TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  66’ncı Birleşim

                                                                                               7 Şubat 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin, millî eğitim müfredatına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin sorunları ile Artvin-Hopa (Cankurtaran) Tüneli’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki baz ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, yatlarda ve gezi teknelerinde KDV ve ÖTV’nin sıfırlanmasına, beyaz eşya, mobilya ve elektrikli ev aletlerinde KDV’nin düşürülmesine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin daha referandum olmadan başkanın bütçesini hazırladığına ve devletin en önemli kurumlarının Varlık Yönetim Fonu’na devredilmesine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanının referandumda nasıl taraf olabildiğini öğrenmek istediğine ve Hükûmetten bu konuda bir açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine bağlı KENT KONUT AŞ’de 50 milyonu aşan zarar ve skandalların ortaya çıktığına ve İçişleri Bakanlığının bir işlem yapıp yapmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem ve yine kısa bir süre önce Küçükkuyu beldesinde yaşanan sel felaketi nedeniyle bu bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de geçen yıl don ve dolu nedeniyle zarar gören çiftçilere ve Niğde-Gölcük arasında otoyol inşaatıyla tarım alanları alınan Pınarcık köylülerine gereken ödemelerin yapılması çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’da halkın sağlık konusundaki hizmetleri nedeniyle iktidara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde orman köylülerinin topraklarının 2/B kapsamında satılmasının köylülere büyük bir ihanet olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, müteahhidin altyapı çalışmalarını eksik ve kusurlu yapması ve yağan yağmurlar sebebiyle Misakça köyünde köylülerin tarlalarının sular altında kaldığına ve Gönen, Manyas ve Bandırma kara yollarının durumuna ilişkin açıklaması

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak çevre yolunun bir an önce bitirilmesi için bütçe tahsis edilmesi gerektiğine ve yolun geçtiği yerlerde istimlak edilen arazilerin bedellerinin hâlâ ödenmediğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Cizre vahşet bodrumunda öldürülüp yakılan 103 sivil vatandaşın ölüm yıl dönümüne ve vicdanları sızlatan bu vahşetin aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması için Meclisi göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, milletin daha güçlü bir Türkiye için “evet” diyeceğine inandığına ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, daha referandum süreci başlamadan “hayır” yönünde görüş bildiren ve çalışma yapan insanlara karşı acımasızca bir linç girişimi başlatıldığına ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, 9756 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle büyük kamu kuruluşlarının hazineye ait hisselerinin tamamının Varlık Fonu’na aktarıldığına ve İşsizlik Fonu’nun Varlık Fonu’na devredilip devredilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin’de can kayıplarına ve milyarlarca lira zarara mal olan fırtına ve sel felaketinin üzerinden günler geçmesine rağmen hâlen yaraların sarılmadığına ve çiftçilerin acil maddi destek beklediğine ilişkin açıklaması

 

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Gülpınar köyü açıklarında 5,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğine, Çanakkale Valiliği, AFAD, Kızılay başta olmak üzere bölgeye acil yardım ekiplerini gönderen belediyelere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına, depremle mücadelede can kaybını azaltmak, ekonomik kaybı minimum düzeye indirmek için stratejiler geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine ve 6 Şubat Osman Bölükbaşı’nın vefatının 15’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, tahliye edilen Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ve Başbakanın “hayır” diyenleri terörizmle yaftalamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 7 Şubat “MİT krizi” olarak adlandırılan sürecin yıl dönümüne, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Çanakkale halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve devletin ilgili bütün kurumlarının deprem bölgesinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan depreme, Roboski’de meydana gelen elim olayla ilgili köylülerin anma törenlerinin OHAL nedeniyle yasaklanmasına, iktidarı bu anlamsız uygulamasından vazgeçmeye ve bu ailelerin acılarını hafifletecek olan bir adaletin tesis edilmesi hususunda gereğini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, TRT’de yayınlanan bir belgeselde Milis Yarbay Osman Ağa’yla ilgili kullanılan bazı ifadeleri kınadığına ve bu belgeselin yayından kaldırılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

25.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, bölgede bulunan tüm belediyelere ve kamu kurumlarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

26.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, üç aylık tutukluluk süresi içerisindeki sıkıntılardan dolayı herhangi bir kin, öfke, nefret duygusu taşımadığına, barışı, demokrasiyi ve kardeşliği savunmaya devam edeceğine ve Parlamentodaki üçüncü büyük siyasi parti grubunun eş başkanlarının ve 10 milletvekilinin tutuklu olmasının ülkenin demokrasi tarihine yakışmadığına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Mayıs Soma maden faciasının yıl dönümünün “Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü” olarak ilan edilmesine ilişkin kanun teklifine karşı çıkılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 13 Mayıs gününün “Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü” ilan edilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasına olumlu oy vereceklerine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Tahliye edilen Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ile Ahmet Türk’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın tutuklanmalarını üzüntüyle karşıladığına ve Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya eşinin yaşamını yitirmesi nedeniyle başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Çanakkale ve çevresinde yaşanan depremden dolayı Çanakkale halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Halkların Demokratik Partisinin tüm tutuklu milletvekillerine bir kez daha geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve basında Şanlıurfa Milletvekili Dilek Öcalan’ın gözaltına alındığına dair bilgiler yer aldığına ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 30-31 Ocak 2017 tarihinde Belçika’nın Başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Genişleme Bölgesinde Yerel ve Bölgesel Yönetimler ve AB Bölgesel Politikası” başlıklı parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/906)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Doha Kalkınma Gündemi Küresel Emanet Fonu’nun mali desteğiyle Merkezî ve Doğu Avrupa, Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinin milletvekilleri için 21-23 Şubat 2017 tarihleri arasında Avusturya’nın Başkenti Viyana’da düzenlenecek olan Parlamenterler İçin Dünya Ticaret Örgütü Bölgesel Ticaret Çalıştayı’na katılması Genel Kurulun 3/1/2017 tarihli 49’uncu Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/907)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 30 Ocak-1 Şubat 2017 tarihlerinde Belçika’nın Başkenti Brüksel’de Malta Temsilciler Meclisi ve Avrupa Parlamentosu ile ortaklaşa olarak düzenlenecek olan Avrupa Sömestri Konferansı’na ve "Avrupa Birliği içinde İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/908)

 

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve 21 milletvekilinin, basına yönelik saldırıların arkasındaki güçlerin ve bunların nihai hedefinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/453)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin Hopa Dağı (Cankurtaran) Tüneli’nin taahhüt edilen süre zarfında tamamlanmamasının nedenlerinin ve inşaatta yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/454)

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve 26 milletvekilinin, çocuk istismarlarının ve yaşam standartlarının ihlalleri hakkındaki sorunların ve çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/455)

 

C) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in Başkanlık Divanı üyeliğinden istifasına ilişkin önerge (4/82) yazısı

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/196) esas numaralı 13 Mayıs Gününün Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/83)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, OHAL kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarına karşı uluslararası sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini incelemek amacıyla 18/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşları tarafından, Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM’un hazine hisseleri, Eti Maden ile ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesiyle ilgili 7/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında Bulunan Rus Defin Yerleri ile Rusya Federasyonu Topraklarında Bulunan Türk Defin Yerleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/656) ile Dışişleri Komisyonu ve Milli Savunma Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 440)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talebinde bulunan kadınlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/189)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 18 yaş altında ve engelli çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları hakkında sürmekte olan davalara ve tutuksuz yargılanan şüpheli sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/9226)

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türk Hava Yolları’nın Tunus’tan lüks bir uçak satın almasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/9822)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, bankalar lehine hacizli bulunan gayrimenkullere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/9925)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda boş bulunan engelli kadrolarına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/10050)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Gelir İdaresi Başkanlığınca hazırlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ Taslağı’na ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/10114)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda boş bulunan engelli kadrolarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/10138)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM bünyesinde hizmet veren Meclis Devlet Hastanesinin ısınma sorununa ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10146)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TBMM ile bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmet alımı yoluyla çalışan personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10148)

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türk Kızılay Derneğinin işe alım sürecine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/10155)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, mevzuatın engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesi bakımından taranmasına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/10169)

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Türk Hava Yollarının Bosna-Hersek Hava Yolları hisseleriyle ilgili işlemlerine ve uğranan zararın soruşturulmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/10195)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Anayasa Komisyonu toplantılarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10210)

14.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Moskova Deklarasyonu’na ve Fırat Kalkanı operasyonuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/10218)

15.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Ziraat Bankasınca yapılandırılan borçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10264)

16.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Türkiye Vakıflar Bankasınca yapılandırılan borçlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10265)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmet alımı yoluyla çalışan personele,

Bağlı kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen açılış törenlerine,

İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara,

Bağlı kurum ve kuruluşlarca Adıyaman’a yönelik hizmetler için ayrılan ödeneklere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in cevabı (7/10268), (7/10269), (7/10270), (7/10271)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen açılış törenlerine ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/10284)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/10286)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmet alımı yoluyla çalışan personele ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/10330)

21.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/10331)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen açılış törenlerine  ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10332)

23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmet alımı yoluyla çalışan personele ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10333)

24.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10334)

25.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, patates tüketimine ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10357)

26.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kütahya’nın Simav ilçesinde seracılığın geliştirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10358)

27.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, stratejik ürünler listesine ve pamuk ithalatına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10359)

28.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Bodrum’da mandalina üreticilerinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10360)

29.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, çiftçilerin tarım kredi kooperatifi borçlarına ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10361)

30.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Tarımsal ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hakkındaki çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/10364)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmet alımı yoluyla çalışan personele ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/10366)

32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/10369)

33.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Mardin ilindeki vergi tahsilatına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/10408)

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarca gerçekleştirilen açılış törenlerine,

İstanbul’da olası bir depremin etkilerinden korunmak için yapılan çalışmalara,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10444), (7/10448)

35.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de çıkan orman yangınlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10446)

36.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, İstanbul Beşiktaş’ta TBMM’ye ait bir otoparkın tahsisine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10562)

37.- Van Milletvekili Nadir Yıldırım’ın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylamasında gizli oylama kurallarına riayet edilmediğine yönelik iddialarla ilgili incelemeye ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10564)

38.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, OECD’nin bir raporuna ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10590)

39.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, dış politikayla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/10607)

40.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ekonominin durumuna ve değişimine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10608)

41.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarca Adıyaman’a yönelik hizmetler için ayrılan ödeneklere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10770)

42.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, sosyal medya paylaşımları sebebiyle hakkında işlem yapılan kurum personeline ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/10780)

43.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, TBMM TV çalışmalarının engellilerin erişimine uygun hale getirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10816)

44.- Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın, soru önergelerinin iadesi kapsamında yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10817)

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, ülkemizde 2016 yılında üretimi yapılıp tüketilen deterjan miktarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/10853)

46.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, 2002 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerince yöneltilen yazılı soru önergelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/11039)

7 Şubat 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Millî Eğitim müfredatı hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Sait Yüce’ye aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Yüce.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Isparta Milletvekili Sait Yüce’nin, millî eğitim müfredatına ilişkin gündem dışı konuşması

SAİT YÜCE (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde yapılan tüm yatırımlara ve güzel gelişmelere yaraşır bir şekilde, eğitimin de istenen seviyeye ulaşması için gayret ediyoruz.

Müfredat programları ait olduğu dersin tüm konularını öğrencilere kazandıracak hedef davranışları içeren metinlerdir. Eğitim sistemimizin ideolojik değil, bilimsel temeller üzerinde yükselmesini istiyoruz. Müfredat bir milletin geleceğini şekillendirir. İfsat komitelerinin, global güçlerin arzuları yönünde değil, bilimsel gerçekler millî değerlere sahip iyi insan yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Bugün aklıselim sahibi herkesi rahatsız eden şey, fen bilimlerinin dine muhalif göstererek inançsızlık zeminine oturtulmaya çalışılmasıdır. Fen bilimleri tüm ideolojilerden arındırılmalıdır. Yardımlaşma, hayat, rızık, denge, temizlik, israfsızlık, hikmet, gaye gibi gerçekler öğrenilmesi gereken asıl tabiat gerçekleridir. Bu yüzden müfredatlarda yaratıcının kâinat üzerindeki tasarrufunu, ilmini, iradesini, kudretini, hikmetini ve rahmetini görmezden gelerek kâinatı tesadüfe ve şuursuz tabiata veren bir anlayışa asla prim verilmemelidir.

Eğitimde kullandığımız bilim dilimiz Batı’nın hastalıklı ve şirke batmış dilini taklit etmemeli, hakikatin dili olmalıdır. Oysa bugün tabiat bilimlerinde kullanılmakta olan dil, Batı’nın geliştirdiği ve bize bilim dili olarak sunduğu bir dildir. Bir tahlile tabi tutulduğunda, objektiflikten uzak, bir tür inanç dili ve ideoloji dili olduğu kolayca anlaşılacaktır. Bir tabiat olayını açıklarken kullanılan fiiller dikkatli bir şekilde incelendiğinde görülecektir ki bu metinlerde sıklıkla karşılaşılan “oluşmuştur”, “gelişmiştir” şeklindeki ifadeler, içinde yaşadığımız kâinatta olup bitenlerin failsiz, amaçsız, hikmetsiz, tesadüfen, kendi kendine yahut evrim, doğa gibi birtakım kavramlar tarafından gerçekleştirildiği fikrini peşin bir inanç şeklinde zihinlere yerleştirmektedir.

BAŞKAN – Sayın Yüce, Genel Kurulda çok uğultu var.

Sayın milletvekilleri, Sayın Yüce kürsüde konuşma yapıyor ancak uğultudan dolayı ne söylediği gerçekten anlaşılmıyor. Kendi aranızda yapacağınız konuşmaları lütfen Genel Kurul dışında yapınız.

Sayın Yüce, buyurunuz, devam ediniz.

SAİT YÜCE (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu bakış açısıyla yetişen nesillerin kâinat algısı failsiz ve amaçsız bir şekilde meydana gelmiş, anlamsız bir âlem şeklinde teşekkül etmektedir. Tabii ki başıboş âlemde insanın da özel bir yeri ve anlamı yoktur; o da amaçsız, anlamsız ve başıboş bir şekilde bu âlemde bir süre yaşayıp sonra da yok olacak bir varlıktan ibarettir. Bu dil insanlara çaresizlikten ve ümitsizlikten başka bir şey katmamaktadır. Kur’an ise bakışımızı kâinata yönelten yüzlerce ayetinde bütün bu varlıkların ve olayların bir yaratıcı tarafından hikmetli bir şekilde ve insanın yararları gözetilerek düzenlendiğini anlatmaktadır. İnsanları bu ikilemden kurtararak ders kitaplarında Kur’an’ın diline ters düşmeyen bir dile ihtiyaç vardır. Bu dili kullanırken de varlıklarda ve tabiat olaylarında failsizlik ve amaçsızlık çağrışımı yapan yahut Allah’tan başkasına yaratıcılık özellikleri yakıştırmak anlamına gelen ifadelerden kesinlikle kaçınılmalı, her şeyin sonsuz bir hikmet ve iradeyle düzenlendiği gerçeği anlatılarak “gelişmiştir”, “oluşmuştur” şeklindeki ifadelerin “düzenlenmiştir”, “yapılmıştır” şeklinde yani her varlığın ve olayın arkasında bir fail ve sâni olduğu ihsas edilmelidir. Ayetikerimede, Mülk Suresi’nde “Yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratan da odur. Rahman’ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi çevir gözünü, bir kusur görüyor musun? Sonra, tekrar tekrar gözünü çevirsen de bitkin düşmüş, hor ve hakir hâlde o göz sana döner.” buyurulmaktadır.

İnsanlık, tarihi boyunca içinde yaşadığı dünyayı, evreni araştırmıştır. En büyük teleskoplarla makroâlem incelenirken elektron mikroskoplarıyla mikroâlemin derinliklerine inilmiş, bütün bu araştırma ve buluşlarsa kâinattaki nizamın mükemmeliyetine yönelik hayretin artmasına sebep olmuş, asla bir noksanlık ortaya çıkmamıştır. Bediüzzaman bu hakikati şöyle izah etmiştir: “‘Beyhude yoruldum, kusuru yok.’ demesiyle gösteriyor ki nizam ve intizam gayet mükemmeldir. Demek, intizamıkâinat, vahdaniyetin kati şahididir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAİT YÜCE (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika…

Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yüce, lütfen tamamlayınız.

SAİT YÜCE (Devamla) – “Mesela tıp fenninden sorulsa ‘Bu kâinat nedir?’ elbette diyecektir ki gayet muntazam ve mükemmel bir eczahaneikübrâdır, içinde her bir ilaç güzelce ihzar ve istif edilmiştir. Fennikimyadan sorulsa ‘Bu küreiarz nedir?’ diyecek gayet muntazam ve mükemmel bir kimyahanedir. Bir köy muhtarsız olmaz, bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz, bir harf kâtipsiz olamaz; biliyorsun. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur.” Bu misallerde olduğu gibi hangi bilim dalına objektif bir şekilde kulak verecek olursak bütün varlık âlemini bütün ayrıntılarıyla kuşatan muhteşem bir düzenin varlığına şahitlik ettiğini işitiriz. Zaten böyle olmasa pozitif bilimler olmazdı. Bilim, var olan bir düzeni keşfetmekten başka nedir ki? Onun için, gelin, evlatlarımızı bu muhteşem düzenin varlığını ve sahibini yok sayan anlayışların telkinlerine maruz bırakmayalım.

Teşekkür eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüce.

Gündem dışı ikinci söz, Artvin’in sorunları ile Artvin Hopa Cankurtaran Tüneli hakkında söz isteyen Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan’a aittir.

Sayın Bayraktutan, süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin sorunları ile Artvin-Hopa (Cankurtaran) Tüneli’ne ilişkin gündem dışı konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayırlı bir yasama haftası dileyerek sizleri saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayırlı konuşmalar olsun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Öyle olsun inşallah.

Değerli milletvekilleri, 29 Ekim 2010’da Artvin’de, Artvinliler için bir kâbus hâline gelen, Artvin’i Hopa’ya bağlayan, Rize’ye bağlayan Cankurtaran Tüneli’nin temel atma töreni yapıldı. O törenin yapıldığı tarihte ben de il başkanı olarak bulunuyordum. Dönemin Ulaştırma Bakanı şimdiki Başbakan törenin açılışında, 29 Ekim 2010’da bir konuşma yaptı, üç satırlık konuşmadan bir pasaj paylaşmak istiyorum, dikkat edin: “Ey Artvinliler, böylece sizlerin yarım asırlık hasretini sona erdiriyoruz. Ferhat ile Şirin’in buluştuğu gibi, bu tünelle Hopalılar Borçkalılarla, Artvinliler Ardahanlılar ve Erzurumlularla buluşacak. Artvin’in kaderini üç yıldan kısa bir sürede bu tünel bitirecek ve Türkiye'nin en uzun tüneli olacak.” diyordu değerli arkadaşlarım. Eğer şimdiki Sayın Başbakanın bu sözleri doğru olsaydı Ferhat ile Şirin tarihte hiç buluşmayacaktı değerli arkadaşlar, hiç buluşmayacaktı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, o tarihte -ben izliyordum- dönemin müteahhidini yanına çağırdı, dedi ki: “Gel bakayım buraya -İsimlerini de veriyorum şirket yetkililerinin: Birinin adı Bilal Çelik, diğerinin adı Esat Ulu- bir kurban pazarlığı yapalım.” dedi. İhale şartnamesinde ihalenin dokuz yüz on günde, otuz ayda biteceğine ilişkin amir hüküm vardı. Sayın Başbakan, o zamanın Ulaştırma Bakanı dedi ki: “Hayır, bunu kabul etmiyorum, bunu dört ay daha erkene çekeceğiz, yirmi altı ay.” El sıkıştılar, ben de oradaydım. “Kabul mü?”, “Kabul.” “Var mısın?”, “Varım.”, “Tamam mı?” “Tamam.” Biz kalktık hepimiz alkışladık, dedik ki: “Ne kadar güzel, Artvin’in bu kaderini ortadan kaldırıyorlar.”

Değerli arkadaşlarım, o tarihten bugüne kadar yirmi altı ayda biteceği iddia edilen tünelle alakalı olarak kaç ay geçti biliyor musunuz? Yetmiş beş ay geçti değerli Artvinliler, saygıdeğer Büyük Millet Meclisinin milletvekilleri. Yetmiş beş aydır Artvinliler tünelin bitmesini bekliyor.

Bakın, on beş güne yakındır Artvin’deydim. Artvin’in bir kaderi var, büyük bir sıkıntısı var. Artvin’de hastalar -Allah göstermesin- bir kalp krizi geçirdiği zaman, Artvin Devlet Hastanesinde anjiyo ünitesi yok, insanları ambulanslarla oradan öbür tarafa, en yakın devlet hastanesi niteliğinde olan Rize’ye göndermeye çalışıyoruz ama bakıyoruz ki hastalar Rize’ye giderken kardan dolayı, dağdaki bu ulaşım yetersizliklerinden dolayı bu dağı aşamıyorlar.

Geçen hafta bir koordinasyon toplantısı yapıldı -basına sızdı- Vali Karayolları Bölge Müdürüyle beraber bir toplantı yapıyor “Bu yol ne zaman bitecek?” diyor. Bana verilen bilgilere göre, basına sızan bilgilere göre 2018’de bitmesi çok zor çünkü bağlantı yollarıyla alakalı 2 firmanın arasında ihaleden kaynaklanan bir sorun var, Kamu İhale Kurumunda itirazlı olarak duruyor.

Sayın bakanlardan burada kimse var mı bilmiyorum. Değerli AKP milletvekilleri, bu konuyla alakalı şu anda bakın, cenaze orada duruyor. Hopa’da Cankurtaran Tüneli kapalı. Yapılmasıyla alakalı gereken girişimi yaptınız, teşekkür ediyorum ama bir yandan da yetmiş beş aydır bir cenazeyi orada saklıyoruz. Ben buradan soruyorum. Bakın, bundan önce de 4 kere sordum, 4 kere, yazılı soru. Soruyorum: “Bu tünel ne zaman açılacak?” Vallahi taştan ses var, Ulaştırma Bakanından, Başbakandan ses yok. (CHP sıralarından alkışlar) 4 kere soru sordum, yazılı soru, Meclis araştırmasında sordum. Bütün Artvinliler bekliyor ki, bu tünel ne zaman açılacak? Ben de yüce Parlamentodan bütün Artvin’e, bütün Parlamentoya, Türkiye'ye sesleniyorum: Hani Ferhat ile Şirin buluşacaktı? Ne zaman buluşacak bu Ferhat ile Şirin? Niye zamanında bitirmediniz? Niye zamanında bu bitmiyor? Artvinliler bu çileyi niye çekiyor? O dağda 1,5 metre karda bu kâbusu neden yaşıyorlar? Bunun bir an önce bitirilmesini talep ediyoruz değerli arkadaşlarım. Onunla alakalı girişimlerde bulunulmasını istiyorum.

Bunun haricinde bir problemimiz daha var: Artvin’de olağanüstü hâlle alakalı yasaklar devam ediyor. Basın açıklaması yapmak yasak, toplantı, gösteri yürüyüşü yapmak yasak. Artvin’de fiilen vali olan bir iş adamı var, o koyuyor yasakları, vali de koymuyor. Kaldırın bu yasakları, kaldırın bu aymazlığı ortadan.

Değerli arkadaşlarım, Cerattepe’yle alakalı, ki Artvin’in en büyük sorunu, Cerattepe başımızda bir bela olarak duruyor, Hükûmetle yaptığımız görüşmelerde “Namus, şeref sözü veriyoruz size. Yargılama süreci bitmeden, yargı herhangi bir şekilde kesinleşmiş karar vermeden Cerattepe’ye müdahale etmeyeceğiz.” diye namus, şeref sözü verdiler. Ama buna rağmen biliyoruz ki, şirket orada çalışmalarına devam ediyor değerli arkadaşlarım. Bu çalışmaları bir an evvel durdurup, yargı sürecinin sonucunu beklemek durumundayız.

Bir başka sorunumuz daha var: Havaalanı. Bakın, bu havaalanının ismi “Artvin-Rize Havaalanı.” Havaalanının ortada olması gerekiyor, her 2 ile de aynı uzaklıkta olması gerekiyor. Artvin Valiliğinden havaalanına 126 kilometre, Rize Valiliğinden havaalanına 34 kilometre. Biz mi hesap bilmiyoruz, bizim hesabımızda mı bir yanlışlık var değerli arkadaşlarım? Bu yanlışlıkların bir an evvel düzeltilmesi gerekiyor, Artvin’in mağduriyetlerinin bir an evvel önlenmesi gerekiyor.

Memleketimiz kırıktır, arazisi kırıktır, arazimiz bayırdır ama şunu bilin, bunlara rağmen kararımız “hayır”dır diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Konuyla ilgili olduğu için, 60’a göre bir dakika açıklaması olacak arkadaşımızın.

BAŞKAN – Sayın Kışla, 60’a göre yerinizden söz talebiniz var.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Artvin Milletvekili İsrafil Kışla’nın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hopa tüneli devam eden en büyük tünellerden bir tanesi, 5.300 metre, çift tüp olarak başladı. Tabii, geç kaldığı doğrudur. Tünel bitti aslında fakat bağlantı yollarında Hopa tarafında kamulaştırmadan dolayı bir yıl bir kayıp var. Diğer taraftan, Kamu İhale Kurumundaki itirazlar son buldu, firma netleşti, sözleşme yapıldı. İnşallah, 2017 içerisinde, bu yaza varmadan açılması planlanıyor. Bir an önce biter ve Artvinli de inşallah amacına ulaşmış olur diyorum.

Bu bilgiyi sizlerle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kışla.

Gündem dışı üçüncü söz, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter’e aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Yönter.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, İstanbul’un Şile ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Şile ilçesinin sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İstanbul’umuzun tabiat ve kültür varlıklarının zenginliğiyle ünlü şirin ilçesi Şile, İstanbul’un fethinden önce bölgeye yerleştirilen Türkmenler sayesinde altı yüz yılı aşkın bir süredir bu vatanın bir parçasıdır ve bir Türkmen yurdudur. Şile ilçemiz tabiat ve kültür varlıklarıyla turistik bir ilçe olmasının yanında yüzyıllardır Şile’ye bağlı köylerde yürütülen tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle de İstanbul’umuza önemli katkılarda bulunmaktadır.

1960’lı yılların sonundan itibaren Şile’nin 13 köyünü de kapsayan bir barajın yapılması planlanmıştı. 1987 yılında ilçede yapılan ölçüm ve teknik analizler neticesinde, köylerde yaşayan vatandaşlarımızın tapu kayıtlarının üzerine su havzası şerhi İSKİ lehine konulmuştu. O günden bu yana baraj inşaatı için müspet hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Tapu kayıtlarında mevcut bulunan şerhler nedeniyle Şile’nin köylerinde bir çivi dahi çakılmasına izin verilmemiştir. Şile’nin elli yıllık kanayan yarası hâline gelmiş bu proje hasebiyle Şile ve köylerinin gelişimi tamamen durmuş, büyüyen ailelerin köylerine gelip yatacak -deyim yerindeyse- bir damları dahi olmamıştır.

Şile’de, 1960’larda yapımı planlanan ama yılan hikâyesine dönen Osmangazi ve Sungurlu barajlarının yapımına bu yıl içerisinde tekrar başlanacağı ifade edilmiştir. Mevcut proje neticesinde pek çok köy ve mahallenin mezarlık ve camileri dahi sular altında kalacaktır ve bu, hiçbirimizin tasvip edemeyeceği bir yanlışlık olacaktır. Altı yüz yılı aşkın süredir ata topraklarında yaşayan Şileli köylülerimizin topraklarının bu şekilde yok olmasına gönlümüz razı değildir, hiçbir Şileli bunu onaylamamaktadır. Şile’nin köylerinde yaşayan vatandaşlarımız şikâyet hâlindedir. Kadim Türkmen obalarının yok olmaması, sular altında kalmaması adına, bölgede yaşayan vatandaşlarımız mevcut baraj projelerinin revize edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Büyük ve tek bir gölet alanının inşası yerine, su havzasının geniş ve alçak yataklarına yapılacak paket ve küçük barajlar hem bölgedeki taşkın tehlikesini ortadan kaldıracak hem İstanbul’un su ihtiyacını karşılayacak hem de yüzlerce yıllık tarihe sahip Türk obalarının muhafazasını mümkün kılacaktır. Baraj projesi revize edilemediği zaman pek çok tarım alanı, uyarıyorum, şimdiden ikaz ediyorum ki sular altında kalacaktır. Bölgede yıllardır yapılan tarım ve hayvancılık maalesef sona erme noktasına kadar gelmiştir. Dünyada buna benzer pek çok proje mevcuttur. Romanya’da Olga Nehri üzerinde yapılmış paket baraj, yine Romanya’da Slatina, Piteşti paket barajları, Avusturya’da Linz, İtalya’da Verona, Udine barajları örnek olarak gösterilebilecektir. Bu bölgelerde tarım ve hayvancılık faaliyetleri devam etmektedir. Bölgede yaşayanlar ise yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalmamışlardır. Dünyadaki bu örneklerin Şile köylerini kapsayan baraj projesi için de uygulanması yıllardır mağdur edilen Şileli köylülerimizi ziyadesiyle memnun edecektir ve beklentimiz budur, Şilelinin talebi budur.

Bu projeyle ilgili olarak Orman ve Su İşleri Bakanı, Çevre ve Şehircilik Bakanı son kez köylülerimize ve bölge halkına kulak vermelidir. Bizim de talebimiz, isteğimiz, arzumuz bu yöndedir. Şileli köylülerimizin mağdur edilmemesi, köylerimizin yok olmaması için projenin revize edilmesi şarttır.

Yine, Şile’de Darlık köyümüz var. Bu köyümüzün bulunduğu alana 1985’li yıllarda Darlık Barajı yapılmaya başlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yönter, lütfen tamamlayınız.

Buyurunuz.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Köylünün arazileri istimlak edilip valilik kararıyla köyün yeni yerleşeceği yer Köy Hizmetleri tarafından makinelerle düzenlenerek köylüye veriliyor. Darlık köylülerine on üç yıl sonra Orman İdaresince “Orman alanına yerleştiniz.” diye dava açılmış. Dava sonucunda yanlış yerleşimde köylünün herhangi bir kastı olmadığına fakat bir kısım binaların orman alanı içinde kaldığından müsaderesine karar verilmiş. Darlık Barajı nedeniyle yerinden yurdundan, toprağından olan ve baraj yapımı için gerekli fedakârlığı gösteren köylülerimiz, yeni yerleşim yerlerindeki orman vasfını kaybetmiş, mahkemece müsadere kararı verilmiş bu arazilerin -köylü lehine- orman arazisi vasfından çıkarılıp kendilerine verilmesini talep etmektedir.

Sözlerime burada son verirken Şile’nin Çataklı, Gökmaslı, Göksu, Hacıllı, Soğullu, Kalemköy, Geredeli ve Darlık köylülerimize de selamlarımı, hürmetlerimi, en iyi dileklerimi iletiyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hayırlı olsun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hayırlı olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yönter.

Sayın Tanal, 60’a göre, Şile’yle ilgili, İstanbul Milletvekili olarak sanırım bir açıklama yapma talebiniz var.

Yerinizden, bir dakika, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in yaptığı gündem dışı konuşmasındaki baz ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli hatibi kutluyorum. Bugüne kadar Şile’nin bu sorunlarını hep dile getirdik. Maalesef şu anda Şile Devlet Hastanesinde uzman doktor yok, hastaneye sevk edilen tüm hastalar direkt İstanbul’a sevk ediliyor. Aynı zamanda otoparkı yok, aynı zamanda belediye otobüsleri çalışmıyor, halk otobüsleri çalışıyor ve bu barajla ilgili alınan raporlar eski raporlardır. ÇED raporları güncelleştirilmemiştir. Güncelleştirilmediği için aynı zamanda vatandaş o bölgede bu konuyla ilgili de bilgilendirilmemiştir ve oradaki bilgilendirmeler de eksik ve siyasi baskılar nedeniyle yetersiz ve yok hükmündedir.

Bu sebepten dolayı, aslında orada fiziki ve coğrafi koşullar baraj yapılmasına uygun olmadığı hâlde baraj projesi halka yapılabilecek en büyük kötülük ve felakettir.

Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Tahliye edilen Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken ile Ahmet Türk’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın tutuklanmalarını üzüntüyle karşıladığına ve Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya eşinin yaşamını yitirmesi nedeniyle başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme giren ilk on beş milletvekiline yerlerinden söz vereceğim ancak sayın milletvekillerine söz vermeden önce, geçen hafta tahliye olan, 4 Kasım akşamı gözaltına alınan ve üç aylık bir cezaevi sürecinden sonra tahliye edilen Halkların Demokratik Partisi Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken’e geçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum. Yine, Sayın Ahmet Türk’ün tahliyesinden duyduğumuz sevinci burada özellikle sizlerle paylaşmak isterim. Hem Sayın Ahmet Türk’e hem de Sayın İdris Baluken’e bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi belirtmek isterim ancak hâlâ şu anda cezaevinde olan, bu Parlamentonun üyesi 12 milletvekilinin tutuklu olduğunu da belirtmek ve hatırlatmak isterim.

Sayın İdris Baluken’in tahliye olduğu gün 2 sayın milletvekilinin, Kars Milletvekili Sayın Ayhan Bilgen ve Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş’ın tutuklanmasını üzüntüyle karşıladığımızı ve tüm milletvekili arkadaşlarımızın bir an önce serbest kalması gerektiğini özellikle ifade eder, teşekkür ederim.

Ayrıca, Kocaeli Milletvekili Sayın Saffet Sancaklı’nın eşinin yaşamını yitirmesinden dolayı hem Sayın Sancaklı ailesine hem de Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna başsağlığı dileklerimi de belirtmek isterim.

Şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Sayın Gaytancıoğlu’yla başlayalım.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, yatlarda ve gezi teknelerinde KDV ve ÖTV’nin sıfırlanmasına, beyaz eşya, mobilya ve elektrikli ev aletlerinde KDV’nin düşürülmesine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Hayırlı günler diyerek başlıyorum.

Dört gün önce yani 3 Şubat 2017’de çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle yatlarda ve gezi teknelerinde KDV ve ÖTV sıfırlandı. Zaten bu yat ve gezi teknelerini kullanan kişiler mazotu ÖTV ve KDV ödemeden yaklaşık 1 lira 70 kuruştan alıyorlardı. Toprağa alın terini döküp ürettiğinin karşılığını alamayan, Atatürk’ün efendisi olan çiftçiler ise 1 litre mazota 5 liraya yakın ödemede bulunuyorlar. Son günlerde beyaz eşya, mobilya ve elektrikli ev aletlerinde KDV’yi düşürdünüz. Peki, neden çiftçinin mazotunu da KDV ve ÖTV olmadan 1 lira 70 kuruştan vermiyorsunuz? Tabii, siz sadece ithalatçıları düşünürsünüz, siz sadece aracıları düşünürsünüz. Çiftçiyi düşünmeniz ve ona ucuz mazot vermeniz için çiftçinin traktörüne gezi teknesi süsü vermesi mi gerekmektedir?

Hayırlı günler.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Hükûmetin daha referandum olmadan başkanın bütçesini hazırladığına ve devletin en önemli kurumlarının Varlık Yönetim Fonu’na devredilmesine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk halkı giderek yoksullaşırken Hükûmet daha referandum olmadan başkanın bütçesini şimdiden hazırladı bile. Bir pazar günü aldıkları kararla devletin en önemli kurumlarını Varlık Yönetim Fonu’na devrettiler ama petrol yok, doğal gaz yok, tasarruf yok, ihracat geliri yok. E, öyleyse fonun kaynağı neresi? O da belli: İşsizlik Fonu yağmalanacak. Resmî verilere göre 3 milyon kişinin işsiz olduğu Türkiye’de İşsizlik Fonu’nda biriken 100 milyar lira işsizlere verilmezken Varlık Fonu’na kaynak aktarılacak. Yani, kamunun malı satılacak, geliri kamuya değil özel sektöre aktarılacak. Hesaplarına göre de başkanın hiçbir denetime tabi olmayan bütçesi olacak. Halk mı? Başta Bursa olmak üzere ekmeğe yüzde 25 zam yapıldı, bu kimin umurunda?

Varlığımız saraydakilerin varlığına armağan oldu şimdiden.

Hepinize hayırlı günler diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

5.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanının referandumda nasıl taraf olabildiğini öğrenmek istediğine ve Hükûmetten bu konuda bir açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Başbakana. Cumhurbaşkanı Erdoğan önümüzdeki referandum çalışmalarında nasıl taraf olabiliyor? Yüksek Seçim Kurulu bu konuda yetkili olmadıklarını belirtip sorumluluk almıyor. Anayasa Mahkemesi de bu konuyu gündemine almıyor maalesef.

Hükûmete sesleniyorum, siz bu konuda bir açıklama yapmayacak mısınız? Tarafsızlık yemini etmiş bir Cumhurbaşkanı referandumda nasıl taraf olabiliyor? Bu bir anayasal suç değil midir? Gençler “hayır” broşürleri dağıtıyor diye gözaltına alınırken, Başbakan olarak, Sayın Cumhurbaşkanından ettiği yemine uygun hareket etmesini ne zaman isteyeceksiniz?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine bağlı KENT KONUT AŞ’de 50 milyonu aşan zarar ve skandalların ortaya çıktığına ve İçişleri Bakanlığının bir işlem yapıp yapmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2016 Ekim ayında açıklanan Sayıştay denetim raporunda, Kocaeli Büyükşehir Belediyesine bağlı KENT KONUT AŞ’de 50 milyonun üzerinde zarar tespit edildi. Satışlarda yapılan ekstra genel müdür indirimleri, sosyal konut olarak yapılan konutların birden fazla satın alınarak ticari amaç için kullanılması, vadeli satışlara peşin indirimi uygulanması, ramazan ayı olmamasına rağmen “toplu iftar faturası” adı altında ödenen haksız bedeller, görevlendirilen denetçiler raporlama yapmadığı hâlde bu denetçilere ödenen ücretler nedeniyle 50 milyonu aşan zarar ve skandallar ortaya çıkmıştır. 50 milyonluk zararın ve dinî değerleri istismar ederek ramazan ayına denk gelmeyen “iftar yemeği” denen organizasyonların hesabını kim verecektir? İçişleri Bakanlığı bu skandallar hakkında bir işlem başlatacak mıdır? Kurum içinde zarara neden olan şahıslar hakkında bir işlem yapılacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erkek…

7.- Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem ve yine kısa bir süre önce Küçükkuyu beldesinde yaşanan sel felaketi nedeniyle bu bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İki gündür Çanakkale depremlerle sallanıyor. Özellikle Ayvacık ilçemizin Yukarıköy, Kızılkeçili, Tuzla, Çamköy ve Gülpınar yöresinde 300’ün üzerinde ağır hasarlı ev mevcut. Birçok insan konutunu kaybetti, yaralılarımız var, telef olan hayvanlar var. Herkes hayırlı bir şeyler yaparak acıları sarmaya çalışıyor.

Kısa bir süre önce yine Ayvacık ilçemizin Küçükkuyu beldesinde –ki önemli bir beldedir- ciddi bir sel felaketi de yaşandı. Bu konuda biz 2 milletvekili olarak önerge de verdik. Bu bölgenin mutlaka ve mutlaka afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyor ki yaraları çok daha ciddi bir şekilde ve aileler açısından giderilmesi imkânsız mağduriyetler doğmadan saralım. Şu anda yapılanlar da çok çok önemli ama bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi ve bir an önce, özellikle bu soğuk kış günlerinde, bu dönemde evsiz kalan ailelere yardımcı olmamız çok önemli.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde’de geçen yıl don ve dolu nedeniyle zarar gören çiftçilere ve Niğde-Gölcük arasında otoyol inşaatıyla tarım alanları alınan Pınarcık köylülerine gereken ödemelerin yapılması çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Niğde çiftçilerinin çok yönlü sorunları vardır; ürünlerini zor koşullarda üretmekte ve pazarlamada sorun yaşamaktadır. Hükûmet ne yazık ki üreticinin hak edişlerini dahi zamanında vermeyerek mağduriyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Niğde ilinde 2016 yılında verilmesi gereken sertifikalı patates tohum desteği, yasaklı tarla desteği, hububat ve bakliyat desteği, mazot, gübre desteği gibi ödemelerin yapılmaması çiftçileri zor durumda bırakmıştır. Geçen yıl don ve dolu nedeniyle zarar gören çiftçi de gereken desteği alamamıştır.

Niğde-Gölcük arasında otoyol inşaatıyla tarım alanları alınan Pınarcık köylülerine yapılması gereken ödemeler yapılmadığı için köylüler aylardır mağdurdur.

Bir an önce çiftçilere yapılması gereken ödemelerin yapılması ve mağduriyetlerinin giderilmesi için Hükûmete çağrıda bulunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

9.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Bursa’da halkın sağlık konusundaki hizmetleri nedeniyle iktidara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkürler.

Geçtiğimiz iki hafta içerisinde Bursa’da dolaştım. İktidara sağlık konusunda teşekkür mesajı getirdim, diyorlar ki: “Artık ilaç almak için kuyruk beklemiyoruz çünkü birçok ilaç SGK kapsamından çıkarıldığı için paramız varsa alıyoruz.”, “Artık sıra beklemiyoruz, gelişen teknoloji sayesinde evimizden sıra alıyoruz; ölmezsek üç ay sonra MR, tomografi çektirebiliyoruz.”, “18 yaşına kadar herkese bakılıyor ama üniversite hastanelerinde günlük 50 lira yatak parası ödemek zorunda kalıyoruz, ödeyemezsek zaten evde ölüyoruz.”, “Hastanelerde sıra beklemiyoruz çünkü yoğun bakımlıksak zaten yoğun bakım olmadığı için ölüyoruz.” Ve sıra beklemedikleri için iktidara teşekkür ediyorlar.

Hayırlı çalışmalar diliyorum herkese.

BAŞKAN – Sayın Kayan…

10.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde orman köylülerinin topraklarının 2/B kapsamında satılmasının köylülere büyük bir ihanet olduğuna ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kırklareli’ye bağlı Demirköy ilçemizde orman köylüleri yüzlerce yıl bu topraklarda yaşamaktadırlar. Devlet, bu toprakları 2/B’ye ayırdığı yetmiyormuş gibi, şimdi de 2/B arazilerini onlara parayla satmaya çalışıyor hem de dönümünü 17 bin TL’ye. Trakya’nın en kıymetli arazisinin değeri 5 bin lirayken bu toprakları devlet o köylülere 17 bin TL’ye satmaya çalışıyor. Devlet kendi öz varlıklarını peşkeş çekerken iktidarın yandaşlarına, şimdi bu köylülerden 17 bin lira istemektedir. Bu, köylülere büyük bir ihanettir. Bunlar köylülerin kendi dedesinden, babasından kalma mallarıdır, bunlara bedava verilmesi gerekir çünkü bunların en doğal hakkıdır diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

11.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, müteahhidin altyapı çalışmalarını eksik ve kusurlu yapması ve yağan yağmurlar sebebiyle Misakça köyünde köylülerin tarlalarının sular altında kaldığına ve Gönen, Manyas ve Bandırma kara yollarının durumuna ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Balıkesir’den Meclisimize hayırlı selamlar getirdim.

Balıkesir’in Gönen ilçesinde, Bandırma ilçesinde Tahirova sulama çalışmaları var. Burada altyapı çalışmalarını müteahhidin eksik ve kusurlu yapması sebebiyle, yağan yağmurlar sebebiyle Misakça köyünde köylülerin tarlaları olduğu gibi sular altında kalmış. Köylülerin buğdayları bozularak köylünün bu dönemde harman yapamamasına neden olacak eksikli ve kusurlu hizmetler var. Buradan ben Orman ve Su İşleri Bakanımıza sesleniyorum: Bölgeye görevlileri göndererek derhâl gereken incelemeyi yapmanızı talep ediyorum.

İkincisi de Gönen ve Manyas kara yollarının, Manyas-Bandırma ilçe yollarının bugün traktörlerin dahi zor gideceği bir şekilde bozuk, hatalı, eksikli ve kusurlu olduğunu görüyorum. Buradan Ulaştırma Bakanımıza “Siz o bölgede hiç görevlilerinizi gezdiriyor musunuz, gönderiyor musunuz, görüyor musunuz?” diye sesleniyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

12.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak çevre yolunun bir an önce bitirilmesi için bütçe tahsis edilmesi gerektiğine ve yolun geçtiği yerlerde istimlak edilen arazilerin bedellerinin hâlâ ödenmediğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizi izleyen bütün vatandaşlarımıza ve de Meclisteki bütün çalışma arkadaşlarıma hayırlı işler diliyorum.

Uşak çevre yolunun bundan yaklaşık beş yıl önce ihalesi yapılmıştı. Ancak Uşak çevre yolu, sözleşme taahhüdü tarihi bitmesine rağmen bütçe verilememesi sonucundan dolayı maalesef tamamlanamamıştır, hâlâ üstyapı işlerine başlanamamıştır. Bir an önce Ulaştırma Bakanından bu çevre yoluyla ilgili gerekli bütçenin ayrılmasını, verilmesini talep ediyorum ve de yapıcı firmanın bir an önce çevre yolunu bitirebilmesi için bütçenin tahsis edilmesinin gerekmekte olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Yolun geçtiği yerlerdeki çiftçilerin arazileri, istimlak edilen arazilerinin de bedelleri hâlâ ödenmemiştir. Yaklaşık 150 civarında çiftçimiz hem arazilerini kaybetmiştir hem de arazilerinin bedellerini alamamıştır. Bu mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep ediyoruz.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Cizre vahşet bodrumunda öldürülüp yakılan 103 sivil vatandaşın ölüm yıl dönümüne ve vicdanları sızlatan bu vahşetin aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması için Meclisi göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Bugün Cizre vahşet bodrumunda hunharca öldürülüp yakılan 103 sivil vatandaşın ölüm yıl dönümü. İçlerinde onlarca çocuğun da bulunduğu bu vahşette cesetlerin çoğu tanınmaz hâlde bulundu. Hâlâ teşhis edilemeyen cesetlerin varlığından söz ediliyor. Geçen yıl bu konuyu defalarca gündeme getirmiştik. Bu vahşetin önüne geçilmesi için zamanın Başbakan Yardımcısı, İçişleri Bakanı ve Sağlık Bakanıyla irtibata geçilmiş, bir ambulansın bile olay yerine ulaşmasına imkân sağlanamamıştır.

15 Temmuz FETÖ darbesinden sonra, bu vahşeti yaşatanların büyük bir bölümü FETÖ soruşturmasından dolayı ya ihraç edilmiş ya da tutuklanmıştır. Bu olay, üstü kapatılacak bir olay değildir. Bu vahşeti unutmayacağız, unutturmayacağız. Vicdanları sızlatan bu vahşetin aydınlatılması, faillerin yargı önüne çıkarılması için Meclisi göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gözgeç...

14.- Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç’in, milletin daha güçlü bir Türkiye için “evet” diyeceğine inandığına ilişkin açıklaması

EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Cumhurbaşkanlığı sistemi, milleti ve onun iradesine güveni esas almaktadır. Millet, sandıkta Hükûmeti kuracak Cumhurbaşkanı için ayrı, yasama için ayrı oy kullanacak, kimi Cumhurbaşkanı seçerse Hükûmeti o kuracak; belirsizlik ortadan kalkıyor.

Geçmişte Meclisin Cumhurbaşkanını seçmesine izin vermeyenler, vesayet odaklarından medet umanlar, bugün de milletin karar vermesine engel olmak istemişlerdir. Halkımız nasıl ki o gün “Cumhurbaşkanını ben seçeceğim.” diyerek gereken cevabı verdiyse bugün de milletin iradesini esas alan bu değişikliği rejim krizi olarak sunmak isteyenlere gereken cevabı verecektir.

Yeni başlangıçlar hep “evet” le başlar, statükodan yana olanlar direnir “hayır” derler. Ben inanıyorum ki milletimiz ilk günkü aşkla daha güçlü bir Türkiye için “evet” diyecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu...

15.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, daha referandum süreci başlamadan “hayır” yönünde görüş bildiren ve çalışma yapan insanlara karşı acımasızca bir linç girişimi başlatıldığına ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başbakana sormak istiyorum: Daha referandum süreci başlamadan “hayır” yönünde görüş bildiren ve çalışma yapan insanlarımıza karşı acımasızca bir linç girişimi başlatılmıştır. Toplum güvenliğinden sorumlu kamu görevlilerince bu insanlara saldırılmakta, silah çekilmektedir. Mafya babalarınca tehditler savrulmakta fakat ne sizden ne de İçişleri Bakanından herhangi bir açıklama gelmemektedir. Elinde silahla sokakta poz verenler uydurma soruşturmalarla geçiştirilmektedir. Hatta, bizzat aracılığınızla “hayır” diyenleri terör örgütü üyesi ilan eden imalarda bulunulmaktadır. Sizin anladığınız demokrasi ve halk iradesine saygı böyle bir şey midir? “PKK, FETÖ ‘hayır’ dediği için biz ‘evet” diyoruz.” diyorsunuz. PKK ya da eski ortağınız FETÖ çıkıp biz “evet” diyoruz derse siz “hayır” diyecek misiniz? Halkımız bütün bunları görüp değerlendirecektir.

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

16.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, 9756 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle büyük kamu kuruluşlarının hazineye ait hisselerinin tamamının Varlık Fonu’na aktarıldığına ve İşsizlik Fonu’nun Varlık Fonu’na devredilip devredilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizdeki işsizliğin çok yönlü etkilerini azaltmak için 2002 yılında kurulmuş olan İşsizlik Fonu, 2016 yılı Aralık sonu itibarıyla 103 milyar liralık dev bir bütçeye ulaşmıştır. Fon kurulduğundan bu yana işsizlere ödenen toplam para ise aralık ayı sonu itibarıyla 14 milyar liradır. Öte yandan, 9756 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ülkemizdeki büyük kamu kuruluşlarının hazineye ait hisselerinin tamamı Varlık Fonu’na aktarılmıştır. Bu kapsamda, İşsizlik Sigortası Fonu’nun da Varlık Fonu’na aktarılacağı, bu paraların farklı yerlerde kullanılacağı söylenmektedir. Bir: İşsizlik Fonu Varlık Fonu’na devredilecek mi? İkincisi ise bu kurumlarda çalışanların sorunları nasıl halledilecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

17.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Mersin’de can kayıplarına ve milyarlarca lira zarara mal olan fırtına ve sel felaketinin üzerinden günler geçmesine rağmen hâlen yaraların sarılmadığına ve çiftçilerin acil maddi destek beklediğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Mersin’de can kayıplarına ve milyarlarca lira zarara mal olan fırtına ve sel felaketinin üzerinden günler geçmesine rağmen hâlen yaralar sarılmadı. Sel felaketi olduğunda alana ilk çıkan vekillerdendim. Bu afet karşısında acıyı, çaresizliği ve hüznü orada bizzat görüp vatandaşları teselli etmek için uğraştım. Vatandaşlarımız en azından bundan sonrası için devletin yanlarında olacağı tesellisiyle ayakta tutunmaya çalıştı. Beş gün önce yine beraberdim. Zarara uğrayan üreticilerimize, esnafımıza ve evi barkı yıkılan insanlarımıza yeterli destek verilmedi; çiftçilerimiz ikinci ekim için acil maddi destek bekliyorlar. Afet Fonu acil olarak gerekli mali kaynak için devreye girerse vatandaşlarımıza hayırlı bir iş yapmış olur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın milletvekilleri, son olarak, Çanakkale’de yaşanan depremden dolayı söz isteyen Çanakkale Milletvekili Sayın Öz’e bir dakika söz vereceğim yerinden.

Buyurunuz Sayın Öz.

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Gülpınar köyü açıklarında 5,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğine, Çanakkale Valiliği, AFAD, Kızılay başta olmak üzere bölgeye acil yardım ekiplerini gönderen belediyelere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6 Şubat tarihinde Ayvacık ilçesi Gülpınar köyü açıklarında 5,3 büyüklüğünde deprem meydana gelmiştir. Can kaybının olmadığı depremde, yapılan hasar tespit çalışmalarına göre, Ayvacık ilçesi Yukarıköy başta olmak üzere, 14 yerleşim biriminde 238 ağır hasarlı konut, 75 hafif hasarlı konut ve 31 ağır hasarlı ahır, depo tespit edilmiştir.

8 vatandaşımızın yaralandığı depremde 3 vatandaşımızın tedavileri devam etmektedir.

Çanakkale Valiliği, AFAD, Kızılay yetkilileri başta olmak üzere depremin haber alınmasından hemen sonra bölgeye acil yardım ekipleri gönderen Küçükkuyu Belediyesine, Ayvacık Belediyesi başta olmak üzere Çanakkale’deki tüm belediye başkanlarımıza, İzmir Büyükşehir Belediyesine, Beşiktaş ve Kadıköy Belediyelerine teşekkür ederiz. Yalnız, Yukarıköy’le birlikte Ayvacık’a bağlı Gülpınar, Taşağıl, Kızılkeçili ve civar köylerde hâlâ barınma, yiyecek, ilaç ve battaniye sorunu yaşanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Öz. Önemli bir mesele olduğu için size tekrar söz vereceğim.

Buyurun.

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Bu konuda, yardımların artırılarak devam ettirilmesi gerekmektedir, yıkılan konutlar var oturulamayacak şekilde. Evet, Çanakkale Valiliğimiz, AFAD ve belediyelerimiz oradadır, yardım etmektedirler ama bu yardımların acilen artırılması gerekir. Hâlen şu anda ilaç, battaniye ihtiyacı vardır.

Bir de şu konuyu çok kısa belirtmek istiyorum: İzmir Büyükşehir Belediyesinden battaniyeler ve çadırlar gelmiştir. Orada görevli yetkililer tarafından çadırların kurdurulmadığı haberini aldık. Çanakkale Valiliğini arayarak bu çıkarılan zorluğu giderdik; giderdik ama ilerleyen saatlerde de maalesef böyle bir zorluk çıkarılmış. Yani, burada, CHP’li belediye, diğer belediye şeklinde bakılmaması gerekir. Hangi belediye olursa olsun, gelen yardımda “Orada çadır kurulamaz.” şeklinde söylemler yanlıştır diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay, sizden başlayalım.

Buyurunuz.

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına, depremle mücadelede can kaybını azaltmak, ekonomik kaybı minimum düzeye indirmek için stratejiler geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine ve 6 Şubat Osman Bölükbaşı’nın vefatının 15’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İki gündür Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde vatandaşlarımızın ciddi bir şekilde hissettiği ve bazı köylerde yıkımlara sebep olan üç ayrı deprem ve onlarca artçı sarsıntı meydana geldi. Çanakkale Valiliğinden yapılan açıklamada, depremde 8 vatandaşımızın yaralandığını ve bazı evler ve camilerde hasarlar meydana geldiğini öğrendik.

Ege Denizi’ndeki bu hareketlilik deprem gerçeğini bir kez daha hatırlamamıza vesile olmuştur. Depremler, şüphesiz ki doğal afetlerdir ancak bu hususu bahane ederek göz göre göre bir felakete sürüklenemeyiz. Depremle, öncesi ve sonrasıyla iki aşamalı bir planla mücadele edilmeli ve önlem alınmalıdır. Elbette, son vakada Çanakkale’de AFAD ve Kızılay ekiplerini, vatandaşlarımızın yaralarını sarmak için yapmış olduğu çalışmalardan dolayı tebrik ve takdir ediyoruz. Ancak, depremle mücadele, sadece deprem sonrasında yara sarma odaklı bir politika değildir. Depreme hazır olmak, sadece deprem sonrasına hazır olmak değildir. Depremle mücadelede can kaybını azaltmak, ekonomik kaybı minimum düzeye indirmek için stratejiler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.

Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak Çanakkale Ayvacık’taki bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Ayrıca, 6 Şubat tarihi Osman Bölükbaşı’nın vefatının da yıl dönümüdür. Kimi siyasi şahsiyetler vardır ki Türk siyasetinin çok önemli simaları olarak tarihte haklı bir şekilde yerlerini almışlar ve siyasi hayatımıza damga vurmuşlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, ek sürenizi veriyorum.

Buyurunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Merhum Osman Bölükbaşı da gerek siyasi üslubuyla gerek duruşuyla ve milliyetçi, muhafazakâr dünya görüşüyle siyaset tarihimizin önemli simalarından biridir. 1958’de kurulan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin Genel Başkanlığına gelen Bölükbaşı, milliyetçi düşüncenin fikirden siyasete taşınmasında büyük bir rol üstlenmiştir. Halk arasında “Anadolu Fırtınası” lakabıyla anılan merhum Bölükbaşı, 1946 yılından başlayarak 1973 yılına kadar yer aldığı aktif siyasette hazırcevaplığıyla, hitabetiyle siyasetimizde derin izler bırakmıştır.

Bu vesileyle Osman Bölükbaşı’nı aramızdan ayrılışının 15’inci seneidevriyesinde rahmetle anıyoruz, ruhu şad olsun.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Özel, buyurun.

20.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, tahliye edilen Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’ya eşinin vefatı nedeniyle başsağlığı dilediğine, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi olarak vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ve Başbakanın “hayır” diyenleri terörizmle yaftalamasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Sayın İdris Baluken’e cezaevinde geçirdiği sürede… Buradan defalarca söylemiştik, milletvekillerinin tutuklu olarak yargılanmalarını hiçbir zaman doğru bulmuyoruz. Bir grup başkan vekilinin cezaevinde olması bu Parlamento için önemli bir ayıptı, bu ortadan kalktı, İdris Başkan aramıza döndü, kendisine geçmiş olsun diyoruz.

Sayın Saffet Sancaklı Anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında çok acı bir olay yaşamıştı, acısı bütün Parlamento tarafından paylaşılmıştı, kendisi de burada gelip çok duygu dolu ve bir aileye hitap eder gibi bir konuşma yapmıştı, hepimizin duaları kendisiyle, değerli eşiyle birlikteydi ancak daha sonra eşi Hakk’ın rahmetine kavuştu. Acılarını paylaşıyoruz. Sayın Saffet Sancaklı’ya bir kez daha başsağlığı diliyor, hem kendisine hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna acılarını paylaştığımızı ve yanlarında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Çanakkale’de dün yaşanan 5,3’lük deprem 13 köyde 8 vatandaşımızın yaralanmasına, çok sayıda vatandaşımızın evsiz kalmasına sebebiyet verdi. Olay duyulduğu andan itibaren Çanakkale Milletvekilimiz Bülent Öz bölgedeydi, biraz önce kendisi de izlenimlerini paylaştı. Sayın Muharrem Erkek de bugünden itibaren bölgeye hareket etti ve bundan sonra orada yer alacak. Cumhuriyet Halk Partisi olarak konunun takipçisi olduğumuzu ifade ediyor, vatandaşlara hızla devletin şefkatli elinin uzatılması gerektiğini düşünüyoruz.

Dün İzmir Büyükşehir Belediyesinin çadırlarının kurdurulmaması sürecini son derece yanlış olarak değerlendiriyoruz. Daha sonra kriz aşılmıştı ama bu tip durumlarda yardıma koşan hangi kamu kurum, kuruluşu olursa olsun oradaki mülki idarenin bu konuda ayrımcılık yapmadan davranması gerektiğinin altını çizmek isterim bir kez daha ve vatandaşlarımıza bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak geçmiş olsun diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun, tamamlayınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son olarak, dün Sayın Başbakanın hafta sonu yapmış olduğu konuşmaya Cumhuriyet Halk Partisi olarak tepkimizi dile getirmiştik ve kendisinden bir özür beklediğimizi söylemiştik çünkü halkın yarısına “terörist” diyen, evinde örgü ören, sobanın kenarında oturan, torunu “Anneanne referanduma ne diyeceksin?” diyen teyzelere “terörist” diyen bir Başbakanı kabul etmemizin mümkün olmadığını, “evet” kadar “hayır”ın, “hayır” kadar “evet”in vatandaşların referandumda kullanacakları ve bir vatandaşlık görevi olarak sandık başına gidecekleri ve tercihlerini belirleyecekleri bir noktayken ülkenin Başbakanının “hayır” diyenleri terörizmle yaftalamasını reddettiğimizi, Sayın Binali Yıldırım’dan özür beklediğimizi ifade etmiştik ama bugünkü grup toplantısında benzer ifadeler kullandı. Bunu kınadığımızı ve bu yaklaşımın Türkiye’yi kutuplaştıran, toplumu birbirine düşüren, toplumun bir kısmına bir kısmını hedef gösteren ve ahlaktan, siyasi ahlaktan yoksun bir davranış olduğunu ifade ediyor, kendisinden bu tavrını derhâl gözden geçirmesini ve durdurmasını talep ettiğimizi ifade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Turan, buyurun.

21.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 7 Şubat “MİT krizi” olarak adlandırılan sürecin yıl dönümüne, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle Çanakkale halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve devletin ilgili bütün kurumlarının deprem bölgesinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, ben de iki hafta sonra bir arada olmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek istiyorum; ümit ediyorum başarılı, huzurlu bir yasama dönemi olur bu yeni dönem.

Bugün 7 Şubat, Türk siyasi tarihinde önemli günlerden bir tanesi. Biliyorsunuz, beş yıl kadar önce “MİT krizi” adıyla ifade edilen bir operasyon, bir süreç başlamıştı. Aslında, o zamanki “MİT krizi” diye ifade edilen sürecin 17-25 Aralığın öncüsü olduğunu, 15 Temmuzun öncüsü olduğunu bugün çok daha net görüyoruz. Görüldü ki MİT krizi de, 17 Aralık da, 15 Temmuz da bu ülkenin millî iradesine, halk yönetimine yan bakan, engel olmak isteyen farklı güçlerin içerideki uzantıları. Bir daha gördük ki ortak değerlerimizin hep önde olması lazım. Siyasi parti fark etmeksizin, ideolojik ön yargı olmaksızın, gün geldiğinde beraber adım atmamız gerektiğini, MİT krizinde beraber durmamız gerektiğini, 17 Aralıkta beraber durmamız gerektiğini, 15 Temmuzda beraber durmamız gerektiğini bir daha görmüş olduk çünkü siyasi partiler bugün var yarın yok ama ülkemiz, bayrağımız, Hükûmetimiz, devletimiz ilanihaye olacaktır. O yüzden, ben tekrar 7 Şubat krizini hatırlatmak istedim.

Teşekkür ediyorum.

Onun dışında, Sayın Başkan, ben Çanakkale Milletvekiliyim. Arkadaşlar ifade ettiler, maalesef Çanakkale’mizde Ege merkezli olmak üzere iki günden beri sürekli devam eden bir deprem süreci başladı. Her depremden sonra “Bundan sonra daha küçüğü olur.” denmesine rağmen benzer sallantıların, depremlerin devam ettiğini üzülerek gördük. En büyük tesellimiz hiçbir can kaybının olmaması. 8 yaralımız var, 2’si kısmen ağır, asla ölümcül değil ama onun dışında bir cana ilişkin bir problemimiz yok hamdolsun. 13 köyümüzde ve 1 mahallemizde, Yukarıköy başta olmak üzere, Ayvacık’ın değişik köylerinde sıkıntılarımız var. Fakat, o kadar gururluyum ki her ne kadar üzüntülerimizi ifade etsek de, her ne kadar bu konuda mağduriyetleri ortaya koysak da devlet-millet kaynaşmasının ne demek olduğunu dün Çanakkale’de bir daha yaşadık. İlk andan itibaren vekillerimiz, valimiz, kaymakamımız, çevre belediyelerimiz, AFAD Başkanımız, Kızılay Başkanımız tüm ekipleriyle beraber deprem bölgesinde oldular. Asla şu an bir çadır ihtiyacımız yok, konteyner ihtiyacımız yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu an yeni duyuruyorum: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın girişimiyle 1 milyon 200 bin lira gibi bir rakam sadece ilk ihtiyaçlar için ailelere verilmek üzere gönderildi ve devamı gelecek. Bütün kurumlarımız, devletimizin ilgili kurumları orada. Yemek imkânları, barınma imkânları, sobalar, battaniyeler, çadırlar, konteynerler hepsi planlandı. Tabii ki oranın bir kriz yönetimi var. Başta valimiz olmak üzere tüm ekibimiz orada. “Ben şuradan geldim bunu yapacağım, oradan geldim bunu vereceğim.” Bu, doğru bir yaklaşım değil. Tüm belediyelerimiz, kurumlarımız o kriz merkezi koordinesiyle çalışıyorlar; ihtiyaç neyse, gerek neyse ona göre hareket ediyorlar. Vatandaşlarımızın uygun olmayan evlere girmesinin engellenmesinden tutun da geceleyin barınma imkânlarına, yemek imkânlarına kadar, hatta çay, kahvelerine kadar elimizden geldiğince uğraşıyoruz. O yüzden buraya bir siyasi yaklaşımla, ideolojik yaklaşımla o belediyeye destek verdik, buna vermedik tarzını doğru bulmuyorum. Her belediyemiz, AK PARTİ’li, CHP’li oraya gidecekler kriz merkezinin öngördüğü şekilde yardımcı olacaklar; özeti budur. Onun dışında sobalarımızın gittiğini, yardımların gittiğini, konteynerlerimizin gittiğini söylemek istiyorum. Depremden sonra ilk gün hiç kimsenin dışarıda kalmamış olması en büyük gururumuz. İnşallah daha büyük sıkıntı olmaz, inşallah deprem ve sallantılar durur ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – ...bir an önce kalıcı konutlar için çalışmaya başlarız. Hasar tespitleri bitirildi, bundan sonra diğer aşamalara geçildi.

Ben tekrar, emeği geçen tüm çalışanlarımıza, siyasetçilerimize ve devletimizin değişik görevlilerine teşekkür ediyorum.

Başta Ayvacık’taki 13 köyümüz olmak üzere tüm Çanakkale halkına geçmiş olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Başkanlık Divanı olarak Çanakkale ve çevresinde yaşanan depremden dolayı Çanakkale halkına geçmiş olsun dileğinde bulunduklarına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın Özel, biz de Divan olarak özellikle Çanakkale ve çevresinde yaşanan depremden dolayı Çanakkale halkına geçmiş olsun dileklerimizi ifade etmek istiyoruz. Yaralı olan vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyoruz ve tüm mağduriyetlerin bir an önce giderilmesi gerektiğini özellikle belirtmek istiyoruz.

Geçmiş olsun herkese.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili, zaten geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Defalarca da bu sebeple siz haklı olarak söz hakkı verdiniz ve ifade etti. Ancak orada Çanakkale Milletvekilimiz Bülent Öz’ün ifade ettiği bir konuda Sayın Bülent Turan’ın ifadeleri sanki biz genel koordinasyonun dışında bir şey yapmaya çalışmışız gibi algılanıyor. Müsaade ederseniz, seçmenlerin de son derece dikkatle takip ettiği bir ortamda Sayın Bülent Öz bir dakika bu konuda cevap hakkını kullanmak istiyor.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Öz.

Yerinizden bir dakika lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii efendim, yerinden.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Başkanım, oraya gelen İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri yani “Biz kendi bildiğimizle şuraya çadır kuracağız, buraya çadır kuracağız.” demedi. Elbette zaten Aziz Kocaoğlu da ekipleri gönderirken Çanakkale Valiliğinin koordinesinde bu işin yapılması gerektiğini söyledi. Orada, sadece orada ikili görüşmelerde, Çanakkale Valiliğinin de bilgisi dışında, bu izinler bir ara verilmedi, böyle bir kriz yaşandı. Ben de Çanakkale Valimizi aradım, bu kriz o anda aşıldı. Onu söylemeye çalıştım ben burada, yoksa İzmir Büyükşehir Belediyesi kendi bildiğini okumamıştır orada.

BAŞKAN – Anlaşıldı.

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Teşekkürler, sağ olun.

BAŞKAN – Peki Sayın Öz, teşekkür ederiz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşin başındayız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hep beraber başındayız, yerel yönetimler de biz de Çanakkale de.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, evet, siz yoktunuz burada, sayın grup başkan vekilleri söz haklarını kullandılar.

Buyurunuz, sizin de mikrofonunuzu açıyorum.

23.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan depreme, Roboski’de meydana gelen elim olayla ilgili köylülerin anma törenlerinin OHAL nedeniyle yasaklanmasına, iktidarı bu anlamsız uygulamasından vazgeçmeye ve bu ailelerin acılarını hafifletecek olan bir adaletin tesis edilmesi hususunda gereğini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de son birkaç gündür artçı sarsıntılarıyla birlikte birkaç kere Çanakkale ilimizde gerçekleşen depremde evi zarar görmüş, kendisi… Şükür ki hiçbir can kaybının olmayışından ötürü bu bizim sevinç nedenimiz. 8 kişinin yaralanmış olması bizi üzüntüye boğmuş ama bu yaralılara Allah’tan acil şifalar diliyorum. Parti olarak bu konuda bir an önce Hükûmetin harekete geçmesini ve daha fazla mağduriyetlerin açığa çıkmaması için gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş yıl önce 28 Aralık 2011’de savaş uçaklarıyla 34 çocuğumuzun ölümüne neden olan Uludere’nin Roboski köyünde meydana gelen elim olay sonrası etkin bir soruşturma yürütülmedi. Bu konuda özellikle cezasızlık toplum vicdanında derin yaralar açmış durumda ve bu vicdansızlık durumu devam ediyor. Ancak iki haftadan beri bu köylülerin her perşembe günü hem dinî vecibelerini yerine getirmek, çocuklarının mezarları başında Fatiha okumak hem de bir adalet arayışı içerisinde, hiçbir kin, nefret, rövanşist duygu gütmeden özellikle adalet arayışıyla bir anma düzenlenmesi ucube bir şekilde OHAL gerekçesiyle yasaklanmış bulunmaktadır. Düşünün, akla zarar bir durumla karşı karşıyayız. Annelerin, kardeşlerin kendi kardeşleri ve evlatları üzerinde dua etmeleri, Fatiha okumaları ve dinî vecibelerini yerine getirmeleri, ki bu hem bir dinî vecibe hem de bir toplumsal geleneğimizdir. Her perşembe günü akşamı mezarları başında ölülerin arkasından dualar okunur. Bu, OHAL gerekçesiyle yasaklanmış. Düşünün, şuursuzluk siyasi iktidarda öyle bir noktaya varmış ki, dua okuma bile maalesef KHK’larla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, ek sürenizi veriyorum.

Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

…olağanüstü hâl gerekçe gösterilerek ibadetler, dinî vecibeler, anmalar yasaklanmaktadır. Bu, olsa olsa bir akıl tutulmasına tekabül eder. Bu, bir siyasi iktidarın veya devletin gücüne delalet değildir. Güçlü devletler, güçlü iktidarlar öz güven sahibidir ve böyle bir acziyete başvurmazlar. Nasıl bir akıldır ki -bir siyasi iktidar- hayatlarını, çocuklarının hayatını elim bir şekilde, elim bir kazada kaybetmiş olanların mezarı başında dua etme ve onları anma hakkı olağanüstü hâl gerekçe gösterilerek engelleniyor. Siyasi iktidarı bu konuda ivedi olarak bu anlamsız, saçma sapan uygulamasından vazgeçmeye ve bunların, bu ailelerin acılarını hafifletecek olan bir adaletin tesis edilmesi hususunda gereğini yapmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Sayın Bektaşoğlu, bir bilgilendirme yapmak için söz istemişler.

Sayın Bektaşoğlu, bir dakika mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurun.

24.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, TRT’de yayınlanan bir belgeselde Milis Yarbay Osman Ağa’yla ilgili kullanılan bazı ifadeleri kınadığına ve bu belgeselin yayından kaldırılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genç yaşında katıldığı Balkan Savaşı’nda bir ayağını kaybederek gazi olan ve bu nedenle Topal Osman olarak anılan Milis Yarbay Osman Ağa Kurtuluş Savaşı’na Giresun yöresinde kurduğu gönüllü alaylarla katılmış, zaferin kazanılmasında, ülkemizin işgalden kurtarılmasında önemli bir başarı elde etmiştir. Giresun eski belediye başkanlarındandır, cumhuriyetimizin kurucu kadrosunda yer alan şahsiyetlerindendir, kahramanlarımızdan birisidir. Atatürk’ün canını emanet ettiği Muhafız Alayının ilk komutanıdır.

Tüm bunlar ortadayken, devletin yayın organı olan, milletin vergileriyle kurumsal varlığını sürdüren TRT’den milyonlarca lira verilerek hazırlanan belgeselde bilgi ve belgeye dayanmadan, objektifliği tartışılan kişiler tarafından ona “katil”, “cahil” gibi hakaret dolu ifadelerle saldırılmasını kınıyorum, lanetliyorum. Bu belgeselin derhâl yayından kaldırılmasını ve Giresunlulardan özür dilenmesini bekliyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bektaşoğlu.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 30-31 Ocak 2017 tarihinde Belçika’nın Başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Genişleme Bölgesinde Yerel ve Bölgesel Yönetimler ve AB Bölgesel Politikası” başlıklı parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/906)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 30-31 Ocak 2017 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Genişleme Bölgesinde Yerel ve Bölgesel Yönetimler ve AB Bölgesel Politikası” başlıklı Parlamentolar Arası Konferansına Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                            Ahmet Aydın

                                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                           Başkanı Vekili

Ad ve Soyad                           Seçim Çevresi

Murat Bakan                           İzmir

Ertuğrul Kürkcü                        İzmir

Celalettin Güvenç                    Kahramanmaraş

Cemil Yaman                          Kocaeli

Mustafa Baloğlu                      Konya

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Doha Kalkınma Gündemi Küresel Emanet Fonu’nun mali desteğiyle Merkezî ve Doğu Avrupa, Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinin milletvekilleri için 21-23 Şubat 2017 tarihleri arasında Avusturya’nın Başkenti Viyana’da düzenlenecek olan Parlamenterler İçin Dünya Ticaret Örgütü Bölgesel Ticaret Çalıştayı’na katılması Genel Kurulun 3/1/2017 tarihli 49’uncu Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/907)

3/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) Doha Kalkınma Gündemi Küresel Emanet Fonunun mali desteğiyle Merkezî ve Doğu Avrupa, Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinin milletvekilleri için 21-23 Şubat 2017 tarihleri arasında Avusturya'nın başkenti Viyana'da düzenlenecek olan “Parlamenterler İçin Dünya Ticaret Örgütü Bölgesel Ticaret Çalıştayı”na Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması hususu Genel Kurulun 3/1/2017 tarihli 49'uncu Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                            Ahmet Aydın

                                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                           Başkanı Vekili

Ad ve Soyad                                      Seçim Çevresi

Mehmet Galip Ensarioğlu                   Diyarbakır

Tahsin Tarhan                                   Kocaeli

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 30 Ocak-1 Şubat 2017 tarihlerinde Belçika’nın Başkenti Brüksel’de Malta Temsilciler Meclisi ve Avrupa Parlamentosu ile ortaklaşa olarak düzenlenecek olan Avrupa Sömestri Konferansı’na ve "Avrupa Birliği içinde İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilen heyetleri oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/908)

3/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

30 Ocak-1 Şubat 2017 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de Malta Temsilciler Meclisi ve Avrupa Parlamentosuyla ortaklaşa olarak düzenlenecek olan "Avrupa Sömestri Konferansı" ve "Avrupa Birliği İçinde İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu Parlamentolar Arası Konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 18/1/2017 tarihli 61’inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                            Ahmet Aydın

                                                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                           Başkanı Vekili

Ad ve Soyadı                      Seçim Çevresi

Bülent Kuşoğlu                   Ankara

Cemal Öztürk                      Giresun

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Eren Erdem ve 21 milletvekilinin, basına yönelik saldırıların arkasındaki güçlerin ve bunların nihai hedefinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/453)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1 Kasım seçimlerinin ardından 2016 yılının Ocak ayı itibarıyla toplumsal kutuplaşmanın derinleştirilmesiyle birlikte toplumsal muhalefete yönelik baskı ve susturma politikaları da ciddi bir oranda artmıştır. İçinde bulunulan baskı koşullarından en çok yurttaşlara gerçekleri duyurma bilinci ve sorumluluğuyla hareket eden tarafsız medya etkilenmiş ve bu nedenle, yapılan haberlerin objektifliği ve niteliğinden çok, haberin “hangi kişi, grup, parti veya politikalara” hizmet ettiği tartışma konusu hâline getirilerek medya kutuplaştırılmak istenmiştir.

Son aylarda ciddi düzeyde artan işçi cinayetleri, kadın katliamları, terör saldırıları, yabancı ülkelerle yaşanan sıkıntılar gibi konuları haberleştiren tarafsız basın, yaratılan bu algı nedeniyle âdeta düşmanlaştırılmıştır. Yaptığı haber nedeniyle birçok gazeteci, köşe yazarı ve düşün insanı çeşitli suçlamalara maruz bırakılıp yargılanmıştır. Bir yandan Cumhuriyet gazetesi yazarları Can Dündar ve Erdem Gül’ün 1’i ağırlaştırılmış 2 müebbet ve kırk iki yılla yargılanmasının yarattığı korku psikolojisi sürerken, diğer yandan Cumhuriyet gazetesi Haber Koordinatörü Ayşe Yıldırım Başlangıç gibi, hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinden soruşturma başlatılan gazetecilerin sayısının artması, gazetecilerin otosansür uygulamasına ve objektif haberciliğin bir gereği olarak tarafsız ve gerçekliği olduğu gibi aktarmak yerine iktidarın istekleri doğrultusunda haberin bilgisini dönüştürmeye zorlanmasına neden olmaktadır.

Bir diğer sansür ve baskı aracı olarak, TCK 299’uncu maddede geçen “Cumhurbaşkanına hakaret” gibi, neredeyse hiçbir gelişmiş demokraside örneği bulunmayan bir suçlama yoluyla gazeteciler ve köşe yazarları korkutulmaya ve sindirilmeye çalışılmaktadır. 2015 Aralık ayında Birgün gazetesinin Yayın Danışmanı Barış İnce, Yazı İşleri Müdürü Berkant Gültekin ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Can Uğur’un “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan on bir ay yirmişer gün hapis cezasına çarptırılmasının ardından yeni yılla birlikte onlarca gazeteciye "eleştiri sınırını" aştığı gerekçesiyle aynı kapsamda davalar açılmıştır. En son Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Özgür Mumcu'nun 18 Mart 2015 tarihli "Zalim ve Korkak" yazısı gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla dört yıl sekiz aya kadar hapsi istenmiştir.

Medyaya ve gazetecilere yönelik sistematik saldırı sadece yargı yoluyla cezalandırma ve korkutma taktiklerini değil medya gruplarına yönelik ekonomik yaptırımları da kapsamaktadır. Bu anlamda birçok medya kuruluşuna RTÜK gibi kurul ve yargı yoluyla cezalar ve tazminat yaptırımları uygulanmaktadır. Bu cezaları karşılayamayan basın kuruluşları maddi zorluklara maruz bırakılarak yayın hayatını sürdürmeye zorlanmaktadır. Diğer taraftan, iktidar baskısı nedeniyle bazı kuruluşlar maddi zorlukları gerekçe göstererek "İktidarın hoşlanmadığı" haberler yapan basın emekçilerinin işine son vermektedir.

İnternet medyası da benzer şekilde medyaya yönelik sistematik saldırının hedefi hâlindedir. Sendika.org'da olduğu gibi bir haber sitesinin 8 kere kapatılması durumunun, faşist ve diktatörlükle yönetilen ülkeler hariç neredeyse hiçbir dünya ülkesinde örneği yoktur. Sosyal medyada bireysel olarak haber paylaşan, haberlere yorum yapan ve görüş bildiren kişiler de bu baskılara bağlı olarak saldırı altındadır.

Yaşanan tüm bu süreçler, medyaya yönelik açıkça ve alenen sistematik ve iktidar eliyle yapılan bir saldırı yapıldığının ve ülkemizde doğru ve tarafsız haber yapmanın bir bedeli olduğunun göstergesi niteliğindedir. Bu anlamda medyayı ve basın emekçilerini tehditlere karşı korumanın yollarının tespiti büyük önem arz etmektedir.

Basına yönelik saldırıların arkasındaki güçlerin ve bunların nihai hedefinin tespit edilmesi, baskı, sansür ve tehditlerin engellenmesi, gazetecilerin cezaevlerindeki koşullarının iyileştirilmesi ve medyanın sindirme politikalarına karşı desteklenmesinin yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci maddesi ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Eren Erdem                                           (İstanbul)

2) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

3) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

4) Nihat Yeşil                                            (Ankara)

5) Onursal Adıgüzel                                   (İstanbul)

6) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

7) Vecdi Gündoğdu                                    (Kırklareli)

8) Ünal Demirtaş                                       (Zonguldak)

9) Kemal Zeybek                                        (Samsun)

10) Mehmet Göker                                     (Burdur)

11) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

12) İrfan Bakır                                           (Isparta)

13) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

14) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

15) Muharrem Erkek                                   (Çanakkale)

16) Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

17) Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

18) Yakup Akkaya                                      (İstanbul)

19) Bülent Öz                                            (Çanakkale)

20) Elif Doğan Türkmen                             (Adana)

21) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

22) Musa Çam                                           (İzmir)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin Hopa Dağı (Cankurtaran) Tüneli’nin taahhüt edilen süre zarfında tamamlanmamasının nedenlerinin ve inşaatta yaşanan aksaklıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/454)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin Hopa Dağı (Cankurtaran) tünelinin taahhüt edilen süre zarfında tamamlanmaması ve inşaatta yaşanan aksaklıkların araştırılıp, yerinde tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

1)      Uğur Bayraktutan                                 (Artvin)

2)      Ünal Demirtaş                                      (Zonguldak)

3)      Kadim Durmaz                                     (Tokat)

4)      Kemal Zeybek                                      (Samsun)

5)      Nihat Yeşil                                           (Ankara)

6)      Gülay Yedekci                                      (İstanbul)

7)      Ceyhun İrgil                                         (Bursa)

8)      Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

9)      Vecdi Gündoğdu                                   (Kırklareli)

10)     Mehmet Göker                                      (Burdur)

11)     Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

12)     İrfan Bakır                                           (Isparta)

13)     Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

14)     Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

15)     Muharrem Erkek                                   (Çanakkale)

16)     Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

17)     Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

18)     Yakup Akkaya                                      (İstanbul)

19)     Bülent Öz                                            (Çanakkale)

20)     Elif Doğan Türkmen                             (Adana)

21)     Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

22)     Musa Çam                                           (İzmir)

Gerekçe:

Artvin Hopa Cankurtaran tünel inşaatı yılan hikâyesine dönmüş durumda. 2010 yılında Ulaştırma Bakanı tarafından temeli atılan tünelin henüz tamamlanmamış olması, verilen sözlerin yerine getirilmemiş olması beraberinde büyük soru işaretlerine neden olmuştur.

29 Ekim 2010 tarihinde Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım tarafından Artvin Hopa Cankurtaran tünelinin temel atma töreninde Bakan Yıldırım tarafından yapılan konuşmada “...böylece sizlerin yarım asırlık hasretinizi sona erdiriyoruz. Ferhat'ın Şirin’le buluştuğu gibi bu tünelle Hopalılar Borçkalılarla, Artvinliler Ardahanlılar ve Erzurumlularla buluşacak. Artvin'in kaderini değiştirecek tünelin temelini atıyoruz. Üç yıldan kısa bir süre sonra bu tünel bitecek ve Türkiye'nin en uzun tüneli olma özelliğini taşıyacak.” ifadelerine yer verilmiş, dokuz yüz on günde tamamlanması gereken projenin daha erken tamamlanabilmesi için projenin yüklenici firma temsilcileri Bilal Çelik ve Esat Ulu'yu kürsüye çağırarak firma temsilcileriyle pazarlık yaptığı ve tünelin iki yıl iki ayda tamamlanması konusunda söz aldığını temel atma törenine katılan ve televizyonu başından izleyen vatandaşlarımız bizzat gözlemlemiştir.

Ancak aradan geçen süre zarfında, bırakın iki yıl iki ayda, normal süresi olan dokuz yüz on günde bile tamamlanmayan projenin yapımı gecikmiş, tünel henüz trafiğe açılmamıştır. Temel atma töreninin üzerinden neredeyse altı senelik bir zaman geçmiş olmasına rağmen tünel maalesef tamamlanamamıştır.

Artvin Hopa Dağı tünelinin tamamlanamaması konusunda birçok iddialar mevcuttur. İnşaatın taahhüt edilen süre zarfının uzaması, hafriyat ve yüklenici firmaların yapılan protokole ek olarak ücret talep etmeleri, ihale şartnamesine uygun olmayan işlerin yapıldığı şekilde birçok iddialar ve nihayetinde inşaatın tamamlanmamış olması gibi birçok cevapsız sorular kamuoyundan cevap beklemektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında Artvin Hopa Dağı (Cankurtaran) tünelinin taahhüt edilen süre zarfında tamamlanmaması ve inşaatta yaşanan aksaklıkların araştırılıp, yerinde tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım ve 26 milletvekilinin, çocuk istismarlarının ve yaşam standartlarının ihlalleri hakkındaki sorunların ve çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/455)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çocuk istismarlarının ve yaşam standartlarının ihlalleri hakkındaki sorunların ve çözüm önerilerinin sunulması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederiz.

1) Özkan Yalım                                          (Uşak)

2) Kazım Arslan                                         (Denizli)

3) Kadim Durmaz                                       (Tokat)

4) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

5) Musa Çam                                             (İzmir)

6) Ceyhun İrgil                                          (Bursa)

7) Hüseyin Yıldız                                       (Aydın)

8) Ahmet Akın                                            (Balıkesir)

9) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

10) İrfan Bakır                                           (Isparta)

11) Tekin Bingöl                                        (Ankara)

12) Veli Ağbaba                                         (Malatya)

13) Nihat Yeşil                                          (Ankara)

14) Vecdi Gündoğdu                                  (Kırklareli)

15) Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

16) Ünal Demirtaş                                     (Zonguldak)

17) Mehmet Göker                                     (Burdur)

18) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

19) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

20) Muharrem Erkek                                   (Çanakkale)

21) Hüseyin Çamak                                    (Mersin)

22) Mevlüt Dudu                                        (Hatay)

23) Yakup Akkaya                                      (İstanbul)

24) Kemal Zeybek                                      (Samsun)

25) Bülent Öz                                            (Çanakkale)

26) Elif Doğan Türkmen                             (Adana)

27) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

Gerekçe:

Çocuklarımızın yaşadığı istismarlar, ihlaller ve haksızlıklar hepimizi derinden yaralamaktadır. Ülkenin gelecek nesli olan çocuklarımızı her alanda devlet korumalı ve daha iyi yetişmeleri için gerekli yasal düzenlemeleri yapması zorunludur.

Maalesef okul çağındaki çocuklarımız kırmızı ışıklarda dilendirilmeye, ayakkabı boyacılığı yapmaya ve değişik iş dallarında çalıştırılmaya zorlanmaktadır. Gerekli eğitimleri almadıkları için sokaklarda büyüyen çocuklarımız maalesef başta bali olmak üzere bir çok uyuşturucu maddeye çok rahat ulaşabilmektedir. Bir başka husus ise aileleri tarafından terk edilen veya şiddet mağduru olan çocuklarımızın çocuk esirgeme yurtlarında iyi konumda yetiştirilmedikleri ve istismarlara uğradıkları kamuoyunca bilinmektedir. Bununla ilgili olarak da neredeyse her gün yazılı ve görsel basında bir acılı dramla karşılaşmaktayız.

Ülkemizin geleceğini oluşturacak ve ülke yönetiminde söz sahibi olacak, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışacak, aile reisi olacak çocuklarımızın en iyi şekilde yetiştirilmesi ve hiçbir mağduriyete uğramadan devlet tarafından izlenmeleri ve takip edilmeleri şarttır. Bununla ilgili kurulacak olan Meclis araştırma komisyonunun bahsettiğimiz konular üzerinde ve çocuklarımızı ilgilendiren diğer alanlarda incelemeler yaparak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için komisyonun kurulması önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Çanakkale Milletvekili Sayın Gider sisteme girmiş.

Sayın Gider, buyurun, size de yerinizden söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider’in, 6 Şubatta Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yaşanan deprem nedeniyle vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, bölgede bulunan tüm belediyelere ve kamu kurumlarına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

AYHAN GİDER (Çanakkale) – Öncelikle yaşadığımız depremle ilgili tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileğinde bulunuyorum.

Dün sabahtan itibaren bölgedeydik, Yukarıköy’deydik, etkilenen diğer köylerimizi gezdik. Gerek valiliğimiz gerek Kızılay gerek AFAD ve tüm kurumlarımız üzerine düşen vazifeyi yaptılar. En kısa sürede vatandaşlarımıza sıcak yemek dağıtımı başladı. Akşam geçici çadırları, bugün de konteynerleri kurulmaya başladı. Allah’a şükür ki aç ve açıkta hiç kimse yok. Bölgedeki tüm belediyelerimize ve kamu kurumlarımıza bu anlamda teşekkür ediyorum. Gösterdikleri ilgi için de tüm kamuoyuna teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gider.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Başkanlıkça, Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in Başkanlık Divanı üyeliğinden istifasına ilişkin önerge (4/82) yazısı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Adana Milletvekili Sayın Elif Doğan Türkmen’in Başkanlık Divanı üyeliğinden istifasına ilişkin yazısı 4/2/2017 tarihinde Başkanlığımıza ulaşmıştır.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, OHAL kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarına karşı uluslararası sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini incelemek amacıyla 18/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

7/2/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/2/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                           Ahmet Yıldırım

                                                                                                                                                   Muş

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Ekim 2016 tarihinde, İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından verilen 3086 sıra numaralı, OHAL kapsamında Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşlarına karşı uluslararası sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini incelemek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 7/2/2017 Salı günlü Birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Mardin Milletvekili Sayın Mithat Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Sancar.

Buyurun.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından olağanüstü hâl ilan edilmişti biliyorsunuz ve 21 Temmuzda yürürlüğe girmişti olağanüstü hâl. Hükûmetin olağanüstü hâl ilan kararında ayrıca bazı uluslararası sözleşmelerin askıya alındığına dair bir beyan da vardı. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletlerin Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin bazı maddeleri bu beyan gereğince askıya alınmıştı, daha doğrusu Hükûmet bunları askıya aldığını belirtmişti.

Şimdi, olağanüstü hâl rejimleri de birer hukuk rejimi olarak kabul edilir çağdaş hukuk devleti sistemlerinde. Bunun böyle kabul edilmesinin bir nedeni vardır. Tabii, keyfîlik yönetimi değildir olağanüstü hâl rejimleri. Geçici olmak zorundadır, kısa olmak zorundadır, olağanlaşmamak zorundadır. Bu nedenle de uluslararası standartlar öngörülmüştür. Bu uluslararası standartlar tam da iki dünya savaşı arasında otoriter ve totaliter rejimlerin yükselişinin verdiği tecrübeden çıkarılmış derslerdir.

1945 sonrası oluşan uluslararası hukukta olağanüstü hâl yönetimlerinin hangi sınırlara göre uygulanacağı da belirlenmiştir. Dediğim gibi burada altını çizmemiz gereken şey şu: İki dünya savaşı arası dönemde 1920’lerin sonlarından itibaren dünyada çeşitli ülkelerde otoriter rejimler yükselmiş ve bunlar olağanüstü hâl rejimleri kurmak suretiyle yerleşik hâle gelmişlerdir. İtalya’da faşizmin, İspanya’da Franco rejiminin falanjizminin ve Almanya’da Nazi rejiminin öncülüğünü olağanüstü hâl uygulamaları yapmıştır. İşte, bu tecrübeyi dikkate alan insanlık âleminin temsilcileri olağanüstü hâlin keyfî olamayacağını belirlemiş ve bunun için standartlar koymuştur. Dolayısıyla, bir olağanüstü hâl rejiminin hukuka uygun meşru kabul edilebilmesi için bu sınırlara uygun işlemesi gerekiyor ama maalesef Türkiye'de bu sınırlara uygun işlemiyor.

Evet, uluslararası hukuk olağanüstü hâl rejimlerinde uluslararası bazı sözleşmeleri ya da bazı sözleşmelerin bazı hükümlerini askıya alma hakkı tanıyor. Ancak dokunulamayacak çekirdek alanı da belirlemiştir. Hiçbir şart altında ihlal edilemeyecek haklar vardır uluslararası hukukta. Savaş sırasında dahi ihlal edilmesi kabul görmeyen haklardır bunlar ama maalesef, burada, ülkemizde bu son sekizinci ayını doldurmakta olan olağanüstü hâl uygulamalarında bu çekirdek alan haklarının da ihlal edildiğini görüyoruz, hem de sıklıkla ihlal edildiğini söylememiz mümkün. Mesela, işkence yasağı savaş sırasında bile ihlal edilemeyecek bir güvencedir ama maalesef bu süre içinde bu da ihlal edilmiştir.

Yine, “medeni ölüm, sivil ölüm” anlamına gelen insanları kişilik haklarından ve kişilik statüsünden yoksun bırakma uygulamaları da yasaktır, hiçbir dönemde kabul edilemez. Oysa işten atmalara göz attığımızda, işten atma uygulamalarına baktığımızda bugün işten atılanların hiçbir kamu kurumunda görev almaları mümkün değil; ayrıca, başka bir işte çalışmaları da önleniyor. Kısacası, sanki sivil ölüm yaratılıyor bu uygulamalarla.

Arkadaşlar, bunların ötesinde, bakın, dikkatinizi çekmek istediğimiz çok önemli bir nokta var: Olağanüstü hâl uygulamaları, aynı zamanda, Türkiye’de hem 2014’teki yerel seçimlerin hem 2015’teki genel seçimlerin sonuçlarını ve etkilerini hükümsüz kılmaya yönelik operasyonların da vesilesi yapılmıştır. Olağanüstü hâli fırsat bilerek, Hükûmet, yerel yönetimlere kayyum ataması uygulamasını getirmiştir.

Farkında mısınız değerli milletvekilleri… Gerçi burada fazla milletvekili yok dolayısıyla, AKP sıralarına hitap etmek için fazla bir sebep de bulunmuyor çünkü gerçekten, en fazla 15 kişi var, 315 kişiden 15 kişi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yeter, yeter.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Biz buradan halkımıza seslenelim ve şunu söyleyelim: Olağanüstü hâl uygulamalarıyla en büyük ihlal nerede oldu? Yerel seçim sonuçları iptal edildi. Bugün DBP’ye bağlı 70’in üzerinde belediyeye kayyum atanmış durumda. DBP’nin kazandığı belediyelerin yüzde 80’ine yakını bugün kayyumla yönetiliyor. Bu ne demektir? Halkın iradesinin geçersiz, iptal edilmesi demektir. Halkın iradesini iptal yetkisini nereden alıyor bu Hükûmet? Olağanüstü hâl şartlarından aldığını söylüyor. Olağanüstü hâl şartları ve uygulaması eğer seçimlerin sonuçlarını geçersiz kılma yetkisi tanıyorsa, öyle yorumlanıyorsa bu olağanüstü hâl uygulamaları Hükûmet tarafından, demek ki olağanüstü hâli bir uluslararası hukuk rejimi, hukuk devleti çerçevesinde işleyecek bir rejim gibi görmüyor, tam tersine, seçimlerin sonuçlarını bile tanımayacağı bir diktatörlük, bir keyfîlik rejimi olarak görüyor; esasen, böyle de uygulanıyor.

Ayrıca, 2015 Kasım seçim sonuçları da geçersiz kılınmak isteniyor bu olağanüstü hâl süresi boyunca. Aslında, 7 Haziran seçimlerinin nasıl geçersiz kılındığını hep birlikte yaşadık ve bunu defalarca bu kürsülerden, bu kürsüden, buradan dile getirdik. Hangi operasyonlarla, hangi manevralarla 7 Haziran seçim sonuçları iptal edildi, bunları ayrıntılı anlattık. Hadi, tamam, o şartlarda 1 Kasımda seçime gidildi ama 1 Kasım seçim sonuçları da iptal edildi.

Bizim partimizin eş genel başkanları dâhil, bugüne kadar 14 milletvekili tutuklandı, 2’si serbest bırakıldı, şu an cezaevlerinde 12 milletvekilimiz var ve bunların arasında 2 tane eş başkanımız var. İl, ilçe örgütlerimiz boşaltıldı, bunların hepsi olağanüstü hâli fırsat bilen uygulamaların sonuçlarıdır. Elde bir yargı kararı yok, elde herhangi makul bir suçlamaya temel oluşturacak bir delil yok ama ortada olağanüstü hâlin verdiği keyfî yetkiler var.

Şimdi, bu uygulamalarla Türkiye’yi bir referanduma götürmektedir bu Hükûmet, bu AK PARTİ ve Cumhurbaşkanı. Ancak, referandum süresince de belli ki bu keyfî imkânları, bu sınırsız yetkileri kullanacak. Centilmence bir mücadeleye yanaşmayacağı ortada. Milletin yarısı “hayır” derse, bu yarıyı terörist ilan etmiş durumda. Bırakın yarısını, yüzde 40’ı desin, yüzde 45’i terörist mi olacak? Gerekçeniz olmayınca, sürekli kendi tezlerinizi destekleyecek gerekçeler bulamayınca karşı tarafı teröristlikle suçlamak en kolay yol. Terörizmin kendisi toplumu tehdit etmektir, tanımı budur, toplumu tehdit altında tutmaktır ve bugün AKP’nin de yaptığı budur, sürekli bir tehdit söylemi ve tehdit pratiğiyle yönetiyor. Bunun adı, gerçek anlamda, geniş anlamda terörizmdir arkadaşlar. Eğer böyle yapmaya devam ederseniz, Türkiye’yi kalıcı olağanüstü hâl şartlarına mahkûm etmek istediğiniz sonucunu çıkarmak gerekiyor buradan. Zaten, Anayasa değişikliğiyle hedeflenen de Türkiye’de olağanüstü hâli kalıcı hâle getirmektir. Sadece olağanüstü hâli değil, bu vesileyle toplumu ikiye bölme uygulamasını da derinleştirme gibi bir hedefi vardır AKP’nin bu değişiklikle. Evet, daha önce de uyardık, bu süreç hem Anayasa değişikliğindeki fikirler, öneriler hem de referandum süreci toplumu keskin bir şekilde kutuplaştırma ve sürekli bölünmüş hâlde tutma süreçleridir. AKP, bunları böyle işletmektedir, şimdiden önümüze çıkmaya başladı bu örnekler. Başbakanın konuşmasını herhangi bir şekilde kabul etmenin imkânı yoktur arkadaşlar.

Biz olağanüstü hâl vesilesi veya fırsatıyla getirilen bütün bu hukuksuzluklara, haksızlıklara “hayır” diyoruz. Bu “hayır”ımızı referandum sürecinde de en etkili şekilde göstereceğiz, en etkili şekilde “hayır” kampanyamızı yürüteceğiz.

Hükûmetin bir başka oyununa da dikkat çekmek gerekiyor. “Hayır” vermek isteyen çevreleri birbirine düşürme niyetindeler, bunun için de çeşitli, basit ve bana göre ucuz manevralara başvuruyorlar. Biz herkesin kendi gerekçesiyle “hayır” oyu vermesini, “hayır” kampanyası yürütmesini meşru, normal bir durum olarak görüyoruz. Kendimiz de kendi gerekçelerimizle “hayır”ı, “hayır” kampanyasını bütün imkânlarla sonuna kadar yürüteceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Bir dakika daha tanıma imkânınız var mı?

BAŞKAN – Sayın Sancar, lütfen tamamlayınız.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Farklı gerekçelerimiz olabilir “hayır” için, “hayır” kampanyasında farklı üsluplar, sloganlar, farklı yöntemler kullanabiliriz ama ortak paydamız ortadadır arkadaşlar. Biz Türkiye'de bu gidişata birlikte hayır demek zorundayız; Türkiye'de keyfî yönetime, bu soygun düzenine, sürekli yalanlarla manipüle edilen ortama hayır demek zorundayız. Her birimizin evet dediği değerler farklı olabilir, ilkeler farklı olabilir ama evet dediğimiz ilkeleri, değerleri gerçekleştirebilmemiz için bu gidişatı durdurmamız lazım. Bu gidişatı durdurma konusunda kim elinden ne geliyorsa mutlaka yapmalıdır. Biz HDP olarak kendi “hayır”ımızı en net şekilde ortaya koyuyoruz ve herkesin kendi “hayır”ını hayırlı sonuçlar için, ülkenin hayrı için kullanacağını düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Hamza Dağ.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, HDP grup önerisi aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Olağanüstü hâl, 19 Temmuz 1987 tarihinde o dönemde terör örgütleri üzerindeki meseleden dolayı geçici olarak ilan edilmiş ve 2002 yılına kadar 46 kez aralıksız olarak uzatılmıştır. 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde “Herkes özgür olmadıkça kimse özgür değildir.” anlayışıyla -AK PARTİ 2002 yılında iktidara gelmesinin hemen ertesinde- o dönemde uygulanan olağanüstü hâli kaldırmıştır ve AK PARTİ iktidara geldiğinde 3 Y, yasaklardan, yolsuzluktan bahsederek yasakları da tamamen ortadan kaldıracağını ifade edip burada olağanüstü hâli ortadan kaldırmış. Neticesinde ve sonrasında bugüne kadar da demokratikleşme anlamında, özgürlük anlamında birçok düzenlemeler yaparak Avrupa Birliği normları noktasında çok önemli düzenlemeler yapmıştır. Bu noktada milletimiz de defalarca AK PARTİ’yle birlikte olduğunu ve AK PARTİ’nin bu düzenlemelerine destek verdiğini girmiş olduğumuz seçimlerde desteğini en üst seviyede vererek göstermiştir. O süreçten bu sürece gelinceye kadar açıkçası ülkemizde tabii, birçok badireler yaşandı. Sadece yönetimden kaynaklanan değil, vesayet rejiminin devamı noktasında da birçok sıkıntılar, birçok problemler yaşandı ama son birkaç yıldır yaşadığımız çok önemli sorunlar var.

Birincisi, 17-25 Aralık sürecini yaşadık. 17-25 Aralık sürecinde o dönemde devletin içine girmiş, hukuk üzerinden seçilmiş iktidara karşı darbe yapma yoluna gittiler. Bu kürsüden defalarca konuştuğumda ve değişik vesilelerle artık darbe girişimi olduğu anlaşılmayınca da birkaç defa başkaca dillerde de ifade ettiğim gibi 17-25 Aralık esasında bir darbe girişimiydi, MİT tırları bir darbe girişimiydi ve bu 17-25 Aralığı, MİT tırları operasyonlarını yapanlarla ilgili terör örgütü ilanı yapıldığında, bunlar terör örgütü olarak Hükûmet tarafından lanse edildiğinde ne yazık ki 15 Temmuza kadar bazı siyasi partilerimiz bu örgütü bazen oyu düşünerek, bazen de başkaca vesilelerle, bazen muhalefet olsun diye destekleme gibi bir durum içine geldiler. 15 Temmuza geldiğimizde gerçekten, 15 Temmuz bu milletin tarihinde, sadece bu milletin tarihinde değil, belki de dünya tarihinde eşi görülmemiş belki bundan sonra da eşi benzeri görülmeyecek bir hadisedir. 15 Temmuzda kendi ülkemizin askerleri, silahını verdiğimiz, topunu verdiğimiz, uçağını verdiğimiz askerleri başta Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclis olmak üzere Türkiye'nin birçok yerinde bombalara, mermilere mahal vererek bu milletin insanlarına, milletimize, insanlarımıza, vatandaşlarımıza kurşun sıkar noktaya gittiler. O gece 246 kardeşimizi şehit verdik ve birçok da yaralımız vardı. Açıkçası olağanüstü hâl biraz önceki konuşmacının da ifade ettiği gibi, uluslararası hukukta kabul edilen bir düzenlemedir. Ben bakıyorum, 15 Temmuz gibi bir hadise dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın açıkçası, mutlaka sonrasında olağanüstü hâl gerektiren bir düzenlemedir. Bu 15 Temmuzun bir adım ötesi açıkçası olağanüstü hâl ilanı değil, savaş ilanıdır. O gece yaşananlara baktığınızda, olağanüstü hâl ilanının ne kadar doğru olduğuna bakarsınız.

Grup önerisine baktığımızda, grup önerisinin gerekçesi olarak söylenen araştırma önergesi kurulmasıyla alakalı bu düzenlemeye baktığımızda insan hakları ihlallerinin bazılarından bahsediliyor. Bunların içinde gazetelerin kapatılması var. Değerli arkadaşlar, kapatılan gazeteler, bu milletin değerlerine hakaret eden, şehidiyle dalga geçen, gazisiyle dalga geçen, patlayan bombalardan sevinç duyan gazetelerdir. Samanyolu televizyonu, Zaman gazetesi, Bugün televizyonu ve gazetesi, Özgür Gündem, İMC TV hepsi kapatılmıştır. İyi ki de kapatılmıştır çünkü bunlar, bu ülkenin değerlerine sürekli olarak hakaret etmekte, şehidimize, gazimize hakaret etmektedir. Dolayısıyla bunun kapatılmasından dolayı bir insanlık ihlali olduğu kanaatinde değilim, biz bunu iyi yaptığımızın da kanaatindeyim.

Aynı şekilde, işkence ve kötü muameleden bahsediliyor bu öneride. İşkence ve kötü muamele noktasında, birkaç gün önce biliyorsunuz Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı tahliye oldu ve tahliyesinden sonra da kendisi bir demeç verdi, bir röportaj verdi ve röportajında da her şeyi anlattı: “Dürüstçe konuşmak lazım. Bana karşı zorlayıcı bir yaklaşımları olmadı. Tam tersine çok insani bir yaklaşım sergilediler. Beni bıraksanız da kaçmam diye şakalaştım.” Onlar da bana, kaçmayacağımı bildiklerini, birinin bana saldırmaması için bir şey olduğunda çok zor duruma düşeceklerini ifade edip… Gayet insani bir konuşmayla, sonrasında yaşanan o kola girme meselesinin de buzdan dolayı düşme ihtimaline karşı yapıldığını ifade ettiler. Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk dahi, bulunmuş olduğu cezaevinde buna dair bir vesileye, bir duruma açıkçası şahit olmadığını ifade ediyor. Dolayısıyla, işkence ve kötü muameleyle ilgili bugüne kadar bize de herhangi bir şikâyet, herhangi bir durum söz konusu olmamıştır.

Gözaltı süreleri konusundan burada bahsediliyor. Otuz güne yakın bir gözaltı süresi olduğundan bahsediliyor. Bu, ilk olağanüstü hâl ilan edildiğinde o şekildeydi, otuz güne yakın gözaltı süresi vardı. Bu da açıkçası birçok hâkim, savcı tutuklanmıştı, onlar da yargılanıyor, aynı zamanda yargılananların çok olması yargılayanların bu anlamda az olması bu süreci mutlaka uzatmak gibi bir mecburiyet ortaya koyuyordu. Herhâlde bu grup önerisi verildiği zaman olduğu için -onuncu ayda verilmiş- o sebeple bu yazılmıştır. Şu anda ise bu gözaltı süresi “yedi artı yedi” güne düşürüldü. Bu dahi aslında bu sürecin yani bu yaşanan meselenin ne kadar insan haklarına bakarak, insan hakları noktasında dikkat ederek -bu sürecin- işletilmeye çalışıldığının en büyük göstergesi.

Bu öneriyi veren arkadaşa baktığımızda, Ertuğrul Kürkcü Bey bu öneriyi vermiş, ne yazık ki -geçenlerde karşılaştığımız- her seferinde Avrupa İnsan Hakları Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şikâyetleri söz konusu. Ne yazık ki sürekli olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni bu tarzda kuruluşlara şikâyet ederek ve bu tarzdaki kuruluşlara şikâyet edip bir sonuç almaya çalışmak, orada yalvarır noktada Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanmasını istemek, o dönemden bu döneme Türkiye’ye hâlen girmemiş olmak açıkçası çok dürüstçe bir yaklaşım değildir.

Benim tavsiyem: Oralarda bu tarzda fiiliyatla uğraşmaktansa –burada Ertuğrul Kürkcü’ye de, şahsına, Ertuğrul Kürkcü’nün şahsına sataşıyorum özellikle- kendisi, orada bu tarzda işler yapmaktansa -her ikimiz de İzmir Milletvekiliyiz- sahada millete anlatarak bu yolu izlese çok daha faydalı olacaktır, çok daha sonuca gidecek bir durum olacaktır.

Olağanüstü hâl kesinlikle ve kesinlikle muhalefete ilan edilmemiştir. Olağanüstü hâl terör örgütlerine, devletin içine sızmış teröristlere ve terör örgütlerine karşı ilan edilmiştir. OHAL’i muhalefete karşı yapılmış bir operasyon olarak lanse etmeye çalışmak tam bir acziyetin ve çaresizliğin göstergesidir. Çünkü terör örgütlerinin saldırıları karşısında milletin değil terör örgütlerinin yanında olanlar, hendeklere karşı milletin değil terör örgütünün yanında saf tutanlar, vatandaşa haraç kesmeye çalışanlara karşı vatandaşı savunmayanlar, milletin iradesine ipotek koymaya kalkan terör örgütüne “Yanlış yapıyorsun.” dahi diyemeyenler, terör örgütleri karşısında üç maymunu oynayıp milleti kan akan musluklarla tehdit edenler elbet çaresizliklerine bir bahane arayacaklardır. Açıkçası bu bahane, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ya da Birleşmiş Milletler değildir, milletin kendisidir, millete “Biz yanlış yaptık, affedin.” demektir.

Olağanüstü hâl sürecinde, yaşam hakkı, işkence, kötü muamele, din-vicdan hürriyeti, açıkçası bu noktada bir insan hakkı ihlali olduğu iddiası boş bir iddiadan ibarettir.

Bu süreçte, Allah’a hamdolsun Fırat Simpiller, Yasin Börülerin vefat etmemiş olması ve bu tarzdaki vefatların bundan sonra, inşallah, olmayacak olması olağanüstü hâlin bir kazancı olacaktır diyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağ.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Hatip konuşmasında partimizin ve doğal olarak da partimizin İzmir Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü’nün…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Şahsına…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir müsaade edin.

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası hukuk kurumlarında, özellikle açığa çıkmış insan hakları ihlalleriyle ilgili bir hak arama sürecine dönük ağır ithamlarda bulundu. İç Tüzük 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Yıldırım, Ertuğrul Bey’in cevap vermesi lazım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz Hükûmet adına bayağı cevap veriyorsunuz, hiç Hükûmet gelmiyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevap çok olmadı ama neyse yani. Ertuğrul Bey de gelsin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hamza Dağ, yanılmıyorsam yıllarca insan hakları kurumlarında görev yapmış biri, bir hukukçu ama bir insan hakları savunuculuğu… Ben de insan hakları derneği üyeliği ve yöneticiliği yaptım, hâlâ üyeliğim devam ediyor, gerçekten, medya özgürlüğüne ve uluslararası platformlarda hak arayıcılığına dönük söylemlerinizden hicap duydum, ifade etmek isterim.

Bakın Hükûmetsiniz, on beş yıldır Hükûmetsiniz. O zaman, bunlara taraf olmaktan çekilirsiniz, Avrupa Birliğine üyelik sürecinden çekilirsiniz; tanımazsınız bu kurumları. Bu Hükûmet ve ondan önceki hükûmetlerin elli yılı aşkın bir Avrupa Birliği serüveni vardır, buna binaen bir uluslararası hukuk kurulmuştur; yasa dışı bir iş yapmıyoruz. Türkiye'nin, altına imza koyduğu uluslararası sözleşmelere binaen ve Türkiye için de bağlayıcı olan hukuk kurumları nezdinde hak savunuculuğunun neresi terörizme hizmet ediyor? Bu, insan hakları savunuculuğu açısından gerçekten hicap duyulacak bir durum.

Bir diğeri ise hiç, keşke İMC TV’yle ilgili bunları söylememiş olsaydınız. Neymiş, bu ülkenin ölen evlatlarına, şehitlerine dönük aleyhte yayın ve propaganda yapıyormuş. Bir örneği yok. Bakın, dört buçuk yıl ben Radyo Televizyon Üst Kurulu üyeliği yaptım. Bir tane ceza almamış bir yayın kuruluşundan söz ediyorsunuz Sayın Dağ. Kaç ceza almış biliyor musunuz? RTÜK niye var orada, bostan korkuluğu mu? Yirmi dört saat bunların yayınları izleniyor. Nereden çıkardınız bunu? Deyin ki: Siyasi olarak bizi rahatsız ediyor, bunların eleştirilerine karşı tahammülkâr değiliz, bundan ötürü de kapattık. Ya değilse, peki, doksan yıllık Cumhuriyet gazetesinin İcra Kurulu Başkanını tutuklamak neyin nesi, yazarlarını tutuklamak neyin nesi? Bunlar bu ülkenin neyine hakaret ettiler, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Ahmet Türk’e dair bazı şeyler söylediniz. Ondan iki gün önce Adana Milletvekilimiz yine bir hukuk garabetiyle tutuklandığında 50 asker zorla, kelepçeleyerek cezaevi sevkini, naklini yapmıştır. Bunu da bir insan hakları savunucusu olarak sizin bilginize sunarım.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

Sayın Dağ…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Yıldırım konuşmasının hemen başlangıcında insan hakları aktivisti olduğumu -evet, bunu şey yaptım- ve düşüncelerimden dolayı hicap duyduğunu söyledi. Sataştığı için 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Size de iki dakika söz veriyorum.

2.- İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Yıldırım’ın bahsettiği gibi, uzun yıllar ben de MAZLUMDER’de çalıştım ve geçen dönem de İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliği yaptım. Açıkçası, gözlemlediğim bir şeyi söylemek istiyorum, samimi olarak. İnsan hakları aktivisti olarak çalışmış, işkence davalarına gitmiş, kötü muamele davalarına gitmiş, Uşak’ta, Edremit’te davalara katılmış bir kardeşiniz olarak şunu söylüyorum: Bakın, ne yazık ki dünyada “insan hakkı” dediğimiz mesele, “Devletlerin içişlerine karışılmaz.” ifadesi var ya, ne yazık ki birileri tarafından, üstten bakanlar tarafından devletlerin içişlerine karışmanın bir gerekçesi olmuş hâle geldi. Bu şekilde, gittiğimiz bütün uluslararası toplantılarda görüyoruz ki bize ders verenler… Bakın, bize -çok anlatacağım şey var bu konuda da- Çağdaş Hukukçular Derneği gözaltı süresinin yirmi dört saat bile çok fazla olduğunu, “İnsan Hakları Sözleşmesi’nde o yirmi dört saatin iki saati işlemi bitirdin, mahkeme önüne çıkarman lazım.” diyorlardı. Ama Hollanda’ya gittiğimizde Hollanda’da sorduk geçen dönem, altı güne kadar, savcılık kararıyla gözaltı süresi uzatılabiliyor; bunlar bize hep anlatıldı. Aldatıldık. Ben aldatıldığımı hissediyorum, işin doğrusu.

İMC TV konusunda, İMC TV’yle ilgili, açıkçası, İMC TV’nin, terör örgütünü sempatik gösteren ve sempatik noktada yayınlar yaptığını hepimiz gördük. Yani bunu görmediğimizi… Nereden bileceğiz? Kırmızı fularlı kız haberini hepimiz gördük. Bu, benim sadece haber izlerken karşılaştığım, belki takip etsem onlarcasını da bu anlamda görme durumu söz konusu olurdu.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dağ.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Sancar İç Tüzük 60’a göre bir dakika yerinden söz talep ediyor. Sisteme giremedi, onun için ben…

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Söylenenlerle ilgili bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Peki Sayın Sancar, bir dakika, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Dağ, MAZLUMDER üyeliği yaptığınız zamanda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dâhil kaç tane uluslararası başvuruya siz vesile oldunuz, teşvik ettiniz? Baş örtüsü yasağının kaldırılması için bütün uluslararası kuruluşlara başvurulmadı mı? İktidara gelince mi unutuluyor bütün bunlar?

Evet, doğru diyorsunuz, insan hakları mazlumların haklarıdır fakat muktedirler insan haklarından rahatsız oluyorlar. Tamamen soyut iddialarla bir televizyon kurumunu… Öyledir Sayın Dağ, biliyoruz, otuz yıl insan hakları dersi verdim.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Dersle uygulama farklı Hocam, sen derste kalmışsın, sen uygulamayı görmemişsin daha.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Uluslararası insan hakları hukuku dersi verdim ve bunu şöyle anlatıyoruz size…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hocam, biz uygulamanın içindeydik yıllarca, avukattık.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Neden uluslararası kuruluşlara başvurmak bir hainlik oluyor da yani, şimdi, siz o zaman başvurdunuz?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yani, 2002’den bu yana işkence diye bir şey yok.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Bir dinleyin, bakın, size şunu söyleyeyim, daha önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hayır, cevap hakkım olmayacak yani.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Verirsiniz cevap, hakkınızı kullanırsınız.

Tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sancar, lütfen tamamlayınız.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Şimdi, insan haklarının çok temel kuralları var. Evet, doğrudur, devletler birbirlerine karşı bunu iç işlerine müdahale için kullanırlar fakat insan hakları ihlalleri iç hukuk meselesi değildir. 1945’ten itibaren insan hakları hukuku alanındaki temel, en basit, birinci cümle, ders cümlesi budur. İnsan hakları iç işleri meselesi değildir.

Eğer siz bir uluslararası sözleşmeye imza atmışsanız, onun yükümlülüklerini yerine getirmek için de taahhütte bulunmuşsunuzdur. Kaldı ki 90’ıncı maddeye o son fıkrayı ekleyen de AKP iktidarıydı. Uluslararası sözleşmeleri iç hukukumuzda kanunlardan daha üstün duruma getirdiniz. Neyden şikâyet ediyorsunuz? Niye yaptınız o zaman?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Olmadığını söylüyoruz Hocam.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – O zaman şimdi bunların gereklerini kabul edeceksiniz. İnsan hakları hukukuna, değerlerine ve etiğine saygılı olacaksınız. Bu kadar basit.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, OHAL kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarına karşı uluslararası sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini incelemek amacıyla 18/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İlhan Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Cihaner.

Buyurun.

İLHAN CİHANER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, bu önergenin 18/10/2016 tarihinde verilmiş olması ve sonrasında gözaltı süresinin kısaltılmış olması, bazı, komisyon kurulması gibi adımların atılmış olması bu komisyonun kurulma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Tam tersi, Türkiye’nin şu anda çok ciddi bir bilançoya ihtiyacı var; yani hem bu, kanun hükmünde kararnameler ve olağanüstü hâl ilanının gerçekten çıkarılma ihtiyacını karşılayıp karşılamadığı hem de bu, HDP’nin teklifindeki komisyonun kurulmasındaki insan hakları ihlallerinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda.

Bir kere, AKP’liler bu OHAL ilanına sürekli “Devlete karşı ilan edildi, millete karşı ilan edilmedi.” diyor ama biz biliyoruz ki millet bundan doğrudan doğruya etkileniyor. Yani EĞİTİM-SEN ne zamandan beri devlet, Yol TV ne zamandan beri devlet, Hayat TV ne zamandan beri devlet, TV 10 ne zamandan beri devlet? Dolayısıyla, bu kanun hükmünde kararnameler ve OHAL’in en yakıcı sonuçlarını doğrudan doğruya yurttaşlarımız yaşamaktadır.

Ben 3 başlıkta ele alacağım ama ondan önce bir bilanço, bir, kabataslak neler yaşandı, onu görmemiz lazım. Bugüne kadar Millî Eğitim Bakanlığından 32.470 Millî Eğitim Bakanlığı mensubu ihraç edildi ve bunların çok önemli bir kısmı da geçmişleri tam da Fetullahçı yapılanmayla mücadeleyle geçmiş olan EĞİTİM-SEN mensubu öğretmenler. 17.615 Emniyet Genel Müdürlüğünden, 17 bin Sağlık Bakanlığından, 5.665 Millî Savunma Bakanlığından, 2.349 belediyelerden, 1.642 Maliye Bakanlığından, 1.768 Diyanet İşleri Başkanlığından, bu liste sürekli devam ediyor. Bunun yanında, kayyum atanan belediyeler, içlerinden 3’ü büyükşehir, 5’i il belediyesi olmak üzere. Bu tablonun tamamı, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin duruma vaziyet edip en azından olağanüstü hâl ilanı ve çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin başarıya ulaşıp ulaşmadığı noktasında bir bilanço yapmasını zorunlu kılmaktadır ve biraz önceki sayıları da birlikte değerlendirdiğimiz zaman, doğrudan doğruya bunun -devlete değil- devletin mevcut iktidarın planı doğrultusunda ele geçirilmesine dair bir fırsata çevrildiği çok açık bir şekilde görülüyor.

Ben bu konuyla ilgili 3 başlık içerisinde görüşümüzü belirteceğim. Bir tanesi ve en önemlisi, önergede de, önerge teklifinde de yer alan insan hakları meselesi. İnsan hakları Türkiye’de maalesef en talihsiz kavramlardan birisi çünkü insan hakları insan haklarının en yoğun ihlal edildiği dönemlerde tartışılır. Denir ya “Kavga ettiğinizle barışırsınız.”, insan hakları tartışmaları da insan haklarının en yoğun ihlal edildiği dönemlerde tartışılır. Bir kere, her şeyden önce, hemen darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan bazı uygulamaları hatırlayalım. Gözaltı süresinin uzatılması… Bu, insan haklarını ilgilendirmiyorsa ne ilgilendirecek? Cezaevi inceleme komisyonlarının iptal edilip önemli bir süre çalışmamış olması ki insan haklarıyla ilgilenen herkes cezaevlerindeki hak ihlallerinin minimize edilmesinde, cezaevi izleme komisyonlarının ne kadar önemli görevler yaptığını ortaya koymuştur.

Şimdi, bununla ilgili size, özellikle 2010 referandumunda iktidarın en çok propagandasını yaptığı, Anayasa’nın geçici 15’inci maddesini okuyacağım; daha sonra da AKP’nin KHK’yla getirdiği başka bir maddeyi okuyacağım: “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasaya aykırılığı iddia edilemez.” Dehşet bir madde değil mi? Hem bir dokunulmazlık getiriyor hem de o dönem içerisinde işkence dâhil yapılan tüm eylemlerin cezasızlığını getiriyor, mahkeme yolunu da kapatıyor.

Şimdi, geliyoruz, bu maddeyi 2010 değişikliğinde en çok sömüren AKP’nin OHAL’le getirip daha sonra da yasalaştırdığı madde hükmüne: “15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.” Yani 12 Eylül Anayasası’nın getirdiği cezasızlık hükmünden çok daha geniş, üstelik zaman kısıtlaması olmayan bir düzenleme getirilmiş oluyor. Nitekim, bu çerçevede, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı işkenceye uğradığını iddia eden bir vatandaşla ilgili olarak 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin -daha sonra kanunlaşan- bu hükmünü esas alarak takipsizlik kararı verdi. Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır, bu nasıl insan hakları anlayışıdır?

Tabii, bir diğer başlık da ilan edilme gerekçeleriyle bu kanun hükmünde kararnamelerin acaba başarıya ulaşıp ulaşmadıkları. AKP adına konuşan hatip aldatıldığını söyledi, üstelik insan hakları kurallarıyla ilgili olarak aldatıldığını söyledi. Eğer bu aldatılma serisini devam ettirmek istemiyorlarsa bu komisyonun mutlaka kurulup Türkiye Büyük Millet Meclisinin duruma vaziyet etmesi gerekir.

Bakın, bu, OHAL’in ilan edilmesi konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Birleşmiş Milletlerin kriterleri var, bu kriterler Birleşmiş Milletlerin “Sirakuza Kriterleri” olarak adlandırdığı kriterler. Doğrudur, belli koşullarda, anayasal bir rejim olarak, anayasal bir hâl olarak OHAL ilan edilebilir ve Fetullahçı yapılanmanın 15 Temmuzda gerçekleştirdiği, onun öncesinde gerçekleştirdiği durum da buna denk geliyor olabilir ancak ondan sonrasındaki, özellikle çekirdek insan haklarının ihlal edilebileceği anlamına gelmez. Örneğin, “Nüfusun tamamını ve devletin topraklarının bir kısmını veya tamamını etkilemesi” bu koşulu karşılıyor olabilir. “Toprağın önemli bir kısmında etkisini göstermesi, tehdidin bütün nüfusu etkileyecek olması” gibi birtakım koşullar var. Bir kere, bu koşulların tamamının gerçekleştiğini kabul etsek bile kesinlikle müdahale edilemeyecek işkence yasağı, kölelik gibi birtakım çekirdek haklara müdahale edildiğini görüyoruz ama en önemlisi de ilan edilme gerekçelerinin başında gelen etkin soruşturma. Şu anda yürüyen süreç içerisinde öyle bir garip hâl almış durumda ki, Fetullahçı hâkim, savcıları tutuklayan hâkimi tutuklayan, daha sonra bunu serbest bıraktığı ancak byLock listesinde olduğu anlaşılan hâkimlerin gözaltına alındığı gibi telaffuz etmesi bile zor durumla karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu incelemeyecekse neyi inceleyecek? Yani, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu tarz bir duruma vaziyet ederek bir araştırma komisyonu kurup sahiden bu tedbirlerin başarıya ulaşıp ulaşmadığını, insan hakları ihlalleri dışında bu tedbirlerin başarıya ulaşıp ulaşmadığını tespit etmesi için böyle bir komisyonun kurulması oldukça faydalı olacaktır.

Kuşkusuz şöyle bir sorunla da karşı karşıyayız: Fetullahçı yargı pratiği zamanında insan hakları öyle bir algıya dönüştü ki, öyle bir zemin kayması yaşadı ki, sanki ceza muhakemesi hukukunda ve genel olarak insan hakları hukukunda var olan usuli güvenceler sadece suçsuz insanlara ilişkin getirilmiş hükümlermiş gibi… Oysa tam tersi, insan hakları ve ceza muhakemesi hukukundaki usuli güvenceler suç şüphesi altındaki insanlar içindir. Zaten suç şüphesi altında değilse, bir insanın bu tarz ihlallerle karşı karşıya kalmaması gerekir. Yani, bir kimsenin şu ya da bu adla adlandırılan herhangi bir suçla ilişkilendirilmesi, o suç ne olursa olsun, kesinlikle bu kurallardan, bu güvencelerden muaf tutulması anlamına gelmez; tam tersi, suç şüphesi altındaki insanların faydalanacağı olgulardır bunlar.

Gene, en önemli sorunlardan birisi insan hakları ihlalleriyle ilgili, bu 16 Temmuz darbesiyle ilgili. Malum, bu süreçte kritik görev almış birçok Fetullahçı kimse yurt dışına kaçtı. Ancak, sizin, şu süreç içerisinde iade taleplerinin reddedilmesine siyasi gerekçelerle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Cihaner, lütfen tamamlayınız.

İLHAN CİHANER (Devamla) – …kızmak yerine o iade taleplerinin niçin reddedildiğine bir göz atmanız gerekir. Bunların tamamında insan haklarının ihlali olgusu vardır. Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ve ikili sözleşmelerin tamamında neredeyse idam cezası varsa, işkence görme riski varsa, hatta adil yargılanmaya ilişkin birtakım sıkıntılar söz konusuysa iade edilmeyecektir. Eğer Türkiye bu koşulları karşılamayan ülkelere daha önceden iade yapmışsa Türkiye’nin yaptığı yanlıştır. Bir müddet önce Cumhurbaşkanı böyle bir açıklama yapmıştı “Amerika Birleşik Devletleri’ne iade ederken biz belge, delil sormadık.” Asıl yapılan yanlış oydu. Suçluların iadesi sözleşmelerinin tamamı bu koşulları karşılamak zorundadır.

Bu anlamda, böyle bir araştırma komisyonu kurulup insan hakları ihlallerinin nerelerde yoğunlaştığı, bunlara dair alınacak tedbirler sadece insan haklarının ihlal edilmesinin önüne geçmeyecektir, OHAL’in ilan edilmesinin en temel gerekçesi olan Fetullahçı yapılanmayla mücadeleye de çok önemli faydalar sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN CİHANER (Devamla) – Sonuç olarak, bu komisyonun kurulması ülkemiz için hayırlı olacaktır, oyumuz da o yönde olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cihaner.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Samsun Milletvekili Sayın Hasan Basri Kurt.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çok kıymetli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubu tarafından verilen, OHAL kapsamında Hükûmetin uluslararası sözleşmelere bağlı kalıp kalmadığıyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili önerge var, bunun üzerine söz almış bulunuyoruz.

Önergenin içeriğine baktığımızda, önerge aslında soyut ifadelerle -net, bize objektif delil olabilecek, delil getirebilecek “Şurada şu vardır.” veya “Bugüne kadar sistematik olarak şurada şuna rastlanmıştır.” demek yerine- tamamen muğlak, bazı bölümleri kopyala yapıştır şeklinde ifadelerle önümüze getirilmiş bir önerge. Tarih olarak da 2016 yılının onuncu ayı. Ondan sonra biz mecburen, aslında istemeyerek de olsa mevcut durumda OHAL şartlarından çıkılamadığını gördüğümüz için OHAL’i uzatmak durumunda kaldık. Yani, bu 1’inci OHAL sürecinde verilmiş bir önerge.

Hâlihazırda OHAL gerektiren şartlar Türkiye açısından devam ettiği için -ki uluslararası kamuoyu tarafından da Türkiye’deki OHAL uygulamasının gerekliliği çok net bir şekilde kabul ediliyor- Türkiye’nin Birleşmiş Milletler gözlemcileri, Avrupa Birliğinin ilgili komisyonları, heyetleri, bu konuda, Türkiye'nin OHAL sürecinde yapmış olduğu uygulamalarla ilgili, geldiler burada çok ciddi araştırmalar da yaptılar; Adalet Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız onlara gerekli bütün kolaylıkları gösterdi ve ortaya çıkan raporlar, Türkiye’de OHAL şartlarının, öyle, burada bahsedildiği gibi işkence, şu bu veya insanlık suçu oluşturabilecek diğer durumlardan çok çok uzakta olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor.

AK PARTİ “işkenceye sıfır tolerans”la iktidarını sürdürdü. 2002 yılından bu yana biz her attığımız adımla, Türkiye’de işkencenin azaltılmasından, Türkiye’de insanlık onurunu zedeleyen, uzun tutukluluk sürelerinden tutun da tüm insan hakları ihlalleriyle ilgili çok ciddi gelişmeler sağladık. Bunun herkes şahididir, bunun hiç kimsenin inkâr etme şansı yoktur ancak karşı karşıya kaldığımız OHAL durumu, bizlerin zorunlu olarak bu tutukluluk sürelerini otuz güne çıkarmak… Çünkü, çok ciddi bir tehditle, çok yüksek sayıda bu suça iştirak eden bir grupla karşı karşıyayız. AK PARTİ Hükûmetinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası sözleşmelere bağlılığı, uluslararası angajmanlara bağlılığı devam etmektedir. Bunda herhangi bir tereddüt yoktur.

Türkiye’de işkence iddiaları, bundan önce de bu kürsüde farklı şekillerde dile getirildi ve hepsi, kanıtlarıyla, şununla bununla yalanlandı, Adalet Bakanlığımız bu konuda gerekli çalışmayı yaptı.

Önergenin aleyhinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sayın hatip, önergemizin subjektif ve muğlak ifadelerle dolu olduğu, verildiği dönemin manidar olduğu hususunda önergemize dönük sataşmada bulundu. İç Tüzük 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

İki dakika…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Çok zorlama ya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, konuşmadı bile.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bir önergenin hangi ifadelerle tariflendiği o siyasi partiyi bağlar, yazıldığı dönem veya ifadelerin muğlaklığı da sizin bakış açınızın subjektifliğiyle alakalı bir durum.

Bakın, ülkede OHAL’in uzatılması yeni, insan haklarının önlenmesine dönük bir hizmet içermiyor. Her geçen gün bu ülkede insan hakları ihlalleri artıyor. İşte, sizden önceki hatibiniz çıktı, Sayın Ahmet Türk’ün elinin kelepçelenmediği üzerinden bir beyanda bulundu ama geçen hafta bugün Sayın Meral Danış Beştaş tutuklandıktan sonra; hukuksuz, delillerden yoksun, mesnetsizce iddialarla tutuklandıktan sonra Diyarbakır Cezaevinden Silivri Cezaevine sevk edilirken 50 tane sivil asker eşliğinde sevk ediliyor ve zorla eli kelepçeleniyor. Bir milletvekiline dönük hak ihlallerinin bu kadar arttığı, savunulabilir hiçbir tarafının olmadığı bir ülkede OHAL’in getirdiği insan hakları ihlallerinin özellikle araştırılmasından daha tabii ne olabilir veya insan hakları ihlalleri ortadan kalkmış, ülke demokratik teamüller açısından belli bir raya oturmuş ise bu OHAL’i uzatmanın gerekçesi nedir? Ve OHAL, ihlalleri önleyen değil, maalesef anakronik bir şekilde ihlallerin artmasına hizmet eden bir noktaya varmış durumdadır.

Bu yönüyle de biz önergemizin lehinde oy kullanılmasını ve böyle bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldırım.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve arkadaşları tarafından, OHAL kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarına karşı uluslararası sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini incelemek amacıyla 18/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.22

ÜÇÜNÇÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66'ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Grup önerisini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşları tarafından, Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM’un hazine hisseleri, Eti Maden ile ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesiyle ilgili 7/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 7/2/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                              Özgür Özel

                                                                                                                                                (Manisa)

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri

İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşları tarafından "Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM'un hazine hisseleri, Eti Maden ile ÇAYKUR'un Varlık Fonu'na devredilmesi" ile İlgili 7/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Genel Görüşme Önergesi'nin (15 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 7/2/2017 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, Halkların Demokratik Partisinin tüm tutuklu milletvekillerine bir kez daha geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve basında Şanlıurfa Milletvekili Dilek Öcalan’ın gözaltına alındığına dair bilgiler yer aldığına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında ilk konuşmacıyı kürsüye davet edeceğim ancak Halkların Demokratik Partisi Diyarbakır Milletvekili Sayın İdris Baluken üç aylık tutukluluk sürecinden sonra bugün bir kez daha Genel Kurula geldi. Birleşimin başında kendisine ve grubuna geçmiş olsun dileklerimizi ifade etmiştik. Sayın İdris Baluken şahsında Halkların Demokratik Partisinin tüm tutuklu milletvekillerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ve şu anda cezaevinde bulunan diğer tutuklu milletvekillerinin de bir an önce serbest bırakılması ve bu çatı altında siyasi görevlerini yerine getirmek adına buraya gelmeleri temennisinde bulunuyoruz.

Şu an itibarıyla Şanlıurfa Milletvekili Sayın Dilek Öcalan’ın da gözaltına alındığına dair basında bilgiler var.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Bu ne ya, haber mi veriyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Dilek Öcalan’a da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve kendisinin de bir an önce serbest kalması gerektiğini belirtmek istiyoruz.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Haberleri dinlediniz(!)

BAŞKAN - Sayın Baluken sanırım yerinden söz istiyor, kendisine söz vereceğiz.

Sayın Baluken, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’in, üç aylık tutukluluk süresi içerisindeki sıkıntılardan dolayı herhangi bir kin, öfke, nefret duygusu taşımadığına, barışı, demokrasiyi ve kardeşliği savunmaya devam edeceğine ve Parlamentodaki üçüncü büyük siyasi parti grubunun eş başkanlarının ve 10 milletvekilinin tutuklu olmasının ülkenin demokrasi tarihine yakışmadığına ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, gerek Başkanlık Divanı olarak yapmış olduğunuz değerlendirmelere gerekse bugünkü oturum boyunca grup başkan vekillerimizin, milletvekillerimizin yapmış olduğu olumlu değerlendirmelere teşekkür etmek için söz aldım.

Üç aylık ağır tecrit koşulları altında, zorlu bir süreçten sonra Meclis Genel Kuruluna geldim. Burada bireysel sıkıntılarımızı asla memleketin sıkıntılarının, halkımızın yaşadığı sıkıntıların önüne geçirecek bir pozisyonda olamayız. Bu süreç içerisinde dokunulmazlıkların kaldırılmasından başlayarak milletvekillerinin hukuksuz bir şekilde cezaevlerine, ağır tecrit koşullarına götürülmesine kadar giden o süreci uzun uzun tartışacak, sorumluluk sahibini burada arayacak değilim. Ancak gerek cezaevi sürecinde gerekse de tahliyeden sonra bizlere selam gönderen, dayanışma duygularını, geçmiş olsun dileklerini ileten her partiden sayın milletvekillerine teşekkür etmek istiyorum. Benim tahliyem buruk bir sevinç dışında maalesef çok farklı bir umuda yol açmadı. Temennim bir an önce bu burukluğun ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü tahliye olduğum saatlerde, cezaevinden henüz dışarı çıkarken, 2 milletvekili arkadaşımın tutuklanmasıyla ilgili karar sürecinden haberdar oldum.

Aynı şekilde, şu anda 6 milyon oy almış, Parlamentodaki üçüncü büyük siyasi parti grubunun eş başkanlarının ve 10 milletvekilinin tutuklu olması ülkemize yakışmıyor, ülkemizin demokrasi tarihine yakışmıyor. Bu ayıbın bir an önce ortadan kalkması lazım. Ayrım yapmadan, bu konuda Parlamentonun, milletvekillerinin, siyaset kurumunun itibarını sağlayacak şekilde bir an önce bu Meclisin inisiyatif alması gerektiği kanaatindeyiz.

Ben tekrar altını çizerek ifade ediyorum: Bu yaşadığım üç aylık süre içerisindeki sıkıntılardan dolayı hiç kimseye karşı en küçük bir kin, öfke, nefret duygusu taşıyor değilim. Tek temennimiz yaşadığımız bu bireysel sıkıntıların ülkemizin ve halkımızın yaşamış olduğu sıkıntıların giderilmesine bir vesile olmasıdır. Biz cezaevine girerken de barışı, demokrasiyi, kardeşliği savunduk; cezaevindeyken de barışı, demokrasiyi ve kardeşliği savunduk; bugün çıktığımızda da aynı noktada, barışı, demokrasiyi, kardeşliği savunmaya devam ediyoruz.

Umarım ki ülkemiz açısından hiçbir şekilde olumlu karşılayamayacağımız bu tablo bir an önce ortadan kaldırılır. Umarım, bizimle ilgili, Sayın Ahmet Türk’le ilgili kamuoyunda oluşan umutlar berhava edilmez, bu tahliyeler, demokratik geleceğe, ortak vatan perspektifiyle bu ülkenin demokratikleşmesine katkı sunar, vesile olur diyorum.

Selam ve dayanışma duygularını gönderen bütün arkadaşlarımıza tekrar teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken. Tekrar, aramıza hoş geldiniz.

Sayın Akçay, buyurunuz.

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken’e geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın İdris Baluken’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ve aramıza hoş geldiniz diyorum ve bundan böyle de çalışmalarının başarıyla devam etmesini temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşları tarafından, Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM’un hazine hisseleri, Eti Maden ile ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesiyle ilgili 7/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Selin Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Böke, süreniz on dakika.

Buyurun.

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuzda bu yüce Meclis sokaktaki masum vatandaşlarımızla birlikte bombalandı. İstiklal Savaşı’nı yönetmiş bu Meclise atılan bombalar, sizlerin devleti ele geçirmek hedefiyle, bilerek, isteyerek, kendi tercihinizle, görerek bir paralel devlet oluşturmanızın sonucunda gerçekleşti. Yıllarca uyardık, dinlemediniz, Türkiye’yi paralel bir devlete görerek, isteyerek teslim ettiniz.

Şimdi, buradan bir kez daha tarihî bir uyarı yapmak gerekiyor: Varlık Fonu adıyla kurulmuş olan ve milletin malını, cumhuriyetin bütün servetini, halkın alın teriyle oluşturulmuş olan kimisi cumhuriyet çocuğu, kimisi Osmanlı’dan yadigâr kurumları, haraç mezat, ipotek ettiğiniz bir fon kurdunuz. Bu, bir paralel hazinedir. Paralel devlet kurdurttuğunuz FETÖ nasıl Türkiye'yi bombalattıysa, bu paralel hazine de Türkiye ekonomisinin üzerine düşen bir bombadır. Dün paralel devlet kurdunuz, devleti sırf yandaş bildiğiniz için FETÖ'ye elinizle teslim ettiniz. Sonra ortaklık bozuldu, ortağınızdan kazık yiyince “Allah affetsin.” dediniz. Olan Türkiye'ye oldu, olan hukuk düzenimize oldu, olan demokrasiye oldu, olan yüzlerce insanın canı oldu.

Şimdi, paralel hazine kurup bu kez de Türkiye'nin varının yoğunun üzerine çöküyorsunuz, millî servetimizi ipotek ettiriyorsunuz, rehin veriyorsunuz. Ziraat Bankası ipotek ettiriliyor. Yüz elli dört yıllık bir tarih. Osmanlı’dan cumhuriyete Türkiye'de çiftçinin destekçisi olan kara gün dostu Ziraat Bankası. Genç cumhuriyet, Türkiye'de tarımsal kalkınmayı hayal etmiş, “Çiftçimiz yücelsin.” demiş, köylü için bir refah hayali kurmuş. Doksan dört yıl boyunca sağcısı, solcusu, hangi iktidar gelirse gelsin Ziraatı sahiplenmiş, yüceltmek için elinden gelen her şeyi yapmış.

Şimdi, siz, işte bu rant ekonomisini döndürmek için, yandaşlarınızı beslemek için Ziraat Bankasını rehin bırakıyorsunuz. Siz, Ziraatın Anadolu’daki çiftçi için ne anlama geldiğini bilir misiniz? Siz, Ziraatın kasabadaki esnaf için ne anlama geldiğini bilir misiniz? Siz, sınırda bekleyen asker için Ziraat Bankasının nasıl bir değeri olduğunu bilir misiniz? Saraylar bunların anlamını bilmez ama yaşayan halk yaşayarak bu değeri bilir ve yaşatmak için de her şeyi yapar.

Çiftçinin umudunu, tarımın destekçisini, Osmanlı’nın mirasını, cumhuriyetin bir değerini, sizler Türkiye’nin geleceğini ipotek ediyorsunuz.

ÇAYKUR, ipotek ettiriliyor. Çayın türküsünü dilinden düşürmeyen, düğün derneğinde çayını toplarken söyleyen Karadeniz insanı için ÇAYKUR’un değerini belki siz bilmiyorsunuzdur. Genç cumhuriyet bir hayal kurmuş, çay içen Türkiye çayını kendisi üretsin istemiş ve bu kurduğu bu hayali 1924’te başlatmış; o cumhuriyet ki, o genç cumhuriyet nice savaştan sonra 1947’de ÇAYKUR’u kurabilmiş. Sizin kurabildiğiniz bir fabrika bile yok. Oysa, işte cumhuriyetin emek emek kurduğu bu fabrikaları, şimdi sizler bunu reva görerek ipotek ediyorsunuz, rehin bırakıyorsunuz. Tam bir mirasyedi hikâyesi. Öyle ki anne-baba yokluk içerisinde, alın teri dökerek, çocukları ve torunları rahat etsin diye çalışmış çabalamış, güçlükle, emek emek bir ev almış. Sonra hayırsız evlat gelmiş, babadan kalma evi ipotek ettirmiş, sonra da hayalî işlerin, maceraların peşinde koşarak o evi de orada bırakıvermiş. İşte, Türkiye’ye dayattığınız hikâye tam da bu.

Velhasıl, genç cumhuriyet yokluk içinde var etti, inşa etti; siz sattınız. Şimdi, satacak bir şey kalmayınca da artık evi barkı, malı mülkü yeni maceralara borç bulmak için ipotek ettiriyorsunuz. Gerçek budur. Bunun adına “Varlık Fonu” deniyor ama bu fon bir ipotek fonudur, bu fon bir varlık fonu değildir. Siz, yalandan “Varlık Fonu” deseniz de bu fonun gerçekte ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Milletin parasıyla yandaşların batıkları temizlenecek, o yandaşların havuz medyasına da “Dünya devi olacağız.” diye manşetler attırılacak. Bütün bunlar yapılsa da herkes gerçeği çok iyi biliyor. “Varlık Fonu” dediğiniz, çok ihtiyaç duyulan borcu bulmak için yaratılmış olan bir rehin düzenidir, cumhuriyetin ekonomisine ve halkın varlıklarına el koyan sarayın ipotek fonudur, rant ekonomisinin iflasının açık beyanıdır. Bir varlık fonunun olabilmesi için önce varlığa ihtiyaç vardır. Emtia geliriniz olacak. O yoksa, petrolünüz, doğal gazınız yoksa ticaret fazlanız olacak. O yoksa çok zengin olacaksınız, tasarrufunuz olacak. Dünyada hiçbir ülkede, bu saydıklarımın olmadığı koşullarda varlık fonu kurulmamıştır.

Bakın, şu anda en büyük ulusal varlık fonuna sahip beş ülke, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Norveç, Suudi Arabistan, Kuveyt. Tamamının fonu ya petrol kaynaklarından geliyor ya da dış ticaret fazlasından. Türkiye'nin petrolü var mı, doğal gazı var mı? Yok. Cari fazlası var mı? Hayır, o da yok; dağ gibi cari açığı var sayenizde. Geçici bir gelirimiz var mı kenara koyabileceğimiz? Ee, o da yok. Peki, o zaman bu nasıl Varlık Fonu? Bu gerçekten bir varlık fonu değil, bir ipotek fonu.

Peki, bu fon ne yapacak? Bu fonun ne yapacağı çok açık; vatandaşın cebinden alacak, rant sisteminin içindeki yandaşın cebine koyacak. Devraldığı varlıkları teminat gösterecek, yeni borç bulacak, bu borçla da kimsenin kontrol edemediği, keyfekeder kendisinin istediği şeyi yapacak. Belki bir sabah kalkacak ve diyecek ki: “Ben bu borsanın gidişatından memnun değilim, biraz borsada kâğıt alıp satayım.” Belki bir sabah diyecek ki: “El koyduğum bunca güzel toprak, canım vatanım, ya, verdim gitti, satayım yabancılara.” Belki bir sabah diyecek ki: “Çiftçi mi? Ya, biz KDV’yi, ÖTV’yi yatlara sıfırlarız, çiftçi umurumda değil, Ziraat Bankası, sat gitsin.” (CHP sıralarından alkışlar)

Belki bir gün “Bor madenleri -yabancının gözü orada zaten- ben bu sabah satmak istiyorum, keyfim böyle istiyor.” diyecek ve satacak. Belki de seçim harcamalarında kullanılacak, kimse hesap soramayacak, kimse eleştiremeyecek, kimse laf söyleyemeyecek.

Referandumdan “hayır” çıkacağını anlamış olmalısınız ki ekonomiye referandumsuz Türk tipi Başkanlık sistemini getiriverme telaşındasınız.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Haberleşme giderlerinden gördük o yetkiyi nasıl kullandığınızı!

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Yani batan geminin malları gibi bunca senede biriktirilmiş kamu sermayesini, cumhuriyetin varlıklarını, Türkiye’nin sermaye birikimini çarçur edecek ve yiyip bitireceksiniz. Peki, bunun sonucunda ne olacak? Yiye yiye, sata sata beş kuruş bırakmayıp, en sonunda evi ipotek ettirip hanımın bileziklerini de bozduranın başına ne gelirse Türkiye’nin altın bileziklerini böyle yok sayanlar da Türkiye’nin başına aynen öyle bir dert sarıyorlar şu anda.

Bir: Bütçenin gelir kalemleri paralel hazineye devredildiği için ya bütçe açığı olacak ya da yeni vergilere ihtiyaç olacak. Dün devredilmiş olan kurumların 2016’da Türkiye bütçesine katkısı 5 milyar liraya yakındı. Nereden gelecek şimdi o 5 milyar? Yeni vergiler mi toplanacak? Bütçe açık vermek için mi bırakılacak? Yani yandaşı besleyen aile şirketinin yükü, yine, yeni vergilerle, yeni cezalarla, yeni harçlarla, yeni zamlarla vatandaştan alınacak.

İki: Hazinenin yanına paralel hazine, bütçenin yanına aile şirketi ortak edilince mali disiplin tamamen ortadan kalkacak. Türkiye ekonomisi 90’ların krizlerine geri döndürülecek.

Üç: Bu paralel hazine Türkiye Cumhuriyeti’nin hazinesine rakip olacak. Faizler artacak tüketici için, ticari krediler için, konut kredileri için.

Dört: Gelecek nesillerin geliri bu fonla bugünden harcanacak. Cumhuriyet sizlere varlık bıraktı; Saray, çocuklarımıza borç bırakacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Böke, lütfen tamamlayınız.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Hemen tamamlıyorum, hayırlısıyla bitiriyorum.

Bu iş sarayı ve sarayın uzantılarını kurtarmak için yapılıyor ama kurtarması mümkün değil.

Türkiye mutlaka bu günleri aşacak, hep beraber aşacağız. Türkiye bu düzene “hayır” diyecek. Saray değil, mutlaka halk kazanacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Böke.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere, Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Ağustos ayı içerisinde Meclisten bir kanun geçti. Bu kanun Türkiye’de bir varlık fonunun kurulmasına ilişkin kanundu. Şimdi, öncelikle, kanun aşamasından kısaca bahsetmek istiyorum ki daha sonra değerlendirmelerimiz, özellikle, hani, öneri bazında Hükûmetin dikkatini çekmeye çalışacağım bir kısım hususlar olacak. Onlara daha fazla zaman ayırmak istiyorum çünkü süremiz çok sınırlı.

Şimdi, hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda gördük ki -özellikle Plan ve Bütçe Komisyonunda- bir defa, bu fon teklifine ilişkin çalışma hiçbir şekilde kaliteli yapılmış bir çalışma değildi; son derece kötü hazırlanmış, kurumlar arasında hiçbir şekilde tartışılmamış, bakanların konuya ilişkin bilgileri yok, kulaktan dolma bilgileri var ve her bakan farklı farklı şeyler söylüyor. Birazdan onların örneklerine ilişkin size bilgiler arz edeceğim. Bu şekilde, bu çalışma önümüze getirildi ve tabii ki Plan ve Bütçe Komisyonunda bir miktar geliştirmeye yönelik müdahaleler yapılsa da tabii temel konulara ilişkin de müdahale imkânı olmadı çünkü AKP’nin oradaki çoğunluğundan dolayı.

Şimdi, bir defa, en temel eleştirimiz, bu fonun amacına, faaliyetlerine, hedeflerine, ne yapacağına ilişkin olarak Komisyon ve Genel Kurul aşamasında bize bilgi veren sayın bakanlar ve hatta şu anda açıklama yapan sayın bakanlar ve bürokratlar arasında bir görüş birliği yok. Yani, hani, görmeyen bir kişinin, çok affedersiniz, fili tarif etmesi gibi herkes bunun bir yanını söylüyor. Şimdi, örneğin Maliye Bakanı bu fonun büyüklüğünün aslında birkaç milyar TL civarında olacağını ifade etti özel toplantılarda ve Komisyon çalışmalarında ve Ekonomi Bakanı bunun 200 milyar dolar olacağını ısrarla söylüyor. Ekonomi Bakanı bunun kamu hesaplarının içine hiçbir şekilde giremeyeceğini, borçlanmanın içerisinde görünmeyeceğini söyledi burada yapılan harcamaların. Maliye Bakanı da -bizim de ısrarımız o yönde oldu elbette Komisyonda- bunun kamu hesapları içerisinde yer alacağını söyledi. Kanunda bir açıklık var mı buna ilişkin? Yok, hepsi sözel, hepsi tutanaklardan ne çıkarsa onunla. Sayın Canikli geldi “O, Körfez sermayesini çekmeye yönelik.” dedi, diğer bir bakan geldi, başka bir şey söyledi. Sayın Kurtulmuş da en son, bunun Türkiye ekonomisinin gücünü göstermeye yönelik, dış müdahalelere karşı kuvvetlenmesini sağlamaya yönelik, bir anlamda garanti mahiyetinde bir fon olduğunu söyledi. Bu örneklerin hepsini artırabiliriz. Yani, böyle herkesin farklı bir şey söylediği bir büyük miktarı, bir büyük fonu şu anda tartışmaya çalışıyoruz.

Şimdi, tabii, Türkiye'nin özelleştirilmemiş, elde kalan büyük firmaları, büyük şirketleri bu fona şu anda devredildi. Bakın, arkadaşlar, bu çalışmayla ilgili kanun aşamasında da, şu anda da hiçbir rakamsal analiz yok. Yani, burada nereden ne kadar bir büyüklük gelecek, nasıl olacak, buna ilişkin hiçbir çalışma yok. Hatta, çok enteresan bir şey oldu, Komisyona gelen ilk hâlinde bunun on yıl boyunca büyümeye yıllık ortalama yüzde 1,5 oranında katkı sağlayacağı ifade edildi. Ben Komisyonda bunun hesabının ne olduğunu sordum. Bunun hesabına ilişkin hiç kimse bize bir şey söylemedi ve daha sonra gerekçeden bu yüzde 1,5’luk büyümeye katkı rakamı çıkarıldı. Demokrasisi gelişmiş bir ülkede bu en az birkaç bakanın, birkaç bürokratın istifası demektir ama hiç kimsenin bizim memlekette kılı kıpırdamadı bunun karşılığında.

Şimdi, tabii, denetim en büyük eksikliklerinden bir tanesi. Bir defa, ne yapılacağının bilinmemesi en büyük eksiklik. İkincisi de yapılacak işler nasıl bir denetim çerçevesinde olacak? Sayıştay denetimine tabi değil. Orada bizlerin, muhalefetin ısrarları sonucunda özel bir denetim öngörüldü fakat bu da ne kadar yeterli yani orada da, işin doğrusu, benim kuşkum var.

Bir defa, bu fon fikrini ortaya atanların Türkiye ekonomisini bildiklerinden ben emin değilim. “Niye?” diyeceksiniz. Bir defa -az önce de ifade edildi, hep de söyleniyor- bu tür fonlar gelir fazlası olan ülkelerde oluşturulur. Ya ülkenin ticaret fazlası vardır veya kamusunda gelir fazlası vardır. Bizim ikisi de yok. Yani, biz buradan aslında bir borç yapacağız, bir borç yönetimi fonu bu, bir varlık fonu değil. Yani, dünyadaki örnekleriyle taban tabana zıt bir durum var.

Mesela, gerekçede bununla ilgili “emeklilik sisteminde biriken tasarrufların değerlendirilmesi” deniliyor. Arkadaşlar, farklı bir ülkeden mi bahsediyoruz? Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin fazlası mı var, bir yerde bir fonu mu var? Biz bu sosyal güvenlik sistemini her yıl ayakta tutmak için 100 milyarlarca lira kaynak aktarıyoruz bütçeden. Örneğin, 2017 yılı için ayrılması öngörülen para 106 milyar TL. Yani, birileri herhâlde bir yerlerde bir para var zannediyor. O parayı da bu fona aktaracaklar. Böyle bir şey olabilir mi? Ha, bu bireysel emeklilikle ilgiliyse, kusura bakmayın, kimse bireysel emekliliğin parasını buraya aktaramaz çünkü o, şirketlerin kendi sorumluluklarında topladığı fonlar. Yani onları getirip de “Buradan birtakım kâğıtlar al.” diye zorlama imkânınız asla olamaz. Yani, dolayısıyla bu kimin fikri, zaten o da tam anlaşılamadı ama Türkiye’yi bilmedikleri kesin, Türkiye ekonomisini bilmeden oluşturulmuş bir fon olduğu kesin.

Şimdi, reformlara da aykırı olduğunu ifade ettik. Türkiye’de 2000 yılından sonra yapılan reformların önemli bir kısmına aykırı. Mesela, işte borçlanma kanununun şeffaflaştırılması konusu, bütçe birliğinin sağlanması konusu. Kara delikleri kapatmak için fonları bu ülke tasfiye etti, reform adı altında; şimdi teker teker fon kuruyoruz hem de böyle kocaman kocaman, büyük büyük fonlar kuruyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’nin yaptığı reformların önemli bir kısmına maalesef bu fon aykırı tabii ama kuruldu. Bundan sonra ne yapılırsa hani bu iş daha düzgün gidebilir? Ben ona ilişkin önerilerimi sıralayacağım.

Şimdi, arkadaşlar, bir defa ekonomide mucize yok. Şunu kabul etmemiz lazım, bunun aşılması lazım, sorun bu: Türkiye, açık veren ve dış kaynağa ihtiyacı olan bir ekonomi. Dolayısıyla, burada yapılacak iş ülkeye kaynak çekmek. Dolayısıyla, bu, bir varlık fonu değil, hadi adı yanlış konuldu diyelim. Eğer bu yapılacaksa bile, bunu yaparken böyle mucizevi, çok olağanüstü, fevkalade araçlar filan, öyle bir şey de yok. Hatta bunlara, bu yollara tevessül edildiği zaman da buralarda çok ciddi riskler var. Bakın, ben hep söylüyorum, burada şöyle geniş bir vaktimiz olup da bunları konuşamadık: Kamu-özel iş birliği, mucizevi fikir, finansman modeli olarak üretildi. Dünyadaki kamu-özel iş birliği projelerinin yüzde 40’ı Türkiye’de. Bana bir tane daha örnek söyleyin, dünyada olan neyin yüzde 40’ı Türkiye’de? Türkiye -kaba ifadesiyle söylüyorum- kamu-özel iş birliği projelerinden ciddi bir kazık yiyor, şimdi bunu görmek lazım. Yani böyle mucizevi finansman modellerinin peşinde koşanların bu ülkeyi ciddi risklerle karşı karşıya getireceğini görmemiz lazım.

Şimdi, somut hiçbir şey söylenmedi, iyi bir iletişim yok. Bakın, yapıldı edildi. Bu ülkede hepimiz birlikte yaşıyoruz, öncelikle biz bu ekonominin zarar görmesini istemiyoruz, kimse istemiyor. Dolayısıyla, bir defa piyasalara güven verecek, topluma güven verecek bir iletişimin yapılması lazım; bu fonun amacıyla ilgili, faaliyetleriyle ilgili, yapılacak işlerle ilgili. Bunun için de bir fikir birliğinin olması lazım. Bunun için de tabii, bir fikrin olması lazım. Hiç kimsede bir fikir olmadığı için herkes bir tarafından bir şeyler söylüyor. Bakın, üst üste getirin bakanlarımızın konuşmalarını hepsi birbiriyle çelişiyor. Böyle şey olmaz dolayısıyla iyi bir iletişim kurulması lazım.

Şimdi, biz Özelleştirme Fonu’nda şunu tecrübe ettik: Gelişigüzel bir şekilde özelleştirme kapsam ve programlarına alınan kuruluşların verimliliklerinde ciddi sıkıntılar ortaya çıktı, motivasyonları azaldı personelin. Şimdi bu fonda da bu riski ben görüyorum. Bu, ilk günlerde olmaz hemen, bir süre sonra, kaldıktan sonra, oraya ciddi müdahaleler yapılmaya başlandıktan sonra, keyfî yönetimler ortaya çıkmaya başladıktan sonra bu şirketlerin verimlilikleri üzerinde ben olumsuz etkilerin olacağını düşünüyorum, bundan Hükûmetin kaçınması lazım.

Bir defa, diğer bir husus: Şimdi, burada, hani “Mucize yok.” dedik, aslında yapılan iş var, iş belli. Bu, ya Hazine Müsteşarlığının yaptığı işi yapacak temel olarak ya Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yaptığı işi. Yani, ya bir özelleştirme, bir varlık satışı, ya bir menkule dayalı bir kâğıt ihracı türü bir şey yapacak veya bir şekilde borçlanma yapacak. Dolayısıyla, şu, beni rahatsız ediyor: Yani, iyi kötü belli bir bürokrasisi olan, uzmanlığı olan oturmuş kurumların denetiminden ve onların alanından, inisiyatifinden çıkartılıp böyle tamamen keyfî yönetilecek bir alana bu ülkenin şirketlerinin çekilmesi beni rahatsız ediyor, bundan kaçınmamız lazım. Yani, Özelleştirme Fonu bünyesinde durması gereken şeyin orada durmasında ciddi fayda var.

Şimdi, iktisat politikası açısından -vakit çok sınırlı, söyleyeceğim epeyce şey var- ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız gerekçeyi ve sayın bakanların konuşmalarını dinleyince. Bir defa, maliye politikasında ciddi bir gevşeme olacağına ilişkin güçlü bir izlenim var, bundan kaçınmamız lazım. Bu ülkeyi, her şeye rağmen Türkiye ekonomisini ayakta tutan mali disiplindir, mali disiplinden taviz verecek hususlardan kaçınılması lazım içeride gerekçesinde ve yapılacak işlere baktığımızda bununla ilgili riskleri görüyorum.

Kamu hesaplarının şeffaflığını daha da azaltan uygulamalardan kaçınmamız lazım. Mesela deniliyor ki: “Büyük altyapı projelerine kamu kesimi borcu artırılmadan finansman sağlanacaktır.” Bunu nasıl yapacaksınız, bunu bir kişi bana bir söylesin. Bu hesapların dışında birtakım şeyleri mi atacağız? Yani, bu hesapların şeffaflığını bozan ülkelerin uluslararası arenada başına neler geldiğini biz biliyoruz, bunun çok ciddi acı tecrübeleri var, bundan kaçınmak lazım.

Diğeri, kamu açığını artıracak uygulamalardan kaçınmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta, lütfen tamamlayınız.

ERHAN USTA (Devamla) – Gerekçedeki ifadeler, burada para politikası açısından da para piyasalarına müdahale edileceğine ilişkin ciddi ifadeler var. Mesela, piyasalarda dalgalanma zamanlarında likidite azaldığında piyasaya likidite mi verecek burası? Yani para politikasını Merkez Bankası yönetir. O kadar tehlikeli ki, daha bunu şu anda piyasalar görmüş değil, şu gerekçeyi piyasalar görmüş olsa Türkiye’yle ilgili eminim ciddi kaygılar artar. Dolayısıyla, para politikasını ve maliye politikasını etkisizleştirecek hususlardan kaçınmamız lazım.

Dünyada sıfır faiz var. Yabancı fonlar aç kurt gibi bekliyor. Böyle “yeni enstrümanlar” deyip, ülkenin, bu milletin parasını yabancılara peşkeş çekecek uygulamalardan, yeni enstrümanlardan kaçınılması lazım. Ciddi risk görüyorum. Onların bir şeye ilgi göstermesi, yapılan işin ülke açısından faydalı ve doğru olacağı anlamına gelmez. Bununla ilgili ben ciddi bir endişe taşıyorum.

Dolayısıyla, Türkiye’yi maceraya sürükleyecek hususlardan, uygulamalardan kaçınmamız lazım. Bu fonun, en azından bu çerçevede ülkenin faydasına yararlanılacak şekilde kullanılması gerekir diye düşünüyorum.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usta.

Grup önerisinin lehinde olmak üzere, Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Süreniz on dakika Sayın Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke, baskı rejiminin binbir türlü çeşidiyle karşı karşıyayken ve birçok uluslararası kuruluşun yayımlamış olduğu raporlarda ülkenin özellikle gerek ekonomik gerek sosyal gerekse siyasi olarak standardının düştüğü ve diğer ülkelerle kıyaslandığında, maalesef son sıralarda yer aldığı bir süreçte böyle bir Varlık Fonu’nun oluşturulmasına ta Plan ve Bütçe Komisyonu sürecinden itibaren şiddetle karşı çıktık çünkü bu fon kurulurken Hükûmetin tek derdi şuydu: “Mevcut ekonomik düzende nasıl bir paralel bütçe yaratabiliriz ve yaratmış olduğumuz bu paralel bütçe çerçevesinde özellikle şeffaflıktan nasıl uzaklaşabiliriz? Yaptığımız harcamaları hesap verilebilirlikten, Sayıştay denetiminden ve yargılamadan nasıl azade kılabiliriz?” çabası taşımaktadır. Bu Varlık Fonu’nun paralel bütçe yaratmak ve bunun sorgulanmaz hâle getirilmesinden başka hiçbir amacının olmadığını üzülerek ifade etmek isterim.

Bir de yasalaşma sürecinde gerek Komisyon tartışmalarında gerekse Genel Kurul tartışmalarında karşımıza Hükûmet tarafından çıkarılan en önemli argüman şuydu: G20 ülkelerinin hepsinde böyle bir fonun varlığı gerekçe olarak gösterildi. Evet, doğru, G20 ülkelerinin çoğunda böyle bir fonun varlığından biz de haberdarız ama bu, ülkede bu Varlık Fonu’nun gerek hazırlanışına gerekse harcanma sürecine meşru bir gerekçe oluşturmuyor -biz o zaman söyledik, yine söylüyoruz- çünkü bahsi geçen G20 ülkelerinin tamamının ortak bir özelliği var: Bu ülkelerin tamamı başta petrol olmak üzere enerji kaynakları açısından muazzam zengin ülkelerdir. Bir diğer husus, bu ülkelerin tamamı hem dış ticaret fazlası veriyor hem de özellikle bütçe fazlası veren ülkeler. Birazdan bunlardan birkaçını örneklemeye çalışacağım.

Peki, Türkiye’de durum böyle mi? Maalesef, böyle değil. Örneğin, Varlık Fonu’nun olduğu Rusya ve Birleşik Arap Emirliği ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye'nin petrol geliri var mı? Türkiye petrolden, enerjiden yüksek gelir elde eden bir ülke midir? Yoksa, tam tersi, yüzde 85, yüzde 90 oranında dışa bağımlı mıyız? Bu ülke, bir defa G20 ülkelerinde var olan Varlık Fonu’nun bulunduğu ülkeler gibi enerji üreten değil, enerjiyi dışarıdan ithal eden bir ülkedir. Bir diğeri, bir örnek daha verelim: Örneğin, Çin’de, evet, Varlık Fonu var ama Çin gerek dış ticarette gerekse bütçede en fazla veren ülkelerin başında geliyor. Tam tersine, Türkiye, hem dış ticarette hem bütçede ciddi açık veren bir ülkedir. Örneğin, daha bir ay önce merkezî yönetim bütçesi görüşülürken 2016’yı kapattık; 2016’da eski parayla 30 katrilyon, yeni parayla 30 milyar açık vermiş bir bütçenin sahibiyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün ülkelerden, amacına uygun kurulmuş bütün ülkelerden farklı seyreden amacına uygun kurulmayan bir iki özelliğimiz daha var bizim. Bu fon, normalde, varlıklı ülkelerde özellikle dış ticaret fazlası, bütçe fazlası olan, refahın, o artı paranın yatay bir biçimde dağıtılması için, özellikle orta direği güçlendiren, zenginler ile fakirler arasındaki makası kapatan bir amaçla kurulmuştur. Türkiye’de ise şimdiye kadar izlediğimiz ve son birkaç günde de Bakanlar Kurulu kararıyla bazı, bazı değil, en zengin kamu şirketlerinin bu fona devredilmesinden anlıyoruz ki bırakın burada refahı bütün topluma dağıtmayı, bizde ise refahı mutlu bir azınlığın tekeline toplamak için kurulmuş bir fon olduğunu daha baştan görüyoruz ve özel sektör yatırımlarını artıracak önlemlerde bir biçimde Varlık Fonu maalesef kullanılıyor.

Geldiğimiz noktada, Türkiye’de yatırımlara baktığımızda, büyümenin iyice durduğu, hatta çoğu zaman eksi seyrettiği, verilen teşviklerin artık bu krizi gidermeye hizmet etmediği ve millî gelirin maalesef dörtte 3’ünü tüketimden elde ettiğimiz bir ülke hâline dönmüş durumdayız. Tüketim geriliyor çünkü en temel sebebi şu: Borçlandırma politikaları artık en doğal sınırlarına dayandı. Bir yurttaş, bir müteşebbis istese bile borçlanabilmenin sınırını bundan daha fazla genişletme şansına sahip değildir ve IMF verilerine göre, Türkiye’de yurttaş gelirlerinin yüzde 60’ına yakın bir kısmı kredilere gidiyor, geri kalan yüzde 40’ı ise maalesef, enflasyonunun ağır baskısı altında erimeye yüz tutmuş durumda. Bunun üzerine, OHAL’i, ülkedeki çatışmalı durumu, siyasi krizin, maalesef, bireysel ve zümresel ihtiraslar üzerinden artırıldığı bir ülke gerçekliği yaşıyoruz biz. Bu ülkede, varlık fonlarıyla, yeni torba yasalarla, mali finansman sektörüne dönük farklı müdahalelerle bu krizi aşamayacağımız gün gibi ortadadır.

Bu krizi aşabilmenin biricik yolu vardır. Ülkede, başlatılmış ve toplum vicdanında mahkûm olmuş olan bu bir buçuk iki yıllık çatışmalı ortama bir an önce son vermektir. Özellikle, çatışmalardan kaynaklı olarak sadece silah harcamalarından falan söz etmiyoruz, sadece askerî personel harcamalarından söz etmiyoruz; özellikle, barışçıl politikaların, yatırımcıyı cesaretlendireceğini, kamu harcamalarını azaltacağını, tasarrufu artıracağını, dış ticaret açığını ve dışa bağımlılığı azaltacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Kalkıp burada, anlamsız yere, sadece sermayeyi tatmin eden, mutlu azınlıklar yaratan yasalar peşinden koşmak yerine, bu ülkede, 80 milyon insanın hem malına hem canına halel gelmesini önleyebilecek bir barış iklimini yaratmamızın bu fondan elli kez daha evla olduğunu ifade etmek isterim.

Bir diğeri: Peki, bütün bu harcamalardan sonra geriye ne kalıyor? Hükûmetin elinde tek bir şey kaldı; özellikle, kamu harcamalarını hareketlendirerek piyasayı canlandırma çabası var. Ama gerek AKP gerekse Cumhurbaşkanlığı, zaten aktif bir enstrüman olarak kamu harcamalarını kullanıyor ve bu aktiflik, son iki yılda kabından taşarak, sadece çatışmalı ortamdan, özellikle, Kürt şehirlerinde yaşanan çatışmalar ve oradaki yıkımdan ötürü oraya kamu harcaması olarak götürülmek isteniyor, orada da belli şirketlerin, belli büyük holdinglerin, belli inşaat firmalarının tatmini amaçlanıyor. Yoksul halkın derdine derman, yarasına merhem olan herhangi bir çaba göremiyoruz maalesef.

İşte, bu nedenlerden ötürü, buna Varlık Fonu değil “yokluk fonu” diyoruz biz. Yokluk fonu bu aşamada devreye giriyor. Ne yapılmak isteniyor? Potansiyel kaynağı 100 milyar TL olan İşsizlik Fonu’nun da -göreceğiz önümüzdeki dönemde- kaynaklarının önemli bir bölümü buraya aktarılacak ve kamu varlıklarından, en zengin kamu şirketlerinden buraya aktarımlar sağlanıyor. Biz neyle uğraşıyoruz? Vatandaş her geçen gün yoksullaşıyor, vatandaş her geçen gün açlıkla boğuşuyor, pençeleşiyor, işsizlikle boğuşuyor, buna karşı biz varsa yoksa sadece belli bir zümreyi mutlu edebilecek ama bu belli bir zümrenin mutluluğunu çoğunluğun ve toplumun geniş tabanlarının mutsuzluğu üzerine bina edecek bir rejim değişikliğiyle uğraşıyoruz.

Şimdi soruyorum: Bu pakette, işte Cumhurbaşkanının onayını -bugün yarın- bekleyen ve bir referandumla toplumu daha fazla kamplaştıracak olan bu pakette Kürt’e ve onun yüz yıllık sorununa dair bir şey var mı? Yok. Bu pakette Alevi’nin sorununa çözüm olabilecek bir şey var mı? Yok. Emekçiye bir çözüm var mı Anayasa paketinde? O da yok. Erkek egemen sisteme karşı kadının baskı ve şiddet cenderesi altından kurtulmasına, çalışma, siyasal, sosyal yaşama katılmasına dönük bir şey var mı? Bir madde, bir bent bile yok. Hatta daha ileri giderek söylüyorum, bu pakette yatırımcıya da bir şey yok. Bu pakette sanatçıya, gazeteciye, akademisyene, aydına, yazara, çizere bir şey var mı? Yok. Ondan sonra, ne âlâ memleket!

Başbakan ne diyor? “HDP ‘hayır’ dediği için biz ‘evet’ diyeceğiz.” Ya, Allah aşkına, aylardır bu paketi HDP mi hazırlıyor? Siz hazırlarken hiçbir “evet” argümanı üretemediniz mi? Şu Hükûmetin, siyasi iktidarın aylardır üzerinde yoğunlaştığı yüz yıllık bir sistemde rejim değişikliğine giden bu pakette bir “evet” gerekçesi yok mu? Böyle bir negatif meşruiyet üzerinden varlık gerekçesi olabilir mi? Siyaset felsefesinde buna “negatif meşruiyet” diyorlar. Doğrularına güvenmeyen, başkasının karşıtlığı üzerinden kendini var etmeye çalışıyor. Bu, bir siyasi iktidarın âcziyetine tekabül ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, düşünün, varsa yoksa toplum algısında oluşturulmuş olan bir Kürt fobisi ve bir siyasi partinin, Parlamentonun üçüncü büyük siyasi partisinin karşıtlığı üzerinden zorba bir yöntemle bir vesayetçi dikta rejimi inşa edilmeye çalışılıyor. Keşke, Başbakan bugün grup toplantısında konuşurken kendi doğruları üzerinden iki cümle söyleyebilseydi. Hiç mi hukukçusu yok bu partinin? Hiç mi doğru üretemediniz? 18 maddeden Kürt’e, Alevi’ye, emekçiye, sanatçıya, yazara, çizere, ekonomiste, müteşebbise vaatte bulunabilecek bir cümleniz yok mu yahu? Varsa yoksa “HDP ‘hayır’ dediği için.” Peki, HDP “evet” demiş olsaydı bütün argümanlarınız bitmiş olacaktı. “HDP ‘hayır’ diyecek.” HDP, 80 milyon insanın bu işte maalesef faydasını görmediği için “hayır”da karar kılacaktır diyoruz.

Bu anlamda verilmiş araştırma önergesinin de lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Grup önerisinin aleyhinde son konuşmacı, Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç.

Süreniz on dakika Sayın Bilgiç.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum.

Tabii ki bütün değerli hatiplere teşekkür ediyoruz, onları dinledik. Ancak tabii ki bu değerlendirmelere maalesef katılmak mümkün değil, hele Sayın Böke’nin konuşmasını dinlediğimde bu konuşmanın neresinden tutacağımı gerçekten bilemiyorum çünkü teknik hiçbir değerlendirmeye bu konuşmada rastlama imkânımız olmadı. “Çökmek, haraç mezat ipotek vermek, batık temizlemek, rehin düzeni, işte bütçenin görünür kalemlerinin hazineye devri gibi” kavramlar üzerinden bir düzenlemeyi anlatmaya çalıştı ama maalesef elle tutulur hiçbir tarafı yok; çok özür diliyorum bunu söylerken.

Paralel hazineden bahsediyorlar. Demek ki 40 ülkede 80 tane fon var, bu da şu anlama geliyor: Demek ki bu 40 ülkede de 80 tane de paralel hazine var. Başka ülkelerde siz bunu kurduğunuzda bu ülkelerin varlıklarını bir yapıda toplayıp ülkenin ekonomisinin güçlenmesine, büyümesine, yapılandırılmasına, piyasa regülasyonuna ayırdığınızda bu, doğru oluyor ama maalesef yani işte bu boğaz köprüsünü de Türkiye’ye yakıştıramayanlar, aynı zihniyet bugün de yıllar sonra maalesef geliyorlar bir varlık fonunu da Türkiye’ye yakıştıramıyorlar.

Bugün 7 Şubat, MİT krizinin beşinci yılını yaşıyoruz. MİT tırlarına baskına alkış tutanlar, MİT Müsteşarına operasyon yapmaya çalışan paralel yapıya, FET֒ye arka çıkanlar bugün paraleli konuşuyorlar. İşte Ziraat Bankasının, Halk Bankasının hazine hisselerinin bu Varlık Fonu’na aktarılmasını konuşuyoruz ama hatırlamanız gereken bir şey var: İşte, 2001 kriz sürecine baktığınızda toplam piyasa değeri 1 milyar doların altında olan sadece Halkbankın Gezi olayları öncesi, mayıs ayındaki piyasa değerinin -değerli arkadaşlar- 13 milyar doları bulduğunu hep beraber biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Varlık Fonu, büyük projelerin finanse edilmesi, kısa vadeli ekonomik şokların ve finansal piyasalarda meydana gelebilecek dalgalanmaların etkilerinin en aza indirilmesi noktasında sigorta görevi üstlenecek bir kurumdur. Evet, az önce ifade ettim, dünya genelinde 40’tan fazla ülkede bugünkü hacim itibarıyla da 7,4 milyar dolar seviyesine ulaşmış olan bir varlık fonu bulunmaktadır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Trilyon...

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Türkiye’de 2020 yılında da bu sürecin ve bu toplam tutarın da yeni kurulacak fonlarla beraber 15 trilyon dolara yükselmesi de beklenmekte ama öbür taraftan da Türkiye’nin bütün bu sürece bazı cenahlar da seyirci kalmasını istiyorlar.

Küresel dağılıma bakıldığında fonların, doğal kaynak zengini Orta Doğu ve Orta Asya ile ihracat ve finans merkezlerine odaklı Uzak Doğu’da yoğunlaştığı görülüyor. Doğrudur ama değerli milletvekilleri, fon, Türkiye Varlık Fonu, Varlık Yönetim Şirketi, Kanal İstanbul, nükleer santraller, savunma projeleri ve diğer büyük projelerin hayata geçirilebilmesi için önemli bir finansman kaynağı konumunda bulunurken Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunların çözümünün yanı sıra ortaya çıkaracağı ekonomik güç sayesinde önemli bir dış politika aracı, potansiyeli de taşımaktadır.

Darbe girişimi sonrası muhtemel ekonomik ve finansal şokların ekonomi yönetiminin başarılı performansıyla atlatılmasının ardından ulusal varlık fonu kurulma sürecinin hız kazanması, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından önemli bir yer tutmaktadır. Varlık Fonu, bu alanda kısa vadeli şokların etkilerinin azaltılması, döviz kurları ve finansal piyasalardaki dalgalanmaların olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi, tasarrufların yatırımlara yönlendirilmesi, dev projelerin ve uzun vadeli yatırımların hayata geçirilmesine ve belki de en önemlisi finansman ve fonlama maliyetlerinin aşağı çekilmesinde çok önemli bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca, AR-GE, ileri teknoloji üretimi ve stratejik sektörlerin güçlendirilmesi ve bu yolla ekonomik büyüme ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından da Türkiye Varlık Fonu’nun kurulması ve etkin bir biçimde işletilmesi son derece önem arz etmektedir.

Değerli arkadaşlar, hayata geçirilecek mega projelerin finansmanının kamu kesimi üzerindeki ağırlığını azaltması beklenen Varlık Fonu’yla özellikle savunma sanayisi ve yüksek teknoloji üretimi, sermaye yoğun ve stratejik sektörlerin finansmanı da sağlanabilecektir. Bu yolla hem yeni istihdam alanları açılacak, Türkiye’nin ekonomik büyümesine katkı sağlanacak hem de stratejik alanların gelişiminin teşvik edilmesiyle dışa bağımlılık azaltılarak yerli ve millî sektörlerin önü açılmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, inanıyorum ki -en kısa zamanda 200 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz fonun- Varlık Fonu, orta ve uzun vadede Türkiye’nin, ülkemizin hem finansal piyasalardaki istikrarına hem de kalkınma çabalarına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Değerli arkadaşlar, Varlık Fonu’yla ilgili olarak Hükûmetimizin gerçekleştirmiş olduğu hamlelere de çok kısa değinmek istiyorum: 19 Ağustos 2016’da kabul edilen 6741 sayılı Kanun ile kuruldu. Sermayesi 50 milyon olan bu fonun kaynakları, Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programında bulunan ve fona devrine karar verilen kuruluş ve varlıklara Özelleştirme Fonu’ndan fona aktarılması kararı verilen nakit haklarından oluşmaktadır. Bu çerçevede kabul edilen kararnamelerle Ziraat Bankası, Halk Bankası, BOTAŞ, Borsa İstanbul, Türk Hava Yollarında bulunan hazine hisseleri varlık fonlarına devredilmiş oldu. Bu devirle ilgili, kamuoyunun da bilgilendirilmesi anlamında buradaki devirden kastedilen şey, hazineye ait hisselerin devridir. Örneğin, Halkbankın yüzde 51,11’i, Türk Hava Yollarının yüzde 49,12’si, Türk Telekomun yüzde 6,88’i fona devredilmiştir. Bu devri doğru anlamak ve Varlık Fonu’nu kuruluş amacından bağımsız değerlendirmemek gerekmektedir. Fonun temel amacı, sermaye piyasalarında araç çeşitliliğine ve derinliğe katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkların ekonomiye kazandırılması, dış kaynak temini, stratejik ve büyük ölçekli yatırımların da teşvik edilmesidir. Eğer siz kamuoyuna, devredilen firmaların isimlerini sayıp devir gerekçesini, gerçekleştirilmek istenen amacı anlatmazsanız kamuoyunu en basit şekliyle yanlış bilgilendirmiş olursunuz, aldatmış olursunuz.

Gene, değerli arkadaşlar, bütçeyle ilgili olarak bu kurumların Varlık Fonu’na devredilmesiyle birlikte 5 milyar liralık bir vergi kaybından söz ediyorlar. Değerli arkadaşlar, burada herhangi bir şekilde bir vergi kaybı falan söz konusu değil. Bu şirketler çalışmaya devam ediyorlar, faaliyet gelirlerinden doğan vergilerini de devlete ödemeye tabii ki devam edecekler. Burada herhangi bir vergi kaybı söz konusu olmadığı gibi bunlar da özel bütçeli kuruluşlar olmadığı için doğrudan bunların kazançlarından bütçeye herhangi bir aktarımın da söz konusu olmadığı net ve açıktır. Burada oluşabileceği söylenen, ifade edilen, hayal edilen ve olmayan bu vergi kayıplarından dolayı birtakım yeni vergilerin ihdas edileceğini falan söylemek hayal görmekten öteye gitmemektedir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Temettüler ne olacak?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Evet, tabii ki temettüyü konuşabiliyorsunuz Sayın Erdoğdu, çok doğru. Yani Halk Bankası -söyledik işte- bizim dönemimizde 13 milyar dolar noktasına geldi, kamu zararı oluşturmuyor, kâr ediyor, tabii ki bu temettülerin Varlık Fonu’na devri ve buradan ekonominin daha güçlü bir şekilde gelişmesi için aktarılmasından daha doğal bir şey olamaz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Gelir kayıpları ne olacak?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Zaten Varlık Fonu’nun kuruluş ana amaçlarından bir tanesi de bu. Bunu hatırlattığınız için size de ayrıca teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben teşekkür ederim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ayrıca, Varlık Fonu’na aktarılan kaynakların kredi temin edilmesi amacıyla teminat olarak gösterileceğine ilişkin söylemleri de doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Şöyle düşünün: Yine, Türk Hava Yollarındaki hazine payları üzerinden gidelim. Buradaki payların bir piyasa değeri var. Bu değer, Türk Hava Yolları firmasının piyasadaki kârlılığı, yatırım planları, pazar payı gibi unsurlardan oluşmaktadır. Bu, bir varlıktır ve iktisadi bir değeri vardır. Siz bu hisseleri bir yere teminat göstererek finansman sağlayabilirsiniz ve bu, sizin ifade ettiğiniz gibi varlıkların rehin edilmesi gibi bir sonucu doğurur ama siz kamuya ait bu varlığı satmadan, elden çıkarmadan, rehin veya teminata vermeden kanunla oluşturduğumuz Türkiye Varlık Fonu AŞ bünyesine dâhil ederek birlikten güç doğar bakış açısı içerisinde tek tek firmaların sahip oldukları kredibiliteden daha geniş ve aynı zamanda da daha az maliyetli finansman imkânlarını oluşturabilmesine imkân verebiliyorsunuz. Hükûmetimizin de yaptığı budur. Bu noktayı iyi anlayabilmek için bakış açımızı geniş tutmak, eski, alışılagelmiş, klasik “Dışarıdan kredi al, proje yap.” mantığından ziyade AK PARTİ hükûmetleri döneminde Türkiye’nin gündemine yerleşen “mega projeler” kavramını da iyi kavramamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu yapılanlar, az önce belirttiğim gibi üçüncü havalimanı, Kanal İstanbul, şehir hastanesi gibi mega projeler için on, yirmi, otuz yıl vadeli çok büyük finansman imkânları oluşturulabilir. Bu sayılan projeler, sizlerin de bildiği gibi, kendi kendini zaman içerisinde amorti eden yapıya sahiptir. Bu yapılarla, klasik anlamda teminat veya rehin vermeden finansman imkânları çeşitlenecek, kamuoyunun da eli rahatlayacaktır. Kaldı ki Varlık Fonu’nun tek amacı ve işlevi, kredi olanaklarını genişletmek ve artırmak değildir. Fon, kalkınmanın ve iktisadi büyümeye katkı sunmak amacıyla çeşitli ve stratejik sektörlere yatırım da yapacak ve gelir elde edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - Bunun en güzel örneği 865 milyar dolarlık büyüklüğüyle Norveç’e ait varlık fonudur. Küresel varlık fonları arasında ilk sırada yer alan bu fonun dünyanın önemli şehirlerinde ofisleri mevcuttur, Nestle, Royal Dutch Shell, Apple, Roche, Novartis gibi dünya çapındaki önemli şirketlere de sermaye yatırımları bulunmaktadır.

Diğer taraftan, bu fona devredilen bu varlıkların inşallah önümüzdeki süreçte, tamamen Türkiye Varlık Fonu’nun yapılandırma süreçleri tamamlandıktan sonra, Türkiye ekonomisine yapmış olduğu katkıları da dinamizmine yapacağı katkıları da hep beraber gözlemleyeceğiz.

Ben, bu vesileyle tekrar Türkiye Varlık Fonu ve Varlık Yönetimi Anonim Şirketinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor ve Cumhuriyet Halk Partisi önergesinin aleyhinde konuştuğumu da bir kez daha ifade etmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bilgiç.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın hatip, konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisinin konuşmacısı, hatibi Sayın Selik Sayek Böke’ye “FET֒ye destek verenler şimdi çıkmış bu kürsüde 17-25 Aralık ve paralelden bahsediyorlar.” demek suretiyle -daha birçok sataşma var ama- cevap hakkı doğuracak bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Peki, size sataşmadan iki dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke’nin, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ederim Başkan.

FET֒yle kimlerin bir arada olduğu bilindiği için ona cevap verme gerekliliği görmüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak, teknik bilgilerle ilgili anlamamış olmaktan dolayı bir serzeniş duydum, bu serzenişi giderme ihtiyacı duyuyorum.

Şimdi, o kadar karışık yazılmış bir yasa teklifiydi ki, vatandaşı doğrudan etkileyen bir olayı mümkün olduğunca vatandaşın anlayacağı bir dile dökmeyi biz kendimize sorumluluk görüyoruz. Burada işimiz vatandaşın derdini çözmekse, yıllarca biriktirdiği varlıkları anlamlı bir işe kullanmaksa, önce vatandaşa ne yaptığımızı anlatabilecek basitlikte anlatmak, esas teknik bilgiyi kullanabilmekten geçer. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, izin verirseniz neresinden tutulacağı bilinemeyen bilgileri hızlıca paylaşayım sizlerle. 40 ülkede 80 fondan bahsediliyor. “Bu ülkelerdekiler paralel değil mi?” deniyor. Bu ülkelerde paralel devlet de kurulmamış, bizdeki açıkça paralel. Şöyle paralel: Bu ülkelerde cari fazla var. O fazla bir yere kullanılamayınca, arttığı için bir fona aktarılıyorlar veyahut da bütçe fazlası var, bir fazla olduğu için, bunlar yatırım yapmak üzere bir fona aktarılıyorlar. Bilmediğimiz bir fazla mı var? Sizin bildiğiniz, bizden sakladığınız bir fazla mı duruyor bir yerlerde? Eğer öyleyse o zaman bu fazlanın hemen bugün açık edilmesi gerekiyor ki gerçek bir Varlık Fonu kurulduğuna biz de ikna olalım, halkı beraber biz de ikna edelim. Bu ülkelerde paralel değil çünkü açıkça varlığı bilinen, fazla varlıklar buraya aktarılıyor ve yatırıma kanalize ediliyor.

Şimdi, bir diğer bilgi: 5 milyar liralık gelir aktarılmış. Bundan daha teknik bir bilgi olabilir mi? Geçtiğimiz yıl bu kurumlar 5 milyar lirayı vermişler. Böylece 5 milyar liralık bir servis ve hizmet verebilmiş kamu. Peki, şimdi o 5 milyar yok oldu.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Niye yok olacak?

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) - Ne yapacaksınız? Hangi vergiyle bunun yerine gelir yaratacaksınız? Yaratmayacaksanız, bütçe açığını 5 milyar daha arttırdığınızda ortaya çıkacak disiplinsizliği nasıl çözeceksiniz? Bunlar çok açık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Sayın Başkan, otuz saniye rica ediyorum.

BAŞKAN – Otuz saniye olmuyor Sayın Böke.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Beş saniye alsam, beş saniye?

BAŞKAN – Sataşmada da böyle bir usul yok.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Peki, bir saniye…

BAŞKAN – Kayıtlara geçer.

Buyurun.

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – O zaman ben sorayım buradan, soracak çok sorum var zira, çünkü açıklayabilmiş değilsiniz, açıklamanız için de bizim çok ihtiyacımız var.

Mesela Savunma Sanayii’nden borç almak nereden çıktı, neden borç alıyorsunuz, nereden bu yetkiyi edindiniz?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Böke.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, anlayışınız için teşekkür ediyoruz.

Sayın hatibin konuşmasında yaptığı bir diğer sataşma, sayın hatip…

BAŞKAN – Bir sefer sataşmadan söz verdik Sayın Özel.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir şey olmaz! Böyle parça parça, perakende usulü sataşma olmaz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Aykut Erdoğdu’nun ismini anarak…

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu’ya sataşmada bulunmadı Sayın Özel, verdiği bilgilerden dolayı teşekkür etti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Evet.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – “Halk Bankasını batırdın.” dedi Sayın Başkan; rica ederim ya, ben mi Halk Bankasını batırdım?

BAŞKAN – Buyurun, sizi dinliyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, “Sayın Aykut Erdoğdu, Halk Bankası dönemimizde sizin döneminizdeki gibi zarar etmiyor.” dedi. Bizim böyle bir dönemimiz olmadığı gibi, Halk Bankasını zarar ettirmekle, batırmakla suçladığı Aykut Erdoğdu’nun bu cevap hakkını kullanmaması durumunda…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sorun yok o zaman Sayın Başkan.

BAŞKAN – Burada sataşma yok Sayın Özel. Sayın Erdoğdu bu konuyla ilgili açıklama ya da bilgilendirme yapmak istiyorsa yerinden bir dakika söz verebilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur efendim.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, adaletinizden hiçbir şüphem yok ama şimdi sayın konuşmacı diyor ki: “İşte, döneminizdeki Halk Bankası…” Meclisi bilgilendireyim: Arkadaşlar, eskiden görev zararı vardı -bizim dönemimiz değildi- şimdi görev zararının adı gelir kaybı konuldu, aynı zararlar devam ediyor ve bu zararlar da -bilgi için söylüyorum, bu kötü bir şey değil- mesela çiftçiden az faiz alıyorsunuz, esnafa sıfır faizli kredi kullandırıyorsunuz, orada bir faiz farkı doğuyor, işte, o fark görev zararı oluyor. Bu iyi bir şey, esnafa veya çiftçiye verdiğimiz desteği gösteriyor ama öyle bir lisan kullanıyorsunuz ki, öyle bilmeyenler “Aman, çok büyük zarar var.” diyor.

“Gezi olayları” diyorsunuz.

Arkadaşlar, Gezi olaylarında kur 4 kuruş düştü. E, şimdi Merkez Bankasına müdahale ediyorsunuz, 60 kuruş birden gidiyor, 60 kuruş. Yani Gezi’ye çıkan o milyonlarca insanı böyle suçlamanın anlamı yok.

“Yap-işlet-devret projesi” diyorsunuz. Ya, adı üstünde, yap-işlet-devret. Zaten adamlar finansmanı bulacak, işletmeci finansmanı bulacak, size ne, devlet niye ona finansman buluyor? Bu kadar açık bilgileri çarpıtmanın anlamı yok.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğdu.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Özel anlatacağım kendisine.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ve arkadaşları tarafından, Ziraat Bankası, Türkiye Petrolleri, PTT, BOTAŞ, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, TÜRK TELEKOM’un hazine hisseleri, Eti Maden ile ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesiyle ilgili 7/2/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 7 Şubat 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime yirmi dakika ara veriyorum ve sayın grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 18.36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66'ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/196) esas numaralı 13 Mayıs Gününün Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/83)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/196) esas no.lu Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                   Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük 37’yle ilgili her teklifim nedense saat yediden sonraya kalıyor Sayın Başkan. Aslında, şimdi reyting rekoru kıracaktı yani televizyonun önünde yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan olacaktı ama maalesef, şu anda yok, o yüzden de bütün motivasyonum gitti, onu peşinen size söyleyeyim.

İkinci olarak da şunu söylemek durumundayım, bu şunu aklıma getirdi: Bazen Diyarbakır uçakları İstanbul’da en sondaki aprondan kalkıyor, yani yirmi-yirmi beş dakika falan sürüyor gidişiniz uçağa. Uçakta böyle, homurdanmalar falan oluyor. Hemşehrilerim “Diyarbakır uçağı olduğu için en sondan kalkıyor, değil mi? Yirmi dakika, yirmi beş dakika bizi otobüsle oraya götürüyorsunuz?” diyorlar. Şimdi, yediden sonraya kalınca da aklıma bu geldi çünkü hep yediden sonraya kalıyor ama sizin niyetinizin o olmadığını biliyorum.

BAŞKAN – Ben açıklama yaparım, siz konuşmanızı yapın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Tabii, tabii.

Değerli arkadaşlar, 13 Mayıs gününün maden işçisinin can güvenliği günü ilan edilmesi için bu kanun teklifini vermiştim, o nedenle söz aldım.

Geçen hafta gerçekten çok üzüldüğüm bir olay oldu. Ondan önce de, on beş, yirmi gün önce de “Babamın Kanatları” adlı bir filmi izlemiştim İstanbul’da, ödül alan bir film. İnşaatlarda neler yaşandığı, iş cinayetleri konusunda gerçekten çok öğretici bir sinema filmiydi ve ödül de almıştı, onu izlemiştim. O sinema filminden çok etkilendim. Aynı hikâye geçen hafta İstanbul’da Esenyurt’ta gerçekleşti değerli arkadaşlar. Yani, Parlamentonun bu işle çok ilgili olmadığını biliyorum, iş cinayetleriyle ilgili çok ilgili olmadığını biliyorum ama gerçekten içim acıdı ve gözyaşı döktüm o haberi duyunca.

Van’da Yüzüncü Yıl Üniversitesinde okuyan Remzi Ersu adlı bir 4’üncü sınıf öğrencisi yarı yıl tatilinde Van’dan İstanbul’a gidiyor, yakınları orada, otuz saat yol gidiyor otobüsle ve on beş gün, yirmi gün çalışacak, bir harçlık edinecek, sonra tekrar dönecek, Van’da okuluna devam edecekti ama Esenyurt’taki inşaatta vinç düşüyor ve onun altında kalarak yaşamını yitiriyor. Ölen, tıp fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi değerli arkadaşlar. Şunu dedim kendi kendime ve yazdım da bunu: Lanet olsun bu yoksulluğa ve bu yoksunluğa ki tıp fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisini yarı yıl tatilinde Van’dan İstanbul’a götürüp bin lira, 500 lira çalışmaya zorlayan bu düzene lanet olsun! Bunu söyledim ve bu sözleri de burada söylemek için söz aldım. Lanet olsun!

Yani, Türkiye'nin işi, büyük inşaatlar sektör olarak. Büyük inşaatlar, inşaat sektörü çok önemli ama o inşaatlarda yaşanan iş cinayetleri konusunda bir duyarlılık var mı bu Parlamentoda? Vallahi yok, gerçekten yok bu Parlamentoda, yaşanan dramlar konusunda. Harcı kanla karılmış inşaatlardan mülk sahibi olmayı tek emel, tek ideal hâline getirecek kadar mı yitirdik vicdanlarımızı? Bu kadar mı betonlaştı kalplerimiz, bu kadar mı? Hiçbirini görmüyoruz, hiçbirini, değerli arkadaşlar, neler yaşandığını. Siyaset ve iktidar çürük bir inşaata dönüştü, çürük bir inşaata, aynen bu şekilde, bütün bu cinayetleri görmeyerek. Ve şu anda Parlamento da bunu görmüyor. Neler yaşandığını bilmiyoruz. Ben isterdim ki bu Parlamentoda Vanlı Remzi Ersu’yla ilgili olarak birisi kalksın bir konuşma yapsın, iktidardan bir başsağlığı dileği gelsin. Var mı haberiniz? Yok. Bir sürü iş cinayeti yaşandı, 13 Mayısta Soma’da olduğu gibi, dünyanın en büyük ölümlü iş kazası. Neyle hatırlıyoruz biz onu, iktidarı? Tekmeyle hatırlıyoruz, tekmeyle. Sadece bununla hatırladık, tekme kaldı hafızalarımızda, işçiye atılan tekme değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun dışında herhangi bir vicdan ortaklığı, maalesef, burada yok.

Bakın, yakınlarını cinayette yitirenler, iş cinayetlerinde yitirenler her ayın ilk pazar günü İstanbul’da meydanda toplanıyorlar; hepsi yoksul insanlar, hepsi vicdan sahibi insanlar ve vicdan nöbeti tutuyorlar. 58’inci haftasıydı, pazar günü katıldım. Değerli arkadaşlar, bakın, şu almanağı hazırladılar, 2016, yeni çıktı bu. Bir sürü şeyler okuyoruz ama bu milletvekillerine, özellikle AKP’li milletvekili dostlarıma, arkadaşlarıma bu almanağı okumalarını öneririm. Neler yaşandığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, tamamlayın, buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Affınıza sığınarak bunu okumanızı öneriyorum değerli arkadaşlar. Hangi hikâyeler var, neler yapmamız lazım, hangi tedbirleri almamız lazım… Edinmeniz kolay, alalım ki çürük inşaata dönüşen bu siyaseti kurtaralım. Sadece rantı düşünmeyin, vicdanla, onurla hareket edelim ve insanlarımızın iş cinayetine kurban gitmesini önleyelim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Sayın Tanrıkulu, konuşma yaparken özellikle konuşma saatinizin yayın saatinden sonraya bırakıldığı konusunda bir eleştiri yaptınız. Şunu belirtmek isterim ki kasti olarak yapılan bir şey yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biliyorum Sayın Başkan, ben de ondan söyledim zaten.

BAŞKAN – Bunu özellikle bilmenizi isterim.

Sayın grup başkan vekillerinin Sayın İdris Baluken’le bir görüşme ve çay içme talepleri doğrultusunda bu arayı -hem yemek arası olarak da değerlendirip- böylesi bir fırsatı değerlendirmek istedik. Bir dahaki haftaya canlı yayında inşallah seçmenlerinizle buluşursunuz, kusura bakmayın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Öyle bir sorunum yok Sayın Başkanım, sağ olun.

BAŞKAN – Tamam.

Şimdi, önerge üzerinde ikinci konuşmacı Zonguldak Milletvekilli Sayın Ünal Demirtaş.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyor ve hayırlı akşamlar diliyorum. Sözlerime “hayır”da hayır vardır diyerek başlamak istiyorum. İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun 13 Mayıs gününün maden işçisinin can güvenliği günü ilan edilmesiyle ilgili verdiği kanun teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, kömür bir ülkenin ağır sanayisinin ve enerji üretiminin olmazsa olmazıdır çünkü kömür, bugün için hem ağır sanayide hem de enerji üretiminde kullanılan ana girdilerden birisidir. Bu sebeple, kömür üretimi bir ihtiyaçtır. Sayıştay raporlarına göre, 2015 yılında Türkiye'de 33 milyon ton taş kömürü tüketilmiştir. Bu taş kömürünün bir bölümü evlerde yakacak olarak kullanılmış, bir bölümü ağır sanayide ve demir çelik sektöründe, bir bölümü de termik santrallerde kullanılmıştır. Tüketilen bu taş kömürünün 1,8 milyon tonu ülkemizde üretilmiş, 31 milyon tonu ise dünyanın değişik ülkelerinden ithal edilmiştir. Nereden ithal etmişiz taş kömürünü? Kolombiya’dan, Rusya’dan, Güney Afrika’dan ve daha birçok dünya ülkesinden ithal etmişiz. Yaklaşık 4 milyar dolar da 2015 yılında para ödemişiz. Kömür ithalatına son beş yılda ödediğimiz para ise yaklaşık 20 milyar dolar.

Yani değerli milletvekilleri, taş kömürüne ve linyit kömürüne ihtiyacımız var ama taş kömürü üretmiyoruz, ithal ediyoruz. Taş kömüründe ithalata bağımlılıktan kurtulmalıyız. Bunun için yer altı kömür madenciliğine de önem vermemiz gerekiyor. Plan ve Bütçe Komisyonunda Enerji Bakanım “Kömür üretiminde yerli üretime önem vereceğiz." dedi, gayet güzel bir söz. Peki, bu uygulanıyor mu? Elbette ki hayır. İktidar yerli kömür üretimine önem vermemektedir. Türkiye Taşkömürü Kurumunda çalışan işçi sayısı 2002 yılında 22 bin dolayındaydı, şimdi 8 binlere kadar düştü ve 2011 yılından bu yana Türkiye Taşkömürü Kurumuna işçi alınmıyor oysa TTK’nın işçi açıkları giderilmelidir ve bu tablodan anladığımız şu ki AKP iktidarının söyledikleri ile yaptıkları çelişiyor. Bu olmaz arkadaşlar, yer altı kömür üretimini artıracak politikaları uygulamalıyız.

Değerli milletvekilleri, ancak yer altı kömür madenciliği dünyanın en ağır ve tehlikeli işidir. Bu sebeple, kömür üretimini yaparken, üretimi artırırken maden işçisinin yaşamını ve vücut bütünlüğünü ön planda tutmalıyız, maden işçilerimizin iş kazasına uğramadan yaşamlarını ve vücut bütünlüklerini güvence altına almalıyız. Ancak, maalesef, Türkiye’de işçi hayatı ucuz, iş kazası rakamları korkunç, bilimin ve teknolojinin son derece ilerlediği 2000’li yıllarda inanılmayacak rakamlar. Maalesef, on beş yıllık AKP iktidarında yaklaşık 18 bin işçimiz iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş durumda. Geçen yıl, 2016 yılında ölen işçi sayımız maalesef 1.970. Yine, geçen yıl, biliyorsunuz, Siirt Şirvan’da bakır madeninde 16 maden işçimiz yaşamını yitirdi.

Değerli milletvekilleri, 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da Türkiye tarihinin en büyük, en feci ve en dramatik maden faciası yaşandı, 301 madencimiz yanarak feci şekilde yaşamını yitirdi. Bu büyük maden faciası, iş adamı, bürokrat, siyasetçi üçgeninin birlikte, zincirleme kusurları ve ihmalleriyle ortaya çıktı. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden, sorumluların yargılandığı davada alınan bilirkişi raporları kusur ve ihmaller zincirlerini ortaya koymuştur ve şu anda yargılama devam etmektedir. Umuyor ve diliyorum ki adalete ve vicdana uygun bir kararla tüm sorumlular kanunlar çerçevesinde hak ettikleri cezayı alırlar ve adalet tecelli eder.

Ancak, değerli arkadaşlarım, bizlerin görevi bir kez daha böyle faciaların olmasını önlemektir. Bu sebeple, böylesine dramatik faciaların, böylesine büyük acıların bir kez daha yaşanmaması için maden işçilerimizin can güvenliğini sağlamamız gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Toparlayabilmek için kısa bir süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, lütfen toparlayınız.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – İşte, bunun yollarından birisi de böylesine büyük maden facialarını unutmamamız ve unutturmamamızdır.

Bu sebeple, 13 Mayıs gününün maden işçisinin can güvenliği günü ilan edilmesiyle ilgili kanun teklifimizin kabul edilmesini diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, herkese hayırlı akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirtaş.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Mayıs Soma maden faciasının yıl dönümünün “Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü” olarak ilan edilmesine ilişkin kanun teklifine karşı çıkılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Tanrıkulu daha önce de defalarca Cumhuriyet Halk Partisi tarafından gündeme getirilen bir konuda, 13 Mayıs Soma maden faciasının yıl dönümünün “işçinin can güvenliği günü” olarak ilan edilmesine ilişkin hem kamuoyu farkındalığını artıracak hem iş güvenliği konusunda bir bilinç oluşturulmasına izin verecek hem de 13 Mayısta Soma’da hayatını kaybeden 301 maden işçisi hemşehrimizin, canımızın aziz hatıralarını yaşatacak, son derece doğru ve bu Mecliste görev yapan hiç kimsenin karşı çıkmaması gerektiğini düşündüğümüz bir teklifi ortaya koydular.

13 Mayıstan ders aldığımız ve bir daha madenlerde 13 Mayıs gibi faciaların yaşanmaması için görevimizi yerine getirdiğimiz söylenemez. Bu yüzden, bu kanun teklifi oylanırken muhalefet partisinden bir milletvekilinin önerisini reddetme refleksiyle değil de konunun önemine binaen… Ki Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili de Manisalıdır, ben de Manisalıyım, Manisalı olan, olmayan… Zonguldak’tan bir milletvekilinin konu hakkında söyledikleri dinlendi. Burada kanun da oylanmıyor, sadece gündeme alınması ve önümüzdeki bir takvimde Mecliste görüşülmesi teklif ediliyor. Soma faciasından hemen sonra Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın vermiş olduğu bir önerge, muhalefetten geliyor olmasına rağmen, iktidar partisi grup refleksi oluşmadan kabul edilmişti. O günkü hissiyattan bugünkü hissiyata baktığımızda, burada sayın milletvekillerimizden, böyle bir şeyin… Bu, devlete külfet getirmeyecek ama geleceğe ışık tutabilecek, katkı sağlayacak, can kayıplarını ortadan kaldırabilecek bir bilinç yaratmaya yönelik sembolik ama çok önemli bir tekliftir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun reddedilmemesi gerektiğini bir kez de bir Manisa Milletvekili olarak, o acıyı hepinizle birlikte yüreğinde hisseden bir milletvekili olarak Genel Kuruldan hassaten rica ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

31.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 13 Mayıs gününün “Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü” ilan edilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasına olumlu oy vereceklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu 13 Mayıs gününün maden işçisinin can güvenliği günü ilan edilmesi hakkındaki kanun teklifinin gündeme alınmasına olumlu oy vereceğimizi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/196) esas numaralı 13 Mayıs Gününün Maden İşçisinin Can Güvenliği Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/83) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Reddetmeyin, kıymayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – 1 Mayıs var zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanağa geçmesi açısından: Sayın Erkan Akçay’ın, muhalefet milletvekillerinin tutumuna çok teşekkür ediyoruz ancak yine bir iktidar refleksiyle reddedildi efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 443 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi tasarının tümü üzerinde gruplar adına ilk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; serbest bölgelere gereken önem verilmemiştir, ihracat ve yatırımlara da beklenen katkı sağlanmamıştır. Serbest bölgelerin ülke ekonomisine katkısı ve fonksiyonlarından ziyade, maalesef bazı serbest bölgelerin faaliyetlerinin desteklenmesi veya serbest bölgelere verilen imtiyazlardan menfaat sağlama üzerine odaklanılmıştır. Bu yaklaşım, kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında da ortaya konmuştur. Ülkemizde faaliyet gösteren 18 serbest bölge ticaret hacmi düşüş sergilemektedir. Serbest bölgelerde ticaret hacmi son beş yıldır artış göstermemiştir. 2011 yılında 22,6 milyar dolarlık ticaret hacmi 2015 yılı sonunda 20,2 milyar dolara gerilemiştir. Ticaret hacmi 2014 yılında yüzde 3,5; 2015 yılında yüzde 9,7 azalmıştır. Serbest bölge ticaret hacminin -burada dikkatinizi çekmek istiyorum- yüzde 35’i serbest bölgelerden yurt dışına yapılan ticarettir, değeri ise 2014 yılında 7,9 milyar dolardan 2015 yılında 7,5 milyar dolara gerilemiştir. Gelinen nokta, serbest bölgeler ihracatının ve yabancı yatırımların, dolayısıyla ekonomik kalkınmanın destekleme aracı olma vasfını ortadan kaldırmıştır. Zaten bu, Komisyonda farklı bir biçimde ifade edilmiştir.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 23-24 Kasım 2016 tarihinde Komisyonda görüşülmüştür. Görüşmeler sırasında AKP’li üyeler tarafından verilen önergelerle tasarıdaki maddelerin neredeyse tamamı değişikliğe uğramış veya ortadan kaldırılmıştır. Tasarının toplam 19 maddesi AKP üyelerince verilen değişiklik önergeleriyle değişikliğe uğratılmış, bu kapsamda 9 tane madde tasarıdan çıkartılmış, Komisyona sunulan tasarının sadece 5 maddesi değişmeden kabul edilmiştir. Tasarının Komisyondaki görüşme süreci bugüne kadar hiç görülmemiş bir şekilde cereyan etmiştir. Maddelere geçildikten sonra, Komisyon çalışmalarına başkan tarafından ara verilmiş, bürokratlar AKP grubu odalarında gece boyunca iktidar partisi milletvekilleri imzasıyla sunulacak değişiklik önergelerini hazırlamaya koyulmuşlardır. Böyle bir olay vaki değilse özür dilemeye de hazırız. Yanılmıyorsam, Komisyonda iktidarın 21 önergesi, 16 muhalefet önergesi vardı.

Tasarının toplamı 24-25 madde. Ayrıca, maddeler çekilince muhalefetin önergelerinin bazıları da düşmüş. Kabul edilen 21 önergenin 19’unda bir AKP vekilinin imzası var. 19 imzalı önergenin 8’ini aynı milletvekili tek başına imzalamış. Bu milletvekilinin imzası olan önergelerin 9’u, sizin imzanızla gelen tasarının -yani Bakanlığın, Bakanlar Kurulunun- istediğiniz veya istediğinizi teklif ettiğiniz maddelerinin tasarıdan çıkarılmasıyla ilgili. Sayın Bakanım, size söylemek zorundaydım. Diğer Bakan hem hemşehrim hem dostumuzdu ama bunları duysa çok iyi olacaktı, çok da üzülüyorum.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Milletvekili de Bakanın hemşehrisi.

NECİP KALKAN (İzmir) – Yardımcısı var.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bize göre, çıkarılmasına ilişkin taleple ilgili ihtimallerden birisi bunların tasarıda lüzumsuz addedilmesi, lüzumsuz görülmesidir. Bu doğaldır, iktidar herhangi bir şey getirdiğinde tasarı olarak, onu iktidar partisi milletvekilleri lüzumsuz olarak addedebilir, bu doğaldır. Ancak, bunun savunulması gereklidir.

Bu milletvekili, iş adamı arkadaşımız doğru da yapmış. Zaten Komisyonda, muhalefetin tasarıya katkı vermediği, hep tenkit ettiği, eleştiri yaptığı mealinde ifadeler kullandı. Hatta Sayın Bakan bana döndü, “Sakın alınma üzerine.” der gibi de işaret etti. Mesela 8’inci maddeyle ilgili önergelerde “böyle bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması nedeniyle” diyor önergenin altında. Önergelerin hepsini aldım, istedim. Neymiş? Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç yokmuş, yani Hükûmetin getirdiği böyle bir düzenlemeye ihtiyaç yokmuş. Diğerleri “mevcut uygulamanın devamı sebebiyle” diyor, onun arzusu. Yani çıkarılması bir tarafa, onlar gitti, gerek yok, diğerlerinde de ne varmış? Mevcut uygulama devam etse daha iyi olurmuş. Şimdi, bunu bir Hükûmet getiriyor, Hükûmete mensup Komisyon üyelerinden milletvekilleri de bunu söylüyor. Siz bu kadar beraber oluyorsunuz. Yani bu şöyle hazırlanmıştır: Sayın Bakan ile o milletvekili arkadaş -hatta uçakla yurt dışına seyahate gittiklerini söylüyorlardı- yolda ne konuşuyorlar Allah aşkına? “Bunları çıkarın.” diye mi konuşuyorlar? Ya da Bakan doğruyu mu söylemiyor bize? Bunun çok net bir şekilde anlaşılması lazım. Hadi karar veremiyorsunuz, amenna, yani olabilir, milletvekili istemeyebilir ama bu, iki gün, orada gece yarısı konuşuldu. Daha önce de bunlar oldu, biz bunları biliyoruz ama sizin yaptığınız işin beğenilmediğini düşünerek veriliyorsa ona diyecek bir şeyimiz yok.

Aslında -çok özür dileyerek söylüyorum Sayın Bakan- Komisyonda yapılan, sadece ritüeli yerine getirmekti. Bürokratları 2’nci kata götürüp AKP Grubunda bunlara karar verdiğiniz kanaati bizde var. “Yanlış ise özür dileriz.” de dedik. Biz bunun daha önce nasıl geliştiğini başka tasarılardan da biliyoruz, ben dört dönemdir milletvekiliyim. Bizim size Komisyonda görüşmeler esnasında söyleyip sizin bize aranızda… Yani Sayın Bakan “Aramızda ağabey-kardeş ilişkisi var, cevap vermem.” dedi ama 3 kere, benim “Bakanlıkta oturup buna çalışmadınız, dolaşıyorsunuz.” dememe alındığını Sayın Bakan bizzat telaffuz etti ama bu söylediklerim, bu anlattıklarım bu tasarıya iyi çalışılmadığını gösteriyor. Yoksa hangi bakan getirirse getirsin 24-25 maddelik tasarının yarısı çıkar mı? Bırak, git. Demek ki yeterince vakit harcanmıyor, çalışılsaydı bu tasarı bu hâle gelmezdi.

Burada bir de Komisyon Başkanına –beni bağışlasın- bir sitemim var. Biz birlikte çalıştık, Sayın Başkan benim maiyetimde de çalıştı -bunu bir şey vesilesi olarak da söylüyorum, müspet anlamda- ama öyle bir olay oldu ki söylemesem bu ukde olarak içimde kalacak. Biz birlikte çalıştık, benden muhalefet şerhi istiyorlar -bakın kaç ay geçti- dedim ki “Ya, komisyon raporunu verin.” Komisyon raporunu bana vermiyorlar. Ya, ben muhalefet şerhi yazacağım, komisyon raporu olmazsa nasıl yazacağım? Hatta, Komisyon görevlileriyle daha önceden başka konularda çok iyi çalışmamıza rağmen birlikte, bizim danışmanları sıkıştırıyorlar “Yahu şunu bir an önce yazın.” diye, “Vermeyin.” dedim. Vermeyiz; yazsınlar, öyle göndersinler baskıya, bunu net bir şekilde söyledim. Hatta, ben şu sıranın en sonunda oturuyordum -o günkü görüntüler de çıkar- Sayın Başkan da şurada 4’üncü sırada oturuyordu “Ya, yeni âdet mi çıkarıyorsunuz?” diye Sayın Başkan bana söyledi. Arkasında da Plan ve Bütçe Komisyonunun nesi var? Tecrübeli Başkanı var. Döndü, bir şeyler konuştu, ne konuştu bilmem. Sağ olsun, bana geldi “Ağabey sana gönderiyorum.” dedi, saat biri sekiz geçe bana geldi. Komisyonun görevlisini nerede buldu, nasıl geldi…

Tenkit için söylemiyorum. Bu yasa yapım tekniği… Yarın bunlar kayda geçecek. Parlamento tarihini yazanlar, kanun yapım sürecini ifade edenler Türkiye’de bu konulara nasıl çalışıldığını bilsinler diye kayda geçsin istiyorum. Yoksa, benim bu kadar dostluğum olan insanlarla niye bu kadar cebelleşelim, bir şeyler söyleyelim? Her zaman bir araya geleceğiz.

Şimdi, bütün bunları söyledikten sonra, müsaadelerinizle bir hususa daha değinmek istiyorum. İlk olarak, Bakanlar Kurulunca 9/3/2015 tarihinde -dikkatinizi çekiyorum- kararlaştırılmış olan bu tasarı, 22/4/2015 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk ediliyor. Tasarı ekinde imzası bulunan Bakanlar Kurulu üyelerinin önemli bir kısmı, Ekonomi Bakanı da dâhil olmak üzere değişmiş. İç Tüzük’ün 77’nci maddesi uyarınca hükümsüz sayılan anılan Bakanlar Kurulu kararı hiçbir değişiklik yapılmadan 23/2/2016 tarihinde Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü yazısı ve dönemin Başbakanının imzasıyla tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisine geliyor. Kapak yazısında, ilgili Bakanlar Kurulu kararının yenilenmesinin uygun görüldüğü ifade edilmesine rağmen, yenilemeye ilişkin Bakanlar Kurulu kararını talep etmemize rağmen -bakın söylüyorum, talep etmemize rağmen- şu ana kadar bize hâlâ sunulabilmiş değil. Bir yerde vardır bu, olmaması mümkün değil ama görmek istedik yahu, görmek istedik, bunda ne mahzur var? Ya temin edilemiyor ya da bir başka bir şey. Bunu bizim talep etmemiz en doğal bir şey. Komisyonda, toplantıda dile getirilmiş ancak mezkûr Bakanlar Kurulu kararı Komisyonda, toplantı öncesinde ve toplantılar sırasında sunulamadı. Bu eksikliğe rağmen tasarının görüşmeleri ne oldu? Tamamlandı. Tasarıda öngörülen düzenlemeler ve yapılan değişiklikler ayrıca ne yapılabilir? Ele alınabilir. Bunlarda arkadaşlarımız detaya girecek.

Sayın Bakan daha önce ihracatçı birlikleri başkanıydı, ben de bu işten sorumlu müsteşar yardımcısıydım. O zaman TİM’le ilgili talep ettiklerinin bugün tam tersini yapıyor, merkezîleştiriyorsunuz; sıkıntıya giriyor. TİM’le ilgili bütün maddeleri ne yaptınız? Aşağı yukarı geri çektiniz.

Şimdi, burada dış ticaret, sınır ticaretinden bahsediyorsunuz serbest bölgelerle ilgili. Allah’ınızı severseniz, biz güney sınırına duvar çekiyoruz boydan boya ya, insanlar nasıl serbest girip çıkacak? Bunların vuzuha kavuşması lazımdı, açıklığa kavuşması lazımdı, net olması lazımdı, bilmemiz lazımdı. Bütün bunların detayına girmek mümkün.

Geçen, TÜSİAD üyeleri Sanayi 4.0’ı bize Komisyonda anlatırken bir arkadaşımız sordu? “Peki, ne olacak bununla?” “Orta gelir tuzağından kurtulacağız.” dedi, ben de dedim ki: “TÜİK yapıyor zaten bunu, sizin buna uğraşmanıza gerek yok.” İhtiyaç hasıl olduğunda yeniden bir düzenleme yapıyor, düzeltiyorlar. Ondan sonra da o bürokrat direndi mi gidiyor zaten, ona gerek yok. Hatta Komisyondaki bazı AKP’ye mensup milletvekili arkadaşlar “İşin ciddiyeti kaçmasın.” dediler, ben de “TÜİK gayriciddi mi çalışıyor?” dedim. Tutanaklarda vardır bunlar.

Tabii ki bütün bunları söylemek mümkün ama ifade etmek istediğim şu: Türk ekonomisinin algısı iyice sıkıntılı; CDS primleri fırlamış, 27 Ocakta son “yatırım yapılabilir ülke” yatırım notunu da kaybetmişiz. Bunlardan hiç bahsetmeyeceğim ancak sırayla, paraya, ithalata ve inşaata dayalı ekonomik sistem sürdürülemez hâle gelmiş. Döviz kuru almış başını gitmiş, enflasyon çift haneye tırmanmış, işsizlik ve faizler çift hane, Reel Sektör Güven Endeksi kriz seviyelerine gerilemiş, Türkiye’de ekonomik darboğazın dinamikleri oluşmuş. Maalesef, on beş senede geldiğimiz nokta bu; üzülüyoruz.

Sayın Bakan hakikaten vazifeli olduğu alanın dışında daha çok demeç veriyor. Neler hakkında veriyor? Faiz, kur, enflasyon; üçünün de hâli meydanda. Şimdi, hakikaten, Sayın Bakan üçünü de konuşmasa daha iyi olacak ancak dış ticaretle ilgili daha fazla bakanlığın mesai harcamasına ihtiyaç var.

Kasım ayında, Komisyon toplantılarında ben ikaz ettim “Daha az gezin, daha çok dış ticaretin meseleleriyle alakadar olun.” dedim. “Bakın, işe yaramaya başladı, ihracat arttı.” diyeceğim ama gerçekten öyle söylenildiği gibi de değil. Ocak ayı ihracatı 10,5 milyar dolar olarak açıklandı. TİM Başkanı bu yüzde 15 artışı rekor olarak açıkladı. Esasen bir süredir o da ortalıkta gözükmüyordu, her ay ihracat rakamlarını açıklamaktan vazgeçmişlerdi, bunu da kamuoyuna duyurmuşlardı. Bu, esasen Türkiye için sevinilecek değil, üzülünecek bir ihracat rakamı. Bizim aylık ortalama ihracatımızın 12 milyar dolar olması lazım. Zira 2013 yılından bu yana ocak ayı ihracatına baksanız, sırasıyla 11,5; 12,4; 12,3 milyar dolarken, 2016 Ocakta göçmüş; 9,5 milyar dolar.

Şimdi, kırk dokuz ayın rekor artışından bahsediyorsunuz. 9,5’ten yukarı çıkacak. Nasıl olacak bu? Atılım yılı filan da ilan ederseniz hakikaten gülünç duruma düşersiniz. Ben bunları yüreğim sızlayarak söylüyorum, bunda da samimiyim. Ama biz bunları burada söylemeyeceğiz de nerede söyleyeceğiz?

Bakın, Varlık Fonu konuşuluyor birkaç gündür yoğun bir şekilde. Biraz daha aydınlansın diye o konu hakkında pek görüş beyan etmedim ama şunu söyleyeyim: Burada bir kadro tasfiye hareketi mi olacak, onu da merak ediyorum. Bunu birilerinin bu kürsüde söylemesi lazım. Dışarıda “fon”dan anlaşılan ile burada icat edilen biraz daha farklı, birbiri üzerine örtüşmüyor.

Şimdi, Kalkınma Bakanı OVP’de ne yok diyor? “Revizyon yok.” diyor. Allah’tan korkun ya! Hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz? TÜİK ne hâle getirdi? Yeni millî gelir hesabı var, yeni var. Zaten bu kadar kötü bir hâle geldi ki, biz oradaki bürokrat arkadaşlara söyledik “Bu zillete nasıl katlanıyorsunuz?” Sonra Bakan da oldu.

Bakıyoruz, döviz kuru artıyor. Döviz kuruyla ilgili siz 3,52’yi ne kabul ettiniz? Kabullendiniz, “Bu bizim.” dediniz. Zaten Cumhurbaşkanlığı çevrelerinden de danışmanlar bunları söylüyorlar. 3,52’yi kabullenmiş vaziyettesiniz. Bu geçenlerde çıkan kanun hükmünde kararnamede ne vardı? Bayağı sıkıntılı şey vardı. Bütün bu özel sektörün kamuya olan borçlarını buradan ne yapıyordunuz? Çok sakat o da, kabulleniyordunuz. Bu farkı devlet üstlendi. Hazine garantisi yok, görev zararı yok vesaire. Çok sıkıntılı bir dönemdi.

Dolayısıyla, ben bu tasarının çok faydalı olacağı kanaatinde değilim. Zaten yarısından vazgeçtiniz, gelin, şunu doğru dürüst inceleyelim, hep birlikte memlekete yararı olacak bir şeyi daha hazırlayalım. Bunu çıkarın, zararı yok. Biz buna muhalefet ediyoruz, komisyon raporuna da muhalefet ediyoruz. Neden? Bakan ne söyledi, Başkan ne söyledi? Muhalefetin söylediğinden orada üç satır, o da kimin söylediği belli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Ayhan, açıyorum mikrofonunuzu.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, bütün bunları ifade etmek istedim. Yine de bu tasarının -pek düşünmüyorum, ama- memleket için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bir de burada ifade etmek istediğim bir iş var. Bu, özellikle bazı arazilerin alınmasıyla ilgili husus var burada, o da çok hassas -Sayın Bakan “Birkaç ufak şey…” dedi ama- onun da neticesinin ne olacağını takip etmek istiyorum, onu ileride Sayın Bakanla da görüşürüm.

Ben yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının Komisyon görüşmeleri sırasında tam bir karmaşa vardı. 24 madde olarak Komisyona gelen tasarı 15 maddeye düşürüldü. Kalan maddelerde de verilen önergelerle değişiklik yapıldı. Görüşmelere defalarca ara verildi. Kurum ve kuruluşların temsilcileri konuşmadı. Üstelik, kurum ve kuruluşların görüşleri bize iletilmedi. Görüşmeler sırasında değişiklik önergeleri dışarıdan bürokratlar tarafından hazırlandı. Önergelerin gerekçeleri birbirine karıştı. Önergelerde imzası olan milletvekilleri bu önergelerin içeriğini açıklayamadı. Bakanlık, yeni madde oluşturulmasına neden ihtiyaç duyduğunu anlatamadı. Bizim verdiğimiz ve tasarıyı daha işlevli hâle getirecek önergeler AKP’li üyelerin oylarıyla reddedildi. Yani, bu tasarı, iyi çalışılmamış, yasa yapma tekniği açısından da uygun olmayan bir tasarı olarak önümüze geldi.

Ayrıca, Komisyon görüşmeleri sırasında Türkiye İhracatçılar Birliğiyle ilgili bölümün ilgili kurumlara gönderilmediğini öğrendik. Oysaki bu düzenlemelerde TİM’in bütün yapı ve işleyişi baştan sona değiştiriliyor. Böylesine ciddiyetsiz, lakayıt bir ortamda serbest bölgeler yasa tasarısı görüşüldü. Üstelik, bu tasarı Kasım 2016’da Komisyonda görüşüldü. Üzerinden iki ay geçtikten sonra Genel Kurula geliyor. Komisyon görüşmeleri sırasında alt komisyon kurulması ısrarla kabul edilmedi. Doğal olarak merak ediyoruz, acele bir şekilde Komisyondan geçirilen ve bu yasayla kaçırılmaya çalışılan şey nedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıyı ilk elimize aldığımızda 2 ayrı bölüm olduğunu gördük. İlki, serbest bölgelerle ilgili düzenlemelerin olduğu bölüm, diğeri de Türkiye İhracatçılar Birliğiyle ilgili.

İkinci bölümde amaç, Türkiye İhracatçılar Birliğine kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu statüsü tanınmasıydı. Bu kadar özensiz bir çalışma olur mu? Hangi hatadan başlayacağımı bilemiyorum. İhracat bir meslek değil, faaliyettir. Bu faaliyette bulunan sanayiciler kendi bulundukları bölgede sanayi ve ticaret odalarına kayıtlıdır. TİM’e kamu kurumu statüsü tanırsanız bir çift başlılık olur, çift aidat ödenir, bu niteliği haiz kurumlar karşı karşıya gelir. Bu da sanayiciyi olumsuz etkileyecek bir durumdur. Üstelik kamu kurumu statüsü, bağımsızlığı doğrudan etkileyen bir durumdur. TİM’e kamu statüsü tanınması, iktidarın, Hükûmetin istediklerini yapan yandaş şirketlere ayrıcalık tanınan bir tabloyu ortaya çıkarır. Kaldı ki bu tasarı Komisyona geldiği andan itibaren, henüz düzenlemeler yasalaşmadan bu söylediklerimin doğruluğu ortaya çıktı. TİM temsilcisi, Komisyon görüşmelerinde bırakın düşünce ifade etmeyi, bir sözcük dahi edemedi. TİM’i kamu niteliğinde meslek kuruluşu yapma çabası vardı. Ülkeyi bölmeye kalktığınız gibi sanayicileri de bölecek bir uygulama bu. (CHP sıralarından alkışlar) Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun yanlış olduğunu anlattık. İhracatın bir meslek değil faaliyet olduğu ve ne olursa olsun TİM için bunun olmaması gerektiği konusunda ısrarcı olduk. Sanayiciler, ihracatçılar öyle bir durumda ne olacaklardı? Özgürce çalışma mücadelesi vermek yerine, kendileri büyüyerek ülkeyi büyütmeye uğraşmak yerine bürokrasiyle uğraşacaklardı. TİM Başkanı, anlaşılıyor ki bu tasarıyla ilgili olarak odalara bilgi vermemiş. Zaten açıklamalarına bakıldığında TİM Başkanı âdeta AKP sözcüsü gibi davranıyor, her ihracat rakamı açıklandığında bunu Hükûmete yaranmaya çalışan bir dille duyuruyor. TİM Başkanının görevi ihracatı ve ihracatçıyı korumak, onların yanında olmak, özgürce çalışma mücadelelerini desteklemek değil midir? Siz ki ihracatçı ağlarken eğer bu görevi layıkıyla yapmıyorsanız oradan ayrılmalısınız. Biz burada ihracatçıyı savunuyoruz, biz burada sizi koruyarak bu maddeyi tekliften çıkartıyoruz; duvardan ses geliyor, sizden ses gelmiyor, baskı bu kadar büyük yani. İhracatçıların temsili bu kadar düşük, bu kadar sönük ve bu kadar zayıf mıdır? Özel ya da kamu fark etmez, ekonomide tüm bileşenler arasında bir denge vardır. Bu dengeyi bozacak her hamle güvensizliği körükler, bu da ekonomiyi daha da kötü hâle sokar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının ilk bölümünde ise serbest bölgelere ilişkin düzenlemeler yer alıyor. Burada da tam bir muamma var, acele kamulaştırma var, serbest bölge işletmecilerine vergi muafiyeti var, yurt dışında serbest bölge oluşturulmasında Bakanlar Kurulu tek yetkili. Serbest bölgeleri destekleyelim elbette, teşvik edelim, vergi muafiyetleri sağlayalım ama bunu yaparken neden acele kamulaştırma yapıyoruz? Bir şeyi yaparken neden diğerini bozuyoruz? Çok ihtiyacınız varsa normal kamulaştırma prosedürünü takip edin. Acele kamulaştırmada ısrarınızın nedeni ne? Hatta soruyu şöyle soralım: Son zamanlarda neredeyse bütün yasalarda acele kamulaştırma olmasının sebebi ne? Bu tasarıda kıyıların, tarım arazilerinin, askerî alanların, çayır ve meraların acele kamulaştırma dışında kalmasını istedik ama önergemiz reddedildi. Merak ediyorum, acaba hangi kıyıyı beğendiniz de bu yasayı getirip önümüze dayadınız? Acaba, hangi zeytinlikte gözünüz kaldı da yarın, öbür gün birilerine peşkeş çekmeye karar verdiniz? Bu ilk değil, son değil, AKP’nin bu tür uygulamaları nasıl kullandığı ortadadır. Bunun olmasına nasıl müsaade edilir?

Bir diğer konu ise serbest bölgeleri kullanan yatırımcılara sağlanan vergi muafiyeti ile vergi dışı teşvikler. Bu madde de görüşülürken verilen bir önergeyle kullanıcılara “işleticiler” ibaresi eklenmiştir, tekrar ediyorum, işleticiler. Üstelik bununla ilgili olarak da basit bir sözcük ilavesi açıklaması getirilmiştir. Bu madde görüşülürken verilen bir önergeyle kullanıcılara “işleticiler” ibaresi eklenmiştir. Konu elbette bu kadar basit ve sıradan değildir. Serbest bölge üzerinde ticaret yapan işletmelerin de vergi muafiyetinden ve teşviklerden yararlanması sağlanacak. Burada nasıl bir üretim faaliyeti var?

Arkadaşlar, sıradan bir ticari faaliyet vergi muafiyeti kapsamına neden alınıyor? Burada düşünmeden edemiyorum, acaba iktidara yakın hangi alan serbest bölge ilan edilecek de burası için imtiyazlar sağlanacak? Yani göz koydukları o yerler var ya, onları birilerine rant sağlamak için kamulaştırmak yetmiyor efendim. Bir de kime peşkeş çektilerse ona vergi muafiyeti ve benzer ayrıcalıklar getiriyorlar.

Bir diğer konu da şu: Yurt dışında serbest bölge oluşturulması. Sayın Bakan konuşmasında Cibuti’ye bir serbest bölge kuracağını söyledi. Bilenler parmak kaldırsın, Cibuti nerede? Serbest bölge kurulacak ülke tercihi çok dikkatli yapılmalı, objektif kararlar alınmalıdır. Ayrıca, yurt dışında oluşturulacak serbest bölgelerin bakanlıklar üzerinden değil, bir kurum üzerinden oluşturulması gerekiyor. Ancak bu şekilde yabancı bir ülkede kurulacak serbest bölgenin A’dan Z’ye her şeyini bilme ve denetleme şansımız olabilir; aksi hâlde, yapılacak tüm iş ve işlemler şaibeli olacaktır.

Bir diğer nokta, orada faaliyet gösterecek şirketlerin seçimi ve o şirketlere verilecek teşvikler de çok önemlidir. Oysa, bu yasayla hepsinde tek yetkili Bakanlar Kurulu olacaktır. Burada faaliyet gösterecek şirketlerle ilgili ısrarla sorumuza Sayın Bakan çelişkili yanıtlar verdi. Önce “demonte mallar” dedi, sonra başka bir şey söyledi, “Afrika pazarına yakın olmak için” dedi. Yani, Sayın Bakan da hangi şirket hangi üretimle ilgili orada olacak bilmiyor. Çok merak ediyorum, kafanızda hazırladığınız bu Cibuti’de faaliyet gösterecek şirket kimdir? Nasıl teşviklerden yararlanacaktır? Bu ülkede verdiğiniz ayrıcalıklarla yetinmediğiniz o şirket hangisi? Cibuti’yi biraz geçin, az ileride sola dönüp geri gelin de Kars’a kuralım serbest bölgeyi, Ağrı’ya kuralım, bütün Türkiye’yi serbest bölge yapalım gerekirse.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; serbest bölgelere karşı değiliz çünkü serbest bölgeler doğrudan döviz kazançlarıdır. İhracatın artmasını, ihracat pazarlarının genişlemesini sağlar. İstihdam artırır, yabancı sermayeyi çeker. Çeker çekmesine de nerede çeker? Güvenli, demokratik, sağlam bir ekonomisi olan ülkede çeker. Bu ülke güvenli mi, sağlam mı ekonomisi? Her gün terör tehdidi var; her yanında savaş var, hem de bu savaşın bilfiil içinde; her gün dış politikada “U” dönüşü var. Bizim ülkemizde serbest bölgeler neye yarıyor biliyor musunuz? İthalatın artmasına yarıyor sadece. Neden? Tüm bu saydıklarımın yanı sıra, bir üretici için, yeni pazarlar ayarlayan bir ticari işletme sahibi için cazip bir durum yok çünkü serbest bölgede yatırım yapacak yabancı yatırımcı için bir maliyet avantajı yok, zaten maliyetler her gün yükseliyor. “Riski böleyim.” diye düşünmez adam, zaten yaşamak risk bu ülkede; iç pazar çoktan çökmüş, bir dış pazar büyütme avantajı yok; ihracatçılar kan ağlıyor, yabancılara dert anlatmaktan mal satamıyorlar.

Türkiye’de 18 serbest bölge bulunuyor; bunlardan 2 tanesi kamu arazisi üzerinde kamu tarafından işletiliyor, 8 tanesi özel sektör tarafından işletiliyor, 8 tanesi ise kamu arazisi üzerinde özel sektör tarafından işletiliyor. Son dönemde dünyada serbest bölgelere çok da rağbet edilmiyor. Şimdi, sizin pul, bandrol, çöp, nakliye vergisi, teşvik gibi kılıflarla cazip kılmaya çalıştığınız serbest bölgelerde asıl amaç özelleştirme mi?

Türkiye'nin nasıl bir ekonomik durum içinde olduğuna bir bakalım: Türkiye ekonomisi 27 çeyrek sonra, 2016’nın üçüncü çeyreğinde ilk defa küçüldü; 2016 üçüncü çeyrek, büyüme eksi yüzde 1,8. Ekonomik özgürlükte 15 ülkenin daha gerisine düştük, 178 ülke arasında 79’uncu sıradayız. İş yapma kolaylığında 18 ülkenin daha gerisine düştük, 190 ülke arasında 69’uncu sıradayız. Küresel rekabet gücünde 10 ülkenin daha gerisine düştük, 138 ülke arasında 65’inci sıradayız. Ahbap çavuş düzeni endeksinde 6 basamak daha kötüye giderek bu düzenin en yaygın olduğu 8’inci ülke olduk. Yolsuzluk algısında 11 ülke daha gerileyerek 176 ülke arasında 75’inci sıraya geldik. Böyle bir ortamda Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nı yasalaştırsanız ne olacak ki? Ülkede güven yok, huzur yok, sürekli uzatılan OHAL var, bitmek bilmez bir başkanlık sevdası var. Tereddüt etmeden uzatacağınız OHAL’in bu ülkenin ekonomisine ne kadar derin izler bıraktığının farkında değil misiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

3 Ekim 2016’da 3 lira olan dolar 3,83’e kadar çıktı, Türk lirası yüzde 25 değer kaybetti. TL, 3 Ekim sonrası, 150 para birimi içerisinde en çok değer kaybeden 3’üncü para birimi oldu. TL’nin 1 kuruş değer kaybetmesi şirketlerin 2,1 milyar TL kur zararı yazmasına neden oldu. Bu da önümüzdeki bir yıl içerisinde ödenmesi gereken dış borçlarının 1,63 milyar TL artmasına yol açıyor. Yani, TL’nin her 1 kuruş değer kaybında Türkiye 3,73 milyar TL fakirleşiyor. Ekim ayında yüzde 6,53 olan enflasyon aralık ayında yüzde 8,53’e, ocak ayında ise yüzde 9,22’ye çıktı. Fiilî başkanlığın provasını OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle yapan iktidar bunu da yaptı.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de Varlık Fonu’na devredilen kamu kaynakları var. Varlık Fonu’na, gelecek kuşaklar için, kullanmadığın kamu kaynakları aktarılır; oysa AKP, bu fonu, kaynak sıkıntısını gidermek için kullanmaktadır. AKP, yaptığı açıklamalarla kamu kaynaklarını denetim varken yönetemediğini itiraf etmiştir. Kamu kaynaklarını bu şekilde daha etkin yöneteceğini söyleyenler, aslında yıllardır kamu kaynaklarını, ekonomiyi yani bu ülkeyi yönetemediklerini itiraf etmektedir. Buradan AKP Hükûmetine tavsiyem sakin olmalarıdır çünkü yönetim zafiyetinin, başkanlık hırslarının, halkın gündeminde olmayan konularla Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas eden anlayışın yanıtını çok yakında millet kendilerine verecektir. Yönetmeyi bilmeyenler gidecek, Türkiye çok yakın bir zamanda halkın gündemine hâkim, millet iradesine saygılı, demokrasiyi özümsemiş bir anlayışla yönetilecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa yapma tekniğine uygun olmayan, AKP milletvekilleri, hatta bakan tarafından bile tam olarak anlaşılmamış olan, ülke gündeminden uzak bu tasarı acilen geri çekilmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tüm milletimize hayırlı günler diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı aslında 9 başlıktan oluşuyor: Son bir iki yıldaki iktidar uygulamalarından çok sıkça bildiğimiz acele kamulaştırma, işletmecilere muafiyet, işletme sözleşmelerinin yenilenmesi yetkisinin Bakanlar Kurulundan alınarak Ekonomi Bakanlığına verilmesi, yurt dışında serbest bölgelerin kurulması, işletmecilere gelir ve kurumlar vergisinden muafiyet, emlak vergisi muafiyeti sağlayan bir madde, sektörel tanıtım gruplarının kapatılarak Türkiye Tanıtım Grubunun oluşturulması, sektörel tanıtım gruplarının Türkiye Tanıtım Grubuna devredileceği bir başka madde ve Ekonomi Bakanlığının yetkilerinin genişletilmesi.

Evet, şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda iki yasama döneminde çalışmış bir milletvekili olarak söyleyeyim: Maalesef, bu siyasi iktidar benzer ruha ve felsefeye sahip olan çokça maddeyi Plan ve Bütçe Komisyonunda torba yasalar içerisine dercederek Genel Kuruldan geçirerek yasalaştırmış oldu. Ancak, özellikle AKP Hükûmetinin hemen hemen bütün rant içerikli uygulamalarında başvurduğu en kolay yöntem acele kamulaştırma yöntemi. Rant kokan her şeyde acele kamulaştırmayı maalesef görüyoruz. Bu tasarıda da önümüze geliyor ve ilk maddede serbest bölgelerde Bakanlar Kurulu kararıyla işletmeciler lehine bir yetki kullanımının düzenlenmesi söz konusu. Bu iktidar, benzer bir şeyi daha önce HES uygulamalarında da çok sıkça başvurulan bir yetki olarak, başta mülkiyet hakkı olmak üzere, temel insan haklarını yok sayan boyuta varıncaya kadar özellikle yasalaştırıp geçirmişti.

Aynı şekilde Afet Kanunu, Maden Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu, Doğal Gaz Piyasası Kanunu gibi yasalarla yaygınlık kazanan acele kamulaştırma yetkisini, biz bir de özellikle Diyarbakırlılar olarak geçen yıl bu vakitler Diyarbakır’ın Sur ilçesinden biliyoruz. Orada bize göre insanlığa karşı suça tekabül eden suçların üstünü örtmek ve oradaki işlenmiş suçların delillerini kaldırmak üzere acele kamulaştırma yetkisi bir Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılmıştır ve sonrasında, özellikle Sur’da mağdur olan yurttaşların mağduriyetini katmerli bir şekilde artıran uygulamaları, insanların kendi özel eşyalarının alınmasına bile müsaade edilmeden hatta bazıları da tescilli tarihî yapılar olan yapıların ortadan kaldırılmasına vardıracak kadar acele kamulaştırma uygulamaları biz görmüştük.

Şimdi buradan hareketle, şüphesiz, bir ülkenin dünya ticaretinde etkin olabilmesi, bir ülkenin dünya ticaretinde serbest dolaşımı teşvik edebilmesi için Serbest Bölgeler Kanunu’nun önemli olduğunu düşünenlerdeniz ancak unutulmamalıdır ki bir ülkede, yalnız başına, serbest dolaşım sadece yasalarla sağlanabilecek bir durum değildir. Bir ülkede serbest dolaşımı ve uluslararası ticareti etkin kılmak istiyorsanız, dış ticaret açığınızı kendi lehinize kapatmak istiyorsanız, yine bunun yanı sıra dünya ticaretinde etkin olmak istiyorsanız bu yasalardan daha çok siz barışçıl bir ülke olan, uluslararası sermayeye güven veren, istikrarı sağlayan, yarınlara güvenle bakabilen bir ülke hüviyetine sahip misiniz, değil misiniz; buna hizmet eden politikaları cari kılabiliyor musunuz, kılamıyor musunuz?

Ya değilse şimdi, bu 443 sıra sayılı Tasarı’yla dünya ticaretiyle hemhâl olmuş uluslararası ticari şirketler çok ilgilenmeyecektir, söyleyelim ama ondan daha ziyade ilgilenecekleri bir şey vardır: Bu ülkeye turist güvenle geliyor mu, bu ülkede ticaret hacmi giderek artıyor mu, bu ülkede yabancı sermayeyi cezbedebilecek siyasi atmosfer ve koşullar var mıdır, bu ülkede barış hâkim midir, bu ülke kendi iç barışını sağlayabilmiş midir; müteşebbis, özellikle de uluslararası müteşebbis olaya buradan bakacaktır. Ya değilse burada muafiyet sağlanan, özellikle de sermayeye muafiyet sağlanan birçok husus, özellikle sermayenin vergi yükünün hafifletilmesi, buna mukabil emekçinin vergi yükünün artırılmasıyla neticeleniyor.

Bakın, kangrene dönüşmüş ve tedavisi bu gibi yanlış politik adımlarla daha da zorlaşan bazı çarpıcı rakamlar üzerinden örnekler vereyim. Bugün Varlık Fonu’yla ilgili bir araştırma önergesi de görüşüldü. Hem bu kanunla hem de o araştırma önergesine konu olan Varlık Fonu’yla ilgili birkaç örnek vereyim: Şimdi, halkımız korkunç vergilere boğulmuş durumdadır. Yoksul halk, emekçi halk tamamıyla bir vergi cenderesine alınmışken biz sermayeyi rahatlatan, onun yükünü hafifleten, krizden en az hasarla hatta bazen de rant elde ederek çıkmasını sağlayacak adımlar atıyoruz. Buna göre şimdi bir örnek verelim: Bu ülkeye özellikle benzin ve mazotun giriş fiyatı 1 lira olsun. Hani biz enerji ihtiyacımızın yüzde 90’ını dışarıdan temin ediyoruz ve 1 liradan alalım; Rusya’dan, İran’dan, Irak’tan veya bir başka ülkeden mazot ve benzini 1 liradan almış olsak bile bu vatandaşa pompada benzin 2,79 liradan, mazot 2,11 liradan satılır 1 liradan ithal etmiş olsak bile. Halk 1 TL’ye aldığı simit için ne kadar KDV ödüyor? Yüzde 8 KDV ödüyor. Zenginler ise 5 milyon TL’ye, eski parayla 5 trilyona aldığı bir lüks yata yüzde 1 KDV ödüyor. Düşünün, simidin KDV’si yüzde 8 ama 5 trilyonluk bir lüks yatın KDV’si yüzde 1. Bu, sadece son birkaç ayda sermayenin sermayesine zenginlik katan, zengini daha fazla zenginleştiren bir yasal tedbir olarak geliştirildi. Yine, 10 TL’lik bir sigara paketinden 8,16 lira vergi alınıyor. Düşünün, bir paket sigaradaki vergi yükü yüzde 81. Böyle bir şey olabilir mi?

Değerli milletvekilleri, buradan hareketle bazı hususlara özellikle dikkat çekmek istiyoruz. Şimdi, bu Varlık Fonu’yla ilgili olarak çok fazla tartışma yürüdü bugün ama biz Varlık Fonu’yla alakalı olarak bir hususa daha dikkat çekmek isteriz. O da özellikle yüksek sermayeye sahip ve kâr düzeyi de belli bir limitin üzerinde olan şirketlerin Varlık Fonu’na devredilmesi neticesinde bu şirketler üzerinden Varlık Fonu’na ne sağlanmak isteniyor? İki şey olabilir: Bu şirketler, maliyeti yüksek, sermayesi yüksek bu şirketler, Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası gibi şirketler ya satılıp yüksek gelir elde edilecek ya da bu şirketler teminat gösterilerek daha fazla dışa bağımlı hâle gelinecek.

Bakın, Varlık Fonu’yla ilgili olarak iktidar partisi adına konuşan hatip şöyle bir şey söylemişti: “Yeni vergi kalemleri çıkarmak artık hayal.” dedi. 2002’de bu ülkede dışa bağımlılık da hayal olacaktı, 2002’de AKP iktidara geldiğinde “Ekonominin dışa bağımlılığı artık hayal olacak.” diye söylenmişti. Şimdi soruyoruz: Bakın, 2002’de gerek kamu gerekse özel dış borç ne kadardı, bugün ne kadar? 2002’ye göre kaç kat dış borcumuz arttı bizim? Evet, AKP 2002’den 2008’e kadar dış borcu giderek azaltan bir yol haritası izledi ama bu, onun başarısı değildi. Hepimiz iyi biliyoruz ki AKP 2002’de iktidar olmadan önce Kemal Derviş döneminde imzalanmış olan bir stand-by anlaşması vardı ve 2008’e kadar -kendisinin hazırladığı değil- Kemal Derviş’in IMF ve Dünya Bankası üzerinden hazırlamış olduğu stand-by anlaşmasını harfiyen uygulayarak iktidarlarının ilk altı yılında dış borcun azalmasına hizmet eden bir başarı öyküsü yakaladılar ama bu başarı öyküsü onların öyküsü değildi. Onlardan önce, o ekonomik kriz ve devalüasyon sonrası Amerika’dan gelerek bu ülkede dışarıdan Bakan olan Kemal Derviş IMF Başkan Yardımcısıyken gelmiş, böyle bir bakan olarak uluslararası finans kurumlarıyla sözleşme imzalamış ve altı yıl o harfiyen uygulandığı için dış borç giderek minimize olmuştu; AKP de bunu sanki kendisi yapmış gibi millete yutturmaya çalıştı. Hâlbuki iktidarının ilk altı yılında dış borcu azaltmaya imza attıkları başarı efsanesi onların başarısı değildi.

Bir diğer husus: Bakın, AKP’nin özellikle bir başkanlık sevdası, tek adamlık rejimini tesis etme sevdasının üç aylık öyküsünü hepimiz burada neyi izleyerek yaşadık? Şunu izledik arkadaşlar: Ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak… Kasım ayının ilk haftasında Sayın Maliye Bakanı, 2017 Merkezi Yönetim Bütçe Yasa Tasarısı kapsamında geldi, 2017 bütçesini sundu; yanılmıyorsam, hafızam beni yanıltmıyorsa kasımın ilk günleriydi ve Maliye Bakanı 641 milyar lira olarak bütçeyi sundu. O gün -hiç unutmuyorum, notlarımın arasına almıştım- 641 milyar lira olarak Komisyonda 2017 merkezî yönetim bütçesi açıklandığı zaman döviz, dolar kuru 3,07 idi ve ben o zaman hesaplamıştım, bizim 641 milyar liramız 209 milyar dolardı yani bütçe Komisyona sunulduğu gün bizim 2017 bütçemiz 209 milyar dolardı. Bugün ne kadar biliyor musunuz değerli milletvekilleri? 165 milyar dolar. Daha biz o bütçenin bir ayını kullanmadan bütçenin dörtte 1’ini kaybettik, 209 milyar dolardan 44 milyar dolar kaybetmiş bir ülkeyiz biz. O ara, Maliye Bakanı, bütçe görüşmeleri sürecinde yaptığımız eleştirilere “Bu, Türkiye’nin sorunu değil, bütün dünyada dolar karşısında bir değer kaybı söz konusudur...” Benden önceki hatip de ifade ettiği için çok girmeyeceğim ayrıntısına ama şunu iyi biliyoruz biz: 165 ülke arasında dolar karşısında en fazla değer kaybeden üç para biriminden biriyiz biz. Hiç de öyle değil. Hangi ülke iki ayda veya bir yıllık bütçesinin daha bir ayını kullanmadan bütçesinin dörtte 1’ini kaybetmiş olabilir? Biz dışa bağımlı olduğumuz bütün ürünleri dışarıdan döviz kurları üzerinden alıyoruz, dolar ve euro üzerinden alıyoruz. İki ayda bu ülkede döviz yüzde 30 artmış, petrolü, doğalgazı dışarıdan biz bunlarla alıyoruz. Arabaya doldurduğumuz benzinden aldığımız gübreye, zavallı çiftçinin aldığı tohuma kadar her şey dövize endekslidir; inşaatçının demirine, çimentosuna vesairine hiç girmiyorum bile.

Hani bize ekonomide bir başarı efsanesi… Aslında, bu, bir başarı efsanesi değil, tam bir fiyaskodur. İnsanlar aç, insanların karnı zil çalıyor, çocuklarına rızkını götürememenin mahcubiyetini yaşıyorlar. Bu ülkede 3 milyon insan, aileleriyle birlikte minimum 10 milyon insan kredi kartı borçlarını ödemediği için takibata alınmışlar. Böyle bir ülkeden siyasi iktidar gurur duyabiliyorsa duyabilsin. Ben ne gurur duyabilirim ne de kendi ülkemden utanabilirim ama ülkemin 80 milyon insanı adına üzülüyorum. Ülkemizdeki ebeveynlerin, annelerin, babaların çocuklarının rızkını götüremeyişi karşısında çocuklarına karşı duyabileceği mahcubiyetten daha ağır bir psikoloji olamaz. Bu iktidar insanlara artık psikolojik travmalar yaşatan bir iktidar hâline gelmiştir. Kredisini ödemeyen, kredi sınırlarının, borçlanma sınırlarının son duvarına dayanmış insanlarla karşı karşıyayız. Ne yapmaya çalışıyor? Cumhurbaşkanı sürekli çağrı yapıyor: “Merkez Bankası faiz yükseltemez. Düşürmek istiyoruz ki konut kredisini, araç kredisini, sağlık kredisini, eğitim kredisini ve bunların kullanımını dahi cazip hâle getirelim.” Şunu söyleyelim: Siz kredideki faiz oranlarını sıfıra dahi düşürseniz insanların borçlanma mecali kalmadı ya, insanlar perişan durumda.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) - Bu nasıl mantık ya?

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Siz eğer ödeyemiyorsanız, bana bir yıllığına, üç yıllığına, beş yıllığına sıfır faizle Türk parası üzerinden borç verseniz bile benim gelirim yoksa, ödeyemiyorsam faiz oranı yüzde 20 olsa ne olur, yüzde 10 olsa ne olur, yüzde sıfır olsa ne olur? Ama, maalesef işte sorun bu.

“Nasıl mantık?” Siz bana ödeyemeyeceğim, borçlarımı kapattıktan sonra size ödeyebilecek bir gelirimin olmadığı bir borcu verdikten sonra bunun faiz oranının ne anlamı var? Sorun bu işte; ana, kronik vaka. Bir vaka işte.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Asıl vaka sensin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ben rakamla konuşuyorum ve iki dönem bu ülkede hazırlanmış bir, geçici bütçe; iki, merkezî yönetim bütçesinin bütün aşamalarında yer almış biri olarak söylüyorum. Ama siyasi ve ideolojik körlük üzerinden değerlendirme yapıp inanmışlık ve adanmışlıklar üzerinden körü körüne inanırsanız sonucu bu olur.

Değerli milletvekilleri, şimdi bütün bunlara rağmen -serbest dolaşım konumuz ya- bir de bir hafta önce bu ülkenin Başbakanının vermiş olduğu bir demeci hatırlatarak sizin bilginize sunmak istiyorum. Geçen hafta Sayın Başbakanın Amerika’nın yeni Başkanı Trump’a Meksika sınırına örmüş olduğu duvarla ilgili söylediği cümlenin hiçbir kelimesine dokunmadan söylüyorum, Sayın Binali Yıldırım Trump’a söylüyor: “Duvarları yükselterek hiçbir sorunu çözemezsiniz.” Ya, cumhuriyet tarihinin, hatta dünya tarihinin en büyük duvarı şu anda Suriye’de örülüyor ya. Siz hangi sorunu çözmeye çalışıyorsunuz peki orada? Serbest dolaşımı nasıl artırmaya çalışıyorsunuz? Neredeyse 784 bin kilometrekarelik vatan toprağının güvenlik sorununu mu aşmak istiyorsunuz? Siz, içte ve dışta rasyonel bir politika izleyerek, barışçıl yöntemlerle iç ve dış sorunlarınıza yaklaşarak, komşularınızla iyi geçinerek, diyalog yolunu esas alarak, kendiniz için istediğinizi dünyadaki bütün uluslar için isteyerek aşabilirsiniz. Aşırı güvenlikçi politikalar, bu ülkeyi dünyada her geçen gün daha fazla tecrit eder bir noktaya gelmiştir. Trump’ın Meksika’ya ördüğü duvarla ilgili, bırakın bir tarafa… Bize ne Trump hangi ülkenin neresine duvar örüyor? Eğer Trump’la ilgili bir şey söyleyecekseniz, Trump’ın Meksika sınırına ördüğü duvarı bir kenara bırakın, bırakın o kararı siz, hani İslami hassasiyetleri bütün seçimlerde seçim propagandası hâline getirmiş bir iktidar, Trump’ın İslam ülkelerindeki yurttaşların Amerika’ya girişiyle ilgili bir kelime etmemiş bir iktidardır. 7 Müslüman ülkenin yurttaşları o ülkenin vatandaşı olsa bile, artık o ülkeye giremiyor; eşler ayrılıyor, kardeşler ayrılıyor, ebeveynler ile evlatlar ayrılıyor, Müslüman olduklarından ve dini kimliklerinden ötürü bu tecride, ayrımcılığa, ötekileştirilmeye maruz kalıyor; İslami hassasiyetleri kendi iktidarı için pespaye bir biçimde kullanmış bu iktidar daha bugüne kadar bir kelime edebilmiş değil. Niye susuyoruz acaba? Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde kendi ülkemiz dışındaki bütün Müslümanları gözden çıkaran bir madde mi var? Ya değilse Trump’tan daha farklı bir rant ilişkisiyle bir medet mi umuyoruz biz?

Bırakın Trump’ın Meksika sınırındaki duvarını -evet, biz dünyadaki bütün duvarlara karşıyız- bu ülkede ülkenin sınırları içerisinde yaşayan toplumlar arasına duvarlar örülmüş, ülke kamplaştırılmış ve bir başkanlık sistemi sayesinde insanlar birbirine artık siyasi rakipler gibi değil düşman gibi bakar hâle gelmiş; eskiden birbirlerinin dertlerine, sorunlarına, acılarına, sevinçlerine kayıtsız kalanlar, birbirlerinin acılarına sevinir, nara atar hâle gelmiş ya. Ülke maalesef bu hâlde. Varsa yoksa bir kişinin başkanlık hayali ve içte, dışta bütün politikaların duvara çarpan bir sonucu. Biz bırakalım Meksika ile Amerikalılar arasındaki… Şüphesiz mecalimiz yeterse onlara da bir barış çağrısı yapalım ama biz önce kendi içimizdeki 80 milyon insanın iç barışıyla uğraşalım diyorum ve bu, Serbest Bölgeler Kanunu’yla ilgi tasarıdan çok daha değerli bir katkı sunacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Hani serbest bölgeler üzerinden hem müteşebbisin hem de bu ülkenin parlak beyinlerinin uluslararası prestijini artırmaya çalışıyoruz ya -son bir bilgiyle bitireyim- sadece KHK’larla işten atılmış 95 bin insanın -akademisyen, aydın, yazar, çizer, bürokrat her ne sebeple olursa olsun atıldı, amenna- bunların pasaportuna el konuldu. Bakın, Serbest Bölgeler Kanunu’nu tartışıyoruz ya; 95 bin kişiye yurt dışı yasağı koydu, yetmedi. Bir örnek anlatayım size: Evet, ben de yirmi bir yıl akademisyenlik yaptım. Bir akademisyenin -hiçbir zaman fikrî dünyamız uyuşmaz ama- kendisine yurt dışı yasağı konmuş; eşi üniversitede çalışıyor, eşinin bir uluslararası sempozyumda bildirisi var. E, ben ceza alacağım, yurt dışı yasağım olacak; eşimle ilgili hiçbir karar olmadığı hâlde o da yurt dışına çıkamayacak. 95 bin aile bu hâlde; çocuklar okumaya çıkamıyor, eşler bilimsel etkinliklerde bulunamıyorlar.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Gruplar adına söz bitmiştir.

Şimdi, şahıslar adına İzmir Milletvekili Sayın Necip Kalkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

NECİP KALKAN (İzmir) - Sayın Meclis Başkanım, Sayın Divan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım adına sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Efendim, 443 sıra sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tamamı üzerine söz almış bulunmaktayım.

Efendim, buraya gelirken bir araştırma yaptım, notlardan İzmir’de ve Türkiye’de serbest bölgeler, nerede ne var diye bir liste çıkardım.

Ben İzmir Ticaret Odasının Meclis Başkanlığını yaptığım dönemde Ege Serbest Bölge kuruldu. Bu Serbest Bölge kurulurken buraya en aşağı 10 defa geldim, kurulsun diye yardımcı oldum. O zaman da Serbest Bölgeler Genel Müdürü Yalçın Alaybeyoğlu’ydu. Kaya Bey’le beraber gittik, geldik. Bir şeyi niçin bu kadar geriye dönerek anlattım? O zaman, Serbest Bölgeyi kurduğumuzda İzmir’de 1’inci yılında tam 380 kişi vardı. Şimdi, Ege Serbest Bölgenin başındaki arkadaşı aradım, bana söylediği rakam: Şu an İzmir Ege Serbest Bölgede sadece 19.250 kişi çalışıyor; bir.

Mersin Serbest Bölge 1987’de kurulmuş. Antalya Serbest Bölge 1987’de kurulmuş. Ege Serbest Bölge 1990’da kurulmuş. İstanbul Atatürk Havalimanı Serbest Bölge 1990’da kurulmuş. Sonra Trabzon, Doğu Anadolu, Mardin, İzmir Menemen Deri Sanayi, Rize, Samsun, İstanbul, Kayseri, Avrupa, Gaziantep, Adana, Bursa, Denizli, Kocaeli Serbest Bölgeleri bu memlekette kurulmuş. Ve bugün son o 19 bin kişinin Egede çalıştığı, 1987 senesinde sadece 380 kişinin çalıştığı serbest bölgelerdeki bugünkü mevcut sayı 65 bin.

Serbest bölgeler ne ihracat yapıyor, onun da rakamlarını vereyim: 2011 yılında 22 milyar 646 milyon doların üzerinde ihracat yapmış, 2012’de 23 milyar dolar, fazlası var, 2012’de 23, 2013’te 23, 2014’te 22,432 ve 2015’te bir düşüş olmuş, 20 milyar dolar yapmış ve…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiç değişmemiş, hep aynı.

NECİP KALKAN (Devamla) – Olsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İstihdam artmış, ihracat artmamış.

NECİP KALKAN (Devamla) – Olsun, hep var ya, hep 65 bin kişi var ya.

Şimdi, efendim, bu kanun değişikliğini hazırlayıp -taslak hâlinde getirdiğimiz- yapmamızın sebebi, dünyada “serbest bölge” kavramı değişti, 1’inci nesil serbest bölgelerden 4’üncü, 5’inci nesil serbest bölgeye geçiş oldu. Bizim amacımız buradaki 20 milyar doları, 22 milyar doları 40 milyar dolar, 50 milyar dolar yapabilmek. Bizim amacımız 65 bin kişiyi de 165 bin kişi yapmak. Bizim amacımız bu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Üretmeden olmaz. Kaç tane fabrika açtınız? Üretmeden olmaz.

NECİP KALKAN (Devamla) – Bu kanun değişikliğini, bu yeni kanunu getirmemizin sebebi bu.

Efendim, serbest bölgeler, bugüne kadar serbest ticarette sağladıkları destek, yeni teknolojiler, istihdam imkânları, üretim ve ihracatla ülkemizde ihracat ocağı hâline gelmiştir ve önemli fonksiyonlar üstlenmiştir. “Serbest bölge” kavramı ülkemize 1985 yılında gelmiştir. Bu kapsamda serbest bölgelerde kurumlar vergisi, gelir vergisi, stopaj gibi pek çok destekler ortaya konulmuştur. Bugün burada -esas konumuz bu- ihracatta merkez olma gücünün sağlanması, bilgi transferinin temini, iç pazar ve dış pazar entegrasyonunun, ilişkilerinin artırılması hususlarında önemli değişiklikler öngören bir kanun tasarısını görüşüyoruz. 2004 ve 2008 yılında Serbest Bölgeler Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılmış, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla kanunun yapısında değişikliğe ihtiyaç duyulmuştur. Niçin? O 4’üncü, 5’inci dereceye yükselenlerin arkasında kalmamak için. Niçin? O 20 milyar doları 50-60 milyar dolara çıkarmak için. Efendim, serbest bölgelerin üretim gücü, üretim ve yatırım yeri olması niteliğinin artırılması ve bu kapsamda öncelikli ve büyük ölçekli yatırımların bu bölgelere çekilmesi gerekmektedir.

Efendim, değerli milletvekilleri, bu kanunda neler var, onları anlatayım size. Yeni düzenlemeyle serbest bölgelere stratejik ve büyük ölçekli yatırımlar çekilebilecek. Buralarda yatırım kolaylaşacak, yurt dışında serbest bölge ve dış ticaret merkezleri kurulabilecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Organize sanayi bölgelerinde ihracat yapanlar ne olacak Necip Bey?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Cibuti ne olacak, Cibuti? Nerede Cibuti?

NECİP KALKAN (Devamla) – Serbest bölgeler ihracatı ve üretimi artırmak, yabancı yatırımları çekmek için cazibe merkezi hâline dönüştürülecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Cibuti’de mi ihracatı artıracağız, istihdamı artıracağız?

NECİP KALKAN (Devamla) – Demin arkadaşların saydığı, Ahmet Bey’in de saydığı 9 tane madde var tabii, onları yapmazsak cazibe merkezi hâline dönüştürebilir miyiz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Cibuti’ye yapıyoruz.” diyorsunuz.

NECİP KALKAN (Devamla) – Yeni düzenleme serbest bölgelere yatırım kolaylığı getiriyor. Stratejik, öncelikli ve büyük ölçekli yatırımlara özel hesap ücreti, stopaj esnekliği sağlanacak, serbest bölgelerde yaşanan işleyiş sorunları sonlandırılacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Damga vergileri de kalkıyor mu serbest bölgelerde?

NECİP KALKAN (Devamla) – Bir dakika efendim.

Yurt dışında serbest bölge dış ticaret merkezi, özel bölge ve lojistik merkezleri kurulabilecektir ve bu bölge merkezlerine yapılacak Türk yatırımlarına devlet yardımı verilebilmesi konusunda Bakanlar Kurulu yetkili olacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, tek başarılı olan yer İzmir, o da “Hayır.” dediği için.

NECİP KALKAN (Devamla) – Tamamı yurt dışında verilmek üzere… Serbest bölgelerde verilecek lojistik hizmetlere gelir ve kurumlar vergisi istisnası sağlanacaktır. Bunları yapmazsak adamlar gelir mi? Tabii yapacağız bunları yani.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Şu anda var zaten bu.

NECİP KALKAN (Devamla) – Bakanlar Kurulu serbest bölge ilan edilen yerlerdeki arazi ve tesislerin acele kamulaştırılması kararı alacaktır.

Tahsin Bey’in dediği gibi “Kim bilir kime?” filan, öyle bir şey yok. Hemen karamsar olarak, kötü olarak bardağın boş tarafından bakmanıza da gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama her şey acele kamulaştırma… O zaman Kamulaştırma Kanunu’nu kaldıralım, acele kamulaştırma getirin.

NECİP KALKAN (Devamla) – Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile bunlar üzerinde bulunan bina ve tesisler kiralanabilecek veya aynı süreyle kullanma izni verilecektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok aceleniz var(!)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Vakit kaybetmeyeceğiz, acelemiz çok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nisana mı yetişmesi lazım?

NECİP KALKAN (Devamla) – Bir dakika…

İhracattın artırılması, üretimin teşvik edilmesi, yabancı yatırımcının Türkiye’ye çekilmesi, “know how” transferi, teknoloji girişinin hızlandırılması anlamında, serbest bölgeler yenilik anlamında, çok büyük önem arz ediyor. Serbest bölgeler, serbest ticarette sağladıkları destek hizmetleri, yeni teknolojileri, uygulama kapasiteleri, istihdam imkânlarıyla küresel ölçekte ve Türkiye'de önemli kalkınma ve dış ticaret politikası araçları arasında yer alacaktır.

Ayrıca, ihracatımızın en önemli şeyi tanıtımdır. Bu kapsamda belirlenen ihracat politikaları, hedef pazarlar, tanıtım faaliyetleri çerçevesinde sektörel tanıtım grupları kurulmuştur. Tanıtım faaliyetlerinin tek elden yürütülmesi gerçeği ortaya çıkınca bu tasarıyla -demin söylediğiniz konu- 15 farklı tanıtım grubu yerine Türkiye Tanıtım Grubu kurulmuştur.

Bu tasarının ülkeme, ülkemize faydalı olması temennisiyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kalkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayırlı akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hayırlı akşamlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İzmir hep “Hayır.” diyor efendim.

ŞAHİN TİN (Denizli) – “Evet” diyor “evet.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo size Necip Bey. İzmirli olduğun belli.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tebrik ederiz, İzmirli “hayır” diyor. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 18 adet serbest bölgede, hâlen, yerli veya yabancı 2 binin üzerinde firma faaliyet göstermekte. 350 milyar dolar civarında toplam dış ticaret hacmimizin de 19 milyar dolarlık kısmı serbest bölgelerde sağlanmaktadır. Bu rakam önceki yıla oranla yüzde 6 oranında düşüş kaydetmiştir, artmamıştır yani sadece Ege Bölgede bir artış var yüzde 5’lik, diğerlerinin hepsinde düşme var. En büyük ikinci bölge olan Mersin Bölgede yüzde 16’lık bir düşüş var maalesef.

Yine, bu bölgelerimizde istihdam edilen kişi sayısı da 65 bin kişidir ve buradan anlaşılacağı üzere de ülkemizin ekonomisi açısından oldukça önemli olan bölgelerimizde daha fazla firmanın faaliyet gösterebilmesi ve gerek dış ticaretimizin artması gerekse de istihdamın artması açısından 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nda bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Elbette bu kanun tasarısı Komisyona geldiğinde muhalefetin, ilgili kurumların, iş dünyasının görüşlerinin dikkate alınması ve katkı sunmalarına izin verilmesi çok daha sağlıklı bir tasarının ortaya çıkmasını sağlayacaktı; maalesef, bu, komisyonlarda gerçekleştirilmemiş.

Parti olarak ülkemize yapılacak yabancı yatırımlara destek olunması, ihracatımızın geliştirilmesi, istihdamın artırılması yönündeki atılacak tüm adımların yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim. Bu tasarıda olumlu bulduğumuz yanları desteklemekle birlikte, bazı endişelerimizi ve önerilerimizi de dile getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, bu acele kamulaştırmadan ne anlamalıyız? Bildiğiniz gibi, Anayasa’mızda devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyılar, tarım arazileri, çayırlar ve meralar acele kamulaştırma dışında bırakılarak koruma altına alınmıştır. Bu nedenle bu kamulaştırmalarda netlik olmalı ve devletin koruması altındaki bu alanlarda acele kamulaştırma yapılamayacağı açıkça belirtilmelidir.

Mersin gibi yine bir kısım serbest bölgelerimizde kıyı kenar çizgisi yasası öncesi kenarda kalan bölümlere de çözüm bulunmalıdır. Ayrıca, özel serbest bölgelerdeki kamulaştırma bedellerinin talep eden firmadan alınması, kamuya ait serbest bölgelerdeki kamulaştırmanın da devlet tarafından yapılmasına açıklık getirilmesi çift başlılığı da önleyecektir.

Uluslararası ticarette rekabetin bu kadar önemli olduğu günümüzde çıkardığımız kanunlar bir yandan rekabette firmaların önünü açarken diğer yandan da ülkemizdeki bazı değerlerin korunmasına yönelik olmalıdır.

Yine tasarıda, serbest bölgeleri kullanan yatırımcılara getirilen vergi muafiyetinin üretim yapmayan, sadece bölge üzerinden ticaret yapan işletmeler için de getirilmesi hakkaniyetli değildir. Ayrıca, yurt dışında oluşturulacak serbest bölgeler için kriterlerin belirlenmesinde objektif olunması ve bu konuda ilgili kurumların görüşlerinin alınması ve değerlendirilmesi de önemlidir. Serbest bölgelerde yapılan yatırım, istihdam ve faaliyetlerin devamı niteliğinde olan film endüstrisi hizmetleri, AR-GE ve AR-GE’ye dayalı hizmetler ile döviz kazandırıcı diğer hizmet işlemleri de gelir veya kurumlar vergisi istisnasına tabi olmalıdır.

Yine, serbest bölgelerde fason üretim yapan firmaların çalışanları gelir vergisine tabi tutulmaktadır. Oysaki Ekonomi Bakanlığından faaliyet ruhsatı alarak serbest bölge sınırları içerisinde üretim yapan fason imalatçıların istihdam ettikleri personelin ücretleri de gelir vergisi kapsamı dışında tutulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, seçim bölgem Mersin, serbest bölgenin kalbi illerden biridir ve Türkiye’de ilk serbest bölge 1987 yılında Mersin’de kurulmuştur. Bölgem özelinden başlayarak Türkiye’deki serbest bölgelerin tasarıda yer almayan bazı taleplerini de dile getirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada bir fotoğraf görüyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın cuma günü Mersin’de bir açılışı vardı, hastaneler açtı, billboardlarda bu fotoğraf vardı. Yanlarında bir de Sayın Zafer Çağlayan var. Sayın Zafer Çağlayan -ben rüşvetten bahsetmeyeceğim, 17-25 Aralıktan da bahsetmeyeceğim veya kol saatinden falan bahsetmeyeceğim- Mersin Milletvekiliydi ve Sayın Bakanın selefiydi, önceki Ekonomi Bakanıydı ve Mersin’le ilgili 2011 seçimlerinde -hâlen beraber gezdiklerine göre kendisine sahip çıkıyorlar, vaatlerine de sahip çıkıyorlar- Mersine 5 tane yeni nesil serbest bölge vaadi var ama aradan altı sene geçti, Zafer Çağlayan gitti, bu vaatlerin arkasında kimseler durmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, bugün 18 tane serbest bölgemiz var. 2015 yılında 20 milyar liralık, 20 milyar 261 milyon liralık üretim yapmışlar total, 2016’da 19 milyara düşmüş yani 1 milyar 300 milyon civarında bir düşüş var.

Şimdi, Sayın Bakan, 18 tane serbest bölgemizden 7 tanesi total olarak, ticaret hacmi olarak yüzde 82’sini teşkil ediyor, diğer 11 tanesiyse sadece yüzde 17’sini yapıyor yani bazı serbest bölgeler şunu gösteriyor ki ciddi olarak çalışmıyor. O nedenle, çok miktarda serbest bölge açacağınıza bunların daha rantabl, daha düzenli çalışması için çalışmamız gerektiği görülüyor.

Evet, yüzde 85 ihracat şartı var serbest bölgelerde fason üretim yapanlarda. Şimdi, yüzde 85 ihracat yaptığında vergi muafiyetinden faydalanıyor, yüzde 84 olduğunda yok. Burada bir haksızlık var. O zaman bu rakamın yüzde 50’ye çekilip 50 ile 85 arasının da kademelendirilmesi lazım.

Yine, biliyorsunuz, uluslararası taşımacılıkta motorin tesliminde KDV istisnası sağlanıyor. Bu istisna bu tasarıyla düzenlenerek serbest bölgelerden yabancı ülkeler arasında mal taşıması yapan araçların da motorin tesliminde, Sayın Bakan, KDV indiriminden yararlanması gerekir.

Yine, elektrik enerjisi üretimiyle ilgili, serbest bölgelerde bu imkân yok. EPDK mevzuatında gerekli değişikliklerle, düzeltilerek serbest bölgelerde de enerji dağıtım ve üretiminin dâhil edilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.

Yine, dolaylı vergilerden muaf tutulması… Serbest bölgelerin tabi olmadığı dolaylı vergiler, değişik yorum ve uygulamalarla tahsil edilmektedir. Bu bölgelere yapılan mal teslimleri ve verilen hizmetler katma değer vergisi, özel tüketim vergisi ve özel iletişim vergisine tabidir. Serbest bölgelere yapılan mal teslimleri ihracat sayılır ve hizmetlerin katma değer vergisinden, özel tüketim vergisinden istisnalı olması lazım. Bununla ilgili bir tereddüt var ise teminat alınır ve ihraç yapıldıktan sonra o ürünle ilgili teminat çözülür.

Yine, serbest bölge adresli mallara yakın limanlarda verilen terminal hizmetleri katma değer vergisinden, firmalar tarafından üretilen Türk menşeli ürünler Ekonomi Bakanlığınca düzenlenen koruma önlemleri uygulamasından muaf tutulmalıdır.

Yine, başka bir kesinti var, TRT payı ve enerji fonu kesintisi. Buna da, serbest bölgede satılan elektrikten enerji bedeli üzerinden TRT payı ve enerji fonunun alınmasına da son verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, konuşmama son verirken kanunun görüşülmesi sırasında bahsettiğim eksikliklerin giderilerek yasanın daha yararlı ve uygulanabilir hâle getirilmesini temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

Sayın milletvekilleri, şimdi yirmi dakika süre içerisinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. On dakikalık süre içerisinde, sisteme giren sayın milletvekillerine süre yettiği kadar söz vereceğim; geri kalan on dakikası Hükûmete, sayın bakanlara ait.

Şimdi sırasıyla sayın milletvekillerine soru sormaları için söz veriyorum.

Sayın Sarıhan, buyurunuz.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, Martin Luther King’in şöyle bir sözü vardır, “Herhangi bir yerde adaletsizlik var ise bu her yerdeki adalete yönelik bir tehdittir." der ve şöyle devam eder: “Bir kişiyi doğrudan etkileyen şey herkesi dolaylı olarak etkiler.” Bu söz özerinden giderek oradaki Sayın kadın Bakanımıza bir soru yöneltmek istiyorum: Kiraz’da yaşanan olaylar, Kiraz’ın iki köyünde yaşanmış olan olaylar, yani kız çocuklarının erken evlilikleri acaba Türkiye'nin geneli için bir tehdit değil midir? Bu konuda alacakları önlem sadece oradan alınmış önlemler olarak mı kalacaktır? Bunu sormak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu kanun tasarısında ve aslında son dönemde gelen pek çok tasarıda acele kamulaştırmaya dair hükümler yer almaktadır. Kıyılar, çayır ve meralar ile askerî bölgeler acele kamulaştırma kapsamında birer birer yok edilmektedir. Oysaki bu alanlar Anayasa’yla koruma altına alınmıştır ve kamu yararının gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kanunda serbest bölge ilanında zaten normal kamulaştırma işlemi yapabiliyorken ısrarla acele kamulaştırmanın getirilmesinde nasıl bir kamu yararı bulunmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayır…

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Teşekkür ederim.

Yeni kurulan Türkiye Varlık Fonu her tür denetimden uzak, birçok muafiyetle donatılmış, doğrudan Başbakanlığa bağlı, yasalarüstü bir şirket. Yani yeni bir örtülü ödenek şekli gibi, sorgulanamaz. Dünyadaki örneklerde özel sektör ve sendikalar gibi farklı temsilciler yer alırken, ülkemizdeki yönetiminin, 4 kişinin de Hükûmete yakın olduğunu ve kullandığı jölesiyle meşhur olduğunu biliyoruz. Sizce bu yönetim tarzı doğru mudur?

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakanım, tarım kredi kooperatiflerinden, diğer çiftçi örgütlerinden ve bankalardan faizli para alan çiftçilerimiz borçlarını ödeyemeyip intihar ediyorlar. Şöyle ki: Bundan bir hafta önce, Samsun’un Havza ilçesi Ortaklar köyünde Murat Sağlam isimli bir yurttaşımız... Allah rahmet eylesin, ailesine sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum. Bu, 21 bin lira para çekiyor tarım kredi kooperatifinden, bunun 11 bin lira da faizi, oluyor 32 bin lira. 32 bin lira parayı ödeyemeyen yurttaşımız onuru, şerefi ar ederek intihar ediyor. Şimdi, böyle yurttaşlarımızın namusu, şerefi adına, borcunu ödeyemeyerek ve… Namuslu insanlarımızın borçlarını ödeyebilecek bir yol, yöntem bulunamaz mıydı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Tarım kredi kooperatifi bu borcun ödenmesi için, icra yoluyla tahsilat için defalarca yazı gönderiyor, devamlı taciz ediyor. Bunların doğru olmadığını belirtiyor, bu tür eylemlerden dolayı bu tür yurttaşlarımızın intihar etmemesi için bir yol, yöntem bulunmasını diliyorum.

Saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, ihracat pazarlarının artırılması için sadece serbest bölge ve serbest bölgelere getirilen imtiyazlar ihracatı artırmayacağı gibi, ihracattan çok ithalatı artıracaktır. Gerçekten Türkiye'nin ihracatını artırmak istiyorsanız sanayicinin üzerindeki vergi yükünü düşürecek misiniz? Sanayicinin kullandığı elektriğin maliyetini düşürecek misiniz? Sanayicinin kullandığı buharın maliyetini düşürecek misiniz? Sanayicinin lojistik maliyetlerini düşürecek misiniz? Bu saydıklarımı yapmadığınız sürece ne kadar serbest bölge kurarsanız kurun ne kadar imtiyaz verirseniz verin, ne istihdamı ne de ihracatı artırabilirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sayın Bakan, görüşülmekte olan Serbest Bölgeler Kanunu’yla ilgili tasarıya göre, kurulacak olan bir serbest bölgede örneğin 100 işletme olsa, bu 100 işletmeden aynı zamanda kira geliri elde edilse bu kazanç vergiye tabi olmayacak. “Serbest bölgelerin teşvik edilmesi” adı altında bazı arsa sahiplerinin haksız kazanç elde etmesinin yolu açılacak bu şekilde. Aslında sıradan ticari bir faaliyet olan kiralama işleminin vergiden muaf tutulmasının nedeni nedir?

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan Komisyon görüşmelerinde Cibuti’ye serbest bölge kurulacağını ifade etti ancak buradaki serbest bölgede hangi şirketlerin ne tür ürünlerle yer alacağına dair net bir yanıt vermedi. Cibuti’de kurulacak serbest bölgede yer alacak firmalar ne tür ürünlerle orada yer alacak? Şu anda Cibuti’de faaliyet gösteren Türk firmaları hangileridir ve bu firmaların faaliyet alanları nelerdir? Serbest bölge kurulması planlanan Cibuti dışında başka ülkeler var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Referanduma doğru gidiyoruz ancak her yerde baskılar hissediliyor, valiler toplantıları yasaklıyor, devlet görevlileri bu konuda çalışmalar yapıyor, taraf oluyor, Hükûmet ve tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı kampanya yürütüyor, devlet kaynakları ve örtülü ödenek kullanılıyor. Bu nasıl adil referandum olacak?

Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan 3 milyar TL üç aylığına fona devredildi. Bu fondaki paralar acaba -üç aylığına devredildiğine göre- referandumda mı kullanılacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 1987 yılında Mersin serbest bölge ilan edildi, Antalya turizm bölgesi ilan edildi. Bu bölgede fabrikalar kuruldu. Fabrikalar kurulduktan sonra her işimizde olduğu gibi kıyı kenar çizgisi geçirildi, birçok tesis kıyı kenar çizgisinin içerisinde kaldı. Yıllardır bu mağduriyet çözülmüyor. Yapılacak bir düzenlemeyle bu kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan tesislerin kıyı kenar çizgisi dışına çıkartılması gerekiyor, yoksa bu insanların mağduriyetini gidermemiz mümkün değil.

İkinci sorum: Serbest bölgede ticaret yapan insanlara potansiyel suçlu gözüyle bakılıyor, kaçakçı muamelesi yapılıyor. Kaçakçılık yapanların en ağır şekilde cezalandırılması ama namusuyla, şerefiyle ticaret yapan insanların da önünün açılması gerekiyor.

Birleşmiş Milletlere mal satacak esnaf, her koliye 5 kilo şeker istiyor Birleşmiş Milletler, bizim yönetmelikte diyor ki “Her koliye 2 kilodan fazla şeker koyamazsın.” İnsanlar ticaret yapacaklar, ticareti niye engelliyoruz? Birleşmiş Milletler 5 kilo istiyor, her koliye 5 kilo koysun.

Mersin’de Sayın Bakanla toplantı yapıyoruz, fabrikatörlerin Sayın Bakana sorduğu ilk soru şu: “Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gümrük ve ticareti engelleme bakanlığı mı yapıyor?” Bu soruya da makul bir cevap alamıyoruz, bu konuda yardımcı olmanızı bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, birinci sorum: Komisyon toplantısında “OHAL’e karşıyım.” dediniz, hâlâ aynı noktada mısınız, OHAL’e karşı mısınız?

İkinci sorum: Kamu ortaklığı ve kamuya ait serbest bölgeler özelleştirme gündeminizde var mı?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Bakana teşekkür ederim. Neden? Bugüne kadar burada görmüş olduğumuz tüm bakanlıkların kanunları görüşülürken kadrolarında bu kadar kadın yoktu, onun için kutluyorum.

Sorum şu: Üçüncü köprü açıldığı tarihten bugüne kadar kaç araç geçmiştir?

Soru iki: Avrasya Tüneli açıldığı günden bugüne kadar kaç araç geçmiştir?

Soru üç: Osmangazi Köprüsü açıldığı günden bugüne kadar kaç araç geçmiştir? Devlet garantisi bu üç köprüde ne kadardır ve mevcut olan bu garanti karşılığında devlet zarar mı etmiştir, kâr mı etmiştir? Eğer bu, araştırmayı gerektiren bir konuysa bakanlar şu anda zaman yoksa bana yazılı cevap verirler mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, TPAO, TÜRKSAT, Eti Maden, ÇAYKUR, Varlık Fonu’na sizin imzalarınızla devredildi. Şimdi, Türk tarihinde bu tip devirler çok önemlidir. III. Selim’in padişahlığı sırasında, 1793 yılında iradıcedit hazinesi kurulmuş ve böylece Osmanlı İmparatorluğu’nda tek ve merkezî hazine düşüncesinden ilk sapma ortaya çıkmıştır. Bunu tersane hazinesi ve zahire hazinesi izlemiştir. Sonraki dönemlerde hazine sayısı artmaya devam etmiştir. Mukataat hazinesi, mansure hazinesi, redif hazinesi, darphane hazinesi ve maliye hazinesi bunların en önemlileridir. Hazinelerin çoğalması Osmanlı mali sistemini rahatlatmamış, tam tersine mali disiplini altüst etmiştir. Hazine sayısının artmasının Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde özel bir yeri vardır. 1839 yılında tek ve merkezî hazine sistemine geri dönülmüştür. Şimdi, aradan yüz yetmiş sekiz yıl geçtikten sonra tekrar eski hazine sistemine geri dönüyorsunuz. Bunda neden böyle bir karar aldınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Ayhan…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Denizli Serbest Bölgede kaç firma faaliyet gösteriyor? Son beş yılda kaç firma faaliyete başladı? Yeni yatırım gözüküyor mu? Ne kadar istihdam var?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, birinci soruyla ilgili… Tabii ki adalet herkese lazımdır, adalet mülkün temelidir, adalet ülkenin temelidir. Adaletle ilgili… Herkes adaletle davranmalıdır, herkes adaletle hükmetmelidir. Bununla ilgili de, kimsenin bir diğerinden daha adaletli olduğunu iddia etmek gibi bir iddia içinde de olmaması gerekir. Tabii ki “Ben senden daha çok eşitim, ben senden daha çok adilim, sen adil değilsin.” gibi kimsenin böyle bir şeye de hakkı yoktur.

Acele kamulaştırma, tabii ki, gerek genel konuşmalar gerekse soruların içinde gelen en önemli sorulardan bir tanesidir. Acele kamulaştırmaya tabi olmayan bölümler, gerek askerî bölümler gerekse kıyı kenar çizgisi yani kıyı bölgeleri gerekse meralar acele kamulaştırmanın tamamen kapsamı dışındadır. Yani, burada acele kamulaştırma yapılarak kamunun yani Türkiye’nin varlığı olan bu alanlar kamulaştırılarak özel sektöre veyahut da serbest bölgelerdeki şirketlere peşkeş çekilecek gibi bir mantıkla yaklaşmak, bence gerek özel yatırımlara gerek Türkiye’deki özel sektöre gerekse üretime yapılan en büyük haksızlıklardan bir tanesidir.

Bakın, şöyle anlatayım: Hepimiz gelip geçiciyiz. Ben de özel sektörden gelen birisiyim. Burada Denizlili milletvekillerimiz de var. Hâlâ şirketlerimiz özel sektör olarak da faaliyetlerine devam etmektedir. Bu şekilde bakıyorum ben. Ben emanetçisiydim, emaneti devrettim benden sonrakilere, buraya geldim ve ülkeme genel anlamda da hizmet ediyorum. Bizden sonra gelenler de devredecektir ama aslolan şudur: Özel sektör olsa dahi, şahıslara ait olsa dahi bütün varlıklar bu ülkeye ve bu millete aittir; bu milletin ve bu ülkenin envanterinde, aktifinde kayıtlı varlıklardır. Onun için, eğer Türkiye’yi büyüteceksek, eğer Türkiye’yi kalkındıracaksak bunu illa ve illa özel sektör eliyle yapacağız ve illa üretim eliyle yapacağız. Tabii ki daha çok nitelikli üretimle, daha çok yüksek teknolojiye dayalı, “know how”u, bilgisi, teknolojisi, patenti bize ait, bizde olmayan teknolojileri de Türkiye’ye transfer ederek illa özel sektör eliyle yapacağız.

Tabii ki arkadaşlarımız bazı bilgileri verdiler. Türkiye’de 18 tane serbest bölge var. Bunların bazıları kamu arazileri üzerinde, bazıları özel sektör arazileri üzerinde ama Hükûmete verilen yetki bir bölgeyi serbest bölge ilan etme yetkisidir ve şu andaki mantığımız tabii ki zorunlu olarak, biraz önce Sayın Ayhan’ın da sorduğu gibi, Denizli gibi bazı serbest bölgeler var ki buralar tam faal değil, buralarda kamu işletmecisi olarak devam ediyoruz ama Türkiye’de, aslolan, biraz önce örnekleri verilen Mersin Serbest Bölgesi, Antalya Serbest Bölgesi, İzmir ESBAŞ Serbest Bölgesi gibi tüm serbest bölgelerde aslolan tüm bunların işletimlerini özel sektöre vermek, özel sektör eliyle yapmak. Tabii, özel sektöre verdik de bunun mülkiyetini mi verdik? Hayır, belirli bir süreyle oranın işletimini, operasyonunu, işlerinin yapılmasını, altyapı hizmetlerinin sağlanmasını, bunların tamamını özel sektör eliyle yapmak. Yoksa onun dışında orada serbest bölgedeki tüm devlet faaliyetlerini devlet olarak devam ettiriyoruz. Kapısında Türkiye Cumhuriyeti gümrükleri, yani Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın görevlileri, gümrük memurları var, içeride de Ekonomi Bakanlığının memurları tarafından içerideki tüm faaliyetler denetleniyor. Devlet bunu yapmalı zaten. Kontrol etmeli, denetlemeli, gerektiğinde gümrük vergisi veyahut da diğer vergi, rüsum ve harçlarını almalı. Onun için burada yani acele kamulaştırma, derhâl burada…

Ne olur özel sektöre, bu ülkenin sanayicisine, iş dünyasına, iş temsilcilerine şunu yapmayalım. Şöyle bir söz vardır bizde ve yanlış bir sözdür -ona belki de böyle “atasözü” denmez- “Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.” diye.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Evet.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Evet.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Ne olur bundan kurtaralım, bu ülkeyi bundan kurtaralım.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Biz de istiyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bunu Cumhurbaşkanı söylüyor Sayın Bakanım.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakanım, sorulara gelin, hamaset yapmayın. Sayın Bakanım, siz sorulara gelin, sorularımıza cevap istiyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Tayyip Bey’in lafıdır, Cumhurbaşkanının lafı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tayyip Erdoğan’a söyle, o söyledi, Tayyip Bey’in lafı, Cumhurbaşkanının lafı, Cumhurbaşkanınızın sözü.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bu ülkenin bütün özel sektörü, bu ülkedeki 26-27 milyon Türk vatandaşını istihdam eden özel sektörün tamamı analarından emdikleri ak süt gibi helaldir, aktır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Milletin a’sıyla ilgilenen iş adamı buna dâhil mi?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Değerli arkadaşlar…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Bakanım, siz el koyuyorsunuz kamunun varlıklarına.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, dinleyelim.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ben sizlerin sorularını ve konuşmacıları gayet rahat dinledim ve sürem içinde de sizlere elimden geldiğince cevaplandırmaya çalışacağım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hiçbir soruya cevap vermiyorsunuz ki siz, geyik yapıyorsunuz.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Yarın, ki birinci bölümün başında da, kapsamlı bir şekilde serbest bölgelerle ilgili genel anlamda bir bilgi vereceğim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz sorulara cevap verin.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hakikaten, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar Komisyonunun Komisyon Başkanına, Divana ve bütün Komisyon üyelerine çok teşekkür ediyorum. Serbest Bölgeler Kanunu çok sağlıklı bir şekilde tartışıldı. Öncesinde Bakanlık olarak Komisyona bizzat bilgi verdik, bilgi arz ettik. Sonra da Komisyon görüşmeleri sırasında da bunu hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın tartıştık. Kaldı ki, Serbest Bölgeler Kanunu benden önceki diğer bakanlar zamanında yaklaşık olarak on yıldan beri Türkiye gündeminde tartışılıyor daha iyileştirmekle ilgili. Yani 2005 yılındaki en son olumsuz düzenleme, onu da kabul ediyorum. Yani Avrupa Birliğine gireceğiz, Avrupa Birliğinde serbest bölge yok. Dolayısıyla, Avrupa Birliğinin ilerleme paketlerinde açılan gündem maddeleriyle ilgili bir bölümünde, serbest bölgeleri biraz törpüleyelim mantığıyla yapılmış olan düzenlemelerden dolayı serbest bölgelerimiz geri gitmiş, ama şimdi yapacak olduğumuz, yani Meclisimizin oluruna gelen, Meclisimizin iradesine gelen kanun tasarısında, Serbest Bölgeler Kanunu’nda önemli bir gelişme sağlayacağız, sağlamaya çalışacağız. Tabii, bitmeyecek. Gelişen dünya, dünyadaki tüm ekonomik sistemler çok hızlı bir şekilde değişiyor, teknoloji değişiyor, rekabet şartları değişiyor.

Bakın, son beş yıl içinde olan gelişmeleri söyleyeyim ben size. Dünya ticaretinin, bugün Çin’de yaklaşık olarak yüzde 20’si elektronik ticaretle yapılır hâle geldi ve yıllık artış hızı yüzde 40. Bir İnternet sitesi, web sitesi bir günde 18 milyar dolarlık ticaret yapabilir hâle geldi, bir saatte 5,8 milyar dolarlık ciro yapar hâle geldi. Dolayısıyla, dünyada değişen teknolojiye uygun yeni hukuki düzenlemelerle serbest bölgeler ve dünya ticaretiyle ilgili yaptığımız düzenlemeler olacaktır ve bunlar son derece doğaldır.

İhracatla ilgili, 2017 yılı ihracat seferberlik yılımız. İhracat seferberliğinde, 2016 yılının Ekim ayında yüzde 4, Kasım ayında yüzde 9,7; Aralık ayında yüzde 9,3’lük bir ihracat artışı sağladık, Ocak 2017’de de bu artış trendimiz devam ediyor. Gümrük ve Ticaret Bakanlığının vermiş olduğu rakamlar -altın dâhil söylüyorum- yüzde 18’in üzerinde bir artış. Evet, 2016 yılı Ocak ayındaki düşüklükten kaynaklanan, baz etkisi sebebiyle de artış biraz yüksek görünmüş olabilir ama net artışımız yüzde 10’un üzerindedir ve Şubat ayı itibarıyla da bu artışımızın devam ettiğini hep beraber göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, Cibuti’yle ilgili gerek konuşmacılar gerekse sizler de burada sorularla…

Bakın, Cibuti “Afrika Boynuzu” dediğimiz, Kızıldeniz’in en sonunda, en dar bölgede. Cibuti, yaklaşık olarak 1 milyon nüfusu olan, o bölgede bir liman ülkesi olan, tarihten bugüne kadar da ticaret merkezi olmuş olan bir ülke. Cibuti, aynı zamanda da 6 ülkenin askerî üssü olan bir ülke, 6 tane. Amerika’sından, Japonya’sından Çin’ine, İtalya’sından Fransa’sına kadar bütün ülkelerin askerî deniz üssü ve hava üssünün olduğu bir ülke. Türkiye olarak biz Cibuti’ye gittiğimizde Cibuti’de şunu gördük: Cibuti, gerek Sudan gerek Somali gerek Etiyopya, Etiyopya’nın arkasında da Ruanda, Kenya, Uganda gibi Doğu Afrika bölgesinin de bir giriş kapısı, tek limanı. Hakikaten de güvenli bir ülke. Dedik ki: Biz burada bir Türkiye ticaret üssü kuralım. Orada herhangi bir Türk şirketi şu anda faaliyet göstermiyor. Hedefimiz şu: Türkiye’ye Cibuti Hükûmeti tarafından Cibuti’nin en büyük limanına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakan, tebrik ederim, on dakika konuştunuz, bir tane soruya yanıt vermediniz.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hepsine cevap veririz, merak etmeyin.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tebrik ederim, Süleyman Demirel’den sonra rekor sizde.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bakın, arkadaşlar, eğer sorulan sorular arasında Cibuti’den çok daha fazla sorulan varsa Sayın Başkanımız süre versin…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ya Sayın Bakan, 32 bin lira yüzünden insan intihar ediyor, intihar. Bunun cevabını istiyoruz.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ona da cevap vereceğim Sayın Başkan süre verirse.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Değerli arkadaşlar, Cibuti’yle ilgili, Cibuti Hükûmeti 5 bin dönümlük bir alanı, limana direkt teması olan bir alanı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine tahsis etti.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Emlakçı gibi bakıyorsunuz Sayın Bakan, işiniz gücünüz emlak.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Biz de orayı Türk şirketleri için bir, depolama; iki, lojistik; üç, montaj ve oradan da Afrika’daki 7-8 tane ülkeye servis yapabilme imkânı sağlayacak Türk ticaret bölgesi sağlayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Dünyanın birçok ülkesinin Cibuti’de öyle istasyonu var. TİKA kara parasının aklanma noktası Cibuti.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Aynen.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, son birkaç…

BAŞKAN – Sayın Bakan, son bir dakika, lütfen tamamlayınız.

Buyurun.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Biraz önce değerli arkadaşımızın söylediği… Tabii ki Allah kimseye vermesin. Yani, hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir; hiçbir para birimi, dünyadaki, yeryüzündeki para birimi ve değer birimi bir insanın bir tırnağından daha değerli değildir. Samsun’un Havza ilçesinde adı geçen merhum vatandaşımızın, intihar eden vatandaşımızın -intihar sebebinin- tefeciye düşmüş olduğunu arkadaşlarımız söylediler.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Hayır, değil efendim, tarım kredi kooperatifi.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Değerli arkadaşlar, bu, sizin iddianız.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Sayın Zeybek, Sayın Milletvekili, lütfen…

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) - Bir değerli milletvekilimiz de Samsun’dan bir milletvekilimiz de bana bu bilgiyi getirdi.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ölenin arkasından öyle konuşmayalım.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – O senin iddian. Nasıl senin iddiana saygı gösterildiyse bu cevaba da saygı göstereceksiniz.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Olur mu öyle şey?

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – 20 vatandaşımız aynı köyden yapılandırmaya tabi tutulmuş. Bugün milyonlarca vatandaşımızın borçlarıyla ilgili gerekli düzenlemeler yapılıyor.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Tarım kredi kooperatifinin icrası yüzünden oldu.

EKONOMİ BAKANI NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, geri kalanlarıyla ilgili de yazılı cevap vereceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Hayır, devletin tefecilik yapmasından öldü.

BAŞKAN – Sayın Zeybek, çok rica ediyorum, lütfen…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Başkan, kadın Bakanımıza da bir soru vardı, önemli bir soru.

BAŞKAN – Süre bitti Sayın Hürriyet, takdir kendisinin, cevaplandırmayabilir.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yani böyle bakanlara, “kadın bakan”, “erkek bakan” gibi ithamların da bu Meclise yakışmadığını belirtmek lazım.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – O soruya cevap vermiyor Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet, bu kendisinin karar verebileceği bir şey, ben bir şey söyleyemem, yazılı olarak belki cevaplandırabilir.

Yazılı olarak cevaplandıracağını ifade ediyor.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.12

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 66'ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 440 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Topraklarında Bulunan Rus Defin Yerleri ile Rusya Federasyonu Topraklarında Bulunan Türk Defin Yerleri Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/656) ile Dışişleri Komisyonu ve Milli Savunma Komisyonu Raporları (S. Sayısı: 440)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların olmayacağı anlaşıldığından, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık Tezkeresi ile alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Şubat 2017 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.14



(x) 443 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.