TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 68’inci Birleşim

                                                                                          9 Şubat 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Özgecan Aslan’ın katledilişinin 2’nci yıl dönümünde kadın cinayetleri ve hak ihlallerinde gelinen noktaya ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de çiftçilerin yaşadığı sorunlara ve Hükûmet tarafından çiftçilere sağlanmayan desteklerin yatlara, kotralara sağlandığına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, demokrasi ve hukuk devletinden yana olanların FETÖ darbe girişimiyle ilişkisi ispatlanmadan, sorgusuz sualsiz, kanıtsız KHK’yla ihraç edilen bilim insanlarıyla dayanışma içinde olacaklarına ilişkin açıklaması

3.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, tarım kredi kooperatiflerinin Türk çiftçisinin tarımsal girdi ihtiyacına katkı sağlayan çok önemli kuruluşlar olduğuna ve iyi yönetilemediğine ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Türkiye’nin kamuya ait neredeyse tüm varlıklarının Varlık Fonu’na devredildiğine ve Varlık Fonu Yönetim Kurulunun çok farklı ve geniş bir alanda hizmet eden bu şirketleri nasıl daha verimli yöneteceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, hiçbir suç isnadı yapılmadan 330’u akademisyen, 4.464 kişinin kamu görevinden çıkarıldığına ve bu antidemokratik uygulamaların sorumlusunun AKP Hükûmeti ile onun koalisyon ortağı gibi çalışan Anayasa Mahkemesi olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Katar’da FETÖ mensuplarıyla barış görüşmeleri yaptığına dair basında yer alan iddialara ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, KHK’ların hukuksuz bir şekilde kullanılmasından vazgeçilmesi gerektiğine, ihraç edilenlerin genel sağlık sigortasından faydalanmalarının sağlanmasını beklediğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, Özgecan Aslan’ın katledilişinin 2’nci yıl dönümüne ve Türkiye’nin ilk şehir hastanesi olan Mersin Şehir Hastanesinin açıldığına ilişkin açıklaması

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, tartışmalı bir şekilde Meclisten geçirilen Anayasa değişikliğinin referandum sürecinin sağlıklı geçmesini sağlamanın iktidarın birinci görevi olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu’nun, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, referandum sürecinde devlet memuru statüsünde olan kişilerin propaganda yapmasının yasalara aykırı olduğuna ve buna uymayanlar hakkında yasal bir işlem yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, AKP’nin yanlış uygulamalarına dair bir şiir okumak istediğine ilişkin açıklaması

13.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Lüleburgaz’da sağlık ve eğitim alanında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, “hayır”cılara baktıkça bölmek, kutuplaştırmak için çabalanan bu topraklarda yeşeren umudu gördüğüne ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemelere ve halkın getirilmek istenen tek adam rejimini kabul etmeyeceğine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, son KHK’yla eğitime kilit vuracak derecede büyük akademik kıyımlar yaşandığına ve bu uygulamalardan derhâl vazgeçilmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 48’inci yıl dönümüne ve Başbuğ Alparslan Türkeş başta olmak üzere diğer âleme irtihal eden dava arkadaşlarına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığına, OHAL KHK’larında bir yetki sorunu olduğuna, tüm siyasi partilere daha güçlü bir Meclis için Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapma çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

 

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığına, Anayasa değişikliğinin güçlü Türkiye’nin hedeflerini gerçekleştirebilmesi noktasında hızlı ve etkin karar alabilme sürecine ilişkin bir sistem değişikliği olup asla bir rejim değişikliği olmadığına, 15 Temmuzun herkes için bir milat olduğuna ve terör örgütleriyle mücadelenin kararlı bir şekilde süreceğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Diyarbakır Milletvekili Mithat Sancar’ın 8/2/2017 tarihli 67’nci Birleşimde HDP Grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Türkiye’nin içte ve dışta barışçıl bir siyaset izlemesi gerektiğine ve bununla hem uluslararası prestij kazanılacağına hem de ülkedeki insanların mutlu olabileceği bir sonucun elde edileceğine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 2 Ocak 2017 tarihinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısına istinaden 9 KHK yayımlanmasının ve bu kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemelerin Hükûmetin kendisine verilen yetkiyi istismar ettiğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

23.- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, MGK’nın 2 Ocak tarihli toplantısında OHAL’in uzatılması kararı verildiği belirtilmesine rağmen Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin web sitesinde yılın ilk MGK’sının 31 Ocakta toplandığının bildirildiğine ve bu durumda OHAL uzatımının hükümsüz olduğuna ilişkin açıklaması

27.- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sarf ettiği kelimelerin siyasi eleştiri sınırları içinde değerlendirilmesini ümit ettiğine, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın şahsıyla, temsil ettiği siyasi parti ve göreviyle ilgili incitici bir yaklaşımda bulunmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 20 milletvekilinin, 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda AKP Hükûmet yetkilileri ile HDP temsilcilerinin yapmış olduğu görüşmelerin içeriğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/459)

2.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak ve 27 milletvekilinin, sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/460)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, atanamayan polislerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/461)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Nadir Yıldırım ve arkadaşları tarafından, Van T Tipi Cezaevinde işkence iddialarının araştırılması amacıyla 16/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında Bulunan Rus Defin Yerleri ile Rusya Federasyonu Topraklarında Bulunan Türk Defin Yerleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/656) ile Dışişleri Komisyonu ve Milli Savunma Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 440)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/682) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 340)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 443) Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, TOKİ taksitlerine yapılan zamma ve ev taksitlerini ödeyemeyen vatandaşlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/10649)

9 Şubat 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ın katledilişinin 2’nci yıl dönümünde kadın cinayetleri ve hak ihlallerinde geldiğimiz nokta hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Atıcı.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Özgecan Aslan’ın katledilişinin 2’nci yıl dönümünde kadın cinayetleri ve hak ihlallerinde gelinen noktaya ilişkin gündem dışı konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, iki yıl önce 11 Şubat’ta Mersin’in Tarsus ilçesinde kadına yönelik şiddetin en aşağılık şekliyle ve vahşi duygularla bir güzel insan Özgecan Aslan yaşamdan koparıldı. İki gün sonra o güzel insanın, Özgecan’ın öldürülmesinin yıl dönümüdür. Bu vesileyle, Özgecan’ın şahsında, azalmayan kadına şiddet ve azalmayan kadın cinayetlerini tekrar gündeme taşımak, unutulmamasını sağlamak üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Başta can güvenliği olmak üzere Türkiye’nin gerçek gündemleri dışında hiçbir şeyle uğraşmayan milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde son on dört yılda halkımızın gelenekleri, inançları ve gelişmişlik düzeyi değişmediği hâlde kadına yönelik şiddet yaklaşık yüzde 1.400 artmıştır, cinsel tacizler yüzde 450 oranında artmıştır. Çocuğa yönelik cinsel istismar yüzde 434 oranında artmıştır. Dehşet verici değil mi? 2011 yılında kadın cinayetleri sayısı 121 iken 2016 yılında neredeyse 3 misli, yani maalesef 328 oldu. 2011 öncesini hiç hesaba katmıyorum bile, hani kayıt olur-olmaz diye. 2011’den bugüne tam 3 kat artan kadın cinayetleri var. Görüldüğü gibi, cinayetler, kadın cinayetleri giderek artıyor.

Çok önemli bir şey daha söyleyeyim: Bu cinayetlerin maalesef yüzde 50’si olağanüstü hâl uygulaması döneminde ortaya çıkmıştır. Olağanüstü hâl uygulamaları maalesef, maalesef kadın cinayetlerini engelleyememiştir ama görüyoruz ki terör dışında her şeyi engellemiştir. Türkiye’de istikrar yok diyenler bence yanılıyorlar. Bu rakamlar bize, kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismarın, şiddetin istikrarlı bir şekilde arttığını gösteriyor. Bu rakamlar, suçların önlenmesinde sadece ceza yönteminin caydırıcı etkisinin olmadığını, yetersiz olduğunu söylüyor. Eğitimin etkin bir şekilde kullanılması, yöneticilerin kullandığı dili düzeltmesi ve uygulanan sosyal politikaların daha etkili olması bizim için son derece önemlidir. Kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar suçlarında cezaların infazının ertelenmesi ya da infazda uygulanan indirimlerin toplum vicdanında yarattığı yaraları bildiğimiz için bu yönde bir kanun teklifi vermiştik. Dedik ki: Bir cinsel istismar, kadına yönelik şiddet var ise ceza indiriminden kimse yararlanmasın. Ama gördük ki, maalesef, bu önerimiz AKP’nin dikkatini yeterince çekmedi ve göz ucuyla bile bakılamadı.

Son on dört yılda giderek arttığı resmî rakamlarla ortada olan cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçlarını engellemek için caydırıcılığı artıracak daha etkin yasalara ihtiyaç var.

Peki, milletin bağrından kopup gelen ve milleti temsil eden bizler, milletin canını, malını ve namusunu korumak için bu konuda bir çalışma yapıyor muyuz? Hayır, yapmıyoruz. Ne yapıyoruz? Bir kısmımız “Başkanlık olsun.” diyor, bir kısmımız “Başkanlık olmasın.” diyor.

Peki, millet ne diyor? “Ayıptır yahu!” diyor. “Ayıptır. Benim dertlerimle ilgilenin.” diyor. “Başkanlık sistemi, yeni Özgecan vakalarının meydana gelmesini engelleyecek mi?” diye soruyor. Hayır, öyleyse atın çöpe. “Başkanlık sistemi kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel saldırıları önleyecek mi?” Hayır, öyleyse atın çöpe.

Bu nedenle, kadınlarımız, özellikle kadınlarımız, kutuplaşmaya “Hayır.” diyecekler. Kadınlarımız, şiddete “Hayır.” diyecekler. Kadınlarımız, kadın cinayetlerine “Hayır.” diyecekler. Kadınlarımız, çocuk istismarına “Hayır.” diyecekler. Ekonomik şiddete “Hayır.” diyecekler. Ve yine, kadınlarımız, bunların hiçbirine deva olmayan bu Anayasa değişikliğine “Hayır.” diyecekler.

Bizler, Özgecan’a ve mağdur edilen tüm kadınlara yapılanları unutturmak istemiyoruz. Bir tek kişinin her şeye karar vermesi yerine ortak akıl, şeffaf yönetim ve demokrasiyi kurabilirsek inanın her şeyin üstesinden gelebiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen tamamlayınız.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu vesileyle, Özgecan’ın anısını yaşatmış ve ailesinin acılarını bir nebze hafifletmiş olacağız. Ölüm yıl dönümünde Özgecan’ı tekrar rahmetle, saygıyla anıyorum, ailesine yeniden başsağlığı diliyorum, onların acılarını paylaşıyorum ve ülkemizde, özellikle kadına yönelik şiddete ve çocuk istismarına “Dur.” diyecek yasalar yapılmasını istiyorum. Bu yasalar yapılmadan, herhangi bir yasaya, herhangi bir Anayasa değişikliğine el uzatan, onları yapmaya çalışan milletvekillerini de kınıyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Gündem dışı ikinci söz Adıyaman’ın sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

2.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Adıyaman’ın en önemli sorunlarının başında gelen tütün konusunda görüşlerimi ifade etmek için söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili halkımı saygıyla selamlıyorum.

Konu tütün olunca özellikle bir hekim olarak, tütün ve mamullerinin insan sağlığına ve topluma verdiği zararlardan dolayı kullanılmasına karşı olduğumu belirteyim. Şu anda uygulanan, kapalı yerlerde sigara içmeme yasağını olumlu buluyor ve destekliyorum.

Adıyaman hep huzur kenti olarak anılır ama İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Açık kıyılmış tütün, bunun altını çiziyorum. Bu, başımıza yeni bir dert olarak çıkmaktadır.” cümlesi Adıyaman’ın huzurunu kaçırmıştır. Bakanın bu açıklamasıyla beraber, tütün üretiminin yasaklanacağı haberi Adıyaman’da çok olumsuz bir hava estirdi.

Adıyaman’da kıyılmış tütün üretimi, hem gelenekselleşmiş bir yaşam modeli, bir kültür hem de bir gelir kaynağıdır. İlimizde yaygın olarak, aile tarımı şeklinde üretilmekte, gelir açısından ilin ekonomisinde önemli bir yer işgal etmektedir. Bu nedenle tütün, çoğu yerlerde küçük aile işletmelerine özgü bir tarımsal ürün olma karakteri göstermektedir. Tütün aynı zamanda istihdam sorununa da bir çözüm getirmektedir.

Adıyaman ilinde tütün üretiminin yaygın olmasının temel nedenlerinden biri bu bölgede yetişen tütün kıyılmak suretiyle içilebilen özelliklere sahip bir tütün olmasından dolayı oldukça geniş bir tüketici kitlesine sahiptir.

Soruyorum: Adıyaman’da binlerce ailenin geçim kaynağı olan sarmalık kıyılmış tütün üretimini yasaklayarak, köylüyü, çiftçiyi, küçük üreticiyi bitirip hangi uluslararası sermaye şirketine alan açıyorsunuz? Hangi sigara şirketinin şikâyetinden dolayı kendi üreticinizi cezalandırıyorsunuz? Hani her şeyde millîydiniz? Yabancı sigara şirketleri kazanacağına, bırakın, kendi üreticiniz kazansın. Kendi üreticinize niye bu düşmanlık? Sigara yasağını getirmek istiyorsanız o zaman yabancı sigara firmalarından başlayın, üreticinizden değil.

Adıyaman’da eskiden TEKEL fabrikası vardı. TEKEL’de tütün kotası düşürüldü, sonra tamamen kaldırıldı, ne oldu? Tütün üretiminden sadece köylü, işçi kazanmıyordu, tüm Adıyaman kazanıyordu, esnafı kazanıyordu; her türlü üretim alanını doğrudan etkiliyordu.

Peki, yasakladınız da ne oldu? TEKEL tütün alırken, Adıyaman tütün üretirken, halk bugüne göre çok daha iyi bir konumda idi. Alım gücü vardı, köyden kente sağlıksız, altyapısız göç duruyordu. Bugün bu göç arttı. Şehirde işsizler ordusu birikti. Adıyaman bir ırgat şehri oldu. Adıyaman’ın şu anda büyük bir kısmı ırgat. Bu üretim yasaklarıyla beraber tamamen yoksulluğa mahkûm edilmiş bir ırgat, mevsimlik işçi şehri olacaktır.

Tütünün yasaklanması yerine “Nasıl daha kaliteli tütün yetiştirebiliriz, bunu dışarıya nasıl ihraç edebiliriz?” onun araştırmasının yapılması gerekir. Dağ köylerinde yapılan küçük ölçekli aile tarımını yasaklayacağınıza çevreyi, ekolojiyi tarumar eden taş ocaklarını, maden ocaklarını yasaklayın diyorum.

Adıyaman tütününün piyasada kendiliğinden oluşmuş bir marka değeri vardır, piyasada etkin bir yere sahiptir. Adıyaman tütününün iç pazardaki payının hızla artması yabancı sigara markalarının tüketimini düşürmüştür.

Karadenizli olan İçişleri Bakanına buradan sesleniyorum: Dağ köylerinin ve Çelikhan ilçemizin ana gelir kaynağı olan tütünden elinizi çekin. Giresun için fındık ne demekse, Rize için çay ne demekse, Adıyaman Çelikhan ilçesi için de tütün o demektir.

Bu yasağa karşı olduğumu her platformda dile getireceğim. Bugün referandum süreci başladığından dolayı belki yasağı erteleme düşüncesinde olabilirsiniz. Referandumdan sonra da yasağı getirip getirmeyeceğinizi açık yüreklilikle kamuoyuna açıklamanızı bekliyorum.

Aynı şekilde iktidar partisine mensup Adıyamanlı vekil arkadaşlarımdan da bu konuda bir açıklama bekliyorum. Her gün onlarca kişi bu konu hakkında beni aramakta, eminim sizleri de aramaktadırlar. Bu yasağa kesinlikle karşı olduklarını tahmin ediyorum. Bu yasağın uygulanmaması konusunda herhangi bir girişimleri var mı, kamuoyu merak ediyor. Halka verecekleri bir sözleri, bir taahhütleri var mı? Yasağı engelleyemezlerse halka ne diyecekler? Adıyaman halkı AKP’yi çok severdi. On beş yıldır iktidarda olan AKP, Adıyaman’a hangi iş sahasını açtı, hangi fabrikayı kurdu?

Adıyaman, AKP’den alacaklıdır. Yanı başındaki, küçük bir deniz büyüklüğündeki Atatürk Barajı suyundan yararlandırılmadı, susuz tarıma mahkûm edildi. Çevreyi, doğayı katleden küçük HES’lerin peşinde koşacağımıza bu Atatürk Barajı’ndan neden yararlanamıyoruz?

AKP, bırakın iş, istihdam sağlamayı, elimizdeki tütün ekimi ve satışını da yasaklamakta, dağ köylerinin ve Çelikhan’ımızın can damarını kesmeye çalışmaktadır. Binlerce aile ve insanın ekmek kapısı olan bu sahayı halka kapatmayın. İyileştirmeler yapalım, yasal statü verelim, güvenceli üretim ve güvenceli pazar oluşturalım.

Bugün Adıyaman’da şehirlisinden köylüsüne, memurundan işçisine, sağcısından solcusuna, bürokratlarına, gazetecisine, STK’lara sorun, hiç kimse bu yasağı kabul etmez; herkes yasağa karşı olduğunu haykıracaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, lütfen tamamlayın.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkürler Başkanım.

Bu nedenle, Hükûmeti bu konuda Adıyamanlı tütün üreticisinin sesini duymaya ve gelenek hâline gelmiş, binlerce ailenin geçim kaynağı olan küçük üreticiyi dinlemeye ve desteklemeye davet ediyorum. Adıyaman’ı daha da yoksullaştıracak, daha da ırgatlaştıracak bu yasaklama fikrinden bir an önce vazgeçmeye davet ediyorum.

Genel Kurulu ve halkımı saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Gündem dışı üçüncü söz, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet İlker Çitil’e aittir.

Buyurunuz Sayın Çitil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet İlker Çitil’in, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET İLKER ÇİTİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sizleri, ekranları başında bizleri izleyen Kahramanmaraşlı hemşehrilerimizi ve tüm vatandaşlarımızı en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, devam eden Fırat Kalkanı operasyonunda içlerinden biri de Kahramanmaraşlı hemşehrimiz olmak üzere şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum; aziz milletimize de sabır, metanet ve başsağlığı diliyorum.

Sizlere Arif Nihat Asya’nın bir kıtasıyla seslenmek istiyorum:

“Maraş Türkiye’min kalem kaşıdır,

Maraş Türkiye’min köşe taşıdır,

Maraş tarihleri inşa ettiren,

Koca Sinanların ustabaşıdır.”

Değerli milletvekilleri, büyük Türk milletinin tarih sahnesinde kaderinin yazıldığı Millî Mücadele Dönemi'nin önemli cephelerinden biri, kadim şehrimiz Kahramanmaraş'ımız olmuştur. Millet olarak tarihten bu yana ezansız, bayraksız, vatansız ve milletsiz kalamayacağımızın en önemli nişanesi, Maraş'ımızın bayraklaşmış vatan savunması ve 12 Şubat ruhu olmuştur. Ecdadımızın “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz.” diyerek yaptığı destansı vatan savunması için Kurtuluş Savaşı sonrası basın toplantısı düzenleyen Fransız generalin tarihî kayıtlara geçen “Biz Maraş’tayken yerde miydik, gökte miydik bunu bile anlayamadık.” sözleri son derece manidardır. Bu kadim şehrin kahraman evlatları işgal döneminde her mahallede teşkilatlanarak 12 Şubat 1920 tarihine kadar yirmi iki gün, yirmi iki gece devam eden savaştan tek yürek, tek bilek olmuş bir vaziyette zaferle çıkmıştır. Vatan, iman, bayrak ve namus için mücadele eden ecdadımız şanlı savaşımızda alnının akıyla bu kutlu zafere imzasını atmıştır.

Millî Mücadele'ye tüm fertleriyle topyekûn bir şekilde katılan ve "kendi kendini kurtaran şehir" unvanıyla millî dayanışmanın en güzel örneğini veren medeniyetler beşiği Kahramanmaraş'ımız, 5 Nisan 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinden İstiklal Madalyası, 7 Şubat 1973 tarihinde de “kahramanlık” unvanıyla tarihteki yerini almıştır.

Kahramanmaraş’ımızda işgal kuvvetlerine ilk kurşunu sıkarak kurtuluş mücadelesinin kıvılcımını ateşleyen merhum Sütçü İmam ile Abdal Halil Ağa, Rıdvan Hoca, Çakmakçı Sait, Arslan Bey, Senem Ayşe, Yörük Selim, Şehit Evliya, Mıllış Nuri, Doktor Mustafa ve ardı sıra yürüyen pek çok isimsiz kahramanla yazılan bu destan, nesilden nesile aktarılacak ve diri tutulacak millî bir ruhun ve tarih şuurunun adı olmuştur.

Kahramanmaraş’ımızın bir evladı olarak gururla ifade ediyorum ki, Kahramanmaraş, Kurtuluş Savaşı'nda sadece kendi toprağının değil, civar illerin de yardımına koşarak topyekûn bir savunmanın, düşmanların güçlü silahları ve asker üstünlüğüne rağmen onurlu ve iman dolu bir direnişin adı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Çanakkale'de, Kahramanmaraş'ta, İnönü'de verilen kutlu mücadelelerden zaferle çıkan bu aziz milletin torunları olarak bizler, 15 Temmuz günü yaşadığımız hain kalkışma ve darbe girişiminde bir kez daha gösterdik ki bu aziz millet, millî egemenliğine ve özgürlüğüne pranga vurdurmayacak ve hiçbir şart altında vesayeti kabul etmeyecektir.

Buradan, bu Gazi Meclisimizin kürsüsünden, vatanımızın birliği ve bütünlüğü adına canını seve seve feda eden 15 Temmuz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum. Tedavileri devam eden isimsiz kahramanlarımıza da Rabb’imden acil şifalar diliyorum.

Siyasi hayatımızda neredeyse her on yılda bir yaşanan darbeler ve üstüne iktidara gelen koalisyonlarla ne yazık ki gerçek bir ilerleme ve büyüme kaydedilememiş, aksine her anlamda geriye doğru bir gidiş olmuştur.

Osmanlı dönemi dâhil, bugüne kadar düzenlenen anayasaların hemen hemen tamamı olağanüstü süreçlerde ve vesayetçi zihniyete sahip seçkinler tarafından, devleti hukukla sınırlamaktan ziyade, toplumu hizaya sokmak adına hazırlanmış metinler olmuştur ve biraz önce bahsettiğim gibi, darbelerden sonra da yürürlüğe girmişlerdir.

AK PARTİ’mizin tek başına iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ekonomik, siyasi ve iktisadi anlamda çok büyük gelişme kaydedilmiştir. Aynı şekilde, büyük bir ivme kazanarak bugünlere gelen demokrasimizin önünü açacak, istikrar ve istikbalimizin güvencesi olacak cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini içeren Anayasa değişiklik paketimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın da onayının ardından aziz milletimizin önüne gelecektir.

Şunun altını özellikle çizmek istiyorum ki, rejim değişikliği değil, sistem değişikliği olacaktır bu. Artık söz de karar da milletimizin diyoruz ve yeni Türkiye için “evet” diyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerimi tamamlarken istiklal ve istikbal mücadelesinde canlarını vermiş aziz şehitlerimize Allah'tan rahmet, gazilerimize minnet duygularımı ifade ediyor, ülkemizdeki huzur ve istikrar ortamını sağlamak adına hayatlarını kaybeden tüm güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet, kalanlara da başsağlığı ve metanet diliyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çitil.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk on beş milletvekiline yerlerinden bir dakika söz vereceğim.

Sırasıyla başlıyoruz.

Sayın Gürer, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de çiftçilerin yaşadığı sorunlara ve Hükûmet tarafından çiftçilere sağlanmayan desteklerin yatlara, kotralara sağlandığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, 3 Şubat 2017 tarihinde AKP Hükûmeti yatlardan, kotralardan ve teknelerden alınan yüzde 18’lik KDV’yi yüzde 1’e indirdi ve yüzde 8 olan özel tüketim vergisini tamamen kaldırdı. Üreticiler ve çiftçiler için ihtiyaç olan traktörlerin katma değer vergisi ise yüzde 8 olarak devam ediyor. Mazot yarı fiyatına verilecek diyen Hükûmet, aradan dört ay geçmesine rağmen, çiftçilere verdiği bu sözü yerine getirmediği gibi, mazot 4,70 liraya çıktı. Çiftçi için gerekli bu indirim de hâlâ sallanıyor.

Niğde çiftçisi yer altı suyu çıkararak tarım yapmak zorunda. Bu nedenle, elektrikle yer yüzüne çıkardığı bu sulama suyunun maliyeti hem üretimi artırıyor hem de çiftçinin ödeme güçlüğü yaşamasına neden oluyor. Abone açma kapama dahi sorun. Kayıp-kaçak parası ödeyen, icralık olan çiftçi, kuyularının devrinde de büyük sorunlarla karşılaşıyor. Niğde çiftçisinin ürettiği ürün de değer bulmuyor. Çiftçilere sağlanmayan destekler Hükûmet tarafından yatlara, kotralara sağlanıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, demokrasi ve hukuk devletinden yana olanların FETÖ darbe girişimiyle ilişkisi ispatlanmadan, sorgusuz sualsiz, kanıtsız KHK’yla ihraç edilen bilim insanlarıyla dayanışma içinde olacaklarına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizin önde gelen iktisatçılarından Profesör Doktor Korkut Boratav, son KHK ihraçlarına ilişkin “1948’de babamı, 1980’de beni, bugün de asistanımı üniversiteden attılar. Şu anda yapılan, 12 Eylülden ve diğerlerinden de daha kötüdür.” dedi. Evet, bugün yapılanlar ne 12 Eylül ne de başka hiçbir dönemde yapılanlarla karşılaştırılamayacak kadar daha yıkıcı, daha despot ve daha hukuksuzdur. Her dönem demokrasiden ve hukuk devletinden yana olan bizler; FETÖ darbe girişimiyle ilişkisi, bağlantıları ispatlanmadan, ortaya koyulmadan, bir gece yarısı sorgusuz sualsiz, kanıtsız, KHK’yla ihraç ettiğiniz, dünya görüşü ne olursa olsun bilim insanlarıyla bir arada ve dayanışma içinde olacağız. Düşünen, yazan, üreten, buluş yapan bilim insanları en kısa sürede görevlerine dönünceye kadar bu dayanışma ve ortak mücadelemizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

3.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, tarım kredi kooperatiflerinin Türk çiftçisinin tarımsal girdi ihtiyacına katkı sağlayan çok önemli kuruluşlar olduğuna ve iyi yönetilemediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım kredi kooperatifleri Türkiye'nin tüm bölgelerine dağılmış, Türk çiftçisinin tarımsal girdi ihtiyacına katkı sağlayan çok önemli bir kuruluştur, kuruluşunda bir numaralı ortak olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bulunmaktadır. Ancak AKP yönetimindeki Türk tarımı maalesef tüm kurumları olduğu gibi tarım kredi kooperatiflerini de iyi yönetememektedir. Tarım kredi kooperatifleri piyasaya göre düşük fiyat, düşük faizli girdi yerine ya da faizsiz girdi yerine dara düşmüş üreticiyi yüksek fiyat, yüksek faizle inim inim inletiyor. Örneğin en çok kullanılan üre gübresi 1 Ocakta yani bir ay önce 1.100 liraydı, şimdi 1.210 lira. Mazotu peşin alırsanız 4 lira 35 kuruş, vadeli alırsanız 4 lira 67 kuruş; bu örnekleri çoğaltabiliriz. Çiftçide bu girdileri alabilecek peşin para var mıdır? Bu kadar çok vergide yapılandırma yaptınız, çiftçi borçlarında neden yapmıyorsunuz? Bugün çiftçinin tarım kredi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tüm…

4.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Türkiye’nin kamuya ait neredeyse tüm varlıklarının Varlık Fonu’na devredildiğine ve Varlık Fonu Yönetim Kurulunun çok farklı ve geniş bir alanda hizmet eden bu şirketleri nasıl daha verimli yöneteceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yayınlanan bir kararnameyle Türkiye'nin kamuya ait neredeyse tüm varlıkları Varlık Fonu’na devredildi. Gerekçe olarak bu şirketlerin daha verimli ve etkin yönetileceği gösterilmektedir. Sayın Bakana soruyorum: 5 kişiden oluşan Varlık Fonu Yönetim Kurulu çok farklı ve geniş bir alanda hizmet eden bu şirketleri nasıl daha verimli yönetecek? Bu 5 kişinin özelliği nedir? Bunlara ne kadar ücret ödeniyor? Yönetim Kurulunca atanacaklardan en az beş yıl deneyim istenmektedir. Örneğin yönetime atanan Yiğit Bulut’un bugüne kadar yönettiği bir tek şirket var mıdır, varsa bu hangi şirkettir? Varlık Fonu’na devredilen şirketleri yabancı kredi kuruluşlarına rehin göstererek kredi mi alacaksınız veya bu şirketleri yandaşlara mı satacaksınız? Bu konuda kamuoyu sizden hayırlı bir açıklama beklemektedir.

BAŞKAN – Sayın Akkaya…

5.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, hiçbir suç isnadı yapılmadan 330’u akademisyen, 4.464 kişinin kamu görevinden çıkarıldığına ve bu antidemokratik uygulamaların sorumlusunun AKP Hükûmeti ile onun koalisyon ortağı gibi çalışan Anayasa Mahkemesi olduğuna ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Dün hiçbir suç isnadı ve işlemi yapılmadan sırf OHAL’in sağladığı imkânlarla 330’u akademisyen, 4.464 kişi kamu görevinden çıkartıldı. Dün yaşadıklarımız bir kez daha bizi haklı çıkartıyor. Allah korusun, referandumda “evet” çıkması durumunda bu ülkenin neler yaşayacağının bir göstergesidir KHK’larla alınan uygulamalar. Alınan kararların hiçbirine itiraz hakkı yok, alınan kararların hiçbirinin denetim imkânı yok ve siz buna “Hukuk içinde yapılanlar.” diyorsunuz. Bu antidemokratik uygulamaların tek sorumlusu AKP Hükûmeti ile onun koalisyon ortağı gibi çalışan Anayasa Mahkemesidir. OHAL uygulamalarına denetimsizlik kararı veren Anayasa Mahkemesi üyelerinin demokrasiden uzak bir anlayışta olması ülkemiz adına utanç vericidir.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

6.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Katar’da FETÖ mensuplarıyla barış görüşmeleri yaptığına dair basında yer alan iddialara ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Bugün, basında yer alan bir iddiaya göre MİT Müsteşarı Hakan Fidan Katar’da FETÖ mensuplarıyla barış görüşmeleri yapıyormuş. Benim de meslektaşlarımdan duyduğum iddiaya göre, Bursa’da gerçekleşen etkin pişmanlık tahliyelerinin altında tamamen duygusal ilişkilerin olduğu belirtiliyor. Son KHK’larla, özellikle de dün yayımlanan KHK’yla ihraç edilenlerin cumhuriyetçi, demokrat, solcu ağırlıkta olduğunu da göz önüne aldığımızda, basında çıkan FET֒yle barış görüşmeleri iddialarının gerçek olma ihtimali yüksek görünüyor. Bu durumda, paralel ile AKP’nin yollarının kesişip aynı menzile yürümeye devam etmesi hâlinde 15 Temmuzda sokağa çıkanların da terörist ilan edilip edilmeyeceğini merak ediyorum.

Herkese hayırlı çalışmalar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

7.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, KHK’ların hukuksuz bir şekilde kullanılmasından vazgeçilmesi gerektiğine, ihraç edilenlerin genel sağlık sigortasından faydalanmalarının sağlanmasını beklediğine ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başbakana sormak istiyorum: 15 Temmuz darbesini bahane edip OHAL ilan ederek “Darbecileri temizleyeceğiz.” dediniz. FET֒cülerin tasfiyesi diye son olarak 4.464 öğretmen ve akademisyeni görevden attınız. Darbenin arkasına sığınıp yurtsever ve demokratları tasfiye ediyorsunuz. OHAL fırsatçılığı ve KHK’larla devlette sizin gibi düşünmeyenleri ihraç ediyorsunuz, KHK’ları hukuksuz ve adaletsizlik için kullanıyorsunuz. Bir an önce bundan vazgeçin.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına sormak istiyorum: İhraç edilen vatandaşlarımızın genel sağlık sigortasından faydalanmaları için gelir testi yapılmıyor. Bu insanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil midir? Yapılanlar vatandaşa eziyet değil midir? Bu konuda Bakanlığınızın acilen gerekli düzeltmeyi yapmasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tezcan...

8.- Mersin Milletvekili Yılmaz Tezcan’ın, Özgecan Aslan’ın katledilişinin 2’nci yıl dönümüne ve Türkiye’nin ilk şehir hastanesi olan Mersin Şehir Hastanesinin açıldığına ilişkin açıklaması

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Özgecan Aslan’ın Tarsus ilçesindeki okulundan evine dönmek üzere bindiği minibüste vahşice katledilmesinin üzerinden iki yıl geçti. Kadını zayıf, korumasız, âciz görerek ona şiddet uygulayan alçak ve zavallıları bir kez daha lanetliyor ve kınıyorum.

3 Şubat Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım, bakanlarımız ve milletvekillerimizin katılımıyla Türkiye'nin ilk en büyük şehir hastanesini ilklerin şehri Mersin’de açtık. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Hekim olan bir milletvekili arkadaşınız olarak, vatandaşlarımızın yıllarca sağlık alanında çektiği sıkıntılara yakından tanıklık ettim. Sigortalının devlet hastanesine kabul edilmediği, ilaç bulunmadığı, parasını ödeyemeyen hastaların rehin tutulduğu günleri gördüm; bunlar, AK PARTİ hükûmetleri zamanında tarihe karıştı. Bugün, açtığımız Mersin Şehir Hastanemiz 12 bin poliklinik kapasitesi, 1.300 yatak, 5 bine yakın sağlık personeli, 230 poliklinik odası ile 51 ameliyathane, 210 yatak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

9.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, tartışmalı bir şekilde Meclisten geçirilen Anayasa değişikliğinin referandum sürecinin sağlıklı geçmesini sağlamanın iktidarın birinci görevi olduğuna ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Parlamentonun üçüncü büyük partisinin eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, toplamda 12 milletvekili cezaevinde tutsakken komisyonda ve Mecliste yeterince tartışılmadan görüşülen, gizli oylanması gerekirken başta bakanların bile açık oy kullandığı sözüm ona Anayasa değişiklik teklifi kabul edildi. Referandum tarihi bile belirlenmemişken devletin yayın organlarında, çamur medyasında, sosyal medyada “hayır” diyenleri ötekileştiren, kutuplaştıran, cepheleştiren yayınlar görmekteyiz; hatta “hayır” diyenlerin hakaret ve şiddete maruz kaldıklarına dair haberler almaktayız, geçen hafta Kadıköy Meydanı’nda yaşanılanlardaki gibi. Bu konuda sorumluluğun büyüğü iktidara düşmektedir. Toplumu gerdiren yayınların, çatışmalı ortamlara sürükleyen tutum ve davranışların önüne geçilmelidir. Tartışmalı bir şekilde Meclisten geçirilen bu teklifin referandum sürecinin sağlıklı geçmesi iktidarın birinci görevi olmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Reyhanlıoğlu...

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Nursel Reyhanlıoğlu’nun, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

NURSEL REYHANLIOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum.

Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yılı bu hafta Kahramanmaraş’ta coşkuyla ve heyecanla kutlanmaya devam ediyor. 12 Şubat günü şehrimiz için çok önemli bir gün. Kadını, erkeği, yaşlısı, çocuğu Allah için, vatan için, bayrak için tüm imkânsızlıklara rağmen canını ortaya koyarak şehrimizi düşmanlardan kurtardı. Bu kutlu zafer şehrimize hem İstiklal Madalyası hem “kahraman” unvanını getirdi. “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülizar olmaz.” anlayışıyla esarete boyun eğmeyen, göğsü iman dolu atalarımızın gayretini Cenab-ı Allah mutlak bir zaferle mükâfatlandırdı. İşte bu zaferde emeği olan, kurtuluşumuzun en büyük sembolü Sütçü İmam başta olmak üzere, şehit haberini aldığı kocasının silahını kuşanıp kıyafetlerini giyerek düşmana karşı koyan Senem Ayşe ve bu kutlu zaferde emeği olan tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunu kutluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

11.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, referandum sürecinde devlet memuru statüsünde olan kişilerin propaganda yapmasının yasalara aykırı olduğuna ve buna uymayanlar hakkında yasal bir işlem yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görünen o ki iktidar partisi, referandum sürecini eşitsizlik, adaletsizlik ve etik olmayan değerler üzerine oturtacak. Dün akşam yayınlanan KHK’yla medyanın iktidarın borazanı olması için tüm yollar açıldı. Diğer yandan, resmî kurumların idarecileri illerde halka baskı yaparak, bilgileri orta 3 fen bilgisi kitabından öteye gitmeyen bazı akademisyenler de sözüm ona “evet” kampanyası yapmaya başladı. Ahlak, vicdan ve etik değerler gibi evrensel kavramları anımsatmayacağım bile ama devlet memuru statüsünde olan bu kişilerin propaganda yapması yasalara aykırı. Acaba Hükûmet bu konuda yasal bir işlem yapacak mı, yoksa “Dalkavukluk iyidir.” deyip göz mü yumacak?

Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Bugüne kadar saray soytarısı olup da tarihe geçen tek bir kişi olmamıştır. Referandum sürecinde herkesin aklını başına almasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

12.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, AKP’nin yanlış uygulamalarına dair bir şiir okumak istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin yanlış uygulamaları yurdum insanını şair yaptı.

“Her şeyi herkesten iyi bilirsin/ İşine gelirse zehir gibisin/ Bilmiyorum, nasıl cevap verirsin/ Kimse senin kadar aldanmaz usta/ Kimseyi duymadın kendinden başka/ Aykırı sesleri duysaydın keşke/ Görmezden gelinen iğrenç bu aşka/ Aç da bir bak kimler bulunmaz usta/ Demokrasi su ise testi laiklik/ Testi kırılırsa biter kardeşlik/ Bizi millet yapan bu beraberlik/ İlkeler olmadan yürümez usta/ Mühür bende diye kimse kollanmaz/ Eğer kollanırsa düzen sağlanmaz/ Devlet kesesinden ağalık olmaz/ İsteyene her şey verilmez usta.”

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kayan…

13.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Lüleburgaz’da sağlık ve eğitim alanında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Lüleburgaz Devlet Hastanesi kırk yıl önce yapıldı. Kırk yıl önce Lüleburgaz’ın nüfusu 25 bindi, bugün nüfusu 150 bin olmuştur. Hastane aynı, yatak sayısı aynı. Hastalar özel hastanelere parasızlıktan gidemiyor. Devlet hastanelerinde bakımsızlık diz boyu, gelen hastalara sanki “Özel hastanelere gidin.” der gibi. 2 özel hastane de FET֒cülükten kapatılmıştır.

Devletin asıl görevlerinden olan sağlık ve eğitim can çekişiyor. Hastaneler yetersiz, okullar yetersiz. Halkımız sağlıksız ve eğitimsiz bir şekilde yaşıyor. Lüleburgaz’a devlet hastanesi yapımı neden bu kadar ertelenmiştir? Lüleburgaz’a yeterli okul ne zaman yapılacaktır? Yapılmayacaksa halkımızdan vergi niçin alınıyor ve alınan bu vergiler nereye harcanıyor diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

14.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, “hayır”cılara baktıkça bölmek, kutuplaştırmak için çabalanan bu topraklarda yeşeren umudu gördüğüne ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başbakan geçtiğimiz günlerde kamuoyuna bir çağrı yaptı ve dedi ki: “’Hayır’cılara bakın, ona göre karar verin.” Biz de Sayın Başbakanın sözlerine açıklık getirmek için dalga dalga tüm Anadolu’ya yayılan “hayır” sesinin sahiplerine baktık kimmiş bu “hayır”cılar diyerek?

“Hayır”cılara baktığımızda çocuklarının geleceğini tek kişinin iradesine teslim etmek istemeyen anaları, babaları gördük; şarkılarla, türkülerle direnen kadınları gördük; mahsulleri depolarda çürümeye terk edilen çiftçilerin emeğini, alın terini gördük; tüm olumsuzluklara inat, bir arada yaşama umuduna sarılan gençleri gördük. Yani, Sayın Başbakan, “hayır”cılara baktıkça biz sizin bölmek, kutuplaştırmak için çabaladığınız bu topraklarda size rağmen yeşeren umudu gördük.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akın…

15.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemelere ve halkın getirilmek istenen tek adam rejimini kabul etmeyeceğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – 15 Temmuz darbesini kendilerine Allah’ın bir lütfu olarak değerlendiren zihniyet darbeyi resmen fırsata çevirmiş durumda. Olağanüstü hâl kapsamında bugün bir kanun hükmünde kararname daha yayınlandı. Kanun hükmünde kararnameler çoktan amacını aştı, bu işin suyu da çıktı.

Bugün yayınlanan kararnamede yer alan kış lastiği zorunluluğu, işsizlik sigortası, Bankacılık Kanunu, özel öğretim kurumları ve diğer bazı düzenlemelerin olağanüstü hâlle nasıl bir ilgisi kurulmuş, anlayabilmiş değiliz.

Olağanüstü hâl koşullarında referandum yapıldığıyla yetinilmiyormuş gibi şimdi bir de bu kanun hükmünde kararnameyle propaganda üstünlüğü elde edilmeye çalışılıyor. Propaganda dönemi yayınlarında eşitliği sağlayacak Yüksek Seçim Kurulu denetimini etkisiz hâle getiriyorlar.

Hükûmet olma ve olağanüstü hâlin size sağladığı tüm avantajları kullanarak kendinizin bile savunamadığı bu ucube değişikliğe halkımıza “evet” dedirtmeye çalışıyorsunuz. Ne yaparsanız yapın yüce halkımız getirmek istediğiniz tek adam rejimini kabul etmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Normalde 15 milletvekili konuştu ancak 1 milletvekilimiz, yaşı itibarıyla, hızlı gençlerle uğraştığı için ya da yarıştığı için sisteme girmeyi başaramamış. Bu nedenle yaşı itibarıyla kendisine pozitif ayrımcılık yapıyorum, Sayın Çamak’a söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

16.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, son KHK’yla eğitime kilit vuracak derecede büyük akademik kıyımlar yaşandığına ve bu uygulamalardan derhâl vazgeçilmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Aslında onlarla yarışırım ya, neyse öyle olsun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son KHK’yla eğitime kilit vuracak derecede büyük akademik kıyımlar yaşandı. Daima özgürlük ve insan haklarının yanında olan bu aydın duruşlarının bedelini ihraçla ödediler.

Ey iktidar, önce size bu kararları aldıran Ankara Üniversitesi Rektörünün kim olduğunu araştırın. Kraldan çok kralcı geçinen bu şahsiyet böylesi çılgınca yönlendirmelerle her şeyden önce sizin iktidarınızın altını oymaya çalışmaktadır.

Çağrıda bulunuyorum: Memleketi uçuruma sürüklemeyin. Bu uygulamalardan derhâl vazgeçerek aklı ve vicdanı kılavuz edinin. Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim sırasıyla.

Sayın Akçay, buyurun.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluşunun 48’inci yıl dönümüne ve Başbuğ Alparslan Türkeş başta olmak üzere diğer âleme irtihal eden dava arkadaşlarına Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümü. Milliyetçi Hareket Partisi 9 Şubat 1969’da milliyetçilik mefkûresini kendine rehber edinerek millet-devlet beraberliğiyle, devleti ebet müddet şiarıyla kurulmuş ve Türk siyasi hayatındaki yolculuğuna başlamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi kurulduğu günden bu yana Türkiye’yi büyük ufuklara taşımak ülküsüyle siyaset, ekonomi ve sosyal hayattaki sorunları aşmak için elini her zaman taşın altına koymuş, sorumluluk ve inisiyatif almıştır. Milliyetçi Hareket Partisi her zaman meşruiyet zemininde yer almış, hiçbir zaman vesayet odaklarına geçit vermemiştir, tabi olmamıştır. 12 Mart 1971 askerî muhtırasında, 1970’li yılların hükûmet kuruluşlarında, 1977’deki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçiminde, 12 Eylül askerî müdahalesinde, 28 Şubatta, 27 Nisan e-muhtırasında ve 2007’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde Cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367 garabetine itibar etmeyerek ve parti kapatma davalarında demokrasinin, hukukun, meşruiyetin yanında yer almıştır. Bunun en yakın örneğini 15 Temmuzda yaşadık. Milliyetçi Hareket Partisi devletin, meşru hükûmetin ve millî iradenin arkasında dimdik durmuş, darbeci hainlere geçit vermeyerek bu büyük badirenin atlatılmasında tarihî bir misyon üstlenmiştir. Biz demokrasiye ve hukuk devletine sahip çıktık, millî devlet ülküsünden vazgeçmedik ve üniter devlet yapımızın savunuculuğunu tavizsiz yerine getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, ek sürenizi veriyorum, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Doğru siyaseti doğru zamanda uyguladık. Gelişmeleri sadece bugün için değil; dün, bugün, yarın perspektifiyle yorumladık. “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” ilkesini felsefemizin özüne yerleştirdik. Bu anlayıştan hareketle, hiçbir zaman sorumsuz davranmadık, günübirlik yaşamadık, istismara bel bağlamadık, siyasetimizi aldatma ve kandırma üzerine kurmadık, akıntıya yön vermek için gayret gösterdik, kimseye diyet borcumuz olmadı. Siyasetimizde pazarlık, menfaat beklentisi yoktur, olmamıştır, olmayacaktır. Ülkemizi her zaman karşılıksız sevdik. Bizler dün olduğu gibi, bugün de “Millî devlet, güçlü iktidar” şiarıyla siyasal duruşumuzdan, “Dik baş, tok karın, mutlu yarın.” diyerek sosyal hedefimizden, inançlarımızla kimliğimiz…

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …arasındaki bağı savunmaktan geri durmayacağız.

Bu vesileyle, partimizin bu kutlu ve meşakkatli yolculuğunda beraber yürüdüğümüz ülkü ve gönül erlerinin hayatta olanlarına uzun ömürler, başta partimizin kurucusu Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş olmak üzere diğer âleme irtihal eden dava arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Kuruluş yıl dönümümüzün devletimize, aziz milletimize, demokrasimize, siyasetimize, Türk ve İslam dünyasına ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, Milliyetçi Hareket Partisinin daha nice yıllara aynı şevk, aynı heyecan, aynı coşku ve aynı ruhla erişmesini temenni ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Özel, buyurunuz.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığına, OHAL KHK’larında bir yetki sorunu olduğuna, tüm siyasi partilere daha güçlü bir Meclis için Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapma çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, öncelikle, biz de Meclisimizin muhalefet partilerinden biri olan, Türk siyasi hayatının önemli partilerinden biri olan Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümünü kutladığımızı ifade etmek istiyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisinin tüm üyelerinin, tüm sevenlerinin ne kadar cumhuriyet sever, cumhuriyet rejimine ne kadar bağlı, parlamenter sisteme ne kadar gönülden bağlı kişiler olduğunu biliyoruz ve bu kuruluş yıl dönümünün bundan sonraki süreçteki aldıkları tüm kararlarında hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bugün yayımlanan KHK ve bir süredir yayımlanan KHK’larla ilgili birazdan Meclis Başkanlığından ve yönetiminizden bir talebimiz olacak. 2 Ocak günü yapıldığı iddia edilen ve 2 Ocak gününden sonra yayımlanan onca kanun hükmünde kararnameye rağmen, dün ve bugün birer kararname daha yayımlanıp bunların Cumhurbaşkanının başkanlığında 2 Ocak günü alınan kararlar olduğu ifade ediliyor. Bu, Anayasa Mahkemesinin kapsam, süre ve konu bakımından denetlemesi gereken ama kendini yok hükmünde sayarak denetlemediği OHAL KHK’larında şimdi bir yetki sorunu da ortaya çıkmış durumda. Bu KHK’ların çıkabilmesi için orada bulunması gereken bakanların bulunmadığı, geçmişte alınan imzalarla yedi saat yapılan bir toplantıya atfen onlarca KHK’nın peyderpey yayımlandığı bir süreç hem Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınan yetkiye aykırı hem Anayasa’ya aykırıdır. Bu konuda birazdan Başkanlığınızdan bir talebimiz de olacak ama bugün içinde bulunduğumuz süreçte gerek Sayın Başbakan gerek “evet” kampanyası yürütenler saldırgan bir üslup takınmış durumdalar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Altına imza atmış oldukları rejim değişikliğini savunamaz durumda oldukları için birtakım saldırganlık içindeler, içerik tartışmasına girince de kaçak güreşiyorlar. Meclisin güçlendirildiğini iddia eden bir söylem var. Meclisin yetkilerinin yüzde 85’i Saray’a devrediliyor ve bu noktada “Meclis güçleniyor.” diyor.

Biz şimdi buradan siyasi partilerimizin tamamına bir çağrıda bulunuyoruz. Meclisin güçlenmesi, yürütme ve yasama organlarının birbirinden ayrı olmasına, yürütmenin başındakinin yasamayı tayin etmemesine ve talimatlandırmamasına bağlıdır. Bunun bir tane yolu var, Seçim Kanunu’nda ve Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yaparak tüm milletvekili adaylarının belirlenmesinin partilerin tüm üyelerinin katılımıyla yapılacak bir ön seçimle yapılmasıyla mümkündür. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 10 Marta kadar çalışacağı öngörülen Mecliste tüm partilerin mutabakatıyla milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özel, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlıyorum efendim.

Eğer referandum olursa Meclisin 10 Marta kadar çalışması, daha sonra tatile girmesiyle ilgili bir öngörü var. Önümüzde zaman var, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda bir değişiklik yapalım. Bütün partilerin milletvekili aday listelerini liderleri değil, oluşturdukları birkaç kişilik komisyonlar değil, tam anlamıyla tüm üyeleri oy kullanarak yapılacak ön seçimler belirlesin. O zaman buraya kimse lider icazetiyle gelmez, lider sultasına tabi olmaz, güçlü Meclis olur. (CHP sıralarından alkışlar) “Evet” çıkarsa da, “hayır” çıkarsa da Meclis güçlenir, Meclis kazanır, demokrasi kazanır. Bu talebimize diğer partilerden cevap bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın İnceöz, buyurun.

19.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümünü kutladığına, Anayasa değişikliğinin güçlü Türkiye’nin hedeflerini gerçekleştirebilmesi noktasında hızlı ve etkin karar alabilme sürecine ilişkin bir sistem değişikliği olup asla bir rejim değişikliği olmadığına, 15 Temmuzun herkes için bir milat olduğuna ve terör örgütleriyle mücadelenin kararlı bir şekilde süreceğine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime başlarken Milliyetçi Hareket Partisinin -köklü ve etkili bir parti hareketi- kuruluşunun 48’inci yıl dönümünü tebrik ediyorum. Bu vesileyle, gerçekten, Türk siyasi tarihinde, hayatında önemli yeri ve katkıları olan Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu ve hareketin lideri olan merhum Alparslan Türkeş’i de rahmetle anıyorum. Allah rahmet eylesin.

Değerli milletvekilleri, Meclis kısa bir süre önce çok önemli bir düzenleme yaptı, Anayasa’da çok önemli sistem değişikliğini öngören, hükûmet sistemine ilişkin bir düzenleme gerçekleştirdi. Ben, bu anlamda süreçte katkı veren, katılımlarıyla olumlu katkı veren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Burada, Anayasa değişikliğiyle gerçekleştirmeye çalıştığımız şey, bugüne kadar Türk siyasi tarihimize baktığımızda, hayatına baktığımızda ülkemizin önünü açmak, hızlı karar alabilmek, güçlü Türkiye'nin önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirebilmesi noktasında hızlı ve etkin karar alabilme sürecine ilişkin sistemdeki sorunları çözmek adına yapılmış önemli bir değişikliktir; asla bir rejim değişikliği değildir, bunun altını çize çize söylüyoruz. Cumhuriyet hepimizin cumhuriyetidir, cumhuriyetle ilgili bir değişiklik söz konusu değildir. Bunu gerek Sayın Başbakanımız gerek Sayın Cumhurbaşkanımız ve bizler her fırsatta özellikle dillendirmekteyiz. Anayasa değişikliğiyle ve önümüzdeki referandum süreciyle yapılmak istenen şey, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle hükûmet etme sistemine ve modeline ilişkin Türkiye’de kalıcı, güçlü sistemi temin etmek. Burada, bütün tartışmaları tek adam üzerinde yoğunlaştırmak, sanki bir tek adam düzeni getiriliyormuş gibi algılar oluşturmaya çalışmak da bu düzenlemeye ve sisteme haksızlıktır. Burada kişilerle ilgili bir düzenleme söz konusu değil, sistemle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - …memleketimizde kalıcı ve süreç yönetimiyle alakalı sorunları giderici bir düzenlemedir. Bu anlamda, düzenlemeye geniş bir perspektiften bakmak gerekmektedir. Sistem, ülkemizin önünü açacak, hızlı karar alacak, etkin çözüm üretecek bir sistem öngörmektedir.

Bununla birlikte, dün de söyledim, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz burada DEAŞ terör örgütüne karşı, PKK’ya, PYD’ye karşı önemli bir mücadele vermekte. Özellikle El Bab’da Fırat Kalkanı Harekâtı’nın 170’inci gününde dün 2 şehidimiz vardı, burada şehit sayısı artmıştır, 5 olmuştur; ben onlara da Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza, oradaki gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Burada şunu unutmamamız gerekmektedir: Türkiye, öyle bir süreçten geçmekte ki, artık terör örgütlerinin önündeki perdenin kalktığı, herkesin saflarını net olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – …belirlediği, DEAŞ’la, PKK’yla, DHKP-C’yle ve FETÖ terör örgütüyle kararlı mücadelenin, artık mücadelenin ötesinde taarruz şeklinde Türkiye'nin terör örgütlerini bitirme noktasında kararlı olduğu bir süreci hep beraber yaşamaktayız. Bu anlamda da, dün de özellikle vurguladım, 15 Temmuz bizim için, her birimiz için milattır, terör örgütleriyle mücadele kararlı bir şekilde sürecektir ve bu mücadeleye, her birimizin yapıcı katkı sunacak çözüm önerileriyle de sürece güç katmalarını herkesten bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce Sayın Benli’nin bir söz talebi var dün yapılan bir konuşmada isminin geçtiğine dair.

Buyurun Sayın Benli.

20.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, Diyarbakır Milletvekili Mithat Sancar’ın 8/2/2017 tarihli 67’nci Birleşimde HDP Grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Genel Kurulda bulunmadığım bir zaman diliminde Mithat Sancar, başka AK PARTİ milletvekillerinin isimlerini sayarak ve benim adımı da zikrederek “Beraber uzun yıllar boyunca insan hakları mücadelesinde bulunduk, insan hakları sadece siz söz konusu olduğunuzda mı olur?” tarzında sataşmada bulunmuştur. Sadece kayıtlara geçmesi için ifade etmem gerekiyor ki, 28 Şubat sürecinde binlerce dilekçe yazdığım, yüzlerce dava kaybettiğim, hayatımın on üç senesini başörtüsü yasağını kaldırmak için harcadığım doğrudur. Ancak beni 1997 yılından itibaren tanıyan herkes bilir ki, ben, aslında sadece ben değil, benim gibi düşünen bir sürü insanla birlikte kendimizle alakalı olmayan pek çok konuda hak mücadelesinde bulunduk, bulunmaya da devam ediyoruz. Çünkü insan hakları hiç kimsenin tekelinde ve inhisarında olan bir durum değildir. Neyi, ne zaman, nerede, ne şekilde söyleyeceğimizi sorgulamak da kimsenin takdirinde ya da inhisarında olan bir husus değildir.

Çok teşekkür ederim söz verdiğiniz için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Benli.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 20 milletvekilinin, 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda AKP Hükûmet yetkilileri ile HDP temsilcilerinin yapmış olduğu görüşmelerin içeriğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/459)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk kamuoyunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da son derece rahatsız eden 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda AKP Hükûmet yetkilileri ile HDP temsilcilerinin yapmış olduğu görüşmelerin içeriğinin araştırılıp tespit edilmesi ve Meclisi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                   (Artvin)

2) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

3) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

4) Nihat Yeşil                                            (Ankara)

5) Vecdi Gündoğdu                                    (Kırklareli)

6) Mehmet Göker                                       (Burdur)

7) Ünal Demirtaş                                       (Zonguldak)

8) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

9) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

10) İrfan Bakır                                           (Isparta)

11) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

12) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

13) Muharrem Erkek                                   (Çanakkale)

14) Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

15) Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

16) Yakup Akkaya                                      (İstanbul)

17) Kemal Zeybek                                      (Samsun)

18) Bülent Öz                                            (Çanakkale)

19) Elif Doğan Türkmen                             (Adana)

20) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

21) Musa Çam                                           (İzmir)

Gerekçe:

28 Şubat 2015 günü, Hükûmetten 4, HDP'den 3 temsilci Dolmabahçe Sarayı'nda bir araya gelmiş, yarım saatlik bir ön görüşmeden sonra televizyon kamerası karşısında bir mutabakat metni açıklamıştı.

Görüşmeye Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Grup Başkan Vekili Mahir Ünal ile Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammet Dervişoğlu katılmıştı. Ancak 3 hafta sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dolmabahçe mutabakatını asla kabul etmiyorum, bilgim de yoktu.” bağlamında ifadeleri olmuştu.

Ancak 22’nci Dönem TBMM Başkanı ve AKP Hükûmetinin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç CNN TÜRK’te Taha Akyol'un Eğrisi Doğrusu programında “Oturma düzeni dâhil, kimin nasıl konuşacağı, taraflar o konuda anlaştılar. Cumhurbaşkanının haberinin olduğunu biliyorum. Bana söylendiği kadarıyla sayın Başkanımız da sayın Yalçın Akdoğan da gelişmelerden anında kendisini bilgi sahibi kıldıklarını ifade ettiler. Kaldı ki sanıyorum mart ya da nisan ayıydı, sayın Cumhurbaşkanının bu görüntüyü eleştiren bazı sözleri oldu. Bu sözlere ben Hükûmet Sözcüsü olarak karşılık vermek durumunda kaldım. Oradaki bir cümlem sayın Cumhurbaşkanı bu gelişmelerden haberdardır.” şeklinde ifadeleri olmuş ve Cumhurbaşkanın ifadelerini yalanlamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı rahatsız eden Dolmabahçe görüşmelerinin içeriği hakkında birçok iddialar ve görüşler mevcuttur. Hükûmet ve muhalefet kanadı görüşmeleri birçok farklı şekilde yorumlamakta ve toplumda büyük bir muamma oluşmaktadır. Bu görüşmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bilgisi dâhilinde mi olmuştur yoksa gerçekten de bu görüşmeler Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bilgisi haricinde mi olmuştur?

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Dolmabahçe görüşmelerinde Hükûmet ile HDP yetkililerinin görüşmelerinin TBMM bilgisi dâhilinde olması için Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak ve 27 milletvekilinin, sanayi sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/460)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sanayi sektöründe yaşanan sorunların incelenmesi ve Türk sanayisinin yüksek katma değer yaratan ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri kapsamında bir Meclis araştırması açılması konusunda gereğini arz ederiz.

1) Çetin Osman Budak                               (Antalya)

2) Mazlum Nurlu                                        (Manisa)

3) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

4) Yakup Akkaya                                        (İstanbul)

5) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

6) Kazım Arslan                                         (Denizli)

7) Gülay Yedekci                                       (İstanbul)

8) Kemal Zeybek                                        (Samsun)

9) Tur Yıldız Biçer                                      (Manisa)

10) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

11) Nihat Yeşil                                          (Ankara)

12) Uğur Bayraktutan                                 (Artvin)

13) Türabi Kayan                                       (Kırklareli)

14) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

15) Ceyhun İrgil                                        (Bursa)

16) Hüseyin Yıldız                                     (Aydın)

17) Ahmet Akın                                          (Balıkesir)

18) Tekin Bingöl                                        (Ankara)

19) Veli Ağbaba                                         (Malatya)

20) Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

21) Vecdi Gündoğdu                                  (Kırklareli)

22) Ünal Demirtaş                                     (Zonguldak)

23) Mehmet Göker                                     (Burdur)

24) İrfan Bakır                                           (Isparta)

25) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

26) Muharrem Erkek                                   (Çanakkale)

27) Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

28) Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

Gerekçe:

Ülkelerin kalkınma ve gelişmesinde sanayi sektörünün önemi büyüktür. Sanayinin geliştiği ülkelerde sürekli büyümenin sağlandığı, refahın arttığı, işsizliğin azaldığı görülmektedir.

Türkiye ekonomisi de büyümektedir, ancak üretime değil tüketime dayalı bu büyüme, ne işsizliği ne de yoksulluğu azaltmaktadır. AKP hükûmetlerinin yanlış siyasi tercihleri nedeniyle, Türkiye'de bir ithalat patlaması yaşanmıştır. Türkiye, 2003-2015 döneminde 2 trilyon 282 milyar dolarlık ithalat, 1 trilyon 181 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirmiş ve bu dönemde 1,1 trilyon dolarlık dış ticaret açığı vermiştir.

Türkiye'nin dış ticarette bu kadar yüksek miktarda açık vermesinin en önemli nedeni, imalat sanayi üretiminin düşük teknolojili ürünlere dayalı olmasıdır.

AKP, 2008 yılında "Türkiye Sanayi Stratejisi Vizyonu" başlığı altında bir arama konferansı gerçekleştirmiş ve Türkiye'nin önüne "Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya'nın üretim üssü olmak" hedefi konmuştur. Bu hedefe odaklanan ve 72 eylem içeren 2011-2014 Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi'nin dönemi tamamlanmıştır. Her ne kadar bakanlık belgelerinde "2011 yılında eylemlerin yüzde 85'inde, 2012 yılında yüzde 85'inde, 2013 yılında yüzde 82'sinde ve 2014 yılında ise yüzde 90'ında başarı kaydedilmiştir." ifadeleri yer alsa da 2008-2014 döneminde sanayi sektöründeki dönüşüm konusunda ciddi bir mesafe alındığı söylenemez. Resmî açıklamalara göre, 2003-2014 yılları arasında düşük ve orta teknolojili ürünlerde 90 milyar dolar dış ticaret fazlası verirken, yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerde ise dış ticaret açığı 438 milyar dolardır. Bu rakam başarısızlığın belgesidir.

Türkiye'nin önüne 2015-2018 dönemi için "Avrasya'nın üretim üssü" yerine "Afro-Avrasya'nın tasarım ve üretim üssü" hedefi konurken, yalnızca hedef büyüterek Türkiye mesafe alamaz. Ayakları yere basmayan plan ve belgelerle, sanayinin rekabet gücünün artması, imalat sanayisinde yüksek katma değerli ileri teknoloji ürünlerinin üretilmesi mümkün değildir. Türkiye'nin bu anlayışla orta gelir tuzağından çıkması da mümkün değildir.

Türk sanayisinde dönüşüm için öncelikle köklü bir zihniyet değişimi gereklidir. Akıldan, bilimden, özgür üniversiteden, yaratıcı düşünceden, AR-GE'ye kaynak ayırmaktan, nitelikli bir eğitim sisteminden yana tutum almak gereklidir. Yatırım ortamının iyileştirilmesi, hukuk güvenliğinin kurumsallaşması gereklidir. ODTÜ gibi aklı ve bilimi rehber edinen kurumları hedef yapmamak gereklidir. Türkiye, bu yola girmediği sürece, hamasi söylemlerle bir yere varılması mümkün değildir.

TBMM, ülkemizin gelişmesine katkı sağlamak üzere sorumluluk üstlenmeli, Türkiye'nin 4'üncü Sanayi Devrimini de ıskalamaması için yapısal dönüşümün önünü açacak bir çalışmayı yapmalıdır.

Bu nedenlerle sanayi sektöründe yaşanan sorunların incelenmesi ve Türk sanayisinin yüksek katma değer yaratan ve rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, atanamayan polislerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/461)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Atanamayan polislerin yaşadığı sorunların tespit edilmesi ve mülakatlarda yaşanan keyfî uygulamaların araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1)     Uğur Bayraktutan                                   (Artvin)

2)     Ceyhun İrgil                                          (Bursa)

3)     Musa Çam                                             (İzmir)

4)     Kadim Durmaz                                       (Tokat)

5)     Kazım Arslan                                         (Denizli)

6)     Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

7)     Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

8)     Hüseyin Yıldız                                       (Aydın)

9)     Tekin Bingöl                                          (Ankara)

10)   Utku Çakırözer                                       (Eskişehir)

11)   Veli Ağbaba                                           (Malatya)

12)   Nihat Yeşil                                            (Ankara)

13)   Vecdi Gündoğdu                                    (Kırklareli)

14)   Mehmet Göker                                       (Burdur)

15)   İrfan Bakır                                             (Isparta)

16)   Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

17)   Tur Yıldız Biçer                                      (Manisa)

18)   Muharrem Erkek                                     (Çanakkale)

19)   Hüseyin Çamak                                      (Mersin)

20)   Mevlüt Dudu                                          (Hatay)

21)   Yakup Akkaya                                        (İstanbul)

22)   Kemal Zeybek                                        (Samsun)

23)   Bülent Öz                                              (Çanakkale)

24)   Elif Doğan Türkmen                               (Adana)

25)   Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      (Bursa)

Gerekçe:

YGS sınavında başarılı olduktan sonra mülakat, yazılı sınav, sonrası on beş günlük ağır intibak eğitimi, tam teşekküllü bir hastaneden “polis olur” yazılı sağlık raporu alarak, iki yıllık Polis Meslek Yüksek Okulunu okumaya hak kazanıp iki yıl eğitim gördükten sonra polis meslek yüksek okullarından mezun olmaya bir hafta kala iç güvenlik paketinin içindeki kanun ile "Polis okulunu başarılı şekilde bitirenler polis akademisinin yapacağı sınavda başarılı olma şartıyla Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarına aday polis memuru olarak atanır.” hükmü getirilmiştir. Mezuniyetlerine bir hafta kala, silah seri numaralarının bile belli olmasına rağmen mülakat sınavı yapılacağı tebliğ edilmiştir. Mezuniyetlerinden dokuz gün sonra, o günü takip eden üç gün içinde mülakat sınavları yapılmıştır. Mülakat sınavında polis mesleğiyle ilgili sorular sorulup bilgi düzeyleri ölçülecekti fakat “Denizli horozu gibi öt.” (Aydın Polis Meslek Yüksekokulu), “Çorum’un plakası kaç?”, “Çorum valisi, emniyet müdürü kim?” gibi polislik mesleğiyle bağdaşmayan sorular sorularak okulda ceza puanı çok olup okul başarısı sırasında gerilerde olan kişiler başarılı sayılıp Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarına aday polis memuru olarak atanmışlardır. Derslerinde başarılı, hiç ceza almayan öğrenciler hiçbir gerekçe ve sebep gösterilmeden başarısız sayılarak polis olma hakları engellenmiştir. Okullarında derece yapan öğrenciler sebepsiz yere mülakatlardan elenmiştir. Geleceğini, gençliğini, eğitimini, tüm zamanını bu uğurda feda etmiş ancak karşılığını alamamış toplamda 1.803 polisin atamalarının yapılması ve yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, polis meslek yüksekokullarında yaşanan keyfî mülakat iddialarının tespiti ve atanamayan polislerin sorunlarının belirlenip çözüm yollarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.02

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Nadir Yıldırım ve arkadaşları tarafından, Van T Tipi Cezaevinde işkence iddialarının araştırılması amacıyla 16/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/2/2017 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                           Ahmet Yıldırım

                                                                                                                                                  (Muş)

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Ocak 2017 tarihinde Van Milletvekili Sayın Nadir Yıldırım ve arkadaşları tarafından verilen, Van T Tipi Cezaevinde işkence iddialarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 3612 sıra numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 9/2/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye birbirini tetikleyen ve karşılıklı olarak birbirini büyüten siyasi, ekonomik ve diplomatik krizler toplamının tam ortasındadır. AKP Hükûmetinin büyük bir sorumsuzluk örneği sergileyerek neden olduğu siyasi istikrarsızlık ekonomik krizi her geçen gün daha da derinleştirmektedir. Türkiye kendi kamu şirketlerini ipotek altına koyan bir ülkeye dönüşmüştür. Türkiye Kürt fobisinden bir türlü kurtulamadığı için yoksul askerlerini Suriye’de kurban veren bir ülke konumundadır. Muhalif gazeteciler, aylarca, hiçbir iddianame olmadan cezaevlerinde tutulabilmektedir. Hakikat ters yüz edilmekte, yaygın medya kanalları üzerinden algı operasyonlarıyla halkın bilgi alma hakkı bile gasbedilmektedir. Bilgi alma hakkı yok edildiği gibi, akademide de bir çöle dönüşmüş durumdadır. Kimse gerçekten nerede ne olduğunu bilemez konuma gelmiştir. Siyasi iklim demokratik bir uzlaşı ortamından koparılmış, tüm ülkede bir korku iklimi hâkim konuma gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, kimse, nerede neler yaşandığını bilemez bir duruma gelmiştir ve bu yerlerin başında, devletin mutlak hâkim olarak birinci dereceden sorumluluğu altında olan cezaevleri gelmektedir.

Bugün, HDP milletvekilleri olarak bizler cezaevi ziyareti gerçekleştiremiyoruz, cezaevlerinde neler olup bittiğine dair kapsamlı bir inceleme yapma şansımız olmuyor. Bu ülkenin Adalet Bakanı geçtiğimiz dönem Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu açık bir şekilde itiraf etti, “HDP milletvekillerinin cezaevlerini ziyaret etmesini doğru bulmuyoruz.” dedi. Vekiller olarak böyle bir ayıbın ve korkunun muhatabı oluyoruz ama inceleme yapamıyor olmak gözümüzün kulağımızın orada olmasına engel teşkil etmiyor.

Ben şimdi oldukça sınırlı olan vaktimde, bizlere iletilen yüzlerce hak ihlali ve işkenceyi anlatacağım.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye âdeta açık hava hapishanesine dönüştürülmüş durumdadır. AKP Hükûmetinin antidemokratik uygulamaları her yurttaş üzerinde açık bir şekilde hissedilir duruma gelmiştir. Cezaevlerinin durumu da farklı değildir. Cezaevlerinde o kadar ağır hak ihlalleri, keyfî uygulamalar ve işkence vakaları yaşanmaktadır ki bu uygulamalar 12 Eylül dönemini aratır hâle getirmiştir. Cezaevlerinde uzun süredir ağır insan hakkı ihlalleri ve insan onuruna aykırı uygulamalar yaşanmaktadır. Tutuklu ve hükümlülere yönelik uygulanan işkence, kötü muamele ve hak ihlalleri kimi zaman cezaevlerinde ölümlere dahi yol açabilmektedir. Tutuklu ve hükümlüler bu şekilde ikinci bir cezalandırma mekanizmasına tabi tutulmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinden gelen haberler içinde en korkunç olanlardan bir tanesi de Van T Tipi Kapalı Cezaevinde yaşananlardır. Avukatların bizlere aktardığı bilgilere göre, Van T Tipi Cezaevine sevk edilen mahpuslar cezaevine girişleri sırasında dayatılan çıplak aramayı kabul etmeyince kendilerine yoğun işkence yapılmıştır. 1990’larda Hizbullah’ın uyguladığı vahşi bir yöntem olan domuzbağı yöntemi bir işkence biçimi olarak uygulamaya konulmuş durumdadır. Mahpusların maruz kaldıkları işkenceden sonra revire çıkma talebi dahi reddedilmiş, aksine kendilerine işkence yapılmaya devam edilmiştir.

İşkence gören mahpuslardan biri olan Ferit Hasçelek’in avukatları üzerinden bizlere aktardığı bilgilere göre, kendisine işkence yapan kişiler “Biz gardiyan değiliz. Bu cezaevi gerçek cezaevi olacak, bu yüzleri unutmayın.” diyerek işkence gören mahpusları tehdit etmiştir. Cezaevi personeli olmayan bu kişilerin buralara yerleştirildiği ve kendilerine “A takımı” veya “hazır kuvvet” gibi isimler verdikleri söylenmektedir. Bu korkunç bilgilere kulaklarınızı tıkayacak ve görmezden mi geleceksiniz değerli milletvekilleri?

Değerli arkadaşlar, bu uygulamaların bir kısmı sıklıkla basına yansıdığı ve kamuoyu tepkisiyle karşılandığı hâlde cezaevi politikalarında bir değişikliğe gidilmemiş ve bu durum Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olarak varlığını korumaktadır. Cezaevinde kalan tüm tutuklu ve hükümlüler devletin sorumluluğu altındadır ve bu kişiler insani bir muameleye tabi tutulmalıdırlar. Anayasa’da eşitlik ilkesine vurgu yapılırken yurttaşların içeride ya da dışarıda olmasına bakılmaz, ancak bu ülkede artık adını koyalım ki cezaevlerine yönelik özgün bir cezaevi politikası ve rejimi mevcuttur. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen ve aylardır kesintisiz devam eden OHAL koşullarında cezaevleri âdeta bir işkencehaneye dönüştürülmüştür. Çok sayıda ulusal ve uluslararası kuruluş da yurttaşların hem gözaltı hem cezaevi sürecinde ağır hak ihlali ve işkenceye maruz bırakıldıklarını anlatan beyan ve delilleri ortaya koyarak bu durumu raporlaştırmışlardır. Cezaevlerinde rutin bir şekilde tutuklu ve hükümlülere yönelik darp, hakaret, tehdit, işkence ve kötü muamele, hukuki dayanağı olmayan sevk ve nakiller, çıplak arama, başta hasta tutsaklar olmak üzere sağlık hakkına erişiminin engellenmesi, keyfî şekilde verilen disiplin cezaları ve bu cezalara karşı savunma haklarının kısıtlanması, avukat görüşmelerine kısıtlama getirilmesi, mahkeme süreci devam eden tutuklu ve hükümlülerin yargı çevresinden uzaklaştırılarak adil yargılanma haklarının ihlal edilmesi, iletişim hakkının engellenmesi, televizyon ve radyo yayınlarının kısıtlanması, hapishanelerde askerî darbe ürünü uygulamaların dayatılması, baskın tarzında gelişen aramalar, günlük kullanılan araç gereçlere el konulması gibi uygulamalar cezaevi politikası hâlini almıştır. Bugün cezaevlerinde hiçbir hukuki dayanağı olmayan uygulamalar, cezaevlerini her zamankinden daha fazla kolektif cezalandırma mekânlarına dönüştürmüştür. OHAL en çok da cezaevlerini vurmuştur değerli arkadaşlar. Cezaevlerinde uzunca bir süredir uygulanan kolektif cezalandırma politikası OHAL ilanıyla birlikte daha da şiddetlenmiştir. Sadece cezaevindeki tutuklu ve hükümlülere değil, onlarla birlikte aynı zamanda onların yakınlarına yönelik hak ihlalleri de ayyuka çıkmıştır. Avukat görüşlerinin kısıtlanması veya tamamen engellenmesi, “Avukat görüşleri izlenebilir veya dinlenebilir, hatta kayda alınabilir.” şeklinde kararname çıkartılması, aile ve aile dışından 3 kişiyle görüş hakkının yasaklanması, tutuklu ve hükümlülere yönelik telefon ve mektup yasağı üzerinden geliştirilen son derece katı iletişim yasağı, kitap sınırlamasının getirilmesi, bazı gazetelerin cezaevine girişinin engellenmesi, cezaevi idaresinin keyfî tutumları ve tahliyelere izin verilmemesi gibi tamamen keyfî uygulamalar zaten özgürlükleri ellerinden alınmış yurttaşlar üzerinde katmerleşmiş bir işkence aracı hâline gelmiştir.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneğinin yaptığı açıklamaya göre de Türkiye'de son on yılda 111 adet yeni ceza infaz kurumu açıldı. Yeni açılanlarla birlikte ceza infaz kurumu sayısı 372'ye, kapasiteleri ise 197.297'ye yükseldi. Türkiye’de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar olan tutuklu ve hükümlü sayısı 4 kat artarak bütün zamanların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bunun açıklaması şudur ki değerli arkadaşlar: Önce içeri at, sonra suç yarat. Hukukun en temel ilkesi bu şekilde ayaklar altına alınmıştır. Yargının kendisinin siyasi bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğü bir zaman diliminden geçiyoruz. Hâlen devam eden KCK davalarını hatırlayalım, o davanın iddianamesi bile yıllar sonra hazırlanabildi, ortada suç yoktu, suç sonradan uydurulmaya çalışıldı.

Türkiye'de cezaevlerinde şu an 330'a yakın ağır hasta olmak üzere bine yakın hasta tutsak mevcuttur. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 10 Ocak 2017'de yaptığı açıklamada, hapishanelerde 2009'dan Ekim 2016'ya kadar 2.300 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Çözüm süreci boyunca ortada hastane raporları olmasına rağmen, ağır hasta mahpusların bırakılmasının nedeninin cemaat ortaklığı olduğunu bugünlerde Adli Tıp Kurumuna gerçekleştirilen tutuklamalardan anlıyoruz.

Peki, şimdi, neden devam ediyor işkence? Sormak istiyorum: Bu sefer kim kandırıyor sizleri? Bakın, somut bir örneğini vermek istiyorum, Hakkâri İl Genel Meclisi Üyesi Sibel Çapraz, kötüleşen sağlık durumuna rağmen hâlâ cezaevinde tutulmakta. Bu siyasetçi, bağırsakları dışarıda yaşıyor ve mahpusların yardımıyla hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünün basına ve kamuoyuna duyurdukları bilgilere göre, doktorların verdiği “Cezaevinde kalmaya elverişli değildir.” raporlarına rağmen maalesef tedavisi geciktiriliyor ve cezaevinde tutuluyor. Yani bunu hangi vicdan kaldırır, bir kere daha sormak istiyorum bu Meclis huzurunda.

İşkence insanlık suçudur. Bugün kendisi de rehin tutulan ve hak ihlallerine maruz bırakılan Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş'ın Adalet Bakanına bir çağrısı olmuştu: "Cezaevlerinde işkence yok diyorsunuz. Ben de var diyorum. Eğer varsa istifa etmeye hazır mısınız? Yoksa ben istifa edeceğim." demişti. Böylesine açık bir çağrıya yanıt vermek yerine, eş genel başkanlarımız da dâhil olmak üzere, 12 milletvekilimizi rehin aldınız. Bu çağrımızı yineliyoruz. Buyurun birlikte gidelim ve inceleyelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrmez.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Ankara Milletvekili Sayın Aydın Ünal.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AYDIN ÜNAL (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlar, HDP’nin grup önerisiyle ilgili gerekçeyi, buradaki iddiaları inceledik, bununla ilgili çeşitli görüşmelerimiz de oldu. Öncelikle, konuşmamın başında şunu ifade etmek istiyorum: Bu gerekçede ifade edilen ya da gerekçede zikredildiği gibi, İnsan Hakları Derneği Van Şubesi ve Özgürlükçü Hukukçular Platformunun iddiaları, bizim yaptığımız görüşmelerde, yetkililerle yaptığımız görüşmelerde tamamen yalanlanmış durumda. Şunu özellikle ifade etmem lazım: Üst araması 5275 sayılı Kanun’un 36’ncı maddesi ve tüzüğün de 46’ncı maddesine göre yapılıyor, bütün dünyada yapıldığı gibi, Avrupa Birliğinde yapıldığı gibi yapılıyor, utanma duygusu ihlal edilmeyecek şekilde arama yapılıyor. Ayrıca, bu aramada mahkûm ya da gözaltındaki kişi, tutuklu ya da mahkûm tamamen çırılçıplak aramaya tabi tutulmuyor, belli birtakım kıyafetler giydirilerek aramalar yapılıyor. Şimdi, bu Van T Tipi Cezaevinde yapılan aramalarda bazı tutuklu ve hükümlülerin direndikleri ve bizim yaptığımız görüşmelerde de aramanın gerçekleşmesi için direnişe orantılı bir zor kullanıldığı ifade ediliyor. Yani bu gerekçede veya bu grup önerisinde ifade edilen iddiaların, bu sivil toplum örgütünün ortaya koyduğu iddiaların, raporların asılsız olduğunu en başta ifade etmek istiyorum.

Şimdi, şunu görmemiz lazım: AK PARTİ, Adalet ve Kalkınma Partisi çok uzun, çok köklü bir mücadelenin ardından bugünlere gelmiş partidir. Bu mücadele sadece 2001 yılında başlayan bir mücadele değildir, onun çok daha öncesinden başlayan, belki yüzyıllara sâri bir mücadeledir. Bu mücadelenin içinde de AK PARTİ, AK PARTİ’nin taşıdığı dava çok büyük zorluklara maruz kalmıştır. Bu zorluklar arasında işkence de var, bu zorluklar arasında hapsedilme de var, bu zorluklar arasında partinin kapatılması var. En çok şahit olduğumuz konulardan bir tanesi AK PARTİ’nin taşıdığı o davanın, o mücadelenin şiddetle ya da silahlı terör örgütleriyle birlikte gösterilmesi çabasıdır. Hatta, bunun son örneklerini de son yıllarda yaşıyoruz. DAİŞ terör örgütü ile AK PARTİ’yi bir arada göstermek gibi bir Fetullahçı çabanın, Fetullah Gülen tarafından ortaya konulan bir çabanın farklı kesimler, farklı kaynaklar tarafından -bu kürsü de dâhil olmak üzere- çok sık dile getirildiğini görüyoruz. AK PARTİ’nin en belirgin özelliği hiçbir zaman şiddete başvurmamış olması, hiçbir zaman şiddeti onaylamamış olmasıdır ve bu mücadelenin bugün, iktidara gelmesinin altında yatan temel neden de AK PARTİ’nin şiddetle arasına koyduğu mesafedir. Biz mücadelemizi şiddetten uzak bir şekilde verdik, şiddeti onaylamadık, şiddete tevessül etmedik; partimiz kapatılmasına rağmen, işkenceler görmemize rağmen, içimizdeki birçok milletvekilinin geçmişte hapishanelerde yatmış olmasına rağmen hiçbir şekilde şiddete başvurmadık.

Yine, bir başka husus, Diyarbakır Cezaevi arkadaşlar. Biliyorsunuz, Diyarbakır Cezaevi konusunu devlet katında ilk dile getirenlerden biri kurucu Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Diyarbakır Cezaevinde yaşanan işkenceleri dile getirmiştir, bunu birkaç kez konuşmalarında vurgulamıştır. Yine, biz bu dönemde AK PARTİ Grubu olarak, 1980 sonrasında Diyarbakır Cezaevinde yaşanan işkenceleri incelemek için bir komisyon, bir alt komisyon kurduk ve bu komisyon da Sayın Orhan Miroğlu’nun başkanlığında çok başarılı, çok faydalı çalışmalar yaptı, yapmaya da devam ediyor. Sayın Orhan Miroğlu, kendisi de Diyarbakır Cezaevinde işkence görmüş bir milletvekilimizdir. Açıkçası, o komisyonda tanıkları dinlerken, orada işkence görmüş kişileri dinlerken ben de dâhil olmak üzere birçok arkadaşımız gözyaşlarımızı tutamadık. O işkence görenlerin ırkına bakmadan, onların ideolojisine bakmadan, hatta, kendilerine isnat edilen suçlara dahi bakmadan insanlık dışı muameleye maruz kalmaları karşısında şaşkına döndük ve bir insan olarak birçok konuda da, birçok noktada da utandık ve Diyarbakır Cezaevinin bir daha yaşanmaması bizim en büyük arzumuzdur. Diyarbakır Cezaevinde yaşananların veya onun en hafifinin, her ne şekilde olursa olsun, işkencenin hiçbir şekilde yaşanmaması bizim en büyük arzumuzdur ve biz bunun da mücadelesini verdik. AK PARTİ daha 2002 yılı sonunda iktidara gelir gelmez işkenceye sıfır tolerans göstereceğini söylemiştir ve gerçekten de o dönemden itibaren işkenceye sıfır tolerans gösterilmiştir.

Evet, işkence iddiaları vardır, bu işkence iddialarının büyük bir kısmı da terör örgütlerinin ortaya koyduğu veya terör örgütleriyle iltisaklı sivil toplum örgütlerinin, medyanın ortaya koyduğu iddialardır. Avrupa’nın, özellikle, işkence üzerinden Türkiye’yi sıkıştırmak gibi bir politikası vardır, maalesef, burada bir algı operasyonu yapılmaktadır. Ha, işkence yok mudur? Elbette, bazı münferit olaylar yaşanıyor olabilir, bunlardan da gerek bizler milletvekili olarak haberimiz olduğunda gerek Hükûmetimiz haberi olduğunda bununla ilgili şikâyetleri tek tek değerlendirmekte ve üzerine gitmektedir. Burada özellikle vurguluyorum, işkence bir insanlık suçudur. Hiçbir şekilde kabul edilemez, hiçbir şekilde mazereti olamaz, hiçbir şekilde gerekçesi olamaz işkencenin ve işkencenin olmaması için, hiçbir şekilde yaşanmaması için de biz, dediğim gibi, 2002’den beri mücadele veriyoruz, bundan sonra da bu mücadeleyi çok kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Ama, “İşkence var.” diyerek AK PARTİ’yi, AK PARTİ Hükûmetini sıkıştırmaya çalışmak gibi bir operasyonun olduğunu da çok iyi biliyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, kim sıkıştıracak ya! Hep buna sığınıyorsunuz.

