkıntılarda, onlardan gelen sıkıntılarda onların söylediği özellikle şu, diyorlar ki: “Biz zaten iş yeri kirası ödüyoruz. İşlerimizde siftahsız geçirdiğimiz haftalar var. Gelin, en azından şu belediyenin her gün başımıza gelip, her hafta başımıza gelip ‘İşgaliyenizi ödeyin.’ deyip de 2’nci gün ‘Kilit vurduracağız.’ dedikleri şeyi çözün.”

Ben burada Sayın Bakana da seslendim, burada kendisi yine aynı şekilde görevdeyken, dedim ki: “Gelin, bu konuyla ilgili en azından bir sene, 2017’de Kapalıçarşı esnafının işgaliyesini kaldıralım, Belediye buradan gelir elde etmesin. Gelin, turizmle ilgili esnafı yaşatalım.” O konuyla ilgili bana yazılı olarak cevap vereceğini söyledi ancak yazılı cevap hâlâ tarafıma ulaşmamıştır.

Değerli milletvekilleri, turizm ülkemizin kalkınmasının, hem kültürel hem sosyal kalkınmasının bir göstergesidir, bizim renkliliğimizin bir göstergesidir. Avrupalı turistin neredeyse hiç tercih etmediği, Yunanistan’da turizmin yüzde 40 oranında arttığı ki kapı komşusu… Ki Yunanistan’a mutlaka gitmişsinizdir; bir düşünün bakalım, bu güzelim vatan mı, Yunanistan mı? Avrupalı turistin gelip hayran kalacağı ülkeyle alakalı aslında biz birazcık tedbir ve önlem alırsak gerçekten burada meydana gelen olaylarla alakalı o güvenliği hissedeceklerdir. Devlet refleksinin… Gelen yabancı heyetlerin tamamına anlatıyoruz bunu. Devlet var olduğu sürece ülke mutlaka dimdik ayakta duracaktır.

Gelin, bir de turizmle ilgili esnafı da canlandıralım, onlar da boynu bükük kapılarında beklemesinler “Bir turist gelsin.” diye. Onlar da farklı kampanyalar yapabilsin. Gelin, onların motivasyonlarını yükseltelim. Eğer Kapalıçarşı esnafına yarın “İşgaliyeyi kaldırdık.” derseniz bilin ki eğer bu ülkede bir seferberlik varsa -ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz inanıyoruz ki bir seferberlik hâli var- o zaman işte Kapalıçarşı esnafı dâhil olmak üzere Türkiye’deki bütün esnaf ayağa kalkacaktır, “Nasıl turist getirebilirim, bu ülkeye daha da fazla nasıl gelir sağlayabilirim?” diye o mücadeleyi bizimle birlikte yapacaktır.

Hepinize çok teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak, İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacak.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizm üzerine konuşuyoruz. Ben turizm rakamlarına baktım, ne zaman bu ibre -hani turist rakamları hep yukarı doğru gider ya- tersine dönmüş diye baktım, 2015’in ilk aylarında başlıyor. Yani Türkiye demokrasi yolundan çıkıp otoriter bir anlayışa doğru yelken açmaya başladığı andan itibaren turist rakamları tersine gidiyor. Ne zamanki çözüm iradesinden, barış iradesinden vazgeçmiş, demokrasi yolundan çıkmış ülkemiz, oteller boş kalmaya başlamış, turist gelmemeye başlamış, güvenli ülke olma anlayışından çıkmışız. O açıdan, burada arkadaşlarımız söylüyor: “Turizme şöyle teşvik verelim, böyle teşvik verelim.” Turizmin bir teşvike ihtiyacı yoktu ki, güvenli ülke olmamız yetiyordu, demokratik bir ülke olmamız yetiyordu. Otelciler yatırımlarını yapıyorlardı ve oteller doluydu. Oysa bugün İstanbul’da geziyorum otelleri yüzde 10 doluluk ve geçen sene, iki yıl önce 200 dolara sattığı odaları 20 dolara satamıyorlar otelciler, iflas eşiğindeler. Neden böyle oldu? Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi güvenlikçi politikalara hapsoldu. Yürütme ve güvenlik bürokrasisi yalnızca güvenlikçi politikaları dayattı ve Meclisimiz de buna bir çözüm bulamadı. Çözüm üretemeyen bütün devletler maalesef bu girdaba kapılırlar.

Oysa bakın, arkadaşlar, 28 Şubat 2015 tarihinde memleketimizde bir çözüm masası kurulmuştu, bir protokol ortaya konmuştu, herkes çok mutluydu. Bundan çok kısa bir süre sonra o güvenlikçi bürokrasi Recep Tayyip Erdoğan’ı da ikna ederek maalesef barış masasını devirdi ve o günden bugüne yalnızca güvenlikçi politikaları konuşuyoruz, Meclisimiz herhangi bir çözüm iradesini ortaya koymuyor.

Bakın, 7 Haziran seçimlerine doğru giderken partimize pek çok saldırı oldu, yüzlerce parti binamız yakıldı. Seçimden yalnızca iki gün önce Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın 50 metre ötesinde bomba patlatıldı, provokasyonlar devredeydi. Buna rağmen inadına barış dedik, bu işte bir yanlışlık var dedik, gelin bakın dedik yürütmeye ama bakmadı, bunları etkin soruşturmadı. Seçimden sonra tekrar barış iradesini konuştuk ama provokatörler devredeydi, Suruç oldu, gelin soruşturalım dedik, bakmadınız; Ceylânpınar’da 2 polisimiz öldürüldü, gelin soruşturalım dedik, bakmadınız; Ankara gar katliamı oldu, gelin soruşturalım dedik Meclis olarak, bakmadınız; havalimanı saldırıları oldu, hiç ilgilenmediniz. Tek ilgilendiğiniz şey vardı arkadaşlar, neydi Meclis olarak? HDP’lilerin dokunulmazlığını kaldırmak çünkü güvenlikçi politikalılar bunu istiyordu, o dönemin darbecileri bunu istiyordu ve maalesef, sizler o darbecilerle ideolojik birlik içinde olduğunuz için -yeni dönemin ideolojisi olarak söylüyorum- darbeye yol verdiniz arkadaşlar, bütün bu meseleleri Meclis olarak soruşturmadığımız için darbeye yol verdiniz.

Peki, bu sırada Meclisimiz bunları yapıyordu da yargı ne yapıyordu? Hani yargıya pek çok suç duyurusunda bulunduk. Cizre bodrumlarında katledilen arkadaşlarımızla ilgili suç duyurusunda bulunduk; Suruç’la ilgili, Ankara gar katliamıyla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Yargı ne yapıyordu? Yargı, HDP’lilerle ilgili fezlekeler yazıyordu. Özellikle de Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, Sayın Figen Yüksekdağ, İdris Baluken ve pek çok arkadaşımla ilgili fezlekeler yazıyordu. Fezlekeleri buraya gönderdi, biz de dokunulmazlıklarını kaldırdık değil mi? Sizler kaldırdınız. Ne oldu? Nereye vardık? Darbeye vardık arkadaşlar. Sayın Selahattin Demirtaş o çatışma günlerinde görevini yaptı. Görevi neydi? Bir, yasama faaliyeti yapmak. Burada hep beraber yaptık yasama faaliyetini. İki, denetim faaliyetini ve eleştiri faaliyetini yapmaktı. Milletvekillerinin görevi budur, özellikle muhalefet milletvekillerinin görevi idareyi, yürütmeyi, çoğunluk partisini uyarmaktır. Çünkü uyarılmayan her güç hata yapar. Biz de görevimizi yaptık, uyarımızı yaptık. Bakın, bir darbe dinamiği devrededir, gelin bunlarla ilgili tedbir alalım dedik, dinlemediniz. Nihayetinde Meclisimiz bombalandı arkadaşlar, Meclisimiz burada bombalandı ve yüzlerce insanımızın, maalesef, sizler almadığınız tedbirlerle kanına girdiniz. Bugün kahraman edebiyatı yapıyorsunuz. Oysa bütün bunlardan siz suçlusunuz. Biz uyarı görevimizi yaptık, dinlemediniz.

Değerli arkadaşlar, Sevgili Selahattin Demirtaş dün beş ay mahkûmiyet aldı. Bu mahkûmiyet neyle ilgiliydi? Şöyle bir iddia vardı, isnat edilen suç: Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni aşağılamaktı. Hani bunlar matbu suç şekilleridir, savcılara yazdırılır bunlar. Ama Sevgili Selahattin Demirtaş ne yapmaya çalışıyordu? Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti devletini yürütenleri, idareyi, saray’ı uyarmaya çalışıyordu. “Bu yol, yol değildir. Bu işte bir terslik var.” demeye çalışıyordu. Bu söylediklerini Meclis kürsüsünde de söyledi, bizim grup toplantı salonunda da söyledi. Bu deliller mahkemeye sunuldu ama mahkeme başkanı bunlara bakmaya tenezzül dahi etmeden mahkûmiyet cezası verdi.

Milletvekillerinin dokunulmazlığı var, kürsü dokunulmazlığı var. Niçin var bu arkadaşlar? Özellikle de muhalefet partileri için rahatça eleştirilerini yapabilsinler diye, idarelerin hatalarını, yürütmenin hatalarını özgürce söyleyebilsinler diye. “Siz yanlış yoldasınız.” “Cizre, Sur operasyonlarındakilerin hepsi görevlerinden fazla yetki kullanıp suç işliyorlar, orantısız güç kullanıyorlar.” dediğimiz için mi arkadaşlar? Bütün o komutanlar bugün “FET֔ dediğiniz yapılanmadan mahkûm olmuş durumdalar, hapsedilmiş durumdalar, tutuklular. Sevgili Figen Yüksekdağ’ın -hani dün milletvekilliğini düşürdünüz ya Sayın Başkan, sizin okuduğunuz ifadeyle- iddianamesini yazan savcı bugün FET֒den tutuklu. Mahkûmiyetini veren heyetin tamamı FET֒den tutuklu. Milletvekillerimize yazılan fezlekelerin, bizim tespitlerimize göre, yüzde 90’ını “FET֔ dedikleriniz yazdı ve onlardan mahkûmiyetlerini alınıp alınıp bugünün, yeni dönemin darbecileri -bu Meclis Başkanlığından umarım bir daha Sayın Bahçekapılı okumaz ama- oradan okutturacaklar çünkü yeni dönemin darbecileri eski dönemin darbecileri gibi aynı ideolojiye sahipler, uyanmamışlar, çözüm önerileri yok, tek bildikleri çatışmaları büyütmek ama darbeciler çatışma iklimini severler arkadaşlar; bu da hep bir güç savaşı olarak devam eder. Eğer ki siz eski dönemin darbecileriyle, yeni dönemin darbecileriyle ideolojik birlik içindeyseniz, mevcut sorunlarımıza herhangi bir çözüm öneriniz yoksa tek bileceğiniz şey, yeni dönemin darbecilerinin yazdığı fezlekelerle mahkûmiyetler çıkarmak, toplumu kamplaştırıp kutuplaştırmak ve pek çok iç karışıklığa yol açıp darbeleri yaratmaktır.

Doğu Perinçek söyledi, “‘evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa ben kazanacağım." dedi. Ya, bu sözden de mi bir şey anlamıyorsunuz? Gerçekten, arkadaşlar, bu sözden de mi bir şeye uyanmıyorsunuz? “Ben ‘hayır’ diyeceğim ama ‘evet’ler de bana yazacak.” demek istiyor. Niye? Çünkü, toplum, yine, bir karpuz gibi bölündü. Yüzde 50, yüzde 40, ne derseniz deyin, sonucun yakın olacağı belli, 45-55 arası “evet”lerin, “hayır”ların çıkacağı belli. “Hayır” çıkacağını biliyorum ama “hayır” da çıksa “evet” de çıksa hep beraber kaybediyoruz çünkü kazanan darbeciler olacak, demokrasimiz olmayacak maalesef. Bizim bu yoldan ivedilikle dönmemiz lazım arkadaşlar.

Bakın, Nusaybin’in Herabe Bava köyünde 1990’lı yılları aratmayan uygulamalar var. Köyün yolu kapatıldı askerler tarafından, milletvekillerimiz girmeye çalışıyorlar, sokulmuyorlar. Köyde işkence ihbarları vardı, günlerdir İçişleri Bakanına çağrı yapıyoruz “Gelin, müdahale edin.” diye, bir telefon açmaya bile tenezzül etmiyor İçişleri Bakanı. Bugün gördük, işkence görüntüleri devrede. 60 yaşındaki, 65 yaşındaki dedelerimize, ninelerimize işkence yapmışlar oradaki güvenlik görevlileri. Bununla ilgili, bir bakan gelip buraya bilgi vermiyor. O güvenlikçilerin elinize verdiği bilgileri yalnızca bize veriyorsunuz. Var mısınız oraya gidip o işkenceleri incelemeye arkadaşlar? Yoksunuz değil mi? Ama, bu kafada gittiğiniz sürece maalesef daha çok darbeler, darbe girişimleri, provokasyonlar yaşarız. Gelin, bu yoldan dönelim arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, grubumuza yönelik, atfen ortaya atılan iddiaların tamamını reddediyoruz, bizim için yok hükmündedir.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

Sayın milletvekilleri, dün yaşadığımız süreçten, anından bugüne kadar bazı konuşmacı arkadaşlarımız mikrofondan adımı ve mesleğimi, milletvekili olmamdan önceki mesleğimi kastederek ve söyleyerek konuşmalarında özel olarak şahsıma bir vurgu yapmaktadırlar. Bunun açıklamasını dün yaptım, tekrar etmeyeceğim. Bizim elimizdeki gündemi değiştirme yetkisi bizde değil, gündem neyse onu yerine getiriyoruz, bunu bir kez daha vurguluyorum.

Ha, şunu da söylemek isterim: Benim kararımla, benim katkımla olan bir iş olduysa “Bunu ben yaptım.” deme cesaretini de göstereceğimi bilmenizi isterim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Okumama hakkınız yok muydu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yok, yok.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Efendim, Cemil Çiçek altı ay okumadı Ayşe Nur Hanım, altı ay okumadı.

BAŞKAN - Bakın, milletvekilleri, buraya geldikten sonra artık yapılacak bir şey yok, lütfen.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Efendim, size atfen söylemiyorum.

BAŞKAN - Ne yapmak istediğinizi ben anlayamıyorum gerçekten.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Cemil Çiçek Meclis Başkanıyken altı ay okumadı.

BAŞKAN - Onu bana söylemeyeceksiniz, onu Meclis Başkanlığına söyleyeceksiniz beyefendi, bana değil.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – İsmail Bey rahatsız.

BAŞKAN - Tamam, uzatmayalım.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - İsmail Bey bu kararı verecek durumda değil.

BAŞKAN - Onu bana değil, Meclis Başkanlığına söyleyeceksiniz.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Haberiniz yok muydu?

BAŞKAN - Sizin tarafınızdan sorguya çekilmiyorum, öyle de hissetmiyorum, cevap da vermeyeceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sadece bir cümleyle…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de sizin adınızı ve mesleğinizi andığım için açıklama yapma gereği duyuyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Burada size dönük herhangi bir küçük düşürücü veya eleştiri içeren bir söylemde biz bulunmadık.

BAŞKAN – Öyle bir şey söylemedim zaten.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz sadece yapılanın toplum vicdanını incittiğini veya sizin oturumda olmasını arzu etmediğimiz üzerinden bir ifadede bulunduk.

BAŞKAN – Elbette, tabii ki.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yoksa, bunu biz, size dönük böyle bir eleştiri yapma adına söylemedik.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim, açıklığa kavuştu.

Tekrar ediyorum: Yani, içinde dâhil olduğum, karar verdiğim herhangi bir olay olsaydı bunu da korkmadan, cesaretle savunacağımı da bilmenizi istiyorum, tekrarlamakta fayda var.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Antalya Milletvekili Sayın Mustafa Köse konuşacak.

Buyurun Sayın Köse. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aleyhinde efendim.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Yok yok, lehinde konuşacak, ben biliyorum.

BAŞKAN – Aleyhinde.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Hayır, lehinde konuşacağını söyledi.

BAŞKAN – Arkadaşlar çok dikkatli gerçekten, aleyhinde konuşacak Sayın Mustafa Köse.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Bir de lehinde konuşsun ya.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz, sağ olun.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım.

Evet, önce şunu ifade edelim: Biz, “Meseleyi mesele etmezsen mesele kalmaz.” anlayışıyla siyaset yapmıyoruz, milletimizin derdiyle dertleniyoruz, kederleriyle kederleniyoruz ve eğer ortada bir problem varsa da bu probleme çözüm bulmaya gayret ediyoruz; bu yöndeki makul eleştirileri de her zaman için alıyor, değerlendiriyor ve gereğini yapmaya çalışıyoruz.

On dört yılda iktidarlarımız döneminde birçok alanda çok önemli hizmetler yapıldı; eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, enerjide, tarımda, bayındırlıkta, ulaşımda ve tabii ki -gündemimiz olduğu için ifade etmek lazım- turizm alanında devrim niteliğinde birçok yeniliğe imza atıldı, Türkiye, eskiyle yani 2002’yle kıyaslanmayacak bir noktaya getirildi.

Turizmde birtakım sıkıntılardan bahsedildi. Elbette bunları, bu sıkıntıların bir kısmını görüyoruz, yaşıyoruz, şahit oluyoruz ama bu sıkıntılar sadece Türkiye’de değildir. Turizmde yaşanan bu sıkıntılar özellikle son yıllarda yani 2014 yılından itibaren dünyanın birçok noktasında yaşanmıştır, yaşanmaktadır. Avrupa’da gayrisafi yurt içi hasılaya katkısı 780 milyar dolar olan ve gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 3,4’ünü oluşturan turizm sektörü 2016 yılında bütün dünyada zorlu bir dönem içerisine girmiştir.

Ama bu sıkıntıları söylerken hangi şartlar altında bu sıkıntıların yaşandığını da görmek lazım, ifade etmek lazım, bunlara bir bakmak lazım. Türkiye’de Gezi olaylarıyla başlayan operasyonel bir sürecin içerisine girildi yani Türkiye’ye uluslararası anlamda da çok ciddi operasyonlar gerçekleştirildi. Gezi olaylarında Türkiye yakılıp yıkıldı, 17-25 Aralık darbe girişimi sonrası… Yine, maalesef 15 Temmuza hep birlikte şahit olduk ve yaşadık.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – 17-25 Aralık darbe mi ya?

MUSTAFA KÖSE (Devamla) – Başkentin göbeğinde bombalar patladı, şu Gazi Meclis bombalandı. Kendi insanına silah sıkan, tanklarla insanların üzerine yürüyen, devlet kurumlarına sızmış Fetullahçı terör örgütünün darbe girişimine şahit olduk, tanık olduk.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – AKP tarafından yerleştirilmiş, kardeşim; AKP tarafından yerleştirilmiş FETÖ.

MUSTAFA KÖSE (Devamla) – Milletimizin kahramanlığıyla, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli ve kararlı duruşuyla, Hükûmetimizin kararlı duruşuyla, elbette muhalefetin de desteğiyle birlikte, hep birlikte millet olarak bu darbe girişimini bertaraf ettik. Ama, bütün bunlar dünyanın gözünün önünde oldu. Ayrıca, Rusya’yla bir uçak krizi yaşadık. Uçak krizini yaşadık, bizim hem müttefikimiz hem de turizm anlamında en önemli ortaklarımızdan biri olan Rusya'yla ilişkilerimizdeki bu bozulmalar turizmde elbette bizi etkiledi. Ama, bugün geldiğimiz süreçte Rusya'yla ilişkilerimizi düzelttik ve bu anlamda çok ciddi bir iş birliğinin içerisine girdik. Dün Rusya'yla ilişkilerimiz bozulduğunda bizi eleştirenler tekrar “Rusya'yla ilişkileri niye düzelttiniz?” diye yine gelip, maalesef, bizi eleştirebildiler.

Tüm bu olumsuzluklardan sonra bu olumsuzlukları hafifletebilmek amacıyla toplam maliyeti 543 milyon TL olan -sektöre 255 milyon TL hibe desteği ile 280 milyon TL ödeme yapılmasını içeren- Turizm Acil Eylem Planı destek paketini 2016 yılı içerisinde uygulamaya koyduk. Ayrıca, Turizm Bakanlığının genel bütçeden aldığı pay 2016 yılında yüzde 0,49’ken, 2017 yılında yüzde 0,55’e çıkardık.

2002 yılı uluslararası turist gelişleri sıralamasında Türkiye 17’nci sıradaydı. Bugün Türkiye 11 basamak yukarı çıkmış ve 6’ncı sıraya yükselmiştir. Bugün dünyada en fazla turistin geldiği ülkelerden birisidir Türkiye, Avrupa'da 4’üncü sıradadır.

2015 yılı verileri itibarıyla turizm gelirleri bakımından da Türkiye dünyada 12’nci sıradaki yerini korumaktadır.

Dünyanın en fazla turist gelen 6’ncı ülkesi, Avrupa'nın en fazla turist gelen 4’üncü ülkesidir Türkiye. 2015 yılında ülkemize 41 milyon ziyaretçi gelmiştir. Bunların 36 milyon 244 binini yabancılar, 4 milyon 869 binini de yurt dışında ikamet eden vatandaşlarımız teşkil etmektedir.

2016 yılında turizmde yaşadığımız birtakım sıkıntılara rağmen şu veri önemlidir: “2002 yılında 12,4 milyar dolar olan turizm gelirimiz 2016 yılında 1,8 kat artarak 22,1 milyar dolara yükselmiştir. Evet, 2016 yılında gelen turist sayısında düşme olduğu doğrudur, gelirlerde de 2015 yılına göre azalma olduğu doğrudur. Bu nedenle birtakım tedbirler aldık. Turizm sektörünün desteklenmesi çalışmaları kapsamında 1 Nisan-31 Mayıs ve 15 Eylül-30 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya, Gazipaşa-Alanya, Dalaman, Milas-Bodrum ve İzmir Adnan Menderes havalimanlarına tarifesiz uçak seferleriyle turist getiren seyahat acentelerini destekledik. Bu kapsamda 18 adet A grubu seyahat acentesine toplam 30 milyon dolar ödeme yaptık. 2016 yılında da bu destekleri vermeye devam ettik. 1 Nisan-31 Aralık 2016 tarihlerinde yine bunlara ilave olarak Kütahya Zafer Havalimanı’nda da tarifesiz uçak seferleriyle turist getiren A grubu seyahat acentelerine uçak seferi başına 6 bin dolar destek vermeye devam ettik. Destekleme kapsamında ayrıca 200 ve daha fazla koltuk sayısına sahip uçaklarla yapılan tarifesiz uçak seferlerinde en az 150 yolcu getirilmesi kaydıyla 1 Haziran-31 Aralık 2016 tarihleri arasında da uçak seferi başına 7.800 dolar ödeme kararını aldık ve bu ödemeleri gerçekleştirdik. Ayrıca, turizm sektörü için enerji desteği verdik. 2016 yılı için 13,3 milyon TL’lik enerji desteği sağladık. Gençlerimizin turizmde istihdam edilmesi ve turizme yönelik projeler yapması için de 50 milyon TL’lik bir kaynağı ayırarak 2016 yılı içerisinde harcadık.

Bugün, Türkiye 2002 yılında 127 mavi bayraklı plajı olan ama 2016 yılında bu sayıyı 3,5 kat artırarak 444 mavi bayraklı plajı bulunan ve bu alanda dünyada 2’nci sırada yer alan ülke olmuştur. Bakanlık belgeli tesislerdeki yatak kapasitemiz 2002 ile 2015 yılları arasında yüzde 88 artmış ve 1 milyon 164 bin 283’e ulaşmıştır. Bakanlık belgeli otel sayısı ise 3.262’den 2015 yılı sonu itibarıyla 4.434’e yükselmiştir. 2002 yılında Türkiye’de işletme belgeli olarak 419 adet 4 ve 5 yıldızlı otel bulunurken bu sayı 3 katına çıkmış ve 1.223’e ulaşmıştır. Kaldı ki bu oteller de Avrupa’da da Amerika’da da olmayan, son derece kaliteli, yeni yapılmış ve içerisindeki çalışanları itibarıyla da dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz hizmeti veren oteller hâline gelmiştir.

Bakanlık belgeli seyahat acentesi sayısını da 2,2 kat artırdık ve belgeli seyahat acentesi sayısını, 2002 yılında 4.344 iken 2016 yılında 9.320’e ulaştırdık.

Ayrıca turizmde çeşitliliği de öngörüyoruz. 7 bölgede 4 mevsim turizm yapılmasını arzu ediyoruz. Hizmet sektöründe en çok istihdamı üreten, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve diplomatik gücü olan turizmi geliştirmeye devam edeceğiz. Turizmde planlı gelişmenin sağlanması, 7 bölge ve 4 mevsime yayılması amacıyla turizmde planlı gelişme ve sürdürülebilir turizm ilkeleri doğrultusunda geliştirilmenin sürdürülmesi kapsamında, 2003 yılında 143 olan turizm merkezi bölgesini 2016 itibarıyla 266’ya çıkarmış bulunmaktayız. Ayrıca, dediğim gibi, çeşitliliği artırıyoruz. Mesela buna örnek olarak termal konaklama sayısının 2016 yılı itibarıyla 137’ye ulaştırıldığını ve yatak kapasitesinin de 57.077’ye ulaştığını söyleyebiliriz.

Evet, birçok alanda turizmi geliştirmeye çalışıyoruz, gayretimiz devam ediyor ama bu noktada şu çok önemli: Türkiye’nin bir terör ülkesi olmadığını, evet PKK’yla, DHKP-C’yle, DEAŞ’la mücadele ettiğini; yanı başında, evet, Suriye’de bir savaşın bulunduğunu ama Türkiye'nin güvenli bir ülke olduğunu muhalefetiyle iktidarıyla her planda haykırmamız gerektiğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip konuşmasında…

Cumhuriyet Halk Partisinin adını vermedi değil mi?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Vermedi, ima etti.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yok, ima etti ama.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Rusya’yla ilişkilerin, dün Rusya’yla ilişkilerin bozulmasını eleştirenler bugün de düzelmesini eleştiriyor.” cümlesini kullanmak suretiyle kamuoyunda da kasıt olarak CHP anlaşıldı algısı bizde var.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Sizi kastetmedim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – “Kastetmedim.” diyor Sayın Başkan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya yarası olan gocunur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “CHP’yi kastetmedim.” derse mesele yok. Kastı CHP ise sataşmadan söz talep edeceğiz.

BAŞKAN – Bakalım…

MUSTAFA KÖSE (Antalya) – Başkanım, o sözlerimle CHP’yi kastetmedim.

BAŞKAN – Kastetmemiş, genel bir ifadeymiş.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Kimi kastetti?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kimi kastettiğini açıklasın efendim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 11’inci maddeleri kapsamaktadır.

1’inci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bahse konu kanun teklifi de bundan öncekiler gibi, aralarında hiçbir bağlantı olmayan, konu ve amaç bütünlüğü olmayan fazla sayıda mevzuata değişiklik getirmektedir. Bu torba kanunlar, her zaman söylediğimiz gibi, kanunların öngörülebilir ve anlaşılabilir olma vasıflarını da maalesef yok etmektedir. Ayrıca, yapılan düzenlemeye ilişkin bir etki analizi de bulunmamaktadır. Bu hâliyle Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in ilgili maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; teklifin genel gerekçesinde sosyal güvenlik sisteminde sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımıza da sağlık imkânı sağlanmasında söz konusu sistemin bazı aksaklıkları barındırdığından bahsediliyor. Aksaklıkların ise temelde vatandaşlarımızın sağlık sigortası prim borcu ödeme alışkanlığı olmaması, sistemin de basit, sade olmaması olarak gösteriliyor, ifade ediliyor. “Sistem basit olsa, uygulanabilir olsa, erişilebilir olsa problem olmayacak.” deniyor. Hâlbuki bu sistemi kuran, bu değişiklikleri yapan, bunu yasa olarak, tasarı olarak getiren mevcut AKP iktidarı. Basit olsa ne olacaktı? Vatandaşın ödeme gücü olmayınca ödeyemeyecekti. Bunun için düzenlemenin yapılacağı ifade ediliyor. Ayrıca, geçmiş prim borçlarının yapılandırılması hakkı teklif ediliyor. Teklif 9/1/2017 tarihli. Kaç yıl sonra problemler hâlâ devam ediyor.

Sayın Bakanım, Denizli’den Duran Bey var. Derdini ne o anlatabildi ne de ben anlatabildim. Buradan size telefon numarasını da vereceğim. Ben çözemedim, nasıl bir sıkıntısı varsa bu sistemde, lütfen, siz işe el atın, bunu çözelim. Belki de şu anda izliyor veya izlemiyor. Ben buna söz verdim, üzerimde kalmasın. Telefon numarası 05384204401. Ben bu zatı muhteremle her akşam, günde en az on beşer dakika, telefonu açtığım anda mutlaka görüşüyorum. Gerçi maddi durumunun sıkıntılı olmasından da kaynaklanıyor. Sanıyorum Denizlili milletvekili arkadaşlar da bununla ilgili muhatap oluyorlar.

Bunlara ilave olarak, Esnaf Ahilik Sandığı kurulması amaçlanıyor. Ne zaman lazım olacak? Çalışan sigortalıların ekonomik olarak zor duruma düşmeleri nedeniyle iş yeri kapatma veya iflas ertelemesi durumunda oluşan gelir kayıplarının telafisi isteniyor. Demek ki sıkıntı var, ihtiyaç var. Ayrıca, işsizlik ödeneğinin ödeme tarihinin belirlenmesine ilişkin husus da var.

Teklifte yer alan diğer hususlar: Döviz girişini artırmak. Problem var mı? Var demek ki döviz girişini artırmaya çalışıyoruz.

İnşaat sektörünü desteklemek için yabancıların konut ve iş yeri alımında katma değer vergisi istisnası sağlanması öngörülüyor.

İnşaat sektörünün maliyeti azaltılıyor. Nasıl? Tapu harcı farklılaştırılmasına imkân sağlanıyor. Burada düzenleme tamam mı? Tamam da problem var. Eskiden konut için yaptığınız hukuki düzenlemelerde, mevzuat düzenlemelerinde iki senede veya yılda bir kolaylık getiriyordunuz. Bu altı aya düştü, sonra üç aya düştü, iki aya düştü, şimdi artık haftalık olmaya başladı. Daha geçen hafta biz bununla ilgili, konutta kolaylık getirmek amacıyla birtakım düzenlemeleri buradan geçirdik ama şimdi bakıyoruz ki bu artık ne yapıyor? Yetmiyor. Devamlı ne yapmamız lazım? Böyle bir şeyi düzenlememiz lazım. Bu neyi gösteriyor? Sektörde yapısal bir problemin olduğunu gösteriyor. Kentsel dönüşüm tamam, vesaire tamam ama bu yapısal problemi çözmezsek, gerçekten, sektör birilerinin üzerinde kalır; bunu buradan da ben ifade ediyorum.

Vergi indirimine ilişkin düzenlemeler var. Damga vergisi oranlarının farklılaştırılmasına imkân sağlanıyor.

Devlet Su İşleri tarafından yürütülen baraj projeleri için kamulaştırma ve iskân çalışmalarının barajı yapan DSİ tarafından tek elden yürütülmesi ve projelerin süresinde bitirilmesi… Hasıl olan amaç ise ülke ekonomisine yapılan katkıyı artırmak.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizlere teklifteki bazı maddelerden bahsetmek istiyorum. Birinci bölümdeki 3’üncü maddeyle, 1990’lı yıllarda Körfez krizi sonucu mağdur olanlara kullandırılan kredilerden geçen yıl yapılandırma imkânı sağlanan alacaklardan bakiye kısmının yapılandırılması düzenleniyor. Söz konusu alacakların -ki bizim dönemimizde de çalışmasını yaptığımız için yakinen biliyorum- uzun yıllar titizlikle takip edilememesi, ayrıca Birleşmiş Milletler tazminat sürecinin ve ortaya çıkan bazı hukuki ihtilafların süreci uzatması ve karmaşıklaştırması nedeniyle bir ihtiyaç hâline geldiğini de değerlendirmekteyiz.

Teklifin 4’üncü maddesinde vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimleri düzenlenmektedir. Bunun için bazı şartlar sıralanıyor. Kanımızca vergi indiriminin vergisini düzenli ödeyen tüm mükellefleri kapsaması gerekmekte; aksi, eşitsizliğe yol açma potansiyelini barındırır. Esasen vergilerini düzenli ödemekle birlikte, teklifin kapsamında yer almayan çalışanlar bir an önce kapsam içine alınmalıdır. Zira, çalışanlar üzerinde son derece adaletsiz ve ağır bir vergi yükü bulunmaktadır. Bu vergi yükünün azaltılması iç talebin güçlenmesi ve ekonomik dengelerin kurulması bakımından da elzemdir.

