TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  72’nci Birleşim

                                                                                              21 Şubat 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Ordu ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, 21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, esnafın sorunlarına ve Hükûmetin bu sorunların çözümü için acil davranış göstermesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, eğitimlerini tamamlayan gençlerin iş bulamadığına ve ihtiyaca rağmen yeterli sayıda atama yapılmadığına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, referandum süreci devam ederken  “hayır” oyu vermeye hazırlanan yurttaşlara yönelik baskıların ağırlaştığına ilişkin açıklaması

4.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, AK PARTİ’nin Erzurum’da yaptığı hizmetlere ve milletvekilleri ile tüm milleti turizm potansiyeli her açıdan yüksek olan İspir ve Pazaryolu ilçelerini ziyarete davet ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şeker pancarı kotasının yükseltilmesi için mücadele veren şeker pancarı üreticilerinin yanında olmadığına ve Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Hüseyin Akay’ın durumuna ilişkin açıklaması

6.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, İstanbul’da Müjdat Gezen Sanat Merkezinin kundaklanmasına ilişkin açıklaması

7.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 2016 yılı alan bazlı gelir desteği ödemesi için ek başvuru hakkı tanınmasını istediğine ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, TÜİK verilerine göre çocukların durumunun vahim bir tabloda olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, idarenin halka göre şekillendiğine, halkın yöneticilerine göre tavır aldığına ve iyi yönetimin yakındakileri mutlu edip uzaktakileri kendine çekeceğine ilişkin açıklaması

10.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Müjdat Gezen’e geçmiş olsun dileklerini ilettiğine ve Başbakanın Müjdat Gezen Sanat Merkezine yapılan saldırıyla ilgili tavrını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hulusi Akar ile Mehmet Dişli’nin Sakarya Pamukova’da müşterek arsa alıp almadıklarını öğrenmek istediğine ve tüm vatandaşları Anayasa değişikliğine “hayır” demeye çağırdığına ilişkin açıklaması

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, referandum sürecinde tüm devlet olanaklarının “evet” için kullanıldığına, “hayır” diyeceklere ihraç, baskı, gözaltı, tutuklama ve şiddetin her türlüsünün uygulandığına ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinin kundaklanmasının bu atmosferin sonucu olduğuna ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa ilinde on dört aydır tutuklu bulunan 74 kişinin bir türlü yargı önüne çıkartılmadığına ve ağır hak ihlali olan bu durumun ortadan kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit düşen Astsubay Yunus İşcan’a Allah’tan rahmet dilediğine ve yöneticilerin görevinin ölümleri kutsamak değil ölümleri önlemek olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, El Bab'da yürütülen operasyonlarda büyük bir başarı sağlandığına ve bütün terör örgütleri temizlenene kadar devam etmesi gerektiğine, darbecilerin ve terör örgütü mensuplarının yargı önünde hesap vermeye başladıklarına ve terör örgütünün adalet mekanizmasından tamamen temizlenmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

 

 

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü’ne, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutuklanmasını siyasi bir karar olarak gördüklerine ve HDP milletvekilleri ve yöneticilerinin tutuklanmalarının hukuksal bir sürecin parçası değil iktidarın kin ve nefret duygularıyla geliştirmiş olduğu uygulamalar olduğuna ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne, bazı kamu yöneticilerinin "evet" kampanyasına başlamalarının kabul edilebilir olmadığına, sosyal medya paylaşımları yoluyla suç işleyen Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cevdet Kayafoğlu hakkında gerekli işlemin yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, El Bab’da şehit olan astsubaya, Şanlıurfa Viranşehir’de PKK’nın hain terör saldırısında yaşamını yitiren 11 yaşındaki Ahmet Oktay Günak’a ve mahalle bekçiliği görevini yerine getirirken şehit olan İbrahim Kete’ye Allah’tan rahmet dilediğine, çocuk katili PKK terör örgütünün alçak yüzünü bir kez daha dünyaya gösterdiğine, devletin terörle mücadele için tüm imkânlarını seferber ettiğine ve kimsenin bu devleti ve milleti terörle dize getiremeyeceğine ilişkin açıklaması

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında kesinleşen mahkeme kararının kendileri için hukuki bir nitelik taşımadığına ve siyasi iktidarın referandum sürecinde başlatmış olduğu siyasi soykırım operasyonlarına tam hız devam ettiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, AK PARTİ’nin, teröristlerle ve teröristlere destek verenlerle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele edeceğine ilişkin açıklaması

22.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, milyonlarca insanın Kürt sorununun çözümü üzerinden kendilerini Parlamentoya gönderdiğine ve bu siyasi hareketin her defasında kendini küllerinden yaratmış olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili Başbakanlık tezkeresinin Genel Kurulda okumasının Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün ihlali anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

24.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, emirle çalışan yargının bir hukuksuzluğa imza atarak Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğini düşürdüğüne ilişkin açıklaması

25.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Ankara Milletvekili Murat Alparslan’ın, AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülme aşamasına ilişkin açıklaması

 

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak El Bab'da şehit olan Jandarma Astsubay Yunus İşçan'a Allah'tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Türkçe olmayan ifadelerin  tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak değil “Türkçe dışında bir dil” şeklinde geçtiğine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 26 milletvekilinin, Türkiye'ye gelen sığınmacıların yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

2.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 24 milletvekilinin, teknik bilimler öğrencileri ve mezunlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci ve 29 milletvekilinin, Hasankeyf’te kültürel ve tarihî mirasın korunması ve kentin sular altında kalmasının engellenmesi için alınacak önlemlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473)

 

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Adana (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2013 tarihli ve E: 2012/178 ve K: 2013/211 sayılı Kararı’nın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22/9/2016 tarihli ve E: 2015/8449 K: 2016/4723 sayılı Kararı’yla onanması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin tezkeresi (3/916)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Demokrasi Desteği ve Seçim Koordinasyon Grubunun desteğiyle AP Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 8-9 Mart 2017 tarihlerinde Brüksel'de düzenlenecek olan “kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi” temalı "Kadınların Ekonomik olarak Güçlendirilmesi: Birlikte Hareket Edelim" başlıklı parlamentolar arası komite toplantısına katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/917)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 2-3 Mart 2017 tarihlerinde Kosova Parlamentosunun ev sahipliğinde Kosova'nın başkenti Priştine'de AB aday ülkelerinden milletvekillerinin katılımıyla düzenlenecek olan "Trans-Avrupa Ağları Politikası ve Bağlantılılık Gündemi" başlıklı parlamentolar arası konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılmasına ilişkin tezkeresi (3/918)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (2/1283) esas numaralı Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/86)

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresiyle ilgili yaptığı işlemin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un usul görüşmesiyle ilgili yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 21/2/2017 tarihinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ve arkadaşları tarafından, Türk Hava Yollarına ait hisselerin yüzde 49,12'lik hazine payının Türkiye Varlık Fonu’na devredilmesinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456)

2.- Türkiye Cumhuriyetinin Orta Amerika Entegrasyon Sistemine Bölge Dışı Gözlemci Olarak Katılımı Konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Amerika Entegrasyon Sistemi Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/640) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260)

3.- Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/794) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 451)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, TBMM Ana Binada yapılan tamirat ve tadilatlar ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10563)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, sosyal medya paylaşımları sebebiyle hakkında işlem yapılan bağlı kurumlar personeline ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in cevabı (7/10749)

3.- Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil'in, Bursa Yenişehir'e Otomotiv Test Merkezi kurulmasına ilişkin sorusu ve Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün cevabı (7/10919)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Mardin ilindeki kamu yatırımlarına,

- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, taşeron işçilerin kadroya alınmaları için yapılan çalışmalara,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/10962), (7/10963)

5.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir'in, Şanlıurfa'daki TOKİ faaliyetlerine,

2003-2016 yılları arasında TOKİ'nin Diyarbakır ilindeki faaliyetlerine,

İlişkin Başbakandan soruları ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/10984), (7/10985)

6.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp'ın, ekonomik göstergelere ve izlenen politikalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11005)

7.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen'in, Adana iline yapılan ve yapılması planlanan yatırımlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11026)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Eski Halkla İlişkiler Binasının su kullanım bedellerine,

Yeni Halkla İlişkiler Binasının su kullanım bedellerine,

İlişkin soruları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/11040), (7/11042)

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Yeni Halkla İlişkiler Binasının ısınma ve akaryakıt kullanım bedellerine,

Eski Halkla İlişkiler Binasının elektrik, ısınma ve akaryakıt kullanım bedellerine,

İlişkin soruları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/11041), (7/11043)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait arsa ve arazilere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine,

Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine,

İlişkin soruları ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/11123), (7/11124)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlıkta görev yapan özel kalem müdürlerine,

- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, son on yılda Antalya ve Şanlıurfa'ya yapılan kamu yatırımlarına,

İlişkin soruları ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/11163), (7/11215)

 

21 Şubat 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uluslararası Ana Dili Günü münasebetiyle söz isteyen Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Sayın İdris Baluken ve Sayın Ferhat Encu’nun yine hukuksuzca tutuklanmalarını bir kez daha burada, yüce Meclisin huzurunda şiddetle kınadığımı belirtiyor, arkadaşlarımızın böyle haydutvari bir şekilde, hukuku araçsallaştırarak tutuklanmalarını kınıyorum ve derhâl arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını bekliyorum.

Sayın Başkan, 21 Şubatın Dünya Ana Dili Günü olarak kutlanmasının nedeni bir halkın verdiği dil mücadelesidir çünkü Bengal halkının tarihsel toprakları iki ülke arasında pay edildiğinde, Pakistan’da Ali Cinnah iktidarının ilk işi kültürel asimilasyon olmuştur. Bu amaçla Bengal dili ve alfabesi yasaklanmış, Urduca ise zorunlu dil olarak dayatılmıştır. Cinnah yönetimi Türkiye’de hiç de yabancısı olmadığımız bir argümana sığınmıştır. Onlara göre Bengal dili, Pakistan’ı bölmek isteyen komünistlerin, hainlerin ve farklı odakların oyunuymuş. Buna direnen Bengal Dili Hareketi üyesi onlarca üniversiteli genç katledilmiştir. Dolayısıyla, 21 Şubat Bangladeş’te “Dil Şehitleri Günü” olarak kutlanmaktadır.

Hatırlarsanız Türkiye’de de 2002 yılında binlerce üniversite öğrencisi bu amaçla, Kürtçenin ana dilde eğitim olarak devlet kurumlarında ve okullarında verilmesi için dilekçe vermişti. Akıbetleri belki ölüm olmadı ama ölümden beter, terör örgütü üyeliğiyle yargılandılar, suçlandılar ve hepsi okullarından uzaklaştırıldı. Türkiye’de de başta Kürtçe olmak üzere ana dil talepleri Ali Cinnah gibi sürekli bu şekilde terörize edildi ve dışlandı. Dolayısıyla “Ana dilde eğitim toplumu böler.”, “Ana dilde eğitim millî birliği bozar.” diyen muhalefet ile “Ana dilde eğitim ülkeyi böler.” diyen AKP’nin Kürtler nazarında bu konuda çok da bir farkı yoktur.

Oysaki UNESCO verilerine göre Türkçe, Kürtçe, Lazca, Çerkezce, Pomakça, Abhazca, Romanca, Arapça başta olmak üzere Türkiye’de 40’a yakın dil yaşamaktadır. Türkiye, somut olmayan bu kültürel miras açısından dünyanın en zengin ülkeleri arasındadır. Bugün artık kültürel ve tarihsel mirasın yaratılmasından bahsedilecekse bu dillerin inkârı söz konusu olabilir mi? Sayın Başkan, bu yüzden diğer dillerin eriyip yok olması pahasına bir halkın ana dilinden koparılıp Türkçeye zorlanması bir zulümdür ve unutulmaması gerekir ki bir dili öldürmenin bir insanı öldürmekten, bir toplumu yok etmekten hiçbir farkı yoktur.

Değerli milletvekilleri, Anadolu ve Mezopotamya’nın bereketli toprakları üzerinde kurulan Türkiye bir diller bahçesidir, bir kültürler deryasıdır. Lakin UNESCO’nun yaptığı araştırmalara baktığımızda, bu diller bahçesinde 15 dil yok olma tehlikesi altındadır. Bugün tek dil politikaları sonucunda Kapadokya Yunancası, Mlahsö ve Ubıhça yok edilmiş ve yok olmuş dillerdir. Eğer devlet tekçilik saplantısından kurtulmazsa diğer dillerin de akıbeti farklı olmayacaktır.

Bu tablo karşısında AKP’nin sessizliği, dillerin katledilmesine suç ortaklığı teşkil etmektedir. Dil yasaklarını kaldırmak bir dilin yaşaması için yeterli değildir. Çünkü bir dil ana sınıfından üniversiteye kadar eğitimde ve bütün kamusal alanlarda kullanılmadıkça bu çağın şartlarında o dilin yaşama şansı yoktur.

Hatırlatmak isteriz ki UNESCO’nun bu yılki Dünya Ana Dili Günü mesajının teması da “Çok Dilli Eğitim ile Sürdürülebilir Bir Geleceğe” şeklindedir.

Bakın, sadece birkaç ay önce KHK’larla başta İstanbul Kürt Enstitüsü, Kürdi-Der, Ferzad Kemanger İlkokulu kapatılmış, aynı şekilde Diyarbakır’da Kürtçe eğitim veren Zarokîstan kapatılıp Türkçeye çevrilmiştir. Bu, şüphesiz AKP’nin Kürtçeye yaklaşımının ve düşmanlığının bir resmidir. Özellikle AKP’li Kürt milletvekilleri bilsinler ki Ahmedi Hani’nin iki eli sürekli onların yakasında olacaktır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak herkesin kendi ana dilinde özgürce yaşaması temennisiyle ezilen bütün halkların 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutlarken sözlerimi dil bilimci Ouchinski’nin şu sözleriyle bitirmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – “Bir halk kendisine yeni bir vatan edinebilir veya yeni bir ülke kurabilir fakat kaybettiği ana dilini asla tesis edemez, ana dili kaybolur kaybolmaz halk da ölür ve bir tek kişinin katli karşısında ürperen insanlık, yok olan bir toplum karşısındaki durumunu gözden geçirmelidir.”

Son olarak yapılan mevcut Anayasa’yla Türkleri, Alevileri, Lazları, Çerkezleri, Pomakları, Arapları yok sayan, bu dilleri, bu kimlikleri, bu kültürleri görmeyen bir yerde bu davranış, bu yaklaşım sürdüğü sürece hepimiz “la, la, la” diyeceğiz, “na, na, na“ diyeceğiz, “hayır, hayır, hayır” diyeceğiz ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Gündem dışı ikinci söz, Ordu ilinin sorunları hakkında söz isteyen Ordu Milletvekili Seyit Torun’a aittir.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, Ordu ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ordu ilimizin yaşadığı sorunları gündeme getirmek için gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Öncelikle konuşmama hayırlı bir hafta dileyerek başlamak istiyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, El Bab’da şehit olan astsubayımıza Allah’tan rahmet diliyorum, ülkemize başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden birçok kez tabii ki Ordu’nun sorunlarını gündeme getirmeye çalıştık, birçok kez dillendirdik. Biz burada konuşuyoruz ama yetkililer maalesef bu konuda kulaklarını tıkamış durumdalar. Özellikle temel geçim kaynağımız olan fındıkla ilgili maalesef iki yıldır bir hayal kırıklığı yaşıyoruz; iki yıldır fındıkla ilgili bu kürsüden her türlü konuşmamıza, soru önergelerimize, kanun tekliflerimize rağmen bir yanıt verilemedi.

Değerli arkadaşlar, fındık, serbest piyasaya bırakıldı, arz ve talebe göre şekillenecek dendi ama görüyoruz ki piyasa koşulları oluşmuyor. Geçen yıl rekolte çok düşüktü ama buna rağmen fiyat yükselmedi, bu yıl da gene düşük, gene yükselmiyor. Peki, serbest piyasa bunun neresinde? Eğer Tarım Bakanlığı bu konuya bir el atmazsa fındık üreticimizin hâli hakikaten perişan. 12 liradan başlayan sezon, şu anda 10,25’e kadar düştü, elde fındık yok ama fiyat artmıyor. Üretici çaresiz, gelecek yıla da umutsuz, önümüzdeki süreçte gübre, ilaç alabilecek mi, o bile belli değil, maalesef her yıl beklenti içerisinde, her yıl bir umut içerisinde fındığının değer etmesini bekliyor. Fındığı değer etmeyince de -Ordu ekonomisi temelinde fındığa bağlı olduğu için- esnaf da çaresiz, fabrikacı da çaresiz, ihracatçı da çaresiz. Gerçekten, geçen hafta Ordu’nun sokaklarında dolaşırken herkesin yüzünde aynı umutsuzluğu gördüm. Esnaf, fındık para etmediği için artık ne alacaklarını tahsil edebiliyor ne de bu yönde alışveriş yapabiliyor.

Şu bir gerçek ki: Fındık üreticisi kaderine terk edildi ve TÜİK’in verilerine göre de ilk dört ayda kayıp 300 milyon dolar ve 468 bin ton rekolte tespit edildi, bunun belki üçte 2’si gerçekleşti ve şu anda da 15 lira olacak diye bekleyen üreticimiz mağdur. Bu arada, fındığı işleyen bir Sagra tesisimiz vardı Ordu’yla markalaşmış ama maalesef, bu da taşınma kararı aldı, bundan dolayı da sürekli işçi çıkarıyor. İşsizlik verilerinin artık 6 milyonu geçtiği bir süreçte, işsizliğin arttığı bir süreçte maalesef yeni işsizler ordusuna katılımlar başladı.

Tabii, Ordu’nun yollarını konuşmak istemiyorum. Her zaman dile getirdik, söylüyoruz, kaç aydan bu yana, maalesef Yalıköy-Perşembe güzergâhındaki çöken yol bir turizm yolu diyoruz, turizm gelişecek diyoruz Ordu’da ama altı aydır bir el atılamadı. “Ulubey-Gürgentepe-Gölköy yolu 2014’te bitirilecek.” dendi; çalışmalar hâlâ, maalesef çok yavaş gidiyor. “Çevre yolu 2014 yılında hizmetinizde.” dendi; hâlâ, maalesef bitirilmesi bekleniyor ve Ordu bu anlamda “Yol konusunda çağ atladık.” derken maalesef sınıfta kaldı.

Kırsalda vatandaş çaresiz. Göçü durduralım derken göç daha fazla artmaya başladı ve kırsalda maalesef vatandaşımız kalmadı. Fındıktan sonra arıcılık dedik fakat arıcılık da yeterli desteği göremedi, şu anda yeterli katkıyı alamıyor. Balıkçılarımızın maalesef o balıkçı barınaklarında suyu, elektriği yok, çekek yerleri yetersiz ve Medreseönü, Gülyalı, Bolaman, Yalıköy başta olmak üzere balıkçılığı artık terk etme noktasına gelmişler.

Üniversiteye öğrenci yerleştirmede sonuncu sıralardayız. Devlet hastanemiz merkezde, hâlâ bir türlü karar alınıp yapılamadı. Her seferinde söz veriliyor, her seferinde “Yapacağız” deniliyor fakat yerine gelen hiçbir şey yok.

Değerli hemşehrilerim, değerli milletvekilleri; şunu ifade etmek istiyorum: Karadeniz gerçekten her dönemde Adalet ve Kalkınma Partisine destek verdi ama bunun hiçbir zaman karşılığını alamadı, hiçbir zaman bunun karşılığını görmedi. Bu yüzden, lütfen, Ordu’ya ve Karadeniz’e el atın ve sorunlarına sahip çıkın, bu insanlar size her zaman sahip çıktı.

Çok teşekkür ediyorum, hepinize hayırlı haftalar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Torun.

Gündem dışı üçüncü söz, Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kavcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Bayburt Milletvekili Şahap Kavcıoğlu’nun, 21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayburt’umuzun düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü hakkında konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bir yanımız o çileli günlerde yaşanan elim olayları düşünerek hüzünleniyor, bir yanımız ise yiğit atalarımızın o zamanlarda verdikleri kahramanlık mücadelelerini hatırlayarak gururlanıyor.

Tarihimizde önemli bir yere sahip olan Birinci Dünya Savaşı, Türk milletinin unutmaması gereken ibret sayfalarıyla doludur. Osmanlı Devleti’nin Kafkasya cephesinde gerçekleştirdiği Kop savunması Osmanlı-Rus savaşının seyrini değiştirecek kadar önemli bir savunma olmuştur; aziz şehrimizin kahraman evlatları Kop Geçidi’ni düşmana kapatmış ve geçit vermemiştir.

Değerli milletvekilleri, bu kahraman şehir aynı zamanda bir kültür şehridir. Binlerce yıllık geçmişine, yüzlerce değerli eseriyle kayıtlık eden şehrimizin en önemli yapılarından olan ve şehre girişte heybetiyle bizleri karşılayan Bayburt Kalemiz -şöyle resmini de gösteriyorum, inşallah, ziyarete de bekliyoruz- en yaşlı eserlerimizdendir. Türkiye’de 3 hisarlı olan 2 kaleden 1 tanesi ve sur uzunluğu olarak Türkiye’de ilk 3 kale arasında yer almaktadır.

Yine, Mescit Dağlarından doğup gelen, dünyanın en hızlı akan nehirlerinin başında yer alan Çoruh nehri sanki Bayburt’un altın bileziğidir. Yine, şehrin ortasında tarihî Saat Kulesi’yle bu üç özelliğe sahip dünyadaki sayılı şehirlerin başında gelmektedir. Yine, Aydıntepe ilçemizde bulunan yer altı kentimiz de hakeza en eski tarihî eserlerimizdendir. Bayburt Kalesi’yle bağlantıları olduğu bilinen yer altı kentimiz, 3 bin yıllık mazisiyle tarihimizin en eski tanıkları arasında yer almaktadır. Dede Korkut Türbesi, Kutlubey Türbesi, Ulu Cami, Yakutiye Camisi, Pulur Ferahşat Bey Camisi, Saruhan Kalesi, Varzahan Kiliseleri, Bedesten, Taşhan, Zahit Efendi Camisi, Çimağıl Mağarası ve 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü alan Baksı Müzemiz en önemli tarihî ve günümüz eserlerinin başında gelmektedir ve daha yüzlerce tarihî yapıya sahip olan bu kültür şehri Bayburt, sadece tarihî eserleriyle değil önemli şahsiyetleriyle de her zaman değerlidir.

Yine, bu müzemizi kuran değerli hocamız Hüsamettin Koçan Gazi Meclisimizin de onur ödülünü almıştır, bir kültür ve sanat adamı olarak öne çıkmaktadır. Orta Asya’daki atalarımızın hikâyelerini günümüze taşıyan Sayın Fuat Köprülü’nün ifadesiyle, “Terazinin bir kefesine Türk edebiyatının tümünü, diğer kefesine de Dede Korkut’u koysanız yine Dede Korkut ağır basar.” dediği, Türk kültür hazinesinin en önemli şahsiyetlerinden olan, “Bamsı Beyrek” isimli hikâyesinde “Parasar’ın Bayburt hisarı” diyerek Bayburt’u kullanan Dede Korkut’un türbesi Bayburt’ta Masat köyümüzdedir.

Rus işgalinden sonra şehrinin hâlini görerek “Vardım ki yurdumdan ayak göçürmüş/Yavru gitmiş, ıssız kalmış otağı/Camlar şikest olmuş, meyler dökülmüş/Sakiler meclisten çekmiş ayağı” diyerek ağıt yakan Bayburtlu Zihni yine Türk edebiyatının en değerli şahsiyetlerinden biridir.

Erenler köyümüz Duduzar, Peygamber Efendimiz (SAV)’in sancaktarı olan sahabeyikiram Abdülvahap Gazi hazretlerinin kabri şerifi Bayburt’tadır. Hanefi mezhebi fıkıh alimlerinden olan, Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası Akşemseddin hazretlerine hocalık eden Ekmelüddin-i Baberti Bayburtludur. Daha nice sahabelerin ve evliyaların yaşadığı yerdir Bayburt. Maneviyatı yüksek olan toprakların evlatları da bu nedenle yiğittir, merttir ve her daim devletinin yanındadır. Hiçbir terör eyleminin yaşanmadığı yerdir Bayburt, devlete hiçbir ihanet davasının olmadığı yerdir Bayburt, tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan şiarının yaşandığı yerdir Bayburt. Onun için, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği gibi, Bayburt Türkiye’dir.

Bu vesileyle tüm hemşehrilerimin ve tüm milletimin kurtuluş gününü kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi söz talebinde bulunan 15 milletvekiline söz vereceğim. Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Gürer, Sayın Engin, Sayın Aydın, Sayın Aydemir, Sayın Arık, Sayın Balbay, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Kılıç, Sayın Özdiş, Sayın Tanal, Sayın Topal, Sayın Yarayıcı, Sayın Doğan ve Sayın Yüceer.

Sayın Gürer, buyurun, sizden başlıyoruz.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, esnafın sorunlarına ve Hükûmetin bu sorunların çözümü için acil davranış göstermesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Esnaflarımızın sorunu giderek derinleşmektedir. Kapanan iş yerlerinin yanında icralık borçlarla çok sayıda esnaf mağdurdur. Kredi ile Hükûmet vaatleri katı kurallar nedeniyle esnaflar için çözüm olmamaktadır. Krediden sınırlı esnaf yararlanabilmektedir. 27 Ocakta Resmî Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren sicil affı banka şubelerinde hâlen uygulamaya alınmamıştır. Karşılıksız çek, protestolu senet, gecikmiş kredi kartı ve diğer kredilerle ilgili düzenlemeler bir an önce uygulanmalıdır. Sicil affı için bankalarla görüşen esnafa “Müdürlükten bir talimat gelmedi.” denmekte ve geri gönderilmektedir.

Niğde ilinde üç yılda 4.663 iş yerinin kapanıp 17.857 kişinin işsiz kaldığı Çalışma Bakanının yazılı yanıtıyla ortaya çıkmıştır. Niğde’nin esnafı ekmek parası kazanabilmek, borçlarını ödemek, söz verilen krediden yararlanıp kapısını açık tutmak için uğraşı içindedir. Esnaflarımızın sorunlarıyla Hükûmetin ilgilenmesini ve bunların çözümü için de acil davranış göstermesini temenni ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, eğitimlerini tamamlayan gençlerin iş bulamadığına ve ihtiyaca rağmen yeterli sayıda atama yapılmadığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Gençlerimiz gecelerini gündüzlerine katarak eğitimlerini tamamlıyorlar ama ne yazık ki sonrasında iş bulamıyorlar. Eğitim fakültesi mezunları, ön lisans muhasebe mezunları, çevre, gıda, su ürünleri, ziraat, kimya, tekstil, makine, inşaat, bilgisayar, elektrik, elektronik gibi bölümlerden mezun mühendisler, teknikerler, iktisadi ve idari bilimler mezunları, psikologlar, biyologlar ve daha onlarca bölüm mezunu gencimiz kamu kurumlarında çalışmak için KPSS’ye giriyorlar ama ihtiyaca rağmen atamalar yeterli sayıda yapılmadığı için iş bulamıyorlar. Örneğin ciddi boyuttaki öğretmen açığımıza rağmen Hükûmet sadece 20 bin öğretmen ataması yapacağını açıkladı, engellilerimiz için de benzer bir durum söz konusu. 21 bin boş engelli kadrosu olmasına rağmen atama yapılmıyor. AKP Hükûmetine soruyorum: Başkanlık için harcadığınız eforu neden gençlerimiz, engellilerimiz ve atamalar için harcamıyorsunuz? Milyonlarca kişiden KPSS sınav ücreti alıp neden kadroları boş tutuyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, referandum süreci devam ederken  “hayır” oyu vermeye hazırlanan yurttaşlara yönelik baskıların ağırlaştığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Referandum süreci hızla devam ederken ne yazık ki ülkesinin mutlu geleceği için “hayır” oyu vermeye hazırlanan bütün yurttaşlarımıza yönelik baskılar da ağırlaşıyor. Akademisyenlerin görevlerine son veriliyor, sanat merkezi yakılıyor, bazı hocaların derslerine son veriliyor, TV sunucuları işten atılıyor, partimizin gençlik kolları üyeleri gözaltına alınıyor. Bu şartlarda “hayır” oyu tam anlamıyla ülkeye sahip çıkma meselesi hâline geldi. Bir başka deyişle 16 Nisan referandumu İstiklal Marşı’nda “Korkma” diye başlayan bir toplumun korkuyla imtihanı olacak. Halkın önünde bu korku imparatorluğunu yıkacak son derece önemli bir fırsat var, o da anayasa değişikliği önerisine “hayır” oyu vermek. “Hayır” oyu vereceğini ilan edenlere bunun kampanyasını yapanlara karşı yürütülen büyük korkutma ve sindirme operasyonu esas korkanın iktidardakiler ve onların iş birlikçileri olduğunu açıkça gösteriyor.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

4.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, AK PARTİ’nin Erzurum’da yaptığı hizmetlere ve milletvekilleri ile tüm milleti turizm potansiyeli her açıdan yüksek olan İspir ve Pazaryolu ilçelerini ziyarete davet ettiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – “Hakkı teslim ve teşekkür sadedinde diyoruz ki AK PARTİ Erzurum’a deniz getirmiştir. Uzunluğu 15 kilometreye varan Ovit Projesi tamamlandığında Karadeniz’le Erzurum’un mesafesi iki saate iniyor. Bu hizmet ilçelerimiz adına övünç vesilesidir. İktidar olduğunuzdan bu yana ülkemize her alanda mesafe aldırdınız. Referandum sonrası erişeceğiniz Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ülkemizi çok daha zirve noktalara taşıyacağınızdan eminiz. İspir ve Pazaryolu çıkmış olduğunuz bu yolda sonuna kadar destekçinizdir.”

Değerli Başkanım, şahsımızda ak kadroya dönük kaleme alınan bir mektuptan kısa bir kesit sundum. İspir ve Pazaryolu Erzurum’un Karadeniz’e açılan ve dadaş meşrepli insanlarımızın mukim olduğu iki ilçemiz. Turizm potansiyeli her açıdan yüksek bu ilçelerimizi görmek gönüllere pozitif aktarım sağlayacaktır. Milletvekillerimiz özelinde bütün milletimizi bu eşsiz iki ilçemizi ziyarete davet ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydemir.

Sayın Arık...

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şeker pancarı kotasının yükseltilmesi için mücadele veren şeker pancarı üreticilerinin yanında olmadığına ve Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Hüseyin Akay’ın durumuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Elitaş ve AKP milletvekilleri Kayseri Şeker Fabrikasında çiftçi eğitim seminerine katılmış. Akıllara ziyan bir durum. Zira Sayın Elitaş, eli nasırlı çiftçilerimiz “Pancar kotasını yükseltin.” diye her gün feryat ederken nişasta bazlı şeker kotasının yükseltilmesi için mücadele veren bir isim yani Sayın Elitaş eli nasırlı pancar çiftçisinin değil, “Cargill” isimli yabancı firmanın yanında. Öte yandan Kooperatif Başkanı Hüseyin Akay’ın tutumu da dikkat çekici. Sayın Akay’ı kayyum olarak atayan mahkemenin savcısı ve tüm üyeleri tutuklandı, Sayın Akay’ın atadığı Genel Müdür ve yardımcıları da tutuklandı, kendisine de FETÖ soruşturması nedeniyle yurt dışı yasağı getirilmiş, mal varlıklarına tedbir konulmuştu. Nasıl bir tesadüftür ki bu toplantıdan iki gün önce yurt dışı yasağı ve mal varlıklarına konulan tedbir kaldırıldı. Soruyorum: Çiftçinin alın teri üzerinden kim neyin diyetini ödüyor?

Teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Sayın Balbay...

6.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, İstanbul’da Müjdat Gezen Sanat Merkezinin kundaklanmasına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önceki gün İstanbul’da Müjdat Gezen Sanat Merkezi kundaklandı, ateşe verildi. Bir ülkede eğer sanat merkezleri kundaklanmaya başlanmışsa o ülke karanlığa gömülmüş demektir. Bunlara karşı Müjdat Gezen’in “Onların yaktığı ateş beş dakikada söndürüldü ama bizim yüreğimizdeki cumhuriyet ateşi, Atatürk ateşi hiçbir zaman sönmeyecek.” sözlerini selamlıyorum ve kutluyorum. Türkiye’nin geleceği Müjdat Gezen’in ve onun gibi sanata inanan, aydınlığa inanan insanların elindedir. Eğer bir ülkede mizaha saldırı başlamışsa o ülkede yönetim çok gülünç duruma düşmüş demektir, o ülkede yönetim ülkeyi yönetemez hâle gelmiş, mizaha karşı aciz duruma düşmüş demektir. Bugün Müjdat Gezen’e yapılan saldırı akıllarda geçmişteki benzer saldırı dönemlerini çağrıştırmış ve ürkütmüştür ancak ülkeyi yönetenlerin bundan rahatsız olmaması en az saldırı kadar ürkütücüdür diyorum, Müjdat Gezen’i bir kez daha selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu...

7.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, 2016 yılı alan bazlı gelir desteği ödemesi için ek başvuru hakkı tanınmasını istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2016 yılı alan bazlı gelir desteği ödemesi başvuru süresi 9 Eylül 2016 tarihinde başlayıp 30 Aralık 2016 tarihinde sona ermiştir. 2015 desteği için başvuru süresinde dosyalarını ilgili kuruma teslim edemeyen ya da başvuru yapmayı unutan üreticilere yeniden başvuru hakkı tanınmış ve ek ödeme yapılmıştır. Üreticilerimiz adına bundan ötürü sayın bakana teşekkür ediyorum. Bu şekilde binlerce üreticimizin mağduriyetinin önüne geçilmiştir.

Yine, destekleme koşulları taşıdığı hâlde süresi içinde başvuru yapmamış binlerce üreticinin bulunduğu ifade edilmektedir. Başvuru süresini kaçıran bu üreticilerimizin de 2016 ödemesinden yararlanması için ek süre tanınmasını istiyor, talebimizi fındık üreticilerimizin adına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Faruk Çelik’e iletmek istiyorum. Üreticilerimize müjdeli haber bekliyoruz.

Sayın Fatma kardeşime de Divanda başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

8.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, TÜİK verilerine göre çocukların durumunun vahim bir tabloda olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

TÜİK’in çocuk 2015 yılı raporuna göre, 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 21’dir. Yani, bugün ülkemizde yaklaşık 1 milyon çocuk işçi var.

Yine, TÜİK verilerine göre, 2002-2016 yılları arasında 18 yaşın altında 440 bin kız çocuğu doğum yaparak anne oldu. Son beş yılda hükümlü çocuk sayısı 5 kat arttı. Çocuklara yönelik cinsel istismar on dört yılda yüzde 434 arttı. Uyuşturucu kullanma yaşı 10’a indi. UNICEF’in OECD ülkelerindeki çocuklar arasındaki fırsat eşitliğini incelediği raporunda Türkiye 35 ülke arasında 34’üncü sırada yer aldı.

On beş yıldır ülkemizi sürüklediği bu vahim tablo karşısında ve iktidarları boyunca çocuklarımızı her türlü istismara, şiddete karşı koruyamayan bu iktidara 16 Nisanda “hayır” diyerek asli görevlerini hep birlikte hatırlatmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, idarenin halka göre şekillendiğine, halkın yöneticilerine göre tavır aldığına ve iyi yönetimin yakındakileri mutlu edip uzaktakileri kendine çekeceğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Yönetimsiz yer başsız vücuda benzer. İdare halka göre şekillenir. İdareciler adaletli olursa sevimli ve değerli, adaletsiz olurlarsa da sevimsiz ve değersiz olurlar. Çok konuşan değil, çok iş yapan yöneticilere ihtiyacımız vardır. Sevginin kurduğu devleti adalet devam ettirir. Her ülkenin hak ettiği bir hükûmeti olur. İdareciler yönetimlerinde kafalarıyla kalplerini birlikte kullanmalıdırlar. Yurt adalete dayalı devletle şen olur. Halk yöneticilerine göre tavır alır. İyi yönetim yakındakileri mutlu eder, uzaktakileri kendine çeker. Hazreti Ali “Ben öyle yöneticiler istiyorum ki halkın arasında halktan biri gibi olsunlar.” buyurmuştur. İdare, idareden ibaret olmamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

10.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Müjdat Gezen’e geçmiş olsun dileklerini ilettiğine ve Başbakanın Müjdat Gezen Sanat Merkezine yapılan saldırıyla ilgili tavrını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli sanatçı Müjdat Gezen’e ben de buradan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Sorum Sayın Başbakana: Müjdat Gezen Sanat Merkezine yapılan saldırıyı nasıl değerlendiriyorsunuz, bu konudaki tavrınız nedir? Olayın öncesinde havuz medyası mensubu bir gazetenin -bu lafı, gerçek, ilkeli, onurlu gazetelerden ve gazetecilerden özür dileyerek söylüyorum- Müjdat Gezen’i hedef göstermesi, hatta hakaret etmesi konusunda düşünceleriniz nedir? Söz konusu gazetenin devlet protokolüyle ilişkileri nasıldır? Son on beş yılda yurt içi ve yurt dışı gezilerine katılan gazeteci kafilesinde bu gazeteden kimler vardır?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Tanal…

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hulusi Akar ile Mehmet Dişli’nin Sakarya Pamukova’da müşterek arsa alıp almadıklarını öğrenmek istediğine ve tüm vatandaşları Anayasa değişikliğine “hayır” demeye çağırdığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hulusi Akar ile Mehmet Dişli’nin Sakarya Pamukova’da müşterek villalık arsa aldıkları doğru mudur; doğruysa bu, siyasi bir ilişki midir?

Mevcut olan bu Anayasa değişikliğiyle neler getirilecek? Kutuplaşma getirilecek, çatışma artırılacak, şiddet getirilecek, gerginlik artırılacak, ayrışmayı körükleyecek, liyakatsizliği getirecek, hukuk güvenliğini bitirecek, bu değişiklikle ülkemizde kaos yaratılacak; bu sebepten dolayı tüm vatandaşlarımıza Anayasa değişikliğine “hayır” demeye çağrı yapıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay ilimizin çözülmesi gereken birçok sorunu bulunmaktadır. Maalesef, yıllardır birçok insanımızın ölümüne sebep olan, defalarca dile getirdiğimiz ancak gerekli düzenlemelerin yapılmadığı Defne Harbiye yolu can almaya devam ediyor. Daha fazla can kaybı olmadan lütfen bu yolu çözelim.

Hassa tüneli projesine ne zaman başlanacak?

Erzin OSB, karma OSB olup toplam 22 katılımcı yer talebinde bulunmuş, bu çalışmaların bir an önce tamamlanması gerekiyor.

Yapımı devam eden ve 2015 yılında bitirilmesi planlanan Reyhanlı Barajı hâlen bitirilmemiştir. İktidar yetkililerini özellikle Suriye iç savaşından en ağır yarayı alan ilimiz Hatay’ın sorunlarını el birliğiyle çözmeye davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Sayın Yarayıcı…

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, referandum sürecinde tüm devlet olanaklarının “evet” için kullanıldığına, “hayır” diyeceklere ihraç, baskı, gözaltı, tutuklama ve şiddetin her türlüsünün uygulandığına ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinin kundaklanmasının bu atmosferin sonucu olduğuna ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

16 Nisanda rejimin geleceğinin oylanacağı referanduma doğru gidiyoruz. Tam da iktidarın adalet anlayışına uygun bir şekilde tüm devlet olanaklarının “evet” için kullanıldığı, “hayır” diyeceklere ihraç, baskı, gözaltı, tutuklama ve şiddetin her türlüsünün uygulandığı adaletsiz bir kampanya yürütülmekte. Başta Cumhurbaşkanı ve iktidar sözcüleri “diktatörlüğe hayır” diyenleri terörist olmakla itham etmekte ve bu kirli zihniyet hızla halklarımız arasında düşmanlık tohumlarını ekmektedir. Silahlanma ve iç savaş tehditlerinin havada uçuştuğu bu süreç cumhuriyet başsavcı vekilinin “Hayır diyecekler terörist muamelesi görecekler.” açıklamasıyla yeni bir evreye dönüşmüştür. Önceki gün Müjdat Gezen Sanat Merkezinin kundaklanması, tam da bu iktidarın yarattığı bu atmosferin sonucudur. Yapılan bu kundaklamanın, sanat ve sanatçılar üzerindeki baskıların yılgınlık yaratacağını kimse düşünmesin. Zulüm arttıkça “hayır”larımızı daha da gür haykıracağız.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

14.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa ilinde on dört aydır tutuklu bulunan 74 kişinin bir türlü yargı önüne çıkartılmadığına ve ağır hak ihlali olan bu durumun ortadan kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, Manisa ilinde on dört aydır tutuklu bulunan 74 kişi bir türlü yargı önüne çıkartılamamaktadır. Özel yetkili mahkeme savcısına avukatlar vasıtasıyla yapılan tüm başvurular savcı tarafından reddedilmektedir. On yedi aydır hukuksuz bir işlemle tutuklanan bu insanların yargı önüne çıkartılması gerekmektedir. Ağır bir hak ihlali olan bu durumun ortadan kaldırılması gerekmektedir. Ayrıca, bu konuyla ilgili olarak hem Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna hem Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna hem de Adalet Bakanlığına mektup yazdığım hâlde hiçbir sonuç alamadım.