AYDIN ÜNAL (Devamla) – Dediğim gibi, bu, 2002 sonundan itibaren çok sık şekilde kullanılıyor. Hatta, bunun çok da bariz bir örneği var. 15 Temmuz akşamında, birçoğumuz da bu Meclis çatısının altındaydık, Anayasa’yı ortadan kaldırmak için, devleti yıkmak için, yasaları ortadan kaldırmak için bir darbe girişimi yapıldı. Ertesi gün, 16 Temmuz sabahında bu darbe girişimi konuşulacağına, bu darbe girişiminin arkada bıraktığı şehitler, yaralılar konuşulacağına, maalesef, işkence iddiaları konuşulmaya, mağduriyetler konuşulmaya başlandı. Bunların tamamı art niyetli yaklaşımlar, bunların tamamı art niyetli iddialar. Herkes, hepimiz, sizler nasıl işkenceye sıfır tolerans gösteriyorsanız biz de sıfır tolerans gösteriyoruz, insanlıktan kaynaklanan bir tepki, bir reaksiyon gösteriyoruz, buna da ebediyen inşallah hep sıfır tolerans göstereceğiz.

Van T Tipi Cezaevindeki iddiaları da inceledik, bununla ilgili raporları da aldık, bununla ilgili iddiaların da bizzat bürokratlar tarafından, ilgililer tarafından incelendiğini gördük. Cezaevleri Hükümlü ve Tutukluları İnceleme Komisyonunun bir üyesi olarak da bu konuda –gerçi işkenceyi incelemek bizim görev alanımız içinde değil ama- cezaevlerinde incelemelerimizi yapıyoruz. Dün, Balıkesir Cezaevinde incelemeleri yaptı alt komisyon, bugün de yine Bursa Cezaevinde incelemeleri yapıyor.

Bunun bir terör propagandası olarak kullanılmasına karşıyız arkadaşlar. Yani işkencenin bir terör propagandası olarak, terör örgütünü haklı göstermenin bir aracı olarak veya terörü meşrulaştırmanın bir aracı olarak kullanılmasına kesinlikle karşıyız ve bununla da sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bu mücadeleyi “İşkence yoktur.” diyerek, inkâr ederek yapmayacağız; bütün iddiaları tek tek inceleyeceğiz, bu iddiaların yalan olduğunu ortaya koyacağız, eğer münferit hatalar varsa bu münferit hatalarla ilgili soruşturmaları, araştırmaları yapacağız ama “İşkence yapılıyor.” algısının, “İşkence yapılıyor.” algı operasyonunun terörün bir propagandası, terör örgütünün bir propagandası hâline gelmesine de asla izin vermeyeceğiz. Bunun mutlaka bilinmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Fetullahçı terör örgütü bunu yapmaya çalışıyor. 15 Temmuz sonrasında özellikle Fetullahçı askerlere yönelik, Fetullahçılara yönelik işkence yapıldığına dair bir yalanı yaymaya çalışıyor, buna prim vermedik, vermiyoruz ve vermeyeceğiz. Aynı şekilde, PKK terör örgütünün de tutuklulara, hükümlülere işkence yapıldığı yönündeki kendisini meşrulaştırmaya, kendisini haklı çıkarmaya veya kendi reklamını yapmaya dönük propagandasına alet olmayacağız ve terörle mücadele ettiğimiz gibi, işkenceyle mücadele ettiğimiz gibi bu tür algı operasyonlarıyla da mücadele etmeye devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

Grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, cezaevlerinin tarihine baktığımız zaman öncelikle Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bir parçası olan Ceza İnfaz Yasası tarihte hep bugüne kadar vardı, var olacak çünkü insanın olduğu her yerde mutlak suretle suç olmuştur. Ancak, bu suçların adil bir şekilde yargılanması lazım ve adil yargılanan suçluların veya şüphelilerin, sanıkların adil bir şekilde de infaz kurumlarında cezasının infaz edilmesi lazım.

Ceza infaz kurumlarının bugüne kadar olan tarihçesine baktığımız zaman amacı nedir? Amacı, hep çağdaş bir infaz yasasından yana olmuştur ancak tarihe baktığımızda -Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi daha önceki Osmanlı tarihinden geliyor- o dönemde, Osmanlı döneminde egemen olan infaz yasası var mıydı, cezaevleri var mıydı, hürriyeti bağlayıcı cezalar var mıydı? İlk dönemlerde yoktu. Osmanlı o dönemde İslam hukukuyla, şeriatla idare edildiği için cezaevlerine pek fazla yer verilmemekteydi. Ta 1840 yıllarından itibaren cezaevleri değil, bedensel anlamda bir yerlerde tutuklu bırakılıyor ve -bu da zamanla geliyor- 1851-1856’dan sonra kale burçları zindan olarak kullanılıyor. Bu kale burçları zindan olarak kullanıldığı dönemlerde oralar rutubetli, havasız ve aynı zamanda ışık görmez, güneş görmez ortamlardı. Geliyoruz ta Islahat Fermanı’na kadar, Islahat Fermanı’ndan sonra cezaevleri ibaresi gündeme geliyor ve o dönemde kanunla cezaevleri kuruluyor. Ancak, o dönemden itibaren mevcut olan, bu burçlarda bulunan, kalelerde bulunan zindanlar daha da iyileştirmeye doğru yer alıyor ve cumhuriyet kurulduktan sonra -765 sayılı Türk Ceza Kanunu’yla birlikte- 1926’dan itibaren cezaevleriyle Türkiye Cumhuriyeti devleti tanışmış oluyor.

Şimdi, bu tarihçeye baktığımız zaman... Biraz önce konuşan sayın hatip dedi ki: “Efendim, siz bana ‘Türkiye’de eziyet, işkence var mı, yok mu?’ şeklinde... Bu, terör örgütlerinin propagandasıdır. Bunlar külliyen yalandır.” Türk Dil Kurumuna bakarsanız eziyetin, işkencenin anlamı maddi ve manevi anlamda yapılan eziyettir; aşırı gerginlik yaratmaktır, sıkıntılı durum ve azap yaratmaktır.

Sesleniyorum, sayın bakan da karşımızda, iktidarın sözcüleri de karşımızda; daha dün kanun hükmünde kararnameyle görevden alınan bu öğretim üyelerine, bu öğretmenlere bu bir eziyet değil mi, bu bir işkence değil mi? Sizin eziyet ve işkence anlayışınıza göre sopayla mı dövmek lazım veya ipe mi germek lazım? Eziyet anlayışınız ne? (CHP sıralarından alkışlar) Türk Dil Kurumuna bakın, dünyadaki literatüre bakın; kişiye maddi ve manevi anlamda eza veriyorsa, cefa çektiriyorsa, sıkıntıya düşürüyorsa, gerginlik yaratıyorsa bu bir eziyettir. Yani bunun bir başka izahatı yok. Mutlak suretle tekmeyle, tokatla, sopayla vurmak eziyet, işkenceyse bu, çağ dışı değerli arkadaşlar; böyle bir anlayış yok, dünya bu anlayışı çoktan bıraktı.

Şimdi, cezaevlerinde yaşanan sorunlara baktığımız zaman değerli arkadaşlar, size başlıklar şeklinde sayacağım.

Bir: Odak... Yer veriyorum, İstanbul Silivri Cezaevinde 6, 7, 8 no.lu koğuşlarda avukatların, müvekkilleriyle görüşmeye gittikleri zaman, kâğıt kalem almaları yasak, kâğıt ve kalemle avukat görüşmeye giremiyor. Peki bu avukat niçin gidiyor oraya? Müvekkiliyle konuşup müvekkiline faydalı, yararlı bir savunma yapmak için gidiyor; onun haklarını, hukukunu öğretmek için, öğrenmek için gidiyor. Orada bu görüşmeler yapıldığı zaman bir gardiyanın nezaretinde kamera kayıtları alınarak bu şekilde görüşmeler tamamlanıyor. Oradaki şüpheli veya sanığın bahsettiği konularla ilgili ifade ettiği açıklamaların tamamı kamera kaydına alındığı için delil teşkil ediyor ve onu da mahkemelerde kullanıyorlar. Peki, sormazlar mı sizlere: Anayasa’nın 38’inci maddesinin (5)’inci fıkrasında “Kimse kendi aleyhine bir beyanda bulunmaya zorlanamaz.” denilmektedir. Avukatıyla görüşürken hukuka aykırı yöntemlerle bu işi niçin alıyorsunuz, delil yaratıyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, başında bu gardiyan ve aynı zamanda kamera kayıtlarını yaptıktan sonra hatta elinde kalem bulunanlar… Size çıplak bir örnek vereyim: Siz benim bu gözlüğümü zorla alırsanız gasba girer ama benim haberim olmadan bunu alırsanız hırsızlığa girer. Avukat eğer size bunu orada anlatırsa müvekkili size herhangi bir açıklamada bulunamıyor. Bunun aynısını avukat müvekkiline anlatmak zorundadır. Hatta ve hatta vatandaşın avukattan yararlanabilmesi için, hukuki bilgisinden yararlanabilmesi için olayı tüm çıplaklığıyla öğrenmesi lazım. Nasıl ki bir hasta doktora gidiyorsa, doktorun hastasına teşhis koyabilmesi için onun tüm tetkiklerini yapması gerekiyorsa avukatın da müvekkiliyle ilgili tüm olayları bilmesi lazım değerli arkadaşlar. Siz, eğer bir doktora “Tetkiki yapmayın, eksik yapın.” derseniz teşhisi eksik koyacak. Hukukçunun da olayı tüm çıplaklığıyla öğrenmesi lazım. Ama, mevcut olan bu uygulamayla avukatlar şunu söylüyor müvekkillerine: “Bak, şu anda kameraya alınıyoruz, tüm konuşmalarımız kayda geçiriliyor, senin aleyhine delil teşkil edebilir, onun için ona göre konuş, ben sonuçlarına katlanmam.” diyor. Peki, avukat o zaman niçin gider oraya? Herhâlde psikolojik anlamda vatandaşı tatmin etmek için oraya gitmiyor.

Şimdi, Türkiye’de bir tane Adalet Bakanlığı var, farklı bir Adalet Bakanlığı yok. Şimdi, Ankara’daki, Sincan’daki cezaevinde hafta sonu görüşmeleri var, cumartesi, pazar günü avukatlar görüşebiliyor; İstanbul’da hafta sonu görüşemiyor. İstanbul’daki Silivri cezaevlerinde 6, 7, 8, 9’da uygulama farklı, diğerlerinde farklı; aynı siyasi suçlular. Peki, arkadaşlar, farklı bir Adalet Bakanlığı mı var, nedir bu uygulama? 9 no.luda kâğıt parayla içeri giremiyorsun sayın vekilim, kâğıt para. Avukat, üstündeki kâğıt parayı çıkaracak, görüşmeyi öyle sağlayacak.

Şimdi, Metris Cezaevinde, Metris’te kâğıt, kalem, dosya hiçbir şey alınmıyor. Burada, hatta Silivri’de siz müvekkille görüşmeye gittiğiniz zaman avukatı olarak müvekkilinizle tokalaşmanız bile yasak. Bu anlamda söylenecek çok şey var. Mesela, eğer bir ülkede fabrikalar kapanıyorsa, cezaevlerinin sayısı sürekli artıyorsa o toplum sağlıklı bir toplum değil.

3 Kasım 2012’de AKP siyasi iktidara geldiği zaman Türkiye’de 60.561 kişi tutukluydu -hükümlü ve tutuklu dâhil- 21 Eylül 2016 tarihi itibarıyla 193.047 kişi tutuklu yani geometrik olarak 3 kat artmış. Nereden nereye? Eğer bir ülkede sürekli cezaevlerinin kapasitesi artıyorsa, oranı artıyorsa burada sağlıklı bir gelişme yok.

26’ncı Dönemde, aşağı yukarı biz bir buçuk yıldır buradayız, toplam 8 tane cezaevi dolaşılmış, onun da listesi burada bende. O dolaşılan cezaevleri de fazla şikâyetlerin geldiği yerler değil. Hatta ve hatta 2 binin üzerinde şikâyet İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna gelmiş ama herhangi bir etkin araştırma yapılmamış. Bu anlamda -söyleyeyim ben- arkadaşımız diyor ki: Keyfî muamele, işlemler 574, resmî, İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna geliyor. Yargı kararlarından memnuniyetsizlik 860, sağlık sorunlarından 204, fiziki koşullardan 207 şikâyet geliyor. Sincan Kadın Cezaevinden bir örnek: Çocuk otuz günlük, normal aşılarının olması gerekiyor. Çocuğu anneden alıyorlar, anne cezaevinde, çocuğu sağlık ocağına götürüyorlar, saatlerce geç geliyor ve orada iki ayrı aşı yapılmış. Anne, o aşıların yanlış yapıldığını söylüyor, bu şekilde sıkıntılar var. Yahu, arkadaş, o anne çocukla birlikle sağlık ocağına niçin götürülmez? Orada, cezaevinin bulunduğu alanda aşı yapılacak imkân yok. Bunu herhangi bir hukukla, herhangi bir ahlakla, herhangi bir uluslararası sözleşmeyle izah etme şansına sahip değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika…

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, tamamlayın.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bitiriyorum.

Sağ olun Değerli Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu bahsettiğim, mesela bu Sincan Cezaevinde on yedi gündür bebek gözaltında, elli üç günlükken -gözaltına alınıp on yedi gün gözaltında kaldıktan sonra- anne sütü verilemiyor çocuğa.

Peki, on yedi gün gözaltında, elli üç günlük bir çocuğa eğer anne sütü verilmiyorsa bizim Ceza Kanunu’muzda, İnfaz Kanunu’nun 2 ve 3’üncü maddesinde zalimane, insanlık dışı, aşağılık, aşağılayıcı, onur kırıcı davranış değil mi bu? Yani ceza kanunlarımız mükemmel, eksiklik yok, daha da iyileştirilebilir. Ama, rahmetli bir hocamız derdi ki: “Kötü bir kanun, iyi bir uygulayıcı elinde iyi olur; iyi bir kanun, kötü bir uygulayıcı elinde kötü olur.” Sorun insan unsuru değerli arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Jülide Sarıeroğlu.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

JÜLİDE SARIEROĞLU (Ankara) – Kıymetli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HDP Grubunun Van T Tipi Cezaeviyle ilgili grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Sözlerimin hemen başında, dün Fırat Kalkanı Harekâtı’nda şehit olan, bugün de son yolculuklarına uğurladığımız İzmir’den Yahya Efiloğlu, Adana’dan Gökhan Kılıç, Kayseri’den Tarık Koçoğlu, Karabük’ten Umut Aytekin kardeşlerime ve kendi seçim bölgem olan Ankara’dan Mahmut Uslu kardeşime Allah’tan rahmet dilemek istiyorum.

Diğer taraftan, bugün de Fırat Kalkanı Operasyonu’yla ilgili acı haberler aldık, 5 şehidimizin olduğu, yaralılarımızın olduğu bilgileri geldi. Tüm şehitlerimize ben bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine ve aziz milletimize de sabırlar diliyorum. Yine, yaralı kardeşlerimize ve gazilerimize de şifa diliyorum.

Grubumuz adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Aydın Ünal, konuyla ilgili, grup önerisiyle ilgili çok kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdi. Biliyorsunuz dün serbest bölgelerle ilgili bir kanun görüşmesine başladık, gündemimiz bu anlamda yoğun, bir sonraki oturumda da CHP’nin grup önerisini gerçekleştireceğiz. Bu anlamda ben sözlerimi oldukça kısıtlı tutacağım.

HDP Grubunun vermiş olduğu önerinin içerisinde geçen hususlarla ilgili -Meclisimizin çatısı altında- İnsan Hakları İnceleme Komisyonumuz çok kapsamlı çalışmalar yapıyor. Bu anlamda 26’ncı Yasama Döneminde Komisyonumuza 7.311 başvuru olmuş durumda. Bu başvurulardan 2.790’ı ceza infaz kurumlarına ilişkin. Bunların 2.491’iyle ilgili Komisyonumuz tarafından inceleme gerçekleştirilmiş durumda. HDP Grup önerisine de konu olan kötü muameleyle ilgili 155, işkenceyle ilgili de 8 başvuru bulunmakta. İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun, biliyorsunuz, çalışma usul ve esaslarında alınan başvurularla ilgili öncelikli olarak bilgi alınması. ardından kimi durumlarda idari soruşturma açılması için Adalet Bakanlığına konunun iletilmesi, sonrasında da cumhuriyet savcılığına suç duyurusu şeklinde işlemler gerçekleştirilmekte. Bu bağlamda, İnsan Hakları İnceleme Komisyonumuzun titizlikle çalışmalarını yürüttüğünü söylemek istiyorum.

Yine, İnsan Hakları İnceleme Komisyonumuzun altında cezaevleriyle ilgili çalışmalarını yürüten Hükümlü ve Tutuklu Hakları Alt Komisyonumuz bulunmakta. Komisyonumuz da bugün Balıkesir’de, dün de zaten Bursa’da yine bu cezaevleriyle ilgili incelemelerini sürdürmekte. 2016 yılı içerisinde Ankara Açık Ceza İnfaz Kurumuna ziyaret gerçekleştirdi. Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumuna, yine Kırıkkale F tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, Eskişehir Ceza İnfaz Kurumuna, İstanbul’da Çocuk Eğitim Evi ve Ümraniye’de E ve T tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna ziyaretler gerçekleştirdi. 2017 yılında da çalışmalarını sürdürmekte.

Yine, bugün, HDP Grup önerisine konu olan hem şahıslarla ilgili hem de konuyla ilgili, işkence ve kötü muameleyle ilgili HDP Muş Milletvekili Sayın Burcu Köksal’ın, dün itibarıyla İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’muza da 2 tane başvurusu söz konusu. Bu anlamda bu başvuruların değerlendirileceğini, titizlikle inceleneceğini buradan belirtmek istiyorum.

Genel olarak, zaten iktidara geldiğimiz günden itibaren ceza infaz kurumlarıyla ilgili düzenlemeler büyük bir titizlikle yürütülmekte, hem fiziki şartların hem de her türlü şart ve imkânların insan onuruna yaraşır şekilde oluşması için çalışmalar yürütülmekte. Tüm ceza infaz kurumlarında yapılan uygulamalarımızın -özellikle son bölümünde konuşmamın- uluslararası normlara uygun olduğunu, kanun, tüzük ve yönetmelikler çerçevesinde yapılmakta olduğunu, hükümlü ve tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamelenin kesinlikle söz konusu olmadığını, sıfır tolerans ilkesiyle bu konulara yaklaşıldığını belirtmek istiyorum.

Diğer taraftan, böyle somut iddialar veya başvurular olduğu takdirde de -ki bu konuda, bugünkü grup önerisine ilişkin hususlarla ilgili Adalet Bakanlığımızın bir incelemesi ve konuyla ilgili basın açıklaması da olmuş durumda kesinlikle söz konusu olmadığına dair, adı geçen şahıslarla ilgili- bu tarz veya farklı şekilde iddialar ve başvurularda gerek Adalet Bakanlığımız gerek İnsan Hakları İnceleme Komisyonumuz tavizsiz ve istisnasız şekilde “sıfır tolerans” ilkesiyle gerekli incelemeleri yapmakta, gereken neyse de yerine getirmektedir deyip tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. İyi çalışmalar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıeroğlu.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Grup önerisini oylarınıza sunacağım, ancak bir yoklama talebi var; yoklama işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Tarhan, Sayın Basmacı, Sayın Kayışoğlu, Sayın Hürriyet, Sayın Aydın, Sayın Erkek, Sayın Şeker, Sayın Çam, Sayın Çamak, Sayın Yalım, Sayın Durmaz, Sayın Tüm, Sayın Altay, Sayın Ayata, Sayın Akaydın, Sayın Tümer, Sayın Bakır, Sayın Kuyucuoğlu.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Nadir Yıldırım ve arkadaşları tarafından, Van T Tipi Cezaevinde işkence iddialarının araştırılması amacıyla 16/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisinin grup önerisini tekrar oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 15/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Şubat 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 9/2/2017 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                              Özgür Özel

                                                                                                                                                 Manisa

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve arkadaşları tarafından, “muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla 15/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1034 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 9/2/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yalım, süreniz on dakika.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli arkadaşlar ve de bizi izleyen bütün vatandaşlarıma hayırlı günler diliyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, maalesef, dün, yine El Bab’da 5 Mehmetçik’imiz, 5 askerimiz şehit oldu. Buradan şehit olan 5 askerimize Allah’tan rahmet ve de ailelerine başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum.

Aynı şekilde, dün, 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle etüt merkezlerinin kapanmasıyla ilgili yeni bir kanun çıkarıldı. Buradan çok sayıda, etüt merkezinde çalışan öğretmenlerin işsiz kalacağını da bilerek onlara da geçmiş olsun diyorum. Diliyorum inşallah Hükûmet bu hatalı karardan bir an önce geri döner ve de bu öğretmenlerin de işsiz kalmasına sebep olmaz. Onlara da saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Çok değerli arkadaşlar, bugün konumuz, önergemiz. Seçilmişlerin en başı, biliyorsunuz, değerli muhtarlardır, en yüksek makam ise Cumhurbaşkanlığıdır. Ben çok değerli muhtarlarımıza ve siz milletvekili arkadaşlarıma ve bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza şöyle sesleniyorum, özellikle muhtar kardeşlerimize: Değerli muhtarlarımız, sizin çok sayıda, çok adette çok ciddi problemleriniz var. Ancak 35 defa, her defasında 400 civarında muhtar Beştepe’ye toplanıyor. Ben de buradan özellikle şunun altını çizmek istiyorum: Muhtarları Beştepe’ye toplamayla muhtarların sorunları çözülmüyor çok değerli arkadaşlar.

Muhtarlarımızın başlıca sorunlarına girmeden önce, ilk önce bilgiler vereceğim. Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Akdeniz’den aldığım bilgilere göre, Türkiye'de toplamda 50.192 muhtar görev yapmaktadır. Bunların 641 kişisi, bayan muhtardır. Buradan hem bütün muhtarlarımıza ama özellikle bayan muhtarlarımıza da selamlarımı ve saygılarımı sunuyorum. Ülkemizde 31.963’ü mahalle muhtarı, 18.219’u da köy muhtarı olmak üzere toplamda 50.192 muhtarımız vardır.

Değerli arkadaşlar, muhtarlarımızın o kadar çok sorunları var ki, o ana çözümlerinden önce, ben size başlıca sıkıntı yaşadıkları konuları anlatacağım. Arkadaşlarımla birlikte yaklaşık bir hafta çalışmadan sonra bütün muhtarlarımızın hem isimlerine hem de cep telefonlarına ulaştık ve hepsine mesaj gönderdik ve de çok sayıda muhtarımız geri dönüş yaptı. Bu muhtarlarımızdan birkaç tane örnek vereceğim size, özellikle, sıkıntılı ana hatlardan başlıca birkaç tanesini örnek vereceğim size. Her insanın olduğu gibi muhtarların da lanse edemeseler de kendi siyasi görüşleri var. Maalesef, kendi siyasi görüşleri oradaki yerel iktidara veya genel iktidara uymuyorsa, kaymakamlar tarafından ve il genel meclisi tarafından o muhtarlarımızın hiçbir işinin yapılmadığını, ne yolunun ne suyun herhangi bir işinin yapılmadığının altını çizdiler. Buradan bunu özellikle belirtmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Çorum bölgesinden birkaç tane muhtarımız aradı, kendi köylerinde görev yapan bekçilerin, çobanların belirli bir zamandan sonra köy bütçesinden paralarını alamadıklarından mahkemeye verildiklerini hatta köyün mal varlıklarına bile haciz konulduğunu belirttiler. Aynı şekilde Adana bölgesinden muhtarlar aradı. Bunların isimlerini aslında vermek isterim ama yanlış anlaşılır, onun için vermek istemiyorum. Çok sayıda muhtarımızın kendi bölgesinde görüşlerinin aynı görüşte olmadığından dolayı, eşinin tayininin olmadığı, herhangi bir çocuğunun sıkıntılarıyla ilgili, yaşadığıyla ilgili genel anlamda sıkıntıları anlattılar.

Ben geneldeki sıkıntıları muhtarlarımız bir postacı gibi çalışıyor. Muhtarlıklara bankalardan gelen tebligatlar, mahkemelerden gelen tebligatlar sayın muhtarlarımıza teslim ediliyor ve muhtarlarımız o teslim edilen tebligatları kişileri tek tek arayıp onlara teslim ediyor, ceplerinden bir de telefon parası harcayarak. Bunun yanında bunun da bir hukuki sorumluluğu var. Eğer gerekli imzayı almadan bu tebligatı teslim ederlerse hukukla da karşı karşıya gelebiliyorlar. Bu tebligatları saat 22.00’de, 23.00’te sayın muhtarlarımız, muhtarlıkları açarak teslim aldıklarını, onların işlerini gördüklerini söylüyorlar, seve seve yaptıklarının altını çiziyorlar.

En önemli konulardan bir tanesi de kaybolan nüfus cüzdanlarının çıkarılırken talep formunu sadece muhtarların verebilmesi. Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, bir vatandaş nüfus cüzdanını kaybettiği anda, inanın, bu talep formunu nüfus il müdürlüğü bile vermiyor veya nüfus ilçe müdürlüğü bile vermiyor. Kim veriyor biliyor musunuz? Sadece ve sadece muhtarların düzenlediği talep formuyla alabiliyorlar. Bu talep formundan çok sayıda muhtarımız sıkıntı yaşamış. Sahte evrakla, sahte belgeyle, sahte ehliyetle gelip, bu talep formunu alıp, başkasına ait olan bir fotoğrafı da yapıştırıp… İşte, haksız yere kredi çekme vesaire gibi olaylarla karşı karşıya geldiklerinden bazı muhtarlarımız bile hâkim karşısına çıkmış durumda. Bundan dolayı da muhtarlarımızın ciddi derecede sıkıntı yaşadığını ve belirli zorluklarla karşı karşıya geldiğini özellikle belirtmek istiyorum.

Şimdi, gelelim muhtarlarımızın genel sıkıntısına, 4 maddeyle toparladım. Çok değerli arkadaşlar, muhtarlarımızın maaşları “ödenek” diye geçiyor. Geçen sene bizim zorlamalarımızla asgari ücrete eşitlenen muhtarların maaşı 1/1/2017 tarihi itibarıyla 1.385 TL oldu. Ancak, maaşları “ödenek” diye geçiyor. Her insanın olduğu gibi, muhtarların da kredi kartı borcu veya kredi borcundan dolayı maaşlarına haciz geliyor. Ancak, muhtarların maaşları “ödenek” diye geçtiğinden Türkiye’de çok sayıda muhtarın maaşının tamamı, yüzde 100’ü hacizlenmiş durumdadır.

Diğer taraftan, en önemlisi, bütün seçilmiş olan makamların SSK’sının devlet tarafından yatırıldığını biliyoruz. Ancak, 50.391 muhtarın hiçbirinin SSK’sı devlet tarafından yatırılmıyor. Muhtarımız kendisi, cebinden bir şekilde yatırmaya çalışıyor ama çoğu da yatıramıyor. Ne oluyor? Hasta olduğunda vesaire ailesi, eşi, çocukları hasta olduğunda veya kendisi hasta olduğunda kendi primini de yatıramadığından hastanelerde bile bakılamıyor. Maalesef, bu memlekette mültecilere bakılıyor, muhtarlarımıza bile devlet tarafından ücretsiz bakılmıyor.

Diğer taraftan, muhtarlarımız biliyorsunuz canını dişine takıyor, köyünde bir şeyler yapmak istiyor, mahallesinde bir şeyler yapmak istiyor; özellikle camide, cami duvarında, caminin içinde, köy odasında vesaire. Buralara çimento, taş, tuğla vesaire alırken maalesef tamamını KDV’li ve ÖTV’li rakamlardan ödüyor. Muhtarlarımızın talebi ve de bence de olması gereken bu: Nasıl beyaz eşyada ÖTV’yi, KDV’yi kaldırdıysak, bir köylünün ihtiyacı olan camideki, okuldaki, köy odasındaki ihtiyaçlarını da muhtarların KDV’siz bir şekilde alma hakkının getirilmesini buradan talep ediyoruz.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, özellikle bir an önce, biraz önce de altını çizdim, SSK’larının devlet tarafından yatırılması ve de emeklilik hakkının kazandırılması gerekiyor; sağlık sigortası da aynı şekilde.

Gelelim, muhtarlarımız çalışırken, biliyorsunuz, özellikle köylerde ve dağ köylerindeki muhtarlarımızın doğal olarak ihtiyacı olan -kanunu gereği- köylüyü, köyü korumak adına silah alıyorlar ve de silah ruhsatı alıyorlar. Biliyorsunuz, silah ruhsatının taşıma ücreti çok yüksek. Muhtarlarımız görev yaptığı müddetçe bu silah ruhsatına ücret ödemiyor. Ancak, görevleri bir veya iki dönem veya daha fazla; görevleri bitikten sonra almış oldukları silahların ruhsat parasını, harcırahını ödemek zorunda kalıyorlar.

Değerli arkadaşlar, emekli olamayan bir kişi, görevi bittikten sonra 2 bin-3 bin TL silah ruhsatının harcını nasıl ödeyecek? Onun için, çok değerli muhtarlarımızın görev süreleri bittikten sonra da aynı şekilde, beylik silahının silah ruhsatlarının ömür boyu ücretsiz olmasını buradan talep ediyoruz.

Çok sayıda köy muhtarımız, 1.385 TL’den daha fazla geliri olmadığından hem çiftçilik yapıyor hem hayvancılık yapıyor. Biliyorsunuz, muhtarlar çiftçilik yaparken hiçbir destek de yok ki ürettiği tahılı para etmiyor; büyüttüğü, beslediği hayvanından sağdığı süt, maalesef, 85-90 kuruş. Daha önce de söylediğim gibi, sütün sudan ucuz olduğu bir memlekette yaşıyoruz.

Muhtarlarımızın başlıca sorunları bunlar. Biz, buradan, başlangıçta seçilmiş olan, en birinci makam olan muhtarlarımızın haklarına sahip çıkıyoruz.

Bu önergeye, araştırma önergesine özellikle iktidar partisi, AK PARTİ milletvekilleri tarafından destek verilmesi ve de bu önergenin geçmesi dileğiyle hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum, bütün muhtarlara saygılarımı sunuyorum.

İyi günler olsun, hayırlı günler olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yalım.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergenin her ne kadar aleyhinde de söz alsak lehinde oy kullanacağımızı ve doğru bir önerge olduğunu, doğru bir araştırma önergesi olduğunu buradan beyan etmek istiyorum. Tabii, İç Tüzük gereği mecburen aleyhinde söz almak zorunda kaldık ama lehinde görüş belirteceğimizi belirtmek istiyorum.

Muhtarlarımız çok önemli görevler yapıyorlar. Yani, köyde, hele de tüzel kişiliğini yitirmemiş köylerdeki muhtarlık seçimleri çok hararetli geçer. Bazen kavgaların olduğu, bazen canların yandığı muhtarlık seçimleri de olmuştur çünkü muhtarlar köylerinde kaymakamdır, validir, başbakandır, cumhurbaşkanıdır, o köyün her şeyidir muhtarlar. Hastası olan muhtara koşar, cenazesi olan muhtara koşar; kaymakamlıktan, valilikten temin edilmesi gereken ihtiyacı olan her vatandaşımız muhtara koşar; muhtarın bu problemleri çözmesini bekler. Jandarma evrak gönderir, evrakın karşılığını muhtardan bekler veya polis karakolu evrak gönderir, evrakın karşılığını muhtardan bekler, muhtar bunlara da çözüm bulmak zorundadır. Yani, muhtar, her işe bakandır aslında ama muhtar, hak ettiğinin karşılığını da alamayandır aynı zamanda.

Yani, şöyle bir örnek vermek isterim, kendi seçim bölgemden söyleyeyim: Bir mahallenin 50 bin, bazen 100 bin seçmeni olur. Burada muhtar seçilen arkadaşımız göreve başlar. Yine, 3 bin nüfuslu bir ilçenin de belediye başkanlığı seçimi olur, oradaki belediye başkanı da göreve başlar. Onun makam arabası vardır, şoförü vardır, her türlü ihtiyacını giderecek ödenekleri vardır; maddi açıdan, sosyal yaşantı açısından muhtarlarımızdan kat kat daha fazla kullanacağı, elinde her türlü değerleri vardır. Ama, 50 bin, belki 100 bin seçmenin oyunu alarak seçilmiş bir muhtar ile 3 bin seçmenin oyunu almış, seçilmiş bir belediye başkanını karşılaştırdığınız zaman arasında dağlar kadar uçurum var ne yazık ki. İşte, muhtarlara hak ettiğini vermek açısından bir örnek vermek istedim hepinize.

Şimdi, bir iyileştirme yapıldı, elbette ki bu iyileştirmeden dolayı, yapanlara da teşekkür ediyoruz ancak bu iyileştirme yeterli değil. Yani, muhtarların her gün mahallesinden veya köyünden şehre gitmesi, orada, efendim, seçmenlerinin işini takip etmesi, beraber götürdüğü insanlara orada belki yemek yedirmesi, arabasının benzini, mazotu derken bu maaşla muhtarlık yapması mümkün değil değerli arkadaşlarım. Onun için, muhtarlarımızın maaşlarının mutlaka iyileştirilmesi lazım.

657’ye tabi devlet memuru statüsünde görülmelerine rağmen, sigortaları devlet tarafından karşılanmıyor ne yazık ki. Muhtarlar almış oldukları maaşla hem bu işleri görecekler hem insanların ihtiyaçlarını karşılayacaklar -onların hastasını alıp hastaneye götürecek arabasıyla, mazot yakacak, gerekirse yemek yedirecek- hem de cebinden sigortasını ödeyecek. Dolayısıyla, böyle bir mağduriyet var, bu mağduriyetin de bir an önce çözülmesi lazım.

Zaten, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamesinde de muhtarlarımızın maaşlarının iyileştirilmesi, sigortalı sayılması noktasında vaatlerimiz vardı ancak iktidar tabii Adalet ve Kalkınma Partisi olunca şu anda onlara sesleniyoruz, diyoruz ki: Lütfen bu iyileştirmeyi yapın. Sayın Grup Başkan Vekili, dinliyorsunuz, lütfen bu iyileştirmeyi yapın. Muhtarlarımız çok önemli görevler yapıyorlar. Muhtarlarımıza sahip çıkalım, muhtarlarımızı koruyalım. Onlar hakikaten, demin de söylediğim gibi, bir köyün veya bir mahallenin hem muhtarı hem başbakanı hem cumhurbaşkanı, her şeyi yani o orada muhtar, her şey ondan bekleniyor. Onun için muhtarlarımıza bu manada yardımcı olalım.

Az önceki konuşmacı arkadaşımız da bahsetti, muhtarlar görev süresince silah ruhsatına para ödemiyorlar ancak görevleri bittikten sonra silah ruhsatlarına para ödemek zorunluluğu var, böyle bir zorunlulukla karşı karşıyalar. Bunu da kanunla düzenlemek lazım yani muhtarlarımız bu kadar önemli görevler yaparken, muhtarlarımıza bu kadar önemli sorumluluklar yüklemişken, böyle bir hak da vermişken ömür boyu ruhsata para ödememesini de temin etmemiz lazım çünkü bu konuda da çok büyük mağduriyetler yaşıyorlar muhtarlar.

Yine, eskiden köy muhtarlarının tamamında tüzel kişilik yetkisi vardı. E, şimdi, bu büyükşehir yasasıyla birlikte, köy muhtarı olmasına rağmen bu tüzel kişilik kaldırıldı yani orada muhtar kendi adına veya köyü adına hiçbir şey yapamıyor, her şeyi belediyeden beklemek zorunda. Hâlbuki elinde imkânları var, o köyün geliri var kullanılabilecek veya o köyün yapılabilecek işleri varken her şeyi belediyeden yaptırmak zorunda kalıyor. Muhtarların, bence köy muhtarlarının özellikle tüzel kişiliklerini geri vermemiz lazım ve bu silah ruhsatıyla alakalı mağduriyetlerini de bir an önce çözmemiz lazım. Muhtarların bu beklentileri var bizden.

Değerli arkadaşlarım, yine, muhtarlar ziraat odasının ve sulama birliklerinin tabii delegesi değiller yani muhtarlar orada her türlü görevi yaparken, o delegelerin oluşması için sandık koyar, ön seçim dahi veya o köyün içerisindeki insanlar arasından bir seçim yaparken muhtarlar, buraların tabii üyeleri değiller. Bir an önce bununla da ilgili bir kanuni düzenleme yaparak muhtarlarımızı ziraat odalarının ve sulama birliklerinin tabii delegesi hâline getirmemiz lazım. Bu da önemli bir gelişme olur, muhtarlarımızın lehine olur.

Az önceki arkadaşımız da bahsetti ama biraz daha yüzeysel geçti. Bu posta evraklarıyla ilgili, götürüyorlar, kişiye tebliğ ediyorlar, kişi almıyor, tebligatı kabul etmiyor. İcra mahkemesinden gelmiş veya efendim, başka bir mahkemeden gelmiş, cezası var, kişiye tebliğ ediyorlar, kişi tebliği kabul etmiyor. O tebliği muhtara veriyorlar. Muhtar aldığı zaman eğer o kişiye kabul ettiremezse o sorumluluğu muhtar üzerine almış oluyor ve bundan dolayı da yargılanıyor. Bu yasadan dolayı da yargılanıyor. Bu da önemli bir mağduriyet. Bunu gidermemiz lazım, bunu kaldırmamız lazım. Yani bir başka insanın sorumluluğunu niye bir muhtara yıkıyoruz değerli arkadaşlarım? Yani adam tebligatını almıyorsa muhtar niye sorumlu olsun bundan? Bunu da düzenlememiz lazım. Posta tebligatıyla alakalı bir düzenleme yapmak lazım. Muhtarlarımızı buradan da kurtarmak lazım.

Şimdi, yerel yönetimlerin ilk ayakları dedik muhtarlarımıza. Yani hakikaten yerel yönetimlere baktığınız zaman… Bunu, Sayın Cumhurbaşkanı da söylüyor muhtarları buraya davet ettiğinde, Sayın Başbakan da söylüyor, herkes söylüyor “Yerel yönetimlerin ilk ayağı” diye. Çok önemli de görevler yapıyorlar, doğru. Ama yani biz onlara gerçekten hak ettiklerini veriyor muyuz? Gerçekten muhtarları koruyacak, efendim, muhtarların kendilerini koruyabileceği veya muhtarların o insanların hakkını, hukukunu savunmak adına sarf ettikleri enerjiyi, sarf ettikleri mesaiyi alabilecek nitelikte bir katkıda bulunuyor muyuz? Hayır. Muhtara şu anda herhâlde asgari ücret değerinde bir maaş veriliyor. Bakın değerli arkadaşlarım, yani bir köyden şehre gitmek, o şehirde jandarmada, hastanede veya başka bir yerde işi olan bir kişinin işini takip etmek, onunla birlikte bir gününü, mesaisini harcamak, gerekirse onların yemeğini yedirip onları ağırlamak ne kadar para bir hesapladınız mı hiç? Yani herhâlde en azından bir 20 liralık mazot yakar, herhâlde bir 50-100 liralık yemek yedirir. Yani bunu ayın yirmi günü yaptığını farz edin, en az 2.500-3.000 lira gibi bir rakam zaten vatandaşa harcıyor muhtar. E, biz ne kadar maaş veriyoruz muhtarlara? Asgari ücret bedelinde veriyoruz, üstelik sigortalarını da ödemiyoruz yani. Dolayısıyla, 1.300-1.400 lira gibi bir rakam muhtarlara veriliyor ama bunun en az 400 lirası da sigortaya gidiyor yani Sosyal Güvenlik Kurumuna yatırmak zorunda kalıyor muhtarlarımız. Onun için, muhtarların maaşlarını düzenlememiz lazım. Muhtarların hak ettiğini vermemiz lazım.

Sayın Cumhurbaşkanı muhtarları çağırıyor buraya, toplantılar yapıyor, onlara ne kadar önem verdiğini anlatıyor, onların ne kadar önemli insanlar olduğunu anlatıyor ama bunu kanuni düzenlemelerle de yapmamız lazım ki muhtarlar da gerçekten önemliler mi değiller mi, onlar da farkına varsınlar bunun yani.

Bunu yapmamız lazım. Muhtarlarımızı bu sorumluluklardan kurtarmamız lazım. Onların hak ettiği değeri onlara vermemiz lazım diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de CHP’nin muhtarlarla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesinin lehinde partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Açıkçası, muhtarlar, bir toplumun demokrasisindeki kılcal damarları temsil ederler. Demokrasinin toplum içindeki kılcal damarları, en küçük demokrasi hücreleri muhtarlıklardır ve bulundukları yerlerde seçimle iş başına gelmiş olmaları hasebiyle bize göre bütün atanmışlardan daha değerli bir noktaya tekabül eder görevleri. Hatta o ildeki en büyük ita amiri olan validen de veya en yüksek devlet memuru olan Başbakanlık Müsteşarından da daha değerlidir. En azından yönetmeye talip olduğu sınırlar içerisindeki topluluğun rızasını almıştır.

Ancak, ben, muhtarların özlük hakları açısından yaşamış olduğu problemlere geçmeden önce, son günlerde belediyelerde kayyumlarla başlayan bir sürecin giderek muhtarlıklara, köylere, mahallelere kayyumlar atamaya dönüştüğünü bütün Genel Kurulun bilgisine sunayım. Sadece son bir ayda, Bitlis ilimizin Hizan ilçesi başta olmak üzere farklı köylerinde 30’a yakın muhtar, “Valinin keyfi öyle istedi.” diye ya da “Siyasi iktidarın hoşuna gitmiyor uygulamaları.” diye, belki de “Saray toplantılarına katılmıyor.” diye görevden uzaklaştırıldılar. Biz, bir yandan, şüphesiz, muhtarlarımızın özlük haklarıyla hemhâl olalım ama bunun yanı sıra, özellikle muhtarların seçilmiş olma hâline göstereceğimiz saygıyı da göz ardı etmeyelim çünkü siyasi iktidar belli bir süredir, kendi vesayetçi anlayışını bu ülkeye hâkim kılmak için, kendisi gibi düşünmeyen bütün toplumsal muhalif kesimlere karşı deyim yerindeyse bir savaş başlatmış durumdadır. Çünkü kendisi gibi düşünmeyen siyasetçiler hedefte, kendisi gibi düşünmeyen yerel yöneticiler hedefte, kendisi gibi düşünmeyen muhtarlar hedefte, kendisi gibi düşünmeyen aydın, yazar, çizer, akademisyenler hedefte.

