TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

70’inci Birleşim

15 Şubat 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, işsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, hasta tutsaklar ve Ağrı’daki tutuklamalara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Gümüşhane Milletvekili Hacı Osman Akgül’ün, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümünü kutladıklarına ilişkin konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, resmî verilere göre işsiz sayısının arttığına, işsiz vatandaşlar ile sorunlarına duyarsız kalınan gençlerin referandumda “hayır” oylarıyla AKP’ye gereken dersi vereceklerine yürekten inandığına ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, AKP’li Şahinbey Belediyesinin yeni evli çiftlere dağıttığı kitapçığa ve dağıtılan bu tür kitapçıklarla ilgili Hükûmetin gereğini yapmasını istediğine ilişkin açıklaması

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Nursan Çelik firmasının 2015 Aralık ayından bu yana üretimini durdurduğuna ve burada çalışan işçilerin haklarının korunması ve mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmetin bir girişimi olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, bu ülkenin vatanseverlerini, demokratlarını terör örgütleri ve darbecilerin yanında göstermenin halka yapılacak en büyük haksızlık olduğuna ve tek adam rejimi istenmesinin nedeninin açıklanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 15 Temmuz öncesi muvazzaf astsubaylık sınavını kazanmış ve güvenlik soruşturmasıyla hakkında herhangi bir sorun olmayanların göreve başlama isteklerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sadece temerrüde düşen değil bütün çiftçilerin borçlarının yeniden yapılandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, ülkenin zenginlikleri, imkânları ve yetenekleriyle etkin tanınması noktasında basına, özellikle de Doğu Anadolu basınına özel bir hassasiyet gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, referandum çalışmalarında müthiş bir eşitsizlik olduğuna ve yanlı açıklamaların olmaması için bir genelge yayınlamanın düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, polislerin çalışma sistemi ile ek göstergelerinde düzenleme yapılması gerektiğine ve şehit polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun ve Trabzon ilçelerini kapsayan demir yolu projesinin durumunu öğrenmek istediğine ve Karadeniz demir yolunun mutlaka hayata geçirilmesini istediğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Suriyeli sığınmacıların durumuna, Türk vatandaşlığına geçirilen ve oy kullanma hakkına sahip olan Suriyelilerin sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, medya özgürlüğüne yönelik saldırıların derhâl son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, doktor ve hastanın bulunduğu ortamda en azından şahit niteliğinde bir çalışanın olması ve hekimlerin verimli bir şekilde çalışabilmesi için mutlaka bir tıbbi sekreterle beraber çalışmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

 

14.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, referandumda partilere seçim yardımı yapılmadığına ancak İŞKUR ile Savunma Fonu paralarının iktidarın isteği doğrultusunda kullanıldığına ve 15 Temmuz raporunun 16 Nisandan sonra açıklanmasının nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, CHP Genel Başkanının referandum öncesi siyasi parti liderleri olarak canlı yayında tartışma teklifiyle ilgili herhangi bir girişim göremediğine ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Hatay’ın Amanos Dağlarında PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada Samsun’un Ladik ilçesinden şehit olan Uzman Çavuş Salih Kayhan’a Allah’tan rahmet dilediğine, Gümüşhane’nin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ve 15 Şubat 1932 Türk İslam ülküsünün fikir babası Seyyid Ahmet Arvasi’nin doğum gününe ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ahmet Şık’ın yargılamasının sürdüğüne ve bütün gazetecilerin özgür kalması dileğiyle Ahmet Şık’ın savunmasından bir parçayı aktarmak istediğine, işsizlik oranının arttığına ve İşsizlik Fonu’nun sahibinin emekçiler olduğuna, bu kaynağın denetim dışı kullanılmasına derhâl son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, şehit olan tüm güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’nin basın ve iletişim özgürlüğü konusunda son derece itibarsız bir hâle getirildiğine, Ahmet Şık ile ifade ve düşünce özgürlüğünden dolayı içeride bulunan tüm gazetecilerin dışarıda fikirlerini özgürce yayacağı bir Türkiye istediklerine ve 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü’ne ilişkin açıklaması

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesiyle ilgili AKP’nin tavrının son derece yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, iktidar partisinin, diğer partilerin getirdiği çok haklı talepleri her zaman reddeden bir eğilimi olduğuna ve MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesini desteklediklerine ilişkin açıklaması

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesini önemsediklerine ve bu konuda her türlü çalışmaya hazır olduklarına ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Ocak 2017 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla nasıl aynı kişilerin hem meslekten ihraç edilip hem göreve iade edildiklerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

23.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, Çanakkale Ayvacık’ta yaşanan deprem sonrası yapılan çalışmalara ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ve 22 milletvekilinin, sokağa çıkma yasakları dolayısıyla meydana gelen çatışmalı ortamda evini kaybeden veya terk etmek zorunda kalanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/465)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 29 milletvekilinin, İŞKUR bünyesinde “Toplum Yararına Çalışma Programı” dâhilinde işe alınan personelin kura yöntemiyle değil AKP il ve ilçe teşkilatlarında görev yapmak koşuluyla alındığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/466)

3.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 20 milletvekilinin, Çal Dağı bölgesinde sülfürik asit kullanılarak nikel madeni çıkarmak nedeniyle yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/467)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 15/2/2017 tarih ve 2135 sayıyla MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, son yıllarda televizyonlarda sıkça yayınlanan ve çeşitli şikâyetlere sebep olan "evlilik/izdivaç" programlarının toplumun çekirdeği olan aile kurumuna olumsuz etkilerinin araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 15/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, OHAL ve uygulamaya konulan KHK’larla birlikte başlayan demokratik siyaset kurumlarının tümünü devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun gözaltı ve tutuklamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 116)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/415) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 390)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/455) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 355)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/331) ile Milli Savunma ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 137)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/700) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 380)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/673) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 378)

10.- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/719) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 406)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/337) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 35)

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/407) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83)

14.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/507) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 181)

15.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/468) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251)

16.- Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/672) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248)

17.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/398) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 229)

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

19.- Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/628) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 321)

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/576) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 392)

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/625) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 193)

22.- Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/624) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 192)

23.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yemen Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/629) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 352)

24.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Norveç Krallığı Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/626) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 194)

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 439) Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 355) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 137) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- (S. Sayısı: 380) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- (S. Sayısı: 378) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

6.- (S. Sayısı: 88) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- (S. Sayısı: 406) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- (S. Sayısı: 35) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oyalaması

9.- (S. Sayısı: 83) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

10.- (S. Sayısı: 181) Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oyalaması

11.- (S. Sayısı: 251) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

12.- (S. Sayısı: 248) Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

13.- (S. Sayısı: 321) Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

14.- (S. Sayısı: 392) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

15.- (S. Sayısı: 193) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

16.- (S. Sayısı: 192) Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar'ın, anayasa değişikliği tartışmalarının döviz kurlarına etkisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/11049)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Bakanlık'ta görev yapan özel kalem müdürlerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11122)

15 Şubat 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, işsizlik konusunda söz isteyen İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, işsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on beş yıldır ülkemizi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisinin öngörüsüz, başarısız politikaları neticesinde bugün ülkemizin içinde bulunduğu sorunların başında güvenlik, terör saldırıları, ekonomik darboğaz, işsizlik ve refah kaybı gelmektedir. Bugün başarısız ve siyasal çıkar amaçlı popülist ekonomi ve eğitim politikalarıyla âdeta bir kısır döngüye dönüşen ve iktidarın gündemi dışında olan işsizlik sorunu üzerine gündem dışı konuşma talebinde bulunarak Hükûmete asli görevlerini hatırlatmak istedim.

Değerli milletvekilleri, 2014 yılından bu yana ülkeyi fiilî başkanlık sistemiyle yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde işsizlik sorunu gündeme gelmediği gibi, korkunç bir boyuta ulaşmıştır. TÜİK’in daha bugün açıkladığı resmî iş gücü istatistiki verilerine göre iş arayıp da bulamayan işsiz sayısı 2016 yılı Kasım döneminde 590 bin kişi artarak 3 milyon 715 bin kişi oldu. Ekim ayında yüzde 11,8 olan işsizlik oranı kasım ayında yüzde 12,3 seviyesine yükseldi. Ve en önemlisi, 15-24 yaş aralığında olan 13 milyon genç nüfusumuzdaki işsizlik oranı 3,5 puan artışla yüzde 22,6 olan en yüksek seviyeye çıktı. Bu oran 2001 krizinin yaşandığı dönemden çok çok daha yüksektir.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı 3’üncü çeyrekte büyüme yüzde -1,8 oldu. 4’üncü çeyrekteki düşüşün daha korkunç olacağı tahmin ediliyor. Enflasyon 2016 Aralık ayında yüzde 8,53’e çıktı. Çift haneli rakamlara ulaşacağı da öngörülmektedir.

Hükûmet her yıl en az 1 milyon kişiye yeni istihdam, iş imkânı yaratmak zorundadır. Her 4 gençten 1’inin işsiz olduğu ülkemizde işsizlik sorununun çözümü noktasında, Hükûmet somut politika ve stratejiden yoksundur. Ayrıca, “istihdam artışını sağlamanın üretimi artırmakla sağlanacağı” bilimsel gerçekliğinden de uzaktır.

İşte, geçen hafta şaşkınlıkla izlediğimiz iş dünyasıyla istihdam pazarlığı bu iktidarın işsizlik sorununa bakışını da ortaya koymuştur. Politika üretmekten aciz olan Hükûmet, nisan ayında yapılacak referanduma kadar kısa vadede işsizliği düşürmek için iş dünyasıyla “Bir işçi de sen al” kampanyası başlatmıştır. Bütün halkımıza ve özellikle de gençlerimize sesleniyorum: On beş yıldır, işsizlik sorununda bir ilerleme kaydedemeyen ve hatta iktidarları süresince işsizliğin korkunç boyutlara ulaştığı bu iktidarın, istikrar ve büyüme söylemlerinin içi boştur. Hükûmetin, eğitim, ekonomi, kalkınma ve istihdam politikaları; planlı, stratejik ve bütüncül bir yaklaşımdan yoksundur. Bu iktidar dönemlerinde, istihdamın ve ekonomik kalkınmanın itici gücü olması gereken eğitim sistemimiz çökmüştür. İşte, bilgi, bilim, teknoloji üretim merkezleri olması gereken, nitelikli insan kaynağı yetiştirmesi gereken üniversitelerimiz, maalesef, sadece sayısal artışları ve hukuka uygun olmayacak şekilde ihraç edilen bilim insanlarıyla gündeme gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, istikrar söylemlerinin arkasına saklanarak bir rejim değişikliği referandumuyla ülkemizi belirsiz ve kaotik bir sürece sürükleyecektir. Bizim asıl tartışmamız gereken, parlamenter sistemimizin aksayan yönlerinin süratle güçlendirilmesi ve halkımızın çözüm bekleyen sorunlarına çareler üretmesidir. Gençlerimiz başta olmak üzere bütün halkımıza sesleniyorum: Bu iktidara, asıl sorumluluk alanlarını ve asli görevlerini hatırlatmalıyız; Hükûmetin görevinin, cumhuriyetin ilanıyla elde edilen tarihî kazanımlarımızı heba etmek ve rejimi değiştirmek olmadığını hatırlatmalıyız; üreticinin, esnafın, emeklinin, kadınların, gençlerin, işsizlerin sorunlarına kalıcı çözümler üretecek politikaları hayata geçirmesi gerektiğini hatırlatmalıyız; asli görevinin, güvenli, huzurlu, refah içinde bir ülke yaratmak olduğunu hatırlatmalıyız. Ülkemiz ve geleceğimiz için 16 Nisan büyük bir fırsattır. 16 Nisanda “hayır” diyerek ülkemizi her alanda kaosa sürükleyen bu iktidara asli görevlerini hatırlatmak için bu fırsatı değerlendirelim ve 16 Nisanda “hayır” diyerek ülkemiz, geleceğimiz, çocuklarımız için artık rahat bir nefes alalım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Gündem dışı ikinci söz, hasta tutsaklar ve Ağrı’daki tutuklamalar hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in, hasta tutsaklar ve Ağrı’daki tutuklamalara ilişkin gündem dışı konuşması

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Hükûmetin, insanların canlarını nasıl siyasi hesaplara takas ettiğinin kanıtı olan bir alandan, hasta tutsaklar konusundan bahsetmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Bugün, ülkede, Hükûmetin insan hakları politikasının düzeyini hasta tutsaklara yapılan muameleye bakarak anlayabilirsiniz. Hasta tutsaklara tanınan haklar, siyasi iktidarların bir insanın hayatı konusunda karar verici hâle gelmesinin önüne geçmek için vardır. Devletlerin, cezaevlerinde sağlıklı yaşam koşullarını oluşturmak ve hastalandıklarında bakımlarını gerçekleştirmekle yükümlü olduğu kabul edilir; aksi takdirde, tutukluluk idamdan daha büyük bir cezaya dönüşür ama Adalet Bakanlığı, bugün, enerjisini bu hak ihlallerinin önlenmesine değil, cezaevi ve tutsak sayısının artırılmasına vermiş görünüyor. Bakanlık 200 kadar yeni hapishane açacağını, tutsak mevcudunu artıracağını duyuruyor. AKP döneminde suçlunun tespitinin iyi yapıldığı söylenerek cezaevi nüfusunun 7 kat artış göstermiş olmasıyla övünülüyor. Bu nasıl bir Adalet Bakanlığı ki, tutuklu ve hükümlü sayısının daha etkili bir adalet sistemiyle azaltılmasını değil, hapishane ve tutukluluk sayısının artırılmasını hedefliyor, bununla da övünüyor?

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, komisyonda “Kendimize hedef olarak Avrupa standartlarını hedef almıyoruz, insanımıza uygun standartları hedef alıyoruz.” diyor. Avrupa Konseyinin 56 ülke üzerinde yaptığı incelemede, 2012-2013 yılında 31 ülkede tutsak sayısında düşüş varken bizde 2 kat artış var. Keşke Avrupa standartlarını hedef alsaydınız da biz de bugün, burada, tutuklu sayısının artmasıyla değil, düşmesiyle övünen yetkilileri dinleyebilseydik.

CİSST tarafından yapılan genel hesaplamaya göre 180 bin tutsağın yaklaşık 60 bini hasta. İHD tarafından güncel olarak tutulan verilerde 905 hastanın bilgileri var. İHD ve Adalet Bakanlığı, ağır hasta olanların ise 300-400 arasında olduğunu söylüyor. Net bir rakama ulaşamıyoruz çünkü Tabipler Birliği gibi meslek kuruluşlarının buralarda izleme yapmasına izin verilmiyor. İnsan Hakları Derneğiyle ilgili olarak, Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonu Başkanı “Bütün kurumlarla görüşeceğiz, bizim hiçbir kuruma ön yargımız yok.” dediği hâlde İHD gibi bu alandaki yetkin kurumlar dışlanıyor, hasta tutsaklarla dayanışma çalışmaları yürüten TUHAD-FED’in kapısı kırılarak baskın yapılıyor.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneğine mektup yazarak başvuran, Kürkçüler F tipi cezaevi kurumunda tutulan Şiyar Sav, on aydır bağırsakları dışarıda yaşıyor. Uluslararası Af Örgütü, Bakırköy Cezaevinde tutuklu Sibel Çapraz’ın acilen ameliyat olması gerektiğini duyuruyor. Gebze Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda iki yıldır kanser hastalığıyla boğuşan Havva Ak’ın durumu iyice ağırlaştı. Hükûmet, toplum için tehlike teşkil ettiği iddiasıyla bu hasta tutsakları cezaevlerinde, üstelik sağlığa erişimlerini de engelleyerek tutmaya devam ediyor. Bir yıldır somut olarak neyle suçlandığı hâlâ belli olmayanlar, iddianameleri bile hâlâ hazırlanmamış tutsaklar mı toplum için tehlike arz ediyor? Bu kişilerin bağırsakları dışarıda yaşamaya zorlanması mı onları toplum için tehlikesizleştiriyor? Bir tutsak, ağrılarının daha az olması için gözünün üst kapağından aşağıya doğru yara bandıyla gergin, kapalı tutarak çözüm geliştirmeye çalıştığını anlatıyor. Böyle mi önlüyorsunuz tehlikeyi? Hadi cezaevinde tutmaya devam ediyorsunuz, peki cezaevinde sağlık haklarına erişimlerini neden engelliyorsunuz? Hükûmet, bu hasta tutsakları toplum için tehlikeli oldukları iddiasıyla cezaevlerinde tutarak, kendisini insaniyet için, insan hakları için tehlike arz ediyor.

Hasta tutsaklardan zaten politik bir kurum olduğu bilinen Adli Tıptan rapor istenmesinin bile kabul edilebilir bir yanı yokken, Hükûmet bir de bunun üstüne Emniyetten görüş alınmasını getirdi. Zaten artık çoğu kamu kurumu ve kamu görevlisi yaratılan ihbarcı iklim nedeniyle, FET֒cü ilan edilme korkusuyla Emniyet gibi çalışıyor. Hasta tutsakların canları da bu kurumlara emanet ediliyor. Daha önceden çeşitli yollarla dile getirdiğimiz Celal Şeker’in yüzde 97 oranında hasta olduğunu ortaya koyan raporun Adli Tıp Kurumunca onaylanmaması bile başlı başına sağlığın ne denli siyasallaştırılmış olduğunun da kanıtıdır.

Konuşmamı, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği tarafından hazırlanan, “Hasta Mahpusların Yakınları Anlatıyor” adlı videoda yer alan bir tanıklıkla bitirmek istiyorum. Bir tutsak annesi “Evladım çok güzel şarkı söylerdi, sesi güzeldi. On iki yıldır hapiste, gırtlak kanseri oldu, şimdi sesini duymak için yanına kadar eğiliyorum. Aylardır Adli Tıp Kurumunda sıranın kendisine gelmesine bekliyor.” şeklinde beyanlarda bulunuyor.

Buna benzer örnekler açıkçası çokça sayabiliriz ama bir kez daha şunu da ifade etmek isterim ki KHK’larla özellikle cezaevi kurumlarıyla ilgili alanlarda çalışan sivil toplum örgütlerine yönelik baskılar ve sivil toplum örgütlerinin kapılarına vurulan kilitlerden de kaynaklı bugün bu alanı inceleyen herhangi bir kurum maalesef yok. Dolayısıyla, hasta tutsaklar kendilerine bu sorunlarını ifade edebilecekleri, haklarını koruyabilecek herhangi bir muhatap bulmada da sorun yaşıyorlar.

Şu örnekle açıkçası konuşmamı bitirmek istiyorum: Özellikle Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş’a bu konuda yoğunca mektuplar gittiğini biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

Tamamlayınız lütfen.

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – Bu mektuplarda hasta tutsaklar hem yaşadıkları hak ihlallerini hem cezaevi koşullarını hem de sağlık durumlarını çokça ifade ediyorlar. Biz de Eş Başkanımızın da bizi bilgilendirmesiyle açıkçası bu konulardan haberdar oluyoruz.

Onun için de bu Hükûmetin bir kez daha şapkasını önüne koyup bu konuyla ilgili düşünmesini ve gerçekten adil, eşit bir politika geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum ve tekrardan sizleri saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdemir.

Gündem dışı üçüncü söz, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Hacı Osman Akgül’e aittir.

Buyurunuz Sayın Akgül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Gümüşhane Milletvekili Hacı Osman Akgül’ün, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HACI OSMAN AKGÜL (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan Gümüşhane’miz folklorik açıdan sağlam temellere sahip bir ildir. Geçiş noktası üzerinde olması sebebiyle yüzyıllardan beri farklı kültür ögeleriyle yoğrulan Gümüşhane’de var olan her türlü gelenek, görenek, el sanatları, halk oyunları şehrimizin zengin kültürel yapısını şekillendirmektedir.

Gümüşhane’miz eşsiz doğası, birbirinden güzel yaylaları, tarihî konak, kale ve antik kentleri, anıt niteliğine sahip orman ve tabiat koruma alanları, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış coğrafyasıyla turizm alanında önemli bir potansiyele sahiptir. İlimiz sınırları içerisinde hem doğa hem kültür turizmi açısından gezilip görülebilecek birçok alan mevcuttur. Bu alanlar, Artabel Gölleri Tabiat Parkı, Limni Gölü, Süleymaniye Mahallesi, Tomara Şelalesi, Santa Harabeleri, Örümcek Ormanları, Karaca Mağarası, Canca Kalesi bunlardan başlıcalarıdır.

Şehrimizin bir diğer önemli değeri de Gümüşhanespor’umuzdur. Kulübümüz bu sezon büyük başarılara imza atarak Birinci Lig için umutlarımızı yeşertmektedir. Bugüne kadar yakaladığımız başarı grafiğini daha yukarılara taşıyacaklarına olan inancımla Gümüşhanespor’umuzun yönetimine, teknik ekibine ve futbolcularına başarılar diliyorum.

Gümüşhane’mizin maddi güzelliklerinin yanında manevi güzellikleri de unutulmamalıdır. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî gibi bir veli, şehrimizin değerlerindendir. Onun ahlaka, saygıya, ilime, hayat tarzına, edebe, inanca dair verdiği mesajlar günümüze değin geçerliliğini korumuştur. Talebelerine tevazu, şükür ve kanaate sahip olmalarını, ihlas ve tevekkülle verdikleri sözü tutmalarını, irade ve maksatta doğru olmalarını öğütleyen Gümüşhanevî Hazretleri’nin öğretileri Gümüşhane’ye has kimliğin oluşmasına katkı sağlamıştır. Onun mesajlarını muhafaza ederek gelecek nesillere de aktarmamız bizler için son derece önemlidir.

Gümüşhane, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ilkesini içselleştirmiş, istiklal ve istikbali için gözünü kırpmadan canını feda edebilecek yiğit insanların şehridir. Bu güzel şehrin şeceresinde birlik, beraberlik, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma gibi yüce değerler vardır. Değerleri uğruna canını verebilecek olan hemşehrilerimiz 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı da tepkisini sert bir şekilde göstermiş, cumhuriyetine, millî iradesine, istiklal ve istikbaline sahip çıkmıştır.

Gümüşhaneliler toplumumuzda güvenilir, emin insanlar olarak tanınmaktadırlar. Gümüşhane 2016 yılında borcuna en sadık il olarak belirlenmiştir. Yine, vergi tahsilatı konusunda da devamlı ilk üç şehir arasında yer almaktadır. Bu da hemşehrilerimizin vatanlarına, milletlerine, devletlerine ne oranda sahip çıktıklarının somut bir delilidir.

Yüce gönüllü hemşehrilerimin yaşadığı güzel şehrimize AK PARTİ hükûmetleri son on beş yılda önemli yatırımları kazandırmış, şehrimizi deyim yerindeyse şantiyeye çevirmiştir. Eğitimden sağlığa, ulaştırmadan tarıma, sosyal politikalardan enerjiye kadar şehrimize büyük yatırımlar kazandırmış ve kazandırmaya devam etmektedir. Yapımı devam etmekte olan Zigana Tüneli’yle Trabzon’a, Gümüşhane-Bayburt arası duble yol yapımı ve Vauk Tüneli ile Gümüşhane-Kelkit arası yol yapımı ve Pekün Tüneli, Gümüşhane İkisu-Şiran yolu ve Tersun Tüneli, bu yıl yapımına başlanması planlanan Salyazı Havalimanı ve 2023 yılında bitirilmesi planlanan Erzincan-Trabzon tren yolu ile dev projelerle Gümüşhanemizde bir ulaşım koridoru oluşturulacak, şehrimiz cazibe merkezi hâline getirilecek, İpek Yolu yeniden canlandırılacaktır. Sayın Başbakanımızın açıkladığı Cazibe Merkezleri Programı desteklerinden de yararlanacak olan Gümüşhane’mize yapılacak olan yatırımlar ve sağlanacak istihdam şehrimizin gelişmesine ve kalkınmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yılında ülkemizin istiklali ve istikbali için canını feda eden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmetle yâd ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgül.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümünü kutladıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Başkanlık Divanı olarak biz de Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümünü kutluyor, tüm Gümüşhanelilere selamlarımızı gönderiyoruz.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesinin birinci fıkrasına göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Engin…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, resmî verilere göre işsiz sayısının arttığına, işsiz vatandaşlar ile sorunlarına duyarsız kalınan gençlerin referandumda “hayır” oylarıyla AKP’ye gereken dersi vereceklerine yürekten inandığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Bugün açıklanan resmî verilere göre işsiz sayımız 3 milyon 715 bine yükseldi. İşsizlik oranı yüzde 12,1; genç işsiz ise yüzde 22,6 oldu. Her 4 gencimizden 1’i işsiz. Bu hesaplamalara artık iş bulmaktan umudunu yitirmiş yüz binlerce vatandaşımız, gencimiz dâhil değil.

Geçen yıl ağustos ayında gençlerimizin sorunları için kapsamlı bir araştırma önergesini Meclise sunmuştum, aradan altı ay geçti gündeme bile alınmadı. Meclis gece sabahlara kadar başkanlık hırsı için çalıştırıldı ama gençlerimiz söz konusu olunca önergelerimiz ya gündeme alınmadı, alınanlar da AKP tarafından reddedildi. Şimdi söz sırası işsiz vatandaşlarımızda. Milyonlarca işsiz vatandaşımızın ve sorunlarına duyarsız kalınan gençlerimizin 16 Nisan referandumunda mutlaka sandığa gideceklerini ve “hayır” oylarıyla demokrasimize sahip çıkarak AKP’ye gereken dersi vereceklerine yürekten inanıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, AKP’li Şahinbey Belediyesinin yeni evli çiftlere dağıttığı kitapçığa ve dağıtılan bu tür kitapçıklarla ilgili Hükûmetin gereğini yapmasını istediğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Kadın nasıl dövülür?”, “Dövme evin içinde olur ve kimseye söylenmez.”, “Azgın kadını boşamadan önce kocaya tavsiye edilen ilaç, korkutmak ve usulüne uygun dövmektir.”, “Evdeki dergi ve gazeteler, medya ve futbol birer uyuşturucudur.”, “Kadınlar tek başına taksiye binemez.” Kim söylüyor? Bakın, şu anda elimde göstermiş olduğum bu kitaplar ve yine AKP’li Şahinbey Belediyesinin yeni evli çiftlere dağıttığı skandal kitaplardan bir tanesi. Daha önce açıklamıştık Kütahya ve Pamukkale Belediyelerinin aynı skandal kitaplarını. Bu, bir değil, ikinci değil, kaçıncaya artık bu kitaplar önümüze geliyor? O kitaplarla ilgili daha gereği yapılmamışken yenilerinin ortaya çıkması büyük bir skandaldır.

Sayın bakanlar ve Hükûmet, lütfen uyumayın, derhâl gereğini yapın. Bunlarla ilgili sorumluları mutlaka yargı önüne çıkartın. Aksi hâlde, kadına karşı şiddetten her bahsettiğinizde bu kitapları önünüze atacağımızı da bilmenizi istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Nursan Çelik firmasının 2015 Aralık ayından bu yana üretimini durdurduğuna ve burada çalışan işçilerin haklarının korunması ve mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmetin bir girişimi olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

900 kadar çalışanı ve 40’ı bulan taşeron firmasıyla birlikte binlerce kişinin evine ekmek götürmesini sağlayan sanayi devi Nursan Çelik 2015 Aralık ayından bu yana üretimi durdurmuş durumdadır. 2015 yılında 500 büyük sanayi kuruluşu listesine 1 milyara yakın cirosuyla 85’inci sıradan giren bu firma iktidarın ekonomi politikaları neticesinde üretim yapamaz durumdadır. Bu fabrikanın çalışanlarının sigorta primleri ödenmekte, maaş bordroları tanzim edilmekte fakat bordro karşılığı ödenmesi gereken ücretlerini alamamaktadırlar. İş gücü istatistiği açısından çalışıyor gibi gözükseler de aslında ücret alamadıkları için fiilen işsizler. Bu fabrikanın tekrar üretim sürecine dönmesi ve millî ekonomiye katkı sunması açısından Hükûmetinizin bir desteği olacak mı? Burada çalışan işçilerin haklarının korunması ve mağduriyetlerinin giderilmesi için Çalışma Bakanlığının veya Hükûmetinizin yaptığı bir girişim var mıdır? Bu fabrikanın mağdur çalışanlarına buradan bir müjde verebilecek misiniz?

BAŞKAN – Sayın Akın…

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, bu ülkenin vatanseverlerini, demokratlarını terör örgütleri ve darbecilerin yanında göstermenin halka yapılacak en büyük haksızlık olduğuna ve tek adam rejimi istenmesinin nedeninin açıklanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Emanet edilen Başbakanlığı ortadan kaldırmak için canhıraş uğraşan Başbakan, getirmek istedikleri tek adam rejimini savunamadığı için “hayır” diyenleri terör örgütleriyle birlikte gösterme gayreti içerisinde. Tarafsız olması Anayasa hükmü olan birisi de çıkıyor “hayır” verecekleri darbeci ilan ediyor. Ömrü boyunca teröre lanet okuyan bu ülkenin vatanseverlerini, demokratlarını terör örgütleri ve darbecilerin yanında göstermek yüce halkımıza yapılacak en büyük haksızlıktır. Oslo’da, Habur’da, Dolmabahçe’deki resimlerde kimlerin yan yana olduğuna ve 15 Temmuz darbecileriyle kimlerin ortaklık yaptığına, Pensilvanya’da kimlerine el pençe divan durduğuna bakarsanız terörle kimlerin yakınlık içerisinde olduğunu görürsünüz. Sola sağa çamur atmaktan vazgeçin, tek adam rejimini neden ve kimin için istiyorsunuz, onu anlatın.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 15 Temmuz öncesi muvazzaf astsubaylık sınavını kazanmış ve güvenlik soruşturmasıyla hakkında herhangi bir sorun olmayanların göreve başlama isteklerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz öncesi Türk Silahlı Kuvvetlerinde muvazzaf astsubay olmak için sınava giren, kurslarda başarılı olan ve atama beklerken OHAL’le göreve başlatılmayan adayların durumunun ne olacağı bizlere de sorulan sorudur. Millî Savunma Bakanlığına yazılı olarak sorduğum soruya Bakan “Bakanlığımızca bu konuda bir çalışma yapılmamaktadır.” yanıtını verdi. Mağdurlarsa güvenlik soruşturması yapılsın ve hakkımız verilsin istiyorlar. “Aylardır umutla yaşamaktan yorulduk.” diyenler var. Hükûmet bu konuda binlerce mağdurun kesin ve net bir şekilde durumlarını açıklamalıdır. Astsubay Temel Askerlik ve Astsubaylık Anlayışı Kazandırma Kursu mezunlarının aylardır beklentisine gerçekçi bir açıklama getirilmelidir. 15 Temmuz öncesi kurslarda başarılı olmuş, sınavı kazanmış ama güvenlik soruşturmasıyla da hakkında herhangi bir sorun olmayanların göreve başlama isteği karşılanmalıdır.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Baki Şimşek…

6.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, sadece temerrüde düşen değil bütün çiftçilerin borçlarının yeniden yapılandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çiftçi borçlarıyla ilgili Tarım Bakanı Sayın Faruk Çelik yaptığı açıklamada, temerrüde düşen çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılacağını ve beş yıllık bir ödeme planı yapılacağını söyledi. Yalnız, biz bunu adaletsiz ve haksız bir uygulama olarak görüyoruz. Bütün çiftçilerin, sadece temerrüde düşenlerin değil, Türkiye'deki bütün çiftçilerin borçları yeniden yapılandırılmalıdır. Özellikle seçim bölgem olan Mersin’de afetten dolayı büyük mağduriyet vardır, temerrüde düşmeyen çiftçiler de dâhil Türkiye genelinde bütün çiftçilerin borçlarının beş yıla dönük yeniden yapılandırılmasını talep ediyoruz. Bakanlığımızın bu konuda çalışma yapmasını bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın İbrahim Aydemir…

7.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, ülkenin zenginlikleri, imkânları ve yetenekleriyle etkin tanınması noktasında basına, özellikle de Doğu Anadolu basınına özel bir hassasiyet gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, Türkiye’nin tanıtımını Doğu Anadolu’suz, Doğu Anadolu’nun aktarımını da basın olmadan yapamayız. Ülkenin zenginlikleri, imkânları ve yetenekleriyle etkin tanınması noktasında basına, özellikle de Doğu Anadolu basınına özel bir hassasiyet göstermeliyiz. Ülkemizle ilgili yanlış bir algı oluşmasını isteyen küresel medyanın doğuyu terörle, hayat şartlarının zorluğuyla öne çıkardığı da bir vakıadır. O hâlde, bizim birinci önceliğimiz bölgenin halkını, vicdanını, konum ve durumunu seslendiren, nabzını tutan, yaşam enerji ve heyecanını ayarlayan basınımıza özel bir destek ve yaklaşım sergilemektir. Doğu Anadolu öncelikli olarak medyamıza maddi çerçevede, özellikle Basın İlan Kurumu bağlamında pozitif bir yaklaşım sergilenmesi kaçınılmazdır. Millî iradeyi felç girişiminde bulunan FETÖ, PKK ihanetlerinde yerli ve millî duruşuyla örnek olan basınımız her türlü takdir ve maddi desteği hak ediyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kazım Arslan…

8.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, referandum çalışmalarında müthiş bir eşitsizlik olduğuna ve yanlı açıklamaların olmaması için bir genelge yayınlamanın düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: Ülkemiz, Anayasa değişikliği için 16 Nisan 2017’de referanduma gidecektir. Referandum çalışmalarında müthiş bir eşitsizlik olacaktır. Sizler devletin imkânlarını kullanırken bizler kendi imkânlarımızla “hayır” kampanyasını sürdüreceğiz. Bunlar yetmiyormuş gibi, devletin valisi, kaymakamı, rektörü ve bazı müdürler makamlarını kullanarak iktidarınıza yaranmak için “evet” açıklamaları yapmaktadırlar. Bu açıklamalar ilgili kuruluş kanunlarına ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na açıkça aykırıdır. Şimdiye kadar “evet” açıklamasını yapanlar için bir soruşturma açtınız mı? Görevden uzaklaştırma kararı verdiniz mi? Kaç kamu görevlisi hakkında işlem yaptınız. Yapmadıysanız neden yapmadınız? Bir daha böyle yanlı açıklamaların olmaması için bir genelge yayınlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

9.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, polislerin çalışma sistemi ile ek göstergelerinde düzenleme yapılması gerektiğine ve şehit polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin, kamu güvenliği bakımından cumhuriyet tarihinin en zor günlerinden geçtiği hepimizin malumudur. Polisimiz canı pahasına terörle, teröristle, hırsızla, soysuzla, mafyayla mücadele etmekte, bir yandan da hayat koşullarıyla ve çalışma şartlarıyla mücadele etmektedir. Bir emirle vatanı için ölüme giden polisimizin, 12/12 çalışma sistemi hayatını tüketmekte, aile, sosyal yaşamını bitirmektedir. Polis intiharları diğer meslek grupları içinde en fazla olanıdır. 12/12 çalışma sistemine “hayır”, polisin hak ettiği ücreti çok gören 3 bin ek göstergeye de “hayır” diyor, bu vesileyle şehit polisimiz Fethi Sekin’i de saygı ve rahmetle anıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Giresun ve Trabzon ilçelerini kapsayan demir yolu projesinin durumunu öğrenmek istediğine ve Karadeniz demir yolunun mutlaka hayata geçirilmesini istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başbakan ve Ulaştırma Bakanı, Trabzon’a 2023 yılına kadar Erzincan demir yolu bağlantısının yapılacağını, Torul, Tirebolu ve sahil ilçelerinden geçen güzergâh bağlantısı projesinden vazgeçildiğini de açıklamışlardı. Buna rağmen, bugünlerde partinizin sözcüleri, referandum öncesi seçmenleri etkilemek için açıklamalar yapıyor.

Buradan aracılığınızla Ulaştırma Bakanına sormak istiyorum: Giresun ve Trabzon ilçelerini kapsayan demir yolu projesinden tamamen vaz mı geçtiniz, yoksa Bakanlığınız bu projeleri yeniden gündeme mi aldı?

Demir yolu sadece Trabzon’un değil, Samsun’dan başlayarak Artvin’e kadar bütün illerin hakkıdır. Doğu ve güneydoğunun Karadeniz’e, oradan da en yakın mesafeden deniz yoluyla Avrupa’ya bağlanması için, bölgesel kalkınma ve daha fazla bir coğrafya ve nüfusa hizmet etmesi için Karadeniz demir yolunu mutlaka istiyoruz. Bu hassas bir konudur ve yerel siyasetçilerin malzemesi olmamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

11.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Suriyeli sığınmacıların durumuna, Türk vatandaşlığına geçirilen ve oy kullanma hakkına sahip olan Suriyelilerin sayısını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriyeli sığınmacılar konusu ülkemizin hâlen en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam etmektedir. Suriyelilerden kaçının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirilip geçirilmediği ve bunların referandumda oy kullanıp kullanmayacağı önemli bir soru işareti olmuştur.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türk vatandaşı olmak isteyen Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık hakkının verileceği açıklamasından sonra, özellikle Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa gibi illerde vatandaşlığa geçiş işlemlerine hız verildiği ve nüfus müdürlüklerinin önünde kalabalıklar oluşturulduğu görülmüştür.

Bu bağlamda, ülkemize sığınmış olan Suriyelilerden ne kadarına geçici kimlik belgesi verilmiştir, ne kadarı Türk vatandaşlığına geçirilmiştir? Hâlen Türk vatandaşlığına alınıp oy kullanma hakkına sahip olan Suriyelilerin toplam sayısı ne kadardır?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Erkek…

12.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, medya özgürlüğüne yönelik saldırıların derhâl son bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

20 Temmuz sivil darbesinden sonra 150’ye yakın gazeteci tutuklandı. 12 Eylül darbe döneminde tutuklanan gazeteci sayısı 31.

Bugün İstanbul’da Oda TV davası görülüyor. Oda TV davasında Ahmet Şık, Soner Yalçın Ergenekon üyesi olmakla yargılanıyorlar. Aynı Ahmet Şık son dönemde FETÖ, PKK ve diğer tüm terör örgütleriyle ilişkilendirilerek tutuklandı ve şu anda cezaevinde mektup dahi yazamıyor, mektup dahi alamıyor dışarıdan. 15 Temmuz darbe girişimi başarıyla sonuçlansaydı darbecilerin ilk yapacağı işlerden biri Ahmet Şık’ı tutuklamak olacaktı. Maalesef bunu iktidar da başardı.

Medya özgürlüğüne yönelik bu saldırılar derhâl son bulmalı çünkü Türkiye bu tabloyu hak etmiyor. Gazetecileri hapsedebilirsiniz ama haberleri hapsedemezsiniz; insanları hapsedebilirsiniz ama düşünceleri asla hapsedemezsiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

13.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, doktor ve hastanın bulunduğu ortamda en azından şahit niteliğinde bir çalışanın olması ve hekimlerin verimli bir şekilde çalışabilmesi için mutlaka bir tıbbi sekreterle beraber çalışmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanına soruyorum: Yeni açılan şehir hastanelerinde doktorlar hasta muayene ederken yanlarında başka bir sağlık çalışanının bulunamayacağı bildirilmiştir. Bu durum doktorlar açısından yasal sorunlara yol açabilir. Her türlü olasılık düşünülerek doktor ve hastanın bulunduğu ortamda en azından şahit niteliğinde bir çalışanın olması gerekir.

Diğer bir husus ise, bu hastanelerde doktorlara tıbbi sekreter verilmiyor. Bu durumda hekimin performansı tam kullanılamaz. Böyle bir durumda hekim zamanının çoğunu bilgisayar başında geçirmek zorunda kalıyor. Nitekim bu konularda doktorlardan yoğun şikâyetler gelmeye başladı. Hekimlerin verimli bir şekilde çalışabilmesi için mutlaka bir tıbbi sekreterle beraber çalışmaları gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

14.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, referandumda partilere seçim yardımı yapılmadığına ancak İŞKUR ile Savunma Fonu paralarının iktidarın isteği doğrultusunda kullanıldığına ve 15 Temmuz raporunun 16 Nisandan sonra açıklanmasının nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, referandumda partilere seçim yardımı yapılmıyor ancak iktidar partisi işçinin kara gün parası 103 milyar TL’yi İŞKUR aracılığıyla bir bir seçim bölgelerinde dağıtıyor. Bir yandan da Varlık Fonu’na devredilen 3 miyar TL’lik Savunma Fonu yine iktidarın isteği doğrultusunda kullanılıyor. Bu para -kara gün parası- aynı zamanda patronlara da ulufe gibi dağıtılıyor. 15 Temmuz raporuyla ilgili, 16 Nisandan sonra açıklanacağı bildirildi. “16 Nisanda 15 Temmuzu oylatıyoruz.” deniyor ama rapor açıklanamıyor. Bu raporda gizli kapaklı ne var, niye açıklayamıyorsunuz? Açıklayamadığınız bir şeyi niye oylattığınızı iddia ediyorsunuz 16 Nisanda? Bir yandan öğretim üyelerini, İbrahim Kaboğlu gibi, Özdemir Aktan gibi öğretim üyelerini öğretim üyesi olarak çalıştıkları üniversitelerden atıyorsunuz, bir yandan da Ahmet Şık gibi gerçekleri açıklayanlara karşı zulüm yapmaya devam ediyorsunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

15.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, CHP Genel Başkanının referandum öncesi siyasi parti liderleri olarak canlı yayında tartışma teklifiyle ilgili herhangi bir girişim göremediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başbakan, demokrasi anlayışınız, 12 Eylül darbesinin demokrasi anlayışından daha da geride. Niye mi? 1983 tarihinde yani 12 Eylül darbesi sonrası yapılan ilk seçim öncesinde TRT’de siyasi parti liderleri açık oturum düzenlemiş, fikirlerini tartışmış, halkın izleyebileceği şekilde yayınlatmıştı. Biz bu çağrıyı her seçim öncesi yapıyoruz. Özellikle bu referandum öncesi, gelin, siyasi parti liderleri olarak canlı yayında tartışın, halk neyin ne olduğunu tam olarak öğrensin diyoruz ancak sizden bu konuda herhangi bir girişim göremiyoruz. Anayasa değişiklik teklifinize mi güvenmiyorsunuz, yoksa kendinize mi? Daha dün Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı, Sayın Devlet Bahçeli’ye ve size böyle bir teklifi getirdi. Bilgilerinize tekrar sunuyorum.

Saygılar, sevgiler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdiş.

Şimdi sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

İlk söz Sayın Usta’nın.

Buyurunuz Sayın Usta.

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Hatay’ın Amanos Dağlarında PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada Samsun’un Ladik ilçesinden şehit olan Uzman Çavuş Salih Kayhan’a Allah’tan rahmet dilediğine, Gümüşhane’nin Rus ve Ermeni işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ve 15 Şubat 1932 Türk İslam ülküsünün fikir babası Seyyid Ahmet Arvasi’nin doğum gününe ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hatay’ın Amanos dağlarında PKK’lı teröristlerle çıkan çatışmada -seçim bölgem Samsun’un Ladik ilçesinden- şehit olan Uzman Çavuş Salih Kayhan’a Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün toprağa verilecek. Meclis çalışmaları nedeniyle katılamadım. Aynı zamanda, bu şehidimizin Adana’da düzenlenecek törenine giderken kaza geçirerek şehit olan polis memuru Fırat Ulaş’a da Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Bugün ayrıca, Gümüşhane’nin Rus ve Ermeni işgalinin 86’ncı yılı. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Yine, bugün ayrıca, 15 Şubat 1932 yılında Ağrı Doğubeyazıt’ta dünyaya gelen, Türk İslam ülküsünün fikir babası Seyit Ahmet Arvasi’nin doğum günü. Babası, Anadolu’da yetişen büyük velilerden Seyit Abdülhakim Arvasi’dir. Sırayla Balıkesir, Bursa ve İstanbul’daki eğitim enstitülerinde hocalık yapan Arvasi 1979 yılında emekli oldu. Aynı yıl Milliyetçi Hareket Partisi Genel İdare Kuruluna seçilerek görevine 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar devam etti. MHP’den İstanbul milletvekili aday adayı da olmuştur. Arvasi Hoca o zamanlar Türk milliyetçiliğinin sesi olan Hergün gazetesinde “Türk İslam Ülküsü” başlığıyla günlük makale yazdı. 12 Eylül darbesinden sonra, Türk İslam ülkücüleriyle birlikte, MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında yargılandı, Mamak Cezaevinde işkence gördü. Tahliye olduktan sonra bazı gazete ve dergilerde yazı yazarak gençliğe yol göstermeye devam etti. Elli altı senelik ömrünü millî ve manevi değerlerine sımsıkı bağlı, ecdadına layık, bilgili ve temiz bir gençlik yetiştirmeye adadı. 31 Aralık 1988’de Rahmetirahman’a kavuştu. O, kendini söyle ifade ediyor: “Ben, İslam iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslam’ı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. Her türlü ırkçılığa karşıyım…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, bir dakika ek süre veriyorum Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – “…Bunun yanında, şanlı Peygamberimizin ‘Vatan sevgisi imandandır.’ tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere bağlıyım. İnanıyorum ki hem Türk hem Müslüman olmak hem de muasır dünyaya öncülük etmek mümkündür. Ecdadımız bütün tarih boyunca bunu denediler ve başarılı oldular. O hâlde bizler neden bu tarihî misyonumuzu yerine getirmeyelim? Türk milletini parçalama oyunlarına ve tertiplerine karşı durmayı büyük bir namus ve vicdan borcu bilmekteyim. Hele bir Doğu Anadolu çocuğu olarak doğduğum ve büyüdüğüm bölge etrafında döndürülmek istenen hain niyetlere, kahpe tertiplere karşı elbette kayıtsız kalamazdım. Kesin olarak iman etmişimdir ki Müslüman Türk milleti ve onun devleti güçlüyse İslam dünyası da güçlüdür. Aksi bir durum varsa bütün Türk dünyasıyla birlikte İslam dünyası da sömürülmektedir. Galiba bu durumu en iyi idrak eden de düşmanlarımızdır. Onun için, bütün İslam dünyasını esir almak isteyen şer kuvvetlerin ilk hedefi Türk devleti ve Türk milleti olmuştur. Tarihten ibret almasını bilenler bunu ayan beyan göreceklerdir, durum günümüzde de aynıdır. Onun için diyorum ki Türk devletini yıkmak ve Türk milletini parçalamak isteyen bölücüler yalnız Türklüğe değil, İslam’a da ihanet etmektedirler.” Bu vesileyle kendisini rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Kerestecioğlu…

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ahmet Şık’ın yargılamasının sürdüğüne ve bütün gazetecilerin özgür kalması dileğiyle Ahmet Şık’ın savunmasından bir parçayı aktarmak istediğine, işsizlik oranının arttığına ve İşsizlik Fonu’nun sahibinin emekçiler olduğuna, bu kaynağın denetim dışı kullanılmasına derhâl son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün, şu anda Türkiye’nin en değerli gazetecilerinden birisi Ahmet Şık’ın yargılaması sürüyor ve kendisi savunmasını yapıyor İstanbul’da, Çağlayan Adliyesinde. Maalesef, onun gibi çok sayıda değerli gazeteci, her açıdan, her skaladan, aslında her cenahtan insanlar tutuklu bulunuyorlar.

Bütün gazetecilerin özgür kalması dileğiyle ben Ahmet Şık’ın savunmasından bir parçayı size aktarmak istiyorum, bugün yapılanları çok iyi ifade ediyor çünkü: “İktidarın ya da güç odaklarının duyulmasını istediklerini anlatmanın gazetecilik olmadığı, örnek aldığımız meslek büyüklerimizin bizlere bıraktığı en değerli mirastı. Bu mirası bırakanlar, şimdi olduğu gibi geçmişte de hapis ya da sürgünle sözüm ona cezalandırılmak istendiler. Bunlar yetmediğinde bombalarla, kurşunlarla katledilerek susturulmak istendiler. Güce sahip olduklarını düşünenlerin, gerçekleri sansürlemek için gazetecilere karşı giriştiği mücadele, bu topraklarda gazetecilik var olduğundan bu yana sürüyor ancak bu beyhude bir çaba. Çünkü, her kim olursanız olun, gücünü gerçeklerden alan bir fikirle savaşamazsınız. Savaştığınızı sanıyorsanız bilin ki kazanamazsınız, yine kaybedeceksiniz." Evet, dediğim gibi, bütün gazetecilerin özgür kalmasını diliyoruz.

Bugün için özellikle bir başka önemli konu, aslında Türkiye geneline baktığımızda 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Kasım döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre 590 bin kişi artarak 3 milyon 715 bin kişi oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, bir dakika ek süre veriyorum Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

İşsizlik oranı ise 1,6 puanlık artışla yüzde 12,1 seviyesinde gerçekleşti. Görülüyor ki işsizlik artmaya devam edecek ve bu artışın salt iktisadi tedbirlerle durdurulması da mümkün görünmüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından başlatılan istihdam seferberliğinin altından bugün aslında İşsizlik Fonu’nun boşaltılması çıktı ve son açıklanan 687 sayılı KHK’yla bu yıl sonuna kadar işe alınacak her kişi için İşsizlik Fonu’ndan şirketlere günlük 22 lira ödeme yapılması kararlaştırıldı. Bu fon zaten emekçiler dışında herkes için kullanıldı bugüne kadar ama bu kaynağın sahibi emekçilerdir ve denetim dışı, konusu dışında kullanılmasına bu kaynağın, bu fonun derhâl son verilmelidir ve hakkı olanlara fon teslim edilmelidir diyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, şehit olan tüm güvenlik güçlerine Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’nin basın ve iletişim özgürlüğü konusunda son derece itibarsız bir hâle getirildiğine, Ahmet Şık ile ifade ve düşünce özgürlüğünden dolayı içeride bulunan tüm gazetecilerin dışarıda fikirlerini özgürce yayacağı bir Türkiye istediklerine ve 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü’ne ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, her gün şehit haberleriyle sarsılıyoruz. Bu ölen bütün güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu arada, yine bir üzücü hadise: Adanalı bir polis kardeşimiz maalesef bir şehit cenaze törenine katılmak isterken o da bir kaza yaptı, hayatını kaybetti, bugün Adana’da defnediliyor. Kendisine de Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, Ahmet Şık’ın yargılandığı bugün Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri tarafından hazırlanan bir rapor da Türkiye'nin basın ve iletişim özgürlüğü konusunda ne denli sınıfta kaldığının bir göstergesi olarak ortaya çıktı. Yani, Türkiye’ye itibar kaybettiren bu uygulamalardan vazgeçilmelidir, gazeteciler tutuksuz yargılanmalı ve düşünce ve ifade hürriyetinin önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Türkiye'nin bu almış olduğu pozisyon Türkiye’yi bütün dünyada son derece itibarsız bir hâle getiriyor ve en son, Avrupa Konseyi de bunu bir raporla, çok sert bir raporla açıklamak durumunda kaldı. Türkiye’yi itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Ahmet Şık ve ifade ve düşünce özgürlüğünden dolayı içeride bulunan tüm gazetecilerin dışarıda fikirlerini özgürce yayacağı bir Türkiye istiyoruz.

Sayın Başkan, bugün de bir önemli konuyu gündeme getirmek istiyorum, bir farkındalık da yaratmak gerekiyor. Bugün 15 Şubat Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü. Dünya kamuoyunun dikkatini çocuklarda kanser olgusuna çekmek, hızla artan çocukluk çağı lösemisi ve diğer kanser vakaları hakkında bilinçlendirmek, deneyimleri paylaşmak, ortak çözüm yolları üretmek ve kansere yol açan olası tehlikelere karşı uyarmak amacıyla tüm dünyada bugün Dünya Çocukluk Çağı Kanser Günü etkinlikleri düzenleniyor.

Çocukluk çağı kanserleri tedavi edilebilen hastalıklardan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, bir dakika ek süre veriyorum Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim.

Türkiye’de maalesef her yıl yaklaşık 2 bin, 3 bin civarında çocuğumuz lösemi hastalığına yakalanıyor ancak tedavi edilebilen lösemi hastalığı çerçevesinde Türkiye yüzde 70’ler, yüzde 80’ler civarında bir iyileştirmeyi sağlayabiliyor. Burada sıkıntı şu: Bu tedavi uzun süren bir tedavi, çocukların anneleri, ebeveynleriyle birlikte olmasını gerektiren bir sağlık düzenlemesi, dolayısıyla buna uygun hastanelerimiz yok. Çocukların diğer zamanlarda vakitlerini geçirecekleri, anne ve babalarıyla daha sık beraber olacakları daha kapsamlı hastanelere Türkiye'nin ihtiyacı bulunmaktadır. Bir farkındalık konusu olan bu konuya dikkat çekmeyi uygun gördüğümü ifade ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ve 22 milletvekilinin, sokağa çıkma yasakları dolayısıyla meydana gelen çatışmalı ortamda evini kaybeden veya terk etmek zorunda kalanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/465)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sokağa çıkma yasakları dolayısıyla meydana gelen çatışmalı ortamda evini kaybeden veya terk etmek zorunda kalan insanlarımızın sorunlarının tespit edilmesi ve araştırılması için Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederim. 10/02/2016

1)        Mehmet Emin Adıyaman                                 (Iğdır)

2)        İdris Baluken                          (Diyarbakır)

3)        Filiz Kerestecioğlu Demir        (İstanbul)

4)        Garo Paylan                           (İstanbul)

5)        Hüda Kaya                                                    (İstanbul)

6)        Müslüm Doğan                                              (İzmir)

7)        Ali Atalan                                                     (Mardin)

8)        Erol Dora                                                      (Mardin)

9)        Mithat Sancar                         (Mardin)

10)      Ahmet Yıldırım                                              (Muş)

11)      Burcu Çelik                                                   (Muş)

12)      Besime Konca                        (Siirt)

13)      Kadri Yıldırım                         (Siirt)

14)      Aycan İrmez                           (Şırnak)

15)      Faysal Sarıyıldız                                           (Şırnak)

16)      Ferhat Encu                            (Şırnak)

17)      Leyla Birlik                                                   (Şırnak)

18)      Dilek Öcalan                          (Şanlıurfa)

19)      İbrahim Ayhan                        (Şanlıurfa)

20)      Osman Baydemir                                           (Şanlıurfa)

21)      Alican Önlü                                                   (Tunceli)

22)      Nadir Yıldırım                         (Van)

23)       Tuğba Hezer Öztürk                                       (Van)

Gerekçe:

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesi "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. " demektedir.

Yine, Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15’inci maddesi ise "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." demek suretiyle temel hak ve hürriyetlerin hangi koşullarda sınırlanabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Buna bağlı olarak Anayasa’nın 120’nci maddesi ve devamında sıkıyönetim ve olağanüstü hâl uygulamasının hangi şartlarda ve hangi usul ve esaslar çerçevesinde ilan edileceğini belirtmiştir.

Türkiye'de süresiz sokağa çıkma yasağı uygulamalarıyla temel hak ve hürriyetlerin askıya alınmış olması hukuki dayanaktan yoksundur. Uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağı, dayanağını Anayasa’dan almamaktadır. Dayanak gösterilen 5442 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesi ise süresiz sokağa çıkma yasağı yetkisini valilik ve kaymakamlara vermemektedir. Bu itibarla, mevcut sokağa çıkma yasakları hukuki dayanaktan yoksun, Anayasa ve hukukun evrensel prensiplerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı il, ilçelerde sokağa çıkma yasakları ve ablukalar şu an Cizre, Silopi ve Sur olmak üzere 3 ilçede devam etmekte, 7 kent 20 ilçe ve onlarca mahalleyi kapsayacak şekilde 56 kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları toplamda 357 günü bulmuş durumdadır. Meydana gelen sokağa çıkma yasakları dolayısıyla yaşanan çatışmalar neticesinde Cizre, Silopi, Sur ilçelerinde toplamda 200 kişi hayatını kaybetmiş ve bu sayı giderek artmaktadır. Yaşanan çatışmalı ortamda 3 aylık Miray İnce, 32 yaşındaki zihinsel engelli Mehmet Torgut, 77 yaşındaki Emame Şahin hayatlarını kaybetmiştir. Yaşanan çatışmalı ortamda 22 çocuk hayatını kaybetmiştir.

Cizre, Silopi ve Diyarbakır Sur ilçelerinde yaklaşık elli yedi gündür devam eden sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar nedeniyle binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. 120 bin nüfuslu Cizre'de 100 bine yakın nüfusun göç ettiği, 60 bin nüfuslu Sur ilçesinde ise halkın tamamına yakınının evlerini terk ettiği belirtiliyor. Sokağa çıkma yasakları ilan edilen Cizre ve Silopi halkının büyük bir çoğunluğu Şırnak il merkezine göç etmiş ancak Şırnak'ta da çatışmaların çıkmasıyla göç eden aileler Güçlükonak, İdil, Kumçatı gibi ilçelere taşındıkları gıda, barınma ve sağlık problemi yaşamaktadırlar. Zorunlu iç göç kadınları ve çocukları çok daha fazla etkilemektedir. Yoksul ailelerde kadınlar evlerinden, yaşam alanlarından koparılarak daha da yoksulluğa itilme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Akdeniz Göç-Der’in raporlarına göre yaşanan sokağa çıkma yasaklarının 1990’lardan farklı olduğu… 1990'lı yıllarda köyleri yakılan ve yıkılan insanlar kalıcı bir niyetle köyden kentlere göç etmişlerdi. Burada ise kentlerde çatışmaların olmasından dolayı, insanlar kentten kente veya kentten köylere göç etmektedir. Dolayısıyla, bu göç dalgası 1990'lardan çok daha tehlikeli bir durumu göstermektedir. Görüşülen ailelerin tamamına yakını yani yüzde 95'i sokağa çıkma yasakları bittiği takdirde geri dönmek istediklerini belirtmişlerdir.

Sonuç olarak, 1990'larda yapılan hataların aynısı tekrarlanıyor. 1990'lı yıllarda Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı il ve ilçelerde yaşanan çatışmalı ortamda 3 binden fazla köy haritadan silindi, 4 milyonu aşkın insan yerinden ve yurdundan edildi ve çeyrek milyon köylü evsiz kaldı.

Avrupa Birliğine üye olma yolunda bir ülkede, yaşanan sokağa çıkma yasakları ve çatışmalı ortamdan göç etmek zorunda kalan insanların sağlık, eğitim, beslenme, barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı hakkında bilgi sahibi değiliz. Sokağa çıkma yasakları adı altında gerçekleşen olaylardan dolayı evini kaybeden veya evini terk eden insanlarımızın sorunlarının tespit edilmesi ve kalıcı çözümlerinin bulunması amaçlı, Meclis çatısı altında acilen bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 29 milletvekilinin, İŞKUR bünyesinde “Toplum Yararına Çalışma Programı” dâhilinde işe alınan personelin kura yöntemiyle değil AKP il ve ilçe teşkilatlarında görev yapmak koşuluyla alındığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/466)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında geçici olarak işe alınan personellerin İŞKUR tarafından AKP il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği kişilerin işe başlatıldığı iddiasının araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                       (Artvin)

2) Barış Yarkadaş                                          (İstanbul)

3) Kazım Arslan                                             (Denizli)

4) Mehmet Gökdağ                                         (Gaziantep)

5) Erkan Aydın                                              (Bursa)

6) Nurettin Demir                                          (Muğla)

7) Niyazi Nefi Kara                                        (Antalya)

8) Orhan Sarıbal                                            (Bursa)

9) Veli Ağbaba                                              (Malatya)

10) Nihat Yeşil                                              (Ankara)

11) Onursal Adıgüzel                                     (İstanbul)

12) Vecdi Gündoğdu                                      (Kırklareli)

13) Mehmet Göker                                         (Burdur)

14) Ünal Demirtaş                                         (Zonguldak)

15) Candan Yüceer                                        (Tekirdağ)

16) Kadim Durmaz                                         (Tokat)

17) İrfan Bakır                                               (Isparta)

18) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

19) Tur Yıldız Biçer                                        (Manisa)

20) Muharrem Erkek                                      (Çanakkale)

21) Hüseyin Çamak                                       (Mersin)

22) Mevlüt Dudu                                            (Hatay)

23) Yakup Akkaya                                          (İstanbul)

24) Kemal Zeybek                                          (Samsun)

25) Bülent Öz                                                (Çanakkale)

26) Elif Doğan Türkmen                                 (Adana)

27) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

28) Murat Emir                                              (Ankara)

29) Okan Gaytancıoğlu                                   (Edirne)

30) Çetin Arık                                                (Kayseri)

Gerekçe:

"Toplum Yararına Çalışma Programı" kapsamında İŞKUR'a kayıtlı işsizlerin kamu yararına işlerde çalıştırılması için uygulanan program dâhilinde önceki yıllarda başvuru yapan kişilerin kontenjan sayısına göre kura yoluyla belirlendiği ve haksızlık yapılmadığı algısı mevcuttu.

Ancak, son yıllarda İŞKUR bünyesinde yapılan alımlarda özellikle genel seçime yakın tarihlerde alımı yapılan işsizlerin "Toplum Yararına Çalışma Programı" kapsamında işe alımları son derece şaibeli olmuştur. İnsanların hakları yenmiş, yaşanılan hak gasbı neticesinde toplumun büyük bir bölümünde infial oluşmuştur. İŞKUR il müdürlüğü, başvuru yapan vatandaşlarımızı kurayla belirlemek yerine AKP il ve ilçe başkanlıkları bünyesinde belirlemeyi tercih etmiş ve nihayetinde büyük haksızlıklara neden olmuştur.

"Toplum Yararına Çalışma Programı" adı altında yapılan işe alımlar, toplum yararına değil, AKP yararına dönüşmüştür. Devletin kurumlarını AKP teşkilatları gibi kullanan İŞKUR il müdürlükleri toplumsal bölünmelere neden olmaktadır. Daha önce kurayla kontenjan sayısına göre belirlenen personeller, şimdi AKP teşkilatının taleplerine göre belirlendiği bir iddia değil, maalesef ki bizzat gözlemlerimizdir. Devletin organları vatandaşlara ayrımcılık yapamaz. İŞKUR bünyesinde bu ayrıcalıklar artık gizli kapaklı değil, yüksek sesle, alenen, açık şekilde yapılmaktadır. Kaymakamlar bu durumu görmezden gelmekte veya sözlerini dinletememektedir.

