TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

67’nci Birleşim

8 Şubat 2017 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, Roboski’de anma ve adalet nöbetinin engellendiği iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, Türkiye’nin Afrika açılımına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak’ın Ulubey ilçesinde yer alan Blaundos antik kentinin turizme kazandırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın, Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye’nin ilk şehir hastanesi Mersin Şehir Hastanesinin açılışının yapıldığına ve ülkeye hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, onlarca emektar hocası ihraç edilen Mülkiye koridorlarında hüzün hâkim olduğuna ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ekonominin önündeki engel ve zorlukların nedeninin iktidarın söylediği gibi dış kaynaklı olmadığına, çözümün anahtarının milletin referandumda kullanacağı “hayır” oyları olacağına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, iktidarın, yat, kotra ve teknelerden alınan yüzde 18’lik KDV’yi yüzde 1’e indirmesine, yüzde 8 olan özel tüketim vergisini tamamen kaldırmasına rağmen elektrik ve doğal gaz faturalarındaki yüzde 18’lik KDV’yi indirmediğine ilişkin açıklaması

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, ulusal varlıkların, tarihî birikimlerin bir holding gibi yönetilecek bir fona devredildiğine ve doğal koruma alanlarının yapılaşmaya, ranta açılmaya çalışıldığına ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 686 sayılı KHK’yla birçok değerli akademisyen, sanatçı ve hocanın ihraç edildiğine ve iktidara bu kanun hükmünde kararnameler yanlışından dönülmesi için seslendiğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanın sevgiye ve hürmete layık bir varlık olduğuna ve zedelenen, yıkılan insan onurunu yeniden onarmak için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Keşan Orman İşletmesi sorumluluğunda bulunan Çamlıca, Kadıköy ve Pırnar köy sınırlarında yer alan 4 bin hektarı aşkın genç çam ağacının tıraşlanarak düz ara kesiminin yapılmasına ilişkin açıklaması

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, imamların ve diğer din görevlilerinin referandum süresince dini siyasete ve iktidarın çıkarlarına alet etmelerinin önüne geçilip geçilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 686 sayılı KHK’yla işten atılan kamu görevlilerinin birçoğunun Atatürkçü, sol, sosyal demokrat dünya görüşüne sahip kişiler olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kamuda insan kıyımına devam edilerek 686 sayılı KHK’yla 4.464 kişinin mesleklerinden ihraç edildiğine ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, vatandaşın referandumda neden “evet” demeyeceğini anlatan bir şiir okumak istediğine ilişkin açıklaması

15.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, atama bekleyen öğretmenler ve ailelerinin bir an önce sürecin sonuçlandırılmasını beklediğine ve mağdur olan öğretmenlerin durumuyla ilgili incelemelerin hangi aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Vize ve Pınarhisar ilçelerinin çevre yollarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kanun hükmünde kararnamelerin olağanüstü hâlin gereklerini fazlasıyla aştığına ve iktidarın bu kanun ve hukuk dışı uygulamalardan vazgeçmesini beklediğine ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, AKP’nin, başkanlığın faturasını ülkeye, eğitim sistemine, bilim adamlarına ödetmeye devam ettiğine ve son yayımlanan KHK’nın getirilmek istenen otoriter rejimin ve tek adam düzeninin ayak sesi olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, bilim ve sanat dünyasından yüzlerce akademisyen ve binlerce öğretmenin ihraç edilmesine ve iktidarın bilime, sanata, düşünmeye düşmanlığının artık “zulüm” kavramını bile aşacak şekilde gösterildiğine ilişkin açıklaması

20.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 686 sayılı KHK’yla bir gecede binlerce kişinin işine son verildiğine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Cumhurbaşkanının ABD Başkanı Trump’la yaptığı kırk beş dakikalık telefon görüşmesinin içeriğinin çok önemli olduğuna ve CIA Başkanının Türkiye’yi ziyaret etmesinin nedenini öğrenmenin Parlamentonun ve milletin en tabii hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Varlık Fonu’na devredilen ÇAYKUR’un devletin elinden çıkmasının o bölgede Türkiye çaycılığının bitmesi anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

23.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, haksız yere görevden alınan kişilerin bir an önce görevlerine iade edilmesini talep ettiğine, siyasi propaganda yapan imamın emekli edilmesi ve camilere siyasetin sokturulmaması nedeniyle Diyanet İşleri Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, halkın yarısından fazlasının Anayasa değişikliğinin içeriğinden habersiz olduğuna ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm siyasi parti liderlerinin toplanıp halkın canlı olarak izleyebileceği bir açık oturum yapma çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

25.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa’da HDP il eş başkanlarının da içinde bulunduğu 54 kişinin tam on bir aydır mahkeme önüne çıkarılmadığına ilişkin açıklaması

26.- Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin, 27 Mayısın getirdiği vesayetçi cumhurbaşkanlığı sistemini ortadan kaldıran bir Anayasa değişikliği gerçekleştiğine ve 1960 darbesinin vesayetinin bitmesini isteyenlerin “evet”, devam etmesini isteyenlerin “hayır” diyeceğine ilişkin açıklaması

27.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 8 Şubat 1935’te ilk kadın milletvekillerinin seçilmesinin yıl dönümünde demokrasinin, özgürlüğün konuşulması gerekirken KHK’larla haksız yere görevden alınan kişilerin konuşulması durumunda kalındığına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, TÜİK’in ocak ayına ilişkin açıkladığı enflasyon oranıyla memur ve emeklilere yapılan zamların daha ilk ayda eridiğine ve bu kesimlere yönelik koruyucu tedbirlerin alınmasının aciliyet arz ettiğine ilişkin açıklaması

29.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, 686 sayılı KHK’yla görevlerine son verilen 4.464 kişinin 330’unun bilim insanı olduğuna, bu şekilde bilime yönelik saldırının olağanüstü hâl gerekçesiyle bağlantılı olduğunu iddia etmenin olanaksız olduğuna ve Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’e yöneltilen tepkilere ilişkin açıklaması

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 686 sayılı KHK’nın demokrasi tarihine kara bir leke olarak düştüğüne, bu ülkede akademisyenlerin ve üniversitelerin hiçbir zaman bu dönemdeki kadar baskı görmediğine ilişkin açıklaması

31.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Fırat Kalkanı operasyonunda DEAŞ terör örgütü tarafından düzenlenen saldırıda 2 askerin şehit olduğuna, bütün terör örgütleriyle son derece azimli ve kararlı bir şekilde ve bunları bitirme noktasında mücadele edildiğine, olağanüstü hâl uygulaması ve kanun hükmünde kararnameleri değerlendirirken 15 Temmuzun unutulmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar ve 25 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/456)

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/457)

3.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde sağlık hizmetlerinin sunumunda yaşanan aksaklık ve eksikliklerin, hasta tutuklu ve hükümlüler ile sağlık personelinin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/458)

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı’yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012, 5/2/2013, 16/1/2014, 3/2/2015 ve 9/2/2016 tarihli 956, 984, 1008, 1031, 1054, 1082 ve 1107 sayılı Kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin 10/2/2017 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri karasuları dışında (2317 [2016] sayılı BMGK Kararı gereğince Somali karasuları dâhil olacak şekilde) denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmeleri ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/905)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Dışişleri Komisyonu Kâtip Üyesi ve Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un, Kosova Parlamentosu tarafından 19-22 Şubat 2017 tarihlerinde Kosova’nın başkenti Priştine’de düzenlenecek olan Parlamentolar Dış İlişkiler Komiteleri Zirvesi’ne katılmasına ilişkin tezkeresi (3/909)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan ile Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun’un, Kenya’nın başkenti Nairobi’de 18-23 Şubat 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun Parlamenterler Ağı Çalışma Toplantılarına katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/910)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, başta emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öncü isimleri olan bilim insanları ve kamu emekçileri olmak üzere OHAL KHK’larıyla kamu çalışanlarına yönelik ihraçların yol açtığı hukuksuzlukların ve yarattığı tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, son KHK’yla üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin ve eğitim sisteminin geldiği son kritik evrede yeniden ele alınarak çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın HDP grup önerisi üzerinde ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Adana’nın Aladağ ilçesinde kız öğrenci yurdunda meydana gelen elim yangın vakasının araştırılması ve benzer acıların bir kez daha yaşanmaması ve kamusal eğitim ve barınma haklarının tüm öğrenciler için güvence altına alınıp yaygınlaştırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/392) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine seçim

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

8 Şubat 2017 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Roboski’de anma ve adalet nöbetinin engellendiği iddialarıyla ilgili söz isteyen Şırnak Milletvekili Sayın Aycan İrmez’e aittir.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Şırnak Milletvekili Aycan İrmez’in, Roboski’de anma ve adalet nöbetinin engellendiği iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkların tarihinde toplumsal belleklerine sinmiş ve durmadan kanayan yaralar vardır. Zalimler işledikleri zalim suçların hesabını vermedikçe yani adalet gerçek anlamda sağlanmadıkça bu yara kabuk bağlamaz, sürekli kanamaya devam eder.

Roboski katliamından bu yana Şırnak’ta yaşananlar bir halkın yarasını kanatmaya devam ediyor. 28 Aralık 2011’de TSK’ya bağlı savaş uçakları Roboski’yi bombaladı, 19’u çocuk, 34 yurttaş bu şekilde acımasızca katledildi. Yakınlarının ceset parçalarını dağlarda toplayan annelerin ve katledilenlerin katır sırtındaki fotoğraflarıyla birlikte Roboski katliamı, Kürt halkının toplumsal belleğinde yaşadığı sayısız trajediden biri olarak hafızalarımıza kazındı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan...

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Başkanım, çok uğultu var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda kendi aramızda konuşmayalım lütfen. Hatip konuşma yapıyor, uğultu var.

Buyurunuz Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Roboski’de yaşananların akabinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, savaş uçaklarınca gerçekleştirilmiş bu ölümlerin Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmayacağını ve bunun ne pahasına olura olsun aydınlatılacağını söylemişti. Aradan geçen altı yılı aşkın sürede katliamın sorumlularının açığa çıkarılmasına ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. “Mutlaka aydınlanacak.” denilen Roboski katliamı, Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmaya şimdiden mahkûm bırakıldı. Roboski halkından bir özür bile dilemeyen AKP Hükûmeti bu katliamı aydınlatmadığı gibi, hâlâ yas tutan ve adalet arayan halka yönelik yeni bir saldırı dalgası daha sahneye koymuş durumda. Katliamın yaşandığı ilk günden beri adalet arayan Roboskili aileler, elli beşinci haftadan itibaren, her hafta adalet talebiyle kaybettikleri yakınlarını anarak mezarlık ziyareti yapıyorlardı. Bu hafta bu ziyaretlerin 266’ncısı yapılacaktı ancak Roboskili ailelerin adalet nöbeti OHAL koşulları gerekçesiyle bölgedeki jandarmalar tarafından engellendi. Şimdi isteniyor ki aileler mezarlık ziyareti bile yapmasın, dua bile edemesin; adalet aramaktan, çocuklarını anmaktan vazgeçsin.

Değerli milletvekilleri, sormak gerekiyor: Bu sistemin Roboski halkına duyduğu nefret nereden gelmektedir? Bu bitmeyen öfke ve nefret nereden kaynaklanıyor? Öldürüyor, yetmiyor, Şırnak’ın seçilmiş iradesine darbe yapıyor. Şırnak Milletvekilimiz ve aynı zamanda Roboskili olan Sayın Ferhat Encu’yu rehin tutuyor, yetmiyor. Roboski’de meydana gelen cinayetleri araştırmak ve toplum vicdanını rahatlatacak adımlar atmak yerine, Roboski’de katledilenlerin akrabası olan Milletvekilimiz Sayın Ferhat Encu’nun şu an rehin olması bu kin ve nefretin, siyasetin bir devamı değil de nedir? KHK’yla Roboskileri bir günde kapatıyor, yetmiyor; köylülere baskı yapıyor, kan kusturuyor, yetmiyor; Amed’de Roboski katliamı anıtını yıkıyor, yetmiyor; şimdi de yas tutan halka “Yas tutma.” diyor, adalet arayan halka “Adalet arama.” diyor. Her Perşembe yakınlarını anmaya giden analara “Neden ellerinizde Türk Bayrağı yok?” gibi sorular soruluyor. Askerlerin talimatıyla korucular ve muhtar harekete geçiyor ve artık mezarlık ziyaretine gitmemeleri konusunda aileler tehdit ediliyor, mezarlığa giden herkesin gözaltına alınacağı söyleniyor. Ancak, mezarlığı ziyaret etmeye kararlı aileler bu sefer de dronlarla havadan taciz ediliyor ve âdeta katliam günü yeniden hatırlatılıyor. Aileler müdahaleden çekindikleri için herhangi bir açıklama yapmadan dağılmak zorunda kalıyorlar. Nereden geliyor bu kin ve nefret? Bunu bir Hükûmet yetkilisinin gelip bu kürsüden açıklaması gerekiyor artık.

Toplumsal barış ve vicdanın yanı sıra hukuk devletinin bir gereği olarak, Roboski’de gerçekleşen katliamın zaman kaybedilmeksizin aydınlatılması gerekiyor. Roboski’de yaşananlarla, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde yaşanmış pek çok benzer olaylarla devletin yüzleşmesi, bir daha bu tür olayların yaşanmaması için de gereklidir.

Değerli arkadaşlar, Amerikalı düşünür Judith Butler son derece doğru bir tespit yaparak “Hangi ölümün yasının tutulmaya değer, hangi yaşamın yaşanmaya değer olduğunu belirleyen politikalar vardır.” der. İşte, Roboski katliamını ve ardından yaşananları anlatan cümle budur değerli arkadaşlar. Roboski’de yaşayan Kürtler, bu devlet için belli ki hiçbir anlam ifade etmiyor. Roboski’de katledilen yurttaşların yasının tutulmasına bile izin verilmiyor. Bu yüzden, her hafta mezarlığa giderek hem dinî vecibelerini yerine getirip yas tutan hem de adalet arayan katledilenlerin yakınlarına duyulan nefret ve korku ancak bu şekilde açıklanabilir. Bu aynı zamanda aslında egemen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın İrmez, lütfen tamamlayın.

Buyurun.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Diyarbakır’ın orta yerinde duran Roboski anıtının sökülmesi, Roboski Derneğinin kapatılması, Roboski köylülerine son iki aydır yapılan baskılar, tacizler, son olarak mezarlık ziyaretlerinin OHAL gerekçe gösterilerek yasaklanması özünde toplumsal hafızaya ve belleğe bir saldırıdır. Egemenler bu katliamı unutmayan bu halka bu katliamı unutturmaya çalışıyorlar, üstelik bunu zor ve cebirle dayatıyorlar. “Ben iktidarım; senin neyi hatırlayıp hatırlamayacağına, neyi unutup unutmayacağına ben karar veririm.” diyor AKP iktidarı. Ancak, AKP iktidarı şunu bilmeli ki: Unutursak kalbimiz kurusun demiştik; burada bir halkın yüreği attıkça bu katliam hatırlanacak ve elbet bir gün hesabı sorulacaktır.

Ayrıca, bugün, Cizre bodrumlarında insanlık dışı katledilen ve öldürülen arkadaşlarımızı da bir kez daha buradan anmak istiyorum. Elbet bir gün bunların da hesabı muhakkak adalet önünde sorulacaktır.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Reddediyoruz bunları Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrmez.

Gündem dışı ikinci söz Türkiye'nin Afrika açılımı hakkında söz isteyen Erzurum Milletvekili Sayın Zehra Taşkesenlioğlu’na aittir.

Sayın Taşkesenlioğlu, süreniz beş dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, Türkiye’nin Afrika açılımına ilişkin gündem dışı konuşması

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin Afrika açılımıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Bolluğun içinde yokluğun, Batı’nın sömürüsünün merkezi hâline gelen Afrika, zengin doğal kaynakları, genç ve dinamik bir nüfusu, devasa kalkınma potansiyeliyle 21’inci yüzyılın yeni cazibe merkezi hâline gelmiştir. McKinsey Global Enstitüsünün verilerine göre mevcut potansiyelin kıtada uzun vadeli ekonomik hedeflerle ortaya çıkması sonucu bu potansiyeli fark eden başta Batılı odaklar yatırımlarını bu bölgeye kaydırmış ve bolluk içinde yokluğun kıtası olan Afrika yeni, bakir bir alan olarak hepimizin gözdesi hâline gelmiştir. Bugün ekonomik sıçramanın eşiğinde olan Afrika, Asya’nın izinde gidebilecek güce sahiptir. IMF rakamlarına göre Sahraaltı Afrika 2015 yılında 4,75 oranında büyümüş ve ekonomik gelişmesi sonucu 2020 yılında yüzde 10 gibi bir büyüme oranıyla gelişmesi hedeflenmektedir. Yine McKinsey’nin hazırladığı bir rapora göre Afrika’daki gayrisafi yurt içi hasıla artışı, salgınlara, açlığa ve zaman zaman görülen tabi afetlere rağmen 1990’lı dönemlere göre 2 katına çıkmış ve yüzde 4,9 seviyesinden yüzde 29,9 seviyesine çıkarak 1,6 trilyonluk bir gayrisafi millî hasılaya ulaşmıştır. Bu durum neredeyse Brezilya ve Rusya’nın gayrisafi yurt içi hasılalarına eşittir.

Türkiye'nin Afrika Kıtası’yla ilişkilerini geliştirmeye başlaması yakın geçmişe dayanmaktadır. Afrika ülkeleriyle özellikle 2000’li yıllardan itibaren başlayan Afrika açılım politikamız bugün başarıyla devam etmektedir ve bunun sonucunda ticaret hacminden siyasi diyalog mekanizmalarına, eğitim faaliyetlerinden ekonomik yatırımlara kadar birçok alanda hızlı ilerlemeler sağlanmıştır. Böylece, Osmanlı’dan günümüze kadar bir Afro-Avrasya ülkesi olan Türkiye 21’inci yüzyılın gerçekleriyle uyum içerisinde Afrika politikasında yeni bir döneme girmiştir. 2003 yılında Afrika’yla ekonomik ve ticari ilişkilerin güçlendirilmesi stratejisinin benimsenmesi, 2005 yılının Türkiye’de Afrika yılı ilan edilmesi, 2008 yılında Afrika Birliğine stratejik ortaklık ilan edilmesi ve Afrika Kalkınma Bankasına tam üyelik gibi ilişkiler Afrika’yla gerçekleştirdiğimiz ilişkilerin yapı taşlarını oluşturmuştur. Türkiye ile Afrika arasında aslında temel amacımız kazan-kazan politikası uygulamak ve Afrika için Afrika çözümleri gerçekleştirmek. Buradan özellikle bağımlılık, vesayet ve sömürü ilişkileri kurmak yerine siyasi eşitlik ve karşılıklı ekonomik çıkarları hedefliyoruz.

Afrika ülkeleri de Türkiye'nin kazan-kazan politikasına olumlu yaklaşmış, son yıllarda üst düzey ziyaretlerin sayısında önemli artışlar olmuştur. Geride bıraktığımız on yıllık dönem içerisinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan -önderliğinde oluşan iş ve ekonomi dünyasının temsilcileriyle- 23 Afrika ülkesine 30’dan fazla ziyaret gerçekleştirerek Afrikalı olmayan liderler arasında bir rekora imza atmıştır. Bu temaslar Afrika ülkeleriyle ikili ilişkilerimizin geliştirilmesine yönelik stratejik vizyonumuzun bir parçasıdır. Bu kapsamda, 2004 yılında Afrika Kıtası genelinde yalnızca 12 olan büyükelçilik sayımız 2016 yılında 39’a yükselmiş, yine 2012-2013 döneminde Türkiye'nin Afrika’da faaliyet gösteren muhtelif yardım faaliyetlerine vermiş olduğu destek 80 milyon dolar olmuştur.

Afrika ülkeleriyle aramızda geliştirdiğimiz ticaret sonucunda 2002 yılında 3 milyar dolar olan ticaret hacmimiz şu anda 30 milyar dolara ulaşmıştır. Yine, Türk Hava Yolları 30’dan fazla Afrika ülkesine 40’dan fazla uçuş gerçekleştirmiştir. Her yıl en az 5 binden fazla Afrikalı öğrenciye burs vererek Türkiye'nin eğitim faaliyetlerini bu kıtada sürdürmeye gayret ediyoruz.

22-25 ocak tarihleri arasında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Tanzanya, Madagaskar ve Mozambik’e gerçekleştirdiğimiz ziyaretler sonucunda Tanzanya’da 2 bin kilometrelik demir yolu inşaatı, Mozambik’te toplu konut yapımı ve Madagaskar’da elektrik santrallerinin yapımıyla ilgili olan işlerde imzalar atılmıştır.

Tabii ki bu ziyaretlerimizde yine Afrika ülkelerinde FETÖ mensuplarının ve örgüt iltisaklı kuruluşların zararlı faaliyetlerinin yasaklanması talep edilmektedir. Geçtiğimiz yirmi yılda Türkiye’nin prestijini ve imkânlarını kullanarak düzinelerce Afrika ülkesine yerleşen örgüt üyelerinin foyası 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ortaya çıkmış ve birçok Afrika ülkesi bu darbe girişiminden sonra bu belaya karşı gerekli adımları atmaya başlamışlardır.

Son olarak “Neden Afrika’dayız, neden Afrikalılarla ilişki hâlindeyiz?” sorusuna vereceğimiz en güzel cevabı Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan Cemil’in ifadesiyle sonlandırmak isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, devam edebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Devamla) – Cemil iki yıl önce Türkiye’ye geldiğinde kendi yerel dili olan Swahili dilini konuşurdu ve iki yıl sonra Türkçeyi öğrendi. Söylediği cümle aynen şöyle: “Biz küçük yaşlarda başta Batılı diller olan İngilizce, Fransızcayı öğrendik. Bu bize Afrikalıların ve Afrika’nın fakir olduğunu öğretti, ancak ben şimdi Türkiye’de aslında Afrika’nın ve Afrikalıların ne kadar zengin ve ne kadar hami gönüllü olduğunu öğrendim. Bana bunu öğrettiğiniz, bu öğrenme fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederim.” İşte bunun gibi gönülleri fethetmek, gönülleri fethettikten sonra da ekonomik ilişkileri geliştirmek için gidemediğimiz yer kalmayacaktır başta Afrika olmak üzere.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taşkesenlioğlu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

Sayın hatip Afrika ilişkilerini anlattı. Kendilerinin, ailelerinin Afrika’da yatırım yapan şirketleri var mı, yok mu acaba yani bunları da bize bir izah edebilirler mi?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, Uşak’ın Ulubey ilçesinde yer alan Blaundos antik kentinin turizme kazandırılmasıyla ilgili söz isteyen Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım’a aittir.

Buyurun, süreniz beş dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak’ın Ulubey ilçesinde yer alan Blaundos antik kentinin turizme kazandırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Türkiye içinden ve de ülke dışından bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza ve de bütün değerli çalışma arkadaşlarımıza hayırlı işler diliyorum, hayırlı günler diliyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, ilk önce size gerçek olan bir anımı anlatacağım: Ben milletvekili olmadan önce ülke dışında yaşarken bazı gittiğim toplantılarda -hem ülke dışında hem de İstanbul’da sık sık olmak üzere- tanıştığım iş adamı arkadaşlarımız “Nerelisin?” dediklerinde “Uşaklıyım.” cevabını verdikten sonra maalesef karşımdaki kişiler “Uşak nerede? İç Anadolu’da mı, Karadeniz’de mi?” şeklinde sorular sorarlardı. Bunun iç acısıyla bu zamana kadar geldik. Ben de milletvekili olduktan sonra Uşak’ı tanıtmak adına elimden geleni yapacağıma kendi kendime söz verdim ve de elimden gelenleri yapmaya da başladım.

Şimdi, ilk önce ilimizi nasıl tanıtacağız? Üniversiteyle tanıtacağız.

Değerli arkadaşlar, üniversitemizin şu anda 34 bin öğrencisi var. Uşak’ta çok çeşitli dallarda artık yeterince öğrenciler eğitim görmeye başladı ve hem tıp fakültesinden hem de değişik dallarda mühendisliklerden yeni öğrencilerimiz mezun olduklarında Uşak’ı tanıtacağız. İnşallah hedefimiz 50 bin öğrenci olacak.

Diğer taraftan, biliyorsunuz, Uşak merkez tarhanasıyla, Eşme kilimiyle, Sivaslı çileğiyle, Banaz yaylasıyla, Karahallı’da Clandras’ıyla ünlüdür. Ama, esas, en önemli bizim doğal zenginliklerimizden -çok değerli çalışma arkadaşım Mehmet Altay’ın da memleketi olan, ilçesi olan, hepimizin ilçesi olan- Ulubey ilçemizde dünyanın en uzun, en büyük kanyonu bulunmaktadır; Ulubey Kanyonu. Biliyorsunuz, en büyüğü Amerika’da. Amerika’da Arizona eyaletinde bulunan kanyondan sonra en uzunu Ulubey’dedir. Ben özellikle hangi partiden olursa olsun bütün milletvekili arkadaşlarımızı Uşak’a, Ulubey’e davet ediyorum ve de size bunu göstermek istiyorum. Bu şu anda Ulubey Kanyonu’ndaki cam terasımız ve de bu doğa harikası olan, gerçekten oldukça güzel olan bu kanyonumuzun görüntüleri. Bu şekilde bütün milletvekili arkadaşlarımızı da davet ediyoruz.

Çok değerli arkadaşlarım, bunun yanında konuşmamdaki esas ana hat, ana konu, kanyonlara 5 kilometre uzaklıkta olan tarihî Blaundos Antik Kenti. Milattan önce 3000 yılında kurulan Blaundos Kenti’nin maalesef yarısı toprak altında yarısı toprak üstündedir. Çok değerli milletvekili arkadaşlarımın da desteğiyle, Mehmet Altay ve Alim Tunç kardeşimin de verecek olduğu destekle Turizm Bakanlığından alacak olduğumuz 10 milyonluk bütçeyle biz bunu ilk önce Ulubey’e, Uşak’a ve de Türkiye’ye, hatta dünya turizmine kazandıracağız. Onun için ben size Blaundos’la ilgili bir iki tane fotoğraf göstermek istiyorum, gerçekten çok beğeneceksiniz. Türkiye ve dünyadan gelecek olan, turizmden etkilenen bütün vatandaşlara, turizme ilgi duyan bütün vatandaşlara biz bu güzellikleri sunacağız. Bu, hem Ulubey ilçemizin hem de Uşak’ın ekonomisine ciddi derecede pay getirecektir. O kadar güzellikler var ki maalesef yarısı hâlâ toprak altındadır.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, gelin Turizm Bakanlığımızdan bize destek verin. Verdiğim önergeye de destek verin ve böylelikle 10 milyonluk bütçeyle, sayın valimizle, il özel idaremizle birlikte bu güzelliği ortaya çıkarıp bütün Türkiye’ye ve dünya vatandaşlarına bu güzelliği sunalım.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yalım.

MEHMET ALTAY (Uşak) – 60’a göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Altay Uşak Milletvekili. Gündem Uşak’tı.

Yerinizden bilgilendirme yapmak için Uşak Milletvekili olduğunuz için bir dakika size söz veriyorum.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın, Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET ALTAY (Uşak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de öncelikle Sayın Vekilimizin Uşak’ımızın tanıtımına ilişkin belirtmiş olduğu Ulubey Kanyonu ve Ulubey Blaundos Antik Kenti’ne ilişkin, bütün parlamenter arkadaşlarımıza bu güzellikleri görmeye ilişkin davetini tekrar ediyorum, tanıtımına katkısından dolayı teşekkür ediyorum.

Özellikle burada şu hususu belirtmek istiyorum: Blaundos Antik Kenti’yle ilgili olarak çalışmalarımız hızla devam etmekte. Özellikle 2016 ekim ve aralık ayları içerisinde yüzeysel kazı çalışmaları tamamlanmış, 2017 yılı içerisinde de Kültür Bakanlığı ile Uşak İl Özel İdaresi arasında protokol tanzim edilerek kazı evi ve laboratuvarın kurulmasına ve burada alt kazı çalışmalarının başlamasına ilişkin süreç devam etmektedir. Bu konuda çalışmalarımız hızla devam etmektedir.

Diğer taraftan, Ulubey Kanyonu, Orman ve Su İşleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Altay.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kayıtlara geçer, istiyorsanız devam edin.

Neyse açıldı şansınıza.

Buyurun.

MEHMET ALTAY (Uşak) - Sayın vekilimizin ifade ettiği Ulubey Kanyonu dünyanın 2’nci uzun kanyonu, 73 kilometre uzunluğunda. Bu kanyonlarla ilgili maalesef bu döneme kadar ciddi bir çalışma yapılmamıştı. Özellikle Orman ve Su İşleri Bakanlığındaki girişimlerimiz sonucunda 2012 yılında Ulubey Kanyonu Tabiat Parkı ilanı yapıldı ve buraya ilişkin özellikle cam teras il özel idaresi ve (ZEKA) Kalkınma Ajansı iş birliğiyle inşa edilip insanlara bu güzelliği, bu doğa harikasını yerinde inceleme fırsatı verilmiş oldu.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Başkanım, çok değerli vekil arkadaşımın unuttuğu bir iki tane cümle var. İsterseniz mikrofondan onları tamamlayayım.

BAŞKAN – Siz burada zaten bir dakikanızı bile bıraktınız Sayın Yalım.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Evet. Müsaade ederseniz onları tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Yerinizden o zaman, mikrofonu açayım. Bitirelim ama lütfen.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Tabii ki.

BAŞKAN - Sayın Altay, sakın sataşmadan söz istemeyin.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sataşma yok zaten.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun…

2.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Kesinlikle, çok değerli vekil arkadaşımla gayet uyumlu bir şekilde çalışıyoruz, öyle bir sataşma da yok. Sadece Mehmet Vekilimiz şunu özellikle söyledi… Valiliğin ve il özel idarenin başlattığı çalışmalarda il özel idarenin ve valiliğin çok kısıtlı bir bütçesi olduğundan dolayı bu yeterli değil. Ben bundan dolayı sayın vekilimizin de ve vekil arkadaşlarımızın da desteğiyle Kültür ve Turizm Bakanlığının verecek olduğu bir 10 milyonluk destekle tamamen o tarihî güzellikleri, tiyatroyu vesaireyi, o kenti Blaundos Kenti’ni ortaya çıkarıp bir an önce Türk turizmine sunacağımızı belirtmek istiyorum. Ayrıca unuttuğu bir şey daha var: Bütçe olmadığından dolayı… Bitirilen cam terasın iki tane asansörü var. Bu asansörler yaklaşık 75 metre aşağıya inip çıkacak. Bu asansörler yapılamadı. Gelecek olan bütçeyle bu asansörleri de yaptığımızda inanın Ulubey Kanyonu’nu bütün vatandaşlarımıza çok daha güzel bir şekilde tanıtacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yalım.

Sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, kısa bir talebim olacaktı.

Çok sayıda arkadaşımız söz talebinde bulunmuş durumdalar. Malum, dün akşam yayınlanan bir OHAL KHK’sıyla çok sayıda akademisyenin ve devlet memurunun görevinden uzaklaştırıldığı bir durum var. Bölgelerinden milletvekillerimize sayısız telefon geliyor. Bu konuyu bir dakikalık söz haklarında değerlendirmek isterler ama malum, tüm Meclis için sayı 15’le sınırlı. Siz bu sayının arttırılmasını takdir ederseniz çok memnun olacağız.

Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de Sayın Özel’in bu önerisine ve teklifine destek verdiğimi ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, gündeme geçmeden önce sisteme giren ilk 15 milletvekiline, her gün, aldığımız karar gereğince yerlerinden söz veriyoruz. Ancak her iki grup başkan vekilinin talebi üzerine… Önemli bir mesele, önemli bir gündem olduğu için aslında çok sayıda sayın milletvekili sisteme girmişler Sayın Özel’in de ifade ettiği gibi. Dolayısıyla sadece bugüne mahsus olmak üzere sayıyı 15 değil 25 yapacağım bugün. Sisteme giren ilk 25 sayın milletvekiline yerlerinden söz vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Sayın Taşkın, buyurun.

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye’nin ilk şehir hastanesi Mersin Şehir Hastanesinin açılışının yapıldığına ve ülkeye hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta seçim bölgem Mersin’de yapımı tamamlanan, Türkiye'nin ve Avrupa’nın en büyük hastanesi olan, Sayın Cumhurbaşkanımızın “rüya projem” dediği Türkiye'nin ilk şehir hastanesi Mersin Şehir Hastanemizin açılışı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’ın teşrifleriyle gerçekleşti. En son teknolojik cihazlarla donatılmış, Mersin’imize, ülkemize ve komşu ülkelere dünya standartları üzerinde hizmet verecek olan hastanemizde toplamda 1.300 yatak kapasitesiyle beş yıldızlı otel konforunda sağlık hizmeti sunulacaktır. Hastanemizin yapımında emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Başbakanımıza, Sağlık Bakanlarımıza ve emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Mersin Şehir Hastanemizin ilimize ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

4.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, onlarca emektar hocası ihraç edilen Mülkiye koridorlarında hüzün hâkim olduğuna ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün, onlarca emektar hocasını ihraç ettiğiniz Mülkiyenin koridorlarında bugün hüzün hâkim Ama zannetmeyin ki bu zafer sizin. Unutmayın, Mülkiyenin mirasında baskıya, zulme karşı direniş vardır.

1897’deki Osmanlı-Yunan Harbi zamanında Mülkiyenin o dönemki Müdürü Recai Bey bir bayram zamanı öğrencilere şeker dağıtır. Müdür şekerleri dağıttıktan sonra öğrencilere “Padişahım çok yaşa!” dedirtmek ister ama öğrenciler bu tezahüratlara katılmaz. Müdürün zorlamalarına karşın öğrenciler Nuh der peygamber demez. Sonunda bir öğrenci çıkar ve elindeki şekerleri yere atar. Az sonra diğer öğrenciler de yere attıkları şekerlerin üzerinde coşkuyla zıplarlar.

Bir memleket ya ilim ya zulüm ile idare edilir. Zannetmeyin ki zafer sizin. Bu topraklarda zulme karşı ilmi yeniden yeşertebilecek milyonlar var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ekonominin önündeki engel ve zorlukların nedeninin iktidarın söylediği gibi dış kaynaklı olmadığına, çözümün anahtarının milletin referandumda kullanacağı “hayır” oyları olacağına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uluslararası üç önemli kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye'yi “yatırım yapılamaz ülkeler” kategorisine indirdi. Dünya Bankası 2017 büyüme tahminini ülkemiz için yüzde 2,7 olarak açıkladı. TÜİK, enflasyonun bir önceki aya göre artarak yüzde 9,22’ye yükseldiğini açıkladı ve işsizlik yüzde 12’ye dayandı. Ekonominin önündeki engel ve zorlukların nedeni bu ülkeyi ve ekonomiyi on beş yıldır yönetemeyen iktidarın söylediği gibi dış kaynaklı değildir. Çözümü de başkanlık referandumu uğruna ne vergilerin geçici olarak kaldırılması ne tüm kamu varlıklarımızın fonlara devredilmesi ne iş dünyasıyla işçi pazarlığı ne de üniversiteleri baskı altına alıp bilim insanlarının ihraç edilmesi değildir; 80 milyonun huzuru ve refahı için hayırlı bir çözümün anahtarı, milletimizin referandumda kullanacağı “hayır”lı oylar olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Engin…

6.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, iktidarın, yat, kotra ve teknelerden alınan yüzde 18’lik KDV’yi yüzde 1’e indirmesine, yüzde 8 olan özel tüketim vergisini tamamen kaldırmasına rağmen elektrik ve doğal gaz faturalarındaki yüzde 18’lik KDV’yi indirmediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – “Bu kış günlerinde doğal gaz ve elektrik faturalarını nasıl ödeyeceğiz?” diye kara kara düşünen vatandaşlarımıza sesleniyorum: Siz soğukta ısınmak için evinizin sadece bir odasının kaloriferini açabiliyorken, elektrik ve su faturalarınızı zar zor ödeyebiliyorken, AKP Hükûmeti, yatlardan, kotralardan ve teknelerden alınan yüzde 18’lik KDV’yi yüzde 1’e indirdi ve yüzde 8 olan özel tüketim vergisini ise tamamen kaldırdı ama dar gelirli vatandaşlarımızın elektrik ve doğal gaz faturalarındaki yüzde 18’lik KDV’yi indirmek nedense hiç akıllarına gelmedi. Yükselen feryatlarınızı duymadılar bile. İşte, şimdi, o duyulmayan feryatlarınızı referandum sandığında “hayır” diyerek AKP’ye hatırlatma zamanıdır.

BAŞKAN – Sayın Akın...

7.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, ulusal varlıkların, tarihî birikimlerin bir holding gibi yönetilecek bir fona devredildiğine ve doğal koruma alanlarının yapılaşmaya, ranta açılmaya çalışıldığına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – AKP’nin talan anlayışıyla ulusal varlıklarımız, tarihî birikimlerimiz bir holding gibi yönetilecek bir fona devredildi. Şimdi de doğal koruma alanları yapılaşmaya, ranta açılmaya çalışılıyor. 19.624 hektar yüz ölçümüyle Türkiye’nin en büyük tabiat parkı olan Ayvalık Tabiat Parkı’nın koruma düzeyi düşürülerek bir kısmı imara açılmak isteniyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yaptığı bir açıklamayla, koruma derecesini düşürerek Ayvalık Tabiat Parkı’nın talan edilmesine yol açacak bir girişim içerisinde bulunuyor. Bunu kabul etmemiz asla mümkün değil. Eşsiz doğal güzelliğe sahip Ege’nin incisi Ayvalık’taki bu gelişmeye Ayvalık halkı, belediye ve sivil toplum örgütleri şiddetle karşı; yaşam alanlarının, doğal güzelliklerinin koruma kararının kaldırılmasını istemiyorlar. Buradan Çevre ve Şehircilik Bakanına sesleniyorum: Ayvalık’a, Ayvalık’ın doğal varlıklarına kıymayın, ranta, yapılaşmaya yol vermeyin ve bu kararınızdan derhâl vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

8.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 686 sayılı KHK’yla birçok değerli akademisyen, sanatçı ve hocanın ihraç edildiğine ve iktidara bu kanun hükmünde kararnameler yanlışından dönülmesi için seslendiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Dün gece yayımlanan OHAL kanun hükmünde kararnamesiyle, birçok değerli akademisyenimiz, sanatçımız, hocalarımız ihraç edildi. 20 Temmuz darbesiyle muhaliflerin tasfiyesi maalesef son hızla devam ediyor. Nazım Oratoryosu’na şeflik yapan, orada keman çalan sanatçılardan tutun Anayasa değişikliğine karşı çıkan Sayın Kaboğlu’na, HAS Parti kurucusuna kadar birçok farklı görüşe sahip muhaliflerin tasfiyesi Yenikapı ruhundan kapı önü ruhuna teslim olduğunuzun ya da kandırılarak sürüklendiğinizin açık göstergesidir.

Bir gün gelecek Ergenekon, Balyoz, 2010 referandumu, FETÖ gibi itiraflarınızın arasına bu kanun hükmünde kararnameler de girecektir. O yüzden insanların hayatını daha fazla karartmadan, daha fazla kul hakkı yemeden bu yanlışınızdan dönün diye sesleniyorum iktidara.

Herkese “hayır”lı günler diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanın sevgiye ve hürmete layık bir varlık olduğuna ve zedelenen, yıkılan insan onurunu yeniden onarmak için herkesin üzerine düşeni yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – İnsanlık geneli olarak çok zamandır yaratılış amacımızdan sapıp günübirlik telaşlar içinde bencilliğin, hırsın zindanlarına hapsolmuş durumdayız. Ayrımcılık, sömürgecilik, şiddet, terör gibi nice küresel sorunların kıskacında yeryüzü sakinleri olarak büyük bir sınavdan geçmekteyiz, hâlbuki hayatı onurluca yaşamak, birbirimizi hakir görmemek şanımıza daha yakışanıydı. Kanımız, malımız, canımız, onurumuz dokunulmazdır. Mutluluğumuzun yolu birbirimizi sevmekten geçmektedir; insan sevgiye ve hürmete layık olan varlıktır. Siyahı da beyazı da her kesimi de değerlidir ve onurludur; ölüsü de saygındır, dirisi de. Ne ırk farkı ne dil farkı ne renk farkı hepimiz Adem’in çocuklarıyız, Adem ise topraktandır; birbirimizin eşiti ve eşitleriyiz.

Zedelenen, yıkılan insan onurunu yeniden onarmak için üzerimize düşeni hep beraber yapmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

10.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Keşan Orman İşletmesi sorumluluğunda bulunan Çamlıca, Kadıköy ve Pırnar köy sınırlarında yer alan 4 bin hektarı aşkın genç çam ağacının tıraşlanarak düz ara kesiminin yapılmasına ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Orman Bakanına soruyorum: Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde “Dünya cenneti” dediği önemli bir turizm bölgesinde olan, Keşan Orman İşletmesi sorumluluğunda bulunan Çamlıca, Kadıköy ve Pırnarköy sınırlarında yer alan 4 bin hektarı aşkın genç çam ağaçlarının tıraşlanarak düz ara kesiminin yapıldığı bilgisini almış bulunmaktayım yani bir ağaç katliamı yapılıyor. Edindiğim bilgilere göre, bu ağaçların en az 60 yaşındayken kesilmeleri gerekirken 25-30 yaşında ağaçların kesildiği ve bir sanayi ürünü olan yongaya dönüştürüldüğünü öğrendim. Bir otuz yıl daha beklemek gerekirken, bu çam ağaçlarının daha değerli bir orman ürünü olma şansı varken bu acele nedendir; yoksa buradan da tükettiğiniz Türkiye bütçesine ve yeni kurduğunuz Varlık Fonu’na kaynak mı aktarmayı düşünüyorsunuz?

“Hayırlı” günler.

BAŞKAN - Sayın Bektaşoğlu…

11.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, imamların ve diğer din görevlilerinin referandum süresince dini siyasete ve iktidarın çıkarlarına alet etmelerinin önüne geçilip geçilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ümraniye Modoko Camisi İmamı Hüseyin Güleç’in cuma vaazında, Anayasa referandumunda “hayır” diyecekleri gafillikle, hainlikle suçlaması, AKP’nin icraatlarını sayarak “evet” propagandası yapması önce o anda camide bulunan yurttaşlarımız ve daha sonra da ülkemizin her tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Camiye ibadet için gelen cemaati ve halkı ayrıştıran, kin ve nefret duyguları oluşmasına neden olan bu imamdan sonra başka “evet”çi imamlar da türemiştir. İmamların ve diğer din görevlilerinin referandum süresince dinimizi bu şekilde siyasete ve iktidarın çıkarlarına alet etmelerinin önüne geçilecek midir? Valilere, kaymakamlara, rektörlere ve diğer kamu çalışanlarına tarafsızlık uyarısı yapan bir genelge yayınlamayı düşünmekte misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Tüm…

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 686 sayılı KHK’yla işten atılan kamu görevlilerinin birçoğunun Atatürkçü, sol, sosyal demokrat dünya görüşüne sahip kişiler olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle 4.464 kamu görevlisi işten atıldı. Bunların çoğunluğu öğretmenler ve akademisyenlerdir. İçlerinde Profesör İbrahim Kaboğlu gibi isimlerin de bulunduğu akademisyenlerin kimliklerine bakıldığında, birçoğu Atatürkçü, sol, sosyal demokrat dünya görüşüne sahip kişilerdir.

Hükûmete soruyorum: Bu akademisyenleri, öğretmenleri ve aydınları neden işten attınız? Bunların terörle ne ilgisi var? Bugüne kadar demokrasi ve özgürlük taleplerine öncülük eden Siyasal Bilgiler Fakültesini fiilen kapattınız. Asıl amacınız Mülkiyeyi tamamen ortadan kaldırmak mıdır, bunu açıkça ifade eder misiniz? OHAL kararnameleriyle yargısız infaz yapmaya daha ne kadar devam edeceksiniz? Bu yargısız infazlarla tüm akademisyenleri korkutarak susturmak mı istiyorsunuz? Akademisyenleri “hayır” diyecekleri için mi işten atıyorsunuz? Referanduma kadar daha kaç bilim adamını işten atacaksınız? Bu konuda Hükûmetin bir zulüm planlaması var mıdır?

BAŞKAN - Sayın Aydın…

13.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kamuda insan kıyımına devam edilerek 686 sayılı KHK’yla 4.464 kişinin mesleklerinden ihraç edildiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinize “hayırlı” günler.

Kamuda insan kıyımı devam ediyor. 686 sayılı KHK’yla 4.464 kişi mesleklerinden ihraç edildi; 2 bini aşkın öğretmen, 330 akademisyen. Bu kişilerin çoğunun ne FET֒yle ilişkisi var ne de yasalara aykırı bir şeyle. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi tiyatro bölümünde çok değerli hocaların haksız yere ihraç edilmesiyle bölümde sadece 4 hoca kaldı. Bu değerli akademisyenler kolay yetişmiyor. Bilim ve sanat bu hocaların sayesinde gelişiyor. Eğer amaç bilim ve sanatın gelişmesini durdurmak ise bundan en büyük zararı yine Türkiye görecektir. Nitelikli akademisyen nitelikli akademisyendir, değerli entelektüel değerli entelektüeldir, hiçbir KHK bu vasıfları ortadan kaldıramaz. Olan memlekete, öğrenciye olur, oluyor da. Sevgi ve saygınlığı hükme bağlayacak bir hukuk normu görülmedi bugüne dek. Onlar saygınlıklarını KHK’yla kazanmadılar ki KHK’yla kaybetsinler.

BAŞKAN – Sayın Arık…

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, vatandaşın referandumda neden “evet” demeyeceğini anlatan bir şiir okumak istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yurdum insanı referandumda neden “evet” demeyeceğini, bakın, bir şiirle ne güzel anlatmış:

“Anamızı ağlattı çözüm süreci

Birliğimiz bozuldu, olduk bölgeci

İşsiz, boş geziyor yurdumun genci

Bunun için evet demem arkadaş.

Ekonomi çöktü, dolar fırladı

Terörle anıldı Türkiye’nin adı,

Esnafın, memurun kalmadı tadı

Bunun için evet demem arkadaş.

Mehmetçik savaşır tipide, karda

İtibarımız kalmadı yurtta, cihanda

Anaların ciğeri yanar her yanda

Bunun için evet demem arkadaş.

Sınırlar açıldı, insanlar doldu

Bir derdimiz var idi, bin beş yüz oldu

Teröristlerle birlikte masa kuruldu

Bunun için evet demem arkadaş.

Dış güçler oynadı, biz alet olduk

IŞİD’le vurulduk, FET֒yle solduk

Suriyelileri yurda doldurduk

Bunun için evet demem arkadaş.” (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

15.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, atama bekleyen öğretmenler ve ailelerinin bir an önce sürecin sonuçlandırılmasını beklediğine ve mağdur olan öğretmenlerin durumuyla ilgili incelemelerin hangi aşamada olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Binlerce öğretmen atama bekliyor. Öğretmen ataması Ağustos 2016’da yapılacaktı, yapılmadı. Şubat 2017’de yapılacağı söylendi, şubat ayı geldi, bu kez şubat atamalarının yetişmeyeceği söyleniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Maliye Bakanı, Millî Eğitim Bakanının konuyla ilgili açıklamaları birbiriyle örtüşmüyor. Ağustos 2016’dan beri bu süreç tamamlanamadı mı? “70 bin öğretmen açığı var.” diye Bakan diyor. İhtiyaçla birlikte 100 bin olduğu belirtilen öğretmen açığı ne zaman giderilecek? Ne kadar öğretmen ataması yapılacak? Bu dahi kesin söylenmiyor. Atama bekleyen öğretmenler ve aileleri bir an önce sürecin sonuçlandırılmasını istiyor. Okullar öğretmensiz. Öğretmenler eğitim aldıkları mesleklerden mahrum bırakılmamalı. Atama bekleyen öğretmenler için kesin tarih açıklanmalı.

Ayrıca mağdur olan öğretmenlerin durumu ne olacak? Öğretmenler görevlerine dönmek istiyorlar. Komisyon incelemeleri hangi aşamada? Bununla ilgili çalışmaların nasıl sonuçlanacağı merakla bekleniyor.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

16.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Vize ve Pınarhisar ilçelerinin çevre yollarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kırklareli’nin Vize ve Pınarhisar ilçelerinde 2 tane büyük çimento fabrikası vardır, 1 tane büyük kireç fabrikası vardır. Bu fabrikalardan gerek malzeme getirme gerek malzeme taşıma konusunda altmışar tonluk kamyonlar sürekli olarak her dakika başı geçmektedirler ve bu kamyonlar Pınarhisar ve Vize ilçelerimizin merkezindeki ana caddelerinden geçmekte, büyük bir tehlike arz etmektedir ve aynı zamanda da bu yollarımızı bozmaktadırlar. Ben Ulaştırma Bakanına soruyorum: Bu iki tane ilçemizde çevre yolu ne zaman yapılacaktır ve bu çevre yollarının yapılması için ova yeri mi seçilecektir, yoksa arkasındaki dağın sert zemini mi tercih edilecektir? Onları öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

17.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kanun hükmünde kararnamelerin olağanüstü hâlin gereklerini fazlasıyla aştığına ve iktidarın bu kanun ve hukuk dışı uygulamalardan vazgeçmesini beklediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, milletimize sesleniyorum: Üniversitelerin Orta Çağ medreselerine dönüşmesine sessiz kalmak artık akla, bilime, demokrasiye, cumhuriyete, akademiye ve üniversiteye ihanettir. Kanun hükmünde kararnameler olağanüstü hâlin gereklerini fazlasıyla aştı. Profesör Doktor İbrahim Kaboğlu gibi demokrat, insan hakları savunucusu ve saygın bilim insanlarını ihraç etmenin amacı muhalif her kesimi tasfiye edip yandaş kadrolara yer açmaktır. Adaleti, özgürlüğü, demokrasiyi ve barışı savunan bir milletvekili olarak siyasi iktidarın bu kanun ve hukuk dışı uygulamalardan vazgeçmesini bekliyorum. Aksi takdirde millî birlik ve beraberliğimize zarar verecek, terör örgütlerinin ekmeklerine yağ sürecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

18.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, AKP’nin, başkanlığın faturasını ülkeye, eğitim sistemine, bilim adamlarına ödetmeye devam ettiğine ve son yayımlanan KHK’nın getirilmek istenen otoriter rejimin ve tek adam düzeninin ayak sesi olduğuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP, başkanlığın faturasını ülkemize, eğitim sistemimize, bilim adamlarına ödetmeye devam ediyor. Üniversiteleri neredeyse boşaltan, sırf muhalif oldukları için akademisyenleri bir gecede üniversiteden koparan zihniyete yazıklar olsun. Dün gece yayımlanan KHK, getirilmek istenen otoriter rejimin ve tek adam düzeninin ayak sesidir. Son ihraçlar tarihe kara leke olarak geçecektir. Herkesi terörist ilan eden bu karanlık zihniyet aslında korkunun da göstergesidir, bu korkuya yenilmeyeceğiz. Biat edenlere inat, itaat edenlere inat mücadelemiz devam edecektir. FETÖ bahanesiyle ve KHK sopasıyla muhalifleri susturmak isteyen… Hukuksuzluk, haksızlık ve vicdansızlık derhâl son bulmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Yarayıcı…

19.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, bilim ve sanat dünyasından yüzlerce akademisyen ve binlerce öğretmenin ihraç edilmesine ve iktidarın bilime, sanata, düşünmeye düşmanlığının artık “zulüm” kavramını bile aşacak şekilde gösterildiğine ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, “Bursa’da havlucu Recep’e/ Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman/ Fakir köylü Hatice kadına, Irgat Süleyman’a düşman/ Sana düşman, bana düşman/ Düşünen insana düşman/ Vatan ki bu insanların evidir/ Sevgilim, onlar vatana düşman.” İktidarın son KHK’sı ancak Nazım Usta’nın bu dizeleriyle anlatılabilir. Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’dan, orkestra şefi İbrahim Yazıcı’ya kadar bilim ve sanat dünyasından yüzlerce akademisyen ve binlerce öğretmen bir çırpıda ihraç edildi. İktidarın bilime de sanata da düşünmeye de düşman olduğunu biliyoruz ve bu düşmanlığını artık “zulüm” kavramını bile aşacak şekilde göstermektedir. Tarih, çoktan bilime pranga vurmaya çalışanların mezarlığına dönüşmüştür. İktidarın da bu mezarlıktaki yerini alması yakındır. O nedenle, bu zulmün akademisyenlerimizi, bilim insanlarımızı, sanatımızı sindirmesi bir yana, bu zulüm sadece öfkemizi bilemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

20.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 686 sayılı KHK’yla bir gecede binlerce kişinin işine son verildiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

OHAL’e karşı olduğunu söyleyip, propagandasını yıllarca yapıp… OHAL’i çok seven iktidar, yirmi günde bir KHK çıkartıp kendinden olmayan herkesin işine son vermektedir. Son çıkarılan KHK’yla yine bir gecede binlerce kişinin işine son verilmiştir. Son KHK’yla ihraç edilenler, başta eğitimciler olmak üzere, Alevi derneklerinin yönetici ve üyeleri, Kadın Yaşam Derneğinin üye ve yöneticileri, KÜRDİ-DER’in üye ve yöneticileri, kültür ve sanat merkezlerinin üye ve yöneticilerinden oluşmaktadır. Kültür ve sanat merkezi çalışanlarının darbeyle, bu ülkeyi bölmekle nasıl bir ilişkisi olabilir? Ankara Üniversitesinin Tiyatro Bölümündeki hocaların neredeyse tamamı ihraç edildi. Günü geldiğinde sizin bu halka yaptığınız zulmü sahnelerler diye mi korktunuz? Aydın insanlardan, bilim kültür ve sanatla uğraşan insanlardan neden bu kadar korkuyorsunuz? Sizin gibi düşünmeyen, biat etmeyen herkes terörist mi?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

21.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Cumhurbaşkanının ABD Başkanı Trump’la yaptığı kırk beş dakikalık telefon görüşmesinin içeriğinin çok önemli olduğuna ve CIA Başkanının Türkiye’yi ziyaret etmesinin nedenini öğrenmenin Parlamentonun ve milletin en tabii hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Cumhurbaşkanının ABD Başkanı Trump’la kırk beş dakikalık bir telefon görüşmesi yaptığını basından öğrendik. Bu görüşmenin içeriği çok önemlidir. Bu görüşmede 7 tane Müslüman ülkeye Trump’ın kararıyla uygulanan vize yasağı görüşülmüş müdür? Sayın Cumhurbaşkanı bununla ilgili Trump’a telefonda “…”(x) demiş midir? O demediyse biz diyoruz: Sayın Trump, “…”(x x) İnsanları inançları ve dinleri dolayısıyla ayrımcılığa tabi tutamazsınız.

Ayrıca, yine bu görüşmenin arkasından CIA Başkanının Türkiye’yi ziyaret edeceğini öğrendik. Niye Trump değil, niye ABD Dışişleri Bakanı değil, niye ABD Ekonomi Bakanı değil de CIA Başkanı geliyor? Bunun da sebebini öğrenmek bu Parlamentonun en tabii hakkıdır, bu milletin en tabii hakkıdır diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Varlık Fonu’na devredilen ÇAYKUR’un devletin elinden çıkmasının o bölgede Türkiye çaycılığının bitmesi anlamına geldiğine ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz günlerde Ziraat Bankası, TÜRKSAT, BOTAŞ, Eti Maden gibi ÇAYKUR da Varlık Fonu’na devredildi.

ÇAYKUR sıradan bir kamu iktisadi kuruluşu değildir, o bölgede 1,5 milyon insanın yaşamasını sağlayan bir kuruluştur. ÇAYKUR olmazsa çay olmuyor, çay olmazsa da bölge, Rize olmuyor.

İktidar partisi milletvekilleri bunun daha iyi bir şey olduğunu, hiçbir şekilde ÇAYKUR’un varlıklarının rehin edilmeyeceğini söylüyor ve insanları aldatıyorlar. Kanunda “Finansman sağlanırken Türkiye Varlık Fonu portföyü üzerinde teminat, rehin, kefalet ve ipotek tesis edilebilir.” deniliyor. Bunun anlamı da ÇAYKUR’un varlıkları bir şekilde borç para almak için rehin edilecek, ipotek edilecek ve bir süre sonra da ÇAYKUR devletin elinden çıkacak. ÇAYKUR’un devletin elinden çıkması demek, o bölgede Türkiye çaycılığının bitmesi anlamına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yalım…

23.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, haksız yere görevden alınan kişilerin bir an önce görevlerine iade edilmesini talep ettiğine, siyasi propaganda yapan imamın emekli edilmesi ve camilere siyasetin sokturulmaması nedeniyle Diyanet İşleri Başkanına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün gece olağanüstü hâlden faydalanaraktan kanun üstü kararnameyle 4.464 kişi, akademisyen ve birçok öğretmen görevden alındı. Bu haksız yere görevden alınan kişilerin bir an önce görevlerine iade edilmesini buradan talep ediyoruz.

Çok Değerli Başkan, geçen cuma İstanbul Ümraniye’de cami imamı cuma namazı öncesi siyasi propaganda yapmıştır ve de bu yaptığı propagandadan dolayı hem cemaatin hem de Sayın Diyanet İşleri Başkanının tepkisini almıştır. Buradan Sayın Diyanet İşleri Başkanına bu yaptığı olağanüstü durumdan dolayı, camilere siyaseti sokturmamasından dolayı, bu imamı da emekli etmesinden dolayı teşekkürlerimizi bildiriyorum. İmama da sesleniyorum: Eğer çok istiyorsan siyaset yapmayı, çıkar ceketini gel.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

24.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, halkın yarısından fazlasının Anayasa değişikliğinin içeriğinden habersiz olduğuna ve Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm siyasi parti liderlerinin toplanıp halkın canlı olarak izleyebileceği bir açık oturum yapma çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Başbakana: Önümüzde çok önemli bir referandum süreci var. Kamuoyu yoklamalarından anladığımız kadarıyla halkın yarısından fazlası bu Anayasa değişikliğinin içeriğinden habersiz. Bu Anayasa teklifinize bu kadar güveniyorsanız neden tüm siyasi parti liderleri toplanıp halkın canlı olarak izleyebileceği açık oturum yapmıyorsunuz? Gelin, canlı yayında herkesin bilgilenebileceği şekilde bu konuyu liderler olarak tartışın. Siz “evet”i savunun, bizler de “hayır”ı savunalım. Halkımız sandığa Anayasa değişiklik teklifinizin detaylarını bilerek, bilinçli bir şekilde gitsin. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu çeşitli defalar bu çağrıda bulundu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ok… Yok.

Sayın Doğan…

25.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Manisa’da HDP il eş başkanlarının da içinde bulunduğu 54 kişinin tam on bir aydır mahkeme önüne çıkarılmadığına ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, Manisa’da il eş başkanlarımızın da içinde bulunduğu 54 kişi tam 11 aydır mahkeme önüne çıkarılmadı. Bu arkadaşlarımızın ailelerini, etrafını, sosyal çevresini düşündüğümüzde gerçekten hukuk dışı bir işlem söz konusudur. Bu arkadaşlarımızın bir an önce yargı önüne çıkarılarak bu durumun giderilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yüce…

26.- Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin, 27 Mayısın getirdiği vesayetçi cumhurbaşkanlığı sistemini ortadan kaldıran bir Anayasa değişikliği gerçekleştiğine ve 1960 darbesinin vesayetinin bitmesini isteyenlerin “evet”, devam etmesini isteyenlerin “hayır” diyeceğine ilişkin açıklaması

SAİT YÜCE (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Referanduma yaklaştığımız şu günlerde maalesef milletimizin kafasını karıştırmak isteyenler var. Türkiye’de şu ana kadar seçilmiş bütün cumhurbaşkanları ya partili ya darbelerin ya da darbecilerin getirdiği -birisi hariç- kişilerdir. Kafamızı karıştırmasına izin vermememiz gerekiyor. 27 Mayısa “evet” diyenler bugün “hayır” diyor, Menderes’in asılmasına “evet” diyenler bugün “hayır” diyor, 1971 muhtırasına “evet” diyenler bugün “hayır” diyor, 28 Şubata “evet” diyenler bugün “hayır” diyor, 17-25 Aralığa “evet” diyenler bugün “hayır” diyor, 15 Temmuza “evet” diyenler bugün “hayır” diyor; özetle, 27 Mayısın getirdiği vesayetçi cumhurbaşkanlığı sistemini ortadan kaldıran bir Anayasa değişikliği gerçekleşiyor. 1960 darbesinin vesayetinin bitmesini isteyenler “evet”, devam etmesini isteyenler “hayır” diyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Isparta) – Biz, bütün milletin şuurla, büyük bir kararlılıkla, inşallah, yüzde 50’nin üzerinde “evet” diyeceğine inanıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayı normalde 25 oldu ancak sadece bir milletvekili sisteme girdi ve konuşmayan bir tek o kaldı, o da kadın olduğu için pozitif ayrımcılık yapıyorum.

Sayın Basmacı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

27.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 8 Şubat 1935’te ilk kadın milletvekillerinin seçilmesinin yıl dönümünde demokrasinin, özgürlüğün konuşulması gerekirken KHK’larla haksız yere görevden alınan kişilerin konuşulması durumunda kalındığına ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, bugün 8 Şubat. 8 Şubat 1935 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine 17 kadın milletvekili girdi. Demokrasinin, özgürlüğün konuşulması gerektiği günlerde maalesef bizler kanun hükmünde kararnamelerle haksız yere içeri alınan, görevden alınan kişileri konuşuyoruz. Ama, inşallah, vicdanları acıtır da -ve umuyorum ki- siyasi ayağı da bir an önce kanun hükmünde kararnamelerle temizlenir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum sayın milletvekilleri.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim sırasıyla.

Sayın Akçay, buyurun.

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, TÜİK’in ocak ayına ilişkin açıkladığı enflasyon oranıyla memur ve emeklilere yapılan zamların daha ilk ayda eridiğine ve bu kesimlere yönelik koruyucu tedbirlerin alınmasının aciliyet arz ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

TÜİK, ocak ayına ilişkin enflasyon oranını yüzde 2,46 olarak açıkladı. Bu oran, 2015 yılında imzalanan ve 2017 yılının ilk altı ayı içinde yüzde 3’lük bir artışı öngören memur ve emekli maaşı zamlarını daha ilk ayda bitirme noktasına getirmiştir yani altı aylık zam yüzde 3, ilk ay enflasyon yüzde 2,46. Memur ve emeklilere yapılan bu zammın anlamlı olabilmesi için kalan beş ayda enflasyonun sıfır çıkması gerekmektedir. Oysa döviz endeksi, mevsim şartları, genel ekonomik tablo itibarıyla Merkez Bankasının 2017 yılı için beklentisini 1,5 puan yükselttiği bir ekonomik tabloda önümüzdeki beş ayda enflasyonun sıfır çıkmasını beklemek hayalcilik olacaktır.

Öte yandan, enflasyon paketi şu an 414 çeşit ürünü kapsamakla birlikte gıda ürünlerinin bu sepetteki ağırlığının düşürülmüş olması ancak bugünlerde mutfaktaki ateşi dikkate aldığınızda memur ve emeklilerimizin 2017 yılı zamlarının daha yılın ilk ayında eridiğini görebiliriz. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon 300 bin kamu personeli ve 2 milyon emekli var. Bu geniş toplum kesimlerine yönelik koruyucu tedbirlerin alınması aciliyet arz etmektedir. Bütüncül bir yaklaşımla bakıldığında memur ve emeklilere yönelik yapılacak çalışmalar ekonomiye topyekûn bir olumlu etki olarak yansıyacaktır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Şenal Sarıhan grup adına konuşacak.

BAŞKAN – Tabii ki.

Sayın Sarıhan, buyurun.

29.- Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın, 686 sayılı KHK’yla görevlerine son verilen 4.464 kişinin 330’unun bilim insanı olduğuna, bu şekilde bilime yönelik saldırının olağanüstü hâl gerekçesiyle bağlantılı olduğunu iddia etmenin olanaksız olduğuna ve Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’e yöneltilen tepkilere ilişkin açıklaması

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, öncelikle Başkan Vekilimize de teşekkür ederim söz hakkını bana devrettikleri için.

Biraz önce Siyasal Bilgeler Fakültesi bahçesindeydik. Görevlerine son verilmiş olan 71 arkadaşımızla bir arada idik, çok sayıda milletvekilimiz de oradaydı. Bildiğiniz gibi ve biraz önce arkadaşlarımın ifade ettikleri gibi 4.464 kişinin 330’unu bilim adamları oluşturuyor, bilim kadınları, bilim insanları oluşturuyor. Şimdi bu saldırının, bilime yönelik saldırının herhangi bir biçimde bir olağanüstü hâl gerekçesiyle bağlantılı olduğunu iddia etmenin olanaksız olduğu inancındayız. OHAL hangi nedenle ilan edilmişti, uygulamalar nereye doğru gidiyor? Bu soruyu bir kez daha sormak istiyoruz.

Görevlerine son verilmiş 2.585 kişi de Millî Eğitim Bakanlığı kapsamı içinde görevli olan ve çoğu da öğretmen olan arkadaşlarımız. Bugün Mülkiyeliler Birliğinden arkadaşlarımız da orada idiler, daha önceki mezunlar da orada idiler ve hem 12 Mart hem 12 Eylüllerde Mülkiyeye yönelik böyle bir saldırıyla karşılaşılmadığını ifade ettiler. 12 Mart gibi karanlığın en yoğun olduğu dönemlerde dahi rastlanmayan bu saldırının bugün gerçekleştirilmiş olması karşısında biz, hem tepkimizi hem de iktidarı hukuka davet etmek konusundaki istemimizi bir kez daha bilgilerinize sunmak istiyoruz. Sadece Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İletişim Fakültesinden bugüne kadar görevine son verilen öğretim üyeleri sayısı 101’e ulaştı. 101 öğretim üyesi görevinden alındı ve ilginç olan, bunların 58’i, son alınan 71 kişinin -daha önceki alınanlar da dâhil olmak üzere- 58’i EĞİTİM-SEN üyesi. Yani hiçbir gerekçe hiçbir gerçek dışı beyan bu gerçeği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıhan, açıyorum mikrofonunuzu, buyurunuz.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Teşekkür ederim.

Bu konuda söylenebilecek herhangi bir gerekçeyi, “Efendim, bunlar farklı görüntülerde kendilerini ifade eden kişilerdi.” gibi bir gerekçeyi kabul etmemiz mümkün değildir.

Ayrıca, bugün yükseltilen tepkiler arasında Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş’e büyük bir tepki vardı. Bu tepkinin haklı gerekçeleri vardır. Kendi bilim elemanlarını yiyen bir rektörün herhâlde bundan sonra bilim adına konuşma hakkı yoktur. Bunu saygıyla paylaşmak isterim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıhan.

Sayın Yıldırım…

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 686 sayılı KHK’nın demokrasi tarihine kara bir leke olarak düştüğüne, bu ülkede akademisyenlerin ve üniversitelerin hiçbir zaman bu dönemdeki kadar baskı görmediğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bugün sıkça gündeme getirildi ve çok önemli olduğu için daha fazla da gündemde kalacaktır diye... Şu ülke demokrasi tarihine bir kara leke olarak düşen dünkü KHK, özellikle vicdanlarda açılmış bir yaradır. Şöyle ki hem insanlık tarihi boyunca hem de Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca, muhalif akademisyenler hiçbir zaman iktidarlar tarafından sevilmediler; muhalif akademisyenler her zaman iktidarların hışmına uğradılar. Muhalif akademisyenlerin eleştirileri iktidarları hep rahatsız etti. Oysa muhalif akademisyenlerin tek doğrusu, özellikle edinmiş oldukları bilimsel bilgi ve görgüyü toplumsal meselelerin çözümünde iktidar baskısı, muhalefet yandaşlığı gözetmeksizin açıkça dile getirebilmektir.

Cumhuriyet tarihi boyunca üniversiteler ve akademisyenler hep zapturapt altına alınmaya çalışıldı ama özellikle 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde üniversitelere ilişkin söylediklerini bir göz önüne getiriyorum da -o zaman da bir akademisyendim ben ve yirmi bir yıl Türkiye'nin üç ayrı üniversitesinde çalışma olanağı buldum- YÖK’ün kaldırılması, üniversitelerin özerkleştirilmesi, akademisyenlerin özgürleştirilmesi üzerine söylenen o sözlerin AKP için ne kadar iktidarını tahkim etmek için bir hamaset olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.

Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkede akademisyenler ve üniversiteler hep baskı gördüler ama hiçbir zaman bu dönemdeki kadar pespaye baskı görmediler. Bunu açıkça ifade etmek zorundayım. Şöyle ki akademisyenler artık eleştirilerinden rahatsız olunan bir zümre değil, maalesef, iktidarın düşmanı olarak görülmeye başlandılar, düşman muamelesi görüyorlar. Öyle ki onların yıllara, on yıllara sâri bilimsel emekleri bir çırpıda ucube bir KHK’yla ortadan kaldırılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu ülke 12 Eylüller gördü, 28 Şubatlar gördü, 90’lı yılların baskısını gördü ama iyi kötü o dönemin uygulayıcıları iktidarları ve saltanatları sona erdiğinde insanların yüzüne bakabilecek bir pay bıraktılar ama iktidar, siyasi iktidar, AKP iktidarı o kadar kötü kullandı ki iktidarını yarın bir gün bu uygulamaların sahipleri bu ülkede selam verebilecekleri, maalesef, yaşayabilecekleri bir alan bırakmadılar.

Bugün direnen akademisyenler onurla doğruları söyledikleri için kendilerini savunabilecekler, ihraç edildikleri için utanmayacaklar ve doğruları savundukları için utanmayacaklar ama bu pespaye kararların sahipleri büyük bir utanç duyacaklar. Bu ülkenin yarınları buna gebedir diyorum, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Sayın İnceöz…

31.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Fırat Kalkanı operasyonunda DEAŞ terör örgütü tarafından düzenlenen saldırıda 2 askerin şehit olduğuna, bütün terör örgütleriyle son derece azimli ve kararlı bir şekilde ve bunları bitirme noktasında mücadele edildiğine, olağanüstü hâl uygulaması ve kanun hükmünde kararnameleri değerlendirirken 15 Temmuzun unutulmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de güzel bir çalışma haftası diliyorum. İki hafta aradan sonra Meclis çalışmalarına başladı.

Değerli milletvekilleri, Fırat Kalkanı operasyonunun, Harekâtının 169’uncu gününde, harekâta katılan askerlerimizin bulunduğu bölgede, El Bab bölgesinde birliğe, bu sabah saatlerinde DEAŞ terör örgütü tarafından hain bir saldırı düzenlenmiş ve bu hain saldırıda 2 askerimiz şehit olmuş, 15 askerimizin de hafif şekilde yaralandığı bilgisini almış bulunmaktayız. Yaralı askerlerimiz Kilis Devlet Hastanesinde tedavi altına alınmış bulunmakta. Bu durumda, terör saldırısını lanetlendiğimizi, orada mücadele veren, ülkemizin birlik, beraberliği ve bütünlüğü için mücadele veren askerlerimizin de her daim yanlarında olduğumuzu, şehitlerimizin yakınlarına da başsağlığı dileklerimizi özellikle belirtmek istiyorum çünkü ülkemizin bugün dört bir tarafında olan olaylardan… Terör örgütüyle mücadelede birlik ve beraberlik, sadece bir DEAŞ terör örgütüyle değil, bütün terör örgütleriyle son derece azimli ve kararlı bir şekilde, mücadelenin ötesinde, artık taarruz ve bunları bitirme noktasında kararlılığımızı bir kez daha bu vesileyle vurgulamak gerekmekte.

Şimdi, burada şunu unutmamamız lazım: 15 Temmuzu bu Parlamentoda hep birlikte yaşadık. O gece bombalar, Sikorsky helikopterlerle saldırı aslında sadece millî iradeye değil, sadece milletimize değil; 79 milyonun bir ve beraber yaşama kaderine, ülkemizin birlik ve beraberliğine ve bütünlüğüne ilişkin sadece bir terör saldırısı değil, bir darbe girişimi değil, bunun ötesinde bir işgal girişimi olduğunu da unutmamak lazım. Onun için, gerek olağanüstü hâl uygulaması gerekse kanun hükmündeki kararnameleri değerlendirirken de bu çerçeveden ve bu merkezden uzaklaşmamak gerekmektedir. Burada yapılan iş, bununla mücadele etmek. Sadece FETÖ terör örgütüyle, eli silahlı bir terör örgütüyle değil, PKK’yla, DHKP-C’yle, DEAŞ’la mücadele…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - …ettiğimiz bir dönemde söylemlerimizin, toplumu kutuplaştırmaya sevk edecek, kamplara bölecek şekilde söylemlerden uzak olması, aksine -her zaman söylediğimiz gibi- farklılıklarımızın zenginlik olduğunu, bir ve beraber ve her birimizin kaderini 79 milyonun kaderi olarak gördüğümüzü ve… Bu merkezden uzaklaşmamak gerekmektedir. Bu, terörle mücadeledir. Zaman zaman bununla ilgili bazen iadeler olmakta. Bununla ilgili -KHK da geçmiş dönem içerisinde yayımlandı- ön incelemeler, yargı yolu vesaire bunların da açılacağını hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla, burada sanki bir iktidar hırsıyla ve iktidar birilerinden öç alıyormuş gibi, bu mücadeleye bu söylemler zarar vermektedir. 15 Temmuzu hiçbirimizin unutmaması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnceöz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Durmuş Fikri Sağlar ve 25 milletvekilinin, faili meçhul cinayetlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/456)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de faili meçhul kalan cinayetler ve onlarca insanın ölümüne sebep olan bombalı saldırılar toplumun kanayan yarası olmaya devam etmektedir. İşlenen bu siyasi cinayetler, toplumda kırılmalara sebep olurken olayın arkasındaki karanlık eller ve tetikçiler bir türlü ortaya çıkarılamamaktadır.

Faili meçhul defteri kabardıkça yeni cinayetlerin işlenmesine cesaret vermektedir. Toplumdaki bireylerin devlete, hukuka ve adalete olan güvenlerinin de günbegün azaldığı tespit edilmiştir. Devlete güveni azalan vatandaş ise hakkını illegal yollarla, kendi başına aramaya kalkışmaktadır.

90'lı yıllarda yaşanan siyasi cinayetlerin faillerinin birçoğu hâlâ bulunamamışken ya da bulunan failler kamuoyunu ikna edememişken, 2000’li yılların 90'lardan çok da farksız geçmediği görülmektedir. Kamuoyunda, Türkiye'nin faili meçhul siyasi cinayetler ve saldırılar bataklığına dönüştüğü kanısı oluşmuştur. Toplum siyaseti kirli, kanlı, puslu ve yanlı gördüğü için düşünmekten ve düşündüğünü ifade etmekten uzaklaşmaktadır.

Dr. Necip Hablemitoğlu suikastı, Santa Maria Kilisesi Rahibi Santoro'ya yapılan saldırı, Hrant Dink'in öldürülmesi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun uçak kazası, Uludere katliamı, Av. Tahir Elçi'nin vurulması gibi birçok faili meçhul siyasi suikast ve saldırı yaşanmıştır.

Yalnızca on üç yıllık AKP dönemi değil; Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi 90'larda yaşanan ve hâlâ failleri bulunamayan siyasi suikastların incelemeleri yarım kalmış veya örtbas edilmiştir. 1990 yıllarında kurulan "Faili Meçhul Siyasi Cinayet Komisyonu"nun hazırlamış olduğu rapor maalesef TBMM'ye girememiştir.

Son yirmi yılda ortaya çıkan faili meçhul cinayetler devletimize karşı yurttaşlarımızın saygılarını yitirmesine neden olarak toplumda duygusal çözünmelere neden olmaktadır.

Toplumun hukuka, devlete tekrar güvenini sağlamak amacıyla tüm bu karanlık cinayetlerin aydınlatılması için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca "faili meçhul siyasi cinayetlerin aydınlatılması" konusunda bir Meclis araştırmasını talep ederiz.

1)     Durmuş Fikri Sağlar                                                  (Mersin)

2)     Vecdi Gündoğdu                                                       (Kırklareli)

3)     Kadim Durmaz                                                          (Tokat)

4)     Veli Ağbaba                                                             (Malatya)

5)     Orhan Sarıbal                                                           (Bursa)

6)     Kemal Zeybek                                                           (Samsun)

7)     Nihat Yeşil                                                               (Ankara)

8)     Hüseyin Çamak                                                        (Mersin)

9)     Gülay Yedekci                                                          (İstanbul)

10)   Ahmet Akın                                                               (Balıkesir)

11)   Tekin Bingöl                                                             (Ankara)

12)   Utku Çakırözer                                                         (Eskişehir)

13)   Onursal Adıgüzel                                                      (İstanbul)

14)   Ünal Demirtaş                                                          (Zonguldak)

15)   Mehmet Göker                                                          (Burdur)

16)   Candan Yüceer                                                         (Tekirdağ)

17)   İrfan Bakır                                                                (Isparta)

18)   Mahmut Tanal                                                           (İstanbul)

19)   Tur Yıldız Biçer                                                         (Manisa)

20)   Muharrem Erkek                                                       (Çanakkale)

21)   Mevlüt Dudu                                                             (Hatay)

22)   Yakup Akkaya                                                           (İstanbul)

23)   Bülent Öz                                                                 (Çanakkale)

24)   Elif Doğan Türkmen                                                  (Adana)

25)   Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                        (Bursa)

26)   Musa Çam                                                                (İzmir)

 

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/457)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ceza infaz kurumlarının fiziki şartları ve yasal uygulamalar, tutuklu ve hükümlü çocuklar ile annelerinin yanında kalmak zorunda olan çocuklar açısından sağlıklı değildir.

Tutuklu, hükümlü ve annelerinin yanında kalmak zorunda olan çocukların içinde bulunduğu sorunların tespiti ve çözüm yollarının geliştirilmesi için Anayasa'nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını teklif ederiz.

 

1)      Aytuğ Atıcı                                                              (Mersin)

2)      Kazım Arslan                                                          (Denizli)

3)      Candan Yüceer                                                       (Tekirdağ)

4)      Ceyhun İrgil                                                           (Bursa)

5)      Hüseyin Yıldız                                                        (Aydın)

6)      Musa Çam                                                              (İzmir)

7)      Orhan Sarıbal                                                         (Bursa)

8)      Ahmet Akın                                                             (Balıkesir)

9)      Kadim Durmaz                                                        (Tokat)

10)     Tekin Bingöl                                                           (Ankara)

11)     Utku Çakırözer                                                        (Eskişehir)

12)     Veli Ağbaba                                                            (Malatya)

13)     Nihat Yeşil                                                             (Ankara)

14)     Kemal Zeybek                                                         (Samsun)

15)     Onursal Adıgüzel                                                    (İstanbul)

16)     Ünal Demirtaş                                                        (Zonguldak)

17)     Vecdi Gündoğdu                                                     (Kırklareli)

18)     Hüseyin Çamak                                                       (Mersin)

19)     Mehmet Göker                                                        (Burdur)

20)     Mahmut Tanal                                                         (İstanbul)

21)     Tur Yıldız Biçer                                                       (Manisa)

22)     Muharrem Erkek                                                      (Çanakkale)

23)     Mevlüt Dudu                                                           (Hatay)

24)     Yakup Akkaya                                                         (İstanbul)

25)     Bülent Öz                                                               (Çanakkale)

26)     Elif Doğan Türkmen                                                (Adana)

27)     Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                       (Bursa)

Gerekçe:

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, güvenlik birimlerine suça sürüklenmeyle getirilen çocuk sayısı 2008'de 62.430 iken 2012'de 100.831'e çıkmıştır. Bunların 89.667'si erkek, 11.164'ü kız çocuğudur. Yapılan açıklamalarda, yasalarımıza göre ceza ehliyeti olan yaklaşık 2.300 tutuklu ve hükümlü çocuk bulunmaktadır.

Suça sürüklenen çocuk sayısında son dört yılda yaklaşık yüzde 70 oranındaki artış ciddi toplumsal sorunlarımız olduğunun somut göstergesidir.

Giderek derinleşen ve çocukları suça iten ekonomik, siyasi, sosyal sebeplerin her biri ayrı ayrı önemli birer çalışma konusudur. Ancak bugünkü yasal uygulamaların cezaevlerinde bulunan çocuklarımızı rehabilite etmekten uzak ve sorun yaratma potansiyeline sahip olduğu güncel olaylardan görülmektedir.

Çocukların tutuklu ve hükümlü olarak ceza infaz kurumlarında tutulması çağdaş anlayışa uygun değildir. Ceza infaz kurumlarının fiziki şartları ve yasal uygulamalar hem tutuklu ve hükümlü çocuklar hem de annelerinin yanında kalmak zorunda olan çocuklar açısından sağlıklı değildir.

Çocukları suça iten faktörlerin düzeltilmesi uzun sürede sonuç verecek uygulamalardır. Bu sebeple, en kısa zamanda, cezaevlerindeki çocuklarımızı daha iyi şartlarda topluma kazandırmanın yöntemlerini bulmak TBMM'nin görevidir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti suça itilmiş ve emanet aldığı yaklaşık 2.300 çocuğunu en güncel bilimsel yöntemlerle rehabilite edebilecek, topluma kazandıracak para ve insan kaynağına sahiptir.

Kurulacak komisyonun amacı, çocukların ceza infaz kurumlarında ve eğitim evlerindeki sorunlarını ortaya koymak, topluma kazandırılmaları ve iyi yetiştirilmeleri için çağdaş yöntemler bulmak üzere gerektiğinde yasal değişiklik için girişimde bulunmaktır.

3.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen ve 21 milletvekilinin, cezaevlerinde sağlık hizmetlerinin sunumunda yaşanan aksaklık ve eksikliklerin, hasta tutuklu ve hükümlüler ile sağlık personelinin yaşadığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/458)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki cezaevlerinde sağlık hizmetlerinin sunumunda yaşanan aksaklık ve eksikliklerin tespiti, hasta tutuklu ve hükümlüleri ile sağlık personelinin yaşadığı sorunların nedenlerinin belirlenmesi tutuklu ve hükümlülerin mağduriyetlerinin giderilmesi, cezaevlerinde sağlık koşullarının iyileştirilmesi için alınacak önlem ve politikaların belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

1)        Elif Doğan Türkmen                                       (Adana)

2)        Candan Yüceer                                              (Tekirdağ)

3)        Hüseyin Çamak                                             (Mersin)

4)        Seyit Torun                                                   (Ordu)

5)        Nurhayat Altaca Kayışoğlu      (Bursa)

6)        Akif Ekici                                                      (Gaziantep)

7)        Hilmi Yarayıcı                         (Hatay)

8)        Barış Karadeniz                                            (Sinop)

9)        Devrim Kök                                                   (Antalya)

10)      Kemal Zeybek                         (Samsun)

11)      Zeynep Altıok                         (İzmir)

12)      Gülay Yedekci                        (İstanbul)

13)      Musa Çam                                                     (İzmir)

14)      Çetin Osman Budak                                       (Antalya)

15)      İrfan Bakır                                                    (Isparta)

16)      Bülent Tezcan                        (Aydın)

17)      Mahmut Tanal                         (İstanbul)

18)      Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

19)      Muharrem Erkek                                            (Çanakkale)

20)      Mevlüt Dudu                           (Hatay)

21)      Yakup Akkaya                         (İstanbul)

22)      Bülent Öz                                                      (Çanakkale)

Gerekçe:

Adalet Bakanlığının açıkladığı rakamlara göre, cezaevlerinde ağır ve sürekli hastalığı sağlık kurulu raporuyla tespit edilen tutuklu ve hükümlü sayısı 24 Aralık 2015 tarihi itibarıyla 387'dir. Bunlardan 114'ünün ise kanser hastası olduğu belirtilmektedir.

Ülkemizde sadece 5 kampüs tipi cezaevinde 50 yataklı hastane mevcutken, bin kişilik cezaevlerinde ise aile hekimi uygulamasıyla haftada iki gün, toplam on iki saat doktorlar cezaevlerine gelip tutuklu ve hükümlülere sağlık hizmeti vermeye çalışmaktadır. Tutuklu ve hükümlüler dilekçe vererek muayene taleplerini iletirken yoğunluk durumunda hastalığın aciliyetine bakılmaksızın iki üç hafta sıra beklemek zorunda kalmaktadırlar.

Böylesine bir yoğunluk içinde olan doktorlar da tetkik yapmadan ağrı kesici veya antidepresan vererek hastaları geri göndermek zorunda kalmaktadır. Tutuklu ve hükümlülerin cezaevlerinden hastanelere sevk edilmelerinde de benzer sıkıntılar yaşanmakta, araç ve personel yetersizliği nedeniyle sevkler de sıraya konulmaktadır.

Tüm bu uzun ve sıkıntılı süreci atlattıktan sonra hastaneye sevki gerçekleşen tutuklu ya da hükümlünün hastanede kalmasına karar verilmesi durumunda ise çoğunlukla hastanelerin bodrum katlarında yer alan kötü şartlarda, penceresi olmayan “mahkûm koğuşu” denilen odalara yatırılmakta, tutuklu ve hükümlüler bu odalarda kalmaktansa cezaevine dönmeyi tercih etmektedirler.

Hasta mahpusların sağlık hizmetleri konusunda cezaevi ve hastanelerde yaşadıkları tüm bu olumsuzluklar çok ciddi insan hakları ihlalleridir. Cezaevlerinde yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti verilememesi bir anlamda işkence ve kötü muameleye denk gelen bir uygulamadır.

Devletin bu insanlara yeterli ve nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmesi için farklı bir yöntem geliştirmesi şarttır. Cezaevlerinde sağlık hizmetleri, özel bakım gerektiren gruplar, hukuki sorumluluklar, özlük hakları ve etik yaklaşım gibi farklı konularla yeniden ele alınmalı; cezaevlerinin toplu yaşanılan yerler olması bakımından taşıdığı riskler de dikkate alınmalıdır. Verilecek sağlık hizmeti, içinde sosyal hizmet uzmanı, psikolog bulunan bir ekiple yürütülmelidir. Yukarıda belirtilen sorunları giderecek uygun bir sağlık hizmeti sunulması için yeni politikalar hayata geçirilmelidir.

Cezaevlerinde bütün görevlerin aile hekimlerine yüklenmesi de mahpuslar için olduğu kadar, hekimler içinde büyük sıkıntıdır. Hekimler herhangi bir sertifikasyon programına dâhil edilmeden kendilerini cezaevi ortamında bulmaktadırlar. Ayrı bir disiplin, yaklaşım, organizasyon gerektiren bir hekimlik dalını, organizasyonu olmayan bir sistemde yapmaya çalışan hekimler de yaşanan yoğunlukta reçete yazmaktan öteye gidememektedir.

Yukarıda bahsedilen nedenlerle, ülkemizdeki cezaevlerinde sağlık hizmetlerinin sunumunda yaşanan aksaklık ve eksikliklerin tespiti, hasta tutuklu ve hükümlüleri ile sağlık personelinin yaşadığı sorunların nedenlerinin belirlenmesi, hasta mahpusların mağduriyetinin giderilmesi, cezaevlerinde sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve alınacak önlem ve politikaların belirlenmesi için bir Meclis araştırması açılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Anayasa’nın 92’nci maddesine göre Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum.

B) Tezkereler

1.- Başbakanlığın, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı’yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012, 5/2/2013, 16/1/2014, 3/2/2015 ve 9/2/2016 tarihli 956, 984, 1008, 1031, 1054, 1082 ve 1107 sayılı Kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin 10/2/2017 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri karasuları dışında (2317 [2016] sayılı BMGK Kararı gereğince Somali karasuları dâhil olacak şekilde) denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmeleri ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair tezkeresi (3/905)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılından bu yana kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı ile bir yıl için verdiği, bilahare 2/2/2010 tarihli ve 956 sayılı, 7/2/2011 tarihli ve 984 sayılı, 25/1/2012 tarihli ve 1008 sayılı, 5/2/2013 tarihli ve 1031 sayılı, 16/1/2014 tarihli ve 1054 sayılı ve 3/2/2015 tarihli ve 1082 sayılı ve 9/2/2016 tarihli ve 1107 sayılı kararlarıyla birer yıl süreyle uzattığı izin çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları konuşlandırılmak suretiyle bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekâtına aktif katılımda bulunulması sağlanmış, bu alanda Birleşmiş Milletler sistemi içinde ve bölgesel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir. Anılan bölgelerde meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren BGMK’nın ilgili kararlarının süresi son olarak 9/11/2016 tarihli ve 2316 sayılı Karar’la bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu kapsamda, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla Hükümete verilen ve son olarak 9/2/2016 tarihli ve 1107 sayılı Karar ile 10/2/2016 tarihinden itibaren bir yıl uzatılan izin süresinin, anılan kararlarda belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde, 10/2/2017 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılması, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri kara suları dışında (2317 [2016] sayılı BMGK Kararı gereğince Somali kara suları dâhil olacak şekilde) denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmeleri ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin hükûmet tarafından yapılması için izin verilmesini Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                                      Binali Yıldırım

                                                                                          Başbakan

BAŞKAN – Hükûmet burada.

Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına iki üyeye söz vereceğim.

Konuşma süreleri, gruplar ve hükûmet için yirmişer dakika; şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde ilk söz, Hükûmet adına Millî Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz’ındır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bakan.

Süreniz yirmi dakika.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Somali kara suları açıkları ve bu bölgede vuku bulan deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun eylemleriyle uluslararası mücadele kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bu bölgelerde görevlendirilmesine ilişkin olarak yüce Meclisimiz tarafından Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla hazırlanan yeni tezkerenin gerekçesini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi deniz taşımacılığı dünya ticaretinde önemli bir paya sahiptir. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ı deniz taşımacılığıyla gerçekleştirildiği cihetle, denizlerin güvenliği neredeyse bütün ülkelerin refahı açısından çok önemlidir. Ancak deniz taşımacılığında artan ticaret hacmi, bilhassa istikrarsız bölgelerde ticari malları taşıyan gemilerin cazip bir hedef hâline gelmesine yol açmıştır. Nitekim, deniz ticaretinin önemli bir bölümünün gelip geçtiği Aden Körfezi, Somali kara suları açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerinde bilhassa 2008’den itibaren ortaya çıkan deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun eylemleri seyrüsefer serbestisini kesintiye uğratmış, deniz taşımacılığı ve uluslararası ticareti de olumsuz bir şekilde etkilemiştir.

Tüm tehdit ve tehlikelere rağmen, bu bölge dünya deniz ticaretinin vazgeçilmez bir bölgesini oluşturmaktadır. Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi, Arap Denizi ve mücavir bölgelerden yılda ortalama 22 bin adet ticari gemi geçiş yapmaktadır; bu geçişler dünya ticaretinin yüzde 14’üne, yıllık yaklaşık 1,8 trilyon dolara karşılık gelmektedir ve dünya petrol ticaretinin yüzde 26’sına, yıllık yaklaşık 315 milyar dolara tekabül etmektedir. Tüm bunların yanında, Avrupa'ya giden petrolün yüzde 30’u, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'ya giden toplam petrol ve petrol ürünlerinin yüzde 18’i de yine bu bölgeden geçmektedir.

Türk dış ticareti açısından da bölge hayati önemi haizdir. Türkiye'nin toplam 33 ülkeyle ithalat ve ihracat gerçekleştirdiği bu güzergâhtan geçen ticaret gemileriyle aktarılan dış ticaret hacmi 80 milyar ABD dolarıdır ve bu, ticaret hacmimizin yüzde 20’sini oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ortaya çıkan tehditler ve riskler karşısında, 2008 yılından günümüze kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyince alınan birçok kararla, deniz haydutluğuyla ortak mücadelede uluslararası toplumun yakın iş birliğini ve eş güdümünü kolaylaştıracak bir meşruiyet zemini tesis edilmiştir. Böylece, Somali Hükûmetiyle iş birliği içinde olmak kaydıyla, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelere deniz haydutluğu konusunda gerekli tüm önlemlerin alınması bakımından yetki verilmiştir. Bu yetki, son olarak 9 Kasım 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2316 sayılı Kararı’yla bir yıl daha uzatılmıştır.

Bu kapsamda, bölgede deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetleri hâlihazırda Avrupa Birliğinin Atalanta Harekâtı, Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki Birleşik Deniz Kuvvetleri ve müstakil hareket eden Rusya Federasyonu, Çin, Kore Cumhuriyeti, Japonya, Hindistan ve İran gibi devletlere ait gemiler vasıtasıyla geniş bir uluslararası katılımla yürütülmektedir. Bu bölgede güvenliğe katkıda bulunan kuvvetlerden biri de 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren ABD önderliğinde ana karargâhı Manama Bahreyn’de Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesinde teşkil eden Birleşik Görev Kuvveti 151’dir.

İlgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının görevlendirilmesi maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ilk karar 10 Şubat 2009 tarihinde alınmıştır. Bu arada, Somali Cumhuriyeti de 2009 yılında aldığı kararla Türk gemilerine Somali ana karası açıklarındaki tüm sularda deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygun olaylarına karşı fark gözetmeksizin müdahalede bulunma yetkisi vermiştir.

Bu yetkilere dayanarak Türk Deniz Kuvvetleri 25 Şubat 2009 tarihinden itibaren, bölgede sürekli olarak asgari 1 fırkateynini deniz haydutluğuna ve denizde silahlı soyguna karşı mücadele maksadıyla görevlendirmektedir. Ayrıca, Birleşik Görev Kuvvetiyle birlikte NATO Okyanus Kalkanı Harekâtı emrinde dönüşümlü olarak görevlendirdiği fırkateynleri vasıtasıyla deniz haydutluğuyla mücadele faaliyetlerine destek sağlanmaktadır.

Deniz Kuvvetleri unsurlarımız, deniz haydutları ve denizde silahlı soygun icra eden kişilere yönelik olup Somali toprakları üzerinde herhangi bir kara harekâtında bir görevlendirmesi yoktur. Ülkemiz bugüne kadar Deniz Haydutluğu ile Mücadele Harekâtı’na dönüşümlü olarak 1 fırkateynle toplam 22 dönem destek vermiştir. Ayrıca, 2011-2014 yıllarında Türk Deniz Görev Grubu aktivasyonu kapsamında 5 fırkateyn, 1 korvet ve 1 akaryakıt gemisiyle 2 dönem, 2015 yılında ise 2 fırkateynle toplam 4 dönem Deniz Haydutluğu ile Mücadele Harekâtı’na destek sağlamıştır.

Birleşik Görev Kuvveti 151’in komutası, 2009, 2011, 2012 ve 2015 yıllarında olmak üzere 4 kez Türkiye tarafından üstlenilmiş ve böylece ülkemiz, NATO’daki görevleri dışında bir Birleşmiş Milletler görevinde de ilk defa denizde çok uluslu bir gücün komutanlığını yürütmüştür.

Şimdi, 29 Haziran-26 Ekim 2017 tarihleri arasında Türkiye'nin 5’inci kez Birleşik Görev Kuvveti’nin komutasını üstlenmesi planlanmaktadır Meclisimizden izin alırsa.

Bunun yanı sıra, Bahreyn’de konuşlu Birleşik Deniz Kuvvetleri Karargâhında, ülke temsilcisi olarak daimî 1 personel görevlendirmekteyiz.

Yine, gelen davetlere istinaden, Birleşik Görev Kuvveti 151’i komuta eden diğer ülke karargâhlarına da personel desteği verilmektedir. Bugüne kadar Türk Kızılayı adına Mogadişu Somali’ye insani yardım malzemesi taşıyan toplam 8 ticari gemiye, deniz haydutluğu riski bulunan bölgelerde unsurlarımız tarafından refakat ve koruma sağlanmıştır.

Yine, Birleşik Deniz Kuvvetleri emrinde görev yapan Birleşik Görev Kuvveti 150 ise 2317 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gereğince, aynı bölgede, denizde terörizmle mücadele görevini icra etmektedir.

Diğer taraftan, aynı kararla, Birleşik Görev Kuvveti 151’in deniz haydutluğuyla mücadele görevinin yanı sıra başta El Şebab olmak üzere muhtelif terör örgütlerine finansal destek sağlayabilen kömür ve diğer ham maddelerin deniz yoluyla taşınmasının engellenmesi kapsamında terörizmle mücadele görevi yapması da ihtimal dâhilindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, deniz haydutluğuyla mücadelede sürdürdüğü çabaların yanı sıra diğer alanlarda da Somali’ye yönelik muhtelif yardımlarına devam etmektedir. Somali, 19 Ağustos 2011 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan olduğu dönemde bu ülkeye yaptığı tarihî ziyaretle uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiştir ve o tarihten sonra da uluslararası gündemin bir parçası olmuştur.

Bu çerçevede Somali’ye, insani yardım, kalkınma ve altyapı projeleriyle siyasi uzlaşma, askerî ve güvenlik alanlarında destek vermekteyiz.

Türkiye-Somali ilişkileri Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’ne uzanan bir geçmişe sahiptir. Somali’de 1979 yılında açılan ancak yaşanan iç savaş sebebiyle 1991 yılında kapatılan Mogadişu Büyükelçiliğimiz 2011 yılında yeniden açılmıştır.

Somali son dört yıldır Türkiye’nin resmî kalkınma yardımlarından en çok yararlanan ilk 3 ülke arasında bulunmaktadır. Yirmi yıldan uzun süredir iç savaşla boğuşan Somali’de devlet kurumlarının yeniden inşası amacıyla Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun desteğiyle devam eden teknik iş birliği faaliyetlerinde ülkemiz öncü rol oynamaktadır. Bu kapsamda, Somali devlet kurumlarının gerekli kapasitelerinin kurulması sürecinde eğitim ve teknik iş birliği desteği, danışmanlar görevlendirilmesi ve altyapı kurulması desteği verilmekte, uluslararası toplum tarafından oluşturulan barışı ve devleti inşa gruplarının güvenlikle ilgili ikinci grubuna Amerika Birleşik Devletleri’yle birlikte eş başkanlık yapılmaktadır.

Bu vesileyle, 15 Temmuz FETÖ terör örgütünün hain darbe girişimine karşı Somali Hükûmetinin aynı gece yaptığı yazılı açıklamayla ortaya koyduğu dayanışma ve göstermiş olduğu destek için buradan özellikle teşekkürlerimizi belirtmek isterim. Somali Federal Hükûmeti Bakanlar Kurulunun 16 Temmuz günü aldığı bir kararla FET֒ye ait okulları kapatması da bizleri memnun etmiştir; bu, dayanışmanın ilave bir göstergesi olmuştur. Türk ve Somali halkları birbirlerini zor günlerde karşılıklı destekleyerek gerçek dost olduklarını kanıtlamıştır.

Öte yandan, Somali Silahlı Kuvvetlerinin teşkilat, eğitim, öğretim, askerî altyapı ve lojistik sistemlerinin iyileştirilmesi kapsamında destek ve yardım sağlamak maksadıyla Somali’de bir Türk görev kuvvetinin teşkil edilmesi kararlaştırılmıştır. Türk Görev Kuvvetinin görevine başlamasıyla birlikte Somali’de üst düzey yönetim kademesini oluşturacak potansiyeli haiz kadroların yetiştirilmesi, Somali Silahlı Kuvvetlerinin harekât kabiliyeti kazanarak ülkede güvenliği tesis etmesi ve istikrarın sağlanması hedeflenmektedir. Somali Türk Görev Kuvvetinin 2017 Nisan-Mayıs aylarında Somali’ye intikal ettirilmesi, birlik eğitiminin temmuz ayında, harp okulu ve astsubay okulunun eylül ayında eğitime başlaması planlanmaktadır. Tüm bunlara ek olarak, ülkemiz Somali’ye insani yardım ve kalkınma alanında bugüne kadar 500 milyon ABD dolarından fazla yardım yapmıştır. Türkiye uluslararası toplumla iş birliği içinde, Somali’deki çok boyutlu faaliyetlerini kararlılıkla sürdürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Deniz Kuvvetlerimizin gemileri 2009 Temmuz ayından bugüne kadar bölgedeki görevini başarıyla icra etmiştir. Bundan sonraki süreçte, bölgede sürekli mevcudiyet sergilemek yerine, daha ziyade, ihtiyaç duyulan dönemlerde esnek bir yaklaşımla deniz unsurlarını bulundurmayı planlamaktayız. Esasen, alınan tüm bu önlemler sayesinde Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde son bir yıl içerisinde, Türk bayraklı veya Türk bağlantılı hiçbir ticari gemi saldırıya uğramamıştır. Bununla birlikte, bölgedeki deniz haydutluğu potansiyeli hâlâ mevcudiyetini devam ettirmektedir. Neticede, bölgeden geçiş yapan Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetinin etkin bir şekilde muhafazasına devam edilmesi gerekmektedir. Yine, bölgeye yönelik yapılacak insani yardım faaliyetlerinin de aksamadan devam etmesi gerekmektedir. Birleşmiş Miletler sistemi içerisinde ve bölgesel ölçekte etkinliğimizin ve görünürlüğümüzün sürdürülmesi maksadıyla, deniz haydutluğu, denizde silahlı soygun ve denizde terörizmle mücadele için millî olarak ya da çok uluslu deniz görev grupları bünyesinde, bölgede ihtiyaç olan dönemlerde varlık göstermeye devam etmemizin ülkemiz açısından zaruri olduğunu düşünmekteyiz.

Bu düşüncelerle, Anayasa’nın 92’nci maddesi gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde başlatılan ve son olarak 9 Şubat 2016 tarihli kararla bir yıl süreyle uzatılan deniz haydutluğu ve denizde silahlı soygunla mücadele görevinin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde 10 Şubat 2017 tarihinden itibaren bir yıl süreyle bir kez daha uzatılması ile yine aynı bölgede denizde terörizmle mücadele için gerekli yetkinin verilmesi hususunda huzurlarınızda olan Hükûmet tezkeresine desteğinizi talep eder, bu vesileyle Gazi Meclisimizi bir kez daha saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Süre vardı Sayın Bakanım; şu, atanamayan öğretmenleri de bir söyleseydiniz.

BAŞKAN - Gruplar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

Süreniz yirmi dakika, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, bugün ve yarın, 8-9 Şubat Milliyetçi Hareket Partisinin 48’inci kuruluş yıl dönümü, yarın resmî günü. Bu vesileyle, başta Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş olmak üzere hareketimizin kuruluşundan bugüne emeği geçen bütün dava arkadaşlarımıza; ebediyete intikal etmiş olanlara Allah’tan rahmet, kalanlara da minnet duygularımı burada paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin uluslararası görevlendirmelerine her zaman devlet politikası olarak destek olduk. Daha önceki, Afganistan’la ilgili; yine, Suriye’yle ilgili; yine, bu konuda Körfez’deki Adenle, Somali’yle ilgili tezkerelerde de ilke olarak, devlet politikası olarak desteğimizi sürdürüyoruz.

Tabii ki Sayın Bakan da az önce belirtti, daha önce NATO ve Birleşmiş Milletler görev güçlerine verdiğimiz destek kapsamında, bu kara sularının önemi hem güvenlik açısından hem deniz ticareti açısından hem de son rakamlarla yaklaşık 80 milyar -yanlış hatırlamıyorsam, Sayın Bakan ifade etti- Türkiye’nin de ticaretinde payı olan bu bölgelerde bizlerin de görev alması; Türkiye’nin, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının orada görev alması önemlidir. Hem bu kapsamda kendi gemilerimizin ve uluslararası ticaretin korunması açısından hem de aynı zamanda Deniz Kuvvetleri unsurlarımızın burada hem tecrübe kazanması hem uluslararası iş birliğini geliştirmesi açısından önemli olduğu kanaatindeyim. Ancak, bu vesileyle, Deniz Kuvvetlerimizin son yıllarda yaşadığı travmalar diyelim artık, ta kumpaslardan başlayarak, sonrasında yine FETÖ terör örgütüyle ilgili yapılan çalışmalarda belli ölçüde insan kaynakları açısından zafiyetler oluştuğunu, bunların da bir an önce giderilmesi gerektiğini biliyoruz. Hem teçhizat açısından geciken projelerin bir an önce tamamlanmasını ve yarımada olan ülkemizin -etrafı denizlerle çevrili olan bir konumda- daha güçlü bir şekilde donanmasını güçlendirmesini, takviye etmesini bu vesileyle temenni ettiğimizi belirtmek istiyorum. Çünkü bölgemiz hareketli bir dönemden geçiyor. Doğu Akdeniz’de bütün ülkelerin gemileri, uçak gemileri tabiri caizse fır fır dönüyor. Bizim de bu kapsamda yeniden Deniz Kuvvetlerinin planlamasını yapmamız gerektiğini bu vesileyle hatırlatmış olayım.

Tabii “Doğu Akdeniz” deyince dış politikayla ilgili de birkaç hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Önceki haftalarda Kıbrıs meselesini burada da görüştük, bir araştırma önergesiyle ilgili de görüştük, Sayın Bakana da sözlü olarak, gördüğümüz yerlerde, bu konuda biraz bilgi vermesini söyledik ama gündem yoğunluğu, Anayasa oylamaları ve şu anda da yine farklı gündemler olduğu için devam ediyor. Yalnız, ben, Sayın Akıncı’nın bir açıklamasını okudum web sitesinde. Bu konuda Türkiye’nin bu şekliyle bunları kabullenmesi mümkün değil, bir şeylere müdahale etmek gerektiğini düşünüyorum. Aynen şöyle bir cümle yer alıyor, diyor ki: “İşte, sorunlu olan daha fazla yüzdesi olan bir toprakta, AİHM’de sorunlu olan, uluslararası arenada sorunlu olan bir toprakta yaşamaktansa çözülmüş ama daha düşük…” Ki, yüzde 29’u kastediyor. “Geçmişten bugüne böyledir ve başka türlü de toprak vermeden çözemeyiz.” gibi bir açıklama var. Böyle bir açıklamayı hem de müzakereci olan Sayın Cumhurbaşkanının yapmasını ben gerçekten üzüntüyle karşıladım. Açıklamanın içerisinde hiç olmaması gereken, şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin mevcut Başbakanı Sayın Özgürgün’le ilgili de, Sayın Eroğlu’yla ilgili de karşılıklı sanki siyasi çekişmelere konu olacak birtakım şeyler var. Anlıyoruz ki burada bir kafa karışıklığı var. Burada, müzakereciyi görevlendiren otorite belli. Bu şekliyle girdiğiniz zaman zaten müzakereden istediğiniz şeyi almanız mümkün değil. Yani o topraklar nereden isteniyor? Karpaz’dan verdiğimiz zaman ne olacak? Aşağıda tartışmalı bölgeden verdiğimiz zaman ne olacak? Mesele, sadece yüzde 28, 28, 32 meselesi değil ki. Bu, tamamıyla, az önce bahsettiğimiz, Deniz Kuvvetlerimizi de ilgilendiren, kıta sahanlığımızla ilgili, FIR hattıyla ilgili, münhasır ekonomik bölgelerle ilgili birçok sakıncayı beraberinde getirecek bir konu. Onun için, böyle çok basit bir şekilde, sanki uzlaşma olurmuş gibi yapılmasını doğru bulmuyoruz. Türkiye, garantör ülke olarak ara toplantılara katıldı ama kamuoyuna sadece bir haritanın kasaya saklandığının dışında herhangi bir şey gelmedi. Hem bu Doğu Akdeniz’deki hakimiyetimiz açısından hem Kıbrıs’ın hem de Türkiye'nin güvenliği açısından önemli bir konudur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman söyledik, bizim için iki toplumlu, iki devletli, bir eşit ilkeye dayalı çözüm olmadığı sürece bunun kabul edilmesi mümkün değildir. Toprak görüşmeleri ayrıdır ama burada taviz verilir bir şekilde yapıldığı zaman da maalesef Rum tarafının uzlaşmaz tutumu, Annan Planı’ndan sonra olduğu gibi yine devam edecektir.

Ben, az önce de Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yetkilileriyle görüştüm, sordukları zaman kendilerine aynen şunu söyledim Kıbrıs meselesiyle ilgili: “Bu işin temelinde sizin kendilerini şımartmanız ve Türk tarafıyla sorunu çözmeden üye olarak kabul etmeniz yatıyor. Onun için, aslında bugün değilmiş gibi olsa da Annan Planı’na onlar hayır dedikleri zaman eğer üye olarak almak yerine, tam tersine, baskı uygulamış olsaydınız şimdi bu sorunlar bu hâle gelmezdi.” Bizim de Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak burada garantör ülke olarak, özellikle de garanti ve ittifak anlaşmalarından kesinlikle taviz verilmemesi gerektiğini, bu tezkere vesilesiyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin de oradaki varlığının garanti altına alınması gerektiğini bir kez daha hatırlatmış olayım.

Gündemde yine dış politikayla ilgili ve ülkemizin güvenliğiyle ilgili sıcak konu, dün gece itibarıyla Sayın Cumhurbaşkanıyla ABD Başkanı Sayın Trump’un görüşmesine ilişkin kısa açıklamalar yapıldı, fikir birliğine varıldığı söyleniyor ama aslolan nihai olarak bu konuların görüşülmesi. Her ne kadar stratejik ortaklık vurgusu yapılsa da henüz Suriye’de şu anda yaşamakta olduğumuz sorunun temelinde yatan ve yıllardır devam eden PKK terör örgütünün uzantısı olan PYD’ye ve YPG’ye başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı ülkelerin bakış açısı yatıyor.

Öncelikle, burada bir netleşme olması gerekiyor. Biz yetkililerle görüştüğümüz zaman kendilerine de iletiyoruz; Türkiye olarak bizim önceliğimiz -ki Sayın Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada da bunların vurgulandığı söyleniyor ama vurgulanması yetmiyor- bunların, yapılacak görüşmelerde, yetkililerle yapılacak görüşmelerde Türkiye'nin hassasiyetinin özellikle bu konuda anlaşılması ve PYD/YPG’nin bir terör örgütü olduğunu, aynı şekilde DAEŞ’le mücadele kadar bunların da aynı paralelde değerlendirilmesi gerektiğini, sadece Amerika’yla ilişkilerimizin FETÖ terör örgütü elebaşının ve diğer unsurların iadesine odaklanmadan tüm güvenlik unsurlarıyla ilgili aleyhimize olabilecek gelişmeleri kapsaması gerektiğini düşünüyorum. Bu kapsamda da Amerika Birleşik Devletlerinin yeni yönetiminin başta Sayın Trump olmak üzere Türkiye'nin bu önemini dikkate alarak yeni bir stratejiyle görüşmelere başlaması gerektiğini, Türkiye'nin de bunları masada görüşmesi gerektiğini tekraren vurgulamak istiyorum.

Diğer bir husus, “Suriye” deyince, yine hem Rusya’yla ilişkilerimiz ve bu kapsamda Suriye konusunda yapılan Astana görüşmeleri, Cenevre görüşmeleri kapsamında yine bazı karanlık bölgeler olduğu görülüyor. Ortada kaldı, haberler yer alıyor, bir anayasa taslağından bahsediliyor ama ne olduğunu tam olarak bilen yok, kimisi yalanlıyor, kimisi yalanlamıyor. Orada gördüğümüz şey de yine sanki böyle gevşek bir özerklik gibi, kültürel bir özerklik gibi toprak bütünlüğü korunarak ama yine Irak’takine benzer şekilde fiilî bir durum oluşturularak sonrasında batıda sözde bir kürdistan kurmanın temelleri olduğunu görüyoruz. Bu kapsamda, bütün bu görüşmelerin hassasiyetle Türkiye’nin çıkarları açısından ele alınması gerektiğini ve ileride çok daha büyük kayıplara yol açabilecek gelişmelere yol açmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu kapsamda da bu çalışmalara dikkatli bir şekilde devam edilmesini… Suriye’deki görüşmeleri de, yine, İran’la da, Suriye’yle de, Esad rejimiyle de, Rusya’yla da, Amerika Birleşik Devletleri’yle de, hepsiyle yapalım ama bu hassasiyetleri dikkate alarak yarın orada bir oldubittiyle karşılaşmadan bu işleri götürmemiz gerekiyor. Niye bu konuda hassasiyetimiz arttı? Çünkü güvenli bölge, güvenlikli bölge tartışmalarına paralel olarak bu anayasa tartışmaları da gündeme getiriliyor, Türkiye bir oldubittiyle karşı karşıya bırakılmamalı. Bu kapsamda da gerekli önlemleri almamız gerekiyor çünkü paralel olarak devam eden bir süreç var gibi görünüyor, her ne kadar resmî olarak hepsi doğrulanmasa da birtakım araştırma kuruluşları veya bazı medya kuruluşları tarafından bu haberler sızdırılıyor.

Esasen, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak güvenli bölge önerisini 2012 yılında yapmıştık; sadece Suriye için de değil, Sayın Genel Başkanımız o günün şartlarında Kandil’den Afrin’e kadar bu terör koridorunun temizlenmesi gerektiğini ve buraya oradan kaçan, göçen insanların tekrar yerleştirilmesi için güvenliklerinin sağlanması gerektiğini, bu konuda da uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparak kendilerinin orada iskân edilmesi gerektiğini söylüyordu. O zamandan bu zamana gelinen noktada yine söyleniyor ama onların aklından geçen güvenli bölge daha önce Çekiç Güç’le, Keşif Güç’le, uçuşa yasak bölgeyle yapıldığı gibi olursa yine Türkiye’nin aleyhine olacak bir sonuç doğuracaktır. İnşallah, bu hususlarda da belli çalışmalar yapılır ve dikkate alınır.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu bölgenin tamamen terörden arındırılması gerektiğini; Azez’in doğusu, batısı, Cerablus’tu, Menbic’di, bunları tartışmadan bütün o bölgenin Kandil’den Afrin’e kadar terörden arındırılması ve burada sayıları 3,5 milyonu bulan insanların tekrar yurtlarına dönmesi gerektiğini düşünüyoruz; uluslararası kuruluşlar tarafından da bunlarla ilgili yapılacak çalışmalarda destek olunması ve onlarla ilgili bütün ekonomik yükün paylaşılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu vesileyle, bu coğrafyada yaşayan, o sorunu şu anda çok daha yakından hisseden insanların da bir an önce ülkelerine dönerek kendi topraklarında yaşama haklarının kendilerine teslim edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Tabii, AB’yle ilişkilerde, maalesef, biraz karşılıklı anlayış eksikliğinin arttığını da görüyoruz; karşılıklı birtakım raporlar, bunlara karşı açıklamalar, bazı restleşmeler yanlış noktalara doğru gidiyor. Az önce konuştuğum bazı temsilcilere bazı bilgileri aktardım, konuştuk ama, burada da bir bilgi kirliliğinin olduğunu ve Türkiye'nin durumunu anlamak yerine birtakım çevrelerce verilen bilgilerin doğru kabul edildiğini, özellikle 15 Temmuz sonrasında FETÖ terör örgütünün lobi faaliyetlerinin buralarda etkili olduğunu ve aleyhimize birtakım kampanyaların yürütüldüğünü görüyoruz.

Evet, ilişkilerde bir kötüye gidiş... Daha önce başta sözde Ermeni tasarısıyla ilgili Almanya’da yaşanan gerilimler, sonrasında geçtiğimiz dönemde yeniden alevlenen bazı tartışmalar ilişkileri belli ölçüde sekteye uğrattı. Bu konuyu yeniden gözden geçirmek gerekir, evet; özellikle de Gümrük Birliğiyle ilgili konunun yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini artık yetkililerimiz de kabul ediyor. Bu konunun da yeniden Türkiye'nin çıkarları açısından ele alınarak ciddi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini, eğer bir ilerleme sağlanamıyorsa Gümrük Birliği sürecinin de yeniden değerlendirilerek ikili ticari anlaşmalara cevaz verecek şekilde yeni bir sürece girilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bu kapsamda, biz, bütün komşularıyla barış içinde yaşayan, çok yönlü millî bir dış politika izleyen bir Türkiye Cumhuriyeti anlayışından yanayız. Bu kapsamda da yapılacak çalışmalarda ülkemizin lehine olan bazı politikaları destekleyeceğimizi, ama eksiklikleri de zaman içerisinde uyarmaya devam edeceğimizi söylüyoruz ve bu, gündemimizde olan tezkereye de bu anlayışla destek vereceğimizi, ama dış politikanın da bu Anayasa tartışmalarına paralel olarak, bunun ötelenmesine neden olmadan yeniden ele alınması gerektiğini ve millî bir dış politika anlayışının bütün muhalefet partileriyle birlikte, bir bilgilendirmeyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor ve Sayın Dışişleri Bakanından ve Hükûmetten bunları bekliyoruz.

Ben bu duygularla tekrar sizlere teşekkür ediyorum ve hayırlı günler diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederiz, “hayırlı” günler dileriz biz de size.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ardahan Milletvekili Sayın Öztürk Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÖZTÜRK YILMAZ (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi ve açıkları, Arap Denizi açıkları, Somali kara suları açıkları ve açık denizde Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesine ilişkin gelen tezkerenin bir yıl daha uzatılması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biz bu tezkereye geçen yıl “evet” dedik çünkü bizim de ticaretimizin önemli bir bölümü bu bölgeden geçiyor, bu bölgenin güvenliği bizi de çok yakından ilgilendiriyor; dolayısıyla bu yıl da tezkereye “evet” diyeceğiz.

Tabii, biz Aden Körfezi’nin güvenliğinden bahsederken, bizim çevremizde ne oluyor, Türkiye’nin en yakın coğrafyasında neler oluyor, onu da değerlendirmek gerekiyor. Bu coğrafyanın, maalesef, kaderi değişmiyor, hep uluslararası müdahale bu coğrafyaya oluyor. Bizim kurdumuz, ayrıca, içimizde çünkü Orta Doğu coğrafyası kanadıkça Türkiye’yi istikrarsızlaştırıyor ve Türkiye istikrarsızlaşınca da Orta Doğu’da güvenlik kayboluyor.

Sayın Başkan, şöyle bir özet yapmak istiyorum: Ne olmuş bu süre içerisinde? Geçen zaman içerisinde ne olmuş? Öncelikle, Birinci Körfez Savaşı oldu. Biliyorsunuz, Birinci Körfez Savaşı olduğunda Saddam Hüseyin Bağdat’a hapsedildi. 36’ncı paralel ve 32’nci paralelin kuzeyi ve güneyi arasında uçuşa yasak bölge ilan edildi, Irak ordusunun kolu kanadı kırıldı ve uçuşa yasak bölgenin olduğu alanlarda yeniden yapılandırılmaya gidildi. Esasen, Irak’ın üniter yapısının beli kırıldı, o dönemde kırıldı. Saddam Hüseyin uçak uçuramadı. O dönemde Bağdat’ın hem kuzeyi hem güneyi, esasen, fiilî olarak yeni bir statüye kavuşturuldu. Bizde o dönemde Çekiç Güç konuşlandırıldı ve Çekiç Güçün görevi de bu uçuşa yasak bölgelerin, özellikle kuzeydeki uçuşa yasak bölgenin güvenliğini sağlamak oldu ve uçuşa yasak bölge daha sonra yeni bir oluşuma sürüklendi. Sonra ne oldu? İkinci Körfez Savaşı oldu, Saddam’ın askerleri çöle gömüldü, Saddam idam edildi ve ne oldu? Bremer anayasası gündeme geldi. Amerika, Irak’ı işgal etti. Irak’ta bir iç savaş başladı: Mezhep arası savaş. Irak’ın hiç alışık olmadığı bir şeydi; ondan önce bu kadar, böyle çapta bir savaşı Irak hiç görmemişti ve Irak’ta kan gövdeyi götürdü. Sonra ne oldu? Bir gün uyandık ki Bremer anayasasıyla Irak’ın üniter yapısı bozulmuş, fedaral bir Irak’a geçiş başlamıştı ve Irak federal bir sisteme sürüklendi. Dicle Nehri’nin geçtiği bu ülkede sonra ne oldu? IŞİD belası sardı. IŞİD belasının bıraktığı topraklar Irak’ın içerisinde el değiştirdi. Amerika, o bölgede de esasen bir taraf oldu. Irak’ın güya toprak bütünlüğü destekleniyormuş gibi bir süreç uygulandı ama Bölgesel Kürt Yönetim’inin toprakları Dicle Nehri’nin doğusunu içerecek yüzde 40 büyümeyle sonuçlandı, Dicle Nehri’nin doğusunda yeni bir oluşum ortaya çıktı.

Şimdi, Dicle Nehri’nin doğusunda bu olurken Fırat’ın doğusunda, Suriye’de ne oldu? Fırat’ın doğusunda, Suriye’de de esasen yeni bir denklem oluştu. Irak politikasında “Biz 1 koyup 3 alacağız.” anlayışı Irak’ı… Evet, 1 konuldu ama Irak 3’e bölündü, hiçbir şey alınamadı. Keza, Fırat Nehri’nin geçtiği Suriye’de de bu defa Emevi Camisi konusu gündeme geldi. Suriye’de rejim değişikliğine kalkışıldı, Suriye’de ne kadar cihatçı grup varsa Suriye’ye konuşlandı, Suriye’nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığı bitirildi.

Bizim bugün şikâyet ettiğimiz ne kadar unsur varsa Suriye politikasının yanlışlığından kaynaklandı. Egemen, hegemon güçler bu bölgedeki dizaynlarını henüz daha bitirmiş değiller ve bu bölgenin kaderi, maalesef, giderek ufalanma, giderek parçalanma, giderek küçülme, birbiriyle kavga ettirilme, iyice birbirine düşman olma ve ayrışma politikası üzerine kurulu. Bunun devam edeceğini görüyoruz.

Suriye’de ne oldu? Suriye’den 3 milyon kontrolsüz göç Türkiye’ye girdi. Bunun yüzde 10’u kamplara yerleştirildi, diğer yüzde 90’ı şehirlere yayıldı, şehirlerin güvenliği bitirildi. Bu kontrolsüz güçle gelen cihatçı gruplar Türkiye’de eylem yaptı, insanlarımız şehit oldu. Bugün, Türkiye'nin güvenliği, esasen, hiçbir dönemde olmadığı kadar potansiyel bir risk altındadır. Yarın ne olacağını, nerede hangi bombanın patlayacağını bilemiyoruz maalesef. Ülkemiz, ülkemizin ulusal güvenliği çok ciddi yara aldı.

Şimdi, Suriye’deki ve Irak’taki, dolayısıyla komşularımızdaki bu süreç bitmedi, bitmeyecek. Biz önce Amerika’yla yola koyulduk, onların oyun planına uyduk, sanki kendi oyun planımızmış gibi sandık ve yarı yolda bırakıldık. Sonra Ruslarla Astana toplantısı münasebetiyle bir araya geldik. Görüldü ki esasen, Rusya’yla da Amerika’yla da bu konuda hareket ettiğiniz zaman farklı bir sonuç ortaya çıkmıyor. Nereden anlıyoruz? Astana görüşmelerinde Rusların muhaliflere sunmuş olduğu anayasa taslağından anlaşılıyor bu. Suriye de aynen Irak benzeri yeni bir yapılanmaya gidiyor. Suriye’nin bütünlüğünün de kaç grup arasında parçalanacağı belli değil. Dolayısıyla yeni bir dinamik başlıyor orada da. Türkiye, hem Irak politikasında hem Suriye politikasında kendisine ait olmayan bir siyaset takip ettiği için şu an itibarıyla kaybeden ülke konumundadır.

Biz hep söyledik, Suriye’de en önemli konu, buraya bir yabancı el değdi, buraya bir yabancı el değdi, Irak’a bir yabancı el değdi; buranın politikasını siz bu yabancı ellerle düzeltemezsiniz dedik, kimse dinlemiyor. Çünkü, esasen olayın nereye gideceğini herkes biliyor, elini vicdanına koyan herkes biliyor olayın nereye gideceğini. On yıl sonra çevremizde nasıl bir oluşum ortaya çıkacağını herkes biliyor ama sessiz, sessizlik, kimse ses çıkarmıyor çeşitli gerekçelerden dolayı.

Bakınız, bir şey söyleyeceğim. Şimdi, efendim, diyorlar ki: “Biz Suriye konusunda Cenevre’de görüşmeler yapacağız, Suriye’de ateşkes sağlayacağız.” Suriye’de ateşkes sağlasanız ne olur, sağlamazsanız ne olur? Suriye’nin geleceğini tartışıyor insanlar. Astana’da tartışılan güya ateşkes, Suriye’nin geleceği tartışılıyor, Suriye’nin nasıl bir Suriye olacağı tartışılıyor. Anlıyoruz ki -daha önceden de defalarca bu kürsüden belirttiğimiz gibi- artık Suriye eski Suriye olmuyor. Şimdi bunun hesabını kim verecek? “Biz yanlış politika uyguladık.” deyip birisi bunu teslim edebilecek mi? Sanmıyoruz.

Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri, yeni yönetim, “Biz Suriye’de güvenli bölgeler ilan edeceğiz.” diyor, biz hemen heyecanlanıyoruz. “Evet, biz de güvenli bölge istiyoruz, Amerika Birleşik Devletleri de güvenli bölge istiyor.” diyoruz, yanılıyoruz, yanılıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği güvenli bölgeler ile bizim istediğimiz güvenli bölge aynı şey değil. Amerika Birleşik Devletleri tamamen mülteci ağırlıklı, Suriye’nin, Libya’nın, Yemen’in içinde ve mücavir bölgede bölgeler kurulmasını istiyor ve bunun için Amerikan askerlerinin daha fazla orada konuşlanmasını, daha fazla Amerikan askerinin yer almasını, daha fazla Amerikan birliğinin o ülkelerde konuşlanmasını istiyor. Bizim istediğimiz güvenli bölge, Amerika’nın istediği güvenli bölgeyle aynı değil, aynı olmadığını da yapılan açıklamalardan herkes görmüş oldu.

Şimdi, bu Astana görüşmeleri, sonra Cenevre görüşmeleri… İki konu var, iki konuda bizim acilen hareket etmemiz lazım. Bir tanesi, biz Astana’da Esad’la endirekt olarak, dolaylı olarak görüşüyoruz. Bütün güç diplomaside Rusya üzerinden yürüyor. Ben bu gücü Rusya’ya niye bahşedeyim? Madem görüşüyorsun niye kendin görüşmüyorsun? Rusya’nın elindeki harita Suriye’nin parçalanmasına ilişkin. Peki, bunu görüşüyorsan niye doğrudan görüşmüyorsun? Ne eksik kalır doğrudan görüşülmesiyle? Bunun, Türkiye’nin pazarlık marjını düşüreceğini değil, artıracağını söyleyebiliriz, Türkiye’nin pazarlık marjını artıracağını söyleyebiliriz. Yerel unsurlarla, artık Türkiye, mutlaka ve mutlaka Suriye’deki rejimle de görüşmeli. Rusya Türkiye’de muhaliflerle görüşüyor, Türkiye’nin eğittiği muhaliflerle görüşüyor, Suriye’de de onları bombalıyor. Türkiye niye görüşmüyor? Bu kanalın mutlaka açılması lazım, aksi takdirde kaybediyoruz.

İkinci konu: Yüz altmış yedi gündür El Bab’a çakılıp kaldık. Bizim Mehmet’imiz orada can veriyor. Bugün 2 şehidimiz var; Allah’tan rahmet diliyoruz. 15 yaralımız var orada. Bu ne olacak? Biz daha önce bu kürsüde fazla aşağıya sarkmasın dedik, sarktığınız zaman çıkamazsınız dedik ve sonra “Biz Rakka’ya kadar gideceğiz.” dendi, sonra Sayın Cumhurbaşkanı “Rakka’ya gitmeyeceğiz. El Bab’da hızlı bir şekilde işimizi bitirip oradan döneceğiz.” dedi. Şimdi, bu U dönüşü normalde Türkiye'nin faydasına olduğu için hiç eleştirmedik. Şimdi, yeniden Trump’la yapılan görüşmede: “Biz, El Bab’dan sonra da Rakka’ya gideceğiz.” Siz kime güvenerek nereye gidiyorsunuz? El Bab’da çakılıp kaldık. Bakınız, Türkiye'nin ikinci yapması gereken konu şudur: Bu savaş bitecek gibi görünmüyor. Bu savaşa diplomatik çözüm söyleyenler ikiyüzlülük yapıyor: Onun için mutlaka ve mutlaka oradaki, Türkiye’deki unsurlarla ÖSO’yu takviye etmek gerekiyor. Onu Türk askeri yapmayacak, onu buradaki Suriyeli gençler yapacak. El Bab’ı Türkiye alıp Türkiye’ye mi katacak? Burada lütfen bunun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Efendim diyebilirler: “Biz zaten ÖSO’yla bunu yapıyoruz.” Benim söylediğim başka bir şey, ben farklı bir şeyden bahsediyorum.

Bir başka konu: İsrail askerlerinin bütün yargısal süreçlerden affını öngören anlaşma bu Mecliste AKP’nin oylarıyla kabul edildi. Biz o zaman buna karşı çıktık. Normalleşmeyi biz başından beri destekliyorduk. İsrail’le normalleşmeyi destekliyorduk ama illa da böyle bir anlaşma yapılmak zorunda değildi. Şimdi, bu anlaşma ne oldu? İsrail askerleri yargısal süreçlerden affedildi, dava açılamıyor ve bu konu maalesef kapanmadı. Bakınız, aileler bu işin peşine düşmüş durumdalar. Bizlere bu konularla ilgili şikâyetler geliyor.

Bir başka konu: Şimdi, tekrar normalleşmeye geçiyoruz; güzel. Turizm Bakanı İsrail’e gittiği gün İsrail Gazze’ye saldırı yapıyor. Dışişleri Bakanlığından yayınlanan açıklamaya bakıyorsunuz, ruhsuz bir açıklama: “Kınıyoruz.” Kim inanır kınadığınıza?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Gözleri görmez oldu!

ÖZTÜRK YILMAZ (Devamla) - Bu kınama, normalde ilişkilerin gergin olduğu zaman yapılsaydı belki vatandaşlar buna inanırdı ama kâğıt üzerinde kalan bir kınamadan ibaret bu.

Bir başka konu Kıbrıs konusu: Biz, Kıbrıs’ta kapsamlı çözümün yapılmasına, kapsamlı çözümün devreye sokulmasına hep destek verdik. “İki toplumlu” dedi. İki kesimli, mutlak manada iki kesimin siyasi eşitliğine dayanan, Türkiye'nin etkin ve fiilî garantisini içeren bir anlaşmayı destekledik ve destekliyoruz ama bugün baktığımız zaman, KKTC Cumhurbaşkanı, on tane laf bize söylüyor, dönüp bir laf da güneyde KKTC’nin egemenliğini yok edenlere söyleyemiyor; bunu eleştiriyoruz. Siz bizi bırakın, biz ölmedikçe o davanın sahipleriyiz; siz kendi işinize bakın, kendi davanıza bakın, kendi Başbakanınızla bir yol tutturun, millî konularda dik durun. Siz illa da bir şeyleri vermek zorunda değilsiniz. Anlayışa bakın: Biz Rum’dan egemenlik alacağız, dolayısıyla toprak vermek zorundaymışız. Senin egemenliğin Rum’dan kaynaklanmıyor, sen zaten egemensin. Rum’un sana egemenlik bahşetmesine gerek yok, sen zaten egemensin. Ayrıca, toprak vermek zorunda da değilsin. Bu, kutsal bir kitapta mı yazıyor, Allah’ın emri mi senin toprak vereceğin? Lütfen… Bugünler geçicidir, tarih farklı yazar sizi. Şimdi, insanların nerede durduğu önemlidir. “Türkiye'nin üzerinde nasıl olsa baskı var, Türkiye baskıya maruz kalıyor, Hükûmet ses çıkaramıyor.” diye işi bu kadar gevşeğe almayın, hiçbir zaman almayın; bu, millî bir konudur ve bitmemiştir.

Bir son yok, bakıyorsunuz bir son yok. Hani, Cenevre’de garantiler konusunda bir anlaşma olmadığı zaman bu son olacaktı. Bitirmiyorlar, bitirmezler; size açıklayayım, bu ikiyüzlülük bitmez. İngiltere, bağımsızlık için İskoçya’yı referanduma götürme kararı alıyor mu? Alıyor. Peki, Rusya Ukrayna’nın Donetsk bölgesini işgal ediyor mu? Ediyor. Kırım’ı ilhak ediyor mu? Ediyor. Abhazya’yı, Osetya’yı alıyor mu? Alıyor. Üniter yapıları bozuyor mu? Bozuyor. Peki, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’yi, Irak’ı ne hâle getirdiği belli mi? Belli. Peki, ne oldu? Bunlar orada ayrışmayı savunurken KKTC’de niye birleşmeyi savunuyorlar? Neden savunuyorlar? Bu ikiyüzlülük değil mi? Siyasette, maalesef, artık bu ikiyüzlülükler devam edemez. Bizim kendi konularımıza sahip çıkmamız lazım, bizim nerede durduğumuzu bilmemiz lazım.

Ayrıca şu var: KKTC’de bakıyorsunuz bir son yok. Ne kadar sürecek bu? Peki, hep biz veriyoruz, toprak da veriyoruz. Egemenliği sulandırıyorlar, iki kesimliliği sulandırıyorlar. İki toplumluk zaten sulanmış oluyor. Nedir bu? Niye vermek zorundayız? Tavsiyemiz: Doğru olan, siz haklıysanız o masayı bozarsınız, kalkarsınız oradan -kalktığınız için küçülmezsiniz büyürsünüz- bu millet sizi her zaman takdir eder. “Efendim, üzerimde baskı var, dolayısıyla illa bir şey yapmak zorundayım.” anlayışıyla giderseniz duvara toslarsınız. Alırlar ve bir daha da geri vermezler hiçbir şeyi. Giden geri gelmiyor.

Biz burada vicdanımızla sesleniyoruz. Bir çıkarımız yok, kimseye eyvallahımız da yok bizim. Vicdanımızla sesleniyoruz. Biz bu ülkenin garantörü müyüz? Evet. Bize kimsenin bir şey deme hakkı var mı biz bunu konuştuğumuz için? Türkiye garantör değil mi? Biz ana muhalefet partisinin bir temsilcisi değil miyiz? Biz garantör bir ülke değil miyiz? Niye konuşuyorsunuz? Onun için bu konu herkesin meselesidir, bütün partilerin meselesidir. Ben Türkiye’deki bütün partilerin, şu Meclisteki bütün partilerin buna sahip çıktığını biliyorum, bütün kardeşlerimizin buna sahip çıktığını biliyorum ama konjonktür böyle diye illa da bir anlaşma yapmak zorundaymışız gibi kendini hissedenlerin de biraz kendine çekidüzen vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Üçüncü konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Önder.

HDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bu Hükûmetin dış politikasına dair bir betimleme, belirleme yapmıştım, onunla başlamak istiyorum: İktidara geldiği günü milat kabul edersek, bugün, gelinen nokta arasında bu dış politikayı özetlemek gerekirse, yılan takip etseydi bel kemiği kırılırdı; o kadar zikzaklı, o kadar hareket kabiliyetini zorlayan gidişlerden dönüşlerden ibaret bir şey.

Anlaşılmayan bir şey var, bu bizim dışımızdaki siyasal partilerin de neye karşı çıktığını anlamakta zorlandığımızı itiraf etmeliyim. Öfkeyle söylenen sözlerin mefhumumuhalifi, belki de alternatifi, yine bakıyorsunuz, Hükûmetin “çözüm” diye getirdiği cılız, karşılıksız politikalarda saklı.

Şimdi komisyon sıralarında asker üyeler var, muhtemelen kurmaydırlar; ben rütbelerden anlamıyorum, o yüzden beni bağışlasınlar. Yeni dönemin uluslararası politika anlayışı şu: Böyle ajan provokatörler devri geçti, yeni dönemde büyük devletler ve onların istihbarat örgütleri gelişmelere meyil veriyorlar. Yani, Hükûmetin “Üst akıl, üst akıl.” deyip kuş mu, deve mi neye benzediğini söylemekten özellikle imtina ettiği mesele var ya -emperyalizm diyelim, biz adını böyle kuralım- onlar artık hükûmet adamlarını satın almak ya da karar süreçlerine kendi, bordrolu, kadrolu adamlarını yerleştirmek falan, bunlarla uğraşmıyorlar. Daha makro ölçekli, bir alan boşaltıyorlar, bir meyil veriyorlar, buna muktedirler, her şeyin artık oraya doğru akacağı fizik yasasına güvenip geri çekiliyorlar. Burada dirayet ne olabilir? Bunu görüp buna karşı durabilmek. Bunun yeter şartı ya da olmazsa olmazı ne? Kendi iç yapılanmanızı buna uygun bir şekilde tahkim edebilmek.

Suriye, bu asker ihracı meselesi… Somali’ye sadece asker göndermiyoruz, şimdi, Katar’la beraber bu iki yerde askerî üs kurma hazırlığımız var ya da başladık. Bunu koyun bir kenara, şu doğruyla beraber her zaman hatırlayın: Askerî olarak test edilmeyen siyasi güç, güç değildir. Hükûmetin kabul ettiği bir bölge paradigması var, dış politikada baz aldığı bir şey var; dediğim gibi, yılan takip etse bel kemiği kırılır ama yine de hiç taviz vermedikleri birtakım müstenitleri var, yapmadıkları ama tek şey. Burada, Suriye tezkereleri başta olmak üzere her tezkerede -bir tevafuk mudur bilinmez- ya da birçoğunda partim adına ben konuşmuşum ve birçoğunda dile getirdiğim bir şey var çözüm olarak. Biz kendimize yeter bir ekonomik gücü olan bir ülke miyiz? Değiliz. Enerjide ağırlıklı olarak dışa bağımlı mıyız? Bağımlıyız. Üretim sektöründe kayda değer bir yer, bir hacim işgal ediyor muyuz? Etmiyoruz. İnovasyonda esamemiz okunuyor mu? Okunmuyor. Tarımda ne durumdayız? Bizim Konya vilayetimiz kadar olan Hollanda’nın toplam üretiminin dörtte 1’i kadarını biz Konya’nın 10 katı toprakla yapamıyoruz. Türkiye, Türk propagandası yapmaya gelince, hamaset yapmaya gelince iş kolay, ver gazı gitsin, çal mehteri yürüsün ama rakamların dili acıdır fakat gerçektir. Bakıyorsunuz, bunlarda nal toplamakla meşgulüz dünya klasmanında. Birisi çıksın “Biz sadece tarımda tohum istilasına şöyle bir millî duruş sergiledik ya da buna niyet ettik.” desin, inanın, tarımın, tohumun, beslenmenin, gıdanın emperyalist ilgi alanlarında teşkil ettiği yeri bilen bir antiemperyalist olarak sonsuz şükran duyacağım.

“Millîlik” dedin mi buralardan arkalarına bakmadan bir firar etme anlayışı var. “Millîlik” dediğinizde, kendi doğal enerji kaynaklarımızı verimli bir şekilde kullanmak, bu ülkenin taşını toprağını, hani o “Bir tek çakılı için dünyaları feda ederiz.” dediğiniz şeyleri gelişmiş Batılı kapitalist ülkelere HES olarak, maden olarak, içinde… Hırsızın millîsi, gayrimillîsi olmaz ama hadi ona da diyelim ki: “Bu para burada kalacak.” diyeceğin bir tane millî şirket yok arkasında. Uluslararası sermayelere bu ülkenin toprağını, deresini, doğal kaynaklarını peşkeş çekiyorsunuz. Dolayısıyla, bu savaşı isteyen bütün yorumların eksik kalan yönü bu.

Bu savaşı isteyen öncelikle Türkiye’deki büyük sermayedir. Bunu dile getiren olmadı. Büyük sermayenin yapısı ayrı bir tartışmanın konusu fakat şu özelliğini hemen söyleyebiliriz: Artık, bir sermaye transformasyonu gelişiyor bu ülkede ve savunma sanayisi, savaş sanayisi diğer tüm sektörleri geride bırakacak bir büyüklüğe geliyor. Bu, “Millîsini yapıyoruz.” derken, eğer aklımızla alay etmiyorlarsa, dışarıya daha çok bağlanmanın yapı taşlarını döşemekten başka bir seyir izlemiyor. Ne olabilirdi? Bunun bir tek yolu vardı, Hükûmet, bu yol hariç geri kalan her yolda ısrar ediyor. Defalarca söyledik, Suriye meselesi için de altın bir anahtar, Irak için de, İran’la ilişkiler için de, Rusya’yla ilişkiler için de hepsi için altın anahtar. Test ettiğinizde bir tek bu bütün mâniaları rahatlıkla aşan bir özelliğe sahip. Nedir o? Bölgeye demokratik bir teklif sunabilmek, bölgedeki çatışma alanlarına demokratik bir teklif sunabilmek. Bu da şu değil: Hani bir mektuba demokratik bir şeyler yazıp bir ihale teklifi gibi vermek değil kastettiğim. Daha önce yaptığım bir konuşmada “Kime teklif edeceğiz?” diye soran vekiller oldu, bu şu: Kendi iç demokrasimizi güçlendirmek, bununla model olabilmek. Sen askerî enstrümanlarla ne Rusya’yla savaşabilirsin ne Amerika’yla, vazgeçtim sen IŞİD’le savaşamıyorsun. “ÖSO, ÖSO” deyip allayıp pulladığınızın hepsi arazi oldu. Eğer askerîyede olsa hepsinin firarı yazılacaktı, niye bu halklardan gerçekleri saklıyorsunuz? Ortada ÖSO yok, yarısı IŞİD’e asker yazıldı, yarısı sizlerden para alıp firar etti. Geri kalanı da suç örgütü niteliğinde, çeteleşme niteliğinde olan yapılar. Orada çatışan düzenli Türk askerî birlikler. Güya bu akıl, hani bu cin akıl sizden başka kimsede yok: “Efendim biz yapmadık miki yaptı.” Çocuklar bile buna inanmıyor artık. Orada savaşan Türk askeri, dolayısıyla hayatını kaybeden, üstelik ne uğruna olduğu belli olmayacak, sonunda ne geleceği belli olmayacak bir amaç uğruna yıllar yıllar sonra bir Genelkurmay başkanı şu cesareti gösterebildi, korkarak: “Yahu aslında bizim Yemen’de ne işimiz vardı, bunu sorgulamalıydık.” dedi. Üstünden bir asır geçmiş daha yeni, titrek bir sesle söylenebiliyor. Siz Savunma Fonu’nu, askerî harcamaları, kamusal denetim alanının dışına çıkardığınız zaman, bizatihi askerî faaliyetleri bir milliyetçi hamasetle toplumun denetiminden kaçırdığınız zaman ancak iş işten geçtiğinde toplum reaksiyon gösterir. Nedir o? Allah korusun, büyük can kayıpları olur, o zaman bu halk sorar “Yahu, biz burada kimin için ölüyorduk, bizim El-Bab’da ne işimiz vardı? Kilis ile El-Bab arasında ne kadar yer var, oradaki millî çıkarımız ne?” Çıkıp bu logaritmayı şu millete izah edecek içinizde bir tane personel yok. Bu sizin yetersizliğinizden ya da acemiliğinizden de kaynaklanmıyor çünkü böyle bir izahı yok. Ne diyeceksiniz? “Başkasının değneğini orada sallıyoruz.” diyemeyeceğinize göre bunun dışındaki her açıklama gerçekle uzak yakın temas etmeyen bir açıklama. Demokratik teklif, demokrasinizle örnek olarak Amerika’nın bölgedeki etkisiyle de, Rusya’nın etkisiyle de, İran’ın etkisiyle de, İsrail’in etkisiyle de yarışabilirsiniz, savaşabilirsiniz. Bakın, bizde bu coğrafyadaki savaşlar ne savaşı? Öncelikle İslam’ın iç savaşı. Bunu burada söyleme cesaretini gösteren bir kişi çıktı mı? Lafı, ortada kuyu var yandan geç, dolaş dolaş… Yürüyen İslam’ın iç savaşı, yürüyen mezhepler savaşı, inançlar savaşı. Ama buna meyil veren kim? Batılı emperyalist güçler. Peki, neyle örnek olabilirdiniz? Bakın kardeşim, bizde Alevi ve Sünni itikadı bir arada barış içinde ve kendisi olarak ve kendisi kalarak yaşayabiliyor. Biz bunu hukuken ve cari bütün kanunlarla ve ülkedeki iklimle teminat altına alabildik. Hristiyanlarımız da emnüeman içinde, Yahudilerimiz de emnüeman içinde, Alevi’miz de, Sünni’miz de. Gücünüz bir tek buradan gelebilirdi. Bölgeye o zaman söylediğiniz sözün bir ağırlığı olurdu. Şimdi el atıyla gerdeğe gidiyorsunuz siz. Askerî gücünüz mü var, hangi envanterle övüneceksiniz? NATO ordususunuz, bitti gitti, NATO ordususunuz; geri kalanı propaganda yani NATO’nun hâkim gücü, vananızı keserse şu an itibarıyla bir hiçsiniz. Bu ordunun yarısı terörist çıktı, felç oldu. Daha denetleyemediğiniz, alan açtığınız, zemin sunduğunuz yerleri de hiç konuşmuyorum bile. Onun için böyle asker göndermek, askerî üs kurmak falan bunlar maliyetli işler, ülkedeki sermaye yapısını da savunma sanayisine de ağır verecek şekilde yukarıdan aşağı bilinçli bir şekilde transforme ediyorsunuz fakat bütün bunlar, bu ülkeye büyük toplumsal maliyetler oluşturacak şekilde sonuçlanacaktır. Nedir? Hem maddi maliyetler hem Orta Doğu’da El Bab’a mı girdiğiniz, Rakka’ya mı girdiğiniz, Afrin’de mi durduğunuz sorusuna verilecek cevap bile kendi içinizde Sivas’ı, Çorum’u, Maraş’ı, Diyarbakır’ı, Hakkâri’yi, İstanbul’u ve bunun dengelerini ve bundaki barışı, bundaki gerilimleri değiştirebilecek güçte ve hüviyette. Var mı sizde bunu hesap edecek bir akıl? Yok. Çünkü olduysa da burada çıkıp duymadık.

Bir Davutoğlu, avazeyi cihana salmıştı, kapalı bir oturum yaptık, “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.” dedi burada kapalı oturumda. Bıraksan Emevi’de gerçekten kaça kaça gidip namaz kılacaktı, şimdi yeller esiyor yerinde. Burada o dış politikaya ait şeyler söylediğim zaman… Biz burada muhalefet sözcüleri ezkaza Menderes’e laf ettiğinde, Hükûmet “Bize sataşma var.” diye söz alıyor; Davutoğlu’na bu kadar laf söyledik, tam naçar kalmış, “Buradan bir kişi, hiçbiriniz söz almıyorsunuz ‘Başbakanımıza sataşma var’ diye” dedim, grup başkan vekili “Doğru söze ne denir?” dedi.

Şimdi, dolayısıyla…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yalnız, hep bize anlatıyorsun, biraz o tarafa anlat.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hayır, Sayın Bakana sırtımı dönmüş olmayayım, ağırlıklı olarak ona hitap ediyorum çünkü katılım az.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Bakanlar dinlemiyorlar zaten.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Dolayısıyla bu emperyalizm güzel tarif etmişti: “Sizin bir tane ihraç malınız var, o da ordunuz.” demişti. Yapılmakta olan, bu hamasetten arındırın, yapılmakta olan iştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı falan işin süsü, nakışıdır. Ama “Nakış işlemeyi biliyorsunuz diye her yere iş işlemeyin.” diyen de bir Anadolu sözü vardır. Bu Meclisi, bu halkları, bu inançları bu kadar da yok saymayın. Bu kadar da “Biz her türlü bölge dengeleriyle oynayacağız, açık sinir uçlarına bilip bilmeden, sonunu hesap etmeden dokunacağız ve buralar sabit kalacak.” Bunu demeyin çünkü büyük bir toplumsal kargaşa ve Allah korusun, kaos olarak hepimiz bunun bedelini ödeyeceğiz. Ama bunun böyle olmadığı, zaman zaman inançlar hakkında, inanç özgürlüğü hakkında açığa çıkan bir lapsus olarak, zaman zaman da kör göze parmak olarak söylenen nefret söylemlerinde kendini ele veriyor.

Sayın Bakan, hem bu ülkenin -gedikli mi denir- deneyimli savunma bakanlarındansınız hem Meclis Başkanlığı yaptınız, şimdi de Millî Eğitim size emanet. İyi kötü de bir mesaimiz var, şahsiyetiniz hakkında menfi olmayan fikirlere sahibiz. Bu akşam, bu ülkede 3 bine yakın öğretmenin evinde yas var, bunu mutlaka biliyorsunuzdur. Bunun yarısından fazlası EĞİTİMSEN üyesi. Bunların çocukları -benden duymuş olun, hepinizin vicdanına seslenmek istiyorum- bunların aileleri artık geleceksizleştirildiler, artık nana muhtaç hâldeler. Kendine yeter birisi, öğretmenlik gibi çok düşük gelirle yapılabilecek ve ancak idealist düşüncelerle yapılabilecek bir mesleği yapmazdı başka bir seçeneği olsaydı, inanın. Siz bunların hepsini ekmeksiz, aşsız bıraktınız. “Mazlumun ahı, devirir şahı” demişler. Sadece bir an için ki hiç inanmıyorum, birçoğunu tanıyorum, kendi akrabalarım var, bir gün kapınıza gelmedik bunun için, birçoğunu biliyorum bu kanun hükmünde kararnamenin kapsamına girmeyecek konumda insanlar, çocukları hepinize sabah akşam beddua ediyorlar. Eğer bu istihkakınız doluysa dönsün kendilerine çarpsın, ama değilse hepinizin akıbeti için ancak “veyl” diyebiliriz yani bundan kendinizi alıkoyun. En iktidar yanlısı kalemler bile kantarın ucunun kaçtığını düşünüyorlar.

İbrahim Kaboğlu’nu bu memlekete ne bölücü ne cemaatçi ne başka bir şeyci olarak yutturamazsınız. Dünyanın bütün gayretlerini bir araya getirseniz buna inanacak… Kendi Meclis grubunuzda bir kapalı oylama yapın eğer dörtte 1’ini inandırırsanız geri kalan hepsini dağıtın.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İnanırlar…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu ülkenin ziyası hamuş oluyor, ışığını söndürüyorsunuz. Öğretim üyesi sizden olmayabilir, ne var bunda? Size çok karşı da olabilir. Siz bu ülkenin sahibi misiniz? Zıllullahıfilâlem misiniz? Kendinizi Allah’ın yeryüzündeki gölgesi mi sayıyorsunuz? Nizamülmülk müsünüz, nesiniz siz, milletin ekmeğiyle bu kadar oynuyorsunuz? Onların çoluk çocuklarının ne suçu var? Bir an için hepsini suçlu kabul etsek, onları rızksız, nana muhtaç bir vaziyete nasıl getirirsiniz? Evinizde nasıl uyursunuz, çocuğunuzu nasıl seversiniz?

Bunun ahı size yeter, fazlaca bir şey söylemeye gerek yok.

İç barışa dönük bir şey söyledim, bölgeye ancak demokratik bir teklif sunarak, İran’da, Irak’ta, Suriye’de bölge halklarında bir saygınlığınız olması için şunu diyeceksiniz: Bakın, kardeşim, biz, kendi Kürt’ümüzle, kendi Alevi’mizle, kendi Hristiyan’ımızlar, Asuri’mizle, Süryani’mizle, Ermeni’mizle, Ezidi’mizle barış içinde bir arada yaşıyoruz ve haklarını teslim ediyoruz ama ağzınızdan dökülen kibir: “Biz ana malız, sermayeyiz, onlar da bizim faizimiz.” En sevimli lafınız: “Onlar bizim zenginliğimiz.” “Zenginlik” demek, faizdir; yani, “Biz anaparayız, onlar da bizim faizimiz.” Bununla gidilecek bir yer yok. Size denilecek olan sadece şudur, sarhoşlar için söylenir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – “Elleşmeyin, üç adım sonra yıkılacaklar.” derler. Akıbetiniz, bu kadar ah olduktan sonra inanın ki bundan farklı olmayacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önder.

Dördüncü konuşmacı, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal.

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele kapsamında, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının yurt dışında görevlendirilmesine ilişkin, yüce Meclisin 9 Şubat 2016 tarihli ve 1107 sayılı kararıyla Hükûmete verilen bir yıllık izin süresinin uzatılması maksadıyla verilen tezkere üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, değişen tehdit algılamaları, güvenlik stratejileri ve küreselleşen dünyanın karşılıklı ekonomik bağımlılık olgusu, başta, yerküremizin yaklaşık dörtte 3’ünü kaplayan deniz alanları olmak üzere, tüm ulusların kullanımına açık ulaşım yollarının açık tutulmasını gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 90’ının deniz taşımacılığıyla gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, günümüzde denizlerin önemi, ülkelerin güvenliği ve ekonomik kalkınması açısından daha da artmıştır. Deniz taşımacılığı, demir yolu, hava yolu ve kara yolu taşımacılığından çok daha ucuz ve ekonomiktir. Bu nedenle, deniz taşımacılığı dünya ticaretinde önemli bir paya sahiptir. Ancak deniz taşımacılığındaki artan ticaret hacmi, istikrarsız bölgelerde risk ve tehditleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle tezkerenin konusunu oluşturan Aden Körfezi, Somali karasuları açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde cereyan eden deniz haydutluğu ve silahlı soygun olayları, uluslararası ticareti ve dolayısıyla da bölgesel ve küresel güvenliği de tehdit etmeye başlamıştır.

Deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri sadece can ve mal emniyetini tehdit etmekle kalmamakta, seyrüsefer serbestisini de kesintiye uğratmakta, deniz taşımacılığı ve uluslararası ticareti de olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Ayrıca, bu eylemler, Somali ile Afrika ülkelerine yapılan insani yardımların deniz yoluyla intikalini de güçleştirmektedir. Bu nedenle sorunun çok daha büyük bir güvenlik sorunu hâline dönüştüğünü görmekteyiz. Aden Körfezi ve Somali açıklarında Somali’nin egemenliği altında bulunan deniz alanlarının yeterince kontrol edilememesi, siyasi istikrarsızlık sonucu oluşan hükûmet ve otorite boşluğu, ekonomik sorunlarla, modern teknolojik imkânlara sahip olan deniz haydutlarının açık denizlerdeki geniş bir sahada faaliyet göstermeleri ve söz konusu haydutların tutuklanıp yargılanması konusunda karşılaşılan sorunlar da bu deniz haydutluğu ve silahlı soygun olaylarının artmasının başlıca nedenleri olarak sayılabilir.

Değerli milletvekilleri, deniz haydutluğuna yönelik çözüm anahtarının karada olduğu değerlendirilmektedir. Çözüm, Somali’nin istikrarlı bir devlet hâline gelmesi, iç düzeninin sağlanması, refah ve huzura kavuşturulmasıyla mümkündür. Bu minvalde uluslararası toplumun kapsayıcı bir yaklaşımla müşterek hareket etmesi ve etkin tedbirler alması gerekmektedir. Ülkemiz, bu çerçevede deniz haydutluğuyla mücadelede sürdürdüğü çabaların yanı sıra Somali’ye de yardıma devam etmektedir. Somali, ülkemizin ilgisinden sonra dünyanın gündemine girmiş bir ülkedir. Bu çerçevede, insani yardım, kalkınma ve altyapı projeleri ile siyasi uzlaşma çalışmalarına, askerî ve güvenlik alanlarında yapılan çalışmalara Türkiye olarak destek vermekteyiz. Bu kapsamda, Somali Silahlı Kuvvetlerinin teşkilat, eğitim öğretim, askerî altyapı ve lojistik sistemlerinin iyileştirilmesi ile eğitim desteği ve yardımı sağlamak maksadıyla Somali’de bir Türk görev kuvvetinin teşkil edilmesi kararlaştırılmıştır.

Ülkemiz, Somali’ye insani yardım ve kalkınma alanında yaklaşık 400 milyon Amerikan doları yardım yapmıştır. Türkiye, uluslararası toplumla birlikte iş birliği hâlinde, Somali’deki çok boyutlu faaliyetlerini kararlılıkla sürdürmektedir. Tüm tehdit ve tehlikelere rağmen bu bölge, dünya ticaretinin önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Aden Körfezi, Arap Denizi ve mücavir bölgelerden yıllık ortalama 22 bin adet ticaret gemisi geçiş yapmaktadır. Bu geçişler, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 14’üne, dünya petrol ihracatının yüzde 26’sına karşılık gelmektedir. Tüm bunların yanında, Avrupa’ya gelen petrolün yüzde 30’u, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya giden toplam petrol ve petrol ürünlerinin de yüzde 18’i bu bölgeden geçmektedir.

Türk dış ticareti açısından da bölge, hayati öneme sahiptir. Bu bölgeden geçen ticaret gemileriyle gerçekleştirilen Türk dış ticaret hacmi, 80 milyar Amerikan doları tutarında olup bu, dış ticaret hacmimizin yüzde 20’sine tekabül etmektedir. Bölgeden geçiş yapan Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı ticari gemi sayısı yıllara bağlı olarak artış göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Aden Körfezi ve Somali açıklarında deniz haydutluğu eylemleri azalmış olmakla birlikte henüz devam etmektedir. Bu eylemlerden Türk ve Türkiye bağlantılı ticaret gemileri de zarar görmektedir. Söz konusu eylemlerin özellikle muson yağmurlarının daha az olduğu dönemlerde, mart-nisan-mayıs veya eylül-ekim-kasım aylarında artış gösterdiği de gözlenmektedir. Bu nedenle, NATO tarafından daimî olarak bölgede faaliyet yapılması yerine, tercihen haydutluk faaliyetlerinin artış göstermesinin beklendiği dönemlerde varlık gösterilmesine karar verilmiştir.

Stratejik önemi her geçen gün artan bölgeye yönelik politikamız doğrultusunda, bölgeden geçiş yapan Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticaret gemilerinin emniyetinin etkin şekilde muhafazası, bölgeye yönelik yapılacak insani yardım faaliyetlerine destek sağlaması, Birleşmiş Milletler sistemi içerisinde ve bölgesel ölçekte etkinlik ve görünürlüğümüzün sürdürülmesi maksadıyla, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadele için NATO tarafından da karar verildiği üzere, muson geçiş dönemleriyle sınırlı olmak üzere, NATO ya da millî harekâtlar kapsamında belirlenecek dönemlerde bölgede varlık gösterilmesinin bir gereklilik olduğuna inanmaktayız. Bu kapsamda gerek tek başına bir güç olarak gerekse üyesi olduğu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla geniş bir yelpazede barışçıl, ilkeli ve etkin bir güvenlik politikası izlemekte olan ülkemiz, bugün üzerinde konuştuğumuz deniz haydutluğuyla mücadelede uluslararası toplumun müşterek hareket etmesini, uluslararası yetkin tedbirlerin alınmasını ve uygulanmasını da desteklemektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, bugüne kadar deniz haydutluğuyla mücadelede harekâta dönüşümlü olarak 1 fırkateynle 22 dönem destek vermiştir. Ayrıca 2011 ve 2014 yıllarında Türk Deniz Görev Grubu aktivasyonu kapsamında 5 fırkateyn, 1 korvet ve 1 akaryakıt gemisiyle 2 dönem; 2015 yılında ise 3 fırkateynle toplam 5 dönem deniz haydutluğuyla mücadele harekâtına destek sağlamıştır. Birleşik Görev Kuvveti 151’in komutası, daha önce 4 kez ülkemiz tarafından üstlenilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böylece ülkemiz, NATO’daki görevleri dışında bir Birleşmiş Milletler görevinde ilk defa denizde çok uluslu bir gücün komutanlığı görevini de yürütmüştür. Ayrıca Türk Kızılayı adına Somali’ye insani yardım malzemesi taşıyan 6 ticari gemiye bölgede bulunan fırkateynlerimiz tarafından deniz haydutluğu ve silahlı soygun riski bulunan bölgelerde refakat ve koruma sağlanmıştır.

Bu düşüncelerle Anayasa’nın 92’nci maddesi gereğince Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının 10 Şubat 2009 tarihli ve 934 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla belirlenen ilke ve esaslar dâhilinde başlatılan ve son olarak 9 Şubat 2016 tarihli ve 1107 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla 10 Şubat 2016 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılan deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadele görevinin Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde 10 Şubat 2017 tarihinden itibaren bir yıl süreyle bir kez daha uzatılması için gerekli yetkinin verilmesi hususunda huzurlarınızda olan Hükûmet tezkeresine desteğinizi talep eder, bu vesileyle yüce Meclisi bir kez daha saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ünal.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına ilk konuşmacı, Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın.

Süreniz on dakika Sayın Akın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının Aden Körfezi’nde görevlendirilmesiyle ilgili Hükûmete verilen izin süresinin bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle El Bab’da IŞİD denilen katil sürüsünün saldırısında bugün şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet ulusumuza başsağlığı diliyorum. Yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum. Umut ediyorum ki bu, son şehidimiz olur, bir daha böyle acılar yaşamayız.

Çok değerli milletvekilleri, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda görev yapan bu güce katılmamızın, geleneksel dış politikamızın çerçevesinde uygun olduğunu düşünmüş ve olumlu bulmuştuk. Gerçekten, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak korsanlık, haydutluk ve kanun dışılıkla hep mücadeleden yana olduk; bunda da bu şekilde olmaya devam ediyoruz. Geleneksel, barışçı dış politikamızın da sürdürülmesinden yanayız. Atatürk “Yurtta barış, cihanda barış” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda dış politikamızın ana eksenini tüm dünyaya ilan etmişti. Elbette öncelikle ülkemizin huzuru ve bölgemizin huzuru için çaba sarf etmek zorundayız ve bunu akılcı politikalarla yapmak gibi de bir sorumluluğumuz var.

Dış politika geleneğimiz, ülkemizin çıkarlarını en üst düzeyde korumak üzerine inşa edilmiştir. Tutarlılık, dış politikamızın en önemli unsurlarından birisi olmuştur. Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde dış politikamız, ne yazık ki bu eksenden tamamen çıkmış ve tutarsızlıklarla dolu bir dış politika örneği ortaya koymuştur. Bölgemiz ve komşularımızdaki gelişmeler doğrudan bizim için önemliyken ve bu konuda çok daha duyarlı ve dikkatli olmamız gerekirken, tüm bunlara dikkat etmeyen bir çizgide ilerlememiz, maalesef bugünkü sonuçlara neden olmuştur.

“Suriye’nin toprak bütünlüğü, bizim kendi güvenliğimiz için çok önemli.” dedik, sürekli de bu konularda uyarılarda bulunduk. “Müdahale etmeyin.” dedik ama dinletemedik ve Suriye’de uygulanan dış politika ülkemize maalesef çok pahalıya patladı. O günlerde bizim uyarılarımıza ve önerilerimize kulak tıkayanlar, bugün dediğimiz noktaya gelmek zorunda kaldılar.

Dış politika, duygusal konularla gerçekleştirilemez değerli arkadaşlar, akıl ve bilimle yönetilmesi gerekir, ortak akılla yönetilmesi gerekir. Suriye’de yaptığınız bu vahim hatanın bedelini şimdi Türk halkı olarak hepimiz ödüyoruz. “Öfkeli gençler” olarak tanımladığınız “IŞİD” denilen katiller sürüsü, sizin hatalarınız yüzünden bugün ülkemizi kana buluyor, askerlerimizi şehit ediyorlar. Neden çıkıp bu konuda yaptığınız hatayı belirtip yüce halkın önünde özür dilemiyorsunuz? FET֒de olduğu gibi, neden çıkıp Suriye politikasında bu millete ödettiğiniz bedel için samimiyetle özür dilemiyorsunuz? Maşallah, “Kandırıldık." deyip her şeyin içerisinden çıkmaya, sıyrılmaya çok iyi alıştınız. Burada sizi kim kandırdı, lütfen onu da açıklayın değerli arkadaşlar.

İsrail’le Mavi Marmara olayından sonra çok sert tartışmalar yaşandı, hatta o zamanın Başbakanı, İsrail’i “terörist ülke” olarak ilan etti ve çok önemli şartlar koştu. Bugün nereye gelindi? O şartların yerinde yeller esiyor. “Terörist” dediğiniz İsrail’le dost oldunuz. O günlerde her gün manşetlerde İsrail’in Gazze’de uyguladığı zulmü yazan yandaş medyanız, bugün için suspus oldu. Dış politikada tutarlılık ilkesini altüst ettiniz. Uyguladığınız dış politikanın maalesef, her yerinden tutarsızlık akıyor. 20 milyon dolar karşılığında tüm iddialarınızdan ve şartlarınızdan vazgeçtiniz. Birkaç yıl önce demediğinizi bırakmadığınız ve “…”(x) çektiğiniz İsrail’e şimdi bakanlarınız resmî ziyaretler yaparak mutlu, mesut fotoğraflar çektiriyor. Hatta İsrailli mevkidaşıyla Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim yerlerini meşrulaştıran kanun konusunda iddiaya girip dalgasını bile geçebiliyor. Gazze’deki masumların neler yaşadığından artık bahseden kimse yok.

Bir başka önemli dış politika tutarsızlığınız da Rusya’da oldu. Rusya’yla yaşanan uçak düşürme krizinden sonra bütün ipleri kopardınız. Rusya’yla ilgili yorum yapanları “vatan haini” ilan ettiniz. Yandaşlarınız yalan ve çarpıtmalarla haysiyet cellatlığına soyundu. Bugün ne oldu? En yakın dostunuz Putin oldu. Olsun tabii, biz bundan rahatsız değiliz. Biz ülkemizin, komşularımızla çıkarlarımız doğrultusunda iyi ilişkiler kurmasından yanayız ve tarafız, bizim burada bir tutarsızlık sorunumuz yok, hiç de olmadı, tutarsızlık, tamamen sizin yaptıklarınızda oldu.

Rusya’yla yarattığınız dış politika sorununun bedelini siz değil, maalesef, yüce Türk milleti ödüyor. Bakın bu yüzden turizm sektörü çok zor durumda. Tarım ürünü ihracatımız çok büyük ölçüde zarar gördü. Dış politikadaki hatalarınız nedeniyle Balıkesir’deki ve diğer illerimizdeki üreticilerimizin sütleri, ürünleri ellerinde kalıyor, para etmiyor. Hepsi borç batağında ve icralar kapıda. 7 Müslüman ülkeye Amerika Birleşik Devletleri’ne giriş yasağı koyan Trump’a bir cümle olsun bir şey söylemezken telefon başında saygı içerisinde onun aramasını bekliyorsunuz, aradığında da çocuklar gibi şen oluyorsunuz. Şimdi, bütün bu yanlışlar, sıkıntılar, hatalar ortadayken getirdiğiniz Anayasa değişikliğiyle “Bundan sonra bütün bunların yapımına, bu politikalara bir kişi karar versin.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, heyet hâlinde hepiniz, hep birlikte yanlış karar verirken tek kişi doğru kararı nasıl verecek? Bunu anlamış değiliz. Önüne geleni “terörist ve düşman” ilan eden, sağduyuyla değil, duygularıyla keyfî kararlar veren birisinin -Allah korusun- başkan seçildiğini bir düşünelim; bu koşullarda nasıl bir dış politika ortaya çıkar, nasıl uygulanır, düşünemiyorum bile. Bu, ülkemiz için net bir felaket olur değerli arkadaşlar.

Halkımıza bu Anayasa değişikliğinin biraz da bu yönlerini anlatmanızı rica ediyoruz. Yaratmak istediğiniz tek adam rejiminin ve kuvvetler birliğinin ülkemize hangi belaları açacağını halkımıza lütfen anlatın. Sağı solu, aslı astarı olmayan çarpıtmalarla referandum suçlamaları çalışması yapacağınıza, teklifinizin içeriğini anlatın, ne yapmak isteğinizi halkımıza anlatın. Bunu anlatamadığınız, savunamadığınız için de bir sürü karalamalar yapıyorsunuz.

Biz anlatıyoruz değerli arkadaşlar, neye karşı olduğumuzu tane tane, tek tek anlatıyoruz. Hiçbir çarpıtma ve karalama yapmadan anlatıyoruz. Niye “hayır” diyoruz, onu halkımıza tek tek anlatıyoruz ama siz, maalesef niye “evet” dediğinizi anlatamıyorsunuz. Halkımız siz niye tek adam rejimi kurmak istediğinizi öğrenmek ve bilmek istiyor. Demokrasilerin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığını neden ortadan kaldırmak istiyorsunuz? Gazi Meclisi neden etkisiz ve yetkisiz bir hâle getirmek istiyorsunuz? Halkımız bunları öğrenmek istiyor. Halkımızın karşısına çıkın ve bunları lütfen tek tek anlatın değerli arkadaşlar.

Akla ve mantığa aykırı, yalan ve çarpıtmaya dayalı mazeretler üretmek, hiç kimseye hiçbir şey katmaz. Aslında olağanüstü hâle yaslanarak yaptıklarınız, tek adam rejiminde yapmak istediklerinizin de en somut göstergesidir. Olağanüstü hâlle hiçbir ilgisi olmayan konularda çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle ne yapmak istediğiniz konusunda hepimiz net bir karar içerisindeyiz. Dün akşam çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle üniversitelerimize bir darbe daha vurdunuz.

FET֒yle mücadeleye bu toplum hep destek verdi ama FET֒yle mücadele görüntüsü altında hiç ilgisi olmayan bu ülkenin yetiştirilmiş hocalarını üniversitelerinden attınız. Bu ülkeye yazık ediyorsunuz. Üniversite özgürlüğü bırakmadığınız gibi kanun hükmünde kararnameleri, üniversitelerin üzerinde Demokles’in kılıcı yaptınız, ülkeyi korku imparatorluğuna çevirdiniz, bilim üretemez hâle getirdiniz. Sizin gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımayan uygulamalara imza attınız. Son ihraçlarla tüm halkımızın vicdanını sızlattınız, adalet duygusunu zedelediniz.

Değerli arkadaşlarım, sizleri uyarıyorum bir milletvekili olarak değil, vatanını milletini çok seven, Atatürk ilkelerine bağlı, çağdaş bir Türkiye hayali içerisinde olan ve bunun için çalışan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak uyarıyorum. Gelin, bu ülkemizi, bizi daha fazla dünyaya karşı mahcup etmeyin. Politikalarınızda ve söylediklerinizde tutarlı olun. Sevdanız ve çabanız, cumhuriyet ve demokrasi olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akın.

Şahısları adına ikinci ve son konuşmacı, Bursa Milletvekili Sayın Cemalettin Kani Torun.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN KANİ TORUN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bahse konu tezkerede adı geçen Aden ve Somali sahillerinde olan korsanlık ve diğer kanun dışı hadiselere yönelik olarak birlik gönderme ve deniz kuvvetlerinin o bölgede konuşlandırılması konusuna girmeden önce bölge hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Aden, bildiğiniz gibi, Osmanlı toprağı idi ve 1918’e kadar o bölgede bizim bayrağımız dalgalandı. Hemen Aden’in karşısında bulunan Berbera Limanı ki şu anda Somali toprağıdır, o da bir Osmanlı limanıdır. Hâlen Berbera şehrinin içme suyunun yaklaşık yarısı Osmanlı’nın yaptığı su kanallarıyla sağlanmaktadır yani bölgedeki hatıralarımız hâlâ canlıdır.

Peki, o bölgeyle olan kültürel ve tarihî ilgilerimiz sadece bununla mı ilintili? Hayır. Bildiğiniz gibi 1991’de Somali’de bir iç savaş başladı. Esasen, korsanlığı anlatmadan önce bu iç savaşın nasıl olduğundan bahsetmek lazım çünkü korsanlık bunun bir sonucu. İç savaş şöyle oldu: 1969’da Somali’de yönetimi ele geçiren General Siad Barre askerî yönetimi 1991’e kadar görevde kaldı ve son dönemlerinde, son üç yıl, 1988-1991 arasında çok ciddi bir biçimde, 3 ayrı kurtuluş ordusu tarafından, başkent kuşatılarak yerinden edildi. Ocak 1991’de Somali’de Siad Barre yönetimi sona erdi, ancak yerine bir başka yönetim tesis edilemedi, kabileler arası rekabet bunu engelledi. General Farrah Aidid ve Ali Mahdi arasındaki rekabet maalesef bir iç savaşı körükledi ve bu iç savaşta Somalililer maalesef kendi elleriyle Mogadişu’yu yerle bir ettiler. Bu iç savaşa uluslararası toplum müdahale etti. Biliyorsunuz, Birleşmiş Milletler o dönemde birlik gönderdi. Hatta bir Türk generali, Çevik Bir, o dönemde o Birleşmiş Milletler birliğinin de komutanlığını yaptı.

1993 yılında, Amerika’nın önerdiği bu tekliflere “Hayır.” diyen General Farrah Aidid’e karşı yapılan bir operasyon -ki bu operasyon askerî operasyondu Mogadişu’da- başarısızlıkla sonuçlandı ve 18 Amerikan askeri öldürülerek Amerika geri çekilmeye zorlandı. Bu “Kara Şahin Düştü” isimli meşhur film bu konuyu anlatır, gerçek bir olaydır. Ben olayın bizzat şahitlerini de yakından tanıyorum.

Sonrasında, bu kabileler arası iç savaş, devlet çöktüğü için 2009’a kadar devam etti. 2009’da geçici bir hükûmet kuruldu. 2009-2011 arasında bu geçici hükûmet işbaşına geldi, ancak savaş hâlâ devam ediyordu. Savaş, başlangıçta kabileler arası bir savaş iken, bilahare kabileleri geçerek daha ideolojik bir savaş hâline dönüştü ve “El Şebab” dediğimiz, bilahare El Kaide’ye katılan bir terör örgütünün burada yönetime karşı savaştığını görmeye başladık.

2009’da uluslararası toplumun desteğiyle Şeyh Şerif Ahmet başkanlığında geçici bir hükûmet kuruldu, ancak o dönemde bile Mogadişu’nun yaklaşık yarısı Şebab’ın kontrolündeydi. Sonrasında 2011’de çok ciddi bir kuraklık ve açlık sorunu yaşandı ve özellikle bu kuraklık ve açlık sorunu basına yansıdıktan sonra, o dönemde Başbakan olan Cumhurbaşkanımızın tarihî Mogadişu ziyareti 19 Ağustos 2011’de gerçekleşti ve bu ziyaret akabinde Somali’de yeni bir devlet oluşumu için adım atıldı. Biz de ekim sonu itibarıyla oraya büyükelçilik açtık ve ben de orada büyükelçi olarak üç yıl çalıştım.

Bu dönemde, 2011’den sonra Somali’de yeni bir devletin teşekkülü için Türkiye'nin ciddi gayretleri oldu. 2012’de bir seçim gerçekleştirildi bizim desteğimizle ve Hasan Şeyh Mahmud Cumhurbaşkanı oldu. Daha sonra bu süreç içinde Türkiye hem kalkınma yardımları hem insani yardımlar hem de iş adamlarımızın yatırımlarıyla Somali’de en etkin aktör hâline geldi. Bu siyasi süreç hâlen devam etmekte ve bugün daha şu anda Somali’de cumhurbaşkanlığı seçimleri Parlamentoda yapılmaktadır, henüz daha kimin kazandığı belli değil.

Bu bölge, tarih boyunca -eğer coğrafi olarak bakarsanız- daima bir istikrarsızlık sorununa muhatap olmuş çünkü stratejik olarak çok önemli bir bölge. Kuzeyiyle Aden Körfezi’ni, Kızıldeniz’in çıkışını kontrol ediyor, doğusuyla da Hint Okyanusu geçişini kontrol ediyor; böyle stratejik bir bölge.

Peki, bu bölgede nasıl oldu da korsanlık başladı? O da ayrı bir hikâye. O da şöyle: 1991’de devlet çöktükten sonra Somali sınırlarını koruyan herhangi bir askerî güç olmayınca… Özellikle, Somali’de çok ciddi balıkçılık kaynakları var -mavi orkinos- yılın altı ayı orkinos akını var ve özellikle Japonya’dan, Kore’den bu bölgeye gelen balıkçılar en ufak bir para ödemeden burada balık tutmakta ve hatta kendi çöplerini de buraya bırakıp gitmekteydiler. İlk başta bu korsanlık aslında iyi niyetlerle başladı. Bunlara bir ders vermek, Somali’nin kıyılarını korumak amacıyla oradaki balıkçılar bir şekilde bunları korkutmaya başladılar ve birkaçını rehin aldılar. Rehin aldıktan sonra serbest bırakmak için ödenen paralar çok cazip geldi ve balıkçılığı bırakıp korsanlığa başladılar. Özellikle 2006-2011 arası bu had safhaya ulaştı, uluslararası sigorta giderleri, sigorta ücretleri 5 katına çıktı. Türkiye'den Afrika’nın doğusuna mal gönderen bütün firmalar çok yüksek fiyatlara –aynı zamanda diğer ülkeler de tabii- sigortalandırılmaya başladılar.

2010 sonlarında “Atalanta Misyonu” adı altında NATO tarafından bu bölgede korsanlığı önlemek amacıyla bir girişim başlatıldı ve Türkiye bu girişimde bir ortak olarak, girişime paydaş olarak gemi gönderdi ve uzun süre orada gemimiz kaldı ve hâlen de o bölgede bizim bu çalışmalar devam ediyor. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin bölgede askerî olarak da bulunmasının yolunu açtı.

Bildiğiniz gibi -daha önceki konuşmacılar da bahsetti- Türkiye Somali’de bir askerî üs açacak. Esasen bu bir eğitim üssü, Somali ordusunun subay ve astsubayı Türk ordusu tarafından eğitilecek. Yani oraya bir harp okulu ve astsubay okulu kurduk, yakında inşallah faaliyete geçecek ve bu yolla uzun vadede Somali ve o bölge, bir anlamda, istikrara kavuşacak.

Unutmayalım ki Türkiye açısından -elbette tarihî ve kültürel bağlarla bağlıyız bu bölgeye ancak- dediğim gibi, stratejik olarak, jeostratejik olarak bu bölge çok önemli bir bölge, hem Kızıldeniz çıkışını hem Hint Okyanusu geçişini kontrol ettiği için uzun vadede bizim bigâne kalabileceğimiz bir yer değil.

Ayrıca, Türkiye ekonomik olarak da… Doğu Afrika’da bir ekonomik üs olarak, Somali, uzun vadede bizim için bir ekonomik üs olarak, bizim menfaatlerimizi ya da ortak ticari çıkarlarımızı beraberce sürdürebileceğimiz iyi bir ortaktır çünkü Somalililer gerçekten o bölgenin en çalışkan ve iş bilen insanlarıdır. Hemen hemen bölgedeki bütün ülkelere gidin, o ülkelerin iş adamları, önde gelenleri genelde Somali asıllıdır.

Dolayısıyla, Türkiye orada doğru bir iş yaparak yeni bir devlet kuruluşuna öncülük etti. Esasen, bu, bizim, Kıbrıs’tan sonra ikinci devlet kurma deneyimimizdir ve son derece başarılı bir şekilde geçiyor, geçmiştir ve hâlen de devam ediyor bu süreç ve inşallah, yeni cumhurbaşkanı bugün seçildikten sonra, yeni cumhurbaşkanıyla beraber, yeni hükûmetle beraber bu ilişkiler çok daha ileriye götürülecek. Bu açılardan, bu Başbakanlık tezkeresinin onaylanıp bizim bu bölgelerdeki misyonumuzun devam etmesi çok hayırlı bir iştir.

Bu vesileyle, oyumuzun “evet” olması gerektiğini söylüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Torun.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Dışişleri Komisyonu Kâtip Üyesi ve Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un, Kosova Parlamentosu tarafından 19-22 Şubat 2017 tarihlerinde Kosova’nın başkenti Priştine’de düzenlenecek olan Parlamentolar Dış İlişkiler Komiteleri Zirvesi’ne katılmasına ilişkin tezkeresi (3/909)

6/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kosova Parlamentosu tarafından 19-22 Şubat 2017 tarihlerinde Kosova'nın başkenti Priştine'de düzenlenecek "Dış İlişkiler Komiteleri Zirvesi"ne Dışişleri Komisyonu Kâtip Üyesi ve Samsun Milletvekili Sayın Hasan Basri Kurt’un katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                       Ahmet Aydın

                                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                         Başkanı V.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan ile Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun’un, Kenya’nın başkenti Nairobi’de 18-23 Şubat 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun Parlamenterler Ağı Çalışma Toplantılarına katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/910)

7/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kenya'nın başkenti Nayrobi'de 18-23 Şubat 2017 tarihlerinde düzenlenecek olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonunun Parlamenterler Ağı çalışma toplantılarına Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan ile Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Cemalettin Kani Torun’un katılmaları hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                       Ahmet Aydın

                                                                                 TBMM Başkanı Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.11

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, başta emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öncü isimleri olan bilim insanları ve kamu emekçileri olmak üzere OHAL KHK’larıyla kamu çalışanlarına yönelik ihraçların yol açtığı hukuksuzlukların ve yarattığı tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

8/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/2/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                              Muş

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Şubat 2017 tarihinde Muş Milletvekili Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım tarafından (3821 sıra numaralı) başta emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öncü isimleri olan bilim insanları ve kamu emekçileri olmak üzere OHAL KHK'larıyla kamu çalışanlarına yönelik ihraçların yol açtığı hukuksuzlukların ve yarattığı tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8/2/2017 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece bir KHK terörü daha yaşandı; kanun hükmünde kararname, tam anlamıyla terör. “Terör” kelimesini her konuda rahatça ve her kesimi suçlamak için kullanan bu Hükûmet, AK PARTİ, nedense bu uygulamaların tam da terör etkisi yarattığını kabul etmiyor ya da görmek istemiyor. Toplumun geniş bir kesimini sindirmek, korku salmak terörün en ilksel tanımıdır, bunu daha önce de söyledim.

Şimdi, dün binlerce kamu görevlisi işten çıkarıldı, ihraç edildi. Biz, üniversitedeki ihraçlar üzerine araştırma önergesi verdik. Ben de konuşmamı esas olarak bu ihraçlarla sınırlayacağım. Kimler ihraç edildi? Bunların darbeyle nasıl bir ilişkisi olabilir?

Olağanüstü hâl niye ilan edildi? 15 Temmuzdaki o kanlı darbe girişiminin etkilerini ortadan kaldırmak için. Olağanüstü hâl bunun için ilan edildi, kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi de buradan geliyor. Peki, bu akademisyenlerin, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilişkisi nedir? İbrahim Kaboğlu, benim hem hocam hem de uzun süre Diyarbakır’da birlikte çalıştığım meslektaşım. Darbe girişimiyle ne ilişkisi var? Öğrencisi ve meslektaşı olmaktan onur duyduğum bir insandır. İbrahim Kaboğlu’nu bile atabiliyorsa kanun hükmünde kararnameyle bu Hükûmet, vermek istediği mesaj açıktır: “Herkesi atabilirim ben.” Yani, sindirme amaçlı bir düzenleme, bir icraattır bu.

Devam ediyorum: Ahmet Haşim Köse, Siyasal Bilgiler Fakültesinden meslektaşım, otuz yıla yakın aynı kampüsü paylaştığım arkadaşlarım. Ne ilişkisi var arkadaşlar? Gerekçe ne? Belgeleriniz, bilgileriniz, kanıtlarınız ne bu insanlarla ilgili? Nasıl bu kadar keyfî davranabiliyorsunuz?

Devam edelim: Gökçen Alpkaya, kendi alanında en yetkin arkadaşlarımızdan, akademisyenlerimizden biri; yıllardır pek çok alanda birlikte çalıştığım dostum, arkadaşım. Ne ilişkisi var darbe girişimiyle? Yok efendim, işte “Başka terör örgütleri.” diyeceksiniz. Ya, bir tek kanıt, Allah için bir makul şüphe sunamazsınız.

Devam ediyorum: Murat Sevinç, benim sevgili dostum ve Türkiye'de anayasa hukuku konusunda en yetkin isimlerden biri. Tam da İbrahim Kaboğlu’yla birlikte Anayasa süreciyle ilgili değerli yazılar yazmaktayken ihraç edildi.

Öğrencilerim var, benimle doktoralarını yapan, yıllarca benimle birlikte çalışan arkadaşlarım, öğrencilerim, sonra meslektaşlarım; Kıvılcım Turanlı, Uğur Kara, Kasım Akbaş, İnci Solak, Nisan Kuyucu. Hepsi tertemiz bir emekle çalıştılar, alınlarının akıyla ve gerçekten büyük bir emekle, bu mesleği şevkle, aşkla yürüten çocuklar bunlar. Yıllarca saatlerimizi, günlerimizi doktora tezleriyle, master tezleriyle tartışmalara ayırdık. Bunlara nasıl kıyabiliyorsunuz ya?

Devam ediyorum: Çok değerli dostum Cem Kaptanoğlu, Türkiye’de psikanaliz konusunda belki de en müstesna isimlerden biri. Ya, nedir kanıtınız, iddianız ne? Yüksel Taşkın, AKP’yi bile en objektif araştıran, Türkiye’de İslamcı hareket konusunda her çevrenin, İslamcıların da saygıyla, itibarla okudukları bir akademisyen. Niye atarsınız?

Şimdi, sorulacak sorular çok fazla, süre çok az. Biliyorsunuz, bu ülkede çeşitli dönemlerde akademisyen tasfiyesi yapıldı üniversitelerde.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hocam, muhaliflerdir, onun için atılmışlardır.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Onu söyleyeceğiz.

1947’de, 1956’da, 1960’ta, 1970’te, 1980’de, 1990’larda, her darbeden sonra, darbenin olmadığı zamanlarda insanlar atıldı. Bugün kimler itibarla, saygıyla, onurla anılıyor? O gün tasfiyeye uğrayanlar. Kimler itibarsız? Onları atanlar.

28 Şubatı çok konuştuk ama yine söyleyeceğim. Burada 28 Şubatta mağdur edilmiş, haksızlığa uğramış milletvekilleri var. Nerede Beşir Hoca, Beşir Atalay? Bir tek sözünüz yok mu Beşir Hoca? Siz atıldığınızda bütün bu demokratlar arkanızda durdu, itiraz etti, başlarında ben vardım. Niye bir sözünüz yok?

Ahmet Gündoğdu, neredesin?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Buradayım.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Şu “Bir Daha Asla!” raporunu hazırladınız. “Bir Daha Asla!” sizin için miydi, herkes için miydi?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hocam, saraydan korkuyorlar, saraydan.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – “Bir Daha Asla!” neydi? 28 Şubat tasfiyelerini yazıyorsunuz. Kaç akademisyen atıldı? 139, 139.

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Teröre destek…

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Nasıl “Teröre destek verdi.” diyebiliyorsunuz? Tek kanıtınız mı var? O zaman da size “mürteci” dediler, “Bunlar Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkacak.” dediler.

Bakıyorum, Talip orada, Talip Küçükcan. Kendi 28 Şubat anılarını böyle, biraz da dramatik bir şekilde anlatmayı seviyor, haklı da çünkü haksızlığa uğradı. Bugün bir sözün yok mu Talip?

Fatma Benli, İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili, birlikte insan hakları mücadelesi yürüttük. İnsan hakları sadece size yaradığı zaman mı insan hakları olarak kabul edilir? Siz mağdur olduğunuzda insan hakları var ama sizin sevmedikleriniz, size muhalif olanlar haksızlığa uğradığında yok; onlara insan hakları işlemez, onlar terörist. Ya, size de “terörist” dediler, daha beterini yaptılar. O zaman yapılan haksızlıklara itiraz etti vicdanlı, dürüst, demokrat insanlar. Bu insanların bir kısmı bugün üniversiteden uzaklaştırıldı. Naci Hoca o dönem üniversitedeydi, gayet iyi biliyor. Ya, bu insanlarla ilgili bir sözünüz yok mu?

Devam ediyoruz. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinden atılan arkadaşların adlarını, hocalarımızın, büyüklerimizin adlarını okuyayım, sonra kim itibarlı, kim itibarsız bakalım: Pertev Naili Boratav, Türkiye’de folklor konusunda dünya çapında hatta dünyanın en büyük alimlerinden birisi, o zaman atıldı. Niye? Görüşleri yüzünden atıldı. Peki, kim kaybetti? O dönem Türkiye kaybetti, onu atanlar rezil oldular ama Pertev Naili Boratav bir pırlanta gibi varlığını sürdürdü. Behice Boran. Evet, fikri vardı; evet, İşçi Partisinin de lideriydi, daha sonra oldu. Ee? Onu atanlar fikirlerinden dolayı attılar. Türkiye’de pek çok alanda değerli eserler veren, bugün de eserleri kaynak olan Niyazi Berkes, saygıdeğer eşi akademisyen Mediha Berkes, onlar da atılmıştı. Bunlarla ilgili söyleyebileceğiniz tek söz yoktur.

Bakın arkadaşlar, bu yapılanın adı açıktır: Bu bir terördür, açık ve net terördür, sindirme eylemidir. “Terörle mücadele” adı altında toplumu bölen, toplumun yarısını düşman ilan eden anlayış, kendi önünde itiraz eden kimse bırakmak istemiyor, bütün muhalifleri tasfiye etmeyi aklına koymuş, bu muhalifleri gözüne kestirmiş görünüyor. Bunu yapanlar bugüne kadar başarı sağladılar mı? 28 Şubat bin yıl sürmeyecek miydi? Bugün 28 Şubatı savunabilen var mı? Ama, 28 Şubat hikâyeleriyle bugün efsaneler yaratmaya çalışanların da bir vicdan borcu yok mu? Haksızlığa eşit olarak karşı çıkmadıkça, yapılan sadece kendi hakkına sahip çıkmaksa, bu ikiyüzlülüktür; yapılan emek ve gelecek haramiliğidir. Bu insanların emekleri çalınıyor, bu ülkenin geleceği çalınıyor.

Yapılan, arkadaşlar, Barış Bildirisi bahane edilerek insanların tasfiyesiyse, güvercin kasaplığıdır. Bu da Tahsin Saraç’ın sözüdür, şiirinin başlığıdır.

Buradan, meslektaşı olmaktan onur duyduğum bütün bu arkadaşlara, öğrencim olmalarından gurur duyduğum bütün arkadaşlara sesleniyorum.

Bir dakika daha verme imkânınız var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Sancar, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Asla boyun eğmeyin. Bu harami saltanatı bitecek. Hiçbir harami saltanatı, hiçbir adaletsiz düzen, kendine biçtiği ömrün yüzde 1’ini bile yaşamamıştır, kendine biçtiği başarı ömrünün yüzde 1’ini bile yaşamamıştır. İsterdim ki bunu çok değil, daha yirmi yıl önce yaşayan AKP sıralarındaki arkadaşlar bizden önce söylesinler, çıksınlar itiraz etsinler, “Kabul etmeyiz.” desinler. Başörtüsü Bildirisi’ne “Serbest olsun.” diye imza atan o demokrat insanlar, başörtüsünü savundukları için değil illa başörtüsünü savunmak gerekmiyordu, bunun bir hak olduğunu kabul etmek yeterliydi ve böyle yaptılar. Sizler bir itiraz, tek itiraz, tarih huzurunda tek itiraz söyleyin. Kimse boyun eğmesin, bu saltanat bitecek.

Bütün dostlara buradan sevgiler, saygılar, selamlar iletiyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sancar.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin Meclis araştırması komisyonu kurulması üzerine vermiş olduğu grup önerisi üzerinde aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye son elli yıl içerisinde iki önemli kalkışmaya şahit oldu. Birisi, 1982 yılında başlayan PKK terörü. Şemdinli ve Eruh’ta 1984’te katliam yaptılar. O günden sonra kadınları öldürmeye, askerleri öldürmeye, polisleri öldürmeye, çocukları öldürmeye, doktorları öldürmeye, hemşireleri öldürmeye, korucuları öldürmeye devam ettiler. Bu kalkışma yaklaşık 1984’ten bugüne kadar devam etti. Bununla ilgili çeşitli tedbirler aldık, ardından çözüm sürecini gündeme getirdik. Türkiye’de suça karışmayanlar, Kandil’de veya yurt dışında bulunanlar Türkiye’ye dönsünler ve de devletin işine, aşına sahip olsunlar, birlikte yaşama iradesini göstersinler istedik, suça karışanlar da başka bir ülkede suçları kadar yaşasınlar, üçüncü bir ülkeden daha sonra Türkiye’ye gelsinler istemiştik ama önce buna inananlar, ardından böyle bir çalışmayı ve çabayı sanki Güneydoğu Anadolu’da yeni bir devlet, yeni bir bayrak, yeni bir İstiklal Marşı söyleyeceklermiş gibi algıladılar ve orada jenoside imza attılar. Kendilerinden olmayan hiç kimseyi o bölgede barındırmadılar, herkesi o bölgeden kaçırmaya başladılar, Kürtler dâhil olmak üzere. Kendilerinden olmayan AK PARTİ’li Kürtlere, CHP’li Kürtlere, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili Kürtlere veya başka Kürtlere, HÜDA PAR’lı Kürtlere de “Bu bölgede yaşamayacaksınız, bu bölge bize aittir.” dediler ve ardından da zaten, kendileri devrimci halk savaşını başlattılar, hendek savaşlarını başlattılar, ardından da çok büyük bir yenilgiyle karşılaştılar. Kürtler, önce bu insanlara inanmışlardı, 7 Haziran seçimlerinde bu insanlara oy verdiler “Kardeş kanı akmayacak, barış olacak, kardeşlik olacak.” diyerek; ardından, bunların hâlâ kanla beslendiklerini görünce de buna “Dur.” dediler, 1 Kasımda da gereğini yaptılar, Adalet ve Kalkınma Partisini iktidar yaptılar, kendilerine de ciddi bir mesaj verdiler.

İkinci kalkışma hareketi 15 Temmuz. Yaklaşık elli yıllık bir hareket, önce ibadetle başladı ve ardından, hizmetle beraber “cemaat” saikiyle Türkiye’ye hizmet etmek için çalıştı. Bir görünen kısmı vardı, bir de görünmeyen kısmı vardı. Görünen kısmında ibadet, okullar, dershaneler vardı. Görünmeyen kısmında ise devleti bir gün ele geçirmek, iktidarlara ortak olmak ve iktidarları terbiye etmek, tedip etmek, ardından da devlet olmak gibi bir hayalleri vardı. Bunu önce 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarına karşı yapmışlardı. Ardından, 17-25 Aralığı yaptılar. Önce MİT tırları, ardından 17-25 Aralık ekonomik darbe -bir noktada siyasi darbe- ardından da 15 Temmuzu yaşattılar bu ülkeye.

Uzun bir geceydi ve trajik bir geceydi. Hep beraber, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’yle beraber, ordu içerisinde ve polisin içerisinde bulunan, demokrasiye ram olmuş güvenlik güçleriyle beraber ve milletimizin genlerinde bulunan kahramanlığıyla birlikte demokrasiyi yeniden inşa ettik, bu Parlamentoyu yaşattık.

Şimdi, Türkiye’de olağanüstü hâl ilan edildi. Olağanüstü hâl, mecburiyet karşısında ilan edildi. Bunu Fransa da ilan etti, zaman zaman başka ülkeler de ilan etti. Bizim ülkemizde yaşamış olduğumuz olay, olgu ve de trajedi karşısında bakıyoruz ki oradakiler çok küçük kalıyor ve onlarda hâlâ olağanüstü hâl devam ediyor.

Olağanüstü hâl, elan yürürlükte olan 1982 Anayasası’nın ikinci bölümünde “Olağanüstü yönetim hâlleri” başlıklı 119, 120 ve 121’inci maddelerinde düzenlenmiştir. Ülkemiz sathında ilan edilmiş olan olağanüstü hâl, Anayasa’nın Hükûmete vermiş olduğu yetki çerçevesinde ilan edilmiştir. Hükûmetin kullanmış olduğu yetki tamamen Anayasa’dan aldığı yetkidir, aksini iddia etmek mümkün değildir. Kullanılan yetkinin hukuki olmadığı ve Anayasa’da yeri olmayan bir yetki kullanıldığı iddiaları geçerli olsaydı, Anayasa Mahkemesi sürece dâhil edilir ve iptal hükümleri alınarak uygulamaya son verilirdi.

Kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, en genel manasıyla yapılan takibat, başta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu olmak üzere, ilgili kanunlar ve kanun hükmünde kararname hükümlerine göre yapılmış ve yapılmaktadır. Araştırma komisyonu kurulmasını talep eden HDP tarafından tanzim edilen teklif yazısında, olağanüstü hâlin keyfî, hukuka aykırı ve hukuksuzlukla ilan edildiği iddia edilmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, söz konusu iddiaların haklı hiçbir mesnedi yoktur.

Kamu kurum ve kuruluşlarına ihtiyaç nispetinde yapılan memur alımları ise her kuruluşun kendi mevzuatı dâhilinde yapılmaktadır. Mevzuat haricinde herhangi bir şekilde memur alımı yapılmamaktadır ve zaten kurumların mevzuatına aykırı bir şekilde eleman almaları da mümkün değildir.

İhraçlar: Tabii ki bu ihraçlar yapılacaktır. Eğer teröre iltisakınız varsa, eğer teröre müzahirliğiniz varsa bu ihraçları hak etmişsiniz demektir. Eğer teröre bir iltisakınız, bir müzahirliğiniz yoksa da hukuk veyahut da siyasi irade, hep beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak gereğini yapacağız, yapmaya da devam ediyoruz. Cumhuriyet tarihinin en karanlık gecesini yaşadık, en trajik gecesini yaşadık ve Türkiye’de belki bir iç savaş çıkacak, belki rejim değişecekti ve Türkiye belki tarih sahnesinde silinmiş olacaktı, Sevr’de yapamadıklarını 15 Temmuz akşamı yapacaklardı. Bunlara karşı, bu 100 bin kişiyle, bu bahsetmiş olduğunuz kişilerle ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmayalım mı? Hâlâ bu ülkede himmet paraları mı toplasınlar? Hâlâ tekrar, yeniden 17-25 Aralığı mı tecelli ettirsinler veyahut da 8 Şubatı mı tecelli ettirsinler? Elbette ki bu insanlar ihraç edilecekler.

AHMET YILDIRIM (Muş) – İbrahim Kaboğlu mu?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Eğer üniversitelerde… Ben 28 Şubatta atıldım, 3 defa atıldım ve 3 defada da geri döndüm. En son Danıştay 8. Dairesi önce beni haklı buldu, ardından aynı daire aynı gerekçelerle haksız buldu. Milletvekili olduktan sonra tekrar itiraz ettim, itiraz sürecim devam ediyordu, Danıştay Daireler Kurulu tarafından da hakkım teslim edilmişti. Eğer burada çeşitli akademisyenlerle ilgili bir haksızlık varsa, eğer bir ince eleyip sık dokuma yapılmamışsa, bunlarla ilgili şimdiye kadar olduğu gibi nasıl düzeltmeler yapıldıysa hep beraber, HDP olarak, CHP olarak, AK PARTİ olarak ve MHP olarak bunları düzeltmek de bizim için hem vicdanı bir borç hem de insani bir borçtur. Bunları elbette ki düzelteceğiz. Bir yanlışlık varsa, bir iltisakları yoksa bunları yapmak da bizim görevimizdir. Çünkü, geçmişte, 1960’ta bunlar yaşandı, 1980’de yaşandı, daha sonra 28 Şubatta yaşandı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi siz yaşatıyorsunuz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu dönem içerisinde, olağanüstü bir dönemden geçerken mutlaka ki yapılan her şey mükemmeldir demek mümkün değildir. Elbette ki yanlışlıklar vardır, layüsel olan sadece ve sadece Allah’tır. Allah’ın haricinde herkes hata yapar, peygamberler de hata yapmışlardır, onların da hatalarına “zelle” ifadesi kullanılmıştır. Bu hatalara -önemli olan- bilinçli mi yapılıyor, bilinçsiz mi yapılıyor diye bakmak lazım. Yüz binlerce insanın ihraç edildiği, yaklaşık 150 bine yakın insanın teröre müzahir olduğu; bir yandan PKK’ya, bir diğer yandan YPG’ye, bir diğer yandan DAEŞ’e, IŞİD’e, bir diğer yandan FET֒ye müzahir olduğu bir ortamda, elbette ki zaman zaman insanların olduğu yerde yanlışlıklar da yapılabilir.

Tabii ki bu ihraçlarla ilgili istisnaları kenarda tutmak lazım. Suç işlemek için örgüt kuran, çalışma yapan, söz konusu suç teşkil eden eylemlerde bulunan ve hatta tam teşebbüs hâlinde kasıtlı ve iradi olarak suç işleyen, darbe yapan, masum insanların canına kıyan her kim olursa olsun her toplumda ve her hukuk düzeninde cezalandırılır. Yapılan ihraçlar kanunlar ve kanun hükmünde kararnamelerden alınan yetki dâhilinde yapılmakta ve suç işlemiş olanlar bağımsız mahkemelerce cezalandırılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Hükûmetimiz hukuk çerçevesi içinde kanunlardan aldığı yetkilerle görevlerini icra etmektedir. Hiç kimsenin düşüncelerinden ve fikirlerinden dolayı takibata uğramasına da müsaade edilemez, edilmemesi gerekmektedir.

Ülkemiz 15 Temmuzda hain bir darbe teşebbüsüne sahne oldu. Halkımızın dik duruşu ve demokrasiye sahip çıkması sonucu bu darbe akamete uğratıldı. 15 Temmuzdan beri yapılan operasyonlar, işten çıkarmalar bu maksada matuftur. İşten çıkarılan birçok kişinin sonradan tutuklanması bu suç örgütüyle iltisaklı olduklarını göstermektedir.

Hukuk insanların meslekleri veya meşrepleriyle ilgilenmez, eylemleriyle ilgilenir. Yargının karşısında gazeteci, bilim insanı, kadın, erkek yoktur; şüpheli vardır. Bu bakımdan, bilim insanlarını öteki vatandaşlardan veya meslek gruplarından ayırmak mümkün değildir. Elbette, bu devasa soruşturmalarda personel, istihbarat veya başka tür eksikliklerden kaynaklanan yanlışlar da vardır. Sayın Cumhurbaşkanımız bunun için, zaman zaman söylemiş olduğu gibi “At izi it izine karıştı.” diyerek yargı ve kolluğu daha hassas olmaya çağırmıştır. Ayrıca, bu olağanüstü dönemde şahsi hesaplarını FETÖ operasyonları üzerinden görmek isteyenler de olabilir. Nitekim, bu ihtimal yüzünden isimsiz, imzasız ihbarlar soruşturma dışı tutulmuştur. Kaldı ki yargıyı şahsi hesaplarına alet etmek isteyenler dikkatle takip edilmektedir. Hükûmetimiz soruşturmalarda hata olabileceği endişesiyle komisyon kurmuş ayrıca, gelen müracaatlar ve incelemelerden sonra binlerce personel görevine dönmüştür. Partimiz, her türlü hassasiyet çağrısına açıktır, vatandaşlarımızın müracaatlarına açıktır. Hatalar tespit edildiğinde derhâl düzeltilmektedir. Eğer dünkü kanun hükmünde kararnameyle ilgili de hatalar varsa ve bunlar da komisyonlar tarafından tespit edilirse düzeltilmesi de biraz önce söylemiş olduğum gibi insani ve vicdani olarak bizim, hepimizin boynumuzun borcudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, açıyorum mikrofonu; lütfen, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Bunun dışında, meslek ayırımı yaparak farklı bir muamele veya işlem beklemek hukuka uygun değildir. Elbette daha hassas, daha dikkatli olacağız ama bir daha kimse darbeye tevessül etmesin diyerek de son derece kararlı olacağız çünkü Türkiye darbelerden çok çekti. 1960, 1971, 1980, 28 Şubat, 27 Nisan 2007 e-muhtırası ve 15 Temmuz darbe girişimi; bu darbelerin tamamı ekonomimize zarar verdi, kültürel savrulmaları oluşturdu ve de milletleşme sürecimizi dumura uğrattı, demokrasiyi içselleştirmemizi geciktirdi. O nedenle, yapmış olduğumuz tüm tasarruflar hukuka uygun olsun diyerek çalışıyoruz. Hukuk dışına çıkmamaya, tekrar, yeniden demokrasiyi Türkiye’de tam ve kâmil manada içselleştirmek için gayret sarf ediyoruz.

O nedenle, ben diyorum ki: Hep beraber darbeye karşı çıkalım, hep beraber FET֒ye, PKK’ya, DAEŞ’e, IŞİD’e, PYD’ye karşı çıkalım, demokrasinin Türkiye’de çok daha farklı bir şekilde algılanmasını sağlayalım. Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlüklerin alanını genişletelim, siyasete seviye getirelim, siyasetçinin seviyesini yükseltelim ve de fikir hürriyetini, inanç hürriyetini ve teşebbüs hürriyetini Türkiye’de hâkim kılalım.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdağ.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, şimdi, sayın hatip gerçekten bizi hayretler içerisinde bırakan bir konuşma yaptı. Konuşmasının ilk beş dakikası ile ikinci beş dakikası biri birini tekzip eden bir konuşma.

Biz, burada, haksızlığa uğramış akademisyenlerden söz ediyoruz. 7 Haziranda bunlar mı seçime girip oy aldılar veya bunlar mı savaşa girdiler? Ondan sonra, 1 Kasımda oyları düşen bunlar mı? Biz, bariz, alabildiğine somut, bu gece oturup yazdığımız bir araştırma önergesiyle Meclisin karşısına çıktık. Ne diyor partimize: “7 Haziranda oy verdiler ama onlar kandan beslenmeye devam ettiler, 1 Kasımda onlara ders verildi.”

Şimdi, neresinden tutalım bu işin? Biz, adli ve idari hiçbir soruşturmaya maruz kalmadan, iktidar tarafından, onlar gibi düşünmediği için işlerine son verilmiş, mesleklerinden ihraç edilmiş kamu çalışanlarından söz ediyoruz.

Şimdi, buradan hareketle, partimize ağır sataşmada bulunmuştur, İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Sancar konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Sancar, buyurun.

İki dakika söz vereceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayret bir şey ya, İbrahim Kaboğlu seçime girmiş!

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Keşke, Sayın Özdağ bugün yaşanan bu somut ihraçlarla ilgili tek bir kelime etseydi. Kolay değil mi? “Terörist” deyip geçin. Ben size söylüyorum: Bu muamele ve bu politika terörizmdir, açık ve net söylüyorum. “Ortak komisyon kuralım.” dedik 15 Temmuzdan sonra, burada. “Biz de içinde olalım, darbeye karşı birlikte mücadele edelim. Tasfiye edilecekse haktır, darbeyle iş birliği yapanlar tasfiye edilsin. Burada ortak komisyon kuralım, birlikte bunları araştıralım.” dedik, niye reddettiniz?

İkincisi, “FET֒cü” diye kime diyorsunuz siz? Ya, bu soruyu bin kere sorduk. Siyasi kadroları sorduk, cevap yok. Darbe Komisyonunda birlikte çalıştık Sayın Özdağ. Neden Genelkurmay Başkanı gelmedi? Neden MİT Müsteşarı çağrılmadı? Neden önerdiğimiz pek çok ismi çağırmadınız? Neden bu darbe girişiminin arkasındaki siyasi bağlantıları -hangi partide olursa olsun- siyasi kadroları araştırmaya izin vermediniz?

Şimdi de bir heyula gibi memleketin üstünde FETÖ suçlamasını dolaştırıp bütün muhalifleri tasfiye etme aracı olarak kullanıyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı söylemedi mi? “15 Temmuza karşı bir karşı darbe yaptık.” dedi. Evet, bu bir darbedir. Apaçık 15 Temmuz bir darbe girişimiydi, lanetli bir darbe girişimiydi, her platformda karşı çıktık. 20 Temmuz ve sonrası da darbedir. Türkiye tarihine 1997’deki 28 Şubat nasıl darbe olarak girdiyse -postmodern darbe- bu da “post postmodern darbe” olarak vicdanlara, akıllara kaydolacaktır ve bu darbeye omuz verenler de çok değil, çok kısa bir süre sonra utanacaklardır.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, sonra dinleyeceğim sizi.

Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Sancar hem önceki konuşmasında hem de sataşmadan söz aldığı konuşmasında meşru bir iktidarın Anayasa’dan ve yasalardan kaynaklanan bir uygulamasını terörizmle suçlamıştır ve aynı zamanda, AK PARTİ’yi de kendisine uymayan herkesi teröristlikle suçladığı iddiası üzerinden, aslında karşıtları AK PARTİ’ye karşı hasmane duygulara sevk eden bir konuşma yapmıştır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Dört dakika Başkan, 2 defa sataştı Mithat Hoca.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bu bakımdan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın HDP grup önerisi üzerinde ve sataşma nedeniyle yaptığı konuşmaları sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hiçbir darbe olağan yollarla, halkın oylarıyla iktidara gelmez Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Gelir, gelir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – On dört yıl içerisinde sürekli halka başvurmuş ve o şekilde gelmiş bir iktidarı eleştirebilirsiniz, yaptığı uygulamalara yönelik itirazlarınız olabilir ama onun uygulamalarını “terörizm” diye suçlayamazsınız, yaptığı işlere “postmodern darbe”, “karşı darbe” diyemezsiniz.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Cumhurbaşkanı söyledi, ben değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sizin hukukçu kimliğiniz siyasi asabiyenizin önüne geçmeli diye düşünürüm, diğeri öbürünün önüne geçmemeli. Bizi eleştirin, yaptığımız işlere ilişkin elbette eleştirinizi dile getireceksiniz ama “terörizm” dediğiniz hadise gayrimeşru bir yöntemdir, meşruiyetle hiçbir alakası yoktur. Bütünüyle meşru zeminlerde teşekkül eden, yapılan işlemlere ilişkin itiraz yollarının açık olduğu uygulamaları “terörizm” diye adlandırmak çok yanlış, çok haksız, çok tahrikkâr bir ifadedir. Ne AK PARTİ ne Hükûmet, şu Anayasa halk oylamasında “evet” demeyecek olanları, “hayır” diyecek olanları terörizmle suçlamadı, bu bir yalan, bu açık bir yalan. “Evet” diyenler de “Hayır” diyenler de saygıdeğerdir ama teröristler de bu işte rol almıyorlar mı? Teröristler sahne almıyorlar mı? Söylenen, terör örgütlerinin yapmış olduğu açıklamalar çerçevesinde onlara yapılan bir atıftır. Bunu göre göre, sanki “Hayır diyenlere siz terörist diyorsunuz.” propagandası ve yalanı, aslında AK PARTİ’ye oy veren ve “Evet” diyecek olanlara karşı “Hayır” diyenleri galeyana getirme kastına yönelik bir propaganda dilidir, şiddetle reddediyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, az önce söyledim, tekrar söylüyorum: Anlaşılan o ki iktidar partisi, dün akşam Bakanlar Kurulunun, Başbakanın yayınlamış olduğu KHK’yı savunamıyor ve oraya da girmiyor, giremiyor, savunamıyor ama hatibimizi yalancılık, tahrik edicilik ve çarpıtıcılıkla suçladı, ağır bir sataşmada bulundu Sayın Bostancı, İç Tüzük 69’a…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – AK PARTİ’nin uygulamalarını terörizm olarak suçladı Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Açıklayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sancar, buyurun.

Size iki dakika söz veriyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Eğer böyle demediyse açıklasın.

BAŞKAN – Peki, dinleyeceğiz Sayın Bostancı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Önergemizi gelin, tartışın ya!

3.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Doğrusu, burada, ben, AK PARTİ’nin büyük çoğunluğunda vicdanlı insanların bulunduğundan emin olduğum tabanına sesleniyorum. Biz de akademide birlikte çalışmalar yaptık Naci Hoca. Hükûmetler terör yöntemleri kullanırlar, bunu biliyoruz, literatürü açıp bakarsanız darbe yöntemleri de kullanırlar. “Seçimle gelmiş olmak, bunları kullanmayı bütünüyle imkânsız kılıyor.” diye bir şey söylerseniz, siyaset biliminden asla…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Varsayımlar değil Sayın Sancar, pratiğe bakın, AK PARTİ’ye bakın.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Söylüyorum, söylüyorum.

Diyorum ki terör yönteminin amacı tedhiş ve sindirmedir. Bunu silahla yapabilirsiniz, korkutmayla yapabilirsiniz, tehditle yapabilirsiniz, şantajla yapabilirsiniz. Ben de diyorum ki Kaboğlu’nu, Murat Sevinç’i ve burada sayamadığım onlarca insanı “Atarım, bir gecede atarım ben.” demek, farklı düşünen herkese şantajdır, tehdittir, “Hepinizi atarım.” demektir. Bu, o eşiğin aşılmasıdır ve bir terör yöntemidir, tekrar ediyorum.

Diğerine gelince, hukuk yolu zaten kapalı, biliyorsunuz kanun hükmünde kararnamelere. Bir inceleme komisyonu kuruldu, evlere şenlik. Söylediğimiz çok açık arkadaşlar. Burada başkanlık diye bir hırsla, her şeyi bir kenara bırakan bir tutum hâkim olmuştur. Ben, bu grupta bundan rahatsız olanlar vardır, biliyorum ve bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Eğer sizinle dışarıda, şimdi iki milletvekili olarak konuşmasaydık, bunda, bu konuda anlaşacağımızı da zannediyorum.

Ya, 4.811 öğretim üyesi atılmış, bir gecede 330 akademisyen atılmış ve pırıl pırıl insanlar. Adı ne bunun, amacı ne bunun? Bir tek kelimeyle açıklayın, bir tek gerekçe gösterin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Bu vebal ağırdır, bu günah büyüktür. Bunun uyarısını yapıyoruz. Tarih bunu kaydediyor, birlikte okuyacağız, ömrümüz yetmezse çocuklarımız okuyacak ve kimin o kara lekeyi alnında taşıdığını, kimin alnı açık olduğunu gösterecektir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Sayın Aydın, söz talebiniz niçin?

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Özdağ’ın biraz da partimizi ilzam altında bırakacak yanlış bir ifadesi, eksik bir ifadesi var; o konuda bir dakikalık söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Peki Sayın Aydın, Sayın Akçay yok, grubunuz adına size söz veriyorum.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’ın, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Özdağ konuşmasının bir yerinde “Terörist yapılanma şiddet kullanarak bölgedeki CHP’li, AKP’li, hatta Saadet Partili, Büyük Birlik Partili Kürtleri dışlamıştır, sürmüştür.” derken umarım ki bir dil sürçmesiyle, Milliyetçi Hareket Partisinin ismini telaffuz etmemiştir. Bu eğer böyle değilse, kasıtlı olarak bir ifade söz konusu ise bu, birkaç saat önce ev sahipliği yaptığımız Kürt kökenli kardeşlerimizin ve teşkilat mensuplarımızın zoruna giden bir ifadedir. Burada geçmişteki alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp -zaten, bugüne kadar böyle etnik merkezli birçok söylem geliştirildi- bari siyasette, ne olur, etnik odaklı siyasi yapılanma ifadelerinden uzak duralım diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Esasında, sayın grup başkan vekilinin konuşması sırasında, kürsüden cevap vermeyi de gerektirecek şekilde bir sataşma bizi de içeriyor. Çünkü, son günlerde sürekli dile getirdiğimiz bir rahatsızlığı… Sayın Başbakan tarafından “hayır” oyu vereceklerin teröristlerle birlikte hareket etme gibi suçlanıyor olmasına ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Uygun görürseniz kürsüden cevap vermek isterim, uygun görmediğiniz durumda… Çünkü “Doğrudan sataşma var, yok.” o sizin değerlendirmeniz olacaktır, yerimden de verebilirim.

BAŞKAN – Sayın Özel, yerinizden buyurunuz, açıyoruz mikrofonu.

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir siyasi parti, altına imzasını koyduğu bir Anayasa değişikliğini toplam 339 oyla referandum sınırında halk oylamasına gidecek şekilde Meclisten geçirmiş durumda. Çıkıp tekliflerini savunabilirler, 600 milletvekiline niye ihtiyaç duyulduğunu anlatabilirler, partili cumhurbaşkanının sabahleyin il başkanı, öğleden sonra vali atayan kararnameleri imzalayacağını anlatabilirler, Başkanlık kararnamesiyle yüce Meclisin yetkilerinin nasıl devredildiğini ve buna niye ihtiyaç duyulduğunu anlatabilirler, bir kişinin hem yasamayı hem yürütmeyi hem yargıyı elinde tutacak yetkilerini anlatabilirler. Bunu yapacak argümanlar yok ellerinde, izah edemiyorlar, ne söyleseler kamuoyunda ağır eleştiri konusu oluyor ve dönüp, çıkıp Hükûmet sözcüsü ağzıyla, bir trol hesaptan internette değil, “’Evet’ çıkarsa eğer terör örgütleri kafasını bir daha kaldıramaz.” diyor. Buna tepki gelince düzeltiyor, diyor ki: “’Evet’ oyları terörle mücadeleye destek anlamını da taşıyacaktır.” Sonra bunun tekzibini istiyoruz, Başbakana “Bu ayıba ortak olma.” diyoruz. Başbakan çıkıyor, “Kimler ‘Hayır.’ diyor?” diye bir sürü terör örgütünün ismini sayıyor, “Bunlar ‘Hayır.’ diyor diye biz ‘Evet.’ diyoruz.” diyor ve “hayır” oyu veren herkesi teröristlerle birlikte anacak kadar bir acziyet içerisinde. Sonra da bunlar kürsüden hatırlatılınca grup başkan vekili büyük bir sinirle çıkıp “Bunu söyleyenler şöyledir, böyledir.” diye bir de bize hakaret ediyor. Bu, kabul edilebilir değil. Bu acziyet, bu argümansızlık, bu kanıtsızlık, bu savunamama hâlini ve suçüstü yakalanmış olmaktan dolayı suçluların psikolojisi içinde saldırma hâlini kınıyoruz, deşifre ediyoruz, milletimize şikâyet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, başta emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öncü isimleri olan bilim insanları ve kamu emekçileri olmak üzere OHAL KHK’larıyla kamu çalışanlarına yönelik ihraçların yol açtığı hukuksuzlukların ve yarattığı tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Arkadaşlar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel konuşan iktidar partisinin sözcüsü “At izi it izine karıştı.” dedi. Bugün değil değerli arkadaşlarım, ta baştan beri at izi it izine karışmış durumdadır. Bugün izah edemediğiniz bu FETÖ terör örgütü aslında sizin iktidar döneminizde, at izinin it izine karıştığı bir dönemde devlete yerleşmiştir ve siz bunun hesabını daha vermediniz, araştırma komisyonunda da maalesef bunu örttünüz.

Değerli arkadaşlarım, bugün bu öneride ve biraz sonra Cumhuriyet Halk Partisinin sunacağı öneride konuşacağımız konu dün akşam yayınlanan kanun hükmünde kararname ve buradan ihraç edilenler, özellikle akademisyenleri konuşuyoruz. Bu konuya hiç giremiyorsunuz, iktidar partisi bu konuya girmiyor sayın başkan vekili. Niye girmiyor? Çünkü söyleyecek bir sözü yok. Aynı şekilde, halk oylamasına sunulacak olan Anayasa değişikliğini savunmak için de bir sözü olmadığı için başka konularda geziyor.

Biraz evvel isimleri geçti, birkaç ismi ben tekrarlayayım: İbrahim Kaboğlu, Cihangir İslam, Yüksel Taşkın, Öget Öktem Tanör -82 yaşında, rahmetli Bülent Tanör’ün eşi, Türkiye’nin ilk nöropsikoloğu- psikiyatrist Cem Kaptanoğlu, eski Türk Tabipleri Birliği Başkanı Özdemir Aktan, Murat Sevinç, dünya kadar isim. Numan Kurtulmuş buralarda yok sanıyorum, HAS Parti döneminde Sayın Kaboğlu’nu anayasa paneline çağırmıştık ve alkışlamıştık. Her dönem, her dönem insan haklarını, hakkaniyeti savunmuş bir insan. Ama çok daha önemli bir isim var burada, Profesör Cihangir İslam. Türkiye’nin en iyi omurga cerrahı. Saadet Partisi ve HAS Partinin kurucusu. 28 Şubat döneminde ve daha öncesinde 3 defa Ankara Üniversitesinden atılmış ama o dönem mahkeme yolları açık olduğu için geri dönmüş arkadaşlar. Tarihe geçiyorsunuz, tarihe. Kenan Evren’i geçtiniz, inanın Kenan Evren’i geçtiniz. Sizin yaptıklarınızı hiçbir şekilde 28 Şubatla mukayese edemeyiz. Çok sayıda insan görevinden alındı 28 Şubatta, mahkeme kararıyla geri döndü ben dâhil. Siz ne yapıyorsunuz arkadaşlar? Gerçekten ne yapıyorsunuz? Bindiğiniz dalı mı kesiyorsunuz yoksa siz bir referandum stratejisi olarak mı OHAL’i kullanıyorsunuz? Gerçekten Allah’ın lütfu böyle mi değerli arkadaşlarım?

Bakın, onlarca insan, gazeteci hiç FET֒yle falan ilişki kurulamayacak insanlar herhangi bir iddia hazırlanmadan altı aydan beri içerideler. Önce bu arkadaşların… Ali Bulaç, Sayın Tayyip Erdoğan’a da danışmanlık yapmıştır. Ali Bulaç’ın mallarına -ki gariban dünya kadar kitap yazmış, 2 tane dairesi, 1 dükkânı çıktı- önce tedbir koydunuz, sonra müsadere ettiniz, el koydunuz ve eşine yazı yazdınız “Şu tarihte evi boşalt.” diye.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, herhangi bir ahlakilikle bunları izah edemeyiz. Yoldan çıktınız, yoldan değerli arkadaşlarım. 12 Eylülü geçtiniz, Kenan Evren’i geçtiniz, tarihe geçiyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi, partiniz gerçekten ahlakiliğini, söylem üstünlüğünü, ütopyasını yitirdi, savunacak hiçbir şeyi yok. Bu baskıların, bu hukuksuzluğun, bu kibrin, saldırganlığın başka hiçbir anlamı olamaz değerli arkadaşlarım. Bakın, gerçekten, bu gerginliği tırmandırmayı, kutuplaşmayı artırmayı bir referandum stratejisi olarak kullanıyorsunuz. Çünkü, siz yapmış olduğunuz Anayasa değişikliğinin millet tarafından bilinmesini istemiyorsunuz, sürekli “millî irade, millî irade”, “millet, millet”, “Seçildik.”, “Seçiliyoruz.” diyorsunuz ama bunun ne anlama geldiğinin millet tarafından bilinmesini istemiyorsunuz. Kanun hükmünde kararnamelerle değişik insanları görevinden atıyorsunuz, uzaklaştırıyorsunuz, hapsediyorsunuz, “hayır” kampanyası yapanların üzerine saldırıyorsunuz, toplumu geriyorsunuz; oradan resimler çekeceksiniz ve “hayır”ın meşruiyetini ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz ama kendi meşruiyetinizi ortadan kaldırıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Başbakan yardımcısı çıktı “terör” dedi, “Eğer ‘evet’ çıkarsa terör bitecek.” Sonra başka bir şeyler söyledi.

Sayın Bakan Bekir Bozdağ Yozgat’ta çıktı, terör örgütlerini saydı, arkasından Cumhuriyet Halk Partisini söylemeye başladı. Dün ve daha bugün Sayın Başbakanın ısrarla ve ısrarla söylediği şey: “Kim ‘Hayır.’ diyor? PKK’nın sözde üst düzey yöneticileri, FET֒nün kaçak terörist sürüsü. Başka kim yürütüyor ‘Hayır.’ kampanyasını? CHP, HDP.” Bu ne aymazlık arkadaşlar? Başka kelime bulamıyorum. Bu ne sorumsuzluk değerli arkadaşlarım? Bir ülkenin Başbakanı, ana muhalefet partisini, Mecliste grubu bulunan partileri nasıl terör örgütleriyle birlikte anabilir arkadaşlar? Burada ahlakilik nerede, siyasi ahlak nerede, burada insaf nerede, hatta ve hatta bunu hangi terbiye ölçüsüyle izah edebiliyoruz değerli arkadaşlarım? Ne yapıyorsunuz siz, ne yapıyorsunuz? Böyle bir şey yapmaya hakkınız var mı değerli arkadaşlarım? Savunduğunuzun gerçekten… Anayasa değişikliğini savunamıyorsunuz arkadaşlar. Bunun anlamını milletin öğrenmesini istemiyorsunuz, istemiyorsunuz. Bunun yerine şantajla, tehditle, hatta -ben terör demeyeceğim- toplumu terörize ederek referandumda böyle bir hava oluşturmaya çalışıyorsunuz. Bu âcizliktir değerli arkadaşlarım, gerçekten âcizliktir, güvensizliktir. Adalet ve Kalkınma Partisi -biz beğeniriz, beğenmeyiz- onlarca böylesine önemli olaylardan geçti, ilk defa ve ilk defa kendisini savunamıyor, ilk defa söylem üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Öylesine kaybetmiş ki Başbakanın ağzından çıkan sözlerin ne anlama geldiğini düşünmeyecek kadar kaybetmiş durumdadır. Bugüne kadar böyle değildiniz arkadaşlar, bugün bu hâle geldiniz. Niye bu hâle geldiniz? Çünkü aklınız başınızdan gitti. Ne zaman gitti söyleyeyim size: Bekir Bozdağ, Sayın Bakan -hatırlıyor musunuz- kongrenizde Cumhurbaşkanının mektubu geldi de, sizi ayağa kaldırdı tazim vaziyetinde dinlediniz ya, alkışladınız ya, o zaman aklınız başınızdan gitti; o zaman liderinizin normal bir insan olduğunu unuttunuz ve şimdi hâlâ o büyünün içindesiniz, sihrin içindesiniz, ne yaptığınızı bilmez durumdasınız değerli arkadaşlarımız. Yaptığınız işe güvenmiyorsunuz, niçin bunu yaptığını bilemiyorsunuz, “çift başlılık” diyorsunuz, öbür taraftan çıkıyorsunuz “Efendim, koalisyonlar kötüdür.” diyorsunuz. Ee, peki, niçin çıkıp ne yaptığınızı anlatmıyorsunuz? Anlatamıyorsunuz çünkü. Şöyle bir şeyi nasıl anlatacaksınız: Diyeceksiniz ki… Cumhurbaşkanı mesela çıkacak diyecek ki: “Artık benim cezai sorumluluğum var, benim atadığım insanlar beni yargılayacak. Ey millet, bu iyi bir şeydir, rey ver.” Bunu nasıl diyeceksiniz, bunu savunmanız mümkün mü arkadaşlar, nasıl anlatacaksınız bunu? “Bir adamı seçip kral yetkileriyle onu donatıyoruz.” nasıl diyeceksiniz? “Milletvekillerini, yargıçları, tüm bakanları, bürokratları, hepsini o seçecek. İşte bu demokrasidir.” nasıl diyeceksiniz arkadaşlarım? Diyemezsiniz, savunamazsınız. O nedenle bugün burada konuştuğumuz akademisyenlerin görevlerinden KHK’yla uzaklaştırılması konusuna hiç girmedi sözcünüz, giremez de, grup başkan vekiliniz de giremez çünkü savunacak bir tarafı yok. Bu insanlar niçin görevlerinden atıldı? Bunu söyleyecek bir şey yok. Bu Cihangir İslam… Bir şey daha söyleyeyim, Cihangir İslam -hani dedim ya, HAS Partinin ve Saadet Partisinin kurucusu- bildiriye filan da imza atmamış. Böyle bir şey yok. Daha sonra “Bu bildiri ifade özgürlüğüdür, ifade özgürlüğünü savunuyorum.” diye ikinci bildiriye imza atmış. Dolayısıyla savunacağınız hiçbir şey yok.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bundan vazgeçin. Bu, toplumu bölüyor. Bu, gerçekten hepimize zarar veriyor. Bu havayla, bu gerginlikle “Hayır.” diyen herkesi, evet, Sayın Bostancı, “Hayır.” diyen herkesi teröre yazıyorsunuz, teröre bir şekilde iliştiriyorsunuz. Bu şekilde bu referandumun güvenliği olmaz, yanlış yapıyorsunuz, buradan herkes zarar eder.

Bakın, ben, Başbakana buradan bir şey söyleyeyim, eğer kendinize güveniyorsanız –size de söylüyorum- eğer gerçekten onur sahibi insanlarsanız, haysiyet sahibi insanlarsanız, bakın, gelin, ben size söyleyeyim: Çıksın Sayın Başbakan “Hayır kampanyası yapanların üzerine herhangi bir baskı uygulamasını kınıyorum, valiler ya da devlet görevlileri bunları yaparsa bunları kovuşturacağım.” desin. Çıksın Sayın Başbakan, bizim vergilerimizle kurulan TRT ve Anadolu Ajansı gibi mecralarda “evet” ve “hayır”ın eşit bir şekilde savunulacağının teminatını versin, gelsin, söylesin. Çıksın Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı devlet imkânlarını, bizim paralarımızla, vergilerimizle alınan uçakları, arabaları bu iş için kullanmayacaklarının sözünü versinler, bunu ilan etsinler. “Bu iş için beytülmalden bir kuruş almayacağız.” söyleyin, gerçekten onurlu insanlarsanız. Çıksın Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı RTÜK aracılığıyla kanunlara uygun bir şekilde bütün televizyonlarda “Evet.” ve “Hayır.” diyenlerin eşit bir şekilde temsil edileceğinin garantisini ortaya koysunlar ve çıksın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - …Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı belediye imkânlarının da “evet” lehine kullanılmayacağını ilan etsin. Ve başka bir şey daha söyleyeyim: Bu SEÇSİS üzerinde, bu seçim sistemi üzerinde çok ciddi şaibeler var, konuşmalar var. Bunu gidermenin bir yolu var Sayın Başbakan, çıkın, bunu yapın. Nasıl yapacaksınız? Bunu şeffaflaştıracaksınız. Bunu gerçekten siyasi partilere ve sivil toplum örgütlerinin denetimine açacaksınız, bunları yapmazsanız bu seçim, bu referandum şaibeli olur değerli arkadaşlarım ve yıllarca ve yıllarca bu konuşulur. Eğer gerçekten sözünüz sözse, eğer gerçekten “Biz hâlâ hakkaniyetin kırıntısını içimizde taşıyoruz.” diyorsanız bunları yapın ve hodri meydan, gidelim, bakalım halk ne diyormuş, onu görelim değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bekaroğlu.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Bekaroğlu konuşmasında “AK PARTİ’nin savunamayacağı icraatlar var.” dedi. AK PARTİ’nin on beş yıllık iktidar süresi içerisinde savunamayacağı icraatları yoktur, bütün icraatlarının arkasındadır ve bu icraatları sayesinde de zaten cumhuriyet tarihi, demokrasi tarihimiz boyunca oylarını artırarak iktidara gelmiştir ve bu icraatları sayesinde de 15 Temmuz gecesi milletimiz canını vererek bu icraatlara sahip çıkmıştır. Bunu öncelikle belirtmek istiyorum.

HDP grup önerisi, OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle kamu çalışanlarına yönelik ihraçların hukuksuzluklara yol açtığı iddiası ve bunun yarattığı iddia edilen tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması talebinden ibarettir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 20 Temmuzda gerçekleştirilen Millî Güvenlik Kurulu toplantısında alınan tavsiye kararı ve ardından gerçekleştirilen Cumhurbaşkanımızın başkanlığındaki Bakanlar Kurulu toplantısıyla birlikte Anayasa’nın 120’nci maddesi çerçevesi içerisinde ilan edilen OHAL kararı 21 Temmuzda da yüce Meclis tarafından onaylanmış ve bu OHAL kararı çerçevesi içerisinde de 21 tane kanun hükmünde kararname yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Öncelikle şunu ifade etmemiz lazım: 15 Temmuz darbe girişimi, cumhuriyetimize yönelik, demokrasimize yönelik bir saldırıdır, ülkemize karşı bir işgal girişimidir, millî iradeye, Türkiye Büyük Millet Meclisine saldırıdır, temel hak ve özgürlükleri yok etme girişimidir. Milletimiz 15 Temmuz gecesi gösterdiği kahramanlıkla bu hain girişimi bertaraf etmiş, ülkesine, bayrağına, istiklal ve istikbaline sahip çıkmış, tüm dünyaya demokrasi mücadelesinin nasıl verildiğini göstermiştir. Milletimizin bu mücadelesini akim bırakmamak için devletimizin tüm kurumları devreye girerek alınması gereken tedbirleri almaya başlamışlardır. Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca alınan OHAL kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmasıyla birlikte, darbeye teşebbüs eden FETÖ mensuplarının devletin kurumlarından temizlenmesi ve darbeye zemin hazırlayan mevzuatın değiştirilmesi, idari yapıya yönelik tedbirler süratle alınmaya başlanmıştır. Bu mücadelenin hukuki dayanağı; başta, Anayasa’mızın 119, 120, 121’inci maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ilgili maddesinde, devletlerin kendilerini korumaya yönelik alacakları kararlar orada belirtilmektedir. Bu çerçevede OHAL kararı alınmış ve kanun hükmünde kararnameler de bu çerçevede yayımlanmakta ve yürürlüğe girmektedir.

Ülke olarak darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ mensuplarıyla mücadelemizi sürdürürken, darbeyi tüm unsurlarıyla bertaraf etmeye çalışırken diğer terör örgütleri de aynı anda düğmeye basmışlar, ülkemize karşı âdeta topyekûn bir saldırıya geçmişlerdir. O nedenle, ilan edilen OHAL tüm terör örgütleriyle, PKK’yla, PYD’yle, DAİŞ’le, DHKP-C ve diğer terör örgütleriyle mücadeleyi de kapsamaktadır. Nitekim, çıkarılan KHK’larda bu örgütlerle mücadelenin göstergesi olan kararların da alındığını ve uygulamaya konulduğunu görmekteyiz.

FETÖ terör örgütünün özellikle yargı, emniyet, askeriye, millî eğitim ve üniversiteler başta olmak üzere devletin tüm kurumlarından temizlenmesi, bu tehlikenin tamamen ortadan kaldırılması için bir mücadele verilmektedir. Bu mücadelede başarılı olmak zorundayız değerli milletvekilleri, ülkemizin aynı tehlikelerle bir daha karşılaşmaması için gerekli tedbirleri almak durumundayız; aksi takdirde geleceğimize, çocuklarımıza karşı sorumlu oluruz.

Bugüne kadar yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle, dünkü 686 sayılı KHK’yla birlikte toplam 98.058 kamu çalışanı ihraç edilmiştir. Yine, ülke genelindeki toplam 110 bin dernekten 1.401 tanesi bu KHK’larla kapatılmıştır. Terör örgütüne destek olan özel şirketlere kayyum atanarak terör örgütünün finans kaynaklarına el konulmuş, özel okullar, yurtlar kapatılarak mülkiyetleri millete iade edilmiştir. FET֒yle aidiyeti, irtibatı, iltisakı olan kişilerin tespitinde kılı kırk yaran bir inceleme yapılmaktadır. Kamu kurumlarında öncelikle açığa alma işlemi yapılarak bir araştırma neticesinde ihracın gerçekleştiğini görüyoruz. 100 bin kişiden bahsediyoruz değerli milletvekilleri, bu sayı daha da artabilir çünkü soruşturmalar devam ediyor. Bu kadar büyük bir sayı içerisinde hatalar da olabilir ama bu hataların zaman içerisinde düzeltildiğini, KHK’lar yayınlanırken iade kararlarının da verildiğini hep birlikte görüyoruz. İtirazlar için oluşturulan mekanizmada başvuru sayısının yoğunluğu, mükerrer başvurular, bu kadar yoğun bir başvuru neticesinde, tabii ki soruşturmalar neticesinde alınacak kararlarda elbette ki gecikmeler olmaktadır; bunları da olumlu karşılamak gerekir çünkü 15 Temmuzun ülkemize verdiği hasar çok büyüktür, bu hasarı giderirken de biraz sabır gerekmektedir. Bu hasarı gidermekte de siyasi partilerimiz birlik ve beraberlik içerisinde olmalıdır.

OHAL KHK’larının halkımıza yönelik olmadığını hep söylüyoruz, terör örgütüyle irtibatlı kişiler için olduğunu söylüyoruz. Bu mücadele yapılırken de elbette ki hukuk içerisinde kalınmasına azami gayret gösterilmektedir ve gösterilmelidir, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmemesine özen gösterilmelidir. Bu konuda Hükûmetimizin hassasiyetinin en önemli göstergesi nedir? 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’dir. 23 Ocak 2017 tarihli bu Kararname’yle Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonunun kurulmasına karar verilmiştir. Bu Komisyon, olağanüstü hâl kapsamında terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla irtibatı olduğu gerekçesiyle, başka bir idari işlem tesis edilmeksizin, doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri tesis edilerek gerçekleştirilen ihraç ya da kayyum atanan diğer idari işlemlerle ilgili, kanun hükmünde kararname kararlarıyla alakalı bu Komisyona başvuru yapılabilecektir.

Bu Komisyon 7 kişiden oluşacak. 3’ünü Başbakanımız atayacak, 1’isi Adalet Bakanlığınca hâkim ve savcılar arasından atanacak, 1 üyesi İçişleri Bakanlığınca mülki amirler arasından atanacak, 2 üyesi de HSYK tarafından Yargıtaydan ve Danıştaydan olmak üzere Danıştay tetkik hâkimleri arasından oluşturulacak 7 kişilik Komisyon iki yıl süreyle görev yapacak. Bunların teminatı olacak; aynı şekilde, hâkimlik teminatı gibi bu süre içerisinde bunlar görevden alınamayacak. OHAL kanun hükmünde kararnameleri nedeniyle işlemin haksız olduğunu iddia edenler bu Komisyona başvurabilecekler. Komisyonunun kararına itiraz etmek isteyenler Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açabilecek. Böylece Komisyon kararlarına yargı denetimi de getirilmiş oluyor.

Ayrıca, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde de ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştaya dava açabilecekler. Bu nedenle araştırma önergesinde yargı yolunun kapalı olduğuna ilişkin görüşlere katılmak mümkün değildir. OHAL Komisyonunun kurulmasıyla birlikte OHAL Komisyonu kararlarına karşı yargı yolu açılmaktadır.

MURAT EMİR (Ankara) – Komisyon yargı yeri mi?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Komisyon idari bir karar verecek. Bu idari karara karşı Ankara İdare Mahkemesinde ya da Danıştayda dava açabileceksiniz.

MURAT EMİR (Ankara) – O kadar.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Mevcut düzenlemede OHAL KHK’ları…

Bakın, değerli arkadaşlar, AK PARTİ’nin ve özellikle Anayasa değişikliği teklifini okuduğumuzda 18 maddeden bir tanesi de OHAL’le ilgili düzenlemedir. Mevcut Anayasa’mızda OHAL düzenlemesi nasıldır? Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri yayımlandığı gün Meclise sevk edilir. Meclis görüşme usulü İç Tüzük’te belirlenir. İç Tüzük’te ne diyor? “Üç ay içerisinde görüşülür.” diyor. Görüşülmezse ne olur? Bunun sonucu yok. Burada bir hukuki boşluk var. Şimdi, sizin “hayır” verdiğiniz Anayasa değişikliği, “hayır” vermek istediğiniz Anayasa değişikliğinin en önemli maddelerinden bir tanesi de bu. OHAL kanun hükmünde kararnameleri eğer Mecliste üç ay içerisinde görüşülmezse hükümsüz kalacak. İşte, demokratik hukuk devletini güçlendiren Anayasa değişikliği maddelerinden bir tanesi de budur. Buna “Evet.” demeye davet ediyoruz sizleri. Eğer samimiyseniz bunu yapmanız gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

LEVENT GÖK (Ankara) - Yılmaz yanlış söyledin yalnız onu, “üç ay süre” demedi. O olağanüstü hâller hemen geliyor, hemen.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Hemen geliyor, tamam. Görüşülme usulünü diyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Tunç kullandığı ifadede OHAL KHK’larının üç ay içinde görüşülmesi gerektiğini söylüyor; bu, doğru değil; o, 91’e göre çıkan KHK’larla ilgili usule bir yanlış gidiş. Doğrusu, derhâl gelecek, komisyonda yirmi gün içinde gündeme alınacak, alınmadığı takdirde bir ay dolduğunda Mecliste görüşülmesi gerekir. Müeyyidesinin olmadığı doğrudur. Müeyyide yokluğunu, bir müeyyidenin olmamasını Parlamentoda bunun görüşülmemesi olarak kullanmak iktidar partisinin Anayasa’daki bir boşluğu kötüye kullanmasıdır. Doğrusu, iktidar grubunun bu süre dolmadan KHK’ları getirip Mecliste görüşmesidir. Bugüne kadar yapmadıkları bu durumu savunmak için başka bir maddeye gidip hatalı tarihler vermek, süreler vermek ve yapılan hukuksuzluğu mazur göstermek doğru değildir.

Kayıtlara geçmesi açısından arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Söylediğim sözü çarpıtarak…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kısa bir açıklaması olacak.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kürsüden de olabilir, yerimden de olabilir.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tunç, mikrofonunuzu açıyorum, bir dakika…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Şimdi, benim söylediğim açık. Mevcut Anayasa’mız olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderileceğini belirtiyor. Bunun görüşme usulünün ise Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde belirleneceğini söylüyor. İç Tüzük’ün ilgili maddesine baksın arkadaşımız, o maddede diyor ki: “Üç ay içerisinde görüşülür.” Görüşülmezse ne olur? Çünkü üç ay içerisinde görüşülmeyen kanun hükmünde kararnameler geçmişte olmuştur ama geçerliliğini devam ettirmiştir. Şimdi, burada yeni Anayasa değişikliğinin 12’nci maddesinde diyoruz ki… 339 milletvekilinin buradan “Evet” oyuyla kanunlaşan, halk oylamasıyla yürürlüğe inşallah girecek olan Anayasa değişikliğinin 12’nci maddesinde şunu söylüyor, madde açık, maddeyi aynen okuyorum, diyor ki: “Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.” İşte, bu kadar cesaretli bir düzenlemeyi gerçekleştiriyoruz ama muhalefet buna da “Hayır.” diyor.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tunç.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yılmaz, yanlış bilgi veriyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, size de açıyorum mikrofonu.

Buyurun.

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Tunç bir hukukçu ama hukukçular metinlerle bağlıdırlar. Kendisi kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermede Anayasa’nın 91’inci maddesini, normal şartlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinden Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi maddesinden hareketle bu yorumu yaptı, yanlış. Oysa ki olağanüstü hâl KHK’larının İç Tüzük’ün 126 ve 128’inci maddelerine göre görüşülmesi gerekiyor. 128’inci maddede açık ve net şekilde “…Genel Kurulda diğer kanun hükmünde kararnamelerle, kanun tasarı ve tekliflerinden önce, ivedilikle en geç otuz gün içinde görüşülür ve karara bağlanır.” diyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Aksi hâlde, aksi hâlde?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir eczacı olarak kendisine, bir hukukçuya bunu hatırlatmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, bir hukukçu olarak eczacıya cevap vermek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yeni düzenleme ayrı. Mevcut düzenlemede…

BAŞKAN – Sayın Tunç, yani şimdi Sayın Özel size “doğru değil” diyor, siz ona cevap veriyorsunuz. Bu, bu şekilde gidecek mi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ama yani eczacı işi değil ki bu. Anayasa’nın metni açık.

BAŞKAN – Her ikiniz de İç Tüzük’ü okuyorsunuz sonuçta.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ilk başta dedi ki: “Mevcut hâlde doksan müeyyidesi yok.” Mevcut hâlde otuz. Bu dediğiniz yeni düzenleme, ona ben bir şey demiyorum, sen konuşup duruyorsun orada.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yeni düzenlemede “Görüşülmezse hükümsüz kalır.” diyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söylediğin “Eski hâliyle doksan gün içinde görüşülür.” dedin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Eski hâlde hükümsüz kalacağına ilişkin bir düzenleme var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doksan gün değil, otuz!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır hayır. Aksi hâlde, görüşülmediği takdirde…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Otuz! Otuz! Açık yazıyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hayır, niye bağırıyorsun? Öyle bir şey yok ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Milleti kandırma, otuz!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne kandırması?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Tamam Özgür, sakin ol!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, doğrusunu söylesin.

BAŞKAN – Tamam Sayın Özel.

Sayın Tunç, buyurun.

36.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, yani durum açık bunun tartışılacak bir tarafı yok. Mevcut Anayasa’mızda ya da Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde OHAL kararnamesi otuz gün içerisinde görüşülmediği takdirde geçersiz sayılacağına ilişkin bir hüküm yok, ben bunu söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Doksan” dedin, şimdi düzelttin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Ama yeni Anayasa değişikliğiyle üç ay içerisinde görüşülmediği takdirde hükümsüz sayılacağına ilişkin bir düzenleme var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demin söylediği bu değil.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Bunu söylüyorum, her şey açık, milletin gözü önünde. Kimin yanlış, kimin doğru söylediğini milletimiz takdir ediyor.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın “Kimin yanlış, kimin doğru…” değil, tutanağı getirsin. “Doksan gün içinde ele alınır, 91’e göre.” dedi, şimdi “otuz” diye düzeltiyor, sonra da bizi yanlış söylemekle itham ediyor. Şu anda doğrusunu söyledi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, hükümsüz kalıp kalmaması…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben “Hükümlü kalır, hükümsüz kalır.” diye bir şey demedim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Doksan gün içinde görüşülmezse hükümsüz kalır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Tamam, doğrusu söylendiyse sorun kapanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Göz göre göre yalan, göz göre göre yalan!

BAŞKAN - Sorun kapanmıştır Sayın Özel, doğrusu söylendiyse anlaşılmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir kere de “Yanlış yaptım.” de ya, ne olur yani!

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam Sayın Başkanım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım tarafından, başta emek, demokrasi ve barış mücadelesinin öncü isimleri olan bilim insanları ve kamu emekçileri olmak üzere OHAL KHK’larıyla kamu çalışanlarına yönelik ihraçların yol açtığı hukuksuzlukların ve yarattığı tahribatın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, son KHK’yla üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin ve eğitim sisteminin geldiği son kritik evrede yeniden ele alınarak çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 08/02/2017 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                        Özgür Özel

                                                        Manisa

                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Manisa Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından, son KHK’yle üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin ve eğitim sisteminin geldiği son kritik evrede yeniden ele alınarak çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla 08/02/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (16 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 08/02/2017 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı, Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Usluer, buyurunuz.

GAYE USLUER (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün gece yine bir kanun hükmünde kararnameyle sarsıldık. Bu nasıl bir korkudur anlamak güç. 4.464 insan bir gecede göçük altında kaldı, 330’u öğretim üyesi. Birçoğunu da tanıyoruz. Nereden tanıyoruz? Muhalif duruşlarından. Nereden tanıyoruz? Memleket sevdalarından, birikimlerinden, kitaplarından tanıyoruz. Bazı isimleri belki siz tanımıyorsunuz ama dünya tanıyor. Türk Tabipler Birliği eski başkanı sevgili arkadaşım, okuldaşım Profesör Doktor Özdemir Aktan; asistanlık arkadaşım, işkenceye karşı duruşuyla Türkiye'de ilkleri çeken Psikiyatrist Profesör Doktor Cem Kaptanoğlu ve Profesör Doktor İbrahim Kaboğlu. Öyle çok değerli isim var ki Türkiye'nin en kıymetli anayasa hocaları, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin duayen tiyatro hocaları.

Bakın bu ülkede bir yanlışlık var: Diploması olmayan birisi gelmiş en üst mertebeye oturmuş, diplomalılar ise memurluğa layık görülmüyor. Diploması olanlara bu nefret neden acaba diye düşündüğümde, kitap özeti okuyanlar kitap yazanları işten atıyorlar. Fetullah Gülen’i övmek için kitap yazan kişiyi dekan yaptınız, aynı okulda barış bildirgesine imza atan kişileri ihraç ettiniz. Bunun adı, tek kelimeyle “zulüm” başka bir şey değil. Mülkiye, bu ülkenin göz bebeği; Mülkiye, cumhuriyetin temeli. Cumhuriyete düşman olanlar, diktatörlük hevesinde olanlar tarihin her döneminde Mülkiyeye düşman olmuşlardır ve demişlerdir ki: “Önce Mülkiye, sonra Türkiye.” Bakın, Mülkiyeye kilit vurdular ama bilin ki Mülkiyeyi Mülkiye yapan öğretim üyeleridir, Mülkiyeyi Mülkiye yapan öğrencileridir; ne o öğretim üyelerinin ne öğrencilerin beynine, diline, kalemine kilit vuramayacaksınız.

Barış imzacısı akademisyen arkadaşlarımızdan Pelin Hoca, Pelin Yalçınoğlu, Anadolu Üniversitesinden, benim şehrimden demiş ki: “Çocuklarının bedenlerini derin dondurucuda saklamak zorunda kalan anaların olduğu bir ülkeye idi itirazımız. Hâlâ da öyle.” Ne güzel bir temenni. Ne istediniz bunu dileyen insanlardan? İyilik istemek suç oldu bu ülkede. Ama, merak etmeyin, bu ülkeye iyiliği biz getireceğiz, sizin kötülüklerinizi bizim iyiliklerimiz eninde sonunda alt edecek.

Bu koşullarda, OHAL’le, karabasan kanun hükmünde kararnamelerle referanduma gidiyoruz. “’OHAL’de referanduma gitti.’ dedirtmeyiz.” diyen sizdiniz. Bu nasıl bir yaman çelişki? Okulların içini boşalttınız. Kim ders verecek okullarda, düşünüyor musunuz sayın milletvekili? Memlekette hoca bırakmadınız, hoca!

Sayın rektörler, FETÖ muhabbetleriniz başladığında kendinizi aklamak için solcu akademisyenleri öne sürüyordunuz. Sayın rektörler, bugünleri unutmayın çünkü kimse yemedi bu hareketlerinizi ve bilin ki sıra size de gelecek. O zaman ne diyeceksiniz Sayın FET֒cü rektörler, size soruyorum.

Ve buradan YÖK’e de seslenmek istiyorum. Geçtiğimiz aylarda size dedim ki: Aslında bugün YÖK yok hükmünde. O zaman tepki gösterdiniz bana. Bugün, bakalım, sevgili YÖK, sevgili YÖK Başkanı, YÖK’ün üyeleri, kim dinliyor sizi? Hangi adımı kendi isteğinizle atabiliyorsunuz?

Bu olan bitenden rahatsız olan akademisyene, öğretmene, okutmana ve kendisi için “Ben kendimi yetiştirdim, ülkeye faydalı bir bireyim.” diyen herkese sesleniyorum: Bu olup bitene sessiz kalanın eğitiminden de öğretmenliğinden de akademisyenliğinden de şüphe ederim. Kusura bakmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bravo.

GAYE USLUER (Devamla) – Yollarınızı anlatıp duruyorsunuz ya, hani sürekli göçen, hep bir tadilat hâlinde olan o yollarınızı anlata anlata bizi de çıkmaz yollara sürüklediniz; mutsuz, karamsar bir ülke olduk. Siz gülüyorsunuz ama ülkede sizden başka gülen hiç kimse yok değerli milletvekilleri.

Bu ihraç ettiğiniz akademisyen arkadaşlarımızın çoğu da size “Bunu yapmayın. Ülkeyi karanlığa sürüklemeyin.” dediler. Bu yüzden ihraç ettiniz onları, bunları söyledikleri için. Onlar bugün ne diyor sizin zorbalığınıza? Gülen yüzlü milletvekili arkadaşlarım, size söylüyorum: Onlar size “Ferman padişahınsa akademiler bizim.” diyorlar. Başka ne diyorlar? “Acımadı ki.” diyorlar, “Yazmaya, inadına yazmaya devam edeceğiz.” diyorlar ve sizden korkmuyorlar efendiler, sizden korkmuyorlar. Bu yaptığınız, bu yaptıklarınız hem yapacaklarınızın teminatı hem de aslında sizin korktuğunuzun resmidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhurbaşkanı kararnameleriyle neler yapılabileceğini gördük. Bütün bu yaşananlar aslında yarın yaşayacaklarımızın, yarın yaşatmak istediklerinizin bir kanıtı. Gece uykudan uyanıp bir anda imzalanan kararnamelerle ülkemiz, bir anda bir başka Türkiye’ye uyanabilir değerli milletvekilleri.

Bugün Anadolu Üniversitesinde ihraç edilen akademisyen arkadaşlarımızın kampüse alınmadığı haberini aldık. Demişler ki kırk yıldır o üniversitede çalışan akademisyenlere: “Ancak yanınızda ihraç edilmeyen bir hoca size eşlik ederse üniversiteye girebilirsiniz.”

Değerli arkadaşlar, bunlar öğretim üyesi, öğretim üyesi -bu ülkede öğretim üyesi kolayca yetişmiyor- terörist değil. Siz ki bunu IŞİD militanlarına bile yapmadınız, kapıları sonuna kadar açtınız.

Resmen Orta Çağ’ı yaşıyoruz, zulüm günleri, karartma geceleri ama biz çok iyi biliyoruz ki kışın sonu bahardır. Hayırlısıyla baharı umutla, sevinçle, davulla, zurnayla hayırlayacağız hep birlikte değerli milletvekilleri.

Ve bu ülkenin onurlu akademisyenleri, sizler bizim geleceğimizin teminatısınız. Hepinize buradan bin selam olsun.

Cevat Geray Hocayı bilir misiniz? Hoca, Siyasal Bilgilerden bir akademisyen arkadaşımıza, Kamuran Akın’a ne demiş? “Şereftir oğlum, üzülme; geçmiş değil, gelecek olsun.” demiş Geray Hoca. Ben de buradan, dün acımadan ihraç ettiğiniz, bugün bu kürsüden acımadan “Suçsuzlarsa ispat etsin.” diyebildiğiniz akademisyen arkadaşlarıma “Geçmiş olsun.” demiyorum, “Gelecek olsun.” diyorum o akademisyen arkadaşlarıma. (CHP sıralarından alkışlar) Gelecek olsun ki onlar yeniden gelecek ve yeniden inadına, inadına yeşertecekler bu ülkeyi.

Ülkenin en önemli anayasa hocalarını işten atanlar ya darbe anayasasını ya da dikta anayasasını yazabilirler; gerçek bir anayasayı değil, gerçek bir toplumsal uzlaşma sözleşmesini değil. Bunu bilmeyenler de ancak oturduğu yerden gülümseyebilirler beceremedikleri için.

Binlerce insanı sağlığına kavuşturan doktorları ihraç edenler, hasta sayılarının artması ile beş yıldızlı otel niyetine yaptıkları hastanelerle belki övünebilirler. Unutmayın ki o doktorlar tıbbın el verdiği kadar hastalığa çare bulabilirler. Ancak, sizin hastalığınız, iktidarın hastalığı artık tedavi edilemez durumda. Herkesi terörist ilan eden, “İnsan ölmesin.” diyen akademisyenlerin ekmeğiyle oynayan iktidarınız hastadır, yatalaktır şu anda. Bu hastalığı ancak ve ancak, göreceksiniz, 55 milyon tablet -iyi duyun- sizlere de 55 milyon tablet “hayır” vererek çözeceğiz.

Ve sözlerimi bitiriyorum Sayın Başkan müsaade ederseniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum, tamamlayın lütfen.

GAYE USLUER (Devamla) – Sözlerimi bitirirken diyorum ki, Nesimî’nin dediği gibi, zalimin talim ettiği yola minnet etmeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usluer.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere birinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, 169’uncu gününe giren Fırat Kalkanı harekâtında şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, milletimize de başsağlığı diliyorum.

Yine, 8-9 Şubat 1969’da kurulan partimizin 48’inci kuruluş yıl dönümünün hayırlı olmasını temenni ediyor, kurucu Genel Başkanımız, Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e, bütün şehitlerimize, dava büyüklerimize Allah’tan rahmet, hayatta bulunanlara sağlıklı, uzun ömür diliyorum.

Liderimiz Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, bıraktıkları miras emin ve ehil ellerdedir. Milliyetçi hareket, Türklüğün bekası, devletin devamlılığı ve milletin varlığı konusunda tavizsiz şekilde sürdürdüğü onurlu duruşunu her şartta muhafaza edecektir. Yarım asra yaklaşan zorlu mücadelemiz, tertemiz ülkücü vicdanların ihlas, iddia ve iradesiyle tarihsel yolculuğunu sürdürecektir. Yol doğru, yolcu inanmış, yolculuk ise mübarektir.

Değerli milletvekilleri, CHP grup önerisinde, son olarak çıkarılan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname özelinde, OHAL süresi içinde kanun hükmünde kararnamelerle yapılan işlemlere ilişkin değerlendirmeler ve eleştiriler dile getirilmiştir.

Bilindiği gibi, 15 Temmuz hain darbe girişimi, parti ayrımı gözetmeksizin bütün siyaset kurumlarına, Türk devletinin kuruluş esaslarına ve milletimizin tamamına yapılmıştır. Yıllarca Türk Silahlı Kuvvetlerine ve diğer kurumlara sirayet eden FET֒cü hainler, Türkiye’yi ateşe vermek, vatana ve millete kastetmek amacıyla Türk milletine silah doğrultmuş, Türk tarihinde nadir görülebilecek bir ihanete imza atmışlardır. Türkiye’nin siyasi alanda yalnızlaştırılması, ekonomik alanda zorda kalması ve bir iç savaşa sürüklenmesi hedeflenmiştir. Bu nedenle, 15 Temmuzdaki FET֒cü kalkışmaya karışan kim varsa ismi, unvanı, sıfatı ve mevkisi ne olursa olsun hesap vermeli ve bedelini ödemelidir. Kimsenin de 15 Temmuz yaşanmamış gibi davranmaya, bu hain kalkışmayı görmezden gelmeye hakkı bulunmamaktadır.

Yaşanan bu olağandışı gelişmeler sonucu, Anayasa’nın 120’nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu 21 Temmuz 2016’dan itibaren ülkenin bütününde doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan etmiş, olağanüstü hâl kararı önce 19 Ekim 2016’dan itibaren doksan gün süreyle, daha sonrasında da 19 Ocak 2017’den itibaren üç ay daha uzatılmış; her 3 karar da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bilindiği gibi, olağanüstü hâl uygulamasına ilişkin her 3 karara da terörün kökü kazınana, FET֒yle hesaplaşma bitene kadar devletin elini güçlendirmek için destek verdik.

Alınan olağanüstü hâl kararı çerçevesinde, bugüne kadar toplam 20 adet kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır. Kararnamelerle, FET֒yle mücadele kapsamında gerekli önlemlerin alınması maksadıyla FET֒yle irtibatı ve iltisakı bulunan bazı eğitim ve sağlık kurumları, öğrenci yurtları, üniversite, vakıf, dernek ve sendikalar kapatılırken yargı ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile üniversite ve diğer kurumlardaki kamu çalışanlarının kamu görevlerinden çıkarılmalarına yönelik tedbirler uygulanmıştır. Kanun hükmünde kararnamelerle bugüne kadar asker, hâkim, öğretim görevlisi ve memur olmak üzere 99.284 kamu görevlisi görevinden çıkarılmıştır, 725 kişi ise görevine iade edilmiştir. İadeler düşüldükten sonra net olarak ihraç edilen kamu görevlisi sayısı 98.559’dur.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve kamu kurumları içinde 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine adı karışan, göz yuman veya görevinin sorumluluklarına riayet etmeyen kim varsa ayıklanması şarttır ve bunda bir tereddüt yoktur. Bununla birlikte, bu tespitlerin bir soruşturmaya dayanması ve soruşturma süreçleriyle somutlaştırılması gerekmektedir. Yeterli inceleme ve soruşturma yapılmadığı için bir isnada dayalı olarak kimsenin itibar ve saygınlıklarıyla oynanmamalı, mağduriyet yaratılmamalıdır. İtiraz mekanizmaları sağlıklı bir şekilde ve talepler ciddiye alınarak işletilmelidir. Yanlış ve yanlı uygulamalar nedeniyle devlete olan inanç zedelenmemeli, güven kaybı yaşanmamalıdır. Haksız ve mesnetsiz yere açığa alınan veya ihraç edilenler daha fazla mağdur olmadan görevlerine döndürülmelidir.

Bilgi eksikliği ya da yanlışlığına dayalı olarak yapılan işlemlerin düzeltiliyor olmasını ve bunun süreklilik kazanmasını önemsiyoruz. Bununla birlikte, suç kriteri ve tasnifinin de kurumlar arasında bir kriter ve uygulama birliği oluşturacak tarzda düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. 685 sayılı Kanunu Hükmünde Kararname’yle oluşturulması öngörülen ve 23 Şubata kadar teşekkül ettirilmesi gereken komisyonun bu anlamda önemli bir işlevi yerine getirebilecek şekilde yapılandırılması şarttır. 15 Temmuzun elebaşları, siyasettekiler dâhil, her kesimdeki ayağı bir an önce açığa çıkarılmalıdır. Aksi durum, FETÖ mücadelesinin istismarına ve sulandırılmasına yol açacak, suçlunun suçsuzdan ayrılmasını zorlaştıracak ve terör örgütüyle mücadeleye zarar verecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi hukukun üstünlüğüne inanmakta, demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunmaktadır. Bu anlayış çerçevesinde adaletin gecikmeden tecelli etmesini ve adil yargılanma hakkına titizlikle uyulmasını gerekli görmektedir.

Olağanüstü hâl uygulamasının hukuk çerçevesinde yapılması gereği açıktır. Bu süreçte vatandaşlarımızın uygulamadan dolayı kaygı duydukları ve bizlere yansıyan hususların başında, adaletin tesisi gelmektedir. Hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, kamu görevlilerinin somut bulgulara dayanmadan görevine son verilmesi, savunma hakkının göz ardı edilmesi, asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı işlem yapılması ve yapılan hataların düzeltilmesinde geç kalınması endişe duyulan diğer hususlardır. Her gün anneler, babalar ve eşlerden yüzlerce telefon ve mesaj alıyoruz. Askerî öğrenciler, er ve erbaşlar, uzman erbaşlar ve birçok alt rütbeli askerin tatbikat, teröre müdahale ve benzeri emirlerle nereye gittiklerini ve neye hizmet ettiklerini bilmeden o gece dışarı çıkarılmış oldukları; yine, kamu kurumlarında çalışanlardan, asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı olarak şüphe üzerine ihraç edilenler bulunduğu gibi hususlar, ifade edilen ortak mağduriyet noktaları olarak dikkat çekmektedir.

Öte yandan, olağanüstü hâl ilanı sonrasında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin, yer yer olağanüstü hâl ilanını gerektiren konular dışındaki hususları da düzenlediği görülmektedir. Artık, bütün bunlarla ilgili bir düzenin tesis edilmiş, soruşturmaların yapılmış, ilgililerin durumlarının net olarak ortaya çıkmış olması; bu doğrultuda, suçsuz olan varsa mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesi gerekmektedir. Zira, bu insanların maaşına, evine, arabasına, her şeyine tedbir konulmaktadır ve şayet bu işlemler yanlışlığa dayalı olarak yapılmışsa telafisi imkânsız mağduriyetlere yol açmaktadır.

Olağanüstü hâl, şartlarının gerektirdiği durumlarda başvurulması gereken anayasal bir kurumdur. Bununla birlikte, uygulamanın hukuk esas alınarak, adalet anlayışını egemen kılarak ve haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayıracak adil bir yönetim anlayışı ortaya koyarak sürdürülmesi zorunludur. Bu durumda, vatandaşlarımızda oluşan soru işaretleri giderilmiş, topyekûn bir mücadele anlayışı hâkim kılınmış olacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi, her gelişmeyi, devlet ve millet yararına, hak, hukuk ve adalet adına titizlikle izleyip doğru gördüklerini desteklerken yanlış bulduklarını da eleştirmeyi sürdürecektir. FETÖ kalkışması ve artçı terör saldırıları, ne yazık ki millî birlik ve kardeşliğimiz üzerinde telafisi ve tamiri zaman alacak yıkım ve yaralar açmıştır. Her türlü mülahazanın üzerinde olan, Türk devletinin ve milletinin birlik, bütünlük ve bekasının temini için kuşkusuz ki devlet tüm unsurlarıyla çaba sarf edecektir. Beklentimiz, bu çabanın, hukukun üstünlüğüne riayet edilerek ve demokrasinin kılavuzluğunda yapılmasıdır.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aksu.

Grup önerisinin lehinde olmak üzere, Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Süreniz on dakika, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki çok klişe bir laf olarak algılanacak ama gerçekten ülke ve toplum olarak çok zor günlerden geçmekteyiz ve tarihî günlerden geçmekteyiz. Öyle tarihî günlerden geçiyoruz ki, işte altı yıl sonra bu ülkenin kuruluşunun 100’üncü yılını -eğer yaşarsak- birlikte görmüş olacağız. Yüz yıl değil, bir yüz yıl daha ekleyin, iki yüz yıl geçsin ve bu ülkenin iki yüz yıllık tarihi yazılsın, beş cümleyle yazılsın; bu yaşadığımız günlerden söz edilmeden o beş cümleyle bu ülkenin tarihi anılmadan geçilmeyecek. Bu ülkedeki bugün yaşayan zalimleri de o beş cümle içerisinde göreceğiz, bu zalimliğe ve saltanat düzenini kurmaya çalışanlara karşı direnenleri de göreceğiz.

Bu ülkenin -deyim yerindeyse- düşmanı olabilecek bir ekibe bir görev versek ve “Alın, bu devletteki müesses nizamı bozun, devletin hiyerarşik düzenini altüst edin.” desek herhâlde ancak bugünkü siyasi iktidar kadar başarılı olunur. Şöyle ki: Bir şekliyle mutlaka, dünya tarihi, mevcut iktidarın zulüm derecesini yazacak ama bir devletin adım adım giderek çökertilme modelleri üzerine bir bilimsel akım oluşturulsa ve bir külliyat yazılsa inanın AKP’nin uygulamaları, siyasi iktidarın uygulamaları bu bilimsel akım içerisinde ve literatür içerisinde yerini alacaktır. Şüphesiz, devletlerin belli bir koruma güdüsü vardır ancak devletlerin koruma güdüleri ile siyasi iktidarların kendilerini koruma güdüleri birbirinden bağımsızdır. Devletler eğer kendilerini korumak istiyorlarsa kendi varlıklarını toplumsal muhalefetin varlığı ve güçlülüğü üzerine bina ederler. Buradan hareketle, bu gerçeklik üzerinden yaşama nereden bakarsanız bakın, siyasete nereden bakarsanız bakın, diyalektik üzerinden, isterseniz zıtlıkların varlığı üzerinden, kendini var eden yapısalcı bir anlayış üzerinden, isterseniz sevap-günah ilişkisi üzerinden bakın ama bilinmesi gereken bir husus: Toplumlar tarihi şuna şahittir ki karşıtlıklar ve zıtlıklar bir toplumun, bir hiyerarşik yapının, bir müesses nizamın olmazsa olmazıdır.

Öyle ki şunu ifade edelim: Değerli milletvekilleri, bakın, ikili karşıtlıkların mevcut hâli düşüncenin ön koşuludur. İnanç değerleri üzerinden olaya bakalım. Hazreti Âdem ile Hazreti Havva’nın cennetten atılma gerekçelerini oluşturan günah, ancak kendisini sevap üzerinden var edebilmiştir ve böyle anlam kazanmıştır. İnsanlığın anası ve babası olarak kabul edilen ilk insanlardan itibaren cennet kavramı, kendisini cehennem kavramı üzerinden var edebilmiştir. Buna benzer düşünce yapılarını Doğu felsefesinde de görebiliriz. Buradan hareketle, siyasi iktidar gibi düşünmeyen, ona muhalif olan, onu eleştiren, onun bu toplumun huzuru için daha doğru çalışmasını öneren, başta akademisyenler olmak üzere, aydınlar, yazarlar, çizerlere karşı siyasi iktidarın tahammülsüzlüğü çok kötü bir noktaya varmış durumdadır. Allah aşkına soruyoruz: Siyasi iktidar, bu ülkenin aydın vicdanı olan, toplumsal vicdanı olan akademisyenleri kendileri gibi düşünmediği için atarak ne yapmaya çalışıyor? Doğanın en temel kanunu olan karşıtlıklar ilkesini yok saymaya mı çalışıyor? Allah aşkına soruyoruz: Siyah karşısında beyazı yok etmeye mi çalışıyorsunuz? Kötü karşısında iyiyi yok etmeye mi çalışıyorsunuz? Pişmişlik karşısında doğallığı mı yok etmeye çalışıyorsunuz? Karanlık karşısında aydınlığı mı yok etmeye çalışıyorsunuz? Öteki karşısında beni mi yok etmeye çalışıyorsunuz? Küçük karşısında büyüğü, yalan karşısında doğruyu ve özellikle ifade edelim ki batıl karşısında hakkı, hak olanı mı yok etmeye çalışıyorsunuz?

Bunu uzatabiliriz ama unutmamalıyız ki bu karşıtlıklar üzerinden bir toplum ve devlet yapısı var olur. Karşıtlıkların olmadığı, herkesin aynı olduğu, tek tip, monolitik, Allah’a mahsus olan bir toplum yaratamazsınız. Bununla kendi iktidarınıza, toplumunuza, devletinize olsa olsa ancak zarar verebilirsiniz. Ve iktidar, dört nala devleti yok etmeye doğru götürüyor; “Devleti ele geçireyim.” arzusu, hırsı, ihtirası, egosu ele geçirmeye değil, devleti çökertmeye doğru hızla götürüyor.

Buradan hareketle, bakın, doğa bile tahakküm altına alınmaya belli bir yere kadar tepkisiz kalır ama bir yerde gelir, o doğa patlar. Şöyle ki: Bakın, insan aklının varmış olduğu en önemli fen, bilimsel çalışma nükleer fiziktir. Nükleer fiziğin ürünü olan nükleer santrallerin Allah aşkına bir tsunami karşısında ne hükmü var? Veya söyleyelim, ormanları yıkarak betonlar üzerinde yükseltilen devasa plazaların, yapıların bir deprem karşısında ne hükmü var? Akarsuların doğal akışını durduran barajların bir volkan patlaması karşısında ne hükmü var?

Türkiye toplumu, şu anda, volkanik coğrafyada bir literatür kavram olan “solfatar” safhasını yaşıyor; toplum patlamak üzeredir. Buradan hareketle, siyasi iktidar mensuplarının tamamının da bugünkü uygulamaları tasvip etmediğini, hepsinin bu uygulayıcılar ve dar karar vericiler gibi düşünmediğinden hareketle ifade ediyorum: Ne varsa karnınızda sözünüz, bugün söyleyin; yarınınızı, öbür dünyanızı, bugününüzü, bu dünyanızı bugün söyleyeceğiniz sözlerle kurtarabilirsiniz. Büyük bir zulüm, büyük bir günahla, mazlum insanlar sadece sizin gibi düşünmediği için -deyim yerindeyse- bir terör şeklinde estiriliyor.

Değerli milletvekilleri, iyilik yapmıyorsunuz. Bu topluma da, iktidarınıza da, devlete de iyilik yapmıyorsunuz. Devleti ele geçireyim derken devleti yok etmeye çalışıyorsunuz.

Ne diyordu az önceki hatip? “Yargıya gidilsin.” diyor. Yargıya güven ne aşamada ya? Bundan beş yıl önce yargıya güven yüzde 80’ler düzeyindeyken -bütün araştırma şirketlerinin verileri gösteriyor- iktidar tarafından boğazına kadar siyasallaştırılmış yargıya güven yüzde 30’ların altına düştü. Bu, sizin eseriniz.

Yine, buradan hareketle yargıyla ilgili bir iki örnek verelim. Bakın, yargı, dilinize pelesenk ettiğiniz, özellikle, bu ülkede Parlamentodaki 3’üncü büyük siyasi partinin bir referandumda Başkanlık hayallerinizi suya düşürebilme gücünü ortadan kaldırabilmek amacıyla rehin alma peşinde siyasetin malzemesi, oyuncağı hâline getirilmiş. Bu yönüyle de ifade edelim.

İyi gitmiyor. Bakın, devleti sürdürmek isteyen bir yapı, farklılığın süreklilik için ön koşul olduğunu bilir. Eğer bu devlette süreklilik istiyorsanız, bu toplumda kardeşlik, eşitlik istiyorsanız, farklılıkları güçlü kılın; hep sizi övenlerden korkun, sizi eleştirenleri sevin; sizi eleştirenlerin size haksız yere övgüler düzenlerden daha büyük bir hayır içerisinde olduğunu asla unutmayın.

Bakın, Wall Street direnişçilerine konuşma yapan Slavoj Zizek o veciz konuşmasında diyor ki: “Siz hiçbir şeyi yok etmiyorsunuz, sadece sistemin kendi kendini nasıl da yok ettiğine şahit oluyorsunuz. Hepimiz çizgi filmdeki o klasik sahneyi biliriz. Kedi bir uçuruma ulaşmıştır ancak altında hiçbir şey olmadığı gerçeğine aldırış etmeden yürümeye devam ediyor. Ancak, aşağıya baktığında ve farkına vardığında aşağıya düşmüştür ve paramparça olmuştur.”

Yine, Slavoj Zizek’in özellikle o eski zamanlardan anlattığı hikâyeyle… Doğu Almanya’dan bir adam Sibirya’da çalışmaya gönderilir ve giden adam, mektubunun denetçiler tarafından okunacağını bilerek yanından ayrıldığı arkadaşlarına şöyle der: “Gelin bir şifre oluşturalım. Ben size mektup göndereceğim ama mavi mürekkeple yazılmış mektupları benden alırsanız orada yazdıklarımın gerçek olduğunu bilin. Kırmızı mürekkeple mektup yazarsam baskı altında yazdığımı ve o mektupta yazdıklarımın yanlış olduğunu bilin.” Ve bir ay sonra arkadaşları Sibirya’ya giden kendi yoldaşlarından bir mektup alır. Mektup mavi mürekkeple yazılmıştır ve mektupta der ki: “Burada her şey harika. Dükkânlar güzel yiyeceklerle dolu. Sinema Batı’dan gelen güzel filmlerle gösterimde. Apartmanlar çok büyük ve çok rahat. Tek satın alamadığınız şey kırmızı mürekkep.” Şimdi ülke tek renge boyandı ve renklerin yasaklandığı, düşüncelerin yasaklandığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, lütfen tamamlayın.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ülkede sadece kendisine övgüler dizenlerin kıymete bindirildiği ve bu haksız övgüler, abartılmış övgüler üzerinden haksız kazançların sağlandığı bir ülkeden sadece siyasi iktidar değil, hiç kimse hayır görmeyecektir ve aynen Slavoj Zizek’in söylediği gibi altında hiçbir şeyin olmadığını fark etmeden uçurumun kenarına gelmiş, devleti ele geçirme ihtirasıyla devleti çökertmeye ve parçalatmaya dönük hızla giden ve maalesef bu çöküşe de ramak kalan bir süreci yaşıyoruz diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Aksaray Milletvekili Sayın Mustafa Serdengeçti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

MUSTAFA SERDENGEÇTİ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, devletimiz, ülkemiz ve milletimiz 1970 yılından itibaren çok değişik terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Bu uğurda çok canlar, çok gençler heba olmuştur, devletin ve ülkemizin kaynakları harcanmıştır. 1980 sonrası baş gösteren PKK terör örgütüyle mücadele hâlen devam etmektedir. Son olarak FETÖ terör örgütü marifetiyle gerçekleştirilmeye çalışılan 15 Temmuz darbe girişimi terör örgütleriyle ciddi bir mücadele yapılmasını ve devletteki uzantılarının temizlenmesinin gerekliliğini bize gösterdi.

Devlette güvenlik ve milletin devletine güveni esastır. Eğer milletin güvenliğinin, milletin bekasının temeline dinamit koyanlar üstelik bir de memur kimliği taşıyorsa milletin devlete olan güvenini ortadan kaldırır. Bunların devletten temizlenmesi, milletin devletine tam bir güvenle bağlanması için büyük önem arz etmektedir. Bir kişinin devlet memuru olması onun örgüt üyesi olmayacağı anlamına gelmez. Terör örgütü üyesi olan veya onlara hizmet eden kişiler devlet memuru sıfatı nedeniyle korunaklı olmamalıdır. Esasında, devlet ile memuru arasında sadece vatandaşına hizmet götürme konusunda bir anlaşma ve ahitleşme vardır. Bu anlaşmanın dışına çıkan kişilere devlet de elbette gereğini yapar ve o kişilerle çalışmak istememe hakkına sahiptir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri olarak son on beş yıl içinde ülkemizin ihtiyacı olan akademik personelin yetişmesi için çok çalıştık. Toplamda 2002-2003 eğitim öğretim yılında 76.090 olan akademik personel sayısı şu anda 148.287’ye yükseldi. Daha fazla gencimizin üniversite eğitimi alması için 2002 yılında 76 olan üniversite sayımız 182’ye çıktı. 2002-2003 öğretim yılında 1 milyon 918 bin öğrenci varken şu anda 7 milyon 300 bin öğrenci var. Uluslararası öğrenci sayımız da 16 binden 100 bine çıktı.

AK PARTİ olarak her zaman akademik özgürlüğün ve bunun yanında ifade özgürlüğünün de yanında olduk. Esasen, 2547 sayılı öğretim üyeleriyle ilgili kanun zaten öğretim üyelerine geniş bir özgürlük alanı vermektedir. Bu alan, öğretim üyesine bilimsel ve akademik çalışmaları yanında, siyasi parti yönetimlerinde yer alma yetkisi vermektedir ancak öğretim üyesi kimliğiyle bilimsel, akademik veya ifade özgürlüğüyle bağdaşmayacak şekilde milleti kin, nefret ve bölücülüğe sevk eden, doğrudan devleti hedef alan, milleti devletiyle karşı karşıya getiren faaliyette bulunulması takdir edersiniz ki bilimsel özgürlük kapsamında değerlendirilemez.

“Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” ismiyle yayınlanan bir bildirinin girişi aynen şöyle başlamaktadır: “Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlarını açlığa, susuzluğa mahkûm etmekte, ağır silahlarla saldırmaktadır.”

Şimdi, terör örgütünden hiç bahsetmeyerek, sanki o çukurları terör örgütü kazmamış, insanları kendi evlerinde esir etmemiş gibi, bütün suçu devletine yıkarak devletini uluslararası camiaya şikâyet etmek hangi bilimsel ve akademik özgürlüklerle açıklanabilir? Bunun neresi aydınlık vicdandır?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim yapmış söyleyin, hepsini birden töhmet altında bırakmayın.

MUSTAFA SERDENGEÇTİ (Devamla) – Bu bildirinin akademisyenlikle ne ilgisi olabilir?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söyleyin, kim yapmış? İsim söyle. 4 bin kişiyi birden töhmet altında bırakıyorsunuz.

MUSTAFA SERDENGEÇTİ (Devamla) – Listeler belli efendim, 110 kişi, 116 kişi, işte yazılı. Bunu ben internetten aldım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nereye kimi şikâyet etmiş anlamadım ki?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz konuşmanıza devam edin Sayın Hatip, lütfen, cevap vermeyin. Siz konuşmanıza devam edin.

MUSTAFA SERDENGEÇTİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, hain kalkışma girişiminden sonra devleti ele geçirmeye çalışan hain çeteyle elbette mücadele edilecektir, yoksa o şehitlerin iki elleri yakamızdan düşmeyecektir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayrünnisa Gül Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine giderken meşru yol. Hepsi gitti, Merve gitti.

MUSTAFA SERDENGEÇTİ (Devamla) – Ancak elbette bu mücadelede adaletten ayrılmayacağız. Demokratik hukuk devleti bu mücadeleyi yine hukuk kuralları içerisinde sürdürecektir. Bu mücadelede, bilindiği gibi, her kararnamede iade listeleri de çıkmaktadır. İhraç edilenler için son olarak kurulan üst kurul, üst komisyon hukuk içerisinde mücadele edileceğinin de yine bir göstergesidir. Bu konuda kamuoyunun hiçbir şüphesi olmamalıdır, gerekenler yapılmaktadır. Şikâyeti haklı bulunan vatandaşlarımızın tüm hakları iade edilmektedir. Ancak bu itirazların FETÖ'yle mücadeleyi zaafa uğratmaması için gerekli tedbirleri de almaya devam edeceğiz. Bu tedbirler devletimizin bekası için gereklidir. Bunun yanında terör örgütleriyle alenen bağlantıları olanlar, bu yapının her türlü kurumlarıyla ilişkisi olanlar, hatta deşifre edilen “byLock” programıyla dehşete düşüren yazışmalar yapanlar kamuoyuna masum olduğunu anlatıyor, hiçbir hain “Ben hainim.” demiyor. Bu durum, doğrudan, iktidar partisi olarak bizlere zarar verdiği hâlde biz bu örgütlerle mücadeleyi ülkemizin bekası için devam ettiriyoruz, her türlü siyasi riskleri de göze almaya devam ediyoruz. Bunun yüce milletimiz tarafından takdir edileceğine inanıyoruz fakat gerçekten, terör örgütüyle hiçbir iltisakı olmadığı hâlde idarenin keyfî tasarrufu, sahte belge veya ihbarlarla ihraç edilenler varsa elbette bu yola tevessül eden kişi ve yöneticiler bedelini ödeyecektir. Nasıl ki devleti ele geçirmek için yıllarca hayâsızca ve ahlaksızca sınav sorularını çalanlar, gariban Anadolu evlatlarının haklarını yiyenler, ele geçirdikleri devlet kurumlarında veya üniversitelerde kendilerinden olmayanlara yaşam hakkı tanımayanlar nasıl bugün hesap veriyorsa bir gün masumlara iftira atanlar varsa onlar da hesap verecektir. Biz hiçbir mağduriyetin olmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Sonuçta, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir, hukuk ve adalet mutlaka galip gelecektir.

Son olarak, CHP grup önerisini, terör örgütleriyle yapılan mücadele hukuk çerçevesinde devam ettiği için ve ülkemizin ve milletimizin bekası için devam etmesi gerekliliği nedeniyle desteklemiyoruz.

Bu vesileyle, milletimizin var olduğu günden bugüne kadar ve 15 Temmuz gecesi ülkesi ve milleti için canlarından vazgeçen tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serdengeçti.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – …sunacağım ancak bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Emre, Sayın Tanal, Sayın Gürer, Sayın Usluer, Sayın Basmacı, Sayın Bayır, Sayın Tarhan, Sayın Tümer, Sayın Şeker, Sayın Tuncer, Sayın Yedekci, Sayın Emir, Sayın Yüceer, Sayın Adıgüzel, Sayın Öz, Sayın Özdemir, Sayın Çamak, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Durmaz.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 8/2/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, son KHK’yla üniversitelerden ihraç edilen akademisyenlerin ve eğitim sisteminin geldiği son kritik evrede yeniden ele alınarak çözüm önerilerinin ortaya konulması amacıyla verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 8 Şubat 2017 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin "Seçim" kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Adana’nın Aladağ ilçesinde kız öğrenci yurdunda meydana gelen elim yangın vakasının araştırılması ve benzer acıların bir kez daha yaşanmaması ve kamusal eğitim ve barınma haklarının tüm öğrenciler için güvence altına alınıp yaygınlaştırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/392) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine seçim

BAŞKAN – Adana'nın Aladağ ilçesinde kız öğrenci yurdunda meydana gelen elim yangın vakasının araştırılması ve benzer acıların bir kez daha yaşanmaması ve kamusal eğitim ve barınma haklarının tüm öğrencilerimiz için güvence altına alınıp yaygınlaştırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/392) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi yapılacaktır.

Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

Adı Soyadı                                          Seçim Çevresi

AK Parti (9)

Fatma Güldemet Sarı      Adana

Tamer Dağlı                                        Adana

Hatice Dudu Özkal         Afyonkarahisar

Osman Mesten                                     Bursa

Ayhan Gider                                        Çanakkale

Fevzi Şanverdi                                     Hatay

Kerem Ali Sürekli                                İzmir

İsmail Tamer                                       Kayseri

Leyla Şahin Usta                                  Konya

CHP (4)

Muhammet Rıza Yalçınkaya                    Bartın

Gaye Usluer                                        Eskişehir

Gülay Yedekci                                     İstanbul

Mustafa Ali Balbay        İzmir

HDP (1)

Hüda Kaya                                          İstanbul

MHP (1)

Deniz Depboylu                                   Aydın

 

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin 9/2/2017 Perşembe günü saat 13.00'te Ana Bina 2'nci Kat 511 Numaralı Meclis Araştırması ve Soruşturması Komisyonları Toplantı Salonu'nda toplanarak başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum. Komisyonun toplantı yer ve saati ayrıca plazma ekrandan ilan edilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.33

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 9’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’na ait.

Süreniz on dakika.

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölge Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, genel olarak serbest bölgeler ülkede geçerli ticari, mali, iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sınai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı ve fizikî olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olarak tanımlanmıştır. 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda serbest bölgelerin kurulması ve işletilmesindeki temel amaçlar; ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek, uluslararası ticareti geliştirmek olarak sıralanmıştır. Bulundukları ülke ekonomilerine sağladıkları katkıların yanında, dolayı esnek ve çağdaş idari yapılarıyla dış ticarete yönelmek isteyen firmalara modern ve gelişmiş bir yatırım ortamını sağlayan serbest bölgelerin lojistik merkezler olarak ülkemizde de önemleri gittikçe artmaktadır. Ülkemizde temel olarak ihracata dayalı yatırım ve üretimi teşvik etmek amacıyla 1987 yılından bu yana Mersin, Antalya, Adana Yumurtalık, Denizli, İzmir, Rize, Samsun, Mardin, Gaziantep ve Kayseri gibi 18 yerde serbest bölge kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda serbest bölgelere gereken önem verilmemiş, ihracatta ve yatırımlarda beklenen katkı sağlanamamıştır. Serbest bölgelerin ülke ekonomisine katkısı ve fonksiyonlarından ziyade, bazı serbest bölgelerin faaliyetlerinin desteklenmesi ve bölgelere verilen imtiyazların kullanılması üzerinde odaklanılmıştır. Bu yaklaşım, maalesef, kanun tasarısının komisyonlarda görüşülmesi sırasında da ortaya konulmuştur.

Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğünün verilerinden yapılan hesaplamalara göre, yurt dışı da dâhil olmak üzere, 2005-2014 arasındaki son on yıllık dönemde serbest bölgelerin toplam ihracatının Türkiye’nin ihracatına oranı ortalama yüzde 17’den 8’e, ithalatı da yüzde 9,3’ten yüzde 4’e gerilemiştir. Ülkemizde faaliyet gösteren 18 serbest bölgede ticaret hacmi düşüş sergilemektedir. 2015 yılında 20 milyar dolara, 2016 yılının ilk dokuz aylık dönemindeyse 14,5 milyar dolara gerilemiştir. Serbest bölgelerde ticaret hacmi son beş yıldır artış göstermemiştir. 2011 yılında 22,6 milyar dolarlık ticaret hacmi 2015 yılı sonunda 20,2 milyar dolara inmiştir. Serbest bölge ticaret hacminin yalnızca yüzde 35’i serbest bölgelerden yurt dışına yapılan ticarettir; miktarı ise, 2014 yılında 7,9 milyar dolardan 2015 yılında 7,5 milyar dolara inmiştir. Ticaret hacminin yönü itibarıyla bakıldığında ise, serbest bölgelerden yurt içine, yurt içinden serbest bölgelere ve yurt dışından serbest bölgelere ticaret akışı, serbest bölgelerden yurt dışına yapılan ihracatın 2 katıdır. Bu manzara, serbest bölgenin kuruluş amaçlarına uygun çalıştırılmadığını ve hedeflerine ulaşmadığını, son yıllarda bu konunun ciddiyetle ele alınmadığını teyit etmektedir. Gelinen son noktada, serbest bölgelerin ihracat ve yabancı yatırımlar dolayısıyla ekonomik kalkınmayı destekleme aracı olma vasfı ortadan kalkmıştır. Bugün itibarıyla iktidarın serbest bölgelere bakışı hususundaki tavrı Komisyon görüşmelerinde de ortaya çıkmıştır.

Kanun tasarısının amacı, serbest bölgelerin mevcut işleyişindeki problemlerin bertaraf edilmesi, yeni nesil serbest bölgelere geçişin sağlanması, ülkemizin lojistik potansiyeline katkı sağlayacak biçimde serbest bölgelerdeki hizmetlerin artırılması, ülke ekonomisinin ihtiyaçları ve cari açığın azaltılması bakımından önem arz eden yabancı yatırımların artırılması olarak ifade edilmiştir. Ancak getirilen maddelerle, serbest bölgelerin arkasına sığınarak bazı yatırım ve yatırımcılara daha fazla avantaj ve imtiyaz verme, acele kamulaştırma imkânı tanıma, Ekonomi Bakanlığının yetkilerini artırma, Türkiye İhracatçılar Meclisi ve ihracatçı birliklerini kamu kuruluşu niteliğinde meslek kuruluşu hâline getirme, Ekonomi Bakanlığı dış kadrolarına atama kriterlerinin tamamen ortadan kaldırılması gibi kanun tasarısının amacıyla ilgisi olmayan hususlar düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgeler, depolama ve alım satım yapan, kamu imkânından faydalanan, vergi istisnası sağlayan yerler durumundadır. İmalat ve üretim ise tamamen teknoloji getiren veya yüksek teknoloji ürünlerinin üretildiği yerler olmaktan çok uzaktır. Örnek olarak, Türkiye’nin ilk kurulan ve yüksek hacme sahip Mersin Serbest Bölgesi’ni incelediğimizde bu acı durum ortaya çıkmaktadır. Mersin Serbest Bölgesi’nde yüzde 72 oranında alım satım, kiralama, depolama, bankacılık, sigortacılık ve diğer sektörlerde 372 yerli firma, 92 yabancı, 41 yerli-yabancı ortalığı olmak üzere toplam 505 firma bulunmaktadır. Üretim sektöründe ise yüzde 28 oranında olmak üzere 137 yerli, 44 yabancı, 12 yerli-yabancı ve toplam 193 firma bulunması bu acı gerçeği teyit etmektedir.

Tasarının Komisyon görüşmelerinde AKP’li üyeler tarafından verilen önergelerle maddelerin neredeyse tamamı değiştirilmiş, Komisyonda sağlıksız ve hazırlıksız bir ortam yaratılmıştır. AKP’li üyeler tarafından toplam 10 maddenin tasarıdan çıkarılması, 11 maddede değişiklik yapılması için verilen önergeler kabul edilmiş, toplam 24 madde olan kanun tasarısının hemen hemen tüm maddeleri AKP milletvekillerinin verdikleri önergelerle değiştirilmiş veya tasarıdan çıkarılmıştır. Tasarıda yapılan değişiklikler AKP’li Komisyon üyeleri ile Hükûmet arasındaki görüş ayrılıklarını ve hazırlığın yetersiz olduğunu ortaya koymuştur. Zaman zaman aynı madde üzerinde AKP’li üyeler tarafından 1’den fazla önergenin verildiği olmuştur. Bu değişikliklerden bazıları grubumuzun verdiği önergelerde de dile getirilmesine rağmen muhalefet talep ve önergeleri genelde dikkate alınmamış, AKP Grubunun önergeleri doğrultusunda değişiklikler yapılmıştır. Yalnızca Türkiye İhracatçılar Meclisi statüsünün değiştirilmesi ve 5910 sayılı Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik öngören hususların maddelerinin tasarıdan çıkarılması konusunda Komisyonda partilerin ortak yaklaşım sergilediği gözlenmiştir. Tasarının 13’üncü maddesi üzerinde verilen paralel önergeler çerçevesinde madde tasarıdan çıkarılmıştır. Bunun sonucunda, Türkiye İhracatçılar Meclisi Kanunu’nda değişiklik öngören ilgili diğer maddeler de AKP Grubunun önergeleriyle tasarıdan çıkarılmıştır. Bakanlığın bu husustaki maddelerden neden vazgeçtiği tam olarak da anlaşılamamıştır.

Değerli milletvekilleri, yer seçimleri, yönetimleri, büyüklükleri ve bunun gibi konulardaki sorunlar nedeniyle serbest bölgelerimizin performansı tartışılabilir ancak aradan geçen sürede serbest bölge modelimizin geliştirilmesi, üretim, istihdam ve ihracata olan katkısının artırılması yerine, bazı kötüye kullanımlardan hareketle, bu bölgelere karşı kamu idarelerinde oluşan olumsuz yaklaşımların etkisiyle, serbest bölgeler aleyhine düzenlemeler ve uygulamalar birbirini takip etmiştir.

2004 yılında yürürlüğe giren 5084 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesiyle 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve sonrasında muhtelif kamu kurumlarının uygulamaları, serbest bölgelerimizin gelişimini ve gelecek beklentilerini olumsuz etkilemiştir. Yapılan düzenlemelerin etkisiyle, 2004 yılından sonra Türkiye'de yeni nesil serbest bölge kurulmadığı gibi, mevcut serbest bölge modelimizin daha iddialı üretim ve ihracat artışını sağlayabileceği özel ekonomi bölgeleri gibi yeni model çalışmaları, arayışları da sonuçlandırılamamıştır. Ayrıca, ilk olarak Bakanlar Kurulunca 9/3/2015 tarihinde kararlaştırılmış olan kanun tasarısı 22/4/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu, tamamlayınız, buyurunuz.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) – Tasarı ekinde imzası bulunan Bakanlar Kurulu üyelerinin önemli bir kısmı, Ekonomi Bakanı da dâhil olmak üzere, değişmiş ancak İç Tüzük’ün 77’nci maddesi uyarınca hükümsüz sayılan, anılan Bakanlar Kurulu kararı hiçbir değişiklik yapılmadan 23/2/2016 tarihinde Kanunlar Kararlar Genel Müdürlüğü yazısı ve dönemin Başbakanının imzasıyla tekrar Meclise sunulmuştur. Kapak yazısında ilgili Bakanlar Kurulu kararının yenilenmesinin uygun görüldüğü ifade edilmesine rağmen, yenilemeye ilişkin Bakanlar Kurulu kararı talep etmemize ve kanunun geneli üzerinde konuşmacımız, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Emin Haluk Ayhan Bey’in ısrarla sormasına rağmen hâlâ Komisyona veyahut da tarafımıza sunulmamıştır. Bunun bir an önce Sayın Bakanımız tarafından tarafımıza verilmesini bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ahrazoğlu.

İkinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşmeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Serbest bölgelerin kurulma amacının ihracatı artırmak, üretimi teşvik etmek olduğunu hepimiz pekâlâ biliyoruz. Peki, uygulamada gerçekten bunu yapabiliyor muyuz? Acaba üretim sevdalısı sanayicimize yani istihdam sağlayan, katma değer yaratan, ülkeye döviz kazandıran sanayicimize gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa her yapılan hesap hatasının, her bütçe açığının kapatılmasıyla ilgili dolaylı vergilerle onları cezalandırıyor muyuz? Sözüm ona “İhracatı artıralım, üretimi artıralım.” diye dilimize doluyoruz, ancak kaçak elektrik bedelini, ağırlaşan vergi yükünü sanayicinin sırtına bindirmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz.

Sanayisi gelişmiş diğer ülkelerin tamamında sanayiciye sahip çıkılır. Biz onların üretim maliyetlerini ve genel giderlerini artırmamalıyız ki dış pazarda başarılı olabilsinler. Eğer malını dış pazara çıkaran sanayici girdi maliyetlerinden kaynaklanan ürünüyle rekabet edemez hâle gelirse ihracat yapamazsınız. Bunun çok yakın bir örneğini Sayın Sanayi Bakanının da bildiğinden çok eminim; bugün Burdur’da üretilen mermer, blok hâlinde Çinliler tarafından alınıyor, Çin’e götürülüyor, Çin’de işleniyor, daha sonra Avrupa Birliği ülkelerinde rakip olarak karşımıza 32 dolardan çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz sevgili arkadaşlar; mermeri ham madde, blok hâlinde alan Çinli buradan Çin’e taşıyor, o kadar nakliye parası veriyor, onu orada işliyor, sonra geliyor İtalya’da Türk mermerine rakip oluyor. “Bunun nedeni nedir?” diye acaba hiç araştırdınız mı? Yani Çinli kendi ülkesinden bu desteği alıp İtalya’da, Avrupa Birliği ülkelerinde bize posta koyarken, mal sattırmazken benim sanayicim niye orada çaresiz kalıyor? Unutmamalıyız ki üretmeyen, ürettiğini dış pazarlarda satamayan, devamlı tüketen toplumlar ekonomik olarak çökerler ve üretenlerin kölesi olurlar. Biz köle olmak istemiyoruz.

Diğer taraftan, yıllarca emek verilerek kazanılmış müşterilere, Avrupa Birliğiyle kırk yılı aşan ilişkilerle kurulmuş bir pazara yani yabancı müşterilerimize acaba nasıl davranıyoruz? Biraz geriye gidip bakalım. “Avrupa Birliği” dediğimiz ülkelere bugün Türkiye'nin ihracatı yüzde 50’ye yakın arkadaşlar ve Türkiye'de yapılan yabancı yatırımların da yaklaşık yüzde 70’i Avrupa Birliği ülkelerine ait. Peki, ne yapıyoruz? Avrupa Birliğiyle aslında yıllarca verilen emeğin sonunda karşılıklı güven ve ilişkilerle sağlanmış bir ticaret ortaklığımız var ama geçenlerde hiç olmasını istemediğimiz bir biçimde Avrupa Birliğine “Al oyunu başına çal, size ihtiyacımız yok.” şeklinde ülkemizin birinci ağızdan yetkilileri ifade kullandılar. Yani Türkiye, aslında en iyi müşterisi olan Avrupa Birliğine bir anlamda bozuk attı, bir anlamda restleşti. Arkadaşlar, Allah aşkına, insan dükkânının en iyi müşterisine fırça atar mı, bozuk atar mı, kötü davranır mı? O zaman ürettiğiniz ürünü kime satacaksınız? Komşularla ilişkilerimizi devamlı bozarsak bizden kim mal alacak? Kim ülkemize gelip yatırım yapacak? Eğer yatırımcıya güven vermezseniz, eğer her olayda onlara tepeden bakar bir havada kendinizi onlardan koparırsanız yalnız kalırsınız, yalnızlaşırsınız ve dünyaya kendinizi kapatırsınız. Zorunlu olmak kaydıyla aldığınız yüksek teknoloji ürünleri ithal eder duruma gelir ama kendi ürettiğinizi pazarlayamaz ve satamazsınız. Ticaret erbabı, iş adamı, esnaf güler yüzlü olur, kabadayı olmaz; müşterisine kötü davranmaz. Bugün ülkemizde yaşanan krizin, yaşanan korku ve endişe yüklü ortamın temeli aslında küresel değildir; Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin durağan hâle getirilmesinden ve AKP’nin başkanlık inadından başka bir şey değildir. Ülkemizi terör ve güvenlik zafiyetiyle, askerî darbelerle karşı karşıya bırakan, diplomatik yalnızlığa düşülen bir dönemle birlikte yol aldığı, devleti el birliğiyle uçuruma sürüklediği örgütlere bugün “terörist” diyen siyasi iktidar, dış ticareti ve yatırımları azaltan, dövizi, ham madde maliyetlerini yükselten ekonomik istikrarsızlığın ve millî güvenlik krizinin ana aktörü olmuştur ne yazık ki. Siyasi iktidar, üreticinin, işçinin, esnafın, KOBİ’lerin, turizmcinin, sanayicinin, yatırımcının, serbest bölge işveren ve çalışanlarının temel yapısal reformları beklediği bir dönemde başkanlık inadı uğruna OHAL şartlarında ülkemizi adı konmamış, derin bir ekonomik krize sürüklemektedir.

Ayrıca, bazı tüketim mallarında geçici olarak ÖTV’yi azaltarak ya da kaldırarak referandum öncesinde âdeta seçim rüşveti gibi verdiğiniz yüzde 8’lik ÖTV indirimi bana göre bir kandırmacadır, halkımız da bunun farkında çünkü dövizin artışıyla alakalı daha iki ay öncesine kadar dolar ve euronun yüzde 20, yüzde 25 değer artışından zaten beyaz eşyanın da elektronik aletlerin de fiyatları otomatikman yüzde 25 arttı. Esnaf zaten kan ağlıyor, bunu satamıyor. Siz şimdi fiyatı yüzde 25 artan bir ürüne ÖTV’de yüzde 8 kolaylık sağlayarak piyasayı canlandıracağınızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Dövizi kontrol etmediğiniz sürece bunu başarmanız mümkün değildir. Aslında biraz da baktığımda “Acaba insanları bilerek mi yoksullaştırıyorsunuz?” diye kafama bir soru işareti takılıyor. İşin doğrusu bence bunu bilerek yapıyorsunuz. Önce insanları yoksullaştırıyorsunuz, sonra yapacağınız yardıma muhtaç hâle getiriyorsunuz, bu şekilde oylarına talip oluyorsunuz, “Bakın, size biz yardım ettik, verdik, şimdi bize oy verin.” deyip oy avcılığı yapıyorsunuz sanki verdiğiniz yardımı ve zammı kendi cebinizden veriyormuş gibi. Kimin parasını kime veriyorsunuz? Dolaylı vergilerle vatandaşın cebinden hortumlananı yine vatandaşa, asıl sahibine veriyorsunuz. Verdiğiniz zaten adamın kendi parası. Bu yardım karşılığında oy beklemek haramdır bizim dinimizde, haram.

3 Şubat 2017’de bir kararname çıktı arkadaşlar. Kararname maddelerinden bir tanesinde yatlar, kotralar, tekneler ve lüks gezinti gemileri için KDV yüzde 18’den yüzde 1’e indirildi, ÖTV sıfırlandı. Evine ekmek götürmek isteyen esnaf hafif ticari araç alırsa araca 13 bin lira ÖTV ödüyor bu arada. Yani, zengin vatandaş alacağı yat için ÖTV’den muaf tutuldu, yata ÖTV yok, hafif ticari arabaya var. Ne güzel bir gelişme değil mi arkadaşlar, doğrusu halkımız da İzmir’de, İstanbul’da sıraya girmiş yat almayı bekliyorlardı. Şimdi, ÖTV düşünce, kapış kapış yat satılıyor Türkiye’de. Toplumun her kesimini ilgilendiren, halkımızın derdine deva olacak bir ilaç bulmuşlar âdeta. Hükûmeti bir kez daha tebrik ediyorum bu yaklaşımından ve davranışından dolayı.

Ya arkadaşlar, siz bizim aklımızla alay mı ediyorsunuz? Üreten ve emek veren kesimin çıkarlarını korumak sizin asli göreviniz değil mi? Hangi çiftçi kardeşimizin yatı var? Siz hiç traktörün arkasına yat bağlamış bir çiftçi gördünüz mü arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Traktörün arkasına yat bağlayan çiftçi olur mu?

Siz meydanlara çıkıp seçim arifesinde demediniz mi Sayın Başbakan, “Bu traktörün deposunun yarısını Hükûmet olarak biz dolduracağız.” diye kasım seçimlerinde söylemediniz mi?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Gitti o Başbakan.

TACETTİN BAYIR (Devamla) - Peki, ne yaptınız? Şu anda traktörün deposu yerine yatların deposunu dolduruyorsunuz. Bunun neresi adalet, neresi adalet bunun? (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, sabahın köründe traktörüne binip giden bu insanlar elbette bunun hesabını önümüzdeki süreçte soracaklardır. Piyasaya çıkıp referandumla ilgili “‘Hayır’ diyenler şeytandır.” diyorlar, “‘Hayır’ diyenler teröristtir.” diyorlar, “‘Hayır’ diyenler cehenneme gidecek.” diyorlar. Ben “Hayır” diyorum, terörist ya da şeytana benziyor muyum? Sadece aklımı kullanıyor ve “Hayır” diyorum, “Hayır” demeye de devam edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayır.

Üçüncü konuşmacı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, genel olarak, serbest bölgeler bir ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemeler bağlamında, sanayi ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı ve fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerlerdir. Tabii, şimdi içerisinde bulunduğumuz son derece istikrarsız bir ülke ortamında AKP Hükûmetinin bu düzenlemeyle yapmak istediği de ülke ekonomisinde yaşanan derin krizi hafifletmek yolunda bir çaba olarak okunabilir ancak belirtmeliyiz ki bu çaba yapısal değil, son derece yüzeysel bir niteliktedir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti iktidara geldiği günden beri neredeyse her iki yılda bir, altını çizerek belirtelim ki, patronlar için teşvik paketleri açıklamaktadır. Diğer taraftan, sıra işçilerin, emekçilerin haklarına geldiğinde ise bu hakları pervasızca törpülemekten geri durmamaktadır. Serbest bölgelerde işverenlerin birlikte hareket etmesi ve sendikalaşan ya da sendikalaşmaya meyilli olan işçiler hakkında kara listeler oluşturularak bu işçilerin aynı bölgedeki farklı işletmelerde iş bulmasını engelleme uygulamaları görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, hatırlayacağınız üzere, Türkiye'de ilk kez 1985’te, Teşekkür ederim, Özal döneminde Serbest Bölgeler Kanunu’yla serbest bölgelerin kurulmasının önü açıldı. O dönemde ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti geliştirmek amacıyla serbest bölgelerin kurulması, yer ve sınırları ile faaliyet konularının belirlenmesi, yönetimi, işletilmesi, bölgelerdeki yapı ve tesislerin teşkiliyle ilgili hususları kapsayan bir kanun yapılmıştır. Kanunun amacı ise “İşletmecilerin uluslararası pazara açılmasını ve daha da büyümesini sağlamak, yabancı sermayeyi Türkiye'ye çekmek.” biçiminde belirtilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bugün geldiğimiz noktada ülke ekonomisinin belki de cumhuriyet tarihinin en derin krizini yaşadığı bir süreçten geçmekteyiz. Elbette Hükûmetin bu süreçte, sözüm ona, ekonomiyi rahatlatmak, üreticiyi desteklemek, ticareti geliştirmek adına alelacele ve panikle bu tip düzenlemelere gidiyor oluşu anlaşılır bir durumdur ancak bu düzenlemelerin ekonomik krizin gerçek nedenlerini ortadan kaldıracak bir mahiyette olmadığı aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, serbest bölgelerde işletmecilere, işverenlere âdeta her türlü kamu nimetinden faydalanmanın önü açılmaktadır. İşçilerin ücretleri daha ceplerine girmeden gelir vergisi kesilirken işverenler serbest bölgelerde gelir vergisi, kurumlar vergisi ve KDV dâhil bütün vergilerden muaf tutulmaktadır. Diğer taraftan, işverenler işçi ücretleri üzerinden gelir vergisi ödemedikleri için işçilik maliyeti de düşüktür. Bunun yanında, işletmeler kamunun ortak malı olan elektrik, su, doğal gaz, haberleşme gibi her türlü altyapı hizmetlerinden de KDV’siz olarak yararlanabileceklerdir. Özetle belirtirsek, işçilerin ceplerinden âdeta gasbedilen artı değer işletmecilere ücretsiz hizmet olarak geri verilmektedir. İşçiler başlarını sokacak bir ev bulmakta dahi zorlanırken, yıkık dökük evlere dahi kira ödemekte zorlanarak barınmaya çalışırken işverenlere, fabrika kuracaklara arsalar noktasında önemli kolaylıklar ve devlet hibeleri sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz kriz sürecinde esnek ve kuralsız çalışmanın daha da yaygınlaştığı ortadadır. Söz konusu serbest bölgelerde de denetimler diğer bölgelerde faaliyet gösteren iş yerlerine göre daha az yapıldığından ya da hiç yapılmadığından emekçilerin çalışma koşullarında yaşanan her türlü hak ihlali artarak devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi son derece kötü yönetilmektedir ve bu ekonomiyi on dört yıldır AKP Hükûmeti yönetmektedir. Hepimizin malumu, rakamlar ortadadır. 2015 yılında yüzde 6,1 olarak gerçekleşen büyüme hızı 2016 yılında yüzde 2’lere gerilemiştir. Türkiye'nin 2016 yıllık enflasyonu yüzde 5 olan hedeften yüzde 59 sapmayla yüzde 8,53 olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’de özel sektörün kısa ve uzun vadeli dış borcu geçen yıl ekim ayı itibarıyla 224 milyar doları aşmıştır. TL’nin sürekli değer kaybı kontrol edilemez bir hâl almıştır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, açlık sınırı resmî rakamlara göre 1.479 TL oldu, asgari ücret ise 1.404 TL’dir yani asgari ücretle çalışan tüm yurttaşlarımız açlık sınırının altında bir yaşam standardına mahkûm edilmiştir. Güncel verilere göre, Türkiye’de her çocuk 9.570 lira borçla doğmaktadır. Yine bir başka vahim veriyi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği açıkladı. Buna göre, 2016 Aralık ayında bir önceki aya göre kurulan şirket sayısında yüzde 12,81 azalış yaşandı. Bununla birlikte daha vahim olanı kapanan şirket sayısında yüzde 61,5 artış oldu. Tabii, yaşanan krizin derinliğiyle ilgili rakamsal verileri daha da uzatmak mümkündür. 80 milyon yurttaş olarak içerisinde bulunduğumuz durumun vahameti ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıyla yapılmak istenen fırsatçı düzenlemelerden birisi de acele kamulaştırma meselesidir. AKP Hükûmetinin hemen hemen bütün rant içerikli uygulamalarında başvurduğu acele kamulaştırma yetkisi bu tasarıda da önümüze gelmektedir. Tasarıda serbest bölgelerde Bakanlar Kurulu kararıyla işletmeciler lehine yetki kullanımı düzenlenmiştir. Daha önce özellikle HES uygulamalarında sıkça başvurulan bu yetki, başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel insan haklarını yok sayan bir boyuta varmış bulunmaktadır. Afet Kanunu, Maden Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu, Doğal Gaz Piyasası Kanunu gibi yasalarla yaygınlık kazanan acele kamulaştırma yetkisi, artık birçok kanunda karşımıza çıkmaktadır. Bildiğiniz gibi acele kamulaştırmanın referansı 1939 yılında savaş koşullarına göre çıkarılan 3634 sayılı Yasa’dır. AKP’nin iktidar olduğu dönemdeyse bu yasaya çok sık başvurularak özellikle yandaş sermaye lehine, kamunun ve doğanın ise aleyhine olacak biçimde suistimaller devam etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel meselelerimizi tali ve yüzeysel düzenlemelerle çözemeyeceğimizi artık anlamak durumundayız. Türkiye'nin kendi kapasitesinin ve iç dinamiklerinin durağan hâle getirilmesinden, kırılgan hâle getirilmesinden AKP Hükûmeti sorumludur. Bunu gizlemeye çalışmak bu gerçeği değiştirmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, şu gerçeğin altını çizmeliyiz: Bir ülkenin üçüncü siyasi partisinin eş genel başkanlarının, milletvekillerinin evrensel hukuka ve Anayasa’ya aykırı biçimde dokunulmazlıklarının kaldırıldığı ve sonrasında yine hukuksuzca tutuklandıkları, her an keyfî biçimde gözaltına alındıkları, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklandıkları, belediyelere kayyumların atandığı bir ülkede yaşamaktayız.

Keyfî OHAL uygulamaları, insanların KHK’larla sorgusuz sualsiz işten atılmaları, akademisyenlerin üniversitelerden atılmaları, sivil toplum örgütlerinin kapılarının mühürlenmesi, mallarına el konulması, gazetelerin, televizyonların pervasızca kapatılması, gazetecilerin cezaevlerine atılması siyasi krizlerle birlikte ekonomik krizlere de özel davetiye çıkarmak anlamına gelmektedir. İnsanlarımız ve dış dünya, ülkemizin geleceğine dair son derece kaygılıdır. Kimsenin can güvenliği kalmamış durumdadır. Şu an yaşadığımız krizlerin gerçek sebepleri bunlardır.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, antidemokratik yöntemlerle hazırlanan ve antidemokratik bir ortamda referanduma götürülecek olan ve ülke sorunlarımızı katlayarak artıracak bir Anayasa değişikliği paketini halkın önüne götürmek gibi son derece yanlış ve tehlikeli bir gelişmeyle maalesef karşı karşıyayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi istikrarın bulunmadığı bir ülke ekonomik yatırımlar bakımından da güvenilir bir ülke olamaz. Çünkü bir yatırımcının yatırım yaparken arayacağı en önemli temel şartlardan birisi de istikrardır. İstikrarı sağlamadan yapılacak yüzeysel yasal düzenlemelerin gerçekçi bir karşılığı olamayacaktır. İstikrar için acilen atmamız gereken en acil adım ise demokratik siyasetin, demokratik toplumsal yaşamın önünü açmaktır diyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahıslar adına ilk konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Uğur Dilipak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, serbest bölgelerimiz işlevleri itibarıyla, bürokratik işlemlerin azaltıldığı, profesyonel işleticilerce yönetilen, yerli ve yabancı yatırımcı ayrımı yapılmayan yatırım alanlarıdır. Batıdan doğuya uzanan bu değerli coğrafyada hedef pazarlara açılan önemli kapılar güzide ülkemizden geçmektedir. Bu stratejik konumu serbest bölgemizle taçlandırmak, ülkemizi küresel üretim, ticaret ve lojistik üretim merkezi hâline getirebilmemizle mümkündür. Daha önce Gazi Meclisimizde kabul edilen, proje bazlı teşvik sisteminin tamamlayıcı düzenlemeleri arasında yer alan bu kanun tasarımız, ülkemizin, yatırım, üretim, istihdam, ihracat hedeflerine ulaşmasında, hiçbir eksiğin kalmamasında önem arz etmektedir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde uygulanmaya başlayan… 1980’den bugüne yani son otuz yedi senede dünyada çok şey değişti. Bu süreçte, serbest bölgelerle ilgili olarak çok başka boyutlara geçildi. Dünyada ilk nesil anlayış olan birinci nesil serbest bölgelerden şu anda dördüncü nesil, beşinci nesil serbest bölgelere doğru çıkılmıştır. Biz ise mevzuatımızı günün koşullarına göre ve ihtiyaçlarına göre yeniden belirleyip, bugün burada bu tasarıyla yenileyeceğiz inşallah.

Değerli arkadaşlar, dünyada teknoloji hızla gelişmektedir. Bu gelişme dünya ölçeğinde ticari sınırları da zorlamaktadır. Üreten ülkeler en ücra köşelere kadar ihracat yaparak potansiyellerini artırmaktadır, üretmeyen ülkeler ise ithalat yapma mecburiyetinde kalmaktadırlar.

Ülkemizin ticari potansiyelini artırmada ve ekonomik olarak kalkınmasında üretim kadar üretilenin ihraç edilmesi de önem arz etmektedir. Bu kapsamda, üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde önemli limanlar olan Mersin, İzmir, İskenderun, Trabzon, Samsun gibi limanlar, ülkemizi bir uçtan bir uca bağlayan demir ağlar ve her köşeye duble yollarla bağlanan kara yollarıyla bu coğrafyada serbest bölge ticaretinde de daha aktif olunması gerektiği önem arz etmektedir. Bu da bizim sorumluluğumuzdadır.

Değerli arkadaşlar, bu yasayla, serbest bölgelerin mevcut işleyiş probleminin bertaraf edilmesi, lojistik ve benzeri hizmet sunumunun kolaylaştırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, çağın koşullarına uygun, girişimciyle yatırımcı arasındaki farkı kapatarak ticari faaliyet yapma imkânları sunulmaktadır. Bugüne kadar Hükûmetimiz, her alanda olduğu gibi serbest bölgelerin de önünü açmak için, o bölgede faaliyet gösteren firmaların sağlam bir yasal zeminde dünyayla rekabet edebilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapmaktadır. Serbest bölgeler, ülkemiz ekonomisine katkı sağlayacaktır. Bölge ve dünyayla entegrasyon daha hızlı bir şekilde gerçekleştirilecektir.

Bizim bir hedefimiz var, bu hedefimiz 2023. Bu hedefimize ulaşmak için, dünyanın en zengin ülkelerinden olabilmek için bu düzenlemeleri hızlı bir şekilde yapıp mevzuatları daha yerinde yapmamız gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, burada önemli bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum. Bu hafta, Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yılını kutlamanın gururu ve onurunu yaşamaktayız. Memleketim Kahramanmaraş’ta, işgale karşı, 12 Şubat 1920 günü, Millî Mücadele’nin fitilini ateşleyen ve bu millete bağımsızlık ruhu aşılayan, başta Sütçü İmam, Çakmakçı Sait, Avukat Mehmet Ali, Alparslan Bey, Arslan Bey, Senem Ayşe olmak üzere bütün millî mücadele kahramanlarını rahmetle anıyorum. Ayrıca, 15 Temmuz gecesi ve öncesinde hain ve bölücülere karşı Kahramanmaraş ruhuyla vatanı için canlarını feda eden Ömer Halis Demir, Fethi Sekin, Savcı Mehmet Selim Kiraz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Devamla) – …Kaymakam Muhammed Safitürk ve diğer arkadaşları rahmetle, minnetle anıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dilipak.

Şimdi Hükûmet adına Ekonomi Bakanı Sayın Nihat Zeybekci… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bakan.

Buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; maddelerini görüşmeye başlayacağımız Serbest Bölgeler Kanunu ve Ekonomi Bakanlığı Kanun Hükmünde Kararnamesi’ndeki değişiklikleri içeren kanun tasarımız hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün tüm ülkeler, yatırımcı, üretici ve ihracatçı sermayeyi çekmek, ülkelerine sermayenin yanında, bilgi ve teknoloji transfer edebilmek için kıyasıya bir yarış hâlindedirler. Bu yarış, ülkelerin yer altı ve yer üstü coğrafi tüm avantajlarının yanı sıra, yatırımcılara sağladıkları yasal ve vergisel avantajlarla da olmaktadır. Yarışta, en az gelişmiş ülkelerden en gelişmiş ülkelere kadar, istisnasız tüm ülkeler yer almaktadır.

Serbest bölgeler veya serbest bölge mantığı, ülkelerin diğer tüm cezbedici enstrümanları arasında en sık başvurulanlardandır. Bazı ülkeler ülke sınırlarının tamamını serbest bölge şartlarıyla donatırken bazı ülkeler adalarını, bazı ülkeler bir bina ve fabrikayı serbest bölge statüsüyle donatabilmektedir. Serbest bölgeler sadece daha az bürokrasi yaratmaları açısından değil, yeni teknolojilerin kullanımı ve bu yeni teknolojilerin ülkeye kazandırılması ve aranan beyin gücünün ülkeye getirilmesi açısından etkin bir role sahiptir. Yıllar itibarıyla serbest bölgelerin rolleri de yavaş yavaş teknoloji yoğun bir niteliğe de kavuşmuştur.

Serbest bölgelerin tarihçesine bakacak olursak 16’ncı yüzyılın sonrasında kurulmaya başlanan serbest bölgeler tarih boyunca çok hızlı bir değişim geçirmişlerdir. Bugün artık altıncı nesil serbest bölgelerden bahseder hâle geldik. Serbest bölge uygulamalarını tarihsel bir bakışla ele alırsak birinci nesil serbest bölgeler 16’ncı yüzyılda Almanya’daki Hamburg ve Bremen kentlerindeki bölgeler, Portekiz’deki Porto serbest bölgeleridir. İkinci nesil serbest bölgelerse -ki Türkiye’deki serbest bölgeler bu kapsama girer- 1940 sonrasında örneklerde görülen serbest bölgelerdir. Bu bağlamda, İrlanda’daki Shannon, Tayvan’daki Kaohsiung bölgeleri ilk akla gelen serbest bölgelerdir. Üçüncü nesil serbest bölgeler ise sigortacılık gibi hizmetler ve bankacılık gibi sektörleri de içerir, bu tür serbest bölgelerin örnekleri arasında New York, Londra, Bahreyn, Lüksemburg ve Bahamalar’daki serbest bölgeler sayılabilir. Dördüncü nesil serbest bölgeler ise bilim ve teknoloji odaklı serbest böğelerdir. 1970’lerden sonra kurulan bu serbest bölgeler arasında Stanford Araştırma Parkı ve Japonya’daki Tsukuba Japon Bilim Kenti’dir. Yine, 1980’lerden sonra kurulan beşinci nesil serbest bölgeler çok yönlü ve karma yapıları barındırmaktadır. Bunlar arasında ilk etapta akla gelenler Çin’deki Shenzhen, Singapur’daki Jurong Adası ki dünyadaki en başarılı serbest bölgelerdendir. Son olarak, 1990’lardan sonra altıncı nesil serbest bölgeler ise sınır ötesi ekonomik iş birliği bölgeleri ve sınır ötesi büyüme bölgeleridir. Bunlar da Singapur, Malezya, Endonezya gibi ve aynı zamanda Kuzey Kore-Çin hattındaki Tumen bölgeleridir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye olarak serbest bölge uygulamalarında oldukça geç kaldık. Maalesef bu konuda biraz cesaretsiz ve tutucu davrandık. Dünya, serbest bölgelerde yeni nesil uygulamalara doğru yol alırken biz Serbest Bölgeler Kanunu’muzu 2004 ve 2008 yıllarında AB ilerleme süreciyle birlikte “Avrupa Birliğinde serbest bölge yok, onun için biz de tedricen serbest bölgelerden vazgeçelim.” diyerek bazı vergisel teşviklerden gerileme yönünde adımlar attık. O günden bu yana birinci ve ikinci nesil serbest bölgeler seviyesinde kalan serbest bölgelerimizde her şeye rağmen önemli başarılar da elde ettik.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu 1985 yılında çıkarıldı ve ilk 1987 yılında Antalya ve Mersin serbest bölgeleri kuruldu ve bugüne kadar da Türkiye’de kurulmuş olan 18 serbest bölgemiz oldu. Kısıtlı hukuksal çerçeve ve teşvik imkânlarımızla serbest bölgelerimiz, ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etme, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırma, işletmeleri ihracata yönlendirme, uluslararası ticareti geliştirme noktasında ciddi katkılar –bütün bunlara rağmen- verdiler. Serbest bölgeler, bu işlevleriyle ülkemizin önemli kalkınma ve dış ticaret politikası araçlarından da birisi olmuştur.

2016 sonu itibarıyla serbest bölgelerimizde 530’u yabancı, 1.495’i yerli olmak üzere 2.025 firma faaliyet göstermektedir. Hâlihazırda, serbest bölgelerimizde 66.095 kişi istihdam edilmektedir. Buna ek olarak serbest bölgelerin 2016 sonu itibarıyla toplam ticaret hacmi 19 milyar dolara ulaştı. Bu tutarın 7 milyar doları, net yurt dışına yapılan ihracattır. Ayrıca, serbest bölgelerde 2016 yılı itibarıyla 34,6 milyon dolar kamuya ait olmak üzere -burası önemli- özel sektöre aitse 4,6 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirildi. 2016 Ocak-Aralık döneminde kamu hazinesine 110,2 milyon TL’lik serbest bölgelerden özel hesap geliri elde edildi. 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’ndaki dünyadaki gelişim ve ülkemizin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde değişiklik çalışmaları son on yıldan bugüne kadar devam etti.

Bugün arz ettiğimiz tasarımız Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda çok yapıcı tartışmalarla görüşülerek Gazi Meclisimizin huzuruna getirildi. Bu vesileyle, Komisyon Başkanımıza ve tüm Komisyon üyelerimize, milletvekillerimize huzurlarınızda katkılarından dolayı teşekkür etmek istiyorum.

Bu kanun tasarısı, serbest bölgelerimizin hâlihazırdaki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hazırlandı. Şüphesiz, ilerleyen zamanlarda, dünyadaki baş döndürücü gelişmeler doğrultusunda ortaya çıkacak yeni teknolojik ve hukuksal ihtiyaçlar çerçevesinde kanunumuz tabii ki yeniden düzenlemelere tabi olacaktır ancak ben, bugün görüşülecek tasarımızın ülkemizin ihracatına, yatırımına, teknoloji ve yatırım sermayesi trendlerine büyük katkılar vereceğine inanıyorum. Bu kapsamda, bugün ele alacağımız tasarının 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda değişiklik yapılacak hükümlerinde işleyiş sorunlarının giderilmesi, yatırım yeri olma statülerinin kuvvetlendirilmesi, stratejik öncelikli ve büyük ölçekli yatırımların bu bölgelere çekilebilmesi, ülkemizin lojistik potansiyeline katkıların artırılması adına önemli düzenlemelere yer verdik. Ayrıca, tasarıyla, 638 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle -Bakanlığımızın kuruluş kararnamesi- Bakanlığımızın yurt dışı teşkilatına verilen görevlerin daha verimli ve etkin bir şekilde yerine getirilmesi için yurt dışındaki görevlendirmelere ilişkin süre kayıtları hususunda düzenlemeleri de Meclisimizin takdirlerine arz ediyoruz.

Son olarak, 5910 sayılı Türkiye İhracatçılar Meclisi ile İhracatçı Birliklerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılarak Türkiye tanıtım grubunun oluşturulmasının da önünü açıyoruz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün, dünya ekonomilerinde baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor, tüm ülkeler ve ülke grupları tüm güçleriyle ekonomik bir savaş veriyor. Ekonomilerin temel amacı sürdürülebilir büyüme ve üretim, bilgi ve teknolojiye sahip olma, enerji ve ham madde geleceğini garanti altına alma, tüketim alışkanlıklarını belirleme, dağıtım ve tüketim kanallarına egemen olma gibi gayretler içindedir. Bunlara sahip olanlar halklarının refahını ve istihdamını artırabilen etken ülkeler, bunlara tabi olanlar da edilgen ülkeler olarak yer alıyor.

Özellikle 2008 krizinden sonra dünyadaki bu çabalar farklı boyutlara geldi. Bu mücadelenin en öne çıkan şekli, faiz ve kur enstrümanlarının yoğun olarak kullanıldığı, son dört beş yıldır ülkelerin kendi iç tüketimlerinin artmaması sonucu süregelen durgunlukla mücadeledir; enflasyonlarını artırma, deflasyonla mücadele etme gibi çabalarını hep beraber görüyoruz. Ülkeler bu durumda yeniden ihracatlarını artırmakla ilgili farklı yöntemler buluyorlar.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, serbest bölgeler ki bugüne kadar serbest bölgelerin Türkiye ekonomisine ciro olarak kazandırdığı rakamı söylersem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen tamamlayınız.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

1990 yılından bugüne kadar serbest bölgelerin toplam cirosu 365 milyar 178 milyon dolar, ki bu eksiklerine rağmen serbest bölgeler Türkiye’ye bu kazancı sağlamıştır. Bu düzenlemelerle, inşallah, serbest bölgelerimiz dünyadaki diğer ülkelerin serbest bölgeleriyle Türkiye’ye yatırım sermayesini çekebilmek, Türkiye’de istihdamı artırabilmek, Türkiye’nin ihracatını layık olduğu, istediğimiz noktaya getirebilmek, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yatırım sermayesini Türkiye’nin değerlendirilemeyen yer altı, yer üstü zenginliklerini, beyin gücünü değerlendirerek ihracata yöneltmek, ihracat eliyle de kimseye faiz ve hesap vermediğimiz, öz kaynaklarımız hâlinde ihracatımızı artırmaktır.

Eğer ikinci bölümde de fırsat olursa serbest bölgelerimizle ilgili anlatmaya devam edeceğim, sizlere bilgi arz etmeye devam edeceğim.

Bu vesileyle, bu çalışmalarımızın, Serbest Bölgeler Kanunu’muzun ülkemize, ekonomimize ve ihracatımıza hayırlı olmasını dileyerek sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ilgili konuya geçmeden önce, ben hepimizi yakından ilgilendiren, hepimizin direkt cebini, emeğini ilgilendiren bir uygulamayla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli, en köklü ve en kurumsal firmaları, varlıkları Varlık Fonu’na devredildi ve bu önemli kurumlar bu fona devredilirken âdeta yangından mal kaçırılır gibi bu uygulamayla karşı karşıya kaldık, hiçbirimizin haberi olmadı.

Varlık Fonu’nun başına öyle insanlar geldi ki gelenler bile inanamadılar. Nasıl inansınlar ki? Onlara birkaç yıl önce deseydiniz ki “Türk Hava Yolları, Borsa, Halk Bankası, Ziraat Bankası size teslim edilecek, siz bu kurumları yöneteceksiniz.” “Hadi len, şaka yapma.” derlerdi bunlar. Öyle ki Varlık Fonu’na ve atanan yöneticilerine bakınca olmaz diyorsunuz, olamaz diyorsunuz. Bu uygulama kediye ciğer, kurda kuzu emanet etmeye benziyor.

Değerli arkadaşlar, bu kurumlar Ardahanlının, Aydınlının, Tokatlının yani hepimizin ortak malı. Sökelinin, Zilelinin, Gölelinin malı jöleliye emanet ediliyor. (CHP sıralarından alkışlar) İnsan hayret ediyor, kimsede ses yok. Ayağa kalkması gereken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bu uygulamayı yapan insanları ayakta alkışlıyor, esnaf odaları, çiftçiler, bütün toplumun milyarlarca dolar malı birilerine devrediliyor, toplumda tıs yok.

Değerli arkadaşlar, normalde herkesin ayağa kalkması gerekir. Bizim hepimizde, her ilde, eğer toprağımıza, sınırımıza biri müdahale ederse o sınırdan, en değersiz topraktan müdahale ettiği için adamların kafası kırılır, kavga çıkar. Bütün illerde böyledir. Ama, maalesef milyarlarca dolarlık mal devrediliyor, tıs yok. Niye? O da anlatılırken, AKP, en başarılı olduğu o algı yönetiminde başarılı oluyor.

Burada yapılan şey, değerli arkadaşlar, bu kurumlar Varlık Fonu’na devredilerek Meclis denetiminden kaçırılıyor. Çiftçilere kredi vermesi gereken, Hasan amcaya, Mehmet amcaya kredi vermesi gereken Ziraat Bankası, millete nokta nokta küfredenlere kredi verecek. O küçücük esnafa, bakkal amcaya kredi vermesi gereken Halk Bankası kendi yandaşlarına kredi verecek.

Değerli arkadaşlar, bir şey daha var. Bu kurumlarda çalışanlar ne kadar maaş alacak bilemeyeceğiz. Örneğin, Doğan Kubat burada sabaha kadar mesai yapacak, aldığı maaşı bileceğiz ama -geçtiğimiz günlerde söyledim- bu Varlık Fonu’na atananların ne kadar maaş aldığını Doğan Kubat bilemeyecek; hâlbuki Meclisin her şeyine hâkim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, öyle bir şey ki senin benim, atalarımın her türlü fedakârlıkla kurduğu ve büyüttüğümüz bu kurumları -Türk Hava Yolları, Borsa, Halkbank, Ziraat Bankasını- Meclis denetleyemeyecek. Kim yönetecek? Değerli arkadaşlar, senin benim kabul etmediğimiz, senin geleneğinden gelmeyen ama bu dönem Tayyip Erdoğan’a yakın olarak, ona çok yakını olarak atanan insanlar gelecek.

Bakın, geçtiğimiz haftalarda burada, bu kürsüde söyledim. Ben dedim ki: Bakın, bu tehlikeli bir uygulama. Demedim mi Sayın Doğan Kubat? Trabzon Milletvekili Ayşe Hanım nerede? Demedim mi? Artık, Türkiye’yi siz değil, jöleli yönetecek. Bakın, ne yapacak jöleli? Alacak viskisini eline, böyle yuvarlayacak yuvarlayacak, o viskisini içecek, talimat verecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Doğan Kubat, Ayşe Hanım…” diyecek, “Sen emek vermiş olabilirsin, belli bir siyasi emek vererek buraya gelmiş olabilirsin ama kusura bakma, ben viskimi içeceğim.” diyecek.

Hani, siz insanların hayatlarına karışıyorsunuz ya, içkisine falan karışıyorsunuz ya, bakın, fakir fukara kendi cebinden içkisini içiyor. Jöleli kimin cebinden içiyor? Jöleli de sizin cebinizden içiyor içkiyi, viskiyi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Veli, jölelinin telefon faturasını sor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bu jöleli ki, hepiniz elinizi vicdanınıza koyun değerli arkadaşlar, bu her devrin adamı.

Başka örnekleri var mı? Var. Bakın, ailece yanında oturup, Sayın Tayyip Erdoğan’ın yanağını okşayan birisi var ya, onun oğlu bir televizyonda hakaret ediyor, karısı bir televizyonda program yapıyor, yakında onu da bir fonun başına getirirlerse o da viskisini içerek, malt viskisini içerek ne yapacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Sayın Doğan Kubat, çalış bakalım Mecliste, Cumhuriyet Halk Partililerle kavga et, diyalog kur, ben viskimi içerek uygulamalara devam edeceğim.” diyecek.

Hepiniz elinizi vicdanınıza koyun, bu konuştuklarımı bir düşünün.(CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Veli, beraber içersiniz, niye sıkıntı yapıyorsun? Beraber içersiniz Veli.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Herkes istediğini içebilir, problem yok bizde, kısıtlama yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, zabıtlara girmesi açısından bunları özellikle belirtmek istiyorum.

Burada her türlü eleştiri yapılabilir, her türlü eleştiriye de tahammülü göstermekteyiz ancak objektif eleştiri olmak kaydıyla. Ama burada şahıslarla, subjektif eleştiriler, eleştiri sınırlarını aşan, kişiselleştiren, onlara cevap hakkı doğuran… Bu bir eleştiri değildir, hakaret, tahkir ve tağyir etmektir. Bu da kayıtlara girmesi açısından son derece önemli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ne hatibimiz ne Cumhuriyet Halk Partisinden hiçbir hatip yaptığı değerlendirmelerinde kişileri ve kişilerin şahsiyetlerini değil…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Şahsiyeti konuşuyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …o şahsiyetlerin temsil ettikleri makamları, halkın adına yapılması gereken bir görevi, özel görevlendirmelerle kerameti kendinden menkul, kerameti ve gücü milletten değil, gücü bir başkasından alanların getirildiği görevlerin ne kadar kritik olduğunu ve bu Meclise ne büyük hakaret içerdiğinin altını çizmek için çarpıcı bir örnek olarak kullanılmıştır.

Bu da aynen sayın grup başkan vekilinin dediği gibi tutanaklara geçsin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyoruz.

Hem Sayın İnceöz’ün hem de Sayın Özel’in sözleri tutanaklara geçmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Doğan Kubat’a da sataştım ben.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Sürenin yarısı sayın milletvekillerine, diğer yarısı da Komisyon ve Hükûmete aittir.

Sisteme giren sayın milletvekillerine sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Kayışoğlu, buyurun.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sayın Bakan, daha önce mart ayında engelli memur atamaları yapılacağı duyurulmuştu fakat şimdi bu atamaların temmuz ayında yapılacağı söyleniyor. Birincisi, temmuz ayında engelli memur ataması yapılacak mı?

İkincisi, engelli kadrolarında ne kadar boşluk var?

Son olarak, engellilerimizin temmuz atamasında en az 10 bin kadro beklentisi var. Bu karşılanacak mı?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, ben Kocaeli iliyle ilgili soracağım. Körfez ölüyor büyük bir kirlilik nedeniyle, yetkililer ne yazık ki susuyor. 12 Ocakta İzmit Körfezi’nde meydana gelen bir kirlilik yaşandı denizde. Bu kirliliğe neden olan firmanın tespiti için 28 ayrı yerden numune alınıp analiz için TÜBİTAK’a gönderildi ancak bu analiz sonuçları hâlâ açıklanmadı. Poliport isimli firmaya ceza kesildiği açıklandı ancak bu ceza neyin tazminidir? Bu tazminat seyre çıkamayan gemiler için midir, yoksa zarar gören diğer liman işletmeleri için midir bilinmiyor ne yazık ki ve bir açıklama da yapılmıyor.

Diğer yandan, deniz ekosisteminin durumu nedir? Hangi yaptırımlar uygulanacaktır? Bu konuda yetkililer ne gibi önlemler alacaktır? Kamuoyu bu konuda bilgi beklemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizde her konuşan, her düşünen gözaltına alınmakta ya da görevinden uzaklaştırılmaktadır. Son darbeyi de yine akademisyenlere vurdu Hükûmet. Burada amaç nedir? Tabela üniversitelerinin sayısı mı artırılmak istenmektedir? Düşünen, araştıran, araştırdığını insanlara anlatmak isteyen akademisyenlerle Hükûmetinizin alıp veremediği nedir?

Şimdi, akademisyenlerin görevden uzaklaştırılmasını bardağı taşıran son damla olarak niteleyebiliriz ama her yer ıslak, artık görünmüyor. Burada yapılmak istenenin ne olduğunu çok merak ediyoruz. FET֒yle mücadele mi etmek istiyorsunuz, Türkiye’de devletin, kurumların içini boşaltmak mı istiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Mersin Milletvekilimiz Sayın Profesör Doktor Aytuğ Atıcı olağanüstü hâl kaldırılmadığı müddetçe sakalını kesmeyeceğini ifade etmiştir. Sayın Profesör Doktor Aytuğ Atıcı’nın sakalını kesmesi için olağanüstü hâli ne zaman kaldıracaksınız? (CHP sıralarından alkışlar)

HİKMET AYAR (Rize) – Biz sakalından memnunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir başka sorum şu: Avrasya Tüneli için aylık hazine güvencesi ne kadardır? Tünelin açıldığı günden bugüne kadar ne kadar araç geçmiştir?

Soru üç: Üçüncü Köprüye hazinenin vermiş olduğu aylık güvence ne kadardır? Açıldığı günden bugüne kadar ne kadar araç geçmiştir?

Soru dört: Osmangazi Köprüsü ne zaman açılmıştır? Hazine güvencesi ne kadardır? Açıldığı günden bugüne kadar kaç araç geçmiştir?

Geçen sefer sordum, sorularıma cevap vermediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sorulara cevap verinceye kadar ben bunları sormaya devam edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat’ta bulunan Kazova, Erbaa ve Niksar ovaları öncelikli toprağı korunması gereken ovalar arasına alındı. Korumaya alınan ovalarla ilgili özel bir kalkınma ve destek programı var mıdır? Tokat’ta bu verimli ovalardan, çiftçi, ürün bazlı yeterli destek almadığı için üretemiyor, ürettiği de para etmiyor ve bu ovalardan göçmek zorunda kalıyor. Tokat özelinde Ziraat Bankası, ÇEDAŞ, Tarım Kredi Kooperatifleri, kamu ve özel bankalara borçlu çiftçi sayısı kaçtır, ülke geneline oranı nedir? Uzun vadeli bir yapılandırma ve çiftçiyi rahatlatma programı var mıdır? Bankaların ÇKS sistemini ele geçirdiği doğru mudur?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Güvenliğini hangi kurum denetlemektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

7 Şubat gecesi yangından mal kaçırırcasına çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle yine kamuda ihraçlar yapılmıştır, ancak ihraçların büyük bir çoğunluğu akademisyenler olarak da bilinen üniversite öğretim üyelerinden oluşmaktadır. İhraç edilen öğretim üyeleri içinde FETÖ'yle hiçbir ilintisi olmayan, cumhuriyetine ve demokrasiye bağlı olanlar da bulunmaktadır. Profesör Doktor İbrahim Kaboğlu bunlardan biridir. Sayın Bakan, İbrahim Kaboğlu’nun FETÖ'yle ilişiği ve iltisakı nedir? Bir ilgisi yoksa gerçek ihraç sebebi nedir?

İki: Amasya’nın Karadeniz limanlarına çıkış yolu olan Taşova-Ayvacık yolu söz verildiği hâlde 2016 yılında da yapılmadı. 2017 yılında bu yol yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, arazisi hazineye ait serbest bölgelerde mülkiyet söz konusu olmadığından, faaliyet ruhsatı süresi sonunda üst yapılar devlete bırakılacağından, Serbest Bölgeler Kanunu’nun geçici 3’üncü maddesindeki vergi, resim, harç istisnaları kapsamında serbest bölgelerin kuruluşundan bu yana emlak vergisi söz konusu olmamıştır ancak 2004 yılında ve 2008 yılında 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda muafiyet ve istisnaların kısıtlanmasına ilişkin düzenlemeler sonucunda bazı bölgelerde belediyelerce emlak vergisi tahakkuku oluşmuştur ancak arazisi hazineye ait serbest bölgede ruhsatlı firmalar tarafından yapılan binaların emlak vergisinden istisna tutulacağına dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Hâlen bu konuda Ege Serbest Bölge’de 30’u aşkın dava devam etmektedir. Bununla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ziraat Bankası, Millî Piyango, Eti Maden, BOTAŞ, ÇAYKUR, PTT, Halk Bankası gibi Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu denetimine tabi kuruluşlar Varlık Fonu’na devredilmiştir. Varlık Fonu’na ait şirketlerde çalışanlar bu devirden nasıl etkileneceklerdir? Varlık Fonu’na dâhil edilen bu şirketlerin bazılarının yurt dışında da şirketleri vardı, o şirketler Türkiye’de Sayıştay ve KİT denetimine tabi değil, yurt dışında özel bir denetime tabiydi. O şirketler de bu Varlık Fonu’na devredilen şirketler arasında mıdır?

Varlık Fonu’nun giderleri konusunda yasada bir düzenleme olmadığına göre bu kanunda yeni bir düzenleme mi düşünülmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki tane sorum var.

İç pazarlara oranla ihracat pazarlarında malların daha ucuza satılmasını önlemek amacıyla Hükûmetin ithalat üzerinden aldığı kısıtlamalardan oluşan antidamping uygulamalarında serbest bölgelerde üretilen Türk menşeli ürünlerin üçüncü ülke ürünleri gibi değerlendirilmemesi amacıyla alınan tedbirler nelerdir?

İki: Yarattığı doğrudan istihdamın yanı sıra, bölgedeki üretim ve ticari faaliyet ile ülke içindeki faaliyetlere olan etkisi nedeniyle dolaylı istihdam da sağlayan serbest bölgelere satılan elektrik enerjisi bedeli üzerinden diğer tüm kullanıcılardan alınan TRT payı ve Enerji Fonu alınmamasıyla ilgili bir girişim olacak mıdır?

BAŞKAN – Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, serbest bölgelerde faaliyette bulunan şirketler Türkiye’de yerleşik firmalardan Türk lirası olarak aldıkları mal ve hizmetlerin bedellerini ne yazık ki Serbest Bölgeler Kanunu’nun 9’uncu maddesi uyarınca dövizle yapmak zorunda kalmaktadır. Serbest bölgelerdeki faaliyetlerle ilgili her türlü ödemenin Türk lirası veya dövizle yapılabilmesine imkân tanınmasına yönelik bir çalışma yapılabilir mi?

Öte yandan serbest bölgelerde on yıl üzerinde olan eski makine ve tesislerin ithalatına izin verilerek ülkemiz âdeta hurda cennetine dönüştürülmüştür. Eski ve kullanılmış makine ve tesislerin ithaline Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında kesinlikle izin verilmemesi, yatırım teşviklerinden yararlandırılmasının serbest bölgeler dâhil izne tabi tutulması gereği konusunda düşünceleriniz nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, geri kalan süre size aittir.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, saygıdeğer milletvekillerimizin sordukları soruların, tabii, serbest bölgeler ve şu anda görüştüğümüz konularla ilgili bölümleri oldukça az. Onlardan başlayarak cevaplamak istiyorum ama ilk sorumuz tabii ki engellilerle ilgili. Türkiye’deki şu anda, temmuz ayında yapılacak olan toplam engelli atamalarıyla ilgili yazılı cevap vereceğim ama bizim hemen, derhâl cevap verebileceğimiz bölüm, Bakanlığımızda şu anda yüzde 3 oranında engelli çalıştırılıyor, dolu. 61 engelli kardeşimiz var. 9 personelin de yerleştirmesi yapıldı, güvenlik soruşturmalarının sonucunda atamaları derhâl yapılacak; böylelikle de Bakanlığımızda engelli, boş kadromuz kalmamış olacaktır.

Tabii ki körfezdeki -Koceli’deki- kazayla ilgili basından takip edebildiğim kadarıyla bilgim vardır. Denizlerimiz, topraklarımız, nehirlerimiz, havamız bütün insanlığın malıdır. Bu konuda her türlü hassasiyetin gösterilmesi gerekiyor. Bu hassasiyetle, bu konuyla ilgili, orada kesilen cezaların ne kapsamda kesildiğini, ne tür bir kazadan kaynaklandığını sayın milletvekilimizle beraber ben de öğrenmiş olacağım, kendilerine de bu konuda bilgi vereceğim.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; 15 Temmuz günü buradaki birçok arkadaşımızla beraber buradaydık, Meclisteydik, bu kürsüdeydik. Burada sizlerle beraber 15 Temmuz… Ki ben ona bir darbe girişimi demiyorum, bir işgal girişimi. Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanmasıyla ilgili büyük bir badire atlatıldı ve bu millet, ferasetiyle ve Allah’ın izniyle dünya demokrasi tarihine geçecek ve ileride öyle anılacak bir sivil Türk demokrasi zaferi ve devrimini yazdı. Bunu yapanlar bellidir, bunu yapanların arkasında kimlerin olduğu da bellidir. Dolayısıyla, kendi savunma refleksiyle bunun hesabını bu millet ve bu devlet mutlaka soracaktır ve sonuna kadar gidilecektir. Ama, bu süreçte eğer haksız bir uygulama yapıldıysa, eğer yanlış bir uygulama yapıldıysa bunlardan dönmekle ilgili de uygulamaların birçok örneğini de görüyoruz. Ki en son yapılan kanun hükmünde kararnamede, önceden kamudan ihraç edilen bazı isimlerin, bazı çalışanların geri döndüğünü, geri alındığını da görüyoruz. Tabii, burada da iddia edildiği gibi, suçsuz yere, masum, akademisyenlerden, üniversitelerden böyle ihraçlar varsa -ki bunlar bu milletin kazancıdır, bu milletin zenginlikleridir, kolay yetişmiyor- bunlarla ilgili de gerekli yolların bütün hepsi sonuna kadar açıktır ve düzeltmeler de yapılacaktır.

Sayın Tanal’ın, olağanüstü hâlin ne zaman kalkacağıyla ilgili… Bu kanunun Komisyon görüşmeleri sırasında, yine -şu anda hatırlayamıyorum ama- sanırım Cumhuriyet Halk Partisinden bir saygıdeğer milletvekili bununla ilgili konuyu gündeme getirdiğinde bütün milletvekilleri gibi, bu ülkede yaşayan 80 milyon insan gibi ben de olağanüstü hâli istemediğimi söyledim. Türkiye eğer bu ihanet çeteleriyle mücadelesini bitirdiyse, Türkiye gerek bölücü terörle gerekse bu ihanet FETÖ terör örgütüyle mücadelesini bitirdiği, devlet olarak bu tehlikenin yok olduğu kanaatine varırsa tabii ki olağanüstü hâl derhâl kaldırılmalıdır. Onun için de aynı görüşte olduğumun altını çizmek istiyorum.

Gerek Avrasya Tüneli -ki Avrasya Tüneli şu anlamda başarılı bir sonuçtur, herhâlde en kısa sürede kamunun üzerindeki garantiden kaynaklı maliyetleri ortadan kalkacaktır- ve bunun dışında Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim gibi projelerde de hazine garantisi vardır. Burada yapılan tüm ödemeler şeffaftır, milletin tüm denetim mekanizmaları altında yapılmaktadır. Bununla ilgili bilgi bugüne kadar sorduk cevap alamadık diyorsunuz ama ben de ilgili kurumlara söyleyeceğim, mutlaka sizin bu konudaki sorunuzun cevaplanmasının sağlanmasının da takipçisi olacağım.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın en son, havza bazındaki tarım projeleri ile bazı tarım alanlarının doğal sit alanı olarak yani kültürel sit, doğal sit gibi, tarım sit alanları gibi korunması yönünde attığı adım gelecek nesiller ve ülkemizin tarımsal güvenliği, tarım üretimi anlamında da son derece önemli bir karardır. Tabii ki burada o coğrafyadaki vatandaşlarımızın, Tokat’taki vatandaşlarımızın topraklarının verimsiz olmasıyla ilgili de Hükûmetimizin, devletimizin başlattığı birçok proje, gerek GAP gerek DOKAP gerek DAP gibi projeler kapsamında da bu coğrafyayla ilgili de sulama projeleri var. Eminim, inşallah bunlar en kısa sürede gerçekleştirilir ama buradaki, borçlu olan çiftçilerle ilgili...

Değerli arkadaşlar, tarıma, tarımdaki vatandaşlarımıza, çiftçimize yıllık ortalama, bütçemizden yani Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen bütçeden 12 milyar TL’nin üzerinde doğrudan destek vardır.

Bir düzeltme de yapayım bu arada: Seçim kampanyaları sırasında Başbakanımız meydanlara çıkarak “Deponun yarısı bizden.” dememiştir. Bu, yeni, 65’inci Hükûmetin ilerleyen günlerinde, daha yeni söylenen bir şeydir, şu anda da uygulamadadır, Tarım Bakanlığımız tarafından takip edilmektedir. Çiftçilerimizin tarlalarını işlemekle ilgili zirai araçlarının depolarının yarısı da yine bu milletin kaynaklarıyla oluşturulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin bütçesinden gerçekleştirilecektir.

Amasya-Taşova Karadeniz sahiline ulaşacak yolla ilgili -eminim, bununla ilgili de notlarımızı aldık- burada elimde bu konuyla ilgili bir bilgi yoktur.

Sayın Çam’ın sormuş olduğu İzmir ESBAŞ Serbest Bölgesi, Türkiye’de bizim şu anda en başarılı olan serbest bölgelerimizden bir tanesidir; yaklaşık olarak 20 binin üzerinde çalışanının olduğu ve tek başına 8 milyar doların üzerinde cirosu olan bir serbest bölgemizdir. Tabii, buralarda yani şunu ne olur hep beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika veriyorum lütfen tamamlayınız.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Emlak vergisi ve diğer vergilerle ilgili muafiyetlerde bir şey ya vardır ya yoktur. Bir serbest bölgede siz oradaki tüm faaliyetleri gelir vergisi ve kurumlar vergisinden muaf tuttuysanız eğer diğer vergilerle ilgili de bu çalışma yapılmalı. Yani, emlak vergisi gibi tamamen o şeydeki vergi muafiyetlerine de yerel yönetimler de o konuda katkı vermelidir çünkü emlak vergisi biliyorsunuz ki yerel yönetimlerin bir geliridir.

Biraz önceki diğer bir arkadaşımız da “Oradaki çalışan firmalar, gelir elde eden firmalar, ihracat yapan firmalar her türlü vergiden muaf iken oradaki çalışan işçiler gelir vergisine tabidir.” dedi; doğru bir tespittir. Önceki Serbest Bölgeler Kanunu’nda olmasına rağmen Maliyenin sanki biraz daha detaylı bir açıklama istemesi kanunda bir düzenleme istemesiyle ilgili bir durumdur o. İnşallah, bu kanun bittiğinde, Meclisimizin takdirinden geçtiğinde düzeltilmiş bir şekilde bunun da geçtiğini göreceğiz.

Diğer soruları da, sayın milletvekillerimizin sorularını da mutlaka cevaplandıracağım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan "Bakanlar Kurulu bu arazi ve tesislerin acele kamulaştırılmasını kararlaştırabilir." ifadesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

     Emin Haluk Ayhan                         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                    Baki Şimşek

              Denizli                                                  Hatay                                         Mersin

      İsmail Faruk Aksu                                 Fahrettin Oğuz Tor                         Deniz Depboylu

             İstanbul                                           Kahramanmaraş                                  Aydın

           Ruhi Ersoy                                          Kamil Aydın                                        

            Osmaniye                                              Erzurum

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 1'inci maddesinin tasarı metninden çıkarılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

  Muharrem Erkek                                    Erkan Aydın                                      Tahsin Tarhan

       Çanakkale                                              Bursa                                                Kocaeli

   Candan Yüceer                                       Çetin Arık                                       Gülay Yedekci

        Tekirdağ                                             Kayseri                                              İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

   Ahmet Yıldırım                                     Aycan İrmez                                    Saadet Becerekli

           Muş                                                 Şırnak                                               Batman

   Müslüm Doğan                                       Erol Dora                                          Burcu Çelik

          İzmir                                                Mardin                                                 Muş

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKÇİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün yayımlanan son kanun hükmünde kararnameyle maalesef, Türkiye akademisi, akademisyenleri ve bilimi katledilmiştir. Bunun yanında yine eğitim emekçileri işlerinden edilmiştir, aşlarından edilmiştir, öğrencilerinden uzaklaştırılmıştır. Gerçekten kabullenilebilecek bir süreç değil. Belki de Türkiye demokrasi tarihinde, Türkiye sürecinde bu kadar ağır bir süreci yaşadığımızı düşünmüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kararnameyle, Türkiye’de akademik düzeyde tiyatro eğitimi veren ilk kuruluş olan Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü fiilen kapatılmıştır. Muhsin Ertuğrul’dan Sevda Şener’e, Metin And’dan Nurhan Karadağ’a kadar uzanan bir mirası yok etmeye çalışmanız, içine düştüğünüz azciyetin bir göstergesidir. Aydınlarına, sanatçılarına, akademisyenlerine sahip çıkmayan milletler, karanlıkta kalmaya mahkûmdurlar. Sırf sizin gibi düşünmüyor diye, muhalif diye akademisyenleri ihraç etmek, bu ülkenin geleceğine, yarınına ihanet etmektir. Bu ülkede bu kadar mı nefret ediyorsunuz? Adım adım karanlığa sürüklüyorsunuz bizi. Buna gözünü, kulağını kapatan herkes bu durumdan bizzat tarih önünde sorumlu olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın başlıklarına baktığımızda gördüğümüz şey, acele kamulaştırma, Ekonomi Bakanlığına verilen yeni yetkiler, serbest bölgelerin kurulması, işletmecilere verilen ayrıcalıklar ve rant odaklı politikalar. Acele kamulaştırmanın üzerinde özellikle durmak istiyorum değerli milletvekilleri. Kamu yararının olduğu bazı acil durumlarda gecikmeye fırsat vermeksizin bilirkişi raporu düzenlenerek diğer işlemlerin kamulaştırma işlemlerinden sonra yapıldığı bu kamulaştırma işine “acele kamulaştırma” dediğimizi biliyorsunuz.

Peki, Hükûmetin bugüne kadar yaptığı hangi acele kamulaştırmada kamu yararı gözetilmiştir? Daha önce özellikle HES uygulamalarında sıkça başvurulan bu yetki başta mülkiyet hakkı olmak üzere temel insan haklarını yok sayan bir boyuta ulaşmıştır. Nerede bir doğa talanı, nerede bir ekolojik tahribat varsa orada acele kamulaştırmanın olduğunu maalesef görüyoruz. Devletin tasarrufu altında bulunan kıyıların, tarım arazilerinin, meraların bu maddeyle serbest bölgelerin kapsamı içerisine alınması akıllara doğrudan, geçmiş dönemlerde yaşanan rant projelerini getirmektedir. Şimdi, bu kanunla yeni yıkımların, yeni talanların olmayacağının garantisini kim verebilir?

2’nci maddeyle serbest bölgelerde faaliyet gösteren yatırımcılara sağlanacak vergi ve teşvik avantajlarından işleticilerin de yararlandırılmaya çalışılması bu kaygıları derinleştirmektedir. Yatırımcıların lehine olan bu düzenlemeye işleticilerin de eklenmesi kanunun amacına uygun mudur? Burada nasıl bir kamu yararı gözetilmektedir? İşletmeciye yönelik haksız kazancın önünü açan bu uygulamada nasıl bir kamu yararı vardır? Bunu hiç düşündünüz mü değerli milletvekilleri? Bu konuda tatmin edici bir cevap bekliyoruz.

Serbest bölgenin neresi olacağı belirlenmeden, ne tür üretim ve ticari faaliyetlerin yapılacağı açıklanmadan vergi muafiyetlerinin sağlanması, imtiyazlar verilmesi ve ayrıcalıklı pozisyon sağlanması kanunun çıkarılış amacının sorgulanmasına neden olmaktadır. Tabii ki serbest bölgelerin oluşturulması doğrudan ekonomiyi etkileyecektir. Serbest bölgeler doğru planlandığında istihdamı artırabilir, ihracatı geliştirebilir ve pazarların genişlemesine neden olabilir, önemli bir döviz getirisi ve ekonomik canlanmaya da neden olabilir. Ama ülkenin giderek uçurumun kenarına itildiği, toplumun kutuplaştırıldığı, şiddetin artık kanıksandığı ülkemizde sadece bu tasarıyla ekonominin istenen düzeylere ulaşması da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, kişi başına ortalama gelirin gerileyip kişi başına ortalama borcun arttığı bir süreçte ilave borçlanmaların iktisadi refah artışı ve büyümeye değil günü kurtarmaya yönelik olduğunu da biliyoruz. Yaşananların içinden çıkılamaz borç döngüsü harekete geçtiğinde, -ki geçiyor- bu gelişim olduğunda -Türkiye 1970’lerde ve 1994 krizi öncesi deneyimlerinden biliyor- Türkiye de çok hızlı bir şekilde borç girdabına sürüklenmektedir. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin ve bankalarının notlarını düşürmeye devam etmesi, Türkiye’yle ilgili makro ekonomik göstergeler konusunda olumsuz beklentiler, özellikle büyüme tahminlerindeki olumsuz gelişmeler Türkiye ekonomisinin hem içinde bulunduğu krizi gösteriyor hem de bu krizin aşılma sorununun en az kriz kadar ciddi boyutta olduğunu göstermektedir.

Bu durumun Türkiye’nin yeni kaynak bulma maliyetlerini, kaynak sorunu ve kaynakların kullanım koşullarını da etkilediğini tekrar belirterek hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğan.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi içtenlikle, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde bütün dünyanın gıptayla baktığı çok güzel gençlerimiz var, aydınlık, yürekli gençlerimiz var. Bu gençlere iyi bir gelecek kurgulamak öncelikle biz siyasetçilerin görevidir. Türkiye katma değeri yüksek ürünler üretmek zorundadır. Türkiye’nin yüzünü bilime, fenne, teknolojiye dönmesi bir tercih değildir, bir zorunluluktur. Ülkemiz artık, katma değeri yüksek ürünler üretmelidir. Bugün dünyaya baktığınızda, teknoloji ürünlerinin pazarlandığını ve teknoloji yönünde çalışan ülkelerin zenginlik ve ferah içerisinde yaşadığını görebiliyorsunuz. Ben öğrencilerime üniversitede, “Hepiniz birer pergel gibi olmalısınız; bir ayağınız özünüzde durmalı, diğer ayağınızla bütün dünyayı taramalı ve dünyadaki teknolojileri ülkemize getirmelisiniz.” diyordum, “özünüzü kaybetmeden, bir ayağınız özünüzde durarak.”

Ama şimdi öğrenciler, gençler birbirleriyle telefonda konuşmaya, İnternet’te konuşmaya korkar hâle geldiler. Bırakın gençlerimizi, hocaların tamamını içeriye attınız ya da görevden aldınız. Burada amacınız Türkiye’yi susturmak mıdır, nedir, çok merak ediyoruz.

Memleketin sahillerini, meralarını, derelerini kamulaştırma yapıp üzerine yandaşlarınıza göstermelik işletmeler kurdurmak ve bu işletme yerlerinin dışında, bu teşviklerden faydalanarak başka yerlerde işletme sahiplerini destekliyor olmak, en basit tabiriyle, bu gençlerin geleceğini çalmaktır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; sanayiciler, işletmeler bırakın yeni yatırım yapmayı, günü kurtarabilmenin derdinde. Şirketler iflas ediyor, bazıları da iflasın eşiğinde. Ama siz ne yapıyorsunuz? Bir gecede bir Varlık Fonu çıkarıyorsunuz ve bu Varlık Fonu’na, ülkemizdeki her bir ferdin ilmek ilmek işleyip emek emek ördüğü, büyüttüğü Ziraat Bankasını, Halk Bankasını, Türk Hava Yollarını, Çaykuru devrediyorsunuz ve 2 milyon dönüm araziyi devrediyorsunuz. Amacınız ne? Yine imar rantı üzerinden ekonomik gelir elde etmeye çalışıyorsunuz. Ormanlar gitti, meralar gitti, dereler gitti, bir başbakan yardımcınız çıktı bir büyükşehir belediye başkanınıza dedi ki: “Parsel parsel her yeri satıyorsunuz.” Takip edebildiniz mi nereleri satmışlar, kimlere ne vermişler?

Sayın milletvekilleri, sahilleri korumak sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil bütün milletvekillerinin görevi olmalıdır. Hazine arazilerini yandaş firmalara vereceksiniz, ÇED raporu istemeyeceksiniz.

“Askerî alanları imara açmayın.” diyoruz, “Park yapın, yeşil alan yapın.” İşte, geçtiğimiz günlerde Çanakkale’de deprem oldu. Her an, Türkiye’nin her yerinde deprem olabilir. Niçin deprem toplanma alanları yapmıyorsunuz? Bir yeşil alan, bir boş alan görünce, niçin hemen inşaat yapmak aklınıza geliyor?

Arazi ve tesislerin kamulaştırılması, acele kamulaştırma yetkisi de bu maddeyle Bakanlığa veriliyor, acele kamulaştırma zorunlu hâllerde yapılması gerekirken şimdi olağan hâle getiriliyor.

2007’de bu serbest bölgelerin kurulmasındaki amaç istihdam yaratmaktır, amaçlardan biri üretimi artırmak ve istihdam yaratmaktır. 2007 yılında 50 bin olan istihdam sayısı 2015’te sadece 62 bin olmuş yani sekiz yılda 12 bin artmış; demek ki amacına uygun da çalışmamış.

Hükûmet, asgari ücretlinin İşsizlik Fonu katkısını Kanal İstanbul’u yapmak üzere kullanacakmış, BES’i de mega projeler için kullanacakmış. Marmara Denizi’ni bir sülfür gölü hâline çevirecek, İstanbul’u yaşanmaz hâle getirecek mega projelerinizi alıp bir an önce İstanbul’dan da, Türkiye’den de elinizi çekmenizi istiyoruz.

Referandumdan “Hayır” çıkacağını anladığınızı ve bu vesileyle artık torba yasa değil torba madde yaptığınızı düşünüyoruz.

Peki, bu teşviklerle ilgili olarak bu bölgede teşvik alamayan firmalara ayrıca Bakanlar Kurulu eliyle teşvik verebileceğinizi söylüyorsunuz. Bu demektir ki, şimdiye kadar çıkan teşvikler geçersiz.

Değerli milletvekilleri, kamuya ait bütün değerleri haraç mezat birilerine peşkeş çekiyorsunuz. Bir milletvekiliniz hiç utanmadan çıkıyor “pranga” diyor ve “pranga” dediğiniz cumhuriyet değerlerini de fütursuzca satıp yandaşa aktarıyorsunuz. Emeklilik Fonu, İşsizlik Fonu gibi değerleri de mega projeler adı altında aktarıyorsunuz. Her düşüneni terörist ilan edip içeriye atıyorsunuz; ülkede akademisyenleri, gazetecileri bırakmadınız.

Peki, biz ne yapıyoruz? Biz, emekten yana, terörden uzak, huzurla yaşanabilir bir Türkiye için bütün bunlara ve size “hayır” diyoruz. Boyun eğmeyeceğiz bu saltanat sona erecektir. Yandaş kayırmaya, yolsuzluğa “hayır” diyoruz, gençlerimizin umutsuz ve mutsuz olmasına “hayır” diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Bir başka Türkiye’nin mümkün olduğuna inanıyor ve “hayır” diyoruz, yüz bin kere “hayır” diyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yedekci.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sadece tutanaklara girmesi açısından söyleyeceğim.

Biraz evvel hatip konuşması içerisinde “Bir an önce İstanbul’dan ve Türkiye’den elinizi çekmenizi istiyoruz.” diye bir ifade kullandı. Bu talihsiz bir ifadeydi. Buna karar verecek olan, İstanbul’da da, Türkiye genelinde de milletimizdir. Milletimizden başka da bir irade görmedik. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir. Bunun da tutuklara geçmesini istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından: Biraz önce milletvekilimizin ifadeleri tamamen bir erken seçim çağrısı niteliğindedir. Daha önce buradan ifade etmiştik: Eğer kendilerine güveniyorlarsa hodri meydan diyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Biz duyduğumuza cevap verdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İstanbul’da da, Türkiye’de de vatandaşın karşısına çıkalım. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Çok açık ve net: Milletin takdirine sunuyoruz.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu bu arazi ve tesislerin acele kamulaştırmasını kararlaştırabilir.” ifadesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde verilen önerge hakkında MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Tasarının özü serbest bölgelerin iyileştirilmesine yönelik olsa da 24 maddelik tasarı yürütme ve yürürlük maddeleri dâhil 15 maddeye düşürülmüştür; bu, tasarının gerekli titizlik gösterilerek hazırlanmadığının açık delilidir. Tasarı, serbest bölgelerin ülke ekonomisine katkısı ve fonksiyonlarından ziyade bazı serbest bölgelerin faaliyetlerinin desteklenmesi ve bölgelere verilen imtiyazların kullanılması üzerine yoğunlaşmıştır. Bu yaklaşım, maalesef, serbest bölgelerden beklenen faydayı sağlamayacaktır. Tasarının söz konusu maddesi Komisyonda etraflıca tartışılmıştır. Bu sebeple, ben ülkemizin genel durumuna başlıklar hâlinde kısaca değindikten sonra meseleye nereden başlanması gerektiği konusunda açıklamalarda bulunacağım.

Değerli milletvekilleri, asgari ücrete bile razı olan üniversite mezunu işsizler, her gün kapımızı çalan “Ne olursa olsun iş.” diyenler, iş aradığı hâlde bulamayıp umudunu yitiren yüz binlerce işsiz, hülasa tarihî rekor kırmış işsizlik oranı ülkemizin gerçeğidir. İşsizlik konusunda bıçağın kemiğe dayandığının nihayet fark edilerek patronlara işe alma, işsizliği gümbür gümbür indirme çağrısı yapılması işin ciddiyetinin nihayet anlaşıldığını göstermektedir. Yeterince üretmeyen ekonomi, yarınının ne olacağını bilemeyen milyonlar, had safhaya ulaşmış israf, kamuda taşeron işçisi olabilmek için bile parti referansı istendiği, bu sabah itibarıyla 4.464 kişinin daha işine son verildiği, kısaca Şubat 2017 Türkiyesi’nin içinde bulunduğu hazin manzara budur. Tabii ki dilin kemiği yoktur, isteyen istediği gibi değerlendirmelerde bulunabilir. Yıllardan beri trilyonlarca kamu bütçe geliri harcandığı, bizatihi görevi de bu olduğu hâlde “Yol yaptık, köprü yaptık, okul yaptık, uçak aldık, bağışları artırdık.” diye övünülebilir ama acı bir gerçek var ki bugün itibarıyla dolar 3,73 TL’dir, avro 3,98 TL’dir, işsizlik 11,8’dir. Eğitimin kalitesi yerlerde sürünmektedir. Özel hastanelerde dar gelirlinin muayene olması âdeta ortadan kalkmıştır. Yıllık enflasyon 9,22’dir. Nüfusumuzun bir önceki yıla göre 1 milyon 73 bin kişi, çalışma çağındaki nüfusun bir önceki yıla göre yüzde 1,6 arttığı yeni yılda ekmek ve aş isteyen sayısı mevcutlara ilaveten yaklaşık 320 bin kişi daha artmıştır. Buna rağmen 2016 3’üncü çeyrekte yurt içi hasıla bir önceki yılın aynı dönemine göre hem Türk lirası hem de dolar bazında gerilemiştir. Hane halkı tüketim harcamaları yüzde 3,2 azalmıştır yani hane halkı fakirleşmiştir. Aynı dönemde devletin nihai tüketim harcamaları ise yüzde 23,8 artmıştır. Mal ve hizmet ihracatı yüzde 9,2 azalmış, ithalat yüzde 2,4 artmıştır. Acı ama gerçek, gelinen noktada ekonomik, sosyal olarak ciddi sıkıntılar vardır.

Değerli milletvekilleri, başımızı elimizin arasına alıp düşünmenin zamanı geçmektedir. Geleceğimizi, çocuklarımızın istikbalini düşüneceksek samimiyetle, en baştan başlayarak çok çalışmak, israfı önlemek, tasarruf yapmak zorundayız. Günü kurtaracak tedbirlerle geçirilecek zaman yoktur. Kesinlikle iç ve dış iş çevrelerine güven vermek lazımdır, kesinlikle bugüne kadar yapılan yanlışlıklardan kaçınılmalıdır. Firma elemanı olabilmek için dahi parti referansı istemenin, ayrımcılığın bu ülkeye faydası olmamıştır, bunun görülmesi lazımdır. Bürokraside adil davranılmalıdır, yıllarını canla başla çalışarak geçirmiş, dürüst, ehliyetli insanların önleri kapatılmamalı, heyecanları yok edilmemelidir. Unvan yükselmelerinde parti referansının, sendika referansının yegâne tercih olması derhâl terk edilmelidir, yolsuzlukla etkin mücadele edilmelidir.

İktidarın terörle mücadele, Suriye konusunda geldiği nokta fevkalade önemlidir, desteğimiz tamdır. Keşke geçmişte muhalefetin tenkitlerine kulak asılsaydı da tahribat daha az hasarla atlatılabilseydi. Aynı duyarlılığın yolsuzluk konusunda, işin ehline verilmesi konusunda, adaletle hükmedilmesi konusunda gösterilmesini bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde yer alan "ile işleticiler" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Doğan Kubat                              Tahsin Tarhan                                    Ahmet Yıldırım

        İstanbul                                              Kocaeli                                                 Muş

    Halis Dalkılıç                                      Kamil Aydın                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

        İstanbul                                             Erzurum                                               Hatay

     Didem Engin                                       Baki Şimşek

        İstanbul                                              Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bu kanun kapsamında kazançları gelir veya kurumlar vergisinden istisna tutulmayan işleticilerin teşviklerden yararlanması hususu yeniden düzenlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç ayrı önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde geçen “büyük ölçekli veya öncelikli” ibaresinin “büyük ölçekli ya da öncelikli” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

  Muharrem Erkek                                   Tahsin Tarhan                                      Erkan Aydın

       Çanakkale                                            Kocaeli                                                Bursa

       Çetin Arık                                       Candan Yüceer                                   Mustafa Tuncer

         Kayseri                                             Tekirdağ                                             Amasya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde yer alan "büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlar" ibaresinin "büyük ölçekli ve öncelikli yatırımlar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                     Aycan İrmez                                        Burcu Çelik

           Muş                                                 Şırnak                                                 Muş

       Erol Dora                                      Saadet Becerekli                                  Behçet Yıldırım

         Mardin                                              Batman                                             Adıyaman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde geçen "kanuni seviyesine kadar" ifadesinin önüne "tekrar" ifadesinin eklenmesini arz, teklif ederiz.

  Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Baki Şimşek

         Denizli                                                Hatay                                                Mersin

   Deniz Depboylu                                     Ruhi Ersoy                                    İsmail Faruk Aksu

          Aydın                                             Osmaniye                                            İstanbul

   Mustafa Kalaycı                                    Kamil Aydın

          Konya                                              Erzurum

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüştüğümüz 3’üncü maddeyle serbest bölgelerin gelir ve harcamalarının düzenlendiği 3218 sayılı Kanunu’n 7’nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bu değişiklikle bölge içi satışlarda özel hesap ücreti tahsilatı esaslarının netleştirilmesi öngörülmekte. Stratejik büyük ölçekli veya öncelikli yatırım olarak belirlenen yatırımlara yönelik olarak özel hesap ücreti oranlarının bölge, sektör, faaliyet alanı veya yatırım türü itibarıyla Bakanlar Kurulu kararıyla indirilebilmesini ve kanun seviyesine kadar artırılabilmesini sağlayacak düzenlemelere yer verilmektedir. Serbest bölgelerin kurulu olduğu illere ve ülke ekonomisine pek çok açıdan katkıları bulunmaktadır.

Konya'ya serbest bölge kurulması yıllardır dillendirilmesine rağmen, herhangi bir adım atılmamıştır. 2017 yılı bütçe görüşmelerinde konuyu gündeme getirmem üzerine Ekonomi Bakanı Sayın Zeybekci, Aydın ve Konya'da serbest bölge çalışmalarının olduğunu ve olgunlaştığında açıklayacaklarını söylemiştir. Konya'nın sanayi ve ihracat potansiyelinin değerlendirilmesi ve ülke ekonomisine yapacağı katkı dikkate alınarak Konya serbest bölgesi bir an önce kurulmalıdır.

Bugün Konya, tüm özellikleriyle Türkiye'nin merkezidir ve her açıdan hızla gelişmesi için yüksek potansiyele sahiptir. Arazi potansiyeli olarak da Konya, Türkiye'nin en şanslı şehri sayılabilir. Konya, küreselleşme sürecinde dünya ticaretini ve teknolojisini yakından takip ederek düzgün sanayi altyapısıyla modern sanayileşmeyi yakalamıştır. Konya, mükemmel sanayisiyle ülke ekonomisine önemli bir katma değer sağlayan üretim merkezlerinden birisidir. Esnek üretim yapısıyla imalat sanayisinde küresel piyasalara entegre olmaya başlayan bir endüstriyel büyüme odağı olmaya doğru ilerlemektedir. Konya'da yapılan ihracatın tamamına yakınının imalat sanayisinden kaynaklı olması bu duruma en çarpıcı örnektir. Sanayide önde gelen sektörler, otomotiv yan sanayisi, makine imalat sanayisi, tarım makineleri, vinç imalatı, ayakkabıcılık ve gıda sanayisidir. Otomotivde kaliteli ürünleriyle dünyada çok önemli bir merkez hâline gelen Konya'da otomobilin her parçası üretilebilmektedir. Yeni bir motor üretmek için yeterli altyapısı vardır. Bu itibarla yeni bir tasarımla Türk malı ilk otomobili yapabilecek en uygun şehir Konya'dır. Hükümetin de bu gerçeği göreceğini ve kabul edeceğini umuyor ve bekliyoruz.

Konya’da savunma sanayisi yönünden de önemli bir potansiyel bulunmaktadır ve bu potansiyel en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Özellikle Beyşehir, Üzümlü ve Huğlu’da yüzyılı aşan mazisi bulunan av tüfeği ve silah sanayisi geliştirilmeli ve savunma sanayisine entegre edilmelidir. Bu çerçevede, Silah İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Projesi uygulamaya mutlaka konulmalıdır.

Ayrıca, Konya ekonomisinin daha büyük hamleler yapabilmesi, dinamik gücünden ve geniş üretim potansiyelinden daha çok yararlanılması için sanayi ve ihracatla doğrudan ilişkili lojistik merkez, limana hızlı ulaşım, sivil havalimanı, teknik üniversite gibi fiziki altyapı eksiklikleri giderilmeli, mevcut yatırımlara hız verilmelidir.

Her ne hikmetse Konya’nın bu kapsamdaki projeleri on yılı aşkın süredir konuşulmasına ve sözler verilmesine rağmen uygulamada yeterli mesafe alınamamaktadır. Konya Kayacık Lojistik Merkezi Projesi 2008 yılında yatırım programına alınmasına karşın hâlâ bir çivi bile çakılmamıştır. Aynı yılda programlanan lojistik merkezlerinin bir çoğu hizmete bile açılmıştır. Konya ekonomisi için büyük önem arz eden Kayacık lojistik merkezi yapımına hızla başlanmalı ve bir an önce bitirilmelidir.

Konya sanayicisinin kalifiye teknik eleman ihtiyacını karşılayacak AR-GE, yenilikçilik ve katma değeri yüksek ileri teknolojiler konusunda sanayiciye destek verecek örnek bir üniversite artık zaruret olmuştur. Konya’ya bir teknik üniversite de mutlaka kurulmalıdır.

Teşekkür ediyorum, tasarının hayırlara vesile olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde yer alan “büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlar" ibaresinin “büyük ölçekli ve öncelikli yatırımlar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Behçet Yıldırım (Adıyaman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Yasa Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Serbest Bölgeler Kanunu’nun amacı, ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek, uluslararası ticareti geliştirmek olarak belirlenmiştir.

Yine, tasarının gerekçesinde ülke ekonomisinin ihtiyaçları ve cari açığın azaltılması bakımından önem arz eden uluslararası yatırımları çekmede serbest bölgelerin bir politika aracı hâline getirilmesi amacıyla bu tasarının hazırlandığı belirtilmektedir. Ancak, bizim burada defaatle söylediğimiz bir şey var ve gelinen noktada şu an yaşanan ekonomik darboğaz da bizi doğrulamaktadır. Dört tarafı düşmanla kaplanmış bir ülkeden bahsederek, komşularla sıfır sorundan sıfır ilişkiye gelerek uluslararası ticareti geliştiremezsiniz.

Serbest bölgeleri cari açığı kapatmak adına politika aracı yapmaktan bahsediyorsunuz ancak cari açığın nedeni, yürüttüğünüz topyekûn savaş politikalarıdır. Dışarıda gelişen her durumu iç politikada oya devşirmeye yönelik yürüttüğünüz politikalar ülkeyi bu hâle getirmiştir. Bu noktada da komşularıyla barışçıl ilişkiler geliştirebilen, komşu ülkelerle sosyal, ekonomik ilişkilerini istikrarlı ve barışçıl bir noktada tutan ülkeler hem ihracatı hem de işlenmek üzere ithalatı kolaylaştıracaktır.

Her önüne gelene “Ey!” diye bağırarak mahalle kabadayılığına soyunmanın komşu ülkelerle ticarette nasıl bir karşılığı olduğu… Rusya uçağının düşürülmesinde de esnafın yaşadığı sorunlar dikkate alınarak bir ders alınmalıdır.

Olağanüstü hâlle yönetilen bir ülkeye, kanun yerine ferman niteliğindeki kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen bir ülkeye uluslararası yatırımcıyı çekemezsiniz. Yargının bağımsız olmadığı bir ülkeye yatırımcıyı çekemezsiniz. Demokratik standartları gelişmemiş, şeffaf ve denetlenebilir yönetim ilkelerinin oturmadığı ve savaş ekonomisinin hüküm sürdüğü bir ülkeye uluslararası yatırımcıyı çekemezsiniz.

Serbest bölgeler kuruyorsunuz, işleyişini hızlandırmaya çalışıyorsunuz, ha bire teşviklerle çalışır hâle getirmeye, işlemleri hızlandırmaya çalışıyorsunuz ancak serbest piyasanın kurallarına bile uymuyorsunuz.

Türkiye içe kapanan evrensel piyasa kurallarının sadece ekonomik göstergeleriyle yürümez. Serbest piyasanın bile asgari demokratik altyapısı ve sınırları vardır. İhalelerin nasıl ve kime verildiği, mülkiyet hakkına saygı duyulup duyulmadığı, bağımsız yargının olup olmadığı hususlarını es geçerseniz, “Ben serbest bölgelerin işleyişini hızlandırarak, teşvik ederek büyüyeceğim.” derseniz, “Cari açığı kapatacağım.” derseniz yanılırsınız.

Bu nedenle hem ülkenin içinde huzuru ve barışçıl bir ortamı yaratamayan hem de dışarıda iyice savaş politikalarına sarılmaya çalışan bir anlayışın, bir politikanın serbest bölge politikaları için palyatif çözüm arayışlarıyla bir yere varılacağı kanısında değilim.

Bu Meclis “teşvik üzerine teşvik” diyor, her gün şu alanın, bu alanın teşvik edilmesi gibi düzenleme getiriyor ama maalesef bu darboğazdan kurtulamıyoruz. Bu darboğazı sadece sanıldığı gibi bu tür düzenlemelerle yapmak değil, iş dünyası, sermaye için bile önemli olan özgürlüklerdir, fırsat eşitliğidir. Bu özgürlükleri, fırsat eşitliğini güvenceye alan da demokratik temayül ve temel hukuk güvencesidir.

Temel hukuk güvencesinin olmadığı hiçbir ülke güvenli liman olarak addedilemez ve sermaye oraya yerleşmez. Bu nedenle ciddi politika değişikliğine gitmeden düze çıkmamız mümkün değildir. Bizi bu darboğazdan, bu sıkışmışlıktan kurtaracak olan öyle sanıldığı gibi istikrarlı hükûmetler değil, bu tasarı gibi palyatif çözüm arayışları değil; istikrarlı barış politikalarıdır, gerçek barış politikalarıdır.

Savaşın maliyeti hem can kaybı hem mal kaybı olarak çok ağırdır. Savaş hem insanı öldürür hem ekonomiyi; barışın ise hiçbir maliyeti yoktur hem insanı yaşatır hem ekonomiyi büyütür.

Serbest Bölgeler Kanunu’nda yapacağınız değişiklikle yaratmayı düşündüğünüz ekonomik girdinin 10 katını tek bir kelimede, hem ekonomide hem sosyal yaşamda domino etkisi yapacak tek bir kelimede vardır; bu kelime “barış”tır. Barışın yolu da iç barıştan geçer, Kürt sorununu çözmekten geçer.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde geçen “büyük ölçekli veya öncelikli” ibaresinin “büyük ölçekli ya da öncelikli” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

Mustafa Tuncer (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Amasya Milletvekili Sayın Mustafa Tuncer. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

7 Şubat 1990 tarihinde Kayadüzü’ndeki Yeni Çeltek Kömür İşletmesinde grizu patlaması meydana gelmiş, patlama sonucu 68 maden işçisi insanımız, canımız maden şehidi olmuştur. Aradan yirmi yedi yıl geçmiş olmasına rağmen şehit madencilerimiz, Kayadüzü kasabası halkı tarafından acıyla anılmaya devam edilmektedir. Tüm maden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, aziz anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının serbest bölgeler üzerinde yatırımcıya, üreticiye kolaylıklar sağlayan düzenlemelerine ilke düzeyinde katılıyor ve serbest bölgeler üzerindeki çalışmaların gecikmiş bir kanun tasarısı olduğunu savunuyoruz. Bununla birlikte, kanun tasarısının sektör içinde çift başlılık yaratabilecek maddelerine kısmen karşı duruşumuzu ise koruyoruz.

Türkiye ekonomisi kötü yönetilmektedir. İçinde bulunduğumuz ortam, adı resmen konmamış bir ekonomik kriz, adı çoktan konmuş bir devlet krizidir. Eşikteki büyük reel sektör krizi ne 1994, 2001 krizine ne de 2008 küresel finans krizine benzemektedir. İşsizlik verileri, ihracat ve turizm rakamları, büyüme dinamikleri, Türk lirasındaki değer yitimi, gündelik ticaretin yaşadığı sancılar, özel sektör borçluluğu, Avrupa Birliğiyle yaşanan sorunlar, dış politikanın geldiği aşama, krizin sorumlusu olan Hükûmete çok ciddi sinyaller vermektedir. 2016’nın başında ödememiz gereken toplam borcun Türk lirası değeri 493 milyar TL iken, Türk lirasının değer kaybıyla bugün ödememiz gereken borcun değeri 570 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Bugün ülkemizde yaşanan krizin, yaşanan korku ve endişe yüklü ortamın temeli küresel değildir, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinin durağan hâle getirilmesinden ve AKP’nin başkanlık inadından kaynaklanmaktadır. Ülkemizi terör ve güvenlik zafiyeti ile askerî darbelerle karşı karşıya bırakan, diplomatik yalnızlığa düşüren, bir dönem birlikte yol aldığı, devleti el birliğiyle uçuruma sürüklediği örgütlere bugün “terörist” diyen siyasi iktidar, dış ticareti ve yatırımları azaltan, dövizi ve ham madde maliyetlerini yükselten, ekonomik istikrarsızlığın ve millî güvenlik krizinin ana aktörü olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)

Siyasi iktidar, üreticinin, işçinin, esnafın, KOBİ’lerin, turizmcinin, sanayicinin, yatırımcının, serbest bölge işveren ve çalışanlarının temel yapısal reformları beklediği bir dönemde başkanlık inadı uğruna ve OHAL şartlarında ülkemizi adı konmamış derin bir ekonomik krize sürüklemektedir.

Değerli milletvekilleri, başkanlık ve tek adamlık sevdasını birinci, topluma ve toplumun dinamiklerini ise ikinci plana bıraktınız. Ekim ayı başlarında Sayın Başbakan Binali Yıldırım “Çiftçiye mazotu yarı fiyatına vereceğiz.” diye açıklama yaptı. Bu doğru karar ve açıklama çiftçiler tarafından sevinçle karşılandı. “Mazot yarı fiyatına verilecek.” dendiğinde mazotun litresi 4 liraydı, aradan dört ay geçti, mazotun litresi çiftçiye yarı fiyatına verilmediği gibi, maalesef, litresi 4 liradan 4,70 kuruşa çıkmış oldu.

Başka neler yaptınız? Çiftçiler için zaruri ihtiyaç ve bir üretim aracı olan traktörlerin katma değer vergisini yüzde 1’e düşürüp ÖTV’sini kaldırmanız gerekirken siz, lüks kullanım aracı olan yat ve kotrada KDV’yi yüzde 1’e düşürüp ÖTV’yi kaldırdınız. Yine zenginlere hizmet ettiniz.

ABDULLAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Traktörde ÖTV yok, sadece yüzde 8 KDV var.

MUSTAFA TUNCER (Devamla) - Türkiye'nin en verimli ve en büyük ovalarına sahip olan seçim bölgem Amasya’mızın çiftçileri tarlalarını yat ve kotralarla mı ekip biçsinler?

Değerli milletvekilleri, tek adamlık ve başkanlık hevesiyle ekonomiye büyük zararlar veriyorsunuz. Böyle bir tartışma gündemde yokken, 1 tonu 1.340 lira olan DAP gübresinin fiyatı başkanlık tartışması sonrasında 1.450 liraya çıkmıştır. Yine, tonu 800 lira olan 26’lık nitrat gübre 900 liraya, 1.100 lira olan üre gübre 1.200 liraya, 50 kilogramlık torbası 37 lira olan yem 45 liraya, torbası 70 lira olan un 80 liraya çıkmıştır. Buna karşılık, yedi-sekiz ay üretimi süren ve kilogramı 35-40 kuruşa mal olan kuru soğanın satış fiyatı ise sadece 20 kuruştur, doğru dürüst alanı da yoktur. Böyle devam ederse, üretilen soğanlar yine dere kenarlarına dökülecektir.

Unutulmamalı ki güçlü Türkiye hayali güçlü tarım ve güçlü çiftçiyle sağlanabilecektir diyorum, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın Tuncer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç ayrı önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “makine ve ekipmanın” ibaresinin “makine ile ekipmanın” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

 

      Muharrem Erkek                 Tahsin Tarhan                              Erkan Aydın

          Çanakkale                          Kocaeli                                       Bursa

          Çetin Arık                     Candan Yüceer                          Ömer Fethi Gürer

            Kayseri                           Tekirdağ                                      Niğde

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “Bakanlığınca” ifadesinin “Bakanlığı tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Emin Haluk Ayhan              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 Baki Şimşek

            Denizli                                     Hatay                                     Mersin

          Ruhi Ersoy                           Deniz Depboylu                      İsmail Faruk Aksu

           Osmaniye                                   Aydın                                    İstanbul

                                                      Kamil Aydın

                                                         Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde yer alan “ve benzeri özellik arz eden durumlarda” ibaresinin “durumunda” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       Ahmet Yıldırım                   Aycan İrmez                               Burcu Çelik

              Muş                               Şırnak                                        Muş

      Saadet Becerekli                                                                    Erol Dora

            Batman                                                                            Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKÇİ (Denizli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Arcan İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şu an görüşülmekte olan kanun tasarısının genel gerekçesi olarak Hükûmet bizlere şunu söylemektedir: Serbest bölgelerin mevcut işleyiş problemlerinin bertaraf edilmesi, ülkemizin lojistik potansiyeline katkı sağlayacak biçimde serbest bölgelerde verilebilecek lojistik ve benzeri hizmet sunumunun kolaylaştırılması, ülke ekonomisinin ihtiyaçları ve cari açığın azaltılması bakımından önem arz eden uluslararası yatırımları çekmede serbest bölgeleri bir politika aracı hâline getirmek.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmetinin iktidara geldiği günden bu yana, aynı zamanda, hakikati ters yüz etmek gibi bir görevi olduğunu daha önce defalarca söyledik. Kanun tasarısında belirtilen gerekçe için tasarıda yapılan düzenlemelerin neredeyse hiçbiri kapsamlı ve kalıcı düzenlemeler değildir. Emekten yana değil, işletmeciden yana olan bu tasarıyla Bakanlar Kurulu iş dünyasına, emek düşmanlığı yaparak nefes aldırmaya çalışmaktadır.

AKP Hükûmetinin birçok alanda rant kapısına dönüştürdüğü ve aslında sadece savaş koşullarında uygulamaya konulması öngörülen acele kamulaştırma yetkisi serbest bölgeler için sunulmaktadır. Bundan önce baraj, maden, turizm, doğal gaz ve kentsel rant alanlarında karşımıza çıkan acele kamulaştırma ilkesi şimdi de sanayi alanında karşımıza çıkmaktadır. Hukukun bizatihi kendisini bir sorun olarak gören bu anlayış, tabiri caizse bu işlerle başını ağrıtmak istememektedir. Yatırımcılara sağlanan teşvikin bir torba kanunla işletmecileri de kapsaması, kısa vadede dahi sorunlara bir çözüm olamayacağı gibi ekonomik bir rahatlama da sağlamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, acele kamulaştırma yetkisinin nasıl hoyratça kullanıldığını, aslında, biz Kürt kentlerinde sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği sırada ya da sonrasında ilan edilmeleri esnasında gördük. Tank ve toplarla yıkıldıktan sonra geriye kalan binaların da iş makineleriyle dümdüz edildiği Şırnak, Sur, Nusaybin ve Cizre gibi yerlerde gördük, görmeye devam ediyoruz.

Ben Şırnak milletvekiliyim ve benim kentim maalesef şu anda ortada yok değerli arkadaşlar. Şırnak, kelimenin tam anlamıyla haritadan silinmiş durumda. Seçilmiş olduğum kente her gittiğimde dümdüz edilmiş bir kent, AKP Hükûmetine yamanmış ve bu durumdan rant devşirmeye çalışan müteahhitler görüyorum. Ben seçilmiş olduğum kente gittiğimde çadırlarda yaşamak zorunda bırakılan, bu yetmiyormuş gibi çadırları başlarına yıkılan insanlar fakat her şeye rağmen inatla yaşama tutunmaya çalışan insanları görüyorum.

Şırnak talan edilmiş durumda. Burada serbest bölgelerden söz ediyoruz ama Şırnak’ta esnaf kan ağlıyor. Neredeyse her gün yaşanan gözaltı ve operasyonların, hukuksuz, haksız uygulamaların yanı sıra, ekonomik yaşam büyük bir darbe almış durumdadır. Şırnak halkının evlerinin ve iş yerlerinin yıkılması yetmiyormuş gibi, evlerinden ve iş yerlerinden geri kalan moloz yığınlarına dahi ulaşmalarına veya sahip çıkmalarına izin verilmedi. Yasaklar esnasında, ilk seksen günde tank ve top atışlarıyla yıkılan şehir, sonraki günlerde ise iş makineleriyle yıkılmış ve yurttaşların evlerinden geri kalan moloz yığınları da Hükûmetin etrafında kümelenmiş olan bir grup çıkar çevresine peşkeş çekilmiştir.

Devlet, üzerine düşen sorumluluktan kaynaklı görevini yerine getirmediği gibi, halkın tahrip olan evine, eşyasına tazminat dahi henüz ödemedi. Ganimet ihaleleri yoluyla da bir kesimi zaten zenginleştiriyor. Bedava arsa almış, ödemesi gereken tazminatı ödememiş, üstüne üstlük, bir de yığınla hurda demir, değerli eşyayı almış oluyor.

En iyimser tahminler, Şırnak’ın önümüzdeki ilk on yıl boyunca kendine gelemeyeceği yönündedir. Şırnak’ta “sokağa çıkma yasağı” adı altında uygulanan yaşam alanlarının ve kent yıkımının üzerinden uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın yasaklar esnasında Şırnak’ta meydana gelen yıkımlar ve maddi zararların boyutuna dair hâlâ oluşturulmuş bir bilanço raporu maalesef yoktur.

Değerli arkadaşlar, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasının hemen ardından Şırnak Valiliği ve İçişleri Bakanlığınca zarar tespit çalışmaları neticesinde evleri ve iş yerleri zarar gören yurttaşlara en kısa zamanda ekonomik destek sağlanacağı vaadinde bulunulmuştu fakat Şırnaklı yurttaşların ve esnafın derdine derman olacak hiçbir maddi destek sunulmuş değildir. Daha vahimi ise Şırnaklıların en temel hakkı olan ve bu maddi desteğin önümüzdeki günlerde yapılması planlanan referandum için, halkın “Evet” oyu vermesi için siyasi bir şantaj aracına dönüştürülmüş olmasıdır. “Ya ‘Evet’ dersiniz ya da size ev, dükkân yok.” şantajıyla Şırnak halkı esir alınmaya çalışılmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Önergelerde ek süre verilmiyor Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Tutanağa geçmesi kaydıyla…

BAŞKAN – Ancak kadın milletvekili olduğunuz için size pozitif ayrımcılık yapıyorum, ayrıca Şırnak Vekilisiniz, lütfen tamamlayın.

Buyurun.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsanlık onur ve haysiyetinin hiçe sayıldığı bir yöntemle barınma hakkının referandum için bir şantaj aracına çevrilmesi girişimiyle karşı karşıya bırakılmış olan Şırnak halkı, Hükûmetin bu vicdansız tavrına gerekli cevabı da verecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrmez.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, zabıtlara geçmesi için söylüyorum: Az evvelki hatibin konuşmalarını reddettiğimizi, asılsız, mesnetsiz iddialar olduğunu, asıl bilinenleri ters düz etmekte son derece maharetli olduğunu belirtmek istiyorum. Bütün iddiaları reddediyoruz. Bu söylediklerinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, aslında açıktan direkt sataşmada bulundu. Ancak, bir kişinin neyin mesnetsiz olduğunu somut ifade etmesi lazım. Hiçbir hatibin, şu Parlamentodaki hiçbir hatibin hiçbir konuşması kökten reddedilemez. Bu ancak sayın mevkidaşıma yakışır, böyle bir üslup ancak ona yakışır. Diyebilir ki: “Şu sözüne, şu örneğine, şu yaklaşımına katılmıyorum.” Bir konuşmanın neye…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hepsi öyle, hepsi öyle, bütünüyle öyle, bütün konuşması öyle.

AHMET YILDIRIM (Muş) – O zaman ben de kalkıp sizin topunuzu mu reddedeyim yani.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Baştan öyleydi, baştan sona öyleydi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Böyle bir üslup olabilir mi? İade ediyorum sizin üslubunuzu size.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen istediğin kadar iade et, baştan sona öyleydi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Neden rahatsızsanız çıkın söyleyin, varsa müktesebatınız konuşun.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Söylerim, bir sonraki konuşmasında söylerim, merak etme.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Konuşun o zaman.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Konuşurum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Somut bir şey söyleyin, cevabını alın bizden.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Ne konuşacağına siz mi karar vereceksiniz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Baştan sona yalan söylüyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalancı sizsiniz! Ayıp ya! Hemcinsinizi nasıl şey yaparsınız ya!

AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Aynısını size iade ediyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman bir karar yeter sayısı isteyelim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Efendim sunduk, oyladık.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Oyladınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyorum efendim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Oyladınız, oylamayı yaptınız.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, yok bundan sonrasında görürüz biz, daha çok önerge var. Ayıp ya, bir kadın bir kadına böyle konuşur mu ya.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya sıkışınca “kadın” deyip durma, milletvekili, milletvekilidir. Sen önce kendi üslubuna bak ya.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bırak Allah aşkına ya, sizin kadınlığınız da kalmamış ki. Gidin Gülen efendinin önünde başınızı kapatın, eğilin siz.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Çok çirkin konuşuyorsunuz ama. Çok ayıp ama, size yakışıyor mu?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gidin hocanızın önüne, eğilin.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ya git sen ya. Sıkışınca belli oluyor, bunu söyleyince başın göğe eriyor.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “Bakanlığınca” ifadesinin “Bakanlığı tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Çekiyorsunuz önergeyi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “makine ve ekipmanın” ibaresinin “makine ile ekipmanın” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

Ömer Fethi Gürer (Niğde) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu madde 4 üzerinde grubumuz adına görüşlerimi açıklayacağım.

Serbest bölgeler 1985-1987 aralığında Türkiye gündemine geldiğinde bayağı ilgi yaratmış, Türkiye'nin bir kurtuluşu gibi değerlendirilmişti. Aslında doğru bir uygulama, yapılması gereken bir çalışma ama uzun yıllar gereken önem o bölgelere verilmediği için de istenilen gelişme sağlanamadı.

Madde 4’de hurda ve atıklarla ilgili bir düzenleme yapılmış. Bu anlamda Ekonomi Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığının müşterek çalışmaları amaçlanıyor. Bir konuyu burada anımsatmak istiyorum öncelikle. Bu çalışmada, Makine Kimya, Türkiye’deki hurdaların alınmasını, kamu hurdalarının alınmasını sağlayan KİT şu anda Varlık Fonu’na devredilenlerin içinde olmadığına göre, buradaki hurdaların Makine Kimya eliyle değerlendirilmesinin doğru olacağını düşünüyorum. Bunu da burada önermiş olalım. Atıklar konusunda da dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum çünkü atık ve çevreyle ilgili de hassas olmamız gerekiyor.

Ben, serbest bölgeden sahipsiz bölgeye bir geçiş yapmak istiyorum çünkü bizim Niğde biraz sahipsiz bir bölge. (CHP sıralarından alkışlar) Seçimler dönemlerinde Niğde’ye gelen bakanlarımız artar, bürokratlarımız artar, verilen sözler artar. Ulaştırma Bakanımız geçtiğimiz günlerde yine bölgedeymiş, Aksaray’da diyor ki: “Niğde ile Aksaray’a ortak havaalanı yapacaktık, ondan vazgeçtik; Niğde’ye ayrı havaalanı yapacağız, Aksaray’a ayrı havaalanı yapacağız.”

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne güzel.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Şimdi, on dört yıldır her seçim döneminde geliniyor, havaalanı yapılıyor! “Tarih verin.” diyorlar, bakan diyor ki: “Tarih veremem ama yapılacak.” E, onu biz de biliyoruz, günün birinde yapılacak, o da CHP iktidarına nasip olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için gelip söz verme yerine ya yapsınlar ya söylemesinler.

2016 Temmuz ayında, burada, Niğde’nin çevre felaketi Akkaya Barajı’yla ilgili Meclis araştırmasını getirmiştik. 100 bin insan risk altında. Kanser riski altında olan bu insanlar için Meclis araştırmasını şunun için istemiştik: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde Akkaya Barajı’yla ilgili çalışmalar yapılıyor, yapılıyor, yapılıyor, bu çevre kirliliği bu bölgede yok edilemiyor. Temmuz ayında -yine bakanlar ilgileniyor- Orman ve Su İşleri Bakanımızla görüştük, “İlgileniyorum.” dedi; Çevre ve Şehircilik Bakanıyla görüştük, “İlgileniyoruz.” dediler, daha doğrusu yazılı soru önergelerimize yanıt verdiler ama şimdi, geçtiğimiz günlerde Bor ilçemizi köpükler sardı. Akkaya coştu, karın üzerinde köpüklü bir bölgeye dönüştü. Kent bu köpüklerin nereden geldiğini bildiği için “Hâlimiz ne olacak?” dedi. Yine bakanlarla toplantı yapılmış, “Çözülecek.” diyorlar. Böyle giderse Bor ilçesinde yaşayan insanların hepsinin yaşam riski var. Bu konuda Hükûmet acil davranmalı ve Akkaya Barajı’yla ilgili gerekli çalışmaları bir an önce yapmalı diyorum.

Ayrıca, Kalkınma Bakanımız burada olduğu için kendisini de bulmuşken hemen söyleyelim: Ulukışla ilçemize de geçtiğimiz aylarda Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Bey gitti, “İçme suyu sorununuzu çözeceğiz.” dedi ama tabii, Kalkınma Bakanından proje geldi, çalışma geldi; baktı, bu rakam büyük gibi geldi. Şimdi, yazılı sordum, “Ulukışla ilçesinin içme suyuyla ilgili çalışma, o Bakanlıkta yürüyor.” diyor. Aslında, o Bakanlık, bunun olmasını istedi, Kalkınma Bakanlığı para vermediği için, bütçeye ödenek koymadığı için ne yazık ki Ulukışla ilçemizin içme suyu sorunu da ortada kaldı.

Bir de Ulukışla ilçemizde hastane yapıldı 2014’te, hastane beş yüz elli gün sonra açılacaktı, bir türlü açılamadı. Şimdi, referandum ağzı, hatırlatalım da bu hastaneyi bir an önce açsınlar.

Bir de bizim bir tıp fakültemiz var. 2015 yılında, YÖK, tıp fakültesinin kurulmasına karar verdi. Her seçim döneminde fakülteyle ilgili bir çalışma yürüyor. Şimdi, bir öğretim üyesi göreve başlamıştı, bugün de baktım, tabelamız asılmış, “Sağlık Bakanlığı Niğde Kamu Hastaneleri Birliği Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi” tabelası asılmış. Üniversite yok, öğrenci yok, profesörü yok, bununla ilgili çalışma yapacak kadro yok ama tabelamız gelmiş! Umarım ve dilerim ki bu dönemden sonra da tıp fakültesi, tabelalardan kurtarılıp öğretim üyeleriyle bölgede faaliyete geçer çünkü Niğde’nin hastalarını biz Kayseri’ye, Ankara’ya taşımaktan yorulmuyoruz, gururla o işi yapıyoruz ama kendi bölgemizde bunların yürümesini istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Çiftçilerimizin de, esnaflarımızın da sorunları var. Süremiz bitti ama söyleyelim, yatlara yaptığınız indirimi çiftçimiz, traktöründeki mazotu için de istiyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gürer.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.34

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç ayrı önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinde geçen "yönetmelikle" ifadesinin "yönetmelik hükümleri ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                    Baki Şimşek

                Denizli                                                Hatay                                         Mersin

        İsmail Faruk Aksu                                Deniz Depboylu                              Ruhi Ersoy

                İstanbul                                               Aydın                                      Osmaniye

            Kamil Aydın                                       Arzu Erdem                               Mehmet Parsak

                Erzurum                                             İstanbul                                 Afyonkarahisar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde yer alan "sözleşme süresi Ekonomi Bakanlığınca belirlenen süreler itibarıyla uzatılabilir" ibaresinin "sözleşme süresi Ekonomi Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen süreler itibarıyla uzatılabilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                                     Aycan İrmez                                    Saadet Becerekli

           Muş                                                 Şırnak                                               Batman

       Erol Dora                                         Burcu Çelik                               Mahmut Celadet Gaydalı

         Mardin                                                 Muş                                                  Bitlis

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle 3218 sayılı Kanun’a eklenen Ek Madde 1’in birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

 

  Muharrem Erkek                                   Tahsin Tarhan                                      Erkan Aydın

       Çanakkale                                            Kocaeli                                                Bursa

             

       Çetin Arık                                       Candan Yüceer                                     Haydar Akar

         Kayseri                                             Tekirdağ                                              Kocaeli

1 -“İşletme sözleşmesinin sona ermesinden önce, işletici tarafından işletme sözleşmesinde belirlenen taahhütlerin yerine getirilmiş olması ve Ekonomi Bakanlığının geleceğe yönelik yatırım taleplerinin kabul edilmesi halinde; 7 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki gelirlerin artırılması veya Ekonomi Bakanlığının mali yükümlülüklerinin azaltılması bakımından mevcut sözleşmelerdeki hükümler yeniden düzenlenmek suretiyle, sözleşme süresi Ekonomi Bakanlığının teklifi, Bakanlar Kurulu kararı ile uzatılabilir.”

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgeler hakkında bir kanun teklifi üzerine konuşuyoruz, görüşmeler yapıyoruz ama önce Ekonomi Bakanı, şimdi de Kalkınma Bakanı bakan sırasında, Komisyon sırasında oturuyor. Bugün bir karne düzenlense bakanlar hakkında, sınıfta kalacak, geçersiz not alacak 2 tane bakanlık; bir Ekonomi Bakanlığı, bir de Kalkınma Bakanlığı. Türkiye, ne kalkınabiliyor iktidarlarınız döneminde ne de ekonomik olarak düzlüğe çıkabiliyor. 2002’den bu yana baktığınızda, hem döviz kurlarına baktığınızda hem de büyüme hızlarına baktığınızda hem de insanların borçlanmasına, devletin borçlanmasına baktığınızda ekonominin çöktüğünü görüyorsunuz. Yine, Kalkınma Bakanlığına baktığınızda da Kalkınma Bakanlığının bir adım daha ileriye götürülemediğini, zamanım yeterse vereceğim örneklerden çok rahatlıkla görebileceksiniz.

Sayın Bakan, buraya çeşitli teklifler geliyor, tasarılar geliyor. Teklifler de genellikle böyle parça parça teklifler şeklinde geliyor. Bu parça parça teklifleri, işte Kalkınma Bakanı getiriyor, Ekonomi Bakanı getiriyor, Maliye Bakanı getiriyor… Maliye Bakanı övünerek şunu söylüyor: “5 nüsha olan damga pulunu eksilttik, her birini almayacağız, Türkiye’de yatırım patlaması olacak.” diyor. İşte, Kalkınma Bakanı geliyor veya Ekonomi Bakanı geliyor “Serbest bölgelere birtakım imtiyazlar daha verirsek inanın Türkiye’de bir yatırım patlaması olacak.” diyor. Maliye Bakanı yine farklı şeyler söylüyor, elde avuçta olanı da tüketmeye devam ediyoruz bu arada.

Üretim yapmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değil, üretim yapmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değil. Üretim deyince de sadece serbest bölgelere bir imtiyaz sağlanarak üretimi sağlayamazsınız. Üretimi, ham maddeden ürettiğiniz ürüne kadar, arada kullandığınız yarı mamule kadar, lojistiğinden beyaz yakalısına, mavi yakalısına kadar, kullandığınız “embedded” teknolojilere kadar bir bütün olarak düşünmek zorundasınız. Siz böyle yapmıyorsunuz ki, siz her biri için ayrı ayrı imtiyazlar getiriyorsunuz, bu imtiyazlarla ülkenin kalkınacağını düşünüyorsunuz, mümkün değil.

Üretim deyince, on beş yıllık iktidarınız döneminde yapmış olduğunuz bir üretim tesisi söyleyebilir misiniz? Eskiden biz burada eleştiri yapınca “Devlet üretim mi yapar canım?” derdiniz. Şimdi, gidiyorsunuz “Güneydoğu’da, Doğu Anadolu’da 23 ilde fabrika kuracağız, bu fabrikaları daha sonra oradaki iş adamlarına vereceğiz.” diyorsunuz. On beş yıldır söylediğimiz söze bugün gelmiş bulunuyorsunuz.

Evet, üretim yapmadınız ama ülkeyi öyle hâle getirdiniz ki ülkeyi tüketim ekonomisiyle yürütebileceğinizi düşündünüz, inşaat sektörüne yaptığınız yatırımla bu ülkenin ekonomik olarak kalkınabileceğini düşündünüz, tüketimden aldığınız dolaylı vergilerle bu ülkeyi refaha ulaştıracağınızı düşündünüz; olmaz, olmadı, dünyanın hiçbir ülkesinde olmadı ve olmuyor da.

Bakın, size bir şey söyleyeyim, belki hatırlamıyorsunuz, belki unuttunuz, 2002’den bu yana “üretim tesisi” diye adlandırdığımız cumhuriyetin değerleri, hani diyorsunuz ya “Bir dikili ağacınız yok, bir çiviniz yok.” diye, bir sayayım bakalım, hangisi size ait. Ünye Çimento size mi ait, siz mi yaptınız, sattınız bunu? Trakya Cam, Anadolu Cam, Soda Sanayii, ERDEMİR, İSDEMİR, ÇELBOR, TAKSAN, Oymapınar Barajı -belki de birçoğunu hatırlamıyorsunuz şimdi- Seydişehir Alüminyum, Gemlik Gübre Sanayii, Samsun Gübre Sanayii, İstanbul Gübre Sanayii, Kütahya Gübre Sanayii, Adana Sigara Fabrikası, Tokat Sigara Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, İstanbul, Malatya, Samsun Sigara Fabrikaları, Sümerbanka ait tüm taşınmazlar, Şeker Fabrikaları, PETKİM, TÜPRAŞ, akarsu santralleri, termik santraller, elektrik dağıtım şirketleri, bankalar, Etibank’a ait tesisler, SEKA, limanlar, TÜRK TELEKOM, araç muayene istasyonu ve binlerce taşınmazı sattınız. Bu saydıklarımız içerisinde on beş yılda yaptığınız bir eser var mı?

Kalkmışsınız, Cibuti’de serbest bölge kuracaksınız. Size bir şey söyleyeyim mi ben? Türkiye’deki 18 serbest bölgenin ihracattaki payı sadece yüzde 10. Benim Gebze bölgem, Türkiye ihracatının yüzde 4,5’unu yapıyor, şurada getirdiğiniz imtiyazların hiçbirine sahip değil. Onu o organize sanayi bölgesinde kendi emekleriyle kuran sanayici, sizin burada sağladığınız imtiyazların bir tanesine sahip değil. KDV almayacaksınız, ÖTV almayacaksınız, acele kamulaştırma yapacaksınız ve birçok imtiyazı sağlayacaksınız. Neymiş? Serbest bölgeyle yatırım yapılacakmış! Bir ülkede yatırım yapılabilmesi için önce o ülkenin güvenli olması lazım, önce mülkiyet hakkının olması lazım. Var mı Türkiye’de bunların hiçbiri? Yok değil mi maalesef? Olmaz Sayın Bakan, olmaz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinde yer alan "sözleşme süresi Ekonomi Bakanlığınca belirlenen süreler itibarıyla uzatılabilir" ibaresinin "sözleşme süresi Ekonomi Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen süreler itibarıyla uzatılabilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mahmut Celadet Gaydalı konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı, geneli itibarıyla incelendiğinde, ülke ekonomisinin ihtiyaçları ve cari açığın azaltılması amacıyla uluslararası yatırımları çekmek hedeflenmektedir. Serbest bölgeler hakkında yapılmış birçok araştırma, var olan dünya örnekleri üzerinde küreselleşmenin etkisiyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ticari büyüme anlamında bu yöntemin doğru olduğunu göstermektedir.

Tabii, bu konunun tüm boyutlarının iyi bir biçimde değerlendirilmesi, özellikle uzun vadede kazanımlarının iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Tasarıda her ne kadar yüzde 25 yabancı, yüzde 75 yerli firmaların bulunacağı ifade edilse de, serbest bölgelerde özellikle gelişmekte olan ülkeler adına elde edilen ticari başarı daha fazla serbest bölgelerin kurulmasına neden olmakta, bu da beraberinde yerli veya yabancı şirketlerden ziyade çok uluslu şirketlerin faaliyet göstermelerinin önünü açmaktadır. Bu da, şüphesiz, kapitalist sistemin daha da güçlenmesine, emeğin ve insanın ucuz iş gücü olarak sömürülmesine neden olmaktadır.

Komisyonda istihdam sağlayacağı yönünde bazı bilgiler verilmiştir. Doğrudur, belli ölçülerde bir istihdam artışından söz etmek mümkündür. Fakat istihdamdan bahsedeceksek, iş ve işçi güvenliğinden de bahsetmemiz gerekmektedir. Ekonomi Bakanlığının serbest bölgeler istihdam verilerine bakıldığı zaman, istihdam açısından bölgesel farklılıklar görülmektedir. Serbest bölgelerde 2014-2015 döneminde yaklaşık olarak Mersin bölgesinde yüzde 6, Kocaeli bölgesinde yüzde 13, İzmir bölgesinde yüzde 17, Adana Yumurtalık bölgesinde yüzde 61, Denizli bölgesinde yüzde 32 oranlarında istihdam düşüşü yaşanmıştır. Gaziantep ve İstanbul bölgelerinde de düşüşler görülmektedir. İşçi sayısındaki artışlar ve düşüşler işlerin çoğunun geçici ve güvencesiz işler olduğunu göstermektedir. Bu da, işsizlik sorununun ortadan kaldırılması ya da serbest bölgelerin istihdam açısından güvenilir olmadığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu konu hakkında daha ayrıntılı konuşmak isterdim fakat hepinizin de bildiği gibi, dün akşam saatlerinde yeni bir KHK yayınlandı, çoğunluğu öğretmen ve akademisyen birçok kamu çalışanı görevlerinden ihraç edildi. Artık sarayın bir alışkanlık hâline getirdiği KHK’ların kurduğunuz başkanlık hayaliyle rutin bir hâle geleceği de kesin. Eğer iktidar bugün öğretmeni, akademisyeni kamudan ihraç etme çabasının yarısını darbeyi açığa çıkarmaya harcasaydı burada ihraçtaki hukuksuzluğu değil demokrasinin kazanımlarını konuşuyor olurduk. Bizler iyi biliyoruz ki çıkarılan KHK’ların amacı kamunun güvenliği değil, AKP’nin iktidarda kalma hırsıdır. Muhalif her ses, sizden olmayan herkes buna kurban edilmeye çalışılmaktadır. Barışın dili, uzlaşı ve hukuk âdeta yok sayılmaktadır. İhraç edilen 330 akademisyenin 115’i barış bildirisini imzalamıştı ve bu 115 akademisyenin suçu örgüt üyesi olmak değil, AKP üyesi olmamaktı. İşle, ekmekle bu kadar basit oynamak, insanları KHK’larla görevden uzaklaştırmak ve kriminalize etmeye çalışmak toplumun neredeyse tüm kesimine yayılmış kutuplaşmayı ve ayrışmayı daha da derinleştirmekten başka bir şeye hizmet etmez. Özellikle referandumun öngörüldüğü şu zaman diliminde herkesi aklıselime davet ediyorum.

Geçen hafta Bitlis’teydim, Bitlis Valisi hiçbir gerekçe göstermeden Hizan ilçemizin önce 18, daha sonra da 20 olduğunu duyduğum köy muhtarının görevine son vermiştir. Hangi hukuk anlayışıyla böyle bir karar verilmiştir? Her defasında utanmadan “Halktan niçin korkuyorsunuz?” diyen siyasetçilere sorum, sizler muhalefetten niçin bu kadar korkuyorsunuz? Demokrasiyi amaç değil de araç olarak gören zihniyet geri vitese takılı bir aracı bir santim bile ileri alamaz ve “ileri demokrasi” diye de bir safsata yapamaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gaydalı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesinde, geçen "yönetmelikle" ifadesinin "yönetmelik hükümleri ile" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Parsak (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak… (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; 443 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesine dair önergemiz hakkında grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Sayın Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin ekonomik gelişiminde yatırımın ve üretimin en yüksek katkıyı sağlayacak şekilde yönlendirilmesi amacıyla başlatılan serbest bölge uygulaması her ne kadar Ekonomi Bakanlığı uhdesinde yürütülmekteyse de 1985 yılından bu yana serbest bölgelerin kurulması, yer ve sınırlarının belirlenmesi hususlarında Bakanlar Kurulu yetkilendirilmiştir. Serbest Bölgeler Kanunu o yıllarda Türkiye’nin dış ticaret politikasında önemli uygulamalardan birisi olmuş, yapılan uygulamalar ile serbest bölge yöresinin üstünlük ve fırsatları dikkate alınarak yatırımın artırılması, mekanik ve tarımsal sanayinin geliştirilmesi hedeflenerek özellikle yerli yatırımcıların ihtiyaç duydukları mal ve hizmetleri daha kısa zamanda ve düşük maliyetle alabilmesi sağlanmıştır.

1985’ten itibaren ülkemizde konuyla ilgili kayda değer yatırımlar yapılmış, bugün toplam 19 adet serbest bölge faaliyette bulunmaktadır. Ancak uygulamayla dış ticaret hacminde hedeflenen artış önceki yıllara nazaran yavaşlayarak yaklaşık 19 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Keza daha fazla olması planlanan istihdam da 60 binlerde kalmış, hedeflenen iş sahası oluşturulamamıştır.

Tüm bunların yanında ülkemizde serbest bölgelerin kurulmasının temelinde yatan en önemli etken olan yabancı sermayenin yurt içine çekilmesi noktasında serbest bölgenin sağladığı imkânlar serbest bölgeleri yerli yatırımcılar için de cazibe merkezi hâline getirmiştir ancak gerek yerel gerekse uluslararası finans krizinin yaşandığı bugünlerde reel sektörün ciddi desteğe ihtiyacı vardır. Cari açığın yıl sonu itibarıyla 40 milyar doları aşacağı düşünüldüğünde bu açığın finansmanı için ihracat önemli bir kaynak olarak karşımızda durmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5’inci maddesiyle, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’na bir madde eklenmek suretiyle yapılacak bazı değişiklikler, serbest bölge işletici ve bölge kurucusu ve işleticisi sözleşmelerinin yenilenmesi, değiştirilmesi ve süre uzatımlarının usul ve esasa bağlanması, yeni bir işletici şirket belirlenmesinde Ekonomi Bakanlığı tarafından özelleştirme uygulamaları paralelinde işlem yapılabilmesine yönelik yetki düzenlemelerinin yapılması öngörülmektedir. Burada, serbest bölgede yeni işletici belirlenmesi ve sözleşmelerin uzatılması yetkisi Ekonomi Bakanlığına verilmek suretiyle Ekonomi Bakanlığının yetkileri artırılmış ise de kanun kapsamında düzenlenen sözleşmelerin tanzimi ve sürelerine ilişkin gerek mevcut gerekse yeni ihdas edilen maddelerin neredeyse tamamında Bakanlar Kurulu kararı şartının mevcut olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, önerilen tasarı metni ile mevcut kanunun “Yetki” başlıklı 2’nci maddesinin birbiriyle çeliştiği görülmektedir. Öte yandan, sözleşme sürelerinin uzatılmasında sözleşme hükümlerinin yeniden düzenleneceğine dair bir ibarenin olması, bir nevi yeni sözleşme imzalanması anlamını da taşımaktadır. Bu durumda, maddenin tamamının lafzına uygun olarak sözleşme süresinin uzatılmasında da Ekonomi Bakanlığının teklif ve Bakanlar Kurulunun kararının aranması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Sayın milletvekilleri, yabancı sermayenin ilgisini çekebilmek için ülkemizdeki istikrarın ve uluslararası rekabet gücümüzün yüksek olması şarttır. Türkiye açısından bakıldığında ise dünya rekabet liginde yıldan yıla gerileyerek alt sıralara düşüyor olmamız, ülkemizin geleceği açısından üzerinde önemle durulması gereken bir gelişmedir. Sayın Başbakan tarafından dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olmakla övünülen ülke ekonomimiz, dünya ölçeğindeki büyük gelişmelere rağmen rekabet liginde âdeta yerinde saymaktadır. Bu durumun sürekli değişen ülke gündeminde gölgede kalmaması, aksine her zamandan daha fazla önemsenmesi gerekmektedir.

Günümüzde yeni yatırım yapmayı planlayan yerli ve yabancı sermayenin bazı nedenlerle tereddüde düştüğü ve yeni yatırımların şimdilik ertelendiği, mevcut yatırımların Türkiye yerine daha çok AB ülkelerine taşınmasının gündeme geldiği bir ortamda, Türkiye genelindeki tüm serbest bölgelerde azalan bir eğilim gösteren yeni ruhsat için başvuran yatırımcı sayısı da ihracat hamlesi ve istihdam açısından büyük tehdit teşkil etmektedir. Özellikle nihai amacı teşvik ve sektörel gelişme olan bu tür önemli konularda üretici ve yatırımcının görüşünü alan, birbirini körelten veya birbiriyle çelişen mevzuatın düzeltilecek yaklaşımlarla durumu kurtarmak adına değil, kalıcı ve nihai çözümler elde etmek amacıyla düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Diğer yandan, serbest ticaret bölgesi ve serbest üretim bölgelerinin entegre çalıştırılarak özellikle yatırımcı firmaların ekonomik risk, mevzuat vesaire gibi sorunlarının da çözülmesi gerekmektedir.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü talep ediyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Parsak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresinin “Bakanlar Kurulu tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Muharrem Erkek                                    Erkan Aydın                                      Tahsin Tarhan

       Çanakkale                                              Bursa                                                Kocaeli

   Candan Yüceer                                      İrfan Bakır                                          Çetin Arık

        Tekirdağ                                              Isparta                                               Kayseri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde geçen "Kurulunca" ifadesinin "Kurulu tarafından" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Baki Şimşek

         Denizli                                                Hatay                                                Mersin

İsmail Faruk Aksu                                Deniz Depboylu                                      Ruhi Ersoy

        İstanbul                                               Aydın                                              Osmaniye

     Kamil Aydın                                       Arzu Erdem

         Erzurum                                             İstanbul

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde yer alan "ülkeleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir" ibaresinin "ülkeleri belirlemeye Ekonomi Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Yıldırım                                     Aycan İrmez                                    Saadet Becerekli

           Muş                                                 Şırnak                                               Batman

       Erol Dora                                         Burcu Çelik

         Mardin                                                 Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde kim konuşacak Sayın Yıldırım?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gerekçeyi okutalım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklif düzeyinin ilgili bakanlıkça yapılması daha etkin bir planlama ve sonuç alınmasını sağlayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresinin “Bakanlar Kurulu tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İrfan Bakır (Isparta) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, Gazi Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, serbest bölgelerin mevcut işleyiş problemlerinin bertaraf edilmesi, ülkemizin lojistik potansiyeline katkı sağlayacak biçimde lojistik ve benzeri hizmet sunumunun kolaylaştırılması, ülke ekonomisinin ihtiyaçları ve cari açığın azaltılması bakımından önem arz eden uluslararası yatırımları çekmede serbest bölgelerin bir politika aracı hâline getirilmesi amaçlarıyla hazırlanmış olan bu kanun tasarısı aslında 9/3/2015 tarihinde kararlaştırılmıştır, 22/4/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir. Tasarı ekinde imzası bulunan Bakanlar Kurulu üyelerinin önemli bir kısmı Ekonomi Bakanı da dâhil olmak üzere değişmiş ancak İç Tüzük’ün 77’nci maddesi yapılmadan 23/2/2016 tarihinde Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü yazısı ve dönemin Başbakanının imzasıyla tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisi sunulmuştur. Kapak yazısında, ilgili Bakanlar Kurulu kararının yenilenmesinin uygun görüldüğü ifade edilmesine rağmen, yenilenmeye ilişkin Bakanlar Kurulu kararı talep edilmesine rağmen Komisyona sunulmamıştır. Tüm bu eksikliklere rağmen tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Yaklaşık son beş yıldır serbest bölgelere gereken önem verilmemiş, ihracat ve yatırımlarla beklenen katkı sağlanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde on sekiz serbest bölge faaliyet göstermektedir ve bu bölgelerde ticaret hacmi düşüş yaşamaktadır. 2015 yılında 20 milyar dolara, 2016 yılının ilk dokuz aylık döneminde ise 14,5 milyar dolara gerilemiştir. Ticaret hacminin yönü itibarıyla bakıldığında serbest bölgelere ve yurt içine, yurt içinden serbest bölgelere ve yurt dışından serbest bölgelere ticaret akışı, serbest bölgelerden yurt dışına yapılan ihracatın 2 katıdır. Bu da demek oluyor ki serbest bölgeler kuruluş amacına uygun çalıştırılmamakta ve yeteri kadar ciddiye alınmamaktadır. Hâlbuki serbest bölge dediğimiz yerler, ülkemizde geçerli olan ticari, mali ve iktisadi alanlarda hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sanayi ve ticari faaliyetler için teşvikler uygulanan ve fiziki manada ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerlerdir.

Bu bölgelerin amacı ise ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti geliştirmektir. Bu da serbest bölgelerin önemini ve ihmal edilmemesi gerektiğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, söz almış olduğum tasarının 6’ncı maddesi, yurt dışında serbest bölge oluşturulması hususunu düzenlenmektedir. Yani bu maddeyle serbest bölge kurulacak ülke, orada faaliyet gösterecek Türkiye'de yerleşik şirketlerin seçimi ve o şirketlere verilecek teşviklerde tek yetkili Bakanlar Kurulu olarak düzenlenmiştir. Ülke ekonomimiz için bu denli önem taşıyan serbest bölge, özel bölge, dış ticaret merkezi ve lojistik merkezlerinin kurulacağı ülkelerin seçiminde incelemelerin titizlikle yapılması ve objektif kararlar alınması hem ülkemizin bekası hem de milletimizin kalkınması açısından son derece önem teşkil etmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi, devlet ve milletin bekası için, aziz Türk milletinin huzuru ve güvencesi için atılan her adımı ölçüp tartmıştır, düşünüp taşınmıştır ve kararlarını verirken vatanı ve milletinin çıkarlarını ön planda tutmuştur.

Değerli milletvekilleri, biraz da milletimizin sorunlarına değinmek istiyorum. Mülakat mağduriyetleri olan öğretmenlerin bir türlü atanamaması, muharip gaziler ile diğer gazilerin eşit hak ve şartlara sahip olamamaları, vekil ebelerin ve daha birçok kolda görev yapan sağlıkçıların kadro alamaması, turizm mezunu gençlerimizin turizm il müdürlüklerinde kadro boşluğu bulamaması, emlak ve emlak yönetimi gibi birçok bölüm mezunlarına istihdam sağlanamaması, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarının hâlâ çözülmüş olmaması, 4/C ve taşeron işçilerin sorunları, 1.709 şube müdürü atamasındaki adaletsizliğin giderilmemesi, staj sürelerinin başlangıca sayılması, annelerin sigorta öncesi doğum borçlanması yapabilmesi, kamu kurum ve kuruluşlarında 4857 sayılı İş Kanunu’na göre kadrolu çalışanlar ve 25 bini bulan üniversite mezunu işçilerin memur olma mücadelesi, öğretmen atamaları için verilen sözlerin yerine getirilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) – Sayabileceğim daha çok konu var ancak burada süremiz bu kadar.

Hepinize çok teşekkür ederim.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdem.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Isparta Milletvekili Sayın İrfan Bakır. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle El-Bab’da şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımı saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz tasarıya baktığımızda, tasarı aslında Nisan 2015’te 24 madde olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş, 24’üncü dönemde kanunlaşmadan kadük kalmıştır yani durumu itibarıyla yasalaşması beklenen hatta geç bile kalan bir tasarıyı görüşüyoruz.

İlk olarak serbest bölgelerin ne olduğuna bakarsak eğer: Ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı veya kısmen uygulandığı, sanayi ve ticaret hayatı için daha geniş teşviklerin tanındığı, fizikî olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olarak tanımlanan, amaç olarak da ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişimlerini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek, uluslararası ticareti geliştirmek olan yerler.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi serbest bölgelerin ülke ekonomisindeki önemi, gerekliliği ve ekonomiye olan katkısı göz ardı edilemez durumdadır. Ancak yıllardır göz ardı edilmiş, gerekli düzenlemeler yapılmamış ve yeteri kadar önem verilmemiş, ihmal edilmiştir. Bu sebeple serbest bölgelerin ihracata ve yatırımlara beklenen katkısı yıllardır sağlanamamıştır. Uzun yıllardır serbest bölgelerin ticari hacmi artış göstermemiş, tam tersi olarak azalmıştır. Ülkemizde 18 serbest bölge faaliyet gösterirken 2011 yılında 23,6 milyar dolar olan ticaret hacmi 2015 yılında 20 milyar dolara, 2016’da ilk dokuz aylık dönemde de 14,5 milyar dolara gerilemiştir. Bu rakamsal sonuçlara bakıldığında konulan ticari ve yatırım hedeflerinin çok gerisinde kalındığını ve bu konunun yeterince ciddiye alınmadığını görmekteyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu kanun tasarısını gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda görüşürken tasarının amacını ülke ekonomisine katkı sağlanması, serbest bölgelerin işleyişindeki problemlerin çözülmesi, cari açığın azaltılması ve yabancı yatırımları ülkemize çekmek olarak ifade ettik. Ancak tasarının maddelerini ayrı ayrı incelediğimizde, bu amaçlardan uzaklaştığını, özellikle acele kamulaştırmaya imkân sağlamanın, bazı yatırımcılara imtiyaz sağlamanın ve Ekonomi Bakanlığının yetkilerini artırmanın amaçlandığını görmekteyiz. Bizim bu tasarıdan beklentimiz bu değildir. Ülkemizin içinde bulunduğu, sadece ekonomik alanda olmayan, gündelik hayatın ve dış politikanın kriz içerisinde olduğu, borcumuz toplam 493 milyar lirayken Türk lirasının değer kaybı yaşamasıyla bu borcun 570 milyar liraya ulaştığı bir süreçte, tasarıya yeterli özenin gösterilmemesi mevcut durumdaki sorunların çözümü için bir yol olmayacaktır. Ancak bu duruma çok şaşırmamak gerekir çünkü iktidarın ve Hükûmetin gündemi başka, ülkenin, vatandaşlarımızın gündemi çok başkadır. Ülkemizin, insanlarımızın asıl gündemi terör, işsizlik, sürekli değer kaybeden Türk lirası, geçim sıkıntısı, güvenlik ve eğitim iken, iktidarın gündeminde tek bir şey var, o da “Anayasa değişikliği.” Bu sorunlara samimiyetle eğilmedikten sonra, sokaktaki vatandaşlarımızın derdini ülkeyi yönetenler kendilerine dert edinmedikten sonra hiçbir sorun çözüme ulaşmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Sadece sonuçları kısa bir süre ertelemekten öteye geçemeyecektir.

Sonuç olarak ben sizlere ve aziz milletime şunu söylemek istiyorum: Gelecek için her yönüyle karamsar bir tablo çizmek doğru olmaz. Unutmayınız: Umutsuz durum yoktur, sadece umutsuz insan vardır. Bilmenizi isterim ki, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren var olan Cumhuriyet Halk Partisi oldukça, umutsuz tek bir insanımız da kalmayacaktır.

Ben, bu düşüncelerle, tasarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz ediyoruz.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, siz hiç adaletsiz davranmazdınız ama gerçekte yok.

BAŞKAN - 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin adaletinize hep bugüne kadar güvendik, inandık ama bu akşam…

BAŞKAN – Yine güvenmeye devam edin Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kamere kayıtlarına baksınlar.

BAŞKAN – Var Sayın Tanal, biz buradan sayıyoruz, var; olmasa “yok” derdim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi Sayın Başkanım, şu anda sisteme girsinler, varsa ben milletvekilliğinden istifa edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, çok rica ediyorum, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 90 kişi varmış Sayın Başkan, 90 kişi.

BAŞKAN - 7’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinde yer alan “büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlar” ibaresinin “büyük ölçekli ve öncelikli yatırımlar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Yıldırım                                     Aycan İrmez                                     Saadet Becerikli

           Muş                                                 Şırnak                                               Batman

 

       Erol Dora                                         Burcu Çelik

         Mardin                                                 Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

    Mustafa Elitaş                               Mehmet Doğan Kubat                                Halis Dalkılıç

         Kayseri                                              İstanbul                                              İstanbul

 

  Mustafa Açıkgöz                                     Şirin Ünal                                  İsmail Emrah Karayel

        Nevşehir                                             İstanbul                                              Kayseri

" "MADDE 7- 3218 sayılı Kanunun geçici 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesine "elde ettikleri kazançları" ibaresinden sonra gelmek üzere “ile serbest bölgelerde, bakım, onarım, montaj, demontaj, elleçleme, ayrıştırma, ambalajlama, etiketleme, test etme, depolama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan ve hizmetin tamamını Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara veren hizmet işletmelerinin, söz konusu hizmetlere konu malların serbest bölgelerden Türkiye'ye herhangi bir şekilde girişi olmaksızın yabancı bir ülkeye gönderilmesi şartıyla bu hizmetlerden elde ettikleri kazançları" ibaresi eklenmiş ve (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az % 85'ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir vergisi, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilir. Bu oranı % 50'ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bu yetkiyi, stratejik, büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlar ile konusu, sektörü ve niteliği itibarıyla proje bazında desteklenmesine karar verilen yatırımlara yönelik olarak, bölge, sektör ya da faaliyet alanı itibariyle farklılaştırarak veya kademelendirerek kullanabilir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir." "

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

  Muharrem Erkek                                    Erkan Aydın                                      Tahsin Tarhan

       Çanakkale                                              Bursa                                                Kocaeli

       Çetin Arık                                       Candan Yüceer                                  Onursal Adıgüzel

         Kayseri                                             Tekirdağ                                             İstanbul

MADDE 7- 3218 sayılı Kanunun Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ilk cümlesinde geçen, "Serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile serbest bölgelerde, bakım, onarım, montaj, demontaj, elleçleme, ayrıştırma, ambalajlama, etiketleme, test etme, depolama, film endüstrisi hizmetleri, ses ve görüntü kayıt, call center faaliyetleri, Ar-Ge ve Ar-Ge'ye dayalı hizmet ve döviz kazandırıcı niteliği olan diğer hizmet alanlarında faaliyette bulunan ve hizmetin tamamını Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında ve Serbest Bölgelerde bulunanlara veren hizmet işletmelerinin, söz konusu hizmetlere konu malların serbest bölgelerden Türkiye'ye herhangi bir şekilde girişi olmaksızın yabancı bir ülkeye gönderilmesi veya Serbest Bölgedeki şirketlere teslimi şartıyla bu hizmetlerden elde ettikleri kazançları" ifadesi eklenmiştir. İkinci fıkrasının (b) bendi "Bu bölgelerde üretilen ürünlerin (fason üretim dâhil) FOB bedelinin ve (a) bendinde belirtilen hizmet ve faaliyetlerin toplam fatura tutarının en az % 85'ini yurtdışına ihraç eden mükellefler ile bu mükelleflere üretim yapan fason üreticilerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanacak gelir vergisi, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek suretiyle terkin edilir. Bu oranı % 50"ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu bu yetkiyi, stratejik, büyük ölçekli veya öncelikli yatırımlara yönelik olarak, bölge, sektör ya da faaliyet alanı itibarıyla farklılaştırılarak veya kademelendirilerek kullanabilir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir" şeklinde değiştirilmiştir. İkinci fıkrasının (c) bendinde geçen "Bu bölgelerde gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kâğıtlar damga vergisi ve harçlardan" ibaresinden sonra gelmek üzere ", bölgelere satılan ve bölgelerde üretilen elektrik enerjisi TRT payı ile enerji fonundan" ibaresi eklenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Emin Haluk Ayhan                      Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Baki Şimşek

         Denizli                                                Hatay                                                Mersin

     Kamil Aydın                                    Deniz Depboylu                                İsmail Faruk Aksu

        Erzurum                                               Aydın                                               İstanbul

      Ruhi Ersoy

       Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına verdiğimiz önerge üzerinde konuşmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, malumunuz, bizler bu yüce Meclisin üyeleri olarak Türkiye'nin genel siyasetiyle ilgili birtakım çözüm önerileri üretmekle mükellef olduğumuz gibi, milletvekili olduğumuz illerin de yerel birtakım sıkıntılarını ifade etme, dile getirme ve varsa çözüm önerilerini sunmak da aynı zamanda görev ve sorumluluklarımız arasındadır.

Bugün, Türkiye'de 20’ye yakın bölgede faaliyet gösteren serbest bölge ve 2 binin üzerinde firmanın bütün paydaşlarının karşılaşmış olduğu birtakım sıkıntıların çözümüne yönelik birtakım iyileştirmeleri görüşmek üzere buradayız. Maalesef coğrafi ve iklim koşulları itibarıyla birçok imkânsızlıkları yaşayan milletvekili olduğum Erzurum ilimizin de 1990’ların başında bir serbest bölgesi vardı ama maalesef o dönemin bölgedeki sıcak siyasi gelişmeleri, özellikle Sovyetlerin çözülmesi ve Amerika’nın etkin bir şekilde İran’a ambargo uygulaması nedeniyle biraz kadük kalmıştır yani bir gelişim ifade edememiş, gösterememiştir. Dolayısıyla, düşük işlem hacminden dolayı kapanmak zorunda kalmıştır. Fakat bugün geldiğimiz nokta itibarıyla özellikle bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler kurmamızın öncelikle etkili olması, öte yandan bu ülkelerle ulaşımın daha da kolaylaşmış olması, bir de, malumunuz, geçenlerde ilimizi de kapsayan 23 ilde cazibe merkezi oluşturulması kanununun çıkmasıyla gerçekten bölgeye bir yatırım düşüncesinde olan sermayenin kayması söz konusudur. Bütün bunları dikkate aldığımızda, Erzurum’daki serbest ticaret bölgesinin yeniden açılması elzemdir. Bu anlamda 2’nci sanayi bölgemizi işleme soktuk ve orada 26 firmaya ön ruhsat verilmiş bulunmaktadır. Şayet Kalkınma Bakanlığında işlemler hızlı sürdürülürse özellikle yaptığımız çalışmalar şunu göstermektedir ki altı, sekiz ay içerisinde fabrikalar bir an önce bitirilip hizmete sunulacaktır. Bunun için biz serbest bölgemizin yeniden bölgemizde kurulmasından yanayız.

Öte yandan, Bakanlar Kurulunun mobilya, beyaz eşya ve konut edinme gibi bazı sektör ve kalemlerde KDV ve ÖTV oranlarında indirime gitmesi veya sıfırlaması vatandaşlarımızı kısmen rahatlatmıştır. Milletvekili olmaktan büyük onur duyduğum Erzurum başta olmak üzere, Doğu Anadolu illerimizde doğrudan ithal edilen ve yoğunluklu tüketilen doğal gaz başta olmak üzere, ısınmada kullanılan tüketim maddelerinde de benzer uygulamaya gidilmesi bölge insanının en büyük beklentisidir. Çünkü Doğu Anadolu’da yaşayan, toplumun her kesimindeki vatandaşlarımız zaten coğrafi ve iklim şartlarından dolayı fazladan maddi ve manevi bir bedel ödemektedirler. Buna bir de sekiz ay gibi uzun bir süre doğal bir ihtiyaç olan ısınma amaçlı kullandığı doğal gaz ve kömürün maliyeti eklenince ekonomik sıkıntılar bir tarafa sağlık sorunları da bölgede sıklıkla artmaktadır. Bizim burada dile getirdiğimiz, imkânsızı talep etmek olarak algılanmamalıdır. Çünkü vatandaş da şunu sorguluyor: Gezinti gemileri, yatlar, kotralar ve teknelerden alınan ÖTV, herhangi bir süre sınırlaması olmaksızın sıfırlanırken lüks tüketim olmayan, ısınma amaçlı yakıt tüketimindeki vergilerin düşürülmemesi gerçekten izaha muhtaçtır. Bu şartlarda esnaf da, işçi de, memur da, sanayici de ağır bedeller ödemektedir bölgemizde. Hatta geçen sene bu konuda, iyi hatırlıyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bölgede doğal gaz başta olmak üzere ısınma amaçlı kullanılan kömürün ÖTV’sinin kaldırılması noktasında 17 Şubat 2016 tarihli bir kanun teklifinde de bulunduk. Bu teklifimiz bugün de geçerlidir. Başta Erzurum milletvekilleri olmak üzere, Doğu Anadolu’nun bu kış şartlarında büyük bedeller ödeyen vatandaşının adına diğer bölge milletvekillerinin de desteğiyle inşallah bunu kanunlaştırır, halkımızı kısmen rahatlatmış oluruz diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunacağım...

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Tarhan, Sayın Akar, Sayın Aydın, Sayın Hürriyet, Sayın Tanal, Sayın Yedekci, Sayın Bakan, Sayın Engin, Sayın Gürer, Sayın Yıldız, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Yalım, Sayın Atıcı, Sayın Çam, Sayın Adıgüzel, Sayın Özdemir, Sayın Bakır, Sayın Kuşoğlu, Sayın Yeşil.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.39

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Erzurum Milletvekili Kamil Aydın ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ikinci defa yapılan yoklama işleminde toplantı yeter sayısı bulunamadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Şubat 2017 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.47



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 443 S. Sayılı Basmayazı 7/2/2017 tarihli 66’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.