Bu çerçevede çalışanların asgari ücret kadar geliri vergi indiriminden yararlandırılmalıdır. Aslında biz bunu 2007’den sonra bir şekilde ifade ettik, “Vergisini düzenli ödeyen dürüst vergi mükelleflerine bir kolaylık sağlayın.” dedik. Haddizatında bir kolaylık sağlanması lazım da bu dünyanın hiçbir yerinde normal vergisini ödedi diye bir insana indirim yapılmaz. Ne yapılır? Ona başka kolaylıkları sağlamanız lazım. Çünkü sistemin, ekonomik durumun iyi olmadığını gösterir, sistemde tıkanıklıklar olduğunu gösterir. Buna da iyi bakılması lazım.

Şimdi, bu hususlar Milliyetçi Hareket Partisinin uzun zamandır dile getirdiği ve seçim beyannamelerinde de yer alan hususlardır. Dolayısıyla bu düzenleme gerekli olmakla birlikte bu hâliyle eksiktir ve gecikmiştir.

Teklifin 5’inci maddesi inşaat sektöründe, özellikle kamu projelerinde başlangıç maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla damga vergisi muafiyeti getirilmektedir.

İnşaat sektörüne verilen düzenlemelerin her torbada ayrı ayrı yer alması, işi içinden çıkılmaz bir şekle sokmaktadır. Bu düzenlemelerin derli toplu bir şekilde yapılarak uygulanması, sektörün de bizlerin de temennisidir.

Teklifin 7’nci maddesinde, yabancılara konut ve iş yeri satışında KDV istisnası düzenlenmektedir. Türk vatandaşlarına verilmeyen böyle bir hakkın yabancılara verilmesi ne kadar kabul edilebilir, hakkaniyetsiz midir ve gayrimillî bir uygulama mıdır, üzerinde düşünmek lazım. Bu maddenin teklif metninden çıkarılıp çıkarılmaması veya yeniden düzenlenmesi konusunda ciddi olarak düşünmek lazım.

Esnaf Ahilik Sandığı kurulması 9’uncu maddede düzenleniyor. Esasen bunu olumlu buluyoruz. Ancak yapılan düzenlemenin içeriğiyle ilgili eleştiri ve önerilerimiz bulunuyor; maalesef, Komisyon görüşmelerinde bunlar Hükûmet tarafından dikkate alınmıyor. Öncelikle, Esnaf Ahilik Sandığı esnafı kapsamalıdır. Esnaf dışında tacir ve şirket ortaklarının bu kapsama dâhil edilmesi uygun değildir. Esnafımızın prim yükü hâlihazırda çok yüksek, yüzde 35’ler oranındaki SGK primini ödeyemez hâlde. Bu düzenleme sonucu, yüzde 2 oranında ilave prim yükümlülüğü de nasıl yerine getirilecek? Esnafın üzerindeki bu yük mutlaka hafifletilmelidir.

Ayrıca, Ahilik Sandığındaki bir önceki yıl prim gelirlerinin İş Kurumuna aktarımı konusu kabul edilebilir bir düzenleme değildir. Bu sandık, kurum için değil, esnaf için kurulmuştur.

Teklifin 11’inci maddesinde, SGK Yönetim Kuruluna başkan ve başkan yardımcısı dışında, memuriyeti olmayanların atama ve görevlendirme yapılabilmesi düzenlenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sayın Bakanım, gelin SGK’yı da Varlık Fonu’nun içine koyalım. Bir katkısı olur. Bütün dünyada gördüm.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, teşekkür ederim.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ben çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum yüce heyete.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben sözlerime, bugün evlerinden binlerce kilometre uzaklıktaki zindanlarda haksız yere tutulan çok kıymetli, sevgili eş genel başkanlarımızı, yine, sevgili milletvekili arkadaşlarımı ve haksız yere tutulan belediye eş başkanlarımızı, parti yöneticilerimizi ve değerli arkadaşlarımı selamlayarak başlamak istiyorum.

Birhan Keskin der ki: “Yol uzun, güzergâh zorlu; ne demeliyim? / Zarif kardeşim benim, / Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim. / Sana yıldız, sana güneş mi demeliyim? / Günümde hayret, gecemde hayret istedim. / Yer yer senin gibiyim ben, yer yer kendim. / İnsan olan yerlerim çok ağrıyor. / Olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim. / Yerine, bırak, ben incineyim.”

Dün itibarıyla, bu Genel Kurul salonu, hem Parlamento tarihine hem de Türkiye’nin siyasi tarihine bir kara leke olarak geçen yeni bir utanç kararına şahit olmuştur. Sayın Figen Yüksekdağ tek başına bir kişi değil, bu ülkede demokratik yollarla, tıpkı sizler gibi seçilen, halk iradesiyle buraya gelen, bu Meclisin üçüncü büyük partisinin Eş Genel Başkanıdır ve Van halkının yüzde 75 oyuyla seçtiği vekilidir. Meclis Genel Kurulunda okunan ve Anayasa 84/2 uyarınca açıklanmaya çalışılan düşürülme kararının bizler açısından da onu seçen milyonlar açısından da herhangi bir hükmü yoktur. Onu, hakkında karar veren ve bugün terörist olarak tutuklanmış olan savcı ve hâkimler değil, bu Meclis değil, milyonlar seçti; onu halk seçti, halk.

Her sözünüzün halk iradesini referans gösteren durumu… Neden söz konusu bizler olunca halk iradesini hiçe sayıyorsunuz? Halk iradesinin ne anlama geldiği konusunda idrak sorunu mu var, yoksa bir kısım halk hiçe mi sayılıyor? Bize oy verenlerin iradesi hangi kefeye konuluyor? Meclis başkan vekilinin okuduğu kâğıt parçasının, özü halk iradesini temsil etmek olan hakka müdahale etme, değiştirme ihtimali dahi yoktur. O yüzden milyonlar nezdinde bu kararın geçerliliği yoktur.

İkinci olarak, okunan karar hem Anayasa hem İç Tüzük hem de yıllardır oluşmuş olan Parlamento teamüllerine de açıkça aykırıdır. Anayasa 84’e 2’nin uygulanabilmesi için öncelikle İç Tüzük’ün 135’inci maddesinde açıkça düzenlenen hükme, 135’in atfıyla da Anayasa’nın 76’ncı maddesine ve son olarak teamüllere bakmak gerekirdi. 84’e 2 hazırlanırken mantık silsilesinde bir milletvekilinin Anayasa’ya uygun olarak dokunulmazlığının kaldırılmış olduğu ve ikinci olarak, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde yargılandığı, hukuki bir kararın alındığı, yine, Anayasa’da açıkça düzenlenen durumlar varsa 84’ün uygulanabileceği varsayılmıştır. Ancak Anayasa’nın bu kurgusu Anayasa’nın özüne ve ruhuna da aykırı olarak, üstelik açık hükümlere de aykırı olarak çiğnenmiştir.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma hâlinde düşmesi hâlinin hangi suçları kapsadığı İç Tüzük 135 ve 136’da açıklığa kavuşturulmuştur. Bu maddeler milletvekili seçilmeye engel suçların düzenlendiği Anayasa 76’ya atıf yapar, orada da açıkça belirtilmiş. Zaten maddeyi biliyorsunuz ama kısaca açıklayacağım. Birinci olarak, taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis cezasından hüküm giyenler; ikinci olarak, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar sayılıyor. Bunların arasında propaganda suçu sayılmamıştır.

Figen Yüksekdağ ESP Genel Başkanıyken bir cenaze törenine katılmıştır. Mahkeme dosyasındaki delillere göre ve açıklanan gerekçeli karara göre konuşması yok, slogan attığı tespit edilememiş, slogan atmamış, döviz taşımıyor ve bütün bunlara rağmen, sonuçta sadece insani sebeplerle bir cenaze töreninde bulunduğu için propagandadan ceza verilmiş. Cezayı verenler ise bugün FETÖ terör örgütü sebebiyle hapiste.

Değerlendirmeye ben şuradan başlayacağım: Eğer yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı olsaydı, ülke hukukun üstünlüğü kriteriyle yönetiliyor olsaydı öncelikle bir cenaze törenine sadece insani sebeplerle katıldı diye bir insan hakkında, bir kişi hakkında dava açılmazdı zaten. Diyelim ki açıldı, silahsız ve saldırısız ama düşünceyi kolektif olarak açıklama biçimi olan toplantı, gösteri yürüyüşü ya da slogan atılan bir ortamda bulunmaktan dolayı ceza verilmezdi.

Dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinin sadece HDP’li vekilleri bu Parlamentodan tasfiye etmek amacıyla kullanıldığı bugün bu düşürülme kararıyla bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır. Temel düzenlemeyi etkisiz kılacak şekilde, Anayasa’ya aykırı tarzda, savunmaya olanak tanımadan, geçmişe yürürlü olarak kaldırmak sadece siyasi saiklerle açıklanabilir bir hâldir, asla hukukla bağdaşmaz. Milletvekilini tutuklamak, halk yetkisini siyasi rakiplerin gasbetmiş olması asla hukukla, hakkın özüyle bağdaşmaz. Bu kararın ve sonuçların sorumluları, öncelikle dokunulmazlıkların kaldırılması oylamasında “evet” diyen herkestir. O gün “evet” diyenler bu sonuçları bile isteye “evet” dediler.

Türkiye’deki demokrasi geleneğine AKP eliyle en ağır saldırıların yapıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Artık yargı bağımsızlığının zerresinden söz edilemez bir ortamdayız ve tüm uyarılara rağmen bu mesele gün geçtikçe daha ağır sonuçlara yol açmaktadır. Dünkü karar, aynı gün Sayın Demirtaş hakkındaki hapis cezası kararı, yine, tahliye kararına itiraz müessesesi dahi yokken tahliye kararına haksız bir şekilde itiraz edilmesi sonucu yeniden tutuklanan Sayın İdris Baluken kararının verdiği mesaj aslında çok açıktır: AKP, 15 Temmuz darbecilerinin ajandasını, noktasına virgülüne harfiyen sahiplenmiştir ve uygulamaktadır. İkinci olarak, bu yöntemle, HDP’liler ve muhalifler her an en temel faaliyetleri olan eleştiri haklarını kullanırken pekâlâ propaganda suçlamasıyla ceza alabilir ve bir gün ansızın vekillikler düşürülebilir. Bu durum çok açık siyasi bir tehdittir. Tam da referandum öncesi alınan bu karar hiç tesadüf değildir. HDP kurulduğu günden beri parti binalarımıza yönelik 400’ten fazla saldırı, 10 binden fazla yöneticimizin gözaltına alınması ve 3 bininin tutuklanması, DBP’li belediyelerin gasbedilmesi, 84 eş başkanının tutuklu olması, kayyum atamaları, milletvekillerimizin tutuklanması ve bu durumun devam ettiği dünkü kararla da yeni bir sürece girildiği anlaşılan vekillik düşürme uygulaması, tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde HDP’yi fiilen kapatma ve siyaset dışına itme amacı güdüldüğü açıkça ortaya konulmuştur ama şunu unutmamalısınız: HDP’yi, barış arayışında olanlar, demokrasi isteyenler ve özgürlük yürüyüşü başlatanlar kurdu; bu yürüyüş hiçbir engel tanımadan yoluna devam ediyor. Bu ülkede onca karanlığın içindeki tek umut ışığıdır HDP. Hiç kimse, hele hele siyasi rakipleri bu ışığı asla söndüremeyecek. Yöneticilerimizin, arkadaşlarımızın baskı, zulüm, yok sayma, itibarsızlaştırma girişimleri ve tüm faşizme karşı duruşları, Kürt halkı başta olmak üzere, bütün Türkiye halklarına büyük bir moral kaynağı olmuş, mücadele azmini ve kararlılığını perçinlemiştir.

Demokrasiye sırtını dönüp şiddetle, baskıyla, tehditle yönetim anlayışı tüm ülkeyi çıkmaza sürüklemiştir ama Türkiye halkları bu gidişata dur diyeceği günü çok iyi biliyor; 16 Nisanda Türkiye halkları bu zulme “hayır” diyecektir.

Bugün Nusaybin’in Xerabe Bava köyünde ablukanın on ikinci günü. On iki gündür tüm sorularımıza rağmen, köylüler, işkence iddiaları, açık somut deliller ve infazlar karşısında hâl⠓Terörle mücadele ediyoruz.” dışında başka bir cevap verilebilmiş değil.

Az önce sayın milletvekili de anlatmıştı. Ben, 60 yaşındaki Abdi Aykut’u tekrar sormak istiyorum: Abdi Aykut nerede? 60 yaşında. Gözaltında mı, değil mi? Hastanede mi, değil mi? Nerede? Yoksa öldürüldü mü? Eşi şu an hastanede ve hastaneye böyle birinin getirilmediği söyleniyor. Bu ağır işkence görüntüleri ve hâlâ hakkında herhangi bir bilgi verilmemesi karşısında ne düşünmemizi bekliyorsunuz? Devlet buna acilen bir cevap vermeli. Onun dışında, 39 kişinin köy meydanında açıkça işkenceye maruz kalmış olduğu bilgisi karşısında izahınız ne olacak? Derhâl bir açıklama bekliyoruz ve oradaki ablukanın derhâl sonlandırılmasını bekliyoruz.

Hepinize sevgiler sunuyorum. Saygılar... (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, İç Tüzük…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, sisteme girmişsiniz, soru sormak için mi, söz almak için mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir dakika söz almak için.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Başbakanın Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, iki gündür, hatta haftalardır, özellikle partimize, milletvekillerimize ve yöneticilerimize dönük “siyasi soykırım operasyonu” adını verdiğimiz tutuklamaların siyasi bir talimatla olduğunu söylüyoruz, iktidar partisi hatipleri buna karşı çıkıyor. Demek ki reddetmenin de bir sınırı var.

Bakın, bugün Sayın Başbakan, Çankaya Köşkü’nde bazı medya kurumu temsilcilerini topluyor, farklı konuları ve çoğunlukla da referandumu değerlendiriyor. Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin olarak sorulan soruya verdiği cevap şu, aynen okuyorum: “Kim olursa olsun, kesinleşen cezası olanın durumu TBMM’de okunur, bundan sonra da devam edecek.” Bu bir talimat mıdır? Bundan sonra kimin milletvekilliğini düşürecekler? Hangi yargısal süreçleri hızlandıracaklar? Diğer Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın CD çözümlemeleri yapılmadan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …ilk mahkemede Meclisten alınmış resmî CD kayıtlarının çözümlemesine bile, delil çözümüne ihtiyaç duyulmadan nasıl ceza veriliyor? İşte bunların hepsi siyasi iktidarın talimatlarıyla oluyor. Arada böyle Allah şaşırtır, doğruyu söyletir; bundan sonra devam edecekmiş. Ne gelirse gelsin siyasi iktidardan geliyor, biz bu kanaatteyiz, Başbakan da bizi doğruluyor. Hükûmet, bu konuda ivedi olarak Başbakanın bu açıklamayı neye binaen yaptığını Meclise anlatmalı, bu halkı bilgilendirmeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam konuşacak.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 456 sıra sayılı Sayın Mustafa Elitaş’ın vermiş olduğu Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle Gelir Vergisi Kanunu’nu ilgilendiren ama birbiriyle yaklaşık olarak hiç ilişkisi olmayan onlarca kanun maddesini bu düzenlemeyle değiştiriyoruz.

İlk olarak, Sayın Elitaş’ın vermiş olduğu Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi 8 Şubatta 16 madde olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna verildi, 9 Şubat 2017’de de Plan ve Bütçe Komisyonuna çağrı çıkarıldı görüşmek üzere. Ama aynı tarihlerde, 9 Şubatta, Sayın Başbakan Binali Yıldırım Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nı da Türkiye Büyük Millet Meclisine veriyor ve 13 Şubatta Plan ve Bütçeye sevk ediliyor.

Yani, hem Başbakan -Bakanlar Kurulu kararını- bir tasarıyı hem de AKP Kayseri Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş bir kanun teklifini birbirlerinden habersiz biri teklif biri de tasarı olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine veriyor ve Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk ediliyor.

Şimdi, düşünebilir misiniz arkadaşlar yani ülkeyi yöneten bir Hükûmet var ve Hükûmetle sürekli koordine olan bir grup başkan vekili var. Biri tasarı biri de teklif olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine veriliyor ve biri 16 biri de 19 madde olan bu düzenlemelerden ikisinin 7 maddesi de ortak arkadaşlar ama birbirlerinden haberi olmayan bir düzenleme.

Bunu şunun için söylüyorum: Parlamentoda yasa yapma, yasama görevleri o kadar kötü bir noktada ki, iktidar partisinin Başbakanı ile grup başkan vekili arasında bile o kadar büyük bir uçurum var ki, birbirinden bihaberler ki böyle bir tasarı ve teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine veriyorlar ve biz de Mecliste bunları görüşmek durumunda kalıyoruz arkadaşlar.

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi ve biz Hükûmetin vermiş olduğu tasarıyı bir tarafa bıraktık, Sayın Elitaş’ın vermiş olduğu kanun teklifini görüşmeye başladık toplam 16 madde olarak. Tabii ki bugüne kadar verilen torba kanunların birçoğunda, yaklaşık olarak AKP Hükûmetinin on beş yıllık Hükûmeti döneminde onlarca kez “yeniden yapılandırmalar” adı altına düzenlemeler gerçekleştirildi. Bunun ilki 2003 yılında yapıldı, daha sonra 2006 yılında, daha sonra 2008 yılında, tekrar 2008 yılında, tekrar 2009 yılında, tekrar 2011 yılında, 2013, 2014, 2016 ve 2017 yıllarında olmak üzere, AKP’nin on beş yıllık iktidarı döneminde, gerek gelir vergisinde gerek sosyal güvenlikte gerekse diğer kanunlarda -damga vergisi dâhil olmak üzere- tam 11 kez yeniden yapılandırmalar veyahut da “af” adı altında yeniden düzenlemeler gerçekleştirmiş.

Peki, neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuluyor? Öncelikle, üç yılda bir yapılıyordu, daha sonra her geçen gün iki yıla ve son zamanlarda da bir yıla düştü arkadaşlar. Her bir yılda bir, yeniden yapılandırmalar yapılıyor.

Bakın, biz ocak ayında bununla ilgili bir düzenleme yaptık, aralık ayında bir düzenleme yaptık ama yetmedi, şimdi referanduma giderken tekrar yeniden bir düzenleme yapıyoruz; hem GSS’yle ilgili olarak hem damga vergisiyle ilgili olarak hem de gelir vergisini vermeyen iş adamlarıyla ilgili olarak yeniden birtakım düzenlemeler yapıyoruz.

Peki, neden böyle sık sık düzenlemeler yapmak durumunda kalıyoruz? Bunun birinci nedeni, bir defa, Türkiye’de gerçek anlamda hem gelir vergisinin hem de kurumlar vergisinin mutlaka yeni baştan gözden geçirilmesi ve adil bir vergi sistemine Türkiye'nin kavuşturulması gerekiyor.

Peki, iş adamlarımız, sanayicimiz, esnafımız, vatandaşımız neden vergisini veremiyor? Bir: Ya Türkiye’de ciddi anlamda bir ahlaki çöküntü var, insanlar vergisini vermiyorlar, kazanıyorlar ama vermiyorlar. İki: İşler çok kötü, gerçekten çok kötü; kötü olduğu için, siftah yapamadığı için, iş yerinde çarkı döndüremediği için ne vergisini verebiliyor ne sigortasını veriyor ne KDV’sini veriyor ne de çalıştırdığı personelin sosyal güvenlik primini ödüyor arkadaşlar.

Dolayısıyla, işler iyi gitmediği için sürekli bu tip yapılandırmalar yapılıyor ve bu yapılandırmaların tabii en büyük dezavantajı da… Namuslu, ahlaklı, gerçekten reel sektör olarak Türkiye ekonomisine önemli derecede katkı yapmış sanayici ve iş adamları vergisini kuruşuna kadar ödüyor, sigortasını kuruşuna kadar ödüyor, damgasını kuruşuna kadar ödüyor ama öbür taraftaki insanlar, bunu bir gelenek hâline getiren kimi insanlar ise “Nasıl olsa af çıkacak, nasıl olsa bir düzenleme gelecek, seçime giderken, referanduma giderken bir düzenleme yapılacak.” diye, bunların hiçbirisi vergisini veremiyor. Bu, namuslu, ahlaklı iş adamlarımız açısından da büyük bir dezavantaj.

Bu düzenlemenin içerisinde şimdi, namuslu, ahlaklı, vergisini veren iş adamlarımız için, yüzde 5 oranında, yaklaşık 1 milyon TL’yi geçmeyecek şekilde bir düzenleme yapılıyor. Kötü mü? İyi. İyi ama bunun böyle olmaması gerekiyor. Bunların ödüllendirilmesi, vergisini veren insanlarımızın, iş adamlarımızın, sanayicimizin, mutlaka ödüllendirilmesi gerekir, doğru ama bizim bu ödüllendirmenin ötesinde gerçekten vergi niçin verilmiyor, neden sürekli af yapıyoruz, bunlar üzerine bir düzenlemeyi gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Bu teklifin içerisinde, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan ve 31 Aralık 2016 tarihi itibarıyla takip hesaplarında bulunan tarımsal kredi alacakları yeniden yapılandırılıyor. Daha önce yeniden yapılandırılmış krediler için de yeniden yapılandırmaya gidilecek. Ziraat Bankasının tarımsal kredileri toplam 43 milyar lira, bunun 395 milyon liralık kısmı takipte bulunuyor. Tarım Kredi Kooperatiflerinin tarımsal kredileri 7,5 milyar lira, bunun da 360 milyon liralık kısmı takipte bulunuyor. Dolayısıyla, çiftçimiz için, köylümüz için güzel düzenlemeler yapılıyor.

Yine, TEDAŞ’la ilgili, tarımsal sulamada kullanılan elektrik nedeniyle abonelerin ödemediği ücretlerle ilgili bir düzenleme var. Bununla ilgili milletvekili arkadaşlarımız ciddi konuşmalar gerçekleştirecekler.

Ahilik Sandığı var. Ahilik Sandığıyla ilgili Plan ve Bütçe Komisyonunda Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun değerli temsilcisi geldi konuştu, “Bizim böyle bir talebimiz vardı ama bu tasarının hazırlanmasıyla ilgili konuda bizimle hiçbir şekilde bir ilişkiye geçilmedi ve bunun içeriğine katılmıyoruz çünkü içeriğinde diyor ki: ‘Yüzde 2’sini esnaf öder, yüzde 1’ini de devlet ödeyecek, devlet katkısı olacak.’” dedi ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunu temsilen gelen arkadaşımız, Genel Sekreter “Bu yüzde 2 oranı çok yüksektir. Ya 1’e düşürülsün veyahut da 1,5-1,5 yapılsın.” diye teklifte bulundu ama ne yazık ki ne bizim önerilerimiz ne de TESK’in önerileri kabul edilmedi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu düzenlemenin içerisine, bu teklif kapsamına 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi girmekte. Bu bent kapsamında kimler var arkadaşlar? Teklifte zaten jokeyler, antrenörler ve muhtarlar hariç diğer serbest mesleklerin tamamı bu kapsama giriyor. Örneğin, bu kapsam içerisine giren avukatlar var, bu kapsam içerisine giren noterler var, bu kapsam içerisine giren hekimler var ve diş hekimleri var arkadaşlar. Türkiye’de yaklaşık olarak 100 bin avukat var arkadaşlar. Bunun kaçı kamuda, kaçı kendi şahsi hesabı adına çalışıyor bilmiyorum ama şimdi avukatların önemli bir bölümü Ahilik Sandığına otomatikman üye olmuş olacaklar arkadaşlar. Şimdi, esnaf değil ki avukat, doktor esnaf değil ki, diş hekimi esnaf değil, noter esnaf değil ama bu düzenlemeyle beraber zorunlu ve mecburen Ahilik Sandığına kayıtlı olacaklar ve buraya prim ödemek durumunda kalacaklar. E, şimdi içinizde doktor olan var, mali müşavir olan var, diş hekimi olan arkadaşlarımız var. Siz esnaf olmayı kabul ediyor musunuz arkadaşlar? Değil, siz kamu görevi görüyorsunuz, dışarıda kendi adınıza iş yapıyorsunuz ama şimdi dolayısıyla, direkt olarak bu Ahilik Sandığına otomatik olarak, zorunlu olarak, mecburen giriş yapmak durumunda kalacaksınız. Şimdi, bunların sosyal taraflarıyla konuşulmadan, bunların rızaları alınmadan, onayları alınmadan zorla ve mecburen bunların tamamını Ahilik Sandığına kaydetmek, o kapsam içerisine almak kabul edilebilir bir tutum ve davranış biçimi değildir. Bunlarla mutlaka görüşülmesi ve konuşulması, onların onayı alınması gerekirdi ki bu gerçekleştirilebilsin.

Yine, bu düzenlemenin içerisinde, değerli arkadaşlar, özellikle çalışanlar açısından söylemek istiyorum, burada özellikle sigortasız işçi çalıştıran ya da bildirilen kişinin fiilen çalışmadığı tespit edilen işletmelere verilen bir yıl süreli teşviklerden yararlanamama cezası bir aya indirilmektedir. Düzenleme kaçak, sigortasız, asgari ücretin altında işçi çalıştırmanın önünü açacak, iş cinayetlerini artıracak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Şubat 2017 verilerine göre zaten Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı çok yüksek, yüzde 33. Bu teklifle, bu düzenlemeyle kaçak işçilik giderek artacak. Yine bu düzenlemeyle sigortasız, asgari ücretin altında işçi çalıştırmanın önü açılacak. Ayrıca, hem güvencesiz hem de sosyal ve ücret güvencesi olmayan bir istihdam biçimini daha da derinleştiren bir durum karşımıza çıkaracak. Bu, emekçiler üzerinden, işçiler üzerinden yürüyen bir teşvik politikasının bir başka versiyonudur.

Kısacası, bu düzenlemenin içerisinde bizim de desteklediğimiz çok madde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – Ama esas olarak karşı çıktığımız maddeler de var. Bunu ilerleyen süreçte, maddeler üzerinde arkadaşlarımız bu konudaki görüşlerini paylaşacaklar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Önergelerle düzeltiriz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Şahsı adına Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlarım.

Aslında, 26 madde olan kanun teklifinin bugün birinci bölümünü yani 1 ila 11’inci maddelerini görüşüyoruz. Vatandaşımızın hayatını kolaylaştırmayı amaçlayan bu kanun teklifinde çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları yeniden yapılandırılmaktadır. Yapılandırılan borçlara basit usulde yüzde 11 faiz uygulanacak, söz konusu faizin yüzde 5’i borçlu tarafından, kalan fark ise Hazine tarafından banka veya kooperatife ödenecektir. Borcun tek seferde 2017 Ekim ayı sonuna kadar ödenmesi durumunda, söz konusu faiz uygulanmayacaktır. Taksitlendirme yoluna gidilir ise ilk taksit 2017 Ekim ayı sonuna kadar ödenmek üzere, izleyen taksitler 2018 Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül eden ayda 5 eşit taksitte ödenecektir. Daha önceden borçlarını yapılandıran vatandaşlar da talep etmeleri hâlinde kalan borç tutarları esas alınarak bu yapılandırmadan faydalanabilecektir.

Bir diğer maddede TEDAŞ alacakları yeniden yapılandırılmaktadır. Buna göre, özelleştirme devir işlemleri sırasında TEDAŞ’a devredilmiş olan ve elektrik üretiminden kaynaklanan alacaklardan 15 Şubat 2017 tarihi itibarıyla vadesi geldiği hâlde ödenmemiş olanların asıllarının tamamı ile bu alacaklara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi ferî alacaklardan vazgeçilmesi ve ferî alacaklar yerine ana borcun maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar yurt içi üretici fiyat endeksi aylık değişim oranları esas alınarak yapılandırılması öngörülmektedir.

Bunun gibi, yine teklifin 4’üncü maddesinde “Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi” başlığıyla yeniden düzenlenmektedir ki bu yeni düzenlemeye göre gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinden belirlenen şartları taşıyanlar vergisini yüzde 5 indirimli ödeyeceklerdir.

Teklifin önemli maddelerinden birisi de, inşaat sektörünü desteklemek ve dışarıdan döviz girişini teşvik etmek amacıyla ülkemizde yerleşik olmayan yabancılar ile kazancını Türkiye’de elde etmeyen kurumlara, iş yeri ve konut satışlarının ilk tesliminde bedelinin yurt dışından getirilecek dövizle ödenmesi hâlinde KDV istisnası getirilmektedir. Bununla ilgili, Komisyonda aslında önemli müzakereler oldu ama hâlen, şu anda da grup yöneticisi, grup temsilcisi arkadaşlar görüşüyorlar; sanıyorum önergelerle yeni düzenlemeler gelecek.

En önemli maddelerden birisi 9’uncu madde, bir hizmet sözleşmesine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların ekonomik olarak zor duruma düşmeleri sebebiyle iş yerlerini kapatmaları veya iflas etmeleri gibi durumlardan dolayı faaliyetlerini durdurmaları nedeniyle oluşacak maddi kayıpları telafi etmek üzere Esnaf Ahilik Sandığının kurulması amaçlanmaktadır. Böylece, küçük esnaf işini kaybettiğinde yeni iş kurana kadar bu sandıktan yararlanabilecektir. Kurulacak Esnaf Ahilik Sandığından ödenek alacakların da genel sağlık sigortalısı olarak sayılması öngörülmektedir ki bu ikinci bölümde görüşülecek. Tabii, burada bazı eksiklikler varsa ki muhalefet partilerinin de katkılarını Komisyonda gördük, umarım Genel Kurulda da önergelerle, katkılarınızla gerekli ilaveler, çıkarmalar yapılabilecektir. Kurulacak Esnaf Ahilik Sandığı üyelerinin, sandığın ödeneğinden yararlanmaya başladıkları tarihten itibaren genel sağlık sigortalısı sayılması ve Türkiye İş Kurumunun bu durumu Esnaf Ahilik Sandığı ödeneğinin bağlandığı tarihten itibaren bir ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesi öngörülmektedir.

Kanunun hazırlanmasında emeği geçen bütün yetkililere teşekkür ediyor, hayırlı olması dileğiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım olacak.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; keşke Başbakan bizi doğrulamamış olsaydı da, bizim günlerden, haftalardan, aylardan beri dile getirdiğimiz bu siyasi soykırım operasyonlarında bir hukuksal, bir yargısal sürece değil de, siyasi iktidarın yargıyı nasıl sopa olarak kullanmaya başladığına biz böyle şahitlik etmeseydik. Başbakan bugün, 22 Şubat 2017 günü, 21 Şubat günü ibretlik bir kararla milletvekilliği düşürülen bu Parlamentonun üçüncü büyük partisinin Genel Başkanının milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili bir medya mensubunun sorduğu soruya “Evet, bundan sonra da devam edecek.” diyor. Ülkede yargının nasıl bir hâle geldiğinin, utanç verici bir hâle geldiğinin göstergesidir işte. Söylediğimiz bu, Başbakanın söylediği, başka bir şey yok.

Sayın Bakan her ne kadar bununla alakalı olmasa da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanıdır, bu konuda açıklama bekliyoruz Sayın Bakan. Sayın Başbakan kaç milletvekilinin daha milletvekilliğinin düşürüleceğini nereden biliyor? Hangi dava dosyaları üzerinden konuşuyor? Neye göre bunu söyleyebilir? Bunun bilgisine sahip olma hakkı var mıdır? Biz bilmiyoruz. Daha bugüne kadar cezası kesinleşmiş ikinci bir arkadaşımız yok. Yargıtayda cezası onanmış hiçbir arkadaşımız yok. Ya değilse, hızlı bir şekilde siyasallaştırılmış yargının bu dosyaları hızlandırarak siyasi iktidarın talimatlarına göre hareket edip kimin milletvekilliğini düşürecek? Sayın Başbakandan artık bu saatten sonra “Ben yanlış anlaşıldım, yargı siyasal değildir, yargı tarafsız ve bağımsızdır.” açıklaması beklemiyoruz, Sayın Başbakandan biraz daha samimiyet bekliyoruz, o da şudur: O düşürülecek isimleri açıklasın. Ya değilse, bundan sonra hangi vekil arkadaşımız gözaltına alınırsa, hangisi tutuklanırsa, hangisinin vekilliği düşürülürse Başbakanının talimatıdır bu, bizim için başkaca açıklaması yoktur ve anlaşılan o ki bir referanduma doğru giderken kendilerine siyasi rakip olarak görülen ve demokratik siyaset içerisinde meşru yöntemlerle siyaset yapanlara karşı her türlü kumpas hareketleri, her türlü planlar, kirli tezgâhlar devreye sokulmuştur.

Değilse, dün Dünya Ana Dil Günü’ydü, 21 Şubat. Burada Sayın Mustafa İsen çıktı, bir çocuk, bir halk için ana dilin ne kadar önemli olduğunu söyledi. 21 Şubat günü bu ülkede ne oldu, biliyor musunuz? Ekim ayında tam bir darbeyle halkın iradesinin ve belediyesinin gasbedildiği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu, adı “Zarokistan” olan üç dilli anaokulunun Kürtçe öğretmenlerinin tamamının işine son verildi. 21 Şubat, Dünya Ana Dil Günü ve el kadar çocukların okumuş olduğu anaokulunun etrafı zırhlı araçlarla çevrildi ve çocuklar korkudan panik hâlde. Bunlardan tanıdıklarımız var, dünden beri konuşmuyorlar, susmuşlar, sadece o okula o hâliyle bir daha gitmek istemediklerini söylüyorlar. Kim yaptı bunu? Siyasi iktidarın kayyumu yaptı. O kayyum kim orada? Diyarbakır’la ilgili bağı nedir Diyarbakır kayyumunun? Üç imzalı bir kararname. Diyarbakır’la başka bir bağ kurabilir mi o? Üç imzayla gelmiş, üç imzayla gider. Kimin yerine gelmiş? Yarım milyon oy almış Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanlarının yerine gelmiş. Kayyum budur işte.

Siz şimdi o çocukların daha bebeklik yaşta bu ülkeye dair aidiyet ve sahiplenme duygusunun arttığını mı düşünüyorsunuz ya? Allah aşkına, o çocuk bu ülkeye dair içinde daha fazla sevgi mi ısıttı? Çocuk Türkçe, Kürtçe, İngilizce eğitim görüyor ya, ne yapsın? Neden ana dili yasaklanıyor? İşte bu, siyasi iktidarın Kürt’e dair duygusudur. Öğretmeni hedef, radyosu hedef, TV’si hedef, gazetesi hedef, okulu hedef, belediye başkanı hedef, milletvekili hedef; evet, kendisini bu kadar hedef hâline getiren, siyasi iktidara cevabını 16 Nisanda iyi verecek. Aklınca siyasi iktidar bu yöntemle referandumda bu baskı politikalarına bu halkın boyun eğip “evet” oyu vereceğini mi sanıyor? “Hayır”ı büyütüyorsunuz. Göreceğiz. Bir parça çocuğun hayal dünyasıyla oynamak, bir parça çocuğu korkulara boğmaya çalışmak, bir parça çocuğun içindeki bu ülkeye dair sevgisini öldürmek; budur, bu, budur.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Siz çocuk öldürüyorsunuz, Oktay’ı öldürdünüz.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bak, siz de soykırım yapıyorsunuz; dil soykırımı, kültür soykırımı, Kürt soykırımı yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Oktay’ı öldürdünüz! Oktay’tan bahset, ölümünden bahset! 11 yaşındaki çocuğu öldürdünüz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kediye süt vermeye gidiyordu, öldürdünüz çocuğu!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada, Sayın Genel Başkanımızın, Başbakanımızın, Grup Başkanımızın bugün basına yansıyan bir ifadesinin çarpıtılmak suretiyle farklı anlamlara çekilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bakın, ifadeleri okuyan herkes orada ne demek istediğini gayet iyi anlar. Burada bir hukuki süreç işlemektedir. Eğer hukuki süreçler, Yargıtay safahatı işler, Parlamentoya bu tip bir şey gelirse bundan sonraki süreçle alakalı Başbakanın kanaati burada zikrediliyor, Başbakan kanaatini burada belirtti, yoksa hukuki süreçle alakalı Başbakanın söylediği herhangi bir şey yoktur, “Şu kadar milletvekilinin dokunulmazlığı düşürüldü, şunlarla alakalı karar çıkacak.” veya “Şu milletvekillerinin milletvekilliği düşürülecek.” diye bir ifade yok orada, devam eden hukuki süreçlerle alakalı da bir değerlendirmesi yok Sayın Başbakanın, Sayın Grup Başkanımızın. Yaptığı değerlendirme, eğer bu hukuki süreç devam edip Yargıtaydan da geçtikten sonra kesinleşen cezalar olursa bununla alakalı söylediği ki burada da Anayasa’nın hükümleri, İç Tüzük’ün hükümleri açıktır ve bunlar uygulanır ve uygulanacaktır da, söylenen budur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Yıldırım...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, Sayın Başbakanın sözlerini çarpıttığımı iddia ederek ağır sataşmada bulundu, İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çarpıtıyor.

BAŞKAN – Peki buyurun, iki dakika.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili, Başbakan da her yurttaş gibi düşünce açıklama hürriyetine sahiptir; buna itirazımız yok ama, unutulmamalıdır ki Başbakan bir hukuk uzmanı değil, Başbakan bir anayasa profesörü değil, Başbakan sıradan bir yurttaş değil…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz hukuk profesörü müsünüz?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – …Başbakan yürütmenin başı olarak sorumluluk mevkisindedir. Bu anlamda, yapacağı bütün konuşmaların bu siyasallaşmış yargı üzerinde talimat anlamına geleceğini herkes iyi bilir. Başbakan normal bir hukuki sürece dair “Bundan sonra da devam edecek.” diyemez, ya değilse Başbakan bir siyasi görüş açıklamıyor. Başbakan bir hukuki sürece dair görüş beyan edebilir, “Bir yasa işledi, İç Tüzük işledi, Anayasa işledi.” diyebilir. “Bundan sonra devam edecek” derse talimat vermiş olur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır canım, ne talimatı? Talimat veren yok, nereden çıkarıyorsun talimatı ya?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bu, bu kadar nettir. Ve bu yönüyle de açık söylüyorum, şimdiye kadar bizi doğruladığı için Sayın Binali Yıldırım’a teşekkür ediyoruz, biz de bunu söylüyorduk.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Siz öyle söylemesini istiyorsunuz, öyle bekliyorsunuz galiba.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Siz başka bir yere çekeceğinize gelin, buradan “Bundan sonra devam edecek.” demekle neyi kastetti, hangi isimleri kastetti, kaç kişinin daha milletvekilliğini düşürecek ve bu isimler kimlerdir, yargıya kimin için talimat verdi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Milletvekilliğinin nasıl düşeceği belli ya, neyi anlatıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Bak…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Onun için, Başbakanın o cümlesini burada…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Anayasa’da yazıyor.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bir de bir diğer husus Sayın Başkan, sizin benden önce itiraz etmeniz lazımdı, benim Hükûmete dönük eleştirime neden bir siyasi partinin grup başkan vekili cevap verir?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grup başkanımıza atfen söylüyorum.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Bakanımız burada, Sayın Bakandan ben cevap bekledim.

Bakın, ben “AKP’nin Genel Başkanına” diye hitap ettim mi? Ben “yürütmenin başı Başbakan” diye hitap ettim…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grup başkanımız bizim.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – …ve Hükûmet burada, grup başkan vekili cevap veriyor. Bunun da usul açısından çok ciddi bir probleme tekabül ettiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Başbakan, aynı zamanda o grubun genel başkanı Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama, açıklamayı Genel Başkan olarak yapmıyor, Başbakan olarak yapıyor. Çankaya Köşkü’nde, AKP Genel Merkezinde ağırlamadı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hukuki süreçler işler kardeşim ya.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim ismimi zikretmek suretiyle bize bir sataşmada bulunmuştur, bu açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bir kez daha ifade etmek durumundayım. Bir milletvekillinin milletvekilliğinin nasıl düşeceği açık ve net şekilde Anayasa’mızda bellidir. Kesinleşmiş olan bir cezanın Türkiye Büyük Millet Meclisinde okunması suretiyle bu düşer. Burada sorulan Sayın Başbakana, bununla alakalı hukuki süreçler devam ediyor, kesinleşen bir şey olursa bunların devam edeceği yönünde. Buna kimsenin engel olma gibi bir durumu yoktur. Anayasa bunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Bunu çarpıtmak suretiyle “Efendim, yargıya talimat veriliyor, yargıyla bu işleri yapıyor.” gibi demenin bir anlamı yoktur.

Bakın Değerli Milletvekili, burada sizin Kürt’e bakış açınız bu. Siz orada operasyonlar yapıyorsunuz, siz orada istismarlarda bulunuyorsunuz.

Şimdi bakın, PKK bu kadar silahlı saldırı yaptı, bunların hiçbir tanesini ne gördünüz, ne duydunuz. PKK bomba yüklü araçlarla Ankara’da, İstanbul’da, Diyarbakır’da çocukları katletti, sivilleri katletti sesiniz çıkmadı. Mecliste PKK’nın aleyhine bildiri hazırladık, içinde “PKK” geçiyor diye imzalamaya cesaret edemediniz. Milletvekilleriniz PKK’yı barış hareketi olarak nitelendirdi. Canlı bomba cenazelerine methiyeler düzdünüz, o canlı bombaları “şehit” diye tabir ettiniz. PKK güneydoğuda hendekler kazıp içine mayın döşedi, sustunuz ama devlet operasyon yapınca buradan feryat figan bağırmaya başladınız.

Bakın, şuradan bir kere daha açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum: Bizim derdimiz bu terör örgütünü Türkiye'nin gündeminden çıkarıp doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle vatandaşımızın can ve güvenliğinin tesis edilmesi ve milletimizin huzurlu bir şekilde yaşamını sürdürmektir. Burada Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtler ile Türkler bu devletin ortak paydaşları ve sahipleridirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları gibi bizim dillere karşı bir alerjimiz yoktur. Kürtçeyle alakalı da AK PARTİ’nin iktidara geldikten sonra atmış olduğu adımlar ortadadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Televizyon yayınlarından tutun da diğer pek çok alana kadar atmış olduğumuz adımlar toplumumuz tarafından gayet iyi bilinmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türk-Kürt kardeştir.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van)– Lütfettiniz… Lütfettiniz…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir şey söylememe gerek var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tabii ki Yıldırım. Ben usul gereği, tutanaklara geçmesi anlamında size soruyorum bunu. Siz söyleyin ne için söz istediğinizi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sadece birini söyleyeyim, yine, çarpıttığımı söylüyor.

BAŞKAN – Buyurunuz o zaman.

Siz söyleyeceksiniz, ben ona göre değerlendirme yapacağım Sayın Yıldırım ama…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

5.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, çok defa şu kürsüden söyledim, tekrar söylüyorum: Sivilleri hedef almış saldırılar nereden gelirse gelsin her zaman karşısında durduk, birçok partiden daha önce açıklama yaptık. Sözünü ettiği deklarasyonu diğer parti mensupları da iyi bilir, diğer partiler kabul edebilir, hazır metin getirip, ortaya koyup, ondan sonra “Bunu imzalayın…” Diğer partiler kabul eder ama biz kabul etmeyiz, hazırlamadığımız bir metnin altına imza atmayız.

Neymiş? Efendim, terörle mücadele ediyormuş. Nasıl? 60 yaşındaki Abdi Aykut’u işkence edip ortadan kaybederek. Nasıl? Bir halkın dilini yasaklayarak. Nasıl? Bir halkın televizyonunu, gazetesini kapatarak. Nasıl? Bir halkın belediyelerini seçilmediği hâlde gasbederek. Nasıl? Bir halkın milletvekillerini tutuklayarak. Nasıl? Siyasallaştırdığı yargının arkasına saklanarak. Nasıl? Bir siyasi partiye dönük bir yılda belediye başkanı, milletvekili, genel merkez, il, ilçe yöneticisi dâhil 10 bin siyasetçiyi gözaltına alıp 5 binini tutuklayarak.

Biz, bizimle antidemokratik seçim yasalarına rağmen sandıkta baş edemeyenlerin, demokratik yöntemlerle baş edemeyenlerin, buna rağmen Meclis dışında bırakamayanların, meşru siyasette bizimle yarışamayanların ve bu yönüyle de anayasal çoğunluğu Mecliste elde edemediği için rövanşist duygularla, kin, nefret duygularıyla siyasallaştırdığı kolluğu ve yargıyı partimize, siyasetçilerimize karşı kullanarak bu yönlü siyaset yapmayı ucuz bir hafiyelik olarak görüyoruz. Ya değilse, biz isterdik ki yargının arkasına sığınmasın, hele hele sabah akşam terörist olarak suçladığı yargı mensuplarının hazırlamış olduğu iddianameler ve onların tanzim etmiş olduğu mahkeme dosyalarıyla karşımıza çıkmasınlar. Bekliyoruz, hâlâ Başbakanın söylediği cümleye cevap yok burada.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gayet de cevap verdik.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Süremiz on beş dakika. Bu sürenin yedi buçuk dakikasını sorulara, diğer kalan yedi buçuk dakikasını da cevaplaması için Sayın Bakana vereceğiz.

Sayın Gürer’den başlıyoruz.

Buyurun Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili yazılı sorularımıza verdiğiniz yanıtta düzenleme yapılmasının mümkün olmadığını, bu konuda bir iyileştirmeye gidilmeyeceğini belirtiyorsunuz ancak kamuoyuna yine dolaylı olarak bakanlıktan yansıtılmış gibi emeklilikte yaşa takılanlar için iyileştirme yapılacağı imajı doğuracak açıklamalar yapılıyor. Bunları sizin ağzınızdan bir kez de gerçekçi biçimiyle, emeklilikte yaşa takılanlara bir düzenleme yapılacak mı yapılmayacak mı, onu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Kamuoyuna anneanne, babaanne için maaş diye sunulan uygulama bakanlığınız tarafından mı uygulanacak? Toplam kaç müracaat oldu? Ülke genelinde başvuranlar ve durumu bu kriterlere uyan tüm aileler bu yardımı alabilecekler midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye ile Gürcistan’ı birbirine bağlayan Sarp Sınır Kapısı’ndan Batum’a giriş yapan yurttaşlarımız gümrük ve vize işlemleri sırasında buradaki görevli memurlar, güvenlik görevlileri tarafından bazen mevzuatlar bazen de kendi kişisel keyfî uygulamalar nedeniyle zorluklar yaşamaktadır. İki ülke arasında değişen mevzuatların vatandaşlarımız tarafından bilinmemesi de buna eklenince geri dönüşler olmakta, gümrüğün Batum tarafında saatlerce uzayan kuyruklar oluşmaktadır. Bu durum turizm amaçlı seyahat edenler, iş görüşmesine veya aileleriyle günübirlik ziyaret amaçlı gidenler, ayrıca bu gümrüğü kullanarak Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetlerine gitmek isteyenler açısından maddi manevi kayıplara yol açmaktadır. İlgili bakanlıkların bu önemli ve hassas konuda gerekli girişimlerde bulunmalarını, sorunların tespiti için bir komisyon kurulmasını, daha kolay ve zaman kaybına yol açmadan gümrük giriş ve çıkışlarını sağlayacak yasa ve yönetmeliklerle sorunun çözülmesini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Referandum çalışmaları devam ediyor. Sizler AKP iktidarı ve MHP “evet” noktasında çalışmalar yürütüyorsunuz, grup toplantılarında “evet” denmesini savunuyorsunuz, söylüyorsunuz genel başkanları olarak Sayın Kılıçdaroğlu da “hayır” denmesini iddia ediyor, bu tür bir söylem geliştiriyor. Bu gerek Meclis bünyesinde gerek dışarıda, diğer platformlarda böylesine devam ediyor. Biz alanda şunu görüyoruz: Vatandaş hâlâ niçin “evet” niçin “hayır” deneceği konusunda ciddi derecede bilgi eksikliğine sahip. Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan…

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Bakan, Sayın Cumhurbaşkanının dünürü Orhan Uzuner’in fikir babası olduğu iddia edilen “Kardeş Kal Türkiye” diye bir grup ortaya çıktı, biliyorsunuz. Bu grubun yeni bir darbe girişiminde, kalkışmalarda halkı en kısa sürede sokağa dökmek için bir iletişim altyapısı oluşturduğu açıklandı. Bir de “Halkın Özel Harekâtı” adı altında bir dernek çatısı altında kurulmuş, sokaklarda sembollü, üzerinde polisi anımsatan, emniyet görevlilerini anımsatan semboller olan, arkasında “sticker”lar olan arabalarla dolaşan ve paramiliter grupları anımsatan bir örgütlenme var. Ülkemiz referanduma giderken ve toplum bu kadar kutuplaşmışken, bu tür yapılanmalarla ilgili Hükûmet olarak aldığınız bir tedbir var mıdır? Toplum bundan dolayı bir endişe içindedir.

Teşekkür ederim. Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Pekşen...

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu, birazdan görüşmeye başlayacağımız torba kanun içerisinde, Ziraat Bankasından kredi kullanan tarım çiftçilerinin sıkıntılarının çözümlenmesi, elektrik borçlarının ödenmesine ilişkin, sulama suyu elektrik giderlerinin karşılanmasına ilişkin çeşitli çözüm önerileri var. Ama Eylül 2016 tarihinde, Karadeniz’de, özellikle Beşikdüzü ilçesinde çok ciddi bir sel felaketi yaşandı ve oradaki Belediyenizin uygulamalarından kaynaklanan ciddi sorunlarla, sel felaketi, esnafa çok ağır bir bedel olarak geri döndü ve Beşikdüzü esnafı çok ciddi zararlarla karşı karşıya kaldı. O günden bugüne kadar Beşikdüzü esnafının zararlarını karşılamaya ilişkin ciddiye alınabilir hiçbir tedbir alınmadı. Bu konuda Hükûmetinizin herhangi bir çalışması olacak mıdır? Beşikdüzü esnafına sizin adınıza ben gidip ne söyleyeyim?

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli Bakanım, Samsun’da üretimi yapılan çeltik, fındık, ayçiçeği ve bunların giderleri olan geçen yıl KDV indirimi yaptığınız gübre, tohumdaki desteklemeleriniz ve mazottaki indiriminiz gerçekleşmemiştir. Ne yazıktır ki bu vergi indirimleriyle üretimi bir şekilde üretim hâline dönüştürmüyorsunuz sadece mevcut olan üretimi destekleyen katkıların sağlanması için üretim yaptırıp çiftçimizi, üreticimizi, esnafımızı, sanayicimizi kâr eder hâle getirmemiz gerekiyor. Kâr edilmeyen bir malın, ürünün maliyeti olmaz, kârı olmaz, vergisi de olmaz. Siz vergisi olmayan şeylerin vergilerini kaldırmaya kalkıyorsunuz. Üretimi sağlayınız, destek veriniz ve ihracatı destekleyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ahilik Sandığıyla ilgili düzenlemede -At Yarışları Hakkındaki- jokey ve antrenörler ile köy muhtarları bu kapsamın dışında tutuluyor; neden?

İkincisi; Türkiye’de yaklaşık olarak 52 bin muhtar var, bunların yüzde 50’si zaten emekli olmuş, emekliliği hak etmiş insanlar. Önemli bölümü de emekli olamadılar çünkü sosyal güvenlik prim borçlarını kendileri ödüyorlar. Muhtarlarla ilgili sosyal güvenlik primlerini ödemeyi düşünüyor musunuz düşünmüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yüksel…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Bakan, aslında başka bir şey soracaktım ama grup önerimiz üzerine konuşan AKP’li hatip Rus uçağının düşürülmesini hatırlattı bize.

Malumunuz, çok zaman geçmedi. Rus uçağı vuruldu; Rusya, 1 uçak, 2 pilot kaybetti, biz o dönemde Suriye üzerindeki tüm haklarımızı kaybettik, bir uçak uçuramadık. O dönemde gerek Cumhurbaşkanlığı gerek Başbakanlık “Uçağın vurulma talimatını ben verdim.” diye birbirleriyle yarıştı, sonra Rusya’yla ilişkiler bozulduğunda da FET֒cü bir subaya kaldı iş. Biz daha sonra, Rusya’yla ilişkiler düzelsin diye yaldızlı özür mektuplarıyla Rusya’dan özür diledik.

En son El-Bab operasyonunda Rusya, askerlerimizi vurdu; 3 askerimiz şehit, 11 askerimiz de yaralı. Rusya’dan bu konuda bir özür talep ettiniz mi? Rusya bu konuda bir özür diledi mi bizden, onu merak ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun. Süreniz yedi buçuk dakika.

KADİM DURMAZ (Tokat) - Sayın Başkanım, benim de söz talebim vardı.

BAŞKAN - Ama süre doldu.

KADİM DURMAZ (Tokat) - Beş dakika Sayın Bakana yeter.

BAŞKAN - Bir başlayalım, bakalım. Bu kadar soruya beş dakikada nasıl cevap versin Sayın Bakan?

KADİM DURMAZ (Tokat) - Hepsine vermeyecek ki zaten.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili açıklamalarımızı son derece net yapıyoruz çünkü özellikle bizdeki emeklilik yaşı şu an itibarıyla ortalama yüzde 52. OECD ülkelerinin ortalama emeklilik yaşı ise 72. Yaptığımız düzenlemeyle bunu 2036’ya kadar erkeklerde 60 yaşına, kadınlarda da 58 yaşına dönüştürecek bir yolculuk yapılıyor. Dolayısıyla, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sabırla o yaşını tamamlamalarını öneriyoruz ve bunun dışında bir düzenleme yapamayacağımızı ifade ediyoruz. Ama emeklilikle ilgili çalışma gününü doldurup da şu anda çalışmayanlar sosyal güvenlik kapsamı dışında kalıyorlar ve sağlık hizmeti alamıyorlar. Onlarla ilgili bu kanun tasarımızda, bu 53 liralık gelir testine tabi olmadan GSS primini ödeyerek onlar da bu ara dönemde sağlık hizmeti alabilecekler ama yaşlarını beklemekle ilgili şu anda bir düzenlememiz ve çalışmamız söz konusu değil.

Büyükanne projesi esasında şu anda Hükûmetin bir projesi değil. Bu, bizim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak özel sektör iş dünyasından gelen yarı zamanlı çalışma hakkı; doğum yapan anneye, çocuğu 6 yaşına gelinceye kadar yarı zamanlı çalışma hakkı tanıdık. Bunun özel sektör düzenleme yönetmeliğini yaparken düzenlemede bir, sabahtan öğlene kadar gelebilir talep ettiği hâlde; iki, öğleden akşama kadar gelebilir ama bunu gördüğümüzde sabah servisle gelen anne öğlen nasıl dönecek veya akşam servisle dönen anne öğlen işe nasıl gelecek? O zaman bir gün gelsin, bir gün gelmesin, o hakkı da verelim. Ama özel sektörde bu tür bir çalışanını istihdamda tutmakta önemli sıkıntılar olacağını ve kadın istihdamını bu yönetmeliğin ve bu kararın olumsuz etkileyeceğini, bizim toplumsal kültürümüzde büyükanne kültürü olduğunu, büyükanne kültürünün de desteğiyle bir proje bazlı çalışma yapılabileceği konusunda değerlendirmeler yapıldı ve bunu sanayi odalarımız, ticaret odalarımız, sendikalarımız, işveren sendikaları ve işçi sendikalarıyla yaptığımız değerlendirmelerden sonra bir pilot uygulama, proje şeklinde başlattık. Müracaatları pazartesi günü sonlandırdık. Müracaatlarda hak edebilen, bu kapsam içine girebilecek sayı 31.262. Burada annenin 2 asgari ücretten az geliri olma, ailenin de total gelirinin 3 asgari ücreti geçmeme, büyükannenin sağlık durumu gibi kriterlere göre bu 31.262 kişi aşağıdan yukarı doğru sıralandırılarak 6.500 aileye bu hakkı tanıyacak, 10 ilde bu pilot uygulamayı değerlendirecek bir yıllık bir pilot uygulama. Bu pilot uygulamayla ilgili işçi sendikalarımız, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ’in de katkıları var. Bu kanun tasarımızda bunların da bu anlamda katkı sağlayabilmeleri için yasalarında düzenleme getiriyoruz ki buralara kaynak aktarabilsinler. Şu anda 6.500 ailenin -bin aile yaklaşık 6 milyona mal oluyor- bunun yüzde 50’sini sendikalarımız, işverenlerimiz, odalarımız; yüzde 50’sini de Bakanlık olarak, İŞKUR olarak biz üstleniyoruz ve proje bir yıllık bir pilot uygulama projesi şeklinde şekillenecek.

Ben özellikle… “Muhtarlarla ilgili SGK primleri konusunda bir çalışmanız var mı?” diye… Muhtarlarımızın bu anlamda talebi var. Bir genel çalışma yaptık, Sayın Başbakanımıza sunduk. Değerlendirme Hükûmet bazında ne şekilde tecelli edecek, onunla ilgili şu anda ilave bir cümle söyleme durumunda değilim.

Batum Sarp Gümrük Kapısı’ndaki saatlerce bekleme ve buradaki mağduriyetlerle ilgili, Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızla görüşerek bu anlamda alınabilecek tedbirler nelerse onları da alarak çözüm üretme gayreti içinde oluruz. Size de Bakanlığımızın bilgilerini aktarırız.

Yani burada konuyu, soruyu zaman kısıtı dolayısıyla tam anlamadım. “Evet” diyecek, “hayır” diyecek olanların henüz daha bilgilendirme konusunda yeterince bilgileri olmadığı… Doğrudur, önümüzde elli küsur gün var. Bu süre zarfında…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Liderler televizyona çıksın efendim, televizyona. Televizyona çıksınlar.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – …neden “hayır” denmesi gerektiğini anlatmak için de…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Televizyona çıksınlar, 80 milyona anlatsınlar, onu diyecektim yarım kaldı.

BAŞKAN – Tamam, iletiriz Sayın Özdiş, lütfen... Şimdi yeri mi burası?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bir saniye… Şimdi, siz neden “hayır” denmesi gerektiğini oturur bir…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Televizyonda liderler çıksın konuşsunlar, millet bilsin, millet faydalansın. Televizyonda konuşsunlar.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Herkes kendi yolunu seçer; ben kapı kapı geziyorum. Herkes kendi yolunu kendi seçer. Dolayısıyla televizyonlar da serbest, kapılar da serbest, sokaklar da serbest, caddeler de serbest. Her tarafta her vatandaşa herkes ulaşabilir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Televizyona niye çıkılmıyor efendim? Televizyona niye çıkılmıyor?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kapı kapı… Kendiniz biraz çalışın.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Dolayısıyla, bu anlamda, herkes kendi tercihini kendi yapar.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Televizyona niye çıkılmıyor efendim?

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen, rica edebilir miyim sizden?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Televizyona niye çıkılmıyor? Bu, en doğal bir talep.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Ya, talebiniz doğal olabilir, bizim tercihimiz de doğaldır. Sizinki doğal da bizimki doğal değil mi?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – O zaman iddianıza güvenmiyorsunuz. Sayın Bakan, iddianıza güvenmiyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Biz, bugünlere millete güvenerek geldik, millete güvenerek. Millete kimin güvenip güvenmediğini burada gördü bu millet, bu kürsüde…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Bakan, millet duysun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Bu meydanda kürsü işgaliyle kimin güvenip güvenmediğini millet gördü.

BAŞKAN – Sayın Bakan, tamamlayın lütfen.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Milletten korkan biri varsa belli, millet biliyor onu.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hayır, millet duysun efendim, millet duysun. Televizyonlara çıksınlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Peki. Sorulara cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Beşikdüzü esnafımıza bu anlamda hem o mağduriyet döneminde gerekli destekleri verdik ama yine de farklı destek ihtiyaçları varsa bu anlamda değerlendirmeyi yaparız. Toplum yararına çalışmada da Beşikdüzü Belediyesine destek verdik İŞKUR olarak.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, son bir dakikayı veriyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Onun dışında, verilen desteklerin özellikle çeltik, ayçiçeği konusunda gübrede ve tohumda KDV indirimi…

Bakın arkadaşlar, toplum esasında biliyor. Hangi kalemi alırsanız alın ister 2002’ye göre alın ister 2007’ye göre alın ister 2010’a göre alın ister bir yıl öncesine göre alın; bu alanda üretim artışı var mı yok mu? Üretim artışı olduğuna göre burada öyle veya böyle belirli kazanımlar da vardır. Kazanımlar çiftçimizi zaman zaman mutlu edecek bazen de yeteri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Efendim, ben bakıyorum daha bir dakikadan fazla zamanım var.

BAŞKAN – Orası başka, orası değil; o, konuşma süresi Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz, sağ olun.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, süresi yetmediklerine yazılı cevap verecek mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutacağım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, 1’inci maddede bir açıklama yapmak istiyorum Komisyon olarak.

BAŞKAN – Yalnız, Komisyon Başkanının bir açıklama talebi var, onu yerine getirelim.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Komisyon görüşmeleri sırasında görüşmeler tutanaklara geçirilirken maalesef tutanaklarda sehven bir yanlışlık olmuştur. Stenograf arkadaş işleme alınmayan bir önergeyi aşağıya götürdüğü ve direkt olarak tutanaklara o önerge işlendiği ve ses kayıtları da çözümlenmediği için tutanaklarda okunan önerge ile buradaki maddenin yazımında bir farklılık görülmektedir. Burada (1)’inci fıkranın (a) bendi ve (8)’inci fıkranın (b) bentlerinde geçen ibare kanunda yer aldığı şekilde doğrudur. Tutanakta ses kayıtlarını dinledik, Tutanak da yaptığı yanlışlığı fark etti. Onlar da bu tutanakları, Komisyon tutanaklarını düzeltecekler.

Bu açıklamayı o yüzden yapmak istedim çünkü milletvekillerimizin tutanaklarda bir yanılgıya düşmemeleri için.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

1’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır -tekrar ediyorum- önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinde geçen "%5" ibaresinin "%3" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Mustafa Kalaycı                                İsmail Faruk Aksu                          Fahrettin Oğuz Tor

                            Konya                                               İstanbul                                    Kahramanmaraş

            Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                        Muharrem Varlı                                Kamil Aydın

                            Hatay                                                Adana                                          Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesinin (1)’inci, (2)’nci, (3)’üncü, (4)’üncü, (5)’inci, (6)’ncı, (7)’nci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                    Mehmet Bekaroğlu                                 Mahmut Tanal                                Kadim Durmaz

                           İstanbul                                             İstanbul                                           Tokat

                       Lale Karabıyık                                   Bülent Kuşoğlu                            Okan Gaytancıoğlu

                             Bursa                                                Ankara                                           Edirne

                     Zekeriya Temizel                                  Utku Çakırözer                                  Musa Çam

                             İzmir                                               Eskişehir                                          İzmir

"(1) T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (Banka) ve Tarım Kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla takip hesaplarında izlenen tarımsal kredi alacakları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar banka/kooperatife başvuruda bulunulması kaydıyla aşağıda belirtilen kapsam ve şartlar dâhilinde yapılandırılır.

a)        Yapılandırmaya esas tutar; yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık %11 oranında basit usulde yürütülecek faiz uygulanmak suretiyle hesaplanır. Yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık %5 oranında basit usulde yürütülecek faiz borçlu tarafından ödenir.

b)        Yapılandırmaya esas tutar; defaten veya taksitlendirilmesi halinde ilk taksiti, 2017 yılının Ekim ayı sonuna kadar, izleyen taksitleri 2018 yılının Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenir. Yapılandırma taksitlerine, yıllık %11 oranında basit usulde yürütülecek taksitlendirme faizi uygulanır. Ancak (a) bendi hükümlerine göre hesaplanan yapılandırmaya esas tutarın defaten ödenmesi halinde taksitlendirme faizi uygulanmaz.

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce takibe alınıp takip hesaplarında izlenip izlenmediğine bakılmaksızın borçları yapılandırılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödemeleri devam eden borçlular talep etmeleri halinde bu maddenin taksitlendirmeye ilişkin hükümlerinden kalan borç tutarı esas alınarak yararlandırılır.

(3) Bu maddeden yararlanılabilmesi için dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesi gerekir. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce dava konusu edilmiş ve/veya icra takibi başlatılmış alacaklar için takip işlemleri başvuru süresi sonuna kadar bekletilir. Borçlu tarafından madde hükmünden yararlanmak üzere başvurulması ve madde hükmüne göre yapılandırılan tutarın ilk taksit ödeme süresi içinde defaten veya taksitli ödeme seçeneği tercih edilmiş ise ilk taksit tutarının ödenmesi halinde banka/kooperatif tarafından dava ve/veya icra takipleri durdurulur. Bu takdirde yargılama ve icra takip giderleri ile vekâlet ücretinin 2017 yılının Ekim ayı sonuna kadar ödenmesi şarttır.

(4) Bu madde hükümlerine göre yapılandırılan alacakların taksitlerinden herhangi birisinin vadesinde ödenmemesi hâlinde ödenmeyen tutarın taksit ödeme süresinin son gününü takip eden 90 gün içinde ilgili taksitlendirme faizi ile birlikte ödenmesi şartıyla madde hükümlerinden yararlanılır. Taksitlerin belirtilen sürede de ödenmemesi durumunda alacak muaccel hale gelir ve bakiye kredi alacakları banka/kooperatif tarafından ilgili mevzuatına göre takip ve tahsil edilir.

(5) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce madde kapsamındaki alacaklar için temerrüde düşüldüğü tarihten sonra yapılan ödemeler, yapılandırmaya esas tutarın hesabında dikkate alınır. Ancak borçlu lehine fark çıkması halinde herhangi bir iade yapılmaz.

(6) Bu madde hükmünden yararlanılması durumu, borcun maddi ve şahsi teminatının sükutunu icap ettirmediği gibi müşterek borçlu ve müteselsil kefillerine, kefaletten çekilme hakkını vermez.

(7) Bu madde hükümlerine göre yapılandırma ve taksitlendirme sebebiyle oluşacak gelir kayıpları, borçlunun ödemeyi yaptığı tarihi takip eden ayda yapılan talep üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine ödenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin “Taksitlerin belirtilen sürede de ödenmemesi halinde yeniden yapılandırma iptal edilerek Banka veya Tarım Kredi Kooperatifleri mevzuatı doğrultusunda borcun tamamı muaccel hale gelir." şeklinde değiştirilmesini,

(7) numaralı fıkrasında geçen “Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine” ibaresinden sonra gelmek üzere “Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan ilgili harcama tertiplerinden gider kaydedilerek” ibaresi ile aynı maddenin (8) numaralı fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıda yer alan (c) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Muş                                Hacı Bayram Türkoğlu                          Mehmet Doğan Kubat

        İstanbul                                               Hatay                                               İstanbul

      Aydın Ünal                                       Fehmi Küpçü

         Ankara                                                Bolu

(c) Yapılandırmaya esas tutarın borçlu tarafından defaten ödenmesi halinde bu fıkranın (a) bendinde hesaplanan tutarın tamamı Hazine Müsteşarlığınca Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine defaten ödenir. Yapılandırmaya esas tutarın taksitlendirilmesi halinde ise bu fıkranın (a) bendinde hesaplanan tutar da yapılandırmaya esas tutara uygulanan koşullar çerçevesinde taksitlendirilir ve bu maddenin yedinci fıkrasındaki usuller uyarınca Hazine Müsteşarlığından talep edilir. Bu kapsamda taksitlendirilen tutarlara talep tarihinden önceki son on iki aylık döneme ilişkin TL cinsi sabit getirili iç borçlanmanın ağırlıklı ortalama yıllık bileşik maliyeti oranında taksitlendirme faizi uygulanır. Bu bent uyarınca yapılacak ödemelerde vade tarihinin geçmesi ve 90 günlük ödeme dönemi içinde ödeme yapılması durumunda günlük bazda basit usulde yürütülecek taksitlendirme faizi hesaplanır. Söz konusu faizin hesaplanmasında bu bentte belirlenen taksitlendirme faiz oranı kullanılır. Dördüncü fıkrada belirtilen şekilde borcun muaccel hale gelmesi halinde ödenen gelir kayıpları Hazine Müsteşarlığına iade edilir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                     Garo Paylan                                       İmam Taşçıer

           Muş                                                İstanbul                                            Diyarbakır

    Sibel Yiğitalp                              Mehmet Emin Adıyaman

       Diyarbakır                                              Iğdır

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün bu Meclis tarihî bir lekeye daha imza attı ve hep birlikte izledi. Türkiye'nin ve bu Meclisin 3’üncü büyük partisinin Eş Genel Başkanının vekilliği düştü, yangından mal kaçırır gibi alelacele okundu ve hızlıca, sessiz sedasız geçirilmeye çalışıldı.

HDP kimdir? Sadece seçmeni 6 milyon ama bir araya geldiğinde 20 milyon insana tekabül eden bir partidir. Burada açıklamalar yaparken çok zorlama hukuksal açıklamalar yapıldı. Kendilerinin bile inanmadığı, kendilerinin bile konuşurken sahicilikten çok uzak, sahte gerçeklik yaratarak kendilerince kamuoyu oluşturma gibi bir çabaya girdiler. Dün bu olurken bakıyorsunuz AKP'nin ilçe teşkilatlarına, ne var burada? Göstermek istiyorum, bir bakın; ben özellikle yanımda olan fotoğrafı göstermek istemedim kişinin resmi görünmesin diye. İlçe örgütünde ne var? Uzun namlulu silah var. Ne oldu? Koca bir hiç. Ondan önce ne olmuştu? Avusturya AKP Temsilcisi “İç savaş olacak eğer ‘hayır’ çıkarsa." demişti. Yine bu yetmedi, Manisa İl Başkan Yardımcısı yine iç savaş çağrısı yaptı. Tabii, onlar için hukuksal bir sorun yok çünkü muktedirler, çünkü zorun gücüyle bütün yargıyı ele geçirmişler, çünkü kendilerinin dışında hiçbir iktidarı, hiçbir gücü tanımıyorlar, çünkü kendilerini her şeyin üstünde görüyorlar; öyle görüyorlar ki, milyonlarca seçmenin iradesini yok sayacak kadar cüretkâr davranıyorlar ama kendileri için konuşma zamanı geldiğinde “Biz millî iradeyle çıktık, biz sandıktan çıktık, biz her şeyi yapabiliriz.” derken geri kalan yüzde 50’yi tanımayan, yüzde 50’yi kriminalize eden, yüzde 50’yi sürekli terörize eden, kendi dışında hiçbir gücü tanımayan bir iktidar var. Peki, biz bunu kabul edecek miyiz? Şunu iyi bilin: Dün Sayın Eş Başkanımız Figen Yüksekdağ’ın vekilliğini burada düşürerek bu işi oldubittiye getirdiğinizi mi sanıyorsunuz? Bu olmayacak bir şey, asla olmayacak. Peki, sizin ilçe teşkilatlarınızda o ağır uzun namlulu silahların ne işi var? Neden bununla ilgili bir tane yürekli bir savcı işlem yapmıyor? Hukuk var ya hani… Anayasal suç işliyor, yasal suç işliyor normalde size göre, propagandadan vekillik düşüyor ama uzun namlulu silahlarla gövde gösterisi yapıyor…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nerede ya? Öyle bir şey yok. Sibel Hanım, yok öyle bir şey.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …ve sokaklara çıkıp “Bakın, biz burada ‘hayır’cıları karşılıyoruz." diye silahlarla bekleniyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yok öyle bir şey.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – “Eğer bizim dediğimizi yapmazsa kan banyosunu da yapacağız." diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yok öyle bir şey.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Peki, bu ülkenin yargıçları nerede? Nerede bu ülkenin yargıçları?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O algı operasyonu, yok öyle bir şey.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Neden bu ülkenin yargıçları mevzu sadece muhalefet olunca kendine göre sahte gerçeklik yaratarak tutuklama, yargılama, kriminalize etme, itibarsızlaştırmaya gidiyor? Şunu unutmayın: Adalet herkese lazım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Lazım da öyle bir şey yok, algı operasyonu yapıyorlar.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Siz bu ülkede ilk iktidara geldiğinizde mağdurdunuz ve hatta zaman zaman çok ağlıyordunuz. O mağduriyetinizden çok da oy topladınız. Şimdi mağrur oldunuz, şimdi muktedir olmanın kibriyle herkese meydan okuyorsunuz. O kadar meydan okuyorsunuz ki gerçekliği görmekten uzaklaşmışsınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hiçbir zaman kibrimiz olmadı, hep milletle beraberiz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bir genel başkanın vekilliğini düşürmenin nasıl bir siyasal faturası olacağını hiç düşündünüz mü? Milyonlarca insanın iradesini yok saymanın siyasal faturasını, toplumsal faturasını hiç düşündünüz mü? Tabii, sizin düşünme gibi bir sorumluluğunuz yok çünkü siz sadece karar verenin uygulayıcısı olarak burada görev alıyorsunuz. Birileri karar veriyor, size “Onu uygulayın.” diyor ve siz de burada ölümüne uygulamaya çalışıyorsunuz. Kendi başınıza, kendi kendinize muhasebe yaptığınızda eminim bunun ne kadar yanlış olduğunun farkındasınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Anayasa’da belli.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şu da zor bir şey aslında: İnsanın bulunduğu yerde kendini ifade edememesi, itiraz edememesi, tartışamaması ve gerçekten yanlışa “yanlış” dememesi çok acı bir şeydir. Bu sizin açınızdan çok dramatik bir durumdur. Bunu çok iyi anlıyorum. Emin olun, biz sizi de bu dramatik durumdan kurtaracağız ve sizin bu ne kadar zorun gücünü kullanırsanız kullanın, “evet”i örgütlemek adına her türlü zorluğu, her türlü gayrimeşru araçları kullanırsanız kullanın hiç kimse sizin bu zorun gücünüze “evet” demeyecektir. 7 Hazirandan 1 Kasıma kadar bunu zorladınız, kontrollü şiddet uygulamaya çalıştınız ve aynı yöntemi tekrar devam ettirmeye çalışıyorsunuz ama şunu unutmayın: Türkiye halkları bu şiddet sarmalından yoruldu, sıkıldı ve artık bu ülkeye çözüm ve barış gelmesini istiyor. Bir iç barış, bir dış barış gelmesini istiyor. Her gün saatte bir düşman üreterek kimseyi kendinize mahkûm edemezsiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Güneydoğuda PKK’dan sıkıntı var. PKK’yı atıyorlar. Halk atıyor PKK’yı, kapısına sokmuyor.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi siz, önce, bu yapılan şeyi bir oturun, beş dakika bir düşünün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin "Taksitlerin belirtilen sürede de ödenmemesi halinde yeniden yapılandırma iptal edilerek Banka veya Tarım Kredi Kooperatifleri mevzuatı doğrultusunda borcun tamamı muaccel hale gelir." şeklinde değiştirilmesini,

(7) numaralı fıkrasında geçen "Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine" ibaresinden sonra gelmek üzere "Hazine Müsteşarlığı bütçesinde yer alan ilgili harcama tertiplerinden gider kaydedilerek" ibaresi ile aynı maddenin (8) numaralı fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıda yer alan (c) bendinin ekleşmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

“(c) Yapılandırmaya esas tutarın borçlu tarafından defaten ödenmesi halinde bu fıkranın (a) bendinde hesaplanan tutarın tamamı Hazine Müsteşarlığınca Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine defaten ödenir. Yapılandırmaya esas tutarın taksitlendirilmesi halinde ise bu fıkranın (a) bendinde hesaplanan tutar da yapılandırmaya esas tutara uygulanan koşullar çerçevesinde taksitlendirilir ve bu maddenin yedinci fıkrasındaki usuller uyarınca Hazine Müsteşarlığından talep edilir. Bu kapsamda taksitlendirilen tutarlara talep tarihinden önceki son on iki aylık döneme ilişkin TL cinsi sabit getirili iç borçlanmanın ağırlıklı ortalama yıllık bileşik maliyeti oranında taksitlendirme faizi uygulanır. Bu bent uyarınca yapılacak Ödemelerde vade tarihinin geçmesi ve 90 günlük ödeme dönemi içinde ödeme yapılması durumunda günlük bazda basit usulde yürütülecek taksitlendirme faizi hesaplanır. Söz konusu faizin hesaplanmasında bu bentte belirlenen taksitlendirme faiz oranı kullanılır. Dördüncü fıkrada belirtilen şekilde borcun muaccel hale gelmesi halinde ödenen gelir kayıpları Hazine Müsteşarlığına iade edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Birinci maddenin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklikle yapılandırma şartlarına uyulmaması halinin sonuçları düzenlenmiştir.

Taksitlerin ödenmemesi durumunda yapılandırma ve taksitlendirme nedeniyle oluşacak gelir kayıpları Hazine Müsteşarlığı tarafından ödenecektir. Bu çerçevede, gelir kayıplarının Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine Hazine Müsteşarlığı bütçesinden yapılacağını belirtmek için birinci maddenin yedinci fıkrasına ekleme yapılmaktadır.

Birinci maddenin sekizinci fıkrasına yapılan ekleme ile ise, Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine Hazine Müsteşarlığı tarafından 8 (a) maddesi çerçevesinde yapılacak gelir kaybı ödemelerinin borçlu tarafından seçilen ödeme yöntemi ile uyumlaştırılması amaçlanmaktadır. Böylece borçlunun herhangi bir taksiti ödememesi durumunda taksitlendirme bozulacağından bozulacak bir yeniden yapılandırma için Müsteşarlıkça peşin ödeme yapılmamış olacaktır. Yapılandırma şartlarına uyulmadığında ödenen gelir kaybının iade edilmesi düzenlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın Muş, bir söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, şiddetin her türlüsünü reddeden, kınayan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada bazı fotoğraflar gösteriliyor bizim bir ilçe teşkilatımızda çekildiği iddia edilen. Bu, 15 Temmuz gecesinde çekilen bir fotoğraf ve yeni bir fotoğrafmış gibi bugün dolaştırılıyor.

BURCU ÇELİK (Muş) – Silah meşru muydu o dönem?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 15 Temmuz gecesi darbeciler il başkanlığımızı basmış vaziyette, sağı solu bombalıyorlar, insanların üzerine ateş ediyorlar. Sıkılmış… O gece içerisinde olan bir fotoğraftır. Bizim asla şiddeti, silahı tasvip etmek gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Şiddeti, her türlüsünü reddeden, kınayan bir partiyiz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı "Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 1'inci maddesinin 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla

 

Okan Gaytancıoğlu (Edirne) ve arkadaşları

MABDE 1- “(1) T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (Banka) ve Tarım Kredi kooperatifleri tarafından kullandırılan ve bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla takip hesaplarında izlenen tarımsal kredi alacakları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar banka/kooperatife başvuruda bulunulması kaydıyla aşağıda belirtilen kapsam ve şartlar dâhilinde yapılandırılır.

a)        Yapılandırmaya esas tutar; yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık %11 oranında basit usulde yürütülecek faiz uygulanmak suretiyle hesaplanır. Yapılandırmaya konu kredi borcunun vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık %5 oranında basit usulde yürütülecek faiz borçlu tarafından ödenir.

b)        Yapılandırmaya esas tutar; defaten veya taksitlendirilmesi halinde ilk taksiti, 2017 yılının Ekim ayı sonuna kadar, izleyen taksitleri 2018 yılının Ekim ayından başlamak üzere her yıl tekabül ettiği ayda toplam beş eşit taksitte ödenir. Yapılandırma taksitlerine, yıllık %11 oranında basit usulde yürütülecek taksitlendirme faizi uygulanır. Ancak (a) bendi hükümlerine göre hesaplanan yapılandırmaya esas tutarın defaten ödenmesi halinde taksitlendirme faizi uygulanmaz.

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce takibe alınıp takip hesaplarında izlenip izlenmediğine bakılmaksızın borçları yapılandırılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödemeleri devam eden borçlular talep etmeleri halinde bu maddenin taksitlendirmeye ilişkin hükümlerinden kalan borç tutarı esas alınarak yararlandırılır.

(3)       Bu maddeden yararlanılabilmesi için dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesi gerekir. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce dava konusu edilmiş ve/veya icra takibi başlatılmış alacaklar için takip işlemleri başvuru süresi sonuna kadar bekletilir. Borçlu tarafından madde hükmünden yararlanmak üzere başvurulması ve madde hükmüne göre yapılandırılan tutarın ilk taksit ödeme süresi içinde defaten veya taksitli ödeme seçeneği tercih edilmiş ise ilk taksit tutarının ödenmesi halinde banka/kooperatif tarafından dava ve/veya icra takipleri durdurulur. Bu takdirde yargılama ve icra takip giderleri ile vekâlet ücretinin 2017 yılının Ekim ayı sonuna kadar ödenmesi şarttır.

(4)       Bu madde hükümlerine göre yapılandırılan alacakların taksitlerinden herhangi birisinin vadesinde ödenmemesi hâlinde ödenmeyen tutarın taksit ödeme süresinin son gününü takip eden 90 gün içinde ilgili taksitlendirme faizi ile birlikte ödenmesi şartıyla madde hükümlerinden yararlanılır. Taksitlerin belirtilen sürede de ödenmemesi durumunda alacak muaccel hale gelir ve bakiye kredi alacakları banka/kooperatif tarafından ilgili mevzuatına göre takip ve tahsil edilir.

(5)       Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce madde kapsamındaki alacaklar için temerrüde düşüldüğü tarihten sonra yapılan ödemeler, yapılandırmaya esas tutarın hesabında dikkate alınır. Ancak borçlu lehine fark çıkması halinde herhangi bir iade yapılmaz.

(6)       Bu madde hükmünden yararlanılması durumu , borcun maddi ve şahsi teminatının sükutunu icap ettirmediği gibi müşterek borçlu ve müteselsil kefillerine, kefaletten çekilme hakkını vermez.

(7)       Bu madde hükümlerine göre yapılandırma ve taksitlendirme sebebiyle oluşacak gelir kayıpları, borçlunun ödemeyi yaptığı tarihi takip eden ayda yapılan talep üzerine Hazine Müsteşarlığı tarafından Banka veya ilgili kooperatife aktarılmak üzere Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliğine ödenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk çiftçilerimize “efendi” demişti -bunu daha önce de burada çok söyledim- unuttuğunuz çiftçilere. Yine de siz çiftçiyi kandırıyorsunuz, buradan iddia ediyorum. Neden kandırıyorsunuz? Bir kandırma yasası bu. Yani 31/12/2016’ya kadar borcu olan çiftçilerin borçlarını sözüm ona affediyorsunuz. Ne kadar peki bu çiftçilerin borçları? 1 milyar, bazı kaynaklara göre 3 milyar. Peki, çiftçinin gerçek borcu ne kadar? Tam 80 milyar. Ziraat Bankası 43 milyar, özel bankalar 30 milyar, tarım kredi kooperatifleri 8 milyar. Peki, sadece bu kadar mı çiftçinin borcu? Ya tefeciler ya özel, başkaları; bunlara bir kolaylık var mı? Yok. Şimdi diyeceksiniz ki “Tefeciye düşmesin.” E ama Ziraat Bankasının, tarım kredinin tefeciden farkı kaldı mı, çok yüksek faiz oranları yok mu? Yine borcu erteliyorsunuz, yüzde 5’lik faizini yine çiftçiden alacaksınız. Yani sadece günü kurtarmak için buraya yasalar getiriyorsunuz. Tabii ki katılıyoruz, çiftçinin borcu olmasın. Biz bu yasaya destek verdik.

Peki, hiç köy kahvesine gidip oturdunuz mu? Çiftçiler ne diyorlar? Sizden çekiniyorlar çünkü korkuyorlar. Aman, bir şey söylerlerse bir şey olmasın, içeri girmesinler. Efendi gibi davranıyorlar. Orada efendilik gösteriyorlar ama Atatürk, üreten çiftçiye “efendi” dedi. Şimdi bizim çiftçimiz maalesef ithalat baskısı altında gün geçtikçe eziliyor.

İnternete şöyle bir girin, bir bakın, özellikle emlak sitelerine bakın, dünya kadar satılık çiftlik, dünya kadar satılık tarla var. Peki, neden 2017’nin Ekimine kadar bunu taksitlendiriyorsunuz, bekletiyorsunuz? İşte, günü kurtarmak için bu projeleri geliştiriyorsunuz. Yanlış.

Peki, borcunu ödeyen çiftçi ne yapacak? Şimdi, Tarım krediye borcu var. Ne kadar? Diyelim, 10 bin lira borcu var. Ne yapıyor çiftçi? Cebine bakıyor, yok. Sütünü ne yapmış? Bakın, sütünü dökmüş. Niye? Yem fiyatıyla süt fiyatını birbirine eşitlemişsiniz, para kazanamıyor. Peki, başkaları ne yapmış? Bu 10 bin liralık borcunu ödemek için böbreğini satmış. Peki, bu çiftçinin durumunu nasıl iyileştireceksiniz?

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – O kadar da değil.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – O kadar, o kadar. Tarlasını satan çiftçi var, traktörünü satan çiftçi var. Biz dünya kadar telefon alıyoruz. Niye adam gibi destek vermiyorsunuz? Yasalara niye uymuyorsunuz? 2006 yılında çıkan Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi ne diyor? “Çiftçiye gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 1’i destek olarak verilir.” diyor, en az. Siz fazla verebilirsiniz. Neden bunun sadece yarısını veriyorsunuz da çiftçi zora düşünce borcunu taksitlendirmeye girişiyoruz? Neden peki çiftçinin cebinde 3 tane, 4 tane kredi kartı var, bunlarla dönmeye çalışıyor? Neden çiftçinin peşinde birileri geziyor tarlasını satın almak için? Siz bunları görmüyor musunuz? Neden on seneden beri buğday fiyatları aynı seyirde gidiyor da on sene önce 1 lira olan mazot bugün 4 lira 70 kuruş? Neden yat sahiplerine, kotra sahiplerine, gezi teknesi sahiplerine 1 lira 70 kuruştan mazot veriyorsunuz da çiftçiye 4 lira 70 kuruştan veriyorsunuz? Neden hep çiftçiyi, 17 milyon kişiyi öteliyorsunuz? Evet, efendi olduğu için üstüne biniyorsunuz, bu yanlış. Hâlbuki çiftçi üretendir, ona gözünüzün içi gibi bakmak zorundasınız. O üretecek ki sanayi çalışacak.

Sanayi şu an neyle çalışıyor? İthal ham maddeyle çalışıyor. Limanlarımız gelen yabancı ham maddelerle dolu; Rusya’dan geliyor, Ukrayna’dan geliyor, Fransa’dan geliyor. Peki, bizim tarlalar? Boş. 26 milyon dönüm arazi boş iken biz paralarımızı kazanıyoruz, kazanıyoruz, dışarı ödüyoruz. Çiftçiye gelince de -hepiniz de biliyorsunuz- “Al ananı da git.” diyorsunuz. O çiftçinin alnının ortasından öpmek zorundasınız. O, üreten bir insandır, üreteni sevmek zorundasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bir gün gelecek anlayacaksınız bunu ama… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, seviyoruz zaten, milletle beraberiz. Siz gitmiyorsunuz. 11 seçimi üst üste kazandık, nasıl kazandık? Millete gittik. Sizin gibi yukarıdan bakmıyoruz.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutacağım eğer Osman Aşkın Bak izin verirse.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendinde geçen "%5" ibaresinin "%3" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Muharrem Varlı (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı konuşacak.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu torba yasada birçok kesime birçok konuda iyileştirme yapılıyor. Çiftçiler de bu işin içerisinde olsun denilerek Ziraat Bankasındaki temerrüde düşmüş yani gecikmeye düşmüş borçların yapılandırılmasıyla alakalı bir madde konulmuş. Şimdi, temerrüde düşmek nedir? Temerrüde düşmek, gecikmiş borç yani diğer bankalar tarafından da borcun geciktiği görülmüş bir hâl almış olması demektir. Yani bu duruma düşmeden, çiftçimiz temerrüde düşmeden, başka bankalar da bu gecikmeyi görmeden biz bu işi çözsek daha doğru olmaz mıydı? Yani şöyle izah edeyim: Ödeme güçlüğü çeken her çiftçinin borcu ertelenmiş olsaydı kıyamet mi kopardı? Yok. Sadece temerrüde düşmüş, diğer bankalar tarafından da kırmızı kalemle çizilmiş çiftçilerin borçları ertelensin istiyorsunuz. Zaten bu adam bitmiş olacak yani Ziraat Bankasında da işi bitmiş olacak, bir başka bankadan da kredi alamamış olacak, bunun borçlarının tehir edilmesi ona çok fazla bir şey kazandırmış olmayacak. Ben geçen ki konuşmamda da söyledim yani bu yanlış bir uygulama. Temerrüde düşmeden ödeme güçlüğü çeken her çiftçinin borcunun ertelenmesinin doğru olduğunu söyledim ama yine bu şekilde çıkartıyorsunuz yasayı yani ne demek lazım bilmiyorum.

Yine, faiz oranı Maliye Bakanının sunumunda yüzde 3’tü, şimdi yüzde 5’e çekmişsiniz. Yani herkese gelirken bol keseden dağıtıyorsunuz, herkese geldiğinde bol keseden veriyorsunuz ama çiftçiye geldi mi “Efendim, görev zararı, hazineye ek yük gelir.” Ya, arkadaş, hazineye ek yük getiren o kadar çok şey var ki yani sizin çerez parası diye saydığınız o paraları koysanız zaten çiftçinin bu borçları ödenir, kapanır. Ama, sizin çiftçiyi kurtarmak, çiftçiyi korumakla ilgili bir düşünceniz olmadığı için bunun sadece “İşin içerisinde çiftçi de var olsun.” demek maksadıyla ortaya konmuş bir yasa diye düşünüyorum.

Şimdi, ödeme zorluğunu çiftçilerin hepsi çekiyor, hepsi yaşıyor. Yani kimisi gidiyor, bir arkadaşından borç alıyor, getiriyor, kimisi gidiyor, tefeciden birkaç günlüğüne borç alıyor, getiriyor, Ziraat Bankası borcunu yatırıyor, eğer tekrar Ziraat Bankasından kredi kullanabilirse götürüp o borcunu yatırıyor. Şimdi, böyle sıkıntılı bir süreçte biz çiftçimizi niye bu sıkıntıyla mücadele içerisinde bırakıyoruz. Zaten mazot yükü sırtına binmiş, dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor, dünyanın en pahalı gübresini tarlasına atıyor, efendim, sulama birliklerine borçları birikmiş. Yani şimdi böyle bir ortamda bizim çiftçiyi korumamız gerekirken, çiftçiyi daha rahat ettirmemiz gerekirken temerrüde düşmüş yani bitmiş adamı, bitmiş çiftçiyi yapılandıralım diyoruz. Yani bunun çiftçiye çok büyük bir katkısı olmaz, faydası olmaz. Bu, Ziraat Bankası alacaklarını kurtarmaktan başka bir anlama da gelmez.

Değerli arkadaşlarım, bakın, TEDAŞ’la ilgili, elektrik borçlarıyla ilgili faizleri sıfırladınız. Niye çiftçinin normal borçlarının da faizlerini sıfırlamıyorsunuz? Sulama birliklerine de çiftçinin borcu var. Sulama birliği borçlarını niye gündeme almıyorsunuz, onunla ilgili niye bir düzenleme yapmıyorsunuz? Yok. Yani sadece “Çiftçiye biz bir şey verdik, çiftçi bu işin içerisinde var.” demek için bu madde konulmuş. Bunun başka bir izahı yok arkadaşlar. Yani eğer biz çiftçiyi gerçekten koruyacaksak her ödeme güçlüğü çeken çiftçinin banka borcunu yapılandırabilmesi lazım. Ziraat Bankası için diyorum. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı dün dedi ki: “Diğer özel bankalarla ilgili bizim bir yaptırımımız olamaz.” Doğru, onu da beklemiyoruz zaten ama Ziraat Bankasıyla ilgili ödeme güçlüğü çeken her çiftçinin yapılandırma yapması lazım ki belki diğer bankalardan da kredi alıp da tohumunu, gübresini alabilir, traktörünün mazotunu koyabilir. Ama ben burada her defasında bağıra bağıra söylüyorum, bağıra bağıra söylemeye de devam edeceğim. İnşallah kulaklarınızın pası bir gün çözülür, inşallah benim bu söylediklerim kafanızda yer eder, inşallah bu kulağınızdan girip öbür kulağınızdan çıkmaz da çiftçiyi koruruz, çiftçinin ekmesine, dikmesine, üretmesine vesile oluruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, kabul edilen önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "beş" ibaresinin "on" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Mustafa Kalaycı                                            İsmail Faruk Aksu              Fahrettin Oğuz Tor

                          Konya                                                          İstanbul                        Kahramanmaraş

          Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                    Muharrem Varlı                    Kamil Aydın

                          Hatay                                                            Adana                              Erzurum

                   Mevlüt Karakaya

                          Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 2’nci maddesine aşağıdaki gibi (p) bendinin ilave edilmesini, yine 2’nci fıkranın aşağıda belirtildiği gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mehmet Bekaroğlu                              Utku Çakırözer                                 Kadim Durmaz

                         İstanbul                                          Eskişehir                                            Tokat

                     Lale Karabıyık                                  Orhan Sarıbal                                     Musa Çam

                           Bursa                                              Bursa                                               İzmir

p) Çiftçilerin yeraltı ve yerüstü sulama bedellerinden dolayı DSİ'ye, Sulama Birlik ve Kooperatiflerine 15 Şubat 2017 tarihi itibariyle vadesi geldiği halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ödenmemiş olan asıllarının tamamıyla bu alacaklara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi gibi fer’i alacaklardan vazgeçilmesi, bu alacaklar yerine ana borcun bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar söz konusu kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunulması ve ödenmesi gereken tutarın ilk taksiti 2017 Ekim ayının son gününe kadar ödenmek üzere her yıl ilk taksitin tekabül ettiği toplam 5 eşit taksitte ödenmesi şartıyla bu alacakların ödenen kısmına isabet eden fer’ilerin tahsilinden vazgeçilir. Bu bend hükümlerine uygun ödeme yapıldığı takdirde maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki sürelere herhangi bir faiz, zam ve katsayı uygulanmaz (İlgili kanunun 1. ve 2. maddesindeki düşük faiz ve anapara ödeme taksitleri aynen uygulanır).

2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak TEDAŞ tarafından belirlenir.

(p) bendinin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                     Garo Paylan                                       İmam Taşçıer

           Muş                                                İstanbul                                            Diyarbakır

      Burcu Çelik                               Mehmet Emin Adıyaman                              Sibel Yiğitalp

           Muş                                                  Iğdır                                              Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon okunan son önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Burcu Çelik konuşacak.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

BURCU ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutsak edilen değerli eş genel başkanlarımızı, milletvekili arkadaşlarımızı, belediye başkanlarımızı ve binlerce çalışma arkadaşımızı selamlayarak başlamak istiyorum.

Bugün ülkede her şey yolundaymış gibi, demokratik siyasete, halkın iradesine darbe yapılmıyormuş gibi sessiz kalmak ve gündem konusu olan yasa üzerinde konuşmak vicdanen kabul edilemezdir. Bugünlerde Hükûmetin Türkiye gerçekliğinden çok uzaklaştığını görüyoruz, her gün başka bir plan ve başka bir kararla ülkeyi yaşanamaz bir hâle getirmeye çalıştığınızı görmekteyiz. Son olarak, Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’ın hukuki hiçbir gerekçesi olmayan milletvekilliğinin düşürülmesi tüm Türkiye halklarına bir mesajdır aslında. Bu mesajla, çok açık bir şekilde halkın iradesinin tanınmadığı keyfî olarak açığa çıkmıştır.

Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği 21 Şubat 2017 günü, bugün olduğu gibi Meclis Başkanı Ayşe Nur Bahçekapılı yönetimindeki Meclis oturumunda, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli tarafından 8 Şubat 2017 tarihinde Meclise gönderilen yazının okunmasıyla düşürülmüştür.

Değerli arkadaşlar, Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, Sayın Yüksekdağ’ın milletvekilliği kesin hüküm giyme sonucu düşürülmüştür. Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürülmesi ve buraya varana dek yaşanan süreç, Anayasa, Meclis İçtüzüğü ve uluslararası mevzuata aykırılıklarla doludur. Öncelikle belirtmek gerekir ki Sayın Yüksekdağ’ın aldığı on ay hapis cezası, 20 Mayıs 2016 günü TBMM’de kabul edilen ve 8 Haziran günü Resmî Gazete’de yayımlanmakla yürürlüğe giren geçici Anayasa maddesiyle dokunulmazlığın kaldırıldığı dosyalardan biri değildir. Yargılama, Sayın Yüksekdağ milletvekiliyken Anayasa’nın 83/2 amir hükmüne tamamen aykırı bir biçimde devam etmiştir. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamanın devam etmesinin gerekçesi olarak, yine 83/2’de yer alan ve dokunulmazlığın uygulanmayacağı iki istisnadan birini göstermiştir. Bu 2 istisna, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli ile seçimden önce soruşturulmasına başlamak kaydıyla Anayasa’nın 14’üncü maddesindeki durumlardır.