Bir saat önce partimizin milletvekilleriyle birlikte Ankara Üniversitesi Cebeci yerleşkesinde, KHK’yla ihraç edilen akademisyenlerle bir araya geldik. Bu ülkenin geleceğine dair ne kadar büyük bir umut sahibi iseler, aynı oranda, bu iktidarın bu ülkeye sunabileceği katkı anlamında da çok fazla bir umutlarının kalmadığını ifade ediyorlar. Bu ülke er geç düzlüğe çıkacak, bu ülke akademisyen ve aydın vicdanıyla yarınlara uzanacak, güzel günler görecek ama oradaki akademisyenlerden emekli öğretim üyesi biri -bizim gibi ziyarete gelmişti- cumhuriyet tarihi boyunca üniversitelerde gerçekleştirilen kıyımlar içerisinde bir tek 1947’de Niyazi Berkes, Pertev Boratav, Behice Boranlara dönük Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde gelişen kıyım dışında hepsini yaşadığını söyledi. 1956 kıyımını yaşadığını söyledi. 1961 darbesini, 1971 muhtırasını, 12 Eylül darbesini ve 28 Şubat kıyımlarını gördüğünü ama hepsinde az biraz da olsa hukuk olduğunu, yargı yolunun açık olduğunu… Bir yargılama süreci sonrasında hepsi geri döndüler. Ama bugünkü iktidarın KHK’larla ihraç etmiş oldukları akademisyenlere ve kamu görevlilerine dönük, bırakın yargı yolunu açık tutmayı ve adil bir karar çıkmasını, şu Meclisin kapısını KHK’yla ihraç edilmiş olan kamu görevlilerine kapattığını biliyor musunuz? 100 bin kamu görevlisi şu Meclise giremiyor? Oysa bu Meclisin sahibi o halkımız; asil olan onlar, vekil olan bizleriz. Meclis asile kapalı, vekilin konformizmine açık. Nasıl bir akıldır ki KHK’larla ihraç edilmiş 100 bin kamu emekçisi Meclise giremiyor. Peki, bir yurttaş, mağdur olduğu düşüncesiyle burada İnsan Hakları Komisyonuna ya da Dilekçe Komisyonuna dilekçe vermek, şikâyette bulunmak üzere nasıl hakkını arayacak? Biz, hukukun, yasaların emrettiği şekilde hak arama kanallarını yurttaşlarımıza açık tutmazsak bunlar nereye gidecekler?

Belli bir süredir yargının boğazına kadar siyasallaştığını, yargının iktidarın sopası hâline geldiğini söyledik ve referanduma kadar, toplum vicdanında mahkûm olmuş ve referandumda da halkın tokadını görecek olan bu siyasi iktidar, siyasallaştırdığı yargı marifetiyle toplumsal muhalefet üzerinde –deyim yerindeyse- tam bir baskı politikası, tam bir hukuk terörü estiriyor.

Size bir örnek vereyim: Bakın, Diyarbakır Adliyesinde bir buçuk ay önce 8. Ağır Ceza Mahkemesi kuruldu. Bir buçuk aylık bir mahkeme -az biraz hukuku bilen, adliyeleri bilen herkes bilir- dosya yoğunluğu en az olan mahkeme. Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın iddianamesi geçen hafta o mahkemede kabul edildi ve kabul eden mahkeme, Eş Genel Başkanımızın tutuklanmasından altı ay sonraya, iddianamenin kabul edilmesinden üç ay sonraya duruşma günü verdi. Şimdi, düşünsenize, Allah aşkına, yeni kurulmuş, bir buçuk aylık bir mahkemenin dosya yoğunluğu yok, bir duruşmayı nasıl üç ay sonraya verebilir? Oysa hukuk teamülleri, Türk Ceza Kanunu iddianame kabul edildikten sonra bir ay içerisinde ilk duruşma gününün olmasını emreder.

Diğer Eş Genel Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın iddianamesi bir aydır çıkmasına rağmen, bu iddianameyi kabul edecek mahkeme arıyor bu hukuk düzeni. Diyarbakır Adliyesi “Ankara görsün.” diyor, Ankara “Yetki bende mi, bir inceleyeyim.” diyor.

Gerek eş genel başkanlarımız gerek milletvekillerimiz gerekse belediye başkanı, il, ilçe yöneticilerimizin tamamının referandum takvimine endeksli bir şekilde siyasi soykırım operasyonuna tabi tutulduğunu ve bunların talimatının yargıya siyasi iktidar tarafından verildiğini, devletin ve Hükûmetin derin dehlizlerinde bunların planlandığını biz çok iyi biliyoruz. Yoksa yeni kurulmuş bir mahkeme nasıl olur da üç ay sonraya duruşma günü verir? Ama biliyoruz, Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın geçen hafta kabul edilmiş iddianamesi için 28 Nisana gün verilmesinin nedeni, referandum aradan çıktıktan sonradır. Tabii, HDP siyasi iktidarın korkulu rüyası olmuş; üç yıldır başkanlık hayallerinin önündeki, engel olan parti biziz. Ya değilse, neden eşit koşullarda bir referandum çalışması yürütmeyi ve onun koşullarını sağlamayı düşünmüyorsunuz, öncelemiyorsunuz?

Soruyorum: Bir buçuk ay önce kurulmuş, dosya yoğunluğu olmayan bir mahkeme, kabul ettiği iddianamede nasıl üç ay sonraya gün verir? Tek nedeni var: Operasyonlar da siyasiydi ve referanduma endeksliydi, aynı şekilde duruşmalar da, tahliyeler de referanduma endeksli olacak ama toplum vicdanı öyle bir şeydir ki -açık söyleyeyim, öyle bir tokat yiyecek ki siyasi iktidar- şimdiye kadar belki de AKP dışında hiç kimseye oy vermemiş birçok yurttaş, bu son bir yıldaki haksız, vicdanlarda mahkûm olmuş uygulamalarından ötürü bu Anayasa paketinde iyi bir ders verecektir, göreceğiz biz bunları.

Kayyumları üzerinden belediyeleri gasbeden iktidar ne diyordu? Hiçbir iddianameye yansımayan, hiçbir soruşturma tutanağında bulunmayan belediyelerin, efendim, örgüte para aktardığını, efendim, hendek kazdığını söylüyordu. O zaman söyleyelim: Bakın, belediyelere ilk müdahale, gasbetme girişimi Ekim 2015’te, bu ülkede, bu memlekette hendek mendek yokken Batman Belediyesinin 18 meclis üyesi ve eş başkanının görevden uzaklaştırılmasıyla başladı. Ekim 2015’te hendek mi vardı? Batman’da hendek mi kazıldı? Ama muradınız öyle bir şey değil ki. Batman’dan başladı, hiçbir şekilde hendeğin, çatışmanın olmadığı yerlerde belediyeleri gasbeden… Çünkü konu muhtarlardı.

Seçilmişlere karşı saygısızlık anlamına gelen her türlü uygulamayı mevcut iktidar döneminde gördüğümüzü ve önergenin lehinde oy kullanacağımızı söyleyerek bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Önergenin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Niğde Milletvekili Sayın Alpaslan Kavaklıoğlu.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Sayın Başkanım, yüce Meclisin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisinin muhtarların sorunlarının araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması açılması teklifinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, köy ve mahalle muhtarlıkları yerel yönetimlerimizin temelidir. 442 sayılı Köy Kanunu’nda muhtar, köyde devlet tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak devlet işlerini, köy tüzel kişiliğinin temsilcisi olarak köy işlerini yapmakla görevlendirilmiştir. Aynı zamanda kamu görevlisidir muhtar.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – O zaman öneriyi kabul edeceksiniz, değil mi Sayın Hatip?

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Devamla) – Muhtarlarımızın sorunlarını biliyoruz ve hükûmetlerimiz tarafından bugüne kadar çok önemli çalışmalar yapıldı. Muhtarlara değer ve önem veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Muhtarlık, bizim gönlümüzde, milletimize itibarlı bir hizmet icrasıdır. Vatandaş ile devlet arasında köprü olan muhtarlarımız bizim yerel birimlerde gözümüz, kulağımızdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde son on beş yıldır sürmekte olan istikrarlı yönetim, muhtarlarımızın konumlarında önemli gelişmeler sağlamıştır. Muhtarlarımızın yasalardan kaynaklanan görevlerini gerektiği gibi yapabilmeleri için muhtar ödeneklerinde hükûmetlerimiz tarafından dönem dönem iyileştirmeler yapılmıştır. Aralık 2002 tarihinde yani AK PARTİ iktidara gelmeden önceki hâliyle 97 lira, sadece 97 lira muhtar ödeneği varken 2016 yılında bu 1.310 TL’ye ulaşmış, bugün itibarıyla da 1.406 TL ödenmektedir. Bu yeterli mi? Elbette, yeterli diyemeyiz ama şundan eminiz ki, Hükûmetimizin muhtarların hem ödenekleriyle hem de sosyal güvenlikleriyle ilgili iyileştirmeler yapma konusunda gayretleri olduğunu biliyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sosyal güvenliği ödenmiyor Sayın Hatip.

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Devamla) – Bir de şunu söylemekte fayda var: Muhtarlar, biliyorsunuz, SGK kapsamında çalışan değil, aynı milletvekilleri gibi. Çalışan olmadığı için maaşları olmuyor, maaş yok. O yüzden ödenekleri var ve ödenekleri kendilerine ödeniyor, bu SGK giderlerini de kendileri karşılıyor. Ancak Hükûmetimizin bu konuda gayret içinde olduğunu biliyoruz, eminiz, güveniyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hadi, hayırlısı o zaman.

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Devamla) – Muhtarlarımıza yönelik getirilen sosyal güvenlik düzenlemelerinden biri de sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası kanunlarıyla muhtarların emeklilik haklarının iyileştirilmesi olmuştur. Kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının uygulanması bakımından, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan köy ve mahalle muhtarları arasındaki uygulama farklılıkları kaldırılmıştır. Sigortalılığın başlangıcı, köy ve mahalle muhtarları için seçildikleri tarihten itibaren başlamaktadır. Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan köy ve mahalle muhtarları için sigortalılığın sona ermesi, muhtarlık görevlerinin sona erdiği tarihten itibaren; hizmet akdiyle çalışan muhtarların ise yeniden çalışmaya başladığı tarihten itibaren kesilecektir. Böylelikle sigortalılık süresi bakımından muhtemel bir boşluk oluşmasının önüne geçilmiş olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, muhtarlarımız için yaptığımız düzenlemeler bu kadarla sınırlı değildir. AK PARTİ iktidarları döneminde köylerin temel altyapı sorunları çözüldüğü için muhtarlar artık, hizmetler sayesinde daha memnun şekilde görevlerini sürdürmektedirler. Muhtarlarımız bu yapılanları hiçbir zaman unutmamıştır ve inkâr etmemiştir.

Muhtarlarımıza aldıkları ödenekler ve sosyal hakların düzenlenmesi dışında da önemli iyileştirmeler sağlanmıştır. Muhtarların yerel yönetim organlarına demokratik katılımı bizim dönemimizde artırılmıştır. Köylere Hizmet Götürme Birliği yönetim kurullarına, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı mütevelli heyetlerine kendi aralarından temsilci seçebilmeleri sağlanmıştır. Mahalle muhtarlarına, belediye hizmetlerinin belediyenin ihtiyaçlarına uygun olarak yürütülmesi için belediyeyle iş birliği yapma görevi verilmiştir. Belediyelere de mahallenin ve muhtarlığın ihtiyaçları ve sorunları için gerekli yardım ve desteği sağlama görevi verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhtarlarımızın taleplerinin takibi konusunda yapılan önemli düzenlemelerden bahsetmek istiyorum. İçişleri Bakanlığı tarafından 2015 yılında “Muhtar Talepleri” konulu bir genelge yayımlanarak taleplerin takibinin elektronik ortamda yapılması için “Muhtar Bilgi Sistemi”, “MUBİS” adı altında bir web sitesi oluşturulmuştur. İçişleri Bakanlığına bağlı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünde Muhtarlar Daire Başkanlığı kurulmuştur. İlgili genelgeyle, muhtarlarımızın taleplerini yakından takip etmek amacıyla büyükşehir belediyelerinde muhtarlar daire başkanlığı, diğer belediyelerde ise muhtarlar müdürlüğü kurulması sağlanmıştır. Valiliklerde 1 vali yardımcısı, büyükşehirlerde genel sekreter yardımcısı ve diğer belediyelerde ise 1 başkan yardımcısı muhtarlarımızın taleplerinin takip edilmesinden sorumlu tutulmuştur. 19 Ekim Muhtarlar Günü olarak ilan edilmiş, 2016 yılında ilk kez Muhtarlar Günü ülke genelinde kutlanmıştır. Muhtarlarımızın yetki bakımından güçlendirildiği ve taleplerine de ne kadar önem verildiği görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de hâlen 31.868 mahalle muhtarı, 18.297 köy muhtarı olmak üzere 50.165 muhtar bulunmaktadır. Muhtarlarımız en rahat dönemlerini bizimle birlikte yaşamaktadırlar.

Bu konuda özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın muhtarlara verdiği öneme değinmek istiyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Muhtarlar çocuklarına hasta oldukları zaman baktıramıyorlar.

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanımız göreve başladığından beri ülkemizin dört köşesinden muhtarlarımızı Külliye’de ağırlamaktadır. Şimdiye kadar 36’ncı Muhtarlar Toplantısı yapılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız 50 bin muhtarın tamamını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlayacak. Şu ana kadar 16.126 muhtarımız, yaklaşık üçte 1’inden fazlası Külliye’de misafir edilmiştir. Buraya gelen muhtarlarımız, iletmek istediği sorun ve ihtiyaçlarını doğrudan aktarma fırsatı bulmaktadır. Sorunları ve ilettikleriyle yakından ilgilenilmekte, mutlaka geri dönüş sağlanmaktadır. Bu da Sayın Cumhurbaşkanımızın muhtarlarımıza verdiği büyük önem ve değeri açık bir şekilde göstermektedir.

Ayrıca, darbe girişiminin olduğu 15 Temmuz gecesi Akıncı Ana Jet Üssü’nde şehit düşen Ankara Kahramankazan ilçesi Ahi Mahallesi Muhtarı Ali Anar’ı ve darbecilere karşı direnirken şehit düşen İstanbul Üsküdar Acıbadem Mahallesi Muhtarı Mete Sertbaş’ı ve bütün şehitlerimizi buradan rahmetle ve minnetle anıyorum.

Hükûmetimiz, on beş yıldır, iktidarı boyunca muhtarlarımıza gereken önemi ve desteği vermiştir. Muhtarlarımızın bütün sorunlarıyla yakından ilgilenilmiş, sorunların çözülmesi noktasında büyük mesafeler katedilmiştir. Hükûmetlerimiz döneminde muhtarlarımıza verilen değer sonucu muhtarlarımızın toplum ve bürokrasi içindeki saygınlıkları da artmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisinin muhtarlarımızın içinde bulundukları ekonomik, siyasi ve sosyal sorun ve sıkıntıların tespit edilmesi, gerekli önlemlerin alınması ve halkımıza çok daha verimli hizmet sunulması için Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması talebinin uygun olmadığını belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Oldu mu şimdi ya?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavaklıoğlu.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Muhtarları Beştepe’ye topluyorsunuz ama işlerini görmüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – AKP “Hayır.” dedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, söz talebiniz var. Şimdi mi istiyorsunuz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Türkiye’nin içte ve dışta barışçıl bir siyaset izlemesi gerektiğine ve bununla hem uluslararası prestij kazanılacağına hem de ülkedeki insanların mutlu olabileceği bir sonucun elde edileceğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, bugün 9 Şubat; 8 Şubat 1991 günü, Körfez Savaşı öncesinde, 8 siyasi partinin bir araya gelerek Körfez Savaşı’na karşı duruşunu ve ülkemizin de bu savaşa girmemesi üzerinden bir ortak platform kurduğunu ve bunların İstanbul’da bildiri dağıttıklarını biliyoruz; elimde eski gazete kupürleri de var. Bildiri dağıtanlar arasında dönemin Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da vardı. “Bizim, Orta Doğu’da gelişebilecek hiçbir savaşa prim vermemiz de söz konusu değildir.” Ülkemizin de Orta Doğu’da savaş değil barış yanlısı bir politika izlemesi gerektiğini o gün ifade etmişti. Ama, aynı Cumhurbaşkanı, bugün Orta Doğu’da cereyan eden her çatışmalı ortama ülkemizi sürükleyen, ülkemizin gençlerinin yaşamını yitirmesine sebep olan bir politik hat izliyor.

İçte ve dışta Türkiye'nin bir barışçıl siyaset izlemesi gerektiğini, bununla hem uluslararası bir prestij kazanma hem de ülke içinde bütün insanlarımızın mutlu olabileceği bir sonucu elde edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 2 Ocak 2017 tarihinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısına istinaden 9 KHK yayımlanmasının ve bu kanun hükmünde kararnamelerle yapılan düzenlemelerin Hükûmetin kendisine verilen yetkiyi istismar ettiğini gösterdiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Resmî Gazete’de yayımlandı. Bundan iki gün önce, 7 Şubat gününde de 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yayımlanmıştı. Bu kanun hükmünde kararnamelerin içerikleriyle ilgili çok şey konuşulabilir ancak bu kanun hükmünde kararnameler Anayasa'mıza göre, Millî Güvenlik Kurulunun önerisi, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun karar alması ve ertesi gün Mecliste oylanmasıyla bir olağanüstü hâl ilanı sırasında Anayasa'nın ve ilgili kanunun verdiği bir yetkiye göre çıkarılmaktadır.

Bugün çıkan kararname okunduğunda, bu toplantının -yani bir OHAL KHK’sı çıkıyorsa Cumhurbaşkanının varlığında bir Bakanlar Kurulu toplantısı olması lazım- 2 Ocak günü yapıldığı ifade edilmektedir. Bundan önce, 2 Ocak günü böyle bir toplantının yapıldığı kamuoyunun malumudur. Bir toplantı yapıldı 2 Ocakta, o günden beri de yapılmıyor. 2 Ocaktan sonra makul bir süre içinde, oradaki toplantıda alınan kararlar ve varsa bir kanun hükmünde kararnamenin yayımlanması beklenir. 6 Ocak günü 679, 680, 681 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler Resmî Gazete’de yayımlanmıştı bundan tam bir ay iki gün önce; ardından, 23 Ocakta 3 tane daha, yine 2 Ocağa atfen. Şimdi de “Biz bir kanun hükmünde kararname kaleme aldık.” diyor sayın bakanlar, “İmzaladık, kararını verdik.” diyorlar. Bunu ne zaman yaptınız? “Biz bunu 2 Ocakta yapmıştık.” diyorlar.

Şimdi, her ne kadar Anayasa Mahkemesi kendi varlığını ve kendi yetkisini inkâr eden bir şekilde “Ben kapsam ve süre bakımından KHK’ları denetlemeyeceğim.” demiş olmasına rağmen, bugün, burada tamamen hukuk alanının, hukuk denetiminin dışına çıktığı için, Anayasa Mahkemesi “Ben bakmıyorum kardeşim.” diye yarattığı hukuksuzluk alanında, Hükûmet bu yetkiyi fütursuzca, nasılsa bir denetim yok diye, sanki bulunmuş boş bir çek karnesini dolduruyormuşçasına dönüp dönüp sadece, bu hafta bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapma zahmetine katlanmadan Cumhurbaşkanı Başkanlığında “Ben bir KHK daha çıkarmıştım, şimdi aklıma geldi.” diyerek “2 Ocakta bunu imzalamıştık.” diyorlar. Bu, makullük sınırlarının dışında, otuz dört gündür yayınlanmamış. Örneğin, bugün koyduğunuz maddeler, iki gün önceki KHK’daki söylediğiniz 6 maddeden sonra bugünkü 14 madde niye yok? Bugünkü madde 2 Ocakta kararlaştırıldıysa, yazıldıysa neden iki gün önceki KHK 6 değil de 20 madde olup ikisi birden yayınlanmıyor? Şeklen bu yetki kullanılıp, aslında bir yerlerde Meclisin vermiş olduğu yetkinin dışında -tıkır tıkır tıkır bir yerlerde yazıp- bu verilen yetki devri istismar edilerek, kötüye kullanılarak şu anda kanun hükmünde kararname fabrikasından çıkarılıp sayın bakanlar ki bir bakan imzasının ne demek olduğu son derece önemlidir, “Biz bunu geçmişte de imzalamıştık.” diyorlar.

Şimdi, 2 değerli bakanın varlığında soruyorum: Bir kez, 2 Ocakta, böyle bir toplantıda toplam 291 maddeyi ve ekli listelerini okumaya kalksanız, o süre yetmez. Bunlar, 2 Ocaktaki toplantıya atfen bugünlerde yayımlanıyor. 2 Ocakta, örneğin Sayın Bakan… Kapsam yönünden son derece tartışmalı bir mevzu ya, terörle ilgili bir yetki alınmış; kar lastiğini kullanma zorunluluğunu düzenlediler bugün, kar lastiği. Sayın Bakan, 2 Ocaktaki toplantıda kar lastiği düzenlemesini imzaladınız mı? İmzaladıysanız, 6 Ocak günü kar lastiği kullanma zorunluluğunu niye yayımlamadınız? Haziran ayında değiliz. Bunda bir kamu yararı görüyorsanız…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Cevabını alalım Özgür Bey, cevabını alalım Bakandan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …bu neden 6 Ocak günü değil de bugün yayımlandı? O günden bugüne kadar toplam 9 KHK yayımlandı, sürekli “2 Ocakta konuştuk biz bunları.” diyorlar.

Şimdi, siyaset, bu yüce Meclis, edilen yeminler…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, böyle bir usul yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl bir usul yok?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yarım saattir konuşuyor. Açık oturum yapsın o zaman.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, konuşan bir grup başkan vekili…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Açık oturum yapsın.

BAŞKAN – …ben sözünü kesemem.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, ben bunu nasıl…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Anladık onu, sordun, cevap versinler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kanun hükmünde kararnameyle kâr lastiği mi var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir şey söyleyeceğim, Meclisin yasama yetkisini verdiniz…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …adam otuz dört gün geriye kanun hükmünde kararname çıkarıyor.

BAŞKAN – Sayın Özel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir usul yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben ne yapacağım? Ben ne yapacağım?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir usul yok. Geldiğinde konuşursun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Seninki gibi de usul yok, sizinki gibi de yok; vicdansızlık bu! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Senin yaptığın gibi bir usul de yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok böyle bir usul. O yetki bizim, o yetki bizim; gittiniz, verdiniz, ne yapıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Hop, hop!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle saçmalık olmaz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Terbiyesizlik yapma!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle saçmalık olmaz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Özgür, sakin ol.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette dile getireceğim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Aaa!

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Tamam, 60’a göre yap.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette getireceğim. Adam diyor ki: “Meclisin yasama yetkisini aldım.” 2 Ocakta toplanmış…

BAŞKAN – Sayın Özel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir grup başkan vekili ya yerinden söz alır konuşur yahut da bağlamı gelir, çıkar orada konuşur.

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yarım saat burada konferans dinleyemeyiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Defalarca konuşuyorsunuz burada. Bu yetki bizim, bizim, bu Meclisin.

BAŞKAN – Sayın Özel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir şey yok, usule uyacaksın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yetki Meclisin.

BAŞKAN – Sayın Özel…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Usule uyulmasını bekliyorsun, sen usule uyacaksın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yetki Meclisin.

BAŞKAN – Lütfen… Ne dediğiniz, ne sorduğunuz anlaşıldı Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Burada yapmış olduğunuz eleştiri tamamıyla Hükûmete dair yapılan bir eleştiri. Başkanlık Divanı olarak bizim bu konuda söz söyleme yetkimizin ya da bu kararın nasıl alındığına dair, hayata geçip geçmediğine dair bir bilgimizin olmadığını varsayarak…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Parlamentoya getirsinler ya.

BAŞKAN - …bu konuda Hükûmeti temsilen şu anda 2 Bakanın da burada olduğunu görüyoruz ve biliyoruz. Dolayısıyla, ne dediğiniz zaten anlaşıldı, biraz uzun da konuştunuz. Eğer Hükûmeti temsilen Sayın Bakanlar sorduğunuz ya da yapmış olduğunuz eleştiriye cevap vermek isterlerse kendilerine söz vereceğim. Ancak, vermek istemezlerse yine onların takdirine bırakacağız Sayın Özel. Burada benim onlara “İllaki bu konuya cevap verin, Sayın Özel’in eleştirilerine cevap verin.” deme yetkim yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ne dediğiniz en azından anlaşıldı Sayın Özel. Ben sizden rica ediyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, son cümlemi söylerken sadece ve sadece yapılan ayıp deşifre oluyor diye, bu korkunç iş deşifre oluyor diye, döneminizde yapılan bu usulsüzlük, bu Meclis aklıyla alay etme, “Terörle mücadele edeceğim.” diye alınan yetkiyle kar lastiği kullanımını düzenleyip, bunu da bugün yapıp “2 Ocakta biz bu kararı almıştık.” yalanı deşifre oluyor diye, siniri bozulan birisi mevkidaşına hakaret ediyor; bu kabul edilebilir bir şey değil.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Hakaret yok, eleştirdi sadece.

BAŞKAN – Peki, Sayın Özel, lütfen…

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Yeter artık Başkanım ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekiliyim...

BAŞKAN – Sayın Özel, ara vermek durumunda kalacağım, çok rica ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben cümlemi toparlıyorum, cümlemi toparlıyorum.

Ara verebilirsiniz, o sizin yetkinizde, ben bir şey demem. Ben yetkisinde olmayanların kullandığı yetkiyi söylüyorum.

BAŞKAN – Tamam, ben de size diyorum ki şu anda Hükûmeti temsilen 2 bakan var ve ne dediğiniz anlaşıldı Sayın Özel.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Yeter artık ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, son cümlemi…

BAŞKAN – Peki, son cümlenizi söyleyin.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, anlaşıldıysa cevaplasınlar. Tamam, anlaşıldıysa cevaplasınlar Sayın Başkan, anlaşıldıysa cevaplasınlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Sayın Bakan cevap verecek.

Buyurun Sayın Bakan.

23.- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmetin kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi yüce Meclis tarafından verilmiştir. Bu, Meclisin kararıyla Hükûmetin kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisidir. Artı, Hükûmetin almış olduğu tüm kanun hükmünde kararnameler de bu Meclisin onayına tekrar gelmektedir, bunun tartışması da o dönemde yapılır.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ne zaman? Aylar oldu, gelmiyor.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ben şunu asla kabul etmiyorum: “Efendim, bu kanun hükmünde kararnamede geçen maddeleri siz görüştünüz mü, görüşmediniz mi?” Bunu Hükûmete ve bu Meclisin iradesiyle verilmiş olan o yetkiye de saygısızlık olarak görüyorum. Günü geldiğinde, bu çıkarılan kanun hükmünde kararnamenin bütün maddeleri en ince detayına kadar yine yüce Meclis tarafından tartışılacaktır. Sözü olan varsa oraya çıkar, söyler bu sözlerini.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Parlamentonun işi ne o zaman, Parlamentonun işi ne Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, sizden önce Sayın Bostancı söz istedi, isterseniz onu dinleyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii. Ben son derece saygılıyım.

BAŞKAN – Sayın Özel, size daha sonra söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bostancı.

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Özel Hükûmetin kanun hükmünde kararnamelerine ilişkin bir usulsüzlük iddiası çerçevesinde, burada usulüne uygun olmayan tarzda bir konuşma yapıyor. Eğer birilerinin usule uymasına çalışıyor isek kendimiz bunu usulüne uygun bir tarzda yapmak durumundayız, yoksa kendi kendimizle çelişiriz; bu bir.

İkincisi, ben kendisine hakaret etmedim. Sadece, yaptığı işin Meclisin buradaki çalışma usullerine uygun bir şey olmadığını söyledim. Zatıalileri sözlerine de kuvvet kazandırma kastı olduğunu düşündüğüm bir hiddetle buraya kadar geldiler. Bu tavır uygun bir tavır değil. Yani, hepimizin burada iddiaları olabilir, değerlendirmeleri olabilir ama sözlerin arkasına hiddet koymak ve bunun üzerinden böyle farklı bir ambiyans yaratmaya çalışmak çok yanlış bir şey.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Özel, buyurun.

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptıkları açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben birazdan hangi hakareti yaptığını kendisine hatırlatacağım. Yarın ikimizin o kelimeyle anılmasını istemediğim için birazdan hatırlatacağım. “Doğru değil.” derse söz alıp söyler. Ne söylediğini duydum; bu bir.

İki: Bir grup başkan vekili normal usuller içerisinde, normal kullanılan yetkilerde hiddetlenirse, hiddetinde bir makul dışılık olursa zaten onu kendisi taşıyamaz. Ama, dün burada, kürsüden de defalarca dile getirildi; aynı yetkiyle suçsuz günahsız insanlar, suçsuz günahsız çocukların anneleri, babaları işsiz, çocuklar aşsız bırakılıyor, ekmeğiyle oynanıyor insanların. Bir tane suçu var; adam “hayır” demiş, bilmem ne demiş. Bir yetkinin suistimali var. Bugün bir suçüstü hâli var. Kar lastiğinin terörle mücadeleyle ne alakası var? Ama, sen bunu alıp da “2 Ocakta bu kararı aldım.” dersen, amaç da güvenlikse kışın ortasında, bugüne kadar yayımlamadığına göre, bu şimdi aklına geldi, gittin oraya koyuyorsun. Ben bunu söylerken Sayın Bakandan cevap bekliyorum, Sayın Bakana diyorum ki: Görüşüldü mü, görüşülmedi mi? Görüşülmediği açık ama görüşüldüyse “Görüşüldü.” desin ama Sayın Bakan bir şeyi bilsin: Anayasa’nın 120’sine göre verilen yetki, İç Tüzük’ün 126’sına göre bu kanun hükmünde kararnamelerin derhâl Meclise gelip yirmi günde komisyondan, komisyondan geçmediyse geldiğinden itibaren bir ay içinde buradan geçmesini öngörüyor. Bugüne kadar 21 KHK geldi, sadece 5’i kanunlaştı. Süresi dolmuş ve buraya gelmemiş 9 tane KHK var. Sizin grubunuz bunu “Müeyyidesi yok.” diye savunuyor. Kenan Evren’in aklına gelmemiş günü içinde görüşülmeyen KHK’nın başına ne geleceği, bunu istismar ediyorsunuz, getirip de yasalaştırmıyorsunuz. Size verilen yetki, benim “hayır” oyu kullanmış olmam, Meclisin verdiği yetkinin takipçisi olmamamı gerektirmez. Size bu yüce Meclisin verdiği yetki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …o darbe kalkışması sırasında terör eylemi yaptıkları hiç şüpheli olmayan kişilerle mücadele içindi.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen tamamlayınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii.

Oysa, siz, kar lastiği, başka bir şeyin lastiği veya bugünkü gibi, Yüksek Seçim Kurulunun referandumda televizyonlar sizinle bize eşitsiz davranırsa onlara para cezası kesme yetkisini elinden alma… Bunun için alınmadı ki bu yetki. Neresi terörle mücadele? “2 Ocakta ben onları görmedim.” derseniz, belki Hükûmet yetki aşımını, haksızlığı itiraf etmiş olur ama siz şahsen büyük, tarihî bir hatadan kendinizi korumuş olursunuz. Size terörle mücadele diye yetki verdi 2 parti grubu, Meclisin verdiği yetkiyle kar lastiği şeyi çıkarıyorsunuz. Bu Meclise hakaret ediyorsunuz, bu Meclisin aklıyla oynuyorsunuz. 2 Ocak gününden bugüne kadar 9 kere 2 Ocak kararlarını yayımlıyorsunuz. O kadar yetkiye inanıyorsanız, her hafta toplanırsınız Sayın Cumhurbaşkanının başkanlığında, her hafta KHK çıkarırsınız. O zaman yetkinin suistimalini tartışmayız, başka bir şeyi tartışırız, Türkiye’yi OHAL’de tutmayı tartışırız ama bugün bu yaptığınız, tarih önünde çok büyük bir hukuk katliamıdır, anayasa katliamıdır. Bakın, burada çok kolay söylenen bazı laflar sonra sıkıntı oluyor ama…

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Başkanım, sabah oldu, sabah.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …değme diktatörlükte, değme faşizmde böyle uygulamalar yok. Bunu yapmayın Sayın Bakan, buna alet olmayın Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Sayın Yıldırım…

26.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, MGK’nın 2 Ocak tarihli toplantısında OHAL’in uzatılması kararı verildiği belirtilmesine rağmen Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin web sitesinde yılın ilk MGK’sının 31 Ocakta toplandığının bildirildiğine ve bu durumda OHAL uzatımının hükümsüz olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, aynı konuyla alakalı olarak çok kısa bir açıklama yapacağım.

Bakın, 2 Ocak günü MGK’nın toplandığı ve 20 Ocaktan itibaren OHAL’in 3’üncü defa üç aylığına uzatıldığını karar altına alan bir Başbakanlık tezkeresi buraya geldiğinde, o zaman tutuklanmamış olan, siyasi bir rehine olmamış olan parti sözcümüz 2 Ocakta MGK’nın toplanıp toplanmadığını sormuştu. Buradan hareketle “MGK toplandı.” denmişti. Peki, şimdi soruyorum: Geçen hafta, 31 Ocak 2017 günü toplanan MGK’nın 6 maddelik kararı burada, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin web sitesinde. Ne diyor biliyor musunuz 31 Ocakta? “Yılın ilk MGK’sı toplandı.” Hani 2 Ocakta toplanmıştı ve OHAL de ona göre uzatılmıştı? O günden bugüne kadar yayımlanan 9 KHK OHAL’e bağlı olarak hükümsüzdür. Böyle bir şey olabilir mi? Ya değilse, bunu teşhir ettiği için mi Ayhan Bilgen’i tutukladınız? 2 Ocakta toplanmamış, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği söylüyor. “Yılın ilk MGK’sı 31 Ocakta toplandı.” diyor ve “6 maddelik karar aldı.” diyor. OHAL hükümsüzdür.

Buradan yurttaşlara çağrımdır: Bu OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lardaki mağduriyetiniz 3’üncü OHAL uzatımının hükümsüzlüğü üzerinden hükümsüzdür, tanımayınız. OHAL uzatılmamıştır, böyle bir MGK kararı da yoktur, MGK da toplanmamıştır. Bunu Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği geçen hafta, 31 Ocak günü söylüyor. Bunu özellikle Meclisin ve kamuoyunun bilgisine sunmak isterim. Bunu teşhir eden parti sözcümüz Ayhan Bilgen belki de bu sebeple, bunu teşhir ettiği için siyasi iktidar tarafından tutuklanmıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 7’nci maddesi üzerinde verilen ilk önergenin oylama işleminde kalınmıştı.

Şimdi, önergeyi hatırlatmak amacıyla tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi var.

Yoklama talebini gerçekleştireceğiz, daha sonra oylama işlemine devam edeceğiz.

Sayın Özel, Sayın Tarhan, Sayın Tanal, Sayın Kayışoğlu, Sayın Hürriyet Kaplan, Sayın Basmacı, Sayın Aydın, Sayın Arık, Sayın Yalım, Sayın Gürer, Sayın Akın, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Usluer, Sayın Yüceer, Sayın Tüm, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Engin, Sayın Özdemir, Sayın Gökdağ, Sayın Tuncer.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

lll.- YOKLAMA

BAŞKAN - 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Onursal Adıgüzel (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 7- 3218 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesinde geçen, "Serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile serbest bölgelerde, bakım, onarım, montaj, demontaj, elleçleme, ayrıştırma, ambalajlama, etiketleme, test etme, depolama, film endüstrisi hizmetleri, ses ve görüntü kayıt, call center faaliyetleri, Ar-Ge ve Ar-Ge'ye dayalı hizmet ve döviz kazandırıcı niteliği olan diğer hizmet alanlarında faaliyette bulunan ve hizmetin tamamını Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında ve Serbest Bölgelerde bulunanlara veren hizmet işletmelerinin, söz konusu hizmetlere konu malların serbest bölgelerden Türkiye'ye herhangi bir şekilde girişi olmaksızın yabancı bir ülkeye gönderilmesi veya Serbest Bölgedeki şirketlere teslimi şartıyla bu hizmetlerden elde ettikleri kazançları" ifadesi eklenmiştir. İkinci fıkrasının (b) bendi "Bu bölgelerde üretilen ürünlerin (fason üretim dâhil) FOB bedelinin ve (a) bendinde belirtilen hizmet ve faaliyetlerin toplam fatura tutarının en az % 85'ini yurtdışına ihraç eden mükellefler ile bu mükelleflere üretim yapan fason üreticilerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanacak gelir vergisi, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilir. Bu oranı % 50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bu yetkiyi, stratejik, büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlara yönelik olarak, bölge, sektör ya da faaliyet alanı itibarıyla farklılaştırılarak veya kademelendirilerek kullanabilir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir" şeklinde değiştirilmiştir. İkinci fıkrasının (c) bendinde geçen "Bu bölgelerde gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kâğıtlar damga vergisi ve harçlardan" ibaresinden sonra gelmek üzere ", bölgelere satılan ve bölgelerde üretilen elektrik enerjisi TRT payı ile enerji fonundan" ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, iki gündür üzücü haberler alıyoruz. El Bab’dan -dün 5 şehidimiz vardı- bugün yine 5 şehit haberi aldık maalesef. Üzülerek ifade ediyorum ki birilerinin uyguladığı yanlış politikaları ocaklara düşen şehit ateşi olarak halkımız ödüyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına, ulusumuza başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, dün gece bir OHAL kararnamesiyle vahşi bir kıyımın daha yaşandığına tanık olduk. Bu OHAL kararnamesiyle, aralarında İbrahim Kaboğlu, Murat Sevinç gibi anayasa hukukçularının olduğu, 330 akademisyenin olduğu tam 4.478 kişi ihraç edildi. EĞİTİM SEN’li öğretmenler, akademisyenler, maalesef bu şekliyle sınır tanımaz bir muhalif avının yeni kurbanları oldular. Şimdi ben derin bir sessizlik içinde olan AKP milletvekillerine sormak istiyorum, özellikle de 28 Şubatta mağdur olmuş ve bu mağduriyeti bir pehlivan tefrikası gibi anlatan milletvekillerine sormak istiyorum: Ya, bu haksızları, haksızlıkları görmeyecek kadar yüreğiniz nasır mı bağladı ya da “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” hadisini mi unuttunuz? Şimdi, sizler haksızlığa uğradığınızda, mağdur olduğunuzda “insan hakları” diyeceksiniz ama muhalifler olduğunda, sizin gibi düşünmeyenler olduğunda susacaksınız, susmanın da ötesinde, dinlemeyeceksiniz, duymayacaksınız. Ya, ne zaman siz kendi sesinize bu kadar meftun oldunuz? Anladık, mağdur olmayı bıraktınız, mağrurluğa terfi ettiniz, mazlumluktan zalimliğe terfi ettiniz ama sonunuz mahcubiyettir, bunu bilin, sonunuz mahcubiyettir.

Şunu da bilmenizi isterim ki böyle kararnamelerle bu insanlara boyun eğdiremezsiniz. Eninde sonunda boynu bükük kalacak olan sizlersiniz. Bakın, bir dönem altına makam arabaları tahsis ettiğiniz Zekeriya Öz’e bakarsanız ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Eğer bu yetmezse dönün, 12 Eylülün zalim paşalarına bakın. Eğer bu da yetmezse 28 Şubat muktedirlerine bakın. Çünkü, onlar da kendilerini bu ülkenin sahibi sanıyorlardı, onlar da suçsuz insanları haysiyet cellatlığıyla karalamayı marifet sayıyorlardı, onlar da insanların elinden ekmeklerini alıyorlardı, onlar da çok kibirliydiler ama onlar da kibirlerinin ve zulümlerinin altında kaldılar, sizler de kalacaksınız.

Değerli arkadaşlar, baktığımızda bu insanlara, tek bir ortak yön var: Hepsi muhalifler, hepsi bu tek adam rejimini getirmek için hazırlanan Anayasa değişikliğine karşılar ama hiç kimse, vicdan kırıntısı taşıyan hiç kimse “Bu insanlar FET֒cüdür.”, “Bu insanlar PKK’lıdır.” diyemez. Kimseye bunların terörist olduğunu, teröre destek verdiğini söyleyemezsiniz. Amacınız belli, amacınız herkesi susturmak, muhalifleri susturmak. Artık “Ya taraf olacaksınız ya bertaraf olacaksınız.” demiyorsunuz. Artık diyorsunuz ki: “Ya benden tarafsınız ya da düşmansınız.” Ama, yapmaya çalıştığınız bir güzellik değil. Gülüşü alınmış bir toplum yaratıyorsunuz, dikensiz bir gül bahçesi istiyorsunuz, güzel bir toplum bırakmıyorsunuz, bütün renkleri soldurdunuz. Acaba ileride çocuklarınıza, torunlarınıza ne diyeceksiniz? “Ne yapıyordun?” dediklerinde ne diyeceksiniz, ben gerçekten çok merak ediyorum.

Şimdi, ihraç ettiğiniz bu akademisyenler, bu aydın insanlar, onurlu, vicdanlı insanlar bu zulmünüzü bir onur nişanesi olarak yüreklerinde taşıyacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Tıpkı 12 Eylülde 1402’lik olanlar gibi, tıpkı Barış davası sanıkları gibi onlar da aynı şerefle bunu taşıyacaklardır çünkü tarih bize şunu gösterdi: Tarih her zaman haklının, hakkaniyetin kazandığını gösterdi çünkü zulümle abat olan kimse yok, sizler de olamayacaksınız.

Size Tekirdağ’dan bir örnek vermek istiyorum. Darbe girişimine “Allah’ın bir lütfu.” dediniz, bütün demokratların, bütün muhaliflerin, bütün solcuların tepesine bindiniz ya Tekirdağ’dan da örnek: Bu son KHK’larla beraber, sırf EĞİTİM SEN’li diye, sırf bu tek adam rejimine karşı diye birçok öğretmeni, birçok insanı ekmeğinden ettiniz, işinden ettiniz ama gittiğiniz yol yol değil.