Ayrıca "Toplum Yararına Çalışma Programı" adı altında alınan personeller özellikle kamu kurumlarında keyfî hareket etmekte, bağlı bulunduğu kişi ve amirlerini dikkate almamaktadır. Siyasi bağlılığını ve yakınlığını çalışmak için girmiş olduğu kurumda hissettirmekte, müdürlerine müdürlük, amirlerine amirlik yapmaktadır. Devlet geleneğine ve çalışma düzenine aykırı olan bu durum oldukça vahimdir. İşlerin yükünü azaltmak için İŞKUR bünyesinde geçici olarak işe alınan bu kişiler, tam aksine iş görmedikleri için işin yükünü arttırmaktadır.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, İŞKUR bünyesinde “Toplum Yararına Çalışma Programı” dâhilinde işe alınan personellerin kura yöntemiyle değil, AKP il ve ilçe teşkilatlarında görev yapmak koşuluyla alındığı iddialarının belirlenmesi ve gerekli incelemenin yapılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu ve 20 milletvekilinin, Çal Dağı bölgesinde sülfürik asit kullanılarak nikel madeni çıkarmak nedeniyle yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/467)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Nikel madeni rezerviyle bilinen Çal Dağı, Manisa ili Turgutlu ilçesinin 15 km kuzeyinde ormanlık bir bölgedir. Bölgede nikel madeni çıkarılması çalışmalarına 2005 yılında başlanmış olup bugüne kadar 250 binden fazla ağaç kesilmiştir.

Çal Dağı bölgesinde sülfürik asit kullanılarak nikel madeni çıkarma, ayrıştırma ve zenginleştirme yapılmaktadır. 2006 yılında onaylanan ÇED raporuna göre "açık yığın liçi" usulüyle ayrıştırma işlemi yapılacaktı.

Turgutlu halkının verdiği vahşi madencilik mücadelesi ve toplumsal tepki sonucunda madeni devralan üçüncü şirket açık liç usulünden kapalı kazan sistemine geçmeye karar vermiş ve yeni hazırladığı çevresel etki değerleme (ÇED) raporunu Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sunmuştur.

Bakanlık tarafından onaylanan raporda yöntem değişikliği dışında hiçbir olumlu adım atılmamıştır. ÇED raporunun iptali için açılan davada bilirkişi çevre sağlığını tehdit eden faaliyetler olduğunu raporunda belirtmiştir.

En önemli konu, yapılması planlanan dünyanın ikinci büyük sülfürik asit fabrikasıdır. Bilirkişi fabrika için ayrı ÇED raporu alınması gerektiğine karar vermiştir. Ayrıca sülfürik asitle karışık maden cevherinin havuzlarda dinlendirilmesi sırasında toprağa ve kaynak sularına kimyasal atıkların bulaşabileceği endişesi raporda yer almıştır.

Çal Dağı’nın güneyinde dünyanın ve Türkiye'nin en önemli tarım alanlarından birisi olan Gediz Nehri ve tarım havzası bulunmaktadır. Gediz Nehri Türkiye'nin de taraf olduğu Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (RAMSAR) ile koruma altına alınmıştır. Buna rağmen sülfürik asit kullanılarak nikel madeni çıkarılması Çal Dağı ormanları ile Gediz havzasının yok edilmesine neden olacaktır.

Turgutlu Çal Dağı bölgesinde Musulcalı, Akköy, Çampınar, İzzettin, Yakuplar, Temrek ve Sarıbey köyleri bulunmakta, bölge halkı geçimini tarım ve ormancılıktan sağlamaktadır.

Bölgede orman ve tarım alanlarıyla birlikte nüfusu 100 bini aşan Turgutlu ilçe merkezimiz bu çevre kirliliğinden önemli ölçüde zarar görecektir. Bölge halkı, geleceklerini karartmamak adına konuya duyarlılık göstermekte ve Çal Dağı ormanlık alanlarına, tarım arazilerine ve köylerine sahip çıkmak için nikel madeni çıkarılmasına karşı olup ülkenin en büyük çevre felaketini önlemek adına işletmeye izin verilmemesini istemektedirler.

Çal Dağı bölgesinde sülfürik asit kullanılarak nikel madeni çıkarmak için verilen ÇED izniyle maden işletmesinin Turgutlu ve çevresine vereceği zararların tespiti, kesilecek olan ağaçların sayısının belirlenmesi ve nikel madeninin ayrıştırılmasında kullanılacak olan sülfürik asidin, yer altı ve yer üstü su kaynakları, tarım arazileri ve çevre üzerindeki kirletici etkilerinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mazlum Nurlu                                                   (Manisa)

2) Kadim Durmaz                                                  (Tokat)

3) Kemal Zeybek                                                   (Samsun)

4) Mahmut Tanal                                                   (İstanbul)

5) Tur Yıldız Biçer                                                 (Manisa)

6) Muharrem Erkek                                                (Çanakkale)

7) Hüseyin Çamak                                                 (Mersin)

8) Mevlüt Dudu                                                     (Hatay)

9) Yakup Akkaya                                                   (İstanbul)

10) Bülent Öz                                                        (Çanakkale)

11) Elif Doğan Türkmen                                         (Adana)

12) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                               (Bursa)

13) Kazım Arslan                                                  (Denizli)

14) Barış Yarkadaş                                                (İstanbul)

15) Murat Emir                                                      (Ankara)

16) Okan Gaytancıoğlu                                          (Edirne)

17) Erkan Aydın                                                    (Bursa)

18) Nurettin Demir                                                (Muğla)

19) Niyazi Nefi Kara                                              (Antalya)

20) Çetin Arık                                                       (Kayseri)

21) Mehmet Gökdağ                                              (Gaziantep)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 15/2/2017 tarih ve 2135 sayıyla MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, son yıllarda televizyonlarda sıkça yayınlanan ve çeşitli şikâyetlere sebep olan "evlilik/izdivaç" programlarının toplumun çekirdeği olan aile kurumuna olumsuz etkilerinin araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 15/02/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                   Erhan Usta

                                                                                                     Samsun

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Şubat 2017 tarih, 2135 sayı ile TBMM Başkanlığına verilen MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın “Son yıllarda televizyonlarda sıkça yayınlanan ve çeşitli şikâyetlere sebep olan "evlilik/izdivaç" programlarının toplumun çekirdeği olan aile kurumuna olumsuz etkilerinin araştırılarak, alınacak önlemlerin belirlenmesi amaçlı Meclis araştırması açılması önergemizin 15/02/2017 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk konuşmacı, lehinde olmak üzere Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Değerli Başkanım, aziz milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, bir sosyal yara hâline gelen, söz konusu önergemizde adını zikretmiş olduğumuz televizyonların kadın kuşağı saatindeki evlilik programlarının yayından kaldırılması hususunda bir araştırma önergesi veriyoruz ve bu konuda Meclisin duruma el koymasını tavsiye ediyoruz, arzu ediyoruz, talep ediyoruz. Bu meselenin sadece bir televizyon programı ve kadın kuşağı saatinde kadın eğlencesi olmasından çıktığını, ciddi bir sosyal yaraya, değerlerin yozlaşıp yabancılaşmasına doğru evrildiğini, toplumun her kesimi çok değişik platformlarda görüyor ve dillendiriyor. STK’ların talepleri var, değişik anlamda imza kampanyaları düzenlenerek başta RTÜK olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanlığı makamı ve Başbakanlık, Meclis ve bizler olmak üzere ciddi şikâyetler var ve bu şikâyetlerin çıkış noktasında temel değer olarak aile kurumunu koruma güdüsü var. Büyük Türk milletinin şerefli mensupları toplumun en küçük yapı taşı olan ailesini korumak adına bir arayış içerisinde. E, pekâlâ, ailenin tahribatıyla alakalı, bu programlarla ilgili, bu program kuşaklarıyla ilgili herkes bu kadar rahatsız da yetkililer neden bu duruma el koyamıyorlar, bu da ciddi bir soru işareti.

Öncelikle vurgulamak istediğim, Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülleri programında konuşan Sayın Cumhurbaşkanı “Ülkemizin geçtiğimiz on dört yılda yaşadığı büyük dönüşümün en zayıf halkalarını ne yazık ki eğitim ve kültür oluşturuyor.” sözleriyle bu durumu da itiraf etmiştir. Eğitimin tek boyutlu olmadığını, aile, okul, toplum ve bunun artık medya ve elektronik kültür ortamıyla eğitimin artık önemli bir unsurunun sanal kültür üzerinden devam ettiğini, elektronik kültür ortamı üzerinden devam ettiğini hepimiz görüyoruz, şahit oluyoruz. O hâlde buralara daha yapıcı, daha değerleri aktarıcı, daha alternatif üretici, geleneksel değerlerimizi güncelleyerek popülerleştirici yapımlarla üretemez miyiz, buna kafa yoramaz mıyız? Biz “kadın kuşağı programı” adı altındaki evlilik programlarında yaşanan yozlaştırmayı ve yabancılaşmayı ifade etmekten imtina ediyoruz fakat RTÜK Başkanı, kendisi de eski bir milletvekili olan İlhan Yerlikaya bir konuşmasında diyor ki: “Özellikle evlilik programları çığrından çıktı, buralarda çok kötü şeyler oluyor, ağzımıza alamayacağımız şeyler söyleniyor. Evlilik programlarındaki o sözlerin bazılarını buradan ben söylesem ve bunları televizyon da yayınlasa RTÜK olarak o kanala kapatma cezası vermemiz gerekir.” Sayın RTÜK Başkanı, neden bunlara kapatma cezası veyahut da başka türlü müeyyideler uygulayamıyorsun? Ya da kanunlar yetersizse Meclise kanun teklifi olarak neden göndermiyorsun? Bu konuya derhâl, RTÜK başta olmak üzere RTÜK’ten sorumlu siyasi iradenin ve Hükûmetin de yakın takiple, Sayın Cumhurbaşkanını da referans alarak el koymasını ve takip etmesini istirham ediyoruz. Bu yüce mabet altında, aile kurumunun korunması adına, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçe görüşmelerinde bu problemler çok farklı boyutuyla tüm siyasi parti temsilcileri tarafından dillendirildi. Ötesine gidildi, aile kurumunun güçlendirilmesiyle ilgili açılan komisyonun çalışmasında durumu değerlendirmek üzere davet edilen yine RTÜK İzleme ve Değerlendirme Daire Başkanı Mehmet Çakırtaş da “Bizim araştırmalarımızda ortaya çıkan sonuç: Günlük gelen şikâyetlerin tamamına yakınının bu evlilik programlarına, izdivaç programlarına yönelik olduğu görülmüştür.” ifadesini kullandı. Pekâlâ yani şikâyet edilen merci de durumdan şikâyet ediyorsa ortada bir sorun var.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tek başına istemiyoruz ve istemezükçü değiliz, böyle bir kuşağa televizyon yayıncılarının ihtiyacı varsa, toplumun ihtiyacı varsa bu yayın kuşağının daha anlamlı programlarla doldurulması ve bugünlerde kuşatma altında olan Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk milletinin değerleriyle var olabilmesi siyasal söyleme dönüşüyorsa, millî kültüre ait değerlerin güncellenmesi geleneksel bilgi sistemimiz üzerinden oluşturulabilecek ne tür yapımlar ortaya çıkabilir? Televizyon programcılarını bu noktada yönlendirmek, RTÜK koordinasyonuyla üniversitenin koridorlarındaki Türk halk bilimi çalışması yapan bilim insanlarıyla, medya-kültür ilişkisi çalışması yapan bilim insanlarıyla televizyon yapımcılarının bir araya gelerek bu konuyu -Meclisin de tavsiyesiyle- daha sağlıklı kuşaklar hâlinde yetişebilmemiz için sağlıklı kadın kuşağı programlarının yapılmasını istiyoruz. Mesela, bunlardan bir tanesi ne olabilir? En çok şehit cenazesine katılan milletvekillerinden birisi olduğum, daha doğrusu kendi ilim en çok şehit verdiği için bunu hoş görmenizi istiyorum: “Sızlasa da gönüller gidenlerin yasından

Koşar adım gitmeli onların arkasından.

Kahramanlık içerek acı ölüm tasından

Atılıp bir daha dönmemektir.” diye şiirler okuyor, kahramanlık coşkuları veriyoruz şehadet şerbeti içenlerin arkasından. Ama, şehit aileleri ne durumda, şehitlerin gerçekliği gerçeklik değil mi? Kadın kuşağındaki evlilik, toplumsal bir gerçeklikle toplumun talep ettiği bir problem de şehit ailelerinin dramı bir dram değil mi? Bu farkındalığı artırmak, şehadete ve şehitliğe karşı sorumluluğunu ve kendisinin huzuru ve güvenliği için şehit olmuş Mehmetçik’inin, askerinin, polisinin, korucusunun ve dahi vatandaşının, ailesinin derdiyle dertlenmeyi kendisine bir şiar edinmesi gereken başka sosyal tabakaların da bu gerçeklik üzerinden de televizyon programları yapılabileceğini ifade ediyoruz veyahut da UNESCO diye bir kurum var Türkiye temsilciği özelinde; onların yapmış oldukları geleneksel bilgi değerler sisteminin somut olmayan kültürel mirasın evrensel standartlarda korunmasıyla ilgili önerileri var. Bu geleneksel bilgi ve değerler sistemindeki önerileri, sadece biz UNESCO listesine aldırarak uluslararası akreditasyon yaparak mı koruyacağız yoksa bugün yaramız olan bu sosyal yaralara kültürel şizofrenik hâl yaşadığımız şu günlerde kendi yara bandımız olarak bir programı üretme, ne tür yeni unsurlar ortaya koyabiliriz; bu noktada kafa yorma konusunda neler yapıyoruz?

Yine, bu konuda iktidar partisinin akademik ve entelektüel vekilleri başta olmak üzere ciddi anlamda Cumhuriyet Halk Partisinde de bu konulara el atmış ve çalışmış bilim insanlarının, kültür insanlarının olduğunu biliyorum. Meclisin duyarlılığının yürekten bu noktaya destek olarak verilmesini ve bu konunun üzerine gidilmesini bekliyoruz. Milletvekili ve akademisyen olan bir hocamız “İyi kültür, kötü kültür yoktur işlenmemiş kültür vardır.” diyor.

Şimdi, biz geleneksel bilgi sistemimizdeki, kendi kültürel mirasımızdaki değerlerimizi popülerleştirebilecek unsurlara dair bir projeksiyon ortaya koyduk da bizim çocuklarımız bir şeyler üretemedi mi? Yani, bu kuşakları çok daha sağlıklı bilgi sistemiyle ve değer yargılarımızla doldurabileceğimize inanıyorum. Bu konuya, RTÜK Başkanı, RTÜK başkan yardımcısı, Sayın RTÜK yönetim Kurulu üyeleri başta olmak üzere, RTÜK’ün bağlı olduğu ilgili Bakanlığı bu duruma derhâl el koymaya davet ediyorum. Sayın RTÜK Başkanı diyor ki: “Evlilik programlarındaki o sözlerin bazılarını burada ben söylesem ve bunlar televizyonda yayınlansa RTÜK olarak o kanala kapatma cezası vermemiz gerekir.” Sayın RTÜK Başkanı, o hâlde siz niye buna müdahale edemiyorsunuz, neden bu konuda dertlenemiyorsunuz? Dertleniyorsanız neden Meclisi ve Hükûmeti bu konuda müdahil olmaya davet edemiyorsunuz?

Biz yerlilik ve millîlik noktasında, milleti ve devleti ebed müddet noktasında yapılan her hayırlı işin yanındayız. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da sonuna kadar bu desteğimizi büyük Türk milletinin geleceği için vereceğiz. Bugün televizyonlara baktığımızda siyaset uzmanları, terör uzmanları, diplomasi uzmanları, Anayasa uzmanları boy gösteriyor ama bir kültür stratejisiyle ilgili eğitim stratejisiyle ilgili, politik olmayan, insana dokunan ve proje üreten kaç kişi görebiliyoruz ya da gösterebiliyoruz? Bu konuda yerlilik, millîlik ve evrensellik hususunda değer üretme potansiyelinin harekete geçirilmesini Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere -bu konuda şikâyet etmekten vazgeçip- eyleme ve uygulamaya dair Meclisin duruma el koymasını, müdahil olmasını bekliyor, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konunun sonuna kadar takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.

Bu konuda hayırlı işlerin de yapılabileceğinin örneğini devlet kurumlarında görmek mümkün. Az önce basında dikkatimi çeken bir husus, YÖK’ün aldığı bir kararla, şehit ailesi çocuklarına ailelerinin yanında okuyabilecek özel öğrenci statüsü hakları verildi. Aile, başka bir yerde; baba şehit olmuş, çocuk başka bir yerde, anne-baba farklı yerlerde, bir dram içerisindeydi. Bu konuda alınan inisiyatiften dolayı YÖK Başkanı ve çalışma arkadaşlarını tebrik ediyorum bir milletvekilleri olarak.

Ayrıca, hayırlı işlerin yapılmasının bu ülkenin potansiyelinde, bu ülkenin yöneticilerinde, bu ülkenin siyasi ahlakında, erdeminde, sivil toplumunda ve cevheri asliyesinde olduğuna inanıyor, hayırda buluşmak ve güzel olan işleri, memleket, millet için olan işleri taçlandırmak için Milliyetçi Hareket Partisi bu öneriyi gündeme getirmiştir, desteklerinizi beklemektedir.

Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizi takip eden ve ciddi anlamda destek veren değerli sosyal medya gruplarını ve bu meselenin güncellenmesi hususunda yoğun bir şekilde gündem oluşturan Bozkurt Caps adlı grubu tebrik ediyor ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla efendim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi aleyhinde Radiye Sezer Katırcıoğlu, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği “Evlilik programlarının toplumun çekirdeği olan aile kurumuna olumsuz etkilerinin araştırılarak alınacak önlemlerin tespiti” konulu Meclis araştırması önergesi üzerinde görüşümü belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kendine ve ülkeye faydalı nesillerin yetiştirilmesinin yegâne dayanak noktasının aile olduğu şüphesiz herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu nedenle aile kurumunun kurulması ve devamlılığının sağlanması hususu büyük önem arz etmektedir. Ailenin huzur ve refahının sağlanması devletin başlıca görevleri arasında olduğundan biz konuyu oldukça önemsiyoruz. Son günlerde televizyon kanallarında “evlilik programları” adı altında yayınlanan programlar tartışmaların odak noktasında bulunmaktadır. Çıkış noktası aile kurulmasının sağlanması gibi olumlu bir temelden başlasa da bugüne gelinen nokta ne yazık ki toplumu ve bizi derinden rahatsız eden bir hâl almıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının cuma hutbelerinde de belirttiği üzere nikâh, eşlerin yüce Allah’ın adını şahit tutarak bir ömrü paylaşmak üzere birbirlerine verdikleri sözdür. Nikâh, hem bir ahit hem bir akit hem bir misaktır. Ahit ve muahede yani sözleşme olması itibarıyla nikâh bize hem hukuki hem ahlaki bir sorumluluk yükler. Ancak üzülerek görmekteyiz ki bu programlar kadın erkek ilişkilerini ve aile kurumunu itibarsızlaştırmaktadır. Evlilik birliğini maddiyata indirmek, kişilerin fiziksel özellikleri ve kusurlarıyla alay etmek, daha fazla reyting alma uğruna profesyonel kişiler tarafından kurgulanmış senaryoları halka gerçekmiş gibi izletmek, bu programların olağan akışı hâline gelmiştir. Bu durum, öncelikle bir kadın, bir anne ve bir siyasetçi olarak beni çok fazlasıyla derinden üzmekte, yaralamakta ve büyük bir sorumluluk bilinci de üstüme yüklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de bir vatandaşın günlük ortalama televizyon izleme süresi 4,3 saat, internet kullanımı ise 1 saatten fazladır. Bu süreler aslında insanın medyayla ne kadar yakın bir ilişki içinde olduğunu bize göstermekte, aileleriyle ve arkadaşlarıyla geçirdiği zamandan çok daha fazlasını bu alanlarda medyayla geçirebildiğini ortaya koymaktadır. Böylelikle, günümüzde bireylerin medyayla kurduğu ilişkilenme biçimi kişisel ilişkilerin bile önünde yer alabilmektedir. Bu sebeple çok etkin bir işlevi olan medyanın daha etik kullanılması gerekliliği bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da aynı hassasiyetle ve bu düşüncelerle 24’üncü Dönemde konunun önemine binaen Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde Medyanın Rolü adlı bir alt komisyon kurmuş ve bir rapor hazırlamıştır. Bu rapor, 2012 yılının Haziran ayında yayınlanmıştır. Etik medya nasıl olmalıdır konusunda medyada da kadınlara yönelik ayrımcılıkla mücadele nasıl olur gibi birçok konu ele alınmış, medyanın kadına bir meta olarak bakışının getirdiği olumsuzluklara kadar birçok konu ele alınmış, derinlemesine incelenmiştir. Bu raporumuzun sonuç ve öneriler kısmında ise medyada öz denetim sağlanması, ayrımcılıkla mücadele, farkındalık çalışmaları, yeni hukuki düzenleme gerekliliğine ilişkin birçok öneride bulunulmuştur ve yapılması gereken çalışmalar hakkında da bir yol haritası çizilmiştir.

Tüm bunlarla birlikte, 26’ncı Dönem Birinci Yasama Yılında kurulan Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar İle Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu raporu hazırlanırken de başta ilgili bakanlıklar olmak üzere sivil toplum örgütleri, medya kuruluş temsilcileri, medya izleme kurumları ve üniversitelerin konuya ilişkin sunumları dinlenmiş ve bu kurumların bu tür programlara yönelik görüşlerine Meclis araştırma komisyonu raporunun sonuç bölümünde yer verilmiştir.

Konu bu kadar hassasiyetle hem bağlı olduğum, Başkanlığını yürüttüğüm Komisyon hem araştırma komisyonu tarafından detaylıca ele alınmıştır ve sivil toplum örgütleri ve vatandaşlarımızın işbirliğiyle birlikte kamuoyu araştırmalarını destekleyecek farkındalık çalışmalarıyla birlikte mevcut olan denetim mekanizmalarının da harekete geçirilmesinin çok önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Nitekim, yürütülen bu çalışmalarla birlikte, duyarlı halkımız olaylara seyirci kalmamış, Radyo Televizyon Üst Kurulunun web sayfasında 444 1 178 numaralı çağrı hattı ile elektronik posta adresine Ocak-Aralık 2016 dönemine ait olmak üzere, evlilik programlarına ilişkin toplam 75.190 şikâyet bildiriminde bulunulmuş, bunun üzerine de Üst Kurul, 4/1/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda izdivaç programlarını yayınlayan medya hizmet sağlayıcılarına 14 milyon 43 bin 393 TL’lik para cezası müeyyidesi uygulamıştır. Var olan, RTÜK’ün Alo 178 hattı ücretsizdir; bunun üzerinden kamuoyunun bu alanı çok daha aktif olarak kullanabilmesi noktasında da gerekli çalışmaların buradan yapılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Bu kürsüden, öncelikle medya kuruluşlarına seslenmek istiyorum: Temennimiz odur ki cezaların ardından program yapımcıları ve medya kuruluşları kendilerine gelir; kutsal aile birliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak üzere programlarını yeniden gözden geçirerek, topluma faydalı olabilecek şekilde kullanmalarını, bu hâle getirmelerini umuyorum. Unutulmamalıdır ki hem halkımız hem de biz genel ahlaka, manevi değerlere ve ailenin korunması ilkesine aykırı her türlü yayının karşısında olmaya devam ettik, devam ediyoruz ve devam edeceğiz. Bu anlamda sivil toplum kuruluşlarımıza, bu tür programlara yönelik kamuoyu oluşturmak ve medya kuruluşlarını daha sorumlu davranmaya yönelik toplumsal baskı oluşturmak gerekliliği doğmaktadır.

Huzurlu geleceğimizin teminatı ailelerimizi ahlak erozyonundan korumayı görev edinmeyi öncelikle bir anne olarak -tekrar ediyorum- bir kadın olarak ve bir siyasetçi olarak sürdüreceğimi ve bunun takipçisi olacağımı ifade etmek istiyorum. Bu anlamda da MHP’nin verdiği bu grup önerisinin çok yerinde olduğunu ifade etmek istiyorum; aynı duygularla, aynı düşüncelerle ve aynı hassasiyetle bu soruna baktığımızı ifade etmek istiyorum.

Ancak, sadece siyaset kurumundan böyle bir sonuç beklemenin, davranış beklemenin yeterli olmadığını ifade etmek istiyorum. Hepimiz siyasetçiyiz, toplumsal meseleleri, toplumsal yaraları, sosyal yaraları sadece kanunlarla, kanun çalışmalarıyla, Anayasa düzenlemeleriyle hayata geçiremediğimizi, düzeltemediğimizi biliyoruz. Bu kanunları uygulayan insanlar bizleriz, toplumumuz. Burada bir farkındalık oluşturmak, içselleştirmek, bir zihin dönüşümü gerektiğini de ifade ederek konuya biraz daha toplumsal bilinçle, bütüncül bir bakış açısıyla, var olan sivil toplum örgütlerine burada yine sizlerin huzurunuzda seslenerek, kamuoyu bilincini oluşturmak, var olan kurumları daha aktif hâle getirerek bu konuda sadece kurumlardan bir sonuç beklemek yerine, bizler de toplumsal olarak bu süreçlere aktif olarak girmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Tüm bu bahsettiğim KEFEK’in çalışması, alt komisyonu ve raporları, araştırma komisyonunun sonuçları ve gerekli görülen yasal düzenlemeler, kamu bilinci, sivil toplum örgütleri burada ilk fırsatta Mecliste, Genel Kurulda -Komisyonum başta olmak üzere- ele alınacağını ifade etmek istiyorum. Bu önerge, gerçekten bizim çalışmalarımızın tam üstüne geldi. Dün RTÜK Başkanıyla bu konuyla ilgili konuştum, aynı bu programlar üzerinden. Neler yapılabileceğini, kendi kurumunun yaptığını… İşte bu verileri de o sırada kendisinden aldım. Bir eylem, bir çalışma içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Aynı zamanda, Dilekçe Komisyonumuza bu konuyla ilgili birçok dilekçe…

ERHAN USTA (Samsun) – Meclis olarak hep beraber çalışalım.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Elbette, Meclis olarak bu süreçte ilerleyen günlerde bu konuyu aktif olarak ele alalım ki…

Bir şeyi ifade etmek istiyorum: Dilekçe Komisyonuna bu konuyla ilgili birçok dilekçe geliyor ve Dilekçe Komisyonu bu konuyla ilgili bir alt komisyon çalışması hazırlığı içinde. Epeyce bir ilerlenmiş. Bu konuyu da kendi bünyesinde bu alt komisyonla ele alacaktır.

Var olan raporlar ve araştırma komisyonlarının çıktıları ve bu yapılacak alt komisyonlar neticesinde çıktıları masaya yatırarak bir eylem planı hazırlayalım ve bunların üzerinden ilerleyen günlerde Meclisimize, Genel Kurulumuza bu gerekli görülen düzenlemeler, neyse hukuki düzenlemeler, onlar çerçevesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Katırcıoğlu.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Hemen gündeme alıp ilk iş olarak hayata geçirelim diyorum. Aynı hassasiyetimizi paylaştığımızı ifade etmek istiyorum.

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Katırcıoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde Mustafa Ali Balbay, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisi gerçekten çok hayırlı bir öneri getirdi. Bu konu, tartışılması ve bütün partilerce, bence, görüş birliği hâlinde araştırılması gereken bir durum. Biraz önce konuşan iktidar partisi milletvekilinin de bu konuya sıcak bakması, en azından medyanın bu işlevinin değerlendirilebileceği düşüncesini, kanaatini bizde oluşturdu.

Sayın milletvekilleri, aile kurumu Türkiye'de çok önemlidir, öteki ülkelerden daha önemlidir. Örneğin, yine dünyanın gelişmiş ülkelerindeki sigorta şirketlerinden, değme sigorta organizasyonlarından daha güçlüsü Türkiye'de ailede vardır; aile üyelerinden biri sıkışınca, hemen bir başkası ona yardım eder. Çok kutsaldır, çok güçlüdür aile bağlarımız bizim. Ama, bu medya, bu aile bağlarını ticarete dönüştürdü, sahtekârlığa dönüştürdü, vatandaşı aldatmaya dönüştürdü ve çok çirkin bir hâle getirdi sayın milletvekilleri, çok çirkin bir hâle getirdi.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Bravo Hocam.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Geçtiğimiz günlerde meslekte 40’ıncı yılını dolduran Emin Çölaşan’a, bu yarışma programlarına katılan bir kişi mektup göndermiş. O mektuptan bir paragraf okuyorum, özellikle iktidar partisinin, Sayın Katırcıoğlu’nun da dinlemesini diliyorum. Aynen şöyle diyor: “2 evlilik programına katıldım. Önce yönetmenler tarafından sorguya çekiliyorsunuz, ağzınız iyi laf yapıyorsa kabul ediliyorsunuz. Size vaat edilen şey ‘Yakında şöhret olacaksınız, herkes seni tanıyacak.’ diyorlar. ‘Tek şart; bizim dediklerimizi aynen yapacaksın, istediğimiz kimselere âşık olacaksın, âşık olmuş gibi görüneceksin ve sana verdiğimiz senaryodaki rolünü aynen oynayacaksın.’”

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de en çok izlenen televizyon programları böylesine sahte bir planlamayla hazırlanıyor ve şu anda RTÜK de ne yazık ki bu konuda bir işlem yapmıyor; altını çiziyorum, yandaş medya, havuz medyası “Yapma.” dediği için yapmıyor. Geçtiğimiz günlerde bu konuda bir toplantı düzenlendi ve bu konu gündeme geldi ama gereği yapılmadı.

Bizim geleneksel evlenme yöntemlerimiz, görücü usulü, anlaşarak evlilik; şimdi naklen yayınla evlilik, ticari evlilik, parayla evlilik, rol icabı evlilik gibi…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Telekonferansla, elektrikle evlilik…

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - …devamını söylemek istemediğim bir tabloyla karşı karşıyayız.

Arkadaşlar, tabii, konu medya olunca ben düşüncelerimi üç ana grupta sizlerle paylaşmak istedim. Birincisi, bu programların gerçekten toplumumuzun geleneklerine ve aile kurumunun saygınlığına uygun olması gerekir. RTÜK, bu konuda görevini yapmamaktadır, hatta teşvik etmektedir. Sayın konuşmacı verilen cezaları söyledi. O cezalar, o kanalların bir günlük kazancının onda 1’dir. O yüzden de “Bu cezalara selam, yayına devam.” demektedirler.

Sayın milletvekilleri, medya üzerinden bir başka konu şu: Medyada, son dönemde en çok adı geçenlerin başında terör örgütleri gelmektedir. Olacak şey değil. Bir yandan Cumhurbaşkanı, bir yandan Başbakan, muhalefet partilerini terör örgütlerinin adını ana ana aktarmaktadır. Sizler iktidara geldiğinizde “Terör nasıl çözülür?” diye yurt dışına heyetler gönderdiniz. İngiltere de çok büyük olasılıkla size “Biz, terör örgütünün adının televizyonlarda geçmemesi için kesin kurallar koyduk.” demiştir. Çünkü terör örgütlerinin reklamı yapılmaz ama medya aracılığıyla bunu yapmaktasınız.

Sayın milletvekilleri, yine, medya üzerinden bunun kadar önemli bir başka konuyu gündeme getireceğim. Yüksek Seçim Kurulu, seçim takvimi başladığında televizyonları izlemeye alır ve yanlı yayın yapılmışsa ceza verir. Bu ceza kaldırıldı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Özgürleşiyor.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Evet, ona geleceğim.

Yüksek Seçim Kurulu artık bu cezayı vermeyecek, istediğin gibi yayın yapabilirsin. Ne zamana kadar? 16 Nisana kadar. Sayın Turan’ın dikkatle dinlemesini istiyorum. Burada çok çirkin, hakikaten daha öte yorum yapmak istemediğim, bir ikiyüzlülük var. 17 Nisan günü bir televizyon kanalı yanlı yayın yaparsa ceza alabilir, 15 Nisanda yaparsa almaz. Ne olur, elinizi vicdanınıza koyun ya! Ne olur, Türkiye'deki demokrasi açısından, toplumsal uzlaşma açısından ne olur şunu bir düşünün, bir muhakeme edin. Referanduma giderken her şey serbest, hiçbir kısıtlama yok; kimi desteklerseniz sonuna kadar, sabahtan akşama kadar aynı yayını yapabilirsiniz; hiçbir suç yok, hiçbir suçlama yok. Ama, referandum bittikten sonra, iki gün sonra RTÜK size ceza verebilir. Neden? Çünkü RTÜK baktığında “Yanlı yayın yapmışsın.” der. Ama, şimdi bu kaldırıldı. Seçim dönemi RTÜK’ten yekti alınıyor, YSK’ya veriliyor. YSK da kararnameyle bu yetkisini kaybediyor. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı da dün açıklama yapıyor -sözcükleri seçmek istiyorum ama- utanmadan açıklama yapıyor, diyor ki: “Biz kurallarımızı koyduk, bu kurallar çerçevesinde yayın yapın.” Yapmazlarsa diyecek ki: Vallahi, bizim bu konuda bir yetkimiz yok.”

Bu konuda ben iktidar partisini bir cevap vermeye, bu ikiyüzlülüğü, bu özgürleşiyor gibi gösterilen kısıtlamayı açıklamaya, açıklık getirmeye davet ediyorum. Nasıl olur böyle bir şey? Siz medyayı, böylesine iktidarın… Hem terör örgütlerinin adını anacaksınız, hem evlilik programlarıyla toplumun kültürünü dejenere edeceksiniz hem de tek yanlı yayın yapılmasının önünü açacaksınız sayın milletvekilleri.

Şimdi burada, bir Anayasa değişikliğine gidiyoruz. Toplumsal uzlaşmayla yapılması gereken bir değişikliğe şu anda bir dayatmayla, daha doğrusu bu anlattığım yöntemlerle gidiyoruz, medyayı istediğiniz gibi kullanarak. Kitle imha silahları vardır; nükleer, biyolojik, kimyasal siyahlar. Bu silahların toplamı kadar toplumu değiştirmekte, toplumun ruhunu yok etmekte etkili bir şekilde medyayı kullanmaktasınız ve medyayı kitle imha silahı hâline getirmiş durumdasınız.

Dünyada Anayasa değişiklikleri sırasında verilebilecek çok örnek vardır. Size Güney Afrika Cumhuriyeti’nden bir örnek vermek istiyorum. Toplumsal uzlaşmanın nasıl sağlandığı, Anayasa’nın nasıl toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak yapıldığını gösteren bir örnektir bu.

Güney Afrika Cumhuriyeti lideri Mandela yirmi yedi yıl hapis yattıktan sonra serbest kalıyor. Afrika Ulusal Kongresi’nin -ANC’nin- başında ve seçimi kazanması kesin. Diyorlar ki: “Yeni bir anayasa yapalım.” Mandela “Evet.” diyor. Mandela “Bu anayasa değişikliğini yapalım, değişiklikten sonra ilk kurulacak hükûmeti yüzde 10 oy oranını geçen partiler ortak kuracak.” diyor. Mandela’nın taraftarları “Yapma, iktidar bizim, ne gerek var?” diyorlar. Mandela “Hayır, biz yeni bir anayasa getiriyoruz, toplumsal uzlaşma şart, bu geçiş dönemini birlikte yapmalıyız.” diyor. Mandela yüzde 63 oy alıyor -sizin rüyanızda gördüğünüz oyu, “ulaşsak” dediğiniz oyu- 2’nci parti yüzde 24 oy alıyor, 3’üncü parti yüzde 11 oy alıyor, Mandela’yı yirmi yedi yıl hapiste tutan parti, o da iktidarın ortağı oluyor arkadaşlar. Bugün, Güney Afrika Cumhuriyeti o anayasayla birlikte bütün sorunlarını çözdü. Oradaki ayrımcılık şu anda Türkiye’de olduğundan çok daha ağırdı, o “apartayt” dedikleri ayrımcılık. Yani şu kadarını örnek vereyim: Bir köpek öldürmenin cezasının verildiği ama bir siyah öldürmenin cezasız olduğu bir vahşi koşuldu. Oradan çıktı Güney Afrika Cumhuriyeti ama anayasasını yaparken böyle bir toplumsal uzlaşmayı başardığı için de bugün refahın ülkesi, adını da gökkuşağı ülkesi olarak bayrağına ekledi ve bugün böyle bir tablo içinde dünya sahnesindeki yerini aldı. Şimdi, hem ülkesinde hem de bütün BRICS ülkeleri dedikleri Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yanı sıra Hindistan’ı yani o coğrafyayı, okyanus coğrafyasını içine alan büyük bir beraberlik kurdu.

Bu getirdiğiniz anayasa, medyayı ne hâle getirdinizse toplumu da o hâle getirecek. Terörün, her türlü terör örgütünün adının geçtiği, evlilik programlarında toplumun bütün yönleriyle dejenere edildiği, insanların kiralanarak evliliğe getirildiği ve öte yandan da halkın haber alma hakkının tamamen yok edildiği, tek taraflı bir yayının önünün açıldığı bir ortamda gidiyoruz. Bunun sonu büyük bir maceradır arkadaşlar, bunun sonu bilinemez bir bataklıktır. Gelin, bu yoldan dönün diyorum.

Bu yaptığınız, medyanın şu anda içinde bulunduğu durum, her şey bir yana, vatandaşın haber alma hakkına tecavüzdür diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde son konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Giresun Milletvekilimiz Sayın Cemal Öztürk’ün yeğeninin de içinde olduğu El-Bab şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Konuya girmeden önce, Sayın Balbay’ın işaret ettiği konularla ilgili de bir medyacı olarak birkaç cümle ifade etmek isterim, o da şu: Her seçim döneminde, Türkiye'de bugüne kadar tüm seçimlerde olduğu gibi bu dönemde de Yüksek Seçim Kurulu, RTÜK’ün, tüm medyanın denetimi ve o süreçle ilgili sorumluluk alır. Dün nasılsa bugün de aynı süreç devam edecektir, bu bir.

İkincisi: Televizyonlar, yazılı ve görsel medya medya etiği açısından da bakıldığında, istediğini röportaja alma -sonuçta özel kuruluşlar- istediği saatte bunu dillendirme… Ki dün akşam ben televizyonda farklı birkaç kanalı dolaşırken şahit oldum, benzer bir cümle orada da ifade edildi. CHP’li bir üst düzey yöneticinin katıldığı bir program vardı, orada da ifade edildi. Yani, tüm kanallar… Siz nasıl o kanala çıkıp röportaj veriyor, bilgi, haber veriyorsunuz kaynak itibarıyla, diğeri de diğerini kullanıyor. Nasıl ki yazılı medyada bununla ilgili ya da tespitle ilgili bir sınır yoksa… Doğrusu da budur, özel olmalı, tarafsız olmalı, bağımsız olmalı; bu konudaki kanaatimin özgürlüklerden, demokrasiden yana olduğunu ifade etmek isterim.

Diğer konuya gelince, Milliyetçi Hareket Partisinin evlilik programlarıyla ilgili olan önergesini sonuna kadar okudum ve çok değerli buluyorum, çok önemli buluyorum, çok ciddi bir hassasiyet. Neden? Çünkü bireyin mutluluğu, bir bireyin kendi hakları ve ulaştığı nokta, onun mutluluğu o ailenin de mutluluğu demek ve o ailelerin mutluluğu da toplumsal refahı getirir, toplumsal düzeni getirir. Bizim inançlarımızda, değerlerimizde aile, her şeyin en başındadır, toplumun çekirdeğidir. Dolayısıyla, aileyi etkileyecek, aileyle ilgili dezenformasyona neden olacak her türlü eylem gerek… Medya burada çok önemli, az önce Sayın Katırcıoğlu işaret etti, Türkiye toplumuna baktığınız zaman, günde dört saat televizyon izlenmesi, Avrupa ve dünya standartlarının çok çok üstünde. Dolayısıyla, bu kadar, bu denli bir izleme oranının olduğu noktada elbette onun aileye ve bireylere olan etkisi, onların huzursuzluğuna olan tepkisi çok değerli diye düşünüyorum.

Sayın Balbay’a da katılıyorum, dedi ki: “Ceza oranları.” Evet, dün tevafuk oldu, Meclisimizdeki bir programa davetli olan RTÜK Başkanıyla karşılaştık, diğer herkes gibi hemen ilk cümlelerimiz “Ya, bu evlilik programlarıyla ilgili o kadar çirkin boyuta gelen diyaloglar var ki ne bize ne toplumumuza ne değerlere hele hele gençliğe, yeni nesle…” “Bu kadar önemli cezalar kesiyoruz, mevcut mevzuat içerisinde gereğini yapıyoruz ancak cezayı ödüyor, yoluna devam ediyor.” gibi bir yapı ve bu bakış tarzının yanında ayrıca yapılması gerekenler var.

Peki, bunlar ne? Meclis, bu anlamda ne yapıyor? Bu konuda iki değerli çalışma ve komisyon çalışması var idi. Bunlardan her ikisinde de üye olarak görev yaptığım için buna işaret etmek isterim, bir de yeni bir çalışma örneği var. Bu da tüm siyasi partilerin aile söz konusu olduğunda, değerlerimiz, inançlarımız ve bizim kültürümüz söz konusu olduğundaki hassasiyetin en değerli olduğu bakış açısıdır. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi 24’üncü Dönemde görev yaptığım süre içerisinde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuzun “Kadın, toplumsal cinsiyete bakış, medyada rolü” başlığında yani medyada çıkan haberlerin hem bu bakış açısıyla, toplumsal cinsiyet bakış açısıyla hem de kadınlarımızı, aileyi etkileyen öyle güzel bir rapor çalışmasıyla neticelendi. Sayın Zeynep Karahan Uslu’nun başkanı olduğu bir çalışmaydı.

Yine 26’ncı Dönemde, bu dönemde üyesi bulunduğumuz -Ayşe Keşir Hanımefendi’nin, Düzce Vekilimizin başkanlığında gerçekleşen- ailenin bütünlüğü ve ailenin korunmasıyla ilgili boşanma olaylarını içeren o araştırma komisyonu -diğeri bir komisyonun alt birimiydi- raporunu inceler ve çalışıyorken de biz, televizyonların, evlilik programlarının, özellikle medyanın, yazılı, görsel tüm bu anlamdaki başlıkları, İstanbul özelinde hatta, İstanbul’da yaptığımız bir toplantıda tüm detaylarıyla masaya yatırmış olduk. Bu raporda, yine medyanın rolü anlatılırken bu evlilik programlarıyla ilgili bir parantez vardı, ayrı bir bakış açısı vardı ve bu da rapora derç edildi ve bu sonuçta, her iki ifade ettiğim -Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde yapılan- bu çalışmanın, gerek Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu alt komisyon başlığı gerekse aileyle ilgili, özellikle boşanmaları da içeren bu araştırma komisyonu raporunun sonuçlarını çok iyi irdelemek, bunlardan çıkacak olan, devamında yapmamız gereken gerek mevzuat gerek yasal düzenleme gerekse mevcut uygulamada olan yönetmelik ve genelgelerle ilgili ne yapılacak, bu ikinci aşamasına gelmek gerekiyor. Bence buna özellikle hassas durmak gerekiyor.

Bunu ifade ettikten sonra, yaptık, bitti mi? Hayır. Şu anda tıpkı MHP’nin verdiği o önerge talebinde olduğu gibi dilekçeler bizim Meclisimizde Dilekçe Komisyonunda da -az önce Sayın Başkan ifade etti- inanılmaz bir yoğunluk içerisinde var. Demek ki toplum bu konuda çok hassas. Toplumumuz, bu değerlerimiz, inançlarımız ve kültürümüz konusundaki bu aleyhte ve asla kabul edilemez yapıyla ilgili gerekli duyarlılığı gösteriyor. Şimdi sıra o hâlde bunun denetim mekanizmalarını daha rantabl hâle getirecek, denetim mekanizmalarında kanunen elini kolunu bağlayan yapıyı düzeltecek bir çalışma yapmak.

Bu konuşmayla ilgili söz alacağımı ifade ettiğimde Dilekçe Komisyonu Başkanımız Sayın Belma Satır da dedi ki: “Evet, çok fazla bize de, Komisyona bilgiler geliyor ve bizim alt komisyon oluşturma konusunda kararlılığımız var, diğer siyasi partiler de bu konuda hassas.” Bu cümleyi alınca kendi grup başkan vekillerimiz de, Sayın Bülent Turan da az önce ifade etti çıkmadan önce sorduğumda. Evet, bu, çok değerli bir konu başlığı ve bu konuda yapılan raporlar, çalışmalar var. Yeni bir alt komisyon çalışması öngörülüyor ama şimdi mi? Referandumla ilgili, halk oylamasıyla ilgili bir süreç başladı. Halk oylamasıyla ilgili bu süreçte Meclisin bir çalışma takvimi var. Dolayısıyla 16 Nisana kadar da yapacağımız bir mevcut öngörülen çalışma takvimimiz var.

Ben bu duygu ve düşüncelerle “hayır” dediğimi ama bu konu başlığını, aileyi çok çok önemsediğimizi, tüm siyasi partilerin bu konudaki duyarlılığını da önemsediğimizi ve bu konuda vatandaşımızın tıpkı dilekçelerle koyduğu tepkiyi önümüzde yapacağımız çalışmalarda da inşallah ortaya koyacağız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ruhi Bey, görüyorsun “hayır” diyorlar.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Evet” diyoruz, “evet.”

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – “Hayır”da hayır vardır.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Biz hayırlı iş yaparız, hayırlı iş yaparız.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Az önce de ifade ettim, bundan sonraki süreçte de ben bu teklife “evet” diyerek…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sonuç, sonuç…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Esasta “evet”, usulde “hayır.”

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Teklife “evet” diyerek ama çalışma takvimi süreci dolayısıyla da önümüzde Dilekçe Komisyonunda yapılacak olan alt komisyon başlığını da önemsediğimizin altını dikkatle çizerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, iyi bir çalışma diliyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ne oldu, üzülerek mi kabul etmiyorsunuz?

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, bir söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesiyle ilgili AKP’nin tavrının son derece yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, böyle hayırlı bir konuda Adalet ve Kalkınma Partisinin niye “hayır” dediğini ben anlayamadım, bunu önce bir söyleyeyim.

Şimdi, kanun teklifi hazırlıkları var. Burada AKP adına konuşan 2 tane arkadaş, buradan doğacak siyasi sıkıntıları gidermek için konuşma yapıyor, ancak sorunun çözümüne yönelik olarak, Meclisin siyasal bir duruş koyması için gereken bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasına da karşı çıkıyor. Yani dolayısıyla, bizim amacımız, arkadaşlar, burada siyaset yapmak değil, burada bir meseleyi çözmek. Toplumun kanayan bir yarası… Bakınız, burada bir kanun teklifi hazırlayıp bunları yasaklasak bile sorunu çözmüş olmuyoruz. Toplum niye buraya bu kadar rağbet ediyor, nedenleri nelerdir? Bunları bir araştırmamız lazım. Toplum üzerinde yarattığı tahribatları araştırmamız lazım. Sadece bir yasak meselesi, sadece RTÜK meselesi değil, Aile Bakanlığının yapması gereken işler var, başka yerlerin yapması gereken işler var; bunların hepsinin konuşulması lazım. Bu, inanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu, şu anda konuştuğumuz ve önümüzdeki dönemdeki bütün gündemlerden daha önemli bir gündem. “Çalışma takvimimiz buna uygun değil.” filan şeklinde bir şeyle bence geçiştirmeyelim. AKP’nin tavrı son derece yanlış olmuştur. “Aile” diyoruz, “Ailenin korunması gerekir.” diyoruz, “Toplumda büyük bir yozlaşma, tahribat var.” diyoruz ve bunun üzerinden siyaset yapan ve bu kesimden oy alan siyasi parti de burada böyle bir önergeye destek vermiyor. Bu, anlaşılabilir bir şey değil. Konuşmaları, tamamen siyaseten, buradan kendilerine doğacak zararı gidermeye yönelik konuşmalar olarak gördüğümü söylüyorum.

24’üncü Dönemde bu konunun çalışılmış olması… On beş yıllık iktidar… Şu anda gelinen noktada RTÜK Başkanı diyor ki: Ağzımıza alamayacağımız şeyler konuşuluyor. Bakın, çarpık ilişkiler burada, canlı yayında konuşuluyor aileyle ilgili; böyle bir şeye nasıl “hayır” diyebilirsiniz? Ta, bana beş yıl önce, on yıl önce konunun bir şekilde gündeme gelmiş olmasını mazeret olarak burada ileri sürmenin de hiçbir anlamı yoktur.

Teşekkür ederim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Toplumun bütün değerleriyle oynuyorlar, çok doğru.

BAŞKAN – Sayın Gök…

20.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, iktidar partisinin, diğer partilerin getirdiği çok haklı talepleri her zaman reddeden bir eğilimi olduğuna ve MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesini desteklediklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tabii, iktidar partisi, kendisinden gelmedikçe diğer partilerin getirdiği çok haklı talepleri her zaman reddeden bir eğilim gösteriyor. Bunu niçin yapıyor anlamak mümkün değil. Yani önemli bir konu. Milliyetçi Hareket Partisinin buraya getirmesi bu önergeyi, iktidar partisinin kaçınması anlamına gelmez ki. Biz de farklı partiyiz ama metne baktık, araştırma komisyonunda istenilen gerekçelere baktık ve bu önergenin desteklenmesi gerektiği düşüncesiyle de oy verdik. Yani iktidar partisinin bu tutumunu ibretle izlediğimizi, zaten biz bu tutumunu bildiğimiz için de Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar partisiyle sürekli mücadele ettiğimizi ama iktidar partisinin bu anlayışının, her zaman dilimi içerisinde yolda bırakan bir anlayış çerçevesinde olduğunun da görülmesinin, herkes tarafından görülmesinin bir gerçeklik olduğunun da altını çiziyorum. Bizim, bu önergeyi desteklediğimizi tekrar ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Turan…

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, MHP grup önerisine konu olan Meclis araştırması önergesini önemsediklerine ve bu konuda her türlü çalışmaya hazır olduklarına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce görüştüğümüz grup önerisini önemsiyoruz. Bu grup önerisini gündeme getiren arkadaşımı kutluyorum, teşekkür ediyoruz. Toplumsal bir sorunla karşı karşıyayız. Üç kuruş reklam için, “rating” derdi için, toplumumuzun her kesimini rahatsız eden bu tarz yayınlardan herkes gibi biz de şikâyetçiyiz. Fakat takdir edersiniz ki Meclisin kendi yoğunluğuna, gündemine, referanduma vesaire baktığımızda fakat daha ötesi şunu ifade etmek isterim: Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda bununla ilgili çok önemli rapor hazırlandı. Onun dışında, şu önümde gördüğünüz dört yüz yetmiş beş sayfalık Aile Bütünlüğünü Koruma ve Araştırma Raporu hazırlandı ve bunun ana başlığı, medyadaki sorunlarla ilgili. Bu, daha 2016 Mayısında basıldı, biliyorsunuz, Meclisimizin tüm partilerinin katılımıyla hazırlandı rapor. Burada çok ciddi, somut öneriler var. Bu somut önerilerin hayata geçirilmesini istiyoruz. Kanunsa kanun, cezaysa ceza, komisyonsa komisyon fakat daha mayıs ayında hayata geçen bu kanunun sonuçlarının somut olarak hayata geçmemiş olmasından kaynaklı birtakım sıkıntılarımız var. İstiyoruz ki, tüm partiler bir araya gelelim, hızlıca bunları hayata geçirelim.

RTÜK Başkanı ve ekibi başta olmak üzere tüm basın kuruluşlarını bu konularda daha hassas davranmaya davet ediyoruz. Bizim bu konuda her türlü çalışmaya hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 15/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, OHAL ve uygulamaya konulan KHK’larla birlikte başlayan demokratik siyaset kurumlarının tümünü devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun gözaltı ve tutuklamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

15/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 15/2/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                                          İstanbul

                                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Şubat 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili, Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu tarafından "OHAL ve uygulamaya konulan KHK'larla birlikte başlayan demokratik siyaset kurumlarının tümünü devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun gözaltı ve tutuklamaların araştırılması amacıyla" Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 3880 sıra numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/2/2017 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ilk konuşmacı Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimize yönelik haksız hukuksuz gözaltı ve siyasi soykırım operasyonlarına dair verdiğimiz araştırma önergesi üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 7 Haziran 2015 tarihli seçimden sonra partimize yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonlarına her gün, aralıksız devam edilmiş ve İstanbul, İzmir, Van, Adana, Adıyaman, Kocaeli, Antep, Siirt, Bingöl, Iğdır, Manisa, Hatay, Malatya, Bursa, Ağrı’da -parti yöneticilerimiz ve eş genel başkanlarımız dâhil olmak üzere- şu an, konuşma yaptığım an itibarıyla 519 parti yöneticimiz ve parti taraftarımız gözaltında bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Temmuz 2015 tarihinden bu yana, yani 7 Haziran seçimlerinden sonra hız kesmeyen operasyonlar sonucu, partimize yönelik bu hukuksuz uygulamalar hemen her gün aralıksız devam etmiş, 2017 yılının Ocak ayından bu tarafa parti yöneticilerimiz, belediye eş başkanlarımız, parti il, ilçe eş başkanlarımız ve parti üyelerimiz dâhil olmak üzere 1.177 partilimiz gözaltına alınmış, 250’yi aşkın kişi tutuklanmıştır. Yine değerli milletvekilleri, 7 Haziran seçimlerinden bu tarafa, partimize yönelik bir buçuk yıl içerisindeki operasyonlarda 10.114 kişi gözaltına alınmış, 3 bini aşkın parti yöneticimiz ve üyemiz tutuklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı, özellikle tek adam rejimine yönelik politikalarını adım adım uygularken gerek Meclisteki Anayasa değişiklik sürecinde gerekse bugün çalışmalarına başlanmış olan referandum sürecinde partimizi sahadan çıkarmak, demokratik, siyasal zeminden uzaklaştırmak adına her türlü hukuksuzluğu, her türlü siyasi soykırım operasyonunu partimize yönelik olarak gerçekleştirmektedir.

Ne yaparsanız yapın tahttan iniş süreciniz başlamıştır, Türkiye halklarını artık kandıramayacaksınız. Sizin algı ve kandırma söylemlerinizle bu halk artık size kanmayacaktır. Eş genel başkanlarımız ve partimize yönelik çağ dışı, hukuksuz uygulamalarla hiçbir şeyi artık lehinize çeviremezsiniz, HDP’yi ve demokrasi güçlerini sindiremezsiniz.

Bakın, Halkların Demokratik Partisi, 6,5 milyon oy alarak bu Meclise 3’üncü büyük parti olarak girmiştir. Dolayısıyla Halkların Demokratik Partisinin eş genel başkanları ve milletvekillerini tutuklamakla Halkların Demokratik Partisini sindiremezsiniz. 6,5 milyon oy veren her bir HDP’li seçmen, bir Selahattin Demirtaş’tır, bir Figen Yüksekdağ’dır. Dolayısıyla, bizim eş genel başkanlarımızı, özellikle, bu referandum sürecinde ve tarihsel olan Anayasa değişiklik sürecinde fiziki olarak rehin tutmanız, halklarımızın gönlünde, halklarımızın vicdanında Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve tutuklu milletvekili arkadaşlarımızın ruhunu, varlığını devam ettirecektir.

AKP, iktidar partisi; bırakın 10 bin yönetici ve üyesini tutuklamak, sadece 81 vilayetteki il başkanlarını bugün görevden alırsanız AKP işlevsiz kalır, âdeta bir kadavraya dönüşür. Ama Halkların Demokratik Partisine reva görülen, hukuk dışı Orta Çağ hukukuyla, fermanlarla gözaltı ve tutuklama operasyonlarıdır.

Bakın, “hayır” oyları yüksek çıktıkça, kamuoyunda mevcut Anayasa değişikliğinin kabul edilmeyeceği görüldükçe iktidar partisi acımasızca, çılgınca bütün muhalif kesimlere yönelik bir operasyon, saldırı, ötekileştirme, hain ilan etme kampanyasına yöneldi. Üniversiteleri, eğitim kurumlarını, devlette, bürokraside çalışan tüm çalışanları hiçbir hukuki gerekçe göstermeden, hiçbir yasal dayanağı olmadan, artık, kanun hükmünde kararname de değil, sultan fermanlarıyla görevden alıyorsunuz. Ama ne yaparsanız yapın bu referandumda tarihsel dersinizi alacaksınız. Bu halkın 16 Nisanda yapacağı oylama bir siyasi parti oylaması değildir, halklarımızın geleceği, halklarımızın kaderidir. Dolayısıyla, halklarımızın kaderi ve geleceği üzerinden ne din sömürüsü ne milliyetçilik sömürüsüyle artık, bir adım bile ileri gidemeyeceksiniz. Gerçek yüzünüz, halkımız nezdinde deşifre olmuştur; halk, gerçek yüzünüzü görmüştür. Dinülâlemin olan İslam dini, sizin tekelinizde olan bir din değildir; milliyetçilik de sizin tekelinizde olan bir durum, bir duygu, bir inanış değildir. Dolayısıyla, halklarımızı bu iki kavram üzerinden artık kandıramazsınız, ötekileştiremezsiniz.

Değerli arkadaşlar, OHAL kararnameleriyle on binlerce insanı işsiz bıraktınız. Sizden olmayan herkesi, “hayır” diyen herkesi ya “hain” ya “bölücü” ya “terörist” ilan ediyorsunuz. Oysa, halkımızın önüne gelecek olan referandum, halkımızın geleceğinin belirlenmesidir ve halkımız, sizin çıkarlarınız, sizin saltanatınız adına kendi geleceğini karartmayacaktır, kendi geleceğini demokrasi, özgürlük, barış ve bir arada yaşama duygusuyla perçinleyerek gerçekleştirecektir. Halkımız, sizin on dört yıllık kandırılmışlık politikanızı, on dört yıllık pişmanlık siyasetinizi artık çok iyi biliyor. Dolayısıyla, bundan sonra “Padişahım, çok yaşa.” demeyecektir, halkımız “Demokrasi, özgürlük, barış; çok yaşa.” diyecektir.

Bakın, eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimize yönelik uygulamalarınız Anayasa Mahkemesinin, yasama görevinin engellenemeyeceğine ilişkin içtihadına rağmen hem Anayasa’yı hem Anayasa Mahkemesinin kararlarını hiçe sayıyorsunuz, ayaklar altına alıyorsunuz ve eş genel başkanlarımız ile milletvekillerimizi salt bu referandum sürecinde konuşmasınlar, sizin gerçek yüzünüzü teşhir etmesinler diye, sizin yanılmışlıklarınızı, kandırılmışlıklarınızı halka anlatmasınlar diye rehin tutuyorsunuz.

On dört yıllık AKP tarihi esas itibarıyla bir pişmanlıklar tarihidir, bir kandırılmışlıklar tarihidir. Ergenekon operasyonlarını yaptınız, “Haksız tutuklanan insanlar vardır.” diyenlere “Siz darbecisiniz, siz komplocusunuz.” dediniz. FET֒yle on yıl, on bir yıl kol kola, el ele bu ülkede her türlü kumpası yaptınız, yüzlerce insanın canını yaktınız; sonra döndünüz, sütten çıkmış kaşık gibi “Biz suçsuzuz.” dediniz ya da “Biz yanıldık, kandırıldık, Allah ve milletimiz bizi affetsin.” dediniz.

Suriye politikasını yürüttünüz, sonra iflas etti Suriye politikalarınız. Suudi Arabistan, Kuveyt’le ittifaklar yaptınız, İsrail’e “one minute” dediniz, “Esad gidecek, Emevi Camisi’nde namaz kılacağız.” dediniz, bu politikalarınız iflas etti. Dolayısıyla, Rus uçağını düşürdünüz, “Biz büyük devletiz, biz yaparız.” dediniz. Size, “Yanlış yapıyorsunuz, yanlış yaptınız.” diyenlere “Korkaksınız, uşaksınız, Rusya’dan korkuyorsunuz, hainsiniz.” dediniz ama sonra koşa koşa Putin’e gittiniz, koşa koşa Netanyahu’ya gittiniz. Suriye’de Emevi Camisi’nde namaz kılmaktan vazgeçtiniz, şimdi Esad’a koşuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız Sayın Adıyaman, mikrofonunuzu açıyorum.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Suriye politikası iflas etti, halkın çocuklarını El Bab çıkmazında bataklığa sürüklediniz, her gün yoksul, gariban, emekçi halkın çocuklarının, askerlerin cenazesi geliyor ama hepsinin sonunda dönüp “Biz kandırıldık, biz pişman olduk, Allah bizi affetsin, milletimiz bizi affetsin.” Şimdiye kadar sizi affettiler belki ama 16 Nisanda bu halk, artık sizi affetmeyecektir, size gereken dersi verecektir. Dolayısıyla, şimdiden söylüyorum, 16 Nisanda bu halk size dersinizi verdiğinde, sandıklardan “hayır”lar çıktığında bu sefer de dönüp her zaman yaptığınız gibi bir günah keçisi seçeceksiniz, bu sefer de “MHP bizi kandırdı.” diyeceksiniz. Kandırılmak sizin siyasi politikanız, sizin âdeta parti karakteriniz hâline gelmiş oluyor. Dolayısıyla, kandırılmayacaksınız bundan sonra çünkü halk size dersinizi verecek diyorum, saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Millet biliyor kimin kimi kandırdığını.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Halis Dalkılıç, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dalkılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Ve dün Hatay’da şehit olan kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum. Bu vesileyle tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ ailesi olarak kurucu Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde on beş yıl önce yola çıktığımızda, büyük bir idealle, bölgesinde güç olan, küresel güç olan, dünyanın her yerinde barışı, kardeşliği, kalkınmayı savunan, büyük Türkiye ideali ve sevdası noktasında yola koyulduk. Bu ideal ve sevda noktasında hareket ettikçe, Türkiye'de büyük yatırımlar yapıldıkça, bölgesinde barış adına mekik diplomasisi dokuyan bir Türkiye'den rahatsız olan hem içerideki hem dışarıdaki küresel ve dinamik olağan siyasal güçlerin, Türkiye'nin bu yürüyüşünden rahatsız olmaları sebebiyle çeşitli defalarda Türkiye'nin bu yürüyüşünün durdurulmak istenmesi, büyük Türkiye'nin engellenmek istenmesiyle karşı karşıya kaldık ama hamdolsun, biz kararlıydık ve bu konuda milletimize verdiğimiz söz ve milletimize güvenimiz noktasında en ufak bir tereddüt göstermedik ve büyük yürüyüşümüze devam etme noktasında kararlıca devam ettik.