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

15.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit düşen Astsubay Yunus İşcan’a Allah’tan rahmet dilediğine ve yöneticilerin görevinin ölümleri kutsamak değil ölümleri önlemek olduğuna ilişkin açıklaması

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Fırat Kalkanı operasyonundan hemen her gün şehit haberleri geliyor. Tekirdağlı hemşehrimiz Astsubay Yunus İşcan, ardında on sekiz aylık yavruyu bırakarak El Bab’da şehit düştü. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine sabır, Tekirdağ’a ve milletimize başsağlığı diliyorum. Yunus İşcan, El Bab’daki 69’uncu şehidimiz. 69 vatan evladı iktidarın her gün değişen, bir oraya bir buraya savrulan Suriye politikasına, daha doğrusu politikasızlığına kurban verilmiştir. Devletin varoluş amacının insanları yaşatmak olduğu gerçeğini unutanlar ülkesi olmamalı Türkiye. Bir ülkede analar, öpmeye kıyamadığı çocuklarının üstüne toprak atmak, arkalarından ağıt yakmak zorunda kalıyorsa bir şeyler çok ama çok yanlış gidiyordur. Yöneticilerin görevi ölümleri kutsamak değil o ölümleri önlemektir. Aynı yaştaki çocuklarınıza çürük raporu aldırıp gemicikler alın, vatanın yoksul çocuklarına şehitlik güzellemeleri sıralayın. Ölen çocuklarımızın vebali onları koruyamayanların üzerindedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

Süreniz iki dakika.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olan askere Allah’tan rahmet dilediğine, El Bab'da yürütülen operasyonlarda büyük bir başarı sağlandığına ve bütün terör örgütleri temizlenene kadar devam etmesi gerektiğine, darbecilerin ve terör örgütü mensuplarının yargı önünde hesap vermeye başladıklarına ve terör örgütünün adalet mekanizmasından tamamen temizlenmesini beklediklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamaya göre Fırat Kalkanı operasyonu kapsamında El Bab bölgesinde yürütülen operasyonda 1 askerimiz şehit olmuştur. El Bab'da şehit düşen 69 evladımızla yüreklerimiz yanmaktadır. Bu vesileyle aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli yakınlarına ve aziz Türk milletine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında El Bab'da yürütülen operasyonlarda kahramanlarımız büyük bir mücadeleyle başarı sağlamış, kentin büyük bölümünde kontrolü ele almıştır. Silahlı Kuvvetlerimizin bu başarısı terörizmi etkisiz hâle getirmek için önemli bir aşamadır. Suriye'deki Fırat Kalkanı Harekâtı bütün terör örgütleri temizlenene kadar devam etmelidir. Bu kapsamda Türkiye'nin terör örgütü PYD-YPG'yi de bölgeden temizlemesi, gerekirse Menbic ve Rakka'ya kadar operasyonun genişletilmesi gerekmektedir.

FETÖ ve PDY soruşturması kapsamında Muğla ve Ankara'da davalar görülmeye başlanmıştır. Darbeciler ve terör örgütü mensupları yargı önünde hesap vermeye başlamışlardır. 15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanına suikast için Marmaris'e giden darbeci hainlerin yargılanması kapsamında ibret verici ve tüyler ürpertici ifadeler kamuoyuna yansımıştır. Bir teröristin şu ifadelerine bakınız: "Hiçbir şeyden korkmuyorum, darbe yaptım, cezası idam bile olsa canım yanmaz." Hiçbir utanma ve pişmanlık işareti göstermeyen bu ifadelerle âdeta Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine meydan okunmaktadır, lanetliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Gün geçtikçe FET֒nün devlet içerisindeki yapılanmasına ilişkin haberler kamuoyuna yoğunlukla yansımaktadır. Bu kapsamda, dün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan yapılan açıklamada, 227 hâkim ve savcı daha ihraç edilmiştir. Böylece, meslekten ihraç edilen hâkim ve savcı sayısı 3.886’ya ulaşmıştır. Bu rakamlar Türk yargısındaki terör örgütü yapılanmasının vahim boyutlarını ve adaletin kimlerle dolduğunu gözler önüne ibretle sermektedir. Bu çalışmaları, yargıdaki bu temizliği önemsiyoruz ve terör örgütünün adalet mekanizmasından bir an önce tamamen temizlenmesini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Yıldırım, buyurun.

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü’ne, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in tutuklanmasını siyasi bir karar olarak gördüklerine ve HDP milletvekilleri ve yöneticilerinin tutuklanmalarının hukuksal bir sürecin parçası değil iktidarın kin ve nefret duygularıyla geliştirmiş olduğu uygulamalar olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü. Ben bütün ulusların kendi ana dilinde Dünya Ana Dili Günü’nü kutluyorum.

Yine Sayın Başkan, malumunuz olduğu üzere, yirmi üç gün önce, Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken bir mahkeme heyetinin -ki tutuklu olduğu dosyayı gören mahkeme heyetinin- bütün üyelerinin katılımıyla, oy birliğiyle tahliye edilmişti. Ancak, tahliyesinden on yedi gün sonra, “bir hukuk garabeti” diyebileceğimiz kararla tutuklanmaya yönelik yakalama kararı geçen hafta perşembe günü çıkarıldı. Cezaevindeyken yaşamış olduğu bir ayağındaki kısmi felç sebebiyle, Ankara’daki bir hastanede geçen hafta perşembe günü ameliyat oldu ve rahatsızlığı devam ederken bugün hastane kapısında tutuklandı. Olayı siyasi bir karar olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum ve bu siyasi talimatı yargıya verenleri şiddetle kınıyorum. Ya değilse, iktidar partisinden bir hukukçu -bu siz de olabilirsiniz- çıkın, tutukluluk hâlini tutuklu olduğu dosyadan tahliyeye oy birliğiyle dönüştüren bir mahkeme heyetinin kararına rağmen birinin nasıl itirazla tutuklanabileceğini TCK’ya ve CMK’ya göre açıklayın. TCK ve CMK’da yargılama usulleri hiçbir şekilde böyle bir şeye cevaz vermezken arkadaşımızın tutuklanması, söz konusu mahkemeye siyasi iktidarın talimatı dışında hiçbir şeyle açıklanamaz. Yargının bu kadar siyasallaştırıldığı, boğazına kadar kadrolaştırıldığı, siyasi iktidarın, yargı kurumu olmaktan çıkardığı bu mahkemelere dönük bu kararlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Eş genel başkanlarımızın, diğer milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın, il-ilçe yöneticilerimizin ve bütün siyasi rehin alınma durumlarının referandum takvimiyle alakalı olduğunu düşünüyoruz. Siyasi iktidar, HDP’den korkmaktadır, onun “hayır” kampanyasından korkmaktadır; kolluğu ve yargıyı iktidarın sopası olarak kullanmaktadır. Bu tutuklamaları da tümüyle -partimize dönük vekil, belediye başkanı, genel merkez, il-ilçe yöneticilerimizin tutuklanmasını- biz yargısal ve hukuksal bir sürecin parçası olarak değil siyasi iktidarın rövanşist duygularla, kin ve nefret duygularıyla geliştirmiş olduğu uygulamalardan başkaca hiçbir şeye yorumlamıyoruz. Ya değilse, iktidar partisinden bir hukukçunun çıkıp Sayın Baluken’in oy birliğiyle tutuklu dosyadan bırakılması sonrasında CMK’nın ve TCK’nın hangi maddesine göre bırakıldığını izah etmesini bekliyoruz. Ya değilse, bu vebal siyasi iktidarın boynuna kalacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Altay, buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne, bazı kamu yöneticilerinin "evet" kampanyasına başlamalarının kabul edilebilir olmadığına, sosyal medya paylaşımları yoluyla suç işleyen Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cevdet Kayafoğlu hakkında gerekli işlemin yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Güzel ilimiz Bayburt’umuzun düşman işgalinden kurtuluşunu kutluyoruz. Bayburtlu hemşehrilerimizin kahramanlıkları her türlü övgünün üzerindedir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak bu kurtuluş mücadelesinde verdiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi anıyoruz; onlara gönül ve şükran borcumuz vardır. Bu vesileyle, gene Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak tüm Bayburt’a ve Bayburtlu hemşehrilerimize tebriklerimizi ve saygılarımızı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundan iletiyoruz.

Sayın Başkan, öte yandan, Türkiye'de süratle bir kamplaşma, kutuplaşma stratejisinin bilinçli bir şekilde yürütüldüğüne… Siyasetçilerin bunu yapmasının belki yadırganmayacak bir yanı vardır, kamplaşmadan, kutuplaşmadan beslenmek isteyen siyasi anlayışlar olabilir ama kimi kamu yöneticilerinin, kimi bürokratların, rektörlerin, valilerin, kaymakamların, millî eğitim müdürlerinin iktidar partisinden ve Milliyetçi Hareket Partisinden önce “evet” kampanyasına başlamaları demokrasi standartlarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, birliği açısından kabul edilebilir değildir Sayın Başkan.

Antalya Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cevdet Kayafoğlu'nun medyaya da yansıyan ve sonra silinen “tweet”ini Genel Kurulun takdirine sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, ek sürenizi veriyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Kayafoğlu, “Vereceğiniz oy, aynı zamanda PKK’ya destek oyudur. ‘Haberim yoktu.’ demeyin. PKK Anayasa referandumunda ‘hayır’ çağrısı yapmış, sandıkta ‘hayır’ diyecek olanlar PKK’yla aynı muameleyi göze alıyorlar demektir. Küsmece yok.” diyerek Türkiye'de “hayır” oyu verecek milyonlarca insanı tehdit etme cüretkârlığını gösterebilmiştir. Bunun siyaseten tam karşılığı, Başsavcı Vekilinin yapmak istediği adi bir yalakalıktır. Ancak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna da seslenmek isterim ki, daha dün 227 hâkim ve savcıyı bir çırpıda meslekten ihraç edenlerin, toplamda 4 bin hâkim ve savcıyı ihraç eden bu kurulun bu savcıyla ilgili, bu savcının işlediği nefret suçuyla ilgili, bu savcının yaptığı adi iftira, tehdit ve şantajla ilgili daha ciddi bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hemen bitirmek istiyorum Başkanım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun, peki, bir dakika daha ek süre verelim size Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …tedbir alması kamu vicdanını rahatlatacaktır. Aksi bir durumda gerek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gerekse Adalet Bakanlığı bu nefret suçuna, bu adi iftira, şantaj ve tehdide, bu görevi suistimal ve kötüye kullanmaya ortak olacaktır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hadsiz ve densiz başsavcı vekilinin derhâl ama derhâl görevinden uzaklaştırılarak işlediği suçlar kapsamında yargıya havale edilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Muş, buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, El Bab’da şehit olan astsubaya, Şanlıurfa Viranşehir’de PKK’nın hain terör saldırısında yaşamını yitiren 11 yaşındaki Ahmet Oktay Günak’a ve mahalle bekçiliği görevini yerine getirirken şehit olan İbrahim Kete’ye Allah’tan rahmet dilediğine, çocuk katili PKK terör örgütünün alçak yüzünü bir kez daha dünyaya gösterdiğine, devletin terörle mücadele için tüm imkânlarını seferber ettiğine ve kimsenin bu devleti ve milleti terörle dize getiremeyeceğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; bugün El Bab’da şehit olan astsubayımıza, yine geçtiğimiz hafta Şanlıurfa Viranşehir’de terör örgütü PKK’nın gerçekleştirdiği hain terör saldırısında yaşamını yitiren 11 yaşındaki evladımız Ahmet Oktay Günak’a ve mahalle bekçiliği görevini yerine getirirken şehit olan İbrahim Kete’ye Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Çocuk katili PKK bu saldırılarıyla, hiçbir kutsalı olmayan terörün alçak yüzünü bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Dağda, kırsalda ve şehirlerde güvenlik güçlerimizin başarılı operasyonlarıyla ağır darbe yiyen ve bir bir yok edilen terör örgütü mensupları masum çocuklara kalleşçe saldırma yoluna tevessül etmiştir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki bu evlatlarımızın hayatına kastedenler bunun bedelini ödeyecektir. Devletimiz terörle mücadele için tüm imkânlarını seferber etmiştir. Güvenlik güçlerimizin bu saldırı sonrası yaptığı operasyonlarda gözaltı işlemleri vardır. Operasyonlar tüm hızıyla devam etmektedir. Katil teröristler eninde sonunda ya yakalanacak ya da etkisiz hâle getirilecektir. Şanlıurfa’da 11 yaşındaki çocuğu öldüren terör örgütünü himaye eden kim varsa, onlara kim destek oluyorsa, kim onların sözcülüğünü yapıyorsa, içeride veya dışarıda hiç fark etmez, eninde sonunda bu millete ve bu hukuka hesap verecektir.

Buradan açıkça ifade ediyorum ki bir kedi yavrusuna sütlü ekmek vermek için dışarıya çıkan 11 yaşındaki bir çocuğu katleden PKK’yı terör örgütü olarak görmeyenler ne insanlıktan ne vicdandan ne de merhametten nasibini almamıştır. Şiddeti, vahşeti, bebeği ve çocuğu öldürmeyi hak arama yöntemi olarak görenler katillerin ortağıdır, iş birlikçileridir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti yurt içinde, Suriye’de, Irak’ın kuzeyinde ve her nerede olursa olsun terör örgütlerini bulundukları inlerde bertaraf etmektedir. İşte, terör örgütünün son çırpınışlarla sivillere saldırma nedeni de budur. Devletimizin terörle mücadele konsepti, daha terörist saldırıya geçmeden yerini tespit edip etkisiz hâle getirmektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İnşallah aziz milletimizin desteğiyle bu mücadele sürdükçe terörün kökü de kazınacaktır. Türkiye olarak bizim için bu mücadelede hangi ülkenin ya da kimin ne dediğinin hiçbir önemi yoktur. Zira şehit olan bizim evlatlarımızdır. Bizim odak noktamız terörün sığınağını, finans kaynağını, siyasi desteğini, insan kaynağını, dış desteğini ortadan kaldırmaktır. Kimse bu devleti ve aziz milleti terörle dize getiremez. Türk milletinin azim ve kararlılığı, birlik ve beraberliğiyle çelikten iradesi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm zorlukların üstesinden gelecektir diyorum.

Genel Kurulu selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Başkanlık Divanı olarak El Bab'da şehit olan Jandarma Astsubay Yunus İşçan'a Allah'tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biz de Divan olarak El Bab bölgesinde el yapımı patlayıcıları temizleme çalışmaları sırasında meydana gelen patlamada Jandarma Astsubay Yunus İşcan şehit olmuştur, şehidimize ve şehitlerimize Allah’tan rahmet, değerli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, sabır; yaralılara da acil şifalar temenni ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyorum ve iyi çalışmalar diliyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge bulunmaktadır. Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

Üçüncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 26 milletvekilinin, Türkiye'ye gelen sığınmacıların yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/471)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkelerinde yaşanan iç savaşlardan dolayı Türkiye'ye gelen sığınmacıların yaşadığı sorunların araştırılması ve Türkiye'de başta sağlık, güvenlik ve sosyal sorunlar olmak üzere yaratabilecekleri risklerin tespit edilmesi gerekmektedir. Orta Doğu'daki siyasi dalgalanmalar, Türkiye'yi doğrudan etkilemektedir.

Sınır ötesi gelişmelerin Türkiye'de başta sağlık, sosyal ve güvenlik olmak üzere yaratacağı tehditlerin araştırılması, risklerin bertaraf edilmesi amacıyla çözüm yollarının belirlenerek, kapsamlı bir eylem planı oluşturulması için Anayasa'nın 98’inci maddesi, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Mevlüt Dudu                                                         (Hatay)

2) Mehmet Gökdağ                             (Gaziantep)

3) Kadim Durmaz                                                      (Tokat)

4) Orhan Sarıbal                                                       (Bursa)

5) Kemal Zeybek                                                      (Samsun)

6) Kazım Arslan                                                        (Denizli)

7) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

8) Nihat Yeşil                                                           (Ankara)

9) Onursal Adıgüzel                           (İstanbul)

10) Vecdi Gündoğdu                           (Kırklareli)

11) Mehmet Göker                                                     (Burdur)

12) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

13) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

14) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

15) Muharrem Erkek                           (Çanakkale)

16) Hüseyin Çamak                            (Mersin)

17) Yakup Akkaya                                                     (İstanbul)

18) Bülent Öz                                                           (Çanakkale)

19) Elif Doğan Türkmen                                            (Adana)

20) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                  (Bursa)

21) Barış Yarkadaş                             (İstanbul)

22) Murat Emir                                                         (Ankara)

23) Okan Gaytancıoğlu                       (Edirne)

24) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

25) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

26) Niyazi Nefi Kara                          (Antalya)

27) Çetin Arık                                                           (Kayseri)

Gerekçe:

Türkiye "Arap Baharı" adı altında Orta Doğu'da yaşanan siyasi gelişmeler ve iç savaşların ardından büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle Suriye'de yaşanan savaş Türkiye'yi doğrudan etkilemiştir. Yaklaşık 7 milyon 700 bin Suriyeli evini terk etmiş, 3,5 milyonu da komşu ülkelere sığınmıştır. Hükûmet, 2011 yılında Hatay'ın Yayladağı ve Altınözü ilçelerinden geçişle başlayan süreçten bu yana “açık kapı politikası” izlediği için Suriyelilerin büyük bölümü Türkiye'ye gelmiştir.

Resmî rakamlara göre, şu anda 2 milyon 500 bin Suriyeli sığınmacıyı barındıran Türkiye, insani yardım kapsamında AKP iktidarının resmî açıklamalarına göre 8 milyar dolar harcamıştır. Bu rakamın esasında 12 milyar dolara kadar ulaştığı tahmin edilmektedir. Uluslararası insani yardım tutarı ise şu ana kadar 455 milyon dolar düzeyinde kalmıştır. 29 Kasım 2015 tarihinde Brüksel'de gerçekleşen AB-Türkiye Zirvesi'nde Türkiye'ye Suriyeliler için 3 milyar euro destek sağlanması, bunun karşılığında Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanmasıyla Türkiye üzerinden yasa dışı yollarla Avrupa'ya giden göçmenlerin iadesinin kabul edilmesi karara bağlanmıştır. Üstelik AB'nin 3 milyar euro tutarındaki desteği nasıl ödeyeceği de belirsiz konuların başında yer almaktadır. Göç dalgasının devam etmesi nedeniyle Türkiye'nin üstleneceği ekonomik yükün boyutu tahmin edilememektedir.

Türkiye, Suriyelilere geçici koruma statüsü vermektedir. Sığınmacıların 280 bini Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığının (AFAD) 10 ilde kurduğu barınma merkezinde yaşamaktadır. Kalan 2 milyon 200 bin sığınmacı ise maalesef şehirlerde zor koşullarda çoğunlukla kentsel dönüşüm bölgelerinde terk edilmiş evlerde veya akrabalarda yaşamını idame ettirmektedir.

AKP iktidarı döneminde geçici sığınmacı statüsünde olan 2 milyon 500 bin Suriyelinin biyometrik kaydı yapılmıştır. AFAD'ın rakamlarına göre, Suriyelilere 10 milyon 500 bin muayene hizmeti verilmiştir. 350 bin Suriyeli ameliyat edilmiştir. 80 bini kampta olmak üzere 350 bin sığınmacıya eğitim hizmeti verilmiştir. Sağlık hizmetleri tüm Suriyeliler için ücretsizdir. Bununla birlikte sağlıksız koşullarda yaşayan ve kayıt dışında kalıp gerekli kontrollerden yoksun kalan Suriyeli sığınmacılar, ülke nüfusu açısından risk teşkil etmektedir. Özellikle Suriye'den gelen kadınların cinsel istismara uğradığı ve bu yolla çeşitli cinsel hastalıklar kaptığı bilinmektedir. Hatta Suriyeli 1 kadın sığınmacıda AİDS'e neden olan HIV saptanmış ve Sağlık Bakanlığı kayıtlarına geçmiştir. Türkiye'de dünya ortalamasının aksine AİDS insidansının artması dikkat çekicidir.

Kamplarda barınmayan Suriyeli sığınmacıların çocukları, aşı programı dışında kalmaktadır. Bu da anne-bebek ölümlerini AB ülkeleri seviyesine getiren Türkiye'de katedilen aşamayı geriye götüren bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu, bu yıl kamuoyundan gizleyerek ilkokul birinci sınıfta yapılan kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısını 4-6 yaş aralığına çekmiştir. Yurt çapında kreş ve anaokulları uyarılarak, velilerin KKK aşısını yaptırması istenmiştir.

Göçmen Aşılama Programı'na alınan sığınmacı sayısı ve ayrılan bütçenin kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

Bunun yanı sıra, komşu ülkelerde yaşanan iç savaşlar, Türkiye'nin ulusal güvenliği açısından büyük bir risk oluşturmaktadır. 20 Temmuz 2015'te Suruç, 10 Ekim 2015'te Ankara'da, 12 Ocak 2016'da İstanbul Sultanahmet'te meydana gelen katliamlar, Suriye merkezli IŞİD terör örgütü kaynaklıdır. Sultanahmet katliamını gerçekleştiren kişinin Suriye'den Türkiye'ye giriş yapması ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğünde rahatça kayıt yaptırması Türkiye'nin içinde bulunduğu vahim tabloyu da özetlemektedir.

Öte yandan, Türkiye genelinde işsiz sayısı sürekli artarak 3 milyon 147 bin kişiye ulaşmıştır. İşsizlik oranı yüzde 10.5 seviyesine çıkan Türkiye'de 15 Ocak 2016 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla geçici koruma sağlanan yabancılara çalışma izni verilmiş ve yabancı istihdam kotasının dışına çıkılabileceği hükme bağlanmıştır. Mevsimlik tarım ve hayvancılık alanında çalışma izni almadan da yabancıların çalışmasına olanak tanıyan yönetmeliğin Türk iş gücü piyasasını etkileyeceği ortadadır.

Ülkelerinde iç savaş bittikten sonra da pek çok Suriyelinin Türkiye'de yaşamaya devam edeceği dikkate alındığında, geçici sığınma hakkı verilenlere uyum sağlamaları için Türkçe eğitim verilmeye başlanması, Türk müfredatına uyumlu eğitime geçmeleri gerekmektedir.

Bölge ülkelerde yaşanan istikrarsızlıkların ve ülkemize yönelik kitlesel göç hareketlerinin sınır güvenliğini ve iç güvenliğimizi etkilemesi, sağlık, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla ülkemizi tehdit edecek boyuta gelmesi karşısında yeni stratejilerin geliştirilmesi, uzun vadeli planların yapılması ve kapsamlı bir strateji belgesi hazırlanması için Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

2.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş ve 24 milletvekilinin, teknik bilimler öğrencileri ve mezunlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/472)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mühendislik; endüstriyel yapıların, makinelerin, cihazların ve günlük hayatımızdaki diğer sistemlerin tasarımını, üretimini, kurulmasını, geliştirilmesini, çalıştırılmasını ve bakımını konu alan bir meslek koludur. Son yıllarda üniversite sayısı ve dolayısıyla mezun sayısı hızla artmaktadır. Yükseköğretim kurumlarının çeşitliliği, eğitim şartlarının farklılığı, üniversite sayısındaki artışın ödeneklerde düşmeye neden olması, akademik kadroların yetersizliği gibi konularda küreselleşmenin ve plansız artışın eğitim sistemine etkileri olarak değerlendirilebilir.

Türkiye'de 2015 yılı itibarıyla 190 üniversite olduğu, bunlardan 114'ünün devlet üniversitesi, 76'sının ise vakıf üniversitesi olduğu yükseköğretim istatistikleri incelendiğinde görülmektedir. Bu üniversitelerden 100'ün üzerinde bir kısmının mühendislik eğitimi verdiği ve şu an bu bölümlerin öğrenci sayısının 250 bin civarında olduğu ifade edilmektedir. Mezun sayısındaki artış ve özel sektörün talebi olan nitelikli iş gücünün arasındaki dengesizlik nedeniyle yeni mezunlar işsizlik tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durumda kalan mezunlar ya işsizliği kabul etmek ya da mesleği dışında başka bir işi yapmak durumunda kalmaktadırlar.

Devletin yavaş yavaş üretim sektörlerinden çekilmesinin ardından son yıllarda kamusal hizmet alanlarından da hızla çekildiği görülmektedir. Bu süreçle beraber bugün artık diyebiliriz ki: Üretim, büyük ölçüde özel sektör tarafından şekillendirilmektedir. Mesleki faaliyet alanları açısından bakılırsa, en temelinden, telekomünikasyonun, enerji üretiminin, dağıtımın, maden işletmelerinin, ağır sanayi tesislerinin özel sektöre devredildiği ve hatta kanalizasyon, yol yapım çalışmaları, arıtma gibi belediye hizmetlerine dâhil olan hizmetlerin taşeron firmalar tarafından yapıldığı görülmektedir. Tüm bu gelişmeler özel sektörde çalışan nitelikli iş gücünün hızla artmasını beraberinde getirmektedir ve özel sektörde ücretli çalışan teknik bilimler mezunu mühendis, mimar ve şehir plancıları ve benzeri sayısı da hızla artmaktadır.

Yasalar bakımından konu değerlendirecek olursa, 4857 sayılı İş Kanunu olmak üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Sendikalar Kanunu, Kamu Emekçileri Sendikaları Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ve özelleştirme kanunları gibi pek çok kanun çalışma hayatını etkilemektedir. Özelleştirmeler sonucu kamuda çalışan teknik bilimler mezunu insan sayısı da azalmış, dolayısıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında çalışma alanı da oldukça daralmıştır. TMMOB üye yapısına bakıldığı takdirde büyük çoğunluk belirli veya belirsiz süreli yapılan bu iş sözleşmeleri hükümlerine göre çalışmakta ve İş Kanunu hükümlerine tabidirler, dolayısıyla işçi statüsündedirler. Birçok mühendis ve mimar işten atılma korkusu ve güvencesiz çalışmanın yanı sıra özlük hakları, yıllık izinler, tazminatlar, görev tanımlarının belirsizliği, sigortasız ya da düşük sigortalı çalışma, taşeronlaşma gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Teknik bilimler bölüm ve fakültelerinin gerçek bir gereksinime dayanmayan hızlı artışı bir yandan işsiz teknik bilimler mezunu sayısını artırırken bu insanların meslek dışı alanlarda düşük ücretle ve güvencesiz çalışmaya zorlandığı görülmektedir.

Tüm bu sebep-sonuç ilişkileri sonrasında ülkemizin kalkınması ve büyümesinde önemli faktör olan ücretli çalışan ve işsiz teknik bilimler mezunları (mühendis, mimar ve şehir plancıları vb) ve eğitimlerine devam eden öğrencilerin sorunlarının araştırılması amacıyla İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurularak konunun araştırılmasını arz ve talep ederiz.

1) Barış Yarkadaş                              (İstanbul)

2) Kazım Arslan                                                        (Denizli)

3) Nurettin Demir                                                     (Muğla)

4) Niyazi Nefi Kara                            (Antalya)

5) Candan Yüceer                              (Tekirdağ)

6) Seyit Torun                                                          (Ordu)

7) Barış Karadeniz                             (Sinop)

8) İbrahim Özdiş                                                       (Adana)

9) Akif Ekici                                                             (Gaziantep)

10) İrfan Bakır                                                          (Isparta)

11) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

12) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

13) Muharrem Erkek                           (Çanakkale)

14) Hüseyin Çamak                            (Mersin)

15) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

16) Yakup Akkaya                              (İstanbul)

17) Kemal Zeybek                              (Samsun)

18) Bülent Öz                                                           (Çanakkale)

19) Elif Doğan Türkmen                                            (Adana)

20) Nurhayat Altaca Kayışoğlu            (Bursa)

21) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

22) Murat Emir                                                         (Ankara)

23) Okan Gaytancıoğlu                                              (Edirne)

24) Erkan Aydın                                                        (Bursa)

25) Çetin Arık                                                           (Kayseri)

 

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci ve 29 milletvekilinin, Hasankeyf’te kültürel ve tarihî mirasın korunması ve kentin sular altında kalmasının engellenmesi için alınacak önlemlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/473) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anadolu ve Mezopotamya'nın uygarlık tarihinde çok önemli kültürel değerler olduğu bilinmektedir. Hasankeyf, Mezopotamya'da insanlığın yerleşik hayata geçtiğinin en belirgin örneğidir. Hasankeyf’i birinci derece sit alanı yapan en önemli özellik bir bütün içerisinde mağaralar, kalenin tarihî dokusu, ibadethaneler ve burada yaşayan atalarımızın mezarları, Zeynel Bey Türbesi ve kazı çalışmaları, daha bitmemiş, gün ışığına çıkmayı bekleyen binlerce tarihî eserin burada yer almasıdır. Sular altında kalacak olan binlerce mağaranın taşınması zaten söz konusu değildir.

Zeynel Bey Türbesi ise dış cephesindeki mozaik kaplamalardan dolayı eski özelliğini koruyamayacağı için sökülüp tekrar montajı imkânsızdır. Ray sistemiyle taşınması durumundaysa kot farkı çok olduğundan sarsıntılarla türbenin kesinlikle yıkılacağı ortadadır. Bir yapının planını yapmadan önce bireyin yaşadığı coğrafyadaki kültürel değerleri (gelenekler, dinî değerler ve kültürel mekânlar) gözetilmelidir, aksi hâlde plan işlevsizdir. Bu kural dünyanın her yerinde planlama bazında her kurum ve kuruluş için geçerlidir. Hasankeyf’in sular altında bırakılması insanlık suçudur. Hasankeyf’te altmış-yetmiş yıl ömürlü baraj, on iki bin yıllık tarihe tercih edilmemelidir. Barajın havzasının bulunduğu alanlardan gelecek kil, silt gibi malzemelerin “ölü hacim” diye tabir ettiğimiz baraj alt kotunu doldurması sonucunda baraj ömrü tükenmekte ve atıl duruma gelmektedir. Erozyonun önlenmesi için gerekli ağaçlandırma yapılmadığından baraj ömrü en çok altmış-yetmiş yıla düşmektedir. On iki bin yıllık geçmişe sahip, insanlık var oldukça ayakta kalacak olan Hasankeyf’in bu ölü hacmin altında kalması engellenmelidir.

İlçenin şimdiki konumunun kuzeyinde oluşturulacak olan yerleşimin sadece adı “Hasankeyf” olacaktır, yapılacak olan baraj gölüyle zaten iklimin değişeceği ortadadır. Yeni oluşturulmak istenen ilçe coğrafya ve iklim olarak kültürel zenginlik, topografya ve mimari olarak kent bütünü anlayışıyla bakıldığında başka bir yerleşke olacaktır. Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralinin sosyal, doğal, arkeolojik, siyasi ve ekonomik yıkımlara neden olacağı açıktır. Hasankeyf toprak yapısı gereği kireç taşı ve yumuşak topraktan oluşması bunun da yapılacak olan barajın enerji verimliliğini oluşturabilecek noktaya gelmeden debisinin dolacağını bilimsel olarak da göstermektedir. Sonuç olarak, “Dünya için de çok önemli olan Hasankeyf sular altında kalmasın.” diyoruz. Hasankeyf’in dünya mirası olması için yapılan girişimler ise uluslararası kriterlere uygunluk sağlanmasına karşın yine aynı kriterlerin ilgili dosyanın Hükûmet tarafından UNESCO'ya sunulmasını şart koşması ve Kültür Bakanlığının da bu başvuruyu yapmayı reddetmesi nedeniyle sonuçsuz kalmıştır. Finansmanın tamamının dış krediyle sağlanması planlanan Ilısu Barajı Projesi çerçevesinde kredinin ilgili yabancı hükûmetlerce onayı için sağlanması gereken uluslararası mevzuat kapsamında hazırlanan çevre etki değerlendirme raporu Dünya Bankasının OP 4,01 ve OP 4,04 şartlarını sağlamadığı iddia edilmektedir. Hasankeyf’in üzerinde kurulu olduğu jeolojik birim kaya ortamı gözenekli bir kayadan oluşmaktadır. Kolay kazılır özelliğe sahiptir. On iki bin yıllık antik kent Hasankeyf’in taşınması mümkün değildir. Hasankeyf’in sular altında kalması hâlinde ise su düzeyi alçalıp yükseldiğinde; kayayı oluşturan karbonat kırıntıları ve çimentosu kolayca suda çözünecektir. Bu nedenle, Hasankeyf su altında kaldıktan sonra bir daha kurtulması olanaksızdır.

Hasankeyf’te gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen kültürel ve tarihî mirasın korunması ve kentin sular altında kalmasının engellenmesi için alınacak önlemlerin saptanması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımla.

1)        Gülay Yedekci                        (İstanbul)

2)        Kadim Durmaz                                              (Tokat)

3)        Orhan Sarıbal                         (Bursa)

4)        Nihat Yeşil                                                    (Ankara)

5)        Onursal Adıgüzel                                           (İstanbul)

6)        Vecdi Gündoğdu                                            (Kırklareli)

7)        Niyazi Nefi Kara                                            (Antalya)

8.        Mahmut Tanal                         (İstanbul)

9.        Kemal Zeybek                         (Samsun)

10.       Veli Ağbaba                           (Malatya)

11.       Ünal Demirtaş                        (Zonguldak)

12.       Mehmet Göker                        (Burdur)

13.       Candan Yüceer                                              (Tekirdağ)

14.       Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

15.       Muharrem Erkek                                            (Çanakkale)

16.       Hüseyin Çamak                                             (Mersin)

17.       Hatice Dudu Özkal                                         (Afyonkarahisar)

18.       Yakup Akkaya                         (İstanbul)

19.       Bülent Öz                                                      (Çanakkale)

20.       Elif Doğan Türkmen                                       (Adana)

21.       Nurhayat Altaca Kayışoğlu      (Bursa)

22.       Musa Çam                                                     (İzmir)

23.       Kazım Arslan                          (Denizli)

24.       Barış Yarkadaş                                              (İstanbul)

25.       Murat Emir                                                    (Ankara)

26.       Okan Gaytancıoğlu                                        (Edirne)

27.       Erkan Aydın                            (Bursa)

28.       Nurettin Demir                        (Muğla)

29.       Çetin Arık                                                     (Kayseri)

30.       Mehmet Gökdağ                                            (Gaziantep)

                                                                                               

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki öngörüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın, Anayasa’nın 84’üncü maddesine göre Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun kesin hüküm giydiğine dair kesinleşen mahkeme kararı hakkında bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunuyorum:

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Adana (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2013 tarihli ve E: 2012/178 ve K: 2013/211 sayılı Kararı’nın, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22/9/2016 tarihli ve E: 2015/8449 K: 2016/4723 sayılı Kararı’yla onanması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin tezkeresi (3/916)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 03/02/2017 tarihli ve 35601974-103-0870-2016-E.340/7195 sayılı yazı

Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun, terör örgütü propagandası yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin Adana (Kapatılan) 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/11/2013 tarihli ve E: 2012/178 ve K: 2013/211 sayılı kararının, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22/09/2016 tarihli ve E: 2015/8449 K: 2016/4723 sayılı kararı ile onanması nedeniyle; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca milletvekilliğinin düşürülmesine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi yazı sureti ve eki dosya ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                     Nurettin Canikli

                                                                                 Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN – Anayasa’nın 76’ncı maddesi kapsamında milletvekili seçilmeye engel bir suça ilişkin olan ve Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince bilgiye sunulan kesinleşmiş mahkeme kararı doğrultusunda Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliği düşmüştür.

Bilgilerinize sunulur.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kabul etmiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle kolay mı?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu hakkında kesinleşen mahkeme kararının kendileri için hukuki bir nitelik taşımadığına ve siyasi iktidarın referandum sürecinde başlatmış olduğu siyasi soykırım operasyonlarına tam hız devam ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bütün dost düşman, bütün siyasi çevreler bilmelidir ki söz konusu o kâğıt parçası, şu siyasi iktidar tarafından “terörist” olarak kabul edilen savcılar ve hâkimler tarafından hazırlanmış bir iddianamenin ürünüdür. Söz konusu okuduğunuz kararın savcıları şu anda içeride, o kararın hâkimleri içeride. Teröristlerin arkasına sığınmış bir siyasi iktidarın kararı bizim için bir yargı kararı olamaz.

Buradan hareketle, siyasi iktidar referandum sürecinde başlatmış olduğu siyasi soykırım operasyonlarına tam hız devam ediyor ve “hayır” kampanyası yürütenlere karşı yürütmüş olduğu pespaye bir kampanyanın ürünüdür.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hadi oradan… Hadi oradan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET YILDIRIM (Muş) - O karar, bizim için hukuki bir nitelik taşımamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) - O kararın alındığı mahkemenin savcı ve hâkimlerinin sizler tarafından terörist olup olmadığını ve şu anda nerede olduğunu çıkıp siyasi iktidarın açıklamasını istiyoruz.

Bizim için de yok hükmündedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, AK PARTİ’nin, teröristlerle ve teröristlere destek verenlerle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele edeceğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – AK PARTİ, teröristlerle ve teröristlere destek verenlerle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mücadele edecektir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Arkasına sığınmışsınız siz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir açıklama yap. Mantıklı bir açıklama yap, mantıklı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Terör örgütlerinin başını ezmiştir, ezmeye de devam edecektir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Böyle suçlamadan, makul, mantıklı bir açıklama yapın ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burası mahkeme salonu değildir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Mahkeme salonu değil ama siz mahkeme salonu olarak yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Savunma mahkemede yapılır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Savunma mahkemede yapılırsa mahkemeye müdahale etmeyin o zaman.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tabii, teröristlerin mahkemesi değil mi? Teröristlerin mahkemesi…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye mahkemeye müdahale ediyorsunuz? Niye ediyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Yiğitalp…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teröristlerin arkasına sığınmışsınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Teröristlerin başını da ezeceğiz, destek verenleri de…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Gece gündüz şiddet çağrısı yapan sizsiniz! Ölümleri getiren de sizsiniz! Bu oyu da siz vermediniz, Van halkı verdi, Türkiye halkları verdi. Buna karışamazsınız.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, Sayın Yiğitalp…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bir sorun, o savcılar, o hâkimler nerede şu anda.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu adalet herkese lazım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu kadar ucube bir iktidar.

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu böyle sessizce kapatılacak bir konu değil Başkan.

BAŞKAN - Sayın Yiğitalp, lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ama böyle olacak bir şey midir yani? Yüz binlerce insanın iradesini yok sayıyorsunuz burada. Düşürüyorsunuz ve bizim sessizce izlememizi istiyorsunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir sorun, o savcılar şu anda nerede Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siyasi iktidar, Sayın Canikli kimin imzasıyla alınmış kararları buraya gönderiyor görsün bakayım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ben size söz vermedim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bunları aktaracağız.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – O zaman paralelcilerin içinde olanlar, çıksın byLock’çular. Nerede bu siyasi uzantı, nerede?

BAŞKAN - Birleşime on beş dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini toplantıya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 16.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Araya gitmeden önce okunmuş olan, hukuka, akla, izana, bilime aykırı olan bir kâğıt parçasındaki yazıya binaen, Eş Genel Başkanımızın milletvekilliğinin düşürülmesi, anlaşılan, bir yerlerin derin dehlizlerinde yürütülen tartışmalar sonucunda karar altına alınmış. Söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz. 4 Kasımdan beri partimize, eş genel başkanlarımıza, milletvekillerimize dönük geliştirilen bu siyasi terör operasyonları, yıldırma ve korku salma operasyonlarının tamamı referandum takvimiyle iltisaklı yürüyor ve birkaç açıdan problemli olan hususlara dikkatinizi çekmek istiyorum:

Anayasa 83 ve üçüncü fıkrası “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” Bu, bir.

İkincisi: Elimizdeki karar bir yıl olarak Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin bir yıllık kararı okunuyor ama bir başka sayfasında bu cezanın on ay hapis cezası olduğu Yargıtayca kabul edilmiş oluyor.

Buralardan bakıldığında, içeride ısrarla size anlatmama rağmen, siz Anayasa 83’ün ikinci fıkrasına, Anayasa 14’e zorlama bir bağ kurarak bu karara karşı bir şey yapamayacağınızı ifade ettiniz. Bize göre yanlış bir usul işletilmiştir, Anayasa’ya aykırı bir tavır takınılmıştır. Bu yönüyle, ya bu kararınızı geri çekmeyi, tutanaklardan çıkarmayı ya da tutumunuz hakkında usul tartışması açılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şöyle bir açıklama yapmak isterim sayın milletvekilleri. Bunu, bu açıklamayı defalarca yaptık ama görülen o ki bir kez daha tekrarlamamız gerekiyor. Gündemi Başkanlık hazırlıyor. Meclis başkan vekillerinin görevi hazırlanan gündemi İç Tüzük’e, teamüllere ve tabii ki Meclisteki grup başkan vekillerinin ortak kararına ve eğilimine uygun olarak yönetiyoruz.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Faşizm böyledir. Hep başkalarının üstüne atın! Hep başkalarının üstüne atın!

BAŞKAN - Bu konuda gündemi değiştirmek şeklinde bir yetki hiçbir Meclis başkan vekilinin görevinde değil. İçeride uzun uzun tartıştık bütün grup başkan vekilleriyle. Burada içeride Anayasa’nın 76’ncı, 84’üncü ve 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasını yeteri kadar tartıştık. Bu konuda geri alma şeklinde bir yetkim de yok. Hem Meclis başkan vekilinin gündemi değiştirme yetkisinin olmamasından kaynaklı hem de Anayasa’ya uygun bir işlem olmasından kaynaklı benim bu konuda kararımı geri alma şeklinde bir tasarrufum söz konusu asla olamaz. Ama madem usul tartışması açmak istiyorsunuz, bu talebinizi yerine getireceğim.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Bu konuşmayı tarih yazacak.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Aleyhte…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım aleyhte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Lehinde…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lehte…

BAŞKAN - Sayın Muş ve Sayın Can lehte, Sayın Altay aleyhte.

Tutumumun lehinde konuşmak üzere Sayın Can’ı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Mevzuat sadece bizim için geçerli, yasalar sadece bizim için değil mi? Nerede sizin byLock’çularınız? Nerede bu siyasi uzantı?

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresiyle ilgili yaptığı işlemin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ne saygısı ya! Bu Meclisin saygısı mı kaldı!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanım burada…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Yangından mal kaçırır gibi düşürüyorsunuz vekillikleri.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dinliyoruz.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Neyi dinleyeceğiz ya! Nesi kaldı bu Meclisin! Sözde Meclis bu artık, sözde Meclis.

RAMAZAN CAN (Devamla) – …mevcut gündeme geçmeden önce -gündem hazırlanmıştır- buna ilişkin “Sunuşlar” bölümünde bir tezkereyi okudu, Başbakanlık tezkeresini ve Genel Kurula bilgi verdi. Bu manada Anayasa’nın 76’ncı maddesi gayet açık. Milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin madde, 76’ncı madde ve 83’üncü maddenin ikinci fıkrası da “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili…” diye başlayan fıkra ve 84’üncü maddenin de “Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma hâlinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.” ibaresine dayanarak, burada bir mahkeme kararının…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Halkın iradesini yok sayıyorsunuz, yok! Halkın iradesi yok sayılıyor burada.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp… Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bütün seçimlerde, bakın, belediye seçimlerinde, genel seçimlerde bizim irademizi yok sayıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, size söz vermedim, lütfen.

Buyurun, devam edin Sayın Can.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkanım, burada Meclis Başkan Vekili…

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Ya, sizi dinlemek zorunda mıyız.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sen ne diyorsun oradan?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Konuşuyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – İradeyi yok sayıyorsunuz.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Konuşacağım tabii.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sen konuşurken iyi ya! Hadi git şuradan!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Milyonlarca insanın verdiği oyu yok sayıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Altay… Sayın Pir, lütfen…

MEHMET ALTAY (Uşak) – Lütfen, Sayın Başkan, oraya söz söyleyin ya.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Can siz, lütfen.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan burada Meclis Başkan Vekili olarak, oturumu yöneten Başkan Vekili sıfatıyla tezkereyi okumuştur. Genel Kurula bilgi verme babında bir tezkeredir çünkü kesinleştiği mahkeme kararına dayanmaktadır. Bu nedenle tutumu yerindedir. Netice itibarıyla Anayasa’nın 76’ncı maddesi, 82’nci maddesi ve 84’üncü maddesi gereğince işleme alınmıştır. Bu işlem bugün itibarıyla tezkere şekline dönüştürülmüş ve Meclis Başkan Vekili de Meclis Genel Kurulunu bilgilendirmiştir. Bu nedenle Meclis Başkan Vekilimizin tutumu yerindedir diyor, Genel Kurulun takdirine bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz emir verdiniz zaten, onun için “Yerindedir.” Siz emir veriyorsunuz; adalete siz emir veriyorsunuz, yargıyı siz yönlendiriyorsunuz, tabii ki “Yerindedir.” diyeceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, tutumumun aleyhinde.

Üç dakika süreniz.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu Meclis artık millet iradesinden kopmuş, utanç verici işler yapan bir siyasi iktidara tanıklık ediyor. Utanç verici işler yapılıyor. Millet iradesini diline pelesenk edenler, millet iradesinin nasıl ayaklar altına alındığı günleri bu ülkeye bir utanç olarak yaşatıyor.

Evet, şu karar ne zaman alınmış Yargıtayda biliyor musunuz? Eylül ayında, beş buçuk ay önce. Peki, Yargıtay Adalet Bakanlığına ne zaman yazmış? Kasımın başında. Ne zaman? Üç buçuk ay önce. Peki, niye bugün? Çünkü o zaman referandum yoktu. Çünkü bir siyasi parti ve birilerinin başkanlık hayalleri uğruna çalışan… Üç yıldır o hayalleri suya düşüren bir siyasi partiye dönük siyasi soykırım operasyonlarının başlamasının takvimi yok orta yerde. Çünkü günü beklenecek, o partinin son bir yılda 10 bin üyesi, çalışanı, milletvekili, belediye başkanı tutuklanacak ve bunun yanı sıra -şunu söyleyelim- Anayasa 83 eğilip bükülecek, Anayasa 84 lastik gibi bir yere çekilecek; ne anlatıyorsunuz ya Allah aşkına? On ay hapis cezası bu Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin Eş Genel Başkanının milletvekilliğinin düşürülmesi gibi pespaye bir karara dönüştürülecek, öyle mi?

Burada bizden önce de milletvekilliği yapanlar vardı. Kemal Aktaş altı buçuk yıl ceza yemişti; milletvekilliği düşmedi geçen dönem, 24’üncü Dönemin sonuna bırakıldı. Altı buçuk yılda düşürülmeyecek, on ayda düşürülecek, öyle mi? Biz, bunun nerenin derin dehlizlerinde hazırlandığına, bu referandumla ilişkisinin ne olduğuna, birilerinin başkanlık hayallerinin ve vesayet sisteminin siyasi iktidarın gözünü ne kadar bürüdüğüne; bu uğurda siyasi soykırım operasyonları, tutuklamalar, kan akıtmalar, bu ülkenin gençlerinin canına kıymalar için ne kadar pespaye işlerin yapıldığına tanıklık ediyoruz. Nasıl ki 12 Eylülcüler dönemleri sona erdikten sonra toplum içine çıkamaz oldularsa, nasıl ki 28 Şubatın o utanç verici kadroları dönemleri sona erdikten sonra insan içine çıkamaz oldularsa, bu kantarın ayarını bozanlar, bir gün bu kantar kendilerini tartmaya başladığı zaman, selam verecek kimse bulamayacaklardır. 28 Şubat da bin yıl sürecekti. Siz de öyle düşünüyorsunuz, değil mi? Bugünler geçecek, kimin haktan, hakikatten, hakkaniyetten yana ne sözü varsa karnında bugün söylemeli, ne itirazı varsa bugün yapmalı; ya değilse, bu utanç verici günlerin ortağısınız, bu utanç verici günlerin sahiplerisiniz. 80 milyon insan, böyle pespaye bir iktidarı hak etmiyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tutumum lehinde Sayın Muş konuşacak.

Buyurun Sayın Muş, sizin de üç dakika süreniz var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Burada Meclis gündemi teşekkül etmiş durumdadır ve Meclis Başkanlık Divanının yapması gereken, Meclis gündemine bağlı kalarak Meclisin çalıştırılmasını sağlamaktır. Bunun haricinde, kendisinin gündemi değiştirip başka bir karar alma yetkisi yoktur.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Talimat dışına çıkamazsınız. Talimatı siz veriyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada bunlara karar verecek olan, burada yapılacak olan bir değişiklik varsa ilgili kurullarında İç Tüzük’e uygun şekilde yapılır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Nedense bu adalet HDP için çalışıyor, HDP için var bu adalet.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Tutuklama bizim için var, yargılama bizim için var.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Dinle, dinle.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne oluyor?

MEHMET ALTAY (Uşak) – Dır dır dır konuşuyorsun, dinle bakalım bir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir gün sizin başınıza gelecek bunlar, bir gün sizin başınıza gelecek.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Sabah akşam konuşuyorsun ya.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bir yargı kararı, Yargıtayda onanmış, kesinleşmiş bir karar, Genel Kurulda okunuyor.

BURCU ÇELİK (Muş) – Neden bugün okundu, bunu açıklayacaksınız. Neden bugün?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Çoğunuzun byLock’çu olduğunu çok iyi biliyoruz.

MEHMET ALTAY (Uşak) – İşine gelmeyince paso konuş.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sen git Kandil’e. Kandil’e git, burada durma.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Anayasa’nın 84’üncü maddesi açık bir şekilde şunu söylüyor, diyor ki: “Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlama hâlinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurulda okunmasıyla gerçekleşir.” Burada karar okunmuştur ve Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği düşmüştür.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kim okuttu? Kim okuttu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, karar mahkeme tarafından verilmiş…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hangi mahkeme? FET֒cü…

MEHMET MUŞ (Devamla) – …Yargıtay tarafından onanmıştır.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Tutuklananların hepsi FET֒cü.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada şunu özellikle dile getirmek istiyorum: Hiç kimse burada… Burası yasamayla ilgili bir mecradır. Karar gelmiştir buraya, okunmuştur ve Anayasa’nın amir hükümleri işlemektedir. Onun ötesinde, ne bizim ne bir başkasının yapacak bir şeyi yoktur. Karar açık ve nettir.

BURCU ÇELİK (Muş) – Yapacak çok şeyimiz var, çok. Halkımızla beraber yapacağız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir diğeri: Değerli milletvekilleri, kararı beğendiğiniz zaman bağımsız mahkeme, kararı beğenmediğiniz zaman siyasi partinin iktidarı, öyle mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hiçbir mahkeme kararını beğenmiyoruz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Beğenmediğiniz zaman “Siyasi iktidarın talimatıyla oldu...” Yok öyle bir şey. Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil.

Bir taraftan, değerli milletvekilleri… (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Pir, Sayın Yiğitalp…

Konuşmacıyı duyamıyorum. Lütfen…

MEHMET MUŞ (Devamla) – …hiç kimse bu milleti terörle tehdit edemez.

BURCU ÇELİK (Muş) – Az konuş, otur yerine ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Çok can aldık.” diyeceksiniz…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz can alıyorsunuz. Bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Biz mi yönetiyoruz bu ülkeyi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Yaseminler varsa ve Yaseminleşecek olan genç yoldaşlarımız ve kardeşlerimiz varsa bu dava asla ve asla yenilmeyecektir.” Kim bu Yasemin? Canlı bomba. Bunları söyleyeceksiniz, bunlarla alakalı bir yargılama safahatı başladığı zaman da “Bu nasıl olur?”

Milletvekilliği dokunulmazlığı yasamayla ilgilidir. Milletvekilliği dokunulmazlığı arkasına sığınıp terör örgütü propagandası yapma hakkına şu Parlamentoda bulunan 550 milletvekilinin hiçbirisi sahip değildir. Böyle bir hak Anayasa’daki dokunulmazlıktan dolayı bizlere verilmemiştir. Bizlere verilen yasama dokunulmazlığıdır, millet idaresini temsil ederek onlara hizmet etme noktasında verilmiştir. Terör örgütünün propagandasını yapmak suretiyle bu zırhın arkasına kimse sığınamaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz iktidarın gücünü arkanıza aldığınız için bu kadar konuşuyorsunuz. Hiçbir iktidar ilelebet yürümez.

BAŞKAN – Tutumum aleyhinde Sayın Altay konuşacak.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

SAİT YÜCE (Isparta) – Canlı bombayı savunuyordun ama.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kim canlı bombayı savunacak? Kim savunmuş?

SAİT YÜCE (Isparta) – Savunmuştu, onun için diyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Canlı bombayı yapan da sizsiniz.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, Genel Kurulun düzenini bozuyorsunuz, lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ama böyle şey olur mu? Benim Eş Başkanımın milletvekilliği düşürülüyor,

BAŞKAN – Ama lütfen… Yani siz düşüncenizi açıkladığınız gibi, başkaları da kürsüden düşüncesini açıklıyor.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siyasi bir karar üzerinden düşürülüyor.

BAŞKAN - Lütfen saygılı olalım.

LEZGİN BOTAN (Van) – AKP’nin imamları yargıç olamaz. AKP’nin imamları yargıç olursa böyle olur. Sizin de imamlarınız var. Hoca Efendi’den çaldığınız sistemin aynısı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bizim bu konudaki anlayışımız en başından beri çok nettir. Her türlü terör faaliyetini “ama”sız, “fakat”sız reddeden bir anlayışı savunurken yasama dokunulmazlığının en başından beri, ta 2002’den beri sadece bu kürsüyle sınırlı olması gerektiğini milletvekillerinin de bu kürsüde söyledikleri iş ve konular dışında teröre bulaşmışsa da rüşvet almışsa da yolsuzluk yapmışsa da FET֒yle iş birliği yapmışsa da DAEŞ’e “İyi çocuk.” demişse de, ne demişse yargılanmalarının olması gereken olduğunu, demokrasimizin vazgeçilmez unsuru olduğunu, böyle olursa demokrasinin iyi çalışacağını hep söyleyegeldik.

Bununla beraber, genel bir hukuk kuralı olarak şunu da buradaki hukukçular bilir: Tutuksuz yargılama zaten esastır yani kaçma tehlikesi, delil karartma tehlikesi yoksa tutuksuz yargılama hukukun da zaten genel bir kuralıdır. Bu çerçevede de dedik ki daha önceleri: Sadece milletvekilleri değil, herkesin yani gazetecilerin de akademisyenlerin de tutuksuz yargılanması esas olmalı. Yani hukuk herkes için bir ve aynı olmalı dedik, diyoruz, diyeceğiz.

Lakin, geldiğimiz tabloda, şimdi, bir kere, Sayın Başkan, tutumunuzun aleyhinde söz almamın ana sebeplerinden birisi de şu: Etik olmayan bir tabloyla da karşı karşıyayız, eğri oturup doğru konuşmak zorundayız. Bir siyasi partinin genel başkanının milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili Anayasa’nın 84’üncü maddesi çerçevesinde bir belgeyi burada Genel Kurulun bilgisine sunuyorsunuz da yani o siyasi partinin genel başkanı, o siyasi partinin burada bir grubu var, bu arkadaşlarımıza önceden bu konunun bir kere bildirilmesi gerekir. Bunun makul görülmesini kimse bekleyemez, onu da söylemek lazım.

Bir yandan arkadaşların da iddia ettiği gibi geçmişte Kemal Aktaş örneği var, altı ay okutulmayan bir mahkeme kararı var. Şimdi, o zaman derler ki: “O zaman öyle, şimdi böyle.” Bu da çoğunluk partisinin tutumuyla ilgili bir durum. İşinize geldi mi “Yani, aman, PKK’yla bu ara iyiyiz, el eleyiz, kol kolayız, dur, şu Kemal Aktaş’ı tutalım, düşürmeyelim.” diyorsunuz, sonra “Bize şimdi PKK lazım değil, bize şimdi başka bir şey lazım, o zaman da dur biz bunu okuyalım.” diyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne diyorsun, onu söyle.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu da garip bir durumdur, bu da bu tutum da bu ahlak da bu Parlamentoya yakışan bir ahlak değildir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Altay, ne düşündüğünüzü söyleyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu bakımdan, şimdi adama sorarlar: “Kemal Aktaş’ı niye okumadın kardeşim?”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kanunu değiştirdiler, kanunu.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Meclisin gündemini belirleyen çoğunluk partisinin yöneticilerine sorarlar: “Niye okumadın kardeşim? Bunu niye okuyorsun?” Ben “Niye okudunuz?” demem.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Yani biz, çürümüş de olsa yürütmenin sopası hâline de gelmiş olsa -Antalya Başsavcı Vekilinin yaptığı gibi- yargı kararlarını beğenmeyebiliriz ama “Hayır, ben bunu kabul etmem, gidip ulemaya soracağım.” ya da “Tabanca çekip vuracağım.” demiyoruz.

Bu bakımdan, Sayın Başkan, tutumunuz bu yönüyle, HDP Grubuna bu bilginin önceden verilmemesi bakımından da ayrıca yadırganacak bir tutum olmuştur diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kararımı bildireyim lütfen.

BURCU ÇELİK (Muş) – Karar hukuki değil ama.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama hukuktan yoksun ve okumuş olduğunuz belgeyle ilgisi olmayan bilgilerle bize sataştı.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bir dakika. Şimdi, usul tartışmasını yaptık, kararımı bildireyim, size sataşmadan dolayı söz vereceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama hayır, belki de benim açıklamam üzerinden kararınızda bir değişiklik olabilir.

BAŞKAN – Benim kararım şu anda oluştu, kararımı bildireyim size söz vereceğim, lütfen.

Sayın milletvekilleri, bu işin siyasetini her yerde her zaman tartışırım. Şu anda bulunduğum mevki açısından bunu yapamıyorum ama tutumumda Anayasa’ya ve İç Tüzük’e herhangi aykırı bir durum yoktur. Kararı da geri alma gibi bir yetkim olmadığı için tutumumda ısrar ediyorum.

Sayın Yıldırım, siz sataşmadan dolayı söz istemiştiniz. Gerekçesini dinleyeyim, kim için?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, parti grubumuzla ilgili olmayan bir tomar ithamda bulundu.

BAŞKAN – Sayın milletvekili, kim bulundu? Lütfen söyleyin, tutanaklara geçsin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Mehmet Muş bulundu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne demişim?

BAŞKAN – Sayın Muş’un söyledikleri hakkında iki dakikalık, sataşmadan dolayı size söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un usul görüşmesiyle ilgili yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tabii, hukuktan nasibini almamış, hukuk düzleminde konuşmayı bilmeyen biri gelir, burada konuyu saptırarak, başka yerlere çekerek ve okunmuş kararla ilgili de bir cümle söyleyemeyerek bir tek Anayasa 76’ya atıfta bulunarak çeker gider.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 84’e bulundum, 76’ya değil.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, hukukçusunuz, ben şimdi 76’yı okuyorum, o kararda acaba 76’daki suç, eylem, fiillerle ilgili Sayın Yüksekdağ’ın, Sayın Eş Genel Başkanımızın propaganda suçu buraya giriyor mu girmiyor mu? Çok yakından bildiğiniz bazı suçlar var burada, bakın: Zimmet -bildiğiniz suçlar bunlar- ihtilas, irtikâp, rüşvet, hırsızlık. Yani zinhar Allah bizi bunlarla hemhâl etmesin ama siz iyi bilirsiniz bunları.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz bilirsiniz ya.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Siz iyi bilirsiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sizden daha iyi bilen yok.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bak, size neden siyasi engel getirilmesini tanımlıyor burada; Anayasa 76.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, temiz bir dil konuşun lütfen. Lütfen...

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ben çok temiz bir dille konuşuyorum.

BAŞKAN – Ona ben karar vereceğim, siz değil. Lütfen...

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Haddi aşıyor Sayın Başkan.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ben çok temiz bir dille konuşuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben biliyorum nerede ne ihtarda bulunacağımı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – O zaman söyleyin: Okuduğunuz karar bunun neresinde var?

BAŞKAN – Lütfen... Ben, İç Tüzük...

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Anayasa 76’da propaganda suçu yok.

BAŞKAN – Ben Genel Kurulu belli bir düzen içinde yürütmekle görevliyim ve bu ihtarı da yapma özgürlüğüm var.

Lütfen, buyurun devam edin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – İyi.

Ben Anayasa 76’yı okumaya devam ediyorum: “...hırsızlık, rüşvet, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas...”

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – İşte sizin belediyelerin durumu...

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yani, bu kararda okunmayan ve sizinle hemhâl olmuş bilumum çeşit suç var Anayasa 76’da.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Haddini aşıyorsun artık.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizin belediyelerin durumu ortaya çıktığı için şu anda kayyumdalar.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hadi işine be!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan... Sayın Başkan... Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından...

BAŞKAN – İşleme başladım Sayın Muş. İşlemi bitireyim, size söz veririm.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grubumuzu itham ederek bazı şeyler söylemiştir, bunlar bizim için dikkate alınacak şeyler değildir. Kamuoyu her şeyin farkındadır. Hepsini reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Demokrasi Desteği ve Seçim Koordinasyon Grubunun desteğiyle AP Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 8-9 Mart 2017 tarihlerinde Brüksel'de düzenlenecek olan “kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi” temalı "Kadınların Ekonomik olarak Güçlendirilmesi: Birlikte Hareket Edelim" başlıklı parlamentolar arası komite toplantısına katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/917)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Demokrasi Desteği ve Seçim Koordinasyon Grubunun desteğiyle AP Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından, Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 8-9 Mart 2017 tarihlerinde Brüksel'de “Kadınların ekonomik açıdan güçlendirilmesi.” temalı "Kadınların Ekonomik olarak Güçlendirilmesi: Birlikte Hareket Edelim" başlıklı parlamentolar arası komite toplantısı düzenlenecektir.

Söz konusu seminerlere katılım sağlanması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 2-3 Mart 2017 tarihlerinde Kosova Parlamentosunun ev sahipliğinde Kosova'nın başkenti Priştine'de AB aday ülkelerinden milletvekillerinin katılımıyla düzenlenecek olan "Trans-Avrupa Ağları Politikası ve Bağlantılılık Gündemi" başlıklı parlamentolar arası konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılmasına ilişkin tezkeresi (3/918)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 2-3 Mart 2017 tarihlerinde Kosova Parlamentosunun ev sahipliğinde Kosova'nın başkenti Priştine'de AB aday ülkelerinden milletvekillerinin katılımıyla "Trans-Avrupa Ağları Politikası ve Bağlantılılık Gündemi" başlıklı parlamentolar arası konferans düzenlenecektir.

Anılan toplantıya Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen bir heyetin katılması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Siz daha sonra, “Kabul edenler…” dedikten sonra…

(CHP sıralarından gürültüler)

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Tutanağa bakın ya.

BAŞKAN – Peki, tamam çünkü mikrofonu açmadan “Kabul edenler…” dediğim için…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, zaten yok Sayın Başkan, zaten yok.

BAŞKAN – …karar yeter sayısı talebinizi kabul ediyorum.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Onun da aklından geçmişti daha önce.

BAŞKAN – Hahha, çok komik!

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Siz tarihe geçeceksiniz bu komediyle.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

(Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in kürsüde beklemesi)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Şimdi, grup önerilerini görüşeceğiz. İlk olarak, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/2/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                              Muş

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

21 Şubat 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından verilen 3916 sıra numaralı “21 Şubat Uluslararası Anadili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 21/2/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sibel Hanım, lütfen yerinize davet ediyorum sizi. Benden söz talebinde bulunmadınız. Sizi, yerinize oturmaya davet ediyorum. Lütfen.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Benim eş başkanlarımın…

BAŞKAN – Söz isteyin, takdir edeyim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hayır.

…milletvekilliği düşürülecek, toplumun her tarafında kan akacak, her gün eş zamanlı İdris Başkanımız tutuklanacak, eş zamanda…

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Onu PKK’ya söyleyin Hanımefendi, PKK’ya. PKK’ya söyle onu, geçti bunlar, teröristlere söyleyin.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - …aynı anda Sayın Baluken alınacak, aynı anda Figen Hanım’a ceza gelecek, aynı anda bize cezalar gelecek ve bizler de hiçbir şey olmamış gibi davranamayız, izin veremezsiniz, vermeyiz buna.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, ne söylediğinizi duymuyorum, size söz vermedim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu ülkede hepimiz aynı eşit haklara sahibiz, hepimiz eşit haklara sahibiz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kim aksini söylüyor ki? Kim aksini söylüyor ki?

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Bizim hakkımızı gasbediyorsun o zaman, yerine otur!

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne demek halkın iradesini yok saymak?

BAŞKAN – Çalışma düzenini bozuyorsunuz Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bozuyorsam o zaman siz de çalışma düzenini bozuyorsunuz.

BAŞKAN – Sizler benden söz istediniz mi?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ama ben hayır, kabul etmiyorum, bu Meclis rolünü oynayana kadar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Atalım Başkanım, dışarı atalım!

BAŞKAN – Kabul etmiyorsanız çalışma düzenini bozuyor oluyorsunuz Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) - Bu Meclis rolünü oynayacak. Bu Meclis açık açık… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Burası dağ başı değil, burası Meclis.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi lehinde ilk olarak Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ı kürsüye davet ediyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ben iki dakika bir konuşma yapacağım.

BAŞKAN – Siz gelmeden önce Sayın Yiğitalp’e bir söz vereyim ama Sayın Yiğitalp ve sayın milletvekilleri, konuşmak istediğiniz, söz istediğiniz zaman lütfen bana bildirin. Sayın Yiğitalp, siz geldiniz, söz istediniz ama o arada biz ara verdik. Aradan sonra da bir söz talebinde bulunmadınız, doğrudan kürsüye geldiniz. Lütfen, bir daha böyle hareketlerde bulunmayalım, ben yöneteyim. En azından benim yönetimimde söz talebinde bulunan milletvekillerine mümkün olduğu kadar söz verme çabası içindeyim. Size de aynı uygulamayı yapacaktım. Lütfen Meclisin zamanından çalmayalım başka türlü yöntemlerle.

Buyurun Sayın Yiğitalp, ne için konuşmak istediğinizi bana bir söyleyin.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Mevcut durumla ilgili konuşacağım.

BAŞKAN – Kürsüden değil, yerinizden konuşma.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kürsüden konuşacağım.

BAŞKAN – Mümkün değil. Bakın, beni zorlamayın Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – O zaman konuşmuyorum.

BAŞKAN – Konuşmayacaksanız o zaman… Konuşacak mısınız yerinizden?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir siyasi partinin eş başkanının vekilliği düşüyor…

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, şimdi ben konuşuyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) –…bize iki dakika burada açıklama, kendimizi ifade etme imkânı verilmiyor yani.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Yiğitalp, kürsüden konuşma usule aykırı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Tamam, saygı duydum, yerime…

BAŞKAN – Eğer isterseniz yerinizden size söz vereceğimi beyan ediyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – İki dakika, bakın…

BAŞKAN – Siz başlayın, sürenizi ben tayin ederim. Konuşacak mısınız?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu böyle olmaz ama.

BAŞKAN – Bu böyle olur, usul böyle çünkü. Siz başlayın konuşmanıza, sürenizi bırakın ben tayin edeyim.

Açıldı mikrofonunuz, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, milyonlarca insanın Kürt sorununun çözümü üzerinden kendilerini Parlamentoya gönderdiğine ve bu siyasi hareketin her defasında kendini küllerinden yaratmış olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Biz iki yıldır bu Parlamentoda faaliyet yürütmeye çalışıyoruz. Tam iki yıl boyunca binlerce cenazeyle karşılaşmışız, binlerce anne baba acısıyla karşılaştık ve biz seçim çalışmaları yaparken milyonlarca insan buraya gelip bu Kürt sorununun, farklılıkların sorununun çözümü üzerinden, binbir umutla bizi buraya gönderdi. Buraya geldikten sonra neredeyse çığlık attık. “Arkadaşlar, bakın, orada büyük bir kan akıyor, ölümler var.” dediğimizde, sadece buradaki özellikle AKP vekilleri bize karşı son derece linç kampanyası başlattı. Bir gün oturup da şunu düşünmedi ya: Bu kadar ölümler oluyor, ne yapalım durdurmak için? Bu yetmedi, belediyelerimize kayyumlar atandı. Bu yetmedi, belediyelerimiz Emniyet teşkilatına dönüştürüldü; o yetmedi, arkadaşlarımız, eş başkanlarımız tutuklandı. Şimdi eş başkanlarımızın milletvekilliği düşürülüyor ve sanki milyonlarca oy onlara verilmemiş de sadece buradaki birkaç kişinin kararı üzerinden gelişiyormuş gibi davranılıyor.

Peki, soruyorum ben size: Her gün FETÖ üzerinden operasyon yapıp cemaati şeytanlaştıran sizler, gece gündüz birlikteydiniz ama bankadan bir kredi çeken şu an cezaevinde ya da yurtta kalanlar, yetiştirme yurdunda kalanlar yani onun imkânlarını yoksulluktan kullananlar cezaevlerinde ama ona ihale veren, onunla kol kola giren, onunla bu ülkenin rantını paylaşanlar nerede, bunun siyasi ayağı nerede? Bu, ayrı bir konu.

İkincisi: Sayın Figen Yüksekdağ ve Selahattin Başkan ve diğer milletvekili arkadaşlarımız, her gün ama her gün, her platformda ve her tartışma ortamında bu sorunun tartışılarak çözülmesi konusunda altını kalın harflerle çizerek ısrarla vurguladılar. Bu çağrıya bırakın cevap vermeyi, sadece burada bize karşı terörizm üzerinden cevap verdiniz. En kötüsü nedir biliyor musunuz? Söylediğimiz her şeyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, teşekkür ederim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hayır, ben son cümlemi bitirmek istiyorum.

BAŞKAN – Size bir dakikalık süre yerine iki dakika süre verdim. lütfen, yeniden bir süre…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bitireceğim, bir cümleyle kapatıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın, mikrofon açık, kayda geçer, siz buyurun, devam edin.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Açık değil Başkanım.

BAŞKAN – Kayda geçer, buyurun, mikrofon açık.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Tamam, ben cümlemi tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Bitirin yalnız, son bir dakika.

Buyurun.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Eğer gerçekten bu ülkeyi seviyorsanız, bu vatanı ortak seviyorsanız bir an önce bu sorunun çözülmesinin siyasi yolunu açarsınız. Arkadaşlarımız aynı zamanda… Bakın, eş zamanda İdris Baluken tutuklanıyor, Figen Yüksekdağ’ın vekilliği düşürülüyor, Selahattin Bey’e ceza geliyor. Bu, tesadüf müdür? Aynı 4 Kasım olayı gibi bir operasyon yapıldı ama şunu unutmayın: Bu siyasi hareket ne HDP’yle başladı ne HDP’yle bitecek. Bu, her defa kendini küllerinden yaratmış bir siyasi harekettir. Öyle veya böyle, bugün 60 kişi geldik, iki yıl sonra 150 kişi geleceğiz. Bunu hiç kimse unutmasın.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın Kadri Yıldırım’ı kürsüye davet ediyorum Sayın Adıyaman.

Buyurun Sayın Yıldırım.

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi selamlıyorum.

Bugün Dünya Ana Dili Günü’dür. Maalesef 2017 yılı Kürt dili açısından kara bir yıl olarak ikinci ayını geride bırakmaktadır ve yine maalesef Kürtler bu yılın bugünkü Ana Dili Günü’nü büyük bir hüzün içerisinde karşılıyorlar çünkü Kürtlerin binbir emekle kurdukları bütün dil kurumlarının kapılarına kilit vurdunuz. Zamanlaması ne kadar manidardır ki -Diyarbakır’da küçücük yavruların okuduğu- Zarokistan’ın öğretmenlerini bu dille eğitim yapmaktan alıkoydunuz.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Bütün yasakları kaldıran biziz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Hocam, müşteri gitmemiştir.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - Kürtçe eğitim yapan 37 öğretmeni bu görevden menettiniz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Müşteri gitmeyince ne yapsınlar, kapatmışlardır.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - Her seferinde, kurmakla övündüğünüz ve üzerinden siyasi rant sağlamaya çalıştığınız, devrim olarak nitelendirdiğiniz Mardin Artuklu Üniversitesindeki Kürdoloji hocalarını da maalesef bu devrim neticesinde, karşı bir devrimle devirdiniz, gözünüz aydın. Sizin yaptığınızı bana göre Saddam bile yapmamıştır. Çünkü Saddam güney Kürdistan’ı yaktı, yıktı, kimyasal silah kullandı ama Kürt dilini ortadan kaldırmaya çalışmadı, Kürt diline karışmadı, Kürt okullarına müdahale etmedi.

Kadim dostunuz Pakistan’ın 1952 yılında Bengal dilinin başına getirdiğinin 10 katını, 100 katını bugün maalesef altmış beş yıl sonra siz Kürt dilinin başına getirmekten çekinmiyorsunuz.

16 Nisanda referanduma sunulacak olan bir anayasa değişiklik paketi önümüzdedir. Kürt diliyle ilgili, Kürt dilinin düzenlemesiyle ilgili, bu Anayasa değişiklik paketinde zerre kadar bir gelişme, bir düzenleme, bir ilerleme yoktur. Böyle çağ dışı bir pakete, böyle tekçi bir pakete Kürtlerden “evet” demelerini bilmem nasıl bekliyorsunuz, nasıl “evet” demelerini istiyorsunuz? Hadi, siz istediniz diyelim ki, AKP içerisindeki Kürt milletvekilleri hangi yüzle -Kürtlerden- içinde dilleriyle ilgili hiçbir şeyin olmadığı bu pakete nasıl “evet” diyeceklerdir, onu da merak ediyorum tabii. Kürtçede bir söz vardır bu gibi durumlarda kullanılır, ben de onu kullanıyorum ve diyorum ki: “x"

Evet, AK PARTİ içerisindeki kendine muhafazakâr ve vicdanlı, yeri geldiğinde İslam’ı referans aldığını söylemekten geri durmayanlara da bir çift sözüm vardır: Bu ne biçim muhafazakârlıktır ki Kur’an-ı Kerim’de bütün diller birer ayet, Allah’ın birer ayeti kabul edilmesine rağmen, Kürt dili de bu ayetlerden biri olmasına rağmen bu dilin üzerine niye bu kadar gidiliyor? Bu dil niye bu kadar asimile ediliyor? Dönemin Başbakanı, sanırım Almanya seyahatinde olacak, şöyle demişti: “Asimilasyon bir insanlık suçudur.” Çok doğru, yerinde bir söz ancak bu, Türk diline veya başka bir dile yönelik olduğunda insanlık suçu oluyor da Kürt diline yönelik olduğunda insanlık suçu olmuyor mu, insanlık suçu olmaktan çıkıyor mu? Bunu ben de doğrusu merak ediyorum.

İkincisi: Bakın, Hazreti Peygamber’in (AS) Medine’de Yahudilere tanımış olduğu temel haklardan bir tanesi de onlara İbranice olan ana dilleriyle eğitim hakkını vermesidir. İçinizde ilahiyat okuyanlar var, içinizde Diyanetten gelenler var; bakın, şunu iyi bilin: Yahudilere tanınan bu hak onların özel dershanelerinde, okullarında ve bütün dersliklerinde, ki bunların hepsine birden “beytülmidrâs” deniliyordu, siyeri okuyun… “Beyt” ev demektir, hane demektir, “midrâs” ders demektir; ikisini yan yana getirdiğinizde dersevi oluyor beytülmidrâs; dershane, eğitimevi, eğitim kurumu, ne derseniz deyin. Bin dört yüz yıl önce bu hak Yahudilere tanındı ve Yahudiler ki o sırada Hazreti Peygamber’le en çok mücadele eden kesimdi ama “Dil ayrı, hak ayrı; mücadele ayrı.” dedi.

Yine bakın, bu dille Kur’an-ı Kerim tercüme edildi. Kürt diliyle Kur’an-ı Kerim gibi dünyanın en yüksek bir edebî metni olan, dinî metin olduğu kadar bir edebî metin olan, hem de en yüksek değerde bir edebî metin olan Kur'an-ı Kerim’i bu dille çevirdiniz.

Peki, eğer bu dil bir işe yaramıyorsa, eğer bir zamanlar denildiği gibi medeniyet dili değilse, eğer eğitim için elverişli değilse, nasıl olur da bu dille siz Kur'an-ı Kerim gibi yüksek edebî bir metni çevirdiniz, tercüme ettiniz? Bu Kur'an bir gün gelecek ve size diyecek ki “Madem bu dil bir işe yaramıyordu, eğitim için elverişli değildi, yavruların yetişmesi için o kadar elverişli değildi, ne diye beni o dile çevirdiniz? Sizi çarpmaz mıyım?”

Onun için diyorum ki ana dille eğitim yolu beklenirken, böyle bir statü, böyle bir hak beklenirken, cüzi bir kullanım hakkı olan ve minicik yavrularımızın eğitim görmüş oldukları "Zarokistan" dediğimiz, yani anaokulu, okul öncesi kurumların kapısına ve öğretmenlerin görevine, kilit vurarak, kapatarak, men ederek, hem de bunu -tekrar söylüyorum- çok manidar bir zamanlamayla Dünya Ana Dili Günü’ne denk getirerek, bilmem hangi mesaj veriliyor?

Ve maalesef, muhafazakârlık ve dinî anlayış sözle olmuyor, sözde olmuyor, özde oluyor, sadece lafta değil fiiliyatta oluyor.

İyice siyeri okuyun, iyice İslam tarihini okuyun, bir dili asimile etmenin bir ayeti asimile etmek olduğunu göreceksiniz. “…” (X) diyor Kur'an. Çok dillilik Allah’ın ayetlerindendir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Kur’an “çok dillilik” diyor ama biz veya siz “tek dil” diyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ederim.

KADRİ YILDIRIM (Devamla) – Bu anlayışın tez elden bırakılması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Sakarya Milletvekili Sayın Mustafa İsen konuşacak.

Buyurun Sayın İsen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü dolayısıyla AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 1999 yılından beri Dünya Ana Dil Günü kutlanmaktadır. Ana dil bir insani haktır ve en geniş tanımıyla da bir insanın hiçbir eğitime tabi tutulmaksızın, ailesi, çevresi ve toplumu aracılığıyla öğrendiği dil olarak tanımlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye bir imparatorluk bakiyesidir. Bu yüzdendir ki bu yapı içinde ve mevcut yapı içinde son derece zengin bir kültürel çeşitlilik mevcuttur. Fakat bazı dönemlerde bu birikim göz ardı edilmiş, hatta ciddi yasaklamalara konu olmuştur. Pek çok mesele gibi Türkiye’nin bu konular için de çözümü AK PARTİ iktidarı zamanında gerçekleşmiştir. Bu konuda yapılan belli başlı faaliyetleri sizinle değerlendirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu alanda, ilk olarak, 3’üncü Avrupa Birliği Uyum Paketi’nde, resmî dil olan Türkçenin yanında vatandaşların günlük hayatlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesi için, farklı dil ve lehçelerle ilgili yasaklayıcı hükümler kaldırılmıştır. Aynı yıl içerisinde farklı dil ve lehçelerin öğrenilebilmesi için özel kurslar açılabilmesine imkân sağlanmıştır. Dil konusundaki bu açılımlar daha sonraki dönemlerde de kullanılmış, başta TRT yayınları olmak üzere farklı lehçelerde yayın yapılmasının önü açılmıştır. Bu kapsamda hazırlanan yönetmelikle farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayını gerçekleştirilebilmektedir.

Son olarak, yasal güvenceye bağlanmış bu konu ve özel radyo ve televizyonlar ile TRT de bu alana ilişkin yeni imkânlar ortaya koymuş; bu çerçevede, TRT’nin bir kanalı, TRT 6, tam zamanlı Kürtçe yayın yapmaya başlamıştır. 2009 yılında ise özel radyo ve televizyonların da kesintisiz biçimde bu dillerde yayın yapabilmesinin önü açılmıştır. Bu değişikliklerle, farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması yasal güvenceye kavuşturulmuş, TRT ekranlarından Kürtçe ve Arapça yayınlar yapılmaya başlanmıştır.

Geçmişte mevzuattaki bazı sınırlayıcı hükümler nedeniyle cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla konuşmasının önündeki engeller kaldırılmış ve buralarda da kendi ana dillerini kullanmaları mümkün hâle gelmiştir. Ayrıca, bu yasak yüzünden kişilerin iletişim hakları ve özgürlükleri kısıtlanmaktaydı. 2009’da yapılan tüzük değişikliğiyle, hükümlünün kendisinin veya görüşeceğini bildirdiği kişinin Türkçe bilmediğini beyan etmesi hâlinde, telefonla Türkçe dışındaki dillerde de konuşma yapılabilmesinin mümkün hâle getirilmesi sağlanmıştır. Daha sonra çıkarılan yönetmelikle de cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin, ziyaretçileriyle Türkçe dışındaki dillerde de yüz yüze görüşme yapabilmelerinin önündeki engeller kaldırılmıştır. Böylece, son derece gayriinsani olan bu yasaklara AK PARTİ iktidarı döneminde son verilmiştir.

Günümüz demokrasi ve insan hakları anlayışıyla bağdaşmayacak şekilde, vatandaşlarımızın çocuklarına Türkçe olmayan isimleri koymaları yasaktı. Bu da yine iktidarımız döneminde kaldırılmıştır.

Ülke içinde farklı dil ve lehçelerin konuşulması, Türkiye’nin önemli zenginliklerinden birisidir fakat bu zenginlik ancak bu iktidar döneminde aktif hâle getirilmiştir. Söz konusu dillerin günlük hayatta kullanımına ilişkin yasaklar ortadan kalkmış fakat daha sonra akademik ve bilimsel anlamda bu dillerin öğretilmesine yönelik bir eğitim öğretim hizmeti ihtiyacı doğmuştur.

Bunun için, Türkiye’de konuşulmakta olan, bir bakıma, yaşayan dillerin doğru şekilde öğretilmesi ve öğrenilmesiyle ilgili çalışmalarla üniversitelerde farklı dil ve lehçelerle ilgili akademik araştırmalar yapılabilmesi için enstitüler açılması ve seçmeli ders konulabilmesi mümkün hâle gelmiştir.

Bu kapsamda ilk olarak, hocamızın da biraz önce konuşurken ifade ettiği gibi, Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı, Arap Dili ve Kültürü Anabilim Dalı, Süryani Dili ve Kültürü Anabilim Dalı, Kürt Dili ve Kültürü Yüksek Lisans Programı ve Süryani Dili ve Kültürü Yüksek Lisans Programı’ndan oluşan Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü kurulmuştur. Aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi bünyesinde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmıştır. İlerleyen süreçte Bingöl Üniversitesi bünyesinde Kürt Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ve tezli/tezsiz yüksek lisans programından oluşan Yaşayan Diller Enstitüsü Edebiyat Fakültesi içinde kurulmuş. Ayrıca, Muş Alparslan Üniversitesinde benzer bir yapılanmaya gidilmiştir. Tunceli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümünde de Zaza Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Kurmanci Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ve Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı açılmıştır. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde de yine Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı kurulmuştur. Bunlara ilave edilen Çerkezce gibi başka dillerdeki yükseköğretim faaliyetlerini bu çerçevede ayrıca saymıyorum.