Mahkemenin dokunulmazlığı hiçe saymasının temelinde yer alan, Anayasa’nın hakların kötüye kullanılmamasını düzenleyen 14’üncü maddesi şöyledir: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”

Yargıtay bu hükmü uygulayarak yargılamaya devam etmiştir. Sayın Yüksekdağ’ın katıldığı bir anmada atılan sloganlarla ilgili olan Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesindeki bu dosyanın bu kapsamda değerlendirilmesi dokunulmazlık kurumunu tamamen anlamsızlaştırmakta, muhalif vekilleri taraflı ve bağımlı hareket eden yargı kurumları karşısında iyice kırılganlaştırmaktadır değerli arkadaşlar.

Bizler bu yola çıkarken demokrasi, özgürlük ve barış dedik ve bu çağrımız tüm Türkiye’de karşılık buldu. Ve çok önemli bir kazanımla bu Parlamentoya geldik. İşte bu kazanım sizin iktidarınız için açık bir tehdit oluşturdu. HDP’yle yeni bir başlangıç ve yeni bir umut aşılandı topluma. Peki, siz ne yaptınız? Bu umudu ve kazanımları yok sayarak ülkede halkların nefes almasının bile önüne geçtiniz, tüm demokratik kazanımları hedef aldınız, belediyelerimize memur atadınız, binlerce insanımızı tutukladınız. Neden biz? Neden HDP? Çünkü HDP bu toprakların gerçekliğidir, çünkü HDP hakikattir. HDP çatısı altında bir araya gelen halkımızın gücüdür sizi korkutan.

Amaçladığınız sisteme ulaşmak uğruna ülkeyi ne hâle getirdiğinizi ne zaman fark edeceksiniz? Bu gerçekliği ne zaman göreceksiniz? Sırf bu amaç uğruna şehirler yıkıldı bu topraklarda, insanlar diri diri yakıldı ve siz sessiz kaldınız. Ülkede onlarca katliam yaşandı. Açığa çıkartılması için önergeler verdik, yine sessiz kaldınız ve reddettiniz. Bugün tüm muhalif kesimlerin sesini kısarak arzunuza gerçekten ulaşabileceğinizi mi zannediyorsunuz? Ağzınızdan çıkan her cümle ezberlenmiş ve üzerine bir kelime bile ekleyemiyorsunuz.

Herabe Bava köyünde Abdi Aykut’a işkence edildi diyoruz, nerede diyoruz, grup başkan vekillerinizden cevap alamıyoruz; on dakika sonra ise bu vatandaşın, bu yurttaşın ağır işkenceye maruz kalmış bir şekilde hastanede olduğu ortaya çıkıyor.

Siyasi sorumluluktan çok uzaktasınız. Bu misyonu kendi elinizle kaybettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, pozitif ayrımcılık…

BAŞKAN – Kimseye uzatmadım. Lütfen, benden eşitsizlik yaratmamı beklemeyin. Lütfen.

BURCU ÇELİK (Devamla) – O zaman, kayıtlara geçmesi açısından bitiriyorum izninizle.

BAŞKAN – Tamam.

BURCU ÇELİK (Devamla) – Halkın ve ülkenin sorunlarına çözüm aramak yerine, politikalarınız ve kararlarınızla ülkedeki sorunları derinleştirmekten öteye gidemiyorsunuz artık.

Kabul edin ve halkın sesini duyun. Halkın olmadığı, içerisinde eşitlik, özgürlük, demokrasi kelimelerinin bir kez dahi geçmediği sistem karşısında halkımız büyük bir inançla 16 Nisanı bekliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

BURCU ÇELİK (Devamla) – Ve o gün, başta Sayın Yüksekdağ’ı kucaklayan kadınların, gençlerin, ihraç edilen akademisyenlerin…

BAŞKAN – Sayın Çelik, lütfen…

BURCU ÇELİK (Devamla) - …tutsak olan gazetecilerin hepsi kazanacak, halkımız kazanacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millet kazanacak, millet!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 2’nci maddesine aşağıdaki gibi (p) bendinin ilave edilmesini, yine 2’nci fıkranın aşağıda belirtildiği gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Orhan Sarıbal (Bursa) ve arkadaşları

p) Çiftçilerin yeraltı ve yerüstü sulama bedellerinden dolayı DSİ'ye, Sulama Birlik ve Kooperatiflerine 15 Şubat 2017 tarihi itibariyle vadesi geldiği halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ödenmemiş olan asıllarının tamamıyla bu alacaklara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi gibi fer’i alacaklardan vazgeçilmesi, bu alacaklar yerine ana borcun bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar söz konusu kurum ve kuruluşlara başvuruda bulunulması ve ödenmesi gereken tutarın ilk taksiti 2017 Ekim ayının son gününe kadar ödenmek üzere her yıl ilk taksitin tekabül ettiği toplam 5 eşit taksitte ödenmesi şartıyla bu alacakların ödenen kısmına isabet eden fer’ilerin tahsilinden vazgeçilir. Bu bend hükümlerine uygun ödeme yapıldığı takdirde maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki sürelere herhangi bir faiz, zam ve katsayı uygulanmaz (İlgili kanunun 1. ve 2. maddesindeki düşük faiz ve anapara ödeme taksitleri aynen uygulanır).

2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının uygun görüşü alınarak TEDAŞ tarafından belirlenir.

(p) bendinin uygulamasına ilişkin usul ve esaslar Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından belirlenir.

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Orhan Sarıbal konuşacak.

Buyurunuz Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Komisyon ve Hükûmet “Katılamıyoruz.” demekle halkı kandırmaya devam ediyorlar. Gerekçe açıktır, şu anda TEDAŞ’a olan borçların ödemesiyle ilgili yapılandırma sadece durumu idare etmek ve “hayır”ın önüne geçebilmek için bir çabadır.

Eğer gerçekten samimiyseniz, Sayın Bakan, burada hemen Karacabey Ziraat Odasını, Karacabey Sulama Birliğini bir arayın, orada Sulama Birliğinin ne kadar borcu olduğunu, köylünün neden bu borçlarını ödeyemediğini bir öğrenin, ondan sonra buraya gelin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Beraber arayalım, beraber.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Böyle olunca da tabii, çok açık, bu samimiyetsiz durumu idare etme muhtaçlık rüşvetinden ileriye geçmemektedir. 16 Nisan rüşvetidir bu yasa tasarısı bütün boyutuyla.

Evet, bir olanak sağlamaya çalışıyorsunuz, elektrik borçlarını yapılandırmaya çalışıyorsunuz. Soruyu şöyle sormak gerekiyor: Enerji üzerindeki yüklere şöyle bir bakalım. Sayın Bakan, yüzde 18 KDV, yüzde 18 ile 23 kayıp kaçak, yüzde 5 belediye, yüzde 2 TRT, yüzde 1 fon; elektrik üzerinde yüzde 50 yük var. Bu yetmez, bir de uyguladığınız temel politikalar var. Avrupa’da bunların hiçbirisi yok. Bizim ülkemizin çiftçisi Avrupa’nın çiftçisinden zengin olmalı ki siz elektriğin gerçek fiyatına bir yüzde 50 daha fiyat koyuyorsunuz. Bu da yetmez, bugün bir uygulama yönetmeliği yayınladınız, geçen yıl da aynısını yapmıştınız.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Desteklemelerinizde, Ziraat Bankasına yatırılan paralarda önce şirketlere, elektrik kurumuna, elektrik şirketlerine kesinti yapacaksınız, eğer kalırsa çiftçiye ödeyeceksiniz. Siz buna “hakkaniyet” diyorsunuz, siz buna “uygulama” diyorsunuz. Yaşasın şirketler, kahrolsun Karacabey’in çiftçileri!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Karacabey’e beraber gidelim, Karacabey’e.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Yaşasın şirketler, kahrolsun bu ülkenin çiftçileri! Yaşasın şirketler, kahrolsun bu ülkenin çiftçileri!

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, lütfen Genel Kurula hitap ederek konuşur musunuz.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Buradan bugünkü uygulanan bu yönetmeliğin bir an önce geri alınması, bu konuda hemen, acilen bir tedbir alınması gerekmektedir. Eğer sizin gerçekten çiftçinin sorunlarını çözmek gibi bir derdiniz varsa… Bakın, sabahtan beri konuşuluyor; Ziraat Bankasına, Tarım krediye, TEDAŞ’a olan bütün borçların toplamını, 4 milyar gibi bir parayı yapılandırıyorsunuz. Aynı şekilde şunu söyleyebiliyorum: Siz yedi yıldır, sekiz yıldır uyguladığınız yüzde 1 gayrisafi millî hasılayla Sayın Bakan, 68 milyar lira bu çiftçiye borçlusunuz. Bu 68 milyar ne demek biliyor musunuz? Çiftçinin sadece bu ertelediğiniz 4 milyarı değil, tam 80 milyarlık borcunun büyük bir kısmını, hem de tümüyle ödemek demektir ama siz bunu istemiyorsunuz. Siz istiyorsunuz ki çiftçi yoksullaşsın, çiftçi muhtaç hâle gelsin. Muhtaç hâle geldiğinde de işte böyle 16 Nisanı garanti altına alabilmek, 16 Nisana rüşvet vermek, 16 Nisanda “hayır”ı engelleyebilmek için böyle bir modeli getirip halkın önüne sunuyorsunuz. Samimi değilsiniz, bu yüzden diyoruz “Samimi değilsiniz.”

Bakın, köylünün artık yaşayacak hâli kalmadı. Eskiden köylüye kız vermek isterdi şehirliler. Şimdi köylü, oğluna kız bulamıyor, kimse köylünün oğluna kız vermiyor ve köylü kızını şehirden birine, asgari ücretli birine ya da ona benzer birine verebilmek için elinden geleni yapıyor.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Başka bir ülkeden bahsediyorsun herhâlde.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Köylünün girdiği, düştüğü durum budur çünkü siz köylünün elindeki bütün olanakları aldınız, tamamen bitirdiniz. On dört yıllık programınızın bütünü şirket tarımına, konvansiyonel tarıma yöneliktir çünkü sizi ancak şirket tarımı ayakta tutmaktadır. Tohumu tescilleyip standart hâle getirmek için köylünün tohumunu iptal ettiniz. Artık köylü gerçek tohumunu ekip biçip satıp para kazanamıyor. Daha ileri gittiniz, bu yıl şöyle bir karar çıkardınız Sayın Bakan, dediniz ki: “Kendi tohumunu eken, kendi tohumunu üreten ondan elde ettiği ürünü satamaz ve destekleme alamaz.” Sizin getirdiğiniz yasaların bütününde köylüye yoksulluk var. Sizin getirdiğiniz bütün yasaların tümünde küçük köylüye ne yazık ki muhtaçlık var. Peki, bunun karşısında ne yapıyorsunuz? On dört yıldır bir avuç rantiyeye 700 milyarın üzerinde faiz ödediniz Sayın Bakan. Çiftçiye ödediğiniz 90 milyarı söylüyorsunuz ama öbür taraftan bir avuç rantiyeye 700 küsur milyar para ödediniz. Bunu, hakikaten, bir vicdanınıza sorun, bir kendinize sorun. Böyle olunca, tabii, ne oluyor? Sizin kullanabileceğiniz malzeme çok; insanlar yoksul, kentli yoksul, köylü yoksul, çiftçi yoksul. Böyle işinize geldiği zaman, getirirsiniz, böyle seçim öncesi, referandum öncesi bir parmak bal sürerseniz.

Evet, son sözüm şudur…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) - …güneşimizi aldınız, toprağımızı aldınız, güllerimizi kopardınız, biliniz ki bu size kalmayacak…

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, teşekkür ederim.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – …er geç bunun hesabını vereceksiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sen başka bir ülkeden bahsediyorsun.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Toprağa vereceksiniz, güneşe vereceksiniz, bu ülkenin insanına vereceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, teşekkür ederim.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – 16 Nisanda da yerle bir olacaksınız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde geçen "beş" ibaresinin "on" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İBRAHİM AYDIN (Antalya) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya konuşacak.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

“Bu teklifle çiftçinin tarımsal sulamada kullandığı elektrik borçlarıyla ilgili bir ödeme kolaylığı sağlanıyor, sağlanacak.” denilmektedir. Görüntü olarak evet ama gerçekte öyle mi? Gerçekte maalesef öyle değil. Ya, burada ben görüyorum ki eleştirirken de aynı oyuna düşüyoruz. Burada çok değerli hatipler çiftçinin durumunu, sıkıntılarını, sorunlarını dile getiriyorlar ve bunu dile getirirken bugün yapılacak ya da yapılmakta olan bu düzenlemeyle birlikte çiftçi borçlarının bir miktarının gerçekten ötelendiğini ya da yeniden yapılandırılacağını söylüyorlar. Maalesef, tarımsal destekler de bu tarz yanılgılarla, yanıltmalarla, yanılsamalarla toplanıyor ve gösterilmeye çalışılıyor. Burada çiftçinin tarımsal sulamayla ilgili elektrik borçlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik bir girişim yoktur, böyle bir şey yok. Nedir bu biliyor musunuz? Bu, TEDAŞ’ın alacaklarının tahsiliyle ilgili bir düzenlemedir. Buradaki alacaklar -TEDAŞ açısından- çiftçi borcu olarak sunulan borçlar on yıl, belki de daha eskilere dayanan borçlar. Bundan yedi yıl önce TEDAŞ’ın dağıtımla ilgili işletme hakkı özel şirketlere devredilirken yani dağıtım faaliyetlerine TEDAŞ son verirken, o işi tasfiye ederken o tarih itibarıyla çiftçilerden, abonelerden olan bir alacağı var, bir alacak defteri var. İşte, bu alacak defterinde yazılı olan alacaklar yedi yıldır tahsil edilememiş. Aynı düzenleme hatırlarsanız 2014 yılı Eylül ayında geldi, herhangi bir ödeme falan da olmadı. Bu aboneler kalmamış, ortalıkta böyle bir abone yok, çiftçinin üretim için ödemede sıkıntı çektiğini kabul ederek ödeme kolaylığı getirilen bir durum falan değil; abone yok, çiftçi yok, çiftçi çiftini çubuğunu bırakmış, terk etmiş gitmiş. Burada sadece, TEDAŞ’ın yıllanmış, donuk, zarar niteliğine dönüşmüş alacaklarının tahsili var yani TEDAŞ yönetimi bunu mevzuat gereği silemiyor, iptal edemiyor, zarar olarak kayıtlara alamıyor ama bunun en büyük sıkıntısı ne biliyor musunuz? Demin, biraz önce, yine çok değerli bir hatip gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’inden daha fazla ya da az olmamak üzere destek verilmesi gerektiğini ama verilmediğini söyledi. Bunu Hükûmete sorduğumuzda verildiğini söylüyorlar, hesaplarla, alt alta, bunun böyle olduğunu söylüyorlar. Nasıl oluyor biliyor musunuz?

Bakın, bugün, bu tahsilattan doğacak zararlar ya da temerrüde düşmüş olan alacakların üzerine yüklenen faizlerden vazgeçilen kısımlar ilgili kurumun muhasebe kayıtlarında zarar olarak alınacak, bu zarar ya hazine tarafından görev zararı olarak karşılanacak ya da kurum zararı olarak kalacak ama her hâlükârda bu zarar çiftçinin destek hanesine yazılacak. Çiftçiye yapılan bir destek değil, burada bir kurumun alacağının tahsiliyle ilgili bir durumdan bahsediyoruz.

Çiftçi gerçekten zor durumda. Bakın, sadece iki tane rakam söyleyeceğim: Çiftçi 2002 yılında gelirinin yüzde 9’u kadar borçluyken -hani o beğenmediğimiz, çok özel bir dönem 2002 yılı- 2015 yılına geldiğinde, çiftçi, gelirinin yüzde 40’ı kadar borçlanmış durumda, borçlarını ödeyemeyecek durumda.

Onun için, bir an önce çiftçi borçlarının yapılandırılmasının gündeme getirilmesi gerektiğini buradan tekrar ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.37

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi 3’üncü maddeyi görüşeceğiz.

3’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3'üncü maddesinin (1), (2), (3), (4) ve (5)’inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Mehmet Bekaroğlu                                 Mahmut Tanal                                   Zekeriya Temizel

        İstanbul                                             İstanbul                                                İzmir

    Lale Karabıyık                                    Kadim Durmaz                                    Bülent Kuşoğlu

          Bursa                                                 Tokat                                                Ankara

       Musa Çam                                       Utku Çakırözer                                    Haluk Pekşen

          İzmir                                               Eskişehir                                             Trabzon

(1) Geliştirme ve Destekleme Fonundan kullandırılan Irak Programı kredilerinden, Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. (Banka) tarafından takip edilen alacak aslı ile bu alacak aslına ilişkin hesaplanan faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaklar yerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın bu maddede belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi koşuluyla, alacak asıllarına bağlı faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

(2) Bu madde kapsamında, ödenmemiş alacağın sadece faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaktan ibaret olması halinde faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaklar yerine Yİ-ÜFE aylık değişim oranları dikkate alınarak hesaplanacak tutar tahsil edilir.

(3) Bu maddede geçen, Yİ-ÜFE aylık değişim oranları tabiri; Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği 31/12/2004 tarihine kadar toptan eşya fiyatları endeksi (TEFE) aylık değişim oranlarını, 1/1/2005 tarihinden itibaren üretici fiyatları endeksi (ÜFE) aylık değişim oranlarını, 1/1/2014 tarihinden itibaren yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) aylık değişim oranlarını (Bu madde hükümlerine göre ödenecek alacaklara bu Kanunun yayımlandığı ay için uygulanması icap eden Yİ-ÜFE aylık değişim oranı olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten bir önceki ay için belirlenen Yİ-ÜFE aylık değişim oranı esas alınır.) ifade eder.

(4) Bu madde hükmünden yararlanmak isteyen borçluların maddede belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Davadan vazgeçme dilekçeleri Bankaya verilir ve bu dilekçelerin Bankaya verildiği tarih, ilgili yargı merciine verildiği tarih sayılarak dilekçeler ilgili yargı merciine gönderilir. Bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan ve açtıkları davalardan vazgeçen borçluların bu ihtilaflarıyla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tebliğ edilen kararlar uyarınca işlem yapılır. Yargı mercilerince alacağın tutarını etkileyen bir karar verilmiş olması halinde madde hükmünden ilk aşamada istenilen tutar üzerinden yararlanılacaktır.

(5) Bu madde hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ayın sonuna kadar Bankaya başvuruda bulunmaları ve madde kapsamında ödenecek tutarları, ilk taksiti bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde azami onsekiz eşit taksitte ödemeleri şarttır. Bu maddeye göre ödenecek taksitlerin ödeme süresinin son gününün resmi tatile rastlaması halinde süre izleyen ilk iş günü mesai saati sonunda biter.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                     Garo Paylan                                       İmam Taşçıer

           Muş                                                İstanbul                                            Diyarbakır

    Sibel Yiğitalp                              Mehmet Emin Adıyaman                         Bedia Özgökçe Ertan

       Diyarbakır                                              Iğdır                                                   Van

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan konuşacak.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şu an salon büyük oranda boş ama yine de teklif hakkında görüşlerimizi açıklayacağız.

Ben konuya geçmeden önce, az önce, oturumdan önceki kısımda Sayın Bakan sorulara cevap verirken, özellikle referandum koşullarına ilişkin cevap hakkını kullandığında öyle bir dünyadan bahsetti ki gerçekten hayal mi, gerçek mi, nereden bahsediyor, bu dünyadan mı, Türkiye’den mi bahsediyor diye bir an düşündüm. Çünkü, Türkiye’de ne yazık ki referandumu tartışma ortamında, fikirlerin serbestçe tartışılabildiği, konuşulabildiği bir ortamda değiliz Sayın Bakan; bundan galiba sizin haberiniz yok ya da sadece sizin olanaklarınız bunu mümkün kılıyor, “evet” çalışması yapmak dışında başka bir söz söyleme imkânı yok. “Hayır” diyenler ya gözaltına alınıyor ya da büyük baskılarla işinden atılıyor, söyleyecek bir mecra da yok zaten. Ve şu anda anayasal kamuoyu dediğimiz kamuoyu ne yazık ki oluşamıyor; ağır OHAL koşulları altında yaşıyoruz. Ve ne yazık ki yine sadece “evet” demek serbest, “hayır” diyenler, dediğim gibi, işinden atılıyor, akademiden atılıyor ve siyasi partilerin “hayır” kampanyası da engelleniyor büyük oranda. Basın tamamen bize kapalı ve her akşam tartışılan konu sadece “evet” gerekçeleri, bundan başka bir şey tartışılamıyor.

Gerçekten, ben samimi olarak da sormak istiyorum: “Hayır” diyenlerin gerekçeleri tartışılabilecek mi, örneğin, mitingler yapılabilecek mi bu süreçte? Bunu merak ediyorum, hani açıklanmasını istiyorum. Çünkü, yaşadığım yerde, seçim bölgem olan Van ilinde hem vali hem kaymakam olan kişi şu an birkaç aydır OHAL bahanesiyle, güvenlik gerekçesiyle bir aylık yasak kararları alıyor, hem de şöyle yasak kararları: Her türlü toplantı, gösteri yürüyüşü, seminer, panel tarzı herhangi bir etkinlik yapmak dahi yasak. Bu kararı alması yetmiyormuş gibi bir de bu kararı getirip partimize tebliğ ediyor. Böyle bir durum asla kabul edilemez. Yani, böylesi bir ortamda bir de kampanya yürütebileceğimizi ben gerçekten hayal edemiyorum. Başından beri eleştirdiğimiz gibi, OHAL koşullarında bir anayasa değişikliği bile söz konusu değildir, açığa çıkan herhangi bir serbest irade oluşamıyor çünkü. Ve öte yandan, hem kayyum hem de kaymakam hem kayyum hem de vali olan kişiler AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarıyla beraber -sizin de dediğiniz gibi- ev ev dolaşıp “evet” kampanyası yürütüyorlar; örneğin, Sur Kaymakamı buna dair açık kampanya yürütüyor, Bahçesaray Kaymakamı AKP ilçe teşkilatıyla Van’da ev ev dolaşıp taziye ziyaretleri ve “evet” kampanyası yürütüyor, bunu da AKP ilçe örgütü başkanı sosyal medya hesaplarından çok açık bir şekilde yayınlıyor. Yani bu çok haksız, adaletsiz bir ortam ama her türlü karanlığa rağmen, tüm baskı uygulamalarına ve OHAL rejimine rağmen işte sırf bu karanlık yok olsun diye halklarımız 16 Nisan günü çok iyi bir cevap verecekler “hayır” diyecekler. Ben de “hayır”lı akşamlar dileyerek konuşmama devam edeceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar partisinin önümüze getirdiği torba yasa düzenlemesi bütün itirazlarımıza rağmen ve hatta son birkaç saat kala Komisyona yeni bir tasarı daha eklenerek bütün yasa yapma çalışmalarına, yasama faaliyetine aykırı bir şekilde Komisyona getirerek yine kendi çoğunluğuyla birlikte, sadece kendi çoğunluğunun kabul ettiği gerekçelerle bu tasarıyı Komisyondan geçirdi. Fakat bu düzenleme sadece geçici bir rahatlama öngören bir düzenlemedir kısmen. Uzun vadeli önlemler alınmadığı sürece bu ve benzeri düzenlemelerin tek anlamı… Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi iktidarını korumak uğruna kamu kaynaklarını hoyratça kullanmasından başka bir vaadi de yoktur.

Yine, yasa yapma tekniğine aykırı olarak yapıldığını söyledik. Bütün itirazlarımıza rağmen ısrarla “sağlıkta devrim” olarak sundukları genel sağlık sigortası yıllar içerisinde -bildiğiniz gibi- milyonlarca borçlu yaratmıştı ve borçlarını ödeyemediği için sağlık hakkından yararlanamayanların sayısı 6 milyona ulaşmıştı. Bugün görüşmekte olduğumuz bu düzenleme de bize, Hükûmetin sistemin tıkanması nedeniyle yeni bir örtülü af getirdiğini göstermektedir.

Düzenlemeye dair diğer görüşlerimize sürem kalmadığı için bir dahaki maddelerde tekrar değineceğim.

İyi akşamlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3'üncü maddesinin (1), (2), (3), (4) ve (5)’inci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Haluk Pekşen (Trabzon) ve arkadaşları

(1) Geliştirme ve Destekleme Fonundan kullandırılan Irak Programı kredilerinden, Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. (Banka) tarafından takip edilen alacak aslı ile bu alacak aslına ilişkin hesaplanan faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaklar yerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın bu maddede belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi koşuluyla, alacak asıllarına bağlı faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

(2) Bu madde kapsamında, ödenmemiş alacağın sadece faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaktan ibaret olması halinde faiz, zam ve gecikme zammı gibi fer'i alacaklar yerine Yİ-ÜFE aylık değişim oranları dikkate alınarak hesaplanacak tutar tahsil edilir.

(3) Bu maddede geçen, Yİ-ÜFE aylık değişim oranları tabiri; Türkiye İstatistik Kurumunun her ay için belirlediği 31/12/2004 tarihine kadar toptan eşya fiyatları endeksi (TEFE) aylık değişim oranlarını, 1/1/2005 tarihinden itibaren üretici fiyatları endeksi (ÜFE) aylık değişim oranlarını, 1/1/2014 tarihinden itibaren yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) aylık değişim oranlarını (Bu madde hükümlerine göre ödenecek alacaklara bu Kanunun yayımlandığı ay için uygulanması icap eden Yİ-ÜFE aylık değişim oranı olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten bir önceki ay için belirlenen Yİ-ÜFE aylık değişim oranı esas alınır.) ifade eder.

(4) Bu madde hükmünden yararlanmak isteyen borçluların maddede belirtilen şartların yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Davadan vazgeçme dilekçeleri Bankaya verilir ve bu dilekçelerin Bankaya verildiği tarih, ilgili yargı merciine verildiği tarih sayılarak dilekçeler ilgili yargı merciine gönderilir. Bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan ve açtıkları davalardan vazgeçen borçluların bu ihtilaflarıyla ilgili olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tebliğ edilen kararlar uyarınca işlem yapılır. Yargı mercilerince alacağın tutarını etkileyen bir karar verilmiş olması halinde madde hükmünden ilk aşamada istenilen tutar üzerinden yararlanılacaktır.

(5) Bu madde hükümlerinden yararlanmak isteyen borçluların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ayın sonuna kadar Bankaya başvuruda bulunmaları ve madde kapsamında ödenecek tutarları, ilk taksiti bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen üçüncü aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde azami onsekiz eşit taksitte ödemeleri şarttır. Bu maddeye göre ödenecek taksitlerin ödeme süresinin son gününün resmi tatile rastlaması halinde süre izleyen ilk iş günü mesai saati sonunda biter.

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; aslında şu anda konuştuğumuz yasanın neyi içerdiğine ilişkin -ben yüzde yüz eminim- bu Genel Kuruldaki hiç kimsenin gerçeği bildiğini sanmıyorum. Burada ne kredi var ne Eximbank kredisi var ne başka bir şey. Şimdi hikâye şu: Körfez krizi sebebiyle Irak’a mal satmış tüccarlar, akreditif açmışlar, akreditif karşılığında mal satmışlar, Irak’ta müteahhitlik hizmeti yapmış, hizmet sektörü işi yapmış, nakliye yapmış, parasını alacak, savaş çıkmış. Savaş çıkınca demiş ki Birleşmiş Milletler: “Bir dakika, Irak’taki alacaklarınızı ülkeler el koysunlar, şirketlerin alacaklarına her ülke kendi firması adına Birleşmiş Milletlere alacağını yazdırsın, Birleşmiş Milletler olarak ben parayı ödeyeceğim.” Firmalar el konulan bu alacaklarını Birleşmiş Milletler kayıtlarına geçirmişler, Birleşmiş Milletler itirazsız alacakları kabul etmiş. Birleşmiş Milletler fonundan bu alacakların ödenmesi planlanmış. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti de demiş ki buradaki YPK kararıyla birlikte: “Biz de Eximbank’a görev veriyoruz, sizin alacaklarınızı sizin adınıza Eximbank size ödeyecek.” Zamanı gelmiş, Eximbank Birleşmiş Milletlerden parayı almış mı, Hazine Birleşmiş Milletlerden bu zararı almış mı, almamış mı bilmiyoruz. Almaması mümkün mü? On sekiz sene geçmiş. Almış. Buna ilişkin davayı bizzat takip ettim çünkü, çok iyi bildiğim bir konu, bu belgeleri de dilerseniz hepinize sunabilirim. Parayı Hazine alıyor ama devletin başka harcamalarına kullanılıyor. Vatandaşlara da Eximbank parayı verirken bir sözleşme imzalattırıyor. İmzalattığı sözleşmede de o tarihte yürürlükte olan Finansman İhtiyaçlarının Desteklenmesi Fonu diye bir fonun kaynağı kullanılıyor. Şimdi bu firmalara diyorlar ki: “Size biz paranızı ödedik, Irak’ta gasbedilen paranızı, ihracat bedellerinizi, oradaki müteahhitlik hizmet bedellerinizi ödedik ama kusura bakmayın, bizim sözleşmelerimizde bu durum açık gözüküyor, bizde kredi gibi gözüküyor çünkü Eximbankın parasını hazine vermedi, hazine paranın üzerine yattı, ödeyin bir daha.” Şimdi, müteahhit, ihracatçı, nakliyatçı, Irak’tan alacaklı parayı kaybetti, şimdi bir daha ödüyor. Bu tam o Banker Bilo hikâyesi gibi. Yani ortada kredi falan filan yok, adamın kullandığı kredi de yok, kendi alacağına devlet el koymuş, vatandaşın alacağını gitmiş Birleşmiş Milletlerden almış, o parayı bir güzel yemiş, ondan sonra Eximbanktan verdiği parayı da şimdi diyor ki: “Bir daha öde.” Bu, bir dış politika ayıbıdır. Buna daha ağır bir cümle söylemek istemiyorum. Düşünebiliyor musunuz? Eğer Birleşmiş Milletlerden parayı alamadıysanız Türkiye’nin dış politikası vahim demektir. Aldığınız parayı, vatandaşın parasını gasbettiyseniz, vatandaşa ödemeyip de ona kredi gibi gösteriyorsanız bu klasik bir AKP politikasıdır. Buna sözümüz yok. Bu her zaman yaptığınız bir iştir. Ama bu belgelerle ortadaki gerçek ve “kanun” diye buraya getirdiğiniz, asla burada izah edilemeyecek bir durumdur. Bu, toplumun vicdanına yanlıştır.

Bakın, aynısını Irak’ta yaptınız, aynısını Libya’da yaptınız, aynısını Mısır’da yaptınız. Libya’da müteahhidin alacağı kaldı, şantiyesi kaldı, parası kaldı, her şeyi kaldı. Niye, müteahhidin günahı neydi? Aynısı Rusya’da da başına gelmeye başladı. Bu, sizin dış politikada ne kadar beceriksiz, ne kadar basiretsiz, ne kadar özensiz olduğunuzu gösteriyor.

Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi yurttaşının hukukunu koruyamıyor, coğrafyasını koruyamıyor, can güvenliğini koruyamıyor. Neyi koruyorsunuz siz, merak ediyorum ben. Maşallah, ayakkabı kutuları ve 17 Aralık konusunda müthiş bir korumanız var.

Gelelim şu Beşikdüzü hikâyesine. Az önce Sayın Bakana sormuştum “Bu Beşikdüzü’ndeki sel felaketinden uğranılan zarar ne oldu?” diye. Vatandaşlar bana “Zararlarımız karşılanmadı Haluk Bey.” diye söylemişlerdi, Sayın Bakan da “Zararları karşıladık.” dedi. Beşikdüzü’nü aradım, Beşikdüzü’nün esnaflarına sordum “Devlet, size verdiği zararı karşıladı mı?” diye. Kocaman bir “hayır” dediler. “Ee, o zaman devletin haberi yok.” dedim. “E, bizim de parayı almadığımızdan haberi yok.” dediler. “Biz 16 Nisanda güçlü bir şekilde bir daha ‘hayır’ diyelim, belki devlet uyanır.” dediler.

Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

BURCU ÇELİK (Muş) – Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.33

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan "1.000 Türk lirasının" ibaresinin, "5.000 Türk lirasının" şeklinde değiştirilmesini ve son fıkrasının son cümlesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                    Sibel Yiğitalp                              Mehmet Emin Adıyaman

           Muş                                              Diyarbakır                                              Iğdır

     Garo Paylan                                       İmam Taşçıer

        İstanbul                                            Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan parantez içi hükmün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Mehmet Muş                                Mehmet Doğan Kubat                                Necip Kalkan

        İstanbul                                             İstanbul                                                İzmir

Haydar Ali Yıldız                               Osman Aşkın Bak                                Hakan Çavuşoğlu

        İstanbul                                                Rize                                                  Bursa

"(finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere)"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı "Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 4'üncü maddesiyle başlığıyla birlikte yeniden düzenlenen 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mülga mükerrer 121’inci maddesinin (1)’inci, (2)’nci, (3)’üncü, (4)’üncü fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

    Kadim Durmaz                                 Mehmet Bekaroğlu                                 Lale Karabıyık                

          Tokat                                               İstanbul                                               Bursa

  Zekeriya Temizel                                   Mahmut Tanal                                    Utku Çakırözer

          İzmir                                               İstanbul                                             Eskişehir

   Bülent Kuşoğlu                                      Musa Çam

         Ankara                                                İzmir

MADDE 4- "Vergiye uyumlu mükelleflere vergi indirimi

MÜKERRER MADDE 121- Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti nedeniyle gelir vergisi mükellefi olanlar ile (finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler hariç olmak üzere) kurumlar vergisi mükelleflerinden, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %10'u ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirilir. Şu kadar ki hesaplanan indirim tutarı, her hâl ve takdirde 1 milyon Türk lirasından fazla olamaz. İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, mükellefin talebi üzerine nakten veya mahsuben iade olunur. Gelir vergisi mükelleflerinin yararlanacağı indirim tutarı, ticari, zirai veya mesleki faaliyet nedeniyle beyan edilen kazançların toplam gelir vergisi matrahı içerisindeki oranı dikkate alınmak suretiyle hesaplanan gelir vergisi esas alınarak tespit edilir.

Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;

1) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait gelir ve kurumlar vergisi kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),

2) (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, resen veya idarece yapılmış kesinleşmiş bir tarhiyat bulunmaması,

3) İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla gelir veya kurumlar vergisinden aslı 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması,

şarttır.

İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında Vergi Usul Kanunu’nun 359 uncu maddesinde sayılan fiilleri işlediği tespit edilenler, bu maddedeki hükümlerden yararlanamazlar.

Bu madde kapsamında vergi indiriminden yararlanan mükelleflerin, öngörülen şartları taşımadığının sonradan tespiti hâlinde ilgili vergilendirme döneminde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler, vergi zıyaı cezası uygulanmaksızın tarh edilir. Bu hüküm, indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yılda herhangi bir vergiye ilişkin beyanların gerçek durumu yansıtmadığının indirimden yararlanıldıktan sonra tespiti üzerine yapılan tarhiyatların kesinleşmesi hâlinde uygulanır ve bu takdirde indirim uygulaması dolayısıyla ödenmeyen vergiler açısından zaman aşımı, yapılan tarhiyatın kesinleştiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.”

BAŞKAN – Komisyon okunan son önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer konuşacak.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son iki yıl içinde bu Genel Kurulda kaçıncı defadır ekonomimiz için torba kanun çıkarıyoruz. Tabii ki, ülkemizin üretmesini, kalkınmasını ve hakça paylaşmasını ilke edinen Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda yapıcı katkı sağlamaya çalışıyoruz. Ancak biz ne yaparsak yapalım, ne kadar af, ne kadar teşvik çıkarırsak çıkaralım ekonomimiz düze çıkmıyor. Bu sadece bizlerin görüşü değil, bakın, uluslararası derecelendirme kuruluşları birbiri ardına ülkemizin notlarını düşürüyor. Bizlerin bu kürsüden yaptığı konuşmaları anımsayanlar için bu şaşırtıcı olmamalı çünkü defalarca bu kürsüden söyledik ki ve hâlâ da ısrarla söylemekteyiz ki ülkemizde güvenliği ve karşılıklı güven ortamını sağlamadan ekonomimizin düze çıkma şansı, dengeleri oturtma şansımız olmayacaktır. Ne demek istiyoruz? İçeride toplumsal barışı sağlamamız lazım. Dışarıda komşularla iyi ilişkiler lazım. Ülkemizi bölgesel çatışmaların, savaşların dışına çıkarmamız lazım. Gazetecileri, yazarları, gençleri; düşündükleri, yazdıkları, çizdikleri için cezaevinde tutmamamız lazım. Bakın, Cumhuriyet gazetesinin 11 yazarı, çalışanı dört aydır tutuklu, iddianameleri ortada yok. Altı, yedi ayı bulan gazeteci tutuklamaları var. Bugün bir piyano sanatçısı, bir piyanistimiz sosyal medyada yazdığı bir ifadesi nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakılmış durumda. Milletvekillerimiz, Anayasa Mahkemesinin bu konuda geçmişte aldığı karara rağmen tutuklu yargılanıyorlar. Ülke olarak parlamenter sistemimizi güçlendirmemiz gerekirken bir tek adam rejimi arayışının peşinde sürüklenmekteyiz.

OHAL dönemi sürüyor, ülke kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda iktidar, muhalefet olarak bir konuyu görüşüyoruz, daha sonra Genel Kurula, buraya getiriyoruz, burada da tartışıyoruz, milleti temsil eden partilerin sözcüleri olarak konuşuyoruz ancak sonra bir bakıyoruz, bizim olmaz dediğimiz, toplumun kabul etmeyeceği hatta Hükûmetin geri çektiği düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle hayata geçiyor. İşte, Varlık Fonu’na taşınan kamu şirketleri, bankalar; işte, zimmetin suç olmaktan çıkarılması, seçim yasaklarına uymayan televizyonlara cezaları kaldıran düzenlemeler, malullerin maaşları meselesi, bunların hepsi kanun hükmünde kararnamelerle geçti. Merkez Bankası banknot basımı dahi KHK’yla geçti. Kış lastikleri konusunun, bunların FET֒yle, terörle mücadeleyle ne ilgisi var arkadaşlar? Değerli arkadaşlarım, bu, en fazla bu Meclise, burada olan iktidar ve muhalefetiyle hepimize saygısızlıktır.

Şimdi, önümüzde birbiriyle ilgisi olmayan 13 ayrı yasayı 19 farklı konuda düzenlemeyle birbirine bağlayan bir teklif var. Komisyonda muhalefetin önerileri, teklifleri dinlenmedi.

Teklifin önümüzdeki 1’inci maddesiyle -ki sonradan 4 oldu- getirilen konuya ilişkin görüşlerimizi de aktarmak isteriz. Vergisini düzenli ödeyen sanayi ve ticaret erbabı yurttaşlarımız için doğru ama yetersiz bir düzenlemedir, bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak öteden beri söylediğimiz bir husustu. Vergi affı getiren, KDV indirimleri getiren, cezaları ortadan kaldıran her pakette biz bunu söyledik, hatta verdiğimiz önergeyle bu ödüllendirmenin yüzde 5’ten yüzde 10’a çıkarılmasını da istiyoruz çünkü bu düzenlemenin getireceği avantaj çok sınırlı. 2017 yılı için 161 milyar lira gelir ve kazanç vergisi öngörülüyor ama bize dağıtılan etki analizine göre sadece yarım milyar liralık bir vergiden vazgeçiliyor. Önümüzdeki düzenlemeyle, bizim önerdiğimiz düzenlemeyle bunun mutlaka daha anlamlı bir teşvike, ödüllendirmeye dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu, iyi bir iş ancak üzerinde durmak istediğimiz bir husus daha var, o da şu: Vergisini en düzenli ödeyenler aslında ücretliler, işçiler, memurlar. Onlar için de düzenlemeler yapmamız lazım. Ücretliler mali güçlerinin çok ötesinde vergiler ödemekteler, sözde sabit gelirliler ama yıl içinde vergi dilimleri nedeniyle azalan gelir sisteminde gelir almaktalar. Bakın, 2016 yılında 99 milyar lira gelir vergisi toplanıyor, bunun sadece 5 milyar lirası beyana tabi, 94 milyarı ağırlıklı olarak ücretli çalışanlardan alınan vergiler. O yüzden, işçiler, kamu çalışanları yani ücretli çalışanlar da bu haklardan faydalandırılmalıdır. Ayrıca, çalışanların üzerindeki yükün hafifletilmesi için vergi, tarife ve oranlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bunun emek gelirlerinin lehine olacak şekilde gözden geçirilmesi zarureti vardır. İşe asgari ücretin vergi dışı kalmasını sağlayarak başlayabiliriz. Bunu yıllardır söylüyoruz, onlarca torba yasa çıktı. İş, emekçiden, asgari ücretliden alınan verginin kaldırılmasına gelince AKP iktidarı maalesef kaplan kesilmektedir. Bu dirençten vazgeçilmelidir.

Teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan parantez içi hükmün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

"(finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere)"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önerge ile sigortacılık sektöründe faaliyette bulunan sigorta acenteleri gibi şirketlerin de indirimden yararlanması sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan "1.000 Türk lirasının" ibaresinin, "5.000 Türk lirasının" şeklinde değiştirilmesini ve son fıkrasının son cümlesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gelir Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair Kanun Teklifi'nin 4’üncü maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri; on yılı aşkın zamandır, alışkın olduğumuz üzere, her yerel seçim her genel seçim ya da referandum öncesi, AKP Hükûmeti toplumun içerisinde bulunduğu borçluluk durumunu gizlemeye çalışan, geçiştirmeye çalışan, yüzeysel yapılandırma reformlarıyla toplumu sözüm ona rahatlatıyor imajı çizerek oy devşirmeye çalışmaktadır. Bu getirilen yasa teklifi de bu mahiyettedir. 16 Nisan referandumu öncesi kimi borçlara af getirilerek sorunlar çözülmemekte, bilakis, çözülüyormuş gibi yapılarak toplum aslında kandırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri; izninizle, bu konuşmamı, aynı zamanda seçim bölgem olan Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı resmî adıyla “Koruköy”, yerel ismiyle “Herabe Bava” köyüne ilişkin olarak 11 Şubat gününden bu yana yani tam on bir gündür sürdürülen ablukaya dair konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Şimdi, öncelikle belirtelim ki bu köyde neler olup bittiğine dair elimizde nesnel herhangi bir bilgi bulunmamaktadır çünkü köye giriş çıkışlara hiçbir biçimde izin verilmemektedir. Geçtiğimiz üç gün boyunca bizzat bölgedeydim ancak ne bana ne yanımda bulunan diğer milletvekili arkadaşlarıma ne de köye gitmek isteyen, çevre köylerden akrabalarının durumunu merak eden hiç kimsenin köye girişine izin verilmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; edinebildiğimiz bilgilere göre, 11 Şubat günü ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında elektrik ve telefon şebekelerinin kolluk güçlerince kesilmesi nedeniyle orada yaşayan insanlardan haber alınamamaktadır. Diğer taraftan, sosyal medyaya “askerlerin çektiği görüntüler” adı altında yansıyan fotoğraf ve videolarla dile getirilen iddialar son derece vahimdir.

Abluka altında bulunan köyde yaşayanların telefonlarının toplanıp hepsinin bir evde tutulduğuna, köylülere toplu şekilde baskı ve işkence yapıldığına ve bazılarının işkenceyle infaz edildiğine dair iddialar bulunmaktadır. Şimdi, tabii, ortada bu ve benzer vahim iddialar dolaşıyorken hiçbir yetkilinin kamuoyuna bir açıklamada bulunmuyor olması endişe vericidir. Üstelik, vekillerimizin İçişleri Bakanlığı ve Valilikle görüşme girişimlerine de hiçbir karşılık verilmemektedir. Bu konuşmayı yaptığım şu saatlerde de heyetimiz ve yöre halkı bölgededir ve tüm girişimlerimize rağmen olumlu bir sonuç alınamamıştır.

Bizzat kendim Mardin Valisiyle defalarca görüşme girişiminde bulunmama karşın hiçbir biçimde tarafıma herhangi bir yanıt verilmemiştir. İddiaları yerinde incelemek isteyen heyetimizin köye alınmaması, gerek Bakanlık ve gerekse Valiliğin görüşme taleplerimizi karşılıksız bırakması dile getirilen iddiaları daha da güçlendirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ablukanın başladığı günden bugüne 39 kişinin gözaltına alındığı, 3 kişinin öldürüldüğü, 2 kişinin kaybolduğu, evlerin yakıldığı ve işkence iddialarına Hükûmet yetkilileri bir yanıt vermek durumundadırlar.

Bakınız, köyden zehirlendiği için hastaneye gidebilmesi için izin verilen bir köylü, basına da yansıyan ifadelerinde köyde dışarıya çıkana ateş açıldığını, evlere ateş açıldığını, ağabeyinin gözaltına alındığını ve 1990’lı yıllarda bile böyle bir zulüm görmediklerini dile getirmektedir. Hayvancılıkla uğraşan bu köylülerin, hayvanlarına bakmalarına dahi izin verilmediği yönünde iddialar mevcuttur.

Değerli milletvekilleri, son bir yıldır Nusaybin, Şırnak, Cizre başta olmak üzere bölgede yürütülen sokağa çıkma yasakları süresince yaşam hakkı, barınma hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı başta olmak üzere temel insan hakları askıya alındı.

Ülke genelinde ilan edilen OHAL neticesinde de adil yargılanma hakkı, haber alma özgürlüğü gibi diğer temel insan hakları da askıya alınmış bulunmaktadır.

21’inci yüzyılda 80 milyonluk bir ülkeyi OHAL rejimiyle yönetmeye çalışmak, her şeyden önce beşerî kanunlara aykırıdır. Bu sürdürülebilir değildir.

Bu bağlamda, Hükûmet yetkililerine Koruköy’de yaşananlara ilişkin açıklama yapmaya ve köye gerek milletvekillerinin ve gerekse barolardan, insan hakları örgütlerinden heyetlerin girişlerinin engellenmemesi konusunda tekrar çağrımı yineliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinde geçen "meslek kuruluşları arasında" ibaresinden sonra gelmek üzere "bu projelere ilişkin" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                       İsmail Faruk Aksu

          Konya                                                Hatay                                               İstanbul

Fahrettin Oğuz Tor                                Muharrem Varlı                                  Deniz Depboylu

   Kahramanmaraş                                         Adana                                                Aydın

                                                              Kamil Aydın

                                                                 Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Mehmet Bekaroğlu                             Mahmut Tanal                                    Kadim Durmaz

             İstanbul                                         İstanbul                                               Tokat

        Utku Çakırözer                               Lale Karabıyık                                   Zekeriya Temizel

            Eskişehir                                         Bursa                                                 İzmir

        Bülent Kuşoğlu                                  Musa Çam                                                 

              Ankara                                           İzmir

“MADDE 5- 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun "I. Akitlerle ilgili kağıtlar" başlıklı bölümünün "A. Belli parayı ihtiva eden kağıtlar:" başlıklı fıkrasına (13) numaralı bentten sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler ile Kanuna ekli (2) sayılı Tablonun "V -Kurumlarla ilgili kağıtlar" başlıklı bölümünün 25 numaralı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"14. Resmi şekilde düzenlenen kat karşılığı veya hasılat paylaşımı inşaat sözleşmeleri (Binde 9,48)

15. Resmi şekilde düzenlenen kat karşılığı veya hasılat paylaşımı inşaat sözleşmeleri kapsamında yapı müteahhitleri ile alt yükleniciler arasında düzenlenen inşaat taahhüt sözleşmeleri (Binde 9,48)

16. Kat karşılığı veya hasılat paylaşımı inşaat işlerine ilişkin danışmanlık hizmet sözleşmeleri (Binde 9,48)

17. Yapı denetimi hizmet sözleşmeleri (Binde 9,48)"

"26. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında proje yürütücüsü sivil toplum kuruluşları ile bu projelere destek veren kamu kurum ve kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasında düzenlenen kağıtlar."

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninin daha iyi anlaşılması için söz konusu değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesinde geçen "meslek kuruluşları arasında" ibaresinden sonra gelmek üzere "bu projelere ilişkin" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerindeki Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun maddesinde belirtildiği üzere kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasında sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yapılan maddi desteklere bağlı sözleşmelerdeki damga vergisinin muafiyetine dayalı bir düzenleme söz konusu. Bu noktaya kadar her şey doğru görünüyor çünkü sonuçta yardım amaçlı yapılan bir projede devletin bundan vergi alması yardım parasının azalması anlamına geldiğinden düzenleme makul görünmekte.

Beklentimiz, bu tarz projelerin kabulünde sadece Hükûmet yanlısı kuruluşlara değil her kesime adil davranılmasıdır. Kamu kurumlarına ellerindeki projelere destek istemek için gelen sivil toplum kuruluşlarının Hükûmet yanlısı olup olmadığına bakılmaksızın getirdiği proje ne fayda sağlayacağı noktasında dikkate alınırsa daha uygun olur kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, bu maddede sosyal projeler kapsamında ele alınan inşaatlar söz konusu. STK’ların toplum hizmetine sunulacak projeler geliştirmesi takdir edilecek bir çalışmadır ancak bu projelerin hangi amaca yönelik faaliyetlerde bulunacağıyla ilgili açıkçası biraz kaygı duymaktayım. Vakıf ve derneklerin özellikle çocukların eğitimi ve barınmasıyla ilgili projeler geliştirdikleri dikkatimizden kaçmamaktadır. Bugüne kadar bu amaçla açılan binaların yapılış, hizmete geçiş ve hizmetin devamlılığında denetime tabi tutulmadıkları yaşadığımız acı tecrübelerle ortaya çıkmıştır. Binaların fiziki sorunlarının yanı sıra bu kuruluşlar tarafından açılmış yurt ve benzeri yerlerde görevlendirilen personelin uygun şartları taşımadığı, içlerinden bazılarının da çocuklara zarar verdiği malumunuzdur. Hatta bazılarının yetiştirdikleri çocukların yetişkin olduklarında devlete, millete ve millî değerlerimize bakış açısı bizi her zaman kaygılandırmıştır.

15 Temmuzda demokrasi ve cumhuriyetimize kastederek aziz Türk milletine ve Türkiye Büyük Millet Meclisine mermiler, bombalarla saldıranların nerede, nasıl yetiştirildiklerini unutmamamız gerekiyor. Düne kadar bu hainliği yapan vakıf ve derneklerin güvenirliliğinden ne kadar emin olduğunuzu ve onları nasıl savunduğunuzu hatırlatmak istiyorum. Bugün o evlerde, yurtlarda, okullarda okuyanlar, kalanlar, çocuklarını orada okutanlar şaibeli bulunmakta, eğer memurlarsa açığa alınmaktalar. Yarın bir gün şu anda mevcut olan vakıf ve derneklerle, cemaat veya cemiyetlerle aranızın bozulmayacağının garantisi var mıdır? Sütten ağzımız fena yandı, şimdi yoğurdu üfleyerek yememiz gerekiyor.

Diyeceğim odur ki: Bahsettiğim tüm bu kurum ve kuruluşlar veya organizasyon, adına ne diyorsanız, eğitimden ellerini bir noktaya kadar çekmek zorundalar. Eğitime destek vermeleri kötü değil, yine versinler, ancak, bunun için yaptıkları projeleri, binaları tamamladıktan sonra devlete devretsinler. Bu okullar ve yurtlar, devletin himayesinde, devletin denetiminde hizmet versinler. Bu okullar, millî eğitimin ilke, ahlak ve müfredatına göre hizmet sunsunlar. Gerçi müfredat için de söyleyeceklerimiz var, ne kadar millî, ne kadar iyi öğrenci yetiştiriyor ama şimdilik bunu geçelim. Biz, unutmayalım ki çocuklarımızın güvenliği, eğitimi devletin sorumluluğudur. Devletin elini uzattığı, eğitimini üstlendiği, desteklediği, koruduğu her çocuk, yetişkin olduğunda devletine, milletine aidiyet duyar, devletinin, milletinin çıkarlarını gözetir, vatanını, bayrağını korur. Cemaatlere veya cemiyetlere teslim ettiğiniz çocukların, yetişkin olduklarında aidiyet duyacakları, çıkarlarını gözetecekleri, ona sahip çıkan kurum, cemaat, cemiyet, vakıf veya kişilerdir. Devletin görevinde bile çalışsa emir almayı tercih edeceği üstü, abiler, ablalar, hocalar veya minnet duyduğu, pençesine düştüğü yanlış kişilerdir. Daha da geç olmadan hatalarımızdan dönmemiz gerekiyor. Çocuklarımızı koruyacak tedbirleri almamız gerekiyor. Çocuklarımızın sorumluluğunu direkt devletin alması gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü bir devlettir, çocukları da hiç kimseye, hiçbir vakfa, derneğe, cemiyete, cemaate muhtaç değildir.

Hatırlatıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Depboylu,

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım.

Buyurun:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

        Kadim Durmaz                            Mahmut Tanal                            Lale Karabıyık

              Tokat                                      İstanbul                                      Bursa

       Bülent Kuşoğlu                          Zekeriya Temizel                             Musa Çam

             Ankara                                       İzmir                                        İzmir

       Utku Çakırözer                         Mehmet Bekaroğlu

Eskişehir                                    İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

       Ahmet Yıldırım                             Garo Paylan                              Sibel Yiğitalp

              Muş                                       İstanbul                                   Diyarbakır

Mehmet Emin Adıyaman                      İmam Taşçıer

              Iğdır                                     Diyarbakır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde önce Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan konuşacak.

Buyurun Sayın Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 6’ncı maddesi üzerinde grubumun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz emekçi sınıfları her türlü sosyal güvenceden yoksun bırakmayı hedefleyen neoliberal politikalar 1980’li yıllardan beridir gündemimizdedir. O dönemden bu yana işbaşına gelen bütün siyasal iktidarlar işçi haklarını gözetmeyen, sermaye sahipleriyle ittifak hâlinde emekçilerin kazanımlarına yönelik derin saldırılarda bulunmuştur. Ancak hiçbir iktidar döneminde çalışanların kazanılmış hakları on beşinci yılına giren AKP iktidarları döneminde olduğu kadar gasba maruz kalmamıştır. AKP iktidarı hazırladığı kanun tasarılarıyla, teklifleriyle sosyal hakların esamesinin okunmadığı çalışma ortamları yaratmanın yanı sıra işçileri çalıştırmak adına âdeta 19’uncu yüzyılın sömürü düzenine götürmektedir. Bunun yakın tarihteki en vahşi örneğine Soma’da tanık olduk. Sene başında 2016 yılı raporunu açıklayan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi geçtiğimiz sene en az 1.970 işçinin iş cinayetine kurban gittiğini açıkladı ve rapora göre OHAL’in ilanıyla beraber iş cinayetlerinde yüzde 10’a yakın bir artış olmuştur.

Değerli milletvekilleri, iş cinayeti karnesi bu denli ciddi boyutlara ulaşan devlet, işçilerin haklarını güvence altına alacak sosyal politikalar geliştirmek yerine her gün, tıpkı tartıştığımız bu kanun teklifinde olduğu gibi emek sömürüsünü derinleştirmeye devam etmektedir. Bu kanun teklifi bu derinleşmeyi kuvvetlendirmekte ve içinde bulunduğumuz ekonomik krizden sermaye sahiplerinin zarar görmemesi için uğraşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri yalnızca iki gün sürmüştür. Bu kadar kapsamlı ve farklı ihtisas alanlarının konusu olan maddelerin bu kadar kısa sürede görüşülmesi, gerekli çalışmaların yapılması, ilgili kurumların görüşlerinin alınması zaten mümkün değilken ikinci günün sonunda kanun teklifine, bazıları 3 sayfa uzunluğunda olmak üzere, toplam 9 yeni madde eklenmiştir. Bu da Komisyona, AKP’nin alelacele yasalaştırma mantığının dayatılıyor olmasının en açık örneğidir.

Esnaf Ahilik Sandığı gibi oldukça önemli ve uzun düzenlemelerin başlı başına kanunlaşması ve kendi içerisinde maddelere ayrılması gerekirken hem sayfalarca süren tek bir madde olarak düzenlenmesi hem de yine bir torba kanun teklifinin içine yerleştirilmesi AKP’nin yasama anlayışının göstergesidir. 3 sayfa boyunca açıklanmaya çalışılan tek bir maddenin kaliteli bir yasama çalışması olamayacağı aşikârdır. Komisyondaki görüşmeler, muhalefetin eleştirileri, önerileri hiçbir şekilde dikkate alınmadan ilerlemiş, yayınlanan kanun hükmünde kararnamelerle zaten işlevi sorgulanan Komisyon çalışmalarının amacı ve yöntemi bir kez daha sorgulanır hâle gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonominin borçlanmaya dayalı finansman yapısı ile iç tüketime dayanan harcama yapısı değişmeden mevcut yapısal sorunlar hep devam edecek ve döngüsel krizler yaşanmaya devam edecektir. Tam da referandum öncesi, seçim yatırımı olduğu çok açık olan bu düzenlemenin toplumun çok küçük bir kesimine rahatlama getirmesinden başka bir sonucu olmayacaktır.

İstihdama yeterli kaynak ayırmadan, asgari ücreti tamamen vergi dışı bırakmadan, sürekli artan dolaylı vergileri azaltmadan, temel tüketim mallarından alınan KDV’yi düşürmeden, ücretli emekçilerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak ücret politikaları uygulamadan, kayıt dışı ekonomiye ciddi bir neşter vurmadan, emeğe düşman, sermayeye dost torba yasalarla ekonominin düzelmesi mümkün değildir. Rektöründen kaymakamına, futbolcusundan yandaş yazarına, herkesin oyunun rengini açıklayabildiği fakat öteki mahallede olanların itiraz ettikleri an en ufak bir yaşam alanının dahi bırakılmadığı, referandum döneminin eşit şartlarda yaşanmadığı, iktidar partisinin devletin tüm imkânlarını kendi lehine kullandığı bir ortamda böyle bir teklifin seçim rüşveti olmadığını görmek veya dile getirmek yanılsama dahi olamaz.

Değerli milletvekilleri, bu yasama mantığı devam ettiği müddetçe, sadece, belki günü kurtarmış olacaksınız ancak ekonomideki derin gedikleri kapatacak, işçiyi, emekçiyi, yoksulu önemseyen, önceleyen politika üretilmediği müddetçe ülkeye, halka çok daha büyük zararlar vermiş olacaksınız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin konuşmacısı Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu olacak.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde söz aldım.

6’ncı madde Harçlar Kanunu’yla ilgili, Harçlar Kanunu’nun (4) Sayılı Tarife’sinin Tapu İşlemleri bölümünün 20 no.lu fıkrasının (a) bendini değiştiriyor.

Dün bütünü üzerinde konuşurken belirtmiştim, bu torba kanunda da gayrimenkul ya da inşaat sektörünü teşvik amacıyla vergi kanunlarıyla getirilen 3 tane düzenleme var. Bunlardan bir tanesi de Harçlar Kanunu’yla ilgili ve bu madde. Bununla Harçlar Kanunu konusunda Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor. Yalnız, bu yetki Anayasa’ya aykırı bir yetki, bunu biz Plan ve Bütçe Komisyonunda da ileri sürdük, dikkate alınmadı, tartışılmadı maalesef dün de belirttiğim gibi, buraya bu şekilde geldi.

Değerli arkadaşlarım, Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor, “Gayrimenkulün kanuni nispeti, gayrimenkullerin türleri -bakın, gayrimenkul sertifikası karşılığı edimini, sınıfları, büyüklükleri ne demekse- bulunduğu yer, vergi değerleri itibarıyla birlikte ve ayrı ayrı olmak üzere 1 katına kadar artırmaya vergi nispetini, harç nispetini, onda 1’ine kadar da indirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” diyor. Bakanlar Kurulunun yetkisi Anayasa’mızın 73’üncü maddesinde belli edilmiştir. “Harç ve benzeri mali yükümlülüklerin, muaflık ve istisnalar ve indirimleri ile oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” diyor ama burada yukarı ve aşağı sınırlar içerisinde yetki Bakanlar Kuruluna verilirken aynı zamanda neyle ilgili yetki verildiği de belirtilmiyor. “Büyüklükleri itibarıyla…” Büyüklükleri Harçlar Kanunu’nda tanımlanmamış. Ne demek büyüklükleri? Ne kadardan ne kadara? Mesela bunun bir sınırı yok. “Türleri…” Gayrimenkullerin türleri nedir? Çok fazla tür ayırt edebilirsiniz. Burada bir belirsizlik var, belirsizlik olduğu için hangi konuda yetki verildiği belli değil, çok detayına girmeyeyim. “Bulunduğu yer…” Ne demek bulunduğu yer itibarıyla farklılaştırma? Bakanlar Kuruluna verilen yetki bulunduğu yer itibarıyla verilmez, bunlar kanunla belirtilmesi, kanunla konması gereken konular. Bunlar Anayasa’da belirtilmiş, 73’üncü maddede çok açık bir şekilde bunlar belirtilmiş. Tutup da bu şekilde Anayasa’ya aykırı bir işlem yapamayız, yanlıştır ama tabii, burada madde üzerinde konuşmuyoruz, verdiğimiz önerge üzerinde konuşuyoruz, gelip geçecek maalesef ama Anayasa’ya çok aykırı bir iş yapmış olacağız Sayın Bakanım, maalesef bunlarla ilgili olarak Komisyonda konuşamadık.

Aslında biraz önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı buradaydı. Kendisi burada olsaydı Esnaf Ahilik Sandığıyla ilgili birkaç konuyu da hatırlatmak istiyordum ama mevcut konumuza devam edeyim önce.

Şimdi, bu konuyla ilgili olarak Maliye Bakanlığının hazırladığı, bize de verilen bir küçük not var. Konuyla ilgili olarak diyor ki, etki analizi yapılmış güya: “Sadece yetki alındığından gelir kaybı öngörülmemektedir.” Sadece yetki alınıyor, “Ne kadar getirir ne kadar götürür bunu bilmiyoruz.” diyor Maliye Bakanı, “Bunun hesabını yapamadık.” diyor. Ya böyle eksik, bu kadar hem Anayasa’ya aykırı hem de ne getirip ne götürdüğü belli olmayan bir çalışma olabilir mi? Bunu Bakanlar Kurulu bir taraftan da imzalamıştı, bir iktidar partisine mensup grup başkan vekili imzalıyor, böyle geliyor, önümüze de bu şekilde geliyor. Yani özensiz, dikkatsiz bir çalışma sonucu buraya kadar gelmiş oluyor. Üzülüyoruz tabii bunların bu şekilde yapılıyor olmasına. Hâlbuki çok daha fazla dikkatli olunabilir, bir sıkıntı olmayabilirdi. Biz şimdi bunu Anayasa Mahkemesine götüreceğiz, götürmemiz gerekiyor, ondan sonra da sıkıntı olacak. Ondan sonra da deniyor ki “Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesine gidiyor sık sık.” Ee gitmemiz lazım, yanlışsa ne yapacaksınız? Yapılması gereken budur, biz de onun gereğini yerine getireceğiz.

Bu vesileyle herkese saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan "Türkiye'ye getirilmek kaydıyla," ibaresinden sonra gelmek üzere "Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtilenler hariç olmak üzere çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları," ibaresinin eklenmesini ve parantez içinde yer alan hükmün "(Şu kadar ki bentte öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı mütesilsilen sorumludur. İstisna kapsamında teslim alınan konut veya işyerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi şarttır.)" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Muş                            Mehmet Doğan Kubat                                Necip Kalkan

             İstanbul                                         İstanbul                                                İzmir

      Haydar Ali Yıldız                           Osman Aşkın Bak                                    Aydın Ünal

             İstanbul                                           Rize                                                 Ankara

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Mehmet Bekaroğlu                            Utku Çakırözer                                    Kadim Durmaz

             İstanbul                                        Eskişehir                                              Tokat

         Lale Karabıyık                               Bülent Kuşoğlu                                       Musa Çam

               Bursa                                           Ankara                                                İzmir

         Mahmut Tanal                              Zekeriya Temizel

             İstanbul                                           İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

               Mustafa Kalaycı                                       İsmail Faruk Aksu                   Fahrettin Oğuz Tor

                      Konya                                                      İstanbul                             Kahramanmaraş

     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                               Muharrem Varlı                         Kamil Aydın

                      Hatay                                                       Adana                                   Erzurum

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Ahmet Yıldırım                                Garo Paylan                                       İmam Taşçıer

                Muş                                           İstanbul                                            Diyarbakır

  Mehmet Emin Adıyaman                         Sibel Yiğitalp

               Iğdır                                         Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerde ilk olarak Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık konuşacak.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, yine hızla hazırlanmış bir torba yasa ve maalesef, yine sorunları çözmekten ziyade o yaralara anlık kompresler yaparak geçiştirmeye çalışılan bir torba yasa mantığı ve yine, her yerinden yana yakıla finansman ihtiyacının hissedildiği bir torba yasa.