Amacınızı biliyoruz, bu yolda yol temizliği ama bu yol ne sizi ne de bu memleketi düze çıkarmayacaktır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüceer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“ “MADDE 7- 3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesine "elde ettikleri kazançları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile serbest bölgelerde, bakım, onarım, montaj, demontaj, elleçleme, ayrıştırma, ambalajlama, etiketleme, test etme, depolama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan ve hizmetin tamamını Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara veren hizmet işletmelerinin, söz konusu hizmetlere konu malların serbest bölgelerden Türkiye'ye herhangi bir şekilde girişi olmaksızın yabancı bir ülkeye gönderilmesi şartıyla bu hizmetlerden elde ettikleri kazançları" ibaresi eklenmiş ve (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az % 85'ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisi, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilir. Bu oranı % 50'ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bu yetkiyi, stratejik, büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlar ile konusu, sektörü ve niteliği itibarıyla proje bazında desteklenmesine karar verilen yatırımlara yönelik olarak, bölge, sektör ya da faaliyet alanı itibariyle farklılaştırarak veya kademelendirerek kullanabilir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir." "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun temel amacı, ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek olup bu amaç çerçevesinde kanunun getirdiği teşvikler genel olarak üretici ve ihracatçılara yöneliktir. Böylece, üretici ve ihracatçılara istihdam nedeniyle katlandıkları mali yüklerin hafifletilmesi açısından önemli bir destek sağlanmaktadır. Gelir stopaj teşviki işçilere sağlanan avantaj olmayıp işverenlerin istihdam maliyetini azaltmaya yönelik bir teşviktir. Dolayısıyla, çalışanların bu teşvik unsuru üzerinden hak iddia etmeleri söz konusu olmayacaktır. Bu düzenlemeyle, işçi üzerinden hesaplanan gelir vergisi stopajı teşvikinin işverene ait olduğu hususunun açıklığa kavuşturulması ve uygulamada ortaya çıkan ihtilafların giderilerek öngörülebilirliğin sağlanması amaçlanmaktadır.

Ayrıca 6745 sayılı Kanun’a uygun olarak madde hükmüne “ …konusu, sektörü ve niteliği itibarıyla proje bazında desteklenmesine karar verilen yatırımlara…” ibaresi eklenerek dış ticaretimiz açısından özel önem taşıyan yatırımların serbest bölgelerde desteklenmesinin önü açılmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Biraz önce kabul edilen önergeyle tasarının 7’nci maddesi tümüyle düzenlenmektedir. Bu nedenle, maddede ibare değiştirmeyi öngören Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve arkadaşlarının önergesini işleme alma imkânı kalmamıştır. Önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç ayrı önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesindeki “yer alan” ibarelerinin “geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                                Erkan Aydın                                                   Çetin Arık

                          Kocaeli                                                           Bursa                                                           Kayseri

                   Candan Yüceer                                            Muharrem Erkek

                        Tekirdağ                                                      Çanakkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde yer alan “son fıkrası ile geçici” ibaresinin “son fıkrası ve geçici” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Aycan İrmez                                                  Burcu Çelik

                            Muş                                                             Şırnak                                                            Muş

                        Erol Dora                                                Saadet Becerekli

                          Mardin                                                         Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesinde geçen “aynı maddenin” ifadesinin “7 nci maddenin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Emin Haluk Ayhan                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                   Baki Şimşek

                          Denizli                                                           Hatay                                                           Mersin

                 İsmail Faruk Aksu                                    Ahmet Selim Yurdakul                                         Kamil Aydın

                         İstanbul                                                         Antalya                                                        Erzurum

                  Deniz Depboylu                                               Ruhi Ersoy

                          Aydın                                                        Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer vatandaşlarım; serbest bölgeler hakkındaki mevzuatı değiştirecek olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım.

Muhterem vatandaşlar, on beş yıldır ülkemizi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi bu kanun tasarısını uluslararası yatırımları ülkemize çekmek için hazırladığını ifade etmiştir. Öncelikle, hukukun ve adaletin bu kadar örselendiği, liyakatin alaşağı edildiği bir ülkede bunu sağlamak gerçekten çok zordur. Açıkça ifade etmek lazım, AKP Hükûmeti, demokratik ilkeleri esas alan sosyal, ekonomik ve hukuki hiçbir reformu hayata geçirmediği için bugün ülkemiz bu hâldedir. Bugün ülke çapında milyonlarca mağdur vatandaşımız varsa, bunun sebebini orada burada aramaya gerek yoktur, AKP iktidarı tüm samimiyetiyle sorumluluğu üzerine almalıdır.

Bakın, emeklilerimiz ve memurlarımız, insan gibi yaşayacak bir maaş alamıyor. AKP Hükûmetinin 2017 yılının başında memurlarımız ve emeklilerimize yaptığı yüzde 3’lük zammın üzerinden daha bir ay bile geçmeden ocak ayında enflasyon yüzde 2,46 oranında artmıştır yani verdiğiniz zam daha ilk aydan eriyip gitmiştir. Hâkim ve savcı maaşlarına kısa bir süre önce kanun hükmünde kararnameyle yüzde 25 zam yapıldı, bazı kadrolar için 2.100 liralık bir zam demek bu. Elbette yapılsın, yapılsın ama bu ülkede yalnızca hâkim ve savcılar mı yaşıyor? Yani 80 milyon nüfusumuzun 40 milyonu hâkim, 40 milyonu savcı mı ki yalnızca bu iki meslek grubuna zam yaptınız? Milliyetçi Hareket Partisi olarak memurlarımıza, emeklilerimize, tüm işçilere ve asgari ücretlilere refah sağlayacak adil bir gelir artışı sağlamanız gerektiğine inanıyoruz. Bugün müteahhitlere ve iş adamlarına sağladığınız vergi indirimlerini ve teşviklerini vatandaşlar için de talep ediyoruz. Vatandaşların hakkını, vatandaşların taleplerini ne zaman duyacaksınız?

Saygıdeğer Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, tüccarlara ve müteahhitlere farklı bir sevgi duyuyorsunuz, bunu biliyoruz ancak tüm vatandaşlarımız için aynı sevgiyi hissediyorsanız, gelin bu teklifimizi ivedilikle görüşelim. Vatandaşlar için isteğimiz hibe arsa değil, karşılıksız kredi de değil, yalnızca huzur ve çalışmalarının karşılığı için birazcık refah payı verilmesi.

Biz büyük bir ülkeyiz. Çanakkale Ayvacık’taki depremden sonra yeniden gördük ki millî gelirden pay alması gerekenler sade vatandaşlarımızdır, briket duvarlı, kanalizasyonsuz köylerdeki garip vatandaşlarımızdır, tuğla duvarına sıva bile çekemeyen necip Türk evlatlarıdır.

Bugün serbest bölgeleri konuşuyoruz. Tabii ki yatırımcı gelsin, tabii ki uluslararası ticaretteki payımız artsın ama vatandaşlarımız yalnız kalmasın. Turizmde yüzde 30’luk bir kayıp söz konusu. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi, o zaman da sizleri uyardık. Başta Antalya olmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi olarak büyük bir heyetle ziyaretler yaparak çözüm önerileri getirdik, sizlere de sunduk. Önlem almakta maalesef çok geç kaldınız.

Muhterem vatandaşlar, çay kaşığıyla verdiğini kazanla geri alan bir Hükûmet tarafından çalakalem yönetilen bir ülke hâline geldik. Eğer AKP hükûmetleri Milliyetçi Hareket Partisinden aldığı 2023 vizyonunun reformlarını da okumuş olsaydı bugün ülkemiz adil, huzurlu, sınır komşularıyla iyi geçinen, teknoloji üreten, verdiği kaliteli eğitimle göz dolduran ve aynı zamanda yabancı gerçek yatırımcıların reel sektöre yatırım yapmak için sıraya girdiği bir cazibe merkezi olabilirdi. Lakin, AKP kolay yolu seçti ve son koalisyon hükûmetinin acı bir reçete karşılığında ülkemizi düze çıkaran politikalarını alarak üstüne maalesef bir tuğla bile koymadı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak nasihatlerimizi dikkatle dinleseydiniz ülkemiz bugün gerçekten parlayan bir yıldız olabilirdi.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarken bugün maalesef El Bab’da da şehit olan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dileriz. Mekânları cennet, ruhları şad olsun.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde yer alan “son fıkrası ile geçici” ibaresinin “son fıkrası ve geçici” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde görüştüğümüz tasarı bağlamında, bu konuşmamda seçim bölgem olan Mardin ilinde bulunan serbest bölgeye dair birkaç noktaya değinmeyi lüzumlu görüyorum. Mardin Serbest Bölgesi 27/9/1994 tarih ve 6028 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla yer ve sınırları tespit edilmiş, bölge 21/11/1995 tarihinde faaliyete geçmiştir.

Mardin Serbest Bölgesi, Mardin Organize Sanayi Bölgesi içinde brüt 515 bin metrekarelik açık alan üzerinde kurulmuştur. Yüzde 51’i özel idareye ve kalan yüzde 49’u da 29 yerli girişimciye aittir. Dünyanın sayılı kalkınma projelerinden olan GAP kapsamında bulunan bölge, aynı zamanda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tek serbest bölgesidir. Tabii, gerek GAP projesi gerek Mardin Serbest Bölgesi yüksek ideallerle, hayallerle uygulamaya konulmuş olsa da bugün geldiğimiz noktada sonuçları bakımından içler acısı bir durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde 8 Nisan 2015 tarihinde düzenlenen ve dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da katıldığı 8’inci Ticaret ve Sanayi Şûrası öncesinde Kızıltepe Ticaret Borsası ev sahipliğinde Mardin’in genel sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili bir istişare toplantısı yapılmıştı. İstişare toplantısında, Mardin’in hemen her ilçesinden ticaret odası temsilcileri katılmış ve ortak bir deklarasyon yayımlanmıştı. Deklarasyonda Mardin Serbest Bölgesi’ne ilişkin yapılan vurgu aynen şöyledir: “Mardin Serbest Bölgesi atıl durumdadır. Mardin Serbest Bölgesi’nde herhangi bir yatırımcı faaliyet göstermemektedir.” Evet, Mardin’de sembolik bir serbest bölge bulunmaktadır ancak burada, sadece ve sadece deterjan üreten yerli bir firma faal durumdadır. Bu serbest bölge istihdam yaratmak veya katma değer üretmekte âciz kalmıştır. Bunun yanı sıra, serbest bölgelerin kurulma amaçlarından biri olan yabancı sermaye girişinin Mardin Serbest Bölgesi’nde işlemediği de aşikârdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özelde Mardin, genelde ise GAP illeri bakımından durum içler acısıdır. Serbest bölgeler projesi gibi GAP projesi de bölgeyi kalkındırmak şöyle dursun, bölgenin mevcut sorunlarının daha da katmerleşmesine yol açmış ve bir kambur hâline gelmiştir. GAP sulama kanalları ve Mardin depolaması bir türlü bitirilememiş ve hayata geçirilememiştir. Yine, Mardin özelinde, enerji sağlıklı biçimde tedarik edilememektedir. Mardin’de enerji tedariki hem tarımda hem sanayide sorunludur. Özellikle tarımsal sulamada yaşanan uzun süreli enerji kesintilerinin bölgeyi ekonomik bakımdan felç ettiği ortadadır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bugün GAP kapsamında bulunan illerin ekonomik durumuna kısaca bir göz attığımızda durumun vahametini açıkça görebilmekteyiz. 2016 TÜİK verilerine göre, GAP kapsamında olan Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak yüzde 24,8 oranıyla Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu iller olarak açıklanmıştır. Yine bu iller, Türkiye ortalamasının çok çok üzerinde oranlarda göç vermeye devam etmektedir. Son bir yılı aşkın süredir bölgede olup biteni de eklediğimizde GAP bölgesi ekonomik anlamda büyük bir yıkımla karşı karşıya bırakılmıştır. Her türlü ticari faaliyetin âdeta askıya alınmasının yanında, bölge insanı, yerleşim yerlerinin yıkılması nedeniyle evsiz kalmıştır. Temel insan haklarından biri olan barınma hakkı bile askıya alınmış durumdadır.

Değerli milletvekilleri, yurttaşlarımızın temel güvenlik, barınma, sağlık ve eğitim haklarının askıya alındığı bir süreçte bu sorunları gidermek noktasında en küçük bir adımın bile atılmasından imtina edilmesi, buna karşın, sözüm ona, serbest bölgelere ilişkin yasal düzenlemelerle ülke ekonomisinin düzlüğe çıkarılacağı biçiminde beklentiler yaratılması gerçekçi değildir.

Hükûmete gerçek sorunlarımıza ilişkin gerçekçi politikalar geliştirmek noktasında bir kez daha çağrımı yeniliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesindeki “yer alan” ibarelerinin “geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Aydın (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, El Bab’ta dün akşam ve bugün şehit olan bütün askerlerimize Allah’tan rahmet, milletimize de başsağlığı diliyorum.

Geldiğimiz noktada iktidarın rejim değiştirme çabalarını, bir türlü normalleşmeyen; tam tersi, her gün daha da kötüleşen bir süreci hep birlikte yaşıyor, tanıklık ediyoruz. Meclisin devre dışı bırakılması, Anayasa’nın değiştirilmesi, yanlışlara ve tavizlere dayalı dış politika; görevlerinden men edilen memurlar, aydınlar ve zor yetiştirdiğimiz akademisyenler ve “evet” ile “hayır”la kutuplaşan bir Türkiye. Bana göre, cumhuriyetin bitme noktası, bitirilme noktası. Benim gibi düşünenler arasında eminim ki Adalet ve Kalkınma Partisine mensup olan, oy veren vatandaşlarımız da var. Bakın, buna, bu kanaate nereden varıyoruz? Dün ve bugün birçok yandaş gazeteci, köşe yazarı artık kendi köşelerinden isyan ettiler; bu akademisyenlerin, bu yurtsever, aydın akademisyenlerin ihraç edilmesine “Yeter artık! Bu kadar da olmaz.” dediler, “Cumhurbaşkanı kandırılıyor.” dediler, “Bürokratik bir katliam var.” dediler. Aslında onlar da aynı sizler gibi gittiğimizin yolun yol olmadığını gördüler. “Herkesi hapse atacağız; herkesi susturacağız, sindireceğiz, gözaltına alacağız.” diyerek ileri gitmiş, demokrasiyi getirmiş dünyada maalesef tek bir örnek yok. Demokrasinin sorunlarının çözümü sadece ve sadece daha fazla demokrasidir, demokrasiden uzaklaşmak değildir. O yüzden hep birlikte elimizde olan bu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında demokrasiyi, özgürlükleri ve daha iyi yaşam alanlarını artırmak varken tek bir kişiye hapsedilen ve karanlığa doğru giden ülkenin gidişatını değiştirmemiz lazım diye düşünüyorum.

Bu filmin adı “korku imparatorluğu” mu diye soruyorum, nereye kadar gidecek diyorum. KHK’ların adını da “kanun hükmünde karanlık” olarak değiştirmek zorunda kaldık çünkü her dakika bir KHK, her gün bir ay öncesinden alınmış kararlarla sunulan KHK, içerisinde de OHAL’in ilan edilme gerekçesi olan terör ve güvenlikle hiçbir alakası olmayan kar lastiği kullanımıyla ilgili KHK. Bir İçişleri Bakanlığı genelgesiyle yayımlanabilecek bir konu kanun hükmünde kararnameyle geliyor.

Muhaliflerin bastırılması demokrasiyle bağdaşmaz. Otoriter kurumlar, otoriter liderler için çekici olabilir ancak ülke için gayet geri giden bir durumdur ve sonu hayır değildir. Herkes biliyor ki gemi su alıyor, herkes biliyor ki kaptan yalan söylüyor ve herkes biliyor ki zarlar hileli. Küçük bir azınlığın çoğunluğa hükmettiği, bütün çoğunluğu da kendi isteği doğrultusunda yönettiği bir ülkeden de iyi bir sonuç çıkmaz. Bu ülkenin vatandaşları da günü geldiğinde bununla ilgili yanlışların hesabını sorar. Bu, tarihte her zaman öyle olmuştur, haklı olan eninde ya da sonunda kazanmıştır.

Umudu kırmak istemiyoruz; tabii ki umut, bizim sahip olduğumuz en büyük değerlerden ve mücadele azmimizin de ayakta kalmasına sebep olan en önemli unsur. Ancak umudu kıracağını düşünenlerin bu çabalarının nafile olduğunu bir kenara yazmaları gerekir. Bu, en karanlık günlerde bile ortaya çıkan bir kişinin domino etkisiyle yarattığı etkiyle koca koca korku imparatorluklarının yıkıldığını da tarih defalarca yazmıştır.

En son olarak da şu dizeyle sözlerimi bitirmek istiyorum: “Niceleri geldi, neler istediler/ Sonunda dünyayı bırakıp gittiler/ Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?/ O gidenler de hep senin gibiydiler.” diyorum, hepinize hayırlı akşamlar, hayırlı sonuçlar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır                                                  Atila Sertel

                          Kocaeli                                                           İzmir                                                             İzmir

                     Yaşar Tüzün                                                 Murat Bakan                                               Hüseyin Yıldız

                          Bilecik                                                            İzmir                                                            Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI HÜSEYİN ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

El Bab’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ülkemizin başı sağ olsun diyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 19 Ağustos 2016 tarihinde Mecliste bir kanun teklifi kabul edildi, 6741 sayılı Kanun’la “Türkiye Varlık Fonu” diye bir fon kuruldu. Tabii, bu, dünyanın diğer ülkelerinde de kuruluyor; Suudi Arabistan, Katar, Almanya, Japonya gibi ülkelerde bütçe fazlalığı veya petrolden, doğal gazdan gelen gelirler o fona aktarılarak gelecek olan nesillere yatırım amacıyla kullanılır. Ben o gün şunu düşünmüştüm: Ya bizim doğal gazımız yok, petrolümüz yok, bütçe fazlalığımız yok. Bu ülkenin vatandaşları birilerini büyükşehir belediye başkanı yaptı, milletvekili yaptı, başbakan yaptı, Cumhurbaşkanı yaptı, 1.560 odalı saray verdi, özel 10 tane uçak verdi ve köşkler verdi. Bunu düşünerek “Nasıl olsa bir gün ben buradan, dünyadan gideceğim diye İsviçre bankalarındaki bu paranın onda 1’ini yani 50 milyar dolarını getirip bu fona aktarırım, gelecek nesillere anca kendimi affettiririm.” der diye düşünmüştüm. Ama ne hikmetse, çıkan KHK’yla Cumhuriyet Halk Partisinin, Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün, Adnan Menderes’in, Özal’ın, Ecevit’in kurduğu, bütün yatırımları…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Yalan, yalan.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – …Ziraat Bankası, BOTAŞ, PTT, Türk Hava Yolları, Türkiye Petrolleri Ortaklığı, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, Halk Bankası, Eti Maden, ÇAYKUR, Millî Piyango bütün hepsi bu fona aktarıldı arkadaşlar. Neyle? KHK’yla. Peki, bu kurumların toplam şirket aktifi ne 2015’te biliyor musunuz? 643 milyar dolar değerli arkadaşlar. Yani siz şu an ayrı bir hazine, ayrı bir fon oluşturuyorsunuz. Düşünün, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün paraları bir yere gelir, oradan dağıtılır ama siz, daha referanduma girmeden, gitmeden, sonuçları almadan hemen yeni bir hazine olayını oluşturuyorsunuz değerli arkadaşlar.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Söylediklerinin hepsi yalan.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Evet, yalan(!)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Hepsi yalan. Sallıyorsun oradan.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Şimdi, siz ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Türkiye Varlık Fonu, devlet hazinesinin içinin boşaltılmasıdır; tek adamlık, saltanat hazinesinin oluşturulmasıdır.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Yalan!

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Devletin mali birliğinin ve bütünlüğünün parçalanmasıdır, Meclis denetiminin devre dışı bırakılmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – O da yalan.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hazine tektir ve devlete aittir. Bu nedenle, devlete ait gelirler tek bir hesapta toplanır ve giderler buradan yapılır. Ama siz ne yaptınız biliyor musunuz? 643 milyarlık o yatırımları fona devrettiniz.

Ben size bir şey soracağım. Bu kürsüden sormuştum cevap vermediniz. On beş yıldan beri 3 trilyon dolar para kullandınız. Madem on beş yıldan beri kurduğunuz bu şirketler nerede? 3 trilyon dolarlık yatırımlarınız nerede? Neden bu fona aktarmadınız? Hani tüneller, hani havaalanları, hani otoyollar, hani köprüler… Çünkü onların hiçbirinin parasını siz ödemediniz ki. Yap-işlet-devret olarak yaptırdınız, hiçbiri size ait değil. Şu an ikinci bir hazine oluşturuyorsunuz ya… “İki ayyaş” dediğimiz adamların yatırımlarıyla ayakta duruyorsunuz haberiniz var mı değerli arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, değerli AKP milletvekilleri, gerçekten bu fonun başına getirilen adamları düşündüğünüzde, akşam gidip çocuklarınız acaba size ne soruyor ya? “Ya sevgili babacığım, siz ne yapıyorsunuz? Bizim geleceğimizi 4 kişinin eline veriyorsunuz.” demiyorlar mı size?

12 yaşındaki bir çocuk bana mail attı biliyor musunuz? “Sayın Vekilim, biz sizi oraya gönderdik. Bizim haklarımızı, ülkemizi bize doğru şekilde bırakmanızı istiyorduk. Ama, maalesef, sizler bir kişinin geleceği için ülkeyi yok ediyorsunuz.” dedi. Ve 12 yaşındaki bir çocuk sorguluyor değerli arkadaşlar. Acaba sizin çocuklarınız size sormuyor mu bu soruyu değerli arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Üzülerek söylüyorum ben: Kümese müdür aranıyormuş, tilki başvurmuş, mülakatta geçmiş, “Kaç para maaş istersin?” demişler, “Gülmekten konuşamıyorum, ne verirseniz verin.” demiş. Varlık Fonu’na atanan Yiğit Bulut’un maaşı ticari sırmış.

Takdir sizin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 10 ila 15’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz kanun tasarısının ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisine yeterli katma değer yaratması beklenen serbest bölgeler, uzun bir süreden bu yana maalesef beklediği ilgiyi görememiş ve gerekli destekleri de alamamıştır. Bu görüştüğümüz, görüşmeleri hâlen devam eden tasarı mevcut sorunları da tam karşılayabilecek düzeyde değil ve maalesef, yine geç kalmış bir tasarıdır. Ancak “Zararın neresinden dönülürse kârdır.” sözünü hatırlatarak bu tasarının ikinci bölümü üzerindeki görüşlerimizi dile getirmeye gayret edeceğim. İşte, bu yüzden, faaliyette olan serbest bölgelerimizin yatırım çekmesi, özellikle yabancı yatırım çekmesi, teknolojik yenilikleri geliştirmesi ve ihracatı artırması konusunda istenen başarıya ulaşamadığı gerçeği bütün çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır. Son beş yıla baktığımız zaman, maalesef, serbest bölgelerimizdeki ticaret hacmi de giderek geriye düşmektedir.

Sayın milletvekilleri, hemen her konuşmacının bu kürsüde dile getirdiği gibi, serbest bölgelerimizin faaliyette olanlarının sayısı 18’dir. Biraz önce konuşan Sayın Erol Dora’nın da belirttiği gibi, bu 18’in içerisinde sayılmayan Mardin gibi bölgelerimizde de maalesef hiçbir faaliyet yoktur. Ancak, 57’nci Hükûmet döneminde kurulan 4 serbest bölge ki bunlardan bir tanesi TÜBİTAK MAM 1999 yılında, diğeri 2000 yılında kurulan Denizli ve aynı yıl kurulan Bursa ve daha sonra Kocaeli gibi serbest bölgeleri de dâhil ettiğimiz zaman, ceman 18 serbest bölge faaliyette bulunuyor.

İlk olarak 1985 yılında çıkarılmış ve bir ekonomi politikası aracı olarak serbest bölgeler günümüz Türkiyesi’nin ekonomi uygulamalarına miras bırakılmış. Ancak daha sonra 1999 yılında çıkarılan 4458 sayılı Gümrük Kanunu’yla bu bölgelerin AB gümrük mevzuatıyla da uyumlaştırılması sağlanmış değerli milletvekilleri. Daha sonraki yıllarda yine 57’nci Hükûmet döneminde öncelikle 2000 yılında çıkarılan organize sanayi bölgeleri, daha sonra, bir yıl sonra 2001 yılında çıkarılan teknoloji geliştirme bölgeleri ve nihayetinde 2002 yılında çıkarılan endüstri bölgeleri kanunları bu tip ekonomi politikasını daha iyi, daha güzel, daha verimli hâle getirmek için ortaya konulan sanayi bölgeleri kanunlarıdır ve bu kanunlar yatırımları teşvik etmek için, yatırımcıyı çekmek için ve sonuçta da sınırları tasdikli üretim bölgeleri hâlinde faaliyet sürdürmüştür bugüne kadar. Bu yolla da yabancı sermaye girişinin teşvik edilmesi, artırılması amaçlanmıştır. Ancak yine, biraz önce belirttiğim gibi, son on dört yıldaki uygulamalarımıza baktığımız zaman maalesef bu saydığım bütün bölgelerin hepsindeki sorunların kulak ardı edildiğini ve burada yaşanan ekonomik kayıpların da Türkiye ekonomisindeki diğer krizlere kapı araladığını görüyoruz.

Bu tasarıyla -özellikle ikinci bölümde de belirttim- Bakanlar Kurulunun arazi ve tesislerde acele kamulaştırma yetkisi alması ve daha sonra yurt dışında kurulacak serbest bölgelerin Türkiye’de yerleşik bir şirket eliyle kurulmasına da yine Bakanlar Kurulu vasıtasıyla izin verilmesi sağlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizdeki finansal sistemin şirketlerin ihtiyacı olan yeterli mali kaynağı sağlayamaması, günümüz ekonomisinde de 2 tane temel sorunu getirmektedir özellikle KOBİ’ler bakımından. Bunlardan bir tanesi, yenileşmenin motoru olan KOBİ’lerin yeterli finansman kaynağına erişememesidir ve bunun sonucunda da doğal olarak, yeterli istihdamın yaratılamaması meselesi gelmektedir. İkinci mesele: TL cinsinden sınırlı finansman kaynakları olması sebebiyle, başta büyük şirketler olmak üzere, gene, orta ölçekteki bütün şirketleri ve çok sayıda firmayı kapsayan döviz cinsinden yüksek borçlanma sorunuyla Türkiye ekonomisi karşı karşıya kalmıştır. Ve bu 2 temel sorun, ekonomide sermaye akımlarındaki ani duruşlar karşısında oluşabilecek dış şoklara karşı daha duyarlı hâle gelmemize vesile olmuştur. Söz konusu olan bu gelişmeler, özellikle büyük firmaların ve ihracatçı firmaların döviz cinsinden borçlanmalarını sürdürmelerine yol açmış ve bunun sonucunda da dolarizasyon oranında ancak sınırlı bir düşüş olmuştur.

Bunları şunun için girizgâh olarak söylüyorum: Özellikle son iki üç ay içerisinde yaşadığımız, kurlardaki aşırı dalgalanma… Evet, Türkiye’de bir dalgalı kur sistemi var ama bu dalga, her ne hikmetse, geçtiğimiz aylar itibarıyla hep yukarı doğru bir yansıma yapmış, ancak son zamanlarda, özellikle son bir hafta içerisinde birkaç kuruşluk bir inişe sebebiyet vermiş. Ama yurt içi tasarruflarımızın düşük olması nedeniyle, bankacılık sektörünün finansman ihtiyacını, gene, yeterince karşılayamaması sebebiyle, bu bahsettiğim özellikle orta ve küçük ölçekli firmaların TL cinsinden düşük maliyetli kaynak bulamaması sorunu hâlen daha çok ciddi bir şekilde devam etmekte.

Madem borçlanıyoruz o zaman durum ne oluyor, o tabloyu da kısaca göz önüne getirelim. Dış borcumuz son on dört yılda yüzde 222 artmış. Bu böyle artış gösterirken -biraz önce de söyledim- aslında özel sektörün borcu çok vahim bir şekilde artış göstermiş. Döviz pozisyon açığı -bir yerde konuştuğumuz bu- 2002 yılında 6,5 milyar dolardan geçtiğimiz yıl içerisinde 213 milyar dolara gelmiş. Bu borcun bir kısmı Hazine garantili veya değil ama “Bizim borcumuz değil, özel sektörün borcu.” diye de neme lazımcılık yapamayız, sonuçta ülke borcu olarak karşımızda durmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu borç aynı zamanda, biraz önce söylediğim kur dalgalanmasından dolayı firmalara yaklaşık 2,1 milyar TL’lik kur farkı zararı getirmiştir. Geçen yıl kurda ortalama 60 kuruş artış olduğunu var sayarsak bir yıl içerisinde 126 milyar Türk lirası bir zararla özel sektör, bahsettiğim küçük ve orta ölçekli firmalar bir zararla karşılaşmışlardır. Bugün bu şirketlerimizin borçları bu kadar hızlı artarken, maliyetlerinde çok ciddi artışlar olurken, tam tersi, kâr oranlarında da gerilemeyle karşılaşmışlardır.

Değerli arkadaşlar, özel sektörün bu artan döviz cinsi borç stokunun ekonomimizdeki bir temel kırılganlık sebebi olduğu, bir sürü başka sebep var ama esas sebeplerden biri olduğu artık bütün uluslararası kuruluşlar tarafından, yetkin, bu konuda araştırma yapan firmalar tarafından da sıkça dile getirilmektedir. Bunların bir tanesi de Uluslararası Para Fonu’dur. Son günlerde yazdığı raporlarda Türkiye ekonomisindeki bu kırılganlığa dikkat çekerek tedbir alınması gerektiğini belirtmiştir Uluslararası Para Fonu.

Dış politikanın yansımaları da doğal olarak dış ticaretimizi etkilemektedir. TÜİK rakamlarını gene dile getirelim: 2014 yılında 157,6 milyar dolar ihracatımız varken, 2015’i bir kenara koyun, bir yıl daha ileriye alalım, geçtiğimiz yıl, 2016 yılında 142,6 milyar dolar olmuş. Ciddi bir kaybımız var. Buna mukabil ithalatımız da 198,6 milyar dolar olmuş. Yani ortaya rakamları koyduğumuz zaman dış ticarette de bir gerileme var.

Bakın, dış kaynak veya döviz kaynağımızı etkileyen diğer kalemi de hemen sizin gözünüzün önüne getireyim, turizmde de ciddi kaybımız var. Turizm gelirlerinde de 2016’da bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 30 civarında bir düşüş olmuş, 22 milyar dolarlık bir gelirimiz var, yaklaşık 9,3 milyar dolar kayıp demektir bu ve bu, ciddi bir kayıptır döviz kazancı anlamında. Bu rakamlar, Türkiye ekonomisinin ekonomik ilişkilerinin de maalesef azaldığını ve dünya ekonomisi içerisinde yerimizin, payımızın da küçüldüğünü göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, biz her zaman söylüyoruz, yapıcı öneriler ve gelen tasarılara Milliyetçi Hareket Partisi Grubu destek vermeye her zaman hazır.

Bu tasarının bu şekliyle hayırlı olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Didem Engin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ihracatımız yıllardır 140-150 milyar dolar bandına sıkışıp kalmış vaziyette. Ülkemizde doğrudan yabancı yatırımlar geçen seneye göre ne yazık ki yarı yarıya azaldı. Doğrudan yatırımların yüzde 44’ü ne yazık ki yabancılara gayrimenkul satışından geliyor yani istihdam yaratacak yatırımlar her geçen gün azalıyor. Türkiye, artık, gelişmekte olan ülkeler içinde en riskli 3 ülkeden 1’i olarak gösteriliyor. Kredi derecelendirme kuruluşları ülkemizin notunu düşürüyor ve artık yatırım yapılabilir bir ülke olarak nitelendirmiyorlar.

Böyle bir dönemde tek başına ülkemizi yöneten AKP’nin ekonomik canlanmayı sağlayacak devrim niteliğinde radikal adımlar atması gerekirken tam tersine, yorgun, heyecanını ve dinamizmini yitirmiş, halkın gündeminden kopuk bir şekilde sadece başkanlık hırsına odaklanmış kadrolarının ülke sorunlarını çözmekte, dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmeleri kavramakta ve öngörmekte yetersiz yönetimiyle karşı karşıyayız.

Bugün Mecliste konuştuğumuz Serbest Bölgeler Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair tasarı da bu durumun çok bariz bir örneği. Sözde serbest bölgeler için hazırlanmış ama bakın, birbiriyle ilişkisi olmayan hangi konular bu tasarıya iliştirilmiş:

Öncelikle, içinde rant olan her olayda olduğu gibi, AKP’nin acelesi var yani acele kamulaştırma; AKP’nin kanun tasarılarının olmazsa olmazı ve AKP’nin zihin dünyasının bu tasarıya da yansımış hâli. Tasarıda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına tahsis edilen arazi ve binalar sessiz sedasız acele kamulaştırmaya dâhil ediliyor. Bu konuda hangi kurumların görüşlerinin alınacağı konusunda ise Ekonomi Bakanlığının ciddi bir ön hazırlık yapmadığını, AKP Grubunun ilgili maddede üç ayrı değişiklik önergesi hazırlamak durumda kalmasıyla gördük. Bakanlıktan gelen kanun tasarısında “Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına tahsis edilen arazi ve binalar için Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığının ayrı ayrı görüşü alınır.” yazıyordu. Komisyon görüşmeleri sırasında AKP Grubundan bir önerge geldi, bu birinci önerge ve bu cümle çıkarılarak gerekçe kısmında “TSK’ya ait arazilerde bu iki kurumun da görüşünün alınmasına gerek yoktur.” denildi. Daha bu önergeyi görüşmeye başlamadan beş dakika içinde ikinci bir önerge geldi, bu ikinci önerge geldi; burada ise “Sadece Millî Savunma Bakanlığının görüşü alınır.” deniyordu fakat gerekçe kısmı kopyala-yapıştır yöntemiyle bir önceki önergenin aynısı olarak bırakılmıştı. Benim hatayı fark edip Sayın Bakana ve AKP milletvekillerine uyarılarım sonrasında AKP Grubu yanlışı düzeltmek için üçüncü önergeyi hazırlayıp, bu üçüncü önergeyi hazırlayıp gerekçeyi yeniden düzenlemek mecburiyetinde kaldı. Bu üç önergeyi de hazırlayan, ülkemizi on dört senedir tek başına yöneten ve güçlü Türkiye hedefleyen AKP. (CHP sıralarından alkışlar) Bir kanun hazırlığında yapılmaması gerekenleri göstermesi açısından, bu tasarının gerek hazırlık süreci ve gerekse Komisyon tutanakları öğrencilere vaka çalışması olarak okutulabilir.

Serbest bölgelerle uzaktan yakından alakası olmayan ve ani bir önergeyle tasarıya eklenen bir diğer konu da ihracatımızı artırmak için kurulan tüm sektörel tanıtım gruplarının tasfiye edilmesidir. Deri Tanıtım Grubu, Fındık Tanıtım Grubu, Makine Tanıtım Grubu gibi tüm gruplar tasfiye edilerek yerine Türkiye Tanıtım Grubu kurulması tasarıya son dakikada eklendi. Tabiri caizse şapkadan tavşan çıkarır gibi bir cümleyle Türkiye Tanıtım Grubu kuruldu, bir cümleyle de bütçesi oluşturuldu. Kararın dayanağı olarak ne bir analiz sunuldu ne ilgili tanıtım gruplarının ve ihracatçıların görüşleri ne de kuruluş amacını açıklayan tutarlı bir gerekçe.

Markalaşma ve tanıtım gibi ihracatımız için son derece önemli konuların çok yönlü ele alınıp değerlendirilmesi gerekirken bu tasarının içine âdeta sıkıştırılmış olması kabul edilemez bir yaklaşımdır. Komisyonun üyesi olarak gerek bu kanun tasarısının ve önergelerin hazırlanışını gerekse konuların ele alınış biçimini gayriciddi bulduğumu görüşmeler sırasında birçok kez dile getirmek mecburiyetinde kaldım. Ülkemizin geleceği açısından son derece önemli olan bu konuları biz Komisyonda işte bu şekilde müzakere ettik, varın siz düşünün artık hazırlanan diğer kanunları. Şimdi, Hükûmete soruyorum: Güçlü Türkiye’yi bu şekilde mi inşa edeceksiniz? Bu şekilde mi ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisinden birisi hâline getireceksiniz? Bu şekilde mi ihracatımızı 2023’te 500 milyar dolara çıkartacaksınız? Bu şekilde mi durma noktasına gelen yatırımları yeniden canlandıracaksınız? Siz ne kadar hayal satmaya çalışırsanız çalışın, Andersen’in “Çıplak Kral” masalındaki gibi kralın çıplak olduğunu yakında herkes görecek.

Ekonomik sorunlarımızı kapsamlı bir şekilde ele alıp çözüm üretmemiz gerekirken Meclis gece sabahlara kadar sadece ne yazık ki başkanlık hırsı için çalıştırıldı. Anayasa değişiklik teklifi üzerine Genel Kurulda yaptığım konuşmada bu teklifi hangi argümanlarla süslerseniz süsleyin bu yolun diktaya çıktığı gerçeğini değiştiremeyeceksiniz, güneşi asla balçıkla sıvayamazsınız demiştim. (CHP sıralarından alkışlar) Meclisten alelacele geçirdiğiniz teklif kamuoyunda tartışılmaya başlayınca süslediğiniz boyalar da birer birer dökülmeye başladı. Teklifin Mecliste olduğu gibi kamuoyunda da tartışılmaması için “Hayır.” diyenleri şimdi Türkiye'nin her bir köşesinde polisiye önlemlerle susturmaya çalışıyorsunuz. “Hayır.” şarkısı söyleyen gençleri gözaltına almaya çalışarak, biber gazı sıkarak, “hayır” diyen herkese “terörist” yakıştırması yaparak, “Başkanlık gelmezse ülkenin bölünme riski var.” diye aba altından sopa göstererek ülkemizi âdeta bir açık hava cezaevine dönüştürerek, binlerce akademisyeni, sanatçıyı ihraç edip üniversiteleri boşaltarak, “Başkanlık gelirse terör biter.” diyerek, halkımıza referandumda “evet” dedirtebileceğinizi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Tüm bu yaptıklarınız için halkımıza özür borçlusunuz, özür. Her fırsatta halkın en doğru kararı sandıkta verdiğini söylüyordunuz; şimdiyse halkımızın teklifinizdeki gerçekleri öğrenmesinden korkmaya başladınız. Evet, korkuyorsunuz, çünkü kısa zamanda takkeniz düşecek, halkımızdan oldubittiyle kaçırmaya çalıştığınız gerçekler de ortaya çıkacaktır.

Şimdi halkımıza şunu söylüyorsunuz: “Ekonomide, iç ve dış politikada sorunlar var, daha güçlü bir Türkiye için sorgusuz, sualsiz ve denetimsiz olarak, hiçbir demokratik ülkede görülmemiş yetkilerle bizi donatın ki ülkemizi içinde bulunduğu sorunlardan kurtaralım.” Kısacası, yeni bir hayal satmaya çalışıyorsunuz. Halkımız hiç sorgulamayacak mı sanıyorsunuz ve size sormayacak mı “Ülkemizi bu bataklığa siz sokmadınız mı?” diye? Bugüne kadar elinizi kolunuzu bağlayan ne vardı da şimdi daha fazla yetki istiyorsunuz? Kimi kime şikâyet ediyorsunuz? Halkımız size sormayacak mı “On dört yıldır tek başına iktidar olan siz değil misiniz?” diye? Meclisten istediğiniz her kanunu rahatlıkla geçirmediniz mi? Bürokrasiyi istediğiniz gibi dizayn etmediniz mi? Ülkemizin bugün içinde bulunduğu ekonomik darboğazı önlemek için hangi önlemleri almak istediniz de sizi kim engelledi?

Koalisyonun sakıncalarından bahsediyorsunuz. Halkımız sormayacak mı “Bugüne kadar hangi koalisyon size ayak bağı oldu?” diye. Elbette ki soracaktır. Olağanüstü hâlin arkasına sığınarak istediğiniz kadar “Hayır.” diyenlerin sesini kısmaya çalışın, seçmenlerimiz oy verirken vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında sadece bu antidemokratik Anayasa değişikliğini sorgulamayacaklardır; on dört senedir AKP’ye verilen kayıtsız şartsız desteğin ve bugün ülkemizin içinde bulunduğu kaosun, ekonomik sorunlarımızın, Suriye’deki şehitlerimizin, talan edilen şehirlerimizin, ranta kurban verilen kıyılarımızın muhasebesini yaptıklarında hiçbir mazeretinizin olmadığını görerek oylarını kullanacak ve AKP’ye tarihî bir ders vereceklerdir.

Büyük vatan şairimiz Namık Kemal’in Hürriyet kasidesinde yazdığı gibi:

“Ne mümkün zulm ile bidâd ile imhâ-yı hürriyet

Çalış idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten.”

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Engin.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere ülkemiz siyasal sisteme, rejim değişikliğine neden olabilecek şekilde bir düzenlemeyle Anayasa referandumu sürecine girmiştir ancak mevcut Anayasa'nın 58 maddesini değiştiren ve 21 maddesini de yürürlükten kaldıran Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi yasama şekli, usulü, tekniği ve içeriği açısından önemli eleştirilere maruz kalmasına rağmen, birçok temel sorun ve yanlışı barındırarak Meclisten geçti.

Toplumun kapsamı hakkında sağlıklı bir bilgi dahi edinemediği, demokratik ortamlarda özgürce tartışılmadan, barolar, anayasa hukukçuları, üniversiteler, özerk meslek kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve halktan hiçbir görüş alınmaksınız hazırlanan kanun teklifi hızla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunuldu ve hızlıca da kabul edildi.

Kanun teklifinin oylanmasında Meclis İçtüzüğü’nün bir gereği olan gizli oy esası ihlal edildi bildiğiniz gibi. Kanun teklifi, yalnızca bir siyasi partinin iktidar partisi milletvekillerinin teklifi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve yalnızca iki parti mensubu milletvekillerinin parti yönetimlerinin denetimine tabi açık oylarıyla kabul edilmiştir.

Anayasa değişikliği üzerine olan kanun teklifi, anayasa hukukunun en temel özelliği olan iktidarların yetkilerinin sınırlandırılması gerekliliğinden de maalesef yoksundur. Sistem ve rejim değişimini içeren, anayasaların yapımının organı olan ve siyasal, toplumsal değişim, dönüşümlerin kuruluş süreçlerini ifade ve temsil eden kurucu bir meclisten de yoksundur.

Söz konusu kanun teklifi, 15 Temmuzda darbe girişimi üzerine ilan edilen ancak demokratik, toplumsal muhalefet üzerinde baskı ve sindirme politikalarını uygulama aracına dönüşen OHAL ve OHAL kanun hükmündeki kararnameleri sürecinde referanduma sunulacaktır. OHAL süreci devam ederken iktidar olanaklarının Cumhurbaşkanı, Hükûmet ve iktidar partisi tarafından sonuna kadar kullanılacağı bir halk oylaması hiçbir şekilde demokratik koşullarda yapılmış bir oylama hüviyeti kazanamayacaktır.

Biliyorsunuz, iki gün önce 686 numaralı Kanun Hükmünde Kararname yayınlandı. Kanun hükmünde kararnameyle yükseköğretim kurumlarından 330 akademisyen ihraç edildi, yüzlerce eğitim emekçisi, çalışan ihraç edildi. Binlerce kamu emekçisi, eğitim emekçisi bu şekilde işlerinden uzaklaştırılırken demokratik bir süreçten bahsedebilir misiniz? Bu işin nereye gideceği konusunda hiçbir kimsenin bilgisi yok. Özellikle AK PARTİ milletvekillerinin acaba geniş bir bilgisi var mı, bu iş nereye kadar gidecek? Ülke ve toplum barışını ciddi şekilde tehdit eden bu uygulamalar elbette ki kabul edilemez ve boyutu da artık hiçbir şekilde tartışılmayacak bir düzeye çıkmıştır. Kendinden olmayan herkesi düşman ilan etmek, aslında bu ülkenin birikimine, değerlerine ihanet etmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Siz akademisyenleri, siz akademiyi, siz bilimi katlederseniz, bu ülkenin gelişmesine, geleceğine ilişkin hiçbir düşünceniz olmaz ve bu ülkenin geleceğini de katletmiş olacaksınız.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olmasına olanak tanıyan, dolayısıyla partili Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen isimlerin milletvekili olabildiği, Cumhurbaşkanına Meclis feshetme, bütçe hazırlama, kararname çıkartma ve HSYK ve AYM üyelerinin tamamına yakınını, büyükelçileri, tüm üst düzey kamu yöneticilerini atama, millî güvenlik politikalarını belirleme yetkisi tanıyan “Türk tipi başkanlık sistemi” olarak kamuoyuna sunulan Anayasa değişiklik teklifi, özü itibarıyla tek adam diktasına giden bir yoldur ve başka bir şey de değildir.

Türkiye’de yaşayan halklar, inançlar başkanlık sistemi üzerinde yapılan bu Anayasa değişikliklerine elbette ki “Hayır.” diyecektir. Emekçi Türkiye halkı, yoksullar, ezilenler, ötekileştirilenler, ortak vatanımızda yaşayan tüm insanlarımız Meclis hükûmeti niteliğini, parlamenter demokrasiyi, yasama, yargı, yürütme kuvvetleri arasındaki dengeyi, fren ve denetleme mekanizmalarını, Meclisin yasamaya dair tek ve en üst yetkili organ olma özelliğini, bağımsız yargının varlık koşullarını, kamu kurumlarının kamu yararı ve liyakat temelinde işlevlenmesini, kamusal, toplumsal yarar doğrultusunda hizmet ve denetim sunan özerk meslek kuruluşlarının kamusal işlevlerini ortadan kaldıracak olan bu Anayasa değişikliğine elbette ki “hayır” diyecek.

Partili Cumhurbaşkanının yasama, yürütme, yargı, devlet, siyaset, toplum ve iktisadi yaşamın bütünü üzerinde totaliter ve âdeta mutlakiyetçi, otokratik bir hâkimiyet kurmasını amaçlayan Anayasa değişikliğine partimiz “Hayır.” diyecektir. Ülkemizin ve halkımızın geleceğini, cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği, toplumsal yaşamın bütününü kapsayan toplumsal mücadele alanlarındaki kazanımlarımızı korumak için Anayasa değişikliğine “Hayır.” diyeceğiz.

Ülkemizde kalıcı bir barışın, halklarımız arasındaki kadim bağların yeniden güçlendirilmesini, tahkim edilmesini, ortak vatanımızda demokratik cumhuriyeti inşa etmek için bütün olumsuzluklara rağmen, yaşanan bütün haksızlıklara, hukuksuzluklara ve uygulamalara rağmen başarabileceğimize inanıyoruz. Bu yoldan geri döneceğiniz konusunda da bir umudumuz kalmadı ancak halklarımızın, inançlarımızın mücadele azmi ve geleceğe ilişkin projeleri bizi umutlandırıyor.

Değerli milletvekilleri, bakın, on beş yıllık AK PARTİ Hükûmeti döneminde toplumun bir kesimine, toplumun sorunu olan kesimlerine ilişkin Hükûmet programlarında temel hususlar yer almasına rağmen -hiçbir düzenleme, ne anayasal anlamda ne diğer hukuk düzlemleri anlamında- hiçbir sorun çözülemedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Alevilik üzerine verdiği kararların hiçbirisini Hükûmet dikkate almadı. Kendi iç hukukumuzda çözemediğimiz sorunları elbette ki uluslararası hukuk düzeyine Aleviler taşıyacaktı. Taşıdığı bu sorunları, uluslararası hukukta, uluslararası mahkemelerde bir kazanım olarak da Aleviler bunu böyle görmüyor ama sorunlarımızı çözmek zorundayız.

Bizim inancımız ve öğretimiz var. İnancımızın ve öğretimizin en az beş bin yıllık bir geçmişi var. Biz zahir ile bâtının buluştuğu noktayı kendimize manyetik kuzey olarak belirlemişiz. Nasıl ki biz Aleviler farklı inançlara saygı duyuyorsak diğer inançlar da Alevilere saygı duyacak. Bu saygıyı karşılıklı olarak barış içerisinde, kardeşçe bir arada yaşamanın koşulu olarak görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül Anayasası’yla birlikte getirilen bir de zorunlu din dersleri meselesi var. Yine bu konu Aleviler tarafından uluslararası mahkemeye taşındı ve uluslararası mahkemeler, AİHM dedi ki: “Bunu zorunlu hâle getiremezsiniz.” Ben şahsen, partim olarak, kendim bir birey olarak, bir milletvekili olarak da din dersi almak isteyen insanlar din dersini alsınlar, ihtiyaç duyuyorlarsa bu konuda devlet yardımını yapmalı ama zorunlu din derslerine insanları tabi tutarsanız, Alevileri zorunlu din derslerine tabi tutarsanız, Müslüman olmayan inançların çocuklarını bu dine, bu dinin öğrenilmesine zorunlu tutarsanız bu iş demokratik olmaktan çıkar ve bir baskı aracına dönüşür, bir asimilasyon politikasına dönüşür.

Gelin burada vekiller olarak -Parlamento, Türk siyasi hayatında çok önemli tecrübelere sahip bir parlamento- birlikte yaşamanın koşullarını birlikte oluşturalım. Bu vatan tek, ortak bir vatan bu vatan, birlikte ürettik. Cumhuriyet değerler topluluğudur, bu değerler topluluğunda herkesin emeği var, herkesin ortaya koyduğu bir güç var. Eğer biz bu cumhuriyetin yaşamasını istiyorsak bu cumhuriyet demokratikleşmek zorundadır. Demokratik bir cumhuriyet olduğunda zorunlu din dersleri de olmayacak, bir asimilasyon kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı da olmayacak. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili de ciddi sorun var. Diyanet İşleri Başkanlığının ortaya koyduğu din anlayışı Sünni yurttaşlarımız tarafından da kabul edilmiyor, diyorlar ki: “Bunların yarattığı dini biz de anlamıyoruz.” Bırakın insanlar inançlarını özgür şekilde yaşasınlar. İşte, bizim özgürlükçü laiklik üzerinde durmamızın bir nedeni de budur. İnançlar özgür olmalı.

Bakın, arkadaşlar, cumhuriyetin kurucu önderleri, kurucuları Diyanet İşleri Başkanlığını kurarken aslında bu amaç için kurmamışlardı. Özellikle bu inancın, bu öğretilerin, bu dinlerin hep birlikte yaşayabileceği, sadece bir organizasyon şeklinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının sadece bir koordinatörlük görevi yapması gerektiği hususunu da 1924 yılında çıkarılan kanunun gerekçelerinde görebilirsiniz ama bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef bir asimilasyon kurumuna dönüştü. Bir asimilasyon kurumunu da elbette ki Aleviler ve diğer inanç grupları kabul etmeyecektir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğan.

Şimdi, şahıslar adına ilk konuşmacı Elâzığ Milletvekili Sayın Metin Bulut.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN BULUT (Elâzığ) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz, serbest bölgeler serbest ticarete sağladıkları destek hizmetleri, yeni teknolojileri uygulama kapasiteleri ve istihdam imkânlarıyla gerek küresel ölçekte gerekse ülkemizde önemli kalkınma ve dış ticaret politikası araçlarındandır. Serbest bölgelerimiz bürokratik işlemlerin azaltıldığı, profesyonel işletmecilerle yönetilen, yerli-yabancı yatırım ayrımı olmayan yatırım alanlarımızdır. Batının doğuya uzandığı bu değerli coğrafyadaki pazarlara açılan en önemli kapılar güzide ülkemizden geçmektedir. Bu stratejik konumu hasebiyle ülkemizi serbest bölgelerimizle taçlandırarak ülkemizi küresel üretim ve ticaret lojistik üssü hâline getirebiliriz. Daha önce Gazi Meclisimizde kabul edilen proje bazlı teşvik sisteminin tamamlayıcısı olacak olan bu düzenlemeler inşallah bu tasarıyla hayat bulacaktır.

Ülkemizin yatırım, üretim, istihdam ve ihracat hedeflerine ulaşmasında hiçbir parçasının eksik kalmasını istemiyoruz. Bu kapsamda, şu anda görüşülmekte olan bu kanun tasarısına baktığımızda, bir taraftan yatırımcıya iş yapma kolaylığı getirdiğini, diğer taraftan ülkemizin lojistik potansiyelinin artırılmasına hizmet eden ve ülkemiz serbest bölgelerine dünyadaki rakipleri karşısında avantaj sağlayan düzenlemelere yer verdiğini görmekteyiz.

Günümüzde küresel ticarette hizmet sektörü, mal ticareti kadar ve belki de ondan daha önemli bir yere sahiptir. Gelişmiş ülke ekonomilerinin ticaret kompozisyonuna baktığımızda, hizmetlerin, ticaret hacimlerinin yaklaşık yarısını oluşturduğunu görmekteyiz. Bu bakir alanda ülkemizin tecrübesi yadsınamaz. Nitekim, dünyanın en büyük 6’ncı turizm destinasyonu olan ülkemiz, aynı zamanda kara yolu taşımacılığında da dünyanın en geniş filolarından bir tanesine sahiptir.

Değerli milletvekilleri, bu imkânların ticarette daha aktif olarak kullanılması ülkemize karşı bizim sorumluluğumuzdur. Genç nüfusumuz ve bulunduğumuz coğrafya itibarıyla pek çok hizmet sektöründe uluslararası ticaretten aldığımız payı artırabilmek için çok elverişli bir konumda bulunuyoruz. Özellikle lojistik hizmetlerine bu anlamda özel anlam atfetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yatırımcıların ilgisini küresel ticaretin kesiştiği bu noktaya çekmek zorundayız. Nitekim, Mersin Limanı’nın Singapur sermayesinin ilgisini çekmesinin temel nedeni Mersin Serbest Bölgesi tecrübesidir. Şimdi, Genel Kurula gelen bu tasarıyla birlikte inşallah bunu bir adım daha ileriye taşımanın hesabını yapıyoruz. Bu durum göstermektedir ki bu bölgeler yalnızca bu bölgeye yatırım yapan yatırımcıyı teşvik etmemekte, bununla birlikte pozitif dışsallık sağlayarak aynı zamanda bölgenin kalkınmasına ve yabancı yatırımcı için cazip hâle gelmesine de olanak tanımaktadır. Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, temel olarak, ülkemize yönelen yatırımlara elverişli bir iş ortamı hazırlanması amaçlanmaktadır. Kısa vadede yabancı sermaye yatırımlarının cazip hâle getirilmesi, orta ve uzun vadedeyse rekabet gücü ile katma değerin artırılması hedeflenirken hizmet sektörlerinin serbest bölge uygulamalarıyla desteklenerek kurumsallaşması ve dış pazarlara açılmasını da sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN BULUT (Devamla) – Bu duygularla, bu yasa tasarısının hem ülkemize hem de Meclisimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bulut.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

On beş yıldır iktidarda olan Hükûmet, 1980 darbesine bile rahmet okutan günlerden bizi geçiriyor. 1980 darbesinde üniversitelerden atılan profesörlerin yetiştirdiği öğrenciler, bugün, kanun hükmünde kararnamelerle, AKP darbesiyle üniversitelerden atılıyor. İktidar marifetiyle ülke tarihinin gördüğü en büyük akademik yıkım yaşanıyor. İşin trajik yanı ise bunu ileri demokrasi ve sözde darbe karşıtı olduğunu söyleyenler gerçekleştiriyor. Sahi, darbe olsaydı ne olacaktı? Yurtsever, demokrat, ilerici, aydın, muhalif insanlar hapishanelere doldurulacaktı, Türkiye Büyük Millet Meclisi fiilen işlevsiz hâle gelecek, hukuksuzluklar, yargısız infazlar alıp başını gidecekti. Peki, bugün durum farklı mı? Bugünün iktidarı halkımıza tüm bunları bir bir yaşatmıyor mu? Darbeciler meçhul ama uygulamaları iktidarla yaşıyor. Gece kararnameleriyle bilim insanlarının geleceği karartılırken sabah kararnameleriyle ülkenin ekonomik can damarları bir bir yok ediliyor. Bu sabah da yeni bir kanun hükmünde kararnameyle uyandık. İçeriğine baktığımızda, halk yararına değil bankaların içinin boşaltılmasının önündeki zimmet suçu engelinin kaldırıldığını gördük. Bu düzenlemelerden de anlaşılıyor ki “Varlık Fonu” denilen düzenleme giderek bir yağma fonuna dönüşüyor. Adına “Varlık Fonu” denilen bu ipotek fonun, bu halkın, cumhuriyetin değerlerini yandaşa kaynak aktarma projesi olduğu artık aleni görülmektedir.

Dolar karşısında pula dönen Türk lirasıyla, kaçırdığınız yatırımcılarla bu ülke varlığın değil darlığın ülkesi hâline gelmiştir. Halkın malını sözde Varlık Fonu’na devreden AKP Hükûmetinin siyasi tercihi ortadadır. Bu siyasi tercih ne emekliden ne emekçiden ne asgari ücretliden ne köylüden ne de çiftçiden yana. AKP’nin siyasi tercihi emeklinin, asgari ücretlinin, emekçinin, taşeronun, köylünün, çiftçinin sofrasından alıp, eğitim bütçesinden, sağlıktan, kültürden, sanattan kısıp varlıklarımızı yandaşa aktarmaktadır. Varlık Fonu, denetimsizliğiyle, hukuksuzluğuyla, kuruluş felsefesiyle de bir yandaş projedir; neresinden bakarsanız hukuksuzluk ve kanunsuzluktur. On beş yılda devlete ait fabrikalar, kamu kurumları özelleştirme yöntemiyle yok edildi; şimdi, gelecek kuşakların varlıklarını da talan edercesine kullanmanın yolunu açtınız. Bu ülkenin cumhuriyet değerleri, millî mirasımız Varlık Fonu eliyle yok edilecek, bir kişinin egosuna da heba edilecektir. Beytülmal kimsenin çiftliği değildir. Bu uygulama, hazine mallarının denetimsizce talan edilmesidir. Bu hukuksuzluktan derhâl dönülmelidir.

Değerli milletvekilleri, her günün sabahında yeni bir felaket haberiyle uyanıyoruz; akşam bilime darbe vuruyorsunuz, sabah başka bir kararnameyle referanduma, rejim değişikliğine, haksız rekabete yol açacak kanun hükmünde kararnamelerle ayar veriyorsunuz. Unutmayın, zulümle, haksızlıkla kazanılan zafer asla zafer değildir. Yüksek Seçim Kurulu eşitlik ilkesine aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyonlara ceza veremeyecek yani yandaş medya istediği kadar iktidarın propagandasını yapmaya, borazanı olmaya devam edecek. Dün olduğu gibi devletin tüm imkânları yine adaletsizce iktidarın emrine sunulacak. Yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü, Siyasal ve İletişim Fakültesi fiilen kapatıldı. Bugün Cumhurbaşkanı “Sanat ve kültür alanında zayıf kaldık.” diyerek bir öz eleştiri yaptı. Günaydın Sayın Cumhurbaşkanı! Yıllarca büyük emeklerle yetişmiş, tiyatroda, sanatta büyük iz bırakacak eserler yaratmış hocaları bir bir görevden aldınız, hiçbir katkısı ve bilim adamlığında karşılığı olmayan insanları rektör atadınız, bu okullarda tiyatro bölümlerini kapattınız; tabii ki sanatta da, kültürde de geri kalacağız.

Öte yandan, El Bab’da yurdunu seven vatan evlatları bir bir şehit olurken Saray ve avanesi bu kan denizi üzerinden hamaset nutukları atmaya devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayınız, buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Bu ülkeye yaşattıklarınızdan sonra temennimiz, bu yanlış politikanıza daha fazla evladımızı kurban vermeden, bu hukuksuzlardan ve ölümler içinde, OHAL koşullarında, birileri -yargılanmadan- kendi geleceklerini güvence altına alma telaşından vazgeçmelidir diyor, ülkemize gelecek günlerin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisi, aziz halkımızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Durmaz.

Sayın milletvekilleri, şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Sürenin yarısı, yani yedi buçuk dakikası sayın milletvekillerine, geri kalan yedi buçuk dakikası Hükûmete ve Komisyona aittir.

Şimdi, sırasıyla, sayın milletvekillerinin soru sormaları için mikrofonlarını açacağım.

Sayın Yıldırım, buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sorularım Adıyaman’ın fahri hemşehrisi Sayın Veysel Eroğlu’naydı. Az önce buradaydı, inşallah diğer Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’na sorularımı iletir.

1) Üç tarafı suyla çevrili Adıyaman’ın yılın dört ayında susuzluk çektiğinden haberi var mı?

2) Çok az olan ormanlarımızın, Heron’ların, yani insansız hava araçlarının tespit ettiği söylenen yaban keçilerinin görüntülerinin insan sanılarak savaş uçaklarınca bombalanması sonucu bu canların öldürüldüğünden ve ormanlarımızın yakıldığından haberi var mı? Yirmi gün önce Akçalı ve Azikan köylerinde bu olay gerçekleşmişti.

3) Türkiye'nin önemli düz arazisi, ovası olan Adıyaman’ın kuru tarıma mahkûm olmasından haberi var mı? Arazilerimizin ne kadarı sulu tarıma geçmiştir?

4) Gündüz dile getirdiğim, halkın tek geliri olan, bir marka olan Çelikhan tütününün yasaklanmasına yönelik yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sayın Bakan, ülkemizde Türk soylu olup da vatandaş olmayan binlerce insan yaşıyor. Batı Trakya Türkleri, Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımız ve Ahıska Türkleri bu durumdadır. Biz her insanın en temel haklardan olan sağlık hakkından yararlanmasını elbette ki savunuyoruz. Sağlık hizmeti konusunda da adaletsiz bir uygulama var. Bu ülkede milyonlarca Suriyeliye sağlık hizmeti sunuluyor, sunulsun elbette ki fakat ülkemizde yaşayan, vatandaş olmayan, bu bahsettiğim Türk soylu insanlara sağlık hizmeti sunulmuyor. Hatta bunların çocukları vatandaş olup, bu ülkede katma değer üretip vergi ödeyen kişiler olsa bile anne babalar bundan dahi yararlanamıyorlar. Bu konuda, sağlık hizmeti konusunda bir çalışmanız olacak mı?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Düzce ili Akçakoca ilçesinde Ankara Büyükşehir Belediyesinin sosyal tesisi var. Burada ücretsiz hafta sonu konaklamaları var. Haftalık olarak bazı kişilerin orada ücretsiz olarak konakladığı doğru mudur? Doğruysa bunlar kimlerdir, kimin yakınlarıdır, hangi bürokratlardır? 2015’ten 2016’ya, 2017’ye kadar kaç kişi ücretsiz konaklamıştır? Aynı sosyal tesisin müdürü Nevzat Orhan mıdır? Nevzat Orhan, Sayın Melih Gökçek’in eşi Nevin Gökçek’in yeğeni midir? Aynı sosyal tesiste sporcu lisansları olmadığı hâlde, cankurtaran belgeleri olmadığı hâlde kışın şu ortasında orada, havuzda “cankurtaran” diye çalışan kaç kişi var? Maaşları ne kadardır? Havuz sezonu bittiği hâlde bunların burada çalıştırılması doğru mudur? Aynı sosyal tesiste konaklamaya gelen kişilerin, mahkeme kararı olmaksızın ortam dinlemesi hukuksuzca yapılmakta mıdır? Bu konuyla ilgili sorulara cevap verirseniz mutlu olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

Sayın Hürriyet Genel Kurulda yok sanırım.

Sayın Durmaz….

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizde buğdaygillerden sonra en çok ekilen millî, stratejik ürünümüz şeker pancarı ödeme bedelleri açıklandı. AKP Hükûmetinin reva gördüğü ücret, ton başı 164 lira yani bir yıl önceki rakamlar. 2015 yılı ürünü, yine aynı ücretten. Mazota, birtakım girdilere yapılan zamlara rağmen, köylüye, çiftçiye aynı ücret reva görülmektedir ve yine özelleştirme havuzuna alınan, Türkiye’nin cumhuriyet döneminin dinamikleri şeker fabrikaları artık Varlık Fonu’na mı verilir, bir başka yere mi gönderilir bilmiyoruz ama Anadolu çiftçisinin kafası karışık. Bu konunun bir an önce açıklığa kavuşturulmasını istiyorum.

Termal kentler listesi ilan edildi Hükûmet tarafından. Birçok termal kaynağa sahip ve ayrıca radon gazı azlığıyla dünyada nadide bir termal olan Tokat’ın bu listede olmayışının sebebini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Suriye’de şehit olan gencecik vatan evlatlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve metanet diliyorum.

Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımları olan, çiftçi dostu Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, PTT, Türkiye Petrolleri Anonim Şirketi, TÜRK TELEKOM, Türk Hava Yolları, Halkbank, Millî Piyango, BOTAŞ, ÇAYKUR, Eti Maden İşletmeleri gibi kamu kuruluşları resmî adı “Varlık Fonu” ama gerçekte “hayırsız evlat fonu” olan fona devredildi. Sayıştay denetimi de dâhil olmak üzere denetimlerden muaf olan bu fonun başına ise hiçbir devlet tecrübesi olmayan, liyakati bulunmayan Yiğit Bulut getirildi. Sayın Bakan, Yiğit Bulut’un atanmasındaki gerçek irade Hükûmetinize mi aittir? Ayrıca, Yiğit Bulut’un alacağı maaş kaç Türk lirasıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Bakan, Şanlıurfa Siverek’e bağlı Güvercin köyünde içme suyu sorunu yaşanmaktadır. Vatandaşlarımız seslerini duyuramadıkları için bizlere ulaştılar. Devletin tüm kurumlarına defalarca başvuruda bulunmalarına rağmen en temel ihtiyaçları olan içme suyu sorununa çözüm bulunmadığını ve cezalandırıldıklarını düşünmektedirler. Seçim döneminde sayısız vaat verilmesine rağmen seçimden sonra tek bir siyasetçi bölgelerine uğramamış.

21’inci yüzyıl Türkiye’sinde su sorunu yaşayan, içme suyu dahi olmayan köylerimizin olması ülke adına utanç vericidir. Büyük projelere imza atmakla övünen Hükûmetinizin bir köyün su sorununu dahi çözmemesi bir çelişki değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milletimizin başı sağ olsun. Şehitlerimize başsağlığı diliyor, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Sayın Bakan, askerlerimizi vuranın Rus uçağı olduğu söyleniyor, çelişkili bilgiler geliyor. Bununla ilgili yüce Meclisi aydınlatır mısınız, bir açıklama yapar mısınız?

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kanun hükmünde kararnamelerle binlerce insan işinden edildi, çalıştığı yerle ilişkisi kesildi. Bunların arasında emekliliği hak etmiş olan binlerce insan var. Fakat, uygulamada bir kısmı emekli edilirken bir kısmı aylardır dilekçesine cevap alamıyor. Sayın Bakan, burada uygulama nasıl işliyor? Emekliliğe hak kazandığı hâlde emekli olma hakkını kullanamayan, bu sırada çeşitli gerekçelerle ihraç edilenlerin özlük haklarıyla ilgili Hükûmet nasıl bir uygulama içindedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım Bakanlığının daha önce tarım alanı olarak ilan ettiği ovalar “büyük ova” olarak geçtiği hâlde, maalesef, Aydın’ı Türkiye'nin 2’nci büyük ovası olmasına rağmen orada büyük ovaya almadılar. Sayın Bakanım çok iyi bilir ki -yerel yönetimlerde de Buharkent’e gelmişti çok sık sık, oradaki insanlara da söz vermişti jeotermallerle ilgili- bütün Aydın ovası, olduğu gibi, jeotermallere açılıyor. Herhâlde, anladığım kadarıyla, orada 5 tane şirketi korumak için 1 milyon 200 bin nüfuslu bir şehri yok etmeye çalışıyorsunuz. Bu ÇED raporuyla ilgili herhangi bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, Bakan Yardımcısına soru sorabiliyor muyuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Hayır, soramazsınız.

BAŞKAN – Sorabilirsiniz ama zaman kalmadı.

Sayın Bakan, süre size ait.

Buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de hata sonucu olduğuna inandığım, El Bab’da bir yanlışlıkla bombalama sonucu şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Rabbim mekânlarını cennet eylesin, sevdikleriyle de cennetinde kavuştursun inşallah. Yaralı askerlerimize de Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Sayın Yıldız’ın -tabii ki biraz hemşehricilik yaparak önce Aydın bölgesiyle ilgili cevaplamış olayım- Tarım Bakanlığını ilgilendiren… Ama, sonuçta söz konusu Aydın Ovası’ysa, ovalarından bal, dağlarından yağ akan Aydın Ovası’ysa bunda hep beraber hassasız ama yer altı zenginliklerimizi de çevreyi koruyarak, tabiatı koruyarak ve sürdürülebilirliği ön plana alarak bu ülke ekonomisinin kazanımına da sunmamız gerekiyor. Malumunuz, sürdürülebilir olması için de bu jeotermal kaynakların çıkarılıp kullanıldıktan sonra da reenjekte edilmesi gerekir. Bunlar sağlanmadan da hiçbir şekilde, hiçbir yerde, hiç kimseye ruhsat verilmiyor bildiğim kadarıyla. Sonuçta bunda ülkemizin siyasetüstü bir hassasiyeti olması gerekiyor. Bu hassasiyete de dikkat edildiğini ben biliyorum, bizzat biliyorum. Aksi bir uygulamaya hep beraber, sizinle beraber karşı çıkacağımı da bilmenizi istiyorum.

Kanun hükmünde kararnamelerle -Sayın Yiğit’in sorusu, sondan başladık, devam edeyim- ihraç edilenlerin, emekliliği hak edenler… Yani emekliliği hak etmek demek, emekli olmuş olmak demek değil. Emekli olduysa eğer, zaten bu ihraç onun için söz konusu değildir. Ama, emekli olmadıysa, işlem devam ederken bile olsa eğer yeterli sebepleri, geçerli sebepleri varsa, ihraç edildiyse büyük bir ihtimalle -tabii ki bildiğim kadarıyla söylüyorum- emeklilik hakkını da kaybeder. Ama bununla ilgili itiraz hakkıdır, bununla ilgili her türlü kanuni yola başvurmak da hakkıdır.

Sayın Tarhan’ın söylemiş olduğu, Rus uçağının askerlerimizi… Yapılan açıklamalar böyledir. Rus Devlet Başkanı ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamalarda, Rus uçağının askerlerimizi yanlışlıkla vurduğu resmî olarak açıklanmıştır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde böyle bir şey mümkün mü Sayın Bakan?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Değerli arkadaşlar, iddia bu, söylenen bu, resmî olarak yapılan açıklama bu. Buna burada siz dersiniz ki: “Öyle değildir.”, ben derim ki: “Resmî açıklama bu.”, sabaha kadar konuşuruz. Ama hepimizi üzen bir vakıadır. Savaş alanlarında böyle hataların olması tabii ki zayıf da olsa ihtimal dâhilindedir.

Sayın Çamak’ın söylemiş olduğu Urfa’nın Güvercin köyü. Evet, 21’inci yüzyılın artık birinci çeyreğine doğru hızla yaklaştığımız bu dönemde vatandaşımızın, Türkiye'nin neresinde olursa olsun, en uzak yaylasında dahi olsa devletin tüm hizmetlerinden -yol, su, elektrik- tabii ki ruhsatlı olmak kaydıyla yani hukuki olmak kaydıyla yararlanmak hakkıdır, devletin ve yerel yönetimlerin de bu imkânı sağlamak da görevidir. Onun için ben bunu da takip edeceğim, eski bir Belediye Başkanı olarak bu hassasiyette olacağım.

Sayın Tuncer’in sorusu, Ziraat Bankası, PTT, Eti Maden gibi kamu kurumlarının Varlık Fonu’na devredilmesiyle ilgili. Yapılan uygulama son derece hukukidir arkadaşlar. Yalnız, yapılan açıklamalarda şöyle bir şeye de dikkat edelim, dikkat edilmesi gerekiyor bu bilgiye de: Varlık Fonu denetime tabidir. Varlık Fonu doğrudan bizzat Başbakana bağlıdır ve Başbakanın görevlendireceği denetim mekanizmalarına tabidir. Ayrıca, eğer kanuna dikkatlice bakacak olursanız Varlık Fonu aynı zamanda Plan ve Bütçe Komisyonunun denetimine de tabidir. Artı, Varlık Fonu’na devredilen tüm kurumlar yani adı geçen tüm kamu, yüzde 51’inden fazlası kamuya ait olan tüm şirketler, KİT veyahut da Sayıştay bütün o denetimlerin tamamına tabidir, hiçbir şeyden asla ve asla muaf tutulmamıştır yani kamu varlığı olarak bu denetimlere tabi olmaya devam edecektir.

Burada kendisi olmadığı için, kendisinin böyle bir cevap hakkı olmadığı için… Yiğit Bulut Varlık Fonu’nun başına getirilmemiştir. Varlık Fonu’nun başında olanlar bellidir, Başbakana bağlıdır. Varlık Fonu’nun başında da görevlendirilen, Başbakan tarafından atanmış olan Mehmet Bostan diye bir arkadaşımız vardır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Yiğit Bulut’un özel bir görevi var mı?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Kaldı ki Yiğit Bulut’un Varlık Fonu’nun başına atanmasıyla ilgili de hiçbir engel de yoktur. Yani, bunun için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Sayın Bakan, Başbakanlığı kapatıyorsunuz bunu niye yapıyorsunuz ya? Başbakanlığın yetkisini niye kullanıyor?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Nasıl sizin de, Türkiye’de yaşayan yani hukuki olarak bu yeterliliğe sahip olan herkesin hakkıysa Yiğit Bulut’un da sonuna kadar Varlık Fonu’nun başına getirilmek de hakkıdır ve yeterli olduğuna da inanıyorum.

Değerli arkadaşlar…

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Fona devredilirken size haber verildi mi?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hepimizin haberi vardır arkadaşlar.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nereden haberimiz olsun?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hepimizin haberi vardır. Nereden haberi olduğuna bakarsan, Resmî Gazete’de altındaki imzamızı da görünce de görürsünüz orada.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sonradan attığınız imzalar.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - O senin iddian. Herhâlde sizde öyle oluyordu, bizde öyle olmuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Boş kâğıda attığınız imzalar, boş kâğıda.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Anayasa’ya sonra attınız ya onun için sordum.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Değerli arkadaşlar, özelleştirme, Sayın Yılmaz’ın...

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Benim sorularım yine güme gitti Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Sayın Tanal, sizinkine geliyorum.

Sayın Yılmaz –sondan başladığım için- şeker pancarı ödeme bedelleriyle ilgili “164 TL” dediniz, bakacağım. Arkadaşlarımız, bu arada bilgi olarak... Yani 2016’da şeker pancarı 190 TL/ton, 2017’de 210 TL/ton, yüzde 10,5 zam olduğunu söyledi arkadaşlarımız bir bilgi olarak. Siz de kontrol edin, ben de kontrol edeyim çünkü “Geçen senenin aynısı.” diye Türkiye’de bildiğim kadarıyla... Yani çiftçimizi ilgilendiren, sabit gelirli vatandaşlarımızı ilgilendiren ücret ve maaşlar dâhil olmak üzere, Hükûmetimiz, kesinlikle o enflasyonun üzerinde bir artışa hep dikkat edegeldi.

Termal kentler listesi, haklısınız, Tokat’ın bu konuda, bu anlamda zengin olduğunu biliyoruz. Beraber...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Sayın Başkanım, toparlayayım.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, iki dakika veriyorum.

Lütfen tamamlayın.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Termal kentler konusunda da zatıaliniz de takip etsin, biz de bir bakalım.

Evet, Sayın Tanal’ın Düzce, Akçaabat’ta, Ankara Büyükşehir...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Akçakoca.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Akçakoca, özür dilerim. Akçakoca’daki Ankara Büyükşehir Belediyesiyle ilgili iddialarınızı, bence Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir mensubu olarak, bir milletvekili olarak bilgi edinmeyle ilgili tüm haklarınızı Büyükşehire sorduğunuzda elde edersiniz, onlar da bu bilgileri size vermekle yükümlülerdir. Şimdi, burada ne büyükşehirlerden veyahut da... Belediyeler çünkü hiçbir bakanlığa bağlı değil ancak ve ancak “İçişleri Bakanlığının Mahallî İdareler” diye farklı bir şekilde, yan bir bağlantıyla... Yoksa, büyükşehirler tamamen yerelleşme anlamında bir özerkliğe de sahiptir. Sizin bunu bence bu vasıtayla sormanızı istiyorum.

Sayın Kayışoğlu’nun Batı Trakya, Bulgar, Ahıska Türkleri yani Türk soylu vatandaşlarımıza, Türk soylu kardeşlerimize, Türkiye’de yaşayan Türk vatandaşı olmayan kardeşlerimize sağlık hizmeti verilmesiyle ilgili… Bu anlatımınızla şöyle söyleyeyim: Verilmeli. Sizin bu anlatımınızla, kesinlikle böyle bir şey, bu imkânlar bu kardeşlerimize sağlanmalı. 3 milyon muhacire, Suriyeli kardeşimize bu milletin imkânları ve kaynaklarıyla nasıl yardım, bu anlamda destek veriliyorsa, yaklaşık 450-500 bin çocuğa okul imkânları, sağlık imkânları sağlanıyorsa… “Türk soylu” veya “başka soylu” ayrımı da zaten bizim için millet olarak da bizim özelliklerimize yakışmaz ama tabii ki diğer taraftan akrabaları olduğu için de hassasiyet anlamında da söylüyorum, bunu ben de takip edeceğim.

Evet, Sayın Yıldırım’ın “Adıyaman’da yılın dört ayı susuz…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bu kabul edilebilir değil ve diğer taraftan, yaban keçilerinin insan sanılarak vurulması gibi şeyler… Bunlar tamamen iddiaya dayalı şeyler.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman)- Gerçek.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Gerçek olduğunu zannetmiyorum ama yine de kontrol etmekte fayda var diyorum.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman)- Vali Bey gerçek olduğunu iddia etti.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.17

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde geçen “ibaresi” ifadesinin “ifadesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Emin Haluk Ayhan                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                   Baki Şimşek

                          Denizli                                                           Hatay                                                           Mersin

                 İsmail Faruk Aksu                                         Deniz Depboylu                                               Ruhi Ersoy

                         İstanbul                                                          Aydın                                                        Osmaniye

                     Kamil Aydın

                         Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” ifadesinin “ibaresinin ardından gelmek üzere” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır                                                  Atila Sertel

                          Kocaeli                                                           İzmir                                                             İzmir

                     Yaşar Tüzün                                                 Murat Bakan                                                   Ali Özcan

                          Bilecik                                                            İzmir                                                           İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                                 Erol Dora                                                 Behçet Yıldırım

                            Muş                                                            Mardin                                                       Adıyaman

                   Müslüm Doğan                                     Mahmut Celadet Gaydalı

                           İzmir                                                             Bitlis

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Çekiyoruz.

BAŞKAN – Önerge geri çekildi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” ifadesinin “ibaresinin ardından gelmek üzere” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Murat Bakan (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özcan.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye'nin çok büyük kuruluşları, sessiz sedasız, kimseye danışılmadan, Parlamentodan kaçırılarak Varlık Fonu’na devredildi. Varlık Fonu, yokluk fonu, kimine göre darlık fonu; dara düşmüş Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkış yolu. (CHP sıralarından alkışlar) Hangi varlığı, kimden alıp da fona devrediyorsun? Şahsi varlıklarınızı koyacaksanız Türkiye kurtulabilir. Maliye Bakanı “Varlık Fonu piyasada önemli bir aktör olacak.” demiş. Olur tabii, ekonomiyi çökerten aktör olacaktır.

Sizi niye Bakan yaptılar? Bütçe açığını kapatmak, planlı ve dengeli bir maliye yaratıp milletin refahına hizmet edecek yatırımları yapmak için; yoksa yandaşlara fon aktarmak için mi? İlk defa bir Başbakanın kendi kendini tasfiye ettiği gibi bir Maliye Bakanı da kendisini tasfiye ediyor. Dengeli bütçe, kontrollü bütçe. Peki, burada kontrol var mı? Hayır. Denetim var mı? Hayır. Şeffaflık var mı? (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Hayır. Sayıştay var mı? (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Hayır. Kanunlar var mı? (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Hayır. Peki, İhale Kanunu var mı? (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Zaten siz onu yok sayarsınız her zaman, hayır. Bütün kanunlar yok, hayır. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama, jöleli var, jöleli.

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Üretmeyen ekonominizle ülkemizi kuruttunuz. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan diyor ki: “Tulumbadan su çekmek için bir tas su koymak lazım.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Suyu kim bitirdi?

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Ama, haberi yok, kuyudaki suyu zaten kuruttunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ekonomi böyle yürütülmez. Varlık Fonu’nun, ekonomisi fazla veren ülkelerde gelecek kuşaklara bir şey bırakmak için anlamı vardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mirasyedi bunlar.

ALİ ÖZCAN (Devamla) - Geçmişte insanlar tasarruf yaparlardı. Kumbaralarımız vardı, hatırlıyorsunuz. Ama, sizin tasarruf gibi bir derdiniz var mı? Hayır. Siz para harcama makinasısınız. Fahiş fiyatla, plansız ve programsız projelerle gelecek kuşaklarımızı borçlandırdınız, torunlarımıza kadar. Bu milletin kurumları babanızın çiftliği değil, bunu bileceksiniz.

“Son söz milletin.” diyorsunuz, şunu bilin ki ilk söz de son söz de milletin olacaktır ve “hayır” olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Milletin temsilcisi bize, Meclise sormadan milletin kaynaklarını fona aktarırsanız bunun hesabı büyük olur, bunun altında kalırsınız. İflasını hisseden tüccarlar gibisiniz, onlar da sağa sola para kaçırırlar, kendilerine gelecekte güvenli olsunlar diye fon yaratırlar, tıpkı siz de onlar gibi yapıyorsunuz. Varlık Fonu’na sorumsuzca, yetkisi geniş fakat sorumluluğu olmayan 5 kişiyi atadınız. Bu kişiler hayatında bir lira kazanmış veya bir lira kaybetmiş mi? Hayır. Peki, ömründe risk alıp ticaret yapmış mı? Hayır. Sakın sizi yine birileri kandırıyor olmasın? PKK kandırdı, FETÖ de kandırdı, Esad kandırdı, şimdi Rusya ile Amerika kandırdı… Hâlâ ayılmadınız. Acaba, uluslararası ekonomik güç odakları sizi kandırıyor olmasın? Sarhoş bile düştüğü yerde ayıkır, siz hâlâ sarhoş geziyorsunuz. Biz kimseye aldanmadık, siz niye ha bire birilerine aldanıyorsunuz? Hayatımızda kimseyi aldatmadık, yalan söylemedik, iftira bizim lügatimizde yoktur, gıybet asla yoktur, insanları aşağılamak yoktur, hele hele rakibi olan siyasi partiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen tamamlayın.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

…aşağılamak ve iftira atmak bizim lügatimizde yoktur. Herkes dürüst olmalı, siyasetçiler daha da dürüst olmalı. Hele hele tarafsızlık üzerine namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş insanlar çok daha dürüst olmalı. Biz bunları söyleyince sesiniz gür çıkıyor ama Trump haftalardır Müslümanlara zulmediyor, gıkınız çıkmıyor, gıkınız çıkmıyor. Bakın, orada Hristiyan halk sokaklarda “Hepimiz Müslümanız.” diyor, yargı direniyor. Azıcık samimi olun, samimi olun, dürüst olun, hamaset peşinde koşmayın. Sizden âlâ Müslüman yok, sizden âlâ vatansever yok ama durup bir aynaya bakın, hâl ve gidişat zayıf, hem de çok zayıf.

Şimdi, eğer Cumhurbaşkanı onaylarsa referanduma gidilecek. Her tür devlet olanağını kullanıp kampanya yürüteceksiniz, haram paraları televizyonlara aktaracaksınız, harcayacaksınız ama lafta en âlâ Müslüman olacaksınız. Milletin malını babasının çiftliği gibi fona devredenler de Müslümanlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Sadece yarım dakika…

BAŞKAN – Yarım dakika veremiyoruz Sayın Özcan.

Lütfen, tamamlayınız.

ALİ ÖZCAN (Devamla) – …Müslümanlara zulmeden Amerika olunca gıkı çıkmayanlar da elbette millet önünde hesap verecektir.

Şimdi size bir korku hâkim oldu; medyadan korkuyorsunuz, akademiden, akademisyenlerden korkuyorsunuz, yargıdan, adaletten korkuyorsunuz, siyasetten ve namuslu siyasetçilerden korkuyorsunuz ve şimdi, herkes görüyor ki halktan da korkuyorsunuz ama şunu söylemeliyim ki korkunun ecele faydası yok. Ben size söyleyeyim: Bu referandum çok hayırlı olacak; işçiler için hayırlı olacak, gençler için hayırlı olacak, akademisyenler için hayırlı olacak, çiftçiler için hayırlı olacak, memurlar için, namuslu insanlar için hayırlı olacak, hayırlı olacak.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – “Evet” olacak, “evet.”

ALİ ÖZCAN (Devamla) – Bugüne kadar “hayır” diyenler değişmedi. Bugüne kadar tarihi “hayır” diyenler değiştirdi, yine öyle olacak ve tarihi “hayır” diyenler değiştirecek.

Yüce Meclisimize hayırlı çalışmalar diliyorum. Yarın Meclis kapalı, cumanız hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde geçen “ibaresi” ifadesinin “ifadesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Baki Şimşek (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, bugün 48’inci yılını kutladığımız, Türk siyasetinin kırk sekiz yıllık koca çınarı Milliyetçi Hareket Partisinin Başbuğ’u Alparslan Türkeş’e, bu davanın kurucusu, hizmetkârı olmak üzere ebediyete intikal eden bütün dava arkadaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgelerle ilgili ilk kanun 1985 yılında çıkartılmış ve 1987 yılında Türkiye’nin ilk serbest bölgesi Mersin’de kurulmuştur. O günün şartlarında, Başbakan Turgut Özal “Mersin Dubai olacak, Mersin Singapur olacak.” vaatleriyle serbest bölgeyi kurmuştur. Yalnız, gerekli destekler verilmemiş, serbest bölgede beklenilen gelişme sağlanamamıştır. Aynı yıllarda Antalya turizm bölgesi ilan edilmiş, devletin bütün turizm yatırımları Antalya’ya kaydırılmış, 318 kilometrelik sahil şeridi olan koskoca bir büyükşehir kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Bugün Mersin Serbest Bölgesi’nde, insanlar, 1987 yılından bu tarafa tapu sorunlarını dahi çözememişlerdir. Birçok tesis kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmıştır. Serbest bölgede üretim yapan bir fabrikanın tapusu yoktur. Tapusu olmayan bir fabrikatör kime ipotek verecek, kimden kredi alacak, nasıl bir işletmeyi ayakta tutacaktır? Bugün, yasal düzenlemeler yeterli seviyede yapılmadığı için… Normalde serbest bölge, serbest ticaretin yapılabildiği bir bölgedir. Mersin’deki bir işletme sahibi, Nil’in kıyısından çakıl taşını alıp Çekoslovakya’daki cam fabrikasına satabilmelidir ama bunu yapamamaktadır, İngiliz adalarında ancak bir offshore şirketi aracılığıyla bunu yapabilmektedir.

Serbest bölgede ticaret yapan bütün firmalara kaçakçı gözüyle bakılmaktadır. Kim kaçakçılık yapıyorsa, kim gayrimeşru iş yapıyorsa bunlarla ilgili yasal düzenlemelerin yapılması, en ağır cezanın uygulanması lazım. Yalnız, bugün bütün depolarda, antrepolarda kamera sistemi mevcuttur ama maalesef, ticaret yapılabilen ürün çeşitliliği çok azdır. Serbest bölgede, herkes istediği ürünü alıp satamamaktadır. Geçtiğimiz yıl Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımızın Mersin’e geldiğinde iş adamlarıyla yapmış olduğumuz toplantıda AK PARTİ’de siyaset yapan bir iş adamı aynen şunu söyledi Gümrük ve Ticaret Bakanına: “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, maalesef, ticareti engelleme bakanlığı yapıyor.”

Birleşmiş Milletlere serbest bölgeden mal satacaklar, Birleşmiş Milletler koli istiyor, “Her kolide 5 kilo şeker olsun.” diyor ama mevzuatımız her koliye 5 kilo şeker koymaya müsaade etmiyor “Ancak 2 kilo şeker koyabilirsin.” diyor. İş adamları serbest bölgede bu mevzuatlardan gerçekten yeterince çile çekiyorlar. Bunun önünün açılması, Mersin’in hak ettiği yere gelmesi lazım yoksa… Bugün 7 bin kişi çalışıyor, bunun çoğunluğu da serbest bölge içerisinde; aslında olmaması gereken tekstil atölyelerinde çalışıyor, imalatçı atölyelerde çalışıyor.

Mersin Limanı’nın olduğu yerde gemi ticaretinin önünün açılması lazım. Gemilerle gelen birçok ürünün serbest bölgedeki firmalar tarafından alınıp satılabilmesi lazım ama bu da maalesef, istenilen seviyede değil. Hassas ürünler konusunda veya kimyasal ürünler konusunda, bunların kaçakçılıkta kullanıldığı, mazota, benzine karıştırıldığı şüphesiyle birçok ürüne yine aynı şekilde kısıtlama getirilmiştir.

Mersin’den geçtiğimiz dönemlerde Hükûmetin icracı 2 bakanı olmasına rağmen, Kürşat Tüzmen Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak birçok vaat vermesine rağmen, serbest bölgeyle ilgili, organize sanayi bölgeleriyle ilgili, ticaret bölgeleriyle ilgili, maalesef, çivi çakılmamıştır.

Geçtiğimiz dönem, yine Zafer Çağlayan, Turgut Özal’ın Singapur, Dubai benzetmelerini aşarak “Amerika’nın Hollywood’u varsa, Hindistan’ın Bollywood’u varsa, Türkiye'nin de Mersin’i olacak.” demiştir. Sizin mevkidaşınız Mersin’e bu vaatleri vermiştir ama Mersin hâlâ tiyatro izlemeye devam etmektedir.

Sözlerime son vermeden önce, yapılan iyi şeylerden de bahsetmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta Mersin’de açılışı yapılan şehir hastanesi gerçekten Mersin’e yakışan bir tesis olmuştur. Ben, emeği geçen herkese, arsasını veren belediyeden, yatırımı yapan firmadan ve gerekli desteği veren Hükûmetimize kadar herkese teşekkür ediyorum. Yalnız, seçimlerden önce ihalesi yapıldığı söylenen ama maalesef, şu anda nereye yapılacağı dahi belli olmayan 350 bin nüfuslu Tarsus’a şehir hastanesinin ne zaman yapılacağını, Çukurova havalimanının ne zaman bitirileceğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, Sayın Şimşek.

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Turizm Bakanımız buradaydı ama şu anda sanıyorum ayrıldı. Kazanlı sahil bölgesi turizm bölgesi ilan edildi ama maalesef, on yıldır yolu bile bitirilemedi. Bugün, turizm bölgesinde yatırım yapacak olan firmaların tamamı yatırımdan vazgeçtiler, şu anda herhâlde Arap yatırımcı aranıyor o bölgeyle ilgili. Mersin’in ayağa kalkabilmesi için, burada ticaretin ve turizmin birlikte yapılması gerekiyor. Suriye’de, Irak’ta, İran’da bu gelişmeler olurken Mersin’deki serbest bölgenin sağlıklı bir ticaret yapması mümkün değil, bununla ilgili de Hükûmetimizin gerekli çalışmaları yapmasını bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Emin Haluk Ayhan                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                   Baki Şimşek

                          Denizli                                                           Hatay                                                           Mersin

                 İsmail Faruk Aksu                                         Deniz Depboylu                                               Ruhi Ersoy

                         İstanbul                                                          Aydın                                                        Osmaniye

                                                                                           Kamil Aydın

                                                                                              Erzurum

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                             Muharrem Erkek                                               Çetin Arık

                          Kocaeli                                                       Çanakkale                                                       Kayseri

                   Candan Yüceer                                                 Bülent Öz                                                   Erkan Aydın

                        Tekirdağ                                                      Çanakkale                                                        Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                   Ahmet Yıldırım                                                 Erol Dora                                                 Behçet Yıldırım

                            Muş                                                            Mardin                                                       Adıyaman

                   Müslüm Doğan                                                                                                          Mahmut Celadet Gaydalı

                           İzmir                                                                                                                                  Bitlis

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgeyle ilgili düzenlemeleri içeren bu 443 sıra sayılı Yasa Tasarısı’yla ilgili belli bir tartışmanın yürüdüğünü ve gerek iktidar gerekse muhalefet partisi açısından olgunlaştırıldığını düşünüyoruz. Ancak biz, yine de son iki gündür siyasi saiklerle kararları alınmış olan bu kanun hükmünde kararnamelerin açığa çıkardığı etkileri ortadan kaldırmaya, muhalefet olarak bunun açığa çıkarmış olduğu insanlardaki mağduriyeti gidermeye dönük eleştirilerimizi siyaseten değil, ahlaki ve vicdani, insani sorumluluğumuz olarak dile getireceğiz.

Az önce söyledim, tekrar söylüyorum: Bir siyasi iktidara yönettiği toplumu mağdur edecek bir karar süreci işletin deseniz ancak böyle bir şey olur. İnsanın aklına bazen… Gerçekten, siyasi iktidar paralel yapıyla mücadele ederken her şeyi temizlediğini düşünüp, onu bırakıp farklı toplumsal muhalefet kesimlerine yönelirken hâlâ sanki bir cemaat yapısının Hükûmeti yönlendirdiği hissine kapılmıyor değiliz. Çünkü, bu uygulamanın siyasi iktidara, Hükûmete, bu devlete, bu insanlara bu kanun hükmünde kararnameler sonucunda kamudan ihraç edilenlerin hiçbir faydası yok. Eminim ki iktidar partisi vekilleri de bu KHK’yla ihraç edilen ve Türkiye’deki kamuoyunun yakından tanıdığı akademisyenlerin büyük bir çoğunluğunun bölücülükle, Gülen Cemaati’yle ilişkisinin olmadığından en az kendilerinden emin oldukları kadar emindirler. Buradan hareketle, biz, iktidar ne yapmaya çalışıyor, gerçekten anlamakta güçlük çekiyoruz. Çünkü, bu akademisyenlerin bazıları, gerçekten alanında otorite ve bu ülkeyi, sadece bu ülkeye sunduğu katkılarla değil, sahip olduğu bilimsel bilgi ve görgüyle uluslararası platformda da en iyi şekilde temsil etmiş, ülke ve dünya bilim camiasına ciddi katkılar sunmuş, eserler vermiş kişiler. Bunlardan bazılarının ismini sayabiliriz ama bizim bunlara karşı geliştirmiş olduğumuz uygulamaların artık, bir siyasi kararlaşmanın zulme dönüşme hâlini yaşattığını bilmemiz gerekiyor.

Bu akademisyenlerin büyük bir çoğunluğu kendi alanlarında otorite ve kendilerinden sonra bu kuşak da çürütülürse, üniversiteler ülkede tabelasında “üniversite” yazan ama içinde bilimsel etkinlikler olmayan binalara dönüşecekler. Bu, gerek fen bilimleri gerek sağlık bilimleri gerekse sosyal bilimler disiplininde çalışan bu akademisyenlerin büyük çoğunluğu için geçerlidir. Hükûmetin -ne yapar ne eder- biraz daha titiz çalışarak, bu KHK’yla açığa çıkmış olan mağduriyetlerin giderilmesini, sadece mağduriyetin bu ihraç edilen kişiler ve bilim insanlarıyla sınırlı olmadığı, bu ülkenin geleceğine, bilimine, aydınlanmasına ciddi zarar vereceği saikiyle ele almasını isteriz.

Buradan hareketle, yanlıştan ne kadar erken dönülürse o kadar kârdır. Ya değilse, iyi niyetli, yapıcı eleştirilerimizin sadece siyasi iktidarı vurma, zorda bırakma amacını taşımadığını; yaptığı bütün yanlışlara rağmen, bu bilim insanlarının bu ülkeye sunabilecekleri katkıyı, bilimsel bilgi ve görgülerini sadece kürsüleriyle, amfileriyle sınırlı tutmayan, toplumsal meselelerin çözümüne harcayan bu yapılarını göz önünde bulunduralım ve ülkenin de bundan istifade etmesini sağlayalım. Bu ülke bu insanlardan mahrum kalmasın, bugünlere kolay gelmediler. Ya değilse, bilerek, iktidar gibi düşünmediği için mağdur etme çabası içerisindeyseniz, bunun adı zulümdür. Buna karşılık biz de diyoruz: Eğer zulmetmek, korku salmak, sindirmek, toplumsal yılgınlık yaratmak istiyorsanız, “Zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur.” diyor Ziya Paşa, ben de “Eğer bu zulmü kronik hâle getirir ve kalıcılaştırırsanız ahiriniz iyi olmaz.” diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Öz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu adına 11’inci madde üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Çanakkale’de yaşanan deprem nedeniyle tüm hemşehrilerime bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi sunarım.

Suriye’de şehit olan evlatlarımıza da rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum.

11’inci maddeyle… Türk malının marka bilinirliği ve tanıtımı için yapılan çalışmalar, ihracatçılarımızın ve sanayicilerimizin ihraç ettiği ürünlerin bedelini elbette olumlu etkileyecektir. Bu girişimleri CHP olarak her zaman desteklemekteyiz ancak böylesi önemli konuların günü kurtarmayı hedefleyen son dakika önergeleriyle olmayacağı açıktır. Olması gereken, Komisyonda ihracatçıların, sanayicilerin, akademisyenlerin, ekonomistlerin görüşleri alınarak bu tasarının düzenlenmesiydi. Her zaman olduğu gibi, AKP sektör temsilcilerinin ve muhalefetin uyarılarını dikkate almadan alelacele bu tasarıyı geçirmiştir.

Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı yıllık 200 milyar doların üzerinde olup enerjide dışa bağımlılığın, düşük katma değerli üretime yol açan politikaların, orta teknoloji ve orta gelir tuzağının derinleştiği ekonomik sorunlar vatandaşlarımızın yaşamını doğrudan etkilemektedir. Ülkemizde yaşanan krizin, yaşanan endişe ve korkunun nedeni küresel değildir, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin durağan hâle getirilmesinden ve AKP’nin başkanlık ısrarından kaynaklanmaktadır. Dahası, ülkemizi terör ve güvenlik zafiyeti ve 15 Temmuz süreciyle karşı karşıya bırakan, bir dönem birlikte yol aldıkları, devleti uçuruma sürükleyen cemaatlere bugün “terörist” diyen siyasi iktidar, ekonomik istikrarsızlığın ana aktörü olmuştur. Tüm sektörlerin yapısal reformlar beklediği bir dönemde, başkanlık inadı uğruna ve OHAL şartlarında, ülkemiz adı konmamış derin bir ekonomik krize sürüklenmektedir. Siz istediğiniz kadar bu konularda düzenleme getirin, yasamanın, yürütmenin, yargının bir kişiye bağlandığı bir düzende kararnamelerle yönetilecek ülkeye yatırımcı güven duymaz. Ülkede güven olması için tek adam rejimi olmaması gerekiyor. En başta, ülkede barış ortamını ve toplumsal birlikteliği sağlamamız gerekiyor. Israrla bu sistem değişikliğini getirmek istedikçe ülke kutuplaşıyor. Başkanlık tartışmaları nedeniyle döviz borcumuz neredeyse 2 katına çıktı. Bu durumda yatırımcı nasıl yatırım yapsın, ihracat artsın, istihdam sağlansın?

AKP üst akıldan bahsederek “Ülkemizi bölmeye çalışıyor.” diyor ama bence, kimse o üst akıl, ülkemizde başkanlık ve tek adam rejimi istiyor. Dünyada tek adam rejimiyle büyümüş, düzlüğe çıkmış bir tane ülke yok. Orta Doğu’da yıkıma uğramış ülkelerin hepsi tek adam rejimiyle yönetilmişlerdir ve o üst akıl, tek adam rejimli ülkelerde hep başrol oynamıştır. Tek adamla yönetilen Mısır, Libya, Suriye, Irak gibi ülkeler hep kaosu yaşamıştır; Kaddafi, Saddam bunun sonucunda iktidardan düşmüştür. O üst akıl kimse, Sayın Erdoğan’a ve ülkemize tuzak kuruyor, bunu özellikle söylemek istiyorum.

“Evet” vereceklere soruyorum: Şu anayasada ülke ve millet yararına bir tane madde var mı? Şu maddeleri lütfen okusunlar, içinde emekli var mı, çiftçi var mı? Ne var maddelerde? Cumhurbaşkanı yargıyı belirler, Cumhurbaşkanı rektörleri belirler, Cumhurbaşkanı bakanları belirler, yardımcılarını, milletvekillerini belirler, Cumhurbaşkanı Meclisi fesheder, Cumhurbaşkanı kararname çıkarır. Tüm maddeler bir kişinin yararına düzenlenmiş, 80 milyonun yararına bir tane madde yok.

Değerli arkadaşlar, mesele Recep Tayyip Erdoğan meselesi değildir, kim olursa olsun, ülkenin iradesinin bir kişinin eline bırakılmaması meselesidir. Atatürk’e “Tek adamdı.” diyenler milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Atatürk’e Sakarya Meydan Savaşı öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 5 Ağustos 1921’de sadece üç aylığına başkomutanlık yetkisi verilmiştir. Atatürk “Egemenlik milletindir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin haricinde hiçbir makam millî mukadderata hâkim olamaz diyerek ülke yönetiminin Meclis tarafından olacağını söylemiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT ÖZ (Devamla) – Çok kısa Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın Sayın Öz.

Buyurun.

BÜLENT ÖZ (Devamla) – Mustafa Kemal Atatürk ömrünü ülkesinin demokratikleşme mücadelesine adamıştır.

Değerli milletvekilleri, gündemimiz başkanlık değil, olmamalı; gündemimiz bir kişinin geleceği değil, gündemimiz 80 milyonun geleceği olmalıdır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Herkese hayırlı akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, kuruluşunun 48’inci yıl dönümünde “önce ülkem ve milletim, sonra partim” ilkesiyle hareket eden, şehitlerin omzundan yükselerek bugünlere gelen Milliyetçi Hareket Partimize varlığıyla, emeğiyle güç veren tüm dava arkadaşlarımıza saygılarımı sunuyor, başta Başbuğu’muz Alparslan Türkeş olmak üzere, ebediyete intikal eden tüm dava büyüklerimizi rahmetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, serbest bölgenin ekonomimize kazandırılmasıyla birlikte getirdikleri ile düzgün yönetilmesi sonucunda ekonomimize katkı sağlayacağı kesindir. Öncelikle, kendi seçim bölgem olan Aydın için proje kapsamında olan ve yakın zamanda hayata geçmesini beklediğimiz serbest bölgenin ilimize katacağı değerler mutlak bir öneme sahiptir. Serbest bölge sahipliğine aday bir il olarak, bölgemizde yetiştirilen sebze ve meyvelerin tüketiciye daha hızlı ulaşması için Çıldır Havaalanı’mızın en azından ticari uçuşlara uygun hâle getirilmesini istiyoruz. Bununla beraber, her seçimde vadettiğiniz fakat sürekli ertelenen Aydın-Denizli otoban hattının da bir an önce bitirilmesi gerekiyor.

Aydın Ticaret Borsasından aldığımız verilere göre, sadece incirde 2016’da 60 bin ton mahsul toplandı ve ihracat için hâlâ ürün aranıyor. Aydın’la özdeşleşmiş incir, zeytin ve pamuk gibi dış ticarete uygun ürünlerin işlenip pazarlanabileceği bir serbest bölgenin kurulması şart gözüküyor. Bu sayede Aydın’ın özellikle gıda üzerine ticari bir merkez hâline geleceğini ummaktayız.

Bunun yanında, incir kalitemizin devamı için tarla bakım birimi gibi bir kaynak yaratılması da gerekmektedir. Zira, sayısı hızla artan ve düzgün işletilmeyen jeotermal santraller tarım alanlarımızı işgal etmektedir. Kuruluşu için ÇED raporu alınmasına bile gerek görmediğiniz bu işletmelerin çevrelerine ve insanlara zarar vermesini engellemek zorundasınız. Bu işletmelerin denetiminin ne kadar önemli olduğunu anlamak için santrallerin çevresindeki tarım ürünlerini, su kaynaklarını ve insanları nasıl etkilediğine bakmanız ama bakmak yetmiyor, görmeniz gerekiyor. Dünyanın en kaliteli inciri Aydın’da yetişiyor ve bunun için de iklimimize has nem oranı bu noktada çok büyük önem kazanıyor. Zehirli gaz olan kükürt salınımını işletmeler ne kadar engelleseler de havadaki nem oranını değiştirdiği için yakın bir gelecekte şimdi yediğiniz inciri maalesef yiyemeyeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki kontrolsüz bir planlamayla açılan ve denetimi iyi yapılmayan jeotermal santraller ekolojik sisteme zarar veriyorlar. Belki duymuşsunuzdur, Germencik’te gerçekleştirilen ÇED toplantısında bir arıcımızın eşi, 450 kovan arısı jeotermal santraller sebebiyle öldüğü için kendisini yakmaya çalıştı. Çok şükür ki zamanında müdahale edildi, hayatı kurtuldu. Kovanların sahibi Fadime ve Ahmet Camuz’un, mart ayında il ve ilçe tarım müdürlüklerine arıların ölüm sebebinin araştırılması için numunelerle yaptığı başvuru önce dikkate alınmadı; daha sonra, il müdürünün değişimi sonrası yenilenen başvuruyla ağustos ayında talebe cevap verilerek müfettiş görevlendirildi. Onlar da olayın gerçekleşmesinden dört ay sonra olay yerine giderek araştırma yaptılar ve bu telef olan arıları bulamadıkları için, maalesef “Böyle bir olay yoktur.” diye rapor yazdılar. Vatandaşın jeotermal firmasına açtığı dava sonrasında firma, muhtemelen ödeyeceği cezaların yanında küçük kalacak bir rakam olacağı için, zararını giderelim diye vatandaşla anlaşma yoluna gitti ancak öğrendiğimize göre, sonra anlaşmaktan da vazgeçti.

Sayın milletvekilleri, devletin görevi, özellikle aziz milletimizin haklarını korumak, haksızlığa uğrayanlara yardım etmektir. Devletin memuru ve amiri, işlemleri zamanında yapmak zorundadır. Tabii ki jeotermal, değerlendirilmesi gereken bir kaynaktır. Fakat, yöre insanlarının sağlığını hiçe sayarak çevreye zarar verecek şekilde denetimsiz çalışan ve sayıları hızla artan bu santrallerin bir disipline bağlı tutulması gerekiyor.

Sizleri, bu ve benzeri konularda daha duyarlı kararlar almaya çağırıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Emin Haluk Ayhan                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                   Baki Şimşek

                          Denizli                                                           Hatay                                                           Mersin

                 İsmail Faruk Aksu                                         Deniz Depboylu                                               Ruhi Ersoy

                         İstanbul                                                          Aydın                                                        Osmaniye

                     Kamil Aydın

                         Erzurum

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                                 Erol Dora                                                 Behçet Yıldırım

                            Muş                                                            Mardin                                                       Adıyaman

                   Müslüm Doğan                                     Mahmut Celadet Gaydalı

                           İzmir                                                             Bitlis

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Tahsin Tarhan                                             Muharrem Erkek                                            Candan Yüceer

                          Kocaeli                                                       Çanakkale                                                      Tekirdağ

                     Erkan Aydın                                                   Çetin Arık                                              Okan Gaytancıoğlu

                           Bursa                                                           Kayseri                                                          Edirne

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler konusuyla ilgili olarak olumlu örnekler kadar iç piyasa etkilerinin de iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Bu uygulamayı yalın hâliyle ekonomik ilerlemenin gerekliliği olarak değerlendirmek tamamen yanlış olmasa da içinde eksiklikler barındırır. Bunlardan en önemlisi de ithalat ve ihracat dengelerinin analizlerinin yapılmasıdır. Türkiye birçok konuda ithalatçı bir ülkedir; zaten, TÜİK 2016 verilerine bakıldığında da bunu görmek mümkündür. Türkiye İstatistik Kurumu 2016 Dış Ticaret Raporu incelendiğinde toplam ihracat 432 milyar, toplam ithalat 600 milyar TL olarak gözükmektedir.

Değerli milletvekilleri, 1990’lı yıllarda International Labour Organization (ILO)’nun hazırladığı raporda, serbest bölgelerde, Brezilya ve Barbados gibi ülkelerde yapılan ithalatın genellikle ihracatın üzerinde olduğu ve bu bölgelerin ithal işlem bölgesi gibi çalıştığı aktarılmaktadır. Bu durum bize ithalat ve ihracat konularındaki bir örnek olmalıdır.

Serbest bölgeler aynı zamanda teknolojik gelişmenin de yardımcısı olabilir fakat bizler teknolojik anlamda da yoğun bir şekilde dışa bağımlıyız, özellikle yüksek teknoloji ürünlerinde sadece ithalat var dersek yeridir. Bakın, TÜİK 2016 Aralık ayı teknoloji yoğunluğuna göre, imalat sanayisi ürünleri dış ticareti yüksek teknoloji ürünleri ile orta yüksek teknoloji ürünlerinde ithalat ihracattan daha fazladır. Sadece orta yüksek teknoloji ürünleri ve düşük teknoloji ürünlerinde ihracat ithalattan daha fazla gelişmektedir. Bu durum uzun vadede Türkiye’yi tamamen, özellikle teknolojik alanda ithalatçı bir konuma getirebilir.

Değerli milletvekilleri, Dünya Ticaret Örgütünün kuralları gereği liberal ekonomi politikasının uygulanması, uzun dönemde ev sahibi ülke açısından serbest bölgelerin yabancı sermayeyi çekme, ihracatı artırma, teknoloji transferi sağlama ve istihdam yaratma amacıyla oluşturulmasındaki önemini azaltacaktır. Bu durum serbest bölgelerin kuruluşu ve amacı bakımından çelişkiler yaratabilir.

Serbest bölgelerde yabancı firmalar veya yerli firmalar herhangi bir ham madde veya iş gücü maliyetinin artışında da bu alanları terk edebilir. Serbest bölgelerde faaliyet gösteren firmaların genellikle büyük miktarlarda altyapı ve üstyapı yatırımı yapmaması bu firmalara kolaylıkla bölgeyi terk edebilme olanağı vermektedir. Ayrıca, bölgelerde yapılan montaj ve demontaj gibi emek yoğun üretim biçiminin de araç ve gereç bakımından büyük miktarlarda yatırım gerektirmemesi firmalara üretim yeri seçme açısından daha fazla esneklik tanımaktadır. Yani, ev sahibi ülkede meydana gelecek maliyet artırıcı herhangi bir değişiklik serbest bölgeler firmalarının çok kısa sürede de bölgeyi terk etmesine neden olabilir. Böyle bir durum yabancı sermayeyle birlikte beklentilerin de terk edilmesi anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu serbest bölgeler konusunun, ciddi anlamda, farklı görüşlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve deneyimli ülke temsilcilerinin de bulunduğu bir ortamda değerlendirilmesi çok elzemdir. Özellikle küreselleşmeyle birlikte hız kazanan ticaret hacmini artırma yarışı, gelişen ve gelişmekte olan ülkelerin serbest bölgeler kurması, bu alanlar beraberinde uluslararası sermayenin dünya ticaretine yön vermesine, böylelikle kapitalist sistemin daha da güçlenmesine neden olacaktır. İktidarın bu hususta önceliğinin şirketler değil, insan olması ve temeline insanı yerleştiren iş hukuku, iş güvencesi ve işçi güvenliğini sağlaması gerekmektedir. Hukuk ve adalet temeline oturmayan her ekonomi batmaya mahkûmdur.

Benim ilim olan Bitlis’te ekonomik serbest bölge yok, sadece AKP Hükûmeti ve vali sayesinde belediye ve muhtarlıklara el konularak siyasi serbest bölge yaratılmıştır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaydalı.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Ekonomi Bakanıyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Konu yine serbest bölgeler ama çok büyük bir serbest bölgeden bahsetmek istiyorum, Avrupa Birliği. Sayın Bakanın geçen bir röportajını okudum, onun için de bu madde üzerinde partim adına söz aldım.

Gümrük birliğini tarım ürünlerine açmak istediklerini ve bu konuda Türkiye’nin hazır olduğunu yazan bir röportaj okudum. Bu konuda hiç hazır değiliz; bu konuda yıllarca çalışmış, kitapları olan, yayınları olan bir bilim adamı olarak da söylüyorum, bir siyasetçi olarak da söylüyorum. Yani siz diyorsunuz ki: “Biz Avrupa Birliğiyle gümrük birliğini yapalım, gümrük duvarlarını tarım ürünleri için de kaldıralım. Orada 15 lira olan et Türkiye’ye gelsin.” Tüketici açısından belki doğru olabilir ama 17 milyon üreticiyi ne yapacağız? Maliyetleri çok yüksek olan bir sektörde çalışıyoruz. Dünyanın en pahalı mazotunu kullanan, en pahalı elektriğini kullanan, en pahalı gübresini, ilacını kullanan, arazileri küçük ve parçalı, yapısal sorunları çok fazla, ciddi anlamda borçlu, cebinde 4 tane, 5 tane kredi kartıyla dönmeye çalışan, traktörünü yeri geldiğinde satıp onun parasıyla borçlarını taksitlendiren bir kitleyle uğraşıyoruz. Bu kitleyi üretici hâle getirmek zorundayız.

1 Ocak 1996’da girdiğimiz Gümrük Birliğinde -yıllardır söyledik- Türkiye yapısal reformları yerine getirmeliydi. Türkiye tarımı Avrupa Birliği ortak tarım politikasına uyum sağlayabilir hâle getirilmeliydi. Bunlar çok övündüğünüz on beş yıllık iktidarınızda yapmanız gerekenlerdi; bilerek, isteyerek yapmadınız. Ne tarımı desteklediniz ne köyden kente olan göçü umursadınız. Hep, varsa yoksa suni gündemlerle Türkiye’yi şu anda da meşgul ediyorsunuz. Bu sorunları çözmek yerine, Türkiye’yi tek adam rejimine itmeyi düşünüyorsunuz, başka bir şey düşünmüyorsunuz. Türkiye’nin yıllardır biriktirdiği cumhuriyetin kazanımlarını bir fonda toplayarak buradan harcamalar yapmayı ve dört aylığına da olsa Türkiye’ye pembe tablo yaşatmayı düşünüyorsunuz ama sorunları hep halının altına süpürüyorsunuz. Sorunları çözmek istiyorsanız yapısal politikalara önem vermek zorundasınız. Önce üretene destek vermek zorundasınız. Yani, ayağındaki prangaları kaldıracaksınız, ondan sonra “Koş.” diyeceksiniz. Sizin çiftçinizin ayağında çok ciddi ağırlıklar var, siz ona “100 metrede koş ve birinci gel.” diyorsunuz. Avrupa Birliği ortak tarım politikasının bütçesi ne kadar, işletme başına ne kadar destek veriyor biliyor musunuz, ortalama geliri ne kadar biliyor musunuz? Ben söyleyeyim: Bir çiftçi ailesinin ortalama geliri 10 bin euro. Bizim çiftçi ailemizin ortalama geliri 1.000 euro bile değil. Nasıl yarıştıracaksınız, nasıl eşit hâle getirebileceksiniz, nasıl rekabete açacaksınız? Açarsınız, belki bir tek koyun eti satarsınız, belki hiç unuttuğunuz bakliyatları satabilirsiniz ama artık Türkiye nohutu da, mercimeği de, fasulyeyi de Kanada’dan ithal ediyor. İç Anadolu boş, 26 milyon dönüm alan ekilmiyor, Türk çitçisi çocuğunu taşeron işçi yaptırabilmek için kapı kapı geziyor, tarlasını satıyor, işletmeleri başkaları alıyor, büyük çiftlikler oluşturuluyor; siz hâlâ görmezden geliyorsunuz. Aklınız fikriniz Türkiye’yi bir kişiye teslim etmek. Denetlenmesin, Meclis iradesi olmasın, kimse konuşmasın, konuşanları içeri atalım, konuşanları susturalım; özgür düşünenleri, gerçekçi düşünenleri, Türkiye’nin çıkarına, bilimin çıkarına, dünyanın çıkarına düşünenleri içeri atalım. Böyle olmaz! Böyle olmadığını çok yakında göreceksiniz. Halkımız size öyle bir “Hayır.” diyecek ki yerinizde duramayacaksınız. Gerçekleri görün. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur ama siz sorunları çözmek yerine yeni sorunlar yaratmayı düşünüyorsunuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaytancıoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeye geçmeden önce Sayın Bakanın yerinden bir söz talebi var.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Konuşmacının, değerli hatibin dile getirdiği konularla ilgili düzeltme değil de yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için bilgi arz etmek istiyorum Genel Kurula.

Gümrük birliğinin güncellenmesiyle ilgili Hükûmetimizin son üç yıldan bu yana çok önemli bir çalışması vardır. 2014 yılı Ocak ayından itibaren Avrupa Birliği ile gümrük birliğinin güncellenmesi hususunda görüş birliği içindeyiz. Malumunuz, gümrük birliği 1996 yılından bugüne kadar, yirmi bir yıldan bu yana sadece sanayi ürünlerini kapsayan bir kapsamda devam ediyor. Bu kapsamda da Türkiye şu an itibarıyla ihracatının yüzde 49,5’unu, ithalatının da yüzde 42’sini Avrupa Birliğiyle yapar hâle geldi ve son dönemde, son on üç-on dört yıl içindeki doğrudan yabancı sermaye girişlerinin de, 175 milyar dolar civarındaki sermaye girişinin de yüzde 75’ini Avrupa Birliğinden alır hâle geldi. Bizim gümrük birliğiyle ilgili devamlı olarak şikâyet ettiğimiz konu şuydu: Karar alma mekanizmalarında yer almadığımız, Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşması ve benzerlerine otomatik olarak kapılarımızı açarken o ülkelere aynı şekilde giremediğimiz gibi konuları dile getirirken bunun sürdürülemeyeceği, özellikle yaklaşan TTİP gibi çok geniş kapsamlı serbest ticaret anlaşması benzeri anlaşmalar gerçekleşirse Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle gümrük birliğini sürdüremeyeceği yönündeki görüşlerimizi Avrupa Birliğiyle müzakere ettik. 2015 yılı Mayıs ayında Avrupa Birliğiyle beraber Brüksel’de ortak bir deklarasyonla gümrük birliğinin güncellenmesini kamuoyuna açıkladık. Onun kapsamı da şuydu, orada dedik ki: 1) Türkiye, Avrupa Birliğiyle birlikte gümrük birliği konularında karar alma mekanizmalarında yer almalı. 2) Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşması ve benzerlerine Türkiye’nin de otomatik olarak taraf olması. 3) Gümrük birliğinin sadece sanayi ürünleri olan kapsamının tarım ve gıda ürünlerini, hizmetleri, kamu alımlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesini görüşmek üzere ortak bir mutabakat deklarasyonu yayımladık ve o günden bugüne kadar da gerek Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak gerekse Avrupa Birliği olarak da süreçleri devam ettirdik. İki taraf da ayrı ayrı etki değerlendirmelerini yaptı, bunlar da bitti. Avrupa Birliği kendi içinde bunların sunumlarını yaptı, Türkiye olarak da biz de gerek kendi içimizde Hükûmete gerekse kamuoyuyla çok açık bir şekilde paylaştık. Geldiğimiz noktada Avrupa Birliği bakanlar kurulu niteliğinde olan komiserler heyeti diyelim Avrupa Birliği Konseyinden gümrük birliğinin güncellenmesiyle ilgili yetki istemeyi oy birliğiyle talep etti. Burada, değerli konuşmacının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Önemli bir konu olduğu için, isterseniz, bir iki dakika daha alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, normalde böyle bir usul yok ama ben size iki dakika daha veriyorum, lütfen tamamlayın.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi geldiğimiz noktada da tarım ve gıdanın gümrük birliği kapsamına alınmasıyla ilgili mutabakatımızdan sonra bizim Türkiye olarak yaptığımız şu: Buğday gibi, mısır gibi daha birçok stratejik tarım ürünümüzü yüzde 100’ler, yüzde 140’lar civarındaki gümrük duvarlarıyla koruyarak, Türkiye’deki tarımı yani çiftçimizi koruyarak burada çiftçimizin desteklenmesini yüksek fiyatlarla tüketiciye ödettirerek gerçekleştiriyoruz. Avrupa Birliği ne yapıyor? O da aynı şekilde çiftçisini destekliyor ama sizin bahsettiğiniz gibi, eti 15 liraya, 20 liraya tüketici tüketirken et üretimini bütçe kaynaklarıyla destekliyor, aradaki farkı o şekilde kapatıyor. Türkiye olarak bizim yapacağımız da budur yani tabii ki birincisi, tarım ürünlerinde tedricî bir geçiş, ikincisi de tüketiciye ödettirdiğimiz tarımın desteklenmesini bütçeye koyarak, bütçe kaynaklarıyla tarımın, üreticinin desteklenmesi şeklinde gerçekleşecektir.

Türkiye, tarım ülkesi olarak tarımda hakikaten gayrisafi yurt içi hasılada Avrupa’da bir numarayız; bu anlamda, bu kapsamda dünyada da ilk 10’da yer alıyoruz. Tarımdan asla vazgeçmemiz söz konusu değildir. Tarımı, çiftçimizi desteklemek şekil değiştirecektir. Bu anlamda da, önümüzdeki dönemde Türkiye olarak Avrupa Birliğiyle gümrük birliğinin güncellenmesi, Avrupa Birliğiyle ekonomik anlamda tam bir entegrasyon anlamı taşıyacağı için Türk ekonomisi için ve Türk tarımı için de son derece önemlidir.

Sayın Başkanım, sabrınız için çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Gruplarla da istişare ettik, ben bir talepte bulunmayacağım ama aslında Sayın Bakanın Meclise kendiliğinden verdiği bu bilgiyle İç Tüzük 59’a göre grupların onar dakika değerlendirme hakkı var…

BAŞKAN – Aman, aman… Sakın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …ama örnek teşkil etmemek üzere bu hakkımızdan feragat ediyoruz bu seferlik.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim anlayışınız için Sayın Özel.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tutanaklara girsin.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Centilmenliğinizden dolayı tebrik ediyoruz Özgür Bey.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen “Bakanlıkça” ifadesinin “Bakanlık tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ruhi Ersoy (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİÎ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın milletvekilleri, değerli hazırun; öncelikle, El Bab’dan gelen şehadet haberi, hepinize olduğunu düşündüğüm gibi, Türk milletine yeni ateşler düşürmüştür ama coğrafyanın vatanlaşması, verilen mücadele ve millî güvenlik şehadetle mümkün oluyor. Ruhları şad olsun. İnşallah bundan sonra olmasın temennisiyle bu iradeyi, bu kararlılığı yeniden ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sayın grup başkan vekilimizin gün içerisinde ifade ettiği üzere, bugün 9 Şubat, partimiz Milliyetçi Hareket Partisinin kuruluş yıl dönümü. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinden Milliyetçi Hareket Partisine dönüşen 8-9 Şubat Adana Kurultayı’nın seneidevriyesi ve bu kutlu yolculuğun 48’inci yılının büyük Türk milletine, Türk devletine, ülkücü hareketin şahsında hayırlı olmasını diliyorum. Alın teriyle, emekle, kanla, şehadetle verilmiş bu şerefli mücadele dün nasılsa bugün de aynı kararlılıkla yoluna devam ediyor ve ilelebet devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, üzerinde söz aldığımız serbest bölgeler ve ilgili kanunların, kararnamelerin yasalaşmasıyla ilgili konuları ben fırsat bilerek benzeri konuların kendi ilimde ne tür meselelerle karşılaştığı hususunda birkaç örnek vermek istiyorum ve Sayın Hükûmeti ve Bakanımızı burada bulmuşken de birtakım talepleri dillendirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben Osmaniye Milletvekiliyim, son zamanlardaki şehit haberleriyle gündemde olan ve bu gündemdeliğinin de hemen arkasında yeniden asker olmak isteyen, polis olmak isteyen vatan evlatlarının en fazla olduğu coğrafyadanım. Osmaniye 1890’larda Fırka-i Islahiye’yle birlikte yerleşik düzene geçmiş daha genç bir vilayet ve Adana’dan ayrılışı 1990’ların ortasında, son dönemlerdeki illerden olmasa da yeni il kabul edilecek 80’inci vilayettir. Etrafında Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana ve Hatay’ın bulunduğu 4 büyükşehir var ve bunun arasına sıkışmış, kendisini bir şekliyle ifade ederek kalkınmasını gerçekleştirmek için kafa yoran bir vilayet. Eğer Osmaniye’nin hinterlandını Adana sınırlarıyla da beraber düşünürseniz, Osmaniye, şu an itibarıyla, sınırında yaşayan vatandaş sayısı olarak son sayımda 522.175 nüfusu olan ve adı “büyükşehir” olarak geçen, fakat istihdam alanı açısından, üretime, ekonomiye katkısı açısından da ciddi problemleri olan bir vilayettir.

Öncelikle, organize sanayinin bünyesi içerisinde planlanan lojistik merkezin, lojistik üs kurulmasının bir an önce hayata geçirilmesi konusunda, bu çalışmanın ilgili Bakanlık tarafından daha yakın takip edilmesini ilin bir milletvekili olarak istirham ediyorum.

Yine, organize sanayi bölgesindeki teknoloji geliştirme bölgesinin kurulması sevindirici bir gelişme, vesile olan organize sanayi müteşebbisi yöneticileri başta olmak üzere, bu konuyu gündemde tutan Hükûmet yetkililerine ve destekleyenlere de şükranlarımı sunuyorum, ama bununla yeterli kalmayarak bu alanın uygulamalarla büyütülmesi zarurettir. Osmaniye’de liman girişimi ve limanla ilgili gelişme, bir adım sonra, belki Mersin gibi yeni serbest bölgelerin o bölgede de mümkün olabileceğinin habercisi olacaktır ki bunu düşünmek durumundayız, böyle hayallerimiz, böyle programlarımız olmak durumunda, çünkü Osmaniye, hemen arka tarafında Hatay, Kilis ve Gaziantep sınırında, Orta Doğu ve Suriye’ye çok ciddi anlamda merkez üs olabilecek bir altyapıya sahiptir. Ama bizim yaramız da, yara bandımız da, ciddi anlamda bugün gündemde olan Osmaniye Ticaret Borsasının, dün itibarıyla gelip bizlerle ve ilgili yetkililerle görüştüğü bir problemi var, o da Osmaniye yer fıstığını destekleme kapsamı içerisine almak, tıpkı mısırda, pamukta olduğu gibi. Türkiye potansiyelinin yüzde 70’ini, daha doğrusu yer fıstığının yüzde 70’ini Osmaniye’nin, Çukurova bölgesinin tamamını karşıladığı, yer fıstığı üretimi açısından merkez üs konumunda olan vilayetimizde, maalesef, planlı, programlı bir ekim ve buna dair bir çiftçilik yapılamıyor. Kaba düzen, destekleme alımları kapsamı stratejik planlama dâhilinde olmadığı için, her yıl alınan ürünün kendine göre bir borsası, oluşan borsalarda da bazı yıllarda emek veren çiftçinin durumu içler acısı olabiliyor, yatırım yapan esnafın durumu ciddi anlamda içler acısı olabiliyor. Bunu bir plan program dâhiline almak için destekleme kapsamında olan ürünler kapsamında yer almasını istirham edeceğiz ve bu konuda da yoğun bir şekilde tüm siyasi partiler olarak da Hükûmetten talebimiz olacak önümüzdeki günlerde. Bunu da şimdiden arz etmiş olayım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde yer alan “fiilen en az üç yıl görev yapmış olmak” ibaresinin “fiilen en az üç yıldan beri görev yapmış olmak” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                             Muharrem Erkek                                            Candan Yüceer

                          Kocaeli                                                       Çanakkale                                                      Tekirdağ

                       Çetin Arık                                                   Erkan Aydın                                                    Ali Yiğit

                         Kayseri                                                           Bursa                                                             İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ali Yiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ALİ YİĞİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 443 sıra sayılı Tasarı’nın 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, iki gündür El Bab’dan cenazeler geliyor, içimiz yanıyor. Ben ve babam, biz, hep Yemen türküleriyle büyüdük, içimiz yandı, üzüldük ama herhâlde benim çocuğum ve torunlarım da El Bab türküleriyle büyüyecek. Çok üzgünüm değerli arkadaşlar.

Sınırlarımızın ötesinde bir yerde çocuklarımız ölüyor ve biraz önce sayın vekil çıktı, burada şehadet şerbetinden bahsetti. Mutlaka kendi ülkesi içerisinde, bir savunmadayken, ülkemize saldıran biri varsa, onun için ölmek şereflerin en büyüğü ama gidip başka topraklarda başkası için ölmek hiç de normal bir şey değil değerli arkadaşlar, bunun övünülecek hiçbir tarafı yok, lütfen… Bakın, değerli arkadaşlar…

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – O sizin için, Ankara için ölüyor, Türk milleti için ölüyor, Türkiye için ölüyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hadi be oradan! Sen de ne şey yapıyorsun oradan? Boşu boşuna ölüyor adamlar.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Yemen’de de onlar bizim için öldü.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

ALİ YİĞİT (Devamla) – Lütfen dinleyin, dinleyin.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bizim için, bizim için öldüler.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Bakın arkadaşlar, 400 bin, 500 bin, eli silah tutan Suriyeli, bu topraklarda yiyor, içiyor, yatıyor ve onlar ölmüyor, bizim çocuklarımız ölüyor. Hangi çocuk ölüyor? Fakirin çocuğu ölüyor. İyice dikkat edin, sıvasız evlere geliyor cenazeler.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Oradan bize saldırıyorlar, bize, bize.

ALİ YİĞİT (Devamla) – “Yeni insanlar ölüme hazır.” diyor. Elbette hazır. İnsanlar aç, susuz, yokluk, sefalet içerisinde. Sefalet çeken 10 milyon insan var.

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Kimse aç değil be, Türkiye’de kimse aç değil, hiç kimse aç değil.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Bu insanlar acaba yaşar mıyım diye yaşamlarını devam ettirmek için ölüme gidiyorlar. Hiç kimse ölüme bile bile gitmez. Lütfen beyler, elinizi vicdanınıza koyun, lütfen. Bunun hiç edilecek tarafı yok. 100 bin tane çocuk doğmuş Türkiye’de, Suriyelilerin çocukları ve biz o toprakları koruyoruz onlara emanet etmek için. Yok öyle şey, yok böyle şey!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen İzmir’i ayıran değil miydin, İzmir’i?

ALİ YİĞİT (Devamla) – Lütfen, herkes buradan aklını başına alsın. Biz Suriyeliler için ölmek durumunda değiliz. Bizim çocuklarımız yanıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Türkiye için şehit oluyor, ülkesi için şehit oluyor.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Yarın Karabağlar’da, İzmir’de bizim çocuğumuzun cenazesi kalkacak. Benim içim yanıyor burada değerli arkadaşlar, lütfen sayın milletvekilleri.

Asıl konuya geçiyorum. Söz konusu madde, Ekonomi Bakanlığının teşkilat yapısında değişiklikler içermekte, yurt dışı görevlendirmelerle ilgili şartları düzenlemektedir. Daha doğrusu, bu maddeyle, kanun hükmünde kararnamelerle işten çıkarılan yurt dışındaki insanların yerine yeni insanları yerleştirmek için bir çalışma, bir kanun teklifi gelmiş. Bu değişiklikte yurt dışındaki görevlendirmeler konusunda bürokratlara süre falan yok. Diğer personel içinse en az bir süre istiyor.

Biz buradan hep şunu söyledik: Yurt dışında temsil açısından, bilgisi, birikimi, yabancı dili olan -üç yıl önemli değil- bu işe layık olan insanların oraya gitmesi çok önemlidir. Bu ülke eğer yurt dışına gönderiyorsa gerçekten vizyonuyla, bilgisiyle, birikimiyle her şeyi yerinde olan insanları göndersin. Kim giderse gitsin; onun çocuğu, bunun çocuğu çok önemli değil ama bu işi hak edenler gitsin. Başımıza ne geldiyse bu liyakat sisteminin çökmesinden geldi değerli arkadaşlar. İç politikada da, dış politikada da, eğitimden orduya kadar bütün sorunların temelinde liyakat sorunu var. Burada, 15 Temmuz bahanesiyle AKP kendine muhalif bütün kesimleri yok etmeye çalışıyor değerli arkadaşlar. Bu anlayış devlet yönetiminde ciddi sıkıntı yaratmaktadır. Bu anlamda işi ehline vermediğiniz sürece bu sorunlar artarak devam edecek. Bu konuda en basitinden kendimizden örnek verelim. Biz eğer bir doktora gidersek en iyi doktoru, en iyi hastaneyi seçmeye çalışırız çünkü ona kendimizi emanet edeceğiz. Onun için, kendimizi nasıl ona emanet ediyorsak devleti de gerçekten o işe layık olan insanlara teslim etmek durumundayız. Çünkü, yönetenler kendilerine biat edilmesini istedikleri için bugün devletin içini boşaltmış durumdalar.

Üniversiteler de aynı durumda. Gerekçe sadece AKP’ye muhalif olmak ya da bir bildiriye imza atmak. Oysa, bu insanlar hem devletin omurgası hem de beynidir. Önemli olan onların dünya görüşü değil, beyinleridir, hizmetleridir. Bakın, bu konuda yaşanmış bir olayı sizinle paylaşayım: Ekrem Pakdemirli bir gün Devlet Planlama Teşkilatına gidiyor, “Sayın Özal, Nejat Ölçen solcudur, Cumhuriyet Halk Partilidir.” diyor. Özal şu cevabı veriyor: “Evet ama müthiş bir zekâsı var. Ben onun dünya görüşünden değil, beyin gücünden yararlanıyorum, en zor konuların içerisinden başarıyla çıkıyor.” Siz de bu doğru yöntemlerle bakacaksınız, esas bu olmalı ama Hükûmet bunu yapmıyor, daha önce beyninden, fikirlerinden yararlandığı bir anayasa profesörünün işine ve görevine kanun hükmünde kararnameyle çok rahat son veriyor.

İnşallah bu gidişat hayırlara vesile olur ve biz sizlerden kurtulmuş oluruz.

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Çok beklersiniz daha, çok.

ALİ YİĞİT (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, kürsüde konuşmasını yapan sayın konuşmacı, kendisinden önceki konuşmacımız Sayın Ruhi Ersoy’un konuşmasına atfen, El Bab’daki şehitlerimize ilişkin şehadetleri dile getirmesine ilişkin sözlerine yönelik olarak konuyu bağlamından kopararak başka manalar atfetmeye çalışmıştır. Sataşma vardır, söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ruhi Ersoy konuşacak.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un, İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın milletvekilleri, “gönül coğrafyası” kavramını idrak edemeyenler, Türkiye Cumhuriyeti devletini 81 vilayet ile 783 bin kilometreyle sınırlı tutarlar. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Semerkant’tan, Ötüken’den yayını çekerek can hâkimiyeti ülküsüyle yola çıkan bir milletin evlatları, İslam’la şereflenip nizamıâlem İlayıkelimetullah davasıyla Allah’ın davasını dünyada yeryüzüne hâkim kılmak ve adaleti tesis etmek üzere yola çıkmış olan bir medeniyetin bugünkü temsilcileri olarak bu Meclisteyiz ve aziz Türk milletinin ferdi olarak dün Yemen’de, Galiçya’da ne işimiz varsa, Çanakkale’de ne işimiz varsa…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Çanakkale kendi memleketimiz ya.

RUHİ ERSOY (Devamla) – …Kafkasya’da ne işimiz varsa bugün El Bab’a da aynı ruh ve aynı karakterle…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – 62 şehit oldu.

RUHİ ERSOY (Devamla) - …Ankara’nın, Diyarbakır’ın ve büyük Türk milletinin güvenliği için gidiyor ve orada şehadet şerbetini aslanlar gibi içebiliyoruz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Böyle mantık mı olur? 62 şehit oldu, 62 ya!

RUHİ ERSOY (Devamla) - Gerekirse bugün Türk milletinin şerefli mensubu bir parlamenter olarak…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Elin çölünde 62 şehit oldu.

BAŞKAN – Sayın Yalım, lütfen…

RUHİ ERSOY (Devamla) - …orada şehadete talip olduğumu ve görev istediğimi ifade ediyorum.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Senin benim kardeşim ölse böyle konuşabilecek misin?

RUHİ ERSOY (Devamla) - Çünkü inanıyorum ki “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan/Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir Türklere Turan.”

Saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yazıklar olsun! Yazıklar olsun! Başka bir şey demiyorum yani.

BAŞKAN – Sayın Yalım, lütfen…

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın hatip konuşmasının başlangıcında, hatibimizin sözlerini kastettiği açık olacak şekilde gönül coğrafyasından bahsederek grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika veriyorum. (Gürültüler)

Sayın Özel konuşacak sayın milletvekilleri, kürsüde hatip var.

Buyurun Sayın Özel, siz konuşun.

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle acılı bir günde, dün 5 evladımızı, bugün 3 evladımızı, daha sonra gelen haberle yine 2 evladımızı kaybettiğimiz bir günde böyle bir tartışma içinde bulunmaktan üzüntü duyduğumu ifade edeyim.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak nerede olursa olsun bu ülkenin Silahlı Kuvvetlerinde görev yapıp şehit olan tüm şehitlerimizin acısını, bu partinin Genel Başkanından bu partinin en kıdemsiz üyesine kadar, yüreğimizde hissettiğimizi her vesileyle ifade ettik. Ama, sözü bağlamından kopartma iddiasıyla buraya gelip daha sonra meseleyi başka bir yere çekmek şu gerçeği kaçırmak olur: Cumhuriyet Halk Partisi Suriye meselesi soruna dönüşmeye başladığı günlerde kurucu liderinin ve bu ülkenin kurucusunun vasiyetini hatırlatarak, “Yurtta barış, cihanda barış.” diyerek; başka ülkenin topraklarında komşusunun iç işlerine karışmanın, oradaki bir rejim değişikliğini körüklemenin Türkiye'nin geleneksel dış politikasına uygun olmadığını söyleyerek, devlet dışı unsurları muhatap alıp komşusunda rejim değişikliği yapmak için devlet dışı birtakım terörist unsurlarla iş birliklerinin ciddi şekilde tehlikelerine dikkat çekerken kimse dinlemiyordu. O hatalar yapıldı yapıldı yapıldı, bugün çaresiz bir şekilde o bataklıkta Türk Silahlı Kuvvetleri bulunmak zorunda oluyor. Meselenin kaynağı…

Sizin bir az önce Turan’la ilgili söyledikleriniz bir yana, daha bundan iki yıl önce “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık.” deyip size “kan içiciler” diyenlerin şu anda sizi alkışlamasıyla biten bir konuşmayı yaptınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten esef ediyorum bu konuşmaya, çok üzüntü verici. Bir konuyu bağlamından koparmadı konuşmacımız Sayın Ruhi Ersoy.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Yemen’e gitti Başkan ya, ta Yemen’e gitti.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Fakat siz kendi konuşmacınızın konuşmasını tekrar gözden geçirirseniz ve…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Tekzip ettiniz.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Suriye konusunda aslında tevil ve tekzip etmek isterken konuyu başka bir mecraya taşımak istediniz Sayın Özel. Eğer siyasi partilerin ve liderlerin birbirlerine söylediklerini buraya getirecek olursak bütün liderlerin birbirine neler dediklerini herhâlde hiçbirimiz söylemek istemeyiz ve tekrarlamak da istemeyiz, buna gerek de yoktur. (CHP sıralarından “Tekrarlayın.” sesleri)

Fakat şunu mutlaka bilmemiz gerekir: Acaba, Sayın Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi olarak en son Suriye tezkeresine siz “evet” mi dediniz, “hayır” mı dediniz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz hafızamızı tazeleyin, madem bu kadar emin çıktınız kürsüye hafızamızı siz tazeleyin.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Niye sen kararını söyleyemiyor musun?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, buyurun, hafızamızı Sayın Grup...

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Evet, hafızayı tazeliyorum.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sen iradeni beyan edemiyor musun?

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – CHP hafızasını kaybetmiş belki de.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bir tezkereye “evet” oyu verdi, bir tezkereye “hayır” oyu verdi diye hatırlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, öyle bir şey yok.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Yok mu? Peki, olabilir.

Şimdi, bu tür gereksiz polemiklerle Meclisi hiç meşgul etmeye gerek yok, üstelik şahadetler üzerinden bu tür birtakım olumsuz polemikler içerisine girmek daha tehlikelidir. Sizin biraz daha dikkatli olmanız gerekiyor Sayın İzmir Milletvekili, daha evvelki sözleriniz nedeniyle de bu polemiklere yol açmıştınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Size mi soracağız nasıl konuşacağımızı?

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – İzmir’i Türkiye’den koparıyor, Avrupa’ya bağlıyor.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Siz İzmir’i Türkiye’den koparmaya çalışan konuşmalar yapmıştınız.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - 62 şehit oldu Sayın Akçay, bizim evlatlarımız öldü Sayın Akçay, yüreğim kanıyor.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Özel...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aslında hepiniz de biliyorsunuz, özellikle polemiğin bir tarafı Sayın Erkan Akçay olunca hiç arzu etmiyorum bunları ama özellikle konuşmasının önemli bir kısmında Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili son derece yanıltıcı şeyler söyledi. Bunlara cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin Sayın Özel lütfen.

Son kez size söz veriyorum.

Maddeyi oylayıp ara vermek durumunda kalacağım.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cumhuriyet Halk Partisi, devlet dışı unsurlara bir ülkenin içinde destek verilirken, onların eğitilip donatılacağını söylerken; birileri, bugün Türkiye’deki bir terör örgütü ile oradaki terör örgütünün bir başka kanadını ayırıp da onlardan birine “terör örgütü”, öbürüne “oradaki paydaş” derken Cumhuriyet Halk Partisi bir sürü uyarısını tane tane, teker teker Dışişleri Komisyonunda, buradaki kürsülerde, yapılan tezkere görüşmelerinde sürekli söyledi. IŞİD’e dokunmadan Suriye rejimiyle ilgili getirilen tezkerelerde uyarımızı yaptık. Bir sonraki yıl ve devam eden bu seferkinde o tezkerelerde IŞİD’le mücadele de vardı. Bugün fikrî bir birliktelik içinde olabilirsiniz, bir rejim değişikliği üzerinden bir ittifak içinde olabilirsiniz ama…

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sistem…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …o gün gelinen noktada IŞİD’e destek veren ve Suriye rejimini hedef alan politikaları biz eleştirirken siz, o gün, körü körüne destek verip bugün gelinen noktada o gün yapılan hataları dile getirmeyi kendi içinizde bir tutarlılık olarak görebiliyorsunuz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Kötü olanlar yabancı unsur değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eğer bu kürsüde partilerin birbiri hakkında söyledikleri ve sonra onun üzerinde yaptıkları değişiklikler konuşulacaksa bu grup hiç kaygı duymadan sırtını arkasına yaslar, dün ne dediyse iç politikada, dış politikada, polemikte bugün de aynı sözleri söylüyor. Biz dün “vatan haini” dediklerine bugün “dünya lideri” diyenlerden değiliz. (CHP sıralarından alkışlar) Kimse ama kimse, sadece ve sadece bir tükenmişliğin sonucunda tutulacak bir dal ararken, geçmişte en ağır eleştirdikleriyle bugün kol kola girme utancını hiçbir siyasi harekete yaşatmasın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.09

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Sayın Özel, sisteme girdiniz.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sarf ettiği kelimelerin siyasi eleştiri sınırları içinde değerlendirilmesini ümit ettiğine, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın şahsıyla, temsil ettiği siyasi parti ve göreviyle ilgili incitici bir yaklaşımda bulunmasının söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce de ifade etmiştim, grup başkan vekilleri olarak hem geçmişte hukuku olan hem aynı seçim bölgesinden olan iki grup başkan vekilinin böylesine atmosferin gergin olduğu süreçlerde karşı karşıya ve peş peşe söz alması gerçekten bizler için güç. Söylediğimiz sözlerin, sarf ettiğimiz kelimelerin siyasi eleştiri sınırları içinde değerlendirilmesini ümit ederiz. Yoksa, Erkan Bey’in şahsıyla ilgili ve temsil ettiği siyasi parti ve yürütmekte olduğu görevle ilgili incitici bir yaklaşımda bulunmamız söz konusu değildir. Bunun tutanaklara geçmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayınlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                                 Erol Dora                                                 Behçet Yıldırım

                            Muş                                                            Mardin                                                       Adıyaman

                   Müslüm Doğan                                     Mahmut Celadet Gaydalı                                        Aycan İrmez

                           İzmir                                                             Bitlis                                                            Şırnak

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Tahsin Tarhan                                             Muharrem Erkek                                              Erkan Aydın

                          Kocaeli                                                       Çanakkale                                                        Bursa

                   Candan Yüceer                                                 Çetin Arık                                                  Dursun Çiçek

                        Tekirdağ                                                        Kayseri                                                         İstanbul

                     Erdin Bircan

                          Edirne

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Hakikaten, tasarıdan çok bahsetmek istemiyorum çünkü ülkemizde bu kadar sorun varken, bu kadar insan hakları ihlalleri varken ve bu kadar hukuksuzluk yaşanmışken çıkardığınız yasalardan bahsetmek ne insani ne de ahlakidir. Bu nedenle, hepimiz biliyoruz ki maalesef Meclisten jet hızıyla çıkarılan ve bizim vekillerimizin, eş genel başkanlarımızın ve 10 milletvekilimizin de iradesi tanınmadan geçirilen rejim değişikliğiyle ilgili referandum öncesi AKP Hükûmeti yayımladığı KHK’larla resmen, âdeta bir yol temizliği yapmaktadır. Bu yol temizliği… En son 6 Ocakta yayımlanan 679 sayılı KHK’yla 8.323 kamu çalışanının ihraç edilmesiyle 15 Temmuzdan bugüne darbe girişimi gerekçesiyle ilan edilen OHAL süresince çıkarılan KHK’larla kamu görevinden ihraç edilen toplam kişi sayısı 95.669’u bulmuştu. 7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan 686 sayılı KHK sonucu çok sayıda bakanlığa bağlı 4.464 kişinin ihraç edilmesiyle birlikte 100 bine yakın kamu çalışanı maalesef ihraç edilmiş oldu. Bu ihraçların tamamı, hiçbir adli ve idari yargı süreci işletilmeden yürütmenin tasarrufu olarak gerçekleştirildi. İhraç listelerinin istihbarat fişlemelerine, idarelerin keyfî tasarruflarına ve ihbarlara göre tamamen hukuka aykırı bir şekilde oluşturulduğu geldiğimiz noktada iyice açığa çıkmış durumdadır. Bu ihraçlardaki diğer bir hukuksuzluk da yargı yolunun maalesef kapatılmış olmasıdır. Türkiye artık KHK’larla yönetilen bir ülke hâline gelmiştir. Parlamentonun iradesi neredeyse yok sayılmaktadır. Bakanlar Kurulu kararıyla açıklanan KHK’larla 100 binlerce insan maalesef açlıkla terbiye edilmek istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, özellikle akademik alanda yaşanan ihraçların temel nedenlerinden biri ise akademinin lağvedilmesi, yerine iktidar rejimine yakın, biat eden, eleştirel, bilimsel ve özgür düşünce anlayışından uzak yeni bir üniversite anlayışı maalesef inşa edilmektedir. OHAL KHK’larıyla sorgusuz ve sualsiz bir şekilde görevinden ihraç edilen akademisyen sayısı, dün yayımlanan KHK’yla birlikte 4.811’e çıkmıştır. Türkiye’de her 35 akademisyenden 1’i ihraç edilmiş durumda. Özellikle iktidarın bu alandaki niyetini açığa çıkaran uygulama ise darbe girişimiyle hiçbir ilişkisi olmayan, aksine, tüm yaşamları bu tür müdahalelere karşı mücadele etmekle geçmiş olan “Barış İçin Akademisyenler Girişimi” üyelerinin OHAL KHK’larıyla ihraç edilmeleridir. Bu ülkenin en önemli siyasal ve toplumsal sorunu olan Kürt sorununun güvenlikçi politikalar ile çözülmesine tepki olarak “Bu suça ortak olmayacağız.” başlıklı bildiriye imza atan demokratik ve barışçıl çözüm önerileri sunan akademisyenlerin görevlerinden ihraç edilmesi Hükûmetin keyfîliğini maalesef tüm boyutlarıyla göstermektedir.

Yaşanan bu hukuksuzluk bir kez daha göstermiştir ki barışın sesi olan, hukuk tanımaz rektörlere boyun eğmeyen, bilim özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü için mücadele eden akademisyenler düşüncelerinden dolayı sistematik biçimde baskıya maruz kalmakta, ihraç edilmektedir. Akademisyenlere yönelik bu son ihraç dalgasıyla birlikte Türkiye’nin aklına ve sağduyusuna maalesef bir darbe daha vurulmuştur. Özellikle son yayımlanan KHK ile Türkiye’yi, tüm dünya, akademi düşmanı bir ülke olarak algılamaktadır. Bilim ve akademi dünyasından barış isteyen vicdan sahibi akademisyenlerin hiçbiri yaptığı işten, söylediği sözden dolayı pişman değildir. Barış istemek hiçbir zaman suç olarak görülmemelidir, her alana hükmetmeye çalışan AKP iktidarı akademi dünyasını kontrol altına almak isteyerek kendisine muhalif olan her bilim insanını düşmanlaştırmaktadır, bu anlamda 12 Eylül zihniyetiyle paralel uygulamalara girişmektedir. Bunun başarılı olmayacağını 12 Eylülcülerden biliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrmez.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Edirne Milletvekili Sayın Erdin Bircan.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün ve bugün El Bab’dan gelen şehit haberleriyle maalesef yüreklerimiz yanıyor ve sanıyorum dün ve bugün 13 şehidimiz var; 60’ın üzerinde şehidimiz oldu. Allah’tan rahmet diliyorum şehitlerimize, gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Ama burada, bu Mecliste şehitlerimizin polemik hâline gelmesini de kesinlikle kabul etmiyorum.

Değerli arkadaşlar, bizlere aileler telefon açıyor, diyorlar ki: “Biz çocuklarımızı Suriye’ye göndermedik, Suriye’de şehit olmalarını da kabul etmiyoruz.” Bu ailelerin dramları, ağlayışları bende var, hepinize maillerle, telefonlardaki SMS’lerle gösterebilirim. Bunun bir çaresi olmalı. Özgür Suriye Ordusuyla birlikte -kaçıncı Özgür Suriye Ordusu, onu da bilmiyorum ama- benim Mehmetçik’imi oraya götürmek vicdan meselesidir, bu vicdansızlığı da kesinlikle kabul etmiyorum, etmeyeceğiz de. (CHP sıralarından alkışlar)

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, askerlerimizi şehit eden bugünkü saldırının Rus uçakları tarafından yanlışlıkla olduğunu açıkladı. Olup olmadığını da bilmiyoruz ama Hükûmetinizin buna karşı bir yaptırımı olacak mı Sayın Bakan? Onu da sizden cevaplamanızı istiyorum.

Değerli arkadaşlar, getirmiş olduğunuz teklife iki şeyi eklemeyi ihmal etmemişsiniz: Acele kamulaştırma ile tarım arazilerin ve meraların da serbest bölge hâline getirilmesi. Nerede acele kamulaştırma işi varsa altından maalesef AKP çıkıyor. Tarım arazilerinin, meraların acele kamulaştırılmasıyla AKP, yine, çiftçinin değil, rantın peşinde olduğunu ortaya koyuyor. İktidarınızda çiftçi bırakmadınız. Şimdi de çiftçimizin toprağına mı göz diktiniz? Ülkede yer kıtlığı mı var ki tarım alanları ve meralar serbest bölge kapsamına alınıyor?

Acele kamulaştırma, AKP dilinde yandaşa acele rant demektir. Yememiş, içmemiş, tarım topraklarının talanını tasarıya koymuşsunuz. Serbest bölgelerdeki yatırımcılara vergi avantajı ve teşvikler tamam da işletmecilere neden teşvik getirildi? Bakanlığın belirlediği işletmeciler istihdama, üretime, ülke ekonomisine ne katkı sağlayacak ki bunlara da teşvik var? Herhâlde bunlara da AKP’ye sağlayacakları katkı karşılığı böyle bir avantaj veriliyor.

Siz farkında değilsiniz ama Türkiye, ülkesini seven ve burada insanca yaşamak isteyenler için yarı açık cezaevi hâline geldi. IŞİD, PKK, FETÖ ve diğer terör örgütleri için maalesef serbest bölge hâline geldi. Terör örgütleri ülkenin herhangi bir yerinden girip herhangi bir yerinden çıkabiliyorlar. Bu coğrafyada olup ülkemizde bomba patlatmayan terör örgütü maalesef kalmadı. Bütün bu terör örgütleri de eski yol arkadaşlarınızdır maalesef. Hepsiyle oturup kalkmışlığınız ve pazarlık yapmışlığınız var. Şimdi, muhafazakâr bir parti olarak geçmişinize sahip çıkın, eski yol arkadaşlarınızı namuslu insanlara yamamaya da çalışmayın. Ağlamaklı şiirlerinizi, dün “Dön.” çağrılarınızı, kapalı kapılar ardında yaptığınız pazarlıkları, kelle kesen adamlara “Terörist değil, öfkeli gençler.” dediğinizi unutmayın arkadaşlar.

Bir diğer başarılı olduğunuz konu da darbecilik ve maalesef fırsatçılıktır. Son kanun hükmünde kararnameyle bir kez daha gösterdiniz ki darbecilikte Kenan Evren bile sizlerin eline su dökemez. (CHP sıralarından alkışlar)

Kanun hükmündeki kararnamelerle çağdaş, demokrat ve bu alanların saygın hocalarını üniversitelerden attınız. “Kuzu gibi her dediğinizi yapacak insanları üniversitelere dolduruyoruz.” diyorsunuz ama bilin ki o üniversiteler de maalesef başka bir yer olur, üniversiteden çıkar.

Anayasa değişikliği adı altında ülkemizi uçurumdan atmaya çalışıyorsunuz. Siz birinin canı uçurumdan atlamak istediğinde peşinden gidebilirsiniz ama biz gitmeyiz, ülkemizin de o yola gitmesine izin vermeyeceğiz.

Sizin serbest bölgelerinizden Türkiye’ye bir yarar görmedik. Suriye’yi de serbest bölge yaptınız, öyle serbest ki artık orada insan kalmadı, hepsini de mülteci durumuna düşürdünüz. Ülkemizde Suriyeli bir çocuğun dilenmediği trafik ışığı kalmadı şu anda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDİN BİRCAN (Devamla) - Sizin Emevi Camisi’nde namaz kılma hayalleriniz yüzünden askerlerimiz şu anda Suriye’de şehit oluyorlar ve bu olaya artık “Dur.” demenin zamanı gelmiştir. Hepinizi vicdanlarınıza teslim ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bircan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                             Muharrem Erkek                                              Erkan Aydın

                          Kocaeli                                                       Çanakkale                                                        Bursa

                       Çetin Arık                                                 Candan Yüceer                                              Dursun Çiçek

                         Kayseri                                                        Tekirdağ                                                        İstanbul

Madde 15- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu eliyle yürütülür.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞAHİN TİN (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Dursun Çiçek. (CHP sıralarından alkışlar)

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugün serbest bölgeler üzerine bir konuşma hazırlamıştım ve serbest bölgelerin böyle ufak tefek değil, Merkez Türkiye Projesi’nde olduğu gibi bölgesel anlamda daha kapsamlı ve dünyada bilinen bölgeler olarak kurulmasına yönelik bir konuşma yapacaktım ancak Suriye’deki şehitlerimiz ve biraz önceki maddedeki tartışmalar gereği devlet yönetimi ve devletin temel kurumlarının düşürüldüğü durumla ilgili birkaç tespitimi paylaşmak istiyorum.

Tabii, bu vesileyle, Suriye’deki şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Günümüzde geldiğimiz teknolojide bir Rus uçağının yanlışlıkla Türk askerinin bulunduğu bir binayı bombalaması teknolojiye aykırıdır, mümkün değildir. Tabii, yaptığımız görüşmelerde, özellikle uçak krizinden sonra Rus iç kamuoyuna dönük olarak bu tür zayiatımızın, şehitlerimizin daha da artması mümkündür. NATO müttefikimiz olan ABD’yle Suriye’deki, Irak’taki sürtüşmeler de bu kayıplarımızın artmasına neden olacaktır. Bunun temeli ise yanlış yönetimdir, liyakatsiz yönetimdir. Onunla ilgili yaşadığım birkaç örneği paylaşmak istiyorum.

Dönemin Genelkurmay Başkanı ve Başbakanı arasında geçen bir diyalog. Kaynak: Genelkurmay Başkanı. Musul Konsolosluğunun basılacağı konusunda Genelkurmay Başkanlığına gelen bilgiler üzerine dönemin Genelkurmay Başkanı Başbakanına gider, der ki: “Musul Konsolosluğunu basacaklar. Hem itibarımız için hem de bölgesel çıkarlarımız için önemli, takviye edelim, basılmasına engel olalım.” Dönemin Başbakanı ne der biliyor musunuz? “Sayın komutamınım, IŞİD bize böyle bir kötülük yapmaz, siz başka işlerle uğraşın.” der ve Genelkurmay Başkanı da üzüntüyle odadan çıkar. Bu bilgi gerçekleşir, Musul Konsolosluğumuz basılır, çalışanlarımız esir edilir, aynı Başbakan gelip der ki: “Bu esir edilenleri kurtaralım.” Genelkurmay Başkanı da şu cevabı verir: “Sizin IŞİD’le ilişkileriniz çok iyi, siz kendi yöntemlerinizi kullanın. Aksi hâlde, biz operasyon yaparız; iç içeler, bizim personel de zayiat görür o sıkıntıyı, o olumsuzluğu bize yıkarsınız.” diye yine selamını çakar, odadan ayrılır.

Şimdi, devlet böyle yönetilmez. Balyoz davası, 2010’un Haziran ayı… Çoğu üst düzey 102 subay hakkında yakalama kararı çıkarılır. Yine, dönemin Başbakanı ve Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı arasında geçen diyalog Yargıtay tutanaklarında sabittir. Genelkurmay Başkanı der ki: “Bu subaylar kumpas mağdurudur, bunlar hakkında delil yoktur; dolayısıyla, bu yakalama kararının kaldırılmasını istiyorum.” Cumhurbaşkanı, Başbakan der ki: “Hâkim çağırıyor Sayın Genelkurmay Başkanı, göndereceksiniz.” Aynı Genelkurmay Başkanı “Hayır, göndermeyeceğim, istiyorsanız beni görevden alın veya bu kararı düzelttirin.” diyor. Sonuçta üst mahkeme bu kararı düzeltiyor, yakalama kararını kaldırıyor ama 11 Şubat 2011’de bu kez 170 subay, astsubay Silivri’de esir ediliyor FET֒nün hâkim, savcı cüppeli militanları tarafından. Hatta, o diyalogda Genelkurmay Başkanı nizamiyelere emir veriyor -polisler tabii etrafta dolaşıp, yakalama kararı çıkarılan askerleri tutup rütbe almak, terfi almak peşindeler- diyor ki: “Dışarıda oturanlar orduevine gelsin, orduevindekiler çıkmasın, sizi teslim etmeyeceğim.” Yani böyle devlet yönetiminden sonra Suriye’de yaşadıklarımız, verdiğimiz şehitler tabii vicdanlarımızı sızlatıyor.

Gizli tanık Efe var bizi Erzincan’a götüren. Ankara’ya gelip 2010’da dönemin Başbakan Yardımcısı ile Adalet Bakanıyla görüşüp gizli tanık olması için teşvik aldığını, söz aldığını şimdi itiraflarında ifade ediyor. Böyle devlet yönetilmez. Böyle yönetilirse Türkiye şehit ve gazi vermeye devam eder.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çiçek.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Başbakan ile Genelkurmay Başkanıyla ilgili belge nerede Sayın Çiçek?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Böylece, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, lehte olmak üzere Kocaeli Milletvekili Sayın Zeki Aygün.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ AYGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Yasa Tasarısı’yla ilgili muhalefetin ve iktidarın zamanı yönetme açısından bir uzlaşı içerisinde olduğunu gördüm. Bu uzlaşı, tabii, bizim için önemli. Ben de bu uzlaşıyı saygıyla karşılıyorum ve bu uzlaşıya “evet” diyorum. Ancak, hem Genel Kurulda hem de Komisyonda destek veren muhalefetten arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum.

Bu yasanın ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tarihe geçtin, tarihe! Yarın manşetsin Kocaeli’de.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seni yarın manşet yapacağım Kocaeli’de, tarihe geçtin(!)

BAŞKAN – Şimdi aleyhte olmak üzere, yine Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yaklaşık üç gündür milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak fikirlerimizi beyan ettik. Sayın Bakan hem Komisyon sürecinde hem de burada sorularımıza cevap vermedi. Güzel bir söz var: Söylediklerinizi duyurmak için kimseyi kolundan tutmayın çünkü insanlar sizi dinlemeye istekli değilse onları tutacak yerde çenenizi tutmanız daha hayırlıdır. Ben de bu yasayla ilgili susuyorum, oyumun rengini açıklıyorum.

Değerli milletvekilleri, herhâlde bir halk oylaması olacak, inşallah. İnşallah diyorum çünkü 339 milletvekili olarak yangından mal kaçırır gibi kabul ettiğiniz Anayasa değişikliğini tek adam üç haftadır kabul etmiyor, bekletiyor, galiba kendisi yeniden yazacak. Ee, işte tek adama her şeyi teslim etmek böyle acayip bir şey.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ne alakası var?

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Allah Allah!

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Amma er ya da geç bir halk oylaması olacak.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Okuyor, okuyor 18 maddeyi.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Olsun, halk neylerse güzel eyler, hayırlı eyler ve halk, yüzyılların süzgecinden geçerek gelen evrensel hukuk kazanımını kadıya teslim etmemek için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından alkışlar) Halk zalimin karşısında, mazlumun yanında olduğunu göstermek için “Hayır.” diyecek. Halk yoksulun daha yoksul, din tacirlerinin üretmeden daha zengin olmalarına “Dur.” demek için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Tabii tabii, bu köprüler kendi kendine oldu.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Halk, arsızın, hırsızın, tecavüzcü severlerin korunup kollanmadığı, şeffaf bir yönetim için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Halk, yüce devletini, özgürlüğünü, kişiliğini bir kişiye ipotek etmemek için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Halk, işini, aşını kaybetmek için “Hayır.” diyecek.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Metni okuyamıyorsun, metni, metni!

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Halk, kiminle dost, kiminle düşman olduğunu bilmek için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri) Halk, bırakın torununu, torununun torununu da daha şimdiden borçla bırakmak için “Hayır.” diyecek. Halk, şiddetin yerine barışın, ötekileştirmenin yerine kardeşliğin, diktatörlüğe karşı demokrasinin güzelliğini ve huzurunu yaşamak için “Hayır.” diyecek. (CHP sıralarından “Hayır.” sesleri)

HİKMET AYAR (Rize) – Halk ne derse kabul mü?

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Dedik ya halk neylerse güzel eyler, hayırlı eyler ve ben de halkımızın “Hayır.” kervanına onurla, sevgiyle, coşkuyla katılıyor, “Hayır.” diyorum, sizi de “Hayır.”a davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) O zaman hayırlar saf ola, şerler defola!

Eyvallah. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sizin hâlinizden millete hayır gelmiyor, sorun orada.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’in 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; burada müzakereleri büyük bir sabırla takip ettiğimizi ifade etmek isterim.

Çıkan hatiplerin yaptığı konuşmalarda ortaya attıkları iddiaları kabul etmediğimizi, kabul etmemizin mümkün olmadığını da belirtmek istiyorum.

Efendim, birisi anlattı, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında diyalog geçmiş, “Biz IŞİD’le kötü değiliz, biz girelim, biz girmeyelim.” böyle bir diyalog varmış da bu, buradan anlatılıyor. Diyaloglar üzerinden hareket edecek değiliz. Bildiklerinizi burada gelip ispat etmekle mükellefsiniz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Belgesini sunmak zorunda, belgesini, yoksa iftira etmiş olur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Aksi takdirde, bu tip ifadeler, kafalarda yazılmış, kürsüde ifade edilmiş, bunun ötesine geçmez, hiçbir anlam da ifade etmez bizim için.

Bir diğeri, bakın, Suriye’de bizim askerlerimizin ne işi var? Suriye’de askerlerimiz Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin güvenliği için oradalar. Oradan roketler atılıyor, sınırlarımızın içerisine düşüyor. Oradaki terör örgütlerine karşı kapsamlı bir mücadele veriliyor. DAİŞ’e karşı orada bir mücadele veriliyor, PKK’nın kolu olan PYD’ye karşı orada bir mücadele veriliyor. Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için Silahlı Kuvvetlerimiz orada bulunmaktadır.

Bugün, DAİŞ terör örgütüne karşı, bakın, en büyük zayiatı verdiren, en büyük darbeyi vuran şanlı Türk Silahlı Kuvvetleridir. Dünyada bir koalisyon kurulmuş, onların aldığı mesafe belli ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin şöyle dört beş ay içerisinde bu terör örgütüne karşı ortaya koymuş olduğu başarı ortadadır.

Bu açıdan, değerli milletvekilleri, Silahlı Kuvvetlerimizin oradaki amacı bellidir. Türkiye, terör örgütleriyle hareket etmez, Türkiye Cumhuriyeti devleti kadim bir devlettir ve terör örgütlerine karşı mücadele için oradadır. Onun dışında yapılan, ortaya atılan iddiaların bizim nazarımızda hiçbir geçerliliği yoktur, kabul etmemekteyiz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Muş yerinden yaptığı açıklamada, biraz önce kürsüdeki hatibimiz Sayın Dursun Çiçek’in bir ifadesini tekrarlayarak bunun kaynağını açıklamaya davet etti ve “Aksi takdirde…” diyerek sözlerine devam etti.

Sayın Dursun Çiçek, bir açıklama hakkını kullanmak ister.

BAŞKAN – Yerinden mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Takdir ederseniz kürsüden de olur ama…

BAŞKAN – Fark etmez.

Buyurun Sayın Çiçek, buyurun kürsüye. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla tekrar selamlıyorum.

Kaynağı söyledim ben, dönemin Genelkurmay Başkanı ve dönemin Başbakanı, çok net.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Size mi aktardılar?

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Evet, birinci… Evet, bana…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Size mi aktardılar? Belge göstereceksiniz, belge.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Evet, gösteriyorum, gösteriyorum.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Belge göstereceksiniz, belge göstereceksiniz. Uydurmayacaksınız, uydurmayacaksınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onlar çıkacak, yalanlayacak yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Boynukara…

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, öyle, şiddet bize sökmez.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Uydurmayacaksınız.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Uyduran namerttir.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Belge, belge…

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – İşte, git, Genelkurmay Başkanına sor, konuşsun. Belge işte.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Belge diyorum, belge. Genelkurmay Başkanı size mi anlattı?

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Şahit, tanık değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çıksın, yalanlasın.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Ben askerim, yeminime sadığım, ben yalan söylemem.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Genelkurmay Başkanı size anlatacak(!)

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi, bakın, işte belge, işte belge.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bakın, Genelkurmay Başkanı…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalan söylediğiniz buradan belli.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Belge söylüyorum, bak.

HAMZA DAĞ (İzmir) – “Yargıtay tutanakları” dediniz, bunu açıklayın. “Yargıtay tutanakları” deniniz.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Gizli tanık Efe, gizli tanık Efe…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalan söylediğiniz buradan belli. Hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – …Erzincan olayında Hayati Yazıcı’yla…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Değiştirmeyin konuyu, önceki konuya gelin. Önceki konuya gelin Beyefendi.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – …Sadullah Ergin’le “Gizli tanık ol, git bu davada savcıya yardımcı ol. Seni savcı yapacağız, hâkim yapacağız.” demedi mi? (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) İşte belge.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Önceki konuya gelin.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bakın, iki dakikada çark ettiniz.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Türkiye’yi yönetmek, belediye yönetmek gibi değil. Devlet adamı olmak…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Biz devleti yönetiyoruz.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Biraz Türkiye’yi yöneteceksiniz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Bakın, doğru bilgi vereceksiniz, doğru bilgi.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Ne oldu devletin kurumları? Nerede Silahlı Kuvvetler? Nerede yargı? Nerede devlet?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Doğru bilgi vereceksiniz.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Hani güçlü devlet, güçlü devlet nerede?

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalan söylemeyeceksiniz, size yakışmıyor.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Yazık, yazık!

Sizlerin mağduru olarak beş yıl hapis yattık biz. Bizi FET֒cülere teslim ettiniz. Şimdi de çıkmışsınız, hukuktan, devletten bahsediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sizde devletin “d”si yok.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalan söylemek yakışmıyor.

DURSUN ÇİÇEK (Devamla) – Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yalan söylemeyeceksin.

DURSUN ÇİÇEK (İstanbul) – Yalan söyleyen namerttir.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.54

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 68’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (Devam)

BAŞKAN - 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi tasarının tümünün oylamasına geçiyoruz.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı           :     212

Kabul                                 :     206

Ret                                     :        6  (x)

              Kâtip Üye                               Kâtip Üye

               Sema Kırcı                         Mustafa Açıkgöz

               Balıkesir                                Nevşehir”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Gündemin 2’nci sırasında bulunan 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – CHP burada. Komisyon yok ama CHP burada.

BAŞKAN – 3’üncü sırada bulunan 440 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında Bulunan Rus Defin Yerleri ile Rusya Federasyonu Topraklarında Bulunan Türk Defin Yerleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/656) ile Dışişleri Komisyonu ve Milli Savunma Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 440)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir. (CHP sıralarından “CHP burada” sesleri)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakan da orada Sayın Başkanım. Bak, Bakan duruyor.

BAŞKAN – Komisyon yok Sayın Tanal, çok rica ediyorum, lütfen.

4’üncü sırada bulunan 340 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/682) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 340)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Şubat 2017 Salı günü, alınan karar gereğince, saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati : 22.11



(x) 443 S. Sayılı Basmayazı 7/2/2017 tarihli 66’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.