Seçim çalışmalarında Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde propaganda yapılabilmesinin önü yine bu dönemde açılmıştır. 2010 yılında yapılan değişiklikle siyasi partiler hukukunun alanı genişletilmiş ve ifade ve örgütlenme özgürlüğünün bir gereği olan siyasi propaganda hakkının önündeki yasal engeller kaldırılmıştır.

Geçmişte farklı dil ve lehçelerdeki kültürel faaliyetlere destek verilmesi düşünülemeyecek bir husustu. Bu da AK PARTİ iktidarı zamanında gerçekleştirilmiş ve bu kapsamda Kültür Bakanlığından, başta Mem û Zin olmak üzere, başka çalışmalar yayımlanmış, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından çeşitli illerde Kürtçe tiyatro oyunları sahnelenmeye başlanmıştır. Devlet televizyonu TRT “TRT Haber” isminde Kürtçe bir haber sitesini yayına sokmuştur. Kürtçe türkülerden oluşan albümler hazırlanmıştır. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyelerini tanıtmak için hazırlanan katalogda, diğer dillerin yanında, ilk kez, milletvekillerinin Kürtçe dil bilgisine yer verilmesi de yeni bir durumdur. Buna, Türkçe bilmeyen vatandaşlarımızın kamu kurum ve kuruluşlarındaki iş ve işlemlerini takipte yaşadıkları sıkıntıları çözmek açısından, idari birimlerde Kürtçe tercüman istihdamı gibi faaliyetleri de ayrıca eklemek gerekir.

Türkiye’de bugün ana dillerin kullanılması ve geliştirilmesiyle ilgili mevzuat açısından bir sorun bulunmamaktadır. Devlet bu kullanıma izin vermek şöyle dursun, biraz önce ifade ettiğim çerçevede, ciddi şekilde destek vermektedir. Bu destek bundan sonra da aynı şekilde sürmelidir. Fakat, ülkedeki bu demokratik hakların kullanımını talep edenlerin devlete ve ülkeye karşı demokratik yaklaşımlar içinde tavırlar sergilemesi de devletin ve toplumun en temel beklentisidir.

Değerli milletvekilleri, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bu manada dillerinin korunması da ayrıca önemlidir. Özellikle Yunus Emre Enstitüsü, TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bu konudaki ihtiyaçlarını giderecek çalışmalar gerçekleştirmektedir ve geçmişte din görevlileri gibi bugün bu ülkelerde dil görevlileri de görev yapmaktadırlar. Bu çerçevede, oralara yönelik faaliyetler de devam etmektedir.

Bu düşüncelerle, tüm ana dillerin yaşatılması, geliştirilmesi ve böylece ortak insanlık mirasının korunması dileğiyle, Dünya Ana Dili Günü’nü tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İsen.

Sayın Adıyaman, bir söz talebiniz var.

Açıklama mı yapacaksınız?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Evet efendim.

BAŞKAN – Bir dakika.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle ilgili Başbakanlık tezkeresinin Genel Kurulda okumasının Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün ihlali anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, az önce Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’la ilgili bir hükmün açıklanması ya da okunmasıyla bir karar aldınız. Aslında usul açısından da Anayasa açısından da hakikaten Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün ihlali anlamına gelen bir uygulama gerçekleşti. Zira, hem cumhuriyet başsavcılığının hem Başbakanlığın tezkeresinde, Anayasa’nın 83 ve 84’üncü maddelerine ilişkin açıklamalardan sonra 76’ncı maddeye atıfta bulunuluyor. Aslında bırakalım işin siyasi mülahaza boyutunu, AKP’nin çoğunluğa dayalı uygulamalarını, hukuk dışı uygulamalarını bir tarafa bırakalım, salt 76’ncı madde anlamında bile değerlendirildiğinde az önce okunan hükmün bu Mecliste okunmaması gerektiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Bunları konuştuk, usul tartışması da yaptık, teşekkür ediyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – “…”(x)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bilinmeyen bir dille değil, Lazcayla selam verdim size, bu kadar…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN – Konuştuğunuz dil Lazca mıdır?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Lazca efendim.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmesi adına söyledim.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Çünkü bilinmeyen bir dil olarak geçecek, onu açıklamak istedim.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bilinmeyen bir dil değil, Lazcayla selam verdim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü. 17 Kasım 1999’da UNESCO’nun ilan etmesiyle beraber, o günden bugüne Dünya Ana Dil Günü kutlanıyor dünyanın her tarafında. Dünya Ana Dil Günü’nün 21 Şubat olmasının sebebi de Bengal dilinin konuşulmasını, kullanılmasını savunan öğrencilere askerler tarafından, güvenlik güçleri tarafından ateş edilmesi ve öldürülmesi olayına gönderme yapılıyor olması, bunu da bilin.

Değerli milletvekilleri, 15’inci yüzyılda dünyada 15 binin üzerinde dil konuşuluyordu, bugün değişik uygulamalarla, savaşlar, göçler, yasaklamalar, asimilasyon, özellikle küreselleşme, modernleşmenin yıkıcı etkileri nedeniyle bu dillerden ancak 7 bin civarında şu anda yaşıyor ama bunlardan 2.500’ü ölmek üzere. Türkiye’de 35 tane ana dil var, konuşuluyor değişik şekillerde ama bunların büyük bir kısmı -18’i- UNESCO’nun değerlendirmelerine göre, ciddi bir şekilde tehdit altında, ölmek üzere.

Değerli arkadaşlar, önce şunu ifade edeyim: Biz bir milletiz, bu toplumda yaşıyoruz. Dolayısıyla, bir millet olmanın verdiği zorunluluk, ortak bir dile ihtiyacımız var ve bu ortak dilin Türkçe olduğu… Bu konuda herhangi bir tartışma yoktur, başka türlü de olamaz değerli milletvekilleri. Her şeyden evvel Anayasa’nın eşitlik ilkesinin gerçekleşebilmesi için bu ülkede yaşayan herkesin Türkçe bilmesi gerekiyor. Kars’ta okuyan bir çocuk İzmir’deki bir pozisyona başvurabilmeli ve girmeli, bunu ancak ortak dil sağlar. Bu konuyla ilgili hiçbir problem yok ama şunu da tespit etmek durumundayız çok öz güvenli bir şekilde: Maalesef Türkiye’de, ana diller konusunda, kültürler konusunda, farklılıklar konusunda geçmişte ve bugün çok hoyratça davranılmıştır. Bu dillerin yok olmasında, unutulmasında bu siyasi tercihlerin, tavırların da önemli bir yeri var; bunun altını çizmek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, evet, biraz evvel konuşan Hükûmet partisinin sözcüsü sayın hocam “Ana dil, bir temel insan hakkıdır, insani bir haktır.” dedi, doğru ama Sayın Hocam, bu insani hakkın konuşulabilmesi, kullanılabilmesi için de hükûmetlerin, devletin üzerine düşen görevleri yapması gerekiyor.

Bakın, Türkiye’de 200 bini Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, diğerleri Türkiye'nin değişik yerlerinde olmak üzere, 500-600 bin civarında, en azından annesi babası Lazca konuşan insan var ama Lazca giderek unutuluyor. Annem babam çok iyi biliyor, ben biliyorum, çocuklarım şöyle böyle, torunlarım hiç bilmiyor. “E, sen suçlusun. Biz yasaklıyor muyuz, engelliyor muyuz? Evde konuşun.” Bu olmaz, böyle bir şey olmaz.

Bakın, verdiğim rakamlar... Dünyanın her tarafında olduğu gibi, Türkiye’de de birçok konuda fakirleştiğimiz gibi kültür konusunda da kültür zenginlikleri konusunda da dil konusunda da fakirleşiyoruz. Su konusunda, hava konusunda, çevre konusunda nasıl ciddi yıkımlar varsa ana dille ilgili de aynı şeyler var.

Dil insandır değerli arkadaşlarım yani bir dilin yok olması insanın yok olmasıyla aynı şeydir. Dolayısıyla, devletin bunu yaşatması, hepimizin, toplumun bunu yaşatması temel görevlerinden bir tanesidir.

Biz yıllar önce Laz Enstitüsü Derneği kurarak Lazcanın yaygınlaşması, gençlere, çocuklara öğretilmesi için çalışmalar yaptık. Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde ortaya çıkan bu serbestleşmeden, rahatlamadan da istifade etmeye çalıştık ama maalesef, bürokraside, üniversitelerde müthiş bir dirençle karşılaştık. Hiçbir üniversitede ana dili çocuklara öğretecek -biliyorsunuz, siz getirdiniz bu hakkı, seçmeli ders olarak ana dili seçebiliyor çocuk ve okulda okuyabiliyor- öğretmenler yok. Bunlar nasıl yetişecek? Daha evvel Kürtçede yapılanı örnek alarak, üniversitelerde en azından tezsiz lisansüstü eğitim verilerek, çocuklara değişik branşlarda öğretmenlik yapan arkadaşlar ya da öğretmen olma yeterliliği olan arkadaşlar Lazca eğitim verebilecek, ders verebilecek kapasiteye gelsinler ve devlet atamasını yapsın dedik, maalesef bu konuda hiçbir adım atamadık.

Değerli arkadaşlarım, size bir şey söyleyeyim: Adalet ve Kalkınma Partisi haklar ve özgürlükler konusunda çok inişli çıkışlı yollar izliyor. Kendisinin ortaya çıkarmış olduğu ve zamanında çok da anlattığı, övündüğü hakları konjonktür gereği ortadan kaldırabiliyor. Böyle bir şey olmaz değerli arkadaşlarım. Hiçbir hak, insan hakkı, hele hele ana dil hakkı konjonktür gereği, değişik bahanelerle ortadan kaldırılamaz, engellenemez değerli arkadaşlarım. Maalesef, siz bunu yaptınız. On beş senelik, uzun Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti döneminde bunları gördük değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bizim taleplerimiz var. Sadece Lazca için söylemiyorum; Türkiye’de unutulmaya yüz tutan çok sayıda, 35 tane dil var, lehçe var, bütün bu lehçeler için söylüyorum. Devlet, Millî Eğitim Bakanı, Kültür Bakanı, kim şey yapıyorsa, bu konuyla ilgili araştırmaları yapmalı, nerelerde, nasıl eğitimler yapılabilir, bunları sağlamalıdır. Ayrıca, sivil toplum örgütlerine, yerel televizyonlara, radyolara destek vermesi gerekiyor. Ana dili çocuğun öğrenebilmesi için televizyonda izlemesi lazım, çizgi film izlemesi lazım. Bir çizgi filmin maliyeti çok yüksektir, sivil toplum örgütlerini aşar. Bunların hepsi devletin görevidir ama bu ara devletimiz maalesef haklar ve özgürlükler konusunda çok gerilere düştü, bu konularda çok fazla çalışmalar yapmıyor.

Değerli milletvekilleri, gerçekten insani olarak söylüyorum, ifade ediyorum: Bir insan neyse bir dil de odur yani bunu hissetmeniz gerekiyor, empati kurmanız gerekiyor. Bir dilin gözünüzün önünde yok olması bir insanın yok olmasıyla hiç de farklı değil. O nedenle bütün siyasi partilerdeki milletvekillerine rica ediyorum, bu konuyla ilgili yapılacak çalışmaları destekleyin.

Bakın, değerli arkadaşlarım, biz çok korkuyoruz ama bu kadar korkmamıza gerek yok. Bu toplum, bu millet çok uzun tecrübeler yaşamış, büyük bedeller ödemiş ve bir millet olmuştur, birlikte yaşıyoruz. Bütün sorunlarımıza rağmen -ekonomik sorunlar, terör, ayrılıklar gayrılıklar- siyaset maalesef tepede çok sert ve kimlikler üzerinden ayrıştırıcı bir şekilde kurulmasına rağmen, bu toplum -2017’deyiz- birlikte yaşıyor. Bu, büyük, çok kıymetli bir şeydir ama bu birlikteliğin devam edebilmesi için, daha fazla yasaklara değil, daha fazla özgürlüklere ihtiyacımız var. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuyla ilgili yönelimini kaybetmiştir değerli arkadaşlarım. Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu günlerde tutunma amacıyla, şununla bununla -ben niyet okumuyorum- hak ve özgürlükleri genişletmek konusunda gayretler göstermiştir, bütün bu gayretler desteklenmiştir, takdir edilmiştir ama bugün bakıyoruz, bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi, maalesef, çok geriye düşmüş, tekçi bir yapıyı, bir anlayışı benimsemiş durumdadır.

Değerli arkadaşlarım, aslında, biraz evvel ifade ettiğim “Dil, insandır.” konusunu bir ayet meali okuyarak kapatıyorum; Hucurât Suresi, 13’üncü ayet: “Ey insanlar, şüphe yok ki biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve sizi birbirinizle tanışmanız için halklar ve kabileler şeklinde kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en kerim, üstün olanınız, ırk, soy, kabile değil; takvaca, insanlıkça hakka hukuka en iyi riayet edenlerdir.”

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Türkçe olmayan ifadelerin  tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak değil “Türkçe dışında bir dil” şeklinde geçtiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir açıklama yapmak istiyorum: Elbette ki ana dillerin yaşaması ve yaşatılmasından yanayız ancak resmî dilin Türkçe olması sıfatıyla, Sayın Bekaroğlu konuşurken hangi dilde konuştuğunu beyan etmesini rica ettim tutanaklara “bilinmeyen bir dil” olarak geçmemesi nedeniyle.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ancak, öğrendiğim kadarıyla tutanaklara artık “bilinmeyen bir dil” olarak değil, “Türkçe dışı bir dil” olarak, bu ibareyle geçiyormuş.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Kim almış bu kararı Sayın Başkan? Ama çok yanlış bir şey bu, yanlış bir karar, kim almışsa.

BAŞKAN – Bu ikazımın yanlış anlaşılmasını istemem, sadece kullandığınız dilin metinlere tam adıyla geçmesi için bu ikazda bulunduğumu bilmenizi isterim.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, 21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Türkiye’de konuşulan yerel, tarihsel, göçmen ve azınlık dillerinin korunup geliştirilmesi için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde, son olarak, Bilecik Milletvekili Sayın Halil Eldemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi uyarınca vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 21 Şubat Dünya Ana Dil Günü’nü kutluyorum. HDP grup önerisiyle alakalı olarak az önce Sakarya Milletvekilimiz Sayın Mustafa İsen AK PARTİ iktidarları döneminde dillerle ilgili konuda yapılan düzenlemeleri geniş geniş anlattı. Ama bu öneriyle ilgili konuya başladığımızda da AK PARTİ iktidarlarının dil asimilasyonuyla uğraştığını iddia etmek çok büyük bir haksızlık olur. Bugün TRT’de hem Kürtçe kanal olarak hem Arapça kanal olarak hem de İngilizce kanal olarak farklı dillerde yayın yapılabilmekte.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Lazca istiyoruz, Lazca, unutulan dil. Lazca istiyoruz, Gürcüce istiyoruz, Abazaca istiyoruz.

HALİL ELDEMİR (Devamla) – Bu konuyla alakalı olarak yapmış olduğumuz düzenlemeler var, bundan sonra da ihtiyaç duyulması durumunda yapılacak düzenlemeler noktasında da kayıtsız kalınamayacağı bilinmelidir.

Şimdi, toplumumuzun her kesimini ilgilendiren çok önemli bir yasa teklifi Genel Kurul gündeminde beklemektedir. Önümüzde, geçen hafta itibarıyla 456 sıra sayısını alarak bastırılıp dağıtılan ve Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizi Genel Kurulda bir an önce görüşmek, kamuoyunun yakından takip ettiği bu kanun teklifimizi bir an önce milletimizin istifadesine sunmak istiyoruz.

Bu kanun teklifimiz ana başlıklarıyla şu hususları içermektedir: Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri aracılığıyla 31/12/2016 tarihine kadar kullanılmış olan tarımsal kredilerle alakalı, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içerisinde müracaatla, belirtilen kapsam ve şartlar dâhilinde yeniden yapılandırılması söz konusu olacaktır. Bu düzenlemeyi içeriyor.

İkincisi: Elektrik tüketiminden kaynaklanan -tarımsal sulamalar dâhil- özelleştirme devir işlemleri sırasında TEDAŞ’a devredilmiş alacaklar ile TEDAŞ’a ait olup tahsilatı özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerince sürdürülen ancak bugüne kadar tahsil edilemeyenler için, tekrar tahsilat yapılabilmesi adına bir düzenlemeyi içeriyor.

Bugüne kadar düzenli olarak vergi ödemeleri yapan ancak bizim kendileriyle alakalı, bu vergi mükellefleriyle alakalı herhangi bir düzenleme yapmadığımız ama şu anda çok önemli bir şekilde vergilerini düzenli ödeyenlerin gelir vergisi ve kurumlar vergisi ödemelerinde yüzde 5’lik bir indirim yapılmasını içeriyor. Bunun yanında, inşaat sektöründe farklı sözleşme türlerinde damga vergisi oranlarının yeniden düzenlenmesi için bir madde içeriyor. Bunun yanında, gayrimenkul satışlarında uygulanan tapu harçlarında indirim yapılabilmesi için Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor. Diğer taraftan, inşaat sektörünü desteklemek ve yurt dışından döviz girişini artırabilmek adına yalnızca ilk teslimde KDV istisnası getiriliyor.

Mera vasfı değişmiş, hazine adına tescil edilmiş, kamu hizmeti için gerekli olmayan taşınmazların, talepleri hâlinde önceki maliklerine devriyle ilgili Mera Kanunu’nda değişiklik yapılmasını içeriyor.

Diğer taraftan, esnafımızın beklediği Esnaf Ahilik Sandığının kurulmasını, zor durumda kalmış olan esnafımızın iş yerini kapatması ya da iflas etmesi durumunda maddi kayıplarını telafi etmek üzere Esnaf Ahilik Sandığının kurulmasını içeriyor.

Bunun yanında, soydaşlarımızın Uluslararası İşgücü Kanunu uyarınca çalışma izni muafiyeti kapsamında Türkiye’de bulundukları sürelerde genel sağlık sigortalısı sayılarak oluşan mağduriyetlerin giderilmesini ve genel sağlık sigortası kapsamında yaşanan sıkıntıların giderilerek sisteme daha sağlıklı işlerlik kazandırılmasını hedefliyor.

Devlet Su İşleri tarafından yürütülen baraj projeleri kapsamında yapılacak kamulaştırma ve iskân çalışmalarının barajı yapan DSİ tarafından tek elden yürütülmesine, bu suretle baraj yapılan yerlerdeki vatandaşların mağdur edilmeden iskânlarının hızlı bir şekilde gerçekleşmesine yönelik, İskân Kanunu’nda değişiklik içeriyor.

Sendika ve konfederasyonların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla yapacakları protokoller çerçevesinde, kadın istihdamına yönelik desteklerde Bakanlığa kaynak aktarılabilmesinin önü açılıyor. Kamu iktisadi teşebbüslerinde, KİT’lerde çalışan personelin yıllık izinleriyle ilgili olarak düzenlemeler yapılmasını hedefliyor bu kanun.

Anlatmaya çalıştığım gibi, toplumun birçok kesimini ilgilendiren birçok düzenlemeyi içeren bu kanuna da bir an önce geçmek istiyoruz. Ben HDP grup önerisi aleyhinde olduğumuzu tekrar belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika, oylamaya bir başlayayım.

Evet, sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı talebi var:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (AK PARTİ sıralarından “Elektronik cihazla” sesleri)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Başkan, yok işte.

BAŞKAN – Peki, elektronik cihazla oylama yapalım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.19

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir ve karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, 21/2/2017 tarihinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ve arkadaşları tarafından, Türk Hava Yollarına ait hisselerin yüzde 49,12'lik hazine payının Türkiye Varlık Fonu’na devredilmesinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

21/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/2/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                               

                                                                                                   Engin Altay

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ve arkadaşları tarafından Türk Hava Yollarına ait hisselerin yüzde 49,12'lik hazine payının Türkiye Varlık Fonu’na devredilmesinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla 21/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1080 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 21/2/2017 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacıyı çağırmadan Genel Kurulda… Kulis de Genel Kurulun bir parçası sayılır, çıkmak isteyenler çıksın.

BAŞKAN – Lafımı ağzıma tıkadınız Sayın Altay, bir müsaade edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, bu manzara hoş değil.

BAŞKAN – Söyleyecektim zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tahmin ediyorum ben de, evet.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sessizliğimizi biraz muhafaza edelim lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayakta da durulması caiz değil.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin lehinde ilk olarak Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; önce, Müjdat Gezen’e, Müjdat Gezen Kültür Merkezine yapılmış olan saldırıyı değerlendirmek isterim.

Kınamıyorum, kınanacak nesi var bu alçakça saldırının? Yalnızca nitelendirilmesi olabilir. Müjdat Gezenler, Uğur Dündarlar, Bekir Coşkunlar, Yılmaz Özdiller bu ülkenin vicdanıdır, vicdanı. Vicdan halkın sesidir. Halkın sesini kısmaya çalışabilirler, halkın sesini yok etmeye çalışabilirler, halka rağmen halkı susturmaya çalışabilirler ama emin olun ki Müjdat Gezenler de Uğur Dündarlar da Sokratesler de konuşmaya devam ederler. Uğur Mumcuları susturamadıkları gibi bu aydın, bu çağdaş, bu yiğit yazarları da susturmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Sayın Başkan, gruptaki arkadaşlar meşguliyet içerisindeler. İsterlerse onları ben dinleyeyim, bekleyeyim, onlar susunca ben konuşabilirim.

BAŞKAN – Gerekli ikazı yaptım Sayın Pekşen.

Buyurun.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ben, bir milletvekili olarak bu konuda lütfen gereken hassasiyetin gösterilmesini istiyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türk Hava Yollarıyla ilgili daha önce bu kürsüye geldiğimde Türk Hava Yollarının yönetim zafiyetinin Türkiye için nasıl büyük bir mali tabloya sebep olacağını da burada anlatmıştım. O günlerde altını çizerek vurgulamıştım, dünyanın en büyük Airbus filosuna sahip olan bir hava yolu şirketi çok kötü bir yönetimle maalesef, o uçaklarını bugün meydanlarda tutmakta ve uçuştan alıkoymak zorunda kaldı; birçok ülkeden uçuşlarını geri çektiği gibi, birçok uçak da zaten boş uçmakta, yolcu bulmakta güçlük çekmektedir. Yine, dünyanın birçok ülkesinde Türk Hava Yolları artık bir uçuş tercihi olarak kullanılmamaktadır. Nitekim önümüze gelen bilançoya baktığınız zaman bu, vergi dairesine verilmiş olan bilançosu net rakam 6 milyar 493 milyon 116 bin 492 lira zarar. Yani, bu tüyü bitmemiş yetim insanların, hani söylüyorsunuz ya, beytülmalın hakkını yandaş bir bürokratın emrine vermişler ve tam 6,5 milyar liralık bir zarar bugün Türk halkının önüne konulmuş.

6 milyon genç işsizimiz varken ne yazık ki Türk Hava Yollarının 6,5 milyarlık zararını örtmek için yeni bir senaryo hazır. Neymiş o senaryo? Varlık Fonu. Hani insanlar soruyorlar ya “Bu Varlık Fonu’na niye ihtiyaç duyuldu?” diye. Varlık Fonu’na ihtiyaç duyulmasının en önemli sebebi, işte Türk Hava Yolları gibi kurumlar. Türk Hava Yollarının, satın almış olduğu plansız programsız uçaklardan dolayı aylık yaklaşık 70 milyon dolarlık ödemesi var. Bu aylık 70 milyon dolarlık ödemeyi -leasing ödemeleri de dâhil olmak üzere- yapabilmesi için işte Varlık Fonu’na aktarılan şirketlerin kazançlarına ihtiyaç var. Onun içindir ki Ziraat Bankası, Halk Bankası, BOTAŞ, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, araziler vesaire, hepsi bunun içerisinde. Niye? Çünkü iki tane uçak üreten şirketle hesapsız kitapsız yapılan satın alma anlaşmaları dolayısıyla şimdi Türk Hava Yolları bu uçakları almak zorunda, aldığı uçakların parasını da ödemek zorunda. Para? Yok. Sözleşmeleri feshetmek durumunda kaldığında inanılmaz bir bedel ödemekle karşı karşıya. O zaman, çözüm açık: “Devletin diğer kurumlarını bir araya getirelim, bir havuz oluşturalım, adına da ‘Varlık Fonu’ diyelim, onların kazançlarını Türk Hava Yollarının bu fütursuzca harcamalarının karşılanmasında kullanalım.” Bütün hikâye bu kadardır. Yani “Varlık Fonu” dediğiniz, tam tersine, Türk Hava Yollarının batırmaya devam ettiği, her gün daha büyük batağa doğru gittiği sürecin bir şekilde örtbas edilmesi sistemidir. Ama, buradan SPK’yı uyarıyorum. Sermaye Piyasası Kurulunun yetkilileri, bu bilançoyu takip edeceğim, buna ilişkin süreci de takip edeceğim.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Vekilim, Türk Hava Yollarının 2016 kârı 762 milyon.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Bak burada yazıyor; merak ediyorsanız Türk Hava Yollarının bilançosu burada. Bak, 2016 kârı…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – 2016 kârı 762 milyon.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - İşte, o, “Türk Hava Yollarının 2016 kârı…” diye açıkladıkları da bir borsa manipülasyonudur ve onun hakkında da suç duyurusunda bulunacağım hiç tereddüdünüz olmasın. 6,5 milyar, burada, rakam burada.

Şimdi, kıymetli milletvekilleri, Türk Hava Yollarının…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Rakamın kaynağı nerede?

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Vergi dairesine verilmiş olan bilanço, bak burada, vergi dairesine vermiş, burada. Vergi dairesine verdiği resmî belge, burada.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – İşte burada, bunlar resmî bilgi.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Bugüne kadar, bu tür entrikalarla toplumdan gerçekleri gizlemeye çalıştılar ama gizlenemeyen gerçekler var. Bak, merak ediyorsanız Sayıştay raporları da var, onları da konuşalım isterseniz, Sayıştay raporlarını da kullanalım. Devam edelim isterseniz açtığınız yerden biraz daha.

Şimdi, geçenlerde, 6770 sayılı bir kanun numarası var, 18/1/2017 tarihinde de şöyle bir kanun hükmünde kararname yayımlandı. Bu kararnamenin 33’üncü maddesinin (2)’nci fıkrası belki burada herkesin ilgisini çeker. Kararnamenin 33’üncü maddesinde diyor ki: Eğer bankadan kredi kullandıysanız, bu kredileri de ödeyemediyseniz canınız sağ olsun, sıkmayın canınızı. Bu ödeyemediğiniz kredilerle ilgili bankaya senet, çek, kambiyo evrakları vesaire verdiyseniz, banka da bu evrakları tahsil edemiyorsa, hatta bunlar sahte ise, hatta sizi dolandırdılarsa, hatta kandırdılarsa hiç canınızı sıkmayın, affettik. Buyurun, kanun hükmünde kararname 33’üncü madde, geçici 1’inci madde ve geçici 2’nci madde, burada. Nelerle meşgul olduğunu görüyor musunuz kanun hükmünde kararnamelerin?

Burada bitmiyor tabii. Yine, bir başka kanun hükmünde kararname daha. Geçenlerde anlattım, burada bir kez daha söylemekte yarar görüyorum: Yine, 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesi. Bankadan kredi kullandı, bankayı dolandırdı; hiç önemli değil, bankayı yeter ki dolandır, yeter ki dolandır, yeter ki yandaş ol, hiç merak etme, her türlü çözüm bulunur, senin hakkında icra takibine gitmeye, senin hakkında zimmet sebebiyle suç duyurusunda bulunmaya hiç gerek yok. Niye? Çünkü, banka “yapılandırma” kılıfı adı altında yeni bir uygulama seninle yaparsa, mesela “borcunu on yıla yaydım, on beş yıla yaydım, iki yılı ödemesiz, beş yılı ödemesiz” diye, “yapılandırma formülü” adı altında yeni bir senaryo düzenlerse banka yöneticileri hakkındaki Bankacılık Kanunu 160’ıncı maddesine eklenen yeni fıkrayla zimmet suçlaması tümüyle ortadan kaldırılmıştır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – O da mı kanun hükmünde kararname?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu da kanun hükmünde kararname.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Güzel (!)

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bu kanun hükmünde kararnamelerle ilgili asıl muhatap Anayasa Mahkemesidir. Buradan Anayasa Mahkemesine, özellikle Anayasa Mahkemesinin Başkanına sesleniyorum: Bugün, Türkiye’deki bu büyük dramın, bu gerginliğin, bu kutuplaşmanın, Türkiye’yi bu karanlıklar dehlizine sürüklemenin en önemli müsebbibi sizsiniz ve mahkemenizdir. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Bu toplumun vicdanını yıktınız, bu halkı karanlıklara sürüklediniz ve vermiş olduğunuz o kararla birlikte, Türkiye bugün kâbus senaryolarına teslim edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanına soruyorum: Şimdi, yarın sabahleyin, “Türkiye Büyük Millet Meclisini feshettim.” diye bir kararname gelirse siz yetkisiz misiniz? “İllerdeki valilikleri feshettim, bütün il başkanları validir.” diye bir kararname gelirse siz yetkisiz misiniz? “Muhalefet partilerini kapattım.” diye bir kararname gelirse siz yetkisiz misiniz?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kanun varken nasıl kapatıyorsunuz?

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı, orada, o yukarıda oturduğunuz yerde, cafcaflı arabalara binebilirsiniz, kırmızı plakalı arabalara binebilirsiniz, arabalarınızın önünde rengârenk lambalar olabilir ama Türk halkı sizin, bu halkın vicdanına seslenecek kararlarınızı bekliyor. Eğer vicdan adaletse, eğer adalet vicdanlarda varsa bu ülkeyi daha fazla karanlıklara sürüklemeyin.

Az önce gördünüz, “OHAL kararnamesi” diye bu ülkenin tüyü bitmemiş yetimlerinin haklarının nasıl gasbedildiğini size tek tek anlattım. “Dolandır bankayı, rahat ol, hiç merak etme.” Hani, “İtaat et.” diyorlardı ya; işte “Dolandır, itaat et, rahat et. Kanun hükmünde kararname gelir, ne zimmet olur ne dolandırıcılık olur, seni kurtarırlar.” İşte, bunlara sebebiyet veren, sayın Anayasa Mahkemesinin kıymetli hâkimleri, kıymetli üyeleri, o vermiş olduğunuz karardır, Anayasa Mahkemesi kararıdır. Yargılamama kararı orada durduğu sürece Türkiye daha büyük kâbuslara, daha büyük karanlıklara doğru sürüklenmeye devam edecektir; daha çok Müjdat Gezenler tehdit edilir, daha çok Uğur Dündarlar, Bekir Coşkunlar tehdit edilmeye devam eder. Ama, hiç unutmayın, Sokrates’i idama götüren 500 yargıcın hiçbirisinin ismini hiç kimse hatırlamıyor ama Sokrates binlerce yıldır konuşmaya devam ediyor, tıpkı Cumhuriyet Halk Partisi gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Siz konuşun, biz yaparız.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Konuşmaya devam edeceğiz, halkımızı aydınlatmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Siz konuşmaya devam edin, AK PARTİ yapar.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Taşdemir, sisteme girmişsiniz. Nedir talebiniz?

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Ben 60’a göre bir dakika söz hakkı almak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, emirle çalışan yargının bir hukuksuzluğa imza atarak Van Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun milletvekilliğini düşürdüğüne ilişkin açıklaması

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Sayın Başkan, bugün, Türkiye'nin 3’üncü büyük partisinin Eş Genel Başkanı Sayın Figen Yüksekdağ’ın vekilliği bu Mecliste düşürüldü ama maalesef, bu Meclis sanki normal, rutin bir işleyiş yapmış gibi devam ediyor.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Yas mı tutacağız?

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Bir kere, Meclisin bundan utanması gerektiğini düşünüyorum.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) - Yas mı tutalım?

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Bizler, kadınlar olarak şunu açık ve net söyleyelim: Bu, kadın düşmanı politikaların bir sonucudur çünkü bugün, aslında Figen Yüksekdağ’a verilen ceza kadın özgürlük mücadelesine verilmiştir. Kadın düşmanı politikanın bir sonucu olarak Figen Yüksekdağ şahsında aslında 6 milyon seçmen ve bunun yarısını oluşturan kadınlar cezalandırılmaktadır. Onun için de bizler, bir kez daha bu Mecliste şuna şahit olduk ki talimatla çalışan yargı, emirle çalışan yargı bir kez daha bir hukuksuzluğa adım atarak, imza atarak Figen Yüksekdağ’ın vekilliğini düşürdü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ama, şunu açık net söyleyelim ve sizler de bilin ki…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdemir.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Figen Yüksekdağ’ın vekilliğini siz vermediniz, sizin ellerinizle ve havaya kaldırdığınız oylarla da vekilliği düşmeyecektir. Biz bu kararı tanımıyoruz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak…

Sayın Taşdemir, teşekkür ederim.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, siz de bir kadın olarak lütfen, biraz daha duyarlı olun.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 21/2/2017 tarihinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ve arkadaşları tarafından, Türk Hava Yollarına ait hisselerin yüzde 49,12'lik hazine payının Türkiye Varlık Fonu’na devredilmesinin tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 21 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Sivas Milletvekili Sayın Mehmet Habip Soluk konuşacak.

Buyurun Sayın Soluk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET HABİP SOLUK (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi hakkında grubum adına konuşma aldım.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, ülkemizde ve sınır ötesi askerî harekâtımızda hayatını kaybedenleri, Şanlıurfa’da hayatını kaybeden hiçbir günahı olmayan yavrumuzu ve bu alanda hayatını ülkesinin geleceği için veren bütün şehitlerimizi minnetle anıyorum, hainleri de lanetliyorum.

Sayın vekiller, ulaştırma, haberleşme sektörü dünyada gelişmenin, kalkınmanın lokomotif görevini üstlenmektedir. Güçlü bir ulaştırma, iletişim altyapınız varsa gerçekten o ülkenin gelişmişliğinden, kalkınmasından bahsetmek mümkündür. Hükûmetlerimiz döneminde, on beş yıldan bu yana, her alanda olduğu gibi, ülkemizin ulaşım ve iletişim altyapısını geliştirmeye yönelik çok ciddi çalışmalarımız oldu. Sivas Valisi Halil Rifat Paşa’nın tarihe mal olan “Gidemediğin yer senin değildir.” sözünden hareketle, 14 Kasım 2002’den itibaren, Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı, Sayın Bakanımızın şu andaki Başbakanımızın döneminde 33 üniversitede ülkenin iletişim ve ulaşım ana plan stratejisini gerçekleştirerek bu yola koyulduk. Kara Liste’de olan Türk bayraklı gemilerin Beyaz Liste’ye geçişini sağladık. Denizcilikte dünya lider ülkeleri arasına girdik. Bilim ve haberleşme sektöründe sessiz devrim gerçekleştirdik. Ülkemizi iletişim otoyollarıyla donattık. PTT Bankı kurarak halkımızın yaşamını kolaylaştıracak 1.500 civarındaki yerleşim yerinden çekilen bankaların görevini üstlendik. Otoyollar dâhil 6.101 kilometreden, bölünmüş yolları 25.500 kilometreye çıkardık. 6 il bölünmüş yollarla birbirine bağlı iken bugün 75 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlı.

Dünyanın hiçbir ekonomisinin veya mali gücünün geri getiremeyeceği bir hususu bilgilerinize arz etmek istiyorum: Bu bölünmüş yolları yaptık da ne oldu? 8,5 milyon civarında motorlu taşıt var iken 52 milyar Türkiye'deki hareketlilikte, 100 milyon taşıt/kilometredeki can kaybımız 5,72’ydi. Şu anda 113 milyar hareketlilik, 20 milyon motorlu taşıt ve can kaybımız 2,17. Bu, gelişmiş ülkelerde, İngiltere’de özellikle 1 civarında, İskandinav ülkelerinde sıfır civarında. 2023 hedeflerimiz inşallah gerçekleştiğinde bizim hedefimiz de 1’in altına girmektir.

Demir yolları Misakımillî sınırlarımızın içerisinde 4.136 kilometre olarak kalmıştı. 1923’ten 1946’ya kadar 3.764 kilometre, her türlü teknik ve maddi imkânsızlıklara rağmen, ülkemizde demir yolu yapılmıştır, emeği geçenler nur içinde yatsın. 1946’dan 2003 yılına kadar da ülkemizde yapılan demir yolu miktarı 945 kilometre. Yüz yıllık cıvatalarına, somunlarına anahtar değmemiş, vagonları duran rayları yürüyen bir demir yolu teslim aldık. Demir yollarının bu hâline dönemin Başbakanı, Başbakanımız, şu andaki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, demir yolları bu şekilde kaderine terkedilemez, bir ülkenin kalkınması için gerekli olan bir ulaşımdır, derhâl devlet politikası hâline getirilmeli talimatını vermişlerdir.

Bu arada, türkülerimize konu olan “Kara tren gecikir, belki de hiç gelmez.” sözlerinin yerini “Yüksek hızlı tren yetişir.” almıştır. Dünyada 8’inci, Avrupa’da 6’ncı yüksek hızlı tren kullanan ülke olduk. Türkiye’yi bu hizmetle buluşturan liderin adı “Recep Tayyip Erdoğan”, ülkenin adı “Türkiye Cumhuriyeti”, milletin adı ise “Türk milleti”dir. Bunu da hiçbir kuvvetin bir daha elimizden alamayacağı bir ölçüdür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; havacılık sektöründeki yasal sıkıntıları bir bir sivil havacılığın önünden kaldırarak hava yolunu halkın yolu hâline getirdik. Ülkemizin millî bayrak taşıyıcısı Türk Hava Yollarının, -14 Kasım 2002’den sonra kendi içinde mukayese edecek olursak- 2003 yılında 10,4 milyon olan toplam yolcu sayısı her yıl ortalama yüzde 15 artarak bugün, 2016 sonu itibarıyla 62,7 milyona ulaşmıştır. 2003 yılında yurt içinde 36 hava alanından yalnızca 25’i çalışırken -Kıbrıs dâhil- 28 noktaya uçuluyordu, şu anda yurt içinde 49 noktaya uçuluyor. Yurt dışında 75 noktaya, 75 şehre uçulurken bugün itibarıyla 247 şehre uçuluyor. Toplamda yurt içi ve yurt dışı uçuşlarımız 296’ya ulaşmıştır. 2003 yılında 65 olan uçak sayısı 2016 yılında 334’e ulaşmış, yedi yaş ortalamasıyla dünyanın en genç filosuna sahiptir. 2003 yılında 1,9 milyar dolar olan toplam gelir, her yıl ortalama yüzde 15 artarak Eylül 2016 itibarıyla 7 milyar doları aşmıştır. Ayrıca, 2003 yılında 6,9 sent olan birim gider sürekli iyileştirilmek suretiyle 2016’da 6 sente düşürülmüştür, iyileşmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O uçakların kaç tanesi kiralık, kaç tanesi devletin?

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Onun ayrıca cevabını veririm.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

Karşılıklı konuşmayın lütfen, Sayın Soluk.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – 2003 yılından itibaren, Sermaye Piyasası Kurulu raporlarına göre sürekli kâr eden Türk Hava Yolları, 2015 yılında 1,1 milyar dolar kâr etmiş, ilk defa 7 haneli bir kâra ulaşmıştır.

Dünya pazarlarındaki kapasite payı yüzde 5’ten yüzde 2’ye ulaşmıştır. Türk Hava Yolları…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Soluk…

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Ben çamur siyasete pek alışık olmadığım için, tamamlayayım, sonra size arz ederim onu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Soluk, lütfen…

Sayın Tanal, lütfen…

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – 2004 ve 2006 yıllarında halka arzıyla yüzde 51’e çıkan bir statüyle…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, uçak sayısını sormak, devlete ait olup olmadığını sormak, bunun çamur siyasetiyle ne ilgisi var? Uçakların kaç tanesi devlete ait, kaç tanesi kiralık?

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Ya, şimdi…

BAŞKAN – Sayın Soluk, siz Genel Kurula hitap edin.

Sayın Tanal, siz de lütfen, yerinizden konuşmacıya laf atmayın.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bünyesinde bulunan yüzde 49’luk payı Varlık Fonu’na Özelleştirme İdaresi Yüksek Kurulunca devredilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vakit herhâlde az, bu fonun kuruluşuna girmeden… 5 Şubat 2017 tarihinde Bakanlar Kurulunun kararıyla da Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, Borsa İstanbul, TÜRKSAT sermayelerinde bulunan hazineye ait hisselerin tamamı, TÜRK TELEKOM AŞ’nin 6,68 oranındaki hazineye ait hissesi, Etibank İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve ÇAYKUR’un fona aktarıldığı hepinizce malumdur. Özelleştirme Yüksek Kurulunca Türk Hava Yollarının 49,12 ve ayrıca, Halk Bankasının 51,11 oranındaki hisselerinin de özelleştirme kapsamından çıkarılacak fona aktarıldığı malumlarınızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Varlık Fonu söz konusu şirketleri iddia edildiği gibi keyfî şekilde idare etmeyecektir. Stratejik yatırımlar plan çerçevesinde yönetilecek, şirket ve bağlı şirketler ile Türkiye Varlık Fonu ve bu fon bünyesinde kurulacak alt fonları kapsayan üç yıllık stratejik yatırım planı yönetim kurulu kararından sonra Bakanlar Kuruluna sunulacak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – …Bakanlar Kurulunun onayıyla ancak yürürlüğe girecektir.