Evet, ne yapıyoruz bu torba yasada acaba? Buna bir göz atmakta fayda var. “Türkiye’de yerleşik olmayan kişiler yani yurt dışında yerleşik kişilere Türkiye’den konut ve iş yeri aldıklarında KDV ödemeyecekler.” diye bir istisna getiriyoruz. Peki, buradaki amaç ne olabilir? Acaba Sayın Bakanın dediği gibi inşaat sektörünü canlandırmak mı? Bunun olmadığı kesin çünkü inşaat sektörü buradaki istisnayla canlanmaz, bunu biliyoruz. Peki, yana yakıla döviz ihtiyacını karşılamak mı? “Bu konuda bir projeksiyonumuz var mı?” diye sorduk Sayın Bakana ve bürokratlara yani vazgeçtiğimiz KDV’yle acaba bize gelecek döviz gelirini kıyasladık mı, bir projeksiyon yaptık mı? “hayır” dediler, böyle bir projeksiyon henüz yapılmamış.

Değerli vekiller, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine bu uygulamanın yapılması son derece aykırı. Çünkü, bu durumda ne olacak? Yabancılar en lüks yerleri KDV’siz olarak satın alacaklar ama bizim vatandaşlarımız bu lüks yerlere kenardan bakacaklar sadece. 73’üncü maddeye göre de aykırı çünkü vergi ödevi maddesidir bu yani herkes mali gücüne göre vergi mükellefi olarak vergi vermekle yükümlüdür. Buradaki mali gücü de kamu maliyesine göre harcamalardan da anlayabiliriz, gelirlerden de. Yine şunu hatırlatmayı bir görev biliyorum ki harcamanın niteliğinde farklılık yok ise mukimlik farklı vergi ödemenin nedeni asla olamaz.

Şimdi, tüm bunları hatırlattıktan sonra, başka bir nokta daha var, ona da değinelim. Dedik ki Sayın Bakana: “Peki, kaç yıl satılmayacak? Yabancı KDV ödemeden bunu aldığında kaç yıl satmayacak?” Çünkü, ne yaparsınız? Yabancı birisine aldırıp ondan dolaylı olarak satın alabilirsiniz. Böyle bir tehlike var mı? Var. Dediler ki: “Böyle bir yıl getirmedik.” O zaman bunu düşünmeniz lazım diye söylediğimizde “Genel Kurula gelir.” dediler ve işte şimdi Genel Kurula “bir yıl” şeklinde böyle bir teklif, önerge verilmiş oldu.

Peki, bu kimin işine yarayacak yani KDV almadan yabancılara satış inşaat sektöründeki bütün müteahhitlerin işine yarayacak mı, sektörün işine yarayacak mı, yan sanayinin işine yarayacak mı? Şunu söyleyeyim ki 5-6 müteahhidi geçmeyecektir bu indirimden yararlanan. Zaten yabancılar lüks konutlara geliyor, bunlarda da zaten 1+1 daireler 700-800 bin liradan aşağı satılmıyor, onlar da zaten bu dairelere prim amacıyla, rant getireceği amacıyla ilgi gösteriyorlar.

Değerli vekiller, zaten son bir aylık gazetelere bakarsanız bu meşhur müteahhitlerin -isimlerini vermeyelim ama- demeçleri var yani bu kanunun, bu maddenin geleceğini bizlerden, sizlerden önce biliyorlar. “Şu şekilde satış yapacağız, bu miktarda satış yapacağız.” diye de gazetelerde boy boy demeç vermişler, inceleyebilirsiniz.

Şimdi ben başka bir gazete kupürü getirdim size, isteyen arkadaşa bunu takdim edebilirim kürsüden indikten sonra. İsim vermiyorum, falanca gayrimenkul projesiyle ilgili önemli bir açıklama yapılıyor, deniyor ki: “47 adet rezidans daire 90 milyon 594 bin dolar + KDV ile satıldı. 47 daire için dün el sıkışan alıcının İranlı bir iş adamı olduğu biliniyor.”

Şimdi, bakın, 90 milyon 594 bin dolar + KDV. Şimdi bu -el sıkışıldı- bekletilecek ve bu yasa, bu madde çıktıktan sonra bu kadar KDV kaybı da gidecek yüzde 8’den düşündüğünüzde. Yani, bunun haberi zaten çok önceden piyasaya verilmiş ve burada tekrar belirtiyorum ki Anayasa’nın 10’uncu ve 73’üncü maddelerine aykırılık var, eşitlik ilkesine aykırı.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Karabıyık.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu olacak.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

7’nci maddeyle, inşa edilen iş yeri ve konutların satış bedelinin yurt dışından getirilecek döviz olarak ödenmesi şartıyla, Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimî temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara ilk satışın KDV’den istisna edilmesi öngörülmektedir. Buna göre, yurt dışında yerleşik kişiler konut ve iş yeri alımlarında KDV ödemeyecek, yurt içinde yerleşik kişiler ise aynı alımlar için KDV ödeyecektir.

Hemen ifade edeyim ki Türk vatandaşları KDV öderken yabancı uyruklulara KDV istisnası getirilmesi açıkça haksızlıktır, eşitsizliktir, adaletsizliktir. Anayasa’da öngörülen verginin mali güce göre ödenmesi, herkesin vergi ödemesi ilkesiyle birlikte vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkesine uygunluğu göstermekte ve sosyal devletin en etkin uygulama aracını oluşturmaktadır.

Gerekçesinde, ülkemize döviz girişinin artırılmasının ve inşaat sektörünün canlandırılmasının amaçlandığı ifade edilse de esasen ülkemizin ihtiyacı olan, üretimi ve üretken yatırımları artırmaktır. Üretime dayanmayan ve istihdam yaratmayan girişimler, kısa vadede belli kişilere avantaj sağlamak dışında, orta ve uzun vadede ülkemize ve milletimize bir yarar sağlamayacaktır. O nedenle, hedefimiz mutlaka sağlıklı bir yatırım, üretim ve istihdam zinciri oluşturmak olmalıdır.

Bu çerçevede yapılması gereken, rasyonelleştirilmiş teşvik politikası yoluyla doğrudan yabancı yatırımların cezbedilmesini, yatırımların hızlı bir şekilde artırılmasını ve üretken alanlara yönlendirilmesini sağlamak, hukuk normlarında ve bürokratik işlemlerde, yatırım için her bakımdan öngörülebilir, istikrarlı ve güvenilir bir ortam oluşturmak, yabancı yatırımcı için bütünüyle kurumsal hâle gelmiş bir yatırım ortamı teşekkül ettirmektir; basit, açık, uygun, düşük oranlı, eşit ve adil vergi uygulamalarıyla ve vergi tabanının genişletilmesi suretiyle vergi gelirlerini artırmak, herkesin mali gücüne göre vergi ödediği, adaletli bir vergi sistemi tesis etmek ve ekonomide zaten sınırlı olan kaynakların üretken olmayan alanlardan üretken alanlara yönelmesini sağlayıcı tedbirler almaktır.

Değerli milletvekilleri, esasen konu vergilendirmedeki haksızlık ve adaletsizlik yanında yabancılara taşınmaz satışında millî güvenliğimiz açısından sınırlamaların yeterli olmaması yönüyle daha büyük önem arz etmektedir. Seçim beyannamemizde “Yabancılara mülk satışının esasları karşılıklılık ilkesi dikkate alınarak ve millî güvenliği tehdit etmeyecek şekilde belirlenecektir.” denilmektedir. Bilindiği gibi, 2003’ten itibaren Tapu Kanunu’nda ve Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılan bir dizi değişiklikle kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından yeterli kısıtlamaya tabi olmadan yabancıların Türkiye’de mülk edinebilmesinin önü açılmıştır, üstelik mütekabiliyet esası da bu satışlarda aranmamaktadır. Hâlbuki birçok ülke kısıtlamaya tabi olmadan topraklarının yabancılara satışına izin vermemektedir. AB üyesi ülkelerde bile belirli geçiş sürecinin sonucunda ve ancak tanımlanmış kriterler çerçevesinde yabancıların mülk edinmesine imkân sağlanmıştır. Bu düzenlemeler sonucunda ülkemizin sahil kentleri, stratejik tarım bölgeleri, yer altı ve yer üstü zenginliğini haiz bölgeleri yabancıların eline geçmiş, bu düzenlemeyle de geçmeye devam edecektir. Değerli milletvekilleri, Türk vatandaşlarına verilmeyen bir hakkın yabancılara verilmesi asla kabul edeceğimiz bir durum değildir. Ayrıca, yabancılara kontrolsüz bir şekilde gayrimenkul satışını millî güvenliği tehdit eden bir husus olarak görüyoruz.

Bu düşüncelerle, hem eşitsizliğe hem de millî güvenlik tehdidine yol açabilecek 7’nci maddenin tekliften çıkarılmasını ve bu yöndeki önergemizin desteklenmesini Genel Kuruldan bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Aynı mahiyetteki önergelerin son konuşmacısı İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan olacak.

Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, inşaat lobisi gerçekten çok güçlü. O kadar güçlü ki istediği yasaya “Bu Meclisten geçiririm.” diye bakabiliyor. O kadar güçlü ki daha bu Meclisin iradesi tecelli etmeden ilanlar verebiliyor, “Yabancıya sıfır KDV’yle mal satacağız.” diye ilanlar verebiliyor, televizyonlarda konuşabiliyorlar. Henüz bu irade tecelli etmedi. O kadar güçlü ki Plan ve Bütçe Komisyonuna bir yasayı getiriyor, Plan ve Bütçe Komisyonuna yeterli bilgi verilmiyor. “Böyle bir şey olmaz.” diyoruz, Sayın Bakan “Ya, Genel Kurulda bakarız.” diyor ama bu sabah ben Sayın Bakanı televizyonda izliyorum, “Sıfır KDV’ye bir yıl gibi bir şart getireceğiz.” diyor yani “Bir yıl elde tutma şartı getireceğiz.” diyor. Plan ve Bütçe Komisyonunun hiçbir üyesinin bundan haberi yok. Oysa biz dün Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına ve bakanlara ricada bulunduk, “Gelin, bunun üzerinde bir daha çalışalım.” dedik ama biz televizyondan bu haberi maalesef alıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de satılan konutların yüzde 98’ini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları alıyor, yalnızca yüzde 2 gibi bir yabancıya satış var. Bakın, siz yüzde 2’ye “Sıfır KDV” diyorsunuz, yüzde 98’e “Ya yüzde 8 ya da yüzde 18 KDV ödeyeceksiniz.” diyorsunuz. Ne kadar piyasa bozucu bir anlayış, değil mi? Ya, mesela Hans gelecek buraya, “1 milyonluk bir daireyi 1 milyon liraya aldım.” olacak. Bugün gelen bir önergeyle de bir yıl bunu elinde tutacak. Aynı gün Mehmet de, 1 milyon 180 bin liraya alacak. Bir yıl sonra Hans hiçbir şey yapmadan bunu 1 milyon 180 bin liraya sattığında yüzde 18 kâr etmiş olacak. Mehmet ne yapacak? Bir yıl bekleyecek, bir yıl önce aldığı daire 1 milyon 180 bin lira. Hak mıdır arkadaşlar? Bence değildir. Siz de böyle olmadığını biliyorsunuz ama “Dövize ihtiyaç var.” diyorsunuz. Bakın, nasıl piyasa bozucu bir anlayış. Hans bunu icabında bir yıl sonra 1 milyon liraya bile sattığında zarar etmeyecek ama Mehmet’in 1 milyon 180 bin liraya aldığı dairesi zarara girmiş olacak çünkü piyasa bozulmuş olacak, 1 milyon liraya bir satıcı gelecek piyasaya. Hak mıdır? Değildir. Bence bu yoldan dönün.

Değerli arkadaşlar, bakın, Batılı sermaye veya Avrupa Birliği vatandaşları son on yılda Türkiye’den ciddi oranda konut aldılar, özellikle Ege sahillerinde, İstanbul’da da alanlar oldu, Antalya’da da. Neden aldılar biliyor musunuz? Türkiye’nin Avrupa Birliği vizyonu yüzünden aldılar, demokratik bir ülke olma yolunda olduğunu düşündükleri için aldılar ama bugün gidin Kaş’a, gidin Fethiye’ye, bütün İngilizler, Almanlar konutlarını satıyorlar, arkalarına bakmadan gidiyorlar. Niye? Türkiye, Avrupa Birliği rayından çıktı, başka bir eksene girdi. Şimdi nereye çağrı yapıyoruz? Arap sermayesine, Azeri sermayesine, Körfez sermayesine, hani bugünkü haberle İran sermayesine. İranlılar gelip ev alsın, Körfezliler ev alsın, Azeriler ev alsın. Bakın, sermayeyi nereden bekliyorsanız, neresi size yatırım yapıyorsa, nereyle daha çok iş yapıyorsanız biraz ülkeniz de oraya benzer, demokrasiniz de oraya benzer, demokrasiniz o standartlara doğru yol alır. Oysa, bizim ortağı olmaya çalıştığımız, standartlarını almaya çalıştığımız yer Avrupa Birliğiydi, oradan insanlar, Avrupa Birliği vatandaşları gelip ev alıyorlardı, yatırım yapıyorlardı. Maalesef, bugün arkalarına bakmadan gidiyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu önergeyle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları eğer ki yurt dışında altı aya kadar oturum izni almışlarsa aynı şekilde bu KDV indiriminden faydalanacaklarını söylüyorsunuz, sıfır KDV. Bakın, altı ay çok kısa, sizleri uyarıyorum, pek çok yolsuzluk olur bu yönde de. Gider birileri altı aylık oturum izinlerini alır, altı ayda orada oturumunu alır -çok kolay oturum veren ülkeler var- gelir buradan sıfır KDV’yle ev alır. Bu, hak değil. Aynı şekilde, bir yıllık elde tutma süresi de çok kısa arkadaşlar. Vatandaşlık için üç yıllık süre verdiniz 1 milyon dolar ve üzerinde yatırım yapanlara, ev alanlara, üç yıl için elde tutma zorunluluğu verdiniz. Neden bu yasada yalnızca bir yıllık süre veriyorsunuz? Bu da bence hak değildir. Bütün bunları değerlendirmemiz için bu önergenin, bu yasa maddesinin geri çekilip Komisyonda tekrar tartışılması lazım. Hepinizi bu yönde menfi oy vermeye çağırıyorum, burada çoğunluğunuz da yok, önemli bir madde; bu anlamda menfi oylarınızı bekliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde yer alan “Türkiye'ye getirilmek kaydıyla,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Gelir Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde belirtilenler hariç olmak üzere çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları,” ibaresinin eklenmesini ve parantez içinde yer alan hükmün “(Şu kadar ki bentte öngörülen şartları taşımadığı halde istisnanın uygulandığının tespit edilmesi halinde zamanında tahsil edilmeyen vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden mükellef ile birlikte alıcı müteselsilen sorumludur. İstisna kapsamında teslim alınan konut veya işyerinin bir yıl içerisinde elden çıkarılması halinde zamanında tahsil edilmeyen verginin, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre hesaplanan tecil faiziyle birlikte tapu işleminden önce elden çıkaran tarafından ödenmesi şarttır.)” şeklinde değiştirilmesini arz ye teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılıyoruz efendim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önerilen düzenlemeyle yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının da madde hükmünden yararlanabilmesini sağlamak amacıyla çalışma veya oturma izni alarak altı aydan daha fazla yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına yapılacak konut veya iş yeri teslimlerine de istisna getirilmektedir.

Ancak Gelir Vergisi Kanunu’nun tam mükellefiyette mükellef tanımının yapıldığı 3’üncü maddesi esas alınarak resmî daire ve müesseselere veya merkezi Türkiye'de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup bu daire, müessese, teşekkül ve teşebbüslerin işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşları kapsam dışında tutulmuştur.

Diğer taraftan, maddede öngörülen şartları taşımadığı hâlde yaptıkları satışlarda istisna uygulayanlar ile istisna hükmünden yararlananlar zamanında alınmayan vergi, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden müteselsilen sorumlu olacaktır.

Madde kapsamında istisnadan yararlanarak bir yıl dolmadan taşınmazı satanların da istisnadan yararlanma hakkı ortadan kaldırılmakta ve zamanında alınmayan vergi ve bu vergiye hesaplanacak tecil faizi ödenmeden tapuda devir işlemi yapılmasının önüne geçilmesini sağlayacak şekilde düzenleme önerilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 8’inci maddesinde geçen “satın alan” ibaresinin “satın almış olan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                        İsmail Faruk Aksu                      Fahrettin Oğuz Tor

              Konya                                      İstanbul                                Kahramanmaraş

 

                                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                                              Hatay

          Kamil Aydın                               Baki Şimşek                             Muharrem Varlı

             Erzurum                                     Mersin                                       Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Mehmet Bekaroğlu                         Lale Karabıyık                          Zekeriya Temizel

             İstanbul                                      Bursa                                        İzmir

         Kadim Durmaz                            Utku Çakırözer                            Mahmut Tanal

               Tokat                                     Eskişehir                                    İstanbul

        Bülent Kuşoğlu                              Musa Çam

              Ankara                                       İzmir

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ordu Milletvekili Sayın Seyit Torun konuşacak.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 4342 sayılı Mera Kanunu’na 5178 sayılı Kanun’la geçici 3’üncü madde eklendi. Daha sonra 5334 sayılı Kanun’la değişikliğe uğradı yani bu maddeyle belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan ve 1/1/2003 tarihinden önce kesinleşen imar planları içerisinde yerleşim yeri olarak işgal edilen, mera vasfını kaybeden arazilerden ot bedeli alınmaksızın tahsis amacı değiştirilerek hazine adına tescillerinin yapılmasına olanak sağlanmıştı. Bununla birlikte, mera alanlarının amaç dışı kullanımı ve rant yatırımlarına açılmasını sağlayan pek çok kanuni düzenleme yapıldı ki bunların en önemlilerinden biri 2012’de çıkardığınız 6360 sayılı büyükşehir yasasıydı. Bu yasayla Türkiye’de âdeta kent-kır ayrımı ortadan kaldırıldı, belediyelerin sınırları kapsamında 16 bini aşkın köy, kent mahallesine dönüştürüldü, köy tüzel kişiliklerine ait taşınmazlar, belediyelere veya devletin kurumlarına devredildi. Devredilen taşınmazların arasında o çok değerli meralarımız da vardı.

En önemli diğer kapsamlı değişiklik ise 2014’te 6552 sayılı torba yasayla yapıldı yani Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen yerlerin tahsis amacı değişikliğinin yapılabileceğinin hükmü eklendi. Böylece mera alanları kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak yerleşime açıldı. Kısacası, mera alanlarının rant amaçlı kullanımlarının da tamamen önü açılmış oldu. Yani, Türkiye’de özellikle son yıllarda mera denildiğinde, yağmalanacak, rant elde edilecek alan akla geliyor. Herkesin hedefindeki alan konumuna gelmiş. Hem kamu kurumları, yerel yönetimler hem de özel sektör yeni bir yatırım yapacağı zaman gözünü bu hazine arazilerine dikiyor.

Sayın milletvekilleri, dünyada 3,4 milyar hektar mera alanı olduğu tahmin ediliyor. Bu alanlara sahip ülkelerin başında Çin geliyor, Avustralya, ABD ve Brezilya devam ediyor. Türkiye’nin mera varlığı ise 12 milyon hektar civarında. Meralarımızı sürekli kaybetmişiz. Meralar son derece değerli alanlar, bu alanları elimizden çıkarmışız. Dünya ülkeleri mera alanlarını hem çok iyi koruyor hem de çok verimli kullanıyor. Hayvancılığını sürekli geliştirmek, sürdürülebilir tarımsal üretimini devam ettirmek için çalışıyor. Bizde ise hayvancılığa gereken önem verilmediği için mera alanları kolayca elden çıkarılıyor. Ot biten yerde turistik tesis, sanayi tesisi veya alışveriş merkezi, toplu konut projelerinin yapılması daha kârlı bir iş olarak görülüyor. Bu da kalkınmanın, gelişmenin göstergesi olarak sunuluyor ne yazık ki. Elbette mera vasfını yitirmiş arazilerin tarımsal üretim için kullanılması son derece önemli, hem kırsaldan kente göçü önlüyor hem de köylerin boşalmasını önlüyor ama şimdiye kadarki yapılan bütün yasal düzenlemeler bunun tam aksi yönünde oldu; mera ve yaylakların kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilerek imara açılması sağlandı, toplu konut alanlarına dönüştürüldü. Sonuçta, yem ham maddeleri bakımından yüzde 40-45 oranında ithalata yani dışa bağımlı bir ülke hâline geldik. Yem açığımız ise 20 milyon ton. Kırmızı et ithalatçısıyız. Vatandaş artık et yiyemez, süt tüketemez hâle gelmiş bulunuyor. Mevcut politikalar üretimi değil, sürekli ithalatı destekliyor. Bu politikalarla, hayvancılığa verilen destek ve düşük faizli krediler de büyük oranda ithalata gidiyor. Uygulanan bu politikayla dışarıya sürekli kaynak transfer ediliyor.

Değerli milletvekilleri, işte şimdiye kadar yapılan tüm bu düzenlemeler, çıkarılan kanunlar hep ranta hizmet etti. Yasalarla bu araziler hazine adına tescil edildi. Hazine taşınmazlarının tarım amacıyla kullanılmasına elbet bir itirazımız yok. Zaten vatandaşlarımız araziler için yıllarca mahkemelerde davalarla uğraştı. Bu araziler gerçek sahiplerine teslim edilmelidir. Ancak bu araziler köylülerin, çiftçilerin elinden alınarak ranta peşkeş çekilmiştir. Şimdi, ranta kurban edilen taşınmazların rayiç bedellerinden bahsediyoruz ve kimlere ne kazandırmak için bu düzenlemeleri yapıyoruz. Bunu takdirlerinize sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 8’inci maddesinde geçen “satın alan” ibaresinin “satın almış olan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin 8’inci maddesiyle, belediyeler, il özel idareleri veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarından geçmişte bedeli karşılığında satın alınan arazilerden hazinenin açtığı davalar sonucu hazine mülkiyetine geçirilenlerin tekrar ilgili kişilere bedelsiz olarak devredilmesi öngörülmektedir. Yine, maddeyle devredilen arazilerin kanuni ve akdi haleflerinden bedel istenmemesi, bu taşınmazlar hakkında dava açılmaması ve açılan davalardan vazgeçilmesi, henüz infaz edilmeyen kararların infaz edilmemesi hususu bu maddeyle belirtilmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi grubu olarak, özellikle mera, yaylak, kışlak ve hazine arazileri üzerinde verilen bu kanun teklifini desteklemekteyiz. Türkiye’nin birçok yerinde, başta seçim bölgem olan Mersin, Tarsus, Gülek, Adana Pozantı, Tekir ve Mersin Silifke, Narlıkuyu, Manisa Saruhanlı gibi yerleşim bölgelerinde yıllardır, kırk elli yıldır hazine, orman, mera ve vatandaş arasında davalar devam etmektedir. Üzerinde yaklaşık 50-60 bin kişinin yaşadığı yerleşim alanları mera ilan edilmiş, içinden çıkılmaz davalar oluşmuştur. İçerisinde yüz yıllık binaların bulunduğu alanlar mera, yaylak ve kışlak olarak görülmektedir, bu kanun teklifiyle bunlar çözüme kavuşturulacaktır. Yalnız, bununla birlikte yıllardır yine hazineye ait olup üzerinde binaların bulunduğu, konut alanlarının bulunduğu ve köy yerleşim planları yapılan, imar planları yapılan birçok arazi sahiplerine satışı gerçekleştirilememektedir. Bununla ilgili üzerinde bina olan arazilerin de boş arsa gibi değerlendirilerek kurayla veya farklı sebeplerle satışa çıkarılması öngörülmektedir. Buna mutlaka bir çözüm getirilmesi gerekmektedir.

Yine, bu teklifle tapu harçlarının belirlenmesi Bakanlar Kurulunun kararına bırakılmaktadır. Tapu harçları bilindiği gibi, emlak rayiç değerinden belli bir oran dâhilinde yıllardır ödenmektedir, bunun Bakanlar Kuruluna devredilmesini yanlış bulmaktayız. Yabancılara KDV’siz konut satışının da yine yanlış olduğunu… Türk vatandaşlarına tanımadığımız bir hakkı yabancılara tanımayı da doğru bulmuyoruz.

Yine, bu tasarıyla Ziraat Bankası, Tarım Kredi, Devlet Su İşleri veya TEDAŞ’la ilgili olan çiftçi borçlarının temerrüde düşenlerinin de beş yıla kadar yapılandırılması öngörülmektedir. Biz burada çiftçilerin tamamının borçlarını, ne kadar borcu olan çiftçi varsa -bugüne kadar olduğu gibi hep zamanında borcunu ödemeyenin, vergisini ödemeyenin ödüllendirilmesini istemiyoruz- bütün çiftçilerin, zor şartlar altında, gerekirse tefeciden para alarak borcunu ödeyen çiftçilerin de tamamının borçlarının beş yıla yayılmasını beklemekteyiz.

Seçim bölgem olan Mersin’de doğal afetten dolayı çiftçilerimize yardım yapılacağı açıklanmıştır ama maalesef, dağ fare doğurmuştur. Yaklaşık 1.500 çiftçiye ödenen toplam rakam 2.700 lira tutarında olmuştur yani bir çiftçiye verdiğiniz bin liralık, 1.200 liralık bir yardım bu çiftçinin hiçbir masrafını karşılayamayacaktır, gördüğü zararın yüzde 1’i değildir. Bölgemde yaklaşık 100 trilyon liralık zarar olmuştur doğal afetten dolayı ama Tarsus’a gönderilen para 2 trilyon 700 bin liradır. Burada çiftçilerin mağduriyeti yine devam etmektedir.

Ahilikle ilgili yine bu tasarıyla getirilen, dükkânını kapatan esnafa yardım yapılacağı söylenmektedir. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyen bir zihniyetin, dükkânını kapatana değil dükkânını açık tutan esnaflara destek vermesi gerekmektedir; bununla ilgili de yine bir düzeltme yapılması gerekmektedir.

Vergi indirimi diye sunulan, vergisini gününde yatıranlara yüzde 5’lik bir indirim öngörülmüştür. Bu, insanların ödeyeceği verginin sadece yüzde 5’i kadar bir orandır ve çok düşüktür. Çalışanlardan, özellikle asgari ücretle ve devlet memuru olarak çalışanlardan devlet peşin olarak vergi almaktadır. Bu indirimin öncelikle çalışanlara yansıtılmasını, diğer vergi ödeyen vatandaşlar için yirmide 1’lik bir vergi oranının çok yüksek bir oran olmadığını belirtiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 9’uncu maddesi ile 4447 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek 6’ncı maddenin (6)’ncı fıkrasında geçen "%2 sigortalı" ibaresinin "%1 sigortalı" şeklinde değiştirilmesini ve (10)’uncu fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                        İsmail Faruk Aksu                      Fahrettin Oğuz Tor

              Konya                                      İstanbul                                Kahramanmaraş

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                Muharrem Varlı                             Kamil Aydın

               Hatay                                       Adana                                      Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi ile 4447 sayılı Kanun’a eklenen ek 6’ncı maddenin (6)’ncı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Muş                         Mehmet Doğan Kubat                        Necip Kalkan

             İstanbul                                    İstanbul                                       İzmir

       Haydar Ali Yıldız                            Aydın Ünal                                Hamza Dağ

             İstanbul                                     Ankara                                       İzmir

       Hakan Çavuşoğlu

                    Bursa

"Ancak alınacak günlük prim tutarı, prime esas günlük kazanç alt sınırının iki katı üzerinden hesaplanacak tutardan fazla olamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 9’uncu maddesiyle 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na eklenen ek madde 6'nın (1)’inci, (3)’üncü, (4)’üncü, (6)’ncı fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Kadim Durmaz                                       Utku Çakırözer                                    Lale Karabıyık

          Tokat                                              Eskişehir                                              Bursa

Okan Gaytancıoğlu                               Zekeriya Temizel                                     Musa Çam

          Edirne                                                İzmir                                                  İzmir

"Bir hizmet sözleşmesine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların ekonomik olarak zor duruma düşmeleri sebebiyle iş yerlerini kapatmaları veya iflas etmeleri gibi durumlardan dolayı faaliyetlerini durdurmaları nedeniyle oluşacak maddi kayıpları telafi etmek üzere bu durumun gerektirdiği görev ve hizmetler için malî kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek, bu Kanunun öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere Esnaf Ahilik Sandığı kurulmuştur. Esnaf Ahilik Sandığı, Fon kaynakları ile aynı usul ve esaslar çerçevesinde değerlendirilir. Esnaf Ahilik Sandığı, Sayıştay tarafından denetlenir."

"Esnaf Ahilik Sandığı, bütçe kapsamı dışında olup gelirlerinden vergi kesintileri hariç hiçbir şekilde kesinti yapılamaz ve gelirleri genel bütçeye gelir kaydedilemez. Türkiye Varlık Fonuna devredilemez. Esnaf Ahilik Sandığının gelir ve giderleri üçer aylık dönemler halinde 3568 sayılı Kanuna göre ruhsat almış, denetim yetkisine sahip meslek mensubu yeminli malî müşavirlere denetlettirilerek denetim raporlarının sonuçları ilân edilir. Esnaf Ahilik Sandığının gelirleri ile bu gelirlerle alınan her türlü taşınır ve taşınmazlar Kuruma aittir. Esnaf Ahilik Sandığı, damga vergisi hariç her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Bu muafiyetin, 193 sayılı Kanun ile 5520 sayılı Kanun uyarınca yapılacak vergi kesintilerine şümulü yoktur."

"5510 sayılı Kanunun 50 nci maddesi kapsamındaki isteğe bağlı sigortalılar, 10/7/1953 tarihli ve 6132 sayılı At Yarışları Hakkında Kanuna tabi jokey ve antrenörler, köy ve mahalle muhtarları ile tarımsal faaliyette bulunanlar, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise ortakları, avukatlar ve noterler hariç olmak üzere; 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar Esnaf Ahilik Sandığı kapsamında Esnaf Ahilik Sandığı sigortalısı sayılır."

"Esnaf Ahilik Sandığı sigortasının gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, Esnaf Ahilik Sandığı sigortalıları ve Devlet, Esnaf Ahilik Sandığı primi öder. Esnaf Ahilik Sandığı primi sigortalının 5510 sayılı Kanunun 80 inci ve 82 nci maddelerinde belirtilen prime esas günlük kazançlarından, %1 sigortalı ve %1 Devlet payı olarak alınır. Esnaf Ahilik Sandığına sigortalılarca ödenen primler, kazancın tespitinde gider olarak kabul edilir."

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Esnaf Ahilik Sandığı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ahilik iş yeri kapısını hak kapısı bilen, hak için çalışan “Ne eğride tok gördüm ne doğruda aç.” diyen, kazançta helalin bereketine inanmış esnaf dayanışma teşkilatıdır. Halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan bir örgütlenmedir. Ahilik, üyelerini hem ekonomik hem de ahlaki yönden de yetiştiren tarihî bir yapıdır. Bu düzenlemenin de bu ruha uygun yapılması gerekirdi ama Hükûmet, esnaf sandığını kurarken esnafa, esnafı temsil eden meslek kuruluşlarına sormadı, bu sandığın yönetiminde, işleyişinde esnafa yer vermedi. Böyle ahilik sandığı olamaz. Bu ismin ruhuna da yazık ediyorsunuz. Merak ediyoruz, Esnaf Ahilik Sandığı kepenk kapatmaya yüz tutmuş binlerce esnafın derdine derman olacak mı? Hayır. Tokat’ta, Behzat Çarşı’sında Bakkal Mamulu Kâmil Çiğdem’e, meydanda Semerci İhsan Usta’ya, Zile Uzunçarşı’da 94 yaşındaki Nalbur Arif Özen’e, Erbaa’da Saraç Fevzi Yüksel’e, Turhal’da Lokantacı Ali Balta’ya, ülkemizin birçok şehrinde esnaf ve sanatkâra: Hepiniz bu sandıktan yüzde 2 prim ödeyerek Hükûmet eliyle cezalandırılıp bu birikimleriniz toparlandığı yerde ancak iflas ettiğiniz zaman sizin derdinize, yaranıza merhem olacaktır ve bu birikimleri asla geri de alamayacaksınız. Sandığın esnafın işini sürdürmesine katkısı olmayacak, bunu da bilmenizi istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 2 milyon 800 bin esnaftan 2 milyon 300 bininin BAĞ-KUR’a borcu var. Son on bir yılda 550 bin esnaf da kepenk indirdi. Esnafa marketler yasası sözü verdiniz ama çıkarmadınız. Esnafı borçlarını ödeyemez, işini yapamaz hâle getirdiniz. Esnaf kefalet kooperatifleri, sürekli krediye başvuran, yarısını ödeyince de borcunu tazeleyen esnaflarla dolup taşıyor. Sadece 2016 yılında 164 bin esnaf kredi kullanmış. Yani esnaf borçlu, esnaf perişan. Esnaf ve sanatkârımızın ödeyemediği, icrada 17 milyon liralık dosya var.