Değerli milletvekilleri, HDP’nin grup önerisi aleyhinde söz aldığımı söyledim. Grup önerisini okuduğumda -baktığımda- HDP grup önerisinde KHK’larla, OHAL kararlarıyla ilgili atılan bazı siyasi partilerin yöneticilerinin gözaltına alındıklarından bahsediyorlar, OHAL kararlarını eleştiriyorlar. Daha önce de birkaç defa önergeleri geldi. OHAL’in neden gerekli olduğunu göz ardı ederek, neden OHAL kararı alındı, bunu dikkate almadan OHAL’i ve OHAL uygulamalarından, özellikle direkt bir siyasi partinin yöneticilerini hedef alan uygulamalardan söz ediyorlar, bunu önergeyle Meclisin gündemine taşıyorlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin tarihinde de, bildiğimiz yakın tarihte de bu kadar büyük bir kalkışma, işgal girişimine şahit olmuş bir millet herhâlde söz konusu değil. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminde, bu milletin kurumlarının içerisine sızmış, bu milletin maaşını alan, devlete hizmet, millete hizmet etme adına kurumlarda görev yapanların vatana nasıl ihanet ettiklerini gördük ve bu kurumlardan bunların temizlenmesi için olağanüstü hâl kararını Mecliste beraberce aldık. OHAL kararını defalarca vurguladık, “Bizim aldığımız karar, vatandaşın günlük hayatını etkilemez, sadece devletin kurumlarıyla, devletin kendisiyle ilgili aldığı bir karardır ve uygulamalarımız da bu doğrultudadır.” dedik ancak buna rağmen çeşitli iddialar zaman zaman gündeme getiriliyor.

Değerli Başkan, dünyanın tüm ülkelerinde devletler, milletlerine hizmet etsin, vatandaşlarına hizmet etsin diye kurumlar kurar, memurlar çalıştırırlar ancak bu memurlar, milletine hizmet, vatandaşına hizmet yerine vatanına ihanet eden çeşitli örgütlerin hizmetine girmişse, kendine güvenen milletin ve devletin güvenini istismar etmişse tüm devletler, mutlak bununla ilgili tedbir alır, kurumlarından bunları temizler. Türkiye de bunu yapıyor; devletin ve milletin içine sızmış, kripto hâline gelmiş, çeşitli manipülasyonlarla devlette görev almış, kurumlarda görev almış ve vatanına, milletine ihanet edenler ve ihanet edenlerle iş birliği yapanlarla ilgili bir temizlik kararını Türkiye devleti de almıştır ve bunun gereğini yapmak üzere de kararnameler çıkarmaktadır. Bunu getirip şimdi, bir siyasi partinin yöneticisine, bir siyasi partinin üyesine yapılan bir siyasi kararmış gibi sunmanın gerçekten çarpıtmaktan başka, öte bir gayesi olmaz.

Şunu konuşmak lazım: Türkiye’de, 15 Temmuz hain kalkışmada, darbe girişiminde, doğu, güneydoğuda terör örgütleriyle arasına mesafe koyamayanlarla ilgili devlet ne yapmalıydı? Göz mü yummalıydı? Yani karışmamalı mıydı?

Dolayısıyla, şimdi, bu yapılanlarla ilgili, siyasi parti yöneticisi diye gözaltına alınan var mı? Yok. Neyle ilgili var? İhanetle ilgili, terör örgütleriyle ilgili, kol kola yürümeyle ilgili, terörist cenazelerine katılma, hendekler kazmada teröristlerle birlikte hareket etme noktasında kim hareket ettiyse -hukuk zemininde, hangi siyasi partiye mensuptur, hangi siyasi partinin yöneticisidir, buna bakılmaz- gereğini yapar hukuk ve Türkiye hukuk devletidir. Bunu getirip, efendim, siyasi bir kararmış gibi Meclisin gündemine taşımanın yeri de yoktur, zamanı da değildir.

Doğrusu, bu konuda yapılan çok yoğun bir çalışma var. Dünya tarihinde de Türkiye’nin tarihinde de böyle bir tecrübe yok. Mücadele ettiğimiz örgütün ve örgütler silsilesinin derinlikleriyle, kapsama alanlarıyla, ilişki biçimleriyle ilgili bizim de öngörümüz yoktu doğrusu. Var mı? Yani, daha önce birçok terör örgütüyle dünya da mücadele etti, bizim de ettiklerimiz var ancak ilişki ağı, yerleşme, efendim, planlamaları ve hâlen örgüt üyelerinin birbirleriyle olan münasebetleri, hiçbirimizin aklına gelmeyecek şekilde yapılanmaları, organizasyonları söz konusu. Onun için çok hassas ve zor bir süreçte bir temizlik yapılıyor.

Bu temizlikle ilgili, her şeye rağmen, bu kadar titiz davranmaya rağmen varsa mağduriyetler, olmuşsa mağduriyetler bunlarla ilgili komisyonlar kuruluyor, bununla ilgili, efendim, kararlar alınıyor, tedbirler alınıyor. Bu tedbirler mutlaka uygulanır. Bu ülkede bir suça karışmamış, ihanet etmemiş, ihanet eden terör örgütleriyle hiçbir münasebeti olmamış kimsenin mağdur duruma düşmesini biz de istemeyiz, bununla ilgili biz de mücadele ederiz, ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, KHK’larda çokluktan bahsediliyor, efendim, çok fazla sayıda gözaltı olmuş. Demek ki ne kadar çetrefilli bir örgütler silsilesiyle karşı karşıya olduğumuzu belki bu sayılardan, bir de öyle bir bakışla tespit etmek lazım.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Hepsi bizim yöneticilerimiz.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Onun için, bu komisyonlarda görev yapacaklara, bu temizliklerde görev yapacak arkadaşlara yardımcı olmak lazım.

Birçok manipülasyon var, birçok çarpıtma var, birçok ilişki biçimi var ve bizim için aslolan, milletin devletine güvenmesidir. Milletin devletine güveni zedelenirse o ülkede kaos olur, fisyon olur. Onun için, aslolan, milletin devletine güvenmesi. Devletin bu noktada asla ihmal edeceği bir süreç söz konusu olmaz. Onun için, millet ile devlet el ele yürümeye devam edecek.

Değerli milletvekilleri, terör örgütleriyle ilgili kararları siyasi karar olarak gündeme getirmeyeceğinizi, getirilmemesi gerektiğini söyledik. Terör örgütleriyle mesafe koyan herkesle ilgili, mesafe koyan, sadece siyaset yapanlarla ilgili biz de saygı duyarız ancak zaman zaman FET֒yle, PKK’yla, DAEŞ’le iç içe girmiş, İstanbul’da, Ankara’da, yurdun birçok yerinde milletine, Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlarımıza, bu milletin evlatlarına kurşun sıkanlarla kol kola yürüyenleri “Devlette barındıralım, atmayalım, efendim, bunlarla ilgili bir soruşturma, kovuşturma, tedbir yapılmasın.” dediğinizde, bu mücadeleyi anlamamış oluruz.

Onun için, Türkiye’nin jeopolitik konumu gereği, tarihî sorumluluğu gereği, bizim büyük yürüyüşümüzün tedbirleri gereği, inşallah, her bir milletimizin evladının huzur içerisinde olduğu, bölgesinde güç olan, huzurun, barışın, kardeşliğin tesis edildiği bir Türkiye için ve büyük yürüyüşüne devam eden bir Türkiye için inşallah, 79 milyon vatandaşımız adına, yapılan hizmetleri yapanları ben tebrik ediyorum. Bununla ilgili biraz önce de zikrettim.

Değerli milletvekili biraz önce konuşmasında birçok çirkin ifadede bulundu, bunlara aslında cevap vermek istemem. HDP’li, HDP adına konuşan milletvekilinin söylediği, efendim “taht”tır, efendim “sultanlık”tır, bu tür çirkin ifadelerin HDP’ye bir faydası yok. HDP eğer bir faydadan bahsediyorsa, terör örgütüyle arasına mesafeyi açık koysun, Kandil’le açık koysun ve bunu millete deklare etsin, bunun faydasını görür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama gelip de milletin seçtiği, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanına her vesileyle “taht”tır, “sultanlık”tır gibi ifadeleri, bu çirkin ifadeleri iade ediyorum size. (HDP sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Milletin iradesiyle seçilenler cezaevinde.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Bizim vekiller kimin iradesiyle seçildi?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Onlar milletin iradesiyle seçilmedi mi?

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - Onun için, HDP diyor ki: “Gerçek yüz.” HDP’nin gerçek yüzünü siz bir gösterin. Gerçek yüzü ne HDP’nin? (HDP sıralarından gürültüler)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Aha işte burada.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - HDP’nin gerçek yüzünü gösterin. HDP’nin gerçek yüzünü bu millet gördü.

Dolayısıyla, biz, terör örgütleriyle mücadele edeceğiz, bölgeye huzuru getireceğiz, her şeye rağmen, tüm dünyada küresel olarak büyük Türkiye’nin yürüyüşünü engellemek isteyen dinamiklerle de mücadele edeceğiz, dışarıdaki kökleriyle de edeceğiz, içerideki iş birlikçileriyle de edeceğiz ve bu millete sözümüz var, bunu mutlaka tutacağız. Bizim bu topraklara, bu vatana dair iddialarımız var, rüyalarımız var, sevdalarımız var, Allah’ın izniyle bu sözlerimizi tutacağız, bunları birileri takdir etsin veya etmesin.

Siz “halk” derken “halk”tan neyi kastediyorsunuz? Efendim, “Referandumda halkımız…” diyor. Efendim, kategorize etmekten vazgeçmek lazım. Biz AK PARTİ olarak 79 milyon vatandaşımızın partisiyiz, siz hangi halktan bahsediyorsunuz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Vay (!)

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - Kürtlerin de en büyük partisi AK PARTİ, efendim, Türklerin de en büyük partisi AK PARTİ…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Çok komik oluyorsunuz gerçekten.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) - Başkanım, tamamlamama izin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız, açıyorum mikrofonunuzu.

HALİS DALKILIÇ (Devamla) – Onun için, biz referandum sürecine girdik, tarihî bir süreç; Türkiye tarihî bir fırsat yakaladı, halkımıza gidiyoruz, milletin iradesinden bahsediyoruz. Milletin iradesini milletvekilleri burada hep birlikte oyladık, millete götürüyoruz, şimdi milletimiz karar verecek. Vereceği bu karara herkes diyor ki “Başımızın tacı.” Bizim de başımızın tacı. O Anayasa teklifini getiren ve altına imza atan bir milletvekili, parlamenter arkadaşınız olarak biz de milletin verdiği kararı bugüne kadar ve bundan sonra hep baş tacı ettik.

Bu millet kendi geleceği için, vatanın bekası için, bölgede huzurun ve barışın, kardeşliğin tesis edilmesi için bütün oyunları bozma adına inşallah 16 Nisanda “evet” diyecek ve büyük yürüyüşüne devam edecek, Allah hayırlı uğurlu etsin.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Hayırlı çalışmalar diliyorum millet adına. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – “Hayır”lı olsun, “hayır”lı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dalkılıç.

Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Konuşmanın birçok yerinde partimizi, vekillerimizi…

BAŞKAN – Hangi cümlesi? Bir örnek verirseniz…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii, özellikle yargılanan vekillerimizi ve yargılanan hemen herkesi aslında ihanet eder gibi gösteren sözler söylemiştir. Bunun dışında da çok sayıda var ama onu kürsüden söyleyeyim.

BAŞKAN – Buyurunuz, 69’uncu maddeye göre iki dakika süreyle söz veriyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Halis Dalkılıç’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Temizlik yapıyormuşsunuz, bütün ülkeyi temizlediniz, bütün ülkeyi. Temizlemediğiniz, şu anda terörist ilan etmediğiniz kimse kalmadı.

HASAN TURAN (İstanbul) – Terörist varsa temizleriz onu, temizlemek lazım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ne haddinize ne de hakkınız böyle bir şey yapmak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ülkeye ihanet edenlere tabii ki devlet refleks gösterecek ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Temizlik” diye insanlarla ilgili, özellikle de partimizin eş genel başkanları, vekilleriyle ilgili asla konuşamazsınız, bu bir siyaset üslubu değil. Bizim eş genel başkanlarımız da bütün vekillerimiz de bu kürsüde hangi konuşmaları yaptılarsa dışarıda da o konuşmaları yaptılar ve bütün fezlekelerimiz -hepimizin dâhil olmak üzere, benim de dâhil hepimizin fezlekeleri- yaptıkları bu konuşmalardan dolayıdır. Halkı kandıramazsınız, yeter artık.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Halk biliyor zaten, gerek yok ki.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sizin şu anda ihraç ettiğiniz yüz binlerce insan neden ihraç edildiğini bile bilmiyor. Telefonlar açıyorlar, “mail”ler atıyorlar, insanlar “Neden?” diyorlar, “Neden?” Bir tek soruşturma dahi yok haklarında. Neden? Çünkü ekonomiyi de böyle kurtarmayı düşünüyorsunuz. Attıklarınızın yerine yenisini de almıyorsunuz çünkü kriz içerisindesiniz, bunu da biliyorsunuz aynı şekilde.

Sürekli bir mesafe, mesafe, mesafe… Siz mi belirleyeceksiniz kimin, kiminle, ne mesafe koyacağını?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Şu arkaya çıkarsanız neler olduğunu görürsünüz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Biz burada sürekli barışı, demokrasiyi savunan bir partiyiz ve bundan başka hiçbir söz söylemedik. İçerideki tutuklu arkadaşlarımız da bundan başka hiçbir söz söylemediler ama neden içerideler? Çünkü, eğer “evet” çıkmazsa ne olacağınızı biliyorsunuz. Öyle bir “hayır”larla gideceksiniz ki umuyorum o “hayır”larla gidişinizden sonra siyaseten dönüşünüz de olmayacak.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Hiç kimse siyaset yapıyor diye gözaltına alınmadı. Dolayısıyla, terör örgütleriyle ilişki kurmayacaklar.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bütün ülkenin beklediği de, beklentisi de budur. Hayırlara vesile olsun gidişiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Onu millet bilir, millet. Millet bilir, merak etmeyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – İkincisi de, genel başkanlarınızın adını ağzıma almadım bir defa, onu nereden çıkardınız? Genel başkanlarınızın adını ağzıma almadım ben, öyle bir şey yapmam.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Alma, alma.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Kimden söz ediyorsunuz? “Bir kişi” dediniz, yöneticilerimize ithafen söylediniz.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – “Yönetici” deyince genel başkanınız mı sadece yönetici sizde, yoksa diktatörlük mü var sizde?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bildin, bingo!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Güldürdünüz bizi, “diktatörlük”le güldürdünüz bizi.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Biraz daha düşünün bence.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Evet, Kandil’in diktası var, doğru.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 15/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, OHAL ve uygulamaya konulan KHK’larla birlikte başlayan demokratik siyaset kurumlarının tümünü devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun gözaltı ve tutuklamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde Şenal Sarıhan, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkanım, değerli kâtip üye arkadaşlarım, yazman arkadaşlar ve sevgili milletvekili arkadaşlarımız; üzerinde konuşacağım önergeye ilişkin düşüncelerimi ifade etmeden önce, benden evvel konuşan değerli hatibin “temizlik” biçimindeki nitelemesinin hukuk diliyle de, etikle de son derece bağdaşmadığı inancındayım. Bu söz bize Hitler dönemlerinin bir kavramını anımsatıyor. O sebeple, burada, demokrasiyi inşa etmek, geleceği aydınlık bir Türkiye hâlinde inşa edebilmek için, kullandığımız dile, doğal olarak, tabii, kafamızın içine de çok özen göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, arkadaşlarım konuştular, sayılar verdiler, durumla ilgili lehte ve aleyhte görüşlerini ifade ettiler. Ben, başka bir pencereden, bugün Türkiye nasıl görünüyor, buna ilişkin birkaç bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliğinin bugünkü tarihi taşıyan, 15 Şubat tarihini taşıyan bir raporu var, bir memorandumu var. Burada çok önemli saptamalar bulunuyor. Bu raporda “Biz daha önce de, nisan ayı içinde de bir ziyarette bulunmuştuk ve bu ziyarette özellikle ifade özgürlüğü noktasında ciddi problemler olduğu kaygısına kapılmıştık ama OHAL ilanından sonra gelişen süreç, bunun, bir kaygı olmaktan, somut, endişe verici bir durum olmaktan daha ciddi bir tehlike hâline geldiğini ortaya çıkarıyor.” deniliyor ve özellikle de gözaltı ve tutuklamalarda mahkemelerinin tutumunun eleştirisi yapılıyor. Şöyle deniliyor: “Mahkemeler, Türk Ceza Yasası’nın ve Terörle Mücadele Yasası’nın uygulanması sırasında önemli bir taraflılık içinde. Ancak, taraflılık kadar yani kendisini bağımsız bir yargıç, karar verici bir yargıç gibi hissedememekten öte, başka bir durum da söz konusu, ciddi bir tehdit altındalar. Bu tehdit, söylenmiş, belki ifade edilmiş, korkutulmaya bağlı bir tehdit değil, bu tehdit âdeta bir otosansür. Çünkü o kadar çok sayıda insan herhangi bir hukuki gerekçe, herhangi bir delillendirme yokken tutuklanıyor ki kendi kürsülerinin de aynı tehdit ve tehlikeyle karşı karşıya kalmaları konusunda ciddi bir endişe içindeler.”

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu saptama hepimizi düşündürmelidir. Acaba bu raporu hazırlayan kişi bir taraflılıkla, A partisi, B partisi, C, D partilerinden yana bir tutumla mı hareket ediyor yoksa insan hakları bilincine ulaşmış, insan haklarını yansız bir biçimde bütün toplumlarda egemen kılmak için çalışan bir komisyonun üyesi olarak mı bunları ifade ediyor, hepimiz düşünmeliyiz. Eğer derseniz ki “Bu bir taraflılığı ifade ediyor, aslında Türkiye’deki durum tam da öyle değil.”, sıkça buradan verilmiş olan bir rakamı sizinle hemen, yeniden paylaşmak isterim, üstelik de resmî makamların açıklamış olduğu rakamı. Örneğin, 15 Temmuz ya da OHAL’in ilanından itibaren -ama 15 Temmuz diye koymamız gerekiyor- gözaltına alınmış olan 71.274 kişi var, bunlardan 41.326’sı tutuklanmış durumda. Tutuklama ve gözaltı böyle.

Şimdi, bir örnek de izninizle vermek istiyorum. Dün bir tahliye kararı verildi, ben biliyorum ki çok sayıda anne, çok sayıda aile bu tahliye kararının sevincini duydu. Neredendi tahliye edilenler, nerede görevliydiler? Askerî öğrenciydiler, Hava Harp Okulu askerî öğrencileriydiler, emir komuta içinde kampa diye götürülmüşlerken kamptan alınıp bu darbeye alet edilmek istenmişlerdi. Biz bu durumu bu çocukların gözaltına alındığı günden itibaren şöyle ifade ettik: “Evet, darbeciler elbette yargılansınlar ve cezalandırılsınlar ama darbe gerekçe gösterilerek geniş bir kesime acı salmayın. Bu çocukların hemen bırakılması gerekir.” Yedi ay sonra ilk duruşmada bırakıldılar. İddianameleri çok geç hazırlandı, duruşmaları son derece geç yapıldı; tabii, daha geçe de kalabilirdi, yine de öne alındı. Bugün, astsubay öğrencileri var, Balıkesir’deki astsubay okulunun öğrencileri, aynı durumdalar; 47 çocuk, 9’u bırakıldı, neden bırakıldığı belirsiz, 47 öğrenci bırakılmadı.

Şimdi, gerçek durum böyle iken, elimizdeki tablo böyle iken, biz herhangi bir biçimde, OHAL sonucu, OHAL’e dayalı olarak yarattığımız yasa dışı uygulamaları savunamayız; savunursak, burada hukuku sağlamak için bir araya gelmiş arkadaşlar, bir Meclis sayılamayız.

Başka bir rakamdan daha size söz edeceğim, parça parça hep duyuyorsunuz ama son rakamları söylüyorum: 15 Temmuzdan sonra OHAL kararıyla 121.183 kişi ihraç edildi arkadaşlar, yani görevlerine son verildi. Atılanların 19.248’i geri alındı. 120 bin nerede arkadaşlar, 19.248 rakamı nerede? Daha arada 80 binden fazla ya da 100 bine yakın insan yargılanmayı bekliyor idari ya da adli yolla; yargılanmayı da beklemiyor aslında, sokağa bırakılmış durumda. Sayın savcım, hukuk bize ne emreder? Hukuk der ki: “Önce delilleri toplayın, delilleri topladıktan sonra herhangi bir hukuki işlem yapın.” Sadece varsayımla görevlerine son verilmiş insanlar.

Şimdi, devam ediyorum, akademisyenler, yani bilim insanları… Bilim insanlarının 4.180’i şu anda üniversiteden atılmış durumda ve 2.808 akademisyen de kapatılan üniversiteler nedeniyle işsiz kalmış durumda. 13.170 öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamındaki akademisyen kadrosunu kaybetmiş bulunuyor ve cezaevlerinde 156 kişi ve de milletvekillerimizden 12 kişi tutuklu bulunuyorlar. Her birinin durumu aynıdır arkadaşlar ve Birleşmiş Milletler Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi açık bir biçimde siyasetçilerin özel bir koruma altında olmaları gerektiğini emreder. Biz, bırakın siyasetçileri, yurttaşları ya da tersinden söylemem lazım, Hava Harp Okulu öğrencileri ya da diğerleri ya da EĞİTİM SEN’li öğretmenler ya da doktorlar ya da mühendisler, bırakınız bunları, kendi kürsümüzdeki siyasetçileri dahi koruyabilme başarısına ulaşamıyoruz. Bu gerçekliği hepimizin hep birlikte kabul etmesi ve bu kabul üzerinden “Ne yapılabilir?” konusunu ciddi bir şekilde düşünmemiz gerekiyor.

Elbette biz yargıya emir veremeyiz. Biz bugün yeni getirilen Anayasa değişikliğine niye karşı çıkıyoruz? Cumhuriyet Halk Partililer ve diğer muhalif partilerdeki arkadaşlarımız olarak ifade ediyorum, diyoruz ki: Denetim şarttır, yargı denetimi şarttır, bir ülkede yargıya darbe vurulursa o ülke bütünüyle darbe altında kalmış olur, karanlığa mahkûm olmuş olur. Şimdi, biz yargı makamlarına elbette ki emredemeyiz ama siyasetçiler olarak bu haksızlığı yüksek sesle ifade etmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. İşte, biz bu nedenle getirdiğiniz Anayasa değişikliğine, bütün yetkileri, yargı yetkisini de yani denetleme yani dengeyi sağlayacak en önemli mekanizmayı da bir şahsın eline teslim etme biçimindeki değişikliğe “hayır” diyoruz ve yine ısrarla diyoruz ki: Bu şartlarda, içinde bulunduğumuz şartlarda yani OHAL şartlarında, hukuksuzluk bu kadar tırmanmışken böyle bir tırmanış altında referanduma gitmek, esas olarak, sonucun ne olduğu konusunda güçlü olana olanak tanımaktır ama şükretmeliyim ki herhâlde veya hepimiz de sevinçle karşılamalıyız ki bugün kamuoyundan, dipten gelen bir dalgayla herkes “hayır” diyor, kimse OHAL’in devamlı hâle geleceği bir yeni yönetimi kabul etmiyor. Bu nedenle bugün hep birlikte “hayır” diyenleri kutsayarak geleceğin aydınlığının bizim ellerimizde olduğunu bir kere daha anımsamak isterim, halka olan güven duygumu da tekrar saygıyla ifade ederim.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Mehmet Parsak, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Parsak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve aziz Türk milletini saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, HDP’nin grup önerisi, özetle, ilan edilmiş olan olağanüstü hâl ve bu olağanüstü hâle ilişkin uygulamaların, siyasi partiler başta olmak üzere çeşitli uygulamaları itibarıyla ortaya çıkardığı sonuçların araştırılmasına yöneliktir. Dolayısıyla, bu çerçevede her şeyden önce şunun altını çizmek gerekir ki olağanüstü hâl bir anayasal müessesedir. Anayasa’mızın 119’uncu ve devamı maddelerinde ayrıntılarıyla düzenlenmiş ve bununla birlikte, bu maddelerden hareketle bir kanunu bulunan, Olağanüstü Hâl Kanunu bulunan, anayasal ve yasal çerçevesi belirli bir müessesedir, uygulamaları itibarıyla da Anayasa’mızın 121’inci maddesinde ne yönde hareket edileceği, özellikle uygulanmakta olan olağanüstü hâl bakımından çerçevesi ortaya konulmuş bir müessesedir. Ondan dolayıdır ki biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, özellikle 15 Temmuzda, bu Gazi Meclisin çatısına bombalar atılmasına varıncaya kadar tarihimizin en büyük ihanetiyle karşılaştığımızda, hatta Türk devletinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak, Türk milletinin birbirine düşürülmesine yönelik olarak ve bu aziz vatan topraklarının işgal edilmesine yönelik olarak, bu büyük hain darbe girişiminin ardından, hemen kısa bir süre içerisinde ilan edilmiş olan olağanüstü hâlin desteklenmesi yönünde bir tutum sergiledik ve bunu o günden beri de devam ettirmekteyiz ve bundan sonra da ihtiyaç devam ettiği müddetçe, terör örgütleriyle mücadele noktasında Türk devletinin ihtiyaçları devam ettiği müddetçe sonuna kadar da arkasında duracağız.

Burada, olağanüstü hâlin bir anayasal ve yasal müessese olduğunu ifade ettikten sonra, bunun çerçevesini ortaya koyduktan sonra hemen şunu da ifade etmekte fayda görüyorum: Evet, olağanüstü hâl bir anayasal müessesedir, yasal bir çerçevesi bulunmaktadır ama buna ilişkin uygulamalar da, gene, başta anayasal çerçeve ve yasalardaki düzenlemelere uygun olarak yerine getirilmelidir. Dolayısıyla, olağanüstü hâlin biraz önce anlattığım kısa gerekçelerle desteklenmesiyle birlikte, olağanüstü hâl uygulamaları esnasındaki hukuksuzluklara karşı da şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sorumlu bir siyaset anlayışı içerisinde, uyarmak suretiyle, gerektiğinde karşı durmak suretiyle Milliyetçi Hareket Partisi Türk milleti adına bu sorumlu siyaset anlayışının da gereğini yerine getirecektir.

Peki, bu olağanüstü hâl uygulamasına zemin hazırlayan ortamlara nasıl geldik, ona bir kısaca bakmakta fayda görüyorum. Gerçekten, gerek bölgemizde yaşanan gelişmeler -ülkemizin jeostratejik konumundan dolayı, başta komşularımız olmak üzere dış politikada yaşanan gelişmelerden dolayı- gerekse içeride uzun yıllar yanlış politikalarla şekillenen durumlardan dolayı ne yazık ki olağanüstü hâli ortaya koyan, zaten uzun yıllardır mücadele ettiğimiz PKK terörünün yanı sıra, özellikle son yıllarda gündemimize giren IŞİD, PYD gibi terör örgütlerinin yanı sıra, bir de 15 Temmuz itibarıyla tescilli olmak çerçevesinde FETÖ terörüyle karşı karşıya kaldık.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biraz önce ifade etmeye çalıştığım çerçevede olağanüstü hâli hep desteklediğimiz gibi, herkesten önce de bunun çağrısını yapmış olan bir siyasi partiyiz. Söz gelimi, Sayın Genel Başkanımız 19 Ekim 2011’de yani bundan beş buçuk yıl önce Hakkâri Çukurca’da meydana gelen hain terör saldırısının ardından 24 askerimizin PKK terörü sonucunda şehit edilmesi üzerine bunu açıktan açığa deklare etmişti partimiz adına ve o yıllarda Milliyetçi Hareket Partisinin bu haklı uyarıları, bu isabetli uyarıları yeterince karşılık bulmadığı için o yanlışlıklar da ne yazık ki devam etmişti.

Bugüne gelindiğinde, Sayın Genel Başkanımızın eğer 2011 yılında yapmış olduğu bu çağrı karşılık bulsaydı belki bugünkü olağanüstü hâli ilan etmek durumunda kalmazdık ya da bu kadar süreyle uygulamak durumunda kalmazdık ya da bu kadar geniş uygulamak durumunda kalmazdık dediğimiz bir noktadayız. Ondan dolayı, bunu da hatırlatmayı bir borç biliyorum.

Günümüze gelindiğinde, Milliyetçi Hareket Partisinin gücünü yüce Türk milletinden alan bu politikalarının bugün Hükûmet tarafından uygulanıyor olmasının Türk devletini bölmeyi kendilerine görev edinmiş yapılar üzerindeki tahribatı da tartışmasızdır. Dönemin Hükûmeti tarafından muhatap alınınca kendisinin Türk devletine rahatlıkla pusu kurabileceğini düşünen teröristler, Türk milletinin ayağa kalkmasıyla en sert cevabı almışlardır. Milliyetçi Hareket Partisi, her zaman olduğu gibi “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” ilkesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü esas alan millî yaklaşımıyla, yaklaşan tehlikeyi görmüş ve bu süreçte de her zaman olduğu gibi erken uyarı vazifesini yerine getirmiştir.

Diğer yandan, partimiz, ilk günden itibaren olağanüstü hâlin keyfî uygulamalarının sakıncalarını da sık sık dile getirmiştir. Bu konuda da Sayın Genel Başkanımızın -aynen okuyorum- “ByLock kullanan bir memur tutuklanırken aynı eylemin içinde yer alan siyasetçi veya yüksek kademeli bir bürokrat görmezden geliniyorsa bu adaletsizlik ve fahiş yanlış, tsunami etkisi yaratacak, toplum ve devlet hayatını içten içe çürütecektir. Peşin hükümlerle, sırf asılsız ihbar ve kara çalmalarla da hiçbir vatan evladının saygınlığına, itibarına, aile ve toplumsal bütünlüğünün bozulmasına müsaade etmeyelim, göz yummayalım.” şeklindeki sözleri Türk milletinin hafızasında tazeliğini korumaktadır.

PKK terörüne sırtını dayadığını söylemekten çekinmeyen, PKK’lı hainlerin Mete Han’ın mirasçısı şanlı Türk ordusunu tükürüğüyle boğabileceğini iddia edenlerin çeşitli vesilelerle demokratik siyaset zemininden bahsetmesi, en hafif ifadesiyle, samimiyetsizliktir. Bin yıllık kardeşliğimize pusu kurup, haince saldırıp sonra barış havariliğine soyunanlar Türk devletinin terörle etkin mücadele kararı almasıyla afallamış ve bozguna uğramıştır. FETÖ terörünün de, PKK terörünün de kamu ve üniversitelerdeki uzantıları Türk devletinden tamamen ayıklanıncaya kadar bundan sonra da Türk milleti konuşacak, terör susacaktır.

Şurada, Meclise birkaç kilometre ötede Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde yıllardır bölücü terör yandaşlarını koruyup kollayan, vatanını sevmekten başka hiçbir suçu olmayan Türk milliyetçilerini itip horlayan anlayış iflas etmiş, terörün beli, her yerde olduğu gibi, Dil Tarih özelinde ve genel olarak üniversitelerde de kırılmaya çalışılmaktadır.

Türk devletinin ekmeğini yiyip Türk milletine hainlik edenler, hangi makamda olursa olsun, elbette Türk devletine hesap verecektir. Türk devleti, bünyesine sızmış her türlü virüsü, her türlü mikrobu mutlaka temizleyecektir.

Benzer şekilde, sadece kamu çalışanlarının değil, milletvekillerinin de Türk devletine ve Türk milletine sorumlulukları bulunmaktadır. “Çözüm” adı altında yürütülen ihanet süreci başta olmak üzere, çeşitli nedenlerle Meclisin tozlu raflarında bekletilen dokunulmazlık fezlekeleri Milliyetçi Hareket Partisinin Anayasa ve Adalet Komisyonlarında görevli 4 milletvekilinin başvurusuyla gündeme getirilmiş, sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi bu dosyaların ivedilikle işleme alınmasına dair Anayasa değişikliği teklifini 367 oyla kabul etmiştir. Nasıl bir milletvekili milletin iradesini temsil ediyorsa 367 milletvekili de milletin iradesini temsil etmektedir. Bu değişikliklerle birlikte dokunulmazlık dosyaları yüce Türk yargısına emanet edilmiş ancak “Kaldırın dokunulmazlıkları, gidelim, mahkemelerde ifadelerimizi verelim.” diyenler yargı işlem yapmaya başlayınca ne yazık ki çark etmiş, ucuz kabadayılıklar Türk yargısını görünce yerini mağduriyet edebiyatına bırakmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız Sayın Parsak.

MEHMET PARSAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Gene, sözlerimi Sayın Genel Başkanımızın şu sözleriyle tamamlamak istiyorum: “Milliyetçi Hareket Partisi dün, bugün ve yarın ölçeğinde milletin yanında, Hakk’ın yolunda, devletin arkasında olacak, Hükûmeti terörle mücadelede millî tavır içinde kaldığı sürece destekleyecektir.

Aynı zamanda, partimiz, mağdur ve mazlum vatandaşlarımız yararına elini taşın altına koymaktan, inisiyatif üstlenmekten, sorumluluk almaktan ve haklarını savunmaktan da asla çekinmeyecek ve kaçınmayacaktır.”

Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisimizi ve aziz Türk milletini bir kere daha selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında mağduriyet edebiyatı yapmaktan söz etmiştir fezlekeler ve dokunulmazlıkların kaldırılmasından söz ederek. Şu anda tutuklu olan vekiller sadece Halkların Demokratik Partisinden vekillerdir. Dolayısıyla, burada bir sataşma söz konusudur. Ayrıca, açıklama…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Parti ve milletvekili ismi zikretmedim.

BAŞKAN – Yani, sizin mağduriyet edebiyatı yaptığınızı mı söyledi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aynen okuyun.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Fezlekesi hazırlanmış bir sürü vekil var. Öyle, isim zikredilmedi.

BAŞKAN – İki dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Öncelikle, sayın konuşmacı gerçekten iktidar partisinden bir milletvekili gibi konuştu yani “OHAL’i yönetiyoruz, bunu yapıyoruz, şunları ediyoruz.” diyerek; bu anlamda, hayırlı olmasını diliyorum.

Ben öncelikle şunu sormak istiyorum yani halkımız bunu gayet iyi biliyor: Sürekli bir darbe girişiminden söz ediliyor ama darbe girişimini Halkların Demokratik Partisi yapmadı, sizin yıllarca beraber yürüdüğünüz yollardaki Fetullahçılar yaptı. Yani, buna karşı siz OHAL’i getirdiniz, ona karşı bir önlem almak istediğinizi söylediniz. Bizler de o zaman “Evet, bu ülkede demokratik siyaseti her zaman savunuyoruz ve her türlü darbeye karşıyız.” dedik ve buna tabii ki destek verdik çünkü bu Meclis bombalandı, başka yerler bombalandı ve çok ciddi bir girişim söz konusuydu. E, tamam, bunun arkasından ne oldu? Niye Darbe Araştırma Komisyonunu apar topar bitiriverdiniz? Niye muhalefetin istediği kimseyi orada dinlemediniz? Gerçekten bunun hesabını vermek lazım. Darbe girişimi olduysa, OHAL buna karşı getirildiyse o yüz binlerce insana, işten neden atıldıklarını bilmeyen insanlara bir hesap vermeniz gerekmiyor mu sizlerin? Gerçekten kimdir, nedir, bunun hesabını anlatmanız gerekmiyor mu?

Bizim yargılanan eş genel başkanlarımıza gelince: 31 fezlekeden 11’ini hazırlayan savcılar şu anda Fetullahçı yapı üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklu bulunuyorlar. Öyle, kimsenin mağduriyet edebiyatı falan yaptığı yok. Biz gerçek bir haksızlıktan, hukuksuzluktan söz ediyoruz. Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmalı, Anayasa Mahkemesi kararını artık vermeli. AİHM içtihatları var, biz bunlardan söz ediyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, benim ifade etmediğim sözlerde bulunuldu. Ondan dolayı ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Dinleyeceğim sizi Sayın Parsak, bir saniye.

Sayın Gök…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 2 Ocak 2017 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla nasıl aynı kişilerin hem meslekten ihraç edilip hem göreve iade edildiklerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün üçüncü gün, daha Cumhurbaşkanından, Başbakandan ve Bakanlar Kurulundan cevap alamadığımız bir konuyu tekrar gündeme getiriyorum. Önceki gün Sayın Numan Kurtulmuş inceleyip açıklama yapacağını ifade etti, daha henüz açıklama gelmedi.

Sorum çok nettir: 2 Ocak 2017 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla aynı kişiler nasıl meslekten ihraç edilip aynı kararla tekrar göreve iade edilmiştir? Bunun bir açıklamasını bekliyoruz. Yani, devletin yönetilme anlayışının görülmesi açısından çok önemli bir soru soruyorum. Sayın Numan Kurtulmuş kenarından dolaşıyor, “İnceleyip açıklamada bulunacağım.” diyor. Burada AKP’nin yetkilileri var, tekrar yüksek sesle soruyorum, bu sorunun cevabı gelene kadar da her gün soracağım: 2 Ocak 2017 tarihli Bakanlar Kurulu gerekçe yapılarak aynı kişiler nasıl meslekten ihraç edilmiştir ve nasıl göreve iade edilmiştir aynı kararla? Bu açık soruma cevap bekliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Parsak…

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Efendim, biraz önce konuşmacı söylemediğim şeyleri söylemek suretiyle bir beyanda bulundu, bundan dolayı da sataşmadan söz istiyorum.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) - Ne söylemiş?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Parsak.

Size de iki dakika süreyle söz veriyorum.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin temsilcilerinin sözlerinin istenildiği gibi ya da işe geldiği gibi anlaşılıp ona göre bir savunma ve beyan geliştirme hastalığı ne yazık ki devam etmektedir. Benim, bu grup önerisi üzerindeki konuşmamda en başından ifade ettiğim husus nettir. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk devletinin ihtiyaç duyduğu olağanüstü hâlin Türk devletinin ihtiyaç duyduğu müddetçe devam etmesi gerektiğini de ifade ediyoruz şimdiye kadar defalarca kararlılıkla ama bu uygulamalar esnasındaki tüm hukuksuzlukların karşısında olduğumuzu da ifade ediyoruz yine kararlılıkla. Benim bunları ifade etmeme rağmen, iktidar partisinin milletvekiliymişim gibi konuşmak yönünde bir isnat, gerçekten her şeyden önce haksızlıktır, adaletsizliktir. Üslubumuza yönelik olarak “biz” kavramını kullanmamızın eleştirilmesi ayrıca adaletsizliktir. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak şimdi de söylediğimiz gibi Türk milleti adına “biz” diyoruz, Türk devleti adına “biz” diyoruz. Onun dışında, Hükûmet bellidir, uygulamaları ortadadır ve bunlara ilişkin olarak tarihsel süreci içerisinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim tutum ve yaklaşımlarımız da ortadadır, bu meselede de ortadadır.

Yeniden ifade ediyorum: Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, olağanüstü hâl ne kadar ihtiyaçsa o kadar devam etmesi noktasında, destek vermek noktasında kararlıyız, bunu da sürdüreceğiz. Bunun uygulamaları esnasında anayasal çerçevenin ve yasaların dışına çıkılarak yapılan uygulamalar noktasında da oluşabilecek mağduriyetlerin, haksızlıkların, her türlü yanlışlıkların ve hukuksuzlukların da gene, dün olduğu gibi bugün de yarın da karşısında olmaya da devam edeceğiz.

Saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Parsak.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 15/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından, OHAL ve uygulamaya konulan KHK’larla birlikte başlayan demokratik siyaset kurumlarının tümünü devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun gözaltı ve tutuklamaların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 15 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 439 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yoktur.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE RUSYA FEDERASYONU ARASINDA CEZAİ KONULARDA KARŞILIKLI ADLİ YARDIMLAŞMA VE SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 1 Aralık 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde siyasi parti gruplarının söz talepleri vardır.

Gruplar adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Rusya Federasyonu’yla yapılan iki anlaşmadan biri de bu kanunla ilgili ama son günlerde yaşadığımız gelişmeler, Suriye sınırının öbür tarafında, Fırat Kalkanı operasyonu kapsamında yapmış olduğumuz harekât içerisinde şehit düşen askerlerimiz var; öncelikle, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Tabii, bu kapsamda, Rus uçakları tarafından vurulan hedef içerisinde askerlerimiz hayatını kaybetti, bazıları da yaralandı. Biz özellikle de Antalya milletvekilleri olarak Rusya’yla yaşanan kriz sonrası hem turizmde hem tarım sektöründe yaşanan sıkıntıları yakından gözlemledik. Bu Meclis kürsüsünde de daha önce araştırma önergesi teklifleriyle gündem dışında ve gündem içinde söz alarak bu krizle ilgili kaygılarımızı belittik, sayın bakanlarla da yapılması gerekenleri görüşmüştük. Tabii ki böyle bir krize yeniden dönülmesini tasvip etmek mümkün değil. Ancak, o olay sonrasında Rusya’nın yapmış olduğu açıklamayı da çok tatmin edici bulmadığımızı ve bu konuda daha ciddi girişimler yapılması gerektiğini buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuya, Sayın Genel Başkanımız, Konya’da hafta sonu yapmış olduğumuz toplantı sonrası açıklamasında açıkça değinerek bunun basit bir özür dilemeyle geçiştirilemeyeceğini ve bu konudaki koordinasyonun daha ciddi bir şekilde takip edilmesi ve sağlanması gerektiğini sizlerin de, kamuoyunun da dikkatine sunmuştu. Çünkü arkasından yapılan açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri de on gündür o bölgede bizim askerlerimizin bulunduğunu ve bunların daha önceden de ilgili birimlere, koordinasyonu sağlayan birimlere bildirildiğini kamuoyuyla paylaştı. Onun için, bu süreçte bütün ülkeleri bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz. Orada gücü bulunan koalisyon kuvvetlerinden de, Rusya Federasyonu’ndan da, Amerika Birleşik Devletleri’nden, diğer koalisyon güçlerinden de bu konuda koordinasyon sağlayarak bir an önce o bölgenin terör örgütlerinden arındırılmasını talep ediyoruz.

Ve burada, “Efendim, DAİŞ’le şu mücadele ediyor.”, “PYD’yi biz konuşalım, YPG’yi kullanalım, sonrasında ne olacağına bakarız.” gibi yaklaşımlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul edebileceği bir şey değildir. Bu kapsamda baktığımız zaman, maalesef, Rusya Federasyonu’nun tutumunu ikircikli buluyoruz. Çünkü bir taraftan, Astana’da görüşmeler devam ederken öbür taraftan, bir anayasa taslağının sızdırılmış olması -her ne kadar, resmen doğrulanmasa da- ve bunun üzerinden bazı görüşmelerin yapılması, bazı medya organlarında bunlarla ilgili tartışmaların yapılması bir nevi, alıştırmaların yapıldığını gösteriyor. Orada bir oldubittiye Türkiye olarak izin vermemiz mümkün değildir. Bu konuda, ta 2012 yılında Sayın Genel Başkanımız, terörden arındırılması gerektiğini ve orada bir güvenli bölge kurulması gerektiğini zaten belirtmişti ama bugün geldiğimiz noktada, sözü edilen güvenli bölge, güvenlikli bölge tartışmalarının daha başka art niyetler taşıdığı görülmektedir. Dolayısıyla, burada etrafının ayrıntılı bir şekilde belirlenerek aslolan, şu anda Türkiye’de sığınmacı konumunda olan Suriyelilerin kendi topraklarına döndürülmesini sağlayacak ve öncelikle can güvenliklerini, sonrasında da o güvenlikli bölgede iskânlarını sağlayarak Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde bu sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tabii, buradan yeni bir kriz çıkmasını –baştan söylediğim gibi- arzulamayız ama Türkiye Cumhuriyeti’nin de kendi çıkarlarını korumasının en doğal hakkı olduğunu, bu kapsamda da bütün ülkelerle yapılan görüşmelerde bu ana noktanın esas alınması gerektiğini düşünüyoruz; aksi takdirde, bu terör bölgesinin bir şekilde temizlenmesi ve yeniden iskâna açılması mümkün olmayacaktır. Bu kapsamda da -en baştan söylediğimiz gibi- ta Kandil’den Afrin’e kadar olan bölgenin temizlenmesi gerekmektedir.

Sadece Rusya tarafından söylenen ve yarım olarak bakılan, “kültürel özerklik” diye farklı şekillerde sunulmaya çalışılan önerilerin de doğru olmadığını düşünüyoruz. Bazı İsrail yayın organlarında veya Amerika Birleşik Devletleri’nde birtakım haritaların da bu bölgeyle ilgili tartışılmakta olduğunu görüyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman Türk devletinin, Türk milletinin çıkarını önceliklendiriyoruz. Bu kapsamda, Türkiye'nin aleyhine olacak herhangi bir oldubittiye razı olmak mümkün değildir. Bu vesileyle hem bu görüşmelerle ilgili olarak Astana’da yapılacak görüşmelerde, Cenevre’de tekrar yapılacak görüşmelerde ve bu kapsamda yapılacak tartışmalarda Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarlarının korunması ve buralarda daha etkili olunması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine bu kapsamda, Kıbrıs’la ilgili yapılan tartışmalarda da bazı “flu noktalar” -diyeyim daha kibarca- görülüyor. Maalesef, birtakım röportajları okudum Sayın Akıncı’nın yapmış olduğu, Türk medyasında da bu açıklamalar üzerine gelen. Hâlâ bu konudaki çağrımız da cevap bulmamıştır. Sayın Dışişleri Bakanının, ama kapalı oturumda ama farklı şekillerde, bu konuda bizleri bilgilendirmesi ve görüşmelerin gidişatı açısından endişe duyduğumuz konularda biraz daha açıklayıcı bilgi vermesinin doğru olacağı kanaatindeyim çünkü Sayın Akıncı’nın söylediklerinden “Toprak vermeden bu iş çözülemez, bu işte uzlaşma sağlayalım.” gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. O zaman arka planda birtakım pazarlıkların yapılmakta olduğu… “Harita kasaya kondu.” deniliyor ama neler tartışılıyor, ne oluyor bilmiyoruz. Onun için bu konularla ilgili de ayrı bir oturumda yüce Meclisin bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Esas itibarıyla biz, milletimizin lehine olan, devletimizin çıkarlarını savunan bütün anlaşmalarda, bütün buradaki oylamalarda arkasında duruyoruz, bu kapsamda da yapılan anlaşmaya da olumlu bakıyoruz. Ancak bu vesileyle de Rusya’yla ilişkilerin de bir gözden geçirilmesi, özellikle de Suriye konusunda yaşananların, orada PYD’yle ilgili, YPG’yle ilgili yaşananların da dikkate alınması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu anayasa tartışmalarının ötesinde, bizim askerlerimizin vurulduğu anda paralel olarak Rusya yetkilileri tarafından “Biz YPG’yi terör örgütü olarak görmüyoruz.” açıklaması geldi, bunların ayrı bir anlamı olması gerekir, inşallah bunlar görüşmelerde dikkate alınıyordur diye düşünüyorum. Bu kapsamda da yine dediğim gibi ayrıntılı bilgi verilirse bu konuda memnun oluruz.

Bu vesileyle anlaşmaların hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Madde üzerinde ikinci konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, evet sevgili arkadaşlar; Rusya’yla suçluların iadesi konusunda bir anlaşmaya varılmış olmasına itiraz edecek bir şey yok fakat Rusya’yla yapılacak anlaşmaların kuvvet ve para dışında hususlara da değineceği bir gün umarız gelecektir.

Doğrusu Rusya ile Türkiye’nin çatışma hâlinde olmuş olması fikrine başından beri itiraz ediyoruz. 1960’larda Sovyetler Birliği iken Rusya, o zaman da Türkiye ile Sovyetler Birliği’nin dost olmasını isterdik, bugün de Rusya bir tür tek adam rejimiyle yönetilirken de Rus milleti ile Rusya halkları ile halklarımız arasında dostluk olsun isteriz. Bunu tabii, devletten önce yurttaşlar çok daha iyi görüyorlar. Partimiz, bu konuda Rusya uçağının düşürülmesi dolayısıyla ortaya çıkan krizde henüz Hükûmet, uçağı ne kadar güzel düşürdüğünü anlatırken, iki ülke halkları arasında bir köprü olabilmek maksadıyla Moskova yolunu tutmuştu. O zaman eş başkanımıza “hain” diyenler, şimdi her gün askerleri öldürüldüğü hâlde Rusya’yı yönetenlere “Kaza yaptınız, anlayışla karşılıyoruz.” diyebiliyorlar. Demek ki roller çok hızla değişebilir. Ancak “Bu, Türkiye'nin uluslararası konumunda esaslı bir değişiklik yaratabilir mi?” sorusuna ciddiyetle bakmamız lazım çünkü Türkiye’yi yöneten irade yani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve partisi, esasen Rusya’yla girişilen ilişkileri Türkiye'nin küresel sistemdeki bir konum değişikliğinin başlangıcı, “prelude” olarak görme eğilimindedir. Şanghay Beşlisine dâhil olma konusunda Rusya’nın aracı olmasını, mutavassıt olmasını istediğini açıkça söylemiştir. Fakat ben çok kuşkuluyum Şanghay İşbirliği Örgütünün Türkiye'nin bugün dâhil olduğu anlaşmalar rejiminin yerini tutacağından çünkü Türkiye esasen kendisini insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağlayan bir uluslararası konum içindeyken Şangay İşbirliği Örgütü esasen insan haklarını bir iç mesele kabul etmekte ve bu iç meselelere haricen müdahale edilmesini son derece esaslı bir problem olarak görme eğilimindedir. Dolayısıyla başlıca ilkesi insan hakları olmayan kurum ve kuruluşlarla bu kadar heveskâr buluşmalar, evet düşmanlık olmasın ama palas pandıras da böylesine ilkesiz ilişkiler de kurulmasın diyoruz.

Biz, insan haklarını bütün uluslararası meselelerin ve iç meselelerin başlıca mihengi sayıyoruz. İnsan haklarına saygısı olmayan, insan haklarını gözetmeyen, insan hakları bağlamındaki bütün uluslararası anlaşmaları kendi iç hukukuna dâhil etmeyen hiçbir ülkeyle, hiçbir kurumla canciğer kuzu sarması olunması kanaatinde değiliz. Öte yandan, bunları ilkesi hâline getirmeyen uluslararası ilişkiler ve paktlara da daima şüpheyle bakıyoruz.

İnsan hakları, ulusal bir mesele değil, uluslararası bir meseledir, ulusları aşan bir meseledir. Zaten dünyada eğer barış ve kardeşlik esas olacaksa bir gün insan haklarının bütün ülkelerin temel ilkesi hâline gelmesiyle mümkün olacak. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesi, bu bakımdan, olağanüstü hâle rağmen, kanun hükmündeki kararnamelere rağmen hâlâ Türkiye halklarının elindeki en önemli tutamaklardan birisidir çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. …milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” denilmektedir.

Halkların Demokratik Partisi, bu esas üzerinden hem Türkiye içinde hem uluslararası alanda ilişkiler ve diplomasi yürütüyor. Evet, bir yurttaş diplomasisi yürütüyoruz çünkü geçen gün ben burada yokken hakkımda konuşup “Sataşıyorum, laf atıyorum.” diyen Hamza Dağ’ın sandığının aksine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi, bu anayasal hüküm dâhilinde Türkiye Cumhuriyeti’nin organik bir parçasıdır. Türkiye’nin sınırları cumhuriyetin coğrafi sınırlarında bitmemektedir. Bütün bu anlaşmalarla birlikte yayılabildiği bütün uluslararası alan bizim siyasi toprağımızdır, bizim hukuki toprağımızdır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin kendisini yetkisiz ilan ettiği yerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizim mahkememizdir. Bu mahkemenin önünde, eş başkanlarımıza yapılan zulmü, milletvekillerimize yapılan zulmü, halklarımıza yapılan zulmü tartışmamız Türkiye’yi dünyaya şikâyet etmek demek değildir, kendi tayin ettiğimiz hâkimin önünde hakkımızı savunmaktır. Eline sopayı alan, halkı döven, milletvekilini hapseden, son merci olan mahkemeye gittik diye bize değneği sallayamaz. Her yerde halklarımızın hakkını eşit hakla ve eşit güçle savunmaya devam edeceğiz. Diplomasi sadece Hükûmetin tekelinde olan bir şey değil. Dünya değişti, yurttaş diplomasisi diye bir şey var, bizim de diplomasimiz var ve bu diplomasi, köpeksiz köyde değneksiz gezer gibi uluslararası alanda hükûmetlerin tek başına dolaşmasına artık son verdi. Avrupa Konseyinde biz varız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde biz varız ve biz olduğumuz için Türkiye hakkındaki görüş iki kere tartışılır. Hükûmeti dinlerler, sonra da muhalefeti dinlerler, Halkların Demokratik Partisini dinlerler. Halkların Demokratik Partisi eğer haklı olmasa, 2 üyeyle, Avrupa Konseyinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin 11 üyesinden daha fazla etki yapamazdı. Bu haklılığa dayandığımız için Nursuna Hanım maalesef geçen dönem işini kaybetti, ümit ediyorum ki Talip Küçükcan’ı da işinden etmek bana nasip olacak, Filiz arkadaşıma nasip olacak. O yüzden, hak arıyoruz diye, hak iddia ediyoruz diye bize kimse onu bunu söylemesin. Hele Hamza arkadaşımıza hiç yakışmaz. O henüz doğmamışken, “Gelsin, Türkiye’de, İzmir’de beraber yarışalım.” dediği insanlar, Türkiye’nin dağını, taşını, toprağını kateder, işçinin, köylünün, yoksulun hakkı için kavga eder, bunun için hapse girer, bunun için mücadele ederdi. Bizi neyle korkutacak, neyle korkutacağını sanıyor? Türkiye’ye gelemiyormuşuz. Aha, buradayız. Var mı? Yapacağın bir şey vardı da mâni mi oluyordum? Hadi geldim, ne yapacaksan yap bakalım. Öyle, Türk medyasının lağım çukurlarından feyzalarak milletvekili suçlayamazsınız; öyle bir şey yok, öyle bir hak kimseye verilmiş değil. Yalanlar imparatorluğunun içerisinde o yalanlara bulanarak yaşayabilirsiniz ama hakikat ışığıyla yıkandığımız zaman bütün o kirler sizde kalır, biz pırıl pırıl çıkarız.

İşte, bütün bu nedenlerle, sevgili arkadaşlar, insan hakları bir uluslararası mesele olduğu için, insan hakları bir millî mesele olmadığı için burada da, her yerde de, mazlum Kürt halkının da, Türkiye'nin bütün ezilen halklarının da, Türk’ün de, Kürt’ün de, kadının da, erkeğin de hakkını savunmaya devam edeceğiz. Eğer Avrupa kurumlarının, yani Türkiye'nin doğrudan doğruya üyesi olduğu kurumların sizden yana karar vermesini istiyorsanız halkın indinde bir kıymetiniz olmalı; halk sizden bir şey beklemeli, bir şey görmeli, daha yüksek bir uygarlık seviyesini temsil etmelisiniz ki onlar milletvekillerini sıkıştırsınlar. Bugün halkların değerleri Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin değerleriyle örtüştüğü içindir ki bütün bu kurumlarda, Adalet ve Kalkınma Partisi, ne isterse istesin, sadece ve sadece hükûmetler düzeyinde bir karşılık görüyor ama bütün parlamentolarda itibarı, ne yazık ki, Halkların Demokratik Partisinin gerisindedir.

Bütün bunlara, umuyorum, 16 Nisanda son vereceğiz. Halklarımız bir tek kelimeyi, demokrasinin özünü oluşturan “Hayır.” deme hakkını kullanarak bu kararı verecek; “hayır” diyecek, “…”(x) diyecek, “…”(x) diyecek, “…”(x) diyecek, “…”(x) diyecek.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

1’inci madde üzerinde diğer konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Serdal Kuyucuoğlu, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) - 439 sıra sayılı, Rusya Federasyonu’yla yapılan anlaşma için söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Uluslararası sözleşmelerden başlamışken bölgemizi ve ülkemizi yakından ilgilendiren bazı konulara değinmek istiyorum. Bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaşadığımız coğrafyaya baktığımızda Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünün önemini bir kez daha anlıyoruz. Globalleşen dünyada dışa açılmak, ekonomik ilişkiler geliştirmek önemlidir ama bunu yaparken başka ülkelerin iç işlerine karışmak, rejim ihraç etmek doğru değildir. Demokrasinin her ülkede gelişmesine, yükselmesine destek vermek ayrı bir şeydir fakat iç işlerine müdahale etmek hiçbir ülkenin hakkı değildir. Uzun yıllar demokrasi blokunun bir parçası olan Türkiye Cumhuriyeti yapılan eleştirileri ve uyarıları dikkate almak zorundadır. Özellikle son beş yılda yürütülen yanlış dış politikaların bize faturası ağır olmuştur.

Suriye iç savaşının desteklenmesi sonucu 3 milyon Suriyeli göçmen ülkemize kabul edilmiş, 20 milyar dolar bunlar için harcanmış ve kaç yıl daha harcama yapacağımız da belli değildir. Suriye’de savaşa girilmiş, onlarca şehit verilmiş ve ne zaman çıkacağımız belli değildir. Irak Hükûmetiyle kanlı bıçaklı olmuşuz. Rusya’yla ciddi sorunlar yaşadık, uçak düşürmüşüz, ekonomik ve siyasi ilişkiler bozulmuş, özür dilenerek düzeltilmeye çalışılmış, şimdi ise askerlerimizin vurulması nedeniyle her an yeni gerginlikler yaşayabilir noktaya gelmişiz. İran’la Suriye meselesinden dolayı ayrı cephelerdeyiz. Yılların “stratejik ortağımız” dediğimiz Amerika Birleşik Devletleri’yle Suriye meselesinde ters düştük. Avrupa Birliğiyle demokrasi, insan hakları ve antidemokratik uygulamalar nedeniyle ters düştük ve gerginiz. “Avrupa Birliğiyle vize serbestisi sağlıyoruz.” diyenlerin sesi çıkmıyor. Avrupa Birliğine girmekten çok uzağız. Son olarak da rejim değiştirme çabalarımızla neredeyse tüm demokratik ülkelerle ilişkilerimizi bozma noktasına gelmişiz. Umuyorum ki bu yanlışlardan bir an önce dönülür.

Değerli milletvekilleri, şimdi, önemli gördüğüm başka bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepimiz IŞİD terör örgütünün Irak ve Suriye’deki kültürel mirası yok edişini üzülerek izledik ve izlemeye de devam ediyoruz. Uygarlığın beşiğindeki binlerce yıllık tarih, maalesef, bir bir dünya sahnesinden siliniyor. Buradan hareketle bizim ülke olarak kültürel ve tarihî mirasımıza ne kadar sahip çıktığımıza değinmek istiyorum.

Üzerinde durmak istediğim konu, herhangi bir şekilde yurt dışına çıkarılmış kültürel miraslarımız ve bizim bu konuda hangi adımları attığımızdır. Kültürel miras, geçmişten miras alınan ve geleceğe miras bırakılmak istenen her türlü ürün, eser, nesne ile toplumların varlıklarını anlamlandıran ve kimliklerini gösteren, gelecek nesiller için korunması ve saklanması önemli görünen değerlerin tamamıdır. “Peki, biz bu değerlerimizi ne kadar koruduk?” diye sorduğumuzda, maalesef, iyi cevaplar alamıyoruz. Öncelikle Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme ve çöküş süreci döneminde bazen devlet kurumlarının da bilgisi dâhilinde birçok eserimiz Batı ülkelerine taşınmıştır. Kaçırılan bu eserler bugün birçok Batı ülkesinin müzelerini süslemektedir. Çok az eser geri getirilmiş olsa da hâlâ Anadolu’nun birçok eşsiz eseri yurt dışında bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, eserlerimizin en çok bulunduğu ülkeler; Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu’dur. Örneğin, öğreniyoruz ki Troya eserleri 1873 yılında ülkemizden Almanya’ya kaçırılmış, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise 3 altın kafesli sandukada 1.538 parça eseri 5 Mayıs 1945’te Ruslar Almanlardan savaş tazminatı olarak almış ve Moskova’ya taşımıştır. Bu eserler günümüzde Moskova’da bulunan Puşkin Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu eserler, tam yirmi üç yılda taşınmıştır. O zamanki Âyan Meclisinin Asar-ı Atika Yasası bunu yasak kılmaktaydı.

Yine ilginç bir nokta da, Almanların kazıları yapmak ve bu kazılarda çıkarılan eserleri yurt dışına çıkarmak için Sultan II. Abdülhamit’ten izin aldıklarını iddia etmeleridir. Yani kısacası kaçakçılığı sultanın izniyle yaptıklarını söylüyorlar. Oysa sultan böyle bir izin verse bile geçersizdi çünkü o dönemde Meclisin onayladığı yasaya göre eserleri taşımak yasaktı. Ayrıca, Sultan II. Abdülhamit’ten böyle bir izin alınmışsa bu belgenin ortaya konulması gerekir veya biz bu belgeleri istemek zorundayız. Bir örnek verecek olursak, yaptıkları kazıda birçok tarihî eseri Anadolu’dan ülkelerine götürmüş olan Almanlar, 1864 yılında başlamış oldukları Bergama’yı hâlâ kazmaya devam ediyorlar. Bu kazılar neredeyse yüz altmış yıldan beri devam ediyor. Bergama Türkiye'de ama Bergama Müzesi Berlin’de. Buna neden “Dur.” diyemeyiz?

Yine aynı şekilde, Efes’te Avusturyalılar tarafından başlatılmış olan kazı yüz yirmi yıldır devam etmekteyken ülkemizle son günlerde Avusturya arasında yaşanan bazı sorunlar nedeniyle ancak yeni durdurulmuştur. Örneğin, Türk arkeologlar Almanya’da veya Avusturya’da yüz yirmi yıl, yüz altmış yıl kazı yapsa ve eserleri de Türkiye’ye getirmiş olsa acaba hükûmetleri buna izin verir miydi? Burada asıl sorulması gereken, bu kazıları yapacak uzman ekipler bizim ülkemizde yok mudur? Bu konuda akademik araştırmaların yapılacağı ve özellikle farklı disiplinlerin destekleriyle şekillenecek olan projelerin geliştirilip uygulanabileceği ortamların geliştirilmesi neden sağlanmamıştır?

Yine, eserlerimizin götürüldüğü İngiltere, Avusturya, Rusya gibi ülkelerden eserlerimizi geri isteyecek iradenin oluşması gerekmez mi? Bu konuda ülkemizde hâlen kazı yapmakta olan ve eser kaçırdığından şüphelendiğimiz ülkelerin ekiplerinin çalışmaları hemen sonlandırılmalıdır. Bu görüşmelerde, kaçak götürülen eser iadesi yönetmeliklerinin değiştirilmesi için Birleşmiş Milletler nezdinde adımlar atılmalıdır.

Kısaca, her ülkenin kendi mirasını kendi ülkesinde koruma, saklama ve gelecek nesillerine aktarma hakkı vardır çünkü her tarihî ve kültürel eser, üretildiği coğrafyanın özelliklerini taşır ve orada gerçek değerine ve anlamına sahip olur.

Değerli milletvekilleri, hiç bir gerekçe, bir ülkenin kültürel varlıklarını vatanından kopartarak götürmeyi haklı kılamaz. Her ülkenin özgün eseri, bulunduğu coğrafyanın binlerce yıllık, sözlü, yazılı ve görsel kültürü tarafından şekillenir. Yaratıldığı coğrafyadan koparılıp başka bir ülkeye götürülen bir tarihi eser, sergilendiği yerde kısaca bir göz atılıp geçilen, demir parmaklıklar arasına kapatılan bir mahkûmdan farksızdır.

İktidar “Güçlü Türkiye” diyor. Güçlü iktidar, çalınan tarihine ve eserlerine sahip çıkan ülkedir. Hükûmetin Anadolu’nun gözyaşlarını dindirmesini ve yurt dışındaki eserleri, doğdukları vatanlarına, Anadolu’ya yeniden getirme iradesini göstermelerini istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuyucuoğlu.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bundan sonra ki uluslararası anlaşmaların da hepsinin ayrı ayrı elektronik oylama cihazıyla oylarınıza sunulmasını öneriyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamaya ilişkin genel kuralları her seferinde tekrar etmeyeceğim. Şu anda okuyacağım, bilginize sunacağım kurallar bütün açık oylamalar için geçerlidir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 17.34

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

439 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yapılan açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tasarıyı tekrar oylarınıza sunacağım.

Açık oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Oy sayısı                : 211

Kabul                      : 209

Çekimser                : 2 (x)

        Kâtip Üye                                       Kâtip Üye

      Sema Kırcı                             Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                        Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

2’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 116)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Habibe Kadiri Kız Okullarının Kuruluşu ve Faaliyetlerine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/415) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 390)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/455) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 355) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 355 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE-İRAN HUDUDUNDA YENİ KARA HUDUT KAPILARININ AÇILMASINA DAİR MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 16/9/2010 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Baki Şimşek, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile İran İslam Cumhuriyeti arasında yapılan uluslararası anlaşma üzerine söz almış bulunmaktayım.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak uluslararası anlaşmalarda diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların birçoğunu destekliyoruz. İran İslam Cumhuriyeti’yle ilgili de, ticaretin artırılması adına, hudut kapılarının açılması noktasında yapılan uluslararası anlaşmayı da yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz.

Ben, bugün asıl Çanakkale Ayvacık bölgesinde günlerdir devam eden deprem üzerine konuşmak istiyorum. Çanakkale Ayvacık bölgesinde Genel Başkanımızın talimatıyla Milliyetçi Hareket Partisi heyeti olarak yapmış olduğumuz incelemede bölgedeki izlenimlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ayvacık’ta Yukarıköy, Tuzla, Çamkabalak, Çamtepe, Kızılkeçili ve Gülköy olmak üzere yaklaşık 21 yerleşim alanında deprem meydana gelmiştir. Bu deprem sırasında 480’i ağır hasarlı olmak üzere binin üzerinde bina hasar görmüştür. Depremin ilk saatlerinden itibaren Çanakkale Valiliğimiz, AFAD ve diğer kurumlarımız seferber olarak acil ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili çalışmaları yürütmüşlerdir. 8 vatandaşımız yaralanmış, bunların 7’si taburcu edilmiş, 1 vatandaşımızın hastanede tedavisi devam etmektedir.

Yine, depremin akabinde Kızılay yardım tırları vasıtasıyla bölgeye yaklaşık 500’e yakın çadır, yine 500’e yakın konteyner göndermiş, evleri yıkılan vatandaşlarımızın burada ikamet etmeleri sağlanmıştır. Yalnız, mevsim şartları itibarıyla, şu anda çadırda yaşayan insanlarımız büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Konteyner sayısı da dün itibarıyla istenilen düzeyde değildir, eksiklikler vardır.

Yine, bölgede vatandaşlarımızın ısınmayla ilgili ihtiyaçları bulunmaktadır. Tabii, bu bölgeye gerek valilik bünyesine gerek Ayvacık Kaymakamlığı bünyesine nakdî yardım da gönderilmiştir buradaki acil ihtiyaçların karşılanması adına. Ama bu köylerimizin tamamı dağ köyleridir ve Yörüklerin yaşadığı bölgedir. Bu bölgedeki insanlarımızın tamamı gerçekten belki elli altmış yıl öncesinin yaşam şartlarıyla mücadele etmektedir, tamamı kerpiçten yapılmış evlerde yaşamaktadır. Düşünün, 5,3’lük bir depremde bine yakın bina hasar görüyor, sene 2017. Gerçekten, bizim bunu fırsata çevirmemiz lazım. Bu bölgede yaşayan insanların şu anda birinci istediği öncelik “Önümüzdeki yıl kışa girmeden önce bize devletimiz tarafından yeni konutlar yapılsın. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Biz şu anda yapılan hizmetlerden çok şikâyetçi değiliz. Yalnız önümüzdeki kışa kalmadan bizim oturabileceğimiz konutların yapılarak bize teslim edilmesini istiyoruz.” diyorlar.

Bu bölgede tabii hayvancılık yapıldığı için buranın dokusuna göre, buradaki insanların ihtiyacına göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın acil harekete geçerek, jeolojik etütlerin yapılıp planlamaların yapılarak… Ve bunlar kendi yaşadıkları bölgeden de ayrılmak istemiyorlar çünkü tamamı, bu bölgedeki hasar gören köylerdeki insanların yüzde 90’ı hayvancılıkla, belki yüzde 10-15’lik kısmı tarımla uğraşıyor. Burada, yine, kendi ihtiyaçlarına göre konutların yapılmasını talep ediyorlar.

Tabii, aynı zamanda da bu depremde, insanların evleriyle beraber hayvanlarının yaşadığı ahır ve ağıl diye tabir ettiğimiz yerler de zarar görmüştür. Bunlarla ilgili de devletten sadece… Konteyner, çadır, yemek, bunlar belki gelip geçici, günübirlik ihtiyaçlarını karşılıyor ama buradaki insanlar gerçekten çok fakir insanlar. Bunlar nakdî yardım bekliyorlar, en azından, hayvanlarının yaşadığı ağılları kendilerinin yapabilmesi, acil ihtiyaçlarını karşılayabilme adına devletten yardım bekliyorlar ve bu bölgenin doğal afet bölgesi ilan edilmesini, tarım krediye, Ziraat Bankasına ve diğer bankalara olan borçlarının da ertelenmesini bekliyorlar. Şimdi, Sayın Tarım Bakanımız, bu tarım kredi ve Ziraat Bankası borçlarıyla ilgili olarak genel manada bir açıklama yaptı, temerrüde düşen borçluların borçlarının beş yıl vadeyle yapılandırılabileceğini söyledi ama biz bunu doğru bulmuyoruz. Sadece temerrüde giren insanların borçları değil, bütün çiftçilerin… Gerçekten, Rusya krizinden ve Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerden dolayı Türkiye’nin her yerindeki çiftçiler bugün çok büyük sıkıntılar çekmektedir. Tarım Bakanlığının bunu yeniden gündeme alarak Türkiye’nin her yerindeki çiftçi borç faizlerinin iptal edilerek anaparanın da en az beş yıl, Çanakkale, Ayvacık ve Mersin başta olmak üzere -Mersin’de doğal afetten dolayı zaten çok büyük mağduriyet var- Tarım Bakanlığımızın bununla ilgili mutlaka gerekli çalışmayı yapmasını bekliyoruz.

Bir de burada, tabii, insanlar arasında biraz şehir efsanesine dönüşmüş, bu bölgede çok sayıda sondaj kuyusu açılmış, termal kuyular açılmış, köylülerin kendi aralarında konuştukları, “Bu kuyular buradaki depremi tetikledi.” diyorlar. Tabii, bununla ilgili henüz bilimsel bir çalışma yapılıp ortaya konulmuş değil ama bununla ilgili de yine valilik ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bu sondajların bu bölgedeki depremle bir ilişiğinin olup olmadığını tespit etmesi gerekiyor.

Ayrıca, tabii, burada yaşayan insanlarımız gerçekten oradaki dağların bekçiliğini yapıyorlar. Hepsi vatanına, milletine bağlı insanlar. Bugüne kadar devletle hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiş, hep devlete şükranlarını, minnetlerini ileten insanlarımız. Bunların acil taleplerinin tamamının karşılanmasını bekliyoruz.

Ayrıca AFAD bölgeye yaklaşık 500 bin TL’lik bir yardım göndermiş, 500 bin TL’lik ödenek göndermiş. Burada bulunan hasarın, artçı sarsıntıların artması sonucu ilave ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak 1,5 milyonluk daha ilave yardım talebinde bulunulmuş. Yine, bu yardım talebinin de AFAD tarafından karşılanmasını…

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının da burada yaşayan insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1 milyon 50 bin TL’lik bir ödenek tahsis ettiğini oradaki yetkililerden, valilik ve kaymakamlarımızdan aldığımız bilgilere göre öğrendik. Yine, bu ödeneğin de artırılmasını, nakdî ihtiyaçların teminini, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının burada yaşayan bu Yörük çocuklarının eğitimiyle ilgili de…

Bu çocukların şu anda… Okullar da tabii, depremden dolayı zarar gördüğü için eğitime de ara verilmiş. Şu anda konteyner okullar kuruluyor. Evleri hasar görmeyenler de korkudan dolayı okullara çocuklarını gönderemiyorlar ve kendileri evlere giremiyorlar. Bu konteyner okulların da bir an önce tamamlanarak en azından önümüzdeki hafta bu okullarda eğitime başlanmasını, çocuklarının eğitimden geri kalmamasını talep ediyorlar. Bununla ilgili de yine, Millî Eğitim Bakanlığımızın ve valiliğimizin bir an önce bu ihtiyaçları karşılamasını…

Ama bunlardan önce, bu Yörük çocuklarının bir sosyal proje olarak… Gerçekten, Türkiye’nin her yerinde Yörükler bugün çok ağır şartlarda, çok zor şartlarda geçim mücadelesi veriyor, çadırlarda yaşıyorlar. Bir sosyal politika olarak, herkese el uzatan, 3 milyon Suriyeliye bedava sağlık hizmeti veren, bunların ihtiyacını karşılayan, yaklaşık 10 milyar dolara yakın parayı Suriyelilere harcayan Türkiye Cumhuriyeti devletinin Yörüklerle ilgili de sosyal bir proje yapmasını ve Türkiye’nin her yerinde dağların bekçiliğini yapan bu Yörüklerin en azından kışın üç beş ay rahat bir şekilde yaşayabilecekleri konutlar yapılmasını, bununla ilgili bakanlıklarımızın çalışma yapmasını bir Yörük çocuğu olarak talep ediyorum, Yörüklerin bunu çoktan hak ettiğini düşünüyorum. Gerçekten, insanların oradaki yaşam şartlarını gördüğümüzde 2017 yılının Türkiye'si’ne yakışmayan görüntüler olduğunu düşünüyorum. O bölgede, devletimiz, tabii, belli ihtiyaçları karşılamış ama bu bölgeye gerçekten Çanakkale İl Özel İdaresi ve diğer kurumlar bu bölgenin temel ihtiyaçlarını da… Afetten hariç, afeti katmıyorum, afetten bu tarafa devlet elinden geleni yapmış ama bu köylerimizi gördüğümüz zaman… Elli altmış yıl önce Türkiye'nin birçok yerindeki gibi kerpiç binalarla, altyapısı olmayan, içerisinde yol, sokak olmayan, belki içme sularında bile problem olan birçok köyle, birçok köylüyle karşı karşıya geldik. Bu konuda eksiklerin tamamlanmasını, bu afeti bir fırsata çevirmemizi… Bu köyde evleri hasar görmeyenlere de -çünkü evlerin çoğunluğu 5,3’te hasar görmüş, eğer 6’lık, 7’lik bir deprem olsa o köyde bir tane ev kalmayacak- o bölgede yaşayan insanların tamamına -bu sayı toplam 8 bin kişi bazında ama konut olarak belki 1.000-1.500 arası- bir konut yapıldığında bu bölgedeki insanların tamamının sorunu çözülecektir. Bunu fırsata çevirmemizi, bu bölgede yaşayan insanlarımızın insanca yaşayabileceği konutların önümüzdeki yıl teslim edilmesini temenni ediyor, emeği geçen herkese de teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın Gider, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, Çanakkale Ayvacık’ta yaşanan deprem sonrası yapılan çalışmalara ilişkin açıklaması

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle MHP heyetine ve sayın vekilimize teşekkür ediyorum bölgeye gösterdikleri ilgi için ve olumlu eleştirileri için ayrıca teşekkür ediyorum.

Ben de hem pazartesi günü hem de depremin olduğu ilk gün Yukarıköy ve civar köylerimizdeydim. Allah’a şükür can kaybı olmadan atlatılabilen bir felaket yaşıyoruz bir haftadır devam eden artçılarıyla birlikte. Söylenen doğrudur, bölge halkı tedirgindir. Şu anda belirsiz bir bekleyiş var depremin ne olacağıyla ilgili ancak ilk gün ilk saatlerden itibaren devletimiz tüm birimleriyle; AFAD, Kızılay, valilik ve aklınıza gelebilecek tüm birimleriyle bölgede çalışıyor. Çanakkale’deki tüm AK PARTİ’li ve diğer belediyeler olmak üzere Ayvacık Belediyemizin koordinesinde, vatandaşımıza üç öğün sıcak yemek ve gerekli ihtiyaçlarını karşılamak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Gider, tamamlayınız lütfen.

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Peki.

Bu konuyla ilgili ben de önceki gün, bölgedeki köylerin tamamından hayır dua ve teşekkür aldım, bunu da belirtmekte fayda görüyorum. Muhakkak ki, “Depremi fırsata çevirelim.” dedi arkadaşımız, buna da sonuna kadar katılıyorum ve o bölgedeki hasar görsün görmesin tüm kötü binaların ıslahı yönünde çalışma yapıyoruz. 485 konteynerimiz şu anda faaliyet gösteriyor, 200 konteynerimiz daha gitti. Gerek çadır gerekse konteyner ihtiyaçlarımız günbegün tamamlanıyor. Diğer evlerimizin de bölgenin yapısına ve mimarisine uygun şekilde, TOKİ standartlarında değil bölge standartlarına uygun şekilde yapılması için çalışma başlatıldı.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kültürel dokuyu da bozmadan.

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Valiliğimiz ile Maliye Bakanlığımızın yazışmaları tamamlanıyor ve borçların faizsiz ertelenmesi için de inşallah bu süre içinde gereken çalışma yapılacak ve bölgenin yaraları en iyi şekilde sarılacak.

Eğitimle ilgili de son bir şey söylemek istiyorum Sayın Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gider.

Tüm Çanakkalelilere geçmiş olsun diyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/455) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 355) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde, ikinci olarak, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaklaşık, bir hafta içerisinde, bine yakın arkadaşımız gözaltına alındı. Bunların çoğu, partili yöneticilerimiz, üyelerimiz, içerisinde MYK üyelerimiz, kadın meclisi çalışanımız olan arkadaşlarımız; yine, bu bin kişi içerisinde, yerellerde bilgi işlemde görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız ve sandık güvenliğinden sorumlu olan arkadaşlarımız bulunmaktadır. Biraz önce burada bir AKP’li hatip bu gözaltılara ve siyasi soykırım operasyonlarına ilişkin görüşlerini ifade ederken şöyle söylemişti: Bütün bu tutuklamalar ve gözaltıları belli bir siyasi operasyon çerçevesinde ve açıkçası terörize ederek ifade etmişti. Bunun bir algı operasyonu olduğunu bir kez daha burada ifade etmek isteriz çünkü referandum sürecine giderken bize, partimize yönelik bu operasyonların hiç de tesadüfi olmadığını, burada yaratılmak istenen algının aksine, aslında 17 Nisandan duyulan korkudan, kaygıdan kaynaklandığını da bir kez daha ifade etmek isterim.

Yine, sizler de biliyorsunuz ki yargı sizin elinizde, emniyet sizin elinizde, basın bütün yönüyle sizin denetiminizde ve egemenliğinizde. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, aslında gece gündüz çalışarak çabalayarak muhalefet etmeye çalışan bizlere yönelik bu operasyonlarla da bir sindirme sistemi geliştirdiğinizi de söylemek isterim. Yine, tabii ki bu sindirme operasyonlarının bir devamı... İlk startını 4 Kasımda vermiştiniz, içerisinde Eş Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da olduğu 12 milletvekilimize yönelik bir operasyonla aslında bunun startını verdiniz. Bugün, burada, yine bütün bu çalışmaları ya da arkadaşlarımızın bu tutukluluk sürecini ifade ederken yine bir algı operasyonu ve gerçeği altüst ettiğinizi söylemek istiyorum. Sizler de biliyorsunuz ki eğer buraya çıkıp vekillerimize yönelik, siyasi çalışmalarına yönelik bir eleştiri getirecekseniz o zaman sizin açıkçası savcıların hazırladığı iddianamelere bakmanızı salık veririz çünkü bu iddianamelerde aslında suç olarak ortaya konulan her şey arkadaşlarımızın bu kürsüde söylediği, alanda yürüttüğü siyasi çalışmalardır ve sizler de biliyorsunuz ki üç aydır arkadaşlarımız tutuklu. Bu ülkeyi torba yasalarla yönettiğiniz gibi şimdi de torba iddianamelerle aynı şekilde yargılamalar yapmaya çalışıyorsunuz.

Bakın, farklı zamanlarda ve farklı tarihlerde yapılan konuşmaları, yapılan etkinlikleri suçmuş gibi bir araya getirip aslında suç icat ediyorsunuz. Ya, şunu bir kez daha ifade etmek isterim ki, orada ifade edilen her şey sadece sözün gücüdür ve sizler de sözün gücünden korkuyorsunuz. Bugün hapsettiğiniz sözün kendisidir, bunu da bir kez daha sizin dikkatinize çekmek istiyorum.

Yine, burada az önce konuşan AKP’li hatip bizim sıralarımıza dönerek şunu ifade etmişti, “Siz yüzünüzü gösterin.” manasında bir şeyler söylemişti. Yani, siyaseten aslında bizim tutarsız olduğumuzu ifade etmeye çalıştı ama biz dün ne söylediysek bugün de burada, bu kürsüde aynı şeyi söylüyoruz. Eğer siyaseten bir tutarsızlık görmek istiyorsanız, 2002’de iktidara geldiğinizde, açın videoları, konuşmalarınızı dinleyin, aslında dün söylediğini bugün inkâr eden bir AKP iktidarıyla karşı karşıya kalacağınızı göreceksiniz. Bir kez daha bunu sizlere öneriyoruz ki eğer bir daha burada bize yönelik böyle bir söylemde bulunacaksanız önce on dört yıllık siyasetinize, pratiğinize bakmanızı salık veririz.

Yine, son dönemlerde bu tutuklamalar ve siyasi operasyonlardan nasibini alan bütün iller içerisinden bir tanesiydi, aslında bu zulümden payını alan da benim ilim Ağrı. Son dönemlerde eş başkanlarımızdan tutalım parti yöneticilerimize, belediye meclis üyelerimizden tutalım il genel meclis üyelerimize kadar onlarca arkadaşımız tutuklandı, hâlâ da gözaltında olan arkadaşlarımız var.

Şimdi, bu yönelimin yani Ağrı’ya bu kadar yönelimin nedeni ne? Açıkçası, ben kısaca ondan da biraz söz etmek istiyorum. Ağrı 500 bin nüfuslu olan bir il. Açıkçası, Ağrı, Ağrı olalı yani il olduğundan beri Ağrı’ya bir hizmet vermek, Ağrı’nın sorunlarını ifade etmek ve bu hizmet konusunda farklı bir cepheden Ağrılıların sorununu çözmek gibi bir şey hiç kimsenin aklına gelmedi, hiçbir iktidarın aklına gelmedi, sizin de aklınıza gelmedi. Sizler de bir dönem 3 vekil aldınız Ağrı’dan, bir dönem 4 vekil aldınız, bolca vaatlerde bulundunuz, umut dağıttınız ama sonra ne oldu? Bütün bu vaatleri ve umutları cebinize koyup Ankara’ya geldiğinizde hepsini unuttunuz. Eğer unutmamış olsaydınız, bugün Ağrı’da yaşanan sorunlar devam etmiyor olacaktı. Yani, ben Ağrı’nın sorunlarına ilişkin binlerce şey sayabilirim ama zamanım yok, sadece birkaç tanesine kısaca değinmek istiyorum.

Eğer gerçekten bu vaatler yerine getirilmiş olsaydı, bugün beş yıldır bitmeyen bir hastane sorunu olmazdı. Siz akşamüzeri altı yedi gibi Ağrı’ya çıktığınızda sis tabakasından açıkçası göz gözü görmüyor, nefes almakta zorlanırsınız. Yani şöyle yanlış anlamayın, bu Ağrı da sanayi kentidir, böyle bolca fabrikası var, ondan kaynaklı bir sis tabakası kenti kaplamış diye düşünmeyin. Bunun nedeni, aslında, sizin dağıttığınız ucuz kömür, bundan kaynaklı. Ağrı’da nefes almak zorlaşıyor.

Evet, doğal gaz boru hatları Ağrı’dan geçiyor ama bu doğal gaz boru hatlarından Ağrı’yı faydalandırmak da aklınıza gelmediği için, insanlar ucuz kömürü kullanmak zorunda kalıyor ve bir anlamda da nefes alma konusunda da zorlanıyor.

Dolayısıyla, Ağrı’nın sorunları çok fazla; işsizlikten tutalım toplumsal sorunlara, göçten tutalım şu anki yoksulluğa kadar, eğitimden tutalım sağlığa kadar binlerce sorunu sıralayabilirim. Ama şunu ifade edeyim ki ne zaman Ağrı sizin aklınıza geldi, ne zaman Ağrı hizmetle tanıştı, onun tarihi de 2014’tür. 2014 yerel seçimlerinde, bütün hilelere rağmen, sandıklarda oyların yeniden yeniden sayılmasına rağmen Ağrı halkı iradesini ortaya koydu ve bizden yana koydu. Biz, Doğubeyazıt’ta, Diyadin’de, Ağrı’da ve Tutak’ta büyük bir çoğunlukla seçildik, eş başkanlarımız göreve başladı. Doksan yıllık tarihinde hizmet nedir bilmeyen Ağrı halkı, tarihinde ilk defa, demokratik, eşit bir hizmet anlayışıyla karşı karşıya kaldı.

Peki, bu hizmet anlayışı ödüllendirildi mi? Hayır, maalesef Ağrı halkı, eş başkanlarımız, yöneticilerimiz şahsında bir kez daha cezalandırıldı çünkü yapılan operasyonlarda Doğubeyazıt Eş Başkanımız Rohat Özbay ve Delal Tekdemir, yine Tutak Eş Başkanımız Fırat Öztürk, yine Diyadin’de büyük başarılara imza atan Eş Başkanımız Hazal Aras ve Ağrı’da, gerçekten Ağrı’nın çehresini değiştiren, kadın politikalarında öncülük eden, birçok anlamda Ağrı’yı hizmetle tanıştıran Eş Başkanımız Mukaddes Kubilay, sudan gerekçelerle hukuksuz bir şekilde rehin alındılar. Dolayısıyla, Ağrı halkı, eş başkanlarımız şahsında, bir kez daha, yürüttükleri hizmetlerden dolayı cezalandırıldılar.

Yine, son dönemlerde evet, sık sık vekiller, bakanlar Ağrı’ya gidip geliyor, bolca vaatlerde de bulunuyorlar, bizler de bunları takip ediyoruz. Yani şunu ifade etmek isterim ki biz bunlardan rahatsız değiliz, hatta biz çok seviniyoruz çünkü bunun bizim buradaki mücadelemizin, muhalefetimizin sonucunda geliştiğini de çok iyi biliyoruz. Ama eğer gerçekten Ağrı halkına bir hizmet vermek istiyorsanız, gerçekten Ağrı halkının iradesini tanımak istiyorsanız o zaman seçilmiş iradesine saygı duymasını öğrenmek zorundasınız.

Bakın, burada yine bir hatibiniz şöyle ifade etmişti, “Siz halkı bölüyorsunuz, biz 79 milyonun aslında temsilcisiyiz.” demişti. Bizler değil, asıl bu uygulamalarla halkı bölen sizlersiniz çünkü bir kesimin iradesini yok sayarak, sanki onlar sandığa gitmemiş, tercihte bulunmamış, iradesini beyan etmemiş gibi “Ben bu iradeyi tanımıyorum.” diyorsunuz. Yani bir kez daha biz de sormak isteriz ki siz hangi güce dayanarak bu halkın iradesinin üstünde bu iradeyi tanımayan bir yerden “Biz bunu beğenmedik, bunun yerine bir atanmışı, bir kayyumu sizin yerinize görevlendirdik.” deme cüretini gösterebiliyorsunuz.

Onun için de biz 17 Nisan sabahı uyandığımızda Ağrı halkı bir kez daha büyük bir “hayır”la bu politikalarınıza 7 Haziranda verdiği cevabı verecektir, buna da inanıyorum.

Hepinizi de saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdemir.

1’inci madde üzerinde, üçüncü olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Kazım Arslan konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Burada Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili görüşlerimizi sunacağım.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki hudut kapıları çok önemli, komşuluk ilişkileri çok önemli. Bu ilişkilerin sürekli kılınmasının ve komşularımızla ilişkilerimizin en iyi şekilde hem siyasi anlamda hem ticari anlamda mükemmel hâle getirilmesinin çok faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu nedenle yapılan bu anlaşmayı onaylıyoruz ve olumlu oy vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada bu anlaşma üzerinde çok fazla konuşmaya gerek yok ama gündemimizden, esas gündemimizi teşkil eden gündemimizden gerçekten bizi yoran ve aynı zamanda da referandumla ilgili çalışmalarımızı yönlendiren konulardan bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 16 Nisan 2017 tarihinde bir referandum yapacağız. Referandum çalışmaları başlamadan hemen birçok yanlışlığın, birçok eksikliğin, siyasi kayırmaların hemen öne çıktığını açıklıkla görüyoruz. Örneğin, görsel medyanın yayınlarının eşit bir şekilde yapılması gerekirken, bununla ilgili herhangi bir şikâyeti Yüksek Seçim Kurulunun değerlendirmeyeceği ve herhangi bir müdahale yapmayacağı konusunda karar alınmış olmasını da kesinlikle eşitlik ilkesine aykırı buluyoruz. Bu karardan hızla vazgeçilmelidir diye belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, referanduma gidiyoruz ama kanun hükmünde kararnameyle bir olağanüstü hâl ilan ettiniz, böyle bir hâl ortamında vatandaşın üzerinden korku salarak bu referandumu gerçekleştirmek istiyorsunuz. Böyle bir ortamda referandumu gerçekleştirmiş olmak, Anayasa değişikliğini gerçekleştirmiş olmak… Bu Anayasa değişikliğinin her zaman tartışma konusu olacağını hiçbir zaman unutmamak gerekiyor. Çünkü böyle bir ortamda yapılan değişikliğin oldubittiye geleceğini ve insanların gerçek iradelerinin sandığa yansımayacağını belirtmek istiyorum. Onun için, olağanüstü hâlin hızla ortadan kaldırılarak normal bir dönem içinde bu referandumun yapılmasında fayda vardır diye belirtmek istiyorum çünkü olağanüstü hâl, referandum yapmak, Anayasa değişikliği yapmak için değil; terörün önlenmesi için, terör sarmalından Türkiye’nin kurtarılması için yapılan bir uygulamaydı. Bu uygulamayı Anayasa değişikliğiyle bağdaştırmak kesinlikle mümkün değildir arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin başkanlık derdi yoktur, sorunları bellidir, özellikle terörle ilgili sorunları, ekonomik krizle ilgili sorunları çok önemli bir noktaya gelmiştir. Sizin, Türkiye’yi normalleştirmeden, ekonomik krizi ortadan kaldırmadan, terörü önlemeden yapacağınız her bir değişikliğe gerçekten olumlu olarak bakılmayacağı, her zaman tartışma konusu olacağı bir gerçektir. Bu nedenle, hayalî söylemler yerine ülkenin gerçek anlamda bu referandumla önleyebileceği bir konu var mıdır, yok mudur, onları bir irdeleyelim değerli arkadaşlarım. Örneğin, yapılacak referandumla terör gerçekten önlenebilecek mi? Maalesef hayır. İşsizlik önlenebilecek mi? Maalesef hayır. Esnafın işi düzelecek mi? Maalesef hayır. Çiftçinin geliri artacak mı? Maalesef hayır. Emeklinin maaşı artacak mı? Maalesef hayır. Üretim ve yatırım, ihracat artacak mı; istihdam artacak mı? Maalesef hayır. Vatandaşın borcu azalacak mı? Maalesef hayır. Ekonomik kriz bitecek mi? Maalesef hayır. Böyle bir “hayır” içinde gerçek anlamda bu referandumun yapılmasının hiçbir anlamının olmadığını belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapılacak bu referandum, bu Anayasa değişikliği ülkede hiçbir sorunu çözmeyecektir; hatta, ülkede iç barışı bozacak, ayrıştırmaları artıracak, kutuplaşmayı da hızlandıracaktır. Bu değişiklik bu nedenle bir rejim değişikliğine doğru gitmektedir. Yapacağınız her bir değişiklik, kesinlikle, laik cumhuriyetin, sosyal hukuk devletinin ortadan kaldırılmasına, yeni bir rejimin, yeni bir sistemin, düzenin kurulmasına yöneliktir; bunun adı da “başkanlık”tır. Adı ne olursa olsun, adı cumhurbaşkanı olsun, başka bir şey olsun ama bunun tamamen bir başkanlık sistemi olacağı bir gerçektir. Ayrıca, yapacağınız bu değişiklikle, Atatürk’ün kurduğu, bizlere emanet ettiği laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sistemini tamamen silecek, ortadan kaldıracak bir değişikliği de getirmek istiyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Hani, biliyorsunuz, demokrasi için “Demokrasi bizim için amaç değildir, araçtır.” diyordunuz ya; hani, “Demokrasi bir tren gibidir, istediğiniz yerde binersiniz, istediğiniz yerde inersiniz.” diyordunuz ya; işte bu uygulamanızla, kesinlikle, demokrasiyi askıya alacak, demokratik hukuk devletini de ortadan kaldırmış olacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu değişikliğe halkımız kesinlikle fırsat vermeyecektir, referandumda “hayır” diyecektir. Bizim yapacağımız çalışmalarla, halkımıza yapacağımız aydınlatmalarla, vereceğimiz bilgilerle kesinlikle referandumda “hayır” çıkacağını özellikle belirtmek istiyorum.

Bu değişiklikle bütün yetkileri tek kişide toplamak istiyorsunuz. Şimdi, bakın, “cumhurbaşkanı” ismiyle gelecek bir kişi, bir yetkili, bir: Cumhurun başkanı olacak. İki: Bakanlar Kurulunun başkanı olacak, başbakanlık kalkıyor. Yine, bunun dışında, Millî Güvenlik Kurulunun başkanı olacak. Başkomutan olacak. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini atayarak, yine, yüksek mahkemenin üzerinde bir ağırlığı olacak. Ayrıca, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna seçeceği 13 üyenin 6 üyesiyle ve çoğunluk partisinin seçeceği diğer üyelerle birlikte, yine hâkimler ve savcılar üzerinde ağırlığı olacak, cumhuriyet başsavcısını ve vekilini seçmiş olan bir cumhurbaşkanı olacak. Böyle bir yapı içinde seçilen bir cumhurbaşkanının artık sorumlu olması, “Cezai bir müeyyideyle cezalandırılacak.” denmesi kesinlikle inandırıcı değildir. Siz seçtiğiniz hâkimlerle onun karşısına çıktığınız zaman Danıştayın dörtte 1 hâkimini atıyorsunuz, savcılar üzerinde, hâkimler üzerinde etki yapıyorsunuz ve bununla ilgili olarak eğer bir yanlışınız olursa Anayasa Mahkemesi huzuruna, Yüce Divan huzuruna geldiğiniz zaman kesinlikle o mahkemenin size ceza vermesi mümkün değildir arkadaşlarım. Bu kesinlikle inandırıcı değildir, bu yanlıştır.

Bu nedenle, bir sorumsuzluğu, her türlü yetkiyle donatılan, bütün yetkileri elinde tutan ama hiçbir sorumluluğu olmayan, bir partinin genel başkanı sıfatıyla yaptığı işlerden kesinlikle kendi seçtiği milletvekilleri ve kendisinin tayin ettiği milletvekiliyle, 400 milletvekiliyle Yüce Divana gönderilmesi imkânı olmayan bir cumhurbaşkanlığı sistemini ortaya koymuş oluyorsunuz ki kesinlikle burada cezai bir sorumluluk ortada yoktur, fiilî olarak ortadan kaldırılmıştır. Her ne kadar şeklî olarak Anayasa’da yer almış olsa da kesinlikle uygulanması mümkün değildir.

Bunu neden söylüyorum? Geçmişte yaşandı. Aynı, partinizin içinde 4 bakanın 17-25 Aralık soruşturması sebebiyle suçları sabit olduğu hâlde onlarla ilgili maalesef bir karar verip Yüce Divana gönderemediniz, bunu da gönderemeyeceksiniz.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı    : 199

 Kabul                         : 196

 Ret                                                   : 2

Çekimser                                           : 1(x)

 

               Kâtip Üye                                                                             Kâtip Üye

              Sema Kırcı                                                                    Mücahit Durmuşoğlu

                Balıkesir                                                                             Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

6’ncı sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/331) ile Milli Savunma ve Dışişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine başlıyoruz.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/331) ile Milli Savunma ve Dışişleri Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 137) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 137 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ENDONEZYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAVUNMA SANAYİ İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1 - (1) 29 Haziran 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde siyasi parti gruplarının söz talebi vardır, onları karşılayacağım.

İlk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Endonezya Hükûmeti arasında savunma sanayi iş birliği alanında uluslararası bir anlaşma üzerine söz aldım.

Bizim bu anlaşmaya ilişkin herhangi bir muhalefetimiz yok. Ben bu vesileyle gündemdeki bazı konuları değerlendirmek istiyorum.

Sürekli ifade ediyoruz, Türkiye tam bir terör kuşatması altında ve ülkemiz hakikaten zor günlerden geçiyor. 15 Temmuzda hain bir darbe girişimi yaşandı ülkemizde ve bu darbe girişiminin sancıları esas itibarıyla hâlen de devam ediyor. Tabii ki biz FET֒yle mücadeleyi, bu kapsamda alınan kararların önemli kısmını hep destekledik ancak hep şunu da ifade ediyoruz: Biz FET֒yle mücadeleyi destekliyoruz fakat burada bunu yaparken hukuk devleti ilkelerine bağlı kalmamız lazım ve mağduriyetleri mümkün olduğu kadar az yaratmamız lazım hatta mümkünse hiç mağduriyet oluşturmamak lazım. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu mücadelenin bazı yönleriyle ciddi mağduriyetler yarattığı da ortada. Burada tabii ki bizim beklentimiz şu: Ülkemizin geleceğini karartacak şekilde bu mücadele sürdürülmemeli yani ülkemizin gelecek on yıllarını etkileyecek bir şekilde bu mücadeleyi sürdürürsek bundan çok büyük bir zarar görürüz. Toplum çok gergin, çeşitli nedenlerle gergin. İşte, ciddi ekonomik sıkıntılar var, sürekli ekonomiyi konuşuyoruz. Özellikle son günlerde, mesela seçim bölgemde de yaşanmış bir olay var. Bu tefecilerin eline düşmüş durumda insanlarımız. Tefecilik nedeniyle intihar olayları var. Ben geçen gün Demetevler’de dolaşırken -nerede bu devlet, bu adliye nerede, polis nerede ben bilmiyorum- yerlere yapıştırmışlar. Yerlerde ilanlar var: “Kefilsiz kredi.” Kefil yok, Senet yok, Bir şey yok, kredi diye! Belli ki onların hepsi tefeci, millet tefecilerin eline düşmüş durumda. Ahlaki yozlaşmanın ne boyutlarda olduğunu az önce Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği grup önerisi kapsamında bir yönüyle konuştuk. Yani insanlar evlendirme programlarından medet umar hâle gelmişler, buraya rağbet ediyor ve cidden ciddi bir ahlaki bozuntu içerisinde toplumumuz. Diğer taraftan FETÖ ve buradan oluşan mağduriyetler var. Tabii ki iktidar grubu -özellikle onlara da bu anlamda bir sataşmak istiyorum- bu FETÖ mağdurlarını dinlemediği için, hiçbirisi bunlara kapısını açmadığı için olup bitenin de ne olduğunu bilmiyorlar. Devlete de ulaşılamıyor, devleti yönetenler de olayın farkında değil. Ancak devleti yönetenler diyor ki: “Gözyaşlarına kanmayın, bu mücadelede acırsanız acınacak hâle gelirsiniz.” gibi laflar da aslında bu mağduriyetlerin dozunu artırıyor. Yani, dolayısıyla, savcısı, hâkimi veya polisi korkarak veya idareciler korkularıyla hareket ederek milletin çocuğunu mağdur ediyorlar. Burada çok daha dikkatli olmamız lazım. Aslında insanları dinlediğimiz zaman hakikaten düşüncenizin değişmemesi mümkün değil. Bildiğimiz, yani hiçbir şekilde devletine karşı bir şekilde suç işleme gibi bir durumu olmayacak, çok masum, çok sade, vatanına, milletine bağlı insanların nasıl mağdur olduğunu, nasıl gözyaşlarının kan şekline dönüştüğünü biz gözyaşları içerisinde dinliyoruz arkadaşlar. Biz dolayısıyla devletin ve Hükûmeti yöneten, Hükûmeti oluşturan iktidar partisi grubunun da bu FETÖ mağdurlarına kapılarını açmasını ve bunları dinlemesini talep ediyoruz.

Şimdi, tabii, mücadelenin nasıl olması gerektiğini söyledik. Hukuk devleti ilkeleri içerisinde hareket etmemiz lazım. Savunma hakkı vermiyorsunuz insanlara. Birçok insan, yani gerek atılan gerekse şu anda tutuklu bulunan insanların önemli bir kısmı, vatandaşlarımızın önemli bir kısmı suçlu mu, suçsuz mu belirli değil. Hiçbir şekilde kendisine savunma hakkı verilmemiş ve aslında hep işaret ettiğimiz, yani FET֒cülerin yuvalandığı Emniyet Genel Müdürlüğü ve istihbarat teşkilatının geçmişteki bilgilerine dayalı olarak biz bu insanları aslında işlerinden atıyoruz. Dolayısıyla burada bir çelişki var. Bunlara iyi bakmamız lazım, insanlara savunma hakkını vermemiz lazım. Bunun için çok geç kalındı ama hiç olmazsa artık bu aşamadan sonra insanlara kendisini savunma hakkını vermemiz lazım. Tabii, bunun için de suçlamanın ortada olması lazım. Bir insan neyle suçlandığını bilmeden nasıl kendisini savunabilir? Şimdi bunları yaşıyoruz. Suç yok ortada, suç belirsiz, savunma alınmıyor ve insanlar ekmeğinden oluyor veya tutuklu hâlde bulunuyorlar. Masumiyet karinesi vardır. Suçu ispat devlete düşer. “Suçsuzluğunu ispat et.” diyorsunuz suçun ne olduğu bilinmeden. Dolayısıyla bunların olması mümkün değildir. Bunlar hukuk devletiyle bağdaşmayacak uygulamalardır. Yarın bir gün bunların hepsi uluslararası mahkemelerde tazminat olarak karşımıza çıkacak. Hem işin bu yönü var hem de nihayetinde, yani suçsuz bir insanı cezalandırmak kadar yapılabilecek, insanlığa yapılabilecek bir kötülük olamaz. Dolayısıyla bizim suçluyu suçsuzu ayırma konusunda devlet olarak, devleti yönetenler olarak çok hassas olmamız lazım. Hâkimlerin, savcıların, genel müdürlerin, müsteşarların, bakanların korkularıyla hareket etmemesi lazım. Bakın, korkularıyla hareket ediyorlar. “Senin masum olduğuna inanıyorum.” diyor hâkim “Fakat ben seni salamam.” diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Niye? Çünkü ben seni salarsam yarın senin yerinde ben olurum. Böyle bir şey olamaz. Böyle korkularıyla idareciler -bakın, kendi bildiğimiz kurumlar var, çok yakından bildiğimiz durumlar var- ne kadar fazla kıyım yaparsa o kadar fazla birilerinin gözüne gireceğini düşünerek uygulama yapıyorlar. Ne oluyor bunun sonucunda? Bunun sonucunda, aslında FETÖ, ellerini ovuşturuyor “Ne güzel.” diyor. Yani bu haksızlığı ne kadar fazla yaparsanız hem bu mücadelede direnç kırılır hem de kendisine eleman kazandırırlar.

Şimdi, bugün az önce de tutuklu er ve erbaş aileleri beni ziyaret etti. Hakikaten çok büyük dramlar var. Bakın, nerelerden gelmişler, birkaç il; Ordu, Kayseri, İstanbul, Kırşehir, Bursa, Ağrı, Ankara, Siirt, Sivas, Kars, Diyarbakır. Buralardan gelmişler. Ellerinde parası falan yok hiçbirinin, komşusu yardım etmiş getirmiş. Bir tane teyze dedi ki: “Komşumdan aldığım 50 lirayı çocuğuma harçlık olarak bıraktım.” Yani böyle gariban, Anadolu’nun insanları. Bu insanların çocuklarını bugün… Yani komutanları tarafından dışarıya “Terörle mücadele yapacağız.” diye; işte, kimilerine “IŞİD bastı.” demişler, kimilerine “PKK bastı.” demişler, kimilerine de “Emniyete saldırı var, onları önleyeceğiz.” diye, insanları “Operasyon yapacağız.” veya “Tatbikat yapacağız.” diye ama hiçbir şekilde darbe marbe olduğunu… Zaten çocukların haberi yok, nihayetinde bunlar er, erbaş. Bunlar buralara götürülüyor ve şimdi, buralarda bulundu diye silah sıkmamış olsalar dahi şu anda birçoğu Silivri’de, Sincan’da cezaevlerinde yatıyor gencecik çocuklar, geleceklerini karartıyoruz. Bakın, topluma iyilik yapmıyoruz, Türkiye’ye, Türk milletine iyilik yapmıyoruz bu insanların geleceğini karartıyoruz. Dolayısıyla burada çok dikkatli olmamız lazım.

Şimdi, yani diyor ki annesi: “Ben devletime emanet verdim çocuğumu emanetimi geri verin.” Yani bunun karşısında vicdanlı bir yüreğin ürpermemesi mümkün değil. Diyor ki “Komutan, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Genelkurmay Başkanı yanındaki yaverinin veya benim çocuğumun komutanı olan subayın darbeci olduğunu bilmiyor da benim er olan, uzman çavuş olan çocuğum mu onun darbeci olduğunu bilecekti?” Yani, bu çok çok ciddi bir şeydir. Basit bir mantık ama bunun karşısında ne söyleyebiliyor iktidar grubu ve devleti yönetenler, ben merak ediyorum.

Arkadaşlar, olmaz. Eğer biz bu toplumun, biz bu milletin iyiliğini istiyorsak gelecek… Bakın, gelecek on yılları ipotek altına alıyoruz yaptığımız bu uygulamalarla. Yoksa bizim teröre olan mesafemizi, bu Fetullah denilen, FETÖ denilen bu yapıya karşı olan mesafemizi herkes biliyor. Herkes onlarla içli dışlıyken biz bunlara ilişkin tavrımızı ortaya net bir şekilde koymuşuz ama “FET֒yle mücadele edeceğim.” diye vatan evladına zulmetmeye de müsaade etmeyiz. Dolayısıyla, burada devleti yönetenlerin çok dikkatli olması lazım.

Diyor ki: “Benim çocuğum birliğini kendisi seçmedi.” Diyelim ki Kayseri’deki çocuklar -atıyorum şimdi- veya Silivri’de, işte, Sincan’da yatanlar, Mamak’taki çocuklar... Mamak’taki çocuk kendisi mi seçti? Buradaki çocuğu alıyor komutanları, götürüyor, o “darbeci” oluyor ama diyelim ki onun aynı mahallesinden çıkmış er bir başka yerde, Çanakkale’deki çocuk hiçbir şekilde bir şeye karışmadığı için askerliğini yapıyor. Tezkeresine bir hafta kalmış; bakın, düğün davetiyesini bastırmış, düğün davetiyesini. Darbeci olan birisi düğün davetiyesi mi bastırır Allah aşkına, böyle bir şey olabilir mi?

Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum, Hükûmete sesleniyorum, buradan hâkimlere, savcılara sesleniyorum: Bu çocukların suçlu olması mümkün değil. Suçlu varsa suçunu ispat edin, iddianameyi ortaya koyun. Hiçbir şey ortaya koymadan bu insanları yedi aydır tutuklu tutuyorsunuz ve bu insanlar artık gelemiyorlar. Bakın, fakir aileler yemin ediyor, “Komşumdan 50 lira ödünç aldım, çocuğuma harçlık olarak bıraktım.” diyor.

Sayın Bakan, lütfen bunları Bakanlar Kurulunda gündeme getirin. Sayın Bakan, sizlere sesleniyorum, bunları gündeme getirin Bakanlar Kurulunda.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Tamam.

ERHAN USTA (Devamla) - 50 lira harçlığı Diyarbakır’dan gelen kadıncağız çocuğuna, Sincan’a getiriyor. Her hafta Sincan’a nasıl gelsin insanlar, ta dünyanın orasından burasından Silivri’ye nasıl gelsin? Niye bu mağduriyetlerin üzerine gitmiyoruz, niye bunlarla ilgili bir şey yapmıyoruz? Ha, niye yapılmadığı belli tabii. Tabii, şimdi, yurtta sulh konseyiyle ilgilenen yok; AKP’nin içerisindeki veya diğer siyasi partilerin içerisindeki FET֒cülerle ilgili bir tane operasyon yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz, tamamlayınız Sayın Usta, mikrofonunuzu açıyorum.

ERHAN USTA (Devamla) - …kaçak generaller var, onları tutuklayan yok; milletin erine, erbaşına gücümüz yetiyor; böyle bir şey olmaz. Belediye başkanları… Parsel parsel memleketi FET֒ye dağıtana bir şey yok, ondan sonra geliyoruz burada, bu çocuklar, bu insanlar tutuklu olarak yedi aydır duruyor. Yazıktır, günahtır. Salın, mahkemeleri devam etsin. Varsa bir şeyi gelin, gereğini sonradan yapın yine, bunlar bir yerde kaçacak hâli yok zaten.

Sonra “hain” diyenler var. Bakın, bilmiyorum size de geliyordur muhtemelen bunlar. Bir tanesi Sivas’tan, bir tanesi Maraş’tan. Çok acıdır. Benim bildiğim, benimle temasa geçen iki tane aile oldu. Çöp poşetinde bir hafta sonra çocuklarını buluyorlar, kokmuş bir şekilde, yüzü neredeyse tanınmayacak bir şekilde. “Çocuğumuzun öldüğüne bir şey demiyorum selasına müsaade etmediler, camiyi kilitlediler. Defnedilmesi için mezarlığa müsaade edilmedi.” diyor. Bu çocukların daha sonrasında silahından bir tane dahi kurşun çıkmadı, beş ay sonra da raporla tescilleniyor. Ne olacak? Bunların itibarlarını kim iade edecek? Bu ailelerin yüreğine kim su serpecek? Olmaz böyle şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) - Bakın, aileler, anneler, babalar kanser. Çocuklarının psikolojisi bozulmuş. Yapmayın Allah aşkına. Bu milletin, bu devletin iyiliğini istiyorsak bunların üzerine gidilmesi lazım. “Tuzumuz kuru. Bize bir şey olmaz.” demek bize yakışmaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Madde üzerinde ikinci olarak Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Mithat Sancar konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bir uluslararası anlaşmayı görüşüyoruz. Bu anlaşma üzerine söz aldım grubumuz adına konuşmak üzere.

Uluslararası anlaşmalarla ilgili ilk söyleyeceğimiz şey, uluslararası hukukun bazı temel alanlarının ve kurallarının olduğudur. 1945’ten sonra yani İkinci Dünya Savaşı’nı takiben uluslararası hukukun temel taşı insan hakları olarak belirlenmiştir. Neden insan hakları uluslararası hukukta bu kadar önemsenmiştir? Uluslararası hukuk neden insan hakları üzerine inşa edilmek istenmiştir? Sebebi çok açık. Ta o tarihe kadar on iki yıl boyunca bir Nazi zulmü yaşandı, İkinci Dünya Savaşı yaşandı; büyük barbarlıklar, vahşetler, vicdansızlıklar gördü insanlık âlemi ve bunların bir daha tekrar etmesini önlemek için bir tedbir olarak insan haklarını uluslararası hukuka sokmayı kabul etti. Uluslararası insan hakları hukukunun çok temel bir prensibi vardır arkadaşlar. İnsanın, onur sahibi bir varlık olarak haklardan yararlanması gerektiğini öngörür uluslararası insan hakları ve bu haklardan eşit bir şekilde bütün insanların yararlanmasını sağlamayı bütün devletlerin yükümlülüğü olarak öngörür. Daha sade bir şekilde söyleyelim: Aslında uluslararası insan hakları hukuku evrensel bir vicdan yaratmayı hedeflemiştir. İnsanlığın ortak vicdanını belli temel ilkeler ve kabuller üzerine inşa etmeyi hedeflemiştir uluslararası insan hakları hukuku.

“Vicdan” dediğimiz zaman da ne anlamamız gerektiğine ilişkin farklı görüşlere sahip olabiliriz ama genel olarak vicdanın ne ifade ettiğini herhâlde bazı temel konularda birlikte tespit etmemiz mümkün, ortak noktalar saptamamız mümkün. Bir defa, “vicdan” dediğimiz şeyin insanın kendine karşı sadece iç dünyasına ilişkin bir değer sistemi olmadığını ya da bir değerlendirme faaliyeti olmadığını belirtelim. İnsanın davranışlarını da belirleyen bir şeydir vicdan, insanın başka insanlarla ilişkideki tavırlarını da belirleyen bir merci gibidir. Dolayısıyla, sadece iç dünyada bir gizli hesap meselesi olmanın çok ötesindedir. Vicdanın çeşitli gerekleri vardır, belki bunları en sade şekilde şöyle ifade edebiliriz: Bir defa, keyfî davranmamak vicdanın gereğidir. Yani “Ben istediğim şekilde istediğim şartlarda davranışlarımı değiştiririm; istediğime şöyle davranırım, istediğime böyle davranırım.” dediğiniz zaman vicdanın gerekleriyle uyuşmayan bir tavır ortaya koymuş olursunuz. Bunun gibi sadece kendi çıkarını gözetmek, kendini merkeze almak, ayrımcılık yapmak, fırsatçılık yapmak, çifte standart, bunların hiçbirinin vicdanla bağdaşması söz konusu olmaz. Vicdan ile siyaset arasında çok sıkı bir bağ olduğunu da belirtelim. Bu mesele, hem teolojide hem de seküler alanda, felsefede, bilimlerin çeşitli alanlarında çokça konuşulmuş bir konudur. Bir söz aktarayım size, eğer siyaseti vicdanın gereklerinden koparırsanız geriye sadece yıkıcı bir faaliyet bırakırsınız. Vicdandan yoksun bir siyasetin ilk yıkacağı şey de kendisidir yani siyaset vicdandan yoksun olduğu takdirde mutlaka bir şekilde hızla kendini yok etmeye doğru gider. Siyasetin kendini yok ettiği yerde insanların ortak kurallar üretmek için çeşitli mekanizmalar kurmalarının da imkânı ortadan kalkar, keyfîlik hâkim olur, mutlaka bundan sonrası da zalimliklerdir, adaletsizliklerdir, haksızlıklardır. Vicdanın çok basit bir kuralı var, bunu herhâlde herkes kabul eder, hem dinlerde vardır bu kural hem de felsefede pek çok düşünürün ortak kabulüdür farklı formüllerle ifade etmiş olsalar bile. Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma. Bundan daha basit bir vicdan kuralı tanımıyoruz herhâlde değil mi? Son derece basittir, açıktır.

Bütün bu girişi neden yaptım? Evet, bir olağanüstü hâl dönemi yaşıyoruz, ondan önce bir darbe girişimi oldu. Bu darbe girişimine karşı tedbirler almak üzere olağanüstü hâl ilan ettiğini söyledi, belirtti, bu kararı aldı Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu ve ondan sonra da kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönetmeye başladı. Bu kanun hükmünde kararnamelerin çok temel özelliği, sınırlarının olmamasıdır yani keyfî kullanıma son derece açıktır Türkiye’de, Anayasa’da kanun hükmünde kararnameler, Anayasa’ya göre onlara sınır koymak kolay değildir. Bir tek sınır koymak mümkündü, eğer Anayasa Mahkemesi daha önceki içtihadını yineleseydi, o zaman kanun hükmünde kararnamelere bir sınır konabilecekti fakat Anayasa Mahkemesi de belli ki korktu, çekindi veya başka sebeplerle daha önceki içtihadını tekrar etmedi, bu içtihattan vazgeçti. Şu hâlde Türkiye’de, anayasal düzene göre kanun hükmünde kararnamelere sınır çekecek başka bir yol, başka bir mekanizma şu an mevcut değil. Böyle keyfî kullanıma elverişli bir düzen var karşımızda ve Hükûmet de bunu sonsuzca kullanıyor. Ayrıca, denetim imkânları da yok kanun hükmünde kararnamelerin, Hükûmet de denetimsizliğin verdiği imkânları sonuna kadar kullanmakta herhangi bir beis görmüyor.

Geçen gün akademiden atılan arkadaşlarımızla ilgili bazı tespitlerde bulunmuş, bazı ifadeler kullanmıştım, onları yeniden biraz daha açarak hatırlatayım. Bugüne kadar üniversitelerden atılan akademisyen sayısı 4.881’i buldu, 5 bine yaklaştı. Neye göre belirlendiğini sorduğumuzda da aslında ellerinde bir tek ölçü var görünüyor, somut söyledikleri; FETÖ diye tanımlanan örgütle herhangi bir şekilde bağlantı içinde olmak yeterli görülüyor ama diğerleri için barış bildirisine imza atmak yeterli sayılmış. Yani “barış akademisyenleri” dediğimiz dostlarımızı, arkadaşlarımızı sadece o bildiriye imza attıkları için tasfiye ettiklerini açıkça söylüyorlar. Şimdi, bunun ne kadar keyfîce, adaletsizce bir uygulama olduğunu göstermek üzere 28 Şubat uygulamalarını örnek vermiştik. 28 Şubatta da sadece mürteci olduğu şüphesi yeterli görülmüştü kamudan tasfiyeler için insanların.

Bugün bir haber okudum, YÖK Başkanı Yekta Saraç bazı AKP milletvekillerine akademisyenlerin neden çıkarıldığı konusunda açıklamalar yapmış; böyle diyor haber: “Efendim, bildiriye imza atan öğretim üyeleriyle dekanlar tek tek konuştu. Bildiriden imzalarını çekmeleri istendi, çekmemekte direnenler atıldı. Biz görevimizi yaptık.” diyor. Nabi Hocam, size bu uygulama ikna odalarını hatırlatmıyor mu? Evet, ikna odaları kuruldu ve bugüne kadar da sürekli her olayda ikna odalarını gündeme getirdiniz. Neydi ikna odaları? İşte, efendim, başörtüsü takan öğrencileri bazı hocalar bir odaya alıp ikna etmek istiyorlardı, bundan vazgeçirmek istiyorlardı. Şimdi, 28 Şubatın başka hangi yöntemini denemediniz? Bugüne kadar 28 Şubatın size yaptığını iddia ettiğiniz ve büyük bir kısmı da gerçekten yapılmış olan uygulamaların hepsini neredeyse daha da ileri götürerek bu iktidar kullanıyor arkadaşlar. Bu, çifte standarttır; bu, vicdansızlıktır.

Bir de Halil Cibran’ın bir sözünü hatırlatayım size: “Bir insanı, en iyi, sustuğu yerden tanıyabilirsiniz.” diyor. Bu uygulamalara susanların vicdanları yok mu? Eğer vicdan uyanmışsa onu susturmanız zordur. Ya onun gereğini yapacaksınız ve bedel ödeyeceksiniz ya da vicdanı bastırıp vicdansız olmayı kabul edeceksiniz. Seçim sizindir. Sizi vicdanlarınızla baş başa bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancar.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Oy sayısı                : 188

Kabul                      : 186

Ret                         : 2 (x)

        Kâtip Üye                                       Kâtip Üye

      Sema Kırcı                             Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                        Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

7’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 361)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/700) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 380) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 380 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA DEMİRYOLLARI ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 14 Kasım 2015 tarihinde Antalya’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

380 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın yapılan açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tasarıyı tekrar oylarınıza sunacağım.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Demiryolları Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      210

Kabul                                                :                      210 (x)

       Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                  Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                           Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

9’uncu sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/673) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 378) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 378 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA İPEK YOLU EKONOMİK KUŞAĞININ, 21. YÜZYIL DENİZDEKİ İPEK YOLUNUN VE ORTA KORİDOR GİRİŞİMİNİN UYUMLAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 14 Kasım 2015 tarihinde Antalya’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İpek Yolu Ekonomik Kuşağının, 21. Yüzyıl Denizdeki İpek Yolunun ve Orta Koridor Girişiminin Uyumlaştırılmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      215

Kabul                                                :                      215 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

10’uncu sırada bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

10.- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/373) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)  (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 88 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİNİN KÜLTÜR YOLLARINA İLİŞKİN GENİŞLETİLMİŞ KISMİ ANLAŞMAYI TESİS EDEN KARARINA KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Bakan Yardımcılarının 8 Aralık 2010 tarihinde yapılan 1101 inci toplantısında kabul edilen “Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden CM/RES (2010) 53 Sayılı Kararı”na beyan ile birlikte katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Kültür Yollarına İlişkin Genişletilmiş Kısmi Anlaşmayı Tesis Eden Kararına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      216

Kabul                                                :                      216(x)

       Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                  Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                           Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

11’inci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/719) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 406) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 406 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SU TEMİNİ VE YÖNETİMİNE İLİŞKİN HÜKÜMETLERARASI ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 2 Mart 2016 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Temini ve Yönetimine İlişkin Hükümetlerarası Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      214

Kabul                                                :                      214 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

 

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

12’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/337) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 35) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 35 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SURİNAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA DOSTLUK VE İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN

BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 7 Mart 2013 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      215

Kabul                                                :                      215 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

13’üncü sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/407) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 83) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 83 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ULAŞTIRMA ALTYAPISI VE DENİZCİLİK ALANINDA İŞBİRLİĞİ MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 8 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ulaştırma Altyapısı ve Denizcilik Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Oy sayısı                                          :                      220

Kabul                                                :                      220 (x)

             

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

14’üncü sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

14.- Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/507) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 181) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 181 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ SAĞLIK BAKANLIĞI İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ SAĞLIK BAKANLIĞI ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 23 Nisan 2009 tarihinde Pekin’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Oy sayısı                                          :                      222

Kabul                                                :                      222 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

15’inci sırada bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

15.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/468) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 251) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 251 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ İÇİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 8 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanında İşbirliği İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      226

Kabul                                                :                      226 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

16’ncı sırada bulunan, Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

16.- Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/672) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 248) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 248 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

AVRUPA KONSEYİ TERÖRİZMİN ÖNLENMESİ SÖZLEŞMESİNE EK PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 22 Ekim 2015 tarihinde Riga’da imzalanan “Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’ne Ek Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesine Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      220

Kabul                                                :                      220 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

 

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

17’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

17.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/398) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 229)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

18’inci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

18.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Askeri İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/509) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 142)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

19’uncu sırada bulunan, Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/628) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

19.- Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/628) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 321) (*)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 321 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

ENERJİ ŞARTI ANTLAŞMASININ TİCARETLE İLGİLİ HÜKÜMLERİNE GETİRİLEN DEĞİŞİKLİKLERİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 23-24 Nisan 1998 tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen Enerji Şartı Konferansında kabul edilen “Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişiklikler”in onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Enerji Şartı Antlaşmasının Ticaretle İlgili Hükümlerine Getirilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı    : 224

Kabul                                                : 224 (x)

 

               Kâtip Üye                                                      Kâtip Üye

              Sema Kırcı                                             Mücahit Durmuşoğlu

                Balıkesir                                                      Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

20’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/576) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 392) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 392 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÇİN HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA 2010-2013 YILLARINA İLİŞKİN KÜLTÜREL DEĞİŞİM PROGRAMININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 8 Ekim 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3 - (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 2010-2013 Yıllarına İlişkin Kültürel Değişim Programının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı : 222

 Kabul  : 222(x)

 

               Kâtip Üye                                                                             Kâtip Üye

              Sema Kırcı                                                                    Mücahit Durmuşoğlu

                Balıkesir                                                                             Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

21’inci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

21.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/625) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 193) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 193 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE FRANSA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ENERJİ ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 27 Ocak 2014 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Fransa Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      221

Kabul                                                :                      220

Ret                                                   :                      1 (x)

       Kâtip Üye                                                                                                    Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                                                           Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                                                                    Osmaniye”

 

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

22’nci sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

22.- Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/624) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 192) (x)

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 192 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI İLE HİNDİSTAN CUMHURİYETİ PETROL VE DOĞAL GAZ BAKANLIĞI ARASINDA PETROL VE DOĞAL GAZ ALANINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 24 Kasım 2005 tarihinde Yeni Delhi’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama için bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Hindistan Cumhuriyeti Petrol ve Doğal Gaz Bakanlığı Arasında Petrol ve Doğal Gaz Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :                      225

Kabul                                                :                      225(x)

       Kâtip Üye                                                              Kâtip Üye

      Sema Kırcı                                                     Mücahit Durmuşoğlu

        Balıkesir                                                              Osmaniye”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

23’üncü sırada bulunan, 352 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

23.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yemen Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/629) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 352)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

24’üncü sırada bulunan 194 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

24.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Norveç Krallığı Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/626) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 194)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından,  kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 16 Şubat 2017 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 19.57



(x) 439 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

 

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 355 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 137 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 380 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 378 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 88 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 406 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 35 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 83 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 181 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 251 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 248 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(*) 321 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 392 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 193 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 192 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.