ERHAN USTA (Samsun) – Ağabey, yeter, gözünü seveyim, ne anlatıp duruyorsun ya? Zarar tevil götürmez.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soluk.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Bunun denetlenmesiyle ilgili bağımsız denetim, Başbakanlık tarafından görevlendirilen denetim ve Meclis denetimi söz konusudur. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Soluk, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Özellikle, 22’nci Dönemden itibaren…

BAŞKAN – Sayın Soluk…

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Efendim, neticeyi söyleyelim.

BAŞKAN – Sayın Soluk, size teşekkür ettik, diğer konuşmacıyı çağırdık. Lütfen, başka bir sefer…

MEHMET HABİB SOLUK (Devamla) – Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne…

BAŞKAN – Sayın Soluk, lütfen…

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Hava Yollarının hazine hisselerinin Varlık Fonu’na devrine ilişkin grup önerisi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Buradan, daha önce Varlık Fonu’na ilişkin değerlendirmelerimizi, eleştirilerimizi, ikazlarımızı, bu işin daha düzgün gitmesi için neler yapılması gerektiği hususundaki düşüncelerimizi sizlerle paylaşmıştım. Şimdi, belki vakit kalmaz düşüncesiyle o kısmı atlayıp direkt, biraz, işin bir Türk Hava Yolları boyutu var, tabii bir de yine Varlık Fonu’nun yönetim boyutu var.

Şimdi, ben burada, hemen somut birkaç soruyla aslında başlamak istiyorum. Mesela, Türk Hava Yolları bir fona devredildi, Varlık Fonu kapsamına alındı, bir menkul kıymet ihracı gibi bir şey yapılacak, anlaşılan o, öyle bir şey yapılması bekleniyor. Ha, şunu söyleyeyim: Bugüne kadar somut hiçbir şey söylenmedi. Değişik yerlerde, değişik platformlarda defalarca soru sorduk, Komisyon dâhil, Genel Kurul dâhil, televizyon programları, özel sohbetler, daha henüz bize somut “Şu işi yapacağız.” şeklinde bir şey söylenemedi. Ama, ben şunu soracağım: Şimdi, Türk Hava Yollarının yüzde 49 hissesi halka arz edilmedi, Hazinenin elinde, fakat yönetim Hazinede yani bir stratejik değeri var, bir borsa değeri var. Bu şirket, herhangi bir şekilde bir menkul kıymet ihracı yapılırsa, bir alt fona devredilirse, bir fon kurulduğunda hangi değeri üzerinden bu işlem yapılacak? Burası çok kritik. Yani, burada ciddi bir fark var çünkü bir yönetimi ele alma, yönetimden kaynaklanan gerçek değer var, stratejik değer var, bir de borsada işlem görmesinden kaynaklanan değer var. Bu çok önemli bir husus, burada ciddi kaygılarımız olduğu için bu soruyu yöneltiyorum, muhataplarının herhangi bir şeklide bu soruya bir cevap vermeleri durumunda biz onu nasıl olsa duyarız.

Şimdi, dolayısıyla şirketlere… Bakın, bu devlet fonlarında, varlık fonlarında en büyük risklerden bir tanesi de dünyada hep bu risklerle de karşılaşıldı… Bizde zaten bir varlık fonu kurulması için -şimdi oraları tekrarlamayacağım ben- hakikaten bir gerekçe yok yani bizim bir fazlamız yok, gelir fazlamız yok, kamu fazlamız yok, ticaret fazlamız yok veya bir petrol gelirimiz yok, ona rağmen kuruldu. Biz finansman için, biz borçlanma için kurduk, o belli. Şimdi, bu tür fonların yatırım yaptığı yerlerde, dünyada böyle, nerede çürük çarık şirket varsa bu tür fonlara o tür şeyleri tabiri caizse çakarlar. Yani, eğer fon yönetimi çok dikkatli davranmazsa, denetim sistemi iyi olmazsa -ki bizim Varlık Fonu’nda hemen hemen hiç denetim yok, keyfî yönetime son derece açık- bu tür risklerle karşılaşma durumumuz var. Yani, siz bir kısım paranızı işte sermaye piyasalarını derinleştirmek için, diyelim ki uluslararası arenada oynayan bazı şirketlere veya Türk şirketlerine, yerli şirketlere yatırdığınızda, orada hangi şirketlere nasıl para yatırılacak, hangi alanlarda yatırılacak bunlar başlı başına bir çalışma ve buradaki ciddi suistimaller dünyada karşılaştığımız konulardan.

Şimdi, dolayısıyla, tabii, biz kanun yapımı aşamasındaki endişelerimizi paylaştık. Tabii, buralarda, Meclisin kürsüsünde kişilerle filan uğraşmak bizim usulümüz değil ancak sadece geneli itibarıyla şu kadar söyleyeyim: Atanan fon yönetimi endişelerimizi bir kat daha artırdı. Kimsenin şahsıyla ilgilendiğim yok. Bu arkadaşlar içerisinde şu ana kadar -bırakın, yani “200 milyar dolar olacak.” diyor ya Nihat Zeybekci- 250 milyon dolarlık dahi fon kurup işleten, yöneten bir kimse yok. Bu iş pazarlamacılık yapmaya benzemez. Çok saygı duyuyorum yani bir başka meslekte, mesela, çok iyi bir öğretim görevlisi olabilirsiniz ama bir Varlık Fonu yönetimi bambaşka bir olaydır; bu konuda dünyada tecrübe sahibi insanların, her yönüyle her şeyine güvenebileceğimiz insanların olması gerekirdi. Biz yönetimde, maalesef, bu tür hususları göremedik.

Şimdi, tabii, işin bir de Türk Hava Yolları boyutu var. Türk Hava Yolları… Şu hakkı teslim etmek lazım yani aslında başlangıcı itibarıyla belki 2 evrede Türk Hava Yollarına bakmak gerekiyor: Bir, başlangıç dönemi; biraz daha sonraki bir yedi, sekiz, on yıl. İkisi arasında ciddi bir fark var. Ancak, ben şu soruyu bürokratken de hep sormuşumdur, bu sorunun cevabını biz bulamadık: Türk Hava Yollarına ilişkin bu strateji ortaya konulurken -şirket stratejisinden bahsetmiyorum, şirketi büyütme yönünde bir strateji muhtemelen vardı- transit konusunda Türk Hava Yollarını bu kadar çok büyütme stratejisi ortaya konulurken Türkiye genelinde ülke açısından bu işin bir etki analizi yapıldı mı? Çünkü, dünyanın bütün yolcusunu, içeriğe belki de hiçbir katma değer sağlamadan oradan alıyorsunuz -İstanbul’u bir hat yapacağız diyoruz- başka yerlere taşıyorsunuz. “Bizim Atatürk Havalimanı artık bu işe yetmez.” dendi, üçüncü havalimanı yapılıyor, dünya kadar yatırım maliyeti var, bunun çevresel etkileri var, bunun yanında gelirleri de var. Ama, mesela, kendi trafiğimizdeki bekleme süreleri yani bunlar ciddi hesaplar. Bu hesaba ilişkin bizim bürokratken de bu konuda bilgi taleplerimiz olmuştu. Böyle bir çalışmanın ben yapılmadığını biliyorum veya düşünüyorum. Ama, şimdi, bu çalışmalar yapılmadan, faydalarını, zararlarını tam olarak ortaya koymadan bir tane şirketi olağanüstü şekilde büyütmek tabii, bir miktar karışıklığa neden oluyor.

Şimdi, Türk Hava Yollarının başta şirket stratejisinin muhtemelen olmuş olması lazım. Fakat, şu anda baktığımızda özellikle son dönemlerde Türk Hava Yollarında, yönetilmesiyle ilgili, kârlılığıyla ilgili, o başlangıçtaki o iyi dönemlerin de son yıllarda geçtiğini görüyoruz. İşte, az önce ifade edildi, 2016 yılı 4’üncü çeyrek rakamının 6,5 milyar TL zarar olduğu basına yansıdı. Yılın ilk 3 çeyreği o kadar yüksek değil, o daha düşük yani faaliyet zararı yaklaşık 1,7 milyar TL civarında, o da yine zarar. Şimdi, artık, dolayısıyla, şirketin o geçmişteki kârlılık hâli de gitti, şu anda ciddi zarar eden bir şirket var önümüzde.

Şimdi, tabii, şu soruyu ben sormak istiyorum: Niye Türk Hava Yolları dış şoklara cevap veremeyecek kadar dengesiz büyütüldü? Şu anda yurt dışında bir şok var, bu uluslararası havacılıkta bir şok var fakat bu şoklara cevap verebilecek bir durumu yok, olağanüstü zararlar yazıyor Türk Hava Yolları. Yani, birkaç yıl içerisinde şirketin elinde muhtemelen hiçbir değer kalmayacak. Burada ciddi bir planlama hatası var; yolcu sayısı düşüyor fakat bizim uçak sayılarımız artıyor, bir öngörü hatası var, bunlara bakılması lazım. Türk Hava Yollarının iş modeli… Belli bir iş modelinin olduğu başlangıçta anlaşılıyordu fakat gelişen piyasa koşulları dikkate alınarak revize edilmediği için sıkıntının kaynağında da bu var.

Şimdi, Türk Hava Yollarındaki bu FETÖ meselesinin dışında, atamalarda -bakın, bunlarla ilgili ciddi endişeler var- liyakat sisteminden vazgeçildiği ve bunun da etkinsizlik üzerinde, zarar etmesinin üzerinde veya doğru çalıştırılmamasının üzerinde ciddi etkilerinin olduğu bizim tespitlerimiz arasında.

Şimdi, bazı olaylar, bazı alanlar var; yurt dışı “network”, uçuş frekansları, uçuş noktalarının kompozisyonu, kârlılık kriterleriyle telafi edilemez hâle getirildi. Bakın, yani burada şimdi, o kadar fazla şeyler var ki artık biz bu Türk Hava Yollarını kârlı bir şirket, çünkü amaç oydu, “Özel sektör kuralları içerisinde biz bu şirketi yöneteceğiz.” denildi ama şu anda onun çok daha dışında bir kısım misyonlar da buraya verilmiş durumda; bunun da Türk Hava Yollarının kârlılığı üzerinde ciddi olumsuz etkisi var.

Bu tanıtım ve markalaştırma işine hiç girmeyeceğim, burası tamamen amacından sapmış, nakit yutan kara delikler hâline gelmiştir, tanıtım faaliyetlerine ciddi paralar yatırılmaktadır ve Türk Hava Yollarının bugünkü finansman zorlukları içerisinde olmasının belki de nedenlerinden bir tanesi de budur.

Dolayısıyla, Türk Hava Yolları kendisine yeni bir hikâye bulmak durumundadır, yani kendisine yeni bir perspektif, yeni bir strateji ortaya koymak durumundadır. Stratejisi muğlaklaşmış ve daha da kötüsü, Türk Hava Yolları yönetiminin bunun yerine yeni bir strateji koyacak bir vizyonu gösterecek kapasitede olduğu da görülmemektedir, yani Türk Hava Yollarında -maalesef- böyle bir kapasitenin olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, geçmişteki o nakit bolluğundan şu anda borç batağına doğru giden… Ciddi finansman giderleri var -şimdi rakamlar yanımda- yani yanlış hatırlamıyorsam, Türk Hava Yollarının yaklaşık 2 milyar TL civarında, bir çeyrekte finansman gideri var. Bunlar çok ciddi rakamlar. Dolayısıyla, borç batağına doğru giden bir Türk Hava Yollarını görüyoruz.

Şimdi, tabii ki “Bu, ticarettir.” diyebiliriz, zaman zaman işler iyi gider, kötü gider. Ancak, işler kötü gittiği zaman şirket yönetimlerinden buna reaksiyon gösterecek gücü ve yeteneğinin olması beklenir, böyle bir yeteneğin de Türk Hava Yollarının bugünkü mevcut yönetiminde olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla, vahim olan, mevcut durumun kötü olması değil, iyi bir trend yakalama şansının neredeyse yitirilmek zorunda olmasıdır.

Tabii, Türk Hava Yollarının bu kârlılığının artmasında 2004 yılındaki vergisiz yakıt konusu önemlidir. Şimdi, bazı mukayeseleri yaparken bu düzeltmeleri yapmak lazım çünkü Türk Hava Yollarının, daha doğrusu hava yolu şirketlerinin maliyetlerinin yaklaşık üçte 2’si akaryakıt gideridir ve burada da yüzde 20’si alınıyor. Geçmişte yüzde 100 olan şey beşte 1’e düşürülmüş durumdadır. Bu kârlılığı analiz ederken de bu tür düzeltmeleri yapmak lazım.

Doluluk oranlarıyla ilgili ciddi sorunlar vardır. Velhasıl Türk Hava Yolları, maalesef, iyi yönetilememektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – İyi yönetilemeyen şirketin bu hâliyle de Varlık Fonu’na alınması, Varlık Fonu’na ilişkin diğer risklerle birlikte Türkiye'nin riskini de artıracaktır diye düşünüyorum. Bu anlamda Meclisin bu konuda bir değerlendirme yapmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Manisa Milletvekili Sayın Uğur Aydemir konuşacak.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP tarafından verilmiş olan grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ iktidarları, kurulduğu günden bu yana, milletinden aldığı güçle, milletin çıkarları için, durmak, yorulmak bilmeden çalışmaya devam etmektedir. Her alanda olduğu gibi, Türk Hava Yolları da son yıllarda göstermiş olduğu gelişmelerle ülkemizin yüz akı şirketleri arasında en ön sıralarda yerini almaktadır.

Son on dört yılda hava yolları için 23,4 milyar TL yatırım yaptık. Bu yatırımlar ve etkili politikalarla aktif havalimanı sayısını 26’dan 55’e çıkardık. Türkiye'mizi kıtalararası köprü konumuna taşıyacak olan 150 milyon yolcu kapasiteli İstanbul yeni havalimanını da inşallah tamamlayıp hizmete sunacağız. Biz, hava yolunu halkın yolu yaptık, ülkemizi hava ulaştırmasında merkez konumuna getirdik. Uçuş ağını en hızlı geliştiren ülkeyiz. Anlaşmamız bulunan ülke sayısını 81’den 167’ye çıkardık. Dış hat seferlerini 116 ülkede 283 noktaya yükselttik. 2003 yılında 34,4 milyon olan toplam yolcu trafiğini 2015 yılı sonunda yüzde 427 artışla 181,4 milyona ulaştırdık. Son on dört yılda yolcu uçağımızın sayısı 162’den 540’a, koltuk kapasitemiz ise 27.599’dan 100.617’e ulaştı. Türk Hava Yolları da bu çalışmalarda etkin bir rol üstlenmiştir. Türk Hava Yollarının 2003 yılında 10,4 milyon olan toplam yolcu sayısı her yıl ortalama yüzde 15 artarak 2016 yılında 62,7 milyona ulaşmıştır. Türk Hava Yolları, 2003 yılında 103 olan uçulan şehir sayısını 2016 yılında 3 kat artırarak 296’ya çıkarmıştır.

Bu değerlerle, Avrupa’da en fazla destinasyona, dünyada ise 120 ülkeyle en fazla ülkeye sefer icra eden hava yolu unvanını elinde bulundurmaktadır. Global pazardaki kapasiteyi de 2016 yılında binde 5’ten yüzde 2’ye ulaştırmıştır. 2016 yılında 8,2 milyar dolar ihracatla Türkiye’nin toplam ihracatına yüzde 6 katkı sağlamış olan Türk Hava Yolları, Türkiye’nin en büyük hizmet ihracatçısı olmuştur. Türk Hava Yolları, iştirakleriyle birlikte gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2’si kadar ciro üretmektedir. Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı, 2004 ve 2006 yıllarında gerçekleştirdiği önemli halka arzlarla birlikte yüzde 51’i halka açık şirket statüsüne ulaşmıştır.

İşte, biz, AK PARTİ iktidarları olarak bu büyük gelişme ivmesiyle yetinmiyor, daha ilerisini hedefliyoruz. Bu nedenle de ülkemiz varlıklarını daha sağlıklı yönetmek ve daha hızlı büyümek için Türkiye Varlık Fonu’nu hayata geçirdik. Hamdolsun, on beş yılda taş üstüne taş koyarak ülkemizin varlıklarına her geçen gün yenisini ekledik. Örnek vermek gerekirse, Ziraat Bankasının durumu ortada, Halk Bankasının durumu da ortada değerli arkadaşlar.

Türkiye Varlık Fonu ülkemizin sahip olduğu nakdî ve gayrinakdî varlıklarının bir kısmının tek bir şemsiye fon altında toplanmasını sağlayacak, böylece elde edilecek olan büyük ölçekli fonla ülkemizin büyümesi ve gelişmesi için çalışmalara imza atılacaktır. Türkiye Varlık Fonu’nun bünyesindeki her varlık ve şirkette olduğu gibi Türk Hava Yolları için de Fon’un iki temel amacı bulunmaktadır: Bir, şirketin değer yaratmasını sağlayacak potansiyel stratejilerin oluşturulmasında Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve üst yönetimine destek olmak. İki, fon içindeki diğer varlıklarla potansiyel sinerjilerin hayata geçirilmesini sağlamak.

Türkiye Varlık Fonu bütün bu çalışmaları yürütürken halka açık olan Türk Hava Yollarının profesyonel yönetim kadrosu da şirketin operasyonel işleyişini sürdürmeye devam edecektir. Bu kapsamda, ulusal ve uluslararası finans kuruluşları da dâhil olmak üzere ilgili paydaşlarla sağlanan iş birliklerinin devamlılığı da sağlanacaktır.

Hisseleri Türkiye Varlık Fonu’na devredilen diğer kurumlardan olduğu gibi Türk Hava Yollarından da sağlanacak katkılar ülkemizin uluslararası kredibilite ve ratingini artıracaktır. Siyasi ve ekonomik kriz ve şoklara karşı ekonominin ve piyasaların dayanıklılığı da sağlanacaktır. Savunma, havacılık ve yazılım gibi teknoloji yoğun sektörlerdeki yerli şirketler sermaye ve proje bazında desteklenecektir. Uluslararası finansal sisteme ve yabancı bankalara bağımlılığı mutlaka azalacaktır. Arz güvenliğini sağlamak üzere, Türkiye için önem taşıyan doğal gaz ve petrol gibi yurt dışındaki stratejik sektörlere çeşitli kısıtlamalara bağlı olmadan doğrudan yatırım yapılacaktır.

Evet, değerli arkadaşlar, bu duygu ve düşüncelerle CHP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu ifade eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Başkan…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.14

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım:

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Var.

BAŞKAN - Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teşekkür ederim Sayın Altay yardımcı olduğunuz için.

Sayın Usta, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önceki konuşmamdaki bir cümleyi düzeltmek için söz aldım.

BAŞKAN – buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – “Türk Hava Yollarının son çeyrekte -daha doğrusu ‘bir çeyrekte’ dedim yanlış hatırlamıyorsam- 2 milyar TL civarında finansman gideri var.” dedim, onu biraz yanlış hatırlamışım. 1 Ocak-30 Eylül, yani üç çeyrekteki finansman gideri yaklaşık 2 milyar TL, yalnız bu bile tabii çok büyük bir rakam, 1 milyar 924 milyon. Mesela geçen yılın aynı döneminde bu rakam, finansman gideri 723 milyarmış. Bu, şunu gösteriyor: Yani Türk Hava Yolları artık bir kara delik hâline gelmiş, finansman giderleri ciddi, hızla artıyor.

Tabii ki önemli olan bir şeyi büyültmek değil, dengeli, sürdürülebilir ve şoklara karşı dayanıklı hâlde büyütmektir. Hesapsız, kitapsız iş yapmanın aslında sonucu budur. Dolayısıyla az önce AKP adına konuşan sayın konuşmacının da “Varlık fonları yönetime yardımcı olacak, şirketlerin yönetimine yardımcı olacak.” ifadesi de bizim, Türk Hava Yollarının kötü yönetildiğine ilişkin saptamamızı da teyit etme mahiyeti taşımıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Yalnız, bu işlemleri yapmadan önce biraz sessizlik rica ediyorum sayın milletvekilleri, bir uğultu geliyor çünkü kürsüye.

Teşekkür ederim.

Buyurun:

21/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/2/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  Mehmet Muş

                                                                                                     İstanbul

                                                                                     AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1’inci sırasına, yine bu kısımda bulunan 260, 451, 157, 246, 120, 139, 235, 397, 429, 430, 93, 428, 198, 200, 288, 314, 319, 427, 140, 184, 185, 188, 196, 203, 209, 210, 211, 225, 244, 199, 206, 284, 300, 303, 309, 310, 325, 329, 330, 331, 334, 326, 327, 332, 24, 116, 390, 361, 229, 142, 352, 189, 191, 289, 307, 50, 190, 74, 75, 167 ve 363 sıra sayılı Kanun Tasarıları ve Teklifi ile Karma Komisyon Raporu’nun ise yine bu kısmın 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165 ve 166’ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

21 Şubat 2017 Salı günkü (bugün) birleşiminde 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

22 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde 451 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

23 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde 157 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

157 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin 23 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde, Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 24 Şubat 2017 Cuma günü saat 14.00'te toplanarak bu birleşiminde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 157 sıra sayılı Kanun Tasarısı'na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerinde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

Çalışmalarına devam etmesi;

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

456 Sıra Sayılı

Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1585)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 11’inci maddeler arası

11

2. BÖLÜM

12 ila 26’ncı maddeler arası

15

TOPLAM MADDE SAYISI

26

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Serap Yaşar konuşacak.

Buyurun Sayın Yaşar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; milletimizin özlemle beklediği, bir an önce yasalaşmasını arzu ettiği 456 sıra sayılı, 26 maddelik, Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin gündemin 1’inci sırasına çekilmesini; ayrıca, aciliyeti olan uluslararası sözleşmelerin gündemin ön sıralarına alınmasını, diğer sözleşmelerin gündemin devam eden sıralarında ele alınmasını; salı, çarşamba ve perşembe günleri görüşmelerin tamamlanmasına kadar, aksi takdirde 24 Şubat 2017 Cuma günü saat 14.00’te toplanarak bitimine kadar Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesini; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin temel kanun olarak görüşülmesini grubumuz adına önermekteyiz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; geçen hafta, 14-15 Şubat tarihleri arasında, Fransız Senatosu Türkiye-Fransa Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Jacques Mezard’ın davetlisi olarak milletvekillerimiz Sayın Fatma Güldemet Sarı, Sayın Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Sayın Oktay Öztürk ve Sayın Mehmet Tüm’den oluşan 5 kişilik milletvekili heyetimizle Fransa’ya bir ziyarette bulunduk. Resmî ziyaretimiz neticesinde çok yararlı, faydalı görüşmelerde bulunduk. Bu davet sebebiyle ve bize gösterdikleri misafirperverlik için Mösyö Mezard’a ayrıca teşekkür ediyorum.

Değerli vekiller, tarihin hızlandığı bir dönemdeyiz, bölgemizde ve dünyada olağanüstü bir hareketlilik var. Türkiye, jeopolitik konumu ve geçmişiyle bölgesel ve küresel gelişmelerin istese de istemese de merkezinde yer almakta. Bu kapsamda, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin de hareketli bir dönemden geçtiğini görmekteyiz. Suriye meselesi özelinde yaşanan çok boyutlu sürtüşmeler, mülteci krizi, Avrupa siyasal iklimini bulandırmaya başlayan aşırı sağın yükselişi gibi konularda Avrupa ve Türkiye'nin yolları, gündemleri, siyasetleri, ekonomileri kesişiyor. Hele hele ABD Başkanlık seçimleri sonrası yaşanan belirsizlik ortamı, Brexit’in yaydığı şok dalgası sonrasında denklemin daha karmaşık hâle geldiğini gözlemliyoruz. Böylesi bir ortamda, bölgesel bir merkez konumundaki Türkiye'nin öneminin tekraren anlaşıldığına şahitlik ediyoruz. Bu gelişmeler çerçevesinde, Birliğin önemli ülkelerinden biri olan Fransa’ya karma bir heyetle gerçekleştirdiğimiz ziyaretin hayli anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Avrupa’da bu yıl, Fransa, Almanya ve Hollanda’da genel seçimler var. Bu genel seçimlerin sonucu kuşkusuz sadece ilgili ülkelerin değil tüm Avrupa’nın kaderini etkileyecektir. Seçim anketlerine bakıldığında aşırı sağ partilerin yükselmesi, aynı zamanda yabancı düşmanlığını tetiklemekte, çoğulculuğuyla gurur duyan Avrupa Birliğinin temel değerlerine zarar vermektedir. Bu tabloda Türkiye'nin merkezî rolü daha da önem arz etmekte. Açıkçası, biz bu ziyaret sırasında heyet olarak da bunu gözlemledik; Türkiye'nin kendi bölgesinde demokrasiye sahip çıkışı, OHAL durumunda bile kurumların işleyişi, yaklaşan referandum süreci büyük bir ilgi ve merak konusu olmakta. Hâlihazırda iki yıldır olağanüstü hâli süren bir ülke olan Fransa’yla -ve bizde- olağanüstü hâl deneyimlerimizi de paylaştık. “Olağanüstü hâl” adı üzerinde “olağan dışılık” demek. Hem biz hem de mevkidaşlarımız, kendi ülkelerimizde olağanüstü hâlin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi temennilerimizi dile getirdik. Fransa eski Savunma Bakanı ve Senato Adalet Komisyonu Başkanı Senatör Alain Richard‘la yaptığımız görüşmede, Fransa’daki olağanüstü hâl uygulamaları ve bu süreçteki güvenlik önlemleriyle ilgili karşılıklı görüş alışverişlerinde bulunduk. Kısa aralıklarla terör eylemlerine muhatap olmuş bir ülkenin siyasetçisi olarak, 13 Kasım 2015 tarihinden bu yana olağanüstü hâlin sürdüğünü ve en iyi ihtimalle 15 Temmuz 2017’ye kadar da sürmesinin beklendiğini belirttiler. 2015’te olağanüstü hâl ilanından bu yana, sadece devlette değil, özel sektörde bile terörle ilişkisi rapor edilen çalışanların, istihbarat birimleri tarafından rapor edildiği takdirde işten çıkarılabileceğini düzenlediklerini belirttiler. Terör eylemlerinin artması neticesinde, suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği tanımlı suçların sayısı artırılmıştır. Nitekim, özgürlük-güvenlik dengesinin Fransa’da da halledilmiş bir sorun olmadığını ifade ettiler. Ceza kanunlarında kısa aralıklarla yaptıkları değişikliklerle suç hazırlığının, terör ve teröristi övmenin de artık suç sayılmaya başlandığını, ayrıca suçu işleyen ve suç hazırlığı içinde olan kişilerin gazeteci veya öğretim üyesi olmasının o kişileri cezadan muaf tutmayacağını belirttiler tıpkı bizim mevzuatımızda ve uygulamalarımızda olduğu gibi.

Tabii, Avrupa ve özelde Fransa’yla ilgili konular yanında, bizim ülkemizde yaklaşan Anayasa referandumu, olağanüstü hâl uygulamalarını da konuştuk. 2007 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesine karar verildiğini, 2014 yılında yapılan ilk seçimlerde de Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde ilk kez bir Cumhurbaşkanının, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın doğrudan halk oyuyla seçildiğini, bu noktadan itibaren ülkemizde teorik anlamıyla parlamenter sistemin uygulanmadığını anlattık. Kaldı ki parlamenter sisteme geçtiğimiz 1960’lı yıllardan itibaren 6 darbe yaşamış bir ülke olarak da bu değişikliğin artık kaçınılmaz olduğunu ifade ettik.

Bu görüşmelerin son derece yararlı olduğunu düşünüyorum. Parlamentolar arası bu neviden ilişkilerin devletler arası ilişkiye de etki eden bir rolü olduğunu gözlemledik. Pek çok yanlış anlama ve bilgi eksikliğini bu temaslar sırasında düzeltme imkânına kavuştuk. Özü itibarıyla yapılan sistem değişikliğinin katı kuvvetler ayrılığına dayalı olduğunu, çift başlı bir yönetim yapısından uzaklaşarak olası krizlere karşı devlet yönetimini güçlendirmeyi amaçladığımızı belirttik, Türk demokrasisinin buna ihtiyacı olduğunu belirttik; merak eden parlamenterler için de hazırlamış olduğumuz Fransızca metinleri e-mail adreslerine gönderdik.

Avrupa Birliğinin içinde bulunduğu sıkıntılar göz önüne alındığında, uzun vadeli ve güçlü bir devlet anlayışıyla yönetilen bir Türkiye, sadece bizim için değil Avrupa Birliği ve Orta Doğu için de son derece önemlidir. Yapılacak referandumla nihai kararı milletimiz verecektir. Burada bizim yapmamız gereken vatandaşı bilgilendirmek. Çıkacak karara saygı göstermek olduğunu açık bir dille belirttik.

Ülkemiz ve dünyanın muhatap olduğu göç sorunlarından bahsettik. Göç akımının başlayalı altı yıl olduğunu ve Türkiye’de bugün 3,5 milyona ulaşan mültecinin bulunduğunu, mültecilerin Türkiye’ye toplam maliyetinin 25 milyar dolara ulaştığını belirttik. Dostlarımız da bizi genellikle tebrik ediyorlar, teşekkür ediyorum tebrikleri için. Ama, bir anlaşma var aramızda, söz verilen 6 milyar euronun şimdiye kadar sadece 750 milyonu gönderildi. Parlamenterler arası görüşmelerde bu konudaki sitemimizi ilettik ve kendilerinden de -mevkidaşlarımızdan- bu konuda aktif rol oynayarak taahhütlerin yerine getirileceği konusunda destek olacakları sözünü aldık.

Parlamenterler düzeyinde bu görüşmelerin ana amacı dostlukları geliştirmek ve karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunmaktır. Bu bağlamda, toplantılarımızın ve görüşmelerimizin amacına ulaşmış olduğunu diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaşar.

CEYHUN İRGİL (Bursa)- Efendim tutanaklara geçsin; parlamenter sisteme 1960’da değil 1946’da geçtik, hanımefendi yanlış ifade etti.

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok güzel bir şarkı vardır, Özdemir Erdoğan söyler galiba: “Bir bahar akşamı rastladım size / Sevinçli bir telaş içindeydiniz / Derinden bakınca gözlerinize / Neden başınızı öne eğdiniz.” diye başlar ve devam eder.

BAŞKAN – Selahattin Pınar’ın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, millete yarın bu kanundaki olumlu maddeler için gideceksiniz biliyorum, millet de sizin gözlerinize derinden bakacak ve muhtemelen başınızı öne eğeceksiniz. Neden? Çünkü -inşallah eğmezsiniz- şunun için: Milletin bu feryadı yeni değil. Bu kanun teklifindeki birçok maddenin vatandaşların beklediği, insanlarımızın günlük yaşadığı ekonomik, sosyal, kültürel birçok soruna çözüm getirecek hususları kapsadığı bir vakıa ama sayın milletvekilleri, yani bu devlet bir yerden hazine mi buldu? Devletimiz büyük, güçlü. Millet yıllardır, aylardır feryat ederken, bu konudaki taleplerini seçim bölgelerimize -tabii, lafım size değil, lafım Hükûmete, olmayan Hükûmete- gittiğimizde -siz, biz, hep beraber- defaatle önünüze, önümüze koymadı mı? Koydu. Ya, ben, milletvekili değilken tarım kredi kooperatifinden para çekip de ödeyememiş, icraya düşmüş bir adam olarak söylüyorum; tarım kredi kooperatiflerinin çilesini, sıkıntısını yaşamış biri olarak ve hâlen köylümüzün, çiftçimizin bunu çok yoğun yaşadığını bilen biri olarak söylüyorum: Şimdi, bu güzel teklifte tabii çok olumsuz şeyler de var, Komisyon üyesi arkadaşlarımız onları yeri, zamanı geldikçe anlatacaklar ama milletle dalga geçmek, milleti küçümsemek, milletin aklıyla alay etmek on beş yıldır Türkiye’yi yöneten böyle büyük bir partiye yakışmaz -yani sizleri tenzih ediyorum, gene bütün söylediklerim Hükûmetle ilgilidir- bunun çok ahlaki olmadığını da söylemem lazım.

Sayın milletvekilim biraz önce -ismini unuttum, beni bağışlasın- konuşmasında “Milletimizin özlemle beklediği 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’miz...” diye başladı, doğru ama bu özlem dün oluşmadı ki, bu özlem 16 Nisanda milletin önüne gitme kararı verdikten sonra millette oluşmuş bir özlem değil ki. Ayıptır, günahtır! Millet orada ızdırap çekerken, çile çekerken, elektrik borcunu ödeyemediği için tarlasını sulayamazken siz neredeydiniz kardeşim? “Şimdi, bize ihtiyacınız oldu, sandık önümüze geldi ve böyle bir kanun çıkarmışsınız.” der diye düşünüyorum ben, der, der bu millet bunu; onu peşinen söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci bir durum: Komisyon üyelerimiz, Cumhuriyet Halk Partisinin Plan ve Bütçe Komisyon üyeleri, diğer partilerin Komisyon üyeleri gibi, hepsi konularında çok iyi yetişmiş ve tek dertleri milletin huzuru, refahı, mutluluğu olan sayın milletvekillerimizdir. Buna rağmen, Komisyon üyelerimizin bu teklife yönelik katkılarını göz ardı etmeniz, sırt çevirmeniz de çok yakışık almamıştır. Arkadaşlarımızın bu konuda bu kanun teklifinin vatandaşlarımız bakımından daha olumlu, vatandaşlarımızın sorunlarına daha katı, kesin çözümler getirecek boyutlara gelmesi noktasındaki samimi ve yapıcı uyarılarının dikkate alınmadığı da bir gerçektir sayın milletvekilleri.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerileri hep böyle, Genel Kurula bir parça tehdit de içeren, “Bu kanun şu gün bitmezse bak şu gün de çalışırız haa…” diye -bize değil, bize burada 20 kişi yeter, size 184 kişi lazım- böyle aba altından da sopa gösteren bir mantıkla geliyor ve siz de elbette ki bir parti disiplini içinde bu grup önerileriyle ilgili kabul oyu kullanmak suretiyle, parti hiyerarşisi içinde Hükûmetten ya da grubunuzdan gelen çoğunluk partisinin tekliflerinin burada geçmesi için çaba sarf ediyorsunuz. Ne oldu? Anayasa değişiklik teklifinde de “Acelemiz var, acelemiz var.” diye sizi, bizi burada on sekiz saat çalıştıranlar, sonra kanunu bir ay rafta tuttu. Bunu öyle yaparlar mı, bilmiyorum; bunu da burada geçirip daha sonra tam referanduma on gün kala millete ilan ederler mi, ben onu bilmem. Ama, burada, insani çalışma koşullarını istemek bir kere hepimizin hakkıdır.

Hiç şüpheniz olmasın, bu kanun teklifini 4, 7, 10, 11 gibi birkaç madde dışında bütün olarak da, maddeler bakımında da “evet” oylarımızla da destekleyeceğiz yani sakın ha gidip de millete şunu söylemeye kalkmayın: “Ey çiftçi kardeşim! Bak, ben senin on beş yılda ananı ağlattım ama şimdi, bak, bu kanunu da Meclisten geçirdim. Bak, senin tarım kredi kooperatifi borcunu, TEDAŞ borcunu siliyorum ya da yapılandırıyorum. Ey iş adamı kardeşim! Verginden yüzde 5 daha az alacağım.” demeye kalkmayın. Bu kanun Parlamentodan çıkacak ve peşinen söylüyorum, altını çizerek söylüyorum: Biz, milletin menfaatine, vatandaşımızın yararına, ülkemizin menfaatine olan her türlü kanun teklifinde iktidar partisine, Hükûmete Meclis görüşmelerinde yapıcı, olumlu katkılar sunduk ve “evet” oylarımızla kanunu destekledik tıpkı bu kanunda olacağı gibi; bunun altını bir kere öncelikle çizmek istiyorum.

Burada, tabii, Hükûmetin şöyle bir… Sayın milletvekilleri, seçim bölgelerinize gittiğinizde, biliyorum, hepinizin önüne günde 3 defa gelen bir mesele vardır; “Yok.” diyen bir milletvekilim varsa gelsin, ben konuşma süremi bırakacağım, o milletvekilim söylesin; seçim bölgenize gittiğinizde emeklilikte yaşa takılanlar her gün en az 3 defa önünüze gelmiyor mu? Geliyor. Niye unuttunuz emeklilikte yaşa takılanları? Türkiye'nin önemli bir sorunu.

Emeklilere, Türkiye'nin bütün emeklilerine gönül, şükran ve vefa borcumuz vardır. Bugün kullandığımız birçok aleti, üstünde gittiğimiz yolu, bindiğimiz uçağın yedek parçalarını, yediğimizi içtiğimizi… Yani, günlük hayatımızı bugün uygar bir şekilde yaşayabiliyorsak bunu emeklilerin geçmişte ülke ekonomisine yaptığı katkılara borçluyuz. Emeklisine gönül, vefa, şükran borcu duymayan bir parlamento eksik parlamentodur. Burada olur mu olmaz mı, bilmem, arkadaşlarımızla konuşuyoruz ama Meclisin mutlaka ama mutlaka emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili meseleyi çözerek… Eğer referandum için bir ara verme, tatil yapılacaksa o vakitten önce bunun yapılması gerekir.

Bizim milletvekillerimizin, komisyon üyelerimizin veya diğer milletvekillerimizin aylardır, yıllardır söylemekten dillerinde tüy bittiği çok temel sorunların bu torba teklifle Genel Kurula gelmesi her şeye rağmen, bütün eksikliklerine rağmen olumludur. Ama arkadaşlarımız görüşmeler esnasında eksiklikleri söyleyecekler, örneğin bir tane ben söyleyeyim peşinen: Ahilik sandığı kuruyorsunuz, tamam, itiraz eden yok ama niye yüzde 2 esnaf desteği, yüzde 1 devlet desteği yapıyorsunuz? Gelin, bunu ters çevirin; yüzde 1 esnafın, yüzde 2 devletin desteğiyle yapsak bir şey mi olur, devlet mi batar? Batmaz. Yani, yaptığınız iş bir şeye benzemeli, Meclisten çıkan kanun, hani, ağza bir parmak bal çalma gibi de olmamalı.

Sayın milletvekilleri, hepimiz bu milletin bağrından çıktık, hepimizin bu millete borcu var; hepimizin bu devlete, bu toprakları bize yurt yapanların torunlarına, bugün hayatta olanlarına borcu var. Bu bakımdan, bir meseleyi getirirken yalap şalap, yarım yamalak getirmek de bu kadar tecrübeli bir Parlamentoya yakışmaz.

Bu teklifte, konusu geldikçe, arkadaşlarımızın ve grubumuzun önerileri olacak; umarım ve dilerim ki Komisyonda Komisyon üyelerimize yönelik yapılan olumsuz tutum, katkılara sırt dönme mantığı -yapılan bir parça da kabalıktır- Genel Kurulda gösterilmez. Amacımız üzüm yemek değerli milletvekilleri. Buradaki -hiçbir siyasi parti ayrımı yapmadan söylüyorum- bütün milletvekilleri bu milletin evladıdır. Bütün milletvekilleri, bağrından çıktığı bu milletin sorunlarına çare bulmak zorundadır. Meclis, çare müessesesidir ve dünya durdukça da bu Meclis, çare müessesesi olarak kalacaktır.

Bu vesileyle, 16 Nisanda yapılacak referandumda da milletimizin Meclisine güveneceğine, Meclisi ayakta ve hayatta tutacağına olan inancım da tamdır. Milletimizin, egemenlik hakkını Türkiye Büyük Millet Meclisinde tutma kararını, azmini ve iradesini seçim bölgem İstanbul’da da, Türkiye'nin dört bir yanında da, sokağında, caddesinde, mahallesinde, köyünde görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum ve bu benim şu tezimi güçlendirdiği için ikinci defa bir memnuniyet duyuyorum: Bu millet, bu aziz millet demokrasiyi içselleştirmiş, bu aziz millet demokrasiyi benimsemiş, bu aziz millet demokrasiyi özümsemiş ve daha önemlisi, bu aziz millet demokrasiyi çok sevmiş. Bundan iftihar ediyorum ve bu çok sevdiği demokrasiyi aziz milletimizin hiç ama hiç kimse için feda etmeyeceğine yürekten inanıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu duygularla, görüşülecek olan kanun teklifinin milletimize hayırlı olması, yaralara az da olsa merhem olacağı inancıyla destekleyeceğimizi tekrar beyan ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Ankara Milletvekili Sayın Murat Alparslan konuşacak.

Buyurun Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Partimizin Meclisin çalışma gün, saat, takvim ve içeriğine ilişkin yapmış olduğu öneriyle ilgili kıymetli İstanbul Milletvekilimiz Sayın Serap Yaşar Hanımefendi gerekli izahatta bulundu, zaten maksat da işin doğrusu, hasıl oldu. Önümüzdeki gündemin bir şekilde icrası ve diğer hatiplerin de ifade ettiği gibi, kamuoyunun, milletin beklentisi olan bu değişikliklerin bir an evvel yapılması ve Meclisin gündeminin bu şekilde teşekkül etmesi de bizlerin arzusu şeklinde tesis ediliyor. Bu anlamda, biz önergemizin kabulünün Genel Kurulun katkısıyla, desteğiyle olacağına inanıyoruz.

Bu anlamda, bu değişiklikle birlikte hem esnafımızın hem çiftçimizin hem gurbetçimizin hem yatırımcılarımızın yüzünü güldürecek birtakım değişikliklerin de yapılacağı hepimizce de malum. Biz kurulduğu günden itibaren parti olarak hep milletin taleplerine kulak asan, bu anlamda milletin beklentilerini gerçekleştirmek için hizmetleri bir siyaset aracı olarak görüp hizmet siyaseti üreten ve yaptığımız her türlü hizmet için de gelecek seçimleri değil, gelecek nesilleri düşünerek hareket eden bir siyasi partiyiz. Bu anlamda, iktidara gelindiği günden itibaren bugüne kadar geçen süre zarfında pek çok alanda pek çok kesimi ilgilendirecek çok büyük, çok köklü ve yapısal değişiklikler ve reformlarla birlikte büyük hizmetlerin yapıldığı da malumdur ancak hayatın, toplumun ve her türlü sosyal kesimin dinamik yapısı itibarıyla güncel birtakım haklı beklenti ve taleplerin de devamlı var olduğu da mutlak bir gerçektir. Siyasetin ve siyasetçinin varlığı da zaten bu taleplere kulak asmak, dikkat kesilmek ve çözümü için de bir irade ortaya koymaktır. Bugün Meclis Genel Kuruluna gelen kanun teklifimiz de bu güncel meselelerin ve haklı beklentilerin çözümüne ilişkin değişiklikleri içermektedir. İnşallah, burada diğer muhalefet partilerinin hatiplerinin de beyanlarında ifadesini bulan bu beklentilere karşılık verecekleri konusundaki olumlu yaklaşımlarını da memnuniyetle karşıladığımı ifade etmek istiyorum. Bir çalışma ve nihayetinde inşallah bu hususun devamı ve sona ermesi için de bir mesai öngörüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Meclis bu şekilde milletin iradesini, egemenliğini ve beklentilerini karşılamak için, bir hizmet üretmek için çalışıyor olmakla birlikte, milletimiz de aynı zamanda bu Meclis gündeminin haricinde 16 Nisandaki halk oylamasıyla ilgili de pürdikkat siyaseti, siyaset kurumunu ve siyasetçileri izlemektedir. Bu anlamda milletimiz, bir kurucu iktidar rolü üstlenmek suretiyle, egemenliğini tekrar kuvvetlendirmek ve tescillendirmek istemektedir. İnşallah, bunun da kabulünün olacağına olan inancımla grup önerimizin lehinde olduğumu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kurucu irade” ifadesini anlayamadık. Yani, yeni bir devlet yıkılıp yeniden mi kuruluyor? Yani bir açıklamaya ihtiyaç var gibi geldi bize. Yani Anayasa’ya da aykırı, yani bu Anayasa’yı ilga etmek falan da çıkar bunun altından, bilemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Alparslan, sizin konuşmanızla ilgili bir sorusu var Sayın Altay’ın, “kurucu iktidar”la ilgili olarak…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kurucu irade”…

BAŞKAN – “Kurucu irade”yle ilgili olarak yerinizden, lütfen, bir dakikada ne kastettiğinizi lütfen açıklarsanız…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Ankara Milletvekili Murat Alparslan’ın, AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu ifademi, zaten Meclisimizin de varlık sebebi olan millet iradesinin ve egemenliğinin millette olduğunu ifade etmek için kullandım ve millet, demokrasilerde mutlak güç ve tek belirleyicidir. Bu anlamda, bu sürecin de milletin takdir ve iradesinde var olduğunu ifade etmek için bu cümleyi kullanmış oldum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden yapılmasına; bastırılarak dağıtılan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman konuşacaklar.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün partimizin Eş Genel Başkanı Sayın Figen Yüksekdağ’ın Yargıtayca onanmış bir kararı Başbakanlık tezkeresiyle Meclise geldi ve eş genel başkanımızın milletvekilliği düşürüldü. Şimdi, öncelikle belirtmem gerekir ki işlenen süreç hem Anayasa’ya hem İç Tüzük’e hem hukukun evrensel kurallarına hem de iktidar partisinin sürekli altını çizmiş olduğu halk iradesine aykırı olarak gerçekleşmiş oldu. Zira, öncelikle, hangi suçlardan hüküm giyenlerin vekilliğinin düşürüleceğine ilişkin hususlara geçmeden önce bu kararın temelinde yatan maddi vakayı sizlerle paylaşmak isterim.

Değerli arkadaşlar, Sayın Figen Yüksekdağ bir cenaze törenine katıldığından dolayı hakkında örgüt propagandası suçu işlediği iddiasıyla bir hüküm kurulmuş. Aslında kararın içeriğine baktığımız zaman ve o dönemde yapılan savunmalarda Sayın Yüksekdağ salt insani gerekçelerle, ahlaki gerekçelerle ve hepimiz, toplumumuzun sosyokültürel yapısından kaynaklı cenazelere duyduğumuz saygıdan ve cenazeden ziyade cenazenin ait olduğu aileye de olan hürmetten cenazelere katılırız. Sayın Yüksekdağ cenaze törenine katılmış, tek bir pankart taşımamış, tek bir cümle sarf etmemiş, tek bir söz söylememiş, tek bir konuşma yapmamış; suç, cenazede aileyle birlikte bulunmak. Hadi velev ki -bu suç ya da iddia edilen şey- konuşma yapılmış olsun… Kararı incelediğimizde, kararı veren mahkemenin hâkimleri, savcısı şu anda FETÖ terör örgütünden dolayı tutuklu ve kararı veren ağır ceza mahkemesinin 3 hâkimi ihraç edilmiş.

Şimdi, buradan sormak lazım: Terör örgütüne sırtını dayayan, iş birliği yapan kimdir? AKP midir? Eğer iddia edilen, kararı veren heyet FETÖ terör örgütünün üyeleriyse, ihraç edilmişse ve iddianameyi hazırlayan savcı hâlâ cezaevinde tutukluysa siz hangi karara dayanarak Meclise bu hükmü indiriyorsunuz; biraz vicdan, biraz ahlak, biraz hukuka saygı. Geçtik bunu. Araştırma şansım olmadı, bu kararı onaylayan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilgili hâkimleri şu anda ihraç edildi mi, edilmedi mi, görevlerine devam ediyor mu bilmiyorum.

Şimdi, AKP, kendisine dokunulduğu zaman FET֒cü 4 bini aşkın hâkim ve savcıyı terör örgütü üyesi iddiasıyla, terörle iş birliği yapmak iddiasıyla ihraç ediyor ama mesele Halkların Demokratik Partisine gelince, bizatihi kendilerinin terörist ilan ettiği hâkim veya savcıların vermiş olduğu kararlara dört elle sarılıyorlar, o zaman iş birliği içine girmiş olabiliyorlar. Yani, mesele, AKP’nin dışındaki kararları vermişse eğer hâkimler, e, o zaman kanka… On yıllık FET֒yle iş birliği gibi iş birliğiniz hâlâ devam ediyor ama ne zaman ki size dokunulursa o zaman bu hâkim ve savcılar terörist olur, cezaevlerine girer.

Değerli arkadaşlar, bunun ötesinde bir de Başbakanlık tezkeresiyle gelen bu karar ve eş genel başkanımızın vekilliğinin düşürülmesi, Anayasa’nın 83 ve 84’üncü maddeleri belirtildikten sonra esasen 76’ncı maddeye atıfta bulunuyor yani 76’ncı maddede milletvekilliği seçilme şartlarına engel olan suçlara atıfla Sayın Yüksekdağ’ın vekilliğinin sona erdirilmesi gerektiği belirtiliyor. Oysa 76’ncı maddeyi incelediğimizde, Sayın Yüksekdağ’ın ceza aldığı 3713 sayılı Yasa’nın 7’ye ikinci fıkrası Anayasa’nın 76’ncı maddesinde sayılan suçlar kapsamına girmiyor.

Anayasa’nın 76’ncı maddesi suçları tek tek saymış; taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar ve bunların dışında rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma gibi yuvarlak olarak “yüz kızartıcı suçlar” dediğimiz suçlar ve terör eylemlerine katılmak.

Bakın, 2002 yılında Anayasa değişikliğinden önce yani 2002 yılında 4777 sayılı Kanun’la Anayasa değişikliği yapılmadan önceki tarifiyle o zaman “ideolojik ve anarşist eylemler” ibaresi vardı. İdeolojik yani fikir kapsamında, düşünce kapsamındaki suçları çıkarmak için o dönemde kanun değişikliği yapıldı ve “icrai faaliyet, bizzat pratikte bir eylem, bir icrai hareket, bir örgütsel bağ, örgüt adına fiilî bir hareketi icra etme” şeklinde bir değişikliğe uğradı ve “terör eylemlerine katılma” diyor. Oysa örgüt propagandası, hukukçu arkadaşlar da çok iyi bilir, öncelikle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına tabi bir suç tipidir yani Türk Ceza Kanunu’nda tarif edilen örgüt üyeliği ve örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına faaliyet yürütme eylemlerinden ayrı tamamen fikir ve düşünce kapsamında açıklanan ve ayrı bir düzenleme şeklinde düzenlenmiş olan ayrı kategoride bir suçtur. Dolayısıyla AK PARTİ’nin salt Meclis Başkanlığının kendi elinde olmasından hareketle, çoğunluktan hareketle, yargısal hiçbir içtihat, hiçbir yorum olmadan, tamamen siyasi mülahazalarla ve siyasi yorumla, Anayasa’nın 76’ncı maddesindeki “örgütsel eylemlere katılma” şeklinde tarif edilen örgüt üyeliği veya örgüt adına eylem yapma gibi fiilleri bu hükmü de kapsar şekilde yorumlaması, bilinçli bir tarzda Anayasa’yı ihlal, İç Tüzük’ü ihlal ve keyfî bir yorumdur. Ha, bu, anlaşılır bir durumdur. Neden anlaşılır bir durum? Dikkat edin, bugün sadece Sayın Yüksekdağ’ın vekilliği düşürülmedi, diğer Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’a yine benzer şekilde ceza verildi. Sayın İdris Baluken’e, yetkili ve esas mahkemesinin oy birliğiyle tahliye kararına rağmen on yedi gün sonra, açık bir şekilde siyasal iktidarın talimatıyla, yetkili olmayan, dosyanın esasına bakmayan, salt cumhuriyet savcısının itirazı üzerine esas mahkemesinin oy birliğiyle almış olduğu kararı kaldırıp yeniden tutuklama kararı veriliyor.

Şimdi, bütün bunları bir arada düşündüğümüzde mesele aslında anlaşılır bir şeydir çünkü “Hayır.”lar bu ülkede dalga dalga yükseldikçe, “Hayır.” diyen yurttaşlarımız sizin gerçek yüzünüzü gördükçe, AKP’ye geçmişte oy veren yurttaşlarımız AKP’nin bu doyumsuz İktidar hırsını gördükçe telaşa kapılıyorsunuz, şaşkına dönmüşsünüz, sağa sola, herkese saldırıyorsunuz. Bu yetmiyor, mesela bugün Aydın İmam- Hatip Anadolu Lisesinde okuyan 14 yaşından küçük imam-hatip lisesi öğrencisi 2 çocuk, salt Kürtçe müzik dinlediklerinden dolayı sizin atadığınız, tetikçiniz olan okul müdürü tarafından savcılığa şikâyet ediliyor. Savcı, 12-13 yaşında 2 çocuğu adli kontrol şartıyla serbest bırakıyor. Anlaşılır gibi değil. 16 Nisanda kaybedeceğinizi biliyorsunuz, bunu bildiğiniz için çılgınca sağa sola, herkese saldırmaya başlıyorsunuz. Siz ne yaparsanız yapın bu halk size bir ders verecektir diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

BURCU ÇELİK (Muş) – Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Adalet ve Kalkınma Partisi grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler…

Kâtip üyeler arasında bir çelişki var, elektronik oylama yapalım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olur tabii, 50 kişi dışarıdan geldi, buna rağmen 139.

BAŞKAN – Kabul edenler…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Efendim, kabul edildi zaten.

BAŞKAN – Kabul edildi mi? Pardon.

Öneri kabul edilmiştir.

Karar yeter sayısı vardır Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kulistekileri de sayınca oluyor tabii.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bizi niye hesaba katmadınız?

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

BURCU ÇELİK (Muş) – Başkan, “Kabul etmeyenler…” diye bir soru sormadınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Kabul etmeyenler…” demediniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Kabul etmeyenler…” demediniz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, tutanaklarda düzeltin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sisteme girenler “Kabul” diye oy verdi.

BURCU ÇELİK (Muş) – Tamam ama bize sormadınız.

BAŞKAN – Uygulama hep böyle arkadaşlar, yapmayın, lütfen.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş önergeyi okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun (2/1283) esas numaralı Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/86)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1283) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine akşamın geç bir saatinde konuşuyorum. İç Tüzük 37’nci madde uyarınca, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, birçok konuşma hazırladım gerçekten. Yani… (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Tanrıkulu, bir dakika.

Sürenizi sayacağım.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Sayın Başkan, gerçekten, dün Meclis Başkanlığına önerimizi veriyoruz ve konuşma hazırlıyoruz fakat Türkiye'nin gündemi ve Meclisin gündemi o kadar ağır ki hemen değişiyor ve konuşmamızın, bu gündem üzerine konuşmamızın bir anlamı kalmıyor.

Evet, Sayın Atilla Kart’a çok teşekkür ediyorum. Gerçekten de bütün milletvekillerimizin, bugün benim gündeme getirdiğim ama geçen dönem Atilla Kart’ın, Anayasa ve Meclis hukuku anlamında büyük uzmanlığı olan bu milletvekilimizin hazırladığı bu tasarıyı okumasını öneriyorum. Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi -şimdi sataşıyorum- on beş yıllık geleneğinde Meclisteki bütün gelenekleri ortadan kaldırdı; yasa yapma, gelenek, hukuk, teamül, hiçbir şey tanımadı. Mağdurdu, geldi, muktedir oldu ve bütün teamülleri ortadan kaldırdı. Niye bunları söylüyorum? Çünkü, bakın, bugün bir siyasi partinin, Halkların Demokratik Partisinin Genel Başkanının burada, bu Parlamento binasında, bu Parlamentoda milletvekilliği düştü değerli arkadaşlar, bir tezkere okundu ve düştü.

Ben avukatım; yıllarca bu işlerle ilgilendim ve Türkiye'nin Kürt meselesinin bu Parlamentoda çözülmesi konusunda mücadele ettim. (Gürültüler)

Sayın Başkan, uğultuyu keser misiniz.

BAŞKAN - Buyurun, siz devam edin Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Yıllarca mücadele ettim, yıllarca mücadele ettim. Neye mücadele ettim? Neye mücadele ettim? Şuna mücadele ettim: Sayın Erdoğan 2002 yılında -sizin Genel Başkanınız, şu anda Cumhurbaşkanı- seçilemedi ve gelemedi değerli arkadaşlar ama bu Parlamento, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Parlamento dışında kaldığı için 2002 yılında Anayasa’yı değiştirdi, 2002’nin Kasımından sadece bir ay sonra, 27 Aralık 2002 tarihinde değiştirdi ve CHP’nin desteğiyle değiştirdi, mutabakatla değiştirdi. Ara seçim yapıldı ve bir partinin genel başkanı olan Sayın Erdoğan Parlamento dışında kalmasına rağmen bir genel başkan olarak bu Parlamentoya geldi değerli arkadaşlar, geldi ve bu Parlamentonun kararıyla geldi çünkü yanlıştı, onun Parlamento dışında kalması yanlıştı ve CHP buna “Evet.” dedi ve mutabakatla geldi. Ama şimdi ne yapıyoruz değerli arkadaşlar? Biz Türkiye'nin bütün meselelerinin -başta Kürt meselesi olmak üzere- bu Parlamentoda çözülmesini istiyoruz. Öyle değil mi? İnsanlar gitmek istese bile, gitmek istese bile bizim onları buraya zorlamamamız lazım, “Burada kalmanız lazım.” demeniz lazım. Ne oldu şimdi? O genel başkanı yani Sayın Erdoğan’ı, sizin genel başkanınızı bu Parlamentoya getiren Anayasa değişikliğiyle başka bir genel başkanı bugün Parlamento dışına ittik değerli arkadaşlar, Parlamento dışına. Bakın, bugün sizin işinize bu yarayabilir, yarayabilir, bundan siyasi bir menfaat elde edebilirsiniz ama bütün teamülleri, bütün gelenekleri, bütün demokrasiyi yerle bir ediyorsunuz, yerle bir.

Sayın Başkan, bir sözüm de size, avukatlık hukuku bakımından söylüyorum size, bir hukukumuz var.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Evet, size de söylüyorum Sayın Başkan: Ya, keşke bu tezkere sizin başkanlığınız döneminde okunmasaydı. Bir milletvekilinin, bir genel başkanın genel başkanlığı burada bu kadar ucuz düşmeseydi, keşke ve siz bunu okutmasaydınız ve gelecek hafta olsaydı. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bravo! Aynen öyle.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Siz deseydiniz ki Cemil Çiçek gibi “Saygı duyuyorum, ayrı düşünüyoruz ama saygı duyuyorum.”

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Zamana ve döneme göre davranan başkan vekili. Adalete göre değil, zamana göre davranan başkan vekili.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kendisi altı ay direndi. Niye? Türkiye'de barış için. Ama şimdi çatışma, başka bir şey, referandum, hepiniz susmuşsunuz ya, hepiniz. Bir Anayasa değişikliğiyle genel başkanınıza “evet” diyen, buraya getiren CHP var ama o Anayasa değişikliğiyle başka bir milletvekilini gönderen AKP Grubu var. Nereden nereye? Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sana yazıklar olsun Sayın Tanrıkulu!

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, buradaki işlemleri ve gündemi, biraz önce de söylediğim gibi… Siz burada yoktunuz herhâlde… Buyurun, siz yerinize geçin, buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, söyleyeceğim… Benimki kişisel bir sitem Sayın Başkanım. Sataşırsanız söz alırım.

BAŞKAN – Siz kişisel siteminizi daha sonraki sohbetlerde kullanabilirsiniz. Burada adama göre işlem yapılmıyor, usule göre işlem yapılıyor, bunu da bilmenizi isterim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz o zaman sohbette cevap verin Sayın Başkan, burada cevap vermeyin. Madem öyle, sohbette cevap verin, Allah Allah!

BAŞKAN – Evet, bir milletvekili adına İstanbul Milletvekili Sayın Eren Erdem konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bir referandum süreci içerisindeyiz. Tabii, herkes siyaseten çıkacak “evet”ini “hayır”ını anlatacak, bu işin sonu da inşallah hayırlı olacak ama olmaması gereken bazı şeylerle karşılaşıyoruz.

Şimdi, ben, özellikle iktidar partisi sıralarındaki arkadaşlara sormak istiyorum değerli arkadaşlar: Siz camide siyaset yapılmasını doğru buluyor musunuz? Bakın, Gaziantep’te bir cami imamı Cumhurbaşkanının mitingine çağrı yapıyor, cemaat birbirine giriyor, videoları sosyal medyada dolaşıyor. Arkadaşlar, caminin içerisinde cemaat birbirine giriyor, olacak şey mi ya! Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Arkadaşlar, camide, kışlada, adliyede siyaset olmamalıdır. Şimdi, buradaki arkadaşların çoğunluğu bilir. Kur’an-ı Kerim’in Hac suresinin 40’ıncı ayeti “içinde Allah adı anılan mescitler” der. Oradaki imam arkadaş karar verecek; ya Kur’an’a göre orada sadece Allah’ın adını anacak ya da başka otoritelerin adını anacak. Bunlar doğru işler değil, bu işi camiden çıkarmak gerekiyor. Aksi takdirde yaptığınız işin vebali omuzlarınızda olacaktır değerli arkadaşlar.

Hemen arkasından, bakın, anket şirketlerinden birinin sahibiyle yaptığım bir sohbet… Ne diyor biliyor musunuz? “Yahu, vatandaş, anket firmasının bilgileri gizlediğini tahmin edemiyor, başına bela gelmesin diye ‘Evet.’ diyor.” Bak, anket şirketlerinde yani ona rağmen yüzde 50’nin üstünde “hayır” çıkıyor. Toplumun yaşadığı şu travmaya bakın değerli arkadaşlar.

18 yaşındaki gençleri milletvekili yapmak gibi bir yaklaşım… Güzel, olmalı, tabii ki olur, oy veren, seçme seçilme hakkı… Ama 19 yaşında, arkadaşlar, Samet Burak Sarı, fikrini beyan ettiği için cezaevinde, şu an cezaevinde, tutuklandı, dün. Neden? Fikrini beyan ettiği için, düşüncesini söylediği için, hiçbir hakaret içermediği hâlde, 19 yaşında. Kabul edilebilir mi değerli arkadaşlar? Bakın, ama o cezaevinde. Müjdat Gezen’e -burada söylediğim zaman kesinlikle ben kendi terbiyeme sığdırmam o lafı- “p”yle başlayan bir küfrü yayımlayan bir gazete hakkında en ufak bir işlem başlamıyor. Niye başlamıyor değerli arkadaşlar? O küfür, o televizyon ekranlarında konuşulurken sizce kendi çocuğunuzun o küfrü dinlemesinden memnuniyet duyar mısınız? Ben zannetmiyorum ki bir kişi “Evet, ben çocuğumun bunu izlemesinden razıyım.” desin. Olmaz arkadaşlar, bu kadar çifte standart olmaz, yanlıştır.

Taşeron kadroya giriyor mu? Verdiniz söz, tuttunuz mu? Hayır. Atanamayan öğretmenlerin sorununu çözdünüz mü? Hayır. Kan ağlayan esnafın derdine çare buldunuz mu? Hayır. E, terör; terör sorununu çözdünüz mü? Bütün yetki elinizde. “Tezkere” dediniz, tezkere verdi Meclis size. Hiçbir şekilde yetkinizin olmadığı bir konu yok. Çözdünüz mü? Hayır. İşte, arkadaşlar, bu yüzden bu Anayasa’ya “hayır” diyoruz.

Şimdi, bir efsane üretiliyor, “Osmanlı geri gelecek.” Arkadaşlar, elinizde bir kılıç, evet, Osmanlı kılıcı; altınızda bir at, Amerikan atı. Amerikan atına binerek Osmanlı kılıcı sallanmaz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Yanlış yapıyorsunuz, böyle gitmez bu iş.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Futbol Federasyonunun Başkanı, benim de mensup olduğum için mutlu olduğum bir kulübün eski başkanı. Şimdi, şöyle düşünün değerli arkadaşlar: Aynı zamanda Beşiktaş’ın başkanı, aynı zamanda Merkez Hakem Kurulunun da Başkanı, Beşiktaş ile Fenerbahçe maç yapıyor, aynı zamanda Futbol Federasyonunun Başkanı sahaya çıkıp hakemlik yapıyor. Benim açımdan sıkıntı yok. Benim açımdan bir Beşiktaşlı olarak sıkıntı yok, sonuç benim lehime olacaktır ama ben şundan korkarım: Yarın bir Fenerli Federasyonun başına geçerse ne yapacak? Arkadaşlar, “Bırakalım hepsi birbirinden ayrı olsun.” diyoruz. Siz ısrarla diyorsunuz ki: “Tek kişiye biz bu yetkileri vereceğiz.”

Değerli arkadaşlar, bir soru soracağım: İsrail ezanı yasakladı, Parlamento olarak sustuk, aynı zamanda Hükûmetiniz de sustu. Amerika bir karar aldı. Ne oldu, bir tepki var mı? Yok. Allah’tan bir denetim mekanizması var. Bu kadar ucube bir kararı yani Müslüman ülkelerdeki vatandaşların girmesini engelleyen kararı bozdu. Arkadaşlar, şimdi, bu gidiş, doğru bir gidiş değil. Bazı doğru işler yaptınız, Moskova deklarasyonu, bölgeyi en azından birazcık rahatlatan bir adım attınız, destekliyoruz, doğru bir iş yaptınız ama bugün yapmakta olduğunuz iş, doğru bir iş değil. Camileri bölmeyin, camilerin içerisindeki bu tartışmaya müdahale edin, medyadaki bu sarkıntılığa müdahale edin.

Referandum yapılacaksa bırakın, adaletli bir şekilde herkes düşüncelerini söylesin, vatandaş kimi seçerse onu seçsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ederim.

EREN ERDEM (Devamla) – Kimseyi susturmayın.

Camide, kışlada, adliyede siyaset yapmayın değerli arkadaşlar.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdem, bir Fenerlinin Federasyon başkanı olması hiçbir sorun çıkarmaz yani onu söyleyeyim de.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hanımefendi, onu söylemiyor, onu anlatmıyor, o başka bir şey.

EREN ERDEM (İstanbul) – Efendim, onu o bağlamda değerlendirmiyorum. Hakem Kurulu Başkanı olmasında sıkıntı olur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, siz başkanlık sistemini anlamamışsınız, o kadar belli ki.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saat 21.00’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.26

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 456 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir.

Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacak.

Buyurun Sayın Kalaycı. (CHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak görüşlerimizi açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yine bir torba kanun görüşüyoruz. AKP torbalardan bir türlü çıkamamıştır. Bu uygulama sonucu kanunlar için aranan öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma özellikleri tamamen yok edilmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu teklifte yer alan maddelerin büyük çoğunluğuna destek vermekle birlikte, 7’nci maddesiyle yapılan düzenlemeye tümüyle karşıyız ve teklifin bazı maddelerine yönelik de eleştiri ve önerilerimiz bulunmaktadır. Komisyonda da dile getirilen eleştiri ve önerilerimiz Hükûmet tarafından hiç dikkate alınmamıştır.

Teklifin 7’nci maddesiyle yabancılara konut ve iş yeri satışında katma değer vergisi istisnası getirilmektedir. İş yeri ve konutların satış bedelinin yurt dışından getirilecek döviz olarak ödenmesi şartıyla Türkiye’de yerleşmiş olmayan yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan ve bir iş yeri ya da daimi temsilci vasıtasıyla Türkiye’de kazanç elde etmeyen kurumlara ilk satışının KDV’den istisna edilmesi öngörülmektedir.

Esasen, yabancılara taşınmaz satışında millî güvenliğimiz açısından sınırlamaların yeterli olmadığı da dikkate alındığında konu daha da büyük önem arz etmektedir. İş yeri ve konut satışında Türk vatandaşları KDV öderken yabancı uyruklulara KDV istisnası getirilmesi açıkça haksızlıktır, eşitsizliktir, vergi adaletsizliğidir ve Anayasa’ya aykırıdır. Mehmet iş yeri alırken KDV ödeyecek, Hasan konut alırken KDV ödeyecek ama George iş yeri alırken, Hans konut alırken KDV ödemeyecek. Böyle bir düzenlemenin kabulü mümkün olabilir mi? Türk vatandaşlarına verilmeyen bir hakkın yabancılara verilmesi asla kabul edilemez. Ayrıca, satın alınan taşınmazın hemen satılabilmesinin mümkün olması suistimallere de yol açacaktır. Vergi adaletsizliğini, ayrımcılığı, eşitsizliği ve kötüye kullanılabilmeyi içeren 7’nci madde teklif metninden mutlaka çıkarılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinde vergisini düzenli beyan edip ödeyen mükelleflere gelir veya kurumlar vergisi üzerinden yüzde 5 indirim uygulanarak 1 milyon liraya kadar vergi indirimi yapılması konusu da düzenlenmektedir. Ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunan gelir vergisi mükellefleri ile finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler hariç kurumlar vergisi mükelleflerinden üç yıla dair vergi beyannamelerini süresinde vermiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri süresinde ödemiş olanlar bu vergi indiriminden yararlanabilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi, vergisini düzenli ödeyenlerle ilgili vergi indirimi yapılması konusunu yıllardır dile getirmekte olup… Yapılan düzenleme genel anlamda olumludur. Uygulamanın daha anlamlı hâle gelmesi ve vergiye gönüllü uyum amacının başarıya ulaşması açısından öngörülen vergi indirim oranının artırılması gerekmektedir. En azından vergi indiriminin yüzde 10’a yükseltilmesi amacın hasıl olmasını destekleyecektir.

Vergi alacaklarıyla ilgili sıkça çıkarılan af yasaları vergi sistemine olan güveni sarsmış, af konusunda toplumda sürekli bir beklenti ortamı oluşturmuş ve vergi borcunu düzenli ödeyen mükellefler açısından da büyük haksızlığa neden olmuştur. Bu itibarla, vergi indirimi hem vergi ödeme eğilimini olumlu etkileyecek hem de vergisini düzenli beyan edip ödeyenleri psikolojik olarak rahatlatacaktır ancak vergi indiriminin vergiye uyumlu tüm mükellefleri kapsamaması eşitsizliğe de yol açacaktır.

Ülkemizde vergileri en düzenli ödenen kesim olan çalışanlar, vergi indirimi kapsamına alınmamıştır. Çalışanlar üzerinde adaletsiz ve ağır vergi yükü bulunmaktadır. Çalışanların aylıkları vergi tarifesinden dolayı aydan aya azalmaktadır. Sanki yüksek gelirliymiş gibi asgari ücretlinin bile yıl içinde vergi oranı yükselmektedir. Hükûmet, yeniden değerleme oranında artırılması gereken gelir vergisi tarife dilimlerini yıllardır ya daha düşük artırıp ya da hiç artırmayarak acımasızca daha fazla vergi kesmektedir. Nitekim 2017 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 3,83’ken gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi yüzde 3,17 oranında artırılmış, diğer gelir dilimleri hiç artırılmamıştır. Bundan en fazla olumsuz etkilenen kesim de beyan ettiği geliri düşük olan küçük esnaf ve işletmeler ile ücretli çalışanlardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşük gelir sahiplerinden ve çalışanlardan daha az vergi alınması için gelir vergisi tarife dilimlerinin en azından enflasyon oranında yükseltilmesini, asgari ücretten vergi alınmamasını ve çalışanların asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılmasını gerekli görüyoruz.

Değerli milletvekilleri; bu teklifte çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan takipteki borçları ile TEDAŞ’a olan tarımsal sulamaya dair elektrik borçları yeniden yapılandırılmaktadır. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerince takip hesaplarında izlenen tarımsal kredi borçlarının vadesini takip eden tarihten yapılandırma tarihine kadar yıllık yüzde 11 oranında faiz uygulanmak suretiyle hesaplanması ve çiftçi tarafından yıllık yüzde 5 oranında faizin ödenmesi düzenlenmektedir. Taksitlendirme hâlinde yıllık yüzde 11 faiz uygulanarak beş yılda eşit taksitle ödenmesi öngörülmektedir. Tarım Bakanı Sayın Faruk Çelik tarafından 14 Şubat 2017 günü yapılan açıklamada borcun temerrüde düştüğü tarihten yapılandırılmasına kadar üreticiye yüzde 3 faiz uygulanacağını, geri kalanının Hazine Müsteşarlığı gelir kaybı ödeneğinden karşılanacağını duyurmuştur. Ancak, maddede çiftçinin ödeyeceği faiz yüzde 5 olarak belirlenmiştir. Esasen komisyon görüşmelerinde verilen ilk önergede de yüzde 3 faiz öngörülmüş, daha sonra verilen önergede faiz oranı yüzde 5’e çıkarılmış ve tüm itirazlarımıza rağmen son önerge kabul edilmiştir. Hükûmet çiftçimizi aldatmamalı, Tarım Bakanının sözü çiğnenmemelidir. Bu itibarla, çiftçi tarafından ödenecek faizin oranı mutlaka yüzde 3 olarak değiştirilmelidir. TEDAŞ’a olan tarımsal sulamaya dair elektrik borçlarının faizsiz ve beş yılda eşit taksitlerle yapılandırılması olumlu olmakla birlikte bu borçların tümüyle ödenebilmesi için taksit süresinin on yıl yapılması yönünde talep bulunmaktadır. Ayrıca, çiftçimizin maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla tarımsal sulamada kullanılan elektrik için ayrı ve daha düşük tarife belirlenmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi çiftçilerimizin zor durumda olduğunu, çiftçilerimiz için acilen bir tedbir paketi açıklanması ve bu kapsamda tarımsal kredi ve elektrik borçlarının uygun şartlarda yapılandırılması gerektiğini sürekli dile getirmiştir.

Çiftçinin bütçesi açık vermekte ve bu açık bankalara borçlanarak kapatılmaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir çünkü böyle sürdürülmesi her geçen yıl daha yüksek miktarda borçlanmak demektir, olan da zaten budur. Çiftçimizin kredi borçları, 43 milyar lirası Ziraat Bankasına, 30 milyar lirası diğer bankalara ve 7,5 milyar lirası tarım kredi kooperatiflerine olmak üzere, 80 milyar lirayı aşmıştır. AKP çiftçimizi on dört yılda tam 152 kat borca sokmuştur. Çiftçimiz borç ekip faiz biçmektedir, ürünlerinden elde ettiği gelir faizle kabaran borçlarını karşılamamaktadır. Çiftçiler kendi mülklerinde bankaların ortakçısı, yancısı durumuna düşmüştür. Bankalar ağa, çiftçiler ise maraba konumuna gelmiştir. Çiftçimizin tarlası, bahçesi, neyi varsa ipoteklidir. Çiftçilerimiz alın teriyle ekmeklerini kazandıkları arazilerini haraç mezat satmak zorunda kalmaktadır.

Çiftçimiz borç ve faiz sarmalından mutlaka kurtarılmalıdır. Tarımsal desteklemeler mutlaka artırılmalıdır. Çiftçi Ziraat Bankasından kredi alamayınca özel bankalara yönelmekte ve kredisine çok daha yüksek faiz ödemektedir. Ziraat Bankası çiftçiyi daha fazla desteklemeli, yüksek faiz ödemekten kurtarmalıdır. Ayrıca, bankaların talep ettiği ücret, komisyon, ipotek, sigorta ve diğer masraflar düşürülmelidir. Çiftçimizin ve üreticimizin sorunlarına duyarsız kalınmamalı, tarımın yapısal sorunlarını çözecek, tarımsal girdi yükünü azaltacak ve tarım sektörünü yeniden ayağa kaldıracak tedbirler acilen alınmalıdır. Tarıma dört elle sarılmış, tarımda sanayileşmiş ve tarım ürünleri ihraç eden ülkelerin gelecekte söz sahibi olacağı unutulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, teklifte Esnaf Ahilik Sandığı kurulması yönünde çok önemli bir düzenleme yapılmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi, esnaf işsizlik fonu kurulmasını öteden beri gündeme taşımış olup iş yeri kapanan, sigortalılığı sona eren esnaf ve sanatkârlarımıza yeni bir iş kurması için destek olunmasını ve makul bir süre ödenek verilmesini sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak görmektedir.

Ahilik Sandığı, esnafın zor günlerinde büyük yarar sağlayacaktır. Ahilik felsefesi, çalışma hayatında ve sosyal yaşamda dürüstlüğü, güzel ahlakı, bilimi ve eğitimi esas alan öğretileri içermektedir. Ahilik, yardımlaşma, ihtiyaç sahiplerine destek olmak demektir. Ahilik, içinde bulunduğumuz çağın şartlarında unuttuğumuz ama sıkı sıkıya sarılmamız gereken değerleri bize hatırlatan bir esnaf geleneğimizdir. Bu itibarla, adında “ahilik” bulunan sandığın amaç ve faaliyetleri de ahilik felsefesine uygun şekilde yürütülmelidir.

Esnaf Ahilik Sandığı sigortalılığının kapsamına esnaf dışında tacir ve şirket ortakları da girmektedir. Esnaf Ahilik Sandığı adı üzerinde sadece esnafı kapsamalıdır.

Esnaf Ahilik Sandığının bir önceki yıl prim gelirlerinin yüzde 15’inin Türkiye İş Kurumu bütçesine aktarılacak olması son derece yanlıştır. Bu sandık kurum için değil, esnaf için kurulmaktadır. Kurumun asli göreviyle ilgili harcamalar kurum bütçesinden karşılanmalıdır. Ayrıca, iş yeri kapanan esnafın istihdamı için iş bulmaktan ziyade yeni iş kurabilmesi, işletme sermayesi imkânı verilmesi gibi uygulamalarla esnaflığını sürdürebilmesi esas alınmalıdır.

Esnafın prim yükü çok yüksektir. Esnaf yüzde 34,5 oranındaki SGK primini ödeyemezken bu düzenleme sonucu yüzde 2 oranında ilave prim ödemekle karşı karşıya kalacaktır. SGK’nın esnaftan tahsil edebildiği primlerin tahsilat oranı yüzde 50 düzeyindedir. Esnaf prim borçlarını ödeyememektedir. Zaten primlerini ödeyemeyen esnaf sağlık hizmeti alamaz hâle düştüğü için Bakanlar Kurulu kararlarıyla kamu sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmaları sağlanmıştır.

Esnafın prim oranı mutlaka düşürülmeli, işverene sağlanan asgari ücret desteği esnafa da verilmelidir. Ayrıca, gelir vergisindeki asgari geçim indirimi esnaf için de uygulamaya konulmalıdır.

Esnafımızın, sosyal güvenlik sistemindeki eşitsizliklerin giderilmesi konusunda da haklı talepleri vardır. BAĞ-KUR’ludan emekli olması için 9.000 iş günü istenmekte, ancak aynı kurumun çatısı altında SSK’lılar 7.200 iş günüyle emekli olabilmektedir. Bu, büyük haksızlıktır. Üstelik en düşük emekli maaşı BAĞ-KUR’luya bağlanmaktadır. AKP emekliler arasındaki maaş adaletsizliğini gidereceğini vadetmesine karşın yerine getirmemiştir. İntibak düzenlemesi olarak takdim edilen kanunla sadece 2000 öncesi SSK emeklileri için kısmi bir iyileştirme yapılmış, diğerleri görmezden gelinmiştir. BAĞ-KUR emeklilerinin mağduriyeti hiç dikkate alınmamıştır. Yine, altmış gün prim borcu bulunan esnaf sağlık hizmetinden yararlanamamakta ama aynı durumdaki SSK’lılar faydalanabilmektedir. Bu durum da haksızlık oluşturmaktadır. BAĞ-KUR’lulara yapılan haksızlıklar giderilmeli, prim gün sayısında ve emekli aylıklarında eşitlik sağlanmalıdır.

Bir başka sorun da geçmiş çalışmaların emeklilik hizmetine saydırılamamasıdır. Bu konuda mağdur olan pek çok esnaf ve çiftçi bulunmaktadır. Geçmişte BAĞ-KUR’a kayıt yaptırmamış olanların vergi mükellefleri açısından vergi kayıt tarihi, diğerleri açısından ise sicile kayıt tarihleri esas alınarak geçmiş hizmetlerine borçlanma imkânı verilmelidir. Türkiye çıraklık ve mesleki eğitime daha fazla önem vermelidir. Bugün işsizlik yüksek oranlarda seyrederken reel sektör kalifiye eleman sıkıntısı çekmektedir. Bu, mesleksizlik sorunudur ve mesleki eğitimin kalitesinin artırılması ve yaygınlaştırılmasıyla çözülebilecektir. Bu kapsamda, çıraklık ve staj süreleri emeklilik hizmetine sayılmalıdır. Uygulamada bir sigortalılık olmaksızın geçen bazı süreler bile borçlanılabilmekteyken fiilî bir çalışmaya ve sigortalılığa dayanan çıraklık ve staj sürelerinin hizmetten sayılmaması haksızlığa, eşitsizliğe ve dolayısıyla mağduriyete neden olmaktadır. Yaşanan mağduriyetin giderilmesinin yanında mesleki eğitimin özendirilmesine de katkıda bulunmak amacıyla çıraklık ve staj süreleri hizmetten sayılmalı, geçmiş hizmetler için borçlanma hakkı verilmeli ve bu süreler sigortalılık başlangıç tarihi olarak esas alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu teklifle yapılan önemli düzenlemelerden biri de genel sağlık sigortası sisteminin sadeleştirilmesi ve etkinliğinin artırılması amacıyla sistemde değişikliğe gidilmesidir. Mevcut durumda sosyal güvencesi olmayanlar için gelir testine göre 3 kategoride uygulanan genel sağlık sigortasının tek kategoriye indirilmesi, prim oranının yüzde 3’e düşürülmesi ve buna göre belirlenecek prim borçlarının yeniden yapılandırılması düzenlenmektedir. Komisyonda verilen bilgilere göre, bu madde 7 milyon 200 bin kişiyi kapsamakta olup 6,7 milyar liralık alacaktan vazgeçilmektedir. Mevcut uygulama özellikle milyonlarca işsiz gencimizi ve ailelerini mağdur etmiştir. Ülkemizde, son resmî verilere göre, ne eğitimde ne de istihdamda olan yani çalışmayan ve eğitim görmeyen 15-24 yaş grubu gençlerimizin oranı yüzde 23,9’dur. Bu oran 20-24 yaş grubunda yüzde 32,7; 25-29 yaş grubundaysa yüzde 35,8’dir. Bu durumda olan 15-29 yaş grubu 5 milyon 48 bin atıl gencimiz ne yapıyor, acaba Hükûmet buna hiç kafa yoruyor mu? Türk gençliğinin işsizliği AKP zihniyetinin umurunda bile değildir. İşsizlik oranının yüksek olduğu ülkemizde gençler iş bulamamanın sıkıntısını yaşarken bir de genel sağlık sigortası primi borcuyla karşı karşıya kalmıştır. Milyonlarca gencimize yüklü miktarda prim borcu çıkarılmıştır. Yapılan bu düzenlemeyle, mevcut uygulamada gelir testiyle belirlenen aile içi kişi başına gelire göre aylık 71, 213 ve 427 lira olan 3 farklı prim uygulamasına son verilip prim tutarının 53 liraya indirilmesi birikmiş yüklü prim borçlarında önemli oranda azalma sağlayacaktır ancak prim yükü hafifletilmiş de olsa işsiz gençlerimiz aylık 53 lira düzeyinde prim ödemekle yine karşı karşıyadır. Bir işi ve geliri olmayan gençlerimiz bu primi babalarından utana sıkıla aldıkları harçlıklarla mı ödeyecekler? Bulunduğu yaş itibarıyla bir sağlık hizmeti alması çok nadir olan gençlere “Genel sağlık sigortası primi ödeyeceksin.” diye dayatmanın ne anlamı var? Milliyetçi Hareket Partisi, gençlerimizin bir iş buluncaya kadar ailelerinin sağlık sigortasından yararlandırılması ve gençlere çıkarılmış borçların tümüyle silinmesi görüşündedir.

Genel sağlık sigortasından mağdur olan bir diğer kesim emeklilikte yaşa takılanlardır. Çalışma Bakanı Sayın Müezzinoğlu “Yaşa takılan ve emekliliği bekleyenler de 53 lira ödeyerek bu sağlık hizmetini alabilecek.” diyor. Sayın Bakan sanki lütufta bulunmuş. Yirmi-yirmi beş yıl tüm primlerini ödemiş vatandaşlarımıza emeklilik yaşının dolmasını beklediği dönemde genel sağlık sigortası primi ödetmek haksızlıktır. Emeklilikte yaşa takılanları yaşı nedeniyle kimse işe almıyor, maddi sorunlarından dolayı çocuklarını okutamıyor, ailesinin geçimini sağlayamıyor. Çalışma Bakanına soruyorum: Bu insanlar nasıl geçinirler hiç düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyor, kanun teklifinin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Halkların Demokratik Partisi Grubu konuşmacısını şimdi bildirdiği için böyle bir uygulama söz konusu oldu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Biz de HDP sözcüsü çıkacak diye geride bekliyorduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum. 456 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Sayın Elitaş’ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım tekrar.

Değerli arkadaşlar, sıkıntılı bir dönemdeyiz, bunu herkes biliyor, gerçekten sıkıntılı bir dönem. Başbakanın “Beka sorunu yaşıyoruz, yani gelecek sorunu yaşıyoruz, geleceğimizle ilgili sıkıntılar var.” dediği bir dönem bu dönem. Sayın Cumhurbaşkanının millî seferberlik ilan edilmesi gerektiğini söylediği bir dönem bu dönem.

Tabii, bütün bunlar sadece terörle ilgili değil, sadece millî güvenlikle ilgili değil, fiziki güvenlikle ilgili değil, ekonomiyle ilgili de çok sıkıntılı bir dönemdeyiz kabul etmek lazım. Riskli bir dönemdeyiz ve ekonomiden anlayan herkesin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, akademisyenlerin ve -burada oturuyor- Sayın Başbakan Yardımcısı Şimşek’in söylediği aşağı yukarı, mealen, hemen hemen herkesin kabul ettiği şöyle bir görüş var: Türkiye sıkıntılı bir dönemde. Derin yapısal sorunlarımız var, sıkıntılarımız var; bu yapısal sorunları, sıkıntıları, bu strüktürel sorunları aşabilmek için reformlara ihtiyacımız var, yapısal reformları yapmak zorundayız. Bunların başında da hukuk reformu geliyor. Hukuk altyapısını düzeltmek zorundayız, hukuk uygulamalarımızı düzeltmek zorundayız. Uluslararası alanda kabul edilebilir, öngörülebilir bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var.

Evet, ekonomide gelinen sıkıntıların sebebi sadece bizden değil, Türkiye'den kaynaklanmıyor; küresel, kapitalist ekonomideki sıkıntılar bunun bir sebebi. Ama bizim “orta gelir tuzağı” veya “orta teknoloji tuzağı” diyebileceğimiz, kendimize has sorunlarımız var; istihdam, büyüme gibi konularda ve kamu yönetimi alanında sıkıntılarımız var.

“Reform” deyince de, hukuk reformu, vergi, sosyal güvenlik reformu, tarım, finans alanında reformlara ihtiyacımız var; AR-GE konusunda, imalat sanayisi konusunda reformlara ihtiyacımız var ve kamu organizasyonları konusunda reformlara ihtiyacımız var. Kısaca, öyleyse yapılması gereken ne? Yapısal reformların yapılması.

Peki, değerli arkadaşlarım, siz, buraya, şimdiye kadar -bu kadar kanun çıktı, torba kanunlar çıkıyor- hiç “yapısal reform” adı altında bir konunun getirildiğini duydunuz mu, gördünüz mü?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Hep torba kanunlar, oradan, buradan, özellikle inşaat sektörü gibi -bu torba kanunda da var, yine inşaat sektörüyle ilgili 3 tane madde var ki inşaat sektörünün de desteklenmesi lazım, buna da katılıyoruz ama- getirilenler reform niteliğinde değil ama pansuman niteliğinde, bugünü kurtarma niteliğinde, işte, önümüzde bir referandum süreci var ya da şu tarihe kadar günümüzü kurtaralım anlamında konular. Zaman zaman vergi afları, prim afları getiriliyor, bunlar reformla ilgisi olmayan konular; hatta Türkiye Varlık Fonu; bunlar, devletin birliğini, hazine birliğini bozan, devleti sıkıntıya sokan konular; üzerinde tartışılmadan, konuşulmadan getirilmiş düzenlemeler maalesef.

Türkiye'nin yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme sürecine ihtiyacı var ve bir reform programına ihtiyacı var, ama bir reform programı yok maalesef Hükûmetin ve kendisini feshetme kararı almış bir Hükûmetin bunu yapma gücü de yok değerli arkadaşlarım. Kendisini feshetme kararı almış Başbakanın ve Hükûmetin bu reformları yapma gücü de yoktur, bunu da bilmemiz gerekir. (CHP sıralarından alkışlar) Maalesef böyle.

Değerli arkadaşlarım, biz, Plan ve Bütçe Komisyonu olarak, değerli arkadaşlarımla birlikte ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, ülkenin bu duruma gelmesinden, bu durumda olmasından mutlu değiliz. Tabii ki beka sorunu yaşıyorsak, Başbakanın deyimiyle, biz de bu konularla ilgili elimizden gelen yardımı, desteği yapmak zorundayız ülkemiz için, hazırız da ve elimizden geldiğince de yapıyoruz. Ancak bu konularla ilgili, maalesef, Hükûmetin anlayışını da protesto ediyorum. Özellikle bu son torba kanunun görüşmeleri sırasında yaşadığımız olaylar, inanın, anlatılacak, ifade edilecek gibi değil. Keşke burada iktidar partisi milletvekillerinin çoğunluğu olsaydı, Meclis çoğunluğu olsaydı şu Genel Kurulda, yaşananları anlatabilseydik sizlere. Hepimiz burada halk oyuyla bulunuyoruz, hepimizin üzerinde bir vebal var. Özellikle bu sıkıntılı dönemde hepimiz daha fazla gayret göstermek zorundayız, daha fazla çalışmak zorundayız, bir şeyler üretmek zorundayız ama özellikle geçen hafta gördüğümüz tavır, bardağı taşıran son damla oldu ve gerçekten bizleri çok üzdü, sıkıntıya soktu.

Bu huzurunuza getirilen 456 sıra sayılı… Tasarı mı teklif mi, bunu da tam olarak anlayamadık çünkü önce teklif olarak getirildi AK PARTİ grup başkan vekilinin imzasıyla, daha sonra kendisi gelmedi, hiçbir açıklamada da bulunmadı, bununla ilgili hiçbir açıklama da yapılmadı. İki günlük süre içerisinde Komisyona 3 ayrı sayın bakan geldi, konuları tam olarak bilmiyorlardı. Haklı olabilirler ama bürokrasiden, ilgili kamu kuruluşlarından gelenler de, sivil toplum kuruluşlarından gelenler de konudan bihaberdi. Gereken açıklamalar yapılmadı maalesef, yapılamadı, alelacele… Çok da önemli maddeler var -biraz önce değerli arkadaşım anlattı, belki muhalefet şerhini sıra sayısından okumuşsunuzdur- çok önemli konular var vatandaşlarımızı ilgilendiren ama bunlarla ilgili, maalesef, gereken çalışma yapılmadan, çok eksik bir şekilde, buraya, Genel Kurula gelmiş oldu. Burada da -biliyorsunuz, bu “temel kanun” diye nitelendiriliyor, maddeler görüşülmüyor, sadece verdiğimiz önergeler görüşülüyor- yine görüşülmeden geçecek, gidecek. Hâlbuki birçoğuyla ilgili, birçok maddeyle ilgili, çok hayati, çok önemli maddelerle ilgili gereken görüşmeler, tartışmalar yapılamadı, gereken bilgiler alınmadı.

Sayın Muş, siz, Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı yaptınız, hâlen de Grup Başkan Vekilisiniz; inanın, bunları söylerken utanıyorum. Plan ve Bütçe Komisyonunda da özellikle usulle ilgili söz aldık. Yine torba kanun, söz verilmiş olmasına rağmen, yine diğer ilgili komisyonlar tarafından görüşülmemiş, yine cuma günü akşam getirilip salı günü görüşme gündemine alınarak -ki hafta sonları, biliyorsunuz, bütün milletvekillerinin programları vardır, memleketlerine giderler, çalışırlar, oradaki seçmenlerle, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşürler- alelacele yapıldı bu işler. Anayasa’ya aykırılık iddialarımız vardı, dikkate alınmadı. Etki analizi yapılmamış. Birçoğu Maliye Bakanlığından geliyor, Maliye Bakanlığı gibi bir bakanlık dahi etki analizini yapmıyor.

Bize şöyle bir şey verdiler ısrarlarımız sonucu. Burada da birçoğu boştur, dikkat ederseniz birçok yer de boş bırakılmış. Yani, bu getirenler kamuya ne getiriyor, ne götürüyor, alternatifi nedir? Yani, biraz önce konuştuk, mesela, yabancılara katma değer vergisi muafiyeti tanıyorsunuz. Yabancı gelirse, bir konut veya iş yeri alırsa yüzde 18 katma değer vergisi ödemeyecek, biz ödeyeceğiz, o ödemeyecek. Peki, bunun getirisi nedir? Katma değer vergisinden vazgeçiyorsunuz. Kaç kişi alacak bundan? Ne kadar döviz gelecek? Bu bunu karşılar mı, değer mi? Bununla ilgili bir çalışma var mı? Yok. Buna benzer konularla ilgili, maalesef, gereken çalışmalar hiçbir şekilde yapılmış değil. Hâlbuki bunlar birlikte yapılması gereken işler.

Şimdi, bu saatte, gecenin bu saatinde konuşmak da zordur, dinlemek de zordur. Bir hikâye anlatayım o zaman ben size müsaadenizle. Genç bir delikanlı mücevherlerle, taşlarla çok ilgileniyormuş, bu konuda kendisini yetiştirmek istemiş. Araştırmış, ülkenin en büyük mücevherat ustası, taş ustası kimse onu bulmuş. Epey bir randevu beklemiş, ondan sonra kendisiyle görüşmüş, amacını anlatmış: “Ben çok seviyorum taşları, bu konuda uzman olmak istiyorum, yetişmek istiyorum. Bana ne tavsiye ediyorsunuz? Ben sizin yanınıza girip çalışmak istiyorum.” demiş. Usta “Aç avucunu.” demiş, avucuna bir taş koymuş, demiş ki: “Kapat. Bu, yeşim taşıdır. Şimdi gideceksin, bir sene sonra geleceksin ve avucunu hiç açmayacaksın,” “Allah, Allah!” demiş ama dediğini de yapmış, avucunu kapatmış. Gitmiş, anne babasına durumu anlatmış ama avucunu açmıyor. Ondan sonra eşe dosta, soranlara anlatıyor; bir sene böyle geçmiş. Anlatıyor, anlattıkça da hırslanıyor, kızıyor. “Ya, bu, ne saçma iştir? Niye bana bunu yaptırdı?” falan diyor ama avucunu da açmıyor, hatta gece yatarken bile avucunu açmıyor, böyle uykusunda… Yarım uyuyor, epey sıkıntıya girmiş ama bir seneyi de tamamlamış. Bir sene konuşmuş, şikâyet etmiş falan filan ama azmini de yitirmemiş, avucunu açmamış. Bir sene sonra gitmiş ustaya, demiş ki: “Usta, bir sene doldu ve ben de hiç avucumu açmadım, bak dediğini yaptım. Şimdi beni yanına alıyor musun?” Usta “Bırak o taşı, şimdi ben sana bir başka taş vereceğim, onu da bir sene aynı şekilde taşıyacaksın.” Bu sefer, tabii, bunu söyleyince kızmış, ustaya bağırmaya çağırmaya başlamış: “Allah kahretmesin, böyle şey mi olur? Böyle ustalık mı öğrenilir?” falan… Ama o arada yine bir başka taşı avucunun içine almış. Bu arada söylenirken, bağırıp çağırırken “A, usta, bu, farklı bir taş, yeşim taşı değil.”

Şimdi, bir şeyler sabırla oluyor, sebatla oluyor, zamanla oluyor, zamanla öğreniyorsunuz. Buralarda kanun yapmak da böyle. Yani bir taş ustalığı da zamanla öğrenilir, sebatla öğrenilir; kanun yapmak da yasama da zamanla öğrenilir. Bunun için birlikte bir ekip olmak, birlikte çalışmak, sebat etmek gerekir. Böyle yalap şalap… “İki günde komisyondan çıkacak, uzatmayalım, hadi çabuk olun.” Bu şekilde kanun yapmak olmaz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi size iki şey okuyacağım, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşadıklarımız, lütfen bakın. Şimdi, çok önemli bir konuydu, buradaki maddelerden belki de en önemlisiydi: Esnaf Ahilik Sandığı kuruluyor; milyonlarca esnaf ve ailesini ilgilendiriyor, çok önemli, esnaf çok zor durumda. Esnaf Ahilik Sandığı kuruluyor. “Esnaf Ahilik Sandığı kuruluyor.” deyince ne anlarsınız? Esnaf Ahilik Sandığı, demek ki zor durumda olan esnafları kurtaracak bir girişim. Takdir edersiniz, değil mi? Öyle değil tabii. Biz de bunu sorgulamak istedik. Ya, bir kere, Sayın Bakan, biliyor musunuz Esnaf Ahilik Sandığı, esnaf iflas etmeden yardımda bulunmuyor. İlla iflas edecek, BAĞ-KUR kaydını sildirecek, ondan sonra yardım alabiliyor. Böyle bir sandık olur mu, bir de adı “Ahilik Sandığı”, bu nasıl bir mantıktır?

Bunları sorguluyoruz ve işin ilginç tarafı şöyle: Şeye söz verdirdik; Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Genel Sekreterine. Şunu ifade etti, bakın, tutanaklardan aynen okuyorum: “Esnaf Ahilik Sandığı içeriğine hiçbir şekilde dâhil edilmedik, madde kaleme alınırken bizim fikrimiz sorulmadı. Dolayısıyla, fonun ilgili hükümleri bize biraz ağır geldi. Bu fonun çalışmalarına hiçbir şekilde dâhil edilmedik.” diyor. Hükûmeti temsil eden Sayın Bakan söz aldı: “Esnaf ve sanatkârlar odaları birliklerimizin görüşleri alınmıştır, bunu özellikle ifade etmek istiyorum çünkü bu fon oluşturulurken birlikte aslında karar verildi. Sayın Başbakanımız, bakanlarımız görüştü.” vesaire.

Şimdi, yanımızda bunlar oluyor, biz de orada seyrediyoruz. Yani, bunlara gerek yok ki, bu tiyatroyu oynamaya gerek yok ki. Samimi olmamız lazım ve birlikte samimiyetle bunu çıkarmamız lazım. Bu şekilde çıktı bu, oradan bu şekilde geçti. Esnaf iflas etmeden Esnaf Ahilik Sandığı devreye giremiyor, o da asgari ücret kadar birkaç aylığına, en fazla dokuz ay yardımda bulunuyor, buna da “Esnaf Ahilik Sandığı” diyoruz, bunu her yerde söyleyeceğiz. Var mı böyle bir şey? Böyle bir yasama tekniği var mı Allah aşkına? Yazık değil mi bu kadar harcanan zamana, esnafa? Böyle bir mantalite olabilir mi?

Bakın, bir örnek daha vereyim: Hükûmeti temsilen katılan bir Sayın Bakan da “Etki analiziyle ilgili kısa, özet tablo sizlere takdim edilmiş dün gece.” diyor. Biz “Edilmedi.” dedik Komisyon üyeleri olarak. “Edilmedi mi? Bana öyle aktardılar ama. Şu anda elimde bu projeksiyonlar yok ama çok detaylı çalışmalar yaptık.” Ya, elinizde projeksiyonlar yok, Komisyonda olmuyor, Genel Kurulda olmuyor da nerede olacak? Hani yaptıysanız vardır. “Elimde yok ama yaptık.” diyor. Ya, biz çocuk muyuz Allah aşkına? Birbirimizi niye kandırıyoruz? Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir yasama yapma tekniği olabilir mi? Böyle bir bakanlık olabilir mi? Bir madde söz konusu oldu -teknik bunlar, bunlar her konuda olabiliyor, 19 ayrı konuda bu torbada madde var- bir maddeyle ilgili -usuldür, önce bilgi verilir getirilen maddeyle ilgili- açıklama istedik. “Evet Sayın Bakanım bu maddeyle ilgili bir açıklama yapacak mısınız?” diyor Komisyon Başkanımız. Hükûmeti temsilen katılan sayın bakan diyor ki: “Sayın Başkan, madde açık, okunabilir, bu kadar açık madde.” Allah Allah, yani böyle bir şey var mı? Komisyon üyesi diyor ki: “Gerekçesini falan anlatmayacak mısınız Sayın Bakanım?” Hükûmeti temsil eden bakan diyor ki: “Gerekçesi de var, onu da okuyabilirsiniz.” Yani siz bakan olarak oraya gelmişsiniz, konunuza vâkıf değilseniz, bilmiyorsanız olur mu böyle bir şey?

Biliyorum sizleri de üzmüştür, iktidar milletvekillerini ama bakanlarımız maalesef bu durumda. Bu şekilde geldi bunlar, çıktı ve buraya bu şekilde geldi. Hepimizi utandıran, sıkıntıya sokan konular bunlar. Gerçekten çok üzüldük, böyle olmaması lazım.

Şimdi, biraz da konulara girelim, maddelerde de konuşacağız ama.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Neresinden tutalım, diyorsun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Neresinden tutalım, evet.

Biraz önce söylediğim gibi, Esnaf Ahilik Sandığı, bu teklifin, bu torba teklifin en önemli maddelerinden bir tanesi, esnaf, dediğim gibi, iflas etmeden devreye girmiyor ve şu anda BAĞ-KUR’luların dörtte 3’ü prim ödeyemiyor, dörtte 3’ü primlerini aksatıyor, dörtte 3’ü. 2 milyon 800 bine yakın -yanlış olmasın- BAĞ-KUR’lu var. Bunların bir kısmı esnaf değil, şirket ortağı olduğu için onlar primlerini aksatmıyorlar şirket ortağı olanlar ama geri kalan esnaf, büyük ölçüde primlerini aksatıyor. Esnafa bu getiriliyor, bunlar da primlerini aksatıyor.

Esnaf Ahilik Sandığından faydalanabilmek için şartlardan bir tanesi de priminin düzenli ödenmesi. Peki, zaten aksatıyor, zaten sıkıntıda, zaten krizde bu adam; kriz olduğu için zaten aksatıyor. Şart olarak aksatmaması, aksatmaması hâlinde, iflas etmesi durumunda, asgari ücretle bağlantılı, dokuz ayı geçmeyecek bir maaş kendisine veriliyor. Ya, bu esnaf, maaşı ne yapsın? İşiyle ilgili kendisine destek oluyor musunuz, esas olan odur. Onu yapamıyorsunuz, maaş veriyorsunuz. Böyle bir Esnaf Ahilik Sandığı olur mu? Bu sandıktaki “Ahilik” ismine yazıktır. Vallahi Kırşehir milletvekili olsaydım itiraz ederdim buna özellikle, hepimizin itiraz etmesi lazım ama…

Ayrıca, biraz önce okuduğum gibi, ilgili meslek kuruluşu olan TESK’e de sorulmadan, onlarla görüşülmeden hazırlanmış getirilmiş.

Şimdi, önemli bir madde de vergiye uyumlu mükelleflerin desteklenmesi. Yıllardan beri biz de bunu istiyorduk; vergisini düzgün ödeyen, aksatmayan, beyannamelerini veren mükelleflerin desteklenmesi lazım. Madem sık sık aflar çıkarıyoruz, özellikle vergisini ödemeyenler teşvik edilmiş oluyor, vergisini düzgün ödeyenleri de teşvik edelim dedik, yüzde 5’lik bir indirim söz konusu ama burada bankacılık, finans ve sigortacılık sektörü dışarıda kaldı. Zaten bu yüzde 5’ten istifade edebilmesi için önemli ölçüde bunların da aksatmaması lazım, bütün vergilerini düzenli ödemeleri lazım, aylık ya da belli dönemler itibarıyla verilen beyannamelerini aksatmamaları lazım, hiçbir beyannamenin aksamaması lazım, ödemelerin aksamaması lazım, 10 liranın üzerinde bir ödemeyle ilgili yanlışlık yapılmaması lazım vesaire. Korkuyorum ki o kadar çok şart ve detay getirilmiş ki bu mükelleflere getirilen bir teşvik mükellefleri sıkıntıya sokacak.

Mali müşavirlik yapan arkadaşlarımız varsa bilirler, maalesef öyle olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Diğerlerini maddeler hâlinde açıklarız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacak.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Meclisimiz için kara bir gün. Bir Meclis üyesi, Halkların Demokratik Partisinin Eş Genel Başkanı Sayın Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğini düşürdüğünüzü düşünüyorsunuz. Oysa, buradaki bütün milletvekilleri gibi Sevgili Figen Yüksekdağ da halkın milletvekilidir, Van Milletvekilidir, halkın oylarıyla seçilmiştir. Tıpkı sizler gibi 60 bin ile 100 bin arasında oy alarak seçilmiştir, halkın sevgisiyle saygısıyla seçilmiştir. Onun milletvekilliğini düşürdüğünüzü düşünüyorsunuz ama vekilliği biliyorsunuz, yalnızca halk düşürebilir.

Dönem dönem belli güçlüler, güçlü olduğunu düşünerek, kendi siyasallaştırdığı yargının gücünü kullandığını düşünerek vekillerin vekilliklerini düşürebilirler ama onlar, halkın gözünde her zaman vekil olarak kalırlar.

28 Şubat döneminde biliyorsunuz, Sevgili Kavakcı’nın milletvekilliği düşürülmüştü. Oysa, bu milletvekili sıralarında, şurada bir yerde oturuyordu; burada protestolarla milletvekili dışarı atılmıştı ama o dönem o kararı alanların hiçbiri, o kararı savunamıyorlar bugün, hepsi utanç duyuyorlar; hiçbiri, o protestoyu yapanların hiçbiri de “Ya, biz iyi yaptık, Sayın Kavakcı’yı Meclis dışına attık.” diyemiyorlar. Emin olun, sizler de, siyasallaştırdığınız yargıçlar da, o hâkimler de, Sayın Başkan, siz de bugün o kararı okutarak bugünün utancını yaşayacaksınız ve hayatınızın hiçbir döneminde bu kararınızı savunamayacaksınız. Çok yakın bir gelecekte bu; üç ay olur, üç yıl olur bilmem ama bu utancı yaşayarak bu kararı savunamayacaksınız.

Aynı şekilde, Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’a bugün beş ay hapis cezası verildi. Ne tesadüf değil mi? Bir eş başkanımızın burada vekilliği düşürülüyor, diğer eş başkanımıza beş aylık hapis cezası veriliyor. Aynı şekilde, yine ne büyük tesadüf ki Grup Başkan Vekilimiz, hep şu sırada oturan Sevgili İdris Baluken’in bugün tutuklanması kararı veriliyor. Daha dört gün önce ameliyat olmuştu, ameliyat masasından kalktı, hastanenin çıkışında polisler aldılar, götürdüler, tutuklama kararı zaten hazırdı, tutuklama kararı verildi ve mahpusa konuldu.

Oysa bakın, İdris Baluken, mahkemenin üç üyesinin oy birliğiyle ve çok düzgün bir gerekçeyle -tutuklanmaması, serbest bırakılması gerektiği konusunda- serbest bırakıldı, tahliye edildi kendisi, üç üye oy birliğiyle bu kararı verdi. Üzerinden on beş gün geçti, normalde, CMK… Ben, avukat değilim ama bir süresi vardır bu itirazın, değil mi Sayın Başkan? Bu itiraz süresini de aşarak, bizce faili çok da meçhul olmayan bir baskıyla, savcıya yapılan bir baskıyla Sevgili İdris Baluken de tutuklandı.

Değerli arkadaşlar, bu üç kararın aynı günde olması tesadüf değil. Bunların hepsi, 16 Nisanda olacak referandumla ilgili, “evet” oylarının yeterli olmadığını gören siyasi iktidar, daha da fazla bizim üzerimize baskı yapıp, bizi itibarsızlaştırmaya çalışıp “evet” oylarını artırmaya çalışıyor çünkü ne yaparsa yapsın oyları artmıyor. Bir bakıyorsunuz anketlere, “evet”ler 30’lara çakılmış kalmış, 40’lara bile çıkmıyor. Nasıl yükselteceğiz? Milliyetçiliği yükselteceğiz, az olan Kürt halkının temsilcilerini yok sayacağız, HDP’nin temsilcilerini itibarsızlaştıracağız, “evet”i artıracağız zannediyorsunuz ama bu asla olmayacak. Bu halkın bir vicdanı var; AKP’ye oy verenlerin de, CHP’ye oy verenlerin de, HDP’ye oy verenlerin de, MHP’ye oy verenlerin de, hepsinin bir vicdanı var. Merve Kavakcı’ya verilen karar, nasıl, benim vicdanıma o gün nasıl dokunduysa ve o gün, bir insan hakları aktivisti olarak o protestolara katıldıysam, nasıl, Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Cumhurbaşkanına siyaset yasağı verildiğinde, o, benim vicdanıma dokunduysa bugün -eminim ki burada vicdanı olan milletvekillerim var- aynı şekilde bütün bu kararlar bu vicdanlara dokunuyordur.

Umarım ki bu utancı yaşamamak için Meclis, bugünlerde bir şey yapar çünkü bakın, etme bulma dünyasıdır, bu devletin pek çok zalimliğini gördük, hepimiz gördük, bütün siyasi anlayışlar gördü, bütün etnik kimlikler gördü, bütün dinî kimlikler bu devletin gadrine bir şekilde uğradı. Oysa yapmamız gereken, devleti bu ceberut hâlinden çıkarmaktır yani devleti demokratikleştirmektir. Etme bulma dünyası olarak bakıp rövanşist duygularla biz birbirimize vurabiliriz ama bugün Figen Yüksekdağ’ın başına gelen, emin olun, hiç kuşkusuz olmasın, ama size, ama çocuğunuza olacak; hiç kuşkunuz olmasın, bu devleti demokratikleştiremezsek. Amacımız, bunu yapmak; Recep Tayyip Erdoğan’a verilen o siyasi kararda olduğu gibi. Merve Kavakcı’ya verilen o siyasi kararda biz bunu beceremedik, bu Meclis olarak beceremedi o günkü milletvekilleri, bugün verilen kararda sizler beceremediniz ve devletle olan imtihanınızda maalesef sınıfta kaldınız.

AKP’nin kurucuları ne diyorlardı? “Biz geleceğiz, bu devleti demokratikleştireceğiz. Artık o devirler geçti. Devlet, insan haklarına saygılı olacak, bunu becereceğiz.” Ama, bugün ne oldu? Devletle imtihanınızda kaybettiniz. İktidar sizi zehirledi, gücü belli bir yere tahkim ettiniz, bakın, Meclisi böyle boşalttınız, Meclisin bir heyecanı kalmadı, Meclis bir noter hâline getirilmeye çalışılıyor ve güç bir yere doğru verilince, o güç verilen yer, bizi kurtaracak deniyor. Oysa dünyada tek adama güç verip de abat olan bir devlet ve bir millet yok. Bunun cevabını da Türkiye toplumu, 16 Nisanda mutlaka ve mutlaka o “hayır”ları sandıklara doldurarak verecektir, bütün bu uygulamalarınıza karşı “hayır” diyecektir.

Değerli arkadaşlar, evet, hiç keyfimiz yok ama biraz da maddeyle, yasayla ilgili konuşmamız gerekiyor tabii ki. Geçen hafta, bakın –Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim- gayet halisane duygularla Komisyona gittik, bir baktık ki bir teklif var ve bir de Bakanlar Kurulu bir tasarı göndermiş, hangisini görüşeceğiz belli değil, son dakika bir tasarı gelmiş. “Hadi, tasarıyı geri çektik, teklifi görüşeceğiz.” dendi. Teklife baktık, anlamaya çalıştık, gerçekten bir torba, çorba bir torba karşımıza geldi, çok kısa bir sürede anlamaya ve gerçekten halisane duygularla katkı sunmaya çalıştık ama karşımızda bulunan bakanlar: “Ya, ne var işte; bakın, okuyun, ne olacak ki?” dediler.

Niye bu küstahlığı yapıyorlar biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Şunu demeye getiriyorlar: “Bizde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi var, size torba getirmişiz, daha ne istiyorsunuz?” diyorlar. Biz de dedik ki: Kardeşim, o zaman kanun hükmünde kararname çıkarsaydınız, niye buraya getiriyorsunuz? Hiçbir yasama kalitesi yok, hiçbir etki analizi yok, sayın bürokratların getirdiği hiçbir bilgi bizi tatmin etmiyor, bakanların verdiği bilgiler bizi tatmin etmiyor, öyle böyle geçirilmeye çalışıldı, sanki duvara konuşuyormuşuz gibi, verdiğimiz hiçbir öneri kabul edilmedi ve maalesef bu torba bu şekilde geçti.

Değerli arkadaşlar, bu, yeni dönemin bir normali olarak bize dayatılıyor. Hani yapılan bütün uygulamalarla alıştırdınız ya, hani kötülüğün sıradanlaştığı günlerden geçiyoruz, pek çok suçun, haksızlığın, hukuksuzluğun normalleştirilmeye çalışıldığı günlerden geçiyoruz ya, Meclis için de aynısı yapılmaya çalışılıyor çünkü yeni dönemde kafalarda kurgulanan Meclis bir noter. Yani “Biz sarayda yapacağız, yazacağız, siz burada mühür basacaksınız, noktasına, virgülüne dokunmayacaksınız.” deniyor maalesef ve buna alışmamız isteniyor değerli milletvekilleri, değerli iktidar partisi milletvekilleri. Buna alışmamamız lazım, burada 550 vekil de olsa, 600 vekil de olsa, kıymetiharbiyesi, yürütmenin verdiği her şeye mühür basmak demek değildir. Onu 80 milyonun çıkarları doğrultusunda daha kaliteli hâle getirmektir, hepimizin çıkarları doğrultusunda.

Ahilik Fonu’nun ne acelesi vardı Sayın Bakan? Değerli milletvekilleri, ne olurdu bir hafta sonra çıksa? Bakın, CHP milletvekilleri, değerli katkılar sunmaya çalıştılar, sanki duvara konuştular ve grup olarak Plan ve Bütçe Komisyonunu protesto edip terk ettiler. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanını uyardım: Sayın Başkan, lütfen ara verin, gidelim, yarın görüşelim, CHP milletvekillerini de çağırın, hep beraber birbirimizin gönlünü alalım, burada vereceğimiz katkıların bir işe yarayacağını görelim. Hiç oralı olmadı Sayın Başkan, üzerine bir de yetmezmiş gibi aynı akşam 7 tane daha bir anda madde getirdi, pek çok yapılandırma maddesi ve bunları geçirdi maalesef ama hiçbir kalitesi yok, emin olun. Bunların Plan ve Bütçe Komisyonunda çok yakın gelecekte yeni düzenlemeler olarak karşımıza çıkacağını düşünüyorum.

Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonu ve Meclis, son sekiz aydır “yapılandırma komisyonu ve yapılandırma meclisi” olarak geçiyor. Niye? Bir ekonomik kriz içindeyiz. Çözüm nerede bulunuyor? “Ya biz, işte, esnaf darda, çiftçi darda, bunların borçlarını yapılandıralım, piyasa rahatlar.” diye bakılıyor. Oysa sayın bakanlara defalarca söyledim, rahatlık oralarda bir yerlerde değil sayın milletvekilleri, sayın bakanlar.

Bakın, şubat ayı tüketici güven verileri açıklandı, ne çıktı biliyor musunuz güven endeksi? 65 çıktı yani 2009’dan beri en düşük seviyesinde tüketici güven endeksi. Ekonomi güven endeksi en diplerde. İşsizlik rakamları 12’yi aşmış 13’e doğru çıkıyor, işsizlik rakamları en yüksek seviyelerinde. Hani 1970’lere, 1980’lere, 1990’lara “kötü” diyorsunuz ya, ya 1970’lerde işsizlik oranı yüzde 7, 1980’lerde yüzde 7, 1990’larda yüzde 7; ya AKP iktidarı geliyor, “Yüzde 10-11-12’ye şükredelim.” diyorsunuz, hani kötüydü ya.

Değerli arkadaşlar, ilaç oralarda bir yerde değil bakın, sürekli bunu yapıyorsunuz, “yapılandıralım, borcu silelim, vergiyi silelim” değil; insanlar vergisini de ödesinler, borcunu da ödesinler. Ben esnaflık yaptım, işçilik de yaptım. Esnaflık yaparken işim iyiyken vergi gözüme gelmezdi ama ne zamanki iş durur -iş yapanlar bilir- iş durunca “Aman da ben vergiyi ödeyemem.” denir. Ödeyemez esnaf tabii ki, çiftçi ödeyemez borcunu piyasaya kötüyse, güven yoksa, geleceğe güven yoksa.

Yapmamız gereken, güveni iyileştirmek. Bunu da nasıl yapacağız? Bütün bu uygulamalarınızdan vazgeçerek yapacağız. Olağanüstü hâlden hemen vazgeçeceksiniz, demokratik siyaseti ivedilikle devreye sokacaksınız. Hukuk devleti, hani Anayasa’mızda yazıyor ya, maalesef bir kanun devleti bile değiliz artık ama hukuk devletini hatırlayacağız ve bütün uygulamalarını devreye sokacağız. Basın özgürlüğünü esas alacağız. Bütün bunları yaparsak piyasa normalleşir, ekonomi normalleşir.

Gelir vergisini, efendim, bütün vergilerini düzenli ödeyene yüzde 5 indirim getirilecekmiş. Ya, rakamlara bakıyorum, yalnızca 230 bin vergi mükellefi esnaf düzenli ödüyor, yüzde 7’si bile değil düzenli ödeyen. Bu duruma kim getirdi bu ödeyenleri arkadaşlar? Buna bakmadan istediğiniz kadar yüzde 5 indirim yapın, zaten bir takip yok, hani gelirine göre vergi ödeme anlayışı yok, nereden buldun yok, vergi ombudsmanlığı yok; keyfî bir vergi idaresi var. Bütün bunları ancak bağımsız bir vergi idaresiyle yapabiliriz, herkes, gelirine göre vergisini öder, indirim yapılması gerekiyorsa da yapılır, zorda olana da vergi ombudsmanlık sistemi getirilir ve darda olanın, zorda olanın bu vergisinde kolaylık yapılır.

Ahilik Fonu… Bakın, Ahilik Fonu’nda dedik ki: “Müstakil bir yasa olarak getirin.” Ya, Ahilik Fonu önemli, bir fon kuruyorsunuz, niye torbanın içine bir madde olarak atıyorsunuz ki? Milyonlarca esnaf var, bağımsız, müstakil bir yasa olarak getirin, tartışalım bir hafta; çok daha kaliteli bir yasa olarak çıkardı. Ama, burada torbaya “evet” mi diyeceksiniz? Torbadaki gerçekten bu çok kötü hazırlanmış yasaya hemen “evet” mi diyeceksiniz? Geri çekelim arkadaşlar, önergemiz var, biraz daha tartışalım, çok daha kaliteli hâle getirip çıkaralım.

Sayın Bakan, vallahi, inşaat lobisi çok iyi çalışıyor, gerçekten. Bu inşaat lobisi sizi bile mahcup edecek. Çünkü, siz şöyle demişsiniz 2015 yılında, 19 Ekim 2015’te bu KDV indirimi isteniyor ya sizden yabancılara; demişsiniz ki: “Böyle bir düzenleme gelirse bir konutu yabancı alıp ertesi gün bir Türk’e satmasını yani Türklerin KDV’den yırtmasını nasıl önleyeceğiz?” Aynen böyle demişsiniz. Ya, Plan ve Bütçe Komisyonunda ben daha bu açıklamanızı görmemiştim, aynen böyle dedim: “KDV’yi sıfırlıyorsunuz yabancılara.” Bir yabancı, geldi 1 milyon liraya daireyi aldı, değil mi, George, geldi 1 milyon liraya daireyi aldı. Ertesi gün Ahmet’e 1 milyon liraya sattı, değil mi? Ahmet ne yapmış oldu? 180 bin lira KDV avantajı sağlamış oldu, George’a da “Al ağabey sen, bir 10 bin lira, 20 bin lira.” dedi, 160 bin lira ya da bir tatil ısmarladı, 160 bin lira devleti dolandırmış oldu. Nasıl engelleyeceksiniz Sayın Bakan? Sorunuz, hâlâ geçerli mi? Nasıl imza attınız peki bu önergeye gerçekten? Pardon, bu sizin önergeniz değil miydi? Yani, o anlamda bu düzenlemeyi mutlaka geri çekelim. Böyle bir düzenleme olmaz. Niye peki, vatandaşımız ile yabancıyı ayıralım ki? Vatandaşımız da bu haktan yararlanıyorsa yararlansın ama ranta yöneldiği için bu KDV’yi getirdiniz Sayın Bakan yani bütün kaynaklar ranta yöneldiği için KDV geldi. KDV orada kalsın, bakın siz Türkiye’yi güvenli bir ülke hâline getirin, yabancılar ev almaya devam eder. Türkiye güvensiz bir ülke olduğu için, gidin Ege sahillerinde bütün yabancılar konutlarını satıyorlar. Kaş’ta, Fethiye’de İngilizler, Almanlar konutlarını satıyorlar. Güvensiz bir ülke olduğu için oluyor bu, KDV’den dolayı değil Sayın Bakan.

Değerli arkadaşlar, aynı şekilde 1 Ocak 2012 tarihinde sosyal güvenlik güvencesi adına bir yasa saldınız, o da eminim -ben o zaman vekil değildim ama- böyle torba yasayla geçti herhâlde, kalitesiz bir yasaymış. Tam 7 milyon 200 bin borçlu yaratmış bu yasa, 7 milyon 200 bin yani her evden bir borçlu yaratmış bu yasa. Ne âlâ. 11 milyar lira borç çıkmış, bugün diyorsunuz ki ben 6 milyarını siliyorum.

Bakın, bu da yetmez, bunu başka bir şekilde çalışalım dedik ama önerimiz kabul edilmedi. Gençlerin ödeme gücü yok, gelin bunu çekelim, daha üst bir yaş sınırı getirelim ki gençlerin de ödeme ahlakı olsun. Yalnızca yüzde 8 ödemiş bunu. Ödeyene günah değil mi?

Ziraat Bankası tarım borçları yapılandırılacak arkadaşlar. Bakın, çiftçinin gayrisafi yurt içi hasıladan Tarım Yasası’na göre yüzde 1 hakkı var. TÜİK rakamlarına göre bir anda bizim gayrisafi yurt içi hasılamız 2 trilyon 600 milyar lira oldu; bunun yüzde 1’i 26 milyar lira yapar. Çiftçiye verdiğiniz destek ne kadar Sayın Bakan? Resmî rakamlara göre 12, 13, 14…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – 12,8.

GARO PAYLAN (Devamla) – 12,8.

Bakan diyor ki, ben başka bir şeyler daha veriyorum, ziraat miraat… Yani siz 13 milyar lira borçlusunuz çiftçiye. Bakın, öneride çiftçi bu faizin yüzde 3’ünü ödeyecekti, bir önerge getirdiniz yüzde 5’e çıkardınız. Buradan bütün çiftçilere sesleniyorum, bu devlet size borçlu. Yüzde 3 önerinizi, Tarım Bakanının söylediği yüzde 3’ü de yüzde 5’e çıkardı. Değerli çiftçiler, bu anlamda alacağınız olanın peşine düşün, bu iktidarın yakasına yapışın.

Aynı şekilde Ziraat Bankasına olan borçlarını yapılandırıyorsunuz. Sayın Bakan, bu Ziraat Bankasını siz Varlık Fonu’na devretmediniz mi kanun hükmünde kararnameyle? Hazine yetkilileri geliyor “Ben yapılandırıyorum.” diyor. “Ya, sizin ne yetkiniz var?” diyorum. Nerede Varlık Fonu’nun temsilcisi, burada var mı Varlık Fonu’nun temsilcisi? Belki Varlık Fonu “Yok.” diyecek. Tabii ki beğenmiyoruz, ayrı ama sahiplerine elbette bir söz düşer.

Değerli arkadaşlar, son olarak, bazı arkadaşlar işte bir öneri getirmişler, diyorlar ki: “Biz, Sosyal Güvenlik Kurumunun Yönetim Kuruluna dışarıdan üye atayacağız.” Bakın, kamu kurumlarında tepeden yönetici atamalar hep ters tepmiştir. Yani kurum içi bir yükselme hiyerarşisi vardır ve insanlar kurum içinde yönetim kurullarına ulaşma hedefi güderler biliyorsunuz. Siz dışarıdan üye atadığınızda kurum içi barış maalesef bozulur.

Sayın Başkan, müsaadenizle konuşmamın sonunda Dünya Ana Dili Günü’yle ilgili ben de ana dilimde bir iki cümle edeceğim. Bütün ana dillerin Ana Dili Günü’nü kutluyorum. “…”(x)

Değerli arkadaşlar, gördüğünüz gibi, ana dilimde de kendimi çok iyi ifade edemedim çünkü dedelerim Ermeniceyi çok iyi bilirdi ama “Vatandaş Türkçe konuş.” baskısıyla annemlere, babamlara çok iyi öğretmemişler, hatta neredeyse hiç öğretmemişler. Ben de hasbelkader öğrenebildiğim kadar ilkokulda, çift dilli eğitim veren bir okulda eğitim almaya çalıştım, hem Ermeniceyi öğrenmeye çalıştım hem gördüğünüz gibi Türkçeyi daha iyi konuşuyorum, İngilizceyi de öğrendim, çok dilli bir eğitim aldım.

Arkadaşlar, çok dillilik düşman değildir. Çok dillilik bir haktır ve çok dillilik… Bakın, şu anlamda bakın, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının büyük çoğunluğu İngilizceyi bilmezler. Sebebi, çok dilli olmamasından, dil öğrenmeyi bilmemesindendir. Çok dillikten korkmayın, çok dillilik bir haktır, hepimizin ana sütü gibi hepimize helaldir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Sayın Paylan, bir şeyi açıklamak istiyorum. Eş Genel Başkanınızla ilgili olan süreç konusunda -siz burada yoktunuz herhâlde- yeterince tartışıldı.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Buradaydım.

BAŞKAN – Gündemi değiştirme veya oluşturma şeklinde, Başkan Vekili olarak bir yetkimin bulunmadığını defalarca söyledim. Bir kez daha sizin için söylüyorum. Bu nedenden dolayı hakkımda söylemiş olduğunuz lafı size iade ediyorum…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, geçen hafta…

BAŞKAN – Bitmedi cümlem.

…ve haksızlık yapmayın diye düşünüyorum. Bunu da size belirtmek istedim.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, geçen hafta Akif Hamzaçebi’nin başkanlığında okunacakmış ama Akif Hamzaçebi okumaz diye size bırakmışlar ihaleyi.

BAŞKAN – Şahsı adına Gaziantep Milletvekili Sayın Abdullah Nejat Koçer konuşacak.

Buyurun Sayın Koçer.

Süreniz on dakika.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün çok önemli bir kanun çalışmasını daha yapıyoruz. Son dönemde reel sektörün gelişmesi, üretimin, istihdamın gelişmesi ve Ziraata olan borçların yapılandırılmasıyla ilgili çok önemli yasa çalışmalarını hep birlikte yaptık. Ekim ayından bu yana, yatırım ortamının iyileştirilmesi, borçların yeniden yapılandırılması -ki bu çok önemliydi- gerçekten son dönemlerde sıkıntı yaşayan sektörlerimizin rahatlaması açısından birçok başlıkta Maliyemizin borçları yeniden yapılandırdığı bir yapılandırma kabul ettik Meclis olarak, bu çok önemli bir çalışmaydı. Daha sonra Taşınır Rehni Kanunu’nu hep birlikte yaptık, yine reel sektörün talebi doğrultusunda gerçekleştirdik. Yine, Sınai Mülkiyet Kanunu’nu çıkarttık. Bu da çok önemli bir reform kanunu ve sanayimizin gelişmesi, inovasyonun, AR-GE’nin gelişmesi için çok önemli bir kanundu.

Varlık barışını hep birlikte gerçekleştirdik. Yurt dışından Türkiye’ye gelecek yatırımlar ve finansmanla ilgili bir barış kanunu ortaya çıktı.

Yine, Varlık Fonu geçtiğimiz günlerde kanunlaştı ve Varlık Fonu Türkiye’de yürürlüğe girdi. Çok önemli bir kanun çalışması ve Türkiye’nin büyümesiyle ilgili, zenginleşmesiyle ilgili, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yapacağı yatırımlarla ilgili çok önemli bir kanun çalışması oldu.

Yine, yaptığımız bir torba kanun çalışmasında, Kredi Garanti Fonu’nun desteklenmesi açısından, 250 milyar liraya kadar hazinemizin desteğini artırdık ve Kredi Garanti Fonu reel sektöre kredi veren bankalara teminat olmak üzere böyle bir sistemi harekete geçirdi. Bu da çok önemli bir kanun çalışmasıydı.

Yine, Kredi Garanti Fonu’nun bu çalışmasından sonra, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Kredi Garanti Fonu’nun ortaklaşa yaptığı bir çalışmayla, “nefes kredisi” adı altında, Sayın Başbakanımızın da himayesinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın da himayesinde gerçekleştirilen bir KOBİ kredisi ortaya çıkarıldı ve bunun akabinde bir istihdam seferberliği başlatıldı. İstihdam seferberliğinde de; yeni alınacak işçi için artı 1 işçi alanlar için de devletimizin destekleri, her türlü desteği çıkardığımız kanunlarla ortaya kondu.

Yine yakın zamanda, konut satışlarında KDV’nin indirilmesi ve beyaz eşyada, mobilya sektöründe ÖTV’nin düşürülmesi ve sıfırlanması sonucu sektörde büyük bir hareketlilik ortaya çıktı.

Bütün bu kanun çalışmalarını, son dönemde, hep birlikte yaptık ve büyük çoğunluğunu biz Plan ve Bütçe Komisyonunda arkadaşlarımızla birlikte gerçekleştirdik. Gerçekten, bunların hepsini bir araya koyduğumuz zaman “Bunları biz mi yaptık? Bu kadar büyük çalışmayı, reel sektöre destek anlamında bu kadar güzel çalışmayı biz mi yaptık?” dediğimiz de oluyor çünkü çok hızlı bir şekilde, çok işe yarar, çok elle tutulur, çok somut çalışmalar ortaya kondu. Bu çalışmalar neticesinde, KOSGEB’in aralık ayında 15 bin, şimdi ise yeni başvurular alarak yaklaşık 250 bin kişiye yönelik başlattığı 50 bin TL’lik, bir yıl ödemesiz, üç yıl ödemeli bir desteği söz konusu. Yine, İŞKUR’un gerek işverenlere karşı gerekse iş bulamayanlara, işsizlere karşı uygulamış olduğu sistem genişleyerek devam ediyor. Esnaf kredileri yüzde 4 faizle, 150 bin liraya kadar artarak devam ediyor. Ziraat destekleri devam ediyor. Ve bütün bunlara karşın da Hükûmetimiz, ocak ayında işverenlerimizin işveren payı vergilerini ilk üç aydan son üç aya erteleyerek onları biraz daha rahatlatmış oldu.

Şimdi, bugün yapacağımız yasa çalışmasıyla da yine toplumumuzun önemli kesimlerini burada rahatlatma, borçları yapılandırma noktasında bir çalışma yapacağız. Nedir bunlar? Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinde çiftçimizin kullandığı krediler ve takibe düşen borçlarının yeniden yapılandırılması; TEDAŞ’ın, tarımsal sulamada kullanılan elektrik tüketiminden kaynaklanan alacaklarının yeniden yapılandırılması; esnafımıza bir Ahilik Sandığı, Ahilik Fonu kurulması ki bu çok önemli. “İşsizlik sigortası” gibi esnafımızın dara düşeceği zamanlarda yardımına yetişeceği çok önemli bir fon kuruluyor bu yasa çalışmasıyla birlikte.

Yine, uzun zamandır, yeniden yapılandırmada hep söylenen bir şey vardı: “Vergisini zamanında ödeyene ne verilecek, ne yapılacak?” İşte bu kanun çalışması içerisinde vergisini düzenli ödeyen mükelleflere de yüzde 5 indirim uygulanması konusunda bir çalışma var.

Vatandaşlarımızın yurt dışında ikamet eden ana, baba, eş ve çocuklarına genel sağlık sigortası uygulaması yine bu yasa içerisinde getiriliyor. İş yeri ve konutu dövizle satın alan Türkiye'ye yerleşmiş yabancılara KDV’den muafiyet tanınıyor. Genel sağlık sigortası için gelir testi yaptırmayanlara af tanınıyor. Teste girmeyenler on iki ay içinde bu testi yaptırarak yeni prim tutarı belirleyebiliyor. Çalışanlarını sigortalı olarak bildirmemiş ya da uygun olmayan bildirimde bulunmuş işletmelere verilen “teşviklerden yararlanmama” cezası bir yıldan bir aya indiriliyor ki bu sektör açısından çok önemli.

Bu yasa çalışmasıyla birlikte biraz önce konuşmamın başında söylediğim diğer yasa çalışmaları, hepsi de devrim niteliğinde. Gerçekten bu dönem reel sektörün talepleri günbegün alınarak değerlendirilmiş ve Meclisimiz tarafından Komisyonumuzda değerlendirilerek kanunlaştırılmıştır. Bütün bunların sahadaki uygulama sonuçları önümüzdeki günlerde birer birer alınacaktır.

Ocak ayına çok iyi bir ihracat rakamıyla girdik. Türkiye çapında yüzde 15’lik bir artış var. Şubat ayındada izlediğimiz kadarıyla yine şubat ayında da önemli bir artış geliyor. Ben inanıyorum ki başlatılan istihdam seferberliğiyle, alınan bu kararlarla, yapmış olduğumuz bu yasa çalışmalarıyla birlikte Türkiye büyümede, istihdam yaratmada ve ihracatını artırmada yeni bir “take off” vaziyetine geliyor. 2017 içerisinde bu gelişmeleri Nisan, Mayıs aylarından itibaren, şimdiden görmeye başladık ama daha olumlu neticelerini o aylardan itibaren görebileceğimizi zannediyorum.

Avrupa’da küçülme rekorları kırılırken Türkiye'de biz büyüme rakamımızı beğenmiyoruz. Doğrudur, Avrupa’ya göre çok iyiyiz ama kendimiz çok daha fazla büyümek istiyoruz. İnşallah, ben inanıyorum ki, alınan bu tedbirlerle, yapılan bu yasa çalışmalarıyla Türkiye'nin 2017 büyüme rakamını belirlendiği noktadan daha yukarıya taşıyacağımıza, daha iyi sonuçlar elde edeceğimize, gerek istihdam rakamlarımızla gerek ihracat rakamlarımızla gerekse büyüme rakamlarımızla çok daha iyi sonuçlar elde edebileceğimize ben yürekten inanıyorum; bunu da sabırsızlıkla bekliyorum, inşallah işverenimiz için de işçimiz için de ülkemizin geleceği için de.

Bu yasa çalışmalarına emeği geçen bütün Komisyon üyesi arkadaşlarıma, buradan, muhalefet partisi ve kendi Komisyon üyesi arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Çok önemli bir yasa çalışması yaptık. Özellikle esnafımız için kurulan Ahilik fonu çok önemli. Allah kötü gün göstermesin ama kötü günde de onların yardımına yetişecek bir fon kurulmuş oluyor.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bu kanunun gerek ülkemize gerek milletimize gerekse iş âlemimize hayırlı, uğurlu olması dilekleriyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçer.

Şahsı adına ikinci olarak İzmir Milletvekili Sayın Zekeriya Temizel konuşacak.

Buyurun Sayın Temizel. (CHP sıralarından alkışlar)

ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 456 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz aldım.

Şahsım adına söz almamın nedeni, partimin bu kanunun birçok maddesine zaten katılıyor olması. Özellikle, çiftçinin Ziraat Bankasına olan borçları ile çiftçinin elektrik dağıtımı nedeniyle oluşmuş olan borçlarının yeniden yapılandırılmasına, vergiye uyumlu vergi mükelleflerinin ödüllendirilmesine, “Esnaf Ahilik Sandığı” adı altında bir işsizlik sigortası kurulmasına, işsizlik ödeneği alan esnafın genel sağlık sigortasından sayılmasına partim olduğu gibi katılmakta zaten, hem programında hem de daha önce hazırlamış olduğu bildirgelerde bunların hepsine yer verdi, yani sonuç olarak bunlara karşı değiliz. Ancak, değerli arkadaşlar, ben şahsım adına burada görüşülen kanunun yapılma şekline şiddetle karşıyım çünkü bu kanun, bu Meclisin yapabileceği, hatta yapabileceğinin en altının altına inmiş kalitede bir kanun. Böyle kanun yapılmaz. Hele bu kadar güzel isimlerle toplumda büyük umutlar uyandıran bir kanun gerçekten böyle yapılmaz. Buraya çıkan her arkadaşımız bu kanunun süreciyle ilgili bir şeyler anlattı. En önemli noktası, bu kanunu savunmak üzere Komisyona gelen insanların -Maliye Bakanını dışında tutuyorum- gerçekten kanunla ilgileri yoktu. Oradaki konuşmaları tutanaklardan açıp okuyun çünkü buradan okumak sanki birilerini suçlamak veya ispiyonlamak anlamına geliyor. Bunu yapmak istemiyorum ama lütfen, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu kanunla ilgili yapılan görüşmelerin tutanaklarına bir göz atın, uzun süre yeniden mizah okumanıza gerek kalmayacak kadar eğlenirsiniz belki de. Ama, değerli arkadaşlar, yapılan şeyler çok önemliydi burada.

Özellikle Ahilik Sandığı, daha doğrusu Esnaf Ahilik Sandığı kurulmasıyla ilgili görüşmeleri burada altını çizerek bir daha anlatmak istiyorum. “Ahilik” ve “fütüvvet” bizim kültürümüzün artık unuttuğu, gittikçe yok olan bir kavramken birdenbire gündeme geliyor fakat, belki de bir daha hatırlanmamak üzere, hep kötü anılmak üzere hafızalarda kalmak üzere geliyor üstelik de. Böyle şey olmaz. “Ahilik” iyi ahlak demektir ve Ahiliğin lonca teşkilatının ahlakını belirleyen de bir fütüvvet olayı vardır Osmanlı’da, geçmişimizde. Mademki böyle bir isimle ortaya çıkıyorsunuz, o zaman kuruluşunu da yardımlaşma, dayanışma esaslarına bağlı bir sandık şekline getirmeniz gerekiyor. Bu, bildiğiniz bir işsizlik sigortası ya da daha önce burada yapmış olduğumuz bireysel emeklilik sigortasından hiçbir farkı yok. Altı yüz gün prim ödedikten sonra, belirli bir süre sizlere, işsiz kaldığınızda, iflas ettiğinizde para verilecek. Bunun neresidir Allah aşkına bir Ahilik Sandığı veya Ahilik Esnaf Sandığı gibi bir sandık kurmak? Lütfen kavramları bu kadar yerlerde süründürmeyelim.

Değerli arkadaşlar, burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyoruz. Çiftçilerin Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının toplamı 55 milyar lirayı geçmiş vaziyette. Şu anda takip edilenlerin yani belirli bir yapılandırmaya kavuşturulan ve ödenenlerin toplamı 3 milyar liranın üzerinde, bize ulaşan veya elde ettiğimiz bilgiye göre 3,4 milyar. Onun dışında, kanunun vermiş olduğu 31/12/2016 tarihinden itibaren yapılan, daha doğrusu, takibe uğrayanların miktarı konusunda kesin bir rakam çıkmıyor. Ancak, hazinenin yükleneceği yükümlülük nedeniyle bazı hesaplamalar yaptığımızda onun da yaklaşık olarak 3 milyar lira civarında olduğu anlaşılıyor. Peki, buraya kadar tamam.

Şimdi, Değerli Başbakan Yardımcısı, 2000 krizinden sonra belki de mali yapılandırmamız içerisindeki en önemli kavramlarımızdan iki tanesi bütçe disiplini ile bankacılığın yapısıydı. Özellikle, bankalara devletin destekleme alımları nedeniyle bazı yükümlülükler yüklenirken bunlara ilişkin bütçeye ödenek konulacağı, bu ödenek üzerinden ilgili bankaya avans verileceği ve desteklemelerin bu avanstan karşılanması gerektiği bir temel ilke olarak konulmuştu. Peki, bu kanun yapılırken -siz hazineden sorumlu Bakan olarak- bunun ödeneğini nereden veriyoruz biz? En azından, bununla ilgili olarak daha önceden belirlediğimiz ilkelere göre düzenleme yapmamız gerekir. Bizim “Bu şekilde, yeniden destekleme kapsamında ödeyeceğimiz faiz farklarını nereden ödeyeceğiz?” dememiz gerekmiyor muydu? Geçmişte ciddi anlamda bedel ödeyerek kurulmuş olan bu sistemleri bu kadar rahatlıkla çiğnemenizi kesinlikle ve kesinlikle anlamakta zorluk çekiyoruz, anlayamıyoruz; olmaz, bu kadar basit değil, bu kadar kolay değil.

Şundan kesin olarak emin olun: Şu anda 6 milyar lira civarında bir yapılandırma söz konusu olacak çünkü yapılandırılmış olanlara da aynı haktan yararlanma getiriliyor. Daha bunun mürekkebi kurumadan yeniden 5 milyar liralık takip ortaya çıkacak bu yasadan yararlanmayan. Bunları dikkate almadan, bunları konuşmadan buralarda oturup da bu tür kanunlar çıkaramazsınız; böyle şey olmaz, bunu yapmamanız gerekir.

“Yabancılara mülk satışı” diye bir düzenleme geliyor, katma değer vergisinden istisna tutuyorsunuz yabancıları.

Değerli arkadaşlar, altını çizerek bir daha söylüyoruz: Yabancıların Türkiye’de mülk edinmesi, Türkiye’de yerleşik kişiler ile Türkiye’de yerleşik olmayan kişiler arasında vergi hukuku açısından bir farklılık yaratmaz. Bizim sistemimizde mukimlik esasına göre farklılık yaratan bir şey de yoktur, hüküm de yoktur. O dışarıda oturuyor, vergi vermesin ama Türkiye’de mal alsın. Burada yararlanılan hizmet veya mal aynı ise bundan yararlanan herkes kesin olarak aynı vergileri öder. Bazı arkadaşlarımız, ısrarla, “Hiç değilse, bu mülkü alan yabancıların elinde bu mülk belirli bir süre kalsın, aksi takdirde bu istisna belirli rantlara neden olacaktır.” diye çırpındılar, iktidar partisinden arkadaşlar da çırpındı. Yani, bu kadar mantıklı şeyler bile birilerinin bir kulağından girip öbür kulağından bile çıkmıyor, gidiyor, yok oluyor ortalıktan. Böyle kanun olmaz. Yapılışı itibarıyla katıldığımız ancak tekniği itibarıyla asla benimsemediğimiz olaylarımız var.

“Esnaf” diyerek tanımladığımız, Esnaf Ahilik örgütünün içerisine karışacak olanların durumlarına bakın. Anonim şirket ortakları, avukatlar, noterler; bunlar kanunla kurulmuş, kanunla ne şekilde çalışacakları, ne şekilde neden yararlanacakları belli olan kuruluşlar. Ne yapıyorsunuz bütün bunların hepsini? Ne yapıyorsunuz? Böyle kanun mu olur? Böyle “Kanun yaptık.” mı denir? Daha doğrusu, sadece müjde verme adına bu tür kurumların hepsinin ölü doğmasına neden olmak zorunda mıyız değerli arkadaşlar? Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kanunlardan çok daha kaliteli kanunlar yapar, yapıldığı, görüldü. Bütün olay, tamamen zamana bağlı bir olaydır. Etmeyin, eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinin, parlamenter demokratik sistemin hiçbir işe yaramadığı, hiç kanun yapamadığı, kanunların da hiçbir halta yaramadığı şeklinde bir imaj uyandırmak istiyorsak, başarmak üzereyiz. Burada bunu başarmak üzereyiz. Ama, ben biliyorum, kesinlikle ve kesinlikle bundan çok daha iyi kanunlar yaparsınız. O nedenle, bu kanunlarla ilgili olarak yaptığımız düzenlemelerin içerisindeki tutarsızlıkları bir daha gözden geçirin hiç değilse.

Ahilik Sandığının etrafında dönüp duruyoruz. Sadece ve sadece 3,5 sayfa ve tek maddeden ibaret olan bir tane kurum yaratıyorsunuz; 3,5 sayfa, tek madde, bu kurumun tamamı tek madde. İşsizlik Sigortası’nı bile bunun 15 katı maddeyle kurmuş vaziyettesiniz. Tek maddeyle hem de üstelik böyle yepyeni bir kurum oluşturulabilir mi, olur mu böyle bir şey? Yarın ortaya çıkacak olan sorunları nereden çözeceksiniz, nasıl çözeceksiniz, nasıl halledeceksiniz? Geçmişte yaşadığımız varlık vergisi faciasına benzer sorunlarla karşı karşıya kalma olanağınız çok büyüktür. Mükellefi, sorumlusunu ya da bundan yararlanacak olanları doğru dürüst tanımlayamadığınız zaman birdenbire hiç ummayan insanlar ummadıkları belalarla karşı karşıya kalırlar ya da bilmem nereden yararlanma hayalleri görürken bir de bakarlar ki bırakın yararlanmayı ayrıca bir şeyler ödemek zorunda kalmışlar.

Değerli arkadaşlar, parti olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak katıldığımız bir sürü madde var bu kanunun içerisinde ancak dağın fare doğurmaması gerekiyor. Bu kadar güzel isimlerle, güzel kurumlarla yaratmaya çalıştığınız yasa bu hâliyle hiçbir anlam taşımıyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Temizel.

Sayın milletvekilleri…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden 60’a göre söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Bir dakika.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Garo Paylan’ın, görüşülmekte olan 456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülme aşamasına ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Plan Bütçe Komisyonunda bütün bu maddeler iki günde geçti, yalnızca iki günde. Normalde dört veya beş günlük bir çalışma gerektirirdi ama iki günde geçirildi bu maddeler ve pek çoğu da Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri çekildikten sonra -7 madde daha- ihdas edildi ve bunların Genel Kurulda düzeltileceği vadedildi bize. Plan Bütçe Komisyonundan bir arkadaşımız veya Hükûmetten Sayın Bakan bir bilgi verse neler düzeltilecek, ne olacak, belki ona göre tartışmalarımızı şekillendirebiliriz çünkü gerçekten ciddi bir yasama kalitesizliği var. Bu anlamda, Hükûmet belki bir bilgi verirse bu konuda biraz daha rahatlayabiliriz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1585) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 456) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemini yapacağız.

Süremiz yirmi dakika.

Bu sürenin on dakikasında soruları alacağım, diğer on dakikasında da cevap vermesi için Sayın Bakana söz vereceğim.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, KPSS sınavını kazanmış binlerce gencimiz işe giremezken, işe alınmazken, sokaklarda işsizler ordusu dolaşırken, 4 gencimizden 1’i işsizken, size bağlı Sümer Holdingin Genel Müdürünün, kendi kurumunda genel müdür yardımcılarına, daire başkanlarına, doktorları başta olmak üzere bütün personele “Emekli ol.” baskısı yaparken, havuza bildirirken, hiç vasfı ve özelliği bulunmayan, kamuda tek gün hizmeti olmayan eşine Balıkesir Belediyesinde istisnai kadro yapıp, yani torba kadrodan eşini işe aldırıp bir hafta sonra jet hızıyla Enerji Piyasası Denetleme Kurumuna, Ankara'ya getirdiği doğru mudur? Bu doğruysa, bu etik midir? Bu hukuka aykırı değil midir yani kanuna karşı hile değil midir?

İkinci sorum: Mevcut olan varlık barışı kanunundan dolayı Türkiye'ye ne kadar para gelmiştir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir kez de şu emekliye verdiğiniz sözü tutun, onun yüzünü güldürün. “Promosyon” dediniz, yıllarca beklettiniz. Şimdi, bankaya promosyon için başvuran emekliye banka “Kredi kartı alacaksın, kredili mevduat hesabı açacaksın, en az 2 tane düzenli fatura ödemesi yapacaksın.” diyor. Eğer burada bir eksik varsa… Bugün bankaya giden Edirne Yenikadın köyünden Celalettin Duran ağabeyimiz aynen bunları söylüyor. Bankaların böyle tekliflerde bulunması doğru mudur?

İki: Ülkemizdeki işçiler, kamu çalışanları, dar ve sabit gelirliler, vergisini kuruşu kuruşuna ve zamanında ödemektedirler. Ancak, yıllardır birçok kesimin vergi borcu affedilmekte veya vergi indirimi yapılmaktadır. Bu nedenle, dar ve sabit gelirliler, üzerlerindeki vergi yükününün azaltılması taleplerini sürekli dile getirmektedirler. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan, sicil affı Meclisten geçti ancak bankalara bu yönde bir bildirim gitmediği için, vatandaş banka kapısından dönmektedir. Bu uygulama -kredi yapılandırması- için bankaya gidildiğinde ne zaman dönülmeyecektir, bununla ilgili bir tarih verebilir misiniz?

Tapu kadastroyla ilgili uygulamalarda Niğde ilinde şikâyetler yoğunlaşmıştır. Toplulaştırmayla yapılan düzenlemelerin hakkaniyete uygun olmadığı ifade edilmektedir. Bu bağlamda, yargı aşamasında da dosyalar bulunmaktadır. Sorunun taraflar arasında uzlaşmayla çözülmesi için Hükûmetin bir çalışması var mıdır?

Bir de Niğde-Ankara otoyolu Gölcük arasında tarlaları elinden alınan çiftçi ve köylülere ürün bedelleri ödenmediği gibi bunların iki yıldır alacakları da ödenmemektedir. Bu konuda yapılan bir çalışma olacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Suriye iç savaşından en çok etkilenen il Hatay ilimiz; ekonomi çökmüş, sınır kapıları kapanmış, işsizlik maalesef had safhada, buna rağmen teşvik paketine alınmadı. Sayın Bakan, bütün bunları göz önünde bulundurduğumuz zaman, Hatay’ı neden teşvik paketine almadınız? Bir dahaki sefere Hatay’ı teşvik paketine almayı düşünüyor musunuz? Bunun için oradaki halk adına teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, uluslararası 3 önemli kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye'yi yatırım yapılamaz ülke kategorisine aldı. Aynı zamanda, Dünya Bankası ülkemiz için 2017 büyüme tahminini yüzde 2,7 olarak açıkladı. Enflasyon artarak yüzde 9,2’ye yükseldi. İşsizlik, malumunuz, yüzde 12’yi aştı. Kabinenin en deneyimli Bakanı olarak, Hükûmetin tüm bu ekonomik darboğazın sebebinin sadece dış kaynaklı olduğu görüşü konusunda siz ne düşünüyorsunuz? Ayrıca, çözüm olarak başkanlık referandumu uğruna vergilerin geçici olarak kaldırılması, kamu varlıklarımızın fonlara devredilmesi, işsizliğin çözümü olarak iş dünyasıyla pazarlık yapılması konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

NECATİ YILMAZ (Ankara) – Sayın Bakan, toplumun her kesiminden yurttaşlarımızın büyük, birikmiş, çözüm bekleyen sorunları var. AKP iktidarları bu sorunları sadece seçimlerin öncesinde hatırlıyor ve konuşuyor. Referandum öncesinde de seçimlere benzer bir siyasal tutum içerisindesiniz. Ancak, hâlâ sizden güzel, müjdeli haber bekleyen yurttaşlarımız var. Mesela emeklilikte yaşa takılanlar, atanamayan öğretmenler; barınma, yurt sorunu olan, burs sorunu olan öğrenciler; kadro bekleyen taşeron işçileri; sigortalılıktan önce doğum yapan, doğum borçlanması yapmak isteyen kadınlar sizden müjdeli bir haber bekliyorlar. Hazır kesenin ağzını açmışken bu yurttaşlarımıza da müjdeli bir haber vermek ister misiniz?

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, cezaevinde bulunan gazeteciler aylardır iddianame bekliyorlar. Bu iddianameleri ne zaman tamamlanacak? Ayrıca, Türk basın mensuplarının yanı sıra Alman basınına mensup Deniz Yücel de günlerdir gözaltında. Onun durumu konusunda bilgi verecek misiniz? Benzer şekilde, Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kollarından Burak Sarı da attığı, kendisine ait olmadığını söylediği bir “tweet” nedeniyle tutuklanmış durumda. Düşünce özgürlüğünün önemi konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaklaşık bir ay önce sicil affını Meclisten geçirdik. Vatandaş “Benim üzerimdeki kırmızı kalem silindi, artık bankadan kredi alabileceğim.” diyor, bankaya başvuruyor, sonuç yine hüsran, “Sizin siciliniz bozuk.” diyorlar. Hatta, bazı bankalar daha da ileri giderek “Senin kardeşinin ya da senin eşinin sicili bozuk, sana kredi veremeyiz.” diyor. Bu ne biçim sicil affı! Bu konuda bir önleminiz var mı?

İkinci sorum: Siz daha önceki yıllarda kamudaki araçların yakıtları için “çerez parası” olarak bir nitelendirme yapmıştınız. Bugün medyada yer alan bir habere göre 10 bakanlığın 2002’den bu yana 545 milyon 617 bin lira yemek, pasta ve çiçek harcaması yaptığı doğru mudur? Bu da mı çerez parasıdır?

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çiftçi borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili “Temerrüde düşen çiftçilerin borçları beş yıla kadar yapılandırılacak.” diye tasarıda bir madde sundunuz. Biz bunu yanlış buluyoruz. Özellikle, seçim bölgem olan Mersin’de doğal afetten dolayı çiftçilerin tamamı mağdur durumdadır. Türkiye genelinde bütün çiftçi borçlarının beş yıla yapılandırılmasını talep etmektedir çiftçilerimiz; sadece temerrüde düşenler değil, özellikle Çanakkale Ayvacık depreminde mağdur olan ve afetten mağdur olan Mersin’deki çiftçilerin borçlarının tamamının beş yıla yapılandırılmasını talep etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

2004 yılında çıkan bir yasayla ülkemizde organik tarım teşvik edilir hâle getirilmiştir. Ancak, ne yazık ki kırsal kesimde zor şartlardaki çiftçi bunun sertifikasını alacak parayı bulamamaktadır. Üretimi teşvik amaçlı, bunların sertifika ücretleri il özel idaresi kaynaklarından ya da Bakanlık bütçesinden karşılanabilir mi?

Süt fiyatlarının düşük olması nedeniyle, süt üreticileri üreterek yaşamını sürdürme yerine evlerindeki sağılır ineklerini satarak borçlarını ödeyip yaşamını devam ettirme gibi bir yolu zorunlu seçmektedirler. Bu düşük süt fiyatlarıyla ilgili Hükûmetin yeni bir çalışması, bir paketi var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Büyükşehir yasası neticesinde yeni oluşturulan ilçelerde yeni iş yerleri açan esnaf il merkezine doğru yönlendirilmektedir. En yakın ilçeye olan kayıt niçin engelleniyor? Bu konuda bir çalışma veyahut da düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün portresinin yeni basılan madenî 1 liraların üzerinden çıkarılması üzüntü vericidir. Vatandaşlarımızdan gelen mesajlarda belirtildiği gibi, ne parası olduğu belli olmayan, Atatürk portresiz Türk liraları hiçbir anlam ifade etmemektedir. Halkımız, bankalar veya alışveriş merkezlerinde kendilerine verilen yeni madenî liraları kabul etmemekte, değiştirilmesini, aksi hâlde çöpe atacaklarını beyan etmektedir. Vatandaşlarımızın haklı talepleri görmezden gelinmemeli, kurtarıcımız ve kurucumuz Atatürk’ün portresi tedavüldeki tüm Türk liraları üzerindeki yerini ivedilikle almalıdır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Tanal, Sümer Holdingle ilgili iddialarla ilgili benim bir bilgim yok, arkadaşlar bu yönde henüz bir bilgi ulaştıramadılar ama böyle bir şey varsa tabii ki etik olmadığı ortada.

Varlık barışına gelince: Yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesi konusundaki madde kapsamında vergi idaresince herhangi bir beyanname ve bildirim alınmadığından dolayı ne kadar, ne tutarda varlık getirildiğine ilişkin de Maliye Bakanlığında bilgi bulunmamaktadır.

Biz, emeklilerimize bugüne kadar verdiğimiz sözleri yerine getirdik, özellikle 2015-2016’da emekli maaşlarında çok ciddi artışlar yaptık. Promosyon noktasında da gerçekten uzun süredir bir beklenti söz konusuydu, o beklentiye ilişkin de nihayetinde bir çözüm üretildi. Uygulamada eğer sıkıntılar varsa tabii ki bankalarla görüşmek lazım. Doğrusu, birden fazla banka tabii bu promosyon işinde var, o nedenle de varsa uygulamada sıkıntılar bunu inceleyeceğiz.

Sicil affı konusu: Tabii, burada yüce Meclisimiz bir düzenleme yaptı, bu bütün bankalar için bağlayıcı ama bankaların kime ne ölçüde kredi verip vermeyeceği hususu apayrı bir konudur. Yani, sicil affının varlığı veya sicilin temizlenmiş olması tek başına kredi verilebilir olup olmadığını sağlamayabilir. Dolayısıyla, bankalar risk değerlendirmesini yaparlar, teminata bakarlar, ona göre kredi verip vermeyeceklerine karar verirler.

Dar ve sabit gelirlilerimize ilişkin de vergi yükünde, aslında, hükûmetlerimiz döneminde ciddi indirimler oldu biliyorsunuz. Daha önce, hatırlarsanız, gelir vergisi oranlarının üst dilimi yüzde 49,5’tu, yüzde 35’e düşürüldü; yine, alt dilimi yüzde 22’den yüzde 15’e düşürüldü; asgari ücretlimiz için de gerçekten, yüzde sıfır ila 5 aralığına kadar düşürüldü. Dolayısıyla, sabit gelirli vatandaşlarımız, dar gelirli vatandaşlarımız açısından, ücretli vatandaşlarımız açısından hükûmetlerimiz döneminde çok önemli vergi indirimleri yapıldı ve şu anda da tabii ki ilave bir çalışma gündemde değil.

Emekli promosyonuyla ilgili arkadaşlar ilave bir bilgi verdiler: Bankalarla yapılan protokol gereği en az 2 otomatik ödeme talimatı gerekmekteymiş. Ancak bu, asgari şart olup bankalar bu şartları aramadan promosyon ödemesi yapabiliyorlar.

Şimdi, özellikle “Çiftçilerimizin bütün borçları yeniden yapılandırılsın.” denildi. Çiftçilerimiz Tarım Kredi Kooperatiflerinde, Ziraat Bankasında, temerrüde düşen borçlarının yanı sıra, hâlen yapılandırılmış olan borçlarını da bu yasa teklifi kapsamında yapılandıracaklardır. Çiftçilerin özel bankalara olan borçlarıyla ilgili, doğal olarak, bizim bir düzenleme yapmamız söz konusu değil. Şunu da ifade edeyim: Şu anda Ziraat Bankasının bile ticari tarıma yönelik verdiği kredilerin faiz oranları -Hazine tarafından sübvanse edilmeyenlerden bahsediyorum- vadesine göre yüzde 12-14 arasında değişiyor. Dolayısıyla, çiftçilerin ana parasının faizin sadece yüzde 5’lik kısmını ödeyecek bir şekilde beş yıla kadar ötelenmesi aslında çok ciddi bir kolaylıktır yani çiftçilerimiz açısından gerçekten çok büyük bir fırsattır. Çünkü, yüzde 5 şu anda mevduat faiz oranının yarısından bile daha düşüktür. Burada, Hazine önemli bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yükümlülük de oluşacak zarar düzeyine bağlı olarak -bu, bir görev zararı tabii- muhtemelen Maliye Bakanlığı yedek ödeneğinden Hazineye yapılacak aktarımlarla karşılanacaktır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bütün borçlu çiftçiler bunu istiyor Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Biliyorum, sizin ne istediğinizi iyi biliyorum da borçlu çiftçilerimizin borcunun bir kısmı da özel bankalaradır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Devlet bankasına olan da var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - Biz, sadece kamu bankalarına ve yapılandırılmış olanlar da dâhil olmak üzere temerrüde düşmüş olan borçları kapsayacak şekilde gerçekten çok önemli bir fırsat sağlıyoruz.

Evet, sorulardan devam edeceğim.

Hatay’a ilişkin teşvikle ilgili olarak bir soru vardı. Tabii ki sadece Hatay değil, aslında güneydoğudaki birçok ilimiz Suriye’deki, Irak’taki gelişmelerden olumsuz etkileniyor.

SERKAN TOPAL (Hatay)- 400 bin Suriyeli var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) - İnşallah, orada kalıcı bir ateşkes ve sonradan da kalıcı bir çözümle birlikte, bu geçici bir durum olur.

Teşvik konusuna gelince: Eğer cazibe merkezlerini kastediyorsanız Gaziantep de aslında Suriye’den çok etkilendi ama cazibe merkezleri kapsamında değil. Dolayısıyla, bu, tamamen o illerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyiyle ilişkili bir konudur ama genel anlamda teşviki soruyorsanız, şu anda birçok teşvik, aslında bölge, il bağlamından bağımsız olarak zaten var, şöyle: Stratejik ürünlerde, nerede üretirseniz üretin 5’inci bölge teşviki var; eğitimde, madencilikte, birçok sektörde 5’inci bölge teşviki var. Yine, son yaptığımız düzenlemelerle, orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünleri nerede üretirseniz üretin 5’inci bölge teşviki söz konusu. Dolayısıyla, aslında Hatay da bu anlamda teşviklerden tabii ki yararlanıyor, yararlanacak, bu anlamda da teşvikin merkezinde.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Nerede? Yararlanmadı Sayın Bakan. Yapacağınız tek bir şey var: “Tamam, biz alalım.” deyin, bu iş bitsin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Ama, kastettiğiniz şey cazibe merkezleriyse, dediğim gibi, belli birtakım ölçütlere göre bu saptandı, ondan dolayı.

Şimdi, ülkemizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün yeni basılan madenî paralardan çıkarılması bir kere söz konusu değil. Sadece hatıra paralarda, ki bunlar çok sınırlı ölçüde basılan hatıra paralardır. Bir tarafında hatıra parası olması hasebiyle onu yansıtan bir boyut, diğerinde tabii ki de ne kadar bir, değere karşılık geldiğini gösteren… Dolayısıyla, madenî paralardan hiçbir şekilde Atatürk’ün portresinin çıkartılması söz konusu değil. Hatıra paralarda geçmişte de bugün de bu türden bir uygulama var çok sınırlı ölçüde. Dolayısıyla, bizim yani burada tartıştığımız boyutlarda asla ve asla bir sorun söz konusu olamaz. Hiçbir şekilde de, yani ülkemizin kurtarıcısı, kurucusu ve hepimiz için gerçekten büyük lider olan Atatürk’ün portresinin para birimleri üzerinden çıkarılması asla ve asla söz konusu değildir, olmayacaktır. Hatıra paralar ayrı bir istisnadır, çok sınırlı ölçüde.

Kredi derecelendirme konusunu sordunuz, daha doğrusu birçok soru sordunuz. Tabii, Türkiye zor bir konjonktürden geçiyor, iç ve dış faktörlerin etkili olduğu bir konjonktür. Hakikaten son yıllara baktığınız zaman, bir küresel kriz var, artçı şokları var Avrupa’daki borç krizi gibi, Orta Doğu'da yaşanan kargaşanın yansımaları var. Orta Doğu'da yaşanan kargaşa nedeniyle ortaya çıkan terör tehdidi söz konusu. Türkiye'de geçen sene hain bir darbe girişimi yaşandı. Bunların hepsi ister istemez, tabii ki ekonominin performansına yansıyor.

Yine, ondan önceki iki yılda Türkiye 4 seçim yaşadı, şu anda bir referandum söz konusu. Geçen sene, dediğim gibi bir hain darbe girişimi söz konusu oldu ama bütün bunlara rağmen, bakın, bütün bunları kapsayan, yani küresel kriz, Avrupa borç krizi, Orta Doğu’daki kargaşa, içerideki bütün bu gelişmeleri karşılayan dönemde dahi, Türkiye'nin 2003-2015 döneminde yüzde 5,9 büyüdüğünü ve bu performansın gerçekten son derece güçlü olduğunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika daha bir ek süre vereyim size, toparlayın lütfen.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

…bu hâliyle bile, bütün bu şoklara rağmen güçlü olduğunu söylemek lazım.

Evet, geçici bir yavaşlama, geçici birtakım sıkıntılar var. Ben inanıyorum ki Türkiye bunları da aşacaktır, daha çok reformla ve rasyonel politikalarla Türkiye'nin aşamayacağı hiçbir sorun yoktur, Türkiye'nin geleceği parlaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bölümlere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.49

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Fatma KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

456 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan, 260 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyetinin Orta Amerika Entegrasyon Sistemine Bölge Dışı Gözlemci Olarak Katılımı Konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Amerika Entegrasyon Sistemi Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/640) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 260)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, 451 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/794) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 451)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereği, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 22 Şubat 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 22.52



(x) (10/473) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 456 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.