Peki, bu esnaf neden borçlu? Siftahsız geçen günlerin açığını krediyle kapatmaya çalışıyor. İş yeri ipotek, evi ipotek çünkü esnaf ayakta duramıyor. Bunu hiç düşünüp çözüm arayışına girdiniz mi? Hayır.

Esnaf Ahilik Sandığıyla ilgili endişeler var. Malum, AKP Hükûmetinin bu fonlarla ilgili sicili pek de parlak değil. Hükûmetin her sıkıştığında talan ettiği bir İşsizlik Fonu’muz var; işçinin parasını Hükûmetin yanlış ekonomik politikalarını örtmek için her yerde kullanıyor. İşçinin, esnafın emeğiyle biriken fonların iktidar eliyle talan edilmesiyle ekonomi asla düzelmez. İşçinin güvencesi olarak sunduğunuz İşsizlik Fonu esnafın emeğinden biriken paralarla başka yerlerde kullanılacak mı? Varlık Fonu’na bu ahilik vakfını da devredecek misiniz? Esnafın emeğiyle biriken paralar İşsizlik Fonu gibi talan edilecek mi? Esnaf bu fonun korunmasını istiyor, esnaf yönetimde temsil istiyor, esnaf bu garantiyi sayın bakanlardan istiyor ama bunu da veremeyecek “hayır” diyeceksiniz; veremezsiniz çünkü niyetiniz başka.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin esnaf ve sanatkârları devletine ve milletine bağlı, ülkesine hizmet eden, komşusuna siftah için müşteri yönlendiren güzide insanlardır. Umuyorum ki en kısa zamanda esnafa, emekliye, asgari ücretliye, çiftçiye, bu ülkeyi var eden yurttaşlarımıza gerçek değerini verecek hayırlı bir Türkiye’yi birlikte kuracağız.

Esnafımız ülkesi ve kendisi için hayırlı olan ne ise onu seçecek ve bunun gereğini mutlak yapacaktır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi ile 4447 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6’ncı maddesinin 6’ncı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Muş (İstanbul) ve arkadaşları

“Ancak alınacak günlük prim tutarı, prime esas günlük kazanç alt sınırının 2 katı üzerinden hesaplanacak tutardan fazla olamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Esnaf Ahilik Sandığı için alınacak prim tutarının üst sınırı belirlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 9’uncu maddesi ile 4447 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek 6’ncı maddenin (6)’ncı fıkrasında geçen “%2 sigortalı” ibaresinin “%1 sigortalı” şeklinde değiştirilmesini ve onuncu fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) - Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklif, aralarında hiçbir bağlantı bulunmayan, konu ve amaç bütünlüğü olmayan birden fazla mevzuatta değişiklik içermektedir. Birden fazla komisyonda görüşülmesi gereken teknik hususları barındıran maddelerin bir torba hâlinde getirilmesi konunun tüm boyutlarıyla incelenmesini sekteye uğratmakta ve sağlıklı bir değerlendirme ve kanaat oluşturulmasına mâni olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, teklifin 9’uncu maddesiyle Esnaf Ahilik Sandığı kurulması düzenlenmektedir. 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi gereğince, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar Esnaf Ahilik Sandığı sigortası kapsamına alınmaktadır. Esnaf Ahilik Sandığı sigortası zorunlu tutulmakta, sigortalının prime esas günlük kazançlarından yüzde 2 sigortalı, yüzde 1 devlet payı olması öngörülmektedir.

Esnaf Ahilik Sandığı sigortası, 5510 sayılı Kanun gereği ödenecek sigorta primleri, yeni bir iş bulma ve aktif iş gücü hizmetleri kapsamında kurs ve programlara dair ödemeler yapılması ve hizmetler sağlanması amaçlanmaktadır. Esnaf ahilik sigortası bir önceki yıl primlerinin yüzde 15'i hizmet sunmak için Türkiye İş Kurumu bütçesine aktarılmak suretiyle kullanılabilecektir. Esnaf Ahilik Sandığı ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan ortalama kazançlarının yüzde 40’ı olup aylık asgari ücretlerin brüt tutarının yüzde 80’ini geçmeyecektir. Esnaf Ahilik Sandığı sigortalıları için sigortalılığın sona ermesinden önceki son yüz yirmi gün sürekli çalışmış olanlardan son üç yıl içerisinde altı yüz gün faaliyetlerini sürdüren ve prim ödemiş olanlar yüz seksen gün, dokuz yüz gün faaliyetlerini sürdüren ve primi ödemiş olanlara iki yüz kırk gün, bin seksen gün faaliyetini sürdüren ve primi ödemiş olanlara üç yüz gün süreyle Esnaf Ahilik Sandığı ödeneği verilecektir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi esnaf işsizlik fonu kurulması konusunu yıllardır dile getirmiş olup sigortalı çalışanların işsiz kaldığı zaman İşsizlik Sigortası Fonu'ndan ödenek olarak geçimlerine katkı sağlanan esnafımızın iş yeri kapanınca da açıkta kaldıklarını, bu durumun esnaf ve sanatkârımıza işsizlik ödeneği verilmesini sosyal devlet anlayışının bir uygulaması olarak gördüğümüzü çeşitli defalarda belirtmiştik. Bu itibarla, Esnaf Ahilik Sandığı kurulmasına olumlu buluyoruz. Ancak yapılan düzenlemenin içeriğiyle ilgili eleştirilerimiz ve önerilerimiz bulunmaktadır. Komisyonda da dile getirilen eleştiri ve önerilerimiz Hükûmet tarafından hiç dikkate alınmamıştır. Esnaf Ahilik Sandığı sigortalılığının kapsamına esnaf dışında tacir ve şirket ortakları da girmektedir. Esnaf Ahilik Sandığı adı üzerinde esnafı kapsamalıdır. Esnafın primi yüksek ve çok yük getirmektedir. Esnaf yüzde 34,5 oranında sosyal güvenlik primini ödeyemezken bu düzenleme sonucu yüzde 2 oranında ilave bir prim ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalacaktır. Esnafın prim yükü mutlaka hafifletilmeli, bu yüzde 34,5 oran mutlaka düşürülmeli veya esnafın katkı oranı yüzde 1’lere çekilmelidir. Bu düzenlemenin esnaf zor duruma düştüğünde esnafa destek olmak amacıyla düzenlendiğinden, işini kaybeden veya iflas eden esnafa destek olmak amacıyla düzenlendiğinden söz etmek mümkün değildir. Şayet esnaf, primlerini ödeyebilirse bu fondan faydalanacaktır ancak esnaf zor durumdaysa primlerini nasıl ödesin? Bir de, bunun üzerine ek bir yük getirilerek destek olunduğu söylenmektedir.

Ayrıca bu fonun gelirinin yüzde 15 gibi bir kısmının İşsizlik Fonu’na aktarılacağı belirtilmektedir, bunu da anlamak mümkün değildir. Bu sandığın Türkiye İş Kurumu için değil esnaf için kurulduğu söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – İş yeri kapanan esnafın başka işlerde istihdamı için iş bulmaktan ziyade yeni iş kurulabilmesi…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Son cümlem…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – …işletme sermayesi imkânı verilmesi gibi uygulamalarla esnaflığın sürdürülebilmesi esas alınmalı. Zor durumdaki esnafa beklenen veya söylenen katkıyı sağlamaktan uzak olduğunu düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

        Utku Çakırözer                            Mahmut Tanal                            Yakup Akkaya

            Eskişehir                                    İstanbul                                     İstanbul

         Lale Karabıyık                           Bülent Kuşoğlu                          Zekeriya Temizel

               Bursa                                       Ankara                                       İzmir

            Musa Çam                               Kadim Durmaz

               İzmir                                        Tokat

MADDE 10- 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanununa aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

"Proje karşılığında aktarılan hibe niteliğindeki tutarlar

EK MADDE 1- Kurum, gerektiğinde faaliyet alanı ile ilgili ihalelere, projelere ve programlara münferiden veya ulusal ya da uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde katılmak suretiyle, yurt içinde veya uluslararası düzeyde kurum ve kuruluşlara eğitim ve danışmanlık hizmeti verebilir.

Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların kaynaklarından Kuruma proje karşılığı aktarılan hibe niteliğindeki tutarlar hakkında, 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 32 nci maddesi doğrultusunda işlem yapılır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Ahmet Yıldırım                             Garo Paylan                              İmam Taşçıer

                Muş                                       İstanbul                                   Diyarbakır

         Sibel Yiğitalp                              Burcu Çelik                        Mehmet Emin Adıyaman

           Diyarbakır                                     Muş                                         Iğdır

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Burcu Çelik konuşacak, artı bir dakikası var. (HDP sıralarından alkışlar)

BURCU ÇELİK (Muş) – Beş dakikaya sığar zaten.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrardan merhaba.

Haktan ve gerçeklikten uzak bir şekilde burada yaklaşık iki yıldır yasa yapılmaya çalışılıyor. Bugüne kadar en azından eksik, aksak da olsa bir çalışma vardı ve ne yazık ki -sadece hatırlatmak için söylüyorum- şayet geçerse yeni anayasayla birlikte bu Parlamentonun işlevsizliğiyle artık yasa bile yapamayacak hâle geleceğiz.

15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL’le birlikte hukuksuz birçok karara imza atıldı, binlerce insan işinden edildi. Toplumdaki kutuplaşma, rövanşizm gittikçe artmaya devam etti. Toplum bugünlerde “evet”çiler ve “hayır”cılar olmak üzere ikiye ayrıldı. “Evet”çiler -tırnak içerisinde söylüyorum- yasalar ve haklarla korunurken “hayır” diyen ve bu konuda broşür dağıtan gençlerimiz bile gözaltına alındı. Bunlar yetmedi, kimi memurlar tarafından ve hatta iktidar partisi temsilcileri tarafından “hayır” çıkması hâlinde iç savaş çıkacağı değerlendirmeleri, tehditleri savruldu. Bizatihi Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından “hayır”ın ülkeyi kaosa sürükleyeceğine ilişkin yaptığı açıklama da mevcut.

Öncelikle, eşit olmayan koşullarda referandum sürecine girmiş bulunmaktayız. İnsan hak ve özgürlüklerinin yerle bir edildiği, hukuksuzluğun tavan yaptığı bir süreçte referandum çalışması yapacağız. Bundan birkaç gün önce, seçim bölgem olan Muş’ta sayısız ziyaret gerçekleştirdim. Yaptığım ziyaretlerde toplumda sessiz bir isyan olduğunu gördüm. Neden sessiz isyan, neden toplum sesini çıkarmıyor, neden toplum tüm sessizliğini 16 Nisan gününe kadar korumaya çalışıyor? Çünkü, toplum bizatihi devletin memurları tarafından tehdit ve zorla baskı altında tutulmaya çalışılıyor.

Muş’un merkez köylerinden tarafıma gerçekleştirilen sayısız ziyarette açığa çıkan durum ise çok daha vahimdir. İlin en yüksek mülki amirlerinin AKP il başkanı ve AKP milletvekili gibi çalıştığını öncelikle belirtmek isterim. Memurların yaptığı bu çalışmalarda yüzde 90 ve üstü seçmenimiz olan bölgelerde halkımızın “evet” verilmesi yönünde tehdit edildiği tarafımıza gelen bilgiler arasındadır. Bu memurlar Muş’ta ne mi yapıyor? Hangi kurumda AKP’liler var, kimler AKP’lidir, kimler değildir, hangi kurumda kimler muhaliftir, hangi kurumda kimler ihraç edilecek, hangi kurumda kimler işinden edilecek, hatta ve hatta bu gücü nereden alıyorlar? Hükûmet temsilcisi burada, belki bir açıklama yapar “‘Biz bu kadar insan ihraç edilsin.’ dedik, nasıl olur da böyle az sayıda ihraç olur?” diye basına demeç bile verebiliyorlar. Yine, bu memurlar yerel basını toplayıp “HDP’lilerin haberini yapmayacaksınız.” diyebiliyorlar örneğin. Yine, bu memurlar “HDP’lilerle konuşan, görüşen kamu görevlileri hakkında derhâl işlem başlatılacak.” diyebiliyor mesela. Bu noktada, aklımıza, yakın zamanda hukuksuz ve sadece muhalif olduğu için ihraç edilen binlerce memuru getiriyor.

Şimdi, bir örnek vereceğim ve ne, nasıl işliyor gerçekten görmenizi istiyorum. Yine, Muş’ta bir memur hakkında verilen kararı burada paylaşacağım ve şu dakikaya kadar açıkladıklarımla lütfen özellikle iktidar partisi üyelerinin karşılaştırma yapmasını bekleyeceğim; karar şöyle: “HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik ve diğer siyasi kimliğe sahip kişilerin de bulunduğu bir basın açıklamasına kamu görevlilerinin katılması devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranış olarak değerlendirildiğinden 657 sayılı Kanun’a aykırılık teşkil ediyor.” gerekçesiyle bu memura ceza verilebiliyor.

Bu şekilde tarafıma ulaşan sayısız karar olduğunu ve talep edilirse burada hepsini tek tek açıklayabileceğimi de yine Parlamentonun dikkatine sunmak istiyorum değerli arkadaşlar.

Halk ayrıştırıldı, akademisyenler ayrıştırıldı, eğitimciler ayrıştırıldı, memurlar ayrıştırıldı, gazeteciler ayrıştırıldı; toplum bir bütün ayrışmış durumda. Tüm bu uygulamalar, hukuksuzluklar karşısında halkın vicdanında yargılandığınızı ve halkın bir karar verdiğini sizler bizden çok daha iyi biliyorsunuz. Fakat, başta söylediğim bu sessiz isyanın, çok yakın zamanda, evlerden sokaklara, mahallelere; tarlalardan, tarladaki emekçilerden inşaat emekçilerine; kadınlardan gençlere; Kürt’ünden Çerkez’ine, Türk’üne; Süryani’sinden Sünni’sine, Alevi’sine kadar ve burada sayamadığım tüm farklılıkların çığlığı olarak sonuçlanacağına ve yine halkımızın kazanacağına olan umudumla sizleri selamlıyorum.

İyi akşamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Nerede, bir dakikayı kullanmadınız Sayın Çelik.

BURCU ÇELİK (Muş) – Yeteceğini söylemiştim, “Beş dakikaya sığacak.” demiştim.

BAŞKAN – Bir dahaki sefere veririz o zaman.

Peki, önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Yakup Akkaya (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 10- 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanununa aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

“Proje karşılığında aktarılan hibe niteliğindeki tutarlar

EK MADDE 1- Kurum, gerektiğinde faaliyet alanı ile ilgili ihalelere, projelere ve programlara münferiden veya ulusal ya da uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde katılmak suretiyle, yurt içinde veya uluslararası düzeyde kurum ve kuruluşlara eğitim ve danışmanlık hizmeti verebilir.

Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların kaynaklarından Kuruma proje karşılığı aktarılan hibe niteliğindeki tutarlar hakkında, 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 32’nci maddesi doğrultusunda işlem yapılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Yakup Akkaya konuşacak.

Sayın Akkaya, sizin de artı bir dakikanız var.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesi üzerinde söz aldım. Bu kanun teklifinin, İŞKUR projeleri için yurt dışından gelen paraların denetlenmeden İŞKUR bütçesine gelir kaydedilmesi ve özel hesapta tutulması birinci amacı. İkinci amacı da İŞKUR’un bu projeleri kimlerle birlikte hayata geçireceği açık uçlu olarak belirtiliyor.

Değerli arkadaşlar, yurt dışından gelen proje karşılığı fonlar, amacı doğrultusunda uygulansın diye hazineye gelmiş bir nevi gelirdir. Dolayısıyla, diğer gelirler gibi, devletin muhasebe sistemine uygun işler yapılması gerekiyor bu gelen gelirlerin. Kısaca, bu gelen fonların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığına ilişkin denetimin yapılması gerekir. Mali saydamlık gereği Meclisin bu denetimi de işlemesi, görmesi gerekir. Sayıştay yıllardır bu konuda Hükûmetin eksikliğini söylüyor. 2014-2015 Sayıştay raporlarına baktığınızda bunları görebilirsiniz. Bu gelen düzenleme, Sayıştayın eleştirilerini ortadan kaldırmıyor değerli arkadaşlar; tam tersine, Sayıştayın denetimini ortadan kaldıran bir düzenlemedir. Yani, yurt dışından gelen hibe paraların, İŞKUR hesabına gelen paraların bir gelir olarak değil, özel hesap olarak yer almasını öngörüyor. Bu da şunu gösteriyor ki gelen düzenlemeler kontrolsüz, denetimsiz; bu paraların kâğıt üzerinde projelere harcanacağını ancak onun dışında gerçekten farklı amaçlar için de yetkisiz kişilerce de kullanabileceğini gösteriyor.

Bir diğer olay da değerli arkadaşlar, proje karşılığı İŞKUR’a gelen paraların esas amacı istihdama yöneliktir. Bu anlamda başta meslek eğitimleri olmak üzere işsizliğin çözümüne katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Esasen böyle projelerin işçi ve işveren sendikaları ve meslek odalarıyla birlikte yapılması gerekir. Getirilen önerinin ucu açıktır, konuyla hiçbir alakası olmayan kuruluşlar, şirketler, dernekler, vakıflar bu sisteme dâhil edilebilir. Türkiye'de 104 bin STK olduğunu düşündüğümüzde böylesi düzenlemenin amacı dışında da kullanılabileceğinin bir göstergesidir. 10’uncu maddedeki düzenlemelerde görüldüğü gibi sınırı belirsiz, muğlak, net olmayan bir durum yaratılmıştır bu getirilen düzenlemeyle. Madde içeriği net değildir, iş birliği yapılan örgütlerin kuruluşlar, çalışma hayatının tarafları olan işçi ve işveren sendikaları ve meslek odalarıyla sınırlandırılmaları gerekir. Bu projede kullanılacak paraları dış denetimden yani Sayıştay denetiminden kaçırmak anlamlıdır. Ayrıca, değerli arkadaşlar, bu maddenin alelacele Meclise gelmesinin acep başka bir anlamı var mıdır? Çalışma hayatının yıllardır çözemediğimiz sorunları varken AB fonlarından gelen paraların Sayıştay denetiminden çıkartılması, özel hesaplarda tutulması çok ilginç bir durum.

Burada çalışma hayatının sorunlarından söz ederken değerli arkadaşlar, on beş yıldır çalışma hayatının çözülmeyen sorunları var; en başta iş kazaları. İşte, Şubat ayında da -daha bugün 22’si- 70 işçi iş cinayetlerinde kurban gitti, El Bab’da 69, 70’e yakın şehidimiz var, bunların hepsi yanlış politikalar yüzünden oluyor.

Tabii, Sayın Çalışma Bakanı dün NTV’de verdiği bir demeçte taşeronla ilgili şöyle dedi: “Bu referandumdan sonra bunu bir çözüme kavuşturacağız.” Ben taşeronla ilgili tekrar burada bir hatırlatma yapıyorum: AKP’nin son iki yılda taşerona verdiği sözü bakanların ağzından tekrar burada tekrarlamak istiyorum değerli arkadaşlar. 3 Mart 2014, Sayın Faruk Çelik: “Taşerona kadro Başbakanlıkta.” 6 Ekim 2015, Sayın Faruk Çelik: “1 Kasımda iktidar olursak taşeronla ilgili problem bitecek.” 12 Kasım 2016, Çalışma Bakanı Sayın Faruk Çelik: “Altı ay içinde taşeron netlik kazanacak.” 30 Ocak 2016, Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal: “21 Mart 2016’dan önce taşeron Meclise gelecek.” 21 Şubat 2017, Çalışma Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu: “Sabırlı olun, bunlar referandumdan sonra konuşulacak.” Yani her seçim öncesi seçime tahvil edilen milyonlarca işçi. Bu iktidarın ne kadar güvenilmez olduğunun da bir göstergesidir değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek sürenizi veriyorum Sayın Akkaya.

YAKUP AKKAYA (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca, Sayın Bakan, yaşa takılanlarla ilgili bu oturumun başında bir soruya karşılık şöyle söyledi: “Yaşa takılanlarla ilgili, onların emeklilikleriyle ilgili bir şey yapamayız.” Yıllardır aşağı yukarı bütün bakanlar -belki de ilk doğruyu söyledikleri o- AKP’de bunu söylüyorlar çünkü işçinin lehine olan bir şeyi yapmadıklarının da bir göstergesidir. Yaşa takılanlar sonradan emekliliği hak etmiş değillerdir. Yani maç oynanırken kural değiştirilmesi sonucunda onlar mağdur edilmişlerdir. Ama Sayın Bakan burada bir şey söyledi, dedi ki: “Bir düzenleme yaptık geçen gün. Her ay 53 lira ödeyenler, hiç olmazsa onlar sağlıktan yararlanacak.” Sayın Bakan, Çalışma Bakanısınız ama ya sizi iyi bilgilendirmiyorlar ya da biliyorsunuz da farklı söylüyorsunuz. 53 lira ödeyenler farklı, emeklilikte yaşa takılanlar farklı. Bakın, gelir testi uygulamalarına baktığınız zaman asgari ücretin üçte 1’inin altında geliri olanlar zaten sağlıktan ücretsiz yararlanıyorlar. Dolayısıyla yaşa takılanlar çalışıyorsa bu sağlıktan yararlanıyorlar, çalışmıyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAKUP AKKAYA (Devamla) – …zaten gelirleri olmadığı için bunlar sağlıktan yararlanıyorlar. Yani bir bilgi verirken de lütfen Meclisi yanıltmayın.

Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkaya.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Açıklama mı yapmak istiyorsunuz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Evet, bir düzeltme, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, tabii ki.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Şimdi, Sayın Vekilim, şayet emeklilik gününü doldurup da çalışmıyor ise GSS kapsamı dışına çıkıyor ve sağlık hizmetinden yararlanamıyor. Bunların bizden bu zaman zarfında da sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını en çok talep ediyorlar. Şimdi ya 53 lirayı ödeyerek ailecek sağlık hizmeti alabilecek veyahut da gelir testine giderek, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, o gelir testinden asgari ücretin o ödenen üçte 1’lik kısmından daha az geliri kapsamına girecek ve oradan yararlanacak. Dolayısıyla, şu anda yaşa takılanların asgari yüzde 99’u şayet çalışmıyor ise bu 53 liralık GSS ücretiyle GSS kapsamı içine girmiş olacak.

Yani bu anlamda teknik bilgileri sizin danışmanlarınız yeterince vermiyorsa… Bu, bakın üçüncü kapışmamız oldu. Çok da doğru bulmuyorum açıkçası.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akkaya.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Tabii, bana bir sataşma var.

BAŞKAN – Sataşma diye bir şey yok. Açıklama yapın siz de yerinizden lütfen.

Size de bir dakika vereyim.

Buyurun Sayın Akkaya.

27.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Ben bu siyasi konuşmaları bir kapışma olarak görmüyorum. Ayrıca bir bakanın “kapışma” diye bir tabir kullanmasını da doğru bulmadığımı söylemek isterim fikirlerime katılır ya da katılmaz, bu ayrı bir olay. Yani ben ne anlattığımı çok iyi biliyorum. Bakan zaten kendisi de konuşurken onun cevabını veriyor.

Geliri olmayanlar zaten sağlık yardımlarından ücretsiz yararlanıyorlar. Doğal olarak ister prim gün sayısını doldursun ister yirmi beş yıllık süreyi doldursun eğer bir geliri yok ise o vatandaş, diğer vatandaşlar gibi yaşa takılır takılmıyoruna bakmaksızın sağlıktan yararlanır. Olay tamamen bundan ibarettir. Yani bunu tutup prim gün sayısını doldurmuş, yılını doldurmuş… Yani eğer geliri asgari ücretin üçte 1’inin altındaysa bu yararlanmayacak mı, 53 lira mı ödeyecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

            Bülent Kuşoğlu                 Mehmet Bekaroğlu                        Zekeriya Temizel

                  Ankara                              İstanbul                                       İzmir

             Utku Çakırözer                    Kadim Durmaz                               Musa Çam

                Eskişehir                              Tokat                                        İzmir

MADDE 11- 5502 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Başkan ve başkan yardımcısı dışındaki atama ile gelen Yönetim Kurulu üyeliklerine aynı usulle daha önce memuriyette bulunmamış olanlardan atama veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) veya (b) bentlerine göre sigortalı olmalarını gerektiren çalışmalarını devam ettirmek suretiyle görevlendirme yapılabilir; bu şekilde atanan veya görevlendirilenler için 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendi gereği aranacak on yıllık hizmet süresinin tespitinde, bakanlıkların bağlı ve ilgili kuruluşlarının en üst yöneticileri için öngörülen hükümler uygulanır ve yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuş olmak bu kişilere görev süresinin sonunda memuriyete atanma hakkı vermez."

"Toplantılara iştirak eden Yönetim Kurulu Başkan ve üyelerine, bu görevleri nedeniyle ayrıca, 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 34 üncü maddesine göre kamu iktisadi teşebbüsleri yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen miktarlarda her ay ödeme yapılır. Ancak beşinci fıkranın son cümlesine göre görevlendirilen yönetim kurulu üyelerine sadece 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 34 üncü maddesine göre kamu iktisadi teşebbüsleri yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen miktarın kadar her ay huzur hakkı ödenir ve bunlar yönetim kurulu üyesi kadrosu ile ilişkilendirilmez."

"Sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birinden emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta olanlardan yönetim kurulu üyeliğine atanan, seçilen veya görevlendirilenler hakkında 5335 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi hükümleri uygulanmaz. Ancak bunlardan isteyenlerin aylıkları göreve başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren kesilir ve bunlar 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında yeniden sigortalı sayılır. Bu şekilde aylıklarını kestirmek suretiyle yeniden sigorta primi ödeyenlerin görev sürelerinin bitiminde emekli aylıkları genel hükümlere göre yeniden belirlenir. Aylıklarını kestirmek istemeyen yönetim kurulu üyelerine sadece 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 34 üncü maddesine göre kamu iktisadi teşebbüsleri yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen miktarlarda her ay huzur hakkı ödenir."

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi bu vesileyle tekrar saygıyla selamlıyorum.

11’inci maddeyle ilgili olarak işçi sendikaları ve işveren sendikaları olumlu görüşte. Biz de bazı ufak tefek eleştirilerimiz olmasına rağmen onlara katılıyoruz, bir eleştiride bulunmuyorum. Ancak bu vesileyle, özellikle Sayın Bakan da buradayken Esnaf Ahilik Sandığıyla ilgili bazı görüşlerimizi belirtmek istiyoruz çünkü dün de, bugün de belirttiğim üzere Komisyonda bunlar yeterince konuşulamadı maalesef, önemli.

Şimdi, Esnaf Ahilik Sandığı değerli arkadaşlarım, İşsizlik Sigortası Kanunu’na ek yapılmış bir maddeyle. 3-3,5 sayfa tek başına bir madde, İşsizlik Sigortası Kanunu’na da ek yapılmış, ek olarak konulmuş. İşsizlik Sigortası Kanunu 64 maddeden oluşuyor, 18 de geçici maddesi var; ilk defa da ek madde konuldu şimdi, 3,5 sayfalık bir ek madde konulmuş vaziyette. İşsizlik Sigortası Fonu’nda birçok kavram tanımlanmış. 64 madde, dediğim gibi, 18 geçici maddesi var, birbirine girmiş olacak, Esnaf Ahilik Sandığıyla birbirine girmiş olacak bir kere, kavramlar birbirine girmiş olacak, usul, esaslar birbirine girmiş olacak çünkü İşsizlik Sigortası Fonu, adı üzerinde çalışanlar ile ücretli çalışanlarla ilgili olarak kurulmuş bir fon, Esnaf Ahilik Sandığı, kendi adına bağımsız çalışanlarla ilgili bir fon, farklılıklar var. Hem Sosyal Güvenlik Kurumu, SGK hem de Türkiye İş Kurumu yetkili bu konularla ilgili, bazı sıkıntılar kesinlikle söz konusu olacak.

Sayın Bakanım, özellikle katılsaydınız Komisyonda belirtmek isterdik, “Esnaf Ahilik Sandığı” adı çok ağırlıklı bir sandık. “Ahilik” deyince -dün Sayın Bakanım Temizel de anlattı- fütüvveti, Ahilik’i anlıyoruz. Çok önemli, bizim geçmişimizle, tarihimizle ilgili kavramlar bunlar, çok önemli. Esnafın, özellikle birbirine yardımcı olması demektir. Kârlılığı ön plana almıyor, kazancı değil de yardımlaşmayı, dayanışmayı ön plana alıyor. Çok önemli bir kurum bu. Bugünlere keşke aktarılabilse.

Şimdi, böyle bir kurumun ya da kurumların adını bu sandığa veriyoruz ama şu var: Esnaf iflas etmeden, kaydını sildirmeden BAĞ-KUR’dan ya da -şu anda, 3(b)- SGK’dan kaydını sildirmeden, iflas etmeden bundan yararlanamıyor. Peki, yararlanınca ne kadar yararlanıyor? Sadece asgari ücret kadar, en fazla dokuz ay yararlanıyor, asgari ücretin biraz altında veya üstünde, ödediği prime göre. BAĞ-KUR’luların çok büyük bölümü, dörtte 3’ü zaten primlerini aksatıyor, zaten aksatıyor çok büyük bölümü, sıkıntıda, krizde. Krizin sebebi, şu anda yönetemeyen Hükûmet. Şimdi, siz diyorsunuz ki: Yüzde 34,5 prim zaten ödeyemeyen bu insanlara “2 puan daha ödeyeceksiniz, yüzde 2 daha ödeyeceksiniz. Biz devlet olarak size yüzde 1 veririz, siz 2 daha ödeyin. Eğer bunları düzenli öderseniz iflas ettikten sonra size maaş bağlayacağız.” Ya, böyle bir şey olabilir mi? Yani, bu nasıl bir Esnaf Ahilik Sandığı’dır Sayın Bakanım? Bu gerçekten çok yanlış oldu, hiç kimseye de hayrı olmayacak. Biraz önce de 2018 yürürlük tarihi olarak belirlendi, bunu anlamak mümkün değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Değiştirecekler onu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Zaten ödeyemiyor dörtte 3’ü, hatta dörtte 3’ünden fazlası ödeyemediği için sıkıntıda, krizde. “2 puan daha ödeyeceksin.” diyoruz. “Ödersen de iflas etmen koşuluyla sigortalılığının bitmesi koşuluyla ancak sana maaş bağlayacağız, o da asgari ücret kadar.” diyoruz.

Ahilik deyince, fütüvvet deyince dayanışma esastır. Devletin yardım yapmasını anlamamız lazım değil mi? İflas etmesini nasıl bekleriz? Yani bu, adıyla, kuruluşuyla, usulüyle erkanıyla, her şeyiyle yanlış oldu Sayın Bakanım. Bunun üzerinde tekrar lütfen düşünülsün.

Bakın, bize bildirildiğinde de şu şekilde bir etki analizi verilmişti: Yüzde 1 oranındaki primden kaynaklanan ödeme 2017 için yani altı aylık 91 milyon liraydı ve “Bütçeye ödenek kondu” deniliyordu, Bütçeye de ödenek konmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bunları özellikle belirtmek istedim.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, bir dakika vereyim isterseniz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bu vesileyle tekrar saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.46

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 260 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyetinin Orta Amerika Entegrasyon Sistemine Bölge Dışı Gözlemci Olarak Katılımı Konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Amerika Entegrasyon Sistemi Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/640) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Şubat 2017 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 22.53



(x) 456 S. Sayılı Basmayazı 21/2/2017 tarihli 72’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.