TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

53’üncü Birleşim

9 Ocak 2017 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın talep olmasına rağmen gündem dış söz vermemesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

2.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve arkadaşları tarafından verilen 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle geri çekilmesini isteyen önergelerini işleme almamasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

4.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Genel Kurula getirilme sürecinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Eskişehir’deki bir okulda başlayan dürüstlük kantini uygulamasına ve Anayasa görüşmelerinde tüm vekilleri dürüstlük kantinine davet ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, görüşmelerine başlanacak olan Anayasa değişiklik teklifinin Türkiye Cumhuriyeti’nin batış ve bölünme belgesi olduğuna ve bu darbe anayasasına, diktaya “evet” diyeceklerin yatacak yerlerinin olmadığına ilişkin açıklaması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili yapılan tüm görüşmelerin halkın da bilgisi dâhilinde olması için televizyonlardan verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, terör, OHAL ve ekonomik krizin olduğu bir ortamda anayasa yapılmaması gerektiğine, hukukçu ve sivil toplum örgütlerinin Meclis önünde basın açıklaması yapmalarının zorbalıkla engellendiğine, milletvekillerine şiddet uygulandığına ve yol yakınken bu değişiklikten vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin’in yaklaşık bir aydır doğal afetlerle mücadele etmesine rağmen doğal afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili çağrılara Hükûmetin karşılık vermediğine ve Mersin’e nakdî yardım gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki orman yangınını saptırarak bir siyasi rant malzemesi yapan anlayışı kınadığına, Anayasa değişikliği görüşmelerini sabote etmeye çalışan muhalefet partilerini kamuoyunun dikkatine sunduğuna ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun emeklilik yaşıyla ilgili bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, ülkenin bir kişinin kişisel mülkü hâline gelmesine halkın ve onurlu milletvekillerinin izin vermeyeceğine ilişkin açıklaması

9.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, içinde bulunulan ekonomik şartlarda ve bu kadar terör eylemi varken bu Anayasa değişikliği görüşmelerine ne kadar ihtiyaç olduğunu kamuoyunun takdirlerine sunduğuna ve bu görüşmelerin TRT’den yayınlanmasının sağlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 15 Temmuzda milletin, devletin bağımsızlığını ve millî duruşunu kaybetmemesi için ülkesini savunurken sergilediği dayanışmanın bugün Mecliste devam edeceğine ve sistem değişikliğinin kabulüne nihai olarak milletin karar vereceğine ilişkin açıklaması

11.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Anayasa değişiklik teklifinin Meclisteki oylamadan geçmeyeceğine ve demokrasinin kazanacağına inandığına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, yüz yıl önce emperyalistlere karşı savaşarak kazanılan cumhuriyetin şimdi milletvekillerinin oylarıyla yıkılmaya çalışıldığına ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacaklarına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Anayasa değişikliğine karşı verilen mücadelenin hukuk devleti isteyenler ile hukuk devletine karşı olanların, demokrasi isteyenler ile demokrasi karşıtı olanların mücadelesi olduğuna ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, IŞİD’in yayınladığı 2 askerin yakılarak infaz edildiğini içeren görüntülerle ilgili Hükûmetin hâlâ net bir açıklama yapmadığına ve bu konuda bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, bugün demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin oylanacağına ve bütün vekilleri yaptıkları Anayasa’ya bağlılık yeminine sahip çıkmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tüm AK PARTİ’li ve MHP’li milletvekillerini Anayasa değişiklik teklifine ret oyu vermeye çağırdığına, 11 HDP milletvekilinin tutuklu bulunduğu bir ortamda yapılan Anayasa değişikliğinin hiçbir meşruiyetinin bulunmadığına, Meclis kapısında bu Anayasa değişiklik teklifine karşı çıkanlara şiddet uygulandığına ve Diyarbakır’da Roboski katliamı anısına yapılan anıtın kayyum tarafından yerinden söktürüldüğüne ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 65’inci Cumhuriyet Hükûmetinin kendilerinden şikâyetçi olan, kendilerinden hoşnut olmayan herkesi ayrım yapmaksızın “terörist”, “vatan haini” ve benzeri sıfatlarla yaftaladığına ve en temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına bile tahammül edemeyen bir hâl içinde olduğuna, düşüncesini basın açıklaması yoluyla ifade etmek isteyen Ankara Barosu ve sivil toplum örgütlerine yönelik Emniyet teşkilatının müdahalesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınadıklarına ilişkin açıklaması

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Anayasa değişikliği teklifine ilişkin farklı fikir ve yaklaşımlara sahip olan siyasetçi ve sivil toplum kuruluşları olabileceğine ancak herkesin görüşünü kurallar çerçevesinde açıklayabileceğine ve bu görüşmelerin milletin iradesi çerçevesinde şekillenmiş bir Meclis marifetiyle kurallara uygun bir şekilde yapılacağına ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, toplumsal ağırlığı, siyasi maliyeti günden güne artan sorunlara karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak inisiyatif alıp çözüm ortaya konulması gerektiğine, Kıbrıs’ta taraflar arasında yürütülen görüşmelerde Türkiye’nin âdeta savaş kaybeden bir ülke temsilcisi gibi görüldüğüne ve Kıbrıs’ta çözüm aranıyorsa 2 bölgeli bir perspektifin ortaya konması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasının asla kabul edilemeyeceğine ve Başkanlık Divanı olarak gerekenin yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasının ciddi bir olay olduğuna, Başkanlığın bu konuyu araştırması gerektiğine ve halkın Meclisteki görüşmeleri izleyebilmesi konusunda verdikleri dilekçeye bir cevap beklediklerine ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasıyla ilgili Meclis Başkanlığının samimi, gerçekçi ve olayın ne olduğu konusunda aydınlatıcı bilgi vermesini ve sorumlular hakkında işlem başlatılacak girişimlerde bulunmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, toplantı yeter sayısı arandığında sisteme girmeyen milletvekillerinin toplantı yeter sayısına dâhil edilmeyeceklerine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve bu teklifin iade edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin komisyonlara havale ve görüşülme sürecinde yaşanan eksiklikler nedeniyle usule aykırı getirilmiş olduğuna ve Komisyona iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, komisyonlara havale işleminin Başkanlığın yetkisinde olduğuna ve 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tali komisyonlara havale edilmemiş olmasının Meclis teamüllerine uygun olduğuna ilişkin açıklaması

31.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

33.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tutuklu 11 HDP milletvekilinin yasama faaliyetlerine katılamaması ve oy kullanamamasının halk iradesinin gasbı olduğuna, bu teklifle ilgili hiçbir aşamada oy kullanmayacağına ve bütün HDP milletvekillerinin de tutuklu vekillerin varlığına saygı göstererek davranacaklarına inandığına ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ana muhalefet partisi olarak 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’yle ilgili yapılacak oylamaların İç Tüzük hükümlerine uygun ve tam bir gizlilik içinde yapılması konusunda hassas olduklarına ve oylamanın bu şekilde yapılmasının teklifle ilgili çıkacak kararın kamu vicdanındaki meşruiyeti bakımından son derece önemli olduğuna ilişkin açıklaması

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’yle ilgili yapılacak oylamalarda gizli oy açık tasnif uygulamasının İç Tüzük gereği olduğuna, bunu sağlamanın Başkanlığın sorumluluğunda olduğuna ve 11 HDP milletvekilinin oy kullanma hakkının gasbedilmesi sebebiyle kendisinin de oy kullanmayacağına ve yasama faaliyetlerine saygı duyan herkesi aynı tavrı takınmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, uyarılara rağmen çoğunluk partisine mensup milletvekillerinin neredeyse tamamının oy kabinlerine girmeden dışarıda ve göstererek oy kullandıklarına ve bu duruma meydan verilmemesi için daha ciddi tedbirler alınmasını umduğuna ilişkin açıklaması

37.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, yapılan oylamada gizliliği ihlal edenlerin telefonlarıyla veya kameralarıyla çekim yapan milletvekilleri olduğuna, AK PARTİ’li milletvekillerinin Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun hareket ettiklerine ilişkin açıklaması

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, /1/2017 tarihli 52’nci Birleşimde yapılan yoklamada Genel Kurulda olmayan milletvekillerinin pusulalarının değerlendirmeye alınmadığına, dolayısıyla sahte oy kullanma durumunun söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye’de öğretmen atamaları ve ücretli öğretmenlikle ilgili yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/414)

2.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve 20 milletvekilinin, Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Planla (OVMP) ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/415)

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve 19 milletvekilinin, kamuya açık bir bankaya ilişkin olarak yapılan ve basında yer alan haberlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/416)

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, 9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’le ilgili soruşturmayı yavaşlatan güçlerin ve ilişkilerin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/249) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2017 Pazartesi günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 20/12/2016 tarihinde Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Levent Gök, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, siyasi iktidarın izlediği ve Türkiye’yi savaşın cephesi ve bekası tartışılan bir ülke konumuna taşıyan yanlış dış politika uygulamalarının belirlenmesi, tırmanan terör olaylarının önlenememesinin nedenlerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan (8/11) esas numaralı Genel Görüşme Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 9 Ocak 2017 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447)

3.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda boş bulunan engelli kadrolarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/10067)

9 Ocak 2017 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçiyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün…

BAŞKAN – İsterseniz yerinizden bir dakika süre vereyim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …59’uncu maddesine göre gündem dışı söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, 59’uncu maddeye göre gündem dışı söz talep etme hakkınızın olduğunu biliyorum, kabul ediyorum ancak 59’uncu maddeyi okuduğumuzda bu konuda karar verme yetkisinin aynı şekilde aynı oturumu yönetecek olan Meclis başkan vekiline ait olduğunu da göreceksiniz. Dolayısıyla, bugüne ilişkin olarak gündem dışı söz talepleri değerlendirilmemiştir Meclisin rutin çalışma tarihleri dışında olduğu için. Buna ilişkin uygulamalar da çokça vardır; farklı uygulamalar da vardır, buna ilişkin de uygulamalar vardır; yalnız bunu takdir yetkisi, tamamen Meclis başkan vekiline aittir. Ben bugün tabii… Bu hafta nöbetçi değildim malumunuz, ben de burada algıladım ancak bugün yine aynı şekilde üç kişiye gündem dışı söz vermek yerine 60’ı uygulamak suretiyle sisteme giren sayın on beş milletvekiline ben söz vereceğim. Takdirimiz bu yöndedir. Bugünü bu şekilde değerlendirelim, bundan sonraki günlere ilişkin olarak da inşallah kanaatimizi sizlerle daha sonra paylaşırız.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sizin de beyan ettiğiniz üzere, 59’uncu maddeye göre ilgili oturumu yöneten başkanın böyle bir takdir hakkı vardır. Ben de bunu bilmekteyim. Ancak hepimizi bağlayan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygulamayla ilgili olarak oturmuş gelenekleri vardır, teamüller vardır. Bu çerçevede, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündem dışı söz verilmemesi yangın yerine dönmüş bu ülkede üç sayın milletvekilinin Türkiye’nin değişik noktalarındaki çok önemli kamusal sorunlarla ilgili açıklama yapmalarını, Hükûmete bilgi vermelerini, Hükûmetten talepte bulunmalarını bu şekilde -kusura bakmayın ama- keyfî bir tutumla Başkanlığınızın değiştirmesi çok uygun değildir ama her şeye rağmen, 59’a göre takdir hakkınız var. Yalnız, bu durumda ben de size İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini okumak zorundayım: “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya -buranın altını çiziyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geri bırakma gibi usule ait konular, diğer işlerden önce konuşulur.”

BAŞKAN – Doğrudur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dolayısıyla, bu yolda bir istemde bulunulması hâlinde, takdir hakkı olmaksızın bir usul tartışması açmak zarureti de vardır. Bu meyanda Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 63’üncü maddesine göre, gündem dışı söz verilmemesi konusuyla ilgili olarak usul tartışması talep etmekteyim. Arz ederim efendim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanlığın lehinde söz talep ediyorum açacaksanız Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Talep eden olarak aleyhte söz hakkımız var tabii.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Aleyhte.

BAŞKAN – Sayın Atalay, usul tartışmasını açacağım yalnız şunu ifade edeceğim: Benim yaptığım uygulama Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma usullerine aykırı bir uygulama değil. Bunu özellikle…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İstisnai bir hâldir sizinki geriye dönük baktığımızda.

BAŞKAN – Yok, genel bir hâldir ama ben her ihtimale karşın yine de sizin bu talebinizi kabul ediyorum. Lehte ve aleyhte olmak üzere ikişer kişiye söz vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lehte.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Aleyhte

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte doğal olarak bizim talebimiz var.

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Engin Altay, lehte Sayın Mustafa Elitaş ve Sayın Mehmet Muş, aleyhte Sayın Ahmet Yıldırım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu Genel Kurulda 4 siyasi parti grubu vardır.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Genel uygulamamızda bu kabil konularda…

BAŞKAN – Talebe bağlı efendim, talebe bağlı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben gördüm, Sayın Erkan Akçay el kaldırdı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Var işte; MHP’nin de var, HDP’nin de var. Takdir sizin.

BAŞKAN – HDP’ye verdim Sayın Altay.

Şimdi…

LEVENT GÖK (Ankara) – MHP de istiyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – MHP de istiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Talep ediyor efendim.

BAŞKAN – Şu anda istedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynen. Daha önce de istedi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ben de istedim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Akçay lehte. Lehte ikinci söz Sayın Akçay’a ait.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz en son aleyhte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, İç Tüzük konuşuyoruz. İç Tüzük’le ilgili konuda kim erken davranırsa, kim adını kaydettirirse…

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Sayın Akçay istediyse lehte hakkımızı Sayın Akçay’a veririz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O vakit tutanaklara bakalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanaklara başvurulsun, tutanakları görelim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Herkes aynı anda el kaldırdı zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne malum kimin ne zaman istediği.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, madem Sayın Elitaş İç Tüzük’ü hatırlatıyor; doğrudur, söz istem sırasına göre verilir. O vakit ara verelim on dakika, tutanaklara bakalım efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, doğru söylüyor Elitaş, doğru söylüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, tabii, bu İç Tüzük’ü uygulamak hepimizin asli görevidir. Yalnız genelde bir uygulama yapıyoruz, grupların söz talepleri olduğu zaman mümkün mertebe usul tartışmasında bütün grupların taleplerini karşılamaya çalışıyoruz.

Evet, lehte ilk söz Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Turan’a aittir.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın talep olmasına rağmen gündem dış söz vermemesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün cumhuriyet tarihimizin en önemli görüşmelerinden birine başlıyoruz. Bugün demokrasinin daha güçlenmesi için, millî iradenin daha güçlenmesi için, Türkiye’de vesayet rejiminden kalan artıkların iyice yok olması için bir yeni döneme başlama iddiasıyla 2 tane kıymetli partinin yetkilileri bir araya geldiler ve bir Anayasa değişikliğini gündeme getirdiler. Bu teklifi görüşmeye başlıyoruz.

Şimdiye kadar Türkiye’mizde ilk defa bir Anayasa değişiklik teklifi görüşülüyor değil, defaatle görüşmeler yapıldı; teamüller var, İç Tüzük var. O yüzden, yeni bir macera, yeni bir olağanüstü hâl varmış gibi “Yok efendim usul tartışması”, “Yok efendim neden bunlar böyle oldu?” tarzı yaklaşımlar doğru değil diye düşünüyorum. Önümüzde bir rehber var: Anayasa değişikliğinde de, kanun değişikliklerinde de, tasarıda teklifte de İç Tüzük’e bakacağız, ona göre karar vereceğiz.

Çok daha samimi niyetle, evet, şunu diyebilirsiniz: “Biz 18 maddelik teklife karşıyız. O yüzden birtakım oyunlarla beraber Meclisi geçirmek istiyoruz.” Buna saygı duyarız. Biz sabırlıyız, sakiniz, sağduyuyu, soğukkanlılığı elden bırakmayacağız ve 18 maddelik teklifimizin esas söz sahibi olan milletimize gitmesi için var gücümüzle gayret edeceğiz.

O yüzden bir daha söylüyorum: Sayın Altay’ın gündem dışı teklifini saygıyla karşılıyoruz. Ancak şimdiye kadar baktığımızda teamüllere, Anayasa değişikliğinin olduğu günlerde gündem değişikliğine ilişkin, gündem dışı konuşmalara ilişkin söz verilmediğini gördük. Kaldı ki İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi “Gündem dışı konuşma” başlığıyla yazılmış ve der ki: “Başkanın takdiriyle en çok üç kişiye gündem dışı söz verilebilir.” “Verilir” demez “verilebilir” der. Dolayısıyla, söz vermek veya vermemek, gündem dışı talebin değerlendirilmesi Sayın Başkanın takdirlerindedir. Bugün Sayın Başkan, Anayasa değişikliği görüşüleceğinden dolayı, daha ciddi gündemimiz, daha önemli gündemimiz olduğundan dolayı dediler ki: “Salı, perşembe belki, teamüllerde olduğu gibi tüzükten kaynaklı çalışma günlerinin olduğu zamanlarda verilebilir, onun dışında verilemez.” Buna saygı duymak durumundayız. Bu takdir Sayın Başkanındır ve Sayın Başkanın da lehinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Ama bir daha söyleyeceğim: Tüm bu görüşmeler milletin gözü önünde yapılıyor, tüm bu çalışmalar, tartışmalar milletin gözü önünde yapılıyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Televizyon açık mı Bülent?

BÜLENT TURAN (Devamla) – 18 maddelik teklif bittiğinde dönüp arkaya baktığımızda mahcup olacağımız fotoğraflar vermemek lazım diye düşünüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Televizyon açık mı “Bütün milletin önünde.” diyorsun?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Dönüp arkaya baktığımızda “Biz bu görüntüyü niye verdik?” demeyeceğimiz işler yapmamız lazım. O yüzden, daha sürecin başındayız.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yalan söyleme, milletin gözü önünde olmuyor, milletten kaçırıyorsunuz. O zaman yayınlayın.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bu sürecin Meclisimiz için, milletimiz için hayırlı olmasını ümit ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

Tutumum aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay’a aittir.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Turan, samimiyet testine başlarsak sen sınıfta kalırsın. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sen önce, bu Meclis bombalanırken altına attığın “Parlamenter sisteme sahip çıkacağız.” imzana sahip çık, sen önce oraya sahip çık. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şahsileştirme, konuşalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sen önce kaç madde olduğunu, ne götürüp ne götürmediğini bilmeden boş kâğıda imza attığın Anayasa teklifini oku da, ondan sonra bana samimiyet testinden bahset. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa teklifini hazırlayan adam, sen ne diyorsun be?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben, bugün görüşülecek Anayasa değişiklik teklifinin de -yanlışım varsa Milliyetçi Hareket Partisi beni düzeltsin- Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkına Partisinin ortak metni olduğunu bilmiyordum. Nitekim, Parlamentoya verilen teklifte 316 Adalet ve Kalkınma Partisinin çok değerli milletvekilinin imzası var, bir tane Milliyetçi Hareket Partili imza görmedim. Sayın Turan’ın, burada hem Meclise hem kamuoyuna -bilmiyor mu biliyor mu, bilmiyorum kimin imzası var yok ama- 2 partinin teklifi gibi vurgulamasını da garipsediğimi belirtmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ha, bir şey daha –bakıyorum biraz zamanım var- Adalet ve Kalkınma Partisinin kurulduğu 2000’den beri 2012 yılının son ayına kadar bütün vesikalarına bakın, bütün belgelerine bakın, programına bakın, tüzüğüne bakın; her vesileyle parlamenter sistem vurgusu vardır, parlamenter sisteme övgü vardır, parlamenter sisteme methiye vardır. Şimdi başınıza taş mı düştü de on sene sonra birdenbire bu Parlamentonun köküne dinamit koymak istiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Buraya gelince -onu bunu bilmem kardeşim, önümüzde kritik bir süreç var- Başkanlık Divanı dâhil, siyasi partilerin grup yöneticileri ve kıymetli milletvekillerimiz, hepimiz dâhil, buna uyacağız; burada ne yazıyorsa bu Mecliste o olacak. Aksi bir duruma karşı, bizim, gene buradan aldığımız imkânları ve buradan alacağımız manivelaları kullanacağımızı belirtmek istiyorum. Kimse burada yazılana rağmen, bu Mecliste iş tutmaya kalkmasın; sonuçları kamu vicdanını incitir, sonuçları Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına halel getirir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen katılıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum lehinde ikinci söz Manise Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün ülkemizi çok yakinen ilgilendiren çok önemli bir Anayasa değişiklik teklifinin görüşmelerine başlayacağız ve öncelikle bu görüşmelere daha henüz başlarken de Genel Kurulu mümkün olduğunca gerilimden uzak tutmaya gayret etmemiz lazım değerli arkadaşlar. Peki, onun için ne yapmamız lazım? Onun için bu Genel Kurul çalışmaları sırasında bir uzlaşma arayışı içerisinde olalım ve inanın, değerli arkadaşlar, bu usul tartışmaları dahi konudan beklenen maksada bizi ulaştırmayacaktır.

Devamlı uygulanan bir, işte, gündem dışı konuşmalar ve söz almalar var. “Bu olsun mu, olmasın mı?” diyerek birtakım gerilimler yaratmamakta ben, doğrusu, fayda görüyorum ve şimdi bu tartışmaların kaybettireceği zaman, daha fazla bir zaman olacaktır. O nedenle, bu tartışmaları çok da yerinde bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Bu, gündem dışı konuşmaların hepsinin tutacağı on beş dakikadır, gün yirmi dört saattir ve günlerce bu süreci götürebileceğimizi düşünüyorum. O nedenle, tutumumuz bu yönde olacaktır ve bu, gündem dışı konuşmalarla ilgili talepleri de saygıyla karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

Anayasa değişiklik teklifinde Milliyetçi Hareket Partisinin imzasının olup olmadığı meselesine gelince, evet, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, milletvekilleri olarak biz bu Anayasa değişiklik teklifine -evet, imza olarak- imza atmadık. Ancak, bu Anayasa değişiklik tekliflerine ilişkin ilk öneriler Sayın Başbakan tarafından Sayın Genel Başkanımıza iletildikten sonra, uzun görüşmeler yapıldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine gelinmiştir. Hatırladığım kadarıyla, Sayın Başbakan CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na bu Anayasa değişiklik teklifleri içerisinde, görüşmelerinde yer alması için tam 2 defa çağrıda bulunmuştur. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de yine Cumhuriyet Halk Partisine bu konuda 1 defa çağrısı vardır fakat ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, bu teklif görüşmelerinde ağustos ayında o 7 maddelik mini pakette yer aldığı gibi yer almak yerine yani bir ana muhalefet partisinin sorumluluğunu yerine getirerek inisiyatif almak yerine daha peşin peşin karşı çıkmak suretiyle bu konudaki tutumunu baştan belli etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Ama Milliyetçi Hareket Partisi bu konudaki görüşlerini, görüşmelerini yapmıştır. Anayasa Komisyonunda ve medyada ifade ettiğimiz gibi, bu Anayasa değişiklik teklifinin arkasında olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok kıymetli mevkidaşım konuşmasında ana muhalefet partisi sorumluluğu içinde olmadığımızı beyan ederek Anayasa görüşmelerine katılım noktasında…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle demedi canım, olur mu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Zabıtlara bakalım Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani istem dışı bir sataşmada bulundu ama cevap vermek gerekir efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma yok Sayın Başkan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim, sataşma yok burada.

BAŞKAN – Sayın Altay, öyle bir sorumluluktan bahsetmedi, öyle bir çağrının olduğunu söyledi, bu çağrıya cevap verilmediğini ifade etti; yalan mı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tam söyleyeyim mi?

BAŞKAN – “Sorumluluk” demedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Siz belki dinleyemediniz. Ana muhalefet partisi sorumluluğu içinde hareket etmediğimizi söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, bu eleştiridir, cevap verecek bir şey değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklar açık Sayın Başkan, biz burada neler için ne sataşmalardan söz aldık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın o zaman.

BAŞKAN – Sayın Altay, bakın, evet, ben belki bir süre taleplerinizi karşılayabilirim ama şunu bilin ki: Siz her ne kadar şu İç Tüzük’ü uygulamakta ısrarcıysanız haklı olarak, ısrarınızı kabul ediyorum ama bu İç Tüzük’ü asıl uygulama görevi de buranındır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şüphesiz.

BAŞKAN – Yani her konuyu sataşma konusu hâline getirmenin, her konuyu usul tartışması hâline getirmenin bu İç Tüzük’ün de doğasına aykırı olduğunu tabiatıyla biliyorsunuzdur. Dolayısıyla, lütfen, ben, şu anda görüşmelerin suhuleti açısından… Daha gündeme bile geçmeden usul tartışmaları ile sataşmalar -biliyorum, siz tabii ki bunları kullanacaksınız ama- bilin ki bir süre sonra, eğer gerçekten amacının dışında kullanılmaya başlanırsa, hakkın suiistimalini teşkil ederse de biz de bunları uygulamaya başlarız. Onun için daha sıkıntı olur.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdiye kadar ben bitirmiştim esasen.

BAŞKAN – Ben de bir ikazımı yapayım dedim, ben gene size iki dakikalık süre veririm sataşmadan dolayı. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben asla Milliyetçi Hareket Partisiyle bir polemik açma derdinde değilim, sadece Sayın Turan’ın “2 partinin teklifi” anlayışını söylemek isteyip bunu yaptım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yine isim veriyor ya.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Biz, evet, Anayasa değişikliğiyle ilgili müteaddit defalar çağrılar aldık. 24’üncü Dönemde kurulan bir Komisyon var idi, 60 maddede de uzlaşılmış idi. Sonrasında, Sayın Davutoğlu’nun çağrısı üzerine gene buna sıcak baktık, bakarken de Sayın Genel Başkanımız bir şeyin altını çizdi: “Anayasa değişikliği, evet, artı 12 Eylül darbe hukukundan arındırılacak bir mevzuat değişikliğiyle birlikte her şeye varız.” dedi. Ama siz şunu yaptınız yani Hükûmet şunu yaptı: “Biz 12 Eylül darbe hukukuyla meşgul değiliz yani antidemokratik Siyasi Partiler Kanunu’yla uğraşamayız, bilmem, YÖK’le uğraşamayız. Biz, varsa yoksa Anayasa’yı değiştiriverelim, kafamıza göre bir dizayn kuralım gitsin.” Türkiye’de, bu Anayasa’yla ilgili ne yaparsanız yapın, orta yerde 12 Eylül darbe hukuku varken, gerek Ceza Kanunu’nda gerek kimi kurum ve kuruluşların kuruluş kanununda bunlar varken Türkiye’ye demokrasi zaten yerleşmez.

İki: Cevap olsun diye söylemiyorum ama tekrar altını çizmem lazım; bu Meclisteki 4 parti, bombalar yağarken buraya parlamenter demokratik sisteme vurgu yapıyor da şimdi “Biz bundan caydık.” diyorlarsa çıkıp millete samimice, dürüstçe, ahlaklı bir şekilde bunun gerekçelerini tane tane koymaları lazım.

Ben soruyorum size: On beş yıldır iktidardınız, elinizi tutan mı vardı, bu Anayasa mı engeldi de Türkiye kan gölüne döndü? Kimse sokağa çıkmaya cesaret edemiyor, ekonomiyi perişan ettiniz, işsizliği had safhaya çıkardınız. Bunlara sığınmayın.

Bu Türkiye durdukça bu Meclis aktif olarak olacak ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” şiarı sonsuza kadar, sonsuza kadar yaşayacaktır. Yok öyle şey. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın talep olmasına rağmen gündem dış söz vermemesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, tutumum aleyhinde ikinci ve son söz Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz üç dakikadır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz bir adım öteye geçerek söylüyoruz, şu Meclis Genel Kurulu Anayasa görüşmelerine eksik katılımla geçemez.

Buradan hareketle, iki saat önce şu Meclise resmî olarak çekilmiş ve Meclis Başkanlığına verilmiş olan, Eş Genel Başkanımızın bu husustaki dilekçesini okumak istiyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin geleceğini çok yakından ilgilendiren, tarihî bir önemdeki Anayasa değişikliği teklifi bugün itibarıyla Genel Kurulda görüşülmeye başlanacaktır. Görüşmelerin sonucunda Parlamentonun ne yönde karar vereceğini hep birlikte göreceğiz. Ancak, Parlamentonun 11 üyesi hukuk dışı yollarla siyaseten rehin alınmışken, bizlerin Parlamentoda görüşlerimizi ifade etme ve Anayasa değişikliği oylamasında oy kullanma hakkımız fiilen gasbedilmişken yapılacak bu görüşme ve oylamalar, daha başından itibaren hukuka aykırı ve meşruiyeti tartışmalı olacaktır.

Siyasi görüşlerimizi içeren ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adresine gönderdiğimiz mektuplar bile önce Adalet Bakanlığına fakslanmakta ve Bakanlığın gizli talimatlarıyla mektuplarımıza yasa dışı bir şekilde el konulmaktadır. Anayasa’ya aykırı bir biçimde tutuklanmış olmamız yasama ve denetleme yetkilerimizin hiçbir şekilde kısıtlanmasına yol açamaz. Yetki, hak ve sorumluluklarımız açısından Parlamentodaki diğer milletvekillerinden hiçbir farkımız yoktur. Bu çerçevede, Anayasa değişikliği teklifi görüşmelerinde benim ve tutuklu bulunan diğer 10 milletvekili arkadaşımın her oylamada gizli oy kullanma hakkı vardır.

Başkanlığınızın, bizlerin, Anayasa değişikliğinin her oylamasında gizli oy kullanabilmesi için gerekli tedbirleri almasını ve bunu sağlayacak imkânları yaratmadan oylamaya geçilmemesini arz ve teklif ederiz. Aksi durumda İç Tüzük’e ve Anayasa’ya açıkça aykırılık teşkil edilmiş olacaktır.

Saygılarımla. 9 Ocak 2017.

Selahattin Demirtaş, HDP Eş Genel Başkanı, İstanbul Milletvekili.” (HDP sıralarından ayakta alkışlar)

Vicdanı olan, yasama onuruna sahip her milletvekilinin, kendisi gibi aynı hakka sahip olan 11 milletvekilinin buraya gelişini sağlama yükümlülüğü vardır. Öbür türlü geçirilecek ve buradan oy alsa bile asla uluslararası hukuktan ve Anayasa’ya aykırılıktan kurtulamayacak olan bu durumun bir an önce revize edilmesini diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi uyarınca gündem dışı söz verme yetkisinin tamamen birleşimi yöneten başkanın takdirinde olduğuna, gündemin yoğunluğuyla görüşülen işin özelliğine göre gündem dışı söz verme takdirinin birleşimi yöneten başkana ait olduğuna; ayrıca, yine, normal çalışma günleri olan salı, çarşamba ve perşembe günleri dışında gündem dışı söz verilmesine yer olmadığına ilişkin tutumumu Genel Kurulun oylarına sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Dolayısıyla, tutumumda bir değişiklik yoktur. Şunu tekrar ifade edeyim ki: İç Tüzük 59 her hâlükârda bu yetkiyi oturumu yöneten başkana veriyor.

Sayın milletvekilleri, şimdi, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre sisteme giren ilk on beş sayın milletvekiline bir dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Aydın, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Eskişehir’deki bir okulda başlayan dürüstlük kantini uygulamasına ve Anayasa görüşmelerinde tüm vekilleri dürüstlük kantinine davet ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini belirleyecek Anayasa görüşmelerine başlıyoruz. Bu görüşmelere başlarken Eskişehir’deki bir okuldan söz edeceğim. Bu okulda örnek bir uygulama başladı: Dürüstlük kantini. Dürüstlük kantininde kasada görevli yok, öğrenciler istedikleri ürünleri alıp ücretini kasaya bırakıyor. Okul müdürleri kasanın hiçbir zaman açık vermediğini, aksine fazla çıktığını söylüyor. Yalanın dolanın, talanın prim yaptığı bugünlerde çocuklar hepimize örnek oluyor. Ben de Anayasa görüşmelerinde tüm vekilleri dürüstlük kantinine davet ediyorum. Herkes görüşlerini kimseye minnet etmeden, başını dik tutarak dürüstçe açıklasın. Bakalım cumhuriyetin kaldırılmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin etkisizleştirilmesine, diktatöryaya kim yataklık ediyor, hep birlikte görelim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

Sayın Hürriyet…

2.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, görüşmelerine başlanacak olan Anayasa değişiklik teklifinin Türkiye Cumhuriyeti’nin batış ve bölünme belgesi olduğuna ve bu darbe anayasasına, diktaya “evet” diyeceklerin yatacak yerlerinin olmadığına ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Rejim değişikliğini içeren bölünme anayasasının görüşmeleri artık başlıyor. Hiçbir menfaat milletin haklarından daha kutsal olamaz ve milletin menfaatleri doğrultusunda söylüyorum ki: Bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin batış belgesidir, Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünme belgesidir. Ülke yangın yeriyken, insanlar ekmek derdindeyken, kişisel menfaatlerle bu bölünme anayasasını getirenler bilmelidir ki bu toprağın üstünde yaşayanlar kadar altında yaşayanlar da sizden hesap soracaktır.

İzmir’deki terör saldırısında, tek başına bir trafik polisi uzun zamandır iktidarın yapamadığını yaptı ve halkını korudu. Onun yatacak yeri vardır; ancak bu darbe anayasasına, diktaya “Evet” diyeceklerin yatacak yeri yoktur. Ve bu diktaya “Evet.” diyen 330 vekil olacaksa bu Mecliste, ülkede başkaca darbeci aramaya gerek olmadığını düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sıramı Sayın Tanal’a veriyorum.

BAŞKAN – Şimdi geçti efendim.

Sayın Tanal, size vereceğim sırası geldiğinde.

Sayın Gürer…

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili yapılan tüm görüşmelerin halkın da bilgisi dâhilinde olması için televizyonlardan verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, 7 Şubat 1923 günü Balıkesir Zağnos Paşa Camisi hutbesinde cemaate hitaben konuşmasında “Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum, hepinizin düşüncesini anlamak istiyorum. Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil millet fertlerinin tamamının arzularının, emellerinin birleşmesinden ibarettir.” demiştir. Bugün de her yurttaş, siyasi kimliğinin etkisi altında kalmadan Anayasa’nın Meclisimizdeki görüşmelerini izlemek ve buradan bilgilenmek durumundadır. Bu nedenle, burada yapılacak tüm konuşmaların televizyondan yayınlanması, halkımızın bilgi alma hakkını kullanması ve bu, geleceği ilgilendiren, çocuklarımızın ve yaşamımızın geleceğini belirleyecek Anayasa görüşmelerinin halkın da bilgisi dâhilinde olması için televizyonlardan verilmesini talep ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş…

4.- Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın, terör, OHAL ve ekonomik krizin olduğu bir ortamda anayasa yapılmaması gerektiğine, hukukçu ve sivil toplum örgütlerinin Meclis önünde basın açıklaması yapmalarının zorbalıkla engellendiğine, milletvekillerine şiddet uygulandığına ve yol yakınken bu değişiklikten vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bugün, Türkiye’nin en önemli gündemi olan Türkiye’deki anayasal düzeni temelinden sarsacak, Meclisi ortadan kaldıracak, yargıyı tek adamın iki dudağının ucuna bırakacak, Türkiye’yi yüz yıl geriye götürecek rejim değişikliğini konuşacağız.

Elbette ki anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir ama şu an, Türkiye’deki rejimi değiştirme, anayasa yapma koşulları yoktur. Türkiye’de, iktidarınızın yaydığı bir korku iklimi vardır, terör vardır, OHAL vardır, ekonomik kriz vardır. Böyle bir ortamda anayasa yapılamaz, yapılmamalıdır.

İşte, bugün, yargının tek adama bağlanmasına, Türkiye’nin diktatörlüğe sürüklenmesine itiraz eden Türkiye’nin en değerli hukukçuları, avukatları, sivil toplum örgütleri Meclis önünde basın açıklaması yapmak istediler ama zorbalıkla, şiddetle bu basın açıklaması engellendi, milletvekillerimize şiddet uygulandı; diktatörlük Meclisten geçmeden fiilen yürürlüğe girdi. Yol yakınken bu değişiklikten vazgeçin, sarayı ve kendi koltuğunuzu değil, Türkiye’yi düşünün.

BAŞKAN – Sayın Şimşek...

5.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin’in yaklaşık bir aydır doğal afetlerle mücadele etmesine rağmen doğal afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili çağrılara Hükûmetin karşılık vermediğine ve Mersin’e nakdî yardım gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, sorum bütün bakanlara: Mersin yaklaşık bir aydır doğal afetlerle mücadele etmektedir. Doğal afet bölgesi ilan edilmesiyle ilgili bütün çağrılarımıza Hükûmet henüz karşılık vermemiştir. Mersin’de çiftçiler devletten artık selam, sevgi dışında yardım bekliyorlar. DSİ acil tedbirler almalıdır. Toros Dağlarında şu anda 3 metre kar vardır, yağışlarla beraber daha büyük sel afetinin olması Mersin’de kaçınılmazdır. Onun için pompa istasyonlarının acilen güçlendirilmesi, gerekli tedbirlerin alınması ve Mersin’e nakdî yardım gönderilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Köseoğlu...

6.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki orman yangınını saptırarak bir siyasi rant malzemesi yapan anlayışı kınadığına, Anayasa değişikliği görüşmelerini sabote etmeye çalışan muhalefet partilerini kamuoyunun dikkatine sunduğuna ilişkin açıklaması

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Önceki gece, Trabzon’umuzun Sürmene ilçesinde 20 hektarlık araziyi etkileyen bir orman yangını meydana gelmiştir. Hepimizi derinden üzen bu yangın üzerine, üzüntüyü paylaşmak yerine, yangındaki çıkışı ve sonrasını provoke ederek, farklı amaçlarla olayı saptırarak bir siyasi rant malzemesi yapan anlayışı bugün buradan kınıyorum ve halkımızın takdirine sunuyorum.

Bugün, ayrıca, ülkemizin geleceğini etkileyen, ülkemizin istikrar içerisinde güçlü bir şekilde yoluna devam etmesinin yolunu açacak olan bir anayasa değişikliğini görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu hayırlı işi bile sabote etmek amacıyla, görüşmelere başlanmamasını sağlamak amacıyla burada bulunan muhalefet partilerini de halkımızın ve kamuoyunun dikkatlerine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akkaya…

7.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun emeklilik yaşıyla ilgili bazı açıklamalarına ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun önceki gün Konya’da yaptığı konuşmasını okudum. Bir Çalışma Bakanının Türkiye’deki emeklilik sistemini bilmemesini hayretle karşılıyorum. Sayın Bakan Türkiye’de emeklilik yaşının hâlâ 52 olduğunu zannediyor ve “Biz bunu kademeli olarak 53’e, 54’e çıkarmalıyız.” diye demeç veriyor.

Sayın Bakan, Türkiye’de emeklilik sistemi 2008 yılında kademeli olarak yükseltilmiştir. Buna göre, kadınlar 58, erkekler için de 60 yaş getirilmiştir ve 2048’e kadar kadın-erkek ayrımı kalkmış, 65 yaş sınırlaması getirilmiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, liyakat, liyakat, liyakat diye boşuna demiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın…

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, ülkenin bir kişinin kişisel mülkü hâline gelmesine halkın ve onurlu milletvekillerinin izin vermeyeceğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Bugün Meclis Dikmen Kapısı önünde halkımıza dayatmak istediğiniz rejimin en somut örneğini gördük. Sivil toplum örgütlerinin yapacağı halkı bilgilendirme açıklamasından korktunuz. Komisyon görüşmelerini televizyondan yayınlamayarak halktan kaçırdınız, tek adam dikta anayasasını kimse bilsin istemiyorsunuz. Kendiniz bile getirmek istediğiniz tek adam rejimini savunamıyorsunuz; yandaşlarınız, sözcüleriniz televizyonlarda zorlanıyor, utanıyorlar. Getirmek istediğiniz rejim tam da bu; kimse konuşmasın, kimse bilmesin, kimse eleştirmesin, yazmasın, çizmesin, bir adam konuşsun, herkes onu alkışlasın. Yok öyle bir şey, bu ülkeyi sokakta bulmadık. Ülkemizin bir kişinin kişisel mülkü hâline gelmesine yüce halkımız ve onurlu milletvekillerimiz izin vermeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yalım…

9.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, içinde bulunulan ekonomik şartlarda ve bu kadar terör eylemi varken bu Anayasa değişikliği görüşmelerine ne kadar ihtiyaç olduğunu kamuoyunun takdirlerine sunduğuna ve bu görüşmelerin TRT’den yayınlanmasının sağlanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ekonomide şu anda, bugün itibarıyla dolar 3 etmiş, euro 3,90. Bu kadar terör eylemi varken, bu kadar şehidimiz varken bu Anayasa görüşmeleri ihtiyaç mıydı? Bu kadar şehidimizin olduğu ortamda bu ortama ihtiyaç var mıydı? Bunu kamuoyunun takdirine ve sizlerin, yüce Meclisin takdirine bırakıyorum.

Öbür taraftan, illa da “Bu görüşmeleri yapacağız.” diyorsanız, tamam, buradayız. Peki, neden halktan çekiniyorsunuz? Neden TRT 1’den aralıksız bu görüşmeleri yayınlatmıyorsunuz? Halka açık olun, halktan çekinmeyin ve de bir an önce TRT’den bu görüşmenin aralıksız yayınlanmasını sağlayın lütfen.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Benli…

10.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 15 Temmuzda milletin, devletin bağımsızlığını ve millî duruşunu kaybetmemesi için ülkesini savunurken sergilediği dayanışmanın bugün Mecliste devam edeceğine ve sistem değişikliğinin kabulüne nihai olarak milletin karar vereceğine ilişkin açıklaması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, tarihî bir gün. Milletimiz nasıl 15 Temmuzda birlik ve beraberlik içinde bir duruş sergilediyse bizler de bugün Anayasa’nın yine milletin işi olduğu bilinciyle, milletin vekilleri olarak aynı duruşu Mecliste sergileyeceğiz.

Bugüne dek Türkiye’de anayasalar darbeler sonrası zoraki olarak halkımızın önüne konulmuş metinler olmaktan öteye gidememiştir. O yüzden, yeni anayasa talebi toplumun tüm katmanları için gerekli bir ihtiyaç olarak kendini göstermiştir.

Bugün Mecliste görüşmeye başlayacağımız anayasa teklifi ise demokrasi ve uzlaşma kültürünün sonucu olarak AK PARTİ ve MHP’nin ortak mutabakatıyla oluşmuştur. Bizler nasıl darbeler ve terör karşısında ülkemiz için millî birlik içinde hareket ediyorsak bugün de aynı şekilde hareket edeceğiz. Zira, hepimiz aziz milletimizin iradesinin değişim yönünde olduğunun farkındayız.

15 Temmuzda milletimizin devletin bağımsızlığını ve millî duruşunu kaybetmemesi için ülkesini savunurken sergilediği dayanışma bugün Mecliste devam edecektir ve sistem değişikliğinin kabulüne nihai olarak millet karar verecektir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rejim, rejim, sistem değil; rejim.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sistem, sistem.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – O sizin uydurmanız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle “sistem” deyip kendinizi kandırmayın; rejim!

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Dayatmayalım, dayatmayalım. Kendi doğrularınızı dayatmayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Sistem” deyip kendinizi kandırmayın; rejim!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sistem bu, sistem.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Kendi doğrularınızı dayatmayın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

Buyurun.

11.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, Anayasa değişiklik teklifinin Meclisteki oylamadan geçmeyeceğine ve demokrasinin kazanacağına inandığına ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; ben ülkemde barış ve demokrasi olmasını istiyorum. Hiçbir annenin evladı için kaygılanmadığı ülkemi geri istiyorum. Ben hâlâ vicdana, insanlığa inanıyorum ve anayasa teklifinin Meclisteki oylamadan geçmeyeceğini, demokrasinin kazanacağını biliyorum ve inanıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yedekci.

12.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, yüz yıl önce emperyalistlere karşı savaşarak kazanılan cumhuriyetin şimdi milletvekillerinin oylarıyla yıkılmaya çalışıldığına ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacaklarına ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, cumhuriyetin yıkılmaya çalışıldığı gün aslında. Yüz yıl önce, bizim emperyalistlere karşı savaşarak kazandığımız cumhuriyetimizi şimdi milletvekillerinin oylarıyla yıkmaya çalışıyor. Acaba elinize o anayasa metnini hangi güçler verdi, hangi emperyal güçler verdi, onu merak ediyoruz.

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacağız, bundan şüpheniz olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Anayasa değişikliğine karşı verilen mücadelenin hukuk devleti isteyenler ile hukuk devletine karşı olanların, demokrasi isteyenler ile demokrasi karşıtı olanların mücadelesi olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalayanlara karşı sabaha kadar Mecliste direndik, bugün de Türkiye Büyük Millet Meclisini polis kuşatmasına aldınız, bugün de darbeye direneceğiz çünkü biz milletin vekilleriyiz.

Bu Anayasa değişikliğiyle CHP, AKP, MHP, HDP mücadelesi değil, bu mücadele hukuk devleti isteyenler ile hukuk devletine karşı olanların mücadelesidir. Bu mücadele demokrasi isteyenler ile demokrasi karşıtı olanların mücadelesidir.

Bu Anayasa değişikliği, ucuzluk mu getirecek, bedava su mu verilecek, terörü mü bitirecek, özgürlükleri mi getirecek, vergi oranlarını mı düşürecek, demokrasiyi mi güçlendirecek, yoksa dikta rejimini mi getirecek? Halkın buna ihtiyacı var mıdır, halka hiç sordunuz mu?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yıldız Biçer…

14.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in, IŞİD’in yayınladığı 2 askerin yakılarak infaz edildiğini içeren görüntülerle ilgili Hükûmetin hâlâ net bir açıklama yapmadığına ve bu konuda bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; IŞİD, geçtiğimiz ay, 2 askerimizin yakılarak infaz edildiğini içeren görüntüler yayınlamıştı. Bu görüntülerle ilgili Hükûmet hâlâ net bir açıklama yapmamıştır. Kamuoyu ve askerlerimizin yakınları hâlâ merak ve endişe içindedirler. Hükûmet neden bu konuyla ilgili net bir açıklama yapamıyor, kesin bir bilgi veremiyor? İstihbarat sistemi bu olayı aydınlatamayacak kadar yetersiz midir?

Hükûmet yetkililerinden derhâl şu soruların yanıtlanmasını bekliyoruz: Bu 2 asker gerçekten kaçırılmış mıdır? Bu askerlerimiz hâlen nerededir ve sosyal medyada yayınlanan bu görüntüler gerçek midir?

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın İlgezdi…

15.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, bugün demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin oylanacağına ve bütün vekilleri yaptıkları Anayasa’ya bağlılık yeminine sahip çıkmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün cumhuriyet tarihinin en önemli, en kritik sürecinden geçmekteyiz. Bugün, inandığımız, uğruna mücadele ettiğimiz demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini oylamaya başlıyoruz. Kurtuluş Savaşı döneminde bile millî egemenliği kayıtsız şartsız milletine emanet eden başta Mustafa Kemal ve kurucu irade olmak üzere hiçbir zaman yetkiyi tek elde toplama kararında olmadılar. Meclis çoğunluğuna güvenerek millî egemenliği tek makamda toplamaya yönelik hukuksuz ve açıkça Anayasa’ya aykırı olan, kuvvetler ayrılığını yok sayan anlayışa müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’nin demokratik yarınları için, yavrularımızın aydınlık geleceği için, Mustafa Kemal’in bize emanet ettiği cumhuriyet için yeniden Kuvayımilliye anlayışıyla bu tasarıya sonuna kadar karşı çıkacağız. Bütün vekilleri, karşıda yazan “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” şiarını hatırlatarak yaptıkları Anayasa’ya bağlılık yeminine sahip çıkmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündeme geçmeden önce, Sayın Kerestecioğlu, buyurun, iki dakika süreyle söz veriyorum.

16.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tüm AK PARTİ’li ve MHP’li milletvekillerini Anayasa değişiklik teklifine ret oyu vermeye çağırdığına, 11 HDP milletvekilinin tutuklu bulunduğu bir ortamda yapılan Anayasa değişikliğinin hiçbir meşruiyetinin bulunmadığına, Meclis kapısında bu Anayasa değişiklik teklifine karşı çıkanlara şiddet uygulandığına ve Diyarbakır’da Roboski katliamı anısına yapılan anıtın kayyum tarafından yerinden söktürüldüğüne ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, Türkiye’de kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran ve rejimi değiştiren, dünyada benzeri görülmemiş bir tek adam teklifi görüşülecek. İnsanın en büyük hatalarından birisi, ikbalini her şeyin önüne koymasıdır. Hâlbuki insan ancak değerleriyle, tarihiyle ve bugünüyle insandır. Bu kapsamda, tüm AK PARTİ’li ve MHP’li milletvekillerini, geleceğe isimlerini nasıl yazdıracaklarını düşünerek teklifi bir kez daha okumaya ve “ret” oyu vermeye çağırıyoruz. Ülkemiz, halklarımız ve geleceğimiz açısından gösterecekleri tavrın önemini hatırlatmak istiyoruz.

Şunu ifade etmek isteriz ki başta eş başkanlarımız ve grup başkan vekillerimiz olmak üzere, 11 vekilimizin tutuklu bulunduğu bu ortamda yapılan, sözde Anayasa değişikliği teklifinin aslında halkın önemli bir bölümünün iradesini yok saymak anlamına gelmesi hasebiyle de hiçbir meşruiyeti bulunmamaktadır. Zaten bugün neredeyse tüm il ve ilçe yöneticilerimizin tutuklu veya gözaltında bulunmasının nedeni de aslında bu tekçi rejime “Hayır.” diyecek olan gerçek muhalefetin sesinin susturulmasıdır. Yapılmak istenen tamamen budur.

Kapının dışında, aynı şekilde, halkın bu anayasa teklifine karşı çıkmasının engellenmesi ve vekillerimiz orada olduğu hâlde, Emniyet mensuplarının “Süpürün.” diyerek talimat vermesinin nedeni de budur. Bu, tekçi rejim değişikliğidir. Bu, Parlamentonun feshedilmesi anlamına gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın bir dakikada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlayacağım.

Bu, Parlamentonun feshedilmesi anlamına gelmektedir ve aslında sadece saraya bir yetkinin verilmesi anlamına gelmektedir.

Diyarbakır’da Roboski katliamı anısına yapılan anıt, iki gün önce, maalesef atanan kayyum tarafından yerinden söktürüldü. Roboski katliamı hâlâ aydınlatılabilmiş değil; failleri belli ama failleri gizli. Aynı şekilde, Ankara’nın derin karanlıklarında yok edilmek istenen Roboski katliamının faillerinin ve ona yapılan girişimlerin karartılamayacağını ve anıtın kaldırılmasıyla bu katliamın, aynı şekilde, gözden kaçırılamayacağını bir kez daha belirtmek ister ve sanat düşmanlığını da kınadığımızı ifade etmek isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, buyurun.

Size de iki dakika süre veriyorum.

17.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 65’inci Cumhuriyet Hükûmetinin kendilerinden şikâyetçi olan, kendilerinden hoşnut olmayan herkesi ayrım yapmaksızın “terörist”, “vatan haini” ve benzeri sıfatlarla yaftaladığına ve en temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına bile tahammül edemeyen bir hâl içinde olduğuna, düşüncesini basın açıklaması yoluyla ifade etmek isteyen Ankara Barosu ve sivil toplum örgütlerine yönelik Emniyet teşkilatının müdahalesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınadıklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 15 Temmuz darbe girişimi püskürtüldüyse bunu milletimizin demokrasi bilincine, demokrasi şuuruna ve demokrasi aşkına borçluyuz. Bunu Hükûmet başta olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin hiçbir sayın üyesinin unutmaması gerekir. Ama sayın milletvekilleri, görüyoruz ki 65’inci Cumhuriyet Hükûmeti, kendilerinden müşteki olan, kendilerinden şikâyetçi olan, kendilerinden hoşnut olmayan herkesi, ayrım yapmaksızın “terörist”, “vatan haini” ve benzeri sıfatlarla yaftalamakta ve demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu unutup -her vesileyle ileri demokrasiden bahsetmekle birlikte- en temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına bile tahammül edemeyen bir hâl içindedir. Hükûmeti bu konuda demokrasiye daha saygılı olmaya, hak arayan, hoşnutsuzluğunu gündeme getirmek isteyen sivil toplum örgütlerine karşı daha insan haklarına saygılı bir tutum içinde olmaya davet ediyorum.

Şüphesiz, hak arayan insanlara insanlık dışı muamele yapan emniyet kuvvetlerinin ayrıntılı uygulamalarından Hükûmetin üyelerinin teker teker belki haberleri yok ama Sayın Hükûmet, bugün, Ankara’da, Ankara Barosu başta olmak üzere Ankara’daki kimi sivil toplum örgütlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …bugün görüşmelerine başlanması planlanan Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili olarak düşüncelerini ve rahatsızlıklarını dile getirmelerine bile tahammülsüzlük gösteren bir hükûmetin demokrasimize katacağı bir şey yoktur.

Sayın Hükûmet, burası müstemleke değildir, emniyet kuvvetleri de sizin gestaponuz değildir. Lütfen… Hak arayan, düşüncesini basın açıklaması yoluyla ifade etmek isteyen Ankara Barosu ve sivil toplum örgütlerine yönelik Emniyet teşkilatının bu vahşi, bu hasmane, bu sanki bir savaş ortamında düşman askerlerine bile yapılmayacak müdahalesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak kınıyoruz ve Hükûmetin bu konuda Meclise bilgi ve izahat vermesini talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, iki dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

18.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Anayasa değişikliği teklifine ilişkin farklı fikir ve yaklaşımlara sahip olan siyasetçi ve sivil toplum kuruluşları olabileceğine ancak herkesin görüşünü kurallar çerçevesinde açıklayabileceğine ve bu görüşmelerin milletin iradesi çerçevesinde şekillenmiş bir Meclis marifetiyle kurallara uygun bir şekilde yapılacağına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bugün çok önemli bir Anayasa değişikliği teklifi görüşülecek. Bu değişiklik teklifine ilişkin kamuoyundaki tartışmalar çerçevesinde elbette farklı fikir ve yaklaşımlara sahip olan siyasetler, sivil toplum kuruluşları olabilir, herkes, görüşlerini demokratik mecralarda kurallara uygun bir şekilde açıklayabilir ama hiç kimse kendisini keyfî bir tarzda, kuralların üzerinde göremez, gösteremez, milletin kendisine vermediği bir yetkiyi mütehakkim bir edayla kullanamaz, devlet orada kuralların gereğini yapmakla mükelleftir. Bu, devletin, devletlikten kaynaklanan görevidir. Herkes görüşünü açıklayacak, kurallar çerçevesinde açıklayacak.

Milletimizin ne istediği meselesine gelince, milletimizin ne istediğinin tecelli ettiği yer Meclistir. Milletin istediği burasıdır, bakın, bu partilerdir, buradaki vekillerdir ve bizler milletin iradesi çerçevesinde şekillenmiş bir Meclis marifetiyle bu görüşmeleri yapacağız, kurallara uygun bir şekilde yapacağız. Milletin vermediği bir yetkiyi mütehakkim bir edayla, çeşitli yol ve yöntemlerle hiç kimse ayrıca alma teşebbüsünde bulunmasın. Her türlü tartışma, kurallara uygun bir şekilde yapılsın. Neticede yüce Meclis takdir eder, milletimize giderse milletimiz nihai kararı verecek. Eminim ki, bütün partiler milletin vereceği bu nihai karar, milletin sağduyusu konusunda da bunun üzerinde bir takdir yetkisinin bulunmadığı konusunda hemfikirdirler. Milletin karar ve iradesinden kimsenin de korkmasına, çekinmesine gerek yok. Milletimiz okuryazardır. Milletimiz neyin ne olduğunu bilir. Elifi mertek göstermenin de manası yoktur.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, size de iki dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, toplumsal ağırlığı, siyasi maliyeti günden güne artan sorunlara karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak inisiyatif alıp çözüm ortaya konulması gerektiğine, Kıbrıs’ta taraflar arasında yürütülen görüşmelerde Türkiye’nin âdeta savaş kaybeden bir ülke temsilcisi gibi görüldüğüne ve Kıbrıs’ta çözüm aranıyorsa 2 bölgeli bir perspektifin ortaya konması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz çok zor bir dönemden geçmektedir ve bu zor dönemde de hadiseleri uzaktan seyredemeyiz. Uğruna canımızı vermeye hazır olduğumuz vatanımızın, mensubiyetinden gurur duyduğumuz milletimizin bekası tehdit altındadır. 15 Temmuzda vatan kaybının sınırına gelen, işgalin, iç savaşın tehdidine savrulmak istenen Türk milleti, devletine, vatanına, birliğine ve dirliğine sahip çıkmıştır. Etrafımız ateş çemberine alınmışken inisiyatif almamamız düşünülemez. Devleti hukuki tamiratla ayağa kaldırmak varken basiretsizliğe kurban gitmemiz düşünülemez. Geleceği planlayamayan milletlerin başkalarının oyuncağı olacağı şiarını asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Bunun için, toplumsal ağırlığı, siyasi maliyeti günden güne artan sorunlara karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak inisiyatif alıp çözüm ortaya koymamız gerekmektedir. Siyasetin Anayasa’dan veya sistemin temel kurallarından değil, güç ilişkilerinden beslenen bir yönetim modelinden kurtarılması gerekmektedir. Darbelerin altında yatan, siyasetimizin geleneksel çarpıklığı olan fiilî döngü ve baskının nihayetlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye bu kadar yoğun tehdit altındayken akıl, irfan ve izan yardımıyla geleceği düşünmek, geleceği kurgulamak ve buhrana son vermek boynumuzun borcudur; bunun onay mercisi de büyük Türk milletidir.

Değerli milletvekilleri, Kıbrıs’ta taraflar arasında yürütülen görüşmelerde bir karartma yapılmaktadır. Kapalı kapılar ardında yapılan gizli pazarlıklarda Türk tarafının âdeta savaş kaybeden bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …ülkenin temsilcisi gibi görüldüğü, yapılan görüşmelerde Annan Planı’nın bile gerisinde hükümlerin kabul edildiği kamuoyuna yansımaktadır. Bu arada Türkiye’ye yönelik “Etkin ve fiilî garantörlükten vazgeçin.” baskısı yapılmaktadır. Bu baskının arkasında, Türkiye’ye önerdikleri çözümün çözümsüzlüğünün tarafı olarak gösterme çabası yatmaktadır. Tehlikenin farkına varınız, Türkiye’nin garantörlüğü olmazsa ve müzakereler bu doğrultuda ilerlerse on yıl içerisinde Kıbrıs Adası bir Yunan, Rum adası hâline dönüşecek, adadaki varlığımız silinecektir. Kıbrıs’ta çözüm aranıyorsa iki bölgeli, iki kesimli bir perspektif mutlaka ortaya konulmalıdır. Aksi bir durum, Türkiye açısından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından hayati sonuçlar doğurabilecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, böylece gündeme geçiyoruz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, birazdan gündeme geçeceksiniz. Başkanlığın Genel Kurula sunuşları var. O nedenle bu aşamada söz talep ettim çünkü -sanırım- sizin, birazdan açıklayacağım nedenlerden ötürü Genel Kurula bir bilgi vermeniz gerektiği konusunda bir tereddüdüm yok.

Sayın Başkan, bugün bu Meclisi açtık ama geçtiğimiz cuma günü bu Meclis ayıplı bir şekilde kapandı. Emekli Sandığı Kanunu’nun görüşmeleri sırasında AKP milletvekillerinin yoklamada olmayan milletvekilleri adına Başkanlığınıza sahte oy pusulası gönderdiği ortaya çıkmıştır. Mecliste olmayan 6 AKP milletvekili adına buraya, Meclis Başkanlığına, olmadıkları hâlde isimleri yazılarak ve imzaları atılarak kendilerinin burada olduklarını bildiren oy pusulası gönderilmiş ve oylamada esasa alınması için bir şekilde irtibatlandırılmaya, ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Dikkat üzerine ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, burada bulunmadıkları hâlde adına oy pusulası gönderilen milletvekillerinin ve özellikle AKP Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş’ın kamuoyundan özür dilemesini bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Elitaş neden özür dileyecek o diğer arkadaşlarımızın haricinde? Bu tartışma kamuoyuna yansıdıktan sonra AKP Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş, kalktı ve -basına aynen şu açıklamaları yaptı- “Bu arkadaşlarımız aslında Meclisteydiler. Oylamayı yöneten Başkan onları içeri çağırmadı.” demek suretiyle yapılan büyük bir sahteciliğin üzerine, ayrıca, hiç de kendisine yakıştıramadığım bir şekilde, bir olayı örtbas etme çabası içerisine girdi. Yani, orada bir sahtecilik var ve bu sahtecilikten dolayı AKP Grup Başkan Vekilinin böylesine bir yola tevessül eden arkadaşlarını uyarması ve “Gereğini yapacağım.” şeklindeki bir sözü kendisinden beklerken, tam tersi bir açıklamayla, Sayın Elitaş, bu arkadaşların burada bulunduğunu ifade etti. Ama, gerçeklerin ortaya çıkmak gibi acımasız bir gerçekliği var. O oy pusulası kullanan arkadaşlarımızdan -o saatlerde kendi resmî hesaplarından, Twitter’dan atmış oldukları “tweet”lerle ya da yayınlarla- bir arkadaşımızın Erzincan’da sivil toplumu gezerken diğer bir arkadaşımızın Urfa’da Sayın Cumhurbaşkanıyla beraber açılışlara katıldığı kendi fotoğrafları ortaya çıktı ve bu arkadaşlarımız Sayın Elitaş’ı hemencecik yalanladılar.

Şimdi, Sayın Başkan, ben cuma gecesi ortaya çıkan bu tablo karşısında cumartesi günü Meclis Başkanlığına bir talepte bulundum: Bu utanç verici durumun bir an önce ortadan kaldırılması. Adlarına sahte oy pusulası kullanılan milletvekillerinin olduğu bir ortamda Mecliste suç işlendiğini ve bunun demokrasimiz açısından bir utanç vesikası olduğunu ifade ettim ve gereğinin yapılmasını talep ettim. Neden gereği yapılmalıdır? Sahteliği ortaya çıkan o oy pusulalarına baktığımızda, sonucun ta milletvekili seçilme yeterliliğine kadar gideceği görülüyor. Çünkü, Anayasa’mızın 76’ncı maddesinde, sahtecilik, milletvekili seçilmeye engeldir ama bu sahtecilik bu Mecliste bizzat yapılmıştır.

Sayın Başkan, cumartesi günü Meclis Başkanlığına hitaben sunmuş olduğum bu dilekçem çerçevesinde hangi işlemi başlattığınız hususunda sizlerden bilgi, böyle bir oy pusulasıyla oy kullanmaya tevessül eden milletvekillerinden ayrı ayrı özür ve özellikle AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’tan herkesin önünde bir özür bekliyoruz. Bu konuda bir işlem başlatmanızı istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne yaptınız efendim, bu konuda ne yaptınız?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

LEVENT GÖK (Ankara) – Kürsüye davet edin arkadaşlarımızı.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Buradayken niye o yoklamaya girmiyorsunuz? Yoklamaya niçin girmiyorsunuz? Siz ne iş yapıyorsunuz burada?

BAŞKAN – Sayın Bostancı’yı dinliyorum Sayın Gök, siz buyurun.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Buradayken niçin yoklamaya girmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, Sayın Bostancı’ya söz verdim.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Meclisi çalıştırmamak üzerine çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Gök, siz oturabilirsiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Buradayken niçin kendinizi yok yazdırıyorsunuz?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Biz buradaysak buradayız diyoruz, sizin gibi numara yapmıyoruz!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Elitaşa ilişkin olarak…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Elitaş geldi, geldi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …söylediği sözlere Sayın Elitaş cevap verecektir zaten.

LEVENT GÖK (Ankara) – Önce versin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şimdi, Levent Bey sadece Meclis Başkanlığına başvurmamış, aynı zamanda hukukçu kişiliğiyle kendisi de soruşturma yaparak hüküm vermiş. Sayın Gök Meclis Başkanlığına niçin başvurmuş? Olay incelensin, ne olduğu anlaşılsın diye.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, onu bekliyoruz biz de.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ama, onun ötesinde, kendisi burada hüküm bildiriyor, üstelik de sosyal medyadan almış olduğunu iddia ettiği birtakım veriler çerçevesinde.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, evet, elimizde hepsi.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Gök müracaatını yaptığına göre bu müracaatın neticesini beklemesi gerekir, bu bir.

İkincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, affedersiniz, kuralsız bir yer değil; bütün kural ve denetim yolları burada mevcut. Her kim oy kullanıyorsa -elektronik olarak, pusula olarak- bunları görmek ve denetlemek mümkün. Kimsenin sahte oy kullanması, bir kere, Meclisin içerisinde mümkün değil yani maddeten mümkün değil. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Suçüstü yakalandınız, suçüstü!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Nitekim, Sayın Hamzaçebi orada…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Belki siz yazdınız, verdiniz ya, kim biliyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senden de bu beklenirdi kumpasçı; aynen Balyoz’daki gibi, aynen Ergenekon’daki gibi!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Senden iyi kumpasçı yok. Aynen senin gibi kumpasçı… Tam bir kumpasçısın!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yazıklar olsun sana!

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Sana yazıklar olsun! Sana yazıklar olsun!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …oylamaya ilişkin olarak gerekli değerlendirmelerini yapmış…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bostancı’yı dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …Meclisin olağan denetim kuralları çerçevesinde nihayet yeterlilik bulunmadığı kanaatiyle oturumu kapatmıştır.

LEVENT GÖK (Ankara) – O iş ayrı bir iş.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şimdi, Mecliste hiç kimse sahte oy kullanamaz. Bir kere, bu maddeten mümkün değildir. Yaşanan olaya ilişkin Sayın Gök müracaatını yaptığına göre, ayrıca buna ilişkin böyle yorumlar yapmayı, şöyle oldu, böyle oldu şeklindeki değerlendirmeleri çok haklı ve yerinde bulmam. Meclis Başkanlığı Başkanlık Divanının vereceği kararı beklemek gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir de Sayın Elitaş’ı dinleyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Gök ismimi de epey bir şekilde zikrederek, şahsımı hedef alarak sataşmalarda bulundu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, bulundum.

BAŞKAN – İsterseniz sataşmadan söz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben sataştım efendim, söz verin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aslında sataşmadan söz istiyorum ama usulle ilgili de… Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili burada yedi sekiz dakika konuşma yaptı. Bu, İç Tüzük’te olmayan bir konuşma.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Pes ya, pes ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Buyurun ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer böyle bir şey varsa kürsüye çağırın, kürsüde iki dakikada meramımızı anlatalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anayasa teklifine koyun, grup başkan vekilleri de ortadan kalksın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İzin verirseniz, sataşmadan cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı iki dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün yerinden sarf ettiği bazı ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir: Ayağa kalktığı zaman bir milletvekilinin, grup başkan vekilinin sonsuz konuşma hakkı yok İç Tüzük’te. Sayın Altay çok güzel söyledi, biz İç Tüzük’e uymak mecburiyetindeyiz. Elini de kaldırarak, kitabı da kaldırarak söyledi, İç Tüzük’ün neresinde var diye sormak lazım. Eğer böyle bir şey varsa 60’a göre grup başkan vekili arkadaşlarımız söz alıyorlar. Nitekim, biraz önce Sayın Altay bu konuşmasını yaparken bu konuyu gündeme getirebilirdi veya Sayın Gök bunu söyleyebilirdi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, başkasının adına veya farklı bir şekilde oy kullanmayı kesinlikle tasvip etmiyoruz, doğru bulmuyoruz. Bunu açık ve net bir şekilde ifade ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

O gün benim yaptığım açıklama şudur: Yöneten Meclis başkan vekilinin, usul çerçevesinde “Pusula veren milletvekilleri varsa ayrılmasınlar.” diye uyarı vermesi gerekir. 5 tane milletvekili arkadaşımızın ismi okundu, o gün muhtemelen 15 milletvekilinin pusula verdiği anlaşıldı. Tam sayıyı bilmiyorum, 10 milletvekilini okudu, burada olduklarını söylediler, 5 milletvekili arkadaşımızın da burada olmadığı ifade edildi.

LEVENT GÖK (Ankara) – 6, 6.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu arkadaşlarımızı sahtecilikle, sahtekârlıkla suçlamak doğru bir yaklaşım tarzı değildir. (CHP sıralarından gürültüler)

İki: Cumhuriyet Halk Partisinden 20 milletvekili buradaydı, belki 25 milletvekili buradaydı. Onlar sanal milletvekili mi, sahte milletvekili mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bulunacaksınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda buluşacaksınız, çalışmalara katkı da sağlamayacaksınız. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bulunmak milletvekillerine millet tarafından verilmiş bir görevdir. O görevi burada yapmayacaksınız, yoklama isteyeceksiniz, yoklamalara girmeyeceksiniz 20 veya 21 milletvekili, arkasından diyeceksiniz ki: “Niye bu milletvekilleri burada yok?”

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Lafı dolaştırma. Pusula veren milletvekilli Urfa’ya o kadar kısa sürede nasıl gitti, onu söyle. Urfa’ya ışınlandı mı o milletvekili?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, burada bulunan milletvekilleri sanal milletvekili değildir. Milletin verdiği görevi, milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisini engelleme adına değil, çalışmalara katkıda bulunmak için yapmak lazım.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Lafı dolandırma, cevap ver. Sahte mi değil mi o pusulalar onu söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin burada bulunup da sanal bir izlenim veren milletvekillerini açıkçası üzülerek ifade ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş yapmış olduğu açıklamada bizim çalışmaları engellediğimizi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun burada bulunduğu hâlde yoklamaya girmediğini ifade etmek suretiyle bir sataşmada bulunmuştur. Ona bir cevap vermek istiyorum hem de konuya açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) Zaten üç dakika da ayakta konuştunuz. Sataşmadan iki dakika süre vereyim.

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi yoklama istendiği zaman yoklamaya katılan milletvekilleri Meclis Başkan Vekilince ayrı ayrı tespit edilir ve burada bulundukları tespit edilir. O yüzden, Cumhuriyet Halk Partisinin bütün milletvekillerinin alnı açıktır, yüzleri aktır, hiç o konuda tereddüt yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, tabii ortada vahim bir tablo var. “Bu vahim tabloyu nasıl saklayacağız?” Saklamayacaksın Sayın Elitaş. Kalkacaksın, Grup Başkan Vekili olarak kim yaptıysa bu işi bulacaksın onu, bu kadar basit. Bizde varsa biz bulalım, sizde varsa siz bulun. Meclisi böyle mi yöneteceğiz? Ortada bir sahtecilik var. Siz de açıklama yapıyorsunuz “O arkadaşlarımız buradaydı.” diye. Şimdi isimlerini vermek istemiyorum arkadaşlarımızın. (CHP sıralarından “Ver” sesleri) Biri diyor ki: “Ben sivil toplumu ziyaret ediyorum.”, ötekisi “Urfa’da Cumhurbaşkanıyla beraber açılışlardayım.” Bunu söylemeye gerek var mı? Burada olmadıkları belli, ne hakla bunları savunuyorsunuz? Niçin bunların arkasında duruyorsunuz? Masaya yumruğunuzu vurun, “Ben grubumda sahtecilik istemiyorum.” deyin, varsa yüreğiniz söyleyin bunu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sahte, sanal milletvekili de istemiyoruz.

LEVENT GÖK (Devamla) - Ben grubumuza dönüyorum… Hiçbir Cumhuriyet Halk Parti milletvekili bunu yapmaya tenezzül edemez, onu derhâl partiden atarız. Varsa gücünüz bunu yapın. Ben sizden bunu bekliyorum, siz kalkmış hâlâ savunuyorsunuz.

Sayın Başkan, verdiğimiz dilekçenin akıbetini merak ediyoruz. Ne yaptınız? Bu milletvekilleri adına kim pusula göndermiştir, ne olmuştur, bilmek istiyoruz.

SÜRREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Belki siz gönderdiniz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Devamla) - Sahtecilik suçtur ve milletvekili seçilmeye engeldir. Bu suçtan dolayı kimse zan altında kalmamalıdır, derhâl ortaya çıkartalım bu konuyu.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, kesin Sayın Gök göndermiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen bu polemiği bitirelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Son sözümü alıyorum. Artık cevap vermeyeceğim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bakın, sahtecileri savunmakla suçladı beni.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, lütfen…

Buyurun.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, açık ve net ifade ediyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Nasıl olmuş, söyle bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Dinlerseniz ne olduğunu anlarsınız.

Herhangi bir şekilde başka bir milletvekilinin adına oy verilme işi varsa, onu kabul etmiyorum, doğru bir şey de olduğunu ifade etmiyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Verilmiş işte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, şunu açıklıyorum, diyorum ki: Meclis Başkan Vekili “Pusula veren milletvekilleri varsa buradan ayrılmasınlar.” diye uyarmak mecburiyetindedir. Eğer uyarıya rağmen…

LEVENT GÖK (Ankara) - Zaten her şey aynı anda oldu Elitaş, her şey aynı anda oldu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya, otur bir dakika be.

Uyarmak mecburiyetindedir, eğer uyarma konusunda… O milletvekilleri gerçekten olmayan bir şeyi verdiyse ona da ne yapılması gerekiyorsa gereği yapılıyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Allah kimseyi sizin durumunuza düşürmesin. Açıkça söyle, onlar sahtekâr mı, değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, İç Tüzük’ün 146’ncı maddesini okuyorum size sanal olduğunuzu ispatlamak için.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, onları okuma ya! “Sahteciliği yapanlara gereğini yapacağız.” de Elitaş. Kim yaptı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “İşaretle oylamada olumlu oylar, olumsuz oylardan fazlaysa, oya konan husus kabul edilmiş; aksi halde, reddedilmiş olur. Genel Kurulda bulunup da oya katılmayanlar yeter sayıya dahil edilirler.” O gün Meclis Başkan Vekilinin yapması gereken iş: Burada sanal vaziyette oturan CHP’li milletvekillerini yeter sayıya dâhil etmesi gerekirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Nerede sanal vaziyette?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz yoktunuz o zaman, bilmezsiniz; biz 2007 yılında Anayasa değişikliği yaptığımızda milletvekillerine güvenmediniz, buraya nöbetçi diktiniz. 15 güvendiğiniz milletvekilini buraya koydunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Lafı dolaştırma. O milletvekilleri sahte pusula verdi mi, vermedi mi, onu söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O zamanki Meclis Başkanı dedi ki: “Oo Sayın Anadol siz de buradasınız, oo Sayın Altay siz de buradasınız.” deyince bir tek grup başkan vekiliniz kaldı, onların hepsini dışarıya soktunuz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Lafı dolaştırma kardeşim. Sahte pusula var mı, yok mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Özgür iradesiyle burada bulunma hakkını engelleyen bir Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekillerini sanal hâle getirmeye, milletin temsilcilerini sanal hâle getirmeye hakkı yoktur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazık ya Elitaş, yazık ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, bir saniye söz vereceğim ama yalnız burada sizin dışınızda iki grup daha var, onlar da söz istiyor.

Sayın Akçay sisteme girmiş, ona söz vereceğim.

Buyurun bir dakika.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasının asla kabul edilemeyeceğine ve Başkanlık Divanı olarak gerekenin yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz cuma günü geldiği ifade edilen bu sahte oy kullanma meselesi fevkalade önemlidir Sayın Başkan. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bakın, bir Grup Başkan Vekili konuşuyor. Sayın Akçay’a söz verdim, lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Maalesef geçtiğimiz dönemlerde de zaman zaman bazı örnek hadiselere rastlanmıştı ve bu konuda da Başkanlık Divanı olarak bir işlem yapıldığını maalesef hatırlamıyoruz yani hiçbir işlem yapılmadı. Eğer bu iddialar doğruysa Başkanlık Divanı olarak gerekenin yapılmasını talep ediyoruz. Sahte oy kullanılması asla ve asla kabul edilemez Sayın Başkan. Bu konunun açıklığa kavuşturulması ve gerekenin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kerestecioğlu…

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasının ciddi bir olay olduğuna, Başkanlığın bu konuyu araştırması gerektiğine ve halkın Meclisteki görüşmeleri izleyebilmesi konusunda verdikleri dilekçeye bir cevap beklediklerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, o gece yaşanan olaya grubumuz da tanıklık etti ve müdahalede bulundu. Şimdi, bu ilk defa olan bir şey de değil aslında. Daha öncesinde de bu Mecliste kalkıp aslında şurada milletvekillerinin gidip de oy kontrolü yapmak durumunda kalması bile gerçekten ayıp bir durumdur yani bu Mecliste yaşanmaması gereken bir şeydir. O güvenin verilmesi lazım ama birçok zaman görüyoruz ki bir kanun tartışılıyor, bir teklif görüşülüyor ve o kanunu getiren iktidar partisinin milletvekilleri burada değiller yani 2-3 kişiyle görüşmeler yapıyoruz. Şimdi, bunu yaşarken kalkıp da işte burada bulunmayan milletvekillerinden söz etmek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – ...hele bizim 11 milletvekilimiz şu anda tutukluyken zaten bundan söz etmek gerçekten abesle iştigal etmektir. Çoğunluğun umarsızlığına kapılmamak lazım, burada görüşülen teklifleri gerçekten ciddiye almak lazım, yapılan şey ciddi bir sahteciliktir ve bunun da arkasında durulmaması lazım. Ciddi biçimde sizin de -ne yapıldıysa- bunun araştırılmasını sağlamanız lazım.

Aynı zamanda, biz Meclisteki görüşmelerin halk tarafından canlı olarak izlenmesiyle ilgili de bir dilekçe verdik, bununla ilgili de hâlâ bir cevap alamamış bulunuyoruz. Herhâlde bunun cevaplanması da Anayasa görüşmelerinin sonuna kalmayacaktır. Bununla ilgili de cevabı bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, Sayın Elitaş, yine cevaben yaptığı konuşmada, milletvekillerimizin sanal bir şekilde bulunduğunu yani yoklamada bulunmadığımızı ifade etti. Tutanaklar elimde. Bu ağır sataşmadan dolayı gerçekleri Meclis Genel Kuruluyla paylaşmak için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Cevaba cevap, replik ve düplik bayağı bir ilerleyecek galiba.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aslında 20 milletvekilimizin de sataşmadan söz hakkı doğdu.

BAŞKAN - Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten Sayın Elitaş’ın tecrübesiyle, bilgisiyle, hepimize örnek olan davranışları sergilemesini beklerdik.

Sayın Elitaş, siz bu Mecliste uzun dönemlerden beri görev yaptınız ama bu Mecliste görev yaparken hepimizin önceliği -siyaseten ayrı düştüğümüz zamanlar olur, farklılaştığımız zamanlar olur ama- yasalarımıza göre suç sayılan işlerin, fiillerin Meclis çatısı altında işlenmesi hâlinde herhâlde hepimizin ortak bir tavır içerisinde olması gerekir. Yani, buna izin veren, buna destek veren, bunu arkalayan bir anlayışla konuşma yapmanızdan büyük bir üzüntü duyduğumu ifade ediyorum. O artık sizin kişisel tercihiniz. Anlaşılıyor ki siz burada bulunmayan arkadaşlarınıza sahip çıkmak suretiyle sanki bu işi yönlendirmişsiniz gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Yani, derin üzüntü yaşıyorum. Bu duruma niçin izin veriyorsunuz? Söyleyeceğiniz iki cümle: “Ben bu arkadaşlarımı tespit edeceğim, gereğini yapacağım.” Kamuoyu rahatlasın, Genel Kurul rahatlasın.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Elitaş diyor ki: “CHP milletvekilleri sanal bir şekilde buradaydı.” Hepsi tutanaklarda var. Başkan hepimizi tek tek saydı ve Meclis Genel Kurulu tutanaklarına her birimiz yoklamada geçtik arkadaşlar. Biz buradayız ama siz neredesiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz de buradayız!

LEVENT GÖK (Devamla) – Siz neredesiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bak tutanaklara, biz de buradayız!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tutanaklara bir bak!

LEVENT GÖK (Devamla) - Bakın, o arkadaşlarımın “tweet”leri, resimleri elimizde. Savcılığa kadar gidecek bu iş. O arkadaşlarımız da belki şundan şikâyetçi olabilirler, gelsin burada haklarını arasınlar. Kim onlar adına oy pusulası gönderdi? Niçin aramıyorlar bu arkadaşlarımız? Gelip burada konuşsunlar, burada ifade etsinler.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İkinci yoklamada niye girmediler? Buradaydılar madem, niye girmediler?

LEVENT GÖK (Devamla) – Bir de Sayın Elitaş, bu tablo size hiç yakışmadı. Bakın, anayasa oylamalarında sahteciliğe ve gizli oyun ihlal edilmesine izin vermeyeceğimizi herkesin bilmesini isterim. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse gereğini sonuna kadar yapacağımızdan kimsenin endişesi olmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İkinci yoklamaya niye girmediniz? Birincide talep ettiniz, ikincide niye yoktunuz? Niye girmediniz tutanaklara? İkinci yoklamada niye girmediniz? Yoktunuz değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bir hususa açıklık getirmek, bir de tavsiyede bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

Lütfen, bu son olsun ama lütfen…

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına tekraren sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli arkadaşlar, o gün yapılan bir yoklamadır. İç Tüzük’ün 57’nci maddesine göre, herhangi bir konuda oylamaya geçilirken 20 milletvekili önerge vererek veya ayağa kalkmak suretiyle o işlemi, oylama, yoklama işlemini gerçekleştirir ve sayın Başkanlık Divanının şunu uygulaması gerekir: 20 milletvekilinin aynı anda ayağa kalkması gerekir, aksi hâlde, önerge vermeleri gerekir. Önerge varsa Sayın Başkan orada okur, o milletvekilleri oradaysa yoklama yapılmış olur.

LEVENT GÖK (Ankara) – Onları geç Elitaş, onları geç ya! Geç onları ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkanlık Divanı, bundan sonra dışarıdan milletvekili getirerek 20 milletvekilini tamamlamaya çalışmasınlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun cevabı bu değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O iş yoklamadır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasının devamı kararıdır ama oylama değildir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun cevabı bu değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Gök, oylama ile yoklamayı karıştırıyorsunuz, oylama ile yoklamanın ne olduğunu daha bilmiyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun cevabı bu değil, bunun cevabı bu değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, oylama nedir biliyor musunuz? 30/11/2015, Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında, isim okumuyorum; aynı zamanda, hem elektronik sisteme giren hem de pusulayla ret veren yani iki tane oy veren milletvekili var.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Onları söyleme, sahtekârları söyle, sahtekârlığı söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kaç kişi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunun cevabı bu değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 11 milletvekili hem elektronik sistemle “hayır” demiş hem de pusulayla “hayır” demiş. Milletvekili elektronik sisteme giremediği takdirde pusula verir, elektronik sisteme girdiyse pusulanın iptali için istemde bulunabilir.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) – Onları da konuşalım, onları da konuşalım Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer sahtecilik varsa bu mükerrer oylarda sahtecilik var. O günkü yapılan iş, sadece yoklama işidir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarının devamıyla alakalı bir iştir.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Yoklamada sahtecilik yapılabilir mi Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kamuoyunu yanıltmaya, bilgi kirliliğine sebebiyet yok. Varsa işte, şu tutanağı vereyim size. Bu tutanaktaki mükerrer oylara bakın, eğer “sahtecilik” diyecekseniz bunu yapın.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sayın Elitaş, siz yoktunuz o gün akşam, biz buradaydık, sizin şahsınız yoktu o gün akşam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bir de yoklama yaptıktan sonra burada olmayan milletvekilleri geliyor, pusula veriyor. O pusulayı lütfen kavaslar vasıtasıyla almayın, bir milletvekili “Ben buradayım.” diyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, siz niye talimat veriyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …doğrudan doğruya Başkanlık Divanına getirsin, hiç kimse de töhmet altında kalmasın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, bakın, bu iş çok uzadı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şurada, şurada konuşacağım, burada.

BAŞKAN – Buyurun, bitirelim ama lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir kere, Sayın Elitaş’ın dönerek size talimat verme hakkı ve yetkisi yok.

BAŞKAN – Evet, ne Sayın Elitaş’ın ne de herhangi bir milletvekilinin ya da grup başkan vekilinin böyle bir talimat verme hakkı ve yetkisi yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hiç kimsenin hiçbir şekilde hakkı olamaz.

Sayın Elitaş’ın burada verdiği cevaplar bizim sorduğumuz sorunun cevabı değil. Elitaş etrafında dolanıyor, olayı kurtarmaya çalışıyor ama nafile, diyor ki: “Meclis Başkanı burada herkesi uyarmalıydı.” Yani Akif Hamzaçebi’ye hitaben de bir sataşma var. Aslında, onlar anlık oldu, hemen koşup getirdiler, tam sürenin bitmesinde geldi oy pusulaları; biz de tecrübemizle, bilgimizle gördük ki bu arkadaşlarımız burada yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oylama değil, yoklama, yoklama.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunların hepsinin yok olduğu kayıtlara geçti. Ben soruyorum: Niçin bu sahteciliğin üzerinde daha hâlâ ısrar ediliyor, niçin? İsyanım buna. Sahtecilikten dolayı milletvekili olamayacaksınız ama Meclis kürsüsünde sahtecilik yapacaksınız, Elitaş da kalkıp bunu savunacak. Yazıklar olsun size! (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İkinci yoklamada niye girmediniz o zaman tutanaklara?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş cuma günü ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu Meclis Başkan Vekili olarak yönetirken yapmış olduğum uygulamayla ilgili benim adımı da vermek suretiyle, “Akif Hamzaçebi doğru yapmadı ya da eksik yaptı, pusulayla oy kullanan milletvekillerini uyarmalıydı.” şeklinde bir değerlendirme yapmak suretiyle sataşmada bulunmuştur. İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

İki dakika süreyle size de söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce şunu söyleyeyim. Bütün görüşmeleri samimiyet ve doğruluk içerisinde yapmak gerekir. Ben, Meclis Başkan Vekili olarak Genel Kurulu yönetirken bütün grup başkan vekillerini, bütün grupları kendime aynı yakınlıkta, aynı mesafede görürüm. Herhangi bir şekilde ayrım yapmam söz konusu olamaz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun bir talebi nedeniyle işlem yaparken sadece tek bir kaygım vardır; tarafsız olmak, objektif olmak. Bunun dışında benim başka bir ölçüm yoktur, beni bağlayan sadece ve sadece Parlamento hukukudur.

Bir konuda bir eksik olur ise bir yoklamada Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu toplantı yeter sayısını sağlayamamış ise bana göre grup başkan vekiline düşen görev bunu içselleştirip gerekli değerlendirmeyi kendi grubu, kendi grup yönetim kurulu içerisinde yapmasıdır. Bunun sorumlusu Meclis Başkan Vekilidir anlamında bir değerlendirme yaparsanız bu yakışmaz. Adalet ve Kalkınma Partisi gibi Parlamentonun çoğunluğuna sahip bir gruba yakışmaz. Olabilir, bir toplantı yeter sayısını bulamamış olabilirsiniz. O gün oy pusulasıyla oy kullanan milletvekillerinin Genel Kurulda mevcut olup olmadıklarını tespit edeceğim dedim. İsimleri okudum, yeteri sayıda ismi okuduktan sonra, toplantı yeter sayısının olmadığı anlaşıldıktan sonra birleşimi kapattım. Oy pusulasıyla oy kullanan milletvekillerinin iki dakikalık o oy kullanma süresi içerisinde herhâlde oyunu kullanıp da memleketine gitmiş olması düşünülemez. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yoklama, oylama değil, yoklama.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hayır, benim ayrıca bu milletvekilleri Genel Kuruldan ayrılmasın şeklinde uyarma yükümlülüğüm yoktur.

Teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yapılan oylama değil, yoklama.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim…

BAŞKAN – Sayın Gök…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, bakın bu tartışma çok uzadı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından, toplantı yeter sayısı istendiği zaman yapılan nedir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yoklamadır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Elektronik cihazla yapılan oylama değil midir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yoklamadır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yoklamadır efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim yoklamayı elektronik cihaza başvurmak suretiyle...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz tutanaklara bakın, görürsünüz ne olduğunu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Verdiğiniz nedir? “Kabul” veya “ret” bir oy değil midir?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, kabul yok efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, her neyse; yoklama yapıyorum ben, yoklama yapıyorum. Ayıp ediyorsunuz!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim, o yoklama, siz “oylama” dediniz, yoklama.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi, neye göre yapıyorsunuz siz bunu? 57’nci maddeye göre yapıyorsunuz. 57’yi iyi okuyun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sahteciliğin gerekçesi bu mu?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, yoklamadır o, oylama değildir o.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Gök, istirham ediyorum, bakın, yeterince konuştunuz, lütfen bu işi artık burada sonuçlandıralım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Elitaş yapılan işlemin bir oylama değil yoklama olduğunu söylemek suretiyle, sanki Meclis içerisinde bir işlem tesis edilmemiş gibi bir hava yaratmaya çalışıyor. Yapılan yoklama sonuç doğuran bir işlemdir yani sonunda bir sonuç doğurmuştur. Yapılan nedir biliyor musunuz Sayın Elitaş? Hiç ne oylamaya, ne yoklamaya sığınmayın, yapılan tamamen sahteciliktir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

LEVENT GÖK (Ankara) – Suçüstü hâlidir bu, suçüstü hâlidir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, Sayın Gök’ün sahtecilik iddiasını reddediyorum. Kendisi müracaatını yapmıştır, Başkanlık Divanı değerlendirmede bulunacaktır, biz de kendi değerlendirmemizi yapalım.

BAŞKAN – Efendim, sahteciliği de tespit etmek Başkanlık Divanının görevi değildir sayın milletvekilleri!

Şunu söyleyeyim, bakın...

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye beni dinleyin Sayın Gök, hep siz konuştunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama siz de burada yapılan...

BAŞKAN – Hep siz konuştunuz Sayın Gök, lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz de Meclis adına bunu takip etmekle yükümlüsünüz.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, /1/2017 tarihli 52’nci Birleşimde yapılan yoklamada Genel Kurulda olmayan milletvekillerinin pusulalarının değerlendirmeye alınmadığına, dolayısıyla sahte oy kullanma durumunun söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bakın sayın milletvekilleri, burada Başkanlık Divanının görevi şudur: Pusulayı kimin verdiğini bilemiyoruz ancak burada usulüne uygun bir yoklama ya da oylama yapılmasını temin etmek buradaki Başkanlık Divanının görevidir. Dolayısıyla, burada olmayan sayın milletvekilleri zaten değerlendirmeye alınmamıştır ve o süreçte burada olup olmadıklarını, yoklama sırasında kuliste ya da başka bir yerde olup olmadıkları konusunda bizim yapabileceğimiz herhangi bir tespit yoktur. Burada eğer onlar olmadığı hâlde varsayılmışsa, olmadığı hâlde oylamaya katılmışsa –bırakın yoklamayı- bunda Başkanlık Divanının ya da buranın bir kusuru olabilir ama şunu temin ederim ki: Bütün Meclis başkan vekilleri buradaki oylamaların ve yoklamaların sıhhatli bir şekilde yapılması için elinden gelen tüm gayreti gösterirler.

Bizler tabii ki, zaman zaman bir uyarıda da bulunuyoruz yani özellikle oy pusulası veren sayın milletvekillerinin içeride bulunması noktasında gerekli uyarıları da yapıyoruz. Bu uyarıyı zaman zaman unutabiliriz, başka türlü saiklerle olmayadabilir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, bir saniye…

Özellikle, 31 Mart 2016 Perşembe günü altına Sayın Meclis Başkanımızın ve tüm grupların grup başkan vekillerinin imzalamış olduğu mutabakat metninin 10’uncu maddesi şöyle diyor: “Yoklama ve oylamalar için verilen süre bittikten sonra kesinlikle pusula kabul edilmeyecektir.” Doğru, hiç kimse kabul etmiyor. “Elektronik cihaza girenlerin yeterli sayıya ulaşamadığı yoklama ve oylamalarda pusula gönderen milletvekillerinin isimleri okunarak Genel Kurulda olup olmadıkları tespit edilecektir.” Aynen, uyguluyoruz. “Ancak, başkan vekili, oylama ve yoklama bitmeden pusula gönderen milletvekillerinin Genel Kuruldan ayrılmamaları konusunda gerekli uyarıyı yapacaktır.” diye 31 Mart 2016 tarihli altında tüm grupların başkan vekilleriyle Meclis Başkanımızın imzasının olduğu mutabakat metni. Bunu zaman zaman unutuyor olabiliriz, ben bunda bir kasıt, kesinlikle bir beis de görmüyorum. Zaman zaman bu tür vakalar oluyor ama şunu söylüyorum: Burada olmayan sayın milletvekillinin ne pusulası değerlendirmeye alınmıştır ne oyu geçerli kılınmıştır, dolayısıyla sahte oy kullanma diye şu anda bir konu da söz konusu değildir.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yazık, yazık!

BAŞKAN - Bunu özellikle ifade etmek istiyorum ve hepinize teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yerimden iki cümle söyleyeceğim oturacağım. Lütfen…

BAŞKAN – İsterseniz yerinizden bir dakika mikrofonu…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yok yok, şuradan sakin sakin…

BAŞKAN – Buyurun, söyleyin hemen.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Genel Kurulda sahte oy kullanılmasıyla ilgili Meclis Başkanlığının samimi, gerçekçi ve olayın ne olduğu konusunda aydınlatıcı bilgi vermesini ve sorumlular hakkında işlem başlatılacak girişimlerde bulunmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak meşru olmak kaydıyla her türlü sonuca razıyız. Ama anlaşılıyor ki Mecliste yapılan bu tablo karşısında bence Türkiye’deki bütün seçim güvenilirliğini konuşmakta yarar var.

Bakın, o gün ne oldu değerli AKP’li arkadaşlarım; sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Başkan, cuma günü Emekli Sandığı Kanunu görüşülürken AKP Grubunun vermiş olduğu bir önergede biz bir yanlışlık fark ettik Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak. Arkadaşlarımız burada. Kendilerini davet ettik, dedik ki: “Bu verdiğiniz önerge yanlış yani yapılacak düzenlemeyi etkileyebilir. Bu nedenle önergenizi düzeltin değerli arkadaşlarım.” Sorumlu bir muhalefet anlayışı içerisinde, milyonları ilgilendiren konularda yanlışlık yapılmaması adına, Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük bir özen ve dikkat içerisinde olduk. Böyle bir tabloyu siyaset konusu dahi yapmadık o gün, yapabilirdik, sırası geldiğinde yapabilirdik, yapmaya tenezzül dahi etmedik çünkü çıkacak bir yasa Türkiye’yi ilgilendiriyor. Amacımız, yanlış yapılmasın, bu Meclisten yanlış bir kanun çıkmasın. Ama böylesine özenli ve dikkatli davranırken, Meclisin itibarını her şeyin üstünde tutan bir anlayışla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak böylesine bir dikkati gösterirken yapılan olayın bir başka yollardan savunuluyor olması kabul edilebilir değildir.

Şimdi, yapılan açıklamalardan sonra, Meclis Başkanlığındaki talebimizin gereğinin yapılmasını talep ediyoruz Sayın Başkanım. Bu konuda sizin de duyarlı olacağınızı ve bu konuda en kısa zamanda bize bilgi verilip hangi işlemi başlatacağınız konusunda bizlere bir bilgi vereceğinizi umut ediyorum çünkü bu, sadece bizim işimiz değil. Siz de yemin ettiniz hukukun üstünlüğüne, hepimiz yemin ettik, “Milletvekilliği seçilme yeterlilikleri arasında ‘sahtecilik’ vardır, sahtecilik yapılmasın.” dedik. Dolayısıyla bu, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil, AKP’nin de, MHP’nin de, HDP’nin de, bütün Türkiye’nin beklentisi olan bir konudur. Bu konuda Meclis Başkanlığının bizlere samimi, gerçekçi ve olayın ne olduğu konusunda aydınlatıcı bilgi vermesini ve sorumlular hakkında işlem başlatılacak girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök. Gerekli değerlendirmeler yapılıp size de inşallah geri dönüş yapılacaktır.

Şimdi şundan emin olun ki: Burada Meclis Başkanlık Divanı kimlerden teşekkül ederse etsin, tüm arkadaşlarımız, hep birlikte burada oylamaların ve aynı zamanda yoklamanın, usulüne uygun yapılması noktasında azami titizlikle dikkat ediyor. Bundan sonraki süreçte de hiçbir usulsüzlüğün buradan geçmemesi için mutlaka elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz.

Sayın Hamzaçebi, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, toplantı yeter sayısı arandığında sisteme girmeyen milletvekillerinin toplantı yeter sayısına dâhil edilmeyeceklerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir konuyu daha Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum. Sayın Elitaş açıklama yaparken Genel Kurulda bulunmadığım için tutanağı istedim. Tutanakta şöyle bir cümlesi var: “Genel Kurulda bulunup da oya katılmayan milletvekilleri yetersayıya dâhil edilirler.” Yani oturumda olan Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partilerin milletvekillerini kastediyor. “Onların da toplantı yeter sayısına dâhil edilmesi gerekir.” diyor. Parlamento hukukumuzun kuralları açıktır. Bugüne kadar da bütün milletvekilleri, bütün gruplar tanıktır. Toplantı yeter sayısı talebi olduğunda onun var olup olmadığı aranırken oylamaya girmeyen milletvekilleri, sisteme girmeyen milletvekilleri daha doğrusu toplantı yeter sayısına dâhil edilmezler. Bunu da Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Şimdi, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır. önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

İkinci sırada okutacağım Meclis araştırması önergesi, beş yüz kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır. Ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye’de öğretmen atamaları ve ücretli öğretmenlikle ilgili yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/414)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

“Türkiye’de öğretmen atamaları ve ücretli öğretmenlikle ilgili yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

 

1)Zühal Topcu                                                   (Ankara)

2)Emin Haluk Ayhan                                           (Denizli)

3)Ahmet Kenan Tanrıkulu                                   (İzmir)

4)Oktay Öztürk                                                   (Mersin)

5)Saffet Sancaklı                                               (Kocaeli)

6)Ahmet Selim Yurdakul                                     (Antalya)

7)İsmail Faruk Aksu                                           (İstanbul)

8) Yusuf Halaçoğlu                                            (Kayseri)

9) Kadir Koçdemir                                              (Bursa)

10) Mevlüt Karakaya                                          (Adana)

11) Deniz Depboylu                                           (Aydın)

12) Ümit Özdağ                                                  (Gaziantep)

13) Şefkat Çetin                                                (Ankara)

14) Zihni Açba                                                   (Sakarya)

15) Fahrettin Oğuz Tor                                       (Kahramanmaraş)

16) Mustafa Kalaycı                                           (Konya)

17) Mehmet Parsak                                            (Afyonkarahisar)

18) Arzu Erdem                                                  (İstanbul)

19) Mehmet Erdoğan                                          (Muğla)

20) Mustafa Mit                                                  (Ankara)

21) Kamil Aydın                                                 (Erzurum)

Gerekçe:

Kadrolara atama bekleyen öğretmenlerin sayısı ülkemizde gün geçtikçe artmaktadır. Atama bekleyen öğretmen sayısına oranla, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen kadro sayısının yetersizliğinden dolayı öğretmenler atanamamaktadır.

ÖSYM’nin açıkladığı 2015 ÖABT sınavının sayısal verilerine göre, 16 branşta sınava giren öğretmen sayısı 283.583’tür. Ancak ÖABT sınavına girmeyen branş öğretmenleri vardır. Bu yüzden eğitim bilimleri sınavına başvuru yapan öğretmen sayısı 428.459’dur.

Mezun sayısı her sene bu oranda artmaya devam ederse bu oranda devam ederse atama bekleyen öğretmen sayısı 3 yılda 3 katına çıkar.

ÖSYM’nin bu öğretmen sayısı verileri aslında yeterli değildir. Çünkü bu sınava artık ümidini kaybetmiş, kamuda öğretmen olamayacağını düşünen birçok öğretmen başvurmamaktadır.

Atanamayan öğretmenlere herhangi bir başka beceri alanları oluşturulmadığından hayatlarını idame ettirebilmek için farklı işlerde çalışmaktadırlar. Kimi devlet memuru, kimi polis, kimi asker olarak, kimisi ise özel sektörde çalışmaktadır.

Atanamayan öğretmenlerin yaşadıkları vicdanları sızlatmaktadır. Atanamadıkları için; üzüntüden kanser olanlar, bunalıma girerek intihar edenler, inşaat, lokanta ve oteller gibi özel sektörde çalışanlar bulunmaktadır. Ayrıca, lisanstan mezun olduktan sonra hakkı olan öğretmenlik mesleğini yapmak isteyenler ise, özel sektörde dönen çarkın dişlileri arasında ezilmektedir.

Hükûmetin tutarsız politikaları, bakanların ve Başbakanın birbirleriyle çelişen ifadeleri atanamayan öğretmenlerin psikolojisini bozmuştur. Atanamayan öğretmenlerde intihar sayısı geçen sene yaklaşık olarak 40’a ulaşmıştır.

Ücretli öğretmen sayısı da her yıl daha da artmaktadır. Bu sene açıklanan ücretli öğretmen sayısı yaklaşık olarak 80 bin civarındadır. Öğretmen açığı, ücretli öğretmen ile çözülmeye çalışılmaktadır. Ücretli öğretmenlerin hangi bölüm mezunu olduğuna ve formasyonu olup olmadığına bakılmaksızın görev verilmektedir. Mevsimlik işçi mantığıyla alınan ücretli öğretmenlerin hangi mantık anlayışına göre görevlendirildiği belli değildir.

Eğitim fakültelerinin sayısı son on dört yılda artarak 94’e yükselmiştir. Eğitim fakülteleri ve formasyon eğitimlerinden mezun olan kişi sayısı her yıl 90 bini bulmaktadır. Mezun öğretmen sayısı bu kadar fazla olmasına rağmen Hükûmet her geçen gün eğitim fakültelerinin sayısını artırmaktadır. Plan, program yapılmadan atılan adımlar maalesef kötü sonuçlar doğurmuştur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Türkiye’de öğretmen atamaları ve ücretli öğretmenlikle ilgili yaşanan soranların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

2.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve 20 milletvekilinin, Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Planla (OVMP) ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/415) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Orta Vadeli Program (OVP) ve Orta Vadeli Mali Plan (OVMP)’nin zamanında yayımlanmayarak, Orta Vadeli Mali Plan, Yatırım Genelgesi ile Bütçe Hazırlama Rehberinin aynı günde yayımlanmakta olduğu görülmektedir. Ayrıca, 2016-2018 arasındaki üç yıllık dönem için üç ay arayla hazırlanan OVP’lerin hedefleri ve öngörüleri arasında derin farklar ortaya çıkmaktadır. Bu durum ekonomik açıdan özel sektör ile yabancı yatırımcıların kararlarında tereddütlerin ortaya çıkması ve objektif karar verme imkânlarının kaybolmasına neden olmaktadır. Bunlara ilave olarak, ülkemiz için hayati öneme sahip Merkezî Yönetim Bütçesinin hazırlanması ve TBMM’nin bütçe hakkının doğru bir şekilde kullanılması engellenmektedir. Bu itibarla, 2016-2018 yıllarına ilişkin OVP ve OVMP’nin hazırlık sürecinde gerek yasa ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen mükellefiyetlerin yerine getirilmesindeki problemlerin gerekse kısa süre içinde aynı dönem için hazırlanan OVP’lerin makro hedefler ve öngörüleri arasındaki derin fakların nedenlerinin araştırılarak, kamu kurumları, özel sektör ve yabancı yatırımcılara ışık tutacak ve güven verecek programların hazırlanabilmesi için gerekli hususların tespiti amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçe doğrultusunda Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

2) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

3) Saffet Sancaklı                              (Kocaeli)

4) Oktay Öztürk                                                        (Mersin)

5) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

6) Yusuf Halaçoğlu                            (Kayseri)

7) Mehmet Erdoğan                            (Muğla)

8) Erkan Haberal                                                      (Ankara)

9) İsmail Faruk Aksu                          (İstanbul)

10)Kadir Koçdemir                                                    (Bursa)

11) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

12) Deniz Depboylu                           (Aydın)

13) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

14) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

15) Ahmet Selim Yurdakul                                         (Antalya)

16) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

17) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

18) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

19) Şefkat Çetin                                                       (Ankara)

20) Fahrettin Oğuz Tor                       (Kahramanmaraş)

21) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

Özet Gerekçe:

Bilindiği üzere, 5018 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan Orta Vadeli Harcama Sisteminde; en önemli aşama çok yıllı bütçelemenin politik ve mali temellerini belirleyen makro çerçevenin oluşturulmasıdır. Makro çerçeve Orta Vadeli Program (OVP), mali çerçeve ise Orta Vadeli Mali Plan (OVMP) tarafından oluşturulmaktadır.

OVP ve OVMP dokümanlarının yayımlanma tarihleri, 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı KHK’nın 17’nci maddesiyle değiştirilmiştir. Buna göre; OVP’nin yayımlanma tarihi "Mayıs ayının sonu" yerine "en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar" şeklinde, OVMP’nin yayımlanma tarihi "Haziran ayı sonu" yerine "en geç Eylül ayının on beşine kadar" şeklinde değiştirilmiştir. Ancak, Orta Vadeli Program hâlâ zamanında yayımlanamamaktadır.

Nitekim, 2015 yılında da OVP öngörülen süreden bir ay sonra 11 Ekim 2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış, 1 Kasım 2015 seçimlerinden iki ay sonra bahse konu program ve Mali Plan güncellenerek 11/1/2016 tarihli Resmî Gazetede tekrar yayımlanmıştır.

Esasen uzunca bir süredir OVP hedefleri tutturulamamakta, sürekli revize edilmek zorunda kalınmaktadır. Geçmiş program hedefleri ile karşılaştırıldığında temel varsayımlar ve makro değişkenler hakkındaki tahminler kısa süre içinde önemli değişikliklere uğratılmakta, bu durum programın güvenilir bir referans belge olma özelliğini ortadan kaldırmakta, genel ekonomide karar birimlerini yanılgıya, belirsizlik ve güvensizliğe sürüklemektedir.

Küresel düzeyde gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışının hızlandığı bir dönemde, program metinlerinin kredibilitesi, ülkemize gerekli yatırım ve dış kaynak girişinin sağlanması bakımından önemli bir konu hâline gelmektedir. Üç yıllık perspektifte hazırlanan bu metinlerin zamanında hazırlanmaması, kısa sürede güncellenmesi, belgenin güvenilirliğinin azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca, Parlamentonun bütçe hakkını doğru kullanamamasına yol açmaktadır.

Diğer taraftan, OVP’den sonra yayımlanması gereken 2016-2018 Dönemi Yatırım Programı Hazırlıkları ile İlgili Kalkınma Bakanlığı Genelgesi, Bütçe Çağrısı ve Eki Bütçe Hazırlama Rehberi de 11/1/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ise bu tarihten sadece dört gün sonra 15/1/2016 tarihinde TBMM’ye sunulmuştur. Bu durumda bakanlıklar ve kamu kurumlarının ellerinde makro çerçeve olmadan bütçe tekliflerini hazırladığı anlaşılmakladır.

Bu itibarla, OVP ve OVMP’nin hazırlık sürecinde gerek yasa ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen mükellefiyetlerin yerine getirilmesi gerekse kısa süre içinde aynı dönem için hazırlanan OVP’lerin makro hedefler ve öngörüleri arasındaki farkların araştırılarak, kamu kurumları, özel sektör ve yabancı yatırımcılara güven verecek programların hazırlanabilmesi amacıyla gerekli hususların tespiti için Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçe doğrultusunda Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

3.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve 19 milletvekilinin, kamuya açık bir bankaya ilişkin olarak yapılan ve basında yer alan haberlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/416)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son dönemde bankalar ve Borsa İstanbulda (BİST) işlem gören, halka açık şirketlere yönelik olarak sermayedarlar, ortaklar ve hissedarların hukuk güvencesini ortadan kaldırabilecek, hak ve menfaatlerinin zarara uğramasına yol açabilecek nitelikte yorumların yapıldığı görülmektedir.

Bu çerçevede, finansal sistemimizde önemli yer tutan, halka açık bir bankamıza ilişkin olarak son günlerde basında yer alan haberlerin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili kurumların görev ve yetkileri çerçevesinde ele alınıp yapılması gerekli girişimlerin ve bu konuda alınacak tedbirlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince ekte yer alan gerekçe doğrultusunda Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

 1) Emin Haluk Ayhan                         (Denizli)

 2) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                        (İzmir)

 3) Saffet Sancaklı                             (Kocaeli)

 4) Ruhi Ersoy                                                          (Osmaniye)

 5) Oktay Öztürk                                                       (Mersin)

 6) Erkan Akçay                                                        (Manisa)

 7) Yusuf Halaçoğlu                           (Kayseri)

 8) Mehmet Erdoğan                           (Muğla)

 9) İsmail Faruk Aksu                         (İstanbul)

10) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

11) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

12) Deniz Depboylu                           (Aydın)

13) Baki Şimşek                                                       (Mersin)

14) Ümit Özdağ                                                         (Gaziantep)

15) Erkan Haberal                                                     (Ankara)

16) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

17) Fahrettin Oğuz Tor                        (Kahramanmaraş)

18) Zuhal Topcu                                                        (Ankara)

19) Ahmet Selim Yurdakul                                         (Antalya)

20) Seyfettin Yılmaz                           (Adana)

Gerekçe:

Son günlerde, finansal sistemimizde önemli yer tutan halka açık bir bankamıza yönelik olarak, sermayedarlar, ortaklar ve hissedarların hukuk güvencesini ortadan kaldırabilecek, hak ve menfaatlerinin zarara uğramasına yol açabilecek nitelikte yorumların yapıldığı görülmektedir.

Benzer nitelikte daha önce sistemdeki bir başka banka için meydana gelmiş bir olay neticesinde söz konusu bankanın yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir.

Küresel düzeyde gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışının hızlandığı, bizzat Sayın Başbakanın katılımıyla ülkemizim yatırım için avantajlