TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 60’ıncı Birleşim

                                                                                              17 Ocak 2017 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Diyarbakır’daki saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ve Reina’da 39 kişiyi katleden caniyi canlı olarak yakalayan Emniyet teşkilatı ile İçişleri Bakanına teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ile İzmir Milletvekili Ali Yiğit’e Meclis kapısında geçirdikleri kaza nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Meclis çalışırken Genel Kurul içinde eylem yapılmasının İç Tüzük’ün ihlali anlamına geldiğine ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’e yönelik davranışı kabul etmenin mümkün olmadığına ve konunun takipçisi olacağına ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın bütün millet omuz omuza verildiğine ve milletin her zaman ülkesine, cumhuriyetine, demokrasisine sahip çıkacağına inandığına ilişkin konuşması

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı ve 36’ncı maddelerinin af ihtiva ettiğinden bahisle oylamada nitelikli çoğunluğun gerektiğine dair bir itiraz olduğuna, bu maddelerin ceza hukuku anlamında bir af içermediğine ve bu nedenle nitelikli çoğunluk aramaya gerek olmadığına ilişkin açıklaması

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Iğdır ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi hâlinde toplumsal etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Cazibe Merkezleri Programı’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Reina katliamının katilini canlı olarak yakalayan polisleri kutladığına ve tüm milletvekillerine ülkenin geleceğini karartmamaları çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 16 Ocak Refah Partisinin kapatılmasının 19’uncu yıl dönümüne ve istikrarın, verimin artacağı, parti kapatmanın tarih olacağı Anayasa değişikliğine “evet” dediğine ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun işsizlikle ilgili bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Kıbrıs meselesinin başkanlık sisteminden çok daha acil ve önemli olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Gazeteciler Cemiyetinin 16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmit’te basın toplantısı yaptığı günü Basın Onur Günü olarak kutladığına ve Kayseri’deki hain terör saldırısında şehit olan Abdulsamet Özen’in yerel bir gazetede çalışan babasına plaket vermesini takdir ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, başkanlık kavgasının kazananının millet olmayacağına, sadece bir kişi olacağına ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Okul Sosyal Hizmeti Projesi’nin bir an önce hayata geçmesinin hem toplumsal bir ihtiyaca yanıt vereceğine hem de sosyal hizmet uzmanlarının istihdam sorununa kısmi de olsa çözüm getireceğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, koalisyon dönemlerinde işsizlik oranı rakamları tek haneliyken tek başına iktidar olmasına rağmen AK PARTİ döneminde işsizlik oranlarında rekor kırıldığına ilişkin açıklaması

10.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Sarıkamış şehitlerini anma töreninde anorağının kolunda İngiliz bayrağı taşıyan Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan’ı kınadığına ve yeni müfredat çalışmalarını bir oldubittiye getirme hevesindeki Millî Eğitim Bakanlığını aklıselime davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

11.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, tütün üreticisiyle yapılan sözleşmeye uymayan tüccarlara gerekli yaptırımın uygulanmasını istediğine, pamuk, pancar, fındık, zeytin, üzüm gibi ürünlerin stratejik sanayi ürünü olarak ilan edilmesinin düşünülüp düşünülmediğini ve hayvancılığın desteklenmesi için yeni çalışmalar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Millî Eğitim Bakanlığının EĞİTİM-BİR-SEN’in önerilerini temel alarak hazırladığı taslak müfredata ilişkin açıklaması

13.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, iki yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen modernleşme hareketinin topyekûn imhası demek olan Anayasa değişikliğinin toplumun binlerce yıldan beri takip ettiği uygarlaşma çabalarıyla taban tabana zıt olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, başkanlık hayali kuranların cumhuriyet değerlerine karşı açık bir savaş başlatmış durumda olduğuna ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Reina’daki terör saldırısıyla 39 kişinin hayatına kasteden teröristin yakalanmış olmasından dolayı başta İçişleri Bakanı olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünü ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

16.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, yeni Türkiye oluşum sürecinin mevcut sistemin provokasyonlara açık olması sebebiyle sekteye uğradığına ve kavga siyasetinden medet umarak ilerleyişi sekteye uğratabileceklerini düşünenlerin bu ülkenin menfaatini değil kendi siyasi çıkarlarını düşünerek hareket ettiklerine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki bombalı saldırıda şehit olan polislere Allah’tan rahmet dilediğine, Türk milleti ve Türk devletinin terör karşısında asla diz çökmeyeceğine, Reina katliamını yapan teröristi yakalayan Emniyet teşkilatının başarısından memnuniyet duyduğuna ilişkin açıklaması

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Diyarbakır’daki bombalı saldırıda hayatını kaybeden 4 polise Allah’tan rahmet dilediğine, yaklaşık seksen gündür tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin yargılandıkları dosyaların tamamının kürsü dokunulmazlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken ifadeler olduğuna ve geçen hafta bir arkadaşlarının kürsüde düşünce ve ifade hürriyetinin 3 parti tarafından engellendiğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hain bir terör saldırısında şehit olan 4 polise ve Bişkek yakınlarında kargo uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Reina saldırısını gerçekleştiren teröristi canlı yakalayan İstanbul Emniyetini tebrik ettiğine ve Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır’da alçak bir terör saldırısı neticesinde şehit olan 4 polise Allah’tan rahmet dilediğine, Reina’daki kanlı terör eylemini gerçekleştiren teröristi canlı ele geçiren polis teşkilatını tebrik ettiğine, Anayasa değişiklik teklifiyle cumhuriyet değerlerinin yok sayıldığı gibi haksız ithamlarda bulunulduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti devletine hakarette bulunulması hâlinde İç Tüzük’ün amir hükümlerinin uygulanacağına ilişkin açıklaması

21.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Meclisin Çankaya Kapısı girişindeki bariyerin zamansız açılması nedeniyle bir kaza geçirdiklerine ve bu konuda önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Meclisin Çankaya Kapısı girişindeki bariyerin zamansız açılması nedeniyle bir kaza geçirdiklerine ve bu konuda önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, CHP Grubunun Genel Kurul çalışmaları sırasında toplu bir eylemde bulunmasına ve Anayasa oylamalarının usulüne ve İç Tüzük hükümlerine uygun bir şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, demokratik kitle örgütlerinin yapmış olduğu sivil bir çağrıyla “rejimi değiştiren Anayasa değişikliğine karşı ayaktayız” eyleminde Cumhuriyet Halk Partisinin yalnız olmadığına ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in annesinin evinin önünde kurşun atılmasına ve Anayasa görüşmeleri sırasında günde ortalama on iki saat çalışma süresinin hem İş Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu’na hem de Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’e yönelik davranışlara ve bir milletvekilini hedef göstermenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na 25’inci madde olarak yeni bir madde ihdasına dair önerge üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Ankara Küçükesat’ta gaz nedeniyle olduğu iddia edilen patlamayla ilgili Bakandan bilgi vermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

31.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Küçükesat’ta 3 katlı bir binada doğal gazdan kaynaklandığı düşünülen bir patlama meydana geldiğine ve gerekli tedbirlerin alınmış olduğuna ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bazı maddelerinde af niteliğinde düzenlemeler olması nedeniyle nitelikli çoğunluk aranması gerektiğine ve bu düzenlemelerin oylamasının yarına bırakıldığı takdirde anayasal bir eksiklik olmayacağına ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, İller Bankasının belediyeler adına yaptığı ihalelerde ihaleyi alan firmalara bankanın kullanımı için lüks araçlar aldırdığı ve bu usulsüzlüklerin Sayıştay raporlarınca tespit edildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/435)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin ili ve ilçelerinde millî eğitimde yaşanan hukuksuzluk ve haksızlık iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/436)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, İşsizlik Sigortası Fonu’na işçilerden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ve İŞKUR’un da bu durumu takip etmediği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/437)

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/98) esas numaralı 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yolaçtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/81)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, OHAL kapsamında demokratik siyaset kurumlarını devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun baskı, engelleme, gözaltı ve tutuklamaların araştırılması ve tespit edilmesi amacıyla 30/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17 Ocak 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447 ve 447’ye 1’inci Ek)

3.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 446) Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün sulama sorununa,

Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün sulama sistemi sorununa,

Niğde'nin Ulukışla ilçesine bağlı bir köyün sulama ihtiyacına,

Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ve içme suyu deposu ihtiyacına,

Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün sulama sorununa,

Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köyün sulama ihtiyacına,

Niğde'nin Altunhisar ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına,

Niğde'nin Çiftlik ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına,

Niğde'nin Çiftlik ilçesine bağlı bir köyün sulama ihtiyacına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9892), (7/9893), (7/9894), (7/9896), (7/9897), (7/9898), (7/9903), (7/9904), (7/9906)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, güvenli olmayan kırtasiye ürünlerinin denetimine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/9959)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, 4/C kapsamındaki personele toplu sözleşme ile tanınan ücret hakkına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/10208)

 

17 Ocak 2017 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Diyarbakır’daki saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ve Reina’da 39 kişiyi katleden caniyi canlı olarak yakalayan Emniyet teşkilatı ile İçişleri Bakanına teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Diyarbakır’daki saldırıda hayatını kaybeden şehitlerimiz Mahmut Ava, Şenali Ocak, Ali Sevim ve Maçkalı hemşehrim Kadir Miraç Özcan’a Allah’tan rahmet, değerli ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Ayrıca Reina’da 39 kişiyi katleden caniyi canlı olarak yakalayan Emniyet teşkilatımıza ve İçişleri Bakanımıza da teşekkürlerimizi iletiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Iğdır’ın sorunları hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’a aittir.

Buyurun Sayın Adıyaman.

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, Iğdır ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Iğdır’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Iğdır ilimiz bildiğiniz gibi “Doğunun Çukurova’sı.” olarak bilinen çok güzel ve verimli topraklara sahip yeşil bir ovadır. Iğdır Ovası, aynı zamanda, Türkiye’de 3 devlete komşu olan tek ilimizdir. Dolayısıyla, Iğdır’ın sorunlarını gündeme getirmek ve Iğdır’ın sorunlarını çözmek, aslında hepimizin görevidir.

Değerli arkadaşlar, esasen, Iğdırlı halkımızın, yurttaşlarımızın temel geçim kaynaklarının başında tarım gelmektedir. Ancak, tarım politikalarına dair Hükûmetin uyguladığı yanlışlıklar, tarımı Iğdır’da âdeta bitme noktasına getirmiş; özellikle sanayi tarımı noktasında Iğdır’da âdeta tarım yapılamaz duruma gelinmiş durumda. Geçmişte bir pamuk ambarı olan Iğdır, yine şeker pancarı üretiminde bölgeyi, özellikle Kars ve Ağrı şeker fabrikalarını besleyen Iğdır, uygulanan kotadan dolayı âdeta şeker pancarı ekilemez duruma gelmiş. Devlet Su İşlerine bağlı sulama kanallarında meydana gelen tıkanma, toprakla dolma, yıpranma ve bunların tadilatının yapılmaması, yaz aylarının da kurak olması nedeniyle tarımda verimliliği ciddi oranda düşürmektedir. Sulama amaçlı, Iğdır’ın Tuzluca ilçesinde yapımına 2014 yılında başlanan ünlendi Barajının 2018 yılında bitirilmesi gerekirken henüz yüzde 10’u yapılmış, üstlenici firma iflas erteleme kararı almış ve bir adım bile ileri gidilememiştir.

Yine, Iğdır’ın geçim kaynaklarının en önemlilerinden bir tanesi de hayvancılıktır. Iğdır, özellikle küçükbaş hayvancılıkta ve yayla hayvancılığında bölgenin en çok hayvan besleyen ili olmasına rağmen, hem ova olması nedeniyle ve yaz aylarında ovanın tarım ürünleriyle kaplı olması nedeniyle yaylalara çıkması gereken, yayla hayvancılığı yapan yurttaşlarımızın yayla yasakları nedeniyle ciddi bir mağduriyetleri söz konusu. Dolayısıyla, yayla hayvancılığı ve küçükbaş hayvan besiciliğinde ciddi bir gerileme söz konusu.

Yine, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının koyun başı ya da hayvan başı vermiş olduğu 300 liralık destek sadece besiciliğe verildiğinden, yayla hayvancılığı yapanlar bu kredilerden ve bu desteklerden faydalanamamaktadır.

Ağrı Dağı gibi hem inanç turizmi hem dağ turizmi açısından çok önemli imkânlara sahip olan bölgemizin Ağrı Dağı’na gerekli yatırım yapılamamıştır. Sınır ticareti açısından 3 devletle komşu olan Iğdır’ın, Nahçıvan Sınır Kapısı dışında Ermenistan ve İran sınır kapıları kapalı ve serbest ticaret bölgeleri kurulamamıştır.

Kars-Iğdır-Nahçıvan Demir Yolu Projesi’nin bir an önce hayata geçirilmesi, Iğdır’daki özellikle tarım ve hayvancılığa dair üretimin Batı pazarlarına taşınmasında önemli rol oynayacaktır.

Metzamor Nükleer Santrali, biliyorsunuz, Ermenistan’da ve bunun yarattığı etkiyle Iğdır âdeta ülkemizde en yüksek kanser oranının bulunduğu illerin başında gelmektedir, bu konuda bugüne kadar herhangi bir girişim yapılamamıştır.

Yine, Iğdır Devlet Hastanesinin kan bankası, MR ve ultrason cihazları yetersizdir. Yine, anjiyo cihazı bulunamadığından pek çok hastamız ya Erzurum ya da Van’a gitmek zorunda kalıyor ki, özellikle kış aylarında, bu, hastalarımızın hayatlarını kaybetmesine neden olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, hava yolu ulaşımında şu anda Türkiye'nin en pahalı uçuşu Iğdır’a yapılmaktadır. Iğdır’a uçuşta bir biletin en düşük fiyatı 300 liradan başlar, örneğin son günde bilet alırsanız 450-500 liraya kadar yükselmektedir. Bu da bir haksızlıktır Iğdır’daki yurttaşlarımız açısından.

Yine, Iğdır’a kargo uçuşları yapılmadığından, özellikle mal ve ürünlerin nakliyatında sıkıntı vardır. Üniversitemize dair sıkıntılar da vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Adıyaman.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bu sorunların Hükûmetçe çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Iğdır Üniversitesi, mevcut üniversiteler içerisinde bütçeden en az pay ayrılan üniversitelerden bir tanesidir. Dolayısıyla, hem üniversitenin gelişimi açısından bir yetersizlik söz konusu hem de aynı zamanda, Iğdır Üniversitesinin Tuzluca ve Aralık ilçelerimizde birer meslek yüksekokulu açması konusunda ciddi bir ihtiyaç söz konusudur.

Değerli arkadaşlar, Iğdır, küçük bir ilimiz ama -söylediğim gibi- 3 devletle komşu olması, iklimi ve coğrafyasıyla ve sıcakkanlı insanlarıyla aslında bu geri kalmışlığı hak etmeyen, batıdaki iller düzeyine çıkması gereken bir ilimiz. Dolayısıyla, Iğdır’ın bu temel sorunlarının çözümünde Hükûmetin üzerine düşeni yapacağına inanıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye’de emeklilerin durumu hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’a aittir.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi hâlinde toplumsal etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerin sorunları üzerine söz almış olsam da Türkiye’nin gündeminde yer alan Anayasa değişikliğinin kabul edilmesi hâlinde toplumsal etkilerinden söz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bana göre, bu Anayasa teklifi bir tek ses, tek nefes teklifidir. Bu teklifle, maalesef, bir ülkenin haktan, hukuktan, demokrasiden nasıl uzaklaştığını, insanların nasıl ötekileştirilip ayrıştırıldığını üzülerek görüyoruz. Öyle yetkiler veriyorsunuz ki Türkiye’de âdeta bir kral yaratıyorsunuz. Bakın, güya, temel hak ve hürriyetler ve siyasi ödevlere ilişkin Cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi yok ama eğer bu Cumhurbaşkanı artan şiddet veya terör olaylarını gerekçe gösterip olağanüstü hâl ilan ederse -öyle ya, Cumhurbaşkanı bu teklifle istediği zaman olağanüstü hâl ilan edecek, istediği zaman Meclisi bile feshedecek- işte bu olağanüstü hâl ilanından sonra hayatın hemen hemen her alanında kararname çıkarma yetkisine kavuşacak ve bu kararnameler ne usul ne de esas bakımından Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi tutulmayacak. Yani “Ben haksızlığa uğradım, ne yapacağım?” diyebileceğiniz hiçbir yargı mercisi olmayacak.

O kadar tehlikeli bir yetki veriyorsunuz ki, bakın, mesela başkan olağanüstü hâl ilanında bir kararname çıkarıp “Ey emekliler, bugüne kadar yeterince maaş aldınız. Bundan sonra ekonomik kriz var, tulumbada su bitti; maaşlarınızı ödeyemiyoruz, ödeyemeyeceğiz, bakın başınızın çaresine.” diyebilir mi? Der çünkü bu yetki başkana verilmiş. Ya da yine bir olağanüstü hâl kararnamesiyle “Kamudaki taşeron işçi sayımız fazla. 100 bin, 150 bin taşeron işçinin işine son veriyorum.” diyebilir mi? Der. İşte o zaman kadro sözü verip de tutmadığınız taşeron işçi kardeşim üstüne bir de işinden olacak ama müracaat edebileceği hiçbir yargı mercisi bulunmayacak çünkü siz yetkiyi tek bir kişide topluyorsunuz ve onun karşısında hiçbir denetim mekanizması bırakmıyorsunuz.

Olağanüstü hâl döneminde çıkaracağı bir kararnameyle başkan Türkiye’de pancar üretimini yasaklayabilir ve “Bundan sonra piyasada sadece nişasta bazlı şeker, tatlandırıcı kullanacaksınız.” diyebilir, çiftçiye her türlü yasağı getirebilir. O zaman çiftçi kardeşlerim ne yapacak? Müracaat edebilecekleri hiçbir yer yok arkadaşlar. Ve olağanüstü hâl döneminde çıkabilecek bir kararnameyle, başkan tarafından çıkarılacak bir kararnameyle holding, fabrika, şirketlere el konulabilecek ve onların gidebilecekleri hiçbir yargı mercisi olmayacak, yetkiyi bir kişiye veriyorsunuz.

Kadınlarımız, yıllardır hayatın her alanında eşit mücadele veren kadınlarımız, onların haklarına dokunursa, bir olağanüstü hâl kararnamesiyle birden fazla nikâh serbest kalırsa, miras hakkımız elimizden alınırsa, çalışma hayatımız yasaklanırsa ne yapacağız arkadaşlar? Olmaz demeyin. Bakın, bir bakan çıktı “Türkiye’deki işsizliğin nedeni, kadınların iş aramasıdır.” dedi, yine birisi çıkıp “Kadın ve erkek eşit değildir, erkek üstündür.” dedi. Bunlar bu ülkede oldu. Eğer bu teklif kabul edilirse ve başkan bu düşünceyle hareket edip çalışma hakkımızı elimizden alırsa ne yapacağız veya 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün bize tanıdığı seçme ve seçilme hakkımızı kaybedersek ne yapacağız? Bunların gerçekleştirilmesi mümkün, teknik açıdan önünde hiçbir engel yok arkadaşlar.

Burada, dişini tırnağına takıp mücadele ederek bu kürsüye çıkmış, yemin etmiş bir kadın milletvekili olarak konuşuyorum; yıllardır meslek hayatında erkeklerin egemen olduğu bir meslek hayatında tutunma mücadelesi veren bir kadın avukat olarak konuşuyorum ve Türkiye’de eşitlik mücadelesi veren binlerce kadından biri olarak konuşuyorum: Atatürk’ün bize verdiği, altın tepside sunduğu bu hakları -öncelikle Meclisteki tüm kadın vekillere, sonra Türkiye’deki bütün kadınlara sesleniyorum- Atatürk’ün bize verdiği bu hakkı, lütfen kimseye teslim etmeyelim, haklarımızın gasbına, gelin, hep beraber “hayır” diyelim.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sizinle birlikte İstanbul Barosuna üyeydik. Bu kadın ve erkek eşitliği mücadelesinde, hakikaten hep birlikte mücadele veriyorduk. Yani bu açıdan, ben bu olayı kendi adıma üstlenmiyorum…

BAŞKAN – Nedir talebiniz Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …ama AKP Grubundan diğer avukat arkadaşlarımız ne düşünürler, bilemem.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Köksal, konuştuğunuz içerikte söz talebiniz olsaydı, ben size gündem dışı yine de verecektim. Umarım, bir dahaki sefere öyle yaparsınız.

Gündem dışı üçüncü söz, Cazibe Merkezleri Programı üzerinde bir değerlendirme yapmak için söz isteyen Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Ilıcalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Cazibe Merkezleri Programı’na ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Çok teşekkürler Değerli Başkanım söz verdiğiniz için.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, ben de, dün Diyarbakır’da şehit olan polislerimize -ki biri de benim hemşehrim, Erzurum Şenkayalı Şenali Ocak- hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Reina’daki teröristi nefes kesen büyük bir operasyonla yakalayan Emniyetimize, İstihbaratımıza, İçişleri Bakanımıza da şükranlarımızı sunuyorum.

Benim bugünkü gündem dışı konuşmam tüm milletvekillerini ve tüm grupları ilgilendiriyor ve öyle de bir şanslıyım ki birinci konuşmacı Iğdır milletvekili, Iğdır’ın sorunlarını söyledi, “Iğdır’ın sorunları nasıl çözülecek, Hükûmet ne yapıyor?” dedi yani sanki böyle ne güzel denk gelmiş. İkinci konuşmacı da kürsünün öneminden bahsetti, geleceğe yönelik tahminlerde bulundu. Ben de geleceğe yönelik tahminlerden ziyade bugün elimizde olan bir imkândan tüm iktidar, muhalefet ne kadar haberdar, neler yapabiliriz, onları zamanımın el verdiği ölçü içerisinde sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir kere, konuşma başlığım Cazibe Merkezleri Programı; 23 ili kapsıyor ve 100 milletvekilini kapsıyor. Burada, iktidarın, muhalefetin toplam 100 milletvekili var bu illerde; AK PARTİ’nin ise bunun sadece yarısı, 50 milletvekili var. Şurada da bazı slaytlar var, haritadan görüyorsunuz, kendi seçim bölgemi de ilgilendiren, 23 ili ilgilendiren bir program.

Peki, “Acaba bu program nedir? Bu programla hakikaten, bu iller gerçekten kalkınabilecek midir?” diye baktığımızda, bir kere, öncelikle, bu işlerle de ilgilenmiş, üniversitede emeğini vermiş, benzer projelerde çalışmış bir milletvekili olarak diyorum ki: Bu, çok ayağı yere basan, önemli bir kalkınma programıdır. Bu programı 4 Eylül 2016’da Diyarbakır’da açıklayan Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a ve bu konuyla ilgili Kalkınma Bakanımız Lütfi Elvan ve bürokratlarına, destek veren herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Şu anda öyle iyi bir noktadayız ki bu programla ilgili olarak mevzuat düzenlendi, Bakanlar Kurulu kararı çıktı, şimdi tebliğ, yönetmelik hazırlanıyor.

“Bu program nedir, neler yapılabilir?” diye hızlı bir baktığımızda -zamanın da çok fazla el vermeyeceğini bilerek- bir kere, bu illerde -değerli Iğdır vekilim de söyledi- hangi kritere bakarsak bakalım, 23 ildeki refah durumu, ihracata baksak, fert başına düşen millî gelire baksak diğer illerin çok çok altında.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On beş yıldır niye geliştirmediniz Mustafa Bey? On beş yıldır niye yapmadınız bunu?

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Vekillerim, burayı topyekûn bir kalkındırmamız lazım. Nasıl kalkındıracağız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On beş yıldır niye yapmadınız bunu?

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Birkaç slayta beraber bakalım. Bir kere, bu coğrafyanın yüzölçümü Türkiye’nin yüzde 26’sı, sürekli göç veriyor. Kocaeli’yi de ilgilendiriyor bu. Sadece 23 ili değil, İstanbul’u da ilgilendiriyor, İzmir’i de ilgilendiriyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, tamam.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Dolayısıyla, 81 ili ilgilendiriyor ve ben buradan şöyle görüyorum ki bu Mecliste iktidar partisinden biri konuştuğunda muhalefet genelde dinlemez. Çok sağ olun, ilginizi çekti, grup başkan vekilimiz de geldi.

Sayın milletvekilleri, bakın, nüfusun yüzde 16’sı burada yaşıyor. Sürekli geç veriyor ya. Bakın, bizim bu tip somut şeylere bir el atmamız lazım. Burada ne yapabiliriz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hocam, on beş yıldır yeni mi keşfettiniz, onu soruyorum Hocam.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Şimdi, Sayın Vekilim, bir dakika yirmi yedi saniye var. Şu, işte, gelir düzeyi. Bakın, bu illerdeki gelir düzeyi, bu diğer illerin ortalaması. Burada benim en çok ilgimi çeken şudur: Buradan görebilirseniz, tüm Türkiye’deki, değerli milletvekilleri, ihracatın yüzde 2,3’ü. Yani, şimdi bunu nasıl yapacağız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne kadar başarısız olduğunuzu gösteriyor Hocam o.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Buradan bakalım. Şimdi, bölgelere göre işsizlik oranı çok çok yüksek. Burada tekrar baktığımız zaman, işsizlik oranı Türkiye ortalamasına göre çok fazla. Burada organik…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İktidar partisine söyleyin onu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hocam, Acun’u yollasaydık şimdiye kadar hallederdi.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ya, değerli milletvekilleri, şurada şu kardeşinize itimat edin. Bilmediği, güvenmediği, anlamadığı şeyi kalkıp iktidar partisi milletvekili de olsa reklam manasında konuşmaz. Bu önemli, anlamlı, 550 kişiyi ilgilendiriyor, bu ülkeyi ilgilendiriyor, bizlerin doğup büyüdüğü, her şeyimizi borçlu olduğumuz coğrafyayı ilgilendiriyor ve vatandaş bizi seyrediyor, “Muhalefet, CHP ne dedi? Anayasa’daki gibi mi tavrı var? HDP ne dedi, MHP ne dedi, bir bakalım.” diye bakacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –Destekliyoruz ama soruyoruz Hocam: On beş yıldır niye dinlemediler sizi?

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ya, değerli kardeşim, bir dakika Sayın Kocaeli Vekilim, bir saniye.

Şimdi, burada, işte, göçe baksak fazla göç veriyor. Neye baksak her şey olumsuz. Şimdi, peki, burada bu program ne yapacak? Bu programla ilgili…

Değerli Başkanım, bir dakika söz verirseniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ver Başkanım, ver.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İki dakika verin Başkanım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İki dakika ver Başkanım.

BAŞKAN – Bir müsaade edin arkadaşlar.

Tamamlayın lütfen Sayın Ilıcalı. Bir dakika daha ek süre veriyorum.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ben de ilk defa bir ilki yapıyorum, iki dakika verdiğiniz için ben de buradan sizi alkışlıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuş Hocam, konuş…

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bu program bir kalkınma planıdır, bütüncül bir şekilde ele alınmıştır. Bu bölgelerin potansiyeline uygun olarak burada neler yapılabilir? Burada kamu yatırımı vardır, özel sektör yatırımı vardır. Kamu yatırımı olarak değişik bakanlıkların 62 milyar liralık bir yatırımı vardı. İşte, o yatırımdan, mesela, birinci konuşmacının söylediği, Ulaştırma Bakanlığınca demir yolu yapılabilir; yeni, şehir içindeki birtakım yollar iyileştirilebilir. Burada TOKİ’ye ait ilave yatırımlar var, Sağlık Bakanlığına ait yatırımlar var; en önemlisi de batıdaki milletvekillerini de çok ilgilendiren özel sektör yatırımı vardır. Burada bir yılda 1 milyar liralık bir yatırımı planlamıştır ve Kalkınma Bakanlığımız bu konuda Kalkınma Bankasını koordinasyonu yapmak üzere görevlendirmiştir. Bu 1 milyarla neler yapılacaktır? Diyelim, batıdaki, Kocaeli’deki fabrikasını Erzurum’a taşıyabilir, Iğdır’a taşıyabilir, bu girer; faizsiz yatırım vardır, anahtar teslimi bina yapımı vardır bunun içerisinde. Çok muazzam düşünülmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Devamla) - Bunun ne kadar iyi düşünüldüğünü anlatmak için de bir dakikaya daha ihtiyacım var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence bir beş dakika daha versin Başkan, hocayı dinleyeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ver Başkanım, ver.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir dakika da benden ver Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika zaten verdim, diğer arkadaşlara karşı bir adaletsizlik yapmak istemem.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sermayeden zarar mı edeceğiz Sayın Başkan? Genel Kurul olarak istiyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benim konuşmamdan kesersin.

BAŞKAN - Muhalefet çok istiyor, peki, artı bir dakika daha veriyorum. Muhalefet çok istiyor, özellikle Haydar Akar çok istiyor.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Muhalefete sonsuz teşekkürler ediyorum.

22’nci Dönem Milletvekilliğimde -özellikle şehir plancı CHP milletvekilimizden bu şeyi incelemesini istirham ederim- 4 ciltlik bir gelişme planı yapılmıştır; Erzurum-Erzincan-Bayburt. Bu proje o zamanki değişik üniversitelerle, yine Lütfi Elvan o zaman Müsteşar Yardımcısıydı, onun desteğiyle… Şimdi, bu 4 ciltlik şey 23 il için tüm potansiyeline uygun bir proje hâline getirilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bize birer tane gönderin Hocam.

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Ben buradan, tabii, bir dakika daha isteyip istismar etmek istemem ama bütün milletvekillerimize daha önce yapılan planla ilgili çalışmaları, bu planın ana hedeflerini sizlerle paylaşabilirim. Anayasa oylamalarından sonra da Kalkınma Bakanımız Sayın Lütfi Elvan konuyla ilgili çok önemli bilgiler verecektir.

Bakın, ben bir milletvekili olarak -İbrahim Bey, diğer Erzurum milletvekilleri- en az 5 yatırımcıyı getirdim Erzurum’a, 1 milyar liralık bir yatırımdır. Diğer vekillerimiz getirmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo Hocam!

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Bravo!

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Mesela, ben de sizlerin yerinde olsam, bu 23 ilden olmasanız bile “Ya, Kocaeli’yle de bu vekilleri bir birleştireyim, buradan bir potansiyel oluşturayım.” diyebilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Devamla) – Bana verilen süreye itiraz etmediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ilıcalı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Birer fotokopi istiyoruz Sayın Hocam.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İzin verirseniz, Hocam, Mustafa Bey Kocaeli’nin de adını geçirerek, bana da bakarak, “Kocaeli Milletvekilimiz de duysun.” diyerek…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Belki bana sataşmıştır yahu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, direkt bana söyledi.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Destek manasında.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söz de istemiyorum, şuradan, yerimden kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika vereyim Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aslında çok güzel şeyler söyledi, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yerinizden söz verdim Sayın Akar, açın mikrofonunuzu.

Kocaeli’ye sataşma yok, Sayın Haydar Akar’ın adı geçtiği kendisine bir dakika söz verdim.

Buyurun Sayın Akar.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sevgili Hocam Mustafa Bey’le, zaman zaman kürsüde konuşurken de karşılıklı konuşuruz böyle. Güzel şeyler söyledi, güzel işler anlattı, biz de daha fazlasını anlatsın diye zaman kısıtlamasını kaldırdık, iki dakika da fazla konuştu diğer arkadaşlarımızdan.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Çok teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tabii, böyle bir projeyi iki dakikada anlatmak da mümkün değil bakıldığında ama burada aklımıza şöyle bir şey geliyor: Hocam, keşke AKP Grubu sizi daha önce keşfetseydi de -on beş yıldır- güneydoğunun, doğunun bu istihdam problemini, bu üretim problemini çözebilseydik. Demir yollarının yapılmasını, sağlık kuruluşlarının yapılmasını da söylediniz. Binalar on beş yıldır Türkiye’nin problemini çözmedi, çözmediğini de bugün işsizliğin hangi oranda arttığını görerek zaten kendini ispatlamıştır. Keşke Türkiye’nin her tarafında devletin ve özel sektörü teşvik edici ve üretime teşvik edici diyorum… Sadece bunun para verme ayağı yok; beyaz yakalı ayağı var, lojistik ayağı var, ham madde ayağı var ve ürünün piyasaya sürülme ayağı var. Bu, topyekûn düşünülmesi gereken bir konu ama çok geç kalınmış bir konu.

Teşekkür ediyorum dile getirdiğiniz için.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ben de size teşekkür ediyorum, hep beraber yapacağız inşallah.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim Sayın Akar.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Akın, Sayın Taşkın, Sayın Gürer, Sayın Atıcı, Sayın Şeker, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Çamak, Sayın Tanal, Sayın Akaydın, Sayın Arslan, Sayın Özdemir, Sayın Kayan, Sayın Arık, Sayın Turan, Sayın Erdoğan.

Buyurun Sayın Akın, sizden başlıyoruz.

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Reina katliamının katilini canlı olarak yakalayan polisleri kutladığına ve tüm milletvekillerine ülkenin geleceğini karartmamaları çağrısında bulunduğuna ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Öncelikle, yılbaşı gecesi Ortaköy’ü kana bulayan katili canlı olarak yakalayan kahraman polislerimize bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz, büyük başarıyı da kutluyoruz. Ayrıca, o katliamda kaybettiğimiz canlara da tekrar Allah’tan rahmet, yaralılara da şifalar diliyorum.

Çok değerli milletvekilleri, geçen hafta burada Anayasa değişikliği paketini hep birlikte görüştük. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, büyük bir mücadeleyle bu getirilecek olan teklifin felaketi üzerine sizleri bilgilendirmeye çalıştık ama sizlere dinletemedik. Ben, bir kez daha bir milletvekili arkadaşınız olarak değil de bu ülkenin bir evladı, sade vatandaşı olarak sağduyu sahibi tüm milletvekillerine seslenmek istiyorum: Bu ülkenin geleceğini lütfen karartmayın. Atalarımızın kanlarıyla, canlarıyla, bedel ödeyerek kurduğu cumhuriyet ve demokrasiye kıymayın. Bu teklif, çocuklarımızın, torunlarımızın gelecekte demokratik bir ülkede yaşaması için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Taşkın…

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 16 Ocak Refah Partisinin kapatılmasının 19’uncu yıl dönümüne ve istikrarın, verimin artacağı, parti kapatmanın tarih olacağı Anayasa değişikliğine “evet” dediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Refah Partisi, “irtica ve laiklik karşıtlığı” gibi düzmece iddialarla Anayasa Mahkemesi tarafından on dokuz yıl önce kapatıldı. Yüzde 21 oy almış ve 158 milletvekiline sahip iktidar ortağı bir parti gayrimillî kesimler tarafından siyasetten uzaklaştırıldı fakat göklerden gelen bir karar olduğuna inanan Erbakan Hocamız, bu olayı tarihin akışı içerisinde basit bir nokta olarak yorumladı. Düşüncelerine, fikirlerine karanlık eller set vurmaya çalışsa da medeniyet davamız ilelebet sürecektir çünkü onun davası hak davasıdır, adalet davasıdır. Çok şükür, bugün, bu davayı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde kurulan ak kadrolar sürdürmektedir, bir daha bu ülkede partiler kapatılmasın, darbelerle demokrasi sekteye uğratılmasın diye canla başla çalışmaktadır. İşte bu yüzden, “Cumhurbaşkanlığı sistemi” diyoruz, milletin kendi Hükûmetini, kendi Cumhurbaşkanını belirleyebildiği, istikrarın ve verimin artacağı, parti kapatmanın tarih olacağı bu değişikliğe “evet” diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer….

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun işsizlikle ilgili bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı son günlerde ilginç açıklamalar yapıyor. Üniversite mezunu gençlerin yaklaşık yüzde 30’unun iş aramadığına dikkat çeken Çalışma ve Sosyal Güvenli Bakanı Mehmet Müezzinoğlu “Bu gruplarla ilgili çalışma yapılması talimatını verdim ‘Neden istihdama girmek istemiyorlar, bunu araştıralım.’ dedim.” diyor. Oysa, Sayın Bakana “Ne kadar üniversite mezunu işsiz?” diye sormuştum. İŞ-KUR’a başvuranların Temmuz 2016’da 437.481 kişi olduğunu bildirmişti. 11 Ocak 2017 tarihinde yazılı soru önergemize verdiği cevaba göre de 509.536 üniversite öğrencisi İŞKUR’dan iş bekliyor. Altı ayda 72 bin -üniversite mezunu- iş arama müracaatı arttığı hâlde, Sayın Bakanın bunları yok gibi görüp “Neden üniversiteliler iş için başvuruda bulunmuyor?” demesini yadırgadım. Şu anda üniversite mezunlarından -İŞKUR’a başvuranların dışında- yaklaşık 1 milyona yakını işsiz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Kıbrıs meselesinin başkanlık sisteminden çok daha acil ve önemli olduğuna ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi anlamsız bir şekilde başkanlıkla meşgul edilirken Kıbrıs elden gidiyor, haberiniz var mı? Getirmeye çalıştığınız tek adam dikta rejiminde Cumhurbaşkanına tek başına uluslararası anlaşma imzalama yetkisi veriliyor, haberiniz var mı? Kıbrıs, Büyük Orta Doğu Projesi’nin önemli bir parçasıdır, BOP Eş Başkanı olan Cumhurbaşkanı yarın Kıbrıs’ı vermek için imza attıktan sonra, “Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Yunanistan beni kandırmış, Allah ve milletim beni affetsin.” dediğinde Kıbrıs elden gitmiş olacak, haberiniz var mı? Ülkeyi tek kişiye emanet etmenin ne kadar sakıncalı olduğu Kıbrıs meselesiyle bir kez daha ortaya çıkmış bulunuyor. Arkadaşlar, Kıbrıs, başkanlık sisteminden çok daha acil ve önemlidir, haberiniz var mı?

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Gazeteciler Cemiyetinin 16 Ocak 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmit’te basın toplantısı yaptığı günü Basın Onur Günü olarak kutladığına ve Kayseri’deki hain terör saldırısında şehit olan Abdulsamet Özen’in yerel bir gazetede çalışan babasına plaket vermesini takdir ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan doksan dört yıl önce, yani 16 Ocak 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmit Kasr-ı Hümayun’da yaptığı basın toplantısını Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti Basın Onur Günü olarak kutluyor. Atatürk, “Yeni Türk devletinin siyasi rejimi cumhuriyet olacaktır.” fikrini ilk kez bu basın toplantısında açıklamıştır. Atatürk’ün Kocaeli’de bu toplantıyı yapmış olması kente verdiği önemi göstermektedir. Kocaeli bugün de gerek ekonomi gerekse jeopolitik açıdan aynı önemi korumaktadır. Av Köşkü olarak da bilinen Kasr-ı Hümayun IV. Murat döneminde inşa edilmiş, Sultan Abdülaziz döneminde yenilenmiştir. En önemli özelliği İstanbul dışındaki tek saraydır.

Kocaeli Gazeteciler Cemiyetinin Kayseri’deki hain terör saldırısında şehit olan Abdulsamet Özen’in yerel gazetede çalışan babasına bugün de plaket vermesini takdir ediyor, Cemiyet Başkanı Çetin Gürol’u ve Yönetim Kurulunu tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

7.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, başkanlık kavgasının kazananının millet olmayacağına, sadece bir kişi olacağına ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

FETÖ ve çetesinin 3 bomba attığı Meclise 18 maddelik Anayasa’yla 18 bomba atmak isteyen AKP’nin Anayasa meydan muhaberesiyle dayattığı rejim değişikliğidir ve AKP demokrasi treninden inmek için beklediği durağa gelmiştir. İktidar sahipleri, şu anda demokrasinin üzerinde oturuyorsunuz, derhâl kalkın oradan ve ülke rahat nefes alsın. Bu Anayasa’yı kim yazıp elinize verdiyse, şu anda tam da FET֒nün projesi hayata geçirilmek istenmektedir. Bu başkanlık kavgasının kazananı millet olmayacak, sadece bir kişi olacaktır. Bu kavgada kalbimizdeki haklı isyanımız kuvvetimizdir ve siz itaat ederken biz bu kuvvetle direnmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın Çamak…

8.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Okul Sosyal Hizmeti Projesi’nin bir an önce hayata geçmesinin hem toplumsal bir ihtiyaca yanıt vereceğine hem de sosyal hizmet uzmanlarının istihdam sorununa kısmi de olsa çözüm getireceğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sosyal hizmet uzmanlığı ve sosyal hizmet mesleği her şeyden önce sosyal değişme ve kalkınmayı hedefleyen bir meslek alanıdır. Devlet sosyal hizmet uzmanlarına yeterli ve hakkaniyetli kadrolar vermiyor. Dahası, bu meslek alanına atanması gereken sosyal hizmet bölümü mezunları yerine farklı bölümlerden atama yapılmaktadır. 12 Kasım 2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2016 yılına kadar açılması planlanan “Okul Sosyal Hizmeti” hâlâ faaliyete geçmemiştir. Bu projenin bir an önce hayata geçmesi hem toplumsal bir ihtiyaca yanıt verecek hem de bu meslek alanındaki istihdam sorununa kısmi de olsa bir çözüm getirmiş olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Sayın Tanal…

9.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, koalisyon dönemlerinde işsizlik oranı rakamları tek haneliyken tek başına iktidar olmasına rağmen AK PARTİ döneminde işsizlik oranlarında rekor kırıldığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1984 yılında, Turgut Özal döneminde işsizlik oranı yüzde 7’ydi; 1991, Mesut Yılmaz döneminde işsizlik oranı yüzde 7’ydi; 1995, Tansu Çiller döneminde işsizlik oranı yüzde 6’ydı; 2000 yılında, Bülent Ecevit döneminde işsizlik oranı yüzde 6’ydı; on dört yıldır tek başına iktidar olan AKP döneminde 2016 rakamlarına baktığımızda işsizlik oranı rekor kırarak yüzde 11 oldu. Koalisyon dönemlerinde işsizlik tek haneliyken tek başına iktidar olmanıza rağmen işsizlik oranlarında rekor kırdınız. Başkanlık için gösterdiğiniz gayretin yüzde 1’ini, halkın önemli sorunu olan işsizlik sorununu çözmek için neden sarf etmiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

Saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Akaydın…

10.- Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın’ın, Sarıkamış şehitlerini anma töreninde anorağının kolunda İngiliz bayrağı taşıyan Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan’ı kınadığına ve yeni müfredat çalışmalarını bir oldubittiye getirme hevesindeki Millî Eğitim Bakanlığını aklıselime davet ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Sarıkamış şehitlerimizi anma töreninde, anorağının kolunda İngiliz bayrağı taşıyan Ulaştırma Bakanımız Ahmet Arslan’ı kınıyorum. Bu davranış, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere karşı da savaşarak şehit olan tüm Mehmetçiklerin ruhlarını taciz etmiştir.

Diğer taraftan, yeni müfredat çalışmalarını bir oldubittiye getirme hevesindeki Millî Eğitim Bakanlığını da aklıselime davet ediyorum. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’yü önemsizleştirmek, evrim teorisini müfredattan çıkarmak, cihat olgusunu işlemek, öğrencilerimize karşı, cumhuriyete karşı, akıl ve bilime karşı büyük bir haksızlıktır. İlgili bakanlığı bir an önce bu vefasız tutumdan vazgeçmeye çağırıyorum. Evrim teorisi; modern biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik bilimlerinin temelidir. Artık vazgeçilmez biçimde bütün dünya müfredatlarında yer almaktadır. Öyle anlaşılıyor ki eğitim sistemi müfredat değişiklikleriyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akaydın.

Sayın Arslan…

11.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, tütün üreticisiyle yapılan sözleşmeye uymayan tüccarlara gerekli yaptırımın uygulanmasını istediğine, pamuk, pancar, fındık, zeytin, üzüm gibi ürünlerin stratejik sanayi ürünü olarak ilan edilmesinin düşünülüp düşünülmediğini ve hayvancılığın desteklenmesi için yeni çalışmalar olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanına soruyorum:

1) Denizli ve ilçelerinde tüccara tütün teslimleri yapılmaktadır. Tüccarla tütün üreticisi arasında önceden yapılmış miktar ve fiyat anlaşması vardır. Tüccar sözleşmeye uymayarak, önceden belirledikleri 17, 18 Türk liralık başfiyata, anlaştıkları fiyata uymayarak, tütün üreticisinin elinden 10, 11, 12 Türk lirası gibi fiyatlarla tütünü teslim almaktadır. Buna Bakanlığınızın müdahale etmesini, sözleşmeye uymayan tüccarlara gerekli ikazın ve yaptırımın uygulanmasını istiyorum.

2) Ülkemizde yoğun bir şekilde pamuk, pancar, fındık, zeytin, üzüm gibi sanayimizin hammaddesi ürünler üretilmektedir. Bu ürünleri stratejik sanayi ürünü olarak ilan etmeyi düşünüyor musunuz?

3) Hayvancılık yapan, et ve süt üretimini gerçekleştiren çiftçimizin sütünü satamadığı, sattığı parasını da alamadığına ilişkin şikâyetler geliyor. Bunların düzeltilmesi için takibat yapıyor musunuz? Hayvancılığın desteklenmesi için yeni çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

12.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Millî Eğitim Bakanlığının EĞİTİM-BİR-SEN’in önerilerini temel alarak hazırladığı taslak müfredata ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığı ayrıcalıklı bir sendika olan Eğitim-Bir-Sen’in hazırladığı raporu ve önerilerini de temel alarak, bir taslak müfredatı kamuoyuna sundu. Anayasa değişikliğiyle yapılmak istendiği gibi bu müfredat taslağı da cumhuriyetten kopuşun, aynı zamanda Cumhuriyet Dönemi müfredatından, Atatürk’ten ve bilimden kopuşun taşlarını döşemektedir. Ulusal kuruluş ve kurtuluş mücadelemiz gölgelenerek aynı menzile birlikte giden bir siyasal partiyle bir cemaat yapılanması arasındaki çıkar çatışmalarının sonucunda devlet mekanizmasındaki yapıların çöküşüne neden olan 15 Temmuzun müfredata eklenmesini de kabul etmiyoruz.

Sayın Bakana soruyorum: Aynı menzile varmak için devletin kurumsal yapılarının nasıl çökertildiğini müfredatta, derslerde nasıl anlatacaksınız, merak ediyorum?

BAŞKAN – Sayın Kayan…

13.- Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın, iki yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen modernleşme hareketinin topyekûn imhası demek olan Anayasa değişikliğinin toplumun binlerce yıldan beri takip ettiği uygarlaşma çabalarıyla taban tabana zıt olduğuna ilişkin açıklaması

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balta Limanı Anlaşması, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, birinci Anayasa, ikinci Anayasa, üçüncü Anayasa ve dördüncü Anayasa olmak üzere yaklaşık iki yüz yılı aşkın bir süredir sürdürdüğümüz modernleşme hareketinin topyekûn imhası demek olan bu Anayasa değişikliği toplumumuzun binlerce yıldan beri takip ettiği uygarlaşma çabalarıyla taban tabana zıttır. Doksan üç yıl önce egemenlik halka verilmişken bugün millî egemenliğin halktan alınarak tek bir kişiye verilmesiyle bir diktatör yaratılmak isteniyor. Diktatör yarattığınız zaman, toplumu birbiriyle kavgalı, iç savaşa bulaşmış ve sonunda parçalanmış bir Türkiye yaratmış olursunuz. Biz diktatör istemiyoruz, vatanın birliğini, bütünlüğünü ve dirliğini istiyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arık…

14.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, başkanlık hayali kuranların cumhuriyet değerlerine karşı açık bir savaş başlatmış durumda olduğuna ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başkanlık hayali kuranlar cumhuriyet değerlerine karşı açık bir savaş başlatmış durumda. Bugün, canları ve kanlarıyla tarih yazan ebedi Başkomutanımız Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşları tarih kitaplarından çıkarılmaya çalışılıyor. Bugün, ülkenin kaybedilmiş topraklarını kurtaran ve Meclisi kuran Atatürk’ü anmamak için köşe bucak kaçan AKP kadrosu, Kıbrıs’ı İngilizlere tek bir sözüyle teslim eden, milyonlarca kilometre toprağı kaybeden ve 1876 yılında Meclisi feshedip tek adam rejimini kuran Sultan II. Abdülhamid’i anma törenleri düzenliyor. Bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde yeniden kazanılan Kıbrıs topraklarının bir kısmını Rumlara verme pazarlığı şu sıralar yürütülüyor. Öbür taraftan da tek kişiye milletimizin yüzde 100’ünü temsil eden Meclisi feshetme yetkisini veren Anayasa değişikliği teklifini getiriyor. Tarihin tekerrürden ibaret olması bu olsa gerek.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Sayın Turan.

15.- İstanbul Milletvekili Hasan Turan’ın, Reina’daki terör saldırısıyla 39 kişinin hayatına kasteden teröristin yakalanmış olmasından dolayı başta İçişleri Bakanı olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğünü ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

HASAN TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yılbaşı gecesi İstanbul Reina’da alçak bir terör saldırısıyla 39 insanımızın hayatına kasteden teröristin yakalanmış olmasından dolayı başta İçişleri Bakanımız olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğümüzü ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünü bir İstanbul Milletvekili olarak tebrik ediyorum. Terör yöntemiyle milletimizin kutlu yürüyüşünü engellemek isteyen, iradesini kırmayı ve milletimizi kamplara bölmeyi amaçlayan küresel odakların ve onların piyonu olan terör örgütlerinin oyunlarını bu millet bozacaktır, Hükûmetimiz bozacaktır.

Ben bu vesileyle, hayatlarını kaybedenlere tekrar taziyelerimi iletiyor, milletimize başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Hüsnüye Erdoğan…

16.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, yeni Türkiye oluşum sürecinin mevcut sistemin provokasyonlara açık olması sebebiyle sekteye uğradığına ve kavga siyasetinden medet umarak ilerleyişi sekteye uğratabileceklerini düşünenlerin bu ülkenin menfaatini değil kendi siyasi çıkarlarını düşünerek hareket ettiklerine ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni Türkiye oluşum süreci, mevcut sistemin provokasyonlara açık olması sebebiyle sekteye uğramaktadır. Cumhurbaşkanlığı sistemi, parlamento birleşimine bağlı istikrar ya da istikrarsızlığı ve yasama ve yürütme organlarının kilitlenme riskini ortadan kaldıracaktır. Ülkemizin son yıllarda kaydettiği aşamayı tersine çevirmek isteyen her türlü statüko koruyucularına en iyi cevabı şimdiye kadar olduğu gibi yine milletimiz verecektir. Kavga siyasetinden medet umarak ilerleyişi sekteye uğratabileceklerini düşünenler, bu ülkenin menfaatini değil, kendi siyasi çıkarlarını düşünerek hareket etmektedir. Milletimiz “aydınlanma” adı altında bu vatanı karanlığa sürüklemek isteyenleri çok iyi bilmektedir. Küresel güç odakları arasına savrulan, onların menfaatlerine sığınarak var olmaya çalışan bu değişim karşıtları bilsin ki bu ülkenin tek önemli gerçeği vardır, o da milletimizdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi, söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekilleri var, onlara söz vereceğim.

Sayın Akçay, buyurun.

Süreniz iki dakika.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki bombalı saldırıda şehit olan polislere Allah’tan rahmet dilediğine, Türk milleti ve Türk devletinin terör karşısında asla diz çökmeyeceğine, Reina katliamını yapan teröristi yakalayan Emniyet teşkilatının başarısından memnuniyet duyduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde polis aracının geçişi sırasında, yola döşenen patlayıcının infilakı sonucu polislerimiz Miraç Kadir Özcan, Mahmut Ava, Ali Sevim ve Şenali Ocak şehit olmuşlardır. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve büyük Türk milletine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Devletiyle, milletiyle bir ve bütün olmuş ülkemize karşı hain terör saldırıları devam etmektedir. Terör örgütleri dört bir koldan âdeta nöbetleşe saldırmaktadır. Bizler, teröre karşı oluşturduğumuz ortak cepheden şaşmayacağız. Eğer hep birlikte teröre engel olmazsak vatanımızı bir beka tehlikesiyle karşı karşıya bırakmış oluruz. Saldırılar, kurşunlar, bombalar topyekûn ülkemizi hedef almaktadır. Bu vesileyle bir kez daha belirtmek istiyorum: Türk milleti ve Türk devleti terör karşısında asla diz çökmeyecektir, asla acizliğe düşmeyecektir. Terörün panzehrinin millî birlik ve kucaklaşma olduğu bilinciyle saflarımızı daha da sıklaştıracağız.

Yılbaşı gecesi İstanbul’da bir eğlence merkezinde 39 kişinin hayatını kaybetmesiyle neticelenen saldırının faili teröristin yakalandığı bilgisi açıklandı. On altı gündür İstanbul Emniyet teşkilatımızın gece gündüz dikkatli bir şekilde teröristin peşinde olduklarını basın yayın organlarından takip ediyorduk. Her ne kadar acılarımızı hafifletmese de Emniyet teşkilatımızın başarısından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bu operasyonda yer alan her bir Emniyet mensubunu canı gönülden tebrik ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek sürenizi veriyorum, tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Elbette bu teröristin yakalanması önemli bir başarıdır ancak teröristin yakalandığı evden on beş gün İstanbul’da nasıl saklandığına kadar pek çok konu gündeme gelmektedir. Bu ve benzeri sorular büyük bir dikkatle ele alınmalı ve eğlence merkezine gerçekleştirilen saldırı bütün unsurlarıyla aydınlatılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Yıldırım, buyurun.

Sizin de süreniz iki dakika.

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Diyarbakır’daki bombalı saldırıda hayatını kaybeden 4 polise Allah’tan rahmet dilediğine, yaklaşık seksen gündür tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin yargılandıkları dosyaların tamamının kürsü dokunulmazlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken ifadeler olduğuna ve geçen hafta bir arkadaşlarının kürsüde düşünce ve ifade hürriyetinin 3 parti tarafından engellendiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Diyarbakır’da cereyan eden bir bombalı saldırı olayında hayatını kaybeden 4 polise Allah’tan rahmet diliyorum ve hiçbir şekilde, her ne sebeple olursa olsun, bu ve benzeri saldırıları kabul etmediğimizi, kabul edilemez olduğunu ifade ediyorum ve bu ülkenin gündeminden özellikle ölümlerin, akan kanın, şiddetin, silahın bir an önce çıkması gerektiğini çok net bir şekilde ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekillerimiz yaklaşık seksen gündür tutuklu. Yargılandıkları dosyaların tamamı kürsü dokunulmazlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken ifadeler. Hiçbir eylem, dosyalarında suç veya iddia unsuru olarak belirtilmiyor; tümüyle, katılmış oldukları etkinliklerde yapmış oldukları konuşmalar. Öyle ki şu kürsüden kullanılan sözler bile fezlekeye, fezlekeden iddianameye dönüştürülmüş durumda.

Çok net söylüyoruz: Demokratik siyaset sözle yapılır. Mecliste sözün hükmünü yitirmemesi lazım. Bu nedenle, söz hükmünü yitirirse, siyaset hükmünü yitirirse kendi elimizle şiddet ortamına zemin sunmuş oluruz, onun potansiyelini artırmış oluruz. Bugün maalesef, uygulamaların tamamı, sözün ve siyasetin alanını daraltan, şiddetin zeminini güçlendiren bir noktaya tekabül ediliyor. Söz ve siyaset kıymetsizleştirilmemelidir.

Bugün siyasi iktidar yasaları, Anayasa’yı tanımadan her şeye kanuni bir kılıf bulmaya çalışıyor. Şimdi de yapılmak istenen değişiklikle, yapılan uygulamalara anayasal bir kılıf geliştirilmeye çalışılıyor. Diğer yandan, tarafsız olması gereken kurumlar maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Bir dakika ek sürenizi veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …tarafgirlik üzerinden… Meclis yönetimine bile, geçen hafta olduğu üzere, Meclis başkan vekilliğine kadar parti kimliği taşınmıştır.

İfade edelim ki bakın, geçen hafta, bir arkadaşımızın kürsüde düşünce ve ifade hürriyeti bariz bir şekilde 3 parti tarafından engellenmiş, burada, bundan hareketle, bir tarihsel, sosyal olgunun kişisel tespitine alan bırakılmamıştır. Bundan Türkiye'nin kazanabileceği hiçbir şey yoktur. Bir önceki Meclis Başkanımız -özellikle kendi ifadesiyle söylüyorum- Sayın Çiçek demişti ki: “Bu soykırım olmuş olsa bile bunu tespit edecek ya da cezalandıracak olan kurum siyaset kurumu değildir.”

Geçen hafta şu Meclis hukuk ve yargı görevine soyunmuştur. Buradan hareketle söylüyoruz: Olmamış bir soykırım söylemekle vuku bulmaz ya da olmuş bir soykırım var ise bunu reddetmekle bu gerçekliği ortadan kaldıramayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) - Herkes kendi sözünü söyleyebilmeli, herkes kendi siyasetini üretebilmeli. Biz ancak şiddeti, silahı ve buna meyleden ortamı bu şekilde yok edebiliriz diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Özel, buyurun lütfen.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde hain bir terör saldırısında şehit olan 4 polise ve Bişkek yakınlarında kargo uçağının düşmesi sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Reina saldırısını gerçekleştiren teröristi canlı yakalayan İstanbul Emniyetini tebrik ettiğine ve Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Söze sizin gibi, dün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, Dicle Üniversitesi Yerleşkesinde hain bir terör saldırısına maruz kalarak hayatlarını kaybeden 4 şehit polisimize Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum; yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz, ailelerine geçmiş olsun diyoruz.

Ayrıca dün yine Bişkek yakınlarında bir kargo uçağımız düştü. Mürettebatımız ve düştüğü yerleşim biriminde toplam 37 kişi hayatını kaybetti, onlara da Allah’tan rahmet diliyor, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

Dün akşam, Reina saldırısını gerçekleştiren cani teröristin canlı olarak yakalandığı haberini aldık. Bu caninin aramızda dolaşıyor olmasının verdiği tedirginlikten ayrı, tüm bağlantılarının ve saldırıyı gerçekleştirmeden önce hangi güvenlik açıklarından yararlandığının, nasıl iş birlikleri içinde olduğunun bilinmesi açısından canlı yakalanması fevkalade önemlidir. Bu konuda gayret içinde olan, büyük fedakârlık gösteren -ki bu tip saldırganları yakalama anında çok sayıda şehit veriliyor- büyük bir risk alarak onu canlı yakalayan İstanbul Emniyetini tebrik ediyoruz.

Biraz önce bir kürsü konuşması dinledik -gündem dışı- iktidar partisinden. Aslında, Türkiye’deki siyaset pratiği, iktidar-muhalefet ilişkisi izlendiğinde sıra dışı bir konuşmaydı. Hatta ilk akla şey geliyordu, meşhur bir söz var, örnek teşkil etmez ama “Davacının şaşkını derdini mübaşire anlatırmış.” “Türkiye’de muhalefet partisine derdine anlatsan, talebini iletsen ne olacak?” diye… Ama, biz bu tip yaklaşımları Hükûmette görmesek de milletvekillerinden gelen bu tip yaklaşımları son derece önemsiyoruz. Biraz önce sayın vekilimizin yanına gittik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konu uzmanlık alanım değil ama anladığım kadarıyla Kalkınma Bakanlığının yetki ve sorumluluk alanında olan bir konu, şehir plancılarının dâhil olması gereken bir konu. Bu konuda grubumuzdaki şehir plancısı milletvekili arkadaşımızı, mimar arkadaşlarımızı ve Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyelerini bilgilendireceğiz. Bir ortak çalışma atmosferi oluşursa -bu anlatıldığı gibi çok sayıda şehrimize katkı sağlayacak bu tip bir teklifin bir iktidar milletvekilinden bize yapılmış olması anlamlıdır- elimizden gelen bütün gayreti göstereceğimizi ve memleketin ve vatandaşın yararına her türlü çalışmaya destek vermeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Muş, buyurun.

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır’da alçak bir terör saldırısı neticesinde şehit olan 4 polise Allah’tan rahmet dilediğine, Reina’daki kanlı terör eylemini gerçekleştiren teröristi canlı ele geçiren polis teşkilatını tebrik ettiğine, Anayasa değişiklik teklifiyle cumhuriyet değerlerinin yok sayıldığı gibi haksız ithamlarda bulunulduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti devletine hakarette bulunulması hâlinde İç Tüzük’ün amir hükümlerinin uygulanacağına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; ben de sizleri saygıyla selamlıyorum.

Dün Diyarbakır’da alçak bir terör saldırısı neticesinde 4 polisimizi kaybettik. Mahmut Ava, Şenali Ocak, Ali Sevim, Kadir Miraç Özcan isimli polislerimiz şehit olmuştur. Ailelerine sabırlar diliyorum. Mekânların en güzeli cennetle buluşmalarını, mekânlarının cennet olmasını diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Aynı şekilde, dün gerçekten İstanbul polisinin, Emniyet teşkilatının başarılı bir takibi neticesinde, Reina’da yılbaşı gecesi kanlı bir terör eylemini gerçekleştiren terörist ve onun destekçileri başarılı bir operasyonla canlı şekilde ele geçirilmişlerdir. Bu açıdan, tüm polis teşkilatımızı ben de tebrik ediyorum. Türkiye’de terörle ve teröristle mücadelemiz aynı kararlılık ve azimle sürecektir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Tabii, terörle mücadele sadece eline o silahı alan teröristle değil ona o lojistiği sağlayan, ona finansal kaynağı sağlayan, onun propagandasını yapan, onun sırtını sıvazlayanlarla da aynı şekilde yapılacaktır, bundan da milletimizin en küçük bir şüphesi veya tereddüdü olmasın.

Burada önemli bir değişikliği görüştük, bugün itibarıyla süresi dolduğu zaman veya yarın, Meclis gündemine gelecek olan Anayasa değişikliğinin ikinci tur oylamaları başlayacaktır. Burada yapılan Anayasa değişikliğiyle beraber bir Hükûmet etme modeli üzerinde değişiklik yapılmaktadır ve millî iradenin tecelligâhı olan Meclis, bu Gazi Meclis ve onun...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş, bir dakika içinde.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - ...temsilcileri marifetiyle yapılmaktadır fakat bu teklif gündeme gelir gelmez hiç teklifin içerisinde olmayan, hiç teklifle alakası olmayan ithamlar, söylemler dile getirildi, getirilmeye devam ediliyor. Yok efendim, “Cumhuriyet ortadan kaldırılacakmış, cumhuriyet değerlerine savaş açılıyormuş, cumhuriyet değerleri yok sayılıyormuş.” gibi haksız ithamlar olduğunu görüyoruz. Bilakis, burada ne cumhuriyet ortadan kaldırılıyor ne cumhuriyet zayıflatılıyor, aksine, cumhuriyetimiz çok daha fazla güçlendirilecektir.

Cumhuriyet, 80 milyon vatandaşın ittifak ettiği ve hepsinin savunduğu ortak bir değerdir, hepimizin savunduğu ortak bir değerdir. Hepimizin amacı cumhuriyetimizi, demokrasimizi çok daha fazla güçlendirmektir.

Ben inanıyorum ki bu teklifle beraber, eğer buradan geçmesi hâlinde ve referandumda milletimizin “evet” demesiyle beraber cumhuriyetimiz zayıflamayacak, aksine çok daha güçlenecektir.

Bir şeyi daha Sayın Başkan hatırlatmak isterim: Türkiye bir hukuk devletidir ve Meclis de Parlamento hukukuna göre, İç Tüzük’e göre yönetilir. Hiç kimse, asılsız iddialar ve ithamlarla Türkiye Cumhuriyeti’ni, devletini zan altında bırakmaya, olmayan ithamlarla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – ...hukuken bir değeri olmayan ithamlarla Türkiye Cumhuriyeti devletini suçlayamaz, böyle bir harekette bulunamaz. Bulunması hâlinde İç Tüzük’ün amir hükümleri uygulanır. İç Tüzük’ün amir hükümleri uygulandığı zaman “Efendim, niye bunları uyguluyorsunuz, biz bunları beğenmedik.” deme hakkına hiç kimse sahip değildir diyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, ben kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Burada insanlara ağza alınmayacak hakaretler yapıldığında; burunlar, kafalar, kollar, ayaklar yaralandığında İç Tüzük yoktu, yok İç Tüzük. “Hayvan” demek serbest, “Köpekler giremez.” demek -affedersiniz, hepinizden özür diliyorum- serbest, İç Tüzük yok. Sahte oy kullanmak serbest, İç Tüzük yok. İç Tüzük, manipülatif bilgilerle… O gün, 3 parti -açık söylüyorum, tekrar izleyin, vardır- çarpıtmıştır. Arkadaşımız Türk milletine “soykırımcı” dememiştir ama 3 partinin hatibi söz alıp çarpıtmıştır ve hedef hâline getirmiştir arkadaşımızı; aynen, cuma gecesi, CHP Milletvekili Eren Erdem’i, yapmadığı bir iş üzerinden Ankara sokaklarında hedef hâline getiren bildirilerin dağıtılması gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ankara’nın her sokağında güvenlik kameraları var. Bir kişi gözaltına alındı mı? Bir kişi hakkında soruşturma yapıldı mı? Yapılmadı. İktidarın zülfüyârine dokununca İç Tüzük, yasa, ceza hukuku uygulanacak ama muhalefetin düşünce ve ifade özgürlüğü hem de manipülasyonla, çarpıtmayla kısıtlanacak. Bunu reddediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün ve hukukun uygulanacağını ve bu işin takipçisi olacağımızı tekrar ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

Bahse konu, Sayın Yıldırım’ın bahsetmiş olduğu konuşmaya atfen, Genel Kurulun aldığı karara Milliyetçi Hareket Partisi olarak da katıldık ve İç Tüzük’e de uygundur ve İç Tüzük uygulanmıştır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Değildir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İnşallah, bundan böyle, bu tür yanlış ifadelerin, tüm milletimizi, ülkemizi töhmet altında bırakan, iftira içeren bu kavramın kullanılmamasını biz istiyoruz.

BAŞKAN – Benim de temennim odur. Ayrıca, şunu da…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu, düşünce ifadesinden ziyade, tamamen, bütün milletimizi rahatsız eden ve uluslararası birtakım odakların da Türkiye’ye karşı düşmanca ve hasmane tutumunun bir politikası olarak gündeme getirilmeye çalışıldığı için gereken tepki verilmiştir. O bakımdan, İç Tüzük’e de son derece uygundur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bu konuyu geçtiğimiz hafta içinde çok tartıştık, konuştuk; burada noktalıyorum ancak sözü edildiği için vurgulamak istiyorum: Eren Erdem Milletvekilimizle ilgili haksız ve mesnetsiz bir suçlama olduğunu bir kez daha not ettirmek isterim. Çünkü, olay esnasında ben buradaydım, gözlerimle gördüm ve Sayın Eren Erdem o olay esnasında burada değildi; bir kez daha tutanaklara geçirmek istedim.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, İller Bankasının belediyeler adına yaptığı ihalelerde ihaleyi alan firmalara bankanın kullanımı için lüks araçlar aldırdığı ve bu usulsüzlüklerin Sayıştay raporlarınca tespit edildiği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/435)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İller Bankasının belediyeler adına yaptığı ihalelerde ihaleyi alan firmalara bankanın kullanımı için lüks araçlar aldırıldığı ve bu usulsüzlüklerin Sayıştay raporlarınca tespit edildiği iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                             (Artvin)

2) Kadim Durmaz                                 (Tokat)

3) Mahmut Tanal                                  (İstanbul)

4) Kazım Arslan                                   (Denizli)

5) Türabi Kayan                                   (Kırklareli)

6) Ali Akyıldız                                      (Sivas)

7) Mazlum Nurlu                                  (Manisa)

8) Orhan Sarıbal                                  (Bursa)

9) Gülay Yedekci                                 (İstanbul)

10) Tur Yıldız Biçer                              (Manisa)

11) Mustafa Sezgin Tanrıkulu               (İstanbul)

12) Nihat Yeşil                                    (Ankara)

13) Candan Yüceer                              (Tekirdağ)

14) Ceyhun İrgil                                  (Bursa)

15) Hüseyin Yıldız                               (Aydın)

16) Ahmet Akın                                    (Balıkesir)

17) Tekin Bingöl                                (Ankara)

18) Utku Çakırözer                             (Eskişehir)

19) Veli Ağbaba                                 (Malatya)

20) Vecdi Gündoğdu                          (Kırklareli)

21) Ünal Demirtaş                             (Zonguldak)

22) Mehmet Göker                             (Burdur)

Gerekçe:

İller Bankası, belediyeler adına kanalizasyon ve içme suyu altyapı inşaatı ihalelerinde yapılacak işle hiçbir ilişkisi olmamasına karşın bankanın kullanımı için araç alımını da şartname ve sözleşmeye koyarak bu yöntemle yüklenici firmalardan son model lüks araçlar almıştır. İller Bankasının bu kapsamda yüklenici firmalardan 31 araç aldığı belirlenirken söz konusu araçların keyfî kullanıldığı ve bazı araçların da bankada görevi olmayan üçüncü şahıslara verildiği ortaya çıkmıştır.

Sayıştay raporlarına da yansıyan skandala göre İller Bankası, bazı kanalizasyon ve altyapı işleriyle ilgili ihalelerin şartname ve sözleşmelerinde aracın model ve markasının yanı sıra ABS, klima, otomatik vites, CD çalar, MP3 çalar gibi ek özellikleri hüküm altına alarak firmalardan son model araçlar temin etmiştir. Ayrıca, söz konusu araçların yakıt, bakım, onarım masraflarının da firmalar tarafından karşılanması sağlanmıştır. Sayıştayın tespitlerine göre İller Bankası bu yöntemle Ağustos 2013 tarihine kadar toplam 31 adet son model araç temin etmiştir. Bazı firmalardan, ihale kapsamında yapılan işle hiçbir ilgisi olmamasına karşın bu yöntemle 2 araç birden alındığı belirlenmiştir.

Firmalardan ihale hükmü kapsamında alınan son model araçlarla ilgili olarak Sayıştay, kanalizasyon ve altyapı inşaatı gibi ihalelerin amaçları dışında kullanıldığını tespit etmiştir. Kanalizasyon ihalelerinden alınan söz konusu araçların İller Bankasının bazı yönetim kurulu üyelerine, genel müdür özel kalemine, banka bünyesindeki bazı başkanlıklara tahsis edildiği ortaya çıkmıştır. Firmalardan alınan söz konusu araçlardan bazılarının ise banka dışındaki üçüncü kişilere verildiği belirlenmiştir.

Buna göre, Sakarya’da yapılan bir kanalizasyon ihalesinden alınan 2013 model “Opel İnsignia” marka aracın Trabzon Bölge Müdürlüğüne gönderildiği, bu aracın daha sonra, banka çalışanı olmayan üçüncü bir şahsa teslim edildiği ve bu aracın bu şahıs tarafından kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Aynı yöntemle, Kayseri’nin bazı ilçelerinde yapılan ilçe suyu inşaatıyla ilgili ihalede firmadan alınan aracın Trabzon’da, banka çalışanı olmayan bir kişiye verildiği ortaya çıkmıştır.

Sayıştay raporunda, araçların teslim edildiği kişilerden derhâl geri alınarak bugüne kadar yapılan tüm masrafların ilgililerden tahsil edilmesi, ayrıca, söz konusu araçları bu şahıslara tahsis eden yöneticilerin idari yönden sorumluluklarının aranması gerektiği vurgulanmıştır. Raporda, İller Bankasının ihale kapsamında araç temin etmesinin kriterlerinin belli olmadığı ve işin asıl sahibi olan belediyelerin işle ilgili maliyetleri gereksiz yere artırdığı tespit edilmiştir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, İller Bankasının belediyeler adına yaptığı ihalelerde ihaleyi alan firmalara bankanın kullanımı için lüks araçlar aldırdığı ve bu usulsüzlüklerin Sayıştay raporlarınca tespit edildiği iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 21 milletvekilinin, Artvin ili ve ilçelerinde millî eğitimde yaşanan hukuksuzluk ve haksızlık iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/436)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Artvin ili ve ilçelerinde millî eğitimde yaşanan hukuksuzluk ve haksızlık iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                            (Artvin)

2) Mahmut Tanal                                                 (İstanbul)

3) Kadim Durmaz                                                (Tokat)

4) Ceyhun İrgil                                                    (Bursa)

5) Kazım Arslan                                                  (Denizli)

6) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                (İstanbul)

7) Türabi Kayan                                                  (Kırklareli)

8) Ali Akyıldız                                                     (Sivas)

9) Mazlum Nurlu                                                 (Manisa)

10) Orhan Sarıbal                                               (Bursa)

11) Gülay Yedekci                                               (İstanbul)

12) Tur Yıldız Biçer                                             (Manisa)

13) Nihat Yeşil                                                   (Ankara)

14) Candan Yüceer                                             (Tekirdağ)

15) Hüseyin Yıldız                                              (Aydın)

16) Ahmet Akın                                                   (Balıkesir)

17) Tekin Bingöl                                                 (Ankara)

18) Veli Ağbaba                                                  (Malatya)

19) Onursal Adıgüzel                                          (İstanbul)

20) Vecdi Gündoğdu                                           (Kırklareli)

21) Ünal Demirtaş                                              (Zonguldak)

22) Mehmet Göker                                              (Burdur)

Gerekçe:

Bilindiği üzere Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 14 Mart 2014 tarih ve 28941 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan Kanunun 22’nci maddesiyle 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37'nci maddesinin 8’inci fıkrası değiştirilerek “Okul ve Kurum Müdürleri, İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

Düzenlemeden sonra 10 Haziran 2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak uygulamaya girmiştir. İnisiyatif, atama ve yandaş kayırmanın önünü açan bu düzenleme birçok millî eğitimde siyasi kadrolaşmanın önünü açmıştır. Kişisel başarıları, kurumlarına kazandırdıkları başarılar nedeniyle görevlerinde başarılı olmuş okul müdürlerinin birçoğu, okul öğretmenleri, öğrenci temsilcisi, okul aile birliği temsilcisi değerlendirmelerinde tam puan aldıkları hâlde anılan yönetmelik gereği 60 puan üzerinden değerIendirme yapan il, ilçe müdürleri ve şube müdürleri tarafından çok düşük puanlar verilerek sadece kamuoyunda iktidar yandaşı bir sendikanın üyesi olmadıkları gerekçesiyle yöneticilik görevleri sona erdirilmiştir. Hatta sendikaları Hükûmete yakın yani yandaş sendika olanlar göreve layık görülürken diğer sendika mensupları belirsiz nedenlerden ötürü görevden el çektirilmiştir. Artvin İl Milli Eğitim Müdürlüğü âdeta bu süreçte Millî Eğitim Bakanlığı personelini fişlemiş, sendikalarına göre değerlendirme yapmıştır. Yandaş sendika üyesi olmayan personelin bilgisi, becerisi, başarısı, tecrübesi göz ardı edilmiş, adaletsiz ve siyasi bir yöntem uygulanarak güven zedelenmiştir. Artvin ili ve ilçelerinde okul müdür, yardımcıları, şube müdür, müdür yardımcıları meşruiyeti tartışılır bir atama yapıldığı için gerçekten hak eden personellerin de motivasyonunu olumsuz yönde etkilemiştir. Öğretmenler, öğrenciler ve aileler bu durumdan oldukça rahatsız, eğitim ve öğretime siyasetin bu denli karışmış olmasından şikâyetçi durumdadırlar. Artvinli bu negatif tablonun Artvin’in geleceğine olumsuz yön vereceği kanısındadır. AKP il ve ilçe başkanlıklarının siyasi süzgecinden geçip görevde bulunan ilçe millî eğitim müdürleri ile iki üç aydır görevde olan geçici il ve ilçe millî eğitim şube müdürlerinin okul müdürleri hakkında değerlendirme yapması birçok haksızlığın ve adaletsizliğin yaşanmasına yol açmıştır. Görevde olanların yüzde 80’inin kamuoyunda iktidara yakınlığı ile bilinen bir sendikaya üye olduğu iddia edilmektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Artvin ili ve ilçelerinde millî eğitimde yaşanan hukuksuzluk ve haksızlık iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 22 milletvekilinin, İşsizlik Sigortası Fonu’na işçilerden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ve İŞKUR’un da bu durumu takip etmediği iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/437)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İşsizlik Sigortası Fonu’na işçilerden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ve İŞKUR’un da bu durumu takip etmediği iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                                                      (Artvin)

2) Kadim Durmaz                                                          (Tokat)

3) Mahmut Tanal                                                           (İstanbul)

4) Ali Akyıldız                                                               (Sivas)

5) Mazlum Nurlu                                                           (Manisa)

6) Orhan Sarıbal                                                           (Bursa)

7) Kazım Arslan                                                            (Denizli)

8) Gülay Yedekci                                                          (İstanbul)

9) Tur Yıldız Biçer                                                         (Manisa)

10) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                        (İstanbul)

11) Nihat Yeşil                                                             (Ankara)

12) Türabi Kayan                                                          (Kırklareli)

13) Candan Yüceer                                                       (Tekirdağ)

14) Ceyhun İrgil                                                           (Bursa)

15) Hüseyin Yıldız                                                        (Aydın)

16) Ahmet Akın                                                            (Balıkesir)

17) Tekin Bingöl                                                           (Ankara)

18) Utku Çakırözer                                                       (Eskişehir)

19) Veli Ağbaba                                                           (Malatya)

20) Onursal Adıgüzel                                                    (İstanbul)

21) Vecdi Gündoğdu                                                     (Kırklareli)

22) Ünal Demirtaş                                                        (Zonguldak)

23) Mehmet Göker                                                        (Burdur)

Gerekçe:

İşçinin işsiz kaldığında tek dayanağı olan İşsizlik Sigortası Fonu’na yine işçiden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ortaya çıktı. Ancak Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) bunun takibini yapmadı, işsizlik sigortası prim gelirlerine ilişkin yeterli kontrollerin yapılmaması nedeniyle fonun toplam kaybı 246 milyon lirayı buldu. Ayrıca mevzuata aykırı olmasına karşın İŞKUR’da birçok giderin de fon gelirlerinden karşılandığı belirlenmiştir.

Sayıştayın İŞKUR denetim raporunda, işçilerin işsiz kaldıklarında bir süre ücret aldıkları İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin usulsüzlüklere dikkat çekildi. Rapora göre, işsizlik sigortası primlerini tahsil etmekle görevli olan SGK, İŞKUR’a eksik ödeme yaptı. Ancak, İŞKUR'un gerekli takibi yapmaması nedeniyle bundan doğan alacağı hakkında bilgi sahibi olmadığı ve alacağın takibine ilişkin herhangi bir işlem yapmadığı ortaya çıktı. SGK tarafından tahsil edilen işsizlik sigortası prim gelirlerinin hesap edilebileceğine dikkat çekilen raporda şu ifadelere yer verilmiştir: “Sonuç olarak yüzde 1'i sigortalı, yüzde 2’si işveren payı olmak üzere matrahın yüzde 3'ü tutarındaki 6 milyar 23 milyon 855 bin 789,92 TL'nin SGK tarafından fona aktarılması gerekmektedir. Buna karşın 2013 yılında fona toplam 5 milyar 850 milyon 24 bin 797,42 TL aktarıldığı, tahsil edilmeyen 173 milyon 830 bin 992,50 TL tutarındaki alacağa ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı ve bu tutarın muhasebe kayıtlarında yer almadığı görülmüştür.”

Raporda prime esas kazancın SGK'dan yapılan tahsilat üzerinden hesaplanması ve bu hesaplamanın alacağın tamamı üzerinden yapılamaması nedeniyle işsizlik sigortası devlet payı tutarının da eksik tahsil edildiği kaydedilmiştir. Toplam 246 milyon TL eksik olduğu görülüyor.

Kurumun 2013 yılında tahsil etmesi gereken devlet payı tutarının 2 milyar 7 milyon 951 bin 929,97 TL iken Hazineden toplamda 1 milyar 934 milyon 809 bin 608,09 TL tahsil ettiği görülmüştür. Açıklanan nedenlerle işsizlik sigortası prim gelirlerine ilişkin yeterli kontrollerin yapılmaması nedeniyle fon kaynağında toplamda 246 milyon 973 bin 314,38 TL eksiklik olmuştur.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, işsizlik sigortası fonuna işçilerden kesilen milyonlarca liranın aktarılmadığı ve İŞKUR'un da bu durumu takip etmediği iddialarının araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, OHAL kapsamında demokratik siyaset kurumlarını devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun baskı, engelleme, gözaltı ve tutuklamaların araştırılması ve tespit edilmesi amacıyla 30/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17 Ocak 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

17/01/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 17/01/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                  Ahmet Yıldırım

                                                                                                         Muş

                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

30 Kasım 2016 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Çağlar Demirel tarafından verilen 3240 sıra numaralı OHAL kapsamında, demokratik siyaset kurumlarının devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun baskı, engelleme, gözaltı ve tutuklamaların araştırılması ve tespit edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 17/01/2017 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grup önerisinin lehinde ilk olarak Şanlıurfa Milletvekili Sayın Osman Baydemir konuşacaklar. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Baydemir.

Sayın Baydemir, bu konuda bir kararımız vardı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama konuyla ilgili Sayın Başkan, bunun üzerine konuşacak.

BAŞKAN – Konuyla ilgiliyse tamam, peki.

Buyurun.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum. Keşke, keşke bugün bu konuşmayı yapmak durumunda olmasaydım. Keşke bugün, belki de son söylenilmesi gereken sözü ilk başlangıçta ifade etme zorunda olmasaydım.

Her şeyden önce, içerisinde yaşamış olduğumuz coğrafya, günümüzün Türkiye'si ve parçası olmuş olduğumuz Orta Doğu coğrafyası büyük bir siyasi, diplomatik, ekonomik, insani krizle yüz yüzedir, krizle iç içedir. Bir kez daha söylüyorum, belki de son söylenilmesi gereken söz, dün Diyarbakır’da yitirdiğimiz canları, önceki gün başka şehirlerimizde yitirdiğimiz canları rahmetle anıyorum. Kınıyorum; ölüm, şiddet, yok etmek, yıkmak, yakmak kimden gelirse gelsin şahsım adına, grubum adına reddediyorum, kabul edilemez buluyorum; çözüm değil, ölmek, öldürmek, ölüme göndermek, yıkmak yakmak çözüm değil. Niye çözüm değil? Yüz yıl boyunca çözüm olmadığı için çözüm değil, yüz yıl daha sürse çözüm olmayacağı için, çözüm üretemeyeceği için çözüm değil. O hâlde, gelin, bu tabloyu, bu yıkımı, bu acıyı, bu toplumun her bir ferdinin kaderi olmaktan çıkaralım çünkü bu; ilahî bir yazgı değil; insan eliyle, siyaset eliyle yürütülen politikasızlığın ve/veya şer politikaların sonuçlarını şu anda toplum yaşıyor.

Bu minvalde, bizler, siyaset kurumu, Parlamento, burada bulunan insanlar, el birliğiyle ancak bu tablonun dışına bu ülkeyi çıkarabilir. Maalesef öyle bir noktadayız ki siyaset kurumunun kendisi âdeta tıkatılmış bir durumda. İktidarı temsil eden siyasetçiler, muhalefeti temsil eden siyasetçilere bir nevi çelme takıyor, elindeki kolluk ve yargı gücüyle bertaraf ediliyor, muhalefet ile gözaltı, muhalefet ile cezaevi neredeyse eş hâle getirilmiş durumda. İktidar sandıkta, kürsüde baş edemediği muhalefeti cezaevine koyma suretiyle toplumda bir algı oluşturuluyor.

Değerli milletvekilleri, 7 Haziran millet iradesi 8 Haziran günü bu Parlamentoya yansıdığında ve bu Parlamentonun iradesi, milletin iradesi tanınmadığı için bugün bu ülke bu cendereyi, bu sıkıntıyı yaşıyor. Öyle bir noktaya geldi ki iktidarını yitirmiş olan Hükûmet, bir kez daha hükûmet olabilmek için çözüm masasını, müzakere masasını devirdi ve akabinde 1 Kasıma kadar kan revan içerisinde, siyasetçilerimiz hukuksuzluk içerisinde bir Parlamento aritmetiğinin yeniden oluşumuna tanıklık ettik. Peki sadece ve sadece kaybettirilen HDP miydi? Hayır. O çatışma dinamiği içerisinde, o hukuksuzluk dinamiği içerisinde darbe mekaniği örgütlendi ve 15 Temmuzun en önemli nedenlerinden bir tanesi de milletin iradesine saygı duyulmamasının sonuçlarından bir tanesiydi. 15 Temmuzdan sonra bugüne değin aynı tablo devam ediyor. Bir kez daha milletin iradesi yok ediliyor, bir kez daha milletin iradesi hiçe sayılıyor.

Bakın, bundan tam 300 yıl önce muhalefet, muhalefet edebilsin diye, fikrini özgürce söyleyebilsin diye, iktidarı eleştirsin diye yani daha acık bir ifadeyle iktidarın pervasızlığını dizginlemek için, muhalefetin işlevini yerine getirmek için milletvekili dokunulmazlığı getirildi. Ama gelin görün ki bugün, önerge sahibi olan Grup Başkan Vekilimiz Sayın Çağlar Demirel, bu önergenin sahibi cezaevinde. Bu mudur milletin iradesi? Bu mudur milletin iradesine saygı duymak? Bir diğer açıdan, değerli milletvekilleri, Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, 11 milletvekilimiz, 3 MYK üyemiz, 4 parti meclisi üyemiz ve sıkı durun, şu ana kadar 750’yi aşkın il, ilçe yöneticimiz, sıkı durun, 33 il eş başkanımız, 90 ilçe eş başkanımız şu anda cezaevinde. Ben sizlere sorarım: Bu muamele, bu uygulama herhangi bir siyasi parti iktidarda olsaydı, örneğin sayın grup başkan vekilim, CHP’ye yapılmış olsaydı bu uygulama ne hissederdiniz, ne yapardınız? MHP’ye uygulanmış olsaydı sayın grup başkan vekilim, ne hissederdiniz, ne yapardınız? Sizlere uygulanmış olsaydı ey Hükûmet sıraları, ne hissederdiniz, ne yapardınız? Lideriniz bugün cezaevinde olsaydı, “Millî irade cezaevinde değil.” mi derdiniz?

Dolayısıyla, gelin samimiyet ölçeğinde, gelin siyasi etik ölçeğinde bir kez daha siyaset zeminine bu ülkeyi geri getirmenin çabasının hep beraber paydaşı olalım. Yetmedi, HDP’nin partneri olan, bileşeni olan, aynı zamanda Demokratik Bölgeler Partisinin şu an itibarıyla 61 belediye başkanına, belediyeye kayyum atandı, 74 belediye başkanı şu anda cezaevinde bulunuyor. Çok açık ve net söylüyorum: Bu siyasi soykırım operasyonları siyasi soykırım politikasının ta kendisidir ve hiç şüpheniz olmasın ha, hiç şüpheniz olmasın, nasıl 15 Temmuz öncesi uygulamalar bir darbe dinamiğini harekete geçirdiyse, bugün dahi, bu saatte, bu saniyede, bugüne kadar “darbeyle mücadele” adı altında yürütülen bütün hukuksuzluk bir başka darbe mekaniğini harekete geçirmiş durumda bulunuyor.

O hâlde, tehlike, eğer iddia edildiği gibi, millî iradeye sahip çıkmak idiyse, buyurun, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi içerisinde bulunan bütün siyasi parti gruplarını, hepinizi şu anda cezaevinde bulunan Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken’in de imzasının olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak deklarasyonuna sahip çıkmaya, imzalarınıza sahip çıkmaya davet ediyorum. Çünkü bu imzada çok önemli bir hususa dikkat çekiyor. Meclisimizde bulunan tüm siyasi grupların darbe girişimine ortak bir tavırla ve ortak bir dille karşı durmaları değerlidir ve tarihe geçecektir. Bu ortak tavır ve ortak dil milletimizi ve millî iradeyi daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.

İşte, bugün, 6 milyon insanın, on milyonlarca insanın iradesi olan genel başkanlarımız, eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız cezaevinde. Eğer samimiyetse, buyurun gelin, buradan bir başlangıç yapalım.

Bir diğer husus: Balbay ve Haberal kararı açık, net ortadayken ve her Anayasa Mahkemesi kararı birer Anayasa maddesi hükmü niteliğindeyken o gün uygulanan o karar bugün niye uygulanmıyor? Parlamenter rejim içerisinde bir rejimden bir başka rejime geçişin oylandığı bugünlerde milletin iradesi, 10 milyonun temsilcilerinin neden oy hakkı, muhalefet etme hakkı elinden alınmış bulunuyor? Tam da bu noktada müsaadeniz olursa, Sayın Cumhurbaşkanına bir çağrıda bulunmak istiyorum; çağrımın özü şudur: Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakibiniz Sayın Selahattin Demirtaş’la birlikte yarıştınız ve öyle görünüyor ki bu yanlıştan dönülmeyecek, öyle görünüyor ki bu OHAL koşulları içerisinde milletin iradesinin yansımasının, “hayır” demenin suç olacağı bir ortam içerisinde yaşıyoruz, “hayır” demeyi örgütlemenin suç sayılacağı, terör suçu sayılacağı bir atmosfer içerisinden geçiyoruz. Böylesi bir atmosferde yarışmak, böylesi bir atmosfer içerisinde milletin önüne sandığı kurmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baydemir, bir dakika daha vereyim size, lütfen tamamlayınız.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Böylesi bir atmosfer içerisinde sandığı kurmak ve “Bu bir demokrasidir. Bu bir millet iradesidir.” demek siyasi etiğe sığmaz. Çok açık ve net söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, eğer siz muhalefetinizi, rakibiniz olan Sayın Demirtaşı’ı cezaevine koyup boş meydanlı, boş meydanda propaganda yapmayı kendinize yediriyorsanız benim bu manada söyleyebileceğim bir şey yoktur ama bu, size bile yakışmaz.

Gelin, bir kez daha milletin gerçek iradesinin tecelli edeceği ve bu Meclisin kurucu Meclis olma vasfıyla Kürt’ü de kapsayan, Alevi’yi de kapsayan, bütün farklılıkları kapsayan yeni bir anayasanın inşasının, yani birlikte yaşamın inşasının zeminini hep birlikte yakalayalım, yaratalım ve gelin, gelecek kuşaklarımıza, çocuklarımıza barışı miras bırakmanın haklı onurunu, gururunu hep birlikte yaşayalım.

En derin saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Baydemir.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak, Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin konuşacak.

Buyurunuz Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında yapılan gözaltı ve tutuklamaların Meclis aracılığıyla incelenmesi amacıyla vermiş olduğu araştırma önergesi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlarım.

Sözlerimin başında, ülkemizin birliğine, beraberliğine kasteden alçak terör saldırılarını lanetliyor, alçak ve hain terör örgütlerince şehit edilen askerimiz, polisimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, yılbaşı gecesinde ülkemizin huzuruna kasteden ve 39 vatandaşımızı hunharca katleden saldırganın yakalanması noktasında büyük gayret gösteren ve teröristi yakalayan Emniyet teşkilatımıza ve Sayın Bakanımıza şahsım adına teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz akşamı başta Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve yargı teşkilatımız olmak üzere toplumun her kesimine sızmış Fetullahçı terör örgütü mensubu hainler ve bunlara destek veren sivil unsurlar tarafından, devletimiz ve milletimiz aleyhine darbeye teşebbüs etmek suretiyle ülke genelinde yaygın terör faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Terör örgütü mensupları, demokratik hukuk düzenini ortadan kaldırıp yerine totaliter bir rejim getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisini yok etmek, Hükûmeti ortadan kaldırmak ve halkın oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, bir hususa dikkatinizi çekmek isterim: O gece milletimiz hiçbir hesap yapmadan meydanlara çıkarak tanka, uçağa, helikoptere karşı mücadele etmeseydi bugün bu Meclis kapalı olacak ve bizler burada olmayacaktık. Canları pahasına darbeyi ve terörü defeden, vatanına, bayrağına sahip çıkan bu millet devletimizden, Meclisimizden, Hükûmetimizden hain ve sinsi tüm terör örgütleriyle etkili ve sonuç alıcı şekilde mücadele etmemizi beklemektedir.

15 Temmuz akşamı meydanlara çıkarak tarihimizin görebileceği en alçak, en kuralsız darbe girişimi ve terörü bertaraf eden aziz milletimiz, devlete, Meclise ve Hükûmete bir görev, bir talimat vermiştir. Bu talimat, bu görev de başta yıllarca hiçbir kural, nizam ve kutsal tanımadan devlet kurumlarına sızan ve neticesinde millî iradeye kasteden FETÖ terör örgütü başta olmak üzere, milletimizin huzuru, birliği, beraberliğine, vatanımızın bölünmez bütünlüğüne kasteden adı ne olursa olsun tüm terör örgütleriyle etkili ve ivedi biçimde mücadele etmektir. İşte, Hükûmetimiz de milletin verdiği talimat, yetki ve sorumlulukla anayasal yetkisini kullanarak ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine ve bu alanda kanun hükmünde kararnameler çıkartmakta ve terörle etkili şekilde mücadelesini sürdürmektedir. Hükûmetimiz çıkarmış olduğu kanun hükmünde kararnamelerle terör örgütüyle etkili şekilde mücadele etmeyi amaçlamaktadır.

Önerge içeriğine baktığımızda, belediyelere hukuksuz bir şekilde kayyum atandığı, belediye başkanları ve Meclis üyelerinin tutuklandığı ve ayrıca milletvekillerinin hukuka aykırı şekilde tutuklandığı iddia edilmektedir.

Sayın milletvekilleri, şu hususu net olarak belirtmeliyiz: Belediye başkanının veya milletvekilinin suç işleme özgürlüğü yoktur. Milletin oyuyla seçilmiş olmak kimseye suç işleme özgürlüğü vermez.

Meclisimiz yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin haklarında dosya bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarını 8 Haziran 2016 tarihi itibarıyla kaldırmıştır. Bu işlem yapılırken AK PARTİ, CHP, MHP, HDP diye ayrım yapılmadı. Dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra doğal olarak yargı da işini yapmaya başladı, ilgili milletvekillerini ifadeye çağırdı. Bunların arasında ana muhalefet ve muhalefet partisinin genel başkanları da vardı. Bu kişiler ne yaptı? Yargının kararına saygı duyarak gidip ifadelerini verdi ama HDP milletvekillerinin tamamı davete icabet etmedi, ifade vermedi. Kanunumuz çok açık: Eğer ifade vermeye gitmiyorsanız zorla getirilirsiniz, hukuk gereğini yapar. Bu kişilerin bu kapsamda, suçları birden fazla işlediğine dair soruşturma mevcuttur. Fakat ne ilginçtir ki kamuoyunda bu kişiler sırf “HDP milletvekili” diye, hatta daha da ileri giderek “Kürtlerin haklarını savunuyor.” diye tutuklandığına ilişkin bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Böyle bir şey söz konusu bile olamaz. O soruşturmada tutuklanmayan milletvekilleri de var, kimse buna bir şey demiyor. Yargı tarafsız ve bağımsız bir şekilde, hukuka uygun olarak karar veriyor. Herkesin hukuka saygı duyması gerekiyor. Bakın, daha geçtiğimiz hafta, tutuklanan milletvekillerinden bir kişi tahliye edildi yani ortada biten bir şey yok. Yargı görevini yapıyor. Hepimizin bu süreci sabırla beklemesi gerekiyor. Milletvekili olmamız kimseye suç işleme özgürlüğü vermez, hele hele hiç kimse, her ne sıfatla olursa olsun teröre destek veremez. Terörden en muzdarip olan ülkelerden biri olarak terörle etkin mücadele etmekte kararlıyız. Bu kapsamda devletin parasını kullanan belediyelerin de teröre destek vermesini önlemek için gereği yapılmaktadır.

Türkiye, son dönemde birçok terör örgütüyle mücadele etmektedir. 2015 Temmuz ayından bu yana bilhassa terör örgütü PKK ülkemizin çeşitli yerlerinde başta yaşam hakkı olmak üzere özgürlük ve güvenlik hakkı, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları hedef alan terör saldırıları gerçekleştirmeye başlamıştır. Ülkemizde meydana gelen terör saldırıları sonucu çok sayıda sivil ve güvenlik görevlisi yaşamını kaybetmiştir. Bu bağlamda terör saldırılarının yoğunlaştığı ülkemizde sivillerin yaşam haklarını korumak, kamu düzenini yeniden tesis etmek ve terörle etkin mücadele etmek için hukuka uygun olarak öncelikle sokağa çıkma yasağı kararı alınmış ve uygulanmıştır. Sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması için yapılan tedbir talepleri Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından reddedilmiştir. Yaşanan bu süreç olağanüstü hâl kapsamında alınması gereken tedbirlerin yalnızca FET֒yle sınırlı kalmaması gerektiğini ortaya koymuştur. Zira darbe girişiminden sonra da gerek PKK gerekse DEAŞ terör örgütünün faaliyetlerinde azalma olmamıştır. Güvenlik görevlilerimiz terörle mücadele kapsamında yürüttüğü tüm operasyonlarda yetkisini hukuka uygun olarak, kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine azami özen göstererek kullanmaktadır. Ancak terör örgütü hendek kazmak suretiyle özerk bölgeler oluşturmak istemiş ve silahla halk üzerinde baskı yapmıştır. Hâlen güvenlik güçlerine karşı her türlü ağır silahları kullanmakta, bombalı tuzaklar kurmakta, kesinlikle teslim olmaya yanaşmamaktadır. Bu sebeple öz yönetim, özerklik ilan edilmesiyle ilgili belediye olanaklarını terör örgütüne tahsis eden ve basın açıklamaları yaptığı iddialarıyla açıkça terör örgütlerine destek verdikleri anlaşılan belediye başkan veya görevlilerinin soruşturmalar kapsamında alınması gerekmiştir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ankara, ne olacak Ankara? Kendisi söylüyor. FETÖ terör örgütü değil mi?

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Belediye başkanları ve diğer belediye görevlileri Anayasa’nın 127’nci maddesi, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45 ve 47’nci maddeleri hükümleri de göz önünde bulundurularak geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmaları gerektiği kanaatine varılmış ve İçişleri Bakanlığı tarafından uzaklaştırılmışlardır. Olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 674 sayılı KHK’yla Belediye Kanunu’na ekleme yapılarak terör örgütlerine yardım ve yataklık iddiasıyla tutuklu ve görevi sona ermiş belediye başkan, başkan yardımcısı veya meclis üyesinin yerine İçişleri Bakanı veya vali tarafından görevlendirme yapılması hükme bağlanmıştır.

Terör suçları kapsamında görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarıyla ilgili birkaç hususu sizlere aktarmak istiyorum. Halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarından bazılarının kamu kaynaklarını terör örgütüne yardım amacıyla sarf ettikleri yürütülen soruşturma ya da kovuşturmalarda tespit edilmiştir. Halkın oyuyla seçilmiş olsalar dahi hiç kimse terör örgütüne destek veremez, iş makinalarıyla çukur kazamaz, yollara patlayıcı yerleştiremez. Belediyelerin asli işi vatandaşa hizmet sunmaktır. Bu kapsamda 674 sayılı KHK’nın 13’üncü maddesi uyarınca 25’i PKK terör örgütüne üyelikten, 5’i de FETÖ/PDY örgütüne üye olmaktan toplam 32 belediye başkanı görevden uzaklaştırılmıştır ve söz konusu belediyeler için görevlendirilmeler yapılmıştır.

Şunun altını çizmek gerekir: Görevden uzaklaştırma ve yerlerine başkan vekili atanması bir idari tedbirdir. Soruşturmalar ve yargılamalar neticesinde ceza almayanlar tabii ki görevlerine dönebilecektir. Görevden uzaklaştırmalar sonrası örgütün eylem çağrılarıysa halk nezdinde itibar görmemiştir çünkü yıllardır örgütün baskısı altındaki halk hizmet beklemektedir. Ayrıca, belediyelere belediye meclisi dışında başkan vekili görevlendirilmesi sadece terör suçlarıyla ilgilidir çünkü terör suçları kolektif olarak tüm belediye imkânlarıyla işlenen bir suçtur. Nitekim belediye başkanlarının terör suçu dışında bireysel soruşturmaları nedeniyle görevden uzaklaştırılmaları hâlinde belediye meclisi kendi arasında bir başkan vekili seçmektedir. Bu husus Belediye Kanunu madde 45’te düzenlenmiş. Örneğin Kars Digor ve Elâzığ Karakoçan Belediye başkanları haklarındaki yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle görevden uzaklaştırılmış ve yerlerine belediye meclis üyelerinin kendi aralarında bir başkan vekili seçmiştir.

Son olarak, bölgede siyasetin üzerindeki tek baskı PKK terör örgütünün baskısıdır. Pek çok AK PARTİ siyasetçi örgütün hedefi olmuş, evlerinde çocuklarının gözleri önünde öldürülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin, milletimizin birliğine, beraberliğine, bayrağımıza ve kutsal değerlerimize karşı girişilen her türlü terör olaylarının ve adı ne olursa olsun tüm terör örgütlerinin ve bu hain örgütlere doğrudan ve dolaylı destek verenlerin tespit edilmesi ve hukuk devleti içerisinde hesap vermesi, kendini yerli ve millî hisseden her kesimin ortak beklentisi ve görevidir. Hükûmetimizin hukuk kuralları içerisinde yapmakta olduğu işte tam budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, bir dakika daha veriyorum.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – Tabii, bu mücadeleden rahatsız olanlar vardır ve olacaklardır da. Ancak, aziz milletimiz emin olsun ki bu konuda en küçük bir zafiyet gösterilmeyecek ve terör örgütleriyle, bunlarla etkili ve kararlı şekilde mücadele edilmeye devam edilecektir. Bu nedenle, milletten yetki ve sorumluluk alarak görev yapan her siyasi parti, terörle mücadele noktasında hassas olmalı, bu konuda yapılan mücadeleyi zafiyete düşürecek terör örgütlerinin oluşturmaya çalıştığı mağduriyet algısına prim vermemelidir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Milletvekillerimizi ve belediye başkanlarımızı birçok örnek vererek, cümle kullanarak terör örgütüne yardım etmekle suçladı.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin’in HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, iktidar milletvekillerine aylardan beri sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamıyoruz ancak önlerine koymuş oldukları, cevap veremedikleri konulara dair bunlardan kaçan ve ezberletilen ya da kendi ezberledikleri cümleleri gelip burada okumak dışında, hamaset dışında başka hiçbir iş yaptıkları yok.

Şimdi, ben hukuk düzleminde az biraz hukuktan anlayan herkesin anlayabileceği soru soruyorum: 5 ilde 5 ayrı başsavcılık aynı saatte, aynı dakikada farklı dava dosyalarıyla ilgili nasıl harekete geçer? Buna dair soru soruyoruz, bir cevabınız yok. Olmayınca yalana sığınmak zorunda kalırsınız.

Yine, bakın, biz şundan gurur duyuyoruz: Bu sözü edilen belediye başkanları şu ülkede en fazla mülki denetim geçiren, mülkiye müfettişleri, İçişleri müfettişleri tarafından denetim geçiren belediyeler. Bir kişi gelsin burada bir yolsuzluk örneğini herhangi bir hukuk belgesine, herhangi bir denetim raporuna dayandırsın bakayım. Bir tane belediyenin aracının hendeklerde kullanıldığına dair bir resmî belge getirsinler.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gösterdi İçişleri Bakanı.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Sorduğumuz sorulara cevap vermeyenler ancak böyle yalan ve iftiraya sığınmak zorunda kalırlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Süleyman Bey gösterdi evrakları.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Ya değilse, şunu söyleyelim: Ne dedi?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kürsüden gösterdi Süleyman Bey.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - En son gidip gelip sığınabileceğiniz hukuk, KHK hukukudur. KHK’dan başka sizin bir demokrasi kalibreniz olamaz ancak KHK kadar konuşabilirsiniz. Ya değilse, bakın, son günlerde DAİŞ’ten tutuklu olanlar sabit ikametgâh sahibi olduğu için tahliye ediliyor. Peki, Çağlar Demirel buradan çıkışta Meclisten götürüldü. Milletvekili sabit ikametgâh sahibi değil de DAİŞ mensubu sabit ikametgâh sahibi, öyle mi?

Bir diğer husus, şunu da söyleyelim: Bakın, burada siz mevcut hukuk düzeniyle, KHK düzeniyle gurur duyabilirsiniz. Bir de şunu söyleyelim: Bir kimsenin davaya gitmemesi zorla getirilme gerekçesi olabilir yoksa tutuklama gerekçesi olamaz. Gelin az biraz hukuk diliyle konuşun da burada, şu antidemokratik faşizme tekabül eden KHK diliyle konuşmayın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hukukçu konuştu, sen hukukçu değilsin Ahmet Bey.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Ya, hukuk diliyle yapsanız bu başınıza gelmez sizin yani. Hukuk dilinden mi anlıyorsunuz yani?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, partimize yönelik “yalan” gibi ifadeler kullanıldı, bir kere bunları reddediyoruz.

“AK PARTİ milletvekilleri ellerine tutuşturulandan başka bir şey bilmiyorlar, bunları burada anca okuyorlar, başka bir şeye de yaradıkları yok.” gibi ağır bir itham da var. Ciddiye almadığımız için kürsüden cevap vermeyeceğiz. AK PARTİ milletvekillerinin on dört yıldır neler yaptıkları, nelere imza attıkları ortadadır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sorulara cevap verin, sorulara.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onun için de milletimiz hâlen iktidarda bu partiyi tutmaktadır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizin demokrasi kalibreniz KHK’dır. Sorulara cevap ver.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sorulara cevap ver.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, duymuyorum konuşmacıyı, lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İkincisi: KCK’nın kontrolünde olanlar bize demokrasiden ders veremezler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baydemir…

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili ifadesinde konuşmalarımızı, dolayısıyla benim sunumumu da ciddiye almadığını ifade etti.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne alakası var ya? Böyle bir usul var mı ya?

BAŞKAN – Yok, sizinle ilgili söylemedi onu Sayın Baydemir. Grubunuz adına Sayın Yıldırım cevap verdi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır Sayın Başkan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Muş da Yıldırım’ın konuşması üzerine yerinden açıklamada bulundu. Burada bir sataşma söz konusu değil, lütfen.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Bu önerge bize ait.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Açıklamanın içeriğine cevap vermek istemeyebilir. Ne var onda? Muhatap olmak zorunda mı?

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Açıklamanın içeriğinde KCK’nın…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Daha doğrusu, açıklamasının içeriği başlı başına bir sataşmadır Sayın Başkan. Bizleri KCK’nin etkisinde kalmakla itham ediyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, en son kullandığı cümle Sayın Başkan.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Ben bu ithamı kendilerine iade ediyorum ve sataşmadan iki dakika söz istiyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan “KCK’nın etkisinde kalan, kontrolünde olanlar demokrasi dersi veremez.” dedim. Onlar üzerlerine alınıyorlarsa buyursunlar.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, biz konuştuk, bizim için bunu söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Genel bir ifadeyse…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – “Kalanlar” diyor, “kalanlar”.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen KCK’nın kontrolünde misin, kabul ediyor musun?

BAŞKAN – Sayın Muş…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de genel bir ifade kullandım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika.

Sayın Muş, genel bir ifade mi kullandınız?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, çıkıp…

AHMET YILDIRIM (Muş) – CHP için mi söylediniz? Biz oturalım o zaman.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yarası olan gocunur. KCK’nın kontrolünde olanlar AK PARTİ’ye demokrasinin kalibresinden bahsedemezler, demokrasi dersi veremezler.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Baydemir konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Baydemir, buyurun.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen KCK’nın avukatı mısın? Demek ki avukatları bunlar.

2.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz yedi gün yirmi dört saat karşılıklı polemiklerle ve karşılıklı birbirimizi itham ederek eğer bir mesafe kat edebileceğimize inansaydık polemiği ısrarla ve inatla sürdürürdük. Ancak, şunu ifade etmek istiyorum: On dört yıl boyunca kim kiminle kucak kucağaydı? 15 Temmuz darbe girişimini, cunta girişimini ve onun kliğini besleyenler kimlerdi? Kimlerdi? Dolayısıyla, kalkıp bize bu manada söz söylemek hakkı ve haddi olmayanların bir kez daha dönüp aynaya bakmalarını öneriyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – KCK’ya cevap verin Sayın Baydemir, KCK’ya söz verin.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – İkinci bir husus: Milletin iradesiyle seçilmiş belediye başkanını, belediye başkanlarını -bir kez daha söylüyorum- 6 milyon, 7 milyon insanın hür iradesiyle seçilmiş olan insanları cezaevine koymak darbeciliktir darbecilik, darbeciliğin ta kendisidir.

Bir husus daha ifade edeyim: Hendek diyorsunuz değil mi? Barikat diyorsunuz değil mi? Viranşehir’de hendek mi vardı? Bozova’da barikat mı vardı? Halfeti’de ne vardı? Bakın haritaya, bakın; Kürt halkının hür iradesiyle, özgür iradesiyle seçilmiş olan bütün belediye başkanları yerine ya kayyum atanmıştır ya cezaevindedir. Bunun adı darbedir, bunun adı sömürge hukukudur, bunun adı milletin iradesiyle seçilmiş olan mekânın, iradenin işgal edilmesidir ve bunun hiç kimseye sunabileceği miskalizerre kadar bir katkı yoktur. İşte, bu atmosferin kendisi dahi bir başka darbe zeminine, bir başka kaos zeminine davetiye çıkarmaktır. “Gelin bundan vazgeçin.” diyoruz. Bunun mağduru bugün biziz, yarın sizler olacaksınız. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Baydemir, teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye hukuk devletidir, hukukun sömürgesi olmaz, sömürge hukuku olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ile İzmir Milletvekili Ali Yiğit’e Meclis kapısında geçirdikleri kaza nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Özcan, size söz vereceğim. Öncelikle geçmiş olsun, bir kaza atlatmışsınız Ali Yiğit Bey’le beraber. Telefonda görüştük ama bir kere daha sizi dinleyelim.

Tekrar geçmiş olsun diyorum.

Buyurun Sayın Özcan.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Meclisin Çankaya Kapısı girişindeki bariyerin zamansız açılması nedeniyle bir kaza geçirdiklerine ve bu konuda önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, öncelikle nezaketinizden dolayı size ve arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Bugün saat 13.00 sıralarında benim kullandığım araçla Sayın Milletvekilimiz Ali Yiğit’le birlikte Çankaya Kapısı’na geldik. Kapıdaki polis memuru arkadaşımız bizi selamlayarak buyurun işaretini gösterdi. Herhangi bir şekilde o girişte yerden açılan bariyer kapalı değildi. Biz hareket ettik, yaklaşık 20-30 kilometre hızla içeri girerken birden bir gümleme sesi geldi, arkasından aracın hava yastıkları patladı, camları kırıldı. Biz zannettik ki herhâlde yakınımızda bir bomba patladı aracın içi duman da dolunca. Dışarı çıktığımızda fark ettik ki biz, giriş esnasında kapalı olan sistem bizim gireceğimiz esnada açılmış ve yerden yaklaşık 20 santim yükselmiş.

Burada güvenlik amacıyla bu sistemi koyuyoruz, kazaya sebebiyet veriyor. Burada bir güvenlik açığı da oluşuyor, ben asıl ona dikkat çekmek istiyorum. Bugün, aracım pert olarak çok şükür fiziksel bir zarar görmeden biz kurtulduk. Ancak, hepiniz biliyorsunuz ki Sayın Başbakanın, sayın genel başkanların, sayın bakanların makam araçları ve koruma araçları o kapıdan 20-30 kilometre hızla girmiyor, bazen 70-80-100 kilometre hızla giriyor. Burası uzaktan kumandayla kontrol edilen bir kapı.

Ben bugün başıma gelenin kötü niyetli bir arkadaş tarafından gerçekleştirilmediğini, bir ihmal olduğunu düşünüyorum ama buna kumanda eden kötü niyetli bir polis memuru örneğin Sayın Başbakan içeri girerken makam aracı tam o noktadan geçerken düğmeye bassa ve bu sistem çalışsa, Allah korusun, Sayın Başbakanın, sayın genel başkanların, sayın bakanların başına ölümle sonuçlanabilecek hadiseler gelebilir, suikast gerçekleştirilebilir. Ben bu konuda Meclis Başkanlığının özel bir inisiyatif almasını, bu sistemi yeniden sorgulamasını bu vesileyle hatırlatmak istedim.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim. Tekrar geçmiş olsun.

Konuyla ilgili bizzat ilgileneceğim.

Sayın Ali Yiğit, siz de sisteme girmişsiniz, buyurun.

22.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Meclisin Çankaya Kapısı girişindeki bariyerin zamansız açılması nedeniyle bir kaza geçirdiklerine ve bu konuda önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Başkanım, aramışsınız ayrıca, mesaj da çekmişsiniz, tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Tabii, bir kaza. Biz İzmir’den buraya gelinceye kadar kaza yapmadık ama Meclisin kapısında ve bir de protokol girişinde kaza yaptık. Çok büyük bir talihsizlik.

Hiçbir art niyet falan da düşünmüyoruz. Yani önemli olan kaza yapmamaktı ama yaptık. Biraz önce Özcan arkadaşımız söyledi, yani daha büyük kazalara sebebiyet vermemek için gereken tedbirleri almak gerekir.

Ben bu arada bizim kazamızın hiçbir şey olduğunu düşünüyorum. Her gün polislerimiz ölüyor, askerlerimiz ölüyor, insanlarımız ölüyor. Önemli olan, ölümlerin olmaması. Bizimki küçücük bir kaza, biz buna şükrediyoruz. Daha büyük kazalar gelmesin bu ülkenin başına.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğit.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel tarafından, OHAL kapsamında demokratik siyaset kurumlarını devre dışı bırakmaya yönelik başlatılan yoğun baskı, engelleme, gözaltı ve tutuklamaların araştırılması ve tespit edilmesi amacıyla 30/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17 Ocak 2017 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Ankara Milletvekili Sayın Şenal Sarıhan konuşacak.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Değerli Başkan, değerli kâtip üyesi arkadaşlarım, yazman arkadaşlar ve salonda bulunan çok değerli milletvekili arkadaşlarım; buradan doğrusu, salon dışında olanları selamlamayı düşünmüyorum, sadece salonda bulunanları saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz sessiz olabilir miyiz lütfen.

Buyurun.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Biraz önce HDP’li arkadaşlarımız tarafından sunulan önergenin sahibinin şu anda aramızda olmayan, tutuklu bulunan Çağlar Demirel olduğu ifade edildi. Aslında bu durum dahi Çağlar Demirel’in bir parlamenter olarak şu anda hepimizle bir arada olup kendi önergesi üzerine konuşamamış olmasının, 15 Temmuzdan bu yana yaşadığımız bir gerçekliği son derece özetle ifade ettiği inancındayım.

Lütfen, salonda sessizliği sağlayabilir misiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir kez anons ettim ama ikincisine ihtiyaç duyuyorum. Lütfen biraz sessizliğimizi koruyalım.

Buyurun Sayın Konuşmacı, sürenize ekleyeceğim.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu konuda, 15 Temmuzdan sonra yaşananlar konusunda, gözaltı ve tutuklama işlemlerinin alabildiğine hukuk dışı bir hâle geldiği konusunda daha önce buradan çok sayıda konuşma gerçekleştirildi. Şimdi, bir rakamı sizinle paylaşarak konuşmamı sürdürmek istiyorum. Bugüne dek gözaltına alınan sayısı, Sayın Adalet Bakanı tarafından yapılmış olan son açıklamaya göre 71.274 kişi. Tutuklama ise, yine Sayın Adalet Bakanının açıklamalarına göre 41.832 kişi.

Şimdi, bildiğimiz bir gerçeklik var. Biraz önce yine HDP’li milletvekilleri özellikle AKP’ye hitaben “Siz kanun hükmünde kararnameler üzerinden hukuk okuyorsunuz.” dediler. Oysa -ben değerli arkadaşlarıma da anımsatmak isterim ki- OHAL dahi, kanun hükmündeki kararnameler dahi hukuk dışına çıkmayı engeller, izin vermez. Olağanüstü hâl rejimi, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir rejimdir, sınırları vardır, bu sınırlar dışına çıkıldığı zaman bir hukuk rejimi diye ifade ettiğimiz OHAL rejimi hukuka aykırı bir yapıya kavuşmuş olur. Aramızda hukukçu arkadaşlar var. Onlarla birlikte ve onlara da anımsatarak birkaç şeyden söz etmek isterim. Gözaltı ne demektir, tutuklama ne demektir ve esas adı, hem tutuklamanın hem de gözaltının hukuk sistemimizdeki asıl adı nedir? Asıl adı, arkadaşlar, koruma tedbirleridir, koruma önlemleridir. Bazen suçtan koruma, bazen suçluyu korumak üzere düzenlenirler ve bunların en basiti yakalamadır, tutuklama, zorla getirme, arama, el koyma, beden muayenesi fiziki ve kimlik tespiti ve iletişim tespiti gibi önlemler arkasından yer alır.

Şimdi, biz, bir gözaltı işlemi yaptığımız zaman o gözaltı işleminde nelere uymak durumundayız, sanıktan ya da zanlıdan suça gitmek mi, yoksa kanıtları saptayıp kanıtlar üzerinden zanlıya ulaşmak ve onu sorgulamak mı? Bugün kanun hükmündeki kararnamelere sığınılarak ama hukuka aykırı olarak yapılan işlemler bireyler hakkında, zanlı diye gösterilen bireyler hakkında -ki, ben bunu sadece milletvekilleriyle sınırlı olarak düşünmemek gerektiğini, bütün yurttaşlarımıza, bu arada gözaltına alınan, bu arada tutuklanan bütün yurttaşlarımıza ilişkin olarak düşünmek gerektiği inancındayım- yapılan işlemler hukuka aykırıdır.

Kanıtlar toplanmaksızın gözaltı işlemleri, kanıtlar toplanmaksızın yakalama işlemleri, herhangi bir uyarı olmaksızın çağrıya uymadı diye bireylerin tutuklandığı ve delillerin göz ardı edildiği bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç Parlamentomuzun, hukuka uygun kararlar üretme durumunda olan Parlamentomuzun, hukuka uygunluk, yani Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan hukuk güvenliği ve hukuka uygun eylem ve işlemleri, yasal düzenlemeleri yapan bir kurumun bu konuda çıkardığı kararnamelerin doğrudan doğruya Anayasa’nın 2’nci maddesiyle çeliştiği bir düzenlemede hukuksuzluk açıkça ortaya çıkmaktadır.

Devam ediyorum. Anayasa’nın 10’uncu maddesi vardır. Biz bunların değiştirilmesi konusunda da herhangi bir öneriyle karşılaşmadık. 2’nci madde yerinde duruyor. 10’uncu madde yani eşitliği emreden madde yerinde duruyor; herkese eşit davranılması, her koşulda eşit davranılması konusunda. Anayasa’nın 15’inci maddesi, uluslararası hukuktan doğan yükümlüğünün ihlal edilemezliğine ilişkin. 36’ncı madde, her durumda dava hakkının kullanılması gerektiğine ilişkin. 121/3’üncü madde, OHAL’le sınırlı, OHAL’in ilanıyla sınırlandırılmış önlemler alınmasına ilişkin. Yine 125’inci madde, OHAL’de dahi yürütmeyi durdurma isteminin yasaklanmamasına ilişkin.

Bütün bunlara yani Anayasa’nın açık hükümlerine karşın, yapılan uygulamaların, sayıları binleri aşmış olan, cezaevlerini dolup taşırmış hâle getiren bu uygulamaların ne kadar hukuksuz olduğunun bir örneğini de bugün -umarım ki okumuşsunuzdur- basında yer alan bir haberi sizinle paylaşarak size anımsatmak istiyorum. Sevgili arkadaşlar, elimde bir kovuşturmaya yer olmadığı kararı var. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının müştekisini ve şüphelisinin adlarını vermiyorum ama kimliğini söyleyeceğim: Bir emniyet görevlisi. Zanlı, sanık, şüpheli, bir emniyet görevlisi. Bu emniyet görevlisiyle ilgili, “Bu şahıs tarafından kötü muamele ve işkence gördüm.” diye yakınan, belgelerini ve tanıklarını sunmuş olan bir davacı hakkında verilen karar, kamu adına kavuşturmaya yer olmadığı kararı. Nereden çıkarıyor? Burada kabul ettiğiniz, sonra kanun hâline de getirmiş olduğunuz 667 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin 9’uncu maddesinden bu sonucu çıkarıyor. Ne dedik? Ne diyor? Daha doğrusu, biz demedik, bunları kullanırken hep hata yapıyorum. OHAL görevi içinde görev yapanların herhangi bir suçla, herhangi bir cezai ve idari yaptırımla karşılaşmayacaklarına ilişkin düzenleme getiriyor. Daha önceki konuşmalarımda size birisini hatırlatmıştım; 12 Eylülün paşalarını hatırlatmıştım. 12 Eylülün işkence emirlerini veren, bireyleri görevden alan, tutuklayan, gözaltına alan, doksan gün süreyle işkenceye izin veren insanların soruşturulamazlığının yarattığı probleme işaret etmiştim.

Şimdi buradan size sesleniyorum: Yarın bir Kenan Evren olarak mı anılmak istiyorsunuz yoksa siz hukuka uygun düzenlemeler yapmış ve gerçekten teröristi terörist olarak değerlendirmiş ve cezalandırmış ama herhangi bir suçla ilgisi olmayan insanlara yönelik de işkenceler yapmış, gözaltılar hazırlamış, tutuklamalar yapmış ve onları ağır cezalarla hak etmedikleri hâlde hukuksuz bir biçimde cezalandırmış olmakla mı anılacaksınız?

Değerli arkadaşlar, bir tercih yapmak zorundayız. Burada hukukun beş yüzü yok, dört yüzü yok. Her siyasi parti temsilcisi gelip burada farklı farklı değerlendirmeler yaparsa demek ki o ülkede hukuk yoktur arkadaşlar. Zaten hukuk da insan haklarına dayalı olmak zorunda bir hukuktur. Şimdi, Anayasa’nın bütün düzenlemeleri, Anayasa’nın açık hükümleri, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun açık hükümleri varken eğer biz Türkiye’de sayıları on binleri bulmuş olan insanları gözaltına alıyor ve tutukluyorsak doğru gitmeyen, yanlış giden bir şey vardır.

Biraz önce değerli Aytuğ Atıcı “Haberiniz var mı?” diye seslendi. O seslenirken şunu anımsadım: “Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere…” Haberin var mı? Haberiniz var mı cezaevi ne demektir, gözaltı ne demektir, tutuklama ne demektir? Çocuklarınızın dışarıda kalması, annelerinizin dışarıda kalması ne demektir?

Haksızlık varsa her haksızlık bir cinayettir arkadaşlar, bu cinayete ortak olmayalım.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıhan.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde Bilecik Milletvekili Halil Eldemir konuşacak son olarak.

Buyurun Sayın Eldemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Halkların Demokratik Partisinin OHAL kapsamında başlatılan gözaltı ve tutuklamalar konusunda verilen önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri, sizlerin nezdinde de aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Diyarbakır’da Dicle Üniversitesinin yakınlarında tuzaklanan el yapımı bombanın patlaması sonucu hayatını kaybeden, şehit olan 4 polisimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralı polislerimize, güvenlik kuvvetlerimize de acil şifalar diliyorum.

Yine, 2017 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da bir eğlence kulübüne yapılan saldırı sonucu 39 kişinin ölümüne sebep olan teröristin yapılan operasyon sonucu yakalanmasının memnuniyeti içerisindeyiz. Güvenlik güçlerimizi tebrik ediyor, görevlerinde ve bundan sonraki terörle mücadelelerde de kendilerine başarılar diliyorum; Cenab-ı Allah’tan gayret, güç, kuvvet diliyorum.

15 Temmuz yaşanan alçak darbe girişimi ve hain kalkışma devletimizi, malumlarınız olduğu üzere, olağanüstü hâl kararı almaya zorlamıştır. Olağanüstü hâl kararı hukuki bir düzenlemedir. Bu hukuki düzenlemenin birinci tarafı: Anayasa’mızda buna cevaz verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunun oy birliğiyle aldığı karar neticesinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği tezkereyi burada hep birlikte görüşmemizin neticesinde vermiş olduğumuz bir karardır. Bu kararı da hep birlikte 2 kez uzatmış olduk. Bu açıdan düşündüğümüz zaman, bu, hukuki bir düzenlemedir. Diğer taraftan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da olağanüstü hâl kapsamındaki tutuklamalara cevaz verilmiştir. Şunu özellikle ifade edeyim: Tutuklamalar, her şeyden önce, bir tedbirdir; asla ve asla infaz değildir.

Önümüzde görüştüğümüz, yarım bıraktığımız bir kanun tasarımız var. Daha önce olağanüstü hâli burada çok görüştük, konuştuk. 446 sıra sayılı kanun teklifini bir taraftan Emekli Sandığı emeklilerimiz, diğer taraftan da içerisindeki düzenlemelerle… En önemli düzenlemelerden birisi de esnafımızın beklediği sicil affıdır. Bir an önce kanuna geçmek istiyoruz.

Bu kanunun şimdiden milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eldemir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, grup önerisi kabul edilememiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/1/2017 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Özgür Özel

                                                                                                       Manisa

                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri: Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Çorum Milletvekili Sayın Tufan Köse konuşacak.

Sayın Özel, iyice bilgilendirdiniz yani Sayın Köse’yi, gördük.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Estağfurullah efendim, sayın Başkanlık Divanı üyesini bilgilendirmek haddimize mi? Ancak istifade ederiz.

BAŞKAN – Gördüm de.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Genel Kurulda ülkemizin de geleceğini derinden etkileyecek Anayasa değişiklik önergesiyle ilgili 19 tane gizli oylama yaptık. Meclis İdare Amiri olarak ve bir hukukçu olarak, yaptığımız işlerin ne kadarının doğru olduğunu, neler yaptığımızı yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum. Bu sebeple bu grup önerisini verdik.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, gizlilikten anlaşılması gereken şeyi farklı anlamayı benim ne hukukçu mantığım ne de orta zekâlı bir insan olarak duruşum kabul etmiyor. Zaten dünyada da bunun herhangi bir örneği yok.

Anayasa Terimleri Sözlüğü’nde gizlilik şöyle açıklanmış: “Hem oy kullanırken kimseye görülmeme hem de kullanılan oyu kimsenin görmemesi şeklinde gerçekleşir.” demiş çok net, çok açık ifadelerle.

Yine, bizim, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’umuzda da buna ilişkin, 3 maddede, 74, 75 ve 76’ncı maddelerde düzenlemeler yapılmış. Öncelikle, 2’nci maddesinde “Oy gizli kullanılır.” dedikten sonra 74’üncü maddesinde “Sandıkların konulacağı yerlerin belirlenmesinde seçmenin oyunu kolaylıkla, serbestçe ve gizli bir şekilde verebilmesi gözetilir.” diye açıklamış yani gizli bir şekilde verecek. Yine, 75’inci maddede “Sandık kurulları, oy serbestliğini ve gizliliğini sağlayacak şekilde, yeteri kadar oy verme yeri hazırlar.” demiş yani burada da gizlilikten bahsediyor. Yine, devamında, “Seçmen, oy pusulasını kapalı oy verme yerinde, zarfa koyup kapatmak zorundadır.” diyor. Bir kez daha tekrar ediyorum arkadaşlar: “Seçmen, oy verme yerinde, oy pusulasını zarfa koyup zarfı kapatmak zorundadır.” demiş 75’inci maddede. 76’ncı maddemiz “Kapalı oy verme yeri; içerisi dışardan gözetlenemeyecek ve oy pusulasını seçmenin inceleyip zarflayabileceği şekilde düzenlenir.“ demiş. Yani, bütün düzenlemelerde, kapalı kabine girilecek, verilen oy dışarıdan görülmeyecek ve oy pusulasını inceleyip zarfı kapatacak şekilde bir oy kabini düzenlemesi getirilmiş.

Şimdi, geçtiğimiz hafta burada 19 tane oylama yaptık dedim, ben de 19 oylama boyunca…

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak ve Cumhuriyet Halk Partililer olarak ayın 17’sinde yani bugün saat 17.00’de, ülkemizin geleceğini derinden etkileyecek bu Anayasa değişikliğine karşı hep beraber bir dakika ayağa kalkma eylemi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayağa kalkıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Ayağa kalkıyoruz ve kırmızı kart gösteriyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Millet size kırmızı kartı gösterdi zaten.

(CHP Grubu milletvekillerinin ayağa kalkarak kırmızı kart göstermesi)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bütün yapacağınız bu mu, başka numara yok mu?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Daha bu başlangıç.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cevap verme.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Cumhuriyet Halk Partisi eylem yapıyor, lütfen…

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ama sandıkta bu millet size bir kırmızı kart gösterecek ki…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurul bu şekilde toplu gösterilere alet edilemez. Bu, düzene aykırıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gösteri yapmak isteyenler Genel Kurul dışında yapsınlar.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.01

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Öneri lehinde ilk konuşmacı Çorum Milletvekili Tufan Köse’yi konuşmasını tamamlaması için kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

Altı dakika süreniz var.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hayır efendim, burada zaten altı buçuk dakika yazıyordu, siz on dakikaya tamamlayın onu.

BAŞKAN – Yok, altı dakika süre…

TUFAN KÖSE (Devamla) – Yedi dakikaya tamamlayın, altı buçuktan yedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan yüce gönüllüdür, onu sekiz dakika yapar, altı buçuğu.

BAŞKAN – Siz başlayın, bir bakalım.

Buyurun.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Yedi buçuk dakika vardı Başkanım, ben gördüm.

BAŞKAN – Bir başlasın bakalım Sayın Tufan Köse.

Buyurun.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli yurttaşlarım; cumhuriyet düzenimizi ortadan kaldırmaya dönük, cumhuriyetin kazanımlarını ortadan kaldırmaya dönük bu Anayasa değişiklik teklifini yarın yani 18 Ocak 2017 tarihinde saat 18.00’de bulunduğumuz yerlerde; kahvelerde, sokaklarda, evlerde, iş yerlerimizde bir dakika boyunca ayağa kalkarak protesto ediyoruz, bu konuda da bilgi vermek istiyorum.

Şimdi, konuşmama şöyle başlamıştım: Gizliliği anlatarak başlamıştım, devamında da 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da, seçmenin oyunu zarfın içerisine koyup atabileceği bir düzeneğin seçmen kurulları tarafından sağlanması gerektiğini söylemiştim yani oyu zarfın içerisine kabinlerde koyacak, bu kadar net ifadelerle tarif edilmiş.

Peki, biz geçtiğimiz hafta burada 19 tane oylama yaptık, neler yaşadık, kısaca bundan bahsetmek istiyorum.

Bir kere, iktidar partisinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerinin önemli bir bölümü, bana göre yüzde 80’i, yüzde 90’ı yani 316 milletvekilinin belki 270’i, 280’i oylarını kabine girmeden kullandılar, net. Örnek olsun diye veriyorum, mesela Sağlık Bakanı -bunu ben görmedim, görenler söylüyor- ikaz edene demiş ki: “Suç işliyorum, sana mı soracağım?” demiş. Benim gördüğümü söylüyorum, İçişleri Bakanına dedim ki ben ilk oylamada, şu tarafta: Ya bu oylama türü böyle doğru olmuyor. “Kardeşim, benim ömrüm bu işlerde, seçimlerde geçti, doğru yapılıyor bu iş.” dedi. Açık oy kullananlar için söylüyor. Şimdi, bir kısım bakanlar böyle yapıyor, mesela Enerji Bakanımız. Hadi İçişleri Bakanı kendinden şüpheleniyor ya da kendinden şüphelenildiğini düşünüyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, Enerji Bakanımıza ne oluyor, Sayın Berat Albayrak’a? O da açık kullanıyor, ona da birkaç kere espriyle karışık söyledim, o da açık kullanmaya devam ediyor. Ama, bir taraftan da AB Bakanı Sayın Ömer Çelik, gidiyor, nizamına uygun, kapalı kabine giriyor, zarfını orada kapatıyor, geliyor. Hangisi doğru bunun arkadaşlar? Sayın Ömer Çelik’in yaptığı mı doğru, İçişleri Bakanının yaptığı mı doğru? Örnek olsun, grup başkan vekillerinden birisi kabine giriyor, diğeri girmiyor, artık isim vermeyeyim. Anayasa profesörleri, 2 anayasa profesörü var benim bildiğim Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu içerisinde: Birisi nizamına, usulüne uygun gidiyor kabine, oyunu öyle kullanıyor; diğeri dışarıda hatta o da söylüyor: “Tufan Bey, bu usulüne uygundur kardeşim. Dünyada da böyledir bunun uygulaması. Zaten dünyada gizli oylama diye bir şey de yok.” diyor. Dünyada gizli oylama da yokmuş. Ben de tabii, o anayasa profesörü olunca… Hatta, şöyle de söyledi: “Ya bu konuyu ben mi biliyorum, sen mi iyi biliyorsun?” dedi. Ben hukukçuyum ama anayasa profesörü değilim. Hemen soruşturdum, sordum, dünyada gizli oylama var kardeşim, varmış yani beni ayaküstü kandırmaya çalışıyor, ayaküstü. İtalya Anayasası’nda cumhurbaşkanının seçimi gizli oylamayla yapılıyor. Fransa’da cumhurbaşkanının görevden alınması gizli oylamayla yapılıyor. Amma velakin, oralarda anayasa yargısına taşınmış tek bir dava yok. Bu ne demek oluyor biliyor musunuz arkadaşlar? Yani gizli oylamanın anlamını oradaki milletvekillerinin tamamı aynı şekilde anlamış, bizim gibi anlamamışlar yani.

HİKMET AYAR (Rize) – Orada CHP yok.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bakın CHP burada doğrusunu yapmaya çalışıyor, size de doğrusunu göstermeye çalışıyor arkadaşlar, biraz sonra anlatacağım, zaman kalmadı gerçi ama. Siz, herhâlde böyle yaparak Anayasa yargısından bu anayasa değişikliği paketinin iptal ettirilmesini istiyorsunuz. Ben böyle bir yorum yapıyorum yoksa başka türlü niye böyle oy kullanasınız.

Bu kavgalar niye çıkıyordu? Bakın, yurttaşlar yanlış anlıyor, “CHP’liler kavga çıkarıyor.” diye. Cumhuriyet Halk Partililer kavga çıkarmıyor arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partililer kavga çıkarmıyor ama gizliliği ihlal eden milletvekillerini görüntülemek isterken Adalet ve Kalkınma Partililerin saldırısına maruz kalıyor. Kavganın çıkma sebebi budur, başka bir sebebi yok. Ben buradan Başkanlık Divanına söylüyorum: Bu oy kullanma şeklini Meclis TV çeksin ve bütün gruplara o çekimleri göndersin ki ileride Anayasa yargısına taşındığında bu konular delillendirilebilsin.

Şimdi, değerli arkadaşlarım...

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Yayın yapılıyor zaten.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bunları söyledim. Yayın yapılmıyor, bu kabinlerin önünde tam bir yayın yok.

Şimdi, yüzyılımızın en önemli siyaset bilimcilerinden Robert Dahl var. Bu gizlilik niye önemli, onu şöyle kısaca açıklamış, diyor ki “Demokrasi Üzerine” adlı eserinde: “Gizliliğin geniş çaplı ihlal edildiği bir ülkede özgür ve adil seçimlerden bahsetmek imkânsızdır.” Aynı bizim burayı tarif ediyor. Yani niçin gizli oy? Genel kabul gören bir kural hâline geldi, onu da şöyle açıklıyor: “Demokrasinin diğer olmazsa olmaz kuralları gibi, yargı bağımsızlığı gibi, hukuk devleti gibi, düşünce özgürlüğü gibi, güçler ayrılığı gibi gizli oy ilkesi de demokrasinin, demokratik ülkelerin olmazsa olmazıdır.” diyor. Bu kadar önemli. Niye peki bu kadar önemli? Niye bu gizli oy çıkarılmış? Ta 1856 yılında, Avustralya’ya bağlı Tazmanya’da çıkmış ilk gizli oy. “Yaşanılan kötü deneyimler sonucu hukuk düzenlerinde yer almıştır bu.” diyor. Gerçekten de oy satın alma gibi, seçmeni tehdit etme gibi, seçmene vaatlerde bulunma gibi siyasi çürüme örnekleri gizli oylamayı demokrasilerin olmazsa olmaz kurallarından birisi hâline getirmiş.

Anayasa'mız da gizli oylamayı düzenlemiş. Bakın, Anayasa'mız 3 tür oylama söylüyor: İşari oylama, açık oylama, gizli oylama. Şimdi, gizli oylamayı düzenlediği yerlere bakarsak, mesela Meclis Başkanı seçimi...

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Değişmez Tufan Bey.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bir saniye... Zamanım kalmadı, sana sonra cevap vereyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devam et, devam et sen, devam et.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Meclis Başkanı seçimi gibi, Meclis soruşturması açılması gibi, Yüce Divana sevk gibi, dokunulmazlığın kaldırılması gibi önemli işlerde yani kamu yararının daha üstün tutulduğu, bireysel yarardan üstün tutulduğu işlerde gizli oylamayı öngörmüş Anayasa'mız, bakın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Gizli oy kullanmıyorsun Osman. Seni söylemedim ama söyleyeyim, sen de açık kullananlardan birisin, sen de açık kullanıyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli oy kullanıyorum ben. Niye? Nereden biliyorsun? Oyuma mı bakıyorsun? Gizli oy kullanıyorum.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, kamu yararının birey yararından önde tutulduğu işlerde milletvekilinin bu haktan vazgeçmesi kabul edilemez arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Allah Allah! Gizli oy kullanıyorum kardeşim.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi farklı yorumlar yapıyorlar, “Bu, bana tanınmış bir haktır.” diyorlar. Bu, size tanınmış bir hak değil; bu, size yükümlenmiş bir ödev, bir görev. (CHP sıralarından alkışlar)

Kamu yararının üstün olduğu yerlerde “Benim hakkım var, bunu kullanmam.” diyemezsiniz. Kamu yararını ihlal etmek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre daha verelim Sayın Köse size.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bakın, sizin için söylüyorum, açık oy kullanan milletvekilleri için söylüyorum: En azından görevi kötüye kullanma suçu işliyorsunuz, en azından, en azından bu.

Bir ikincisi: Bakın, görevi kötüye kullanma suçu işlediğiniz gibi… Anayasa yargısı Anayasa değişikliklerini şekil yönünden kontrol edebiliyor, denetleyebiliyor; şekil yönünden dediği de ivedilikle görüşülüp görüşülmediği, teklif ve oylama çoğunluğunun olup olmadığına ilişkin hükümler. Şimdi, bu durumda Anayasa oylamasında açık oy veren milletvekillerinin oyları o oy çoğunluğuna dâhil edilmeyeceği için, bakın, eğer delillendirebilirsek elimizdeki kayıtlarla veya Meclis TV’nin vereceği kayıtlarla, büyük ihtimal bu gizli oy kullanmayan, açık oy kullanmakta direnen milletvekillerinin yaptığı eylem dolayısıyla, yaptığı bu oy kullanma şekli dolayısıyla Anayasa yargısı bu Anayasa değişiklik teklifini iptal edecektir ve büyük ihtimal, Cumhurbaşkanı da herhâlde size yapacağını biliyordur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz gizli oy kullanıyoruz kardeşim. Nereden çıkartıyorsun sen bunları ya?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Osman, seni fotoğraflayacağım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli oy kullanıyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Osman Aşkın Bak, grup başkan vekiline söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bostancı.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, CHP Grubunun Genel Kurul çalışmaları sırasında toplu bir eylemde bulunmasına ve Anayasa oylamalarının usulüne ve İç Tüzük hükümlerine uygun bir şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Önce, biraz evvel, CHP Grubu Anayasa tartışmalarına ilişkin Meclis Genel Kurulu çalışırken bir toplu eylemde bulundu. Esasen, Meclisin çalışma sükûnunu bozan, sükûnetini bozan bu eylemin bu sükûneti sağlamakla mükellef CHP’li idare amiri kürsüdeyken yapılmasını ilginç bir ironi olarak görürüm. Bunun altını çizmek isterim.

İkincisi: Buradaki Anayasa oylamaları usulüne uygun bir şekilde, İç Tüzük 147, 148’e uygun tarzda gerçekleştirilmiştir. Hiç kimse, bir başka vekilin müfettişi, gardiyanı, onun üzerinde tahakküm kurarak “Şöyle oy kullanacaksın, böyle oy kullanacaksın, şöyle oy kullanmıyorsun.” deme konumunda değildir. Bu konularla ilgili görevli olan yetkili organ…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …Başkanlık Divanıdır ve Başkanlık Divanı, bütün milletvekillerini gizli oylamanın nasıl yapılacağı konusunda oylama başlarken uyarmıştır ve usulüne uygun bir şekilde gerçekleşmiştir. Öyle anlıyoruz ki CHP’li arkadaşlar bu Anayasa oylamalarına ilişkin delil biriktirerek Anayasa Mahkemesine gitmek istiyorlar. Hukuken bu tür bir başvuru elbette ki haklarıdır. Ellerinde deliller var ise bunları Anayasa Mahkemesi değerlendirecektir. Ama, Meclis kürsüsünde yahut da her bir maddenin arkasından açıklamalarda bulunarak gizli oylamanın usulüne uygun yapılmadığına ilişkin kendi kendilerinin şahitliğine düşen bu tür açıklamaları uygun bulmadığımızı beyan etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – İsmimi de zikrederek sataşmada bulundu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sataşma?

BAŞKAN – Sayın Köse, bir sataşma değildi, sadece şunu söyledi…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, ironi olarak nitelendirdi.

BAŞKAN – Bir müsaade eder misiniz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Meclis İdare Amiri olarak orada bulunmam ve bu eylemin yapılması ironi değildir.

BAŞKAN – Bir müsaade lütfen.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Tabii ki, buyurun.

BAŞKAN – Sizin idare amiri olmanızdan dolayı kürsüde böyle bir eylemi başlatmanızı eleştirdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendine sataşılan…

BAŞKAN – Bunda bir sataşma yok, bir ironi olduğunu söyledi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok, bildiğiniz sataşma.

BAŞKAN – İroni olduğunu söylemek de bir sataşma değildir benim kanımca.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, ben sataşma olarak algıladım.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim size.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İzniniz olursa iki dakika Sayın Başkanım, üç dakika konuştu. Bir dakikası zaten geçti.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim, eleştiri. Bize de sataştı efendim, biz söz istedik mi?

BAŞKAN – Ben yeniden başlatırım süreyi Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Bakın, efendim, eleştiri değil; Meclis İdare Amiriyim, ben Başkanlık Divanı üyesiyim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim, bize de sataştı.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Burada olmamın ironi olduğu gibi, bir de bunu benim yapmamın da, orada uyarılarda bulunmamın da doğru olmadığını söyledi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sükuneti bozduğunu da iddia etti efendim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ben Başkanlık Divanı üyesiyim.

BAŞKAN – Peki, iki dakika.

Gelin bakalım Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olmaz efendim, bize sataştı zaten.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hocama teşekkür ediyorum bu vesileyle.

Değerli arkadaşlar, ben de Türkiye Büyük Millet Meclisi İdare Amiri olarak bu Başkanlık Divanının bir üyesiyim, görevimi de layıkıyla yapmaya çalışıyorum.

Tabii, hiç kimseyi zorla kabine sokma hakkım yok, zaten öyle bir yola da tevessül etmedik ama doğrusunu söylemek de uyarmak da oturumu yöneten başkan vekilinin söylediği biçimde oy kullanmasını milletvekillerine telkin etmek de benim görevim, bunu da yapmaya çalıştım.

Şimdi, çok açıklıkla söyledim. Bakın, bizim oy kullandığımız gibi kullansanız ne zararı var bunun? Ne zararı var, samimiyetle soruyorum. Ne zararı vardır bunun?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle kullanıyoruz zaten, gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Eğer siz kendinize güveniyorsanız, eğer siz kendinizden şüphe etmiyorsanız ve sizden şüphe edilmiyorsa niye kabine girmekte bu kadar zorlanıyorsunuz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Ya, bunu açık açık yazmış, 298 sayılı Kanun’da açıklamış, ne demiş? “Oy pusulasını inceleyip zarflayabileceği bir ortam yaratılır, kabin yaratılır.” demiş.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Var, var.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu kabin var. Aslında kabinlerin yeri de doğru değil, kabinlerin önüne de bir tane paravan çekmek gerekiyor sizin bu yöntemi kullandığınız sürece.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bundan, ne ülkemizin geleceğine ne sizlere ne Cumhurbaşkanına ne bu Anayasa değişikliği teklifine vallahi hayır gelmez. Yapılan iş doğru değil, bunu siz de biliyorsunuz, bunu bilmemeniz mümkün değil. Bunu bilmemek için… Yani orta zekâlı her insan, yani milletvekilliği düzeyine gelmiş her insan nasıl oy kullanacağını bilir. Bunu siz de biliyorsunuz ama inatla, belki Cumhuriyet Halk Partisine inat olsun diye, belki hakikaten “Benden şüphelenilmesin.” diye… Çünkü öyle bir ortamdayız ki cadı avı var ülkemizde; en ufak bir iş yapan, “FET֒cü” suçlamasıyla cezaevinde. Belki içinizde “Ben aman FET֒cü diye suçlanmayayım.” diye de kabine girmeyenler vardır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle bir şey yok ya. Gizli oy kullanıyoruz ya.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Samimiyetle söylüyorum bunu ya. İnanın, buna inanıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Bakın, yani bunun başka bir açıklaması olamaz Sayın Hocam. Yani, gizli oylama. Siz de mesela iletişim profesörüsünüz, yani bunu başka türlü anladığınızı düşünmüyorum ama tabii, siyasi teamül gereği, parti grubunuzun belki böyle aldığı bir karar gereği bunu böyle yapıyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Alınan bir karar yok, gizli oy kullanıyoruz.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Benim tekrardan son sözüm şu: Gizli oylamanın anlamı bellidir; kabine girilecek, oy pusulası orada zarflanacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli oy kullanıyoruz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel’i, ilk gördüm Sayın Bostancı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Fark etmez efendim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçsin. Parti grubumuzun aldığı bir karar yoktur. Tufan Bey, tamamen subjektif, varsayımlara dayalı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Belki” dedi o da.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …kendi değerlendirmelerinde bulunuyor. Bunlar yok hükmündedir. Aslolan, maddi şartları itibarıyla usulüne uygun bir şekilde oyun kullanılmasıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, bravo!

BAŞKAN - Sayın Özel…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, demokratik kitle örgütlerinin yapmış olduğu sivil bir çağrıyla “rejimi değiştiren Anayasa değişikliğine karşı ayaktayız” eyleminde Cumhuriyet Halk Partisinin yalnız olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Naci Bostancı’nın eleştirdiği demokratik kitle örgütlerinin yapmış olduğu sivil bir çağrıyla “Rejimi değiştiren Anayasa değişikliğine karşı ayaktayız.” eylemi, Cumhuriyet Halk Partisinin yaptığı eylem ama Cumhuriyet Halk Partisi bu eylemde yalnız değil. Bursa Ulu Camisi önünden, Şanlıurfa’da Balıklıgöl kenarından, İzmir Gündoğdu Meydanı’ndan, Göztepe’de bir manav önünden, Kızılay Meydanı’ndan ve Siirt’teki bir kahvehaneden yapılan sosyal medya paylaşımları gösteriyor ki bu rejim değişikliğine karşı, Türkiye ayaktadır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Meclis çalışırken Genel Kurul içinde eylem yapılmasının İç Tüzük’ün ihlali anlamına geldiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Ben de birkaç söz söylemek isterim.

Elbette ki parti olarak bu tarz sivil eylemlere katılmak hakkınızdır. Burada sorun, bu eylemin Meclis çalışırken Meclis Genel Kurulunun içinde yapılmasıdır çünkü bu Genel Kurulu biz -bildiğiniz gibi- İç Tüzük hükümlerine göre idare ediyoruz. İç Tüzük’ün 65’inci maddesinde de çalışma düzenini bozmak Tüzük’ün ihlali anlamına geliyor. Bu durumda birbirimizi bırakmayalım lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Tufan Bey susma hakkını kullandı kürsüde.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Peki, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi uyarınca vermiş olduğu önerisinde Meclisin bugün yani salı, yarın çarşamba ve perşembe günü saat üçten dokuza kadar çalışmasını öneriyor yani günlük altı saat çalışalım, program böyle düzenlensin diye bir öneri vermiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Fazla bile önermiş.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Şimdi, biz 2016 Ekim ayında bu 26’ncı Dönem İkinci Yasama Yılının çalışma saatlerine yönelik bir genel karar almıştık ve şu anda hâlâ geçerli o karar; 30 Eylül 2017’ye kadar Meclisin salı günleri 15.00-21.00, çarşamba, perşembe de 14.00-21.00 saatleri arasında çalışmasını önermiştik. Esasen, CHP’nin de bu perşembeden sonraki süreçte bu bizim aldığımız genel kararla örtüşen bir talebi var. Yine, Aralık 2016’da Genel Kurulun aldığı bir kararda salı, çarşamba ve perşembe günleri saat 24.00’e kadar bir karar almışız. En son, 3 Ocak 2017’de, biliyorsunuz, 24 Ocağa kadarki çalışma gün ve saatlerini, biz o zaman grup önerisini getirdik ve Genel Kurul bunu kabul etti ve şu anda Genel Kurulun çalışmaları da bu karara dayalı olarak yapılıyor. Bildiğiniz üzere, geçen hafta Anayasa teklifinin birinci tur görüşmeleri yapıldı. İç Tüzük’te öngörülen kırk sekiz saat süre dolduktan sonra, inşallah yarın bunun görüşmelerine başlayacağız.

Şimdi, değerli arkadaşlar, geçen hafta yapılan Anayasa teklifi görüşmelerinde Genel Kurulumuz yedi gün mesai sarf etmiş, seksen dokuz saat dokuz dakika brüt çalışma süresi var. Bundan ara vermeleri çıkartırsak yetmiş saat otuz üç dakika çalışmışız. Cumartesi günü saat ikide başlayıp ertesi gün sabah altıyı dokuz geçeye kadar çalışmışız, toplam on altı saat beş dakika. Yine, ortalama baktığımız zaman, bu yedi gün içerisinde on iki saatlik bir mesai sarf etmişiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Angarya, angarya… “Mesai” denmez ona, angarya. Anayasa’ya aykırı, Anayasa da angaryayı yasaklar.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Vatan için çalışıyoruz, vatan için; millet için çalışıyoruz.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Angarya… Aslında, bir grup başkan vekilimizin bunu “angarya” olarak nitelendirmesini çok şık bulmadım.

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Özgür Bey, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru kararları var. Şimdi, millete hizmeti “angarya” olarak değerlendirmek, gerçekten, doğru bir yaklaşım değil. Netice itibarıyla, sizin muhalefet olarak İç Tüzük’ten kaynaklanan elbette ki haklarınızı sonuna kadar kullanmanıza saygılıyız ama bizim de iktidar grubu olarak elbette ki Meclisin gündemindeki işleri görüşmesini, yasalaşmasını sağlamak gibi bir yükümlülüğümüz, görevimiz var çünkü biz de sizler gibi aziz milletimiz adına burada vazife ifa ediyoruz. Dolayısıyla, bunu “angarya” olarak değerlendirmeyi aziz milletimize yapılmış bir haksızlık olarak değerlendiririm.

Değerli arkadaşlar, şimdi, sürelerin uzunluğu dile getiriliyor ve her gün, dikkat ederseniz, 2 öneri, kimi zaman 3 öneri, araştırma komisyonu kurulmasına dair öneriler geliyor buraya ve bunların her biri aşağı yukarı bir-bir buçuk saat zaman alıyor. Yani, elbette muhalefetin denetim hakkı var, saygı duyarım ama arkadaşlar, Meclisin bir de yasama görevi var Anayasa gereğince.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapıyoruz, merak etme.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Şimdi, Genel Kurul gündemindeki kanunlarla ilgili burada çalışmayacaksa ve bu süre araştırma önergeleri verilmek suretiyle geciktirilirse elbette ki çalışma süreleri de uzayacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğancığım, 180 maddeyi üç saate çıkarıyoruz ya.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Dolayısıyla, ben, hani, size bu konuda sert bir eleştiri yapmak da istemem ama gerçekten ölçülü olması lazım. Yani, herkesin haklarını kullanırken ölçülü olmasında fayda var. Biz, Genel Kurul olarak yasa da çıkaralım, muhalefetimiz denetimini de yapsın, soru da sorsun; başımız gözümüz üstüne, bunları yapacaksınız, siz de bunun için vekâlet aldınız ama burada çalışmaları engellemeye matuf, gerçekten, salt amacı sadece obstrüksiyon, engelleme niteliğinde olan birtakım usuli işleri de Genel Kurul gündemine getirmeyi doğru bulmam. Yani, her gün 3 tane, araştırma komisyonu kurulmasına dair öneriyi kabul etsek, bir ayda 30 komisyon kurmamız lazım, 15 üyeden 450 vekil görevlendirmemiz lazım, hiç kimse çalışamaz o zaman.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çalışsınlar işte, ne güzel. Burada yatıyorlar.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Dolayısıyla, bunların ne amaçla getirildiğini elbette siz de, biz de biliyoruz.

Bu gizli oylama meselesine gelince: Şimdi, Tufan Bey 298’i örnek gösterdi. Tabii, o ayrı bir kanun, kamu seçimlerinde Anayasa’nın 67’nci maddesindeki temel kriterlere göre usulünce bir seçim yapılması için düzenlenmiş bir kanun. Elbette ki oyların kullanılması gizli, sayımı ve dökümü açık yapılır. Şimdi, bizim Anayasa’mızda 1987’ye kadar değerli arkadaşlar, anayasa oylamaları da açık yapılıyormuş, 1961 Anayasası’nda da var, 155’te. O dönemden 1987’ye kadar, aslında, anayasa oylamalarında da kanun koyucu bunların genel kanun görüşmelerine göre açık oylamayla da yapılabileceğini kabul etmiş. 1987’den sonra Anayasa değişmiş ve gizli oylama yapılıyor. Gizli oylamanın da ne şekilde yapılacağı İç Tüzük’ün 147, 148, 149’uncu maddelerinde düzenlenmiş. Gizli oylamadan maksat, oy kullanan kimsenin iradesinin hiçbir etki ve baskı altında kalmadan onun gerçekten hür ve serbest biçimde oyunu kullanması ve ondan başka da bu kullandığı oyun rengini kimsenin bilmemesi; gizli oy budur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ee, doğru.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Aslında, o mekânlar vesaireler şeklîdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hepsi açık kullandı, hepimiz biliyoruz, böyle gösteriyordu.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bunlar yanlıştır Haydar Bey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yanlış değil mi?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Tabii ki yanlıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyle Ağabeyciğim, söyle, yanlış de.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ancak şunu söyleyeyim: Bakın, diyorum ki, seçmenin etki ve baskı altında kalmadan oyunu kullanması gerekir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yaparsan çeker ama.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Şimdi, biraz önce Naci Hocam da söyledi, burada bir milletvekilimiz oyunu kullanmaya girerken bir arkadaşımız onu 1 metreden cep telefonuyla takip edip onun üzerinde böyle, rahatsız edici bir baskı oluşturursa, biz de insanız, yani bizde de duygusal refleksler bu anlamda olabilir, bunlara da meydan vermeyelim.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Şiddeti meşrulaştırıyor musunuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Bırakalım milletvekillerimiz, bu yüce görevi üstlenmiş milletvekillerimiz gizli oyun da nasıl kullanılacağını herkesten daha iyi bilir.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sizin bilmediğiniz kesin.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Burada milletvekillerimizin şu ana kadar da İç Tüzük’e uygun biçimde -benim gördüğüm- özellikle o tartışmalardan sonra gizli oy ilkesine uygun biçimde bu oyunu kullanmaya gayret ettiğini gördüm.

Bunun dışında, biraz önce Tufan Bey söyledi, ona da gerçekten üzüldüm. Yani, arkadaşlar, bakın, sizler Başkanlık Divanı üyelerisiniz. Biz burada şu merdivenden yukarı çıkmıyoruz. Başkanımız oylamalarda sizi çağırıyor çünkü İç Tüzük’e göre oyların sayımını, dökümünü yapmak sizin göreviniz. Oyların sayımı, dökümü, tutanaklara bağlanması işi burada 4 siyasi partiye mensup milletvekillerimiz tarafından oluşturulmuş Başkanlık Divanı tarafından yapılıyor. Şimdi, bizim bunların ve… Bu sayım, döküm işlemleri sırasında tutanaklara yansımış bir itiraz yok yani oylar yanlış sayıldı vesaire diye. Şimdi, dolayısıyla, burada böyle genel geçer ifadeler söylemek o arkadaşlarımızın emeğine de biraz haksızlık olur diye düşünüyorum. Yarın inşallah başlayacağımız Anayasa değişikliği görüşmelerinin ben İç Tüzük’e uygun biçimde… Milletvekillerimizin bu hassasiyete bizim… Burada hiçbir milletvekili arkadaşımızın da oyunu ona göstermek, buna göstermek gibi bir kaygısının, endişesinin olduğu kanaatinde değilim, böyle bir derdimiz de yok ama rahat bırakalım arkadaşlarımızı. Gerçekten, herkes kabinlerde istediği gibi oyunu kullanıyor şu ana kadar, yarın da böyle olacaktır bugüne kadar olduğu gibi. Dolayısıyla, herkesin burada İç Tüzük’e ve Anayasa’ya uygun bir oylama düzeninin oluşturulması noktasında üzerine düşeni yapması gerektiğini ifade ediyor; bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Kubat, dikkatle dinlediğimiz konuşmasında bana hitaben, benim “Bu angarya.” demem üzerine “Aziz milletimize yapılan bir haksızlık.” olarak ifade etti.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sataşma. Kendisi sataştı oturduğu yerden.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu sataşmaya cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Sizin söylediğiniz “angarya” lafını mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim. Çünkü, o “angarya” lafını…

BAŞKAN – Bağlantı kuramadım ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, şimdi, Meclisin çalışma saatlerini kısaltma önerimizi eleştiriyor.

BAŞKAN – Siz “angarya” diye bağırdınız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - “Fazla çalışma” dedi, ben de “Fazla çalışma değil, angarya.” dedim, anayasal bir tanımdır. Kendisi de bana hitaben “Bunu angarya olarak tanımlamak aziz milletimize yapılan bir haksızlıktır.” dedi.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur)- Doğru, ne güzel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, bir ağır sataşma çünkü bunu dinleyen vatandaş, benim yasama faaliyetiyle ilgili böyle bir ifade kullandığımı düşünüyor. Konuyu açıklamak…

BAŞKAN – Sayın Kubat’ın böyle bir kastı olmadığına inanıyorum ama buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben de inanmak isterim.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Anayasa’nın 18’inci maddesi zorla çalıştırma yasağını düzenliyor ve diyor ki: “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.” Buna atfen söyledim. Sayın Kubat, bunu yasama faaliyetiyle ilgili… Ben, yasama sürelerinin kısa olmasını her zaman savunurum çünkü kaliteli yasama açık zihinlerle, dinlenmiş bedenlerle, yıpranmamış sinirlerle yapılabilir ama buradaki itirazımı biraz böyle bencilce almayın Sayın Kubat. Mecliste 550 milletvekili var ama 6 bin kişi çalışıyoruz. Burada görev yapan, dışarıdaki polis arkadaşımızdan kavas arkadaşlarımıza, stenograflardan Kanunlar ve Kararlara, danışmanlara, sekreterlere, şoförlere kadar ve bizi takip eden gazetecilere kadar -özel sektördeki gazeteleri bilmiyorum ama- bunlardan bir tanesine fazla mesai ödüyor muyuz? Peki, buranın birtakım başvuru haklarından muaf tutulduğunu ve kıdem tazminatlarının dahi birikmediğini biliyor muyuz?

Peki, millet şunu biliyor mu: Milletvekilleri için düzenleme yapıldı, dört yıla bir yıl yıpranma payı alıyoruz biz. Düzenleme gazetecilerle birlikte yapıldığı için basın çok fazla o zaman bunu gündem etmedi.

Peki, o zaman samimiysek, bizimle birlikte çalışan tüm arkadaşlara Mecliste görev yaptıkları sürece dört yıla bir yıl yıpranmayı neden vermiyoruz? (CHP sıralarından alkışlar) Stenograf da alsın, Meclisteki polis de alsın, kavas arkadaş da alsın, o zaman angaryadan çıkar. Çünkü “Kimse zorla çalıştırılamaz, angarya yasaktır.” derken, bu, Meclisin içindeki emekçileri kapsamaz diye bir şey yok.

Hiçbir şey Anayasa'nın üstünde değildir. Bunun üstüne siz kanunla düzenleme yapıp, Meclisteki danışmana iş güvencesi sağlamasın diye, esnekçe, istediğin zaman işe al, istediğin zaman işten çıkar diye kıdem tazminatı dahi biriktirmiyorsunuz. Sendika hakları yok, sendikalaşmaya çalışıyorlar, bir yandaş sendikanın baskısı üzerlerinde. O yüzden bu meseleleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özel.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Özgür Başkan, gereksiz grup önerileri getirmeyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu meseleleri böyle görüşmek lazım.

Bunun dışında, bir de, arkadaşlar, yani bir hegemonik dil var, artık iyice size de sirayet etti. Sayın Cumhurbaşkanı hangi konu olsa, “O konuyu sizden iyi biliriz.”, “O konuyu sizden iyi biliriz...” İyi!

Sayın Kubat, ya, burada adam beyaz oyu televizyonun önünde attı, “Gizli oylamayı sizden iyi biliriz…”

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – O kadar da niye deşifre ediyorsunuz? Kamera önünde bunu göstermeye çalışıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Vallahi, Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı bunu duysa sizinle gurur duyar. Çünkü göz göre göre her şeyi gözünün önünde olan bir meselede de onun gibi öz güvenle “Vallahi gizli oylamayı da sizden iyi biliriz.” dediniz ya, vallahi ben korktum.

Bir gün çıkacak sizden biri veya Sayın Tayyip Erdoğan diyecek ki: “2 kere 2, 5 eder.” Vallahi Ankara İl Başkanınız diyecek: “Reis kerrat cetvelindeki tarihî hatayı düzeltti.” Ondan sonra hepiniz tekrar edeceksiniz, köşede hesap yapan esnafın bile kafası karışır. Gerçek olmayan bir şeyi bu kadar inanarak savunmak ancak ve ancak sizin siyasi hareketinize mahsustur.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Oyumuzu gizli kullanıyoruz, oyumuzu.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bu konuyu uzatmayacağım, çünkü…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hayır, bulunduğum yerden zaten, söz istemiyorum.

Şimdi, ben sayım, döküm işlemini yapan Divan üyelerine –ben de içlerindeyim- çok teşekkür ediyorum. Benim konuşmamın hiçbir yerinde, sayım, dökümle ilgili bir tek kelime geçmemiştir, Sayın Kubat onu herhâlde yanlış anladı…

BAŞKAN – Size hitaben söylemedi zaten.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hayır efendim, direkt bana hitaben söyledi, kendisi de dedi… Ben söz istemiyorum.

Sayım, döküm işleminde en küçük bir hata ve hile olmamıştır…

BAŞKAN – Herkes o kanaatte zaten Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Çorum) - …yapılan iş, gizli yapılması gereken oylamanın açık yapılmasıdır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gizli yapıyoruz efendim, oyumuzu gizli kullanıyoruz efendim; bir sıkıntı yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum, biz burada zorla çalışmıyoruz; çalışma saatlerini düzenleyen grup önerisinin Genel Kurul tarafından kabulü üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bunu da not olarak bildirelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bir husus kayıtlara geçsin: Öncelikle, Sayın Özel’in bu subjektif değerlendirmelerine katılmıyoruz ama meseleyi uzatmak niyetinde değilim.

Mecliste çalışanlar, bütün parti gruplarını dolaştılar, bize de geldiler; “Bu fazla çalışma saatlerine ilişkin bir düzenleme mümkün olabilir mi?” diye. Bu değerlendiriliyor, sonuçta ortak bir karar verip ona göre yol alırız diye düşünüyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ediyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, iktidar partisi adına konuşan Sayın Kubat kalktı, burada yaşanmışlıklar üzerinden bir tablo çizdi; örneğin diyor ki: “Şimdiye kadar nasıl kullanmışlarsa öyle kullanırlar.” Şimdiye kadar doğru kullanılmadı. Sayın Kubat, bir de iktidar partisi, açık söylemek gerekirse, şimdiye kadar vermiş olduğu büyük bir güven üzerinden muhalefet partisini tatmin eden bir noktada değil. Bakın, ben birazdan size okuyacağım, işte, Başbakan Yardımcısı Sayın Canikli “Bu açık oy Anayasa’ya aykırı değil.” veya geçen hafta Sayın Sağlık Bakanı “Sana ne lan! Nasıl kullanacağımı ben bilirim…” diyor. Nasıl kullanılacağını siz veya ben bilmeyiz, İç Tüzük ve Anayasa bilir.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, biz de İç Tüzük ve Anayasa’ya göre gizli kullanıyoruz.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bakın İç Tüzük ve Anayasa’ya göre şunu söyleyelim: 12 Eylül 2010 günü yapılan referandumun Anayasa değişiklik paketi burada görüşülürken Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine o paketi götürüyor ve iptal başvurusunda bulunurken, bunu götürme nedenlerinden biri de oylamanın usulsüzlüğü.

Ben, direkt yorum katmaksızın Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını okuyorum. Diyor ki: “Anayasa’ya uygun geçerli bir kabul çoğunluğu, ancak Anayasa’ya uygun oylamayla oluşabilir.” Bu da Anayasa’nın 175’inci maddesinde, Anayasa değişikliğiyle ilgili oylamanın gizli yapılmasını öngörür. Devamla söylüyor: “Dava dilekçesinde ileri sürülen nitelikte olduğunu ispatlayacak açık ve yeterli delil bulunması durumunda iptal yoluna gider.”

Onun için, Başbakan Yardımcısının, Sağlık Bakanının, “Kim nasıl isterse öyle kullanır.” değil, ne ben kendi istediğim gibi kullanabilirim ne de burada, siz, kendiniz istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.

Şimdi, CHP’nin çalışma saatleriyle ilgili vermiş olduğu önergenin çok ayrıntısına girmeden, vermiş olduğunuz güvensizliği, ben, sadece son iki haftada cereyan eden iki olay üzerinden anlatacağım.

Birincisi, şu Genel Kurulda on bir gün önce yapılan bir oylamada, Sayın Akif Hamzaçebi burayı yönetirken, çok açık seçik bir şekilde, 6 üye burada olmadığı hâlde onların adına oy pusulası verildi.

Bakın, bunlardan bazılarının atmış olduğu “tweet”lerden de anlaşılıyor ki o saatte bırakın Mecliste, Ankara’da da değiller. Böyle bir güvensizlik üzerinden biz konuşuyoruz.

Şimdi, buradan hareketle şu utanç vericidir: Yasa yapıcı rolüyle, toplumda genel ahlak kurallarından toplum işleyişinin yasal sınırlarına kadar geniş bir alanda model olması gereken bu kurum böyle bir yüz kızartıcı suça tanıklık ediyor ve onunla ilgili bu 6 arkadaşımız bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmış değil. Muhalefet partileri o gün oy kullanmadı ki. Ne sisteme girdiler ne de buraya pusula gönderdiler. Şimdi, burada İç Tüzük işlemiyor, İç Tüzük’ün gereğiyle ilgili herhangi bir işlem de başlatılmıyor.

Şimdi soruyorum size: Halk bu Meclise nasıl güvenecek? Biz size nasıl güveneceğiz? “Biz usul ve esaslara uyuyoruz.” demenizi sadece bir beyan üzerinden asla kabul edemeyiz ve bu arkadaşlarımız açıklama yapmadıkları sürece bu oy sahteciliğine kendileri de ortak olacak ve açık söyleyelim, milletin takdirine biz bu konuyu sunmaktan ve buraya dikkat çekmekten geri durmayacağız.

Şimdi, oy hırsızlığı veya komiserliği yapanlar cezasız bırakılacak veya bu konuyla ilgili cezasız bırakılacak demeyeyim, bir hüküm kesmeyeyim ama hiçbir işlem yapılmayacak ama düşünce beyanında bulunan için canhıraş, bütün partiler İç Tüzük’ü işletme ve disiplin cezası uygulama konusunda müthiş hassas olacaklar ama küfürler, yaralanmalar, oy sahteciliği, pusulaların sahiplerinin burada olmayışıyla ilgili tam tıkırında işleyecek, biz de bunu böylelikle kabul edeceğiz.

Şimdi, bizim arkadaşımızın cümlesi bağlamından koparılmış, bütün partiler tarafından çarpıtılmıştır. Tekrar izlenmesini ve tutanaklara bakılmasını özellikle istirham ediyorum. Arkadaşımız herhangi bir topluluğu, herhangi bir milleti töhmet altında bırakacak en ufak bir cümle söylememiştir ve şu kürsüden ısrarla şunu söylüyor: “Ben böyle görüyorum, siz farklı görebilirsiniz. Bunu ortaklaştırmamızın yolu, yapılacak bir çalışmayla açığa çıkar.” Ama bindirilmiş kıtalar gibi bütün medya üzerinden servis edilen linç kampanyalarını da biz çok iyi anlıyoruz. Bu kampanyaları 2007’de Hrant Dink’in katledilmesinden önce oluşturulmuş toplumsal algı ve hazırlanmış basının altyapısından da iyi biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, şunu ifade edelim, tekrar söylüyorum: Siz düşünce ve söz özgürlüğünün, siyaset özgürlüğünün alanını daralttığınız sürece ülkede şiddet zeminini bu Parlamentonun eliyle hazırlamış olursunuz. Meşhur 1976 Handyside Kararı, dünyada birçok ulus ve hukuk kurumu için içtihat niteliğindedir. Velev ki düşünce, pratiğe geçmediği sürece şok edici etkide bile olabilir. Arkadaşımız “Bu benim düşüncem.” diyor. Size “Bunu dikte ettireceğim.” dedi mi? “Sizi suçluyorum.” dedi mi? “Ben yüz yıl önce yaşanmış olan olayı böyle görüyorum.” dedi. Siz de çıkarsınız “Doğru düşünmüyorsunuz. Mesnetsizdir, bilimsel değildir.” dersiniz. Ama herkes bindirilmiş kıtalar biçiminde harekete geçerek çok iyi disiplin cezalarını işletiyor.

Yine, değerli milletvekilleri, iktidar partisinin şu özelliğine alışmış olduk: İktidar partisi meşruiyetle hareket etmiyor, hukukla hareket etmiyor, uzlaşmayla hareket etmiyor; olduğu gibi çoğunlukçuluk yapıyor. Az önce Sayın Kubat söyledi, diyor ki: “İşte, araştırma önergeleri günde 3 tane, ayda 10 tane…” Ya, 1 tanesini kabul edin de biz her gün vermeyelim. Biz de sizin ne zaman kabul edeceğinizi bekliyoruz. Sanırsınız ki… Bırakın haftada 9 tane araştırma önergesini, haftada 1 taneyi, ayda 1 taneyi, beş yılda 1 taneyi, on beş yılda 1 taneyi kabul etmediniz ama sadece, metnini, gerekçesini sizin hazırlamış olduklarınızı kabul ediyorsunuz.

Bir diğer husus, değerli milletvekilleri, bakın, şunu söyleyelim: Evet, burada Anayasa konuşuluyor ama Anayasa gündemi olarak bu Anayasa’nın otuz beş yıldır değiştirilmesi gerektiğini toplumun farklı kesimleri kabul ediyor. Ama, bu Anayasa’nın, daha fazla demokratikleşmeden, daha fazla yerel demokrasinin geliştirilmesinden, daha fazla katılımcılıktan yana değiştirilmesi gerekirken gücün giderek daraltılarak, rafine edilerek ve şiddetlendirilerek tek kişiye zimmetlenmesi biçiminde değiştirilmesini tabii ki reddedeceğiz, tabii ki bunun karşısında durmaya çalışacağız.

Bir de şu Anayasa’nın 18 maddesi şöyle bir ruha sahiptir: Bakın, bir cumhurbaşkanı değiştiği andan itibaren rövanşist duygularla; kin, nefret duygularıyla kendinden öncekini haşat edecek bir şekilde yetkiyle gelecek çünkü bütün bürokrasiyi değiştirme yetkisi var. Yargıyı değiştirme, Emniyeti değiştirme, İstihbaratı değiştirme, HSYK’yı değiştirme, rektörleri değiştirme yetkisiyle gelecek ve kendinden önce gelmiş olanlara karşı rövanşist duygularla geleceği için toplumsal kamplaşmayı tetikleyen bir noktadan bakıldığını ifade edelim.

Bir diğer husus: İktidar partisinin bu Anayasa değişikliği ile arkadaşlarımızın rehin tutulur vaziyette tutuklanması sürecini biz senkronize görüyoruz, bir biriyle iltisaklıdır. Önce arkadaşlarımızı siyasi kararla ve aynı anda farklı illerde, farklı başsavcılıklardan operasyonlarla tutukladılar, daha sonra bu paketi bu Meclis Genel Kuruluna indirdiler. Çünkü, HDP’nin açığa çıkaracağı toplumsal muhalefet gücünü -2015’teki o kısmi demokratik ortamdan- nasıl bir tokat atarak iktidardan indireceğini biliyor; başta da Cumhurbaşkanı için söylüyorum.

Eğer Anayasa değişikliğinde millet egemenliği ve halk iradesine güveniyorsanız, buyurun, basında, yayında, medyada, fırsat eşitliğinde eşit koşulları sağlayın ve arkadaşlarımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, bir dakika daha veriyorum size.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – …eş genel başkanlarımız, milletvekillerimizle birlikte eşit koşullarda halka gidelim. Ama, öyle bir ortam oluşturuldu ki kendisine bu Anayasa’yı geçirtmeyecek olan bir siyasi partinin -artık, bırakın eşitsiz koşullarda yarıştırmayı- eş başkanlarını ve milletvekillerini tutuklayarak, yangından mal kaçırır gibi, özellikle eşitsiz koşullarda bu dikta rejimini getirebileceğini biliyor. Az biraz demokratik koşullarda bu iktidarın başına ne geleceğini çok iyi biliyor. Ya değilse, bizim arkadaşlarımızın tutuklanmasının bu Anayasa değişiklik paketinden ayrı alınabilir bir tarafı yoktur. Bizzat kararı iktidar vermiştir ve bu karar siyasi bir karardır, hukuki hiçbir tarafı yoktur ve bu yönüyle de kadük kalır.

Bakın, eşit olmayan koşullarda yürütülecek olan bu Anayasa görüşmelerinin bizim tarafımızdan meşruiyeti gölgelidir, şaibe altındadır diyorum, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can konuşacak.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bütün gruplar olarak millete gittik; millete hizmet etmeyi, milletin sorunlarını çözmeyi ve yasama faaliyetleriyle çözülecek bütün problemlere neşter vurmayı hep beraber vadettik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Toparlayalım Ramazan’cığım, toparlayalım.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Milletle yapılan da aslında bir akittir.

Diğer taraftan, arkadaşlar Meclisin çalışmasıyla ilgili, genelde iktidar partisi grup önerisiyle gelir. Eğer Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamazsa iktidar grubu grup önerisiyle bunu Genel Kurula taşır, Danışma Kurulunda oy birliğiyle karar alınamadığı zaman İç Tüzük 19 gereği Genel Kurula getirilir ve Genel Kurulda da sizlerin takdirine sunulur. Sizlerin takdiri, dolayısıyla burada hukuki bir mesnet altyapısı olduğundan dolayı angaryadan bahsedilemez.

Diğer taraftan, arkadaşlar -değerli milletimiz de duysun- grup önerisi getirmezsek bizim, normalde Meclisin çalışma saati ve takvimi: Salı günü 15.00-19.00, çarşamba 15.00-19.00, perşembe 15.00-19.00; toplam çalışma süresi hafta on iki saat.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kanun da getirmeyin, hiç çalışmasın.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Bunu günlük olarak ele aldığımızda, gündem dışı konuşmalar, sisteme giren 15 milletvekiline söz vermeler, grup başkan vekillerinin sözleri, sözlü sorular, Meclis araştırması önergelerinin okunması, varsa tezkerelerin okunması ve grup önerileriyle birlikte değerlendirdiğimizde -geçen dönem olmuştur, enteresandır- iktidar partisinin grup önerisi oylanmadan saat 19.00 olmuştur muhalefet partilerinin grup önerileriyle ve gündem belirlenememiş ve Meclis kapanmıştır. Bu, müteaddit kez de devam etmiştir. O nedenle, biz, tedbir olarak ileriye yönelik bir aylık, iki aylık takvimde saati ileri alarak en azından iktidar grubunun Danışma Kurulunda oy birliğiyle geçmeyen grup önerisinin burada oylanması için bu tedbiri almaktayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam Ramazan.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Netice itibarıyla, biz üç beş saat ya da belli bir zaman aralığını bu millet için feda etsek ne olur ki.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Burada çalışanlar…

RAMAZAN CAN (Devamla) - Millet altı ay önce canını feda etti, canını. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Taşeronda çalışıyorlar, taşeronda!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Eğer biz burada çalışma sistemindeki sıkıntılarımızı angarya olarak telakki edersek, kahvede oturmuş da vatandaş bizi izliyorsa, eğer böyle bir durum varsa, bu da kamuoyuna yansırsa arkadaşlar dikkat edelim, biz illerimize gidemeyiz, maazallah illerimize gidemeyiz. Bu noktada dikkatli olalım diye düşünüyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Nasıl izleyecek saat yediden sonra ya? Ne zaman izleyecek?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) - Başkanlık için değil de asgari ücretliler için çalışalım!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Diğer taraftan da hiç kimse kimseyi zorla milletvekili yapmıyor. Bizler kendi irademizle aday olduk, Genel Başkanımız takdir etti ve bizler de millete gittik, millet bize oy verdi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok ya, bunu güldürmek için mi söyledin Ramazan?

RAMAZAN CAN (Devamla) – O nedenle bunu angarya olarak görmek doğru değildir.

Yine, Anayasa Mahkemesi kararlarında da bir çalışma süresiyle ya da bir göreve getirilenin fazla çalışmasıyla ilgili hadisede -vekâlet akdine dayanan- asile verilen yetkiyle birlikte değerlendirmesinde de Anayasa Mahkemesi şu şekilde karar vermiştir: “İradeye bir baskı yoksa kendi isteğiyle o görevi kabul etmişin çalışması angarya olarak değerlendirilemez.” Gerek Danıştayın gerekse Anayasa Mahkemesinin bu noktada kararları vardır.

Diğer taraftan, oylamalarla ilgili: 2002 yılında 22’nci Dönemde de milletvekiliydim ve bizim -bu oylamalarla ilgili- Anayasa değişikliklerindeki rutin oylamalar aynı şekilde devam ediyor. Bu bir teamül olmuştur, milletvekili iradesini tam anlamıyla kullanmaktadır, bağımsız iradesine de herhangi bir sıkıntı gelmemektedir. Bu nedenle bunu da burada teyit ediyorum.

Diğer taraftan, 22’nci Dönemde -aklımda kaldığıyla söylüyorum- Genel Kurulun ara vermeksizin elli sekiz saat çalıştığına bizzat şahit olduğumu hatırlıyorum, elli sekiz saat aralıksız. Bunun da kayıtlara geçirilmesini istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - 24’üncü Dönemde elli dört saat çalıştık.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Demin ara verilirken burada bir eylem oldu. Siyasette kırmızı kartı ve yeşil kartı gösterme yetkisi millete aittir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Millet bir gruba yeşil, bir grubaysa kırmızı kart gösteriyor diyor, grup önerisini Genel Kurulun takdirine sunuyor, tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Millet bir gruba yeşil” diyerek kendi grubunu, “bir gruba kırmızı” diyerek grubumuzu işaret etmek suretiyle… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - İsim vermedik.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sözlü sataşmalarını not aldım, hatta ben Ramazan Bey’in Genel Kurulda -gerçi kendi grubuna da olsa- verdiği emeğe saygıdan ona kürsüden cevap vermem normalde, yerimden verecektim ama bu artık kürsüden cevap verilmesi gereken bir hâle dönüştü, kürsüden cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi bir kez daha saygıyla selamlarım.

Şimdi, Doğan Bey’in kullandığı bir ifadenin benzerini Ramazan Bey kullandı. Ola ki oradaki tartışmaları izlememiş olan bir vatandaş, bizim, angarya yapmayın dememizi yasamayla ilgili bir talep olarak algılayabilir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Aynen öyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Tekrar söylüyorum: Biz, durgun, dinlenmiş bedenler, gevşememiş sinirler ve dinlenik bir zihinle yasama yapılmasını sağlıklı buluruz ama bu işi inada bindirdiğinizde altmış saat de muhalefet ederiz, o ayrı. (CHP sıralarından alkışlar) Ama benim angarya yapmayalım dediğim, Meclisin emekçisidir, stenografıdır, kavasıdır, Kanunlar Kararlardır, hepinizin şoförleri, sekreterleri, danışmanlarıdır; bu insanların fazla mesai hakkı yok.

Ayrıca, çalışma, İş Kanunu’na göre belli bir saatten sonra fazla mesai ödesen de çalıştıramazsın.

Ayrıca, burada iş bitiyor, hepimiz biniyoruz arabalarımıza gidiyoruz. Bu insanlar, tutanakları yazmaya devam ediyorlar hem normal mesai yapıyorlar hem sizin keyfinize göre mesai yapıyorlar. Buraları temizleyenler, güvenliğini sağlayanlar, biz evde üçüncü fasıl uykudayken adam hâlâ burada temizlik yapıyor. O yüzden, bakın, yapmanız gereken şu...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bizim niyetimize göre değil, millet için, her şey millet için. Özgür Bey, her şey millet için.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Her şey millet için, sen dersin, ben derim; onun hakkını vereceksin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Her şey millet için.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen...

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Biraz önce, Sayın Doğan Kubat, vücut diliyle kafa sallayarak “Neden olmasın?” diyordu. Kurumsal bir cevap verin, bu arkadaşlar, milletvekilleri gibi, burada çalıştıkları sürece dört yıla bir yıl yıpranma alsınlar, bu arkadaşlar için fazla mesai hakkı yapalım. Danışmanlar için yasaklanan -insan haklarına aykırı- kıdem tazminatı uygulamasını getirelim, bu insanlar için hem iş güvencesi olsun hem birikimleri olsun. Burada kendisine dört yıla bir yıl yıpranma düzenlemesini yapacaksın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – ...ondan sonra, çalışanların sırtından millî iradeye saygı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ver hakkını insanın, daha fazla istihdam yarat ama bunu yapma kimseye. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Değerli Milletvekili Sayın Doğan Kubat, burada konuşmasını yaparken grup başkan vekili oradan laf attı, angarya derken milletvekillerini kastetti.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kastımın ne olduğunu ikidir açıklıyorum Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ramazan anlayamamış, bir 3’üncü kez açıklayalım istersen.

BAŞKAN – Tamam arkadaşlar.

Sayın Akkaya, sisteme girmişsiniz.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – 60’a göre pek kısa bir söz…

BAŞKAN – Nedir?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “İç Tüzük 60’a göre pek kısa bir söz.” diyor, ben duyuyorum.

BAŞKAN – Efendim?

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Çalışma saatleriyle ilgili.

BAŞKAN – Peki, bir dakika yerinizden söz veriyorum size.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in annesinin evinin önünde kurşun atılmasına ve Anayasa görüşmeleri sırasında günde ortalama on iki saat çalışma süresinin hem İş Kanunu ve Devlet Memurları Kanunu’na hem de Anayasa ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, sözlerime başlamadan önce, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Eren Erdem’in annesinin evinin önünde tabancayla kurşun atılmıştır. Burası muz cumhuriyeti değildir. Onun için buradan yetkilileri bir kez daha uyarıyorum ve bu yapılanı kim yaptıysa bir an önce açığa çıkartılmasını talep ediyorum. Eren Erdem’e yapılan ve ailesine yapılanlar kabul edilemez.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nerede çalışma saatleri?

YAKUP AKKAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, biraz önceki konuşmanızda, Meclisteki çalışma saatlerinin Danışma Kurulu tarafından alındığını söylediniz.

BAŞKAN – Öyle söylemedim.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) - Sayın Kubat da konuşurken Anayasa görüşmeleri sırasında ortalama on iki saat çalışıldığını söyledi. Bu süreler hem 4857 sayılı İş Kanunu’na hem 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na hem Anayasa 90’a hem de uluslararası sözleşmelere aykırı bir düzenlemedir. Bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkaya.

Bir düzeltme yapmak istiyorum.

Sayın Akkaya, ben, konuşmamda, sizin söylediğiniz gibi “Çalışma saatleri Danışma Kurulunun kararıyla oldu.” demedim, ben “Çalışma saatlerini düzenleyen bir grup önerisinin Genel Kurulda kabul edilmesiyle, ona uygun olarak bir çalışma düzeni yapıyoruz.” dedim. Bunu tekrar hatırlatmak isterim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama…

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Akar, Sayın Tanal, Sayın Yarkadaş, Sayın Hürriyet, Sayın Tarhan, Sayın Bakan, Sayın Çamak, Sayın Gürer, Sayın Sarıhan, Sayın Ekici, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Zeybek, Sayın Özdemir, Sayın Balbay, Sayın Durmaz, Sayın Sertel, Sayın Çam, Sayın Nurlu, Sayın Bektaşoğlu.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.13

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Genel Kurulun 17, 18 ve 19 Ocak Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri 15.00-21.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/98) esas numaralı 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yolaçtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/81)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/98) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                           İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nu dinleyeceğiz.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – (2/98) esas numaralı 12 Eylül faşist darbesinin yarattığı mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin kanun teklifim hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve sizleri saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylül darbesini ben canlı yaşadım. 17 yaşındaydım ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştım, dört gün sonra da kayıt yaptıracaktım, darbeyi tüm sıcaklığıyla yaşadım. Babam gözaltına alındı, gözaltında kaldı, ailemden gözaltında olanlar oldu, tutuklananlar oldu. O günden bugüne, bakın, değerli arkadaşlar, otuz altı yıl geçti. Şimdi, MHP yine bana laf atacak, yine MHP laf atacak burada verdiğim kanun teklifleriyle ilgili olarak. Sizlere sesleniyorum…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ya, sen Genel Kurula seslen, bize niye sesleniyorsun?

MUSTAFA SEZGİN TANRUKULU (Devamla) – Evet, bir yüzleşme yasasını daha, bir hakikat yasasını daha gündeme getirdim. Hakikat yasasını, yüzleşme yasasını, sizler de mağdur olmuştunuz. Evet, 12 Eylülle yüzleşmedik değerli arkadaşlar, yüzleşemedik. 12 Eylül mağdurlarıyla iyi olarak yüzleşemedik, dava açma cesaretini gösterenler yüzleştiler ama daha binlerce mağdur var. Bakın, bir darbe atlattık 15 Temmuzda, hep beraber burada. O darbeden sonra şimdi OHAL var, ona da ben OHAL darbesi diyorum ama gelin, eğer yüreğiniz yetiyorsa -Sayın Başkan, size de söylüyorum- 12 Eylül darbesiyle gerçekçi anlamda yüzleşelim. Bunu da okuyun, MHP milletvekillerine sesleniyorum ve sataşıyorum; bunu da okuyun, bunu da okuyun, tamam mı?.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Biz yürek testinden geçtik, sen kendi yürekliliğini göster.

MUSTAFA SEZGİN TANRUKULU (Devamla) – Eğer yüreğiniz varsa gerçekten -Selçuk Bey, size de söylüyorum ve sataşıyorum, 12 Eylül mağdurusunuz, yedi yıl hapis yattınız- gelin, gerçekçi anlamda 12 Eylülle yüzleşelim ve burada gerçekçi anlamda o mağdurlarla, mağduriyetlerle, henüz mağduriyeti giderilmemiş olanlarla ilgili olarak burada gerçek anlamda bir yasayla yüzleşme ve hakikat komisyonu kuralım ve buradan ileriye yürüyelim. Ama yok gerçekten, ne var? Sizin kendi gündeminiz var. Ne var? İşte şu yasa var, getirmişsiniz Anayasa değişikliği. Bakın, sıkıyönetim koşullarında yaşadım, OHAL koşullarında yaşadım, tümünü yaşadım. OHAL ile OHAL’in yarattığı mağduriyetleri en iyi bilenlerden bir tanesiyim. Yazdığım makale hakemli yayımlandı; o mağduriyetler dönemi… Şimdi, bunlar da yayınlanacak değerli arkadaşlar. Bu koşullarda, -ısrarla söylüyorum- Anayasa’nın, getirdiğiniz değişikliğin içeriği ne olursa olsun, Anayasa yapılamaz, yapılamaz. Böyle çok kutuplaşmanın olduğu bir yerde, bu kadar çok ayrışmanın olduğu bir yerde böyle bir Anayasa değişikliği ancak ve ancak Türkiye'nin ayrışmasına, bir arada yaşamamamıza hizmet eder ve bunu şimdi siz yapmaya çalışıyorsunuz. İlk önce, gelin, Türkiye'nin barışını sağlayalım, kutuplaşmayı önleyelim, iç barışımızı sağlayalım, dışarıda barış odaklı bir siyasete odaklanalım. Burada muhalefetle beraber Türkiye'nin çatışma, şiddet, terör, ayrışma meselelerini çözmeye odaklanalım ama bu Anayasa değişikliği buna hizmet etmeyecek, Diyarbakır’da, Türkiye'nin her yerinde yıllarca avukatlık yapmış bir insan olarak söylüyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, hiç bu kadar tehlikeli bir süreçten geçmedik, tehlikeli bir süreçten. Dünya değişti, Türkiye değişiyor, Orta Doğu değişiyor ve Türkiye bu Anayasa değişikliğiyle 12 Eylül anayasasından daha farklı olarak bir ayrışma sürecine girecek, ayrışma sürecine, bunun farkında değilsiniz. Bu Anayasa, bu değişiklik birliğe, beraberliğe, bütünlüğe hizmet etmiyor; bunun, lütfen, farkına varın. Bu kadar çok haykırıyoruz. Ya, yüzde 1 doğru söylediğimize bir itimat edin, yüzde 1. Buraya yüzlerce yasa teklifi getirdik, birisine itimat edin, birisine ama etmediniz. Bugün de, bakın, uyarıyoruz sizleri: Gerçekten bu dönemde, hele hele Türkiye'nin geçtiği bu sıkıntılı dönemde bir Anayasa değişikliği Türkiye'nin bütünlüğüne hizmet etmez. Bunu Sezgin Tanrıkulu olarak ben söylüyorum ve burada kayıt düşüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Bir milletvekili adına İstanbul Milletvekili Sayın Eren Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; burada hep beraber çalışıyoruz, beraber ülkenin daha iyi yerlere gelmesi için mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi verirken de ister istemez, bazen birbirimizle alakalı, hiçbirimizin de tasvip etmeyeceği hadiseler yaşayabiliyoruz ama bazen iş o kadar çığırından çıkıyor ki değerli arkadaşlar, onun telafisi olmayan sonuçları ortaya çıkabiliyor.

Şimdi, buradaki bütün arkadaşlarımızın ailesi var, bizlerin de aileleri var. Buradaki hiçbir arkadaşımızın bir tanesinin ailesinden birinin saçının teline zeval gelmesini 550 milletvekilinin hiçbiri istemez. Usul olarak, kurmuş olduğunuz medya düzeni, arkadaşlar, o kadar çirkin bir medya düzeni ki -burada kanunla ilgili konuşacaktım ama konuşmamı değiştirmem gerekti- burada, arkadaşlar, sürekli olarak birilerinin hedef olmasını sağlayacak işler yapılıyor. Mesela bir örnek vermek istiyorum. Sayın Muhammet Balta, geçtiğimiz gün, bu ısırma hadisesiyle alakalı “Kesinlikle Eren Erdem’le bir alakası yok.” dedi, çok teşekkür ederim. Değerli başkan vekilimiz de bunu teyit etti ama sizin destek olduğunuz gazeteler hâlâ böyle yazıyor. Efendim, dediniz ki: “Eren Erdem dedi ‘Türkiye ile İran savaşsa İran’dan yana olurum.’” Mahkeme kararı aldık, bilirkişi raporuyla bu lafın yalan olduğu, montaj olduğu ortaya çıktı, yani uydurma olduğu ortaya çıktı, hâlâ yazılıyor. Yatılıyor Eren Erdem, kalkılıyor Eren Erdem, yatılıyor Ahmet, yatılıyor Mehmet. Sonuçları ne oluyor değerli arkadaşlar?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen de bayağı keyif alıyorsun.

EREN ERDEM (Devamla) – Ben bir şey söylemeyeceğim. Neden? Çünkü mahkeme yahut da polis bu işi araştıracak. O yüzden ben bir kesin hüküm konuşmayacağım. Kesin hüküm konuşmayacağım, yani bu, kesinlikle şahsıma yapılmıştır demeyeceğim. Bu, araştırmalarla ortaya çıkacak ama az önce kardeşim, validemin penceresinin önünde ateş açıldığını, an itibarıyla saygıdeğer emniyet müdürümüzün orada olduğunu, sayın valimizin konuyla ilgilendiğini… Doğan Bey de -AKP Grubundan- sağ olsun o da görüşmeler yaptı.

Değerli arkadaşlar, bakınız, toplumu geriyoruz, insanları geriyoruz. Yaptığımız şey sadece ve sadece düşmanlıklarını büyütüyor. Dilimiz, kullandığımız üslup, birbirimizi bazen öyle tahkir ediyoruz ki bunun sonucunu belki biz ödemeyeceğiz, belki ucu şahıslarımıza dokunmayacak ama çevremizdeki insanlara zarar verme noktasına geliyor.

Bugünkü hadise üzerine tekrarlıyorum: Şahsıma, valideme, validemin oturduğu eve yapılıp yapılmadığına emniyet karar verecek, emniyetin takdiri. Çünkü hadise, tam pencerenin önünde gerçekleşmiş ama belki başka biri hedeftir. Bu dönemde hepimiz oluşan hadiseleri çok fevkalade kendi üzerlerimize alabiliriz. Olayın orada yaşanmış olmasının yarattığı rahatsızlık ve endişeyi ve aynı zamanda yakınlarımıza dönük olmasının yarattığı rahatsızlığı paylaşıyoruz.

Ama, değerli arkadaşlar, bu öyle ya da böyle içinde bulunduğumuz durumun -bütün milletvekilleri açısından söylüyorum- Türkiye’ye bir yararı yok. Şurada ülkenin çok vahim bir değişiminden bahsediyoruz; efendim, bir rejim değişikliğinden bahsediyoruz. Ortaya çıkan yeni tablonun, önerdiğiniz Anayasa’nın bu ülkeye nasıl olumsuz bir zemin oluşturacağını tartışırken dahi birbirimize tahammül edemiyoruz.

Daha fazla tahammüle ihtiyacımız değerli arkadaşlar. Emin olun bizi izleyen insanlar buradaki tahammülsüzlüğü, buradaki tutanakları okuduğu zaman ortaya çıkan tablo tahmin edebileceğinizden daha agresif bir kutuplaşmanın oluşmasını sağlıyor. Bunu hep birlikte, elimizi vicdanımıza koyarak izlememiz lazım.

Kamuoyunun yanlış bilgilenmemesi adına tekrar söylüyorum: Hadisenin beni ve ailemi hedef alıp almadığına emniyet karar verecek. O konuda, ben, bunun nasıl vuku bulduğunu gözümle görmedim, kardeşim ve babam tarafından bilgilendirildim. En büyük temennim, beni hedef almasa bile hiçbir insanı hedef almamış olması. Bir çılgınlık, bir sapkınlığın orada vuku bulmasını temenni ediyorum. Göstergeler farklı ama zanni davranmak istemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EREN ERDEM (Devamla) – Bir saniye bir şey ekleyebilir miyim Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Peki, tamamlayın lütfen.

EREN ERDEM (Devamla) – Toplumun daha fazla gerilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Toplumun gerilmesinin hiçbirimize yarar sağlamayacağına inanıyorum. Tam tersine, suhulete ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Aksi takdirde, bu ülkede, arkadaşlar, tekrarlıyorum ki, bugün toplumun yaşadığı bu büyük kutuplaşmanın sorumluları olarak hepimizin tarihe geçeceğinden hiç şüphemiz olmasın. Tarihte böyle anılmamalıyız. Konuşabilmeliyiz, tartışabilmeliyiz, düşüncelerimizi özgürce ifade edebilmeliyiz ve birbirimizi eleştirmeliyiz, hakaret etmemeliyiz.

Bu bağlamda, sizlerin ve kamuoyunun vicdanına bu düşüncelerimi teslim ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’e yönelik davranışı kabul etmenin mümkün olmadığına ve konunun takipçisi olacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Ailenizin veya başka birinin başına gelmiş olan bu olayı kabul etmek mümkün değildir. Ancak, siz de biliyorsunuz, arkada gerek Sayın Kubat gerekse de diğer arkadaşlar ilgili yerlerle görüştüler ve konunun takipçisi olacağınızı siz de söylediniz, bizler de takip edeceğiz. Ben şahsen takip edeceğimi de bilginize sunmak isterim.

Sayın Özel…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Eren Erdem’e yönelik davranışlara ve bir milletvekilini hedef göstermenin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle bu olayı esefle kınıyoruz. Olay duyulduğunda Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Doğan Kubat doğrudan ilgilendi, siz de oradaydınız. Ona, sayın valiye, emniyet müdürüne teşekkür ediyoruz ilgilerinden dolayı.

Eren’in söyleyemeyeceğini ben söyleyeyim. O gün yaşanan olaylar sırasında, Eren’in, geçmişte yalan video olduğuyla ilgili mahkeme kayıtlarına rağmen, bir iktidar partisi milletvekili arkadaşımız basın toplantısı yapıp “İran ajanı Eren Erdem’in köpek gibi ısırdığını gördüm.” gibi bir lafı bizzat sarf etmesinden sonra 4 arkadaş da “retweet” edince o basın toplantısını, iş çığırından çıktı. Sonra bir belediye başkanı bunu afiş yapıp bastırmaya başladı. 10 gazete birden yazdı. Sizin şahitliğiniz dahi ne kadar önemlidir, kıymetlidir, müteşekkiriz. Sonra o 4 arkadaşı söyleyeyim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hatta bu sözü söyleyen arkadaş “Kişinin beyanı esastır, ben ona inanıyorum ve geri alıyorum iddiamı.” dedi ama iş işten geçti.

Bugün bir ara sokakta, alakasız bir yerde, anneciğinin camının önünde havaya ateş… İnşallah tesadüftür ama Allah göstermesin, Eren’in başına bir iş gelse, o zaman hepimiz birden “Aman, biz bunu niye yaptık, nasıl yaptık.” diye üzüleceğiz. “Her şeyi yapalım, rekabet edelim, birbirimize ne yaparsak yapalım ama bu işin içine iftirayı ve doğrudan hedef göstermeyi karıştırmayalım. Bu, ailelerimizi de… O dediğin lafı yapabileceksen gel bana yap, sen yap ve bana yap ama dışarıdaki ite köpeğe bir milletvekilini hedef göstermek doğru değil. Bu konuda duyarlı davranan herkese çok teşekkür ediyorum.

Buradan alınacak ders var. Biz de kendi payımıza buradan alınacak dersi, örneğin, ne kadar kızsak da gerçek olmayan bir meselede bizim grubumuza da düşen sorumluluklar varsa onu da üstümüze alıyoruz.

Çok teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, fikirlerimiz farklı olabilir, bunları çeşitli şekillerde ifade edebiliriz. Önemli olan, bunu yaparken ithamda bulunmamak, hakaret etmemiş olmaktır. Buna dikkat edeceğimizi umuyorum çünkü burada yapılan tartışmalar sadece burada kalmıyor, kamuoyuna da yansıyor ve istemediğimiz durumlarla karşılaşıyoruz. Burada canlarımız birbirine emanettir. Bu ilkeye hepimizin hassasiyetle değineceğine ve bunu savunacağına inanıyorum. Bunun ötesine gidilmemesi gerektiğini de düşünüyorum ve bir kez daha hatırlatıyorum.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çamlı.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Değerli hatip benim yaptığım bir basın toplantısından yola çıkarak bir eleştiride bulundu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hatip değil de ben yaptım yani.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Grup başkan vekilimiz… Onunla ilgili bir düzeltme yapmak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsim vermedim ama sizinle konuştum.

BAŞKAN – İsim vermedi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yo, yo…

BAŞKAN - Açıklama yapmak istiyorsanız yerinizden süre vereyim Sayın Çamlı.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bence çok yerinde olur açıklaması.

27.- İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Evet, teşekkür ediyorum Başkanım.

Şimdi, tabii, çok enteresan şeyler yaşıyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisinde; bütün 80 milyon da buna şahit oldu, belki de dünya şahit oldu, dünya meclisleri literatürüne girdi Cumhuriyet Halk Partisinin başlattığı bir olayla yaşanan olaylar. O akşam burada olan oldu. Bugün hâlâ bunun sürdürülmesini, arkadaşımızın “Yok, ısırıldı, ısırma mısırma…” Bunları bırakalım, geçti artık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adamın evinin önünde ateş ettiler bugün.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – O akşam burada bu mevzu, ısırılma mevzusu çıktı. Bunun üzerine bir “tweet” attım, evet, ama sonradan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Basın toplantısında mı?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Basın toplantısından da önce.

Sonradan “Ben ısırmadım.” diye arkadaşımız şey yapmış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahit…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ben de geriye aldım sözümü, dedim ki: Muhammet Balta kardeşimiz de savcılığa işi tevdi etmiş, savcılık araştıracak, bakacak, kimin ısırdığı belli olacak. Bunu niye hâlâ buraya taşıyoruz kardeşim, ben anlamıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, lütfen bu eylemi adlandırarak konuşmayalım çünkü yeteri kadar kamuoyunda konuşuldu, alay konusu oldu, Millet Meclisinin itibarı zedelenmeye çalışıldı. Lütfen bu eylem adına bir daha konuşmayalım. Gerekli açıklamalar yapıldı, ben de gerekli açıklamayı yaptım. Konu yargıya da intikal etti. Bu konuyu, lütfen, o fiilin adıyla bir daha kullanmamanızı özellikle rica ediyorum.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/98) esas numaralı 12 Eylül 1980 Darbe Sürecinin Yolaçtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/81 )(Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergeleriyle diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

6 Ocak 2017 tarihli 52’nci Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde yer alan 23’üncü madde üzerindeki son önerge işleminde kalınmıştı.

Önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde yer alan “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama...

BAŞKAN – Yalnız, bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Tanrıkulu, Sayın Erdem, Sayın Karabıyık, Sayın Yedekci, Sayın Akın, Sayın Akar, Sayın Hürriyet Kaplan, Sayın Gürer, Sayın Sertel, Sayın Sarıhan, Sayın Erkek, Sayın Gökdağ, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Balbay, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Durmaz, Sayın Çam, Sayın Turpcu, Sayın Havutça.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler….Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde geçen “28/3/2001” ibaresinin “28 Mart 2001” şeklinde, “15/11/2000” ibaresinin “15 Kasım 2000” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                  Mevlüt Karakaya

        İstanbul                                               Konya                                                Adana

Emin Haluk Ayhan                                Deniz Depboylu                                     Arzu Erdem

         Denizli                                               Aydın                                               İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk                             Mahmut Celadet Gaydalı

       Gaziantep                                               Ağrı                                                  Bitlis

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Bekaroğlu                                 Lale Karabıyık                                   Zekeriya Temizel

        İstanbul                                               Bursa                                                 İzmir

Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                    Utku Çakırözer

        İstanbul                                               Tokat                                               Eskişehir

      Musa Çam                                       Gülay Yedekci

          İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Yedekci konuşacak.

Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Gazi Meclisimiz demokratik parlamenter sistemi yıllar içerisinde geliştirmeye çalışmış yüce ve büyük bir millet meclisi. Peki, bu Millet Meclisine şimdi siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Demokratik sistemi yok etmeye çalışıyorsunuz, cumhuriyeti yıkmaya gayret ediyorsunuz.

Neden her şeyin bedelini halk ödüyor ama hiç sesi çıkmıyor halkın? Çünkü her ses çıkaranı içeri tıkıyorsunuz. İktidara geldiğinizde dediniz ki: “Emniyettesiniz, güvendesiniz, merak etmeyin.” İki cümle söyleyeni emniyete aldınız, siz herhâlde olayı baştan yanlış anladınız. Size göre bütün gazeteciler, sizin gibi düşünmeyenler terörist, hain; yazarlar, çizerler, gençler, ev hanımları hatta, kadınlar, erkekler hapishanede, hapishanelerde artık dönüşümlü yatılıyor. Türkiye açık bir cezaevi hâline dönüştürüldü. Düşünce özgürlüğü yok edilmiş durumda.

Peki, siz bu koşullarda ne yapıyorsunuz? OHAL sürecini getiriyorsunuz ve Anayasa’yı değiştirmek istiyorsunuz. Anayasa’yı değiştirerek ne yapmak istiyorsunuz? Egemenliği milletten alıp tek bir şahsa vermeye gayret ediyorsunuz. Önce değiştirme üzerine çalıştınız, şimdi dönüştürmeye gayret ediyorsunuz.

İnsanlarımız mutsuz. Şu sırça saraylarınızdan bir dışarı çıkın, sokağa gidin, görün; sokakta gülen insan yok. İnsanlar tek başına ve mutsuz, sabah uyandığında insanlarımız keyifle, huzurla güne başlayamıyor. Kimse birbirine para ödemiyor, küçük mafyatik tipler meydanda, çek senet mafyaları tekrar gündemde ve huzurla güne başlayamıyor.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Milletten niye kaçıyorsunuz?

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – İnsanları korkutarak hiçbir şey yapamazsınız Beyefendi, oradan konuşarak da beni hiç korkutamazsınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Hiç korkutamazsınız, hiçbirinizden korkmuyoruz, topunuz gelin, buradayız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Kimse kimseden korkmuyor sayın konuşmacı, lütfen.

Sayın milletvekilleri…

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Ülkemizde terör var, vatandaşlarımız tehlike altında; askerimiz, polisimiz can derdinde, esnafımız siftah derdinde, beyler başkanlık derdinde.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Sen ne derdindesin?

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Türkiye'nin bu kadar çok sorunu varken, dünya başka şeylerle ilgiliyken -duymamışsınızdır sırça köşklerinizden, haberiniz olsun- faks gibi yeni bir dönem meydana geldi. (AK PARTİ sıralarından “Sırça köşk bizde yok Hanımefendi, kendinize bakın!” sesi) Sırça köşkleriniz var, hepinizin köşklerini gazetelerde görüyoruz. Şimdi, bana laf atacağınıza bir şey söyleyeceksiniz gelir, burada konuşursunuz, ben sizden korkmuyorum.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Kimse laf atmasın arkadaşlar.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Üç boyutlu printer’lar var. Mesela açlıkla mücadele etmek istiyorsak buradan Somali’ye ya da Diyarbakır’daki aç insanlarımıza ya da İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde açlıkla mücadele eden vatandaşlarımıza printer’la yiyecek gönderebiliyorsunuz. Biliyorsunuz değil mi, teknoloji gelişiyor. Siz İsrail’in hibrit tohumlarını getirirken İsrail susuz ortamda tarım yapmaya çalışıyor. Bir ülkede ekonomi çökmüşse, ahlak çökmüşse, adalet çökmüşse, insanlar mutlu değilse, insanlar açlık, yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa o ülkede demokrasi kurgulanmalıdır, dikta değil.

Meclisi yıkmak, demokrasiyi tarihe gömmek, kurumların içini boşaltmak istiyorsunuz. Niye? Hiç düşündünüz mü bunları niye yapıyorsunuz? Bunları size kim yaptırıyor? Bu metni sizin elinize verenlerin ağababalarını İzmir’de denize döktük, İstanbul Boğazı’nda “Yankee go home.” dedik. Şimdi de “hayır” diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Yuh ya yuh! Hayret bir şey be!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Ülkemizi bölecek olan, ülkemizi yok edecek olan, cumhuriyetimizi yıkacak olan, milletimizi birbirine düşürecek olan bu Anayasa teklifine “hayır” diyoruz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Ayıp denen bir şey var ya!

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Bu Anayasa teklifinde demokrasi yok, adalet yok, millet yok, insanımız yok; sadece bir kişi var, bir kişi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Fatih Sultan Mehmet’in, Mustafa Kemal Atatürk’ün torunlarıyız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz de öyle.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Biz, hayat tarzımıza müdahale edildiğinde üç ağaca sarılıp Gezi eylemini yapanların ta kendisiyiz.

Dikta anayasasına boyun eğmeyin, erken seçimle size şantaj yapılmasına müsaade etmeyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayıp, ayıp! Özgür Bey, konuşmacılarınızı uyarın ya.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Yüreğinde birazcık vatan sevgisi olan, vicdanı olan, birazcık Allah korkusu olan bütün milletvekillerine sesleniyorum: Lütfen, bu Anayasa teklifine “hayır” deyin. Çoluğumuzu çocuğumuzu bir heves uğruna yok etmeyin, katletmeyin. Sayın Başbakan dedi ki: “İtaat edin, rahat edin.” Ben de diyorum ki: İtiraz edin, ülkemiz rahat etsin.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki…

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Başkanım bir dakika… “Ağababalarınızın hepsini İzmir’de denize döktük.” diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gülay Hanım, o şantajı Baykal ile Kılıçdaroğlu birbirine yapıyor.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bence size yapıyorlar.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Benim dedem Çanakkkale’de gazi olmuştu, kendisininki nerede gazi olmuştu, nerede şehit olmuştu onu söylesin. “Ağababalarınızı İzmir’de denize döktük.” diyor, Özgür Bey katılıyor musunuz buna?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak alayım.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Tutanakları getirin. Katılıyor musunuz buna?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Elinize bu metni verenlerin.” dedim.

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Lütfen sözünü düzeltsin, böyle bir şey olamaz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Bu sözünü geri alacak.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hayır, ben “Elinize bu metni verenlerin.” dedim. Çok açık sözüm.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne dedin?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Elinize bu metni verenlerin.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

BAŞKAN – Sayın Yedekci, bir müsaade eder misiniz.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Bu sözünü geri alacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yanlış bir cümle kullandı.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – “Ağababalarınızı İzmir’de denize döktük.” diyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir dakika...

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Elinize bu metni verenlerin ağababalarını...

BAŞKAN – Sayın Yedekci... Sayın milletvekilleri...

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Bu sözünü geri alacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yedekci size soruyorum: “Ağababalarınızı İzmir’de denize döktük.” derken ne kastettiniz?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Tutanaklara bakın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak istiyorum, tutanak.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Elinize bu metni verenlerin ağababaları.” dedim.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Kim verdi elimize?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hâlâ da aynı şeyi söylüyorum.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Elimize kim verdi, o zaman onu açıklayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak istiyorum, tutanak.

BAŞKAN – Tamam, tutanaklara bakacağım.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Kim verdi elimize?

BAŞKAN – Sayın Boynukara... Sayın milletvekilleri...

Tutanaklara bakacağım, lütfen...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Tutanaklara bakacağım. Konuyu kapatıyorum.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Haysiyetten yoksunluk bu. Çok ayıp ama Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, bir dakika bir dinle. Bak, tutanak gelecek. Dediğin gibiyse gereğini yaparım ama ben cümleyi o şekilde duymadım, kendisi de benim duyduğumu teyit ediyor.

MAHMUT POYRAZLI (Balıkesir) – Yapacaksın tabii gereğini.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ben çok açık söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanak gelecek ya, beş dakika...

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Benim metni elime veren kimse onu da söyleyecek.

BAŞKAN – Sayın Özel... Sayın Boynukara... Sizi kürsüye davet ediyorum Genel Kurulu idare etmek için.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pardon.

BAŞKAN – “Tutanaklara bakacağım.” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haklısınız.

BAŞKAN – Müsaade edin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet Sayın Başkanım, tutanaklara bakacaksınız.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sen kimsin bana laf söyleyeceksin?

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerindeki diğer konuşmacı Mahmut Celadet Gaydalı olacak.

Buyurun Sayın Gaydalı, Bitlis Milletvekili. (HDP sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Zekâ yoksunu insanlar.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Tutanaklara bakın Sayın Elitaş.

BAŞKAN – Sayın Gaydalı’yı dinliyoruz.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı torba tasarının 24’üncü maddesi üzerine grubum ve partim adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu maddeyi incelediğimiz zaman, bu ülkede bazı sorunların nasıl yıllarca çözülemediği, sürüncemede bırakıldığı açıkça görülmektedir. 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici maddeyle, TOKİ’nin ihraç ettiği borçlanma senetlerinden kaynaklı tasfiye hâlinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketine ait olan borçların, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih esas alınarak belirlenen tutar üzerinden Hazine Müsteşarlığına nakledilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, bu madde kapsamında gerçekleştirilecek nakil, takas ve mahsup işlemlerinin, bakanın teklifi üzerine, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanının yetkili olduğu düzenlenmiştir. Hükûmet söz konusu değişikliğin gerekçesi olarak, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin bankanın TOKİ’den olan alacaklarından Hazine Müsteşarlığına olan borcu mahsup edilmek suretiyle mevcut borç ve alacakların tasfiyesini, böylelikle uzun yıllardır bankanın tasfiye sürecini sekteye uğratan söz konusu sorunun çözümünün hedeflendiğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, öncelikli olarak, düzenlemenin konusu olan TOKİ’nin borçlarının nakledilmesi ve bu borçların gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmemesi, bütçenin denetimini yapan Meclisin iradesine de ket vurmaktadır. Maliye Bakanına bu anlamda yetki verilmesi, zaten hiçbir gelir-gider kaleminin bilinmediği ve âdeta AKP Hükûmetinin kara kutusu olan TOKİ’nin hesaplarının denetime tabi olmaması kabul edilebilir bir durum değildir. Açıkça buradan Hükûmet sözcülerine sormak istiyorum: Bu madde kapsamında gerçekleştirilecek nakil, takas ve mahsup işlemleri neden bütçenin gelir ve gider kalemleriyle ilişkilendirilmiyor? Buradaki asıl amaç nedir? Bütçe denetiminden niçin kaçılmaktadır?

Bilindiği üzere, Toplu Konut İdaresi, kısaca TOKİ, AKP iktidarı döneminde kurulan bir Başkanlıktır. TOKİ’yle ilgili yolsuzluk iddiaları hiçbir zaman ülkenin gündeminden eksik olmamıştır. Çok ciddi iddialara rağmen, kurulduğu günden bugüne TOKİ hakkında tek bir ciddi soruşturma yürütülmemiştir, bu kurum koruma altına alınmıştır. İktidara yakın sermaye gruplarına TOKİ’ye devredilen araziler peşkeş çekildi. Daha geçtiğimiz ay TOKİ’ye bağlı Emlak GYO tarafından yapılan ihaleyle bir firmaya satılan Maltepe Küçükyalı Karayolları 1’inci Bölge Müdürlüğü arazisine ilişkin Nidapark Küçükyalı Projesi için ÇED gerekli değildir.” kararı verildi. Böylelikle 60 bin metrekare arsa alanına 10 kat yapılaşma izni verilerek 600 bin metrekarelik inşaat hakkı tanındı. Söz konusu Karayolları arazisi 2011 yılında özelleştirme kapsamına alındıktan sonra 2014 yılında TOKİ mülkiyetine devredilmişti. Bunun gibi, TOKİ’ye imtiyaz tanıyan sayısız gelişmelerden bahsedebiliriz lakin bu konuşma süremiz içinde bunların hepsine değinemeyiz.

Özetle, bu yasa tasarısıyla bir kez daha anlıyoruz ki TOKİ’nin bu dokunulmazlığı hâlâ devam etmektedir. Bu durum bizler açısından kabul edilebilir değildir. TOKİ’nin bütün iş ve işlemlerinin Meclisin ve Sayıştayın tam denetimine açık olması gerekir.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısında olumlu sayabileceğimiz tek düzenleme, Anayasa Mahkemesi kararı gereği zorunlu olarak otuz yıldan fazla çalışan emeklilerin yok sayılan çalışma sürelerine ilişkin yapılan düzenlemedir. Fakat bu düzenlemede bile ciddi kısıtlayıcı hükümler mevcuttur. Emeklilerin hak ettiği ikramiyeler bugünkü emekli keseneği üzerinden değil, emekli oldukları yıl üzerinden verilmektedir ve enflasyon farkı ile kanuni faiz yok sayılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Tasarının içerisinde esasen sermayenin ihtiyaçlarını gözeterek… (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gaydalı, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesinde geçen “28/3/2001” ibaresinin “28 Mart 2001” şeklinde, “15/11/2000” ibaresinin “15 Kasım 2000” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacak.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Çevik Kuvvet polisine yapılan hain saldırıyı lanetliyorum. Şehit polislerimize Allah’tan rahmet, yaralı olanlara acil şifalar, milletimize başsağlığı diliyorum.

Yine, Bişkek’te düşen kargo uçağında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Yılbaşı gecesini milletimize zehreden alçak teröristin sağ olarak yakalanması başarısını gösteren İstanbul Emniyetini bu vesileyle tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz madde, bütçenin gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirilmeksizin, tasfiye hâlindeki Emlak Bankasının TOKİ’den olan borcunun mahsup edilmesi suretiyle mevcut borç ve alacaklarının tasfiyesini öngörmektedir.

Bilindiği gibi, tasfiye hâlindeki Emlak Bankasına ait bankacılık faaliyeti dışında kalan taşınmazlar, arsa ve konut stoku, daha önce Bakanlar Kurulu kararıyla Toplu Konut İdaresine devredilmişti. Bu vesileyle, ben de maddeye ilişkin değerlendirmelerimi konut sektörü üzerine yapmak istiyorum.

Esasen konut, insan hakları kapsamında değerlendirilen bir haktır. Anayasa’mızda da herkesin sağlıklı bir çevrede, insanca yaşanabilir konutlarda barınabilmeleri için devletin gerekli tedbirleri alması öngörülmüştür. Oysa plansız kentleşme, gecekondulaşma ve afete maruz yerlerdeki yerleşimler nedeniyle, konut stoku, bugün büyük oranda bu niteliklere sahip bulunmamaktadır. Özellikle dar gelirlilerin konuta erişimi, bu alandaki en büyük problemdir. Konut maliyetleri içinde en yüksek paya sahip unsur olan arsanın ucuza temin edilememesi, konut fiyatlarının yüksekliğindeki en önemli etkendir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, her türlü yapılaşmanın coğrafi ve jeolojik etütleri tamamlanarak, başta deprem olmak üzere sel, heyelan ve diğer doğal afetlere karşı güvenli alanlarda kurulması suretiyle etkili bir planlama ve estetik kaygıların öne çıktığı bir kentleşmenin tesisini öngörmekteyiz.

Dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın konut edinebilmesi için uygun yöntemler ve finansman modelleri geliştirilmesini, muhtaç ve kimsesizler için devlet eliyle yapılan sosyal konutların bedelsiz olarak verilmesini benimsiyoruz.

Esasen TOKİ sosyal amaçlı konut üretmekle yükümlüdür. Bu amaçla TOKİ’ye hazine arazileri de bedelsiz olarak tahsis edilebilmektedir ancak TOKİ bu arazileri hasılattan pay alma yöntemiyle özel yüklenicilere ihale etmekte, bu yöntemle hem devlet hem de yükleniciler kâr amacı gütmektedir. Sistemin kâr üzerine kurulu olması ise ortaya çıkan yapılaşmanın niteliğini bu yönde doğrudan etkilemektedir oysa TOKİ’nin hedefi, kâr amacı gütmek değil, sosyal konutlar yaparak ihtiyaç sahiplerinin konuta erişimini kolaylaştırmak olmalıdır; zaten bu amaçla TOKİ birçok kanuni yükümlülüklerden de muaf tutulmaktadır. Muafiyetleri kullanarak konut sorununu çözmede etkili olması beklenirken, TOKİ, bugün otelden stadyuma rant amaçlı projeler yapar hâle gelmiş, inşaat piyasasında bir haksız rekabete de yol açtığı hâlde sağlanan tüm avantajlara rağmen maliyetleri düşürememiştir. Aynı teşviklerin özel sektöre verilmesi hâlinde maliyetler TOKİ fiyatlarının çok altına düşebilecektir. Kurum yüzlerce personel çalıştırdığı hâlde işlerin danışman firmalar aracılığıyla yapılması da maliyetlerin yükselmesine yol açan bir başka unsurdur.

Yine, denetimsizlik veya denetim bulgularının gereğinin yerine getirilmemesi sonucu yapılan işlerde büyük sorunlar çıkmakta, binlerce vatandaşla mahkemelik olunmaktadır.

Öte yandan, TOKİ finansman sıkıntısıyla da yüz yüzedir. Kurumun belirtilen imkânlara rağmen sıkıntılı olması bir yapılanma ve yönetim zafiyeti olduğunu göstermektedir. Birçok yerde siyasi saiklerle üretilen arz fazlası konut bulunmakta, nakit sıkıntısını aşmak için arsa, arazi ve konutlar gerçek değerinin altında elden çıkarılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu nedenlerle TOKİ, sadece asli görevi olan sosyal konut üretimine yönelmelidir; kimliksiz, estetik değerlerden uzak yapılaşma yerine, kültürel kimlik taşıyan, tarihe not düşecek yapılar inşa etmelidir. TOKİ’den ev alan vatandaşlarımızın ödeme güçlerinin üstüne çıkan taksitlendirme uygulamasından doğan mağduriyetleri giderilerek borcun ödeme miktarıyla doğru olarak azalması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL FARUK AKSU (Devamla) –… temin edilmelidir. Hâli hazırda devam eden bu çerçevedeki ödemeler yeniden yapılandırılmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Sayın Yedekci’nin konuşmasının tutanağı elimde. Okuyorum: “Meclisi yıkmak, demokrasiyi tarihe gömmek, kurumların içini boşaltmak istiyorsunuz. Niye? Hiç düşündünüz mü bunları niye yapıyorsunuz? Bunları size kim yaptırıyor? Bu metni sizin elinize verenlerin ağababalarını İzmir’de denize döktük.”

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – AK PARTİ ile MHP ağababa mı?

BAŞKAN – Sayın Yedekci, size söz veriyorum. Lütfen sözlerinizi tashih ediniz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1993 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız “Başkanlık sistemi emperyalizm dayatmasıdır.” demişti yani emperyalist güçlerin dayatmasıdır anlamında söyledi. Benim de burada kastettiğim güçler emperyalist güçlerdir. “Biz büyük bir milletiz ve Kurtuluş Savaşı’nı birlikte kazandık. Bu mücadeleyi de birlikte kazanacağız anlamında.” söyledik.

ALİ İHSAN YAVUZ (Sakarya) – Ne alakası var şimdi?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Oradaki “siz”den kastım hiçbir milletvekili arkadaşım değildir. Buradaki milletvekili arkadaşlarımızla birlikte biz bu aşamaları aşacağımıza inanıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiçbir siyasi parti de değildir.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hiçbir siyasi parti de değildir, evet.

Teşekkür ederiz, sağ olun.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Niye öyle söylemiyorsun o zaman ya?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Biz doğrudan emperyalist güçleri söyledik, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ya, bir özür dilesin ya. Ya, metni kim yazdı, eline verdi? Yapmayın…

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Kurtuluş Savaşı’nın bütün millet omuz omuza verildiğine ve milletin her zaman ülkesine, cumhuriyetine, demokrasisine sahip çıkacağına inandığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hepimiz çok iyi biliyoruz ki Kurtuluş Savaşı’nı bütün millet, hep birlikte omuz omuza verdik. Bunun en son örneğini de 15 Temmuz, 16 Temmuz gecesi gördük, yaşadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bundan sonra böyle kara günlerin olmayacağına inanıyorum ama bu milletin her zaman ülkesine, cumhuriyetine, demokrasisine sahip çıkacağına da inanıyorum. Bu konuda hiçbir tereddüdümüz yok.

Sayın Yedekci, sizin özelinizde bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Çanakkale’de bizlerin, hepimizin, bizleri izleyenlerin dedeleri yatıyor kardeşçe. Hiçbir etnik ayrım olmadan; Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla birlikte orada yatıyorlar. Mücadeleyi, Kurtuluş Savaşı’nı hep beraber yaptık. Bunun sizi, bizi, onu, şunu yok. Lütfen, bu konuda biraz daha hassas davranalım diyorum. Çalışmalarımıza devam ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısına 24’üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Elitaş                                       Özgür Özel                                      Ahmet Yıldırım

        Kayseri                                              Manisa                                                 Muş

     Erkan Akçay                                      Ramazan Can                                      Emre Köprülü

         Manisa                                             Kırıkkale                                            Tekirdağ

"MADDE 25- 3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanuna Geçici 1 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanun kapsamında yapılandırma başvurusunda bulunduğu halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmesi gereken tutarları süresinde ödemeyerek Kanun hükümlerini ihlal edenler, ihlale neden olan tutarları, ödemeleri gerektiği tarihten bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar (bu tarih dâhil) geçen süre için Kanunun 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasında belirlenen geç ödeme zammı ile birlikte 2017 yılı Mayıs ayı sonuna kadar ödemeleri şartıyla Kanun hükümlerinden yararlandırılır.

(2) Kanun kapsamında 2017 yılının Ocak ayından itibaren ödenmesi gereken taksitlerin ödeme süreleri, 11 inci maddenin onuncu ve onbirinci fıkralarına göre ödenecek taksitler hariç olmak üzere, taksit ödeme sürelerinin bitim tarihinden itibaren dörder ay uzatılmıştır.

(3) Kanunun 10 uncu maddesinin ondokuzuncu fıkrası kapsamında başvuruda bulunarak mücbir sebep hâlini sonlandıran ancak, mücbir sebep ilanı nedeniyle verilmeyen beyanname ve bildirimleri fıkrada öngörülen sürede vermeyen mükellefler tarafından söz konusu beyanname ve bildirimlerin 30/4/2017 tarihine kadar (bu tarih dâhil) verilmek ve tahakkuk eden vergilerin ilk taksiti birinci fıkrada, diğer taksitleri ise ikinci fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödenmek şartıyla anılan fıkra hükümlerinden yararlanılır.

(4) Kanun kapsamında peşin veya taksitli ödeme seçenekleri tercih edilerek yapılandırılan alacakların tamamının, birinci fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi hükmüne göre indirim yapılır ve katsayı uygulanmaz.

(5) Kanun kapsamında peşin ödeme seçeneğini tercih eden ancak yapılandırılan tutarları süresinde ödemeyerek Kanundan yararlanma hakkını kaybedenlerce, 30/4/2017 tarihine kadar (bu tarih dâhil) ilgili idareye yazılı olarak başvuruda bulunularak taksitli ödeme seçeneğinin tercih edilmesi ve ilgili katsayı uygulanmak suretiyle yapılandırılan tutarın, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ödenmesi gereken taksitlerin birinci fıkrada, diğer taksitlerin ise ikinci fıkrada belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şartıyla Kanun hükümlerinden yararlanılır.

(6) Kanunun 3 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası ile 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında vadesinde ödenmesi öngörülen alacakların anılan fıkra hükümlerine göre ödenmemesi nedeniyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Kanun hükümlerini ihlal etmiş olan borçluların ihlale neden olan tutarları, birinci fıkrada belirtilen sürede ödemeleri ya da bu süre içerisinde veya bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yaptıkları başvurulara dayanılarak 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre çok zor durumda olduklarının tespit edilmesi halinde bu borçlular da Kanun hükümlerinden yararlandırılır.

(7) Kanunun 4 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunduğu halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Kanun hükümlerini ihlal eden borçluların ihlale neden olan tutarları bu maddede belirtilen süre ve şekilde, ödeme süresi gelmemiş taksitleri ise Kanunda öngörülen şekilde tamamen ödemeleri halinde ilgili mevzuat uyarınca kesilmesi gereken vergi cezaları ve para cezalarının kesilmesinden ve tahakkuk edip etmediğine bakılmaksızın bu alacaklardan ve bunlara ilişkin fer’i alacakların tahsilinden vazgeçilir.

(8) Bu madde hükümlerinden yararlanan borçlulardan, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanun kapsamında yapılandırılan alacaklara karşılık cebren ya da rızaen tahsil edilen tutarlar, bu Kanuna göre ödenmesi gereken taksitlerin en eski vadeli olanından başlamak üzere ve tahsil edildikleri tarihler dikkate alınarak bu madde hükmüne göre mahsup edilir. Bu şekilde yapılan mahsup sonrasında bu Kanun hükümlerine göre ödenmesi gereken tutarlardan fazla ödendiği tespit edilen tutarlar ilgili mevzuat hükümlerine göre red ve iade edilir.

(9) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, peşin ödeme seçeneğini tercih eden ancak yapılandırılan tutarın tamamını Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi hükmüne göre indirim uygulanmaksızın ödeyenler, 31/12/2017 tarihine kadar (bu tarih dahil) yazılı olarak talep etmeleri durumunda, anılan bent hükmünden yararlanır ve fazla ödenen tutarlar ilgili mevzuat hükümlerine göre red ve iade edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu acaba Sayın Başkan?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, salt çoğunluğumuz vardır, önergeye katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Musa Çam, konuşacak.

Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; sıra sayısı 446 olan Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda ek bir madde ihdasıyla ilgili verilen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP döneminde her üç yılda bir “vergi barışı”, “varlık barışı” gibi isimlerle çeşitli vergi afları getirildi. Bunların ilki, 2003 yılında, 4811 sayılı Vergi Barış Kanunu; yine 2006 yılında, 5458 Sayılı Sosyal Güvenlik Prim Alacaklarının Yeniden yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun; 2008 yılında, 5736 sayılı Bazı Kamu Alacaklarının Uzlaşma Usulü ile Tahsili Hakkında Kanun; yine 2008 yılında, 5811 sayılı Bazı Varlıkların Millî Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun; 2009 yılında, 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelere Eklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun; 2011 yılında, 6111 sayılı Bazı Alacakların yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun; yine, 2013 yılında, 6486 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; 2014 yılında 6552 sayılı İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırmasına Dair Kanun ve en son 2016 yılında 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun’u temmuz-ağustos ayında çıkardık.

Şimdi ise, yine önümüzde bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin bir teklif var ve yetmiyor bunların hiçbirisi, bir de önergeyle yeni bir madde ihdası yapılıyor.

Tarihlere dikkat ederseniz ilk 2 kanun arasında beş yıl, daha sonraki 2 kanun arasında üçer yıl aralık olduğunu görüyoruz arkadaşlar. En son kanun 2014 yılında çıkarıldı, 2016 yılında yeni bir af kanunuyla karşı karşıyayız. Süre iki yıla inmiş durumda. Önceki kanunla tahsil edilecek olan alacaklar henüz tahsil edilmeden yeni bir kanun gündeme getiriliyor. Hemen hemen tüm bakanlar “Artık bu son.” diyerek bu kanunları bu Mecliste savundu ve “Bundan sonra vergi affı, vergi yapılandırılması gibi birtakım yeni kanuni düzenlemeler getirmeyeceğiz.” denilmesine rağmen, ne yazık ki her iki yılda, her üç yılda bir vergi afları ve yeniden yapılandırmalarla, sicil aflarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Yapılan aflarla hükûmetler kısa vadede para ihtiyaçlarını karşılarken uzun vadede ise Türkiye'de zaten çok da fazla olmayan vergi ahlakını yerle bir ettiler. Dürüst mükellefi cezalandırıp kazancını tam bildirmeyen, bildirdiği kazancının vergisini zamanında ödemeyen, açıkça vergi kaçıran, kayıt dışı çalışanlar da ödüllendiriliyor bu düzenlemelerle. Çünkü namuslu, düzgün, ahlaklı iş adamlarımız, sanayicilerimiz, reel sektörümüz zamanı geldiğinde vergisini kuruşuna kadar ödüyor; sosyal güvenlik primlerini ödüyor; işçisinin, çalışanının bütün alacaklarını sonuna kadar ödüyor. Ama kimi insanlar ise, kendisini iş adamı olarak adlandıran insanlar ise sosyal güvenlik prim borçları, vergi borçları dahil olmak üzere zamanında ödemiyor, “Nasıl olsa bir vergi affı çıkacak, nasıl olsa bir sosyal güvenlik affı çıkacak, ben o zaman bundan faydalanırım.” deyip devlete olan borçlarını zamanında ne yazık ki ödemiyor. Bu, tabii ki, vergisini zamanında ödeyenler için büyük bir olumsuz tablo. Plan ve Bütçede bunu konuşurken dedik ki: “Sayın Bakan, bunları getiriyorsunuz, bunları düzeltiyorsunuz, bu vergi aflarını yapıyorsunuz, sicil aflarını getiriyorsunuz, matrah artırımına gidiyorsunuz ama hiç olmazsa zamanında vergisini vermiş olan vatandaşlara, sanayiciye, iş adamına, reel sektöre de biz bir düzenleme getirelim; onları ödüllendirelim. Ne yapalım? Gelecek yıla ait olan vergileriyle ilgili mahsup edelim, bir prim indirimi yapalım, onlara bir destek verelim; hiç olmazsa, vergisini ödeyen iş adamı ile vergisini ödemeyen iş adamı arasında bir farklılık olsun, zamanında ödeyen reel sektör ‘Evet, ben zamanında ödediğim için buradan ben devlet tarafından ödüllendiriliyorum ve kıymetim biliniyor.’ desin.” Ama ne yazık ki bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün önerilerimize rağmen kabul ettiremedik.

Dolayısıyla, bu bir alışkanlık hâline geldi, vergisini ve sosyal güvenlik primini ödemeyen insanlar çok makbul adam hâline geldi ve bunda bir alışkanlık oldu ve bu nedenle bu 10’uncu yeniden yapılandırma… Arka arkaya gelen aflar yüzünden devlete olan yükümlülüklerini zamanında yerine getirmeyenler için uygulanan gecikme zammı, ceza gibi yaptırımların hiçbir anlamı ve caydırıcılığı da bu nedenle kalmadı. Çünkü artık herkes “Nasılsa bir iki seneye bir af çıkar.” diyerek devlete olan vergi, sigorta primi ve benzeri borçlarını ödemek yerine ucuz finansman kaynağı olarak kullanmayı tercih ediyorlar ve etmeye de devam ediyorlar. Arka arkaya çıkarılan aflar bu türden kötü niyetli mükelleflerin de ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor. Dünyanın her yerinde vergi mükellefleri başta ekonomik nedenler olmak üzere çeşitli nedenlerle kamuya karşı vergi ve benzeri yükümlülüklerini zaman zaman yerine getirmeyebilirler. Türkiye’de önemli bir kesimin vergi ve sigorta prim borçlarını içinde bulundukları olumsuz ekonomik koşullar yüzünden zamanında ödeyemediklerini de biliyoruz. Zira Türkiye ekonomisi yıllardır aşağı doğru gidiyor; serbest çalışan kime sorsak “Piyasa kötü.” diyor. Bugün piyasaya çıkalım, Türkiye’nin sanayi haritasının olduğu bütün illeri dolaşalım arkadaşlar, inanın ki siftah yapmadan dükkânının kepengini açıp kapatan iş yerleri var arkadaşlar, esnafımız var, sanayicimiz var, iş adamımız var; hele hele doların ve euronun bu kadar akıl almaz derecede yükselmesinden sonra gerçekten piyasaların ne kadar kötü olduğunu, bugüne kadar zamanında vergisini veren, sosyal güvenlik primini ödeyen ve çalışanın ücretini zamanında ödeyen insanların bugün çok büyük bir sıkıntı çektiğini görüyoruz arkadaşlar. İşte, yarın öbür gün Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta toplanacak. Dünyada genel anlamda ekonominin ne kadar kötüye gittiğini ve bizim ülkemizde de ekonominin ne kadar kötü yönetildiğini açık ve net bir şekilde görüyoruz. Çünkü neden? Son on dört yılda Türkiye ekonomisindeki büyüme oranlarına baktığımızda, her ne kadar AKP hükûmetleri son doksan yılda en büyük büyüme oranlarının AKP’nin on dört yıllık hükûmetleri döneminde gerçekleştiğini söylese bile, aslında, cumhuriyet dönemi dâhil olmak üzere yüzde 5 oranında bir büyüme oranını hep birlikte görebiliyoruz. Oysa, geçtiğimiz yıl, bu yıl ve ondan önceki yılda, Hükûmet, yüzde 5 oranında büyüme oranını söylemesine rağmen, yüzde 3, yüzde 3,5; yüzde 4, hatta geçtiğimiz yıl 2016 yılını yüzde 2,5-3 büyüme oranıyla ancak kapatabilmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de ekonomik olarak işlerin iyi gitmediği açık ve nettir.

Arkadaşlar, son işsizlik rakamları açıklandı. Resmî rakamlara göre 4,5 milyon işsiz var, ama gerçek anlamda işsiz 6-7 milyon, hatta artık iş bulma umudunu tamamen kaybetmiş olan insanlar nedeniyle kayıt altına alınmayanlarla birlikte 10 milyon civarında bir işsize sahibiz. Dolayısıyla, Türkiye'de işsizlik büyük bir sorun ve bunu çözecek olan da ekonomide iyi bir yönetim anlayışıdır.

Şimdi, Türkiye'nin gündemine sık sık vergi aflarının gelmesinin bir başka önemli nedeni ise vergi yükünün yüksekte olmasıdır. Sosyal güvenlik primleriyle birlikte düşündüğümüzde, Türkiye'de yüzde 30’u aşan bir vergi yüküyle karşı karşıyayız. Büyük bir kayıt dışı ekonomimiz olduğunu da dikkate alırsak, sistem içerisindekilerin, yani kayıtlı iş yapanların, kayıtlı çalışanların gerçek vergi yükünün bu oranın çok da üzerinde olduğu sonucuna ulaşılır. Dolayısıyla, vergi yükünü, özellikle çalışanların, yani ekmeğini emeğiyle kazananların, bir diğer deyimle, istihdam üzerindeki yüksek vergi yükünü aşağı çekmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, genel anlamda kayıt dışı ekonominin çok yüksek olduğu bir süreçten geçiyoruz, ülkemizde de kayıt dışı ekonomi oldukça yüksek. Peki, neden yüksek kayıt dışı? İnsanlar neden kayıt dışına çıkıyorlar? Vergi oranlarının çok yüksek olmasından kaynaklanıyor. Bizim vergi oranlarını tabana yaymamız gerekiyor ve herkesin kazandığı oranda bir vergiyi tahsil etmemiz gerekirken maalesef kayıt altında olanların, yakaladığımızın gırtlağına çöküyoruz. Vergiyi alıyoruz ama diğer taraftan kayıt dışı çalışan ve kayıt dışı üretim yapan iş yerlerinden, fabrikalardan ne yazık ki yeteri kadar vergi alamıyoruz. Bu, vergisini ödeyen ile ödemeyenin arasında büyük bir haksız rekabet meydana getiriyor. Dolayısıyla kayıt dışı üretimi, kayıt dışı istihdamı ve kayıt dışı çalışmayı da mutlaka kayıt altına almamız gerekiyor.

Bu nedenle, bu getirilen önerge aslında bizim de destek verdiğimiz, katkı verdiğimiz bir önergedir ama bunlar spontane olarak yapılmamalı. Biz bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda çok daha ciddi anlamda oturup konuşup tartışmalıydık ve orada bunu bir önergeyle geçirmeliydik ama ne yazık ki yukarıda yapamadığımız için şimdi burada bir önergeyle bunu gerçekleştiriyoruz. Bunun bizim sanayicimiz için, iş adamımız için, reel sektörümüz için faydalı olacağını da düşünüyoruz. Taksitlendirmelerin dört ay olarak geçirilmesini kabul ettik. Dolayısıyla, bu önergeye biz de destek veriyoruz.

Umut ediyoruz ki iş adamımız, sanayicimiz ve üretime katkı veren vatandaşlarımız için hayırlı ve uğurlu olur diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Yeni madde ihdasına dair önerge üzerinde açılan görüşmede sıradaki konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı olacak.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanuna eklenmesi önerilen maddeyle, 6736 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılan ancak 2017 Ocak ayına kadar ödenmesi gereken tutarların ödenmemesi sebebiyle ihlal olan alacaklar, gecikme zammıyla birlikte 2017 Mayıs ayı sonuna kadar ödenirse kanundan yararlanmaya devam edecek. Bu arada, gecikme zammı, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih olarak esas alınacak.

Yine, 6736 sayılı Kanun kapsamında, 2017 yılının Ocak ayından itibaren ödenmesi gereken taksitlerin tamamının ödeme süreleri dörder ay uzatılmaktadır. Böylece Maliyeye, Gümrüğe, belediyelere ve il özel idarelerine ocak ayında ödenmesi gereken taksitler mayıs ayında, SGK’ya şubat ayında ödenmesi gereken taksit haziran ayında ödenecek. İzleyen tüm taksitler de son günlerinden itibaren aynı şekilde dörder ay uzatılmaktadır.

Ayrıca, maddede, yine, bu yeniden yapılandırmayla ilgili peşin veya taksitli ödeme seçeneklerini tercih ederek ödemelerini yapamamış olanlara da yeni imkânlar sunulmaktadır.

Bu torba kanunla ilgili gerek geneli üzerinde yaptığım konuşmada gerek daha önce Komisyonda gerekse de Genel Kurulda bu konuyu sürekli gündeme taşımıştım. Mükelleflerden ve odalarımızdan yoğun talepler geldiğini ifade etmiştim. 6736 sayılı Kanun’la ilgili, başvuramayanların olduğunu ve başvurup taksitini yatıramayan önemli sayıda mükellef bulunduğunu ifade etmiştim. İlk taksit yatırılırken Konya’da vergi dairelerinin önünde çok yoğun bir kalabalık olmuştu. Sayın Bakanımız talimat vermiş, yine Maliye çalışanları gece yarılarına kadar çalışmıştı ama, maalesef, birçok insanımız bu taksitini yatıramamış, kalabalığı görünce çekip gitmiş -ki bu sayının da bayağı önemli bir sayıya ulaştığını bize ifade ettiler- ve bunu burada dile getirmiştim.

Ayrıca, bu ilk taksitini yatıramadığından dolayı yapılandırmanın bozulması söz konusuydu. Bu konuda bir düzenleme yapılmasının, bu mükelleflerin tekrar, yeniden yapılandırmadan yararlanmasının hem Maliyenin hem de vatandaşın yararına olduğunu ifade etmiştim. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yeniden yapılandırmayla ilgili mağdur olan, taksitlerini yatıramamış olan mükelleflere, esnafımıza, sanayicimize, çiftçimize yeni bir imkân sunulmasını ifade etmiştik, gerek Maliye Bakanımıza gerekse parti gruplarına çağrıda bulunmuştuk. Bu gelen teklif, gerçekten, bizim çağrıda bulunduğumuzun da ötesinde, bir de dört ay öteleme öngörüyor. Bu anlamda, Sayın Maliye Bakanımıza, bu önergeye destek veren tüm siyasi parti gruplarına teşekkür ediyorum.

Bir konuyu daha dile getireceğim burada. Kamu alacaklarının yapılandırılması konusunda AKP döneminde 6 kez düzenlemeye gidilmiştir. Özellikle 2008 yılından bu tarafa peş peşe çıkarılan kanunlar ve süreleri uzatan Bakanlar Kurulu kararlarıyla, şimdi de bu önergeyle bu uygulama süreklilik kazanmıştır. AKP, esasen, Türkiye’yi, ekonomiyi iyi yönetemediğini bu düzenlemelerle ikrar etmektedir. Vatandaşlarımızın, borcunu ödeyemez hâle gelmesinin sorumlusu elbette ki AKP’nin uyguladığı politikalardır.

Vergi ve diğer alacaklarla ilgili af düzenlemeleri, devletin gelir yapısını da bozmuştur. Sıkça çıkarılan af yasaları, vergi sistemine olan güveni sarsmış, af konusunda toplumda sürekli bir beklenti ortamının doğmasına neden olmuştur. Her af gündeme geldiğinde bu affın bir zorunluluk olduğu, temiz sayfa açmak için gerekli olduğu, son defa affa gidildiği, artık etkin denetim yapılacağı, hızla vergi reformunun gerçekleştirileceği söylemleri hep havada kalmıştır.

Bu türlü af düzenlemelerinin, borcunu zamanında ve düzenli ödeyen vatandaşlarımızı da küstürdüğünü ifade etmem gerekmektedir. Vergisini düzenli ödeyenler, primini düzenli ödeyenler, her af kararından sonra haklı olarak “Hata mı ettik?” diye düşünmektedir. Bu konuda da bizlere ulaşan yoğun tepkiler vardır. Açıkçası, madem bir düzenleme yapıyoruz, bu torba kanunla bizlerin, hepimizin ortak olarak destek verdiği bir düzenleme yapıyoruz, yine ben inanıyorum ki bu Parlamentoda tüm siyasi parti gruplarının, tüm milletvekillerinin destek vereceği, vergisini düzenli ödeyenlerle ilgili vergi indirimi yapılması konusunu da burada düzenleyelim. Yani bu konu, çok uzun uzadıya bir konu değil. Yapacağımız düzenleme, vergisini bugüne kadar düzenli ödemiş olanları hem psikolojik olarak rahatlatacak hem de vergi ödeme eğilimini olumlu olarak etkileyecektir. Sayın Maliye Bakanımız bu konuda da bir çalışma olduğunu ifade etmişti ama henüz gelmedi, vergisini düzenli ödeyenlere vergi yapılmasıyla ilgili. Hazır, bir torba görüşüyoruz yani Sayın Bakanım, bir maddeyle bunu da yapalım, o haksızlığı da bu şekilde giderelim.

Değerli milletvekilleri, son dönemde karmaşıklaşan ülke gündemi, ekonomik sorunları gölgelemiş ve geri plana düşürmüştür. Yaşanan gelişmeler, ekonomideki sorunları daha da yaygınlaştırmış ve geleceğe dönük beklentileri tahrif etmiştir. Piyasalarda durgunluk hâkimdir. Ciddi boyutta nakit sıkışıklığı ve tahsilat sıkıntısı vardır. Karşılıksız çek, protestolu senet ve sorunlu kredi tutarında yüksek artışlar görülmekte ve iflaslar baş göstermektedir. Dövizdeki artış her vatandaşımızı vurmaktadır.

Ben sizlere bazı istatistikleri vermek istiyorum. Sosyal Güvenlik Kurumunun son açıkladığı verilere göre, 2016 yılı Ekim ayı verilerine göre aktif sigortalı sayısında 331 bin kişi azalma görülüyor. Bunun ayrıntısına baktığımız zaman 4/A’lı dediğimiz yani işçi, SSK’lı dediğimiz kesimde toplamda 102.515 azalma var. Yine, 4/B’li dediğimiz esnaf BAĞ-KUR’lu sayısında -yani son bir yılda- 68 bin kişi azalma var. Yine, 4/B’li dediğimiz tarım BAĞ-KUR’lu, çiftçi BAĞ-KUR’lu sayısında 83.806 kişi azalma var. Bunlar çok önemli verilerdir, piyasaların, esnaf ve sanayicimizin, çiftçimizin ne durumda olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Kimisi işini kaybettiğinden, çalışmayı bıraktığından kayıttan çıkmakta, kimisi de primlerin yüksek olması nedeniyle kayıt dışına gitmektedir. Bu konuda bir an önce piyasaları rahatlatacak, ekonomiyi canlandıracak reform mahiyetinde düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Ekonomimizdeki sorunlar ağırdır, saklamaya gizlemeye de gerek yoktur çünkü ekonomideki sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir. Türkiye ekonomisi fırtınaya yakalanırsa bundan hepimiz zarar görürüz. Mutlaka tedbir almak lazımdır. Ekonomide ortaya çıkan reform ihtiyaçlarına artık acilen cevap verilmelidir. Türkiye ekonomisinin kırılgan bünyesini tedavi etmek, hep birlikte fedakârlık şemsiyesi altına girmek önümüzdeki tek seçenektir. Ortak ve millî bir akılla her müşkül aşılabilecektir.

Ben maddenin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, daha sonradan eklenen bir madde olduğu için bütün grupların rızası ve imzası gerekiyordu. Biz de özellikle kamu-özel bazı müteşebbislerin taksitlerinin ertelenmesiyle ilgili bu maddeye karşı çıkmadık, imza verdik, görüşülsün ve bu torba yasayla birlikte çıksın dedik. Ancak hani şunu da söylüyoruz: Şimdi kasım ayında ödenmemiş olan taksitlerin mayıs ayına ertelenmesini öngören bu maddede, kasım ayında ödeme gücü olmayan bir yurttaşın acaba mayıs ayında hangi iyileşme ihtimali olan koşullara göre ödeme yapacağı ayrı bir tartışma konusudur. Önümüzü göremiyoruz, her geçen gün maalesef parametreler, ekonomik parametreler daha kötüye doğru gidiyor; döviz artıyor, enflasyon beklentilerin üzerinde çıkıyor, işsizlik ise 1980 darbesinden sonraki en yüksek oranlarına ulaştı. Çünkü, ödeyemiyorsa kasımda… Umarız biz yanılırız, umarız ülkedeki ekonomik gidişat daha iyi bir noktaya gider de kasım ayında ödenmemiş taksitlerin mayıs ayında ödenmesini sağlayabiliriz. Ama halkın gündemi, gerçekten, işsizliktir, yolsuzluktur, açlıktır, ödenemeyen borçlardır, döviz artışıdır ve ağır bir ekonomik baskıdır; halkın gündemi bu. Peki, iktidarın gündemi ne? Geceli gündüzlü, hafta içi hafta sonu, yeni bir rejim tesis etmek için bu Mecliste sadece enerjinin buraya odaklanması sağlamak. Halkın gündemiyle tümüyle farklılaşmış bir gündem işleten iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Tabii, bu yeni başkanlık rejimini getirirken siyasi iktidarın en önemli argümanı nedir değerli arkadaşlar? En önemli argüman: “Koalisyon dönemlerine son vermek istiyoruz çünkü koalisyon dönemlerinde istikrarsızlık oluyor, koalisyon dönemlerinde ekonomik parametreler iyi seyretmiyor.” Biz de elimizdeki bazı verilerden hareketle, Sayın Bakan da burada… Bakın, bu, 1980’den beri işsizlik oranları Sayın Bakan, 1980’den beri ve 1983’te işbaşına gelen 46’ncı Hükûmetten itibaren en yüksek seyretmiş işsizlik oranları. Şimdi, buradan hareketle söylüyorum: Burada, 1980’den beri en düşük işsizlik oranı 6,7 ve 6,9’la 54’üncü ve 55’inci Hükûmet; ikisi de koalisyon hükûmeti. Bakın, 54’üncü Hükûmet Refahyol Hükûmeti, 55’inci Hükûmet ise ANAP-DSP ve Demokrat Türkiye Partisi Hükûmeti; ikisi de koalisyon. Sayın Bakan, buradaki, bu skaladaki en yüksek oranları söylüyorum, en yüksek işsizlik oranlarını: 61’inci Hükûmet 9,6 -sizin iktidarınız- 59’uncu Hükûmet 10,5 -yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tek partili iktidar- ve en yüksek 60’ıncı Hükûmet 11,7; en son 65’inci Hükûmet -2016- ve 11,8.

Bakın, ben hiç yorum katmaksızın rakamlarla devam ediyorum. AKP’nin 2002’de iktidar olduğu günden bugüne kadarki on dört yıllık işsizlik verileri ile ondan önceki on dört yılı ele alıyorum. On dört yıllık AKP iktidarları döneminde işsizlik oranı, on dört yılın ortalaması yüzde 10,1. Peki, AKP’den önceki on dört yılın ortalaması yani 1988 ile 2002 arasındaki işsizlik oranı ne? On dört yılın ortalaması 7,8.

Tabii, AKP’den önceki on dört yılın on bir yılı koalisyonlarla geçmiş ve AKP’den önceki on dört yılda toplam 11 hükûmet kurulmuş, bu 11 hükûmetin tam 9 tanesi koalisyon hükûmeti. Yani, koalisyonların bir istikrar getirmediği, koalisyonlarda ekonomik gidişatın kötü olduğu -enflasyon, devalüasyon, döviz- vatandaşın satın alma gücünün düşmesi tümüyle şu rakamlardan da anlaşılacağı üzere bir safsata. Biz, AKP iktidarları döneminde görmeye başlamış olduğumuz işsizliğin çift hanelere tırmanmasını en son ne zaman görmüşüz, onu da sizinle paylaşayım: İşsizlik çift haneli rakamları en son 1978’de, OPEC’in petrol krizi döneminde görmüş. Yani, 1978’den AKP’nin tek partili iktidar dönemine kadar bu ülke hiçbir zaman çift haneli işsizlik görmemiş. Hani, biz bu Anayasa’yı değiştiriyoruz, başkanlık getiriyoruz, koalisyonlar olmasın diyoruz, tek partili iktidar dönemlerinde vatandaş rahatlayacak, işsizlik sona erecek, yoksulluk bitecek diyoruz ya, rakamlar hiç de bunu söylemiyor. 1978’den 2017’ye ne kadar ediyor? Otuz dokuz yıl. Otuz dokuz yılın en kötü rakamlarını AKP’nin tek partili iktidar dönemlerinde özellikle işsizlik açısından yaşıyoruz.

Şimdi, tabii, burada durum böyle de, Sayın Maliye Bakanımız burada, soruyorum… Biz 2016’da, dört parametre söylüyorum, dördünde de hedefi tutturamamış bir iktidarla karşı karşıyayız. Büyüme hızını tutturamadık, altında kaldık; enflasyonu tutturamadık, üstünde çıktı; işsizliği tutturamadık. Döviz kurunda dolar neyle bitecekti? 2,99’la bitecekti. Nereye geldik? 4 liraya dayandı. Bakın, iktidar hiçbir şekilde yıllık planlamalarını yapamıyor. İktidar ne orta vadeli planlarını ne de yıllık ekonomik planlarını tutturamayan, bunu halktan yana değil, maalesef, sermayeden yana yaptıkları düzenlemelerle biraz daha katmerleştiren bir noktaya getirmiş oldu.

Mesela, büyüme hızını, AKP kendi iktidarı döneminde hep Avrupa Birliği ülkeleri ve gelişmiş ülkelerle kıyasladı. Oysa şunu gözden kaçırdık, basit bir aritmetiği vardır bu işin: Evet, biz kendimizin büyüme hızını niye Almanya, İngiltere, Fransa, ABD’yle kıyaslıyoruz? Oralardaki ortalama ömür süresi ne? Oradaki nüfusun yaşlara göre dağılımı ne? Biz bir genç nüfusuz ve giderek genç nüfus oranı her geçen yıl artan bir ülkeyiz. Almanya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, ABD’nin bizim gibi genç bir nüfusu yok ki yeni istihdam alanları yaratabilsin, yatırımlarla yeni bir büyüme hızı yakalayabilsin. Almanya’daki yüzde 2’lik büyüme hızı bizdeki yüzde 4 küsurluk büyüme hızının çok çok üzerindedir. Büyüme hızları gelişmekte olan ülkelerde görülebilen bir ekonomik parametredir. Gelişmiş ülkelerin büyüme hızları ile gelişmekte ve geri kalmış olan ülkelerin büyüme hızları zaten hiçbir zaman örtüşmez, paralel seyretmez. Kaldı ki buradan hareketle şunu da ifade edelim: Biz kendi büyüme hızlarımızı ve tahminlerimizi tutturamamış bir ülkeyiz.

Bir de döviz karşısında TL’nin değer kaybetmesiyle ilgili ne söyleniyor? Cumhurbaşkanı, ta en baştan, orta sahayı ele alarak “Ekonomik darbe lobisi devreye girmiştir ve küresel egemenlerin lobi saldırıları sonucunda döviz artışı Türkiye’de seyrediyor ve bütün dünyada artıyor.” diye söylüyor. Ama şunu söyleyelim: 2016’nın ikinci yarısında euro ve dolar karşısında en fazla değer kaybeden 3 ülkeden biriyiz. Yani, bütün dünya dolar ve euro karşısında değer kaybetmiyor, biz dolar karşısında en fazla değer kaybeden dünyadaki 3 ülkeden biriyiz. Buradan da baktığımızda, öyle, çok da anlatıldığı gibi, ne ekonomik darbe lobileriyle bu durumu gerekçelendirebiliriz ne de küresel ekonomik bir saldırı altında olduğumuzu söyleyip kendimizi bu işin içinden çıkarabiliriz. Eğer küresel ekonomik saldırıyla bir şeyi ilişkilendireceksek mevcut siyasi iktidarın bu ülkenin bütün yer altı, yer üstü doğal kaynaklarını ve en büyük yatırımlarını uluslararası sermayeye peşkeş çektiğiyle ilgili bir bağlantı kurabiliriz, onun dışında kurabileceğimiz bir bağlantı yok diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şahsı adına Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili görüşmeler yapıyoruz. Bu kanunun 24’üncü maddesine eklenen geçici 2’nci madde üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde aslında siyasi bir kriz yaşanmaktadır. Bu krizin getirdiği ekonomik kriz de gittikçe büyümekte, hatta derinleşmektedir ama ne yazık ki siyasi iktidar bunun farkında değildir. Esasen, bugün çiftçimizden işçimize, emeklimizden çalışanlarımıza, sanayicimizden ihracatçımıza kadar herkesin, her işletmenin, esnafımız da dâhil olmak üzere sıkıntı içinde olduğu ve piyasada işini zor döndürdüğü ve dolayısıyla, işini kurtarmaya, gününü kurtarmaya ve borcunu da mümkün olduğunca ödemeye çalışan bir durumda olduğu bir gerçektir.

Şimdi, çiftçilerimize bakıyoruz: Çiftçilerimizden tütün üreticileri var, üzüm üreticileri var, ay çekirdeği üreticileri var. Bakın, tütün üreticisi bugün tüccarın eline bırakıldığı için Denizli ilinde ve ilçelerinde tütün teslimi yapan üreticilerimiz daha önce tüccarla 16-17 liraya pazarlık yaptığı, sözleşmeye bağladığı tütününü 11-12 liraya tüccara teslim etmek zorunda kalıyor değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu çiftçinin durumunu düşünün: Bu çiftçi borcunu ödeyebilir mi? Bu çiftçi geleceğe yatırım yapabilir mi? Bu çiftçi gelecek sene üretimin içinde olup daha fazla üretmeyi düşünebilir mi? Kesinlikle düşünemez. Eğer çiftçisinden, üreticisinden, işçisinden, memurundan, emeklisinden piyasaya para girmiyorsa esnafın para kazanması, o esnafın da işini döndürmesi ve borcunu ödemesi, kirasını ödeyebilmesi de mümkün değildir; bunları görmek lazım.

Dolayısıyla, burada borcunu ödeyemeyen iş dünyasının bu ödeme durumunu dört ay ötelemek suretiyle buna çözüm getirmeye çalışıyorsanız kesinlikle bir yanlışın içindesiniz.

Sayın Maliye Bakanına sesleniyorum: Sayın Bakan, bu, dört aylık bir süreyle falan çözülecek bir mesele değil, en az bir buçuk iki yıl bu insanlara süre vermek zorundasınız yoksa bu insanların olağanüstü hâl döneminde, krizin bu kadar derin yaşandığı bir dönemde dört aylık süreyle falan bu işleri döndürmesi, gününü kurtarması, borcunu ödemesi kesinlikle mümkün değildir arkadaşlar. Onun için bu iktidarın olaya çok ciddi bakması ve iş dünyasına verilen bu imkânın daha uzun süreli bir şekilde verilmek suretiyle rahat bir nefes alacağı bir durumun yaratılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, piyasalarda para darlığı vardır. Para darlığı da piyasadan çekilen paradan kaynaklanmaktadır. Ayrıca, sanayide üretim düşmüştür, ihracat düşmüştür, cari açığımız fazlalaşmıştır, dış ticaret açığımız fazlalaşmıştır, Türk lirası giderek değer kaybetmektedir, dolar bir sene içinde yüzde 100’e yakın bir değer kazanmıştır, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı -bizler de dâhil olmak üzere- gerçek anlamda yüzde 50 fakirleşmiştir. Böyle bir Türkiye ortaya çıkmıştır. Bunu görelim arkadaşlar. Bunun acıları, bunun sıkıntıları önümüzdeki günlerde daha fazlasıyla çıkacaktır. O nedenle nasıl ki olağanüstü hâli üç ay yetmedi, üç ay yetmedi bir daha, bir daha üç ay uzatmak istiyorsanız, bu üreticilere, bu borçlulara dört ay sonra yeni bir dört ay daha, yeni bir dört ay daha vermek zorunda kalacaksınız. Bunu bugünden görmenizde fayda var diyorum. Sözlerimi bu şekilde bitiriyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Şahsı adına ikinci olarak Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 24’üncü maddesinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Getirdiğiniz borç erteleme ya da yeniden yapılandırmaya tabii ki yurttaşlarımız adına destek veriyoruz ama bunlar kaç kişi? Geçen de burada -çok iyi hatırlıyorum- dediniz ki: “Şu kadar kişi başvurdu, koştura koştura gittiler, gece saat on ikiye kadar açtık, şu kadar kişi yapılandırdı.” Şimdi, anlıyoruz ki daha başvuramayanlar varmış. Net bir bilgi verirseniz gerçekten memnun olacağız.

Bir de geçen sefer de unuttuğunuz, şimdi tekrar unuttuğunuz bir kitle var, çok borçlular: Çiftçiler. 17 milyon kişiler. Haberiniz var mı acaba bunlardan? Hani köyünden çıkamayan, cebinde çay parası olmayan, alın terinin karşılığını toprağa gömen çiftçilere iki hafta önce Tarım Bakanı bir müjde verdi, dedi ki: “Size bir iyi haberim var. Süt fiyatına 6 kuruş zam yaptık.” Ama çiftçi köyüne gittiği zaman bir kötü haberle karşılaştı, yem fiyatına 7,5 kuruş zam geldi. Yani hem verdiniz, öbür taraftan da başkaları aldı. Böyle olmaz. Üreten bir Türkiye’yi kurmak istiyorsak çiftçimizi desteklemek zorundayız. Verdiğiniz bütçe 12,8 milyar lira ama şu son yaşadığımız Anayasa görüşmelerinden dolayı, doların artmasından dolayı herkesin cebinden aldığınız para 168 milyar lira. Yani doğru dürüst bir ekonomi politikanız yok, doğru dürüst bir tarım politikanız yok. Ülkeyi artık yönetemiyorsunuz.

Bakın, çiftçiye verdiğiniz 12,8 milyar lira yıllık bütçenin tam 6 katı çiftçi borçlu, yani 70 milyarı aşan borcu var. Her çiftçinin cebinde, inanın, 3 tane, 4 tane kredi kartı var. Mazotunu bununla alıyor, gübresini bununla alıyor ama borcunu ödeyemiyor. Borcunu ödeyemediği için bankalara gidiyor, tarım kredi kooperatiflerine gidiyor, borcunu ertelemek istiyor, yeniden yapılandırmak istiyor ama yapmıyorlar. Bu sefer de çiftçimiz maalesef tarlasını satıyor, toprağını satıyor, köyden kente göç ediyor. Tam 26 milyon dönüm arazi Türkiye’de boş. Biz ne yapıyoruz peki? Dışarıdan ithalatla çözüm bulmaya çalışıyoruz. Son beş yılda 4 milyar dolarlık hayvan ithalatı yaptınız, kırmızı et ithalatı yaptınız, ne oldu, kıyma fiyatı düştü mü? Hayır, 18 liradan tam 40 liraya çıktı. Bu, yanlış bir politika. Tüm politikalarınız yanlış. “Yeniden yapılandırma.” diyorsunuz. Bu, 7’nci yeniden yapılandırma. Dört ay ertelemek demek, yeniden yapılandırma anlamına gelir. Yeni bir aftır bu. Ama niye dört ay? Buradan ben şunu anlıyorum: Herhâlde referandumu düşünüyorsunuz, bir kaşık bal vermek istiyorsunuz ama buna kimse inanmayacak çünkü halkımız her şeyi görüyor. Getirmekte olduğunuzun rejim değişikliği olduğunu görüyor, buna “hayır” verecekler.

Tekrar çiftçiye dönmek istiyorum. Çiftçimiz üretiyor, alın terinin karşılığını alamıyor. Tarıma dayalı sanayi hep yabancıların eline geçiyor. Daha geçen hafta bir büyük firma, bir tavukçuluk firması Brezilya ortaklı firmalara satıldı. Katarlılar da var tabii, her zaman sizin ortaklık yaptığınız Katarlılar da var.

Bunları biz söylüyorduk. Daha geçen sene, çok iyi hatırlıyorum, söyledik, dedik: Yapmayın. Birazcık yerli sermayeye önem verin. Destek verin. Çiftçiye destek verin. Çiftçinin alın terinin karşılığını verin. Süt fiyatı yükselsin, buna karşılık yem fiyatı düşsün. Mazot fiyatı… Diyorsunuz ki: “Yarısı bizden, yarısı çiftçiden.” Ama bakıyoruz ki 2017 bütçesinde böyle bir ödeme yok. Yani hem insanları kandırıyorsunuz hem de çiftçi bize soruyor “Ben bu desteği ne zaman alacağım?” Yani mazot fiyatı ne zaman düşecek? Size göre, sizin politikalarınıza göre hiçbir şey düşmeyecek ama ülkemiz yangın yerine dönüyor.

Çiftçinin derdi, işçinin derdi, emeklinin derdi, herkesin derdi aynı. Bu ülkede işsizlik var, bu ülkede terör var, bu ülkede yoksulluk var, bu ülkede üretemeyen, alın terinin karşılığını alamayan insanların derdi var, siz başka bir dertle uğraşıyorsunuz. Her şeyi tek adama bırakmayı düşünüyorsunuz. Bu yanlış. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan yeni madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının yapılan yeni madde ihdası üzerindeki görüşmelerine İç Tüzük’ün 72’nci maddesi kapsamında devam edilmesini arz ve teklif ederiz.

          Özgür Özel                              Lale Karabıyık                               Musa Çam

             Manisa                                       Bursa                                        İzmir

       Hüseyin Yıldız                           Melike Basmacı

             Aydın                                      Denizli

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz oylamadan önce.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, yalnız yoklama talebi var, onu yerine getirelim.

Sayın Özel, Sayın Ağbaba, Sayın Yıldız, Sayın Gürer, Sayın Pekşen, Sayın Topal, Sayın Yedekci, Sayın Hürriyet, Sayın Yarayıcı, Sayın Kayışoğlu, Sayın Arslan, Sayın Salıcı, Sayın Sarıhan, Sayın Karabıyık, Sayın Özdemir, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Durmaz, Sayın Altıok, Sayın Yiğit, Sayın Erkek.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Simdi soru-cevap bölümüne geçeceğiz.

Sayın milletvekilleri, yoklama yaptığımız için isimleriniz silindi, isimlerini okuduğum sayın milletvekillerinin tekrar sisteme girmelerini rica ediyorum: Sayın Yedekci, Sayın Hürriyet, Sayın Karabıyık, Sayın Arslan, Sayın Erdem, Sayın Pekşen, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Akar, Sayın Sarıhan, Sayın Topal.

Süremiz on dakika. Bu sürenin beş dakikası sayın milletvekillerinin soru sormaları için ayrılmıştır, diğer beş dakikası ise cevapları için Sayın Bakana aittir.

Sayın Yedekci, buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Emlak Bankasının gayrimenkulleri Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına verildi. Bunun karşılığında çalışanlardan Konut Edindirme Yardımı (KEY) kesildi. Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Fonu’nun yüzde 60’ı çalışanlara aitti. TOKİ vasıtasıyla bu gayrimenkulleri inşaat yapımında kullanıldı, müteahhitleri arsa karşılığı anlaştılar. Arsa değerini düşük, bina değerini yüksek gösterdiler. 800 trilyon lira zarar meydana geldi ve bu zarar tespit edildi, Yüksek Denetleme Kurulu raporuna da yansıdı. GYO bağlı olması gereken sermaye piyasası kurullarından askıya alındı. Bu nedenle, doğru değerlendirmeler yapılamadı. Bunun için çalışanlara ödedikleri KEY bedeli, değerinin çok altında, çok düşük bedelle ödendi. Şimdi “Parayı iade ettik.” deniyor. Parayı pul edip çalışanların hakkının çok altında bir değerle ödenmesi; 2,5 milyona yakın kişinin kul hakkıyla ilgili konuda ne düşünüyorsunuz, çok merak ediyoruz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Bakan, tartıştığımız Anayasa paketiyle partili cumhurbaşkanı başkomutan olduğunda Türk Silahlı Kuvvetleri AKP’nin ordusu mu olacaktır? Bu, ilk sorum.

İkinci sorum: 679 sayılı KHK’yla açığa alınan Büro Emekçileri Sendikası Kocaeli Başkanı Gülüzar Ateş kendisine gönderilen “Görevden alınmanızı rica ediyoruz.” yazısıyla ricayla görevden uzaklaştırılmıştır. Gülüzar Hanım sürekli olarak gerici eğitim sistemine karşı mücadele etmiştir. Görevden alınmasının nedeni bu mudur? Değilse Gülüzar Ateş’in görevden alınmasının sebebi nedir? Geçmişte FET֒ye methiyeler düzmüş, Pensilvanya’ya birçok kişiyi götürüp turlar düzenlemiş, şu anda içinizde bakan, milletvekillerine hiç dokunulmazken, Gülizar Ateş gibi kişilerin sebep bile gösterilmeden görevden alınması hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler.

Ulaştırma Bakanı 1.280 teknik personel alımı için söz vermişti yaklaşık sekiz ay önce. Bu söz maalesef hayata geçirilemedi. 2016 bitti, 2017 yılında az sayıda personel alınacağı düşünülüyor. KPSS adayları ise böyle bir alımın yapılıp yapılmayacağını merakla bekliyor.

Ayrıca, Türkiye'de işsizlik yüzde 11,5-12’ler seviyesinde ama çalışabilir engellilerdeki işsizlik oranı maalesef yüzde 60’lara ulaştı. Boş engelli kadroları doldurulacak mı? Yeni engelli kadroları açılacak mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum, aynı zamanda mali durumumuzun bozulması sebebiyle Maliye Bakanına da soruyorum.

18 maddelik Anayasa değişikliğinin ikinci tur görüşmelerini yarın yapacağız. Bu tasarının Meclisten veya referandumdan geçeceğini düşünmüyorum ancak geçtiği takdirde devletin üç önemli erkinin tek elde toplandığını biliyor musunuz? Özellikle, yargı tek adama bağlanarak ortaya çıkarılan yargılama tablosu karşısında yargının tarafsız ve bağımsız karar vereceğine inanıyor musunuz? Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun partili bir Cumhurbaşkanının inisiyatifinde olması hukuk güvenliğini yok etmeyecek mi? Aynı zamanda bu, piyasanın da güvenini bitirmeyecek mi, adaleti zedelemeyecek mi? Hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi feshetmesini içinize sindirebiliyor musunuz? Yapacağınız değişiklikle demokratik hukuk devleti yok edilmiyor mu? Milletin Meclisi özgür biçimde çalışmalarını yapabilecek mi? Mevcut OHAL uygulamaları sürekli hâle gelmiş olmayacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem… Yok.

Sayın Pekşen…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Bakan, Anayasa değişiklik teklifi içerisinde çok enteresan bir madde var. Milletvekilleri Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakan olarak atandıklarında Parlamentoyla ilişkileri kesiliyor. Doğal olarak, bir müddet sonra Sayın Cumhurbaşkanı ile milletvekili ve atanmış olan bakan arasında bir uyum sorunu yaşanması durumunda bakanın siyasi hayatı da sona eriyor, tekrar Parlamentoya dönmüyor. Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ve demokrasi düşünüldüğünde, bu tasarruf hukuk devleti ve demokrasiyle bağdaşır mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, Maliye Bakanımıza soruyorum: Az önce kürsüde söyledim, vergi affına başvuramayanların olduğunu söylediniz. O günleri hatırlıyorum, övünerek, sayı da vererek 6,5 milyon civarında kişinin borçlu olduğunu söylüyordunuz. Kaç kişinin ne kadar borcu vardı ki hâlen başvuramayanlar var? Ne kadar tahsilat oldu? Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı nedir? Ne kadar başvuru bekliyorsunuz? Bir daha, tekrar soruyorum: Dört ay ödemeyi yapmamanızın nedeni acaba Anayasa teklifine referandumda “evet” istemek için mi?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle Sayın Yedekci’ye şunu ifade ederek cevap vermiş olayım: Tabii, kendisinin ifade ettiği konularda şu anda bilgi sahibi değilim ama AK PARTİ hükûmetleri yıllardır yapılmayan KEY ödemelerini, Konut Edindirme Yardımlarını yine bu dönemde yaptı. Ayrıca, yine, vatandaşın Tasarruf Teşvik ödemeleri de yine bu dönemde yapıldı, onu da ifade edeyim.

Sayın Hürriyet, çok açık bir şekilde, sizin benden daha fazla da söylemeniz lazım, hepimiz aynı şeyi söylüyoruz, bu ordu milletin ordusudur, bu ordu devletin ordusudur. Dolayısıyla, hiç de üslup olarak uygun görmeyeceğimiz bir tavırla bir ifade kullandınız, tasvip etmem asla mümkün değil, onu söyleyeyim.

Gülizar Ateş meselesini bilmiyorum, onu araştırmak gerekiyor.

Sayın Karabıyık bu Ulaştırma Bakanlığına personel alımı konusunun detaylarını bilmiyorum ama Çalışma Bakanı, Maliye Bakanı olarak 2 bakan, bu sene açıktan atama kontenjanlarının dağılımı konusunda çalışma yapıyoruz. Kurumların taleplerini dikkate alarak bu konuda da nihai kararı Sayın Başbakanımızın oluruna, onayına sunacağız.

Engelliler konusunda da çok açık ifade edeyim, biliyorsunuz, engelli istihdamı ilk defa AK PARTİ hükûmetleri döneminde getirildi ve düzenli bir şekilde bir atama sistematiğine de kavuştu. Bu açıdan, engelli vatandaşlarımıza dönük olarak her alanda, bu dönemde, çok önemli ilerlemeler kaydedildi. Merak etmeyin, inşallah hep birlikte, burada, engelli istihdamını kamuda, yıldan yıla daha da artıracağız.

Sayın Arslan, Anayasa değişikliği kuvvetler ayrılığını pekiştiren, güçlendiren, demokratik hukuk devletini güçlendiren, hukuk devleti uygulamalarını gerçekten yaygınlaştıran bir özelliğe sahip. Adalet, bu dönemde inşallah daha güçlenecek; yasama, yürütme, yargı kendilerine Anayasa’yla verilen görev ve yetkileri çok daha demokrasinin özüne ve ruhuna uygun olarak kullanma imkânına da kavuşacaktır.

Sayın Pekşen, yeni anayasayla getirilen düzende Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların milletvekilliğinden ayrıldıktan sonraki dönemde tekrar bu göreve dönmemeleri konusu yeni getirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı sisteminin olmazsa olmaz bir unsuru. Çünkü, kuvvetler ayrılığı sisteminin olduğu bir Cumhurbaşkanlığı sisteminde tekrar geriye dönülmesi söz konusu değil. Bunun güçler ayrılığı prensibine de uygun olduğunu düşünüyorum.

Sayın Gaytancıoğlu, şunu ifade edeyim ki: Biliyorsunuz, bugün, Hükûmet olarak bir çalışma yapmak suretiyle buraya geldik ve özellikle yeniden yapılandırma kanunu uygulamasında vatandaşlarımızdan gelen talebi de dikkate almak suretiyle vatandaşlarımızdan…

Biliyorsunuz, kasım ayında vergide peşin veya birinci taksit ödemeleri vardı. Aralık ayında da sosyal güvenlik primlerinde ilk taksit veya peşin ödeme vardı. Bir kısım vatandaşımız, tabii, bu ödemelerini belki de ellerinde olmayan imkânlar nedeniyle yapamadılar. Burada, vatandaşlarımıza bir hak getiriyoruz. Bu kasım ve aralık ayında vergi ve SGK primini ödemeyen vatandaşlarımız, mayıs ayının ve haziran ayının sonuna kadar peşin veya ilk taksit ödeme imkânı bulurlarsa yeniden bu yeniden yapılandırma kanunu hükümlerinden yararlanacaklar.

Yine, yeniden yapılandırma kanunu çerçevesinde, gerek kasım ayında vergi gerek aralık ayında sosyal güvenlik primini ödeyen vatandaşlarımız bakımından da ocak, şubat, mart ve nisan aylarına tekabül eden vergi veya SGK prim ödemelerinin hepsini mayıs ve haziran aylarına erteliyoruz. Bu erteleme, ertelediğimiz aylardaki ödemelerin topluca mayıs veya haziran ayında yapılacağı anlamına gelmiyor, bütün taksit ödemelerini dört ay süreyle ertelemiş oluyoruz. Dolayısıyla, vatandaşlarımız, bu önümüzdeki dört ay, ocak ayı dâhil olmak üzere, ödemeleri gereken yeniden yapılandırma taksitlerini de mayıstan ve hazirandan itibaren ileriye dönük dörder ay süreyle bu ödeme imkânlarına kavuştular. Ayrıca, yine, ocak ayı ile mayıs ayı arası dönemde ertelediğimiz bu taksit ödemelerinden de herhangi bir şekilde bir faiz alınması söz konusu değil.

Yine, burada, tabii, getirdiğimiz imkânlardan bir tanesi de hatırlarsanız, kasım ayında veya aralık ayında vergi ve SGK’da peşin ödeme tercihinde bulunan vatandaşlarımıza peşin ödeme indirimi imkânı getirmiştik. Şimdi, burada bu taksitlerini ödemeyen vatandaşlarımız mayıs veya haziran ayı içerisinde vergi veya SGK primlerini peşin ödemeyi tercih ederlerse bu vatandaşlarımızın peşin ödeme indirimini de yine koruyoruz. Dolayısıyla, peşin ödeme indiriminden yararlanmak suretiyle bu borçlarını ödeyebilecekler. Yine, daha önce peşin ödeme tercihinde bulunan vatandaşlarımız isterlerse taksitli ödeme seçeneğine de geçecekler. Bence içinde bulunduğumuz süreçte vatandaşlarımıza önemli bir imkân getirmiş olduk.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Bitti mi Sayın Bakan?

Peki, teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel…

VI.-AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na 25’inci madde olarak yeni bir madde ihdasına dair önerge üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanı dikkatle dinledim, daha önce de benzer şeyler oldu. Maliye bakanları teknik bakanlardır ve aslında böyle, biraz polemikten uzak durmaları da beklenir bu Parlamentoda. Şimdi, biraz önce Değerli Kocaeli Milletvekilimizin sorusunu dikkatle dinledim, soruda orduya hiçbir eleştiri yok, aksine orduyu gözeten bir yaklaşım var. Bir millî ordunun başına bir başkomutan gelecek, o başkomutan aynı zamanda bir partinin genel başkanı olacak. Meseledeki çarpıklığa dikkat çeken, esaslı, nitelikli, öze yönelik bir eleştiri. Mesela, buna içerik denetimi yapmaları sayın bakanların zaten usulden değil, “Bunu uygun görmem, bunu bilmem ne yapmam.”, bunlar hele hele Maliye Bakanı durumunda olan bir Hükûmet temsilcisine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Her ne kadar kanunda imzası olsa da kendisinin, bu tip değerlendirmeler yerine savunabilir ama mesela bu soruyu uygun görüp görmemek içerik denetimine girer, bunu doğru bulmam açıkçası. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde iki adet önerge vardır…

Bu kanun maddesi anlaşmalı verilmedi mi sayın milletvekillerimiz?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Kendi imzası var önergede.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Başkanım, verebilir efendim.

BAŞKAN - Sayın Özel, imzanız yok mu bu madde üzerinde? Önerge vermişsiniz de merak ettim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Var efendim, olmaz mı.

BAŞKAN – Yine önerge mi veriyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim tabii, tabii. Şimdi, söz konusu olan bir…

BAŞKAN – Tamam, değiştirilmesini istediğiniz kısımlar var herhâlde, peki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu hâliyle uzlaştık, daha iyisini biz teklif ediyoruz, öbür gruplar uzlaşmadı.

BAŞKAN – Keşke o zaman teklif etseydiniz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AK PARTİ Grubu altı ayı kabul ediyorsa…

BAŞKAN – Peki, peki, Sayın Özel, tamam.

Okutuyorum önergeleri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan ek maddenin geçici 1’inci maddeden sonra gelmek üzere ilave ettiği geçici 2’nci maddesinin sonundaki “iade edilir” ifadesinin “iade edilecektir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

           Özgür Özel                        Mustafa Hüsnü Bozkurt                 Fatma Kaplan Hürriyet

              Manisa                                      Konya                                      Kocaeli

         Hilmi Yarayıcı                           Hüseyin Yıldız

               Hatay                                       Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısına 24’üncü maddeden sonra gelmek üzere teklif edilen ek maddede düzenlenen geçici 2’nci maddenin (2)’nci fıkrasındaki “dörder ay” ibaresinin “altışar ay” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                  Özgür Özel                         Fatma Kaplan Hürriyet             Ömer Fethi Gürer

                     Manisa                                      Kocaeli                               Niğde

        Nurhayat Altaca Kayışoğlu                  Oğuz Kaan Salıcı                   Haluk Pekşen

                      Bursa                                      İstanbul                             Trabzon

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU ÜYESİ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Pekşen.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bundan birkaç ay önce, yine bu kürsüde, yine partinizin bir düzenlemesiyle ilgili görüşlerimi aktarmıştım. O zaman da OHAL’le birlikte iflas ertelemelerini yasaklıyordunuz. Saygıdeğer milletvekilleri, o zaman şunu söylemiştim: Tam tersine, iflas ertelemelerine ilişkin yeni bir düzenlemeye çok acil ihtiyaç var. 2001 yılında, Türkiye ekonomik krize girdiğinde, o dönemdeki koalisyon hükûmetinin yaptığı en doğru -biraz da gecikerek- iş İstanbul yaklaşımı adı verilen yeniden yapılanmaya ilişkin düzenlemeydi. Sonra, partinizin iktidarıyla birlikte, 2006 yılında Anadolu yaklaşımı adında yeni bir düzenlemeye daha ihtiyaç duyuldu ve doğruydu, yapılması gerekiyordu çünkü Türkiye'nin istihdama, sektörlerin ayağa kalkmasına, borç yapılandırmasına, bankalarınsa sıkışmış finansmandan çıkmasına ihtiyaç vardı ama bugün, 2017 yılında 2001’den, 2006’dan çok daha ağır koşulların olmasına rağmen, özellikle yapmanız gereken bir yapılandırma yasasını bugüne kadar Parlamentoya getirmediniz. Bakın, ortaya çıkan sonuç sektörlerde çok ağır bir tahribata doğru gidiyor. Özellikle OHAL’le birtakım iflas ertelemelerini yasaklamanız, arkasından bu FETÖ yapılanmasına ilişkin icra takipleri, mahkeme kararlarının icra edilmesini yasaklamanızla birlikte sektörlerde çok ciddi sıkıntılar ortaya çıktı. Bankalar alacaklarını alamıyorlar, alacaklarını takip de edemiyorlar ama buna ilişkin lider bir banka seçip borç yapılandırmasına ilişkin bir düzenleme de getirmediniz. Böyle olunca finans piyasasında müthiş bir sıkışma var. Bunu daha fazla ötelemenizin hiçbir anlamı yok. İstihdam giderek daralmakta, fabrikalar kapanmakta, Türkiye'nin 5 temel sektörü turizm, inşaat, tarım, müteahhitlik, otomobil ve tekstil sektörünün tamamında büyük daralmalar var. Bu sektörlerin önünü açacak olan bankalarsa kendi dertlerine düşmüşler, borç yapılandırması yapamıyorlar çünkü Bankalar Kanunu’nun 160’ıncı maddesi Demokles’in kılıcı gibi başlarının üzerinde dolaşıyor.

Sayın Bakan, saygıdeğer milletvekilleri; bu konu siyasi bir polemik konusu yapılacak durumda değildir. Bir an önce, ivedilikle bir İstanbul yaklaşımı gibi, Anadolu yaklaşımı gibi borç yapılandırmasını bu Parlamentonun gündemine getirip yasalaştırmamız gerekmektedir. Aksi hâlde -Komisyonda söylediğim gibi- iki ay önce 7.400 olan firma şu anda 16 bin firmaya çıkmıştır. Bu, toplam istihdamın yüzde 21’ine kadar çıkan bir sayıdır. Doğal olarak bu kadar istihdamı sokağa dökecek bir tedbiri almamanızın Hükûmete ve ülkeye kaybettireceği ekonomiyi hesaplamanızı tavsiye ederim.

Burada bir başka konunun da altını çizmek isterim: Bakınız, borç takibinde bankalara sağlanmış olan son derece lakayıt bir düzenleme var. Bankalar bir tek alacağı birçok mükerrer takip konusu yapabilmekteler ve buna ilişkin ne yazık ki bir yasaklama bugüne kadar getirmediniz. İpoteği ayrı, çeki ayrı, bonoyu ayrı, sözleşmeyi ayrı, kefaleti ayrı vesaire takibe koyuyorlar, 1 liralık alacak 5 liralık alacak gibi gözüküyor ve sonra, tahsil aşamasına geldikleri zaman 5 ayrı avukatlık ücreti, 5 ayrı icra ücreti vesaire isteniyor. Bunların hiçbirisi doğru değildir, buna ilişkin derhâl müdahale etmenizi tavsiye ederim.

Yine Komisyonda söyledim, “Yapmayın, etmeyin.” dedik, çeke ceza getirdiniz. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde çeke ceza hükümleri getirilmez. Çekin sözleşme olduğu dünyanın bütün uygar ülkelerinde kabul edilmiş bir şeydir ama şimdi siz getirdiniz. Şimdi sonuca bakalım: 2016 yılında 730.144 adet, 730.144 adet çek karşılıksız kalmıştır. Şimdi soruyorum Sayın Bakan: 730.144 adet ceza davası demektir bu, bunun devlete yükünü görüyor musunuz? Bu insanları cezaevine tıkmanın ne demek olduğunu anlıyor musunuz? Bir de bu insanların çekleri niye karşılıksız kaldı? İflas ertelemesine giden insandan alacağını alamayan insanın ne yapması gerekiyor? Soruyorum size. Yurt dışındaki alacaklarını tahsil edemeyen insanların bir de bunun üstüne üstlük cezaevine girmesi adalet sistemi içerisinde hangi vicdana sığar? Bunu nasıl bir yasal düzenlemeyle izah edebilirsiniz? Günlük, ileri görüşlü olmayan, spontane tedbirlerle ekonomiyi yapılandırmanız mümkün değildir.

Sayın Bakan, ekonominin 5 temel sektörünün önünü açacak tedbirleri bugüne kadar buraya getirmediniz. Sizi uyarmakla gerçekten dilimizde tüy bitti ama maalesef, bunları bugüne kadar yapmadınız, bunun bedelini Türkiye ağır ödüyor, döviz kurları bunun bir göstergesidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan ek maddenin geçici 1’inci maddesinden sonra gelmek üzere ilave ettiği geçici 2’nci maddenin sonundaki “iade edilir” ifadesinin “iade edilecektir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Hüseyin Yıldız (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Hüseyin Yıldız konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, borçların yeniden yapılandırılmasını devamlı yeniliyoruz. Yeniden yapılandırılırken vatandaş ilk taksitini ödüyor maalesef, 2’inci ya da 3’üncü taksitini ödeyemiyor çünkü on dört yıldan beri yaptığınız bu politikalar yüzünden Türkiye’de üretim durdu; çiftçinin durumu ortada, esnafın durumu ortada, sanayicinin durumu ortada.

Şimdi, bu durumlar varken bu vatandaş, bu sanayici, bu çiftçi, bu esnaf siftah yapmazken nasıl vergisini ödeyecek? Düşünün, her vatandaşın cebinden Maliye 60 lirasını alıyor, dolaylı olarak 60 lirasını alıyor. Ben size bir hesap söyleyeceğim yani Bakkal Hasan amcanın hesabını vereceğim: On dört yıldan beri iktidardasınız. Ortalama bütçemiz 200 milyar dolar, Türkiye’nin bütçesi. 14’le çarptığımız zaman 2 trilyon 800 milyar dolar yapıyor. 200 milyar dolar da özelleştirmeden geldi, 3 trilyon dolar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri yapılan bütün yatırımları sattınız; fabrikaları sattınız, TÜPRAŞ’ı, PETKİM’i, TELEKOM’u, her şeyi sattınız, 3 trilyon dolar vergi topladınız. Allah aşkına ya, bir tane TÜPRAŞ mı yaptınız, bir tane PETKİM mi yaptınız, bir tane TELEKOM mu yaptınız, ne yaptınız? Duble yollar yaptınız, 10 milyon işsiz insan yarattınız. 10 milyon şu an işsiz var arkadaşlar. Ben iki saat geç İzmir’e gideyim ama işim olsun, işim. Bana yol lazım değil, bana duble yol lazım değil; bana üretim lazım, bana sanayi lazım, bana fabrika lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, inanın ki ben özellikle… Bu ülkenin her tarafı ateşlerle çevrilmiş, terör sorunu var, işsizlik sorunu var ama maalesef, ne hikmetse bir anda tavşan çıktı içinden, bir kanun geldi Anayasa değişikliği diye. Ee? Başkanlık sistemi.

Değerli arkadaşlar, bu başkanlık, bir rejim değişikliğidir. Bunu alırsınız, kamuoyunun önünde sivil toplum örgütleriyle tartışırsınız, Anayasa hukukçuları önünde tartışırsınız, bütün muhalefet partileriyle bir iş birliği yaparak tartışırsınız. Daha iki sene sonra uygulayacağınız bir yasayı neden apar topar buraya getirdiniz?

Bugün dolar 4 lira diyoruz, anlamıyorsunuz. Rabia işareti yapıyorum, Rabia; dolar bu oldu, Rabia oldu dolar. Bugün Türkiye’yi yüzde 50 maalesef yoksullaştırdık. 30 milyon işsiz insan var değerli arkadaşlar, 30 milyon açlık sınırı içinde yaşayan insan var.

Gelin, bu Anayasa paketini geri çekelim, oturalım bütün partiler, bu ülkenin ekonomisini düzeltelim değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün Suriye’nin parası bizden daha değerli oldu ya. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin parası Suriye parasının önünde değer kaybetti. Utanmamız lazım. On dört yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz arkadaşlar. Sanki siz yönetmiyormuşsunuz gibi çıkıyorsunuz “E işte, bu ülke, CHP…” Ya sizin başınıza ne gelse, bu Cumhuriyet Halk Partisi yüzünden mi geliyor? (AK PARTİ sıralarından “Evet.” sesleri)

Değerli arkadaşlar, bu işi bilmiyorsunuz, gerçekten bilmiyorsunuz veya bu ülkeyi, bu halkı düşünmüyorsunuz siz; samimi söylüyorum düşünmüyorsunuz. Bakın, tekrar ediyorum: Sayın Maliye Bakanı burada teknik bir adam, yıllardan beri takip ediyoruz. 3 trilyon dolar vergi geldi, topladınız paraları. Ne yaptınız bu paraları arkadaşlar, ne yaptınız yani? TÜPRAŞ mı kurdunuz Sayın Başkanım? Sayın Bakanım, TÜPRAŞ mı kurdunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Faiz ödedik.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Ben Aydın Milletvekiliyim, inanın ki var ya, bir tane yatırımınız yok, bir tane dahi yatırımınız yok. Hani “yol” filan diyorsunuz ya -şu anki Başbakana, daha önceki Ulaştırma Bakanına, Komisyonda sordum kendisine- araştırdım, on dört yılda, çevre yollar da dâhil olmak üzere otoyol olarak 176 kilometre yol yapmışsınız.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Köprüler var, köprüler.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Evet, köprüler…

Değerli arkadaşlar, bugün sizin yaptığınız İzmir-İstanbul Otoyolu’nu siz yapmıyorsunuz ki, yap-işlet-devret modeli. 26 tane havaalanı yaptınız, siz mi yaptınız, parayı bütçeden mi verdiniz? Hayır, yap-işlet-devret modeli yaptınız. Ne yaptınız? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yani, siz şimdi, kalktınız “3’üncü havaalanı” diye hava atıyorsunuz, devletin bütçesinden mi yaptınız? Hayır, yap-işlet-devret modeli olarak yaptınız.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kıskanıyor musun? Yapılmasın mı?

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) - Ha, ne yaptınız biliyor musunuz, ne yaptığınızı biliyor musunuz? Devlet o iş adamlarına kefil oldu, yarın o parayı yine biz ödeyeceğiz, gariban işçi, gariban memur ödeyecek. Kim ödeyecek?

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece metne yeni bir madde eklenmiştir.

Bir karışıklığa mahal vermemek için, sıra sayısı metninin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam ediyoruz. Kanun yazımı sırasında madde numaraları Başkanlıkça teselsül ettirilecektir.

25’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle eklenen geçici 71’inci maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

  Mustafa Kalaycı                                İsmail Faruk Aksu                                Mevlüt Karakaya

         Konya                                               İstanbul                                               Adana

Emin Haluk Ayhan                                Deniz Depboylu                                     Arzu Erdem

         Denizli                                               Aydın                                               İstanbul

“Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Maliye Bakanlıkları ile Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının görüşleri alınarak Kurum tarafından belirlenir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici madde 71’in son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

   Kadim Durmaz                                  Bihlun Tamaylıgil                                     Musa Çam

          Tokat                                               İstanbul                                                İzmir

   Utku Çakırözer                                    Lale Karabıyık                                   Zekeriya Temizel

       Eskişehir                                              Bursa                                                 İzmir

Mehmet Bekaroğlu                                                                                                                                                      İstanbul

“Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılan hesaplama ve yükler dikkate alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

                  Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

          Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk

              Gaziantep                                               Ağrı

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılan bu düzenlemeyle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na geçici bir madde eklenmek suretiyle, işverenin sigorta yükü azaltılmaya çalışılmaktadır. Şimdiye kadar, aslında bunlar ve benzeri, özellikle işverene yönelik birçok avantaj getiren, böyle kanunlar getirmeye çalışıldı ama bunlar, işverene yönelik bu iyileştirmeler yapılırken maalesef çalışanlar, işçiler, emekçiler hep ihmal edildi.

Değerli milletvekilleri, bugün işçinin üzerindeki sigorta prim yükü yüzde 19,5’tur. Bundan en ufak bir indirim yapılmamaktadır ve yine, işçiler her gün, özellikle çalışma koşullarından kaynaklı olarak yaşamlarını yitiriyorlar ve zor koşullarda yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar.

Değerli arkadaşlar, işverene yönelik “istihdamı artırma” adı altında bu iyileştirmeler yapılırken maalesef işçi, emekçi, hep ihmal edildi, ihmal edilmeye devem ediliyor. Ancak, şunu söylemek gerekir ki bu tür iyileştirmelerle ekonominin genel olarak iyileşebilmesi ve yatırım ortamının düzeltilebilmesi için önce ülkedeki koşulların gerçekten yatırım yapılabilir hâle getirilmesi gerekir.

Bugün ülkemizde, içeride savaş, dışarıda savaş politikası yürütülmekte ve bugün ülkemiz KHK’larla olağanüstü bir süreçle yönetilmektedir yani deyim yerindeyse siyasi istikrarsızlık, ekonomik istikrarsızlık ve yönetim kriziyle karşı karşıyadır ve böylesi bir dönemde kimse kendisini güvende görmemektedir. Bugün, belediye başkanları tutuklu, bu Parlamentonun üçüncü siyasi partisinin eş genel başkanları, milletvekilleri ve grup başkan vekilleri tutuklu, işverenler iktidar aleyhine bir cümle dahi etme cüretini kendilerinde görememektedirler ve kendilerinin ne zaman, nasıl bir ekonomik müdahaleyle karşı karşıya kalacaklarını düşünüyorlar, düşünmek zorunda bırakılıyorlar.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet tam da böylesi olağanüstü koşullarda, bir de rejim değişikliğini gündeme getiren bir Anayasa değiştirme süreci başlatmış durumda. Böyle sivil bir süreçte, deyim yerindeyse, tüm Hükûmet yetkilileri bu koşullarda her konuştuğunda, maalesef, döviz kurları altüst olmakta, Türk lirası bugün dünyanın en fazla değer kaybeden para birimi olmaya devam ediyor. Tüm işverenlere yönelik… İstihdamı artırmaya yönelik çabalar… Maalesef, giderek işsizliğin arttığı ve bugün en zirve yaptığı bir süreçle karşı karşıyayız. Bugün işsizlik rakamları yüzde 11,8; reel olarak açıklanan rakamlar.

Değerli arkadaşlar, böylesi bir ortamda, siz yatırımcı olsanız, acaba böyle bir koşulda, bu koşulları yaşayan bir ülkede gerçekten yatırım yapmak ister misiniz? Her gün insanlarının kendilerini güvende hissetmediği, her gün başlarının belaya girebileceği, her gün gözaltına alınabileceği ya da iş yerine müdahale edilebileceği bir koşulda insanlar nasıl yatırım yapacak? Önünü göremeyen bir durumla karşı karşıya.

Değerli arkadaşlar, bu kadar işverene yönelik çalışmanıza rağmen bugün işverenler en basit girdilerini dahi, örneğin, elektrik faturalarını dahi ödeyemez duruma gelmişlerdir. En son, Gaziantep’te, bakın, orta işletmeler elektrik faturalarını ödeyemedikleri için ticaret odasına, sanayi odasına başvuruyorlar ve bugün yaptığımız düzenlemeye benzer bir düzenlemenin elektrik faturaları için yapılmasını rica ediyorlar odalardan ama maalesef odalar “Hayır, biz iletiriz, siz Ankara’ya gitmeyin.” telkininde bulunuyorlar. Yani, herkesin kendisini güvensiz gördüğü böylesi bir ortamda ve biz üstüne üstlük bir de rejim değişikliğini tartıştığımız böylesi bir dönemde Hükûmet adına kim konuşursa konuşsun 18 maddelik Anayasa değişikliği taslağının burada her maddesi değiştirildiğinde doların kurunun 10 kuruş arttığı süreci yaşıyoruz.

Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle 31/5/2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici madde 71’in son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Lale Karabıyık (Bursa) ve arkadaşları

“Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılan hesaplama ve yükler dikkate alınmak suretiyle Kurum tarafından belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık konuşacak.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, iki haftadır koştura koştura başkanlık sistemi telaşına düşmüş durumdayız maalesef. Üstelik öyle bir koşturuyoruz ki sanki Türkiye’nin başka hiçbir sorunu yok çözecek, ya görmezden geliyorsunuz veya sorunlardan çok daha önemli olan başkanlık sistemi telaşı ağır basıyor.

En ilginç olanı da şu: Vatandaşa sanki bir sihirli değnekmiş gibi anlatılıyor başkanlık sistemi; terörü bitirecek, ekonomik sorunları çözecek, işsizlik kalmayacak, yoksulluk bitecek, dış politikadaki sorunlarımız çözülecek, sanki bir sihirli değnek değecek.

Peki, siz gerçekten buna inanıyor musunuz değerli vekiller? Siz, iktidar partisi vekilleri, buna inanıyor musunuz yoksa inanmak mı istiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “İnanıyoruz.” Sesleri) Belki siz de inanmıyorsunuz, söylemek istiyorsunuz, dilinizin ucuna geliyor ama ya sizi gruptan dışlarlarsa ya bir daha vekil olamazsanız ya işinizden olursanız. Yani bunda aslında samimi olmak lazım çünkü değerli vekiller, bu kadar şehit verdiğimiz, gazilerin kan döktüğü, Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün dünyaya örnek olarak kurduğu cumhuriyeti oyunuzla feda etmek aşamasındasınız.

Maalesef, başkanlık sistemi temiz kalpli vatandaşa anlatılırken öyle bir anlatılıyor ki terör bitecek gibi. Eğer terörü çözmekte samimi olsaydınız, zaten önce çözüp, sorunları bitirip, sonra böyle bir telaşa düşerdiniz.

Bakın, ben, çevremde vatandaşlara ne düşündüklerini soruyorum. “evet” vereceğini söyleyenlere sebeplerini sorduğumda şöyle söylüyorlar: ‘“Terörü bitirecek.’ diyorlar sayın vekilim, ne yapalım, öyle diyorlar, belki bitirirler.” Yine “evet” verecek başkasına soruyorum, diyor ki: “Korkuyorum, ya çoluğum çocuğum işsiz kalırsa ya evet demediğimi fark ederler de tutuklarlarsa.” Bakın, öyle bir korku oluşmuş ki.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Hadi ya, yapmayın.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Maalesef…

Siz de kulak verin onlara, her “evet” diyenin inanarak verip vermediğini vicdanınızla lütfen bir tartın sayın vekiller.

Şu anda, KHK’lar var, OHAL süreci var. OHAL ortamında dünyanın hiçbir yerinde Anayasa tartışılmaz çünkü anayasal kamuoyu oluşmuş değildir.

Bakın, sizin gerçekten inandığınızı düşünmüyorum. Vatandaş korku içerisinde. Yani böyle bir sağlıklı zemin yok Anayasa hazırlama süreci içerisinde.

Sayın vekiller, biz geleceğe bir vebal taşıyoruz omuzlarımızda. Şimdi, düşünün, yıllar geçecek ve torunlarınızı dizinize oturtacaksınız, kucağınıza alacaksınız, torununuz size diyecek ki: “Dedeciğim, cumhuriyet ne demek?” Siz ona cumhuriyeti anlatacaksınız ama özlemle anlatacaksınız. “Peki, dedeciğim, ne oldu şimdi cumhuriyete?” diyecek, “Evladım, biz oylarımızla cumhuriyeti ortadan kaldırdık, yerine başkanlık sistemini getirdik.” diyeceksiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Demokrasiyle taçlandırıyoruz.

LALE KARABIYIK (Devamla) – “Peki, dedeciğim, egemenlik kayıtsız şartsız milletindi, ne oldu?” diyecek, “Evladım biz artık ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ demiyoruz, bir kişinin eline teslim ettik.” diyeceksiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi adınıza konuşun, kendi adınıza konuşun.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Sayın vekiller, maalesef inanmıyorsunuz, siz de buna inanmıyorsunuz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi adınıza konuşun, kendi adınıza konuşun.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Bak, arkada ne yazıyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Neden? Benim konuşmam sizi niye rahatsız ediyor, vicdanınızla mı baş başa kalıyorsunuz acaba?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Kendi adınıza konuşun, bir grup adına konuşmayın.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Vicdanınızla mı baş başa kalıyorsunuz? Neden bu kadar rahatsızlık duyuyorsunuz sayın vekiller? Oysa yıllar geçtikten sonra sevgili torunlarınıza “Cumhuriyet benim oylarımla korundu, cumhuriyete ben sahip çıktım evladım, sevgili torunum, bundan sonra da sen sahip çıkmaya devam edeceksin.” demenin gururunu yaşamanızı isterdim sevgili vekiller. Siz “millî irade” diyorsunuz; peki, o millî iradeye önem veriyorsunuz da millî iradenin seçtiği Başbakanı da siz görevden aldınız. İşinize geldiğinde millî irade var, işinize geldiğinde millî irade maalesef yok oluyor. (CHP sıralarından alkışlar)

“Millete gideceğiz.” diyorsunuz, millete niye gidiyorsunuz, millete gittiğiniz şey ne biliyor musunuz? Egemenliği kayıtsız şartsız milletin elinden almak ve bir kişiye vermek için, milletin elinden almak için millete gidiyorsunuz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Millet seçecek, millet.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Milletten korkmayın, bu olmaz.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Evet, lütfen, torunlarınıza gururla “Cumhuriyeti ben korudum evladım, bundan sonra da sen korumaya devam edeceksin.” demeyi lütfen kendinize nasip edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Hanımefendi aslında akademisyen, buna uygun bir muhakemeyle eleştiriler yapılmasını beklerdik; şu konuşma bizde hayal kırıklığı yaratmıştır mantığı, muhakemesi, örnekleri itibarıyla.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zırcahil biri ya.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – İşte, “Başkanlığı getireceksiniz, cumhuriyet gidecek.” vesaire. Teklifi bir kez daha okumasını salık veririz her şeyden önce.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Ben çok iyi okudum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Biz çok iyi okuduk, bence siz okumamışsınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Öte yandan, son derece cinsiyetçi bir dili var, kınıyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Hayır.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Burada sadece dedeler kalmayacak…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Dedeler de var, anneanneler de var, babaanneler de var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …nineler de kalacak, onlara da torunları bir şeyler söyleyecektir.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – “Dedeler” de, bu benim de dikkatimi çekti, “Nineler niye yok?” diye düşündüm ama söylemedim, siz tercüman oldunuz Sayın Bostancı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, öncelikle şunu söyleyelim: Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilinin, kim kullanırsa kullansın, dili sürçse falan, bir cinsiyetçi dile itiraz etmesi önemli bir şeydir. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Ama Lale Karabıyık’ın oradaki vermeye çalıştığı mesaj şudur: Hiçbir kadın milletvekilinin bu teklife “evet” demeyeceğini düşünüyor, o yüzden “dedeler” kalıyor.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Sayın Özel, bugün çok esprili bir gündesiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim iltifatınız için.

Bunun dışında, Sayın Bostancı’nın “mantık ve muhakeme yönünden daha kuvvetli bir konuşma” diye söylediği kısım aslında kürsüden cevap verilecek bir sataşma ve aslında hakaret niteliğindedir ama bu tespitimizle ve Lale Hanım’ın bu düşünceleriyle tutanaklara geçtikten sonra şimdilik kürsü hakkını kullanmıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Lale Hanım meramını bu kadar güzel anlatsaydı Özgür Bey’in şerhine ihtiyaç kalmazdı.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – …sunacağım, yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Karabıyık, Sayın Köksal, Sayın Gürer, Sayın Hürriyet, Sayın Yedekci, Sayın Tanal, Sayın Tümer, Sayın Çamak, Sayın Arslan, Sayın Yarayıcı, Sayın Salıcı, Sayın Sarıhan, Sayın Kayışoğlu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Topal, Sayın Durmaz, Sayın Bayır, Sayın Ağbaba.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutacağım, Sayın Özel’i dinledikten sonra.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim.

İlk kez bir yoklamanın tutmasını istedim çünkü oturum kapanırsa yeni oturum için bu kez söz hakkımız yanabilirdi. Biz, tabii, bir jest yaptık, aslında hemen cevap verilecek sözler söylenmesine rağmen, “muhakemesi düşük konuşma” falan, ama Sayın Bostancı kalktı, “Hatip meramını anlatabilseydi Özgür Bey’e gerek kalmazdı.” deyince, buna cevap zarureti, hem de şiddetle ve kaçınılmaz bir şekilde doğdu efendim, Lale Hanım cevap hakkını kullanacak müsaadenizle.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Karabıyık.

Yerinde kullanacak herhâlde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, kürsüden iki dakika efendim.

BAŞKAN – Peki. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Karabıyık, iki dakika…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hatip kürsüde, sonra…

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Evet, sayın vekiller ve Sayın Grup Başkan Vekili… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İsterseniz, dinlerseniz konuşayım.

BAŞKAN – Siz hitap edin Genel Kurula, ben milletvekillerine gerekli ihtarda bulunurum Sayın Karabıyık.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Ben her zaman meramımı anlatmayı bildim, ben meramımı anlattım da siz başka türlü anlamak ve hata bulmak istediniz. Dedelerden bahsederken onun içerisinde anneannelerin, babaannelerin olduğunu sizler de çok iyi biliyorsunuz, ama önce şunu söyleyeyim: Bir kere çok rahatsız olduğunuza memnun oldum, demek ki vicdanınızla baş başa kaldınız.

İkincisi de şu: Ben kadınların cumhuriyete sahip çıkacağı beklentisindeyim. Her şeyden önce kadınların cumhuriyete sahip çıkacağını biliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle olması gerektiğini düşünüyorum. O kadınlar kağnıyla Kurtuluş Savaşı’nda erzak taşıdılar, biliyorsunuz, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları kadınlardı. Herhâlde bunu bir gün aklınıza getirirsiniz ve vicdanınızla baş başa kalırsınız diye düşünüyorum.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – O kadınlar inançları yüzünden bu Meclisten atılırken hiç konuşmadınız.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Bir diğeri, dedelerin torunları olduğu gibi tabii ki anneanneler, babaanneler de olacak. Bu hepimizin vebali. Bu cümlemin içerisinde olduğunu sizler de çok iyi biliyorsunuz ama demek ki başka bir hata bulamadınız, buradan eleştirdiniz ve iyi ki kızdınız.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Tutanaklara geçsin diye.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Çok sevindim çünkü vicdanınızla baş başa kaldığınızı çok net görüyorum.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Ya, ne alakası var?

LALE KARABIYIK (Devamla) – Ama yıllar geçtiği zaman vicdanınızla işte o zaman baş başa kalacaksınız, diyeceksiniz ki: “Bu yanlış kararda maalesef benim de oyum var, benim de imzam var.”

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yanlış bir karar değil, Türkiye için.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Biz şeref duyarız.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Nasıl bir anlaşmayla aranızda bu teklifi getirdiğinizi bilmiyorum. Belki de o anlaşmayı -aranızdaki anlaşmayı- hiçbir zaman bilemeyeceğiz biz ama bu tarihî bir hatadır, bunu çok iyi biliyorum. Ben bugün biliyorum ama siz biraz geç öğreneceksiniz, geç anlayacaksınız ve belki pişman olacaksınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Cumhuriyet, “evet” diyenlere de lazım olacak, bu cumhuriyet “evet” diyenlere de lazım olacak gün gelecek.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Cumhuriyete biz de sahip çıkıyoruz, en fazla.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Kolay gelsin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – En fazla biz sahip çıkıyoruz cumhuriyete.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Belli oluyor, belli oluyor ne kadar sahip çıktığınız. Tartışmaya siz açıyorsunuz, siz tartışıyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – En fazla biz sahip çıkıyoruz.

BAŞKAN - Bu cumhuriyete, Kurtuluş Savaşı’na kadınlar da, erkekler de sahiptir, bütün Türkiye sahiptir. Lütfen...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! Başkanım, en fazla cumhuriyete biz sahip çıkıyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesiyle eklenen geçici 71’inci maddesinin son fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

“Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Maliye Bakanlıkları ile Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının görüşleri alınarak Kurum tarafından belirlenir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacak.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüştüğümüz maddede, işverenlere 2016 yılında başlatılan asgari ücret desteğinin 2017 yılında da devam ettirilmesi öngörülmektedir. Bu desteğin bu yıl da esnaf, çiftçi ve muhtarlarımızı kapsamaması, yine haksızlıktır, eşitsizliktir. Hükûmete soruyorum: Mahalle muhtarları aylık 613 liralık, köy muhtarları aylık 490 liralık SGK primini nasıl ödeyecekler? Aldıkları aylığın yarısı prime gitmektedir. Bu itibarla, sosyal güvencesi olmayan muhtarlarımızın sigorta primleri mutlaka devlet tarafından karşılanmalıdır.

Hükûmete yine soruyorum: Borç ve faiz tuzağına düşürdüğünüz; tarlasına, bahçesine ipotek koydurduğunuz çiftçimiz aylık 490 liralık SGK primini nasıl ödeyecek?

Yine soruyorum: Ayda 613 lira, yılda 7.370 lira SGK primini ödeyebilecek kaç esnaf vardır? Özellikle küçük esnafımız bunun altından nasıl kalkabilecektir?

Bakınız, biraz önceki konuşmamda da söyledim; 2016 Ekim ayı itibarıyla SGK’ya kayıtlı sigortalı sayısı bir yılda esnaf BAĞ-KUR’luda 68 bin, çiftçi BAĞ-KUR’luda 84 bin kişi azalmıştır. Niçin? Çünkü, çalışmayı, işini bırakmak zorunda kalanların yanı sıra, yüksek düzeye çıkan primlerini ödeyemeyenlerden kayıt dışına çıkışlar söz konusudur. Mevcut primlerini ödeyemeyen esnaf ve çiftçiler sağlık hizmeti alamaz hâle düştüğü için Bakanlar Kurulu kararlarıyla kamu sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmeleri imkânı verilmiştir. Bu durum bile esnafımızın ve çiftçimizin ne hâllere düşürüldüğünü açık bir şekilde göstermektedir. Eşitliğe sığmayan, haksız ve ayrımcı uygulamalara son verilmeli, esnaf, çiftçi ve muhtarlarımıza da prim desteği verilmesine yönelik değişiklik mutlaka yapılmalıdır. Esnafın ve çiftçinin vergi ve prim oranlarında indirime gidilmelidir. Ayrıca, borçlarından bunalan esnaf ve çiftçimizi borç ve faiz sarmalından kurtaracak politikalar bir an önce uygulamaya konulmalıdır.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı ticaret ve meslek erbabımız, çiftçimiz ve esnafımız ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Geçen ay 15 bin KOBİ’ye sunulan faizsiz kredi için 245 bin başvuru olmuştur. Sayın Başbakan, müracaat edip şartları tutan her esnafa 2017 yılında 50 bin liralık kredinin verileceğini açıklamıştır. Bu söz lafta kalmamalı, uygulamaya hemen başlanmalıdır.

Ayrıca, faizsiz krediler, adamı olana değil, ihtiyacı olana verilmelidir. İhtiyacı olan tüm esnaf ve sanatkârların faizsiz krediden yararlandırılması piyasalara ve ekonomiye de önemli katkı sunacaktır.

KOSGEB’in faizsiz kredi imkânı tüm esnafımızı kapsamalıdır. Bakınız, kahveciler esnafı, KOSGEB kredilerinden mevzuat nedeniyle yararlanamadığını söylüyor. Kahveci esnafımızın da bu kredilerden yararlanabilmesi için çözüm bulunmalıdır.

Ayrıca, faizsiz kredilerden esas yararlanması gereken, işletme sermayesi yetersizliğinden kıvranan, borç yükü altında işini çeviremeyen esnaf ve KOBİ’ler olmalıdır. Esnaf, bankaların kara listeleri nedeniyle krediye ulaşmada sıkıntı yaşamaktadır. Geçmişte müteaddit defalar sicil affı çıkarıldığı hâlde buna uyulmamıştır. Bu tasarıda sicil affına yönelik düzenleme bulunmakla birlikte, bunun da yine kâğıt üzerinde kalacağı endişesi hâkimdir. Esnafın yine hayal kırıklığına uğramaması için gerçekçi ve uygulanabilir bir sicil affı düzenlenmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak daha önce öngördüğümüz esnaf işsizlik fonu kurulması konusunda Hükûmetin çalışma yapmasından esnafımız adına memnunuz. Sigortalı çalışanlar işsiz kaldığı zaman İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ödenek alarak geçimlerine katkı sağlarken esnafımız dükkânı kapanınca açıkta kalmaktadır. Bu durumdaki esnaf ve sanatkârımıza da işsizlik ödeneği verilmesini sosyal devlet anlayışının bir uygulaması olarak görüyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle eklenen geçici madde 72’nin birinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

İsmail Faruk Aksu                             Mustafa Kalaycı                          Mevlüt Karakaya

            İstanbul                                      Konya                                       Adana

     Emin Haluk Ayhan                        Deniz Depboylu                             Arzu Erdem

             Denizli                                      Aydın                                      İstanbul

          Mustafa Mit                        

             Ankara

"Bu maddenin uygulamasında 2016, 2017 ve 2018 yılı içerisinde ilk defa bu Kanun kapsamında alınan işyerleri İçin sigorta primlerini yasal süresinde ödeme şartı aranmaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Bihlun Tamaylıgil                               Kadim Durmaz                          Mehmet Bekaroğlu

            İstanbul                                      Tokat                                      İstanbul

          Musa Çam                             Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

              İzmir                                        İzmir                                        Bursa

       Utku Çakırözer

           Eskişehir

MADDE 26- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“"GEÇİCİ MADDE 72- Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinden, 2016 yılı Aralık ayı için geçici 68 inci, 2017 yılı Ocak ve Şubat ayları için geçici 71 inci madde kapsamında Hazine katkısına müstahak olanların, anılan maddeler uyarınca Hazine katkısı hesabında ilgili aylarda dikkate alınacak prim ödeme gün sayısının günlük 60 TL ile çarpımı sonucu bulunacak sigorta primine esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak 2016 yılı Aralık, 2017 yılı Ocak ve Şubat aylarına ait sigorta prim tutarlarını, sırasıyla 2017 yılı Ekim, Kasım ve Aralık ayları içerisinde Kurumca belirlenecek tarihe kadar ödemeleri halinde bu aylara ilişkin primler süresinde ödenmiş sayılır. Bu maddenin uygulamasında, 2016 ve 2017 yılı içerisinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerleri için sigorta primlerini yasal süresinde ödeme şartı aranmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

       Ahmet Yıldırım                     Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

              Muş                                         Iğdır                                      Şanlıurfa

       Mahmut Toğrul                           Berdan Öztürk                           Behçet Yıldırım

           Gaziantep                                      Ağrı                                      Adıyaman

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bizleri ekranları başında izleyen halkımı, bu yasama faaliyetlerine katılması gerekirken katılamayan başta eş genel başkanlarım, grup başkan vekillerim olmak üzere 11 vekil arkadaşımı, siyasi tutsaklarımızı buradan selamlıyorum.

Adıyaman’da son bir ay içerisinde sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle onlarca kişi tutuklandı. Sadece Adıyaman’da değil, Türkiye'nin her yerinde neredeyse her gün sosyal medya paylaşımı gerekçesiyle onlarca kişi tutuklanmakta. İnsanların düşüncelerini ifade edecek bir iletişim ağı bırakmadınız; gazeteleri kapattınız, televizyonları kapattınız, şimdi de Facebook’ta, Twitter’da birisi “Patlama niçin oluyor? Bunun sorumlusu kim?” diye bir yorum yaptığında hemen tutuklama kararı alıyorsunuz. Bu ülkenin yüzde 50’si korkuyla, baskıyla sizin gibi düşünüyorsa diğer yüzde 50’si sizin gibi düşünmeyen insanlar. Sizin gibi düşünmedikleri için OHAL’i fırsat bilip insanları bu şekilde cezalandıramazsınız. OHAL size sınırsız özgürlük, bize tutsaklık anlamına gelmiyor. Tutuklanan kişilerin evlerinde yapılan aramalarda örgütsel doküman olarak gösterdikleri CD, DVD, hafıza kartı, cep telefonu, SIM kartı ve diz üstü bilgisayarlar bulunuyor. Bunun tam aksine, sosyal medya üzerinden bize binlerce defa hakaret eden, partimize hakaret yağdıran taraftarlarınıza en ufak bir kınama bile getirmiyorsunuz.

Yine sosyal medya demişken geçen ay Amedspor’un kaptanı Şehmus Özer bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Sosyal medyada üzüntülerini belirten bir kesim olduğu gibi, bu kazaya bile “Oh olsun.” diyen zihniyetin mesajları sosyal medyada dolaşıyordu. Nedeni Amedspor’un barışa yönelik tutumu, demeçler, pankartlarıydı. Türk futbol tarihinde cinayetlerde bile verilmeyen ceza ve yaptırımlar Amedspor futbolcularına verildi. İktidarın bu ayrımcı, kutuplaştırıcı ceza ve yaptırımlarına karşı bu hafta oynanan -dikkatinizi çekiyorum- Amedspor-Erzurumspor maçında Erzurumspor’un kaptan Şehmus’u anması ve Amedspor’un acısını paylaşması takdire şayandır. Buradan Erzurumspor’a ligde başarılar diliyorum. (Alkışlar)

Bu iktidara, ırkçılık ve şovenizm üzerinden siyaset yapan kesimlere verilen en iyi cevaptır. Tüm kışkırtmalara rağmen halkların bir arada yaşama isteği göz ardı edilmemeli. Yaşasın halkların kardeşliği diyorum.

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; emekli yasasını görüşüyoruz. Şüphesiz Türkiye’de emekli olmak, emekli olarak yaşamak çok zor, memur işçisi için de BAĞ-KUR işçisi için de işçi emeklisi için de böyle.

Diğer meslek gruplarının affına sığınarak bugün kendi meslek grubumun emeklilik durumunu dile getireceğim. Şöyle bir atasözümüz vardır: “Yas yerinde herkes kendi ölüsü için ağlarmış.” Evet, doktorlardan yoğun mesaj alıyoruz bu konuda, mailler, telefonlar, sohbetlerimizde bile sık sık gündeme geliyor sorunlarımız. Emekli doktorlarımızın sorunu o kadar çok ki Türk Tabipleri Birliğinde emekli hekimler için komisyon bile kurulmuş. Maalesef doktorların emeklilik maaşları çok komik, bunu daha önce de dile getirmiştim, diğer arkadaşlar da dile getirmişti. Yirmi beş yıl, otuz yıl devlet ya da özel sektörde cansiperane çalışan, birincil görevi ve sorumluluğu insan hayatı olan, yaşatmak üzerine ömürlerini tüketen meslektaşlarımızın emekli yaşama koşulları maalesef hiç iyi değil. Kimse kusura bakmasın, burada daha ne için el kaldırdığını bilmeyen, Genel Kurula sırf sayısal üstünlük için gelen vekil arkadaşlarımızın dörtte 1’i kadar maaşları var. Yetmez arkadaşlar, bu, emekli hekimlerimizin maalesef kredi kartlarına bile yetmiyor. Yirmi yıl, otuz yıl çalış çabala, can kurtarmaya çalış, organ nakilleri yap, emekli ol, ondan sonra gel bu komik maaşla idare et. Bu kabul edilecek bir durum değildir.

Diğer taraftan, biat et, vekil ol, sonra emekli maaşın ömrünü insanı yaşatmak için harcayan doktordan daha fazla olsun. Bu kabullenilecek bir durum değildir. Artı, iktidardan emekli olanlar bile, emekli olduktan sonra bakan yardımcısı, danışman, KİT yönetim kurulu üyeliği gibi görevler almaktadır. Bakın, sırf milletvekilliğiniz son bulmasın diye içinize sindiremediğiniz tek adam yasasına “evet” diyeceksiniz. Eğer referanduma ulaşacak sayıyı bulamazsanız “Erken seçim kararı alırım.” diyen söylemi unutmadık.

Bu Mecliste tansiyonu düşürmesi gereken Sağlık Bakanı maalesef tam tersini yapıyor, en fazla on beş yıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Daha ana meselemize gelmemiştik. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, bir dahaki sefere Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman bir yoklama isteyeyim, sonra oylayın.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var. 20 kişinin ayakta olması lazım, şu anda görüntüye göre var.

Sayın Özel, Sayın Karabıyık, Sayın Köksal, Sayın Durmaz, Sayın Hürriyet, Sayın Tanal, Sayın Yarayıcı, Sayın Arslan, Sayın Çamak, Sayın Topal, Sayın Çam, Sayın Yedekci, Sayın Özdemir, Sayın Tümer, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Bakan, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Bayır, Sayın Akkaya, Sayın Yiğit, Sayın Bektaşoğlu.

İki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Ankara Küçükesat’ta gaz nedeniyle olduğu iddia edilen patlamayla ilgili Bakandan bilgi vermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, kısa bir süre önce Ankara’da, Esat’ta gaz nedeniyle olduğu iddia edilen bir patlama ve bir binanın çökmesi söz konusu. Tabii, biz umarız hiç can kaybının olmadığı bir çökme olsun.

BAŞKAN – İnşallah.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Acaba, Sayın Bakan bu konuda bilgi sahibi midir? Değilse bile öğrenip Meclisi bilgilendirebilirse sevinirim diyorum.

Umarız herhangi bir can kaybı olmamıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İnşallah, can kaybı olmamıştır.

Sayın Bakan da sanıyorum bilgi aldığı zaman Mecliste paylaşır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

MADDE 26- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 72- Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran özel sektör işverenlerinden, 2016 yılı Aralık ayı için geçici 68 inci, 2017 yılı Ocak ve Şubat ayları için geçici 71 inci madde kapsamında Hazine katkısına müstahak olanların, anılan maddeler uyarınca Hazine katkısı hesabında ilgili aylarda dikkate alınacak prim ödeme gün sayısının günlük 60 TL ile çarpımı sonucu bulunacak sigorta primine esas kazanç tutarı üzerinden hesaplanacak 2016 yılı Aralık, 2017 yılı Ocak ve Şubat aylarına ait sigorta prim tutarlarını, sırasıyla 2017 yılı Ekim, Kasım ve Aralık ayları içerisinde Kurumca belirlenecek tarihe kadar ödemeleri halinde bu aylara ilişkin primler süresinde ödenmiş sayılır. Bu maddenin uygulamasında, 2016 ve 2017 yılı içerisinde ilk defa bu Kanun kapsamına alınan işyerleri için sigorta primlerini yasal süresinde ödeme şartı aranmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir."

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesindeki önergemiz üzerine söz almış bulunmaktayım. Aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde asgari ücret, sosyal devlet olmanın bir gereği olup emekçinin düşük ücretlere karşı korunmasını ve emek sömürüsünü önlemeye yönelik önemli bir sosyal politika aracıdır. En temel insan haklarından olan, insan onuruna yaraşır bir ücret hakkı evrensel bir hukuk normudur, ülkemizi de bağlayan sözleşmelerdendir. 2017 yılı asgari ücret rakamı yakın zamanda belirlendi; Hükûmet, çalışana 1.404 lirayı reva gördü. Yani, 5 kişilik bir aile simit yese yetmiyor, aç kalıyor.

Yıllardır bu millete âdeta bir tiyatro izletiyorsunuz. Bakanlık, TÜRK-İŞ ve TİSK bir araya geliyor, taraflar taleplerini ortaya koyuyor, talepler komisyonlarda genellikle uyuşmazlıkla sonuçlanıyor ve kararlar da genellikle oy çokluğuyla alınıyor. 2002-2016 yılları arasında yapılan 14 asgari ücret tespitinde sadece 2 kez uzlaşma sağlandı. 2017 yılı için belirlenen ücret artışı son on iki yılın en düşük olanıdır.

Hükûmet geçtiğimiz yıl, partimizin seçim beyannamesinde sunduğu artışı kabul edip, teklifimizi dikkate alıp ve birden yüzde 30 oranında bir artış yaptı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi projelerinin Hükûmetçe benimsenmesini son derece olumlu bulduğumuzu söylüyoruz. Ancak, bu yıl yine, ne hikmetse vatandaşa tekrar dibi gösterdiniz. Sayın Başbakan, çalışanlara âdeta müjde verip asgari ücretin 2017’de vergi dilimine girmeyeceğini açıkladı ancak şunu unutmamak gerekiyor ki artık çalışanları bekleyen yeni bir kesinti daha söz konusu; zorunlu bireysel emeklilik sigortası kesintisi, BES. Bu kapsamda, en düşük işçi ücreti olan asgari ücretten bu yıl için yapılacak kesintiyle asgari ücrete yapılan zam resmen eritilmiş olacak. Bu bir emeklilik sigortası değil, riske dayalı, belirsiz bir yatırım sistemidir; devlet garantisi ve emekli aylığı garantisi yoktur. Hükûmet kaşıkla verirken yaptığı zamlarla kepçeyle almaya devam ediyor. Hâliyle çalışanların yaşam koşullarında dikkate değer bir değişiklik olmadığı gibi Hükûmet eliyle ezilmeye devam ediyor.

Yine bu düzenlemeyle işverenin 2016 yılında ödeyemediği Aralık, Ocak, Şubat ayları sigorta primlerinin 2017 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında yatırılması öngörülmektedir. İlk etapta geçici bir rahatlama, olumlu, teşvik eden bir uygulama gibi geliyor ama sayın milletvekilleri, AKP iktidarının ekonomik yönetim anlayışıyla ülkeyi getirdiği nokta esnafı, sanayiciyi rahatlatmaya asla yetmeyecektir. Bu uygulama BAĞ-KUR’luya, çiftçiye, yüzde 65’i borçlu olan toplumun her kesimine acilen uygulanmalıdır. Bu tedbirlerle yaşattığınız ekonomik krizden ülkeyi asla çıkaramazsanız. (CHP sıralarından alkışlar) Sorunları öteleyip çığ gibi büyütüyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, ekonomiler maliye ve vergi politikalarıyla asla canlanmamıştır, canlanamaz da. Bütün bu kanunlarla oynamalarınız, çok net ifadeyle, AKP iktidarının ülkemize yaşattığı krizin son kez ilanıdır. İşsizlik, yoksulluk katlanarak artarken ekonomimizdeki kriz sinyalleri artık önü alınamaz bir noktaya gelmiştir. Dövizdeki artış dizginlenemiyor. Ülkemizin en büyük sorunu başkanlık sistemiymiş gibi ülke bir haftadır Anayasa görüşmelerindeki hukuksuzluklarınıza, kural tanımaz tavırlarınıza tanık olmaktadır. Bu halka yoksulluktan, güvensiz ortamda en temel haklarını yitirmiş olmaktan, kötü yönetilmekten başka öncelik sunmadınız, bırakmadınız. Bu sorunların çözümü de tek adam sistemini dayatan, rejimi tehlikeye sokan, ülkeyi kaosa iten Anayasa düzenlemeniz asla değildir. Bu halkın cumhuriyet değerlerine, özgürlüklere, barışa, yargıya güvene, iyi ekonomiye, birlikte yaşama kültürü ve sosyal politikalara ihtiyacı var. İyi yönetilmeye ihtiyaç var, bunları görün ve gelin bu çözümleri ortak akılla birlikte üretelim. Bu ülkeyi getirdiğiniz noktada Sayın Cumhurbaşkanı sadece AK PARTİ’nin Cumhurbaşkanı olmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Yeni getireceğiniz anayasa da bu antidemokratik değişikliklerle Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasası olmaktan hızla uzaklaşmaktadır.

Hepinizi ve yüce Meclisi, değerli hazırunu saygıyla selamlıyorum (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Doğal gaz patlamasıyla ilgili Sayın Bakan Genel Kurula bilgi vermek istiyor.

Buyurun Sayın Bakan.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, Ankara Küçükesat’ta 3 katlı bir binada doğal gazdan kaynaklandığı düşünülen bir patlama meydana geldiğine ve gerekli tedbirlerin alınmış olduğuna ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Ankara Valimizle görüştüm. Ankara Küçükesat’ta 3 katlı bir binada, ilk tespitlere göre, doğal gazdan kaynaklandığı düşünülen bir patlama meydana gelmiş. 3 yaralı var, hastaneye yaralılar intikal ettirilmiş durumda; ağır yaralı değil, hafif yaralı olduğu ifade edildi. İtfaiye ve emniyet şu anda olay mahallinde, gerekli emniyet tedbirleri alınmış vaziyette. Ayrıca bina tamamen boşaltılmış, şu anda enkaz altında herhangi bir kişi bulunmadığı tahmin ediliyor. Binadaki tahliyeler tamamlanmış durumda, herhangi bir şekilde bomba ihtimali, olasılığı gözükmüyor, o şekilde Sayın Valimiz bir değerlendirme yaptı ama bütün ilgili emniyet ve itfaiye ekiplerimiz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Binayı boşaltmışlar mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Binalar boşaltılmış, tahliye edilmiş. Binada çökme ihtimaline karşılık gerekli -bir kısım kalmış, orada ilave bir çöküntü olması ihtimaline karşı- tedbirler de alınmış durumda.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yaralılara biz de acil şifalar dileyelim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN- Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesiyle eklenen geçici madde 72’nin birinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Mit (Ankara) ve arkadaşları

"Bu maddenin uygulamasında 2016, 2017 ve 2018 yılı içerisinde ilk defa bu Kanun kapsamında alınan işyerleri için sigorta primlerini yasal süresinde ödeme şartı aranmaz."

BAŞKAN - Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit konuşacak.

Buyurun Sayın Mit. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı Türkiye'de terör yılı olmuştur. Yoğun saldırılarda yüzlerce askerimiz, polisimiz şehit olmuş, yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiştir; askerimiz, polisimiz ve vatandaşlarımız yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, çok yoğun, ağır ve yıkıcı bir gündem içerisinde 2017 yılına girmiş bulunmaktayız. Terör, Suriye, 15 Temmuz, ekonomideki olumsuz gelişmeler, 2002’de sıfır terör on dört yıl içerisinde kitlesel katliamlara dönüşmüştür. On dört yıllık bu dönemde darbe girişimi olmuştur. Başbakan yardımcısının tabiriyle dış politikanın baştan beri yanlış olduğu itiraf edilmiştir. 1,3 lira olan dolar kuru bugün 3,80 seviyelerine çıkmıştır. Karşı karşıya kaldığımız tehlikeleri boyutlandırma sıkıntısı çekmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olunan tasarı 19 ayrı kanunla ilgiliyken Komisyon görüşmeleri sırasında değiştirilerek birbiriyle alakalı olmayan 23 ayrı kanunu ilgilendirir hâle getirilmiştir. Alışkanlık hâline gelmiş bulunan torba kanunu tasarısı uygulaması yasama faaliyetlerini bütünüyle bozmaktadır. İlgili komisyonlarda görüşülmesi, tartışılması gereken konuların sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi, yasama faaliyetlerinde diğer komisyonları işlevsiz hâle getirmektedir. Kanun yapma tekniği açısından uyulması gereken kanun ve yönetmelikler hükümleri yok farz edilmektedir. Getirilen tasarıda, ne düzenleyici etki analizi ve ne de sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelerde zorunlu olan en az yirmi yıllık hesaplara yer verilmemiştir. Bu uygulamanın hukuk devlet ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır. Bu usulün terk edilmesi gerekmektedir. Uygulayıcılar açısından artık takibi imkânsız hâle gelen kanunun tertipleri, atıfları içerisinden çıkılmaz hâle gelmiştir. Tasarının her hâlinden acele hazırlandığı bellidir. Uygulamada sorunlara açıklık getirileceği gerekçelerin yasak savma babında kaleme alınması, yasamaya verilen önemi göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin getirdiği tasarıda 21’inci, Komisyon çalışmaları sonunda 26’ncı maddeyle, işverenlerin 2016 Aralık, 2017 Ocak ve Şubat aylarına ilişkin ödemek zorunda oldukları sigorta primlerini, sırasıyla 2017 Ekim, Kasım ve Aralık aylarında ödeyebilme imkânı getirilmektedir. Aylık 1.800 liralık kısımla sınırlandırılmış olsa da içinde bulunduğumuz durum karşısında doğru ve yerinde bir düzenlemedir. Öteden beri esnafın ve sanatkârların ekonomik sıkıntılarının olduğunu ifade etmekteyiz. Bu durum hayatın kabul edilemez gerçeği hâline gelmiştir. Yüksek vergi ve sigorta primleri ödenemez hâldeyken Sosyal Güvenlik Kurumu sürekli açık vermektedir. Esnaf ve sanatkârların kamuya olan birikmiş borçları ve kanuni yükümlülükleri taşınmaz hâle gelmiştir. Böyle olduğu için iki yılda bir birikmiş borçların yapılandırılması yoluna gidilmektedir. Getirilen düzenlemeyle de ödeme güçlüğü nedeniyle işverenlerin sigorta primlerini ödeme süresi yaklaşık dokuz ay ötelenmektedir.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılında bazı kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması maksadıyla bir düzenleme yapılmıştır. Yapılandırılma sonunda bir yıl içerisinde 2 taksit ödenmediğinde işveren hakkını kaybetmektedir. Yapılandırma kanunu ve şimdi getirilen bu tasarı birlikte değerlendirildiğinde, işverenlerimizin ödeme zorluğu içinde olduğu Hükûmetçe de kabul edilmektedir. Bir taraftan ödeme zorluğu sebebiyle ödemeler ertelenmekte diğer taraftan da ödeme zorluğu yokmuş gibi yıl içinde 2 taksit ödenmediği takdirde yapılandırma hakkı ortadan kaldırılmaktadır.

6736 sayılı Kanun’da bu hükmün esnetilmesi görüşülmekte olan tasarının ruhuna, amacına uygun olacaktır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Madde 27- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"(5) 19 uncu maddenin birinci fıkrası kapsamında birleşen sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin, birleşme tarihinde sona eren hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançları ile bu kapsamda birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dahil olmak üzere üç hesap döneminde elde ettiği kazançlarına uygulanmak üzere kurumlar vergisi oranını %75'e kadar indirimli uygulatmaya, bu indirim oranını, sektörler, iş kolları, üretim alanları, bölgeler, hesap dönemleri itibarıyla ya da orta ve yüksek teknolojili ürün üreten veya imalatçı ihracatçı kurumlar için ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu; bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

 

       Kadim Durmaz                      Mehmet Bekaroğlu                            Musa Çam

             Tokat                                  İstanbul                                       İzmir

      Zekeriya Temizel                       Lale Karabıyık                          Bihlun Tamaylıgil

              İzmir                                    Bursa                                      İstanbul

       Utku Çakırözer

           Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

       Ahmet Yıldırım                 Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

              Muş                                      Iğdır                                      Şanlıurfa

       Mahmut Toğrul                        Berdan Öztürk                               Erol Dora

           Gaziantep                                  Ağrı                                        Mardin

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emekli Sandığı Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 27’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılan düzenlemeyle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32'nci maddesine bir fıkra eklenmek suretiyle, şirketlerin birleşmesi durumunda, bu şirketlerin üç yıl boyunca kurumlar vergisinden muaf tutulması öngörülmektedir. Bu düzenlemenin, büyük şirketlerin küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri âdeta yutması için yeni bir sömürü mekanizması yaratacağı aşikârdır. Ayrıca, bu düzenleme, birçok sektörün büyük şirketler eliyle tekelleştirilmesinin de önünü iyice açacaktır. Bu nedenle, verdiğimiz önergede de belirttiğimiz gibi, bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını talep etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, şimdi bu torba tasarının geneline baktığımızda, belki birbiriyle alakasız görünen ancak diğer taraftan, aslında büyük bir ekonomik krizin içerisine hızla batmakta olduğumuzun itirafı niteliğinde, yüzeysel ve günü kurtarmak maksatlı, alelacele bir araya getirilmiş düzenlemeler görmekteyiz. Şu çok nettir: Türkiye ekonomisi, son çeyrek asrın en büyük yapısal krizini yaşamaktadır ve AKP iktidarı, bunu geçiştirici, manipüle edici yöntemlerle halktan gizlemek istemektedir.

Değerli milletvekilleri, ekonomik derin bir krizin içerisinde bulunduğumuzu halka açıkça söyleyebilmeliyiz. Kaldı ki söylemesek bile halk bu krizi en çarpıcı biçimlerde yaşamaya devam etmektedir ve bu kriz, şirketlerin, işletmelerin kendi iç sorunlarından kaynaklanan bir kriz değildir; bunu da görebilmekteyiz. Dolayısıyla, işletmelerin kendi iç problemlerinden kaynaklanmayan bu krizlere ekonomi literatüründe "dış kriz" denilmektedir. Şu hâlde bugün Türkiye'de işletmelerin yaşadığı dış kriz, Türkiye'nin iç ve dış politikada yürüdüğü çizginin doğal sonucudur. Bunu da açıkça itiraf edebilmeliyiz.

Ülkenin içerisinde bulunduğu gerek ekonomik ve gerekse siyasi krizin temel sorumlusu ise yönetimi elinde bulunduran AKP iktidarıdır. İktidar partisi bunu kabul etmek durumundadır çünkü yalın gerçek budur.

Değerli milletvekilleri, hepimizin malumu, Türkiye'de Kürt sorunu ve demokratikleşme sorunlarının çözümüne ilişkin sürdürülen barış ve çözüm sürecinin buzdolabına kaldırılmasından bu yana yaklaşık bir buçuk yıl geçti. Bu süreçte, yaşadığımız kaos ve çatışma sürecinin üzerine 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL sürecinin de eklenmesi neticesinde belirsizliklerin çoğaldığı, yurttaşların korku ve kaygı içerisinde yaşadığı ve uluslararası camiada da sürekli olarak güven kaybına uğrayan bir ülke olma yolunda hızlı adımlarla yürüyoruz maalesef.

Bu yoğun çalkantılı süreçler içerisinde, halkın maruz bırakıldığı sefaleti gözlerden kaçırmaya çalışarak ağırlaştırılmış OHAL şartlarında Anayasa değiştirmeye çabalayan bir iktidar anlayışı, Türkiye'ye dair belirsizlikleri daha çok artıran, yeni siyasi ve ekonomik krizlere davetiye çıkaran bir anlayıştır. Bu anlayışa son vermek gerekir. Bunun en mantıklı ilk adımı ise buzdolabına kaldırılan barış ve çözüm sürecinin buzdolabından çıkarılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, enflasyon hızla yükselmektedir. Ülkedeki güvensiz ekonomik ortam neticesinde yabancı yatırımcılar büyük oranda ülkeyi terk etmiştir. 2001 krizinden farklı olarak özel sektör ve hane halklarının borçluluğu zirve yapmış durumdadır. Daha önemlisi, tüketici kredisi ve kredi kartı borçlularının sayısı 26 milyon kişiye ulaşmıştır.

Bu maddeyle şirket birleşmelerinin teşvik edilmesinin yol açacağı en açık sonuçlardan birisi de işten çıkarmaların daha da hızlanması, dolayısıyla işsiz ve yoksul nüfusun çok daha fazla artacağı gerçeğidir. İşsizlik oranları, TÜİK'in manipüle ettiği veriler kabul edildiğinde dahi, kritik seviyelere ulaşmıştır. Ülke nüfusunun genç bir ortalamaya sahip olduğu dikkate alındığında, 3 milyonu aşkın ve kontrolsüz bir Suriyeli sığınmacı nüfusu da eklendiğinde krizin boyutları daha da çarpıcı bir nitelik kazanacaktır.

Hükûmete toplumsal ve ekonomik gerçekliklerimizi dikkate alan, çağa uygun ve gerçekçi siyasi hamleler yapma konusunda çağrılarımızı yenileyerek tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 27'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Kadim Durmaz (Tokat) ve arkadaşları

MADDE 27- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"(5) 19 uncu maddenin birinci fıkrası kapsamında birleşen sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin, birleşme tarihinde sona eren hesap döneminde münhasıran üretim faaliyetinden elde ettiği kazançları ile bu kapsamda birleşilen kurumun birleşme işleminin gerçekleştiği hesap dönemi dahil olmak üzere üç hesap döneminde elde ettiği kazançlarına uygulanmak üzere kurumlar vergisi oranını %75'e kadar indirimli uygulatmaya, bu indirim oranını, sektörler, iş kolları, üretim alanları, bölgeler, hesap dönemleri itibarıyla ya da orta ve yüksek teknolojili ürün üreten veya imalatçı ihracatçı kurumlar için ayrı ayrı veya birlikte farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu; bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin gelişip büyümesi, üreticinin, yatırımcının kazanması, yeni yatırımcıların ülkemizi tercih etmesi ve yerli yatırımların artması, ancak oturmuş ve güvenilir bir devlet sisteminin varlığına, demokrasiye ve ekonomik gücümüze bağlıdır. Ekonomisi ivme kaybeden, parası pul olmuş, fabrikaları kapanmış, çiftçisi üretemez hâle gelmiş; maaşı cebine girmeden sıfırlanan memuru, 400 bin atanamayan öğretmeni, 3 milyon 647 bin işsizi, üretim için eğitimle nitelikli eleman sorununu çözememiş bir eğitim modeli, yargısı saraya bağlanmış, her 5 gençten 1’i işsiz olan bir ülkeye yatırımcı gelmez, risk almaz, var olan orta ve küçük ölçekli üretici de zarar etmeye mahkûm olur.

Bugün ülkemizde dolar 3,8’lere yükselmişken, orta vadeli plandaki büyüme hedefiniz tutmamışken dünyada örneği olmayan AKP iktidarı ancak iyi giden bir ekonomiden söz edebilir. Dünya tarihinin en büyük finansal krizini yaşayan birçok ülke, işsizlik seviyelerini beş altı yıl gibi kısa bir sürede doğal işsizlik oranı seviyesine çekmişlerdir. Ne acı ki Türkiye’de on dört yıldır tek başına “İstikrar abidesiyim.” diyen iktidarın yönettiği, kendilerini başarılı ilan eden bir Hükûmetle işsizlik rakamları yüzde 11,8’lerdedir, bu da ülkemiz adına çok üzücü bir tablonun ilanıdır. AKP Hükûmeti döneminde, Türkiye’nin büyüme rakamları, o sık sık eleştirdikleri koalisyon dönemlerinin de altında kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu maddedeki düzenlemeyle üretimi artırma ve şirketleri güçlendirmeden söz ediliyor. Oysa sizin önceliğiniz yatırımcı ya da işçi değil, Sayın Erdoğan’ın güç kazanması her amacın önüne geçiyor. Güçlü bir ekonomi, güçlü bir devlet olmak için Erdoğan’ın sınırsız yetkilerle donatılması gerekiyormuş sanıyorum. Sanki on dört yıldır bu ülkeyi yöneten AKP değil başkalarıymış gibi, sadece doyumsuz güç hırsı uğruna ülkemizin geleceğini tehdit eden dayatmalarla kaybetmeye devam ediyoruz. Siz “başkanlık” dedikçe dolar ve euro uçup gitmektedir ve Türk lirası cumhuriyet tarihinin rekor değer kaybına uğramıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, kurulan şirket sayımız yüzde 30 azalmış, kapanan şirket sayısı da yüzde 22’lik artışla rekor kırmıştır. Ülkemiz yatırımcılara güven vermeyen bir ülke durumuna düşmüştür. Şirketler çaresiz olarak küçülmek zorunda kalmışlardır. Son bir yılda 88 sektörün 40’ında iş yeri sayısı azalmıştır. Türkiye’nin varlığıyla küresel değer zincirlerine katılımı, potansiyelin altında kalmaktadır. Bu durum ülke ekonomisinin, kelimenin tam anlamıyla, kötü yönetildiğinin ilanıdır.

Değerli milletvekilleri, ilgili madde düzenlemesinde olduğu gibi, şirketlerin güçlendirilmesini desteklemek amacıyla indirimli kurumlar vergisi uygulaması bizim de destekleyeceğimiz bir uygulamadır. Ancak düzenlemede net olmayan, bu ülkeye gelecekte sıkıntılar yaratacak bölümler de vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması gereken vergilendirme yetkisinin yürütme organına devredilmesi Anayasa’ya aykırı bir durumu ortaya çıkarmıştır. Uyarılarımıza karşın, ne acı ki sizlerin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerini törpülemeye, torba yasalarla ortaya çıkan aykırılıklara, yetki düzenlemeleri yapma yanlışına ısrarla devam ediyorsunuz. Düzenlemelerde birleşecek şirketler ve sektörler net olarak belirli mi? Hayır. Bu belirsizlik içinde böyle bir vergi yetkisinin düzenlenmesi gelecekte keyfîyete neden olacak sonuçları mutlaka doğuracaktır. Oysa vergilendirmenin oturmuş ilkeleri vardır. Düzenlemenin bu ilkeler doğrultusunda haksız rekabete, vergiden kaçınmaya sebebiyet vermeyecek şekilde, ortak akılla yapılmasında yarar vardır. Bu düzenlemeyle küçük ve orta büyüklükteki işletmeleri kapsayacak bir birleşme koşulu ortaya konulmamıştır.

Yine, dış dünyayla rekabet edecek yurt içindeki firmalar bu düzenlemede hiç dikkate alınmamış ve özellikle katma değeri yüksek üretim yapan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) - …firmalar bu potansiyel bünyesinde değerlendirmeye alınmamıştır diyorum.

Yüce Meclisi bu yanlışlara meydan vermemeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                 Mehmet Bekaroğlu

                İstanbul                                               Tokat                                               İstanbul

              Musa Çam                                     Zekeriya Temizel                                   Lale Karabıyık

                  İzmir                                                 İzmir                                                 Bursa

                                        Burcu Köksal                                    Utku Çakırözer

                                       Afyonkarahisar                                       Eskişehir

MADDE 28 - 5520 sayılı Kanun’a aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 9 - (1) Mükelleflerin 2017 takvim yılında gerçekleştirdikleri imalat sanayiine yönelik yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırım harcamaları için, bu Kanunun 32/A maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde ‘%55’, ‘%65’ ve ‘%90’ şeklinde yer alan kanuni oranlar sırasıyla ‘%70’, ‘%80’ ve ‘%100’ şeklinde ve (c) bendinde ‘%50’ şeklinde yer alan kanuni oran ise ‘%100’ şeklinde uygulanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Bedia Özgökçe Ertan                              Ahmet Yıldırım                             Mehmet Emin Adıyaman

           Van                                                   Muş                                                  Iğdır

  Osman Baydemir                                  Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk

       Şanlıurfa                                           Gaziantep                                               Ağrı

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesine ilişkin grubum adına söz aldım.

Gerçekten de biz, önergeyle, bu değişikliğin, bu eklemenin tasarıdan çıkarılmasını talep ettik çünkü bu düzenlemeyle sermaye çevreleri korunuyor, işçiler göz ardı ediliyor özetle söylemem gerekirse. Bu maddeyle Kurumlar Vergisi Kanunu’na geçici madde eklenerek 2017 yılında gerçekleştirilecek yatırımlar bakımından firmaların kurumlar vergisinden muaf tutulmalarına ilişkin yüzde oranları yükseltiliyor. Aslında yapılmak istenen düzenleme, Türkiye'nin ciddi bir ekonomik kriz içinde olduğunun dışa vurumudur. Siyasi ihtiraslar uğruna izlenen politikalar sonucu bugün dolar 4 lira seviyesindedir. Ortaya çıkan bu vahim durumun telafisi ne yazık ki uzun yıllar alacaktır. Türkiye’yi uçuruma sürükleyen ekonomik krizin tek müsebbibi, iktidarın artan otoriterliği, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayan politikalarıdır. Bildiğiniz gibi TÜİK işsizlik rakamlarını açıkladı, ekim ayında işsizlik yüzde 11,8 oldu. Bu, şu anlama geliyor: 2016 ekim ayında işsizlik 500 bin kişi artarak 3,6 milyonu aştı. Çünkü esnaf kepenk kapatıyor, çünkü yabancı yatırımcı ülkeyi terk ediyor.

Bütün araştırmalar da göstermektedir ki Türkiye toplumunun geneli, hukuk sistemine güvenmemektedir, siyaset ortamına güvenmemektedir. Böylesi bir güvensizlik ortamında, yerli ya da yabancı yatırımcılar şirket kurmaktan, yatırım ya da inovasyon yapmaktan da kaçınmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, yüzde oranlarının yükseltildiği kurumlar vergisinin 2016 bilançosu 38 milyar liradır yani yaklaşık 10 milyar dolar. 2017 yılı için bu meblağdan vazgeçilmiş olması, ne yazık ki Türkiye toplumunu çok zor günlerin beklediğinin bir göstergesidir. Karşı karşıya olduğumuz durum bu iken arzu etmesek de ne yazık ki ekonomik kriz içerisinde olduğumuzu belirlemek durumundayız. Türk lirasındaki değersizleşme ivme kazandı. Bu dönemde, beraber yaşadığımız diğer ülke paraları geçtiğimiz hafta dolar karşısında değer kazanırken dahi Türk lirası değer kaybetti. Uluslararası sermaye çevrelerinin “Türkiye, yatırım yapmak açısından riskli bir ülkedir.” çağrılarının sonucunu muhtemelen 24 Ocaktaki Merkez Bankası toplantısında göreceğiz. Üretimde yavaşlama, hissedilir oranda artmıştır. Hâl bu iken böylesi zor bir süreçte siyasal iktidar bizleri referandum ya da erken seçim kıskacına çekmektedir.

Değerli milletvekilleri, 20 Temmuzda OHAL’in ilan edilmesinin ardından artan otoriterleşmenin, fiilî durum, hukuki durum geriliminin, milletvekillerinin, gazetecilerin tutuklanması, Suriye’de bulunduğumuz belirsizliklerin mutlaka yansımaları olacaktı. Bugün burada tartıştığımız bu maddeyi de bu çerçevede ele almak, anlamak ve değerlendirmek gerekir.

AKP iktidarı halktan yana politikalar izlemek yerine, sermaye odaklı çabalar içerisindedir. Emekçilerin hakları korunmalı ve genişletilmeli ki toplumsal barışın temel aktörlerinden olan işçi sınıfı geleceğini görebilsin. Oysa hepimiz biliyoruz ki işverenlerin düşük ücretle işçi çalıştırmalarına ses çıkarılmamakta, hatta kayıt dışı desteklenmektedir. Öngörüsüz bir Suriye politikası ve Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin bir planlama yapılmadan ekonomik yaşama dâhil edilmeleri tüm toplumsal kesimleri mağdur etmiş, buradan da yine sermaye kesimleri kârlı çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu hamburger meselesi çok konuşuldu ama ben de bir cümleyle şunu belirtmek istiyorum: Hamburger fiyatlarını karşılaştırmak bir ekonomi yönetimi değildir. Bu benzetmenin ekonomi bilimiyle alakası bile yoktur. Türkiye'nin en acil ihtiyacı toplumsal barıştır. Bu, aslında gün gibi ortadadır. Demokrasimiz giderek daha da olumsuz bir tablo çizmeye başladı. Toplumdaki insanlar yaşamlarını, geleceklerini belirleme konusunda iyi niyetli olamıyorlar. Altı ay sonra hangi noktada, nasıl bir siyasi atmosfer içinde olacağımızı bugün Türkiye'de kimse öngöremiyor. Toplum sürekli bir gerilim hattı içinde tutularak, öte yandan işçilerin üzerindeki sömürü çarkını da ağırlaştırarak toplumsal refaha kavuşamayız.

Demokrasinin zayıflamış olması karşı karşıya kaldığımız ekonomik krizin en önemli etkenidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Aksi takdirde, ne türlü ekonomik önlem alınırsa alınsın, bu madde özelinde olduğu gibi sermaye çevreleri de korunsa, yoksulluğu, artan işsizliği yok edemezsiniz. Bu sebeplerle maddenin metinden çıkarılmasını istiyoruz.

Saygılar sunuyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 28'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 28 - 5520 sayılı Kanun’a aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 9 - (1) Mükelleflerin 2017 takvim yılında gerçekleştirdikleri imalat sanayiine yönelik yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırım harcamaları için, bu Kanunun 32/A maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde ‘%55’, ‘%65’ ve ‘%90’ şeklinde yer alan kanuni oranlar sırasıyla ‘%70’, ‘%80’ ve ‘%100’ şeklinde ve (c) bendinde ‘%50’ şeklinde yer alan kanuni oran ise ‘%100’ şeklinde uygulanır."

Burcu Köksal (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal konuşacak.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin torba yasalarından sonra bir de literatüre kazandırdığı torba anayasayı tartışıyoruz.

Bu Anayasa teklifiyle, üniter devlet yapısına sahip olan ve tüm kamu kuruluş ve örgütlenmesini de bu üniter yapıya göre yapmış olan üniter devletimizin bu yapısı ne yazık ki riske girmektedir. Başkana kararnameler yoluyla yasamaya ortak olma yetkisi verilip aynı zamanda idari alanda sınırsız ve geniş idari düzenleme yetkisiyle, başkanın kararname çıkararak bu yetkisini kötüye kullanması vasıtasıyla pekâlâ eyaletler kurulup federasyonun altyapısı hazırlanabilecektir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Çok farazi çalışmalar bunlar, çok farazi söylemler bunlar. Kaldı ki Anayasa’yı görüşmüyoruz, kanunu görüşüyoruz.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bakın, Türkiye Cumhuriyeti üniter yapısı olan bir devlettir fakat siz bugünlerde bu üniter yapıyı da tartışmaya başladınız. Önce, Anayasa Komisyonunda Sayın Naci Bostancı “Ülkede bir bölünme hayaleti var…”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yalanladı öyle olmadığını.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – “…bu hayalet kalksın, ademimerkeziyetçiliği yani tekçiliği yani üniter devleti tartışabiliriz.” dedi; arkasından, geçtiğimiz günlerde bu kürsüde Anayasa Komisyonu üyesi AKP Milletvekili İsmail Aydın ilk 4 maddenin de değişebileceğini söyledi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kırk defa anlattık, öyle değil.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Arkadaşlar, ilk 4 maddede neyi değiştireceksiniz? Devletin şeklini mi, niteliklerini mi, millî marşı mı, başkenti mi, neyi değiştireceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar) İlk 4 madde değişmez.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Genel Başkanına söyle, Genel Başkanına.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – O ilk 4 maddeyi değiştirmenize cumhuriyete inananlar, cumhuriyetçiler, bu ülkenin ve devletin bölünmez bütünlüğünü isteyenler, Başkomutan Atatürk’ün izinde yürüyenler asla izin vermeyeceklerdir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Olmayan şeyleri tartışıyorsunuz, olmayan şeyleri.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Şimdi size soruyorum: Bu Anayasa teklifiyle ülkemizdeki hangi sorunu çözeceksiniz? Terörü mü bitireceksiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnşallah.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – İşsizlere istihdam mı sağlayacaksınız?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnşallah.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – 4/C’li personele, yıllardır oyaladığınız taşeron işçiye kadro mu vereceksiniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İnşallah.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Kaşıkla verip kepçeyle aldığınız emeklinin, memurun, işçinin sorunlarını mı çözeceksiniz bu teklifle? Ne yapacaksınız? Kadına şiddeti, çocuk istismarını mı durduracaksınız? Emeklilikte yaşa takılanın, atama bekleyen öğretmenin, mühendisin ve sağlıkçının mağduriyetini mi gidereceksiniz? Neyi bitireceksiniz siz bu teklifle?

Bugüne kadar -soruyoruz size- hangi konuda yetki alıp da eksik kaldı yetkiniz?

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bağırma.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Hangi konuyu çözmek isteyip de eksik yetki verildiği için yapamadığınız bir şey oldu? Onun için mi bu teklifi getirdiniz? Hangi konuda eksik kaldınız? Yetkiniz hangi konuda eksikti? Her konuda halk size gerekli desteği verdi ama on beş senedir başaramadınız, beceremediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az sesi kısalım mı Sayın Başkan?

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bu ülkeyi teröre, işsizliğe, ekonomik sıkıntılara siz getirdiniz.

Şu an teröre, ekonomik krize, sınır ötesindeki savaşa rağmen ısrarla Anayasa değişikliği dayatmasını yapan bir iktidarı haklı bulmamız mümkün değildir. Halk da haklı bulmayacaktır sizi, halk da farkında.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – CHP’yi iktidar yapacak(!)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Ülke bu kadar zor günler geçiriyor ve bu zor günlerin çözümü tek adam dayatması, tek adamlığı bu ülkeye getirmek değil.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Yeni bir şey söyle, yeni bir şey.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Yeni Aanayasa teklifi, içinde bulunduğumuz terör ve baskı ortamıyla ilgili hiçbir çözüm önerisi getirmiyor arkadaşlar. Bu ülkenin terör, yoksulluk, işsizlik, ekonomik sıkıntıları, bu gibi büyük sorunlarını çözmek bu Anayasa teklifiyle mümkün değil.

Siz bu sorunları çözmek için bizimle beraber bu Mecliste var gücünüzle çalışmak varken bir kişinin iradesi için, AKP’nin istikbali için, Tayyip Erdoğan’ın istikbali için bu dayatma, dikta, yıkım anayasasını getirmeye çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Siz anlamazsınız o işten, anlamazsınız. Anladığınız bu kadar.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Bu, cumhuriyete ihanet anayasasıdır. Cumhuriyete ihanetin içerisinde cumhuriyetçiler olmayacaktır, Atatürkçüler olmayacaktır…

BAŞKAN – Sakin olun Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – …vatanın bölünmez bütünlüğünü savunan hiçbir yurttaşımız olmayacaktır.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sapla samanı karıştırmayın.

BURCU KÖKSAL (Devamla) - Ülke istikbali için değil, sizin istikbaliniz için getirilen bu Anayasa’ya asla “evet” demeyeceğiz.

BAŞKAN – Sakin olun Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sakin olun.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Kanun maddelerinden haberin yok, Anayasa teklifinden haberin yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın hatibin ifade ettiği grup başkan vekilimizin eyalet iddiası…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - …diğer bir vekilimizin 4 maddenin değişmesi iddiası gibi tamamen safsata olan iddialara kırk defa cevap verdik, kırk birinciyi vermeyeceğiz. Tümünü reddediyoruz. 4 maddeyle bir sorunumuz olmadığını ifade ettik. İlgili bahsi geçen vekilimiz de “Değişsin.” demedi. Dedi ki “Hukuk tekniği olarak bir anayasada…”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Değişecek gelecekte.” dedi.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Evet, “Gelecekte değişecek.” dedi.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz konuşmayın, ben konuşayım.

Bir daha konuştu Sayın Başkan; bağırdı bağırdı bağırdı… Kime söyleyeceğiz ya? Niye bu kadar…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Buyurun, söyleyin ya.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, bir insan bağırarak haklı olmaz. İnsanlar konuşarak anlaşır, sakinlikle anlaşır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bağırarak ne olur, laf dizerek ne olur?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Osman öğretti bağırmayı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bir daha söylüyorum Sayın Başkan: 4 maddeyle ilgili bir talebimizin olmadığını Başbakanımız izah etti, bizler izah ettik.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Anlama özürlü.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Buna rağmen konuşuyor olmanın kimseye faydası yok. Bununla ilgili, sayın vekilimiz de zaten “Değişsin.” demedi, hukuk tekniği açısından bir anayasada değişmez maddenin teorik olarak doğru olmadığını ifade etti. Bizim 4 maddeyle sorunumuz olmadığını Başbakanımız da biz de defaatle söyledik.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekili, ses tonumla ilgili bir sataşmada bulundu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüye çıkmadım Sayın Başkan, yapmayın lütfen.

BAŞKAN – Sataşmada bulunmadı, sadece “Bağırdınız.” dedi.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Lütfen… Evet… Ses tonumla ilgili “Bağıra bağıra konuştu.” dedi. Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sesiniz çok yüksekti Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Tamam. Lütfen... Hayır, ben bu konuda, lütfen, sataşmadan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çok güzel sesiniz var, bravo(!)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bizde sağır yok, hepimizin kulakları duyuyor.

BAŞKAN – Yani ben “Bağırdınız.” demiyorum ama birkaç kez burada “Sakin olun.” dedim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bu konuda sataşmadan dolayı söz hakkım doğdu. Lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle sataşma olmaz.

BAŞKAN – Bunda bir sataşma yok Sayın Köksal, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Böyle bir sataşma yok ki.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Lütfen, sataşmadan dolayı söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Bunda bir sataşma yok Sayın Köksal, lütfen.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Belki bağırıyorum, belki bugüne kadar düzgünce söyledik anlamadınız, bağırarak söyleyince anlarsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan “%25’ine” ibaresinin “%10’una” ve aynı bentte yer alan “bir ay” ibaresinin “altı ay” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

    Adem Geveri                                     Berdan Öztürk                                    Mahmut Toğrul

           Van                                                   Ağrı                                               Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

   Hilmi Yarayıcı                                    Utku Çakırözer                                 Mehmet Bekaroğlu

          Hatay                                              Eskişehir                                             İstanbul

   Kadim Durmaz                                       Musa Çam                                     Bihlun Tamaylıgil

          Tokat                                                 İzmir                                                İstanbul

  Zekeriya Temizel                                  Lale Karabıyık                                              

          İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı konuşacak.

Buyurun Sayın Yarayıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sevgi ve saygılarımla sizleri bir kez daha selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz madde dolaylı da olsa af niteliğinde olduğu için oylamada nitelikli çoğunluk olması gerekir, önce bunu belirtmek isterim.

Anayasa değişikliğiyle ilgili bir ülkenin tüm kaderini bir tek adamın emrine vermek için cansiparane bir şekilde mücadele eden iktidara sormak istiyorum: On dört yıllık iktidarınız boyunca aldatılmadığınız, kandırılmadığınız veya sonu felaketle bitmemiş herhangi bir politikanız var mıdır? Buna samimiyetle cevap verebilecek bir tek kişi var mı aranızda merak ediyorum.

Ergenekon, Balyoz davalarına bakalım. Burada faili meçhullerden, cinayetlere imza etmiş kontrgerillanın yargılanmadığını, yargılananların salt AKP karşıtlığından dolayı yargılandıklarını, bu yargılamalar yapılırken kumpaslar kurulduğunu, hukukun ayaklar altına alındığını söyledik. Siz bu itirazı dillendirenlerin neredeyse hepsini Ergenekoncu olarak suçladınız.

Cemaatle ilişkilerinizi ele alalım mesela. Cemaatin devlet içinde devlet olduğunu, onlarla iş birliği içinde olmanızın ülkemizi bir felakete sürükleyeceğini söyledik. 2010 referandumu sonrası, HSYK aracılığıyla yargıyı cemaate teslim etmenizin hukuku bitireceğini söyledik. Siz ne yaptınız? Bizleri din düşmanı vatan hainleri olarak suçladınız. Sonra ne oldu? O yol arkadaşlığı yaptığınız cemaat döndü, bu ülkede darbeye kalkıştı. Ne dediniz? “Kandırıldık.” dediniz, “Allah affetsin.” dediniz, yine hesap vermeden işin içinden çıktınız. “Cemaatle mücadele” adı altında, KHK’larla, yıllardır cemaatle mücadele eden devrimcileri, demokratları, yurtseverleri, gazetecileri, aydınları ya mesleklerinden ettiniz ya da ihraç ettiniz, hapse attınız.

Ya Suriye politikanız, ona ne demeli? Bizim komşu Suriye halklarıyla bir sorunumuzun olmadığını, Suriye’de oluşacak bir istikrarsızlığın tüm bölgemizi etkileyeceğini söyledik. Söylediklerimiz bir kulağınızdan girdi, öbüründen çıktı. Üstüne üstlük, katil çetecilerle iş birliği yapıp meşru bir hükûmeti devirmeye önayak oldunuz. Bu yaptığınızın, yanlışların en büyüğü olduğunu, bu teröristlerin günü geldiğinde silahları bize doğrultacağını söyledik, umursamadınız bile. Sonuç: Moskova Deklarasyonu’yla, bugüne kadarki Suriye politikanızın yanlış olduğunu dünyaya siz ilan ettiniz. Şimdi Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş çıkmış, Suriye politikasının baştan sona kadar yanlış olduğunu bir kez daha itiraf etmiş durumdadır ama tüm bunlar, cihatçı örgütlerin ülkemizi kana buluyor olmalarına engel olmuyor ne yazık ki.

Yanlış politikalarınız elbette bunlarla da sınırlı değil. Irak politikalarınız, İsrail politikanız, Rusya politikanız, Mavi Marmara politikanız da öyle. Hangi birini sayayım ki? 4+4+4 eğitim sisteminden Anayasa değişikliklerine kadar üzerinde uzun uzun tartışılması gereken hangi konu varsa siz bir şekilde yangından mal kaçırırcasına oldubittiye getirme peşindesiniz. Günlerdir Anayasa değişikliğinde de bunu anlatmaya çalıştık. Sanki hiç böyle bir eleştiri olmamış, yapmamışız gibi “Millî eğitimde de reform yapıyoruz.” diyerek müfredat değişikliğini oldubittiye getirmeye çalışıyorsunuz.

13 Ocakta açıklama yapıyorsunuz, önerilerin 6 Şubata kadar getirilmesini şart koşuyorsunuz. Siz dinlemeyeceksiniz biliyorum ama bir kez daha tarihe not düşmek adına uyarmak istiyorum: Yanlış yapıyorsunuz, yapmayın. Bu ülkenin geleceğiyle bu kadar oynamayın, kendi siyasi ve ideolojik tercihlerinizi eğitimde reform olarak yutturmaya kalkmayın. Laik bilimsel eğitim bizim tek çıkar yolumuzdur. Bizim, bilimden uzaklaşma değil, daha fazla bilime ihtiyacımız var. Eğitim sistemimizi bilimden uzaklaştırdığınız ölçüde bizi Orta Doğu’ya daha da yakınlaştırırsınız ve Orta Doğu’ya çevirirsiniz. Bu ülkeyi kan ve gözyaşıyla, büyük mücadelelerle kuran kurucu değerlerimize bu kadar düşman olmayın. Yargıyı, yasamayı, yürütmeyi tek bir adamın emrine vermek ülkeyi söylediğiniz gibi bir esenliğe kavuşturmayacaktır. Emin olun, halkı bölmekten, kardeşi kardeşe düşman etmekten başka bir işlevi olmayacaktır. Kutuplaştırıcı politikalarınızla, bizi bölmekle iktidarınızı pekiştireceğinizi sanıyorsanız büyük bir yanılgı içine girersiniz.

Söylemek isterim: Liderinizi başkan da yapabilirsiniz ama biz başkanınızı da, siyasi ve ideolojik bakış açınızı da, uygulamalarınızı da, bugüne kadar yaptıklarınızı da meşru görmedik, görmeyeceğiz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Halk görüyor, halk.

HİLMİ YARAYICI (Devamla) - Başkanınızı da, sizlerin bu uygulamalarını da tanımıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tanımayın, tanımayın.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinde yer alan “%25’ine” ibaresinin “%10’una” ve aynı bentte yer alan “bir ay” ibaresinin “altı ay” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adem Geveri (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Van Milletvekili Adem Geveri konuşacak.

Buyurun Sayın Geveri. (HDP sıralarından alkışlar)

ADEM GEVERİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

(1/796) esas numaralı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu görüş ve önerilerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, maalesef aceleyle çıkarılan kanunların neticesinde bu gibi düzenlemeler yapılarak kanunlar yeniden yazılmaktadır. Bugüne kadar birçok kez itiraz etmemize rağmen her defasında yasama faaliyetini ayaklar altına alan birçok farklı düzenlemeyi içeren, ilgili ihtisas komisyonlarından hiçbir görüş alınmadan gündeme getirilen bir torba yasa daha görüşüyoruz.

Evet, değerli milletvekilleri, torba kanun -bir diğer adıyla aslında “ucube kanunlar” bunlar- mantığıyla yapılan yasama faaliyetleri sonucunda idarede oldukça yanlış uygulamalar ortaya çıkmış ve bu yanlışları düzeltmek için yeniden bir yasa yapma zorunluluğu çok kısa sürede Parlamentonun gündemine gelmiştir. Bunun sebebi, Meclis ihtisas komisyonlarında torba tasarı ve teklif şeklinde gelen düzenlemelerin detaylı ve teknik incelemeler yapılmadan tamamen mevcut iktidarın popülist ve pragmatist yaklaşımıyla günü kurtarma ve kendi yandaşlarına rant sağlama anlayışının sonucu olarak kanunlaşmasıyla ilişkili bir durumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış politikada yanlış hesapların Kobani’den ve Halep’ten döndüğü büyük iflasın iç politikaya olan yansıması kaos ve kargaşadan ibaret hâle gelmiştir. 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde devreye alınan güvenlik stratejisi sonrasında devam ettirilen bu politikalar, 1 Kasım seçimlerine kadar giderek tırmandırılan her gerilim stratejisi AKP’yi yeniden tek başına iktidar olma fırsatı verirken bu fırsat maalesef barışın ve demokrasinin tesisi yönünde değil; aksine, içeride ve dışarıda gerilim tırmandırılarak darbe mekaniğinin önü açılmış oldu. 15 Temmuz darbe girişimini kendi iktidarını tahkim etmek için büyük bir fırsata çeviren AKP Hükûmeti, oluşan kaos ve kargaşayı dikkati almayarak maalesef bugün geldiğimiz kaotik duruma sebep olmuştur. Böylece parlamenter sistem, istisnai bir rejim olan OHAL’ler ve KHK’larla baypas edilerek siyasi bir krize ve aynı zamanda ekonomik bir istikrarsızlığa sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzdan önce yaptığımız onca uyarıyı dikkate almayan iktidar, yanlışlarında ısrar ederek ve yanlışlarına yanlışlar ekleyerek, siyasal, ekonomik krizi büyüterek ve kaosa dönüştürerek ülkeyi yeni darbeler sürecine götürmüştür. Allah korusun, yarın yeni bir darbeyle karşı karşıya kalırsak bütün bu yanlışlarımızın temel sorumlusu olan Cumhurbaşkanı ve Hükûmet bu millete nasıl hesap verecek? Bu defa kimi sorumlu tutacaksınız? Bu defa kimi kurban gösterip kime sığınacaksınız? Üst akıl olarak kimi düşman ilan etmeyi düşünüyorsunuz? Yeni müttefik olarak kimden özür dileyip kapısını çalacağınız kimler olacaktır? Evet, o gün gelip çattığında, sebep olduğunuz bunca vebalin hesabını nasıl vereceksiniz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemle altını çizmek gerekir ki AKP iktidarı, bugüne kadar yaptığı düzenlemelerde ve çıkardığı yasalarda sermayeyi önceleyen bir anlayışa sahip hareket etmiştir. AKP iktidarının içeride ve dışarıda yürüttüğü politikalar sonucunda ortaya çıkan siyasal kriz ve OHAL rejimlerinin yarattığı ekonomik kriz her geçen gün artmış ve böylece sözüm ona döviz kazandırıcı faaliyetlerle bu durum aşılmaya çalışılmıştır.

İktidar, ülkedeki siyasal ve ekonomik krizi aşmak istiyorsa Anayasa değişikliği teklifi ve rejim tartışmalarıyla ilgili daha da büyük bir kutuplaşmaya sürüklemek yerine, demokrasiyi güçlendirerek, toplumsal barışı sağlayarak, Kürt halkıyla eşitlik ve adalet temelinde bir müzakere sürecinin başlatılmasına dair somut adımları ivedilikle atmak zorundadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hem günlerdir üzerinde tartışmalar yürüttüğümüz Anayasa değişiklik teklifi hem de bu torba yasa tasarısı meşru ve demokratik olmayan bir zeminde hazırlandığı gibi, eş genel başkanlarımızla birlikte, 9 milletvekili arkadaşımızın, belediye eş başkanlarımızın, meclis üyemiz ve partili yöneticilerimizin esir alındığı bir ortamda bu düzenlemeler haklı, gerekli, faydalı ve meşru görebileceğimiz bir zeminde olmadığı için bunların tam karşısındayız ve reddediyoruz ve bunlara da saygı duymamız mümkün değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Geveri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.58

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Tasarının 30’uncu maddesi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 30’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                 Mehmet Bekaroğlu

        İstanbul                                               Tokat                                               İstanbul

      Musa Çam                                     Ömer Fethi Gürer                                  Utku Çakırözer

          İzmir                                                 Niğde                                              Eskişehir

   Lale Karabıyık                                  Zekeriya Temizel

          Bursa                                                 İzmir

“MADDE 30- 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 11 inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

‘(6) Hasarın giderilmesine ve tazminatın ödenmesine yönelik olarak ilgili mevzuat çerçevesinde orijinaline eşdeğerliği belgelendirilmiş parçaların kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar ilgili sigorta genel şartlarında belirlenir.’”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk                                      Mizgin Irgat

       Gaziantep                                               Ağrı                                                  Bitlis

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mizgin Irgat konuşacak.

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten konuşmaya başlamadan önce, kanun yapma tekniğinin, kanun yapma sisteminin hakikaten çok sıkıntılı olduğunu ve belki de aslına aykırı bir şekilde yapıldığını buradan bir kez daha belirtmek isterim.

Birçok kanunu ilgilendiren, yani birçok kesimi, birçok tarafı, birçok kurumu ve kişiyi ilgilendiren düzenlemelerin bir potada, tek bir “torba kanun” adı altında düzenleme şeklinde önümüze getirilmesi çok ciddi bir problemdir her şeyden önce.

446 sıra sayılı torba tasarının 30’uncu maddesi Sigortacılık Kanunu’yla ilgili bir düzenleme. Bu torba tasarının içerisinde sadece sigortacılık değil, belediyelerle ilgili, gemilerle ilgili ve aklımıza gelecek her şeyle ilgili bir düzenleme yapıldı ve önümüze getirildi, biz de daldan dala atlayarak bu yasa tasarısına ilişkin eleştirilerimizi dile getirmeye çalışıyoruz. Oysaki toplumun içinde bulunduğu psikolojik altyapıya baktığımızda, tekçi bir Anayasa, yani daha doğrusu toplumu içerisinde barındırmayan Anayasa tartışmalarına baktığımızda, söz konusu yasa tasarısının bir kez daha zamanlamasının ve içeriğinin aslında hiç de Türkiye toplumuna uygun olmadığı görülecektir.

Burada, 30’uncu maddede, yasanın toplumun yararına olmasından ziyade güçlü sınıfsal kesimleri, yandaş sermayenin kârını önceleyen bir çalışmanın olduğunu çok net bir şekilde dile getirebiliriz. Bir bütün el torba yasa tasarısının tamamını, sermayedarlara peşkeş çeken, onların rantabilitelerini artıran, özünde onları rahatlatan bir yasa çalışması olduğunu çok net bir şekilde dile getirebiliriz. Bu yasa maddesinin yani 30’uncu maddenin en önemli tarafı Danıştayın 15. Dairesinin bunun tam aleyhine olmuş bir kararı var. Daha doğrusu burada yargıya güvenin de hangi noktada olduğunu, yargı kararlarının nasıl uygulandığını da bir kez daha gözler önüne sermektedir. Yani yargıya, topluma, toplumun her kesimine güvenmeyen bir AKP Hükûmetinden bahsedebiliriz. Sadece kendi bildiğini okuyan, kendi çıkarlarını önceleyen bir yasama faaliyetinden söz edebiliriz.

Değerli milletvekilleri, buraya gelmeden önce okuduğum bir karar vardı AİHM’in mahkûmun İnternet hakkının kullanılmasına ilişkin. Yani bir sınav başvurusunu yapmayan bir mahkûmun bu konuda Litvanya’ya bir mahkûmiyet kararı çıkarıldı yani orada mahkûmun bu hakkını kullanması gerektiği yönündeydi. Ülkemize dönüp baktığımızda ise cezaevlerine, hapishanelere, tutukluların durumuna baktığımızda ise gerçekten her bir kararın, her bir davranışın şu anda birer mahkûmiyet kararı olarak önümüze geleceğini çok net bir şekilde söylemek gerekir.

Burada gündüz bazı milletvekilleri haklarında karar olduğu hâlde ifadeye gelmeyen milletvekillerimizin sözde ifadeye gelmediği için tutuklanma gerekçesi olduğunu dile getirdi. Gerçekten şu an yazılı olan yasaların, CMUK’un, Polis Vazife Salâhiyet Kanunu, Anayasa’nın tüm maddeleri ihlal ediliyor. Tutuklamanın gerekçesi, tutuklamanın özünde bir tedbir olduğu yani bir kişinin tutuklanmasının bir mahkûmiyet değil, karar mercisi aşamasına kadar ya tutuklu ya da tutuksuz ya da adli kontrolle var olan koruma sistemini yani koruma tedbirlerini önceleyen bir sistemdir. Bir milletvekili ifadeye gitmedi diye tutuklanma gerekçesi yapılması en büyük hukuk garabetidir. Arama işlemine baktığımızda, tutuklama işlemine baktığımızda her biri hukuka ve düzenleme şekline aykırı bir şekilde uygulanıyor. Partimizin binalarında arama yapılması isteniyor, sözde arama yapılmak üzere polis binalara gidiyor. İlgililer olmadığı hâlde söz konusu yerde arama dışında her şey yapılıyor, oradaki bütün evraklar dağıtılıp duvarlara yazılar yazılıyor. Kanunsuz ve konusu suç olan hiçbir emri yerine getiremeyeceğine dair açık hüküm olduğu hâlde bu emri kimlerin verdiği ve bu kanunsuz, konusu suç olan emirleri uygulayanların kimler olduğu ve bunlarla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) – …bir soruşturmanın olup olmadığı, tarafımızca dile getirildiği hâlde herhangi bir tedbir alınmadığı çok açıkça anlaşılmakta.

Tüm Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, karar yeter sayısına bir bakalım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.26

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir),

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

446 sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi üzerinde Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Ömer Fethi Gürer (Niğde) ve arkadaşları

“MADDE 30- 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 11 inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

‘(6) Hasarın giderilmesine ve tazminatın ödenmesine yönelik olarak ilgili mevzuat çerçevesinde orijinaline eşdeğerliği belgelendirilmiş parçaların kullanılmasına ilişkin usul ve esaslar ilgili sigorta genel şartlarında belirlenir.’”

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacak.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buraya geldiğimizde birkaç kere söylediğimiz bir örneği bugün tekrar yaşıyoruz. Trafik sigortalarıyla ilgili yakın dönemde bir düzenleme yapıldı. Bu kez tekrar bir düzenleme daha geldi. Bu düzenlemeyle de ileride mutlaka yasal anlamda sorunlar doğacak ve uluslararası sigorta şirketlerinin talepleri doğrultusunda yapılan, orijinal parçanın yerine eş değer parçanın kullanılması da sıkıntılar yaratacak. Bir süre sonra buna benzer bir kanun teklifi daha gelebilir. Ancak, benim değinmek istediğim farklı sorunlar var.

Bildiğiniz gibi, bir yıl önce Sayın Başbakan, sizin Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantınızda, taşeron işçilerin üç ay içinde kadroya alınacağı sözünü vermişti. Aradan geçen sürede bu konuda bir çalışma yapılmadı. Taşeron işçiler merakla bekliyor, 750 bin kişiye verilen söz ne olacak diye. 4/C’liler var, 4/C’lilerin on dört ay, on beş ay önce toplu sözleşmeyle kazanmış oldukları haklar var, ne yazık ki onlar da uygulamaya geçirilmiyor. 4/B’liler var, eşit işe eşit haklar verilmesi gereken. Bunların da hakları bugüne kadar verilmedi.

Tabii, bunların verilmemesinin yanında, bir de Çalışma Bakanına sordum: “Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?” dedim. “Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili bir düzenleme yapmamız işleyişe uygun değil, bu nedenle yapamayız.” dedi. Ardından “2000 yılından sonraki intibak yasasıyla ilgili yine bir beklenti var, bununla ilgili ne yapacaksınız?” dedik. Bununla ilgili olumsuz olduğunu söyledi.

Ama son günlerde fıkra tadında açıklamalar yapıyor. Çalışma Bakanımız Sayın Müezzinoğlu, anneannelere, babaannelerin evde çocuk bakmalarıyla ilgili maaş bağlanacağını, destek verileceğini söylüyor; sonra umut doğuyor, böyle güzel bir proje, oysa bir bakıyorsunuz ki 1.000 kişiyi aşmayacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yapabileceği projenin Türkiye genelinde sunumuna giriyor. Ardından da üniversite mezunlarının yüzde 30’unun üniversiteyi bitirdikten sonra istihdam edilmek için müracaat etmemelerini yadırgadığını, bu konuda açıklama yapılmasını istediğini belirtiyor.

Sayın Bakana ben sordum, Türkiye’de üniversite mezunlarından işsiz sayısının kaç olduğunu; kendisi daha birkaç gün önce -döküm hâlinde- hangi mühendis, ne kadar üniversite mezunu işsiz… Kendisinin belirttiği rakama göre 509.536 kişi İŞKUR’a başvurmuş. Yani İŞKUR’a başvuranlara iş bulamamış, üniversiteden mezun olanların istihdam için niye başvurmadıklarını soruyor. Sanki başvuranlara iş bulundu da onlar başvursa iş bulacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Burada yaptığı açıklamada işverenlere diyor ki: “Siz bunları alırsanız 1’inci yılda asgari ücretin yüzde 50’si, 2’nci yılda yüzde 25’i kadar ilk mezunlar için destek sağlayacağız.” Şimdi Sayın Maliye Bakanı burada. Bunların kaynağı nereden bulunuyor da emeklilikte yaşa takılana gelince olumsuz, intibakta bekleyene olumsuz, buna benzer düzenlemelerde olumsuz? Ama, yine insanlara umut saçılıyor. Bu umutlar niye veriliyor? Herhâlde varsayılıyor ki: Anayasa’yla ilgili tekliflerinin yarın çıkabileceği düşünülüyor. Referandum öncesi yurttaşlara bir parmak bal… E, yerler mi artık? (CHP sıralarından alkışlar) Siz dediniz ki: “Size, taşeron işçiye kadro vereceğiz.” Bir yıldır oyaladınız, vermediniz. İnsanlara inandırıcı gelir mi?

Bu yeni düzenlemeyle Anayasa’da Bakanlar Kurulu olmayacak -zaten yoklar- Bakanlar Kurulu olmadığı gibi gensoru olmayacak, güvenoyu olmayacak, sözlü soru önergesi olmayacak. Bunun gibi uygulamalardan muaf bir Mecliste bizler geleceğiz, kendi aramızda konuşup konuşup gideceğiz. Gerçi ben böyle bir uygulamayı da içime sindiremiyorum. Milletvekili dediğiniz, buraya geldiği zaman bakanıyla muhatap olmalı, Bakanlar Kuruluyla muhatap olmalı, düşüncesini söylemeli ve yapılacak işlerin içinde olmalı. Bu gidiş, Türkiye’de tek adam gidişi olmasının dışında vatandaşın sorununun çözülmeyeceği, derdinin dinlenmeyeceği, yukarıdaki ne derse onun dediğinin uygulanacağı bir düzene gidiştir. Bunu da içimize sindirmemiz mümkün değil. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu ülkede demokrasi dünden bugüne yarım yamalak da gelse belli bir şekle gitti. Bundan sonra olması gereken: Parlamenter sistemi güçlendirmeliyiz, Seçim Yasası’nı değiştirmeliyiz, Sendikalar Yasası’nı değiştirmeliyiz ve ülkenin geleceğini demokratik cumhuriyetle daha daha ileriye taşımalıyız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

31’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “dikkate alınmayabilir” ibaresinin, “dikkate alınmaz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       Ahmet Yıldırım                     Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

              Muş                                         Iğdır                                      Şanlıurfa

       Mahmut Toğrul                           Berdan Öztürk                             Sibel Yiğitalp

           Gaziantep                                      Ağrı                                     Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 31'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

     Bihlun Tamaylıgil                          Kadim Durmaz                               Musa Çam

            İstanbul                                      Tokat                                        İzmir

           Ali Yiğit                               Utku Çakırözer                          Zekeriya Temizel

              İzmir                                     Eskişehir                                      İzmir

        Lale Karabıyık                         Mehmet Bekaroğlu

             Bursa                                      İstanbul

“MADDE 31- 22/1/2009 tarihli ve 5834 sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Anapara ve/veya taksit ödeme tarihi bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce olup da; kullandığı nakdî ve gayrı nakdî kredilerinin anapara, faiz ve/veya ferilerine ilişkin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticari faaliyette bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun ek 1 inci maddesi hükmü uyarınca kurulan Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan kayıtları, söz konusu borçların ödenmesi geciken kısmının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde, bu kişilerle yapılan finansal işlemlerde kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayabilir.

(2) Kredi kuruluşları ve finansal kuruluşların birinci fıkra hükmü uyarınca mevcut kredileri yeniden yapılandırması veya yeni kredi kullandırması, bu kuruluşlara hukuki ve cezai sorumluluk doğurmaz."

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Ali Yiğit konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğit. (CHP sıralarından alkışlar)

Tekrar geçmiş olsun Sayın Yiğit.

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sayılı torba tasarısının 31’inci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Aslında bu madde, bu torba tasarının bana göre en önemli maddelerinden birisi. Tüm esnafın, tüm tüccarın dört gözle beklediği, bizi de gördükleri zaman “Ya, etmeyin eylemeyin, şu sicil affını getirin.” dedikleri madde, 2 maddeden oluşmuş. Aslında herkes zannediyor ki ya, bir sicil affı geliyor, işte karşılıksız çeklerimiz görülmeyecek, senetler var sayılacak yani hiç protesto olmuş sayılmayacak, öbür kartlarımız bir şey görmeyecek, sorun çözülecek ve temiz bir sayfamız olacak. Aslında hiç de öyle değil, öyle temiz bir sayfa falan çıkmayacak karşılarına. Gittikleri bankada veya finans kurumlarında, geçmişte, yine çeklerinin karşılıksız çıktığını, senetlerinin protestolu olduğunu görecekler. Aslında, bir bakıma esnafı da, tüccarı da yani zor durumda olan, ödemesini yapamayan esnafı ve tüccarı da kandırmış oluyoruz burada. Ben öyle düşünüyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ne yapıyoruz bu maddede? Bu maddede ne yapıyoruz?

ALİ YİĞİT (Devamla) – Yani, şöyle diyoruz, diyoruz ki: Sen borcunu ödediysen protestonu görmeyeceğiz, karşılıksız çekini de görmeyeceğiz veya altı ayın içerisinde yapılandır bu parayı, borcunu öde ama git bir bankaya veya finans kurumuna, derdini anlat, de ki: “Benim tekrar krediye ihtiyacım var, bana kredi verin.” O banka da senin yüzünü gözünü severse, tipini severse, az çok da arkanda birileri varsa sana kredi verecek ama önce o borç ödenmiş olacak altı ayın içerisinde, borçsuz gitmiş olacaksın. Ama, istemezse “Çok da öyle aman aman bir tüccar değilsin veya esnaf değilsin. Geçmişte senedin ödenmemiş, borcun ödenmemiş. Biz sana kredi vermeyiz.” diyebilir. Bu net.

Ayrıca, belki bunların arkasında, borcunu ödedikten sonra çok sayılı dayıları varsa veya başka tanınmış insanlar varsa diyecekler ki: “Bu arkadaş bizim tanıdığımız, arkadaşımız. Bak, borcunu da ödemiş, buna tekrar kredi verin.” Baskı kurulacak H bankasına, V bankasına, Z bankasına, herhangi bir bankaya veya finans kurumuna, kredi istenecek. Yani, bu yasayla bir bakıma birilerinin önünü açmaya çalışıyorsunuz.

Tekrar, ikinci bir şıkkı daha var bu maddenin, o da nedir, biliyor musunuz: Eğer, şayet, bu arkadaşa kredi verirsen ödese de ödemese de ceza falan giymeyeceğidir. Bu güvence de veriliyor. Yani, şıkkın biri, sicil affı yok, borcunu ödeyeceksin, banka ve kurumlar isterse borç verecekler; ikincisi ise eğer o kurumlardan herhangi biri size borç verirse o tanıdıklarımıza, arkadaşımıza, akrabamıza siz herhangi bir suçla ve cezayla karşılaşmayacaksınız. Bu maddenin karşılığı bu ama birilerine sicil affı diye yutturuluyor, ki esnaflar görecekler. Yani, 730.144 kişi yarın öbür gün çekini ödemiş olsa bile sicilleri temizlenmeyecek, onların geçmişte karşılıksız çek verdikleri karşılarına devamlı çıkacak veya senedi protesto olmuş, senedini ödememiş veya tüketici kredisi almış da ödeyemeyen 4,5 milyon insan yarın öbür gün karşısında devamlı o kirli sayfasını görecek. Yani, öyle bir af falan yok, o sayfalar temizlenmiyor; bu böyle biline.

Yani, düşünebiliyor musunuz, ülkenin ekonomik durumu bu kadar kötü, bu kadar da zor durumdalar. Tabii, bu yetmiyormuş gibi, tekrar biz dedik ki, terör örgütlerinin yol geçen hanına dönmüş, can güvenliği kalmamış bu ülkede sanki her şey güllük gülistanlık ve gelmişiz diyoruz ki: Tamam yani biz görevimizi çok yapamıyoruz ama bu Meclis hiç görev yapamıyor, bu Meclisin artık varlığına son verelim, yeni bir yapı oluşturalım, buna da -adına başkanlık sistemi veya Cumhurbaşkanlığı sistemi, ne derseniz deyin- yeni bir isim koyalım.

Yani, tüm anayasalar dünyada toplumsal sözleşmeler olarak çıkar yani insanlar bir yere gelerek, bir araya gelerek, uzlaşarak bir şey yaparlar. İşte, gördüğümüz gibi, biz iki gün önce burada birbirimizi yemeye çalışıyorduk, birbirimizi dövmeye çalışıyorduk; hiç de öyle uzlaşı falan da yoktu, çok da iyi örnek olmadık diye düşünüyorum.

Zamanım kalmadı, daha fazla uzatmayacağım sözümü.

Bu yasa yani sicil affı, keşke daha tam istediğimiz gibi olsaydı ama esnafımıza ve tüccarımıza gerçekten sicil affının, gerçek bir sicil affının gelmesi için de… Yarın, bir gün eğer öyle bir kanun gelirse canı gönülden destekleyeceğimizi de bildiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğit.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “dikkate alınmayabilir” ibaresinin “dikkate alınmaz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sibel Yiğitalp (Diyarbakır) ve arkadaşları

BAŞKAN –Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 31’inci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Bugün, ekonomik reformlar üzerinden bir çalışma yürütüyoruz. Bu ekonomik reform çalışması, yaşamış olduğumuz ekonomik krizleri belki biraz toparlamak adına yapılıyor ancak bu noktaya nasıl geldiğimizi ben kısaca bir hatırlatmak istiyorum.

Yaklaşık üç gün önce ben burada, Sur’la ilgili yaşadığım bir konuyu anlatmıştım hatırlarsanız. Orada yapmış olduğumuz bir telefon görüşmesinden sonra, en az 50 kişinin içeride kaldığı, çocuk ve gebelerin olduğu bilgisini almıştık mahalleden. Yapmış olduğumuz yoğun çalışmalar sonrasında sadece 15 kişi çıkabildi ve geri kalan en az 35 kişiden haber alamadık. Burada bunu paylaştığımda, buradaki arkadaşlarımın “15 kişi çıktı ama 35 kişi ne oldu?” diye sormasını çok bekledim fakat hiç sorulmadı.

Yine, birkaç gündür, belki dikkatinizi çekmiştir, Sur’da çıkan çocukların, cinsiyetçi, ırkçı yaklaşımlarla birlikte, çekilmiş olan videoları çok yoğun bir şekilde, her yerde görüntüde ve bu, sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde nefret ve tepkiyle karşılanıyor. Burada, anne baba olmanın verdiği bir refleksle -pedagoglar var, çocuk psikiyatrları var, toplum bilimciler var, akademisyenler var- dilerdim ki ya da o hassasiyeti görmek isterdim ki bu çocukların videoları neden dolaşıyor? Sur’da çıkan çocukların soyulması, ırkçı ve cinsiyetçi yaklaşımlarla onlara her türlü hakareti gösteren kolluk, güvenlik güçleri neden böyle yapıyor? Bakın, bu, kabul edilir bir şey değil. Bu nasıl uygulandı ve biz bunun uygulanması konusunda nasıl bir eksikliğe, nasıl bir zaafa düştük? Bunu nasıl engelleyebiliriz? Vatandaş ile devlet arasında açılan bu makasın daha büyümesi anlamına gelir ki bununla ilgili biz ne yapabiliriz diye, en azından, buradaki 550 milletvekilinin 200’ünün -buna ana muhalefet de dâhil olmak üzere- sessizce dinlemesi değil, burada, bu çocukların maruz kaldığı fiziksel ve cinsel şiddete karşı bir cümle kurmasını bekliyordum. O çocuklar, hepimizin çocuklarıdır, sadece “Sur’da yaşayan çocuklar” olarak görmek insani değerler açısından, toplumsal değerler açısından asla kabul edilebilir bir durum değil.

Bakın, bu çocuk 11 yaşında. Bakabiliyor musunuz bu çocuğa? Bu çocuğa iyi bakmanızı istiyorum ve iki saniye bu çocuğun annesiyle, babasıyla bir empati kurmanızı istiyorum. Bir anne, baba olarak bu çocuğun bu şekilde çıkarılmasını ve çıkarken “Polis amca, ne yapacağım?” diye soran bir çocuğa söylenen en ağır hakaretleri, ırkçı küfürleri ve söylemekten imtina ettiğim birtakım uygulamaları kabul edebilir misiniz? Bu çocuğun büyüdüğünde nasıl bir duyguyla, nasıl bir öfkeyle nasıl bir kişilik şekillenmesinin olacağını tahmin edebiliriz herhâlde. Kendini ifade ederken nasıl ifade edecek? Sözle mi? İnanıyor musunuz buna?

Bunun gibi binlerce çocuk var. Biz burada gerçekleri kapatarak, sahte gerçeklik yaratarak çoğu zaman, toplum mühendisliği üzerinden o çocukların maruz kaldığı şiddete ve onların ruhunun örselenmesine karşı sessiz kalarak ne zamana kadar… Bunların, bu çocukların annelerinin, babalarının, yakınlarının ve bu çocukların bulunduğu bütün çevrenin bu devletle arasındaki mesafenin nasıl olacağını tahmin ediyorsunuz? Kendini nasıl ifade edecek? Hangi araç ve gereçlerle kendini ifade edecek? Bakabiliyor musunuz bu çocuğun resmine? Bir de bunun görüntülerini izleyebilecek misiniz?

Ben özellikle sormak istiyorum: Bu çocuğun bu hâle gelmesinin ve oradaki sokağa çıkma yasaklarının, ablukalardaki yaşanmış olan o ağır saldırıların sorumlusu sadece AKP değil, aynı oranda CHP…

HAMZA DAĞ (İzmir) – HDP, PKK…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – …aynı oranda diğer partiler, finans sektörleri, bununla birlikte sivil toplum örgütleri, bununla birlikte hukukçular, bununla birlikte insan hakları hukukçuları, insan hakları aktivistleri ve buna sessiz kalan bir bütün insanlık bundan sorumludur ve bununla birlikte…

HAMZA DAĞ (İzmir) – HDP…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bakın, siz orada itiraz ederseniz bu çocuğun yaşamış olduğu şeyi reddediyorsunuz demektir. Yerinizde olsaydım, oturur bir saniye düşünürdüm “O çocuğa biz ne yapalım? O çocukla bizim aramızdaki bu makası nasıl kapatalım?” diye bir cümle kurardım. Derdim ki: “Bakın, bu çocuklar 1990 döneminde köyleri boşaltılan çocuklar da bugün aynı söz zemini bulamadıkları için, belki de ben onları bu zemine ittim.” diye oturur, kendini sorgulardım ve derdim ki: Kırk yıldır aynı şeyi yapıp aynı sonucu almak gibi talihsiz bir politika uyguluyorum ya, yazıklar olsun bana derdim.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinde geçen “1/1/2019” ibaresinin “1 Ocak 2019” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

 

                 İsmail Faruk Aksu                     Mustafa Kalaycı                  Mevlüt Karakaya

                        İstanbul                                  Konya                                Adana

                 Emin Haluk Ayhan                     Deniz Depboylu                     Arzu Erdem

                         Denizli                                   Aydın                              İstanbul

                   Mehmet Erdoğan

                          Muğla

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 32’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla

                  Bihlun Tamaylıgil                      Kadim Durmaz                  Mehmet Bekaroğlu

                        İstanbul                                   Tokat                               İstanbul

                       Musa Çam                          Zekeriya Temizel                   Lale Karabıyık

                          İzmir                                     İzmir                                Bursa

                    Utku Çakırözer                         Kazım Arslan

                       Eskişehir                                 Denizli

MADDE 32- 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 12’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “1/1/2017” ibaresi “1/1/2020” şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                 Mehmet Emin Adıyaman             Osman Baydemir

                           Muş                                      Iğdır                              Şanlıurfa

                    Mahmut Toğrul                        Berdan Öztürk                       Ali Atalan

                       Gaziantep                                  Ağrı                                Mardin

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Ali Atalan konuşacak.

Buyurun Sayın Atalan. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ ATALAN (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Söz almışken ülke gündemini gölgeleyen ve domine eden Anayasa değişikliğiyle ilgili bazı hususlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Malum, ikinci tur oylama da eğer birinci tur gibi sonuçlanırsa 18 maddelik bu paket, halk oylamasına sunulacak; sunulacak ama nasıl? Konunun teknik içeriğine ve olası sonuçlarına ilişkin birçok şey konuşuldu, birçok arkadaş değindi ama hangi şartlar altında, nasıl bir atmosferde seçim olacak, seçmen, sandık başına gidecek; bu konu, kanımca yeterince dikkate alınmamaktadır. Ortalama demokratik bir ülkede sıradan bir anayasa değişikliği veya yasa değişikliği teklif edildiğinde öncelikle komisyonda etraflıca ele alınıp farklı görüşteki uzmanlardan, farklı görüşteki STK’lardan görüş alınır, kamuoyunda ve basında farklı kesimlerce kapsamlı bir şekilde tartışılır. Bu, maalesef yapılmamıştır. Bu, bir.

İkinci husus ise bu teklifin Parlamentoya getiriliş, Parlamentoda tartışılma şekli ve usulünün tarihe kara bir leke olarak geçeceği aşikârdır.

Diğer boyutu ise değerli arkadaşlar, hedeflenen referandumun gerçekleşmesi durumunda içinden geçtiğimiz koşullara bir bakalım. OHAL rejiminin ülkenin bütününde egemen olduğu, daha geçenlerde Meclisin önündeki müdahaleden de anlaşılıyorken, insanlar özgürce gösteri ve toplantı yapamıyorken bu referandum, nasıl demokratik koşullarda gerçekleşebilir; merak ediyorum. Türkiye'nin üçüncü büyük partisinin eş genel başkanları, grup başkan vekilleri, milletvekilleri, belediye eş başkanları, partimizin yüzlerce yöneticisi ve üyesi çökertme operasyonlarıyla tutuklanmışken, bölgede partimizin il ve ilçe kongrelerini bile biz rahat yapamıyorken, seçim bölgem Mardin başta olmak üzere birçok bölgede özel güvenlik bölgeleri ilan edilmişken bu referandumun demokratik geçeceğini ve sonucun meşru olacağını kim söyleyebilir, kim garantileyebilir? Bu bağlamda, somut bir örnek vermek gerekirse daha geçen hafta Nusaybin’de başta belediye eş başkanlarımız Sara Kaya ve Cengiz Kök olmak üzere birçok arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Siyasi operasyonlarda AKP’nin il ve ilçe teşkilatları âdeta devlet eliyle partimizi tasfiye etmeye çalışmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Ahmet Türk gibi hümanist bir kişiliğe yönelik sergilenen tutum ortadayken, kurgulanan bu tekelci siyasal sistemle neler yapılabileceğini öngörmek için herhâlde kâhin olmak zorunlu değildir. Burada sormak istiyorum: Bu Anayasa değişiklik süreci normal demokratik ve olağan koşullarda, yani ülke belirli bir normalleşme sürecine girdikten sonra eğer olmuş olsaydı ne zararı olurdu, merak ediyorum. Her şeyden önce sormak lazım: Neden bu acele? Burada bulunan hemen hemen herkes, bütün arkadaşlar, mevcut Anayasa’dan yani 82 Anayasası’ndan haklı olarak şikâyet eder, herkes değiştirilmesinden yanadır ama burada görülmesi gereken bariz ve aleni bir tutarsızlık mevcuttur. Anayasa’nın en antidemokratik, en çağ dışı ve günümüzle hiç uyuşmayan hükümleri mevcutken ve öncelikle bunların değiştirilmesi gerekirken, özellikle mevcut durumda siyasi bir hükûmet krizi ortada yokken, üstüne üstlük “Biat et, rahat et.” diyen uysal bir Başbakan Hükûmetin başındayken bu türbülanslı dönemde mutlak iktidar hırsıyla Anayasa’nın bu bölümünü değiştirmeye kalkışmak ne anlama gelir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ATALAN (Devamla) - Eskiye takılmayan, köhnemiş bir anlayışı savunmayan özgürlükçü, demokratik, uygar bir cumhuriyet anayasası oluşturmak isteyen bizim partimizdir.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Madde 32- 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un geçici 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “1/1/2017” ibaresi “1/1/2020” şeklinde değiştirilmiştir.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz aldığım 32’nci madde, daha önce 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Yasa’yla, Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sigortası Yasası’yla getirilen, borçların, ortaya çıkan borçların yapılandırılmasına dair verilen sürenin iki yıl daha uzatılmasına dair bir maddedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu madde daha çok, özellikle hazinenin ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün ve devletin tasarrufu altında, mülkiyeti altında olan, özellikle denizlerde ve iç sularımızda olan diğer yerlerin kiralanması, yeniden yapılandırılması ve buradaki projelerin geliştirilmesi, ayrıca bu üretim tesislerinde ve bu yerlerde oluşan alacakların yeniden yapılandırılmasına dair bir düzenlemedir. Öyle görülüyor ki, sık sık yapılan bu tür uzatmalarla, esasen Maliye Bakanlığınca bu tespitlerin iyi yapılmadığı, titizlik gösterilmediği ve sık sık, böyle yeni yeni yapılandırmalarla, yeni düzenlemelerle yeni borçların, yeni zorlukların ve sorumlulukların ortaya çıktığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bugün, gerçekten, siyasi iktidarın tam anlamıyla bir akıl tutulması içinde olduğunu düşünüyorum. Bu kadar olup bitenleri bir kenara koyarak; ülkede gerçekten terör almış başını gidiyor, Türkiye'nin her tarafında terör cereyan ediyor, böyle bir olgu içinde, böyle bir yapı içinde bunlar bir kenara bırakılıyor, sanki ülkenin başka hiçbir derdi yokmuş gibi başkanlık derdini ortaya atıyor, mutlaka bu başkanlık sisteminin oluşması için yeniden bir Anayasa değişikliğinin yapılması noktasında çalışmalar yapılıyor.

Şimdi, bunlar yetmiyor, iş dünyasına öyle zorluklar, öyle sıkıntılar ortaya çıkarılıyor ki, bir yandan vatandaşa “Dövizinizi bozdurun.” diye talimatlar veriliyor, bir yandan da cebinde dövizi olanları ve döviz ticareti yapanları da terörist olarak ilan eden bir Cumhurbaşkanı görev yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, kim ne yaparsa yapsın herkesin bir sorumluluk çizgisi var, bir sorumluluk yetkisi var. Bu sorumluluk çerçevesinde belirli görüşler, düşünceler ortaya atabilir ama ekonomiyi bozacak, güvensizliği artıracak, iş dünyasında gerçekten güvensizlik yaratacak ve iş dünyasının, gerek yerli yatırımcının gerekse yabancı yatırımcının güvenini azaltacak ve böylelikle, ülkede hem sanayileşmenin hem de yatırım yapma olanağının, güveninin ortadan kalkacağı sözleri söylemek gerçekten bu ülkeye yapılabilecek en büyük zarar verici bir açıklamadır, bir davranıştır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye çok zorlu günlerden geçiyor. Bu zorlu geçen günler çerçevesinde ülkemizin gerçek gündemini, gerçek durumunu, sıkıntılarını göz önüne alarak yani işsizliğe bakarak, istihdama bakarak, üretimdeki düşmeye bakarak ve ülkedeki ihracatın azaldığına bakarak Türkiye'nin bu yönde gelişmesi, çalışmalarını bu yönde yapması noktasında çalışmaların öncelikle yapılması ve Türkiye'nin hem dünya bazında hem Türkiye içinde insanlarına güven verecek, dünyaya güven verecek bir atmosferi bir an önce yaratması gerekmektedir. Eğer bunu yaratmazsak, bu oluşumu sağlamazsak, aynı şekilde gerginliği artıracak, kutuplaşmayı artıracak ve ülke içindeki sıkıntıları artıracak çalışmaları sürdürmeye devam edersek gelecekte Türkiye’de çok daha zorlu günleri birlikte yaşayacağımızı belirtmek istiyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinde geçen “1/1/2019” ibaresinin “1 Ocak 2019” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan konuşacak.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizi kaosa sürüklemek için birlikte hareket eden bütün terör şebekelerini lanetliyorum. Allah hepsini kahretsin. Dün Diyarbakır’da polislerimize haince saldırarak 4 polisimizi şehit etmişlerdir. Dün şehit olan 4 polisimize ve bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine dün İstanbul’da, yılbaşını kana bulayan caniyi canlı olarak yakalayan İstanbul Emniyetini tebrik ediyorum. İnşallah bundan sonra terörle mücadelede yeni bir çığır açılmasına bu durum vesile olur.

Görüşmekte olduğumuz 32’nci madde, Hazinenin veya Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan deniz ve iç sularda veya bu yerlerdeki sulak alanlarda balık üretimiyle ilgili alanların ve su kaynaklarının kiralanmasını düzenleyen maddedir. Burada geçici hüküm iki yıl daha ertelenmektedir. Bu iki yıl erteleme, bir yıl erteleme gibi geçici düzenlemelerle milletin kafasını karıştırmaya gerek yoktur. Bu maddeyle ilgili olarak bundan sonra yetkinin Hazinede mi yoksa Tarım ve Köyişleri Bakanlığında mı olacağına dair hususun açıklığa kavuşturulması ve bu geçici düzenlemelerden uzaklaşılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle önergemize desteklerinizi bekliyorum.

Tabii, burada şunu ifade etmek isterim ki Türkiye'deki kültür balıkçılığının aşağı yukarı yüzde 70’i Muğla ilimizde yapılmaktadır. Sektör ciddi manada ihracat yapmaktadır. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz da dikkate alınırsa üreticilerin sorunlarına biraz daha yakından bakarak üretimin, istihdamın ve ihracatın artırılması konusunda üreticimize imkân sağlanması gerektiği açıktır.

Sayın Bakan, üreticilerimizin kendilerine göre çok önemli ve karşılanması gereken talepleri var. Bu üreticilerimizin kendi dilinden bu talepleri bu vesileyle sizlere iletmek istiyorum.

Üreticilerimizin en önemli talepleri, hem denizde hem toprak havuzlarda hem de nehirler üzerinde tatlı su balıkçılığı yapan bütün üreticilerimizin en önemli sorunu girdi maliyetlerinin yüksekliğidir. Zaman zaman balık fiyatları düştüğü zaman üreticilerimiz balıklarına yem almakta bile zorlanmaktadır. Bu hususta desteklerinizi beklemektedir üreticilerimiz.

Yine, denizde üretim yapan kültür balıkçılarının mazotlarından ÖTV alınmamakta fakat toprak havuzlarda üretim yapan kültür balıkçılarının mazot alımlarında ÖTV uygulanmaktadır. Bu adaletsizliğin giderilmesi gerekmektedir. Toprak havuzda üretim yapan balıkçılarımızın da kullandığı mazottan ÖTV alınmaması muhakkak sağlanmalıdır. Toprak havuzlarda üretim yapan balıkçılardan kaynak suları kullanma harcı alınmaktadır. Hâlbuki bu havuzlarda kullanılan sular, zaten yavan ve tuzlu sulardır, bu sular içme ve kullanma suyu değildir. Bu sebeple, balıkçılarımızdan kaynak suları kullanma harcı alınmaması gerekmektedir.

Sayın Bakan, yine, ette KDV oranı yüzde 1’e düşürülmüştür. Balıktaki KDV oranıysa yüzde 8’dir. Balıktaki KDV oranının da yüzde 1’e indirilmesi hem haksız rekabeti ortadan kaldıracak hem de vatandaşlarımızın daha sağlıklı beslenmesine vesile olacaktır.

Denizdeki balık havuzlarının planlaması yapılırken turizmcilerin ve çevrenin bu işten zarar görmemesi için iki tarafı da mağdur etmeyecek iyi bir planlamanın muhakkak yapılması gerekmektedir.

Yine, Milas ilçemizde -ki bizim denizde ve havuzlardaki balıkçılık konusunda en önemli ilçemizdir- Güllük ve Kazıklı bölgesi arasında uygun görülecek bir yerde balıkçılarımızın ihtiyaç duyduğu lojistik destek iskelesinin mutlaka kurulması gerekmektedir. Bu iskele kurulmadığı için zaman zaman turizmciler ile balıkçılar karşı karşıya gelmektedir.

Üretilen balığın çok önemli bir kısmı, başta AB ülkeleri olmak üzere yurt dışına ihraç edilmektedir. Balık ihracatında Türk Hava Yollarının kargo fiyatlarında indirim yapılması ve ihracatçımıza bu konuda kolaylık sağlanması da üreticilerimizi rahatlatacaktır. Bu konuda da desteklerinizi bütün üreticilerimiz beklemektedir.

Sayın Bakan, bu konudaki ilgi ve desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 33’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinde geçen “1/1/2019” ibaresinin “1 Ocak 2019”, “1/1/2020” ibaresinin “1 Ocak 2020” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                  Mevlüt Karakaya

        İstanbul                                               Konya                                                Adana

Emin Haluk Ayhan                                Deniz Depboylu                                     Arzu Erdem

         Denizli                                               Aydın                                               İstanbul

Ahmet Selim Yurdakul

        Antalya

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk                                              

       Gaziantep                                               Ağrı                                                     

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Bekaroğlu                                 Lale Karabıyık                                   Zekeriya Temizel

        İstanbul                                               Bursa                                                 İzmir

Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                    Utku Çakırözer

        İstanbul                                               Tokat                                               Eskişehir

      Musa Çam                                         Veli Ağbaba

          İzmir                                                Malatya

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba konuşacak.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malum, bugünlerde Meclisin gündemi Anayasa değişikliği ama AKP geçmiş tecrübesine dayanarak bu değişikliği, açık bir rejim değişikliği olmasına rağmen farklı bir isimle seslendiriyor: “Cumhurbaşkanlığı sistemi.” Meclisin iradesi yok ediliyor, Türkiye’nin bütün kurumları baştan aşağıya geriye götürülüyor, Anayasa’nın ilk 4 maddesinin değiştirileceği dillendiriliyor, partili cumhurbaşkanlığı geliyor, açıkça rejim değiştiriliyor ama buna iktidar ne diyor? “Cumhurbaşkanlığı sistemi.” Hani geçmişten tecrübe var ya değerli milletvekilleri, Hükûmet geçmişte Öcalan’la görüşüyordu, ne diyordu? “İmralı’yla görüşüyorum.” Kuzey Irak’ta PKK yöneticileriyle pazarlıklar yapılıyordu, Hükûmet ne diyordu? “Kandil’le görüşüyorum.” Değerli arkadaşlar, Hükûmeti, AKP’yi tebrik etmek lazım; dünyada dağla ve adayla konuşabilmeyi başarabilen tek parti sizsiniz, sizi tebrik ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Yine, geçmişte, beş altı yıldan beri “Esed, Esed, Esed…” diyorlar, Esad’la görüşüyorlar ama ne diyorlar? “Suriye rejimiyle görüşüyoruz.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, bakın, partili cumhurbaşkanlığı aslında altı çizilmesi gereken bir şey. Bizim tarihimizde padişahlar var, yöneticilerimiz var ama bakın, padişahlar bile partili değil. Hatırlayın geçmişimizi, bir tane partili padişah var mı? (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hâkimiyet milletin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Acayip bir yaklaşım ya(!)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Toparla, toparla, olmadı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Toparla, dağıldı.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, “Başkomutan” diyorsunuz, muhtemelen Cumhuriyet Halk Partisinden biri seçilirse bu yasa geçtiğinde siz başkomutanın bir siyasi partili olmasına ne diyeceksiniz bilmiyorum.

Aşkın, sana geleceğim, dur, acele etme.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bana gelme. Niye geliyorsun?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ağbaba, dağıldın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dağıldın. Konuya gel, konuya.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Anayasa değişikliği neler getiriyor, esas amaç ne, bakın, ben size anlatayım. Bakın, bu Anayasa değişikliğiyle mülkiyet hakkı bile elden alınacak.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden çıkarıyorsun? Yok öyle bir şey.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Bakın, bugünlerde, geçmişte yandaş olan, beraber yürüdüğünüz insanların malına el koyuyorsunuz ya, siz de yarın eğer reisle ayrı düşerseniz sizin de mal varlığınıza el konulabilir; bunun altını çizmek istiyorum. Bakın, birçoğunuzun durumu iyi, maşallah, zenginsiniz, ciplere biniyorsunuz, Audi’ye biniyorsunuz, dikkat edin kendinize, o nedenle biraz gözden geçirin kararınızı verirken. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hadi oradan ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Allah Allah.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Siz niyet okuyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Senin arabanın modeli ne?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne kadar cip varsa hep “CHP” plakalı.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir de milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkıyor. Vallahi billahi anlayabilmiş değilim, bu milletvekili sayısı 550’den 600’e niye çıkıyor, niye ihtiyaç var, hangi şeyle milletvekili sayısı artırılıyor, ben bilmiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Veli Ağbaba, sen nerede oturuyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Otoparkta ne kadar cip varsa hepsinde “CHP” yazıyor ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir düşünün arkadaşlar, bakın, Meclis kapatılıyor, yetkileri elinden alınıyor, kolu kanadı kırılıyor, hem de vekil sayısı artırılıyor. Bakanlar Kurulu artık içimizden çıkmayacak.

Değerli arkadaşlar, Meclisin denetim yetkileri azaltılıyor ama milletvekili sayısı artırılıyor. Benim aklıma hiçbir şey gelmedi, ama bir şey geldi aklıma değerli arkadaşlar: Bu, Meclise rüşvettir, rüşvet, rüşvettir Meclise.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var? Saçma sapan konuşma ya, saçmalıyorsun.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Avrupa Birliği standartlarına yaklaşıyoruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 50 milletvekili size rüşvet veriliyor. Bunu tekrar değerlendirmenizi sizden rica ediyorum.

Bakın değerli arkadaşlar, ayrıca beş yıla yükseltiliyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Temsili yaygınlaştırıyoruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 50 milletvekilinin Türkiye’ye maliyeti, beş yıllık maliyeti, tam olarak, değerli arkadaşlar, 184 milyon 500 bin lira ek yük getiriyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bu değişiklik geçerse milletvekiline ihtiyaç kalmayacak.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Vekil olayının para boyutuna bakan tek kişi sizsiniz herhâlde. Yapmayın ama ya, 50 kişinin maliyeti mi var yani? Bunu mu hesap ettiniz?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Artık insanlar dertlerini, dermanlarını, Ayşe Hanım, Meclise değil, kime anlatacak? Saraya. Örneğin, artık saraydaki jöleli viskisini yudumlarken “Ayşe Hanım, şunu yap.” diyecek. Aşkın laf atıyor bize, dili yoruldu. Aşkın’a diyecek ki jöleli sarayda viskisini yudumlarken “Aşkın, laf at.”

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ayıp, ayıp!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen merak etme, biz millet için konuşuruz; sen merak etme, millet için konuşuruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, yine, Saray’dan yönetileceksiniz Saray’dan. Hani yalılarda oturan gazeteciler var ya yalılarda, kızı başka gazetede, oğlu başka gazetede çalışan, hanımı da televizyonda program yapan adamlar var ya…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Konuştukça batıyorsun, konuştukça.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Toparla, toparla. Biz millet için konuşuruz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz temsili yaygınlaştırıyoruz, temsili.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …hani yalıda viski içiyor ya yalıda, o viskisini içecek, Osman, Veli Ağbaba’ya laf atacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz millet için konuşuruz, kimse için konuşmayız, millet için konuşuruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Aşkın, oy verme; Ayşe Hanım, oy verme.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, CHP nerelere düşmüş. Bu adam Genel Başkan Yardımcısı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Örneğin, Doğan Kubat… Doğan Kubat burada sabaha kadar çalışacak, koşturacak, ülkeyi kim yönetecek, ülkeyi, ülkeyi?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya oylar düşüyor, Malatya’da yüzde 21’di oy, 15’e düştü; şimdi 10’a düşecek sayende. İyi ki senin gibi Genel Başkan Yardımcıları var CHP’de, Allah razı olsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ülkeyi jöleliler yönetecek, ülkeyi…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, anlamıyorum konuşmacının ne dediğini.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, siz bir siyasi hareketten geliyorsunuz, o siyasi harekete katılmıyorum ama bugün yandaş gazete köşelerinde yazıp para kazananlara, malı götürenlere bir bakın, malı götürenlere bakın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya CHP’nin oyu ne oldu Malatya’da, onu söyle sen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Onlar kim? Ecevit zamanında Ecevitçi, Demirel zamanında Demirelci, Mesut Yılmaz zamanında Mesut Yılmazcı, şimdi de Recep Tayyip Erdoğancı.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu kadar ucuz siyaset yapmaya gerek yok.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AKP’li vekiller; en önce siz oy vermeyin; siz oy verirseniz -geçmişte emeğiniz var, mücadeleniz var- saray gelecek saray.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen konuştun, oyumuz artacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Oyumuz artacak.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Jöleliler, yalıdaki gazeteciler yönetecekler; onlar yüksekten hükmedecek, siz de, Aşkın Bak orada oturacak, bağırıp duracak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Turan, buyurun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Merak etme sen, biz millet için konuşuruz, millet için.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – CHP Genel Başkan Yardımcısı olmuş; mahalle başkanı bile yapmayız senin gibi adamı.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekiliniz söz istedi. Lütfen...

MEHMET METİNER (İstanbul) – Herkese cevap verme, her adama cevap verme.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Vermeyeceğim, vermeyeceğim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millet için...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Mahalle başkanı bile olmaz senden ya, mahalle başkanı.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Efendim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Allah, Veli Ağbaba’yı CHP yönetiminden eksik bırakmasın. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo, bravo, bravo!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Amin, amin... Allah başımızdan eksik etmesin.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci olarak...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Malatya’da oylar yüzde 21’den 15’e düştü Başkanım ya, Malatya’ya yazık oluyor vallahi.

BAŞKAN – Sakin ol, sakin, sakin, sakin... Sakin, Sayın Bak...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aşkın, Yiğit var ya Yiğit, saçları jöleli, içecek malt viskisini...

BAŞKAN – Ağbaba, siz de sakin olun lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben her zaman buradayım, her zaman.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konu iş sağlığıydı...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben her zaman buradayım. Yüzde 76, Rize.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba ile Sayın Bak’ı kulise davet ediyorum sohbet etmeleri için, tamam mı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ben Aşkın’ın haklarını koruyorum Sayın Başkan, vallahi Aşkın’ın haklarını koruyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yüzde 76 Rize’de, 3-0.

BAŞKAN – İkiniz de konuşuyorsunuz, hiçbir şey anlaşılmıyor, onu da söyleyeyim yalnız, Sayın Bak ile Sayın Ağbaba.

Aynı mahiyetteki diğer önergede Ağrı Milletvekili Sayın Berdan Öztürk konuşacak.

Buyurun Sayın Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı torba tasarının 33’üncü maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Aslında konuşulacak, değerlendirilecek çok konu var ama bu maddenin önemine binaen madde üzerinde konuşmam gerekiyor. Emekçileri ilgilendiren bir madde, bu açıdan önem arz etmektedir.

Şimdi, 33’üncü maddeyle yapılan düzenlemede, 2012 tarihli 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “1/1/2017” ibaresi “1/1/2019” ve “1/1/2018” ibaresi de “1/1/2020” şeklinde değiştirilmiştir.

Daha önceden, hatırlanacağı üzere, AKP iktidarının çıkardığı torba yasalarla, 6331 sayılı Kanun’da yer alan, çok tehlikeli iş yerlerinde görevlendirilmesi gereken (A) sınıfı iş güvenliği uzmanlarının yetersizliği gerekçe gösterilerek (B) sınıfı iş güvenliği uzmanları görevlendirilmiş, tehlikeli iş yerlerinde görevlendirilmesi gereken (B) sınıfı iş güvenliği uzmanlarının yetersizliği gerekçe gösterilerek (C) sınıfı iş güvenliği uzmanları görevlendirilmişti. Bu maddeyle bu yetersizlikler gideriliyor mu? Hayır, giderilmiyor. Yeterli uzman yetiştirilip istihdam sağlanabilmiş mi? Hayır, bu da sağlanamamış. Peki, ne yapılıyor? Yasanın yürürlüğe girmesi ertelenmektedir. Bu, hiçbir şekilde kabul edilebilecek bir durum değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iş sağlığı ve güvenliği konusunda uzun yıllardır mücadele eden, adalet arayan işçi ailelerine destek amacıyla gönüllü hukukçular ve Adalet Arayana Destek Grubu tarafından hazırlanan İş Cinayetleri Almanağı’nda iş kazası şu şekilde tanımlanıyor: “İşçiyi işle ilgili bir sürecin dâhilinde bedenen veya ruhen özre uğratan olay” olarak tanımlanıyor. Her yıl çıkarılan İş Cinayetleri Almanağı verilerine göre, iş cinayetlerinin en çok yaşandığı sektörler, sırasıyla, inşaat, maden ve tarım sektörleridir. Bu sektörlere baktığımız zaman aslında bir şeyin dikkatimizi çekmesi lazım. AKP’nin kalkınma retoriği ve iş birikim modelinde palazlandırılan ve oluk oluk para akıtılan sektörlerin ilk sırasında, ilk 2 sırada inşaat ve maden sektörünün olması tesadüfi değildir. Kendi burjuvasını yaratma konusunda, ilk 2 sektördeki iş cinayetleri “palazlandırılan şirketlerin diyeti” olarak değerlendirilen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, iş cinayetlerinde dünya ülkeleri arasında 3’üncü, Avrupa’da 1’inci sıradadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, Türkiye’de 1 Ocak-30 Aralık 2016 tarihleri arasında toplam 1.956 işçi çeşitli iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri 17 binden fazla işçinin yaşamını yitirdiği Türkiye’de, en fazla iş cinayeti de 2016 yılında yaşanmıştır. Görülüyor ki AKP iktidarı, Türkiye’yi, sermayenin kâr hırsı için tam bir işçi kıyımının yaşandığı bir ülkeye dönüştürmüş durumdadır. 2012’de çıkarılan 6331 sayılı Yasa, AKP tarafından göstermelik şekilde çıkartılmıştır. Uygulamada işçi sağlığı ve güvenliğini sağlayacak hiçbir tedbir alınmadığı gibi, bu maddenin konusu olan yasanın uygulanmasını sermaye lehine sürekli olarak ertelemektedir. Bu maddenin kati suretle tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak -gerekli istihdamı sağlayarak- iş güvenliği uzmanlarının yetiştirildiği bir düzenleme, iktidarın en önemli gündemlerinden biri olmalıdır.

Uzmanlar ve hukukçular, yasal mevzuatta belirlenen işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri alındığı takdirde, iş kazaları ve meslek hastalıklarının yüzde 98 oranında önlenebileceğini belirtiyor. Önleyemiyorsanız sorumlusunuz, önleyemiyorsanız bunun adı kaza değil cinayettir, önleyemiyorsanız suç ortağısınız demektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinde geçen “1/1/2019” ibaresinin “1 Ocak 2019”, “1/1/2020” ibaresinin “1 Ocak 2020” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Sayın Ahmet Selim Yurdakul konuşacak.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın iş güvenliği uzmanlığıyla ilgili bir düzenleme getiren 33’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz aldım.

Düzenlemeyle, iş ve risk analizi yapan uzmanların sahip oldukları yetki belgeleriyle bir üst risk grubu içinde gözlem ve değerlendirme yapma yetkisinin süresi uzatılıyor. Belli ki düzenleme bir mecburiyet olarak bugün görüşülüyor. (A) grubu riskli bir iş yerini (B)grubu iş güvenliği uzmanı 2020’ye kadar denetleyebilecek.

Şimdi, bu durumda akla iki soru geliyor:

Birincisi, ülkemizde yeterince iş güvenliği uzmanı yok mu?

İkincisi ise iş konularında risk gözlemi yapan iş güvenliği uzmanları gerçekten ve hakkıyla gözlem yapabiliyor mu?

Bu iki soru neden önemli biliyor musunuz? Ülkemizde iş kazalarında binlerce kişi hayatını kaybediyor veya sakat kalıyor. Sadece 2015 yılında iş kazası sonucu hayatını kaybeden 1.252 vatandaşımız var; 1.252 can, 1.252 aile. Sadece 2015 yılında 3.443 vatandaşımız, geçirdiği iş kazaları nedeniyle sürekli iş göremezlik maaşı almaya başladı.

Hem terör hem de iş kazalarında evlatlarımızı tek tek maalesef kaybediyoruz. Biz, gelişmekte olan bir ülkeyiz ama istatistiklerimiz resmen Orta Çağ’a ait. Ne yazık ki 2002 yılından itibaren hayatlarımız daha da büyük bir risk altında. Yanlış güvenlik ve dış politika kararlarının bedelini yüce Türk milleti ödüyor. Her gün kahraman şehitlerimizi toprağa veriyoruz. Dün 4 kahraman polisimiz Diyarbakır’da şehit oldu. Şüphesiz, onlar ölü değiller. Hepsinin ruhları şad, mekânları cennet olsun ancak Hükûmetin şu andan itibaren kandırılma lüksü yoktur. Zaten, tarih önünde hiçbir iktidar “Kandırıldık.” gibi bir açıklamayla kendisini aklayamaz.

Muhterem milletvekilleri, sayın Hükûmet üyeleri, Türk milleti muhakkak ki tevekkül sahibidir. Bunu kimse istismar unsuru yapmamalıdır. Bırakın, insanlar demokratik düşüncelerini ifade etsinler; bırakın, ülkemizin ve Türk milletinin refaha ulaşması için liyakat sahibi insanlar Türk milletine hizmet etme şansı yakalasın. Sırf birilerini tanıyor diye anahtar pozisyonlara getirilenler konusunda Hükûmeti yıllarca uyardık, “Bakın, bunun vebali var.” dedik. Bu millete layığıyla hizmet eden insanları daha iktidara gelmenizin üzerinden birkaç ay bile geçmeden görevden aldınız.

Velhasıl, bugün, Orta Doğu’daki yanlış politikalar nedeniyle ülkemiz terörden en çok etkilenen ülkelerden biri hâline geldi. Türk komutanlarının ve Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yedi düvelle alnının akıyla mücadele eden bir ülkeydik, alnımızın akıyla özgürlüğümüzü kazandık. Sonraki yıllarda da tüm yaptırımlara rağmen, Türk milletinin Hatay ve Kıbrıs da dâhil olmak üzere tüm çıkarları korundu. Bugün bakıyoruz, her cephede bizzat Hükûmetin yanlış kararlarının ceremesini çekiyoruz.

Allah tüm şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine Türk milletini korusun. Allah büyük Türk milletini ayaklarındaki prangalardan kurtarsın ve Türk milletine gerçek adalete ve doğruya yürüme iradesi versin.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Hiç kimse bu ülkenin Kuvayımilliye ve birlik, beraberlik ruhunu hafife almasın. İç ve dış mihraklar sabrımızı taşırmaya asla yeltenmesinler, dünyayı başlarına yıkmayı çok iyi biliriz.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 34’üncü maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 34’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 

         Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                 Ramazan Can

                   Amasya                                       İstanbul                            Kırıkkale

              Mehmet Demir                            Osman Aşkın Bak                  Osman Mesten

                  Kırıkkale                                        Rize                                 Bursa

"MADDE 34- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "başkanlarından en kıdemli olanının başkanlığında;" ibaresi "başkanları arasından başkanlık süresi en fazla olanın başkanlığında;" şeklinde değiştirilmiştir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 34'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

            Bihlun Tamaylıgil                            Kadim Durmaz                       Musa Çam

                   İstanbul                                        Tokat                                 İzmir

             Zekeriya Temizel                            Lale Karabıyık                    Utku Çakırözer

                     İzmir                                          Bursa                              Eskişehir

              Yakup Akkaya                           Mehmet Bekaroğlu

                   İstanbul                                      İstanbul

“MADDE 34-18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(I) Yüksek Hakem Kurulu, Yargıtay'ın bu Kanundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli dairelerinin başkanları arasından başkanlıkta süresi en fazla olanın başkanlığında;"

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Yakup Akkaya konuşacak.

Buyurun Sayın Akkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasen, bu madde görüşülürken Adalet Bakanının burada olması çok uygun olurdu çünkü tipik bir parti devleti uygulamasının bir örneği bu getirilen önerge, düzenleme.

Biliyorsunuz, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun Yüksek Hakem Kurulunun “Kuruluşu” başlıklı 54’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında değişiklik öneriliyor. Nedir bu Yüksek Hakem Kurulu? Yüksek Hakem Kurulu işçi-işveren arasında köprü vazifesi gören bir kuruluş; işçi, işveren ve devletin olduğu bir kuruluş. Görevi, eğer sendikalar toplu iş sözleşmesini yapamıyorlarsa, grev ertelemesi varsa ya da ertelenmişse ya da işçiler valiliğe başvurup grev ertelemesi istiyorlarsa Yüksek Hakem Kurulu devreye giriyor ve sonuçta işçiler adına toplu sözleşmeyi yapıyor. Yüksek Hakem Kurulunun vermiş olduğu kararlar kesin kararlardır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yapılan değişiklikle, Yüksek Hakem Kurulunun Başkanı olarak görev yapan Yargıtay üyesinin burada nitelikleri değişiyor. Mevcut durumda, Yargıtayda iş davalarına bakan daireler arasında en kıdemli olan daire başkanı Yüksek Hakem Kurulu Başkanı olarak atanıyor, görev yapıyor. Şimdi önümüze getirilen değişiklikle, süre olarak en fazla daire başkanlığı görevinde bulunanın Yüksek Hakem Kurulu Başkanı olması önerilmektedir. Normalde, “liyakat” dediğimiz şey, meslekte deneyim ve tecrübe anlamına gelmektedir. Yüksek Hakem Kurulunun Başkanı olacak hakemin belirlenmesinde objektif bir kriter getirilmiştir. Çalışma yaşamıyla ilgili görev yapan yüksek yargı mensuplarından seçilmesi ve bunların arasından da hâkimlik mesleğinde en fazla kıdemli olanının seçilmesi 54’üncü maddenin (1)’inci fıkrasıyla düzenlenmiştir. Peki, bunun anlamı nedir? Bunun anlamı şudur: Yargıtay’ın 3 dairesi vardır; 7. Hukuk Dairesi, 9. Hukuk Dairesi ve 22. Hukuk Dairesi. 2016 yılına kadar 9. Hukuk Dairesi Başkanı Yüksek Hakem Kurulu Başkanlığını yapıyordu. Ümran Sayış emekli olunca, yasa gereği yerine hâkimlikte en kıdemli olan 7. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Hicri Tuna’nın atanması gerekiyordu. Bu atama yapılmamıştır, 54’üncü maddenin (1)’inci fıkrası ihlal edilmiştir. Hakkı yenen 7. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Hicri Tuna Danıştayda bu yönetmelikle ilgili dava açtı. Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi, bu da taraflara tebliğ edildi. Burada olması gereken, normal hukuk devletinde, 7. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Hicri Tuna’nın Yüksek Hakem Kurulu Başkanı olmasıydı ama burası AKP Türkiyesi. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu bir kararıyla 7. Hukuk Dairesinin kapatılmasına karar verdi, gerekçe olarak da “İş gücünün hafiflemesinden.” dedi.

Değerli arkadaşlar, Yargıtayın 3 dairesi de iş hukukuyla ilgili yılda en az ortalama 25 bin dosyaya bakıyordu ve iş yükünden dolayı da işini yetiştiremediği için de zorunlu arabuluculuk sistemi, Adalet Bakanlığının önümüzdeki günlerde Meclise getirmek için hazırladığı bir sistem. Yani, şimdi, bu önümüze gelen yasa değişikliğiyle, liyakat esasına göre en kıdemsiz, Yüksek Hakem Kurulu Başkanı olmayacak olan 22. Hukuk Dairesi Başkanını atayabilmek için yasa değişikliği yapılmaktadır. Bu değişiklik âdeta adrese teslim bir değişikliktir. Yani, önümüze getirilen yasal düzenlemenin hikâyesi budur.

6356 sayılı Yasa’nın 56’ncı maddesine göre de, ayrıca, Yüksek Hakem Kurulu üyelerinin siyasi parti organlarında görev yapmaları yasaktır. Şimdi, bir atama yapıldı, Sayın Uğur Kızılca, işçi veya işveren örgütlerini temsil etmiyor, üniversite öğretim üyesi de değil, Yargıtayda daire başkanlığı veya Çalışma Genel Müdürlüğü de söz konusu değil. Ancak Yüksek Hakem Kurulu üyeliğine atanan Sayın Uğur Kızılca’nın, 29 Eylül 2016 tarihinde AKP’nin internet sitesine baktığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisinin Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi olduğunu görüyoruz. Yani bu hukuki değildir, ahlaki değildir, yasaya uygun değildir. Bir hukuk devletinde böyle bir şey olmaz, olmamalıdır ama burası Türkiye ve burada AKP var. Tam bir parti devleti hükmünde bütün kurumlara parti üyelerini, parti yöneticilerini yerleştirmek için elinden geleni yapıyor.

Biz, bu düzenlemeyi bu şekliyle kabul etmiyoruz.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. .Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 34’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

"MADDE 34- 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 54 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "başkanlarından en kıdemli olanının başkanlığında;" ibaresi "başkanları arasından başkanlık süresi en fazla olanın başkanlığında;" şeklinde değiştirilmiştir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN - Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın çerçeve 34’üncü maddesiyle 6356 sayılı Kanun’un 54’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında bir ibare değişikliği amaçlanmasına karşın, bütün fıkranın değiştirilmesini öngörecek biçimde sehven yazılmıştır.

Önergeyle yazımı teknik olarak düzenlemedeki amacına uygun olacak hâle getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

35’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesiyle eklenen ek madde 23’ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                  Mevlüt Karakaya

        İstanbul                                               Konya                                                Adana

Emin Haluk Ayhan                                Deniz Depboylu                                     Arzu Erdem

         Denizli                                               Aydın                                               İstanbul

                                                             Kamil Aydın

                                                                Erzurum

“Ek Madde 23- Ekli (1) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine ait bölümüne eklenmiştir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Madde 35-2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

“Ek Madde 23- Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (1) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin anılan üniversiteye ait bölümüne eklenmiştir.”

Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                       Musa Çam

        İstanbul                                               Tokat                                                 İzmir

   Utku Çakırözer                                    Lale Karabıyık                                 Mehmet Bekaroğlu

       Eskişehir                                              Bursa                                               İstanbul

                                                          Zekeriya Temizle

                                                                   İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

   Berdan Öztürk                                   Mahmut Toğrul

          Ağrı                                               Gaziantep

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu torba kanunun 35’inci maddesi ne hikmetse adı “Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi” olan üniversiteye KHK’ya ek bir madde eklenerek 230 adet kadro veriyor.

Değerli arkadaşlar, bilimsel, demokratik, özerk bir yapıda olması beklenen üniversitelerin adlarının bile böyle siyasi mekanizmalara dâhil edilmesi aslında, Türkiye'de üniversite eğitimi açısından ne durumda olduğumuzun açık bir örneğidir.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, ülkemizde üniversite kadrolarını dağıtan Yükseköğretim Kurulu var ama ne hikmetse burada özel bir durum eklenmiş.

Üniversite özerkliği UNESCO’ya göre, değerli arkadaşlar, şu şekilde tarif ediliyor: Akademik topluluğun başkalarının siyasi, felsefi veya epistemolojik inanç ve düşüncelerine bağımlı olmaksızın ve kendi fikirlerine göre bilimsel araştırma yapabilmeleri, bilimsel çalışmalarının kontrolünün üniversite dışı kurumlar yerine bilim insanlarınca bilimsel ölçütler kullanılarak yapılması anlamına gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, hepinizi biliyorsunuz ki bugüne kadar üniversitelerimizde 20 Temmuz-31 Aralık tarihleri arasında toplam 3.850 akademik personelin, 947 idari personelin işine son verilmiş. Bunların, işine son verilen akademisyenlerin 140’tan aşkını barış için, demokrasi için bildiriyi imzalayan ve ömürleri Fetullahçı Cemaat’le mücadeleyle geçen akademisyenler.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerimizin bugüne kadar onlarca sorunu var. Üniversitelerimizin en temel sorunlarının başında gelen yandaş kadrolaşmadır. Biliyorsunuz, bugün üniversitelerin idari, teknik ve akademik ölçütlerine baktığımızda, yandaşlığın tamamen esas alındığını, liyakatin tamamen devre dışı bırakıldığını görüyoruz maalesef. Akademik aşamaların tümünde iktidara yakınlık, cemaatsel yakınlık veya rektörün himayesinde olma şartı aranıyor.

Değerli arkadaşlar, yine, üniversitenin her aşamasında maalesef, iltimas ve kayırmacılık almış başını gidiyor. iltimas ve kayırmacılık sadece kadro verilmesinde değil; aynı zamanda, üniversitelerin örneğin inşaat işleri yandaş firmalara veriliyor, kantin, döner sermaye, gelir getiren işleri yine yakınlık esas alınarak yakın kurumlara, yakın kişilere verilmektedir.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerde bıktır-kaçır yani mobbing almış başını gidiyor.

Yine, üniversitelerde üniversitenin asli bileşenleri olan idari ve teknik kadrolara, tamamen yandaş bir sendika aracılığıyla yine yandaşlık esas alınarak kadro dağıtımı yapılmaktadır ve idari, teknik kadrolarda görevde yükselme sınavları yapılmamakta, tamamen liyakatsiz bir şekilde -dediğim gibi- siyasi, cemaatsel yakınlık esas alınmaktadır.

Üniversitelerde üniversitenin temel taşlarından biri olan, yine araştırmanın temeli sayılan araştırma görevlileri bugün aynı işi yapmalarına rağmen iki ayrı kadroda istihdam edilmektedir: 33/A ve 50/D. Özellikle 50/D’yle atanan araştırma görevlileri, doktoraları bittikten sonra, eğer siyasal yakınlık söz konusu değilse kapı önüne bırakılmaktadır. 50/D kadrosuyla doktorasını bitirenlere kadro, kesinlikle ve kesinlikle, tamamen rektörün iki dudağı arasında, “İhtiyaç vardır, atıyorum.”, “İhtiyaç yoktur, kapı önüne koyuyorum.” şeklinde işletilmektedir.

Yine, üniversitelerin en önemli bileşenlerinden olan öğrenciler, maalesef, bugün artık neredeyse üniversiteler için tehlikenin başı olarak gösterilmekte, kendilerini ifade etmeleri, potansiyellerini ortaya koymaları mümkün olmamaktadır. Yurt ve barınma sorunları tamamen cemaatlerin yurtlarına sevk edilmekte ve cemaatler aracılığıyla bu ihtiyaç karşılanmaya çalışılmaktadır.

Taşeronlaşma almış başını gidiyor. Üniversitenin özellikle güvenlik ve diğer temizlik hizmetleri taşeronlara verilmekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …ve bu taşeron firmalar kendilerine yakındır ama aynı zamanda kimin çalışacağını da yine bunlar belirlemektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Üniversitelerimiz sorun yumağı olmuştur.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz, peki.

Sayın Özel, Sayın Ağbaba, Sayın Basmacı, Sayın Akar, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Karabıyık, Sayın Hürriyet, Sayın Tanal, Sayın Arslan, Sayın Gürer…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dışarıdan geldiler efendim.

BAŞKAN – Sayın Tümer, Sayın Durmaz…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, sayı yok, dışarıdan geliyorlar.

BAŞKAN – Şu anda kim varsa ayakta 20 kişiyi tamamlaması gerekiyor, lütfen ekleme yapmayalım.

Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Kayışoğlu, Sayın Kuşoğlu, Sayın Yıldız, Sayın Yedekci, Sayın Çam, Sayın Çakırözer, Sayın Bakan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde öyle hile falan da olmaz. Yani, naylon adam da kullanmayız biz. Bizde olmaz. Geçen, vekil diye kavası gösteriyorlardı.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Madde 35-2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

“Ek Madde 23- Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinde kullanılmak üzere ekli (1) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin anılan üniversiteye ait bölümüne eklenmiştir.”

Lale Karabıyık (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Lale Karabıyık konuşacak.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu maddede Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine kadro tahsis edilmekte. Çok doğal, normal, tahsis edilecek tabii ki ama ben Plan ve Bütçe Komisyonunda bu madde geçerken bir şey teklif etmiştim Sayın Bakana basının karşısında, o da şuydu: Bildiğiniz gibi, kapanan vakıf üniversitelerinin 2.600 küsur öğretim üyesi şu anda açıkta. Onlar hiçbir yerde istihdam edilmiyor, güvenlik soruşturmasına da tabi olmadılar. Herhangi bir rektör, kadrosuna da onları almak istemiyor çünkü “FET֒cüleri korudu.” diye suçlanır diye korkuyor. Şu anda, YÖK Başkanı Başbakandan bekliyor. Bu konuda bir atılım olup olmayacağı da belli değil ama gelin bu insanları ayrıştırın. Akademisyen kolay yetişmiyor. Burada defalarca da söylemiştim. Onları ayrıştırdıktan sonra, bir güvenlik soruşturmasından geçirdikten sonra, gelin, önce bu üniversitenin kadrolarına atamaya başlayın, diğer rektörlere örnek olun ve bir kapı açılsın.

Evet, sayın vekiller -belki cumaya kadar konuşma fırsatım olmaz, onun için söylemek istedim- cuma günü sevgili öğrencilerimiz karnelerini alacaklar ve bir sömestir tatili olacak. Onlara başarılı sömestirler diliyorum, iyi tatiller diliyorum, hepsini kucaklıyorum.

Bu arada, karne demişken tabii, iktidar partisinin karnesinden de söz etmeden olmaz diye düşündüm. Evet, sayın vekiller, şimdi ben size birkaç rakam okuyayım. Ama, eğer kızarsanız o zaman TÜİK’e “yalancı” diyorsunuz diyeceğim çünkü TÜİK’ten okuyorum.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bize karneyi vatandaş veriyor Sayın Vekilim, karneyi vatandaş veriyor.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Karneyi vatandaş, bakalım, ne kadar verecek. İsterseniz dinleyin.

Evet sayın vekiller, 2002’den bu yana protestolu senet tutarı sayenizde 11 kat artmış. 2002’de icradaki dosya sayısı 2 milyon iken 24 milyona çıkmış. Tüketicilerin borcu 60 kat artmış, tarım sektörünün borcu 15 kat artmış, dış borcumuz 3 kat artmış. Sizin söyleyeceğinizi hemen ben söyleyeyim: “Ama IMF’ye borcumuzu bitirdik.” diyorsunuz. Evet, IMF’ye borcumuz… Zaten artık, kimse IMF’ye borçlanmıyor sayın vekiller. “Küresel sermaye” diye bir şey var biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu da dışarıdan alıp ödemişler zaten, borç alıp ödemişler.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Herkes yatırımcıyı ülkesine çekerek yatırımcıyı alıyor ve IMF’ye borçlanmıyor da yabancı tasarrufçulara borçlanıyorsunuz, torunlarınıza kadar da maalesef, borçlu yaşamak zorunda kalıyorsunuz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – İşte, maharet… Eskiden kimse borçlanmazken CHP borçlanıyordu.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Onun için “IMF’ye borçlanmadık.” demek bir marifet değil, siz söylemeden ben söyleyeyim.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Nereden…

LALE KARABIYIK (Devamla) – Bu rakamlardan anlıyorum. Ben sosyal politikalardan sorumluyum ama bir finansçıyım. Ne yapalım? Yapacak bir şey yok, anlıyorum yani.

Yani sayın vekiller, aile gelirinin borca oranını 2002’de yüzde 4,7 devralmışsınız, şu anda yüzde 57,1; borçlu bir toplum yaratmışsınız. “İşsizler” diyorsunuz, bir çözüm aramaya çalışıyorsunuz ama bir çözüm göremiyoruz.

Bakın “gençler” diyorsunuz ama 8,3’ten aldığınız işsizliği, bir kere, 11,3’e çıkardınız. Genç işsizliğini ise 13,1’den devraldınız, 19,9’a geldi şu anda.

2000’de asgari ücretle 9 tane çeyrek altın alınabiliyordu, bugün 5 çeyrek altın alınabiliyor ve açlık sınırı arttı, yoksulluk sınırı arttı.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Nüfus artışını da söyleyin.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Bende daha çok veri var ama sanırım siz bunlarla pek ilgilenmiyorsunuz, şu anda başkanlık sistemi sizin için çok önemli.

Şimdi, sayın vekiller, ne isterseniz yapıyorsunuz ama sorunları görerek, çözüm üreterek değil maalesef. Sadece, ne yapıyorsunuz: İşte bu torba yasada olduğu gibi rahatlatma çalışmaları yani kesin çözümler, iyileştirmeler değil, rahatlatma çalışmaları yapıyorsunuz. E tamam, böyle gidiyorsunuz da…

Ya bir şey sormak istiyorum, şu Millî Eğitimin müfredatıyla niye oynuyorsunuz? Millî Eğitimin müfredatı değiştirilebilir, iyileştirilebilir de yani Atatürk’ü, Kemalizmi müfredattan niye kaldırıyorsunuz? Ne istiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Yanlış bilgi veriyorsunuz, kaldırılmıyor.

LALE KARABIYIK (Devamla) – Yani, diyorsunuz ki: “Atatürk sizin için önemli olduğu kadar bizim için de önemli.” Yani, müfredattan kaldırdığınız zaman “Nefret mi ediyorsunuz, korkuyor musunuz?” diye sorarlar insana. Neden değiştirdiniz, müfredattan niye kaldırıyorsunuz? Ama, müfredata şunu yerleştirdiniz…

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Kaldırılmıyor Hanımefendi, yanlış bilgi veriyorsunuz, yanlış.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden duydunuz?

LALE KARABIYIK (Devamla) – Bakın, artık, müfredatta Atatürk çok daraltıldı, yok ama çocuk gelinler var. “Çocuk gelin” kavramını, “küçük gelin” kavramını çok yerde kullanıyorsunuz. Bu müfredat gerçekten hayırlı olmaz. Bu nedenle, bunun bir kere daha altını çizmek isterim.

Son olarak zamanım varsa şunu da vurgulayayım, her şey söylendi Anayasa çalışmaları içerisinde ama şunu ifade etmek isterim: Bakın, sendikal hakların en güvenceli olduğu 13 ülkenin 11’inde parlamenter rejim geçerli. Başkanlık sistemi uygulamaları, sendikal hakların en kötü olduğu ülkeler arkadaşlar. Bunu da bir köşeye lütfen yazın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesiyle eklenen ek madde 23’ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

“Ek Madde 23- Ekli (1) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek bu Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine ait bölümüne eklenmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesi üzerinde konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce Selçuklu ve Artuklu’nun binlerce yıllık hatırası ve bugüne kadar yetiştirdiği büyük değerleriyle hafızalarımızda yer etmiş Diyarbakır Sur’da dün yine canlarımız yandı, 4 şehidimiz var. Onlara Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Yine hatırlatmakta çok önemli bir beis gördüğüm diğer bir şey ise sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünüp, parçalanıp bittiğini zannettikleri bir anda Ortaköy’de özel bir gün seçilerek eylem yapılmıştı ve o eylemin kanlı katili dün sağ salim yakalandı. Buradan bu üstün başarıyı sağlayan kolluk kuvvetlerimizi tebrik ediyorum, onların Allah yardımcıları olsun diyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yüksek vizyonu ve misyonu olan ülkelerin vazgeçilmez en önemli ayağı nedir, biliyor musunuz? Üniversitelerdir, araştırma kurumlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti de gerçekten yüksek misyon ve vizyon sahibi bir kalkınma modeli olduğuna göre, öncelikle eğitim kurumlarını ve -vurguyla söylüyorum- üniversiteleri göz ardı etmemeli diye düşünüyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, üniversiteler deyince üç önemli paydaş geliyor aklımıza: Bir tarafta öğrencilerimiz var, bir tarafta öğretim üyelerimiz var, bir de işte ikisinin ortasında bulunan velilerimiz, toplumumuz ve devletin aracılığını yaparak istihdam sağlayan birimlerimiz söz konusu. Öğrencilerimiz açısından bugüne kadar çeşitli vesilelerle sorunlarını ifade ettik. Öğrencilerimizin öncelikli olarak istedikleri gerçekten sağlıklı barınma ortamları, çok donanımlı bir eğitim kurumu, iyi bir malzeme temini ve bölümlerinde yetkin öğretim üyesi kadrolarıydı, bir de tabii her şeyden önce güvenlik, huzur; öğretim üyelerinin ise yine çok sağlıklı çalışma ortamları, özlük hakları ve en önemlisi de kadro sıkıntılarıydı. Bunları birazcık açmak gerekirse, ilgili madde de biraz onunla bağlantılı: Şimdi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası birçok kurumumuz sekteye uğradığı gibi eğitim kurumlarımız da bundan olumsuz anlamda etkilendi. Çünkü hiçbirimizin öngörüsünde olmayan, hiçbirimizin hesap edemediği hain bir girişimdi malumunuz.

Dolayısıyla, bu darbe girişimi sonrası bazı devlet üniversitelerindeki açığa alma ve göreve son verme olayları, kapatılan vakıf üniversiteleri ve yeni açılan devlet üniversitelerinin mevcut ihtiyaçlarının karışlanmaması hâli ortaya çıkınca birazcık gerçekten dikkatli davranmak zorundayız diye düşünüyoruz. Bunu söylerken neyi kastediyorum? Bakın, Türkiye’de hâlihazırda 180 küsur üniversitemiz var, sanıyorum 65 vakıf hâlihazırda, 118 de devlet üniversiteimiz var ve bu üniversitelerimizin hemen hemen hepsinde bir tıkanıklık söz konusu, bir kadro sıkıntısı söz konusu. Ama, bunlardan böyle cımbızla çekip bir tanesini öne çıkarmak gerçekten diğer üniversitelerdeki öğretim üyesi arkadaşlarımızı birazcık üzdü. Elbette ki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitemiz de gerçekten genç, dinamik, gelişmekte olan bir üniversite, bölgesinde gerçekten iyi işler yapmaya çalışan bir üniversite. Bir akademisyen olarak bunu itiraf etmek zorundayım. Buraya mutlaka kadro temini yapılmalı öncelikli olarak. Ama, onunla beraber yeni kurulan birçok üniversitemiz var ve kapatılan vakıf üniversitelerinin yanı sıra birçok vakıf üniversitesinden de ayrılan öğretim üyeleri var. Bütün bunları dikkate alarak gerçekten üniversiteler siyasetin en son girmesi gerektiği yerlerdir. Hatta cübbelilerin olduğu hiçbir yerde siyasetin olmaması gerekir yani yargıda da olmaması gerekir, üniversitede de olmaması gerekir, kışlada da olmaması gerekir. Ama, geçmişten biraz ders çıkararak ne olur üniversitelere dokunmadan, gerçekten “Hattı müdafaa değil sathı müdafaa.” deyip üniversitelerin hepsine, özellikle kalkınmakta olan üniversitelere bu kadroları bir an önce tahsis edelim. “230 birine, diğerine hiç.” mantığı çok doğru bir mantık değil. Bunu bir an önce Mecliste tekrar gündeme getirip hep birlikte, “Birlikten kuvvet doğar.” mantığıyla diğer üniversitelerin de ihtiyaçlarını dikkate alıp bu yeniden dirilişi sağlayalım diyorum, gecenin bu saatinde hepinizi iyi geceler diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 36’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeler aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte okutacağım ve birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 36’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                  Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                  Musa Çam

                         İstanbul                                               Tokat                                             İzmir

                    Utku Çakırözer                                  Zekeriya Temizel                              Lale Karabıyık

                        Eskişehir                                              İzmir                                             Bursa

                  Mehmet Bekaroğlu

                         İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                  İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                             Mevlüt Karakaya

                         İstanbul                                               Konya                                           Adana

                 Emin Haluk Ayhan                                Deniz Depboylu                                Arzu Erdem

                          Denizli                                               Aydın                                          İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, bu madde, 36’ncı madde ve ayrıca 6, 12, 13, 14, 15 ve 29’uncu maddelerin Anayasa’nın 87’nci maddesine göre işlem görmesi gerekir. Dolaylı da olsa af niteliğinde bir değişiklik yapılıyor ve nitelikli çoğunluk aranması gerekir Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, bu maddede yapılan düzenleme Adalet ve Kalkınma Partisinin bir takıntısıyla ilgili, gemilerle ilgili bir madde. Gerekçe şu: “Türkiye'nin kara sularında çok sayıda yabancı bayraklı gemiler dolaşıyor, özellikle yat, kotra, tekne ve gezinti gemileri, 6 bin filan. Bunlar Türk Bayrağı açsın.” Bu, bu şekilde, masumane bir şekilde takdim ediliyor. Böyle değil değerli arkadaşlarım. Bu 6 bin kişi kim? Niye yabancı bayrakla dolaşıyorlar ve diğerleri niye Türk Bayrağı’yla dolaşıyor? Yapılan bu değişiklikle, sadece bu şekilde, kotra, yat, tekne ve gezinti gemileri değil -bu kalemlere bakarsanız- yük ve yolcu gemileri, suda yüzen her tür taşıt aynı işleme tabi tutulacak. Kim bunlar, kim? Türkiye tersanelerinde gemi yaptırıp Malta bandırası alan kim, değerli arkadaşlarım? Lütfen Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri bu soruyu sorsunlar. BMZ Grubun kaç tane böyle gemisi var? Türk tersanelerinde yaptırılıp yabancı bandırayla, Malta bandırası ya da başka ülkelerin bandırasıyla dolaşan kaç tane gemi var?

Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme şahsa özel, kişilere özel yapılan bir düzenlemedir. Bu kişiler sıradan kişiler değildir değerli arkadaşlar; bu ülkeyi yöneten, en üst düzeyde yöneten insanların birinci derece yakınlarıdır değerli arkadaşlarım. Bunu bilin, bunun ötesinde bir şey söylemeyeceğim.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisinin ciddi bir problemi var, problem şu: “Adalet” ismiyle geldiniz, adalet arayışıyla geldiniz ama bundan önce eleştirmiş olduğunuz iktidar yapma biçimi, siyaset yapma biçiminin aynısını yapıyorsunuz. Daha evvel bu kürsüden ifade etmiştim, siz de siyaseti birikim ve tahakküm aracı olarak görüyorsunuz. Sizin için de siyaset yapmak, dolayısıyla devlete gelmek, devlet imkânlarını kullanarak kendisi ve yakınlarını bir adım öne geçirmek, öne geçtikten sonra geride kalan insanlara tahakküm etmek. Maalesef, bu şekilde bir siyaset yapıyorsunuz. Bunu bu şekilde bilelim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmet, sizin Hükûmetiniz sürekli olarak 2002’yle 2016 karşılaştırması yapar, 2017 karşılaştırması yapar, der ki: “Biz geldiğimizde 2002’de asgari ücret bu kadardı, şimdi şu kadar oldu.”, “Kişi başına millî gelir bu kadardı, şu kadar oldu.” Arkadaşlar, bilirsiniz, mutlaka biliyorsunuzdur, 1 trilyon dolara yakın kaynak kullandınız. Bu paralar içeride üretilmedi, 500 milyar doları zaten cari açıkla gitti, hepsi borç alındı bu paraların. Ne yaptınız bu paraları değerli arkadaşlarım? Şimdi, ekonomi bohça, yama tutmuyor diyoruz; her gün, her gün ekonomiyi düzeltmek için birtakım acil, panik hâlinde tedbirler alıyorsunuz, torba yasalar çıkarıyorsunuz. Peki, ne oldu bu paralar? Şimdi diyeceksiniz ki: “Yollar yaptık, duble yollar.” Kaç lira? İşte, “Havaalanı yapıyoruz.” Evet, yapıyorsunuz, ne de güzel yapıyorsunuz, iyi yapıyorsunuz ama ne kadar? Arkadaşlar, siz bu paraları tüketime yani yabancılardan aldığımız parayı yine yabancıların mallarının tüketimine harcadınız ve daha başka bir şeye de harcadınız; inşaata, betona döktünüz.

“Beton” deyip geçmeyin değerli arkadaşlarım, sizin bir de medeniyet iddianız var, medeniyet. Daha evvel de söylemiştim, dışarıdan birisi gelse baksa, elli sene sonra incelese, tarihe baksa nasıl bir medeniyet? Adalet ve Kalkınma Partisinin medeniyet iddiası var ya; medeniyeti diriltme, inşa etme, nasıl bir medeniyet? Beton arkadaşlar, beton. Buna bizim tıpta da, başka yerlerde de “gigantomani” diyorlar arkadaşlar. Şu demek, daha evvel başka ülkelerde de görülmüş: Gücün simgesi olarak yüksek binaları göstermek. Siz böyle bir şey yapıyorsunuz ama siz başka bir şey daha yapıyorsunuz; sizden öncekilerin yaptığı, eleştirmiş olduğunuz iktidarların yaptığı başka bir şeyi daha yapıyorsunuz: Siz maalesef lobilere çalışıyorsunuz, güçlülere çalışıyorsunuz, güçlülerin istediklerini yapıyorsunuz. Bu gelen pakette 10 milyar TL civarında bir kaybı var hazinenin, devletin ama bunun ancak onda 1’i garibanlara gidiyor, diğerlerinin tamamı tuzu kurulara gidiyor, kotraları olanlara gidiyor, tekneleri olanlara gidiyor. Kim bunlar, bir daha soruyorum, bir daha soruyorum değerli arkadaşlarım: Türkiye tersanelerinde gemi yaptırıp Malta bandırası alanlar kimdir? Siz bunlara hizmet ediyorsunuz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bazı maddelerinde af niteliğinde düzenlemeler olması nedeniyle nitelikli çoğunluk aranması gerektiğine ve bu düzenlemelerin oylamasının yarına bırakıldığı takdirde anayasal bir eksiklik olmayacağına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce sayın hatibin de söylediği gibi, 6, 12, 13, 14, 15, 29 ve 36’ncı maddelerde bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak af niteliğinde düzenlemeler var. Bu konuda, geçmişte Anayasa Mahkemesinin sadece hürriyeti bağlayıcı cezalarda Meclisin af yetkisini kullanırken nitelikli çoğunluk aramasıyla ilgili bir kararı var. Ancak, bu saydığım maddelerin bazılarında kovuşturma dışı bırakılan, yürümekte olan dava varsa düşürülen, kesinleşmiş dava varsa yok sayılanlar içinde hürriyeti bağlayıcı cezaların olduğu -dolaylı olarak- suçları da kapsıyor. Bu nedenle, bu nitelikli çoğunluk dediğimiz 330; kanunun son iki maddesindeyiz, hatta son maddeye kadar da gelebiliriz ama bu nitelikli çoğunluk gereken düzenlemelerin oylaması yarına bırakıldığı takdirde hiç olmazsa anayasal bir eksiklik yapılmamış olacak. Anayasa Mahkemesinin verdiği karar motamot, tam olarak doğru ve burada hiç hürriyeti bağlayıcı ceza olmasa dahi bir diğer başvuruda Anayasa Mahkemesinin o tek kararındaki fikrini devam ettireceğinin de bir garantisi yok. Mecliste nitelikli çoğunlukla ilgili, iktidar partisinin bu süreçte bir sıkıntısı da yokken oylamanın yarına bırakılması, hatta, 6, 12, 13, 14, 15, 29 ve 36’ncı maddelerde tekririmüzakere yapılırsa eğer CHP Grubu olarak konuşmacı koymayacağımızı ve sadece oylamanın yenilenmesiyle bu konuda, hiç olmazsa, nitelikli çoğunluk aranmasının önünü açacağımızı ifade ediyorum.

Takdir yönetim olarak sizindir, eğer bu yönde bir takdir kullanırsanız çok doğru olur. İktidar partisinin de bu konuya karşı çıkmayacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı ve 36’ncı maddelerinin af ihtiva ettiğinden bahisle oylamada nitelikli çoğunluğun gerektiğine dair bir itiraz olduğuna, bu maddelerin ceza hukuku anlamında bir af içermediğine ve bu nedenle nitelikli çoğunluk aramaya gerek olmadığına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın Özgür Özel, geçmişte de böyle tartışmalarımız olmuştu. Ben şimdi size bir açıklama yapayım, düşüncem de aynı yöndedir. Evet, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı ve 36’ncı maddelerinin oylamasında bu maddelerin af ihtiva ettiğinden bahisle oylamada nitelikli çoğunluğun gerektiğine dair bir itiraz olmuştur, Sayın Özel de bu konuda bir açıklama yaptı aynı mahiyette.

Şunu açıklamak ve vurgulamak isterim ki görüşülmekte olan tasarının 6’ncı ve 36’ncı maddelerinin içeriğine bakıldığında ceza indirimi veya cezanın genel affı olarak bir durum olmadığı, 6’ncı maddede fazla ve yersiz ödenen ve geri alınması gereken tutarlar ile bunlardan doğan faizlerin terkinine, 36’ncı maddede ise yabancı bayrak çekilmiş olan yat, kotra, tekne ve gezinti gemilerinin Türk Bayrağı’na geçişine ilişkin istisnalar düzenlenmiş, bu işlemin gümrük vergisi dâhil her türlü vergi, resim, harç, fon ve paylardan müstesna olduğu hükme bağlanmıştır. Her iki maddede de ekonomik istisnanın söz konusu olduğu, ceza hukuku anlamında bir af olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, Anayasa’nın 87’nci maddesinde ve İç Tüzük’ün 92’nci maddesinde öngörülen nitelikli çoğunluklu bir kabul şartına bakmak uygun değildir.

Konuya ilişkin, Anayasa Mahkemesinin 22/11/2007 tarihinde yayımlanan 22/12/2006 tarihli 120 sayılı Karar’ında Anayasa’nın 87’nci maddesinde düzenlenen genel af ve özel af kapsamının maddi ceza hukukuyla sınırlı olarak anlaşılması gerektiği, “genel af” ve “özel af” kavramlarının ceza hukukuna özgü kavramlar olduğu, ceza hukuku alanı dışında kullanılmadığı, bu kavramların tanımlarının, hüküm ve sonuçlarının da ceza hukukunca düzenlendiği açıklanmıştır. Bu nedenle, yapılan bu işlemin geçmiş uygulamalarla uyumlu olduğu da görülmektedir. Nitekim, Genel Kurulun 9/11/2016 tarihli 18’inci Birleşiminde ve 4/11/2004 tarihli 14’üncü Birleşiminde de ertelemeye ve şartlı salıvermeye ilişkin maddelerin oylamalarında nitelikli çoğunluk aranmamıştır.

Bu nedenlerden dolayı itirazlara ilişkin Başkanlığımızın yapacağı herhangi bir işlem olmadığını bildiriyorum ve işlemlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

Mutabakatımız yok. Konu usul tartışmasına esastır ancak fikrinizin değişmeyeceğini de bir nevi ihsasırey de yaparak ifade ettiniz.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Rica ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Konuyu Anayasa Mahkemesine götüreceğiz tabii ki.

BAŞKAN – Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gerçekten, Anayasa Mahkemesinin 2006 tarihinde aldığı, 2007’de yayımlanan kararını çok net bir şekilde ifade ettiniz, onun için söz hakkımdan vazgeçiyorum. Biz de Başkanlık Divanının görüşüne katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Evet, Sayın Mehmet Bekaroğlu’nun konuştuğu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Haksız rekabete ve yasa yoluyla kişisel avantajlara zemin hazırlayacağı düşüncesiyle maddenin taslaktan çıkarılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

37’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde geçen “ve 32 nci maddesi” ibaresinin “32 nci ve 33 üncü maddesi” şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mehmet Naci Bostancı                      Mehmet Doğan Kubat             Ramazan Can

                     Amasya                                        İstanbul                         Kırıkkale

                Mehmet Demir                              Osman Aşkın Bak               Osman Mesten

                    Kırıkkale                                          Rize                             Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla

              Bihlun Tamaylıgil                      Kadim Durmaz                      Mehmet Bekaroğlu

                    İstanbul                                   Tokat                                  İstanbul

                   Musa Çam                          Zekeriya Temizel                       Lale Karabıyık

                      İzmir                                     İzmir                                    Bursa

                Utku Çakırözer                      Oğuz Kaan Salıcı

                    Eskişehir                                İstanbul

MADDE 37- (1) Bu Kanunun;

a) 10’uncu maddesiyle 3065 sayılı Kanun’a eklenen geçici 37’nci madde, 17’nci, 18’inci, 28’inci maddesiyle 5520 sayılı Kanun’a eklenen geçici 9’uncu madde ve 32’nci maddesi 1/1/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,

b) Diğer hükümleri ise yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Oğuz Kaan Salıcı konuşacak.

Buyurun Sayın Salıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben aslında 37’nci madde üzerine değil de güncel tartışmalar üzerine görüşlerimi ifade etmek istiyorum çünkü bu konu bugün gece boyunca çok fazla konuşuldu, kanundaki maddeler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin bir kuruluş felsefesi vardı, bir kuruluş anlayışı vardı. 2002 yılında sizi iktidara getiren, yüzde 34 oy almanıza neden olan bir anlayış vardı, bu da sizin parti programınızda somutlaşmış olan bir anlayıştı. Takdir edersiniz ki parti programları, siyasi partilerin ortak fikrinin tartışıldıktan sonra yazıldığı ve o partiyi kuranların, daha sonra üye olanların üzerine mutabık kaldığı programlardır. Dolayısıyla, parti programları her bir siyasi parti için önemlidir ama siz uzun zamandan beri ne kuruluş programınızdan ne kuruluş felsefenizden, hatta kuruluşta dile getirmiş olduğunuz sloganlardan da bahsetmiyorsunuz, hatta bazı kurucularınızdan da kurtulmuş durumdasınız. Örneğin, bugün bazı kurucularınızın da içinde yer aldığı birçok eski milletvekili sizin şu anda Anayasa değişikliği konusunda yapmış olduğunuz hatalarla ilgili ya da devlet yönetiminde yapmış olduğunuz hatalarla ilgili bir bildiri yayımladılar, hepinize tavsiye ederim, bir ara bakın çünkü önemli tespitler var orada. Sizin aranızdan çıkmış arkadaşların olmuş olmasının da ekstra bir ehemmiyeti var diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün iktidara geldiğinizden daha fazla yoksulluk var Türkiye'de, daha fazla yoksul var. Bir zamanlar bırakın yoksulluğu, açlık sınırının 1.405 lira olduğu bir ülkede şu anda asgari ücret net 1.404 liraya tekabül ediyor. Yasaklardan yani sizin başlangıçtaki sloganlarınızdan birisi olan “Yasaklardan kurtulacağız.” bölümünden hiç bahsetmeye bile gerek duymuyorum. Birçok yasayı buradan jet hızıyla geçirmeye çalışıyorsunuz. Soruyoruz “Nedir aceleniz?” diye, sizden aldığımız somut bir cevap yok. Kimse duymasın diye Meclis Televizyonu yayın yapmıyor. Sayenizde bazı arkadaşlarımız canlı yayın konusunda teknik uzmana dönüştüler. Bizim arkadaşlarımız kendi yayınlarını yapıyor. Bununla ilgili de doyurucu ve somut bir cevap alamıyoruz.

Sizin o başlangıçtaki kuruluş felsefenizi ifade eden programdan bazı alıntılar yapacağım. Şu anda bulunduğumuz durumla çok alakalı. Eminim sizler de okumuşsunuzdur kendi programınızı. Örneğin, arkadaşlar, programınızda “Partimiz toplumsal düzenin teminatı olan adalet sistemine azami ölçüde güvenin tesisini sağlayacaktır.” deniyor. Adalet mekanizmasına güven şu anda yüzde 2,5. Araştırmalar bunu gösteriyor. “Cumhuriyetin temel nitelikleri korunarak devlet yönetiminin esas hükümlerine yer verilecektir.” deniyor. Bu kürsüden, Bursa Milletvekili, Anayasa Komisyonu üyesi İsmail Aydın ilk 4 maddenin değiştirilebileceğini ifade etti. Sayın Başbakan çıktı, bununla ilgili bir açıklama yaptı ama yapmış olduğu açıklama “Ya İsmail, bu kadar kritik bir zamanda böyle bir açıklama yapılır mı?” türünde bir açıklamaydı. (CHP sıralarından alkışlar) Anladığım kadarıyla, Anayasa sürecindeki ortağınızın da sıkıştırmasıyla geldi bu açıklama. Ama mesela, şu andaki Meclis Başkanı -kendisine de acil şifalar diliyorum- Sayın Binali Yıldırım, Sayın Davutoğlu ve daha önceki başbakan zamanlarında defalarca laikliğin Anayasa’dan çıkarılmasını gündeme getirdi. Sıradan birisi değildir, partinizin önemli isimlerinden bir tanesidir. Ne Sayın Binali Yıldırım ne Sayın Davutoğlu, hiçbiri bu konuyla ilgili bir cevap verme ihtiyacını duymadı çünkü kritik bir zamanda değildi, bir oylama zamanında değildi. Diyorsunuz ki arkadaşlar programınızda: “Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkiler açık, net ve anlaşılabilir bir biçimde belirtilecektir.” Şimdi, bu konuda hakkınızı yemeyelim. Gerçekten yasama ile yürütme arasındaki ilişkiyi çok net açıklamışsınız, hepsini toplamışsınız, toptan başkan seçilecek kişiye bağlamışsınız. “Kuvvetler ayrımı ilkesi hassasiyetle uygulanacaktır.” diyorsunuz. Kuvvetler ayrımı ilkesi net bir biçimde kuvvetler birliğine dönüşmüş. “Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasında denge ve denetim sağlanacaktır.” demişsiniz. Denge de yok, denetim de yok; dengesiz ve denetimsiz bir değişiklik ortaya çıkmış. “Parlamentonun yasa çıkarmada, denetimde etkin, bağımsız ve verimli olması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.” demişsiniz. Parlamento baypas edilmiş, 550 milletvekili çıkmış 600’e. Yani o milletvekillerinin hiçbir etkisi yok. Emin olun, bu değişiklik geçerse, bir sonraki dönem seçilecek olan 600 tane milletvekili herhâlde telefon etse Çankaya nüfus müdürü o kişinin telefonuna çıkma ihtiyacı duymaz çünkü yürütmeyle ilgili elinde hiçbir şey yok, tamamı bakanlıklarda olacak ki sayın bakan da zaten buradan seçilmiş olmayacak. Dolayısıyla, ortada Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma uymayan, yönetilemez bir yapı ortaya çıkacak.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Salıcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde geçen “ve 32 nci maddesi” ibaresinin “32 nci ve 33 üncü maddesi” şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Osman Aşkın Bak (Rize) ve arkadaşları

BAŞKAN –Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Rize Milletvekili Sayın Osman Aşkın Bak konuşacak.

Buyurun Sayın Bak. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Muhalefetten de alkış aldınız, iktidardan da. Bravo, tebrik ederim sizi.

Buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çok seviyoruz Sayın Aşkın Bak’ı. Laf atma imamı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sataşma imamı, sataşma.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinde grubumuzun önergesi üzerinde söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Bu da Meclisin laf atma imamı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Örnek alın… Örnek alın…

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesi bir yürürlük maddesi olarak düzenlenmiştir ama ben 35’inci maddeyle ilgili konuşacağım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Arkadaşlar, Aşkın’a asla laf atmayın(!)

MELİKE BASMACI (Denizli) – Başkanım, laf atmıyoruz Osman Bey’e(!)

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – 35’inci maddede Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine 230 tane kadro veriliyor. Tabii, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Rize’de 2006 yılında kuruldu ve gelişmekte olan, yine genç, dinamik bir üniversite. Kadro ihtiyacımız var.

Kimse böyle bir ayrıcalık yapıldığını düşünmesin çünkü Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine kurulurken emsallerine göre eksik kadro verilmiş.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aşkın, şu gruba bak, gruba.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Hiç laf atmıyoruz (!)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hiç dikkate almayın onlar konuşsun. Osman çok güzel konuşuyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Dolayısıyla, burada bu eksiklik gideriliyor. Bu eksikliğin giderilmesinde yüce Meclisimize teşekkür ediyoruz. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, bölgesinde bilimsel çalışmalara imza atacak, önemli gelişmelere imza atacak bir üniversite. Tabii, Rize, üniversitesiyle gurur duyuyor, ismiyle de gurur duyuyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Sayın Cumhurbaşkanımızın ismi ve seçimlerde de Rize bize her zaman 3-0; 3 milletvekili veriyor, yüzde 76 oy veriyor, Türkiye birincisi yapıyor.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Üniversiteye siyaset sokma Osman.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Ben burada, Rize halkı adına, Rize milletvekilleri adına, sizlere teşekkür ediyorum. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi camiası adına hepinize teşekkür ediyorum. Bu kanunun hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Mecliste laf atmak, dozunu kaçırmadıkça bir ritüel. Osman Arkadaşımız bazen kaçırsa da bu işi çok iyi yapıyor diye biliyorduk ama Osman’ın laf atıp da üç buçuğuncu dakikada kürsüden indirebildiği hiçbir CHP milletvekili yok. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, sataşma var. (CHP sıralarından gülüşmeler)

Ben bir tamamlayayım isterseniz. Bir dakika verin, ben tamamlayacağım.

BAŞKAN – Sataşmadan; gel, bir dakika.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Aynı şeyleri söyleyeceksin, biliyoruz.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir dakika konuşacağım. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri bir dakika… Lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, gece geç, sabah saatlerine doğru yaklaşıyoruz. Ben, tabii, iyi konuşurum ama konuşunca da…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Tamam, ne söyleyeceğini biliyoruz zaten.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Şimdi siz seçim sonuçlarını hatırlarsınız, üzülürsünüz, moraliniz bozulur, onun için oralara girmedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Biliyorsunuz, 11 seçimde hep kaybettiniz, AK PARTİ bütün seçimleri kazandı.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Millet bizi seçmiyor(!) Cümleler aynı. Ezberledik Osman söylediklerini, ezberledik.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Ben Rize’den örnek verdim ama bu zamana kadar girdiğiniz bütün seçimleri kaybettiniz, yüzde 25’i aşamadınız. Biraz daha çalışmanız lazım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Anayasa değişikliği için, bence referandum için siz şimdiden dolaşmaya başlayın, çalışın, burada konuşmakla olmuyor. Vatandaşa giderek anlatmanız lazım Anayasa değişikliğini. (CHP sıralarından gürültüler)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Osman, ya şu kelimeleri bir değiştir Allah aşkına.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Bir bak yerdeki yaprağa, bir zamanlar o da yukarıdan bakardı toprağa.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ayıp oluyor ama artık. Tamam.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Bana göre iyi okumamışsınız, iyi anlamamışsınız bu Anayasa değişikliğini.

BAŞKAN – Her şeyi dozunda bırakalım, lütfen.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Hep aynı şeyleri söylüyor. Hep aynı; aynı kelime, aynı cümle.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Bu, Türkiye’de bir değişimi ifade ediyor. CHP’ye şunu söylüyorum: Çok çalışmanız lazım bize yetişmeniz için.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Hayır arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, cevap vermeyeceğim, tutanağa geçsin sadece.

Aslında, tutanağa geçmiş bir şeyden bahsediyorum. Osman laf atarken de aynı sözleri söylüyor, kürsüde de olsa aynı sözleri söylüyor. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “İstikrarlı, istikrarlı” sesleri)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Olsun… Bütün seçimleri de kazanıyor.

BAŞKAN – Demek ki çok inandığı şeyler, çok doğru şeyler, her yerde tekrar ediyor. Hemşehrim…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 64, İç Tüzük 64.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1. Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

38’inci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 38'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

            Bihlun Tamaylıgil                          Kadim Durmaz                         Musa Çam

                   İstanbul                                      Tokat                                   İzmir

             Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık                      Bülent Kuşoğlu

                     İzmir                                        Bursa                                 Ankara

            Mehmet Bekaroğlu                         Utku Çakırözer                        Eren Erdem

                   İstanbul                                    Eskişehir                              İstanbul

MADDE 38- Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Eren Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (CHP sıralarından alkışlar)

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün Kurtuluş Savaşı’mızın ismi bilinmeyen kahramanlarından biri olan Derviş Paşa’nın vefat yıldönümü. Hayatının sonuna kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında mücadele etmiş bir isimden bahsediyoruz.

Arkadaşlar, Derviş Paşa’nın bir özelliği var: Namazgâhını siper edinerek birinci antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızda öncülük etmiş, akabinde çıkmış olan bütün isyanları da bastırma görevinde bulunmuştur. Cumhuriyeti görmüştür, Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapmıştır ve seksen beş yıl önce bugün hayatını kaybetmiştir.

Arkadaşlar, bu topraklar Derviş Paşa gibi böyle askerler de görmüştür, 15 Temmuzda kendi halkına kurşun sıkan askerler de görmüştür, asker kılıklı teröristler de görmüştür. Ama onun bir özelliği vardır beni etkileyen: Bir elinde mavzer, bir elinde de yüreği vardır ve arkadaşlar, Derviş Paşa secdegâhını defaatle gözyaşlarıyla ıslatmasıyla bilinir. O günlerde secdeye kapanarak halkı aldatan derviş kılıklı meczupların iş tuttuğu emperyalistlerle çarpışma onurunu başının üstünde taşımıştır değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı şekilde, cumhuriyetin de faziletlerini yaymaya çalışmıştır. O günlerde kendisini “zıllullah filarz” yani “yeryüzünde Allah’ın gölgesi” addeden iradenin de karşısında İlayıkelimetullah’ın “şûra ve meşveret” ilkesini savunmuştur yani cumhuriyeti savunmuştur, cumhuriyetin yanında olmuş ve mücadele etmiştir değerli arkadaşlar. 1923’te iradenin saraydan alınıp halka verilmesinde Derviş Paşa gibi isimlerin çok büyük emeği olmuştur değerli arkadaşlar. O günlerde kimileri İngiliz emperyalizmiyle iş tutuyor, sözde hilafet getirmek için özde İngiliz şansölyelerinin kılıçlarındaki masum kanının üzerine saltanat inşa etmeye çalışıyordu değerli arkadaşlar. İşte o güruha, benim defaatle üzerine tefekkür etme imkânı bulduğum -ki bugünlerde onun eksikliğini yaşadığımızı da ifade etmeliyim, şu yoğunluk nedeniyle bize belki de bu tefekkür imkânını vermiyor Parlamento bugünlerde; buradaki herkes eminim böyle bir problem yaşıyordur- Kur’an işte o güruha “Allah ile aldatanlar” diyor değerli arkadaşlar.

Derviş Paşa inançlı biriydi, dindar biriydi, Allah ile aldatmaya da karşıydı, Fatır suresinin 5’inci ayetinde geçen Allah ile aldatmaya da karşıydı, Allah’ın “eşrefi mahluk” dediği o yaratılmışların en yücesinin egemenliğini savunuyordu; onun için cumhuriyetin yanında durdu. Bizler de arkadaşlar, bugün onun ardından yüreklerimizi birleştirip Fatiha okuyabiliyoruz. O yüzden ben diyorum ki değerli arkadaşlar: Gelin, Derviş Paşa’nın kemiklerini sızlatmayalım, Derviş Paşa bizim değerimizdir.

Değerli arkadaşlar, Derviş Paşa’yı anlattıktan sonra… Bir de tabii bir realitemiz var: O günlerde sahte dervişler vardı, üçkâğıtçı mollalar vardı, Kur’an’ı mızrak ucuna takanların iradesini savunanlar vardı; aynı şekilde, yoksulun ve horlanmışın değil, istifleyenin, biriktirenin, imtiyaz sahibi olmaya çalışanların yanında olanlar vardı; zorbalığın, zulmün yanında duranlar vardı arkadaşlar. O gün Derviş Paşa’nın yapmaya çalıştığı şeyin adı, arkadaşlar “millî egemenliği tesis etmek”ti ama onun karşısında, yeniden o egemenliği alıp saraylara sokuşturmak isteyenler vardı.

Değerli arkadaşlar, bakınız, bizler burada sadece kendi çocuklarımız için değil, sizlerin çocukları için mücadele ediyoruz. Siz belki buna inanmayacaksınız ama biz sizlerin çocuklarını çok seviyoruz değerli arkadaşlar, sizlerin de bizlerin çocuklarını sevdiğinizden en ufak bir tereddüt dahi duymuyoruz. Ama diyoruz ki değerli arkadaşlar, bakın: Gelin, bu işi bir kişiye teslim etmeyelim. Unutmayalım, bugünkü sarayda bir ifade kullanılmıştı, “Tarih anlayışımızın 1919’dan itibaren yazılmasına karşıyım.” denmişti. Değerli arkadaşlar, 1919 demek, 15 yaşındaki çocukların yalın ayakla birinci antiemperyalist Kurtuluş Mücadelesi’ne katkı sunması demektir. Bugün “Doksan yıllık reklam arası.” diye küçümsediğimiz bu süreç hepimizin mihenk taşıdır, hepimizin namusudur, hepimizin iradesidir. Demin bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Benim dedem Çanakkale’de şehit oldu.” Bundan kimsenin şüphesi olabilir mi? Buradaki herkes o antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nda mücadele etti.

O yüzden, arkadaşlar, görevlerimizi hatırlayalım. Yapmamız gereken şey, Derviş Paşalar gibi; tıpkı bu ülkeye kanını dökmüş, evlatlarını siper etmiş, namazgâhını siper etmiş, secdegâhını siper etmiş olan o irade gibi çelikten o gömleği giyinip millî egemenliği saraylara değil, milletin iradesinin tecelligâhı olan Meclise teslim etmektir değerli arkadaşlar.

Tekrar teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylelikle, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere, lehte, Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’yı kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Açıkkapı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında lehte söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Önceki gün, Diyarbakır’da şahadete yürüyen 4 polis kardeşimizi kaybettik. Yüce Allah’tan polis kardeşlerimize rahmet diliyorum, ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum.

Ayrıca, Reina saldırısında 39 kişiyi katleden saldırgan dün yakalandı. Ben bu vesileyle de güvenlik güçlerimize bu başarılarından dolayı teşekkür ediyorum.

AK PARTİ, kurulduğu günden bu yana, yüce milletimizin özlem duyduğu, gıpta ettiği, hayalini kurduğu ihtiyaç ve beklentileri ne ise bu beklentileri ve ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak her türlü düzenlemeyi millî iradenin tecelligâhında görüşerek önemli kanunlar çıkarmış ve çıkarmaya devam edecektir. AK PARTİ olarak on beş yıl boyunca necip milletimizin gönlünü fetheden çalışma anlayışıyladır ki bugünlere geldik. Bu çalışmaların bir sonucu olarak ortaya koyduğumuz hizmetleri ve çalışmalarımızı görmezden gelip görmek istemeyenler, anlamak istemeyenler, hafife almak isteyenler olabilir. Ancak yaptığımız hizmetleri gören ve bugüne kadar ak kadroları iktidara taşıyan çok şükür ki asil bir milletimiz var.

Milletimize herkes güven duysun, kararlarına herkes saygı göstersin ve iradesini hiç kimse ama hiç kimse hafife almasın. Hele hele “Halk her zaman doğru karar veremez.” gibi bir yanlışa sakın ama sakın hiç kimse düşmesin. Bu millet, her zor dönemde iradesini sandıklara yansıtarak o zor dönemlerden çıkışın anahtarı olmuştur. Milletimizi hiç kimse hafife almasın. Bu millet, 15 Temmuzda ülkesine, vatanına, demokrasisine, iradesine ve cumhuriyetimize sahip çıkmıştır; güvendiği, inandığı, onda kendisini gördüğü kurucu lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a ve onun yol arkadaşlarıyla birlikte bugün bu yüce Meclis çatısı altında bulunan bütün siyasi partilere sahip çıkmıştır. Alçaklara, vatan hainlerine, maşalara, maşaların ağababalarına bu coğrafyada hiçbir zaman geçit vermeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hakk’a yürüyerek şehadete koşan şehitlerimizi unutmayacağız. Bugüne kadar zaferleriyle övündüğümüz muzaffer ceddin torunları olduklarını 15 Temmuz gecesi bütün dünyaya göstermiştir bu millet. Senaristlerin oyunlarını bugüne kadar bozduk, bundan sonra da bozmaya devam edeceğiz. Taşeron örgütler FET֒ye, PKK’ya, DAEŞ’e, PYD-YPG’ye, DHKP-C’ye ve türevlerine karşı milletimizin asil evlatlarıyla, Ömer Halisdemirlerle, Fethi Sekinlerle ve tüm güvenlik güçlerimizle hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.

“Marmaray’ı yapmayın, üçüncü havalimanını yapmayın, nükleer enerji santrallerini yapmayın, Kanal İstanbul’u yapmayın.” diyenlere inat hizmetlerimize devam edeceğiz. Bu asil millet her türlü hizmeti fazlasıyla hak ediyor. 2016 yılının son aylarında dünyanın gıptayla izlediği devasa projeler olan Osman Gazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli ve Ilgaz 15 Temmuz İstiklal Tüneli’ni hizmete açtık.

Her türlü engellemelere, ihanetlere, tırmandırılmaya çalışılan terör olaylarına, ekonomimize kurulmaya çalışılan her türlü kumpasa rağmen, daha pek çok proje ve hizmetlerle ülkemizi ve milletimizi buluşturacağımızı ifade ediyor, millî iradenin tecelligâhı yüce Meclisimizi ve milletimizi bir kez daha saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tasarının aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam konuşacak.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; gecenin ilerleyen saatlerinde sizleri çok fazla tutmak istemiyorum.

446 sıra sayılı Emekli Sandığıyla ilgili Kanun Tasarısı’nın aleyhinde söz almış bulunuyorum. Tabii ki torba kanunların en önemli meselesi… “Bu torba kanunun, 38 maddenin tümü kötüdür.” demek mümkün değil. İçinde gerçekten bizim de desteklediğimiz, hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda grup başkan vekilimizin altına imza atmış olduğu önergeler var. Ama torba kanunların en kötü şeyi -zaman zaman Özgür Özel ve diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi- şu: Bir elma şekeri düşünün, elma şekerinin dışı şekerli, yaladığınızda son derece büyük bir keyif verir ama içinde gerçekten zehirli maddeler de var arkadaşlar; torba kanunların en dezavantajlı olayı budur. Bu torba kanunun içerisinde, vatandaşımız için, çiftçimiz için, köylümüz için, efendim KOBİ’ler için, inanlarımız için son derece yararlı şeyler var ama kotrasından, yatından bilmem neyine varıncaya kadar, kamu arazilerinin ve binalarının birtakım insanlara tahsis edilmesine varıncaya kadar akıl almaz dezavantajlar da var.

Şimdi, burada arkadaşlar, 12 Aralık 2016 tarihi itibarıyla hâlen ödenmemiş karşılıksız çeki olan 566.116 kişi, 31/10/2016 tarihi itibarıyla kredi kartı nedeniyle yasal takip borcu bulunan 2 milyon 233 bin 188 kişi, 31/10/2016 tarihi itibarıyla tüketici kredileri ve diğer bireysel kredilerden yasal takip borcu bulunan 1 milyon 729 bin 846 kişi, 31/10/2016 tarihi itibarıyla ticari kredilerden yasal takip borcu bulunan 535.379 şahıs şirketi ile 99.929 sermaye şirketi bu düzenlemeden faydalanacak arkadaşlar; toplam 4 milyon 166 bin 458 kişi bu düzenlemeden faydalanacak. Yine, bu düzenlemeden arkadaşlar, karşılıksız çek borçlusu 198 bin kişi, bireysel müşteri kredi kartından dolayı 3 milyon 975 bin kişi, tüketici kredisi ve diğer bireysel kredi müşterisinden 2 milyon 858 bin kişi, ticari nitelikli kredisini ödeyenlerden de 1 milyon 573 bin kişi olmak üzere, toplam 8 milyon 728 bin kişi; genel toplam olarak baktığımızda bu düzenlemelerden 13 milyon 302 bin kişi faydalanacak arkadaşlar. Kötü bir şey mi? Değil.

Biz bunu 4, 5, 6 Ocakta görüştük. 6 Ocakta çoğunluğunuz yoktu, geri kaldı ve bugüne kaldı. Peki, bizim bunu 4, 5, 6 Ocakta görüştükten sonra normalde 8, 9’unda görüşmemiz gerekirken bunu bir tarafa bıraktınız, neyi getirdiniz? Anayasa değişikliğini getirdiniz. Peki, Anayasa değişikliği 1 kişiyi ilgilendiren bir konu.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – 80 milyon insanı ilgilendiriyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 80 milyon, 80 milyon.

MUSA ÇAM (Devamla) – Burada, 13 milyon kişiyi ilgilendiren bir konuyu bıraktınız, 1 kişi için yasal düzenleme yaptınız arkadaşlar. Burada yanlış olan şudur; biz söyledik: 1 kişi için yasal düzenleme yapıyorsunuz, 1 kişinin geleceği için yasal düzenleme yapıyorsunuz, 13 milyon kişiyi bir tarafa bıraktınız, gecenin bu saatinde burada bunları konuşuyoruz ama 1 kişi için geçtiğimiz hafta içerisinde bizi sabah üçlere, dörtlere kadar çalıştırdınız, altılara kadar çalıştırdınız. Bizim karşı çıktığımız budur arkadaşlar. Kişiler gelip geçer ama 13 milyon kişiyi ilgilendiren bir konuyu bizim geçtiğimiz hafta bitirip, hemen Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp, Resmî Gazete’de yayımlanıp bu vatandaşlarımızın bundan faydalanması gerekirken on gün ertelendi arkadaşlar, neden?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayenizde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayenizde ertelendi ya, sayenizde.

MUSA ÇAM (Devamla) – Sadece 1 kişinin geleceği, onun ihtirasları, onun Köşk’teki başkanlık hevesleridir arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Önerge veriyorsunuz. Vatandaş biliyor ne olduğunu.

MUSA ÇAM (Devamla) – Bizim karşı çıktığımız ve inatla söylediğimiz olay da budur arkadaşlar. Dolayısıyla, geçtiğimiz hafta içerisinde yapılmış olan tutum ve davranış doğru değildir. Bizim çıkarmamız gereken kanun buydu arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çıkardık işte.

MUSA ÇAM (Devamla) – Biz de bu nedenle gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ve gerekse burada ilgili maddelerin tamamını destekliyoruz, veriyoruz, oy verdik arkadaşlar ama şimdi, on gün sonra bunu buraya getirmek doğru değildir. Vatandaş on gündür bekliyor, 13 milyon kişi on gündür bekliyor arkadaşlar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayenizde. Yoklama istemeyin, yoklama.

MUSA ÇAM (Devamla) – Siz bunları ertelediniz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayenizde.

MUSA ÇAM (Devamla) – 1 kişi için burada bizleri gece yarılarına kadar çalıştırdınız; bunu kabul etmek mümkün değildir.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Kabul” oyu verecek misin Sayın Çam? “Kabul” oyu verecek misin?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Kabul” oyu verecek misin?

MUSA ÇAM (Devamla) – Arkadaşlar, şunu söylememiz gerekiyor...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yoklama istediniz kapattırdınız, önerge verdiniz kapattırdınız.

MUSA ÇAM (Devamla) – Aşkın... Aşkın... Aşkın... Aşkın... Aşkın... Aşkın... (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çam... Sayın Çam... Sayın Çam... Lütfen, siz de laf atmayın.

MUSA ÇAM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, bu torba kanun içerisinde bizim desteklediğimiz, oy verdiğimiz maddeler vardır ama geneli olarak biz torba kanunlara prensip olarak karşıyız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Evet” verecek misiniz?

MUSA ÇAM (Devamla) – Burada temel kanun olarak değil, bütün kanun tasarı ve tekliflerin ilgili komisyonlarda görüşülmesi, ilgili komisyonlarda görüşüldükten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gelmesi gerekiyor. Yoksa 40 kez Plan ve Bütçe Komisyonu toplanmış; İçişleri Komisyonu toplanmamış, bilmem o komisyon toplanmamış, bu komisyon toplanmamış.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Evet” verecek misiniz?

MUSA ÇAM (Devamla) – Sadece bir tane araştırma komisyonu toplanmış arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSA ÇAM (Devamla) – Bu doğru değil diyorum ve bu tasarıya kırmızı oy vereceğimizi de burada ilan ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çam, teşekkür ederim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bak, ne oldu 13 milyon kişiye? “Evet” verecek misin? Yok, “Ret” veriyorsun değil mi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 13 milyona ret veriyorsun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anayasa değişikliği 1 kişi için değil, bu milletin geleceği içindir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakika içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Esnaf bekliyor, CHP “Hayır.” diyor; tutanaklara geçsin.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – 267…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – CHP vermemiş mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bu durumda vermemiş gözüküyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Özgür nerede?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – CHP burada.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne oldu hani “Esnaf bekliyor.” diyordunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Musa Bey biraz önce anlattı. Dışına şeker koyuyorsunuz, içinde zehir var elma şekerinin; biz onu yemeyiz. Başbakanın, Cumhurbaşkanının çok sevdiklerinin gemileri ile esnafın menfaati şekerleme; olmaz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri sonucu açıklıyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

267

 

 

Kabul

:

236

 

 

Ret

:

31(x)

 

 

 

Kâtip Üye

Emre Köprülü

Tekirdağ

 

Kâtip Üye

Sema Kırcı

Balıkesir”

 

BAŞKAN – Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hayırlı olsun.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:01.52

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 02.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Sema KIRCI (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada bulunan, 447 sıra sayılı Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun ikinci görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447 ve 447’ye 1’inci Ek)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan, 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen işleri sırasıyla görüşmek için 18 Ocak 2017 Çarşamba günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; bizi bekleyen arkadaşlarımıza da çok teşekkür ediyorum.

Kapanma Saati: 02.01



(x) ) 446 S. Sayılı Basmayazı 4/1/2017 tarihli 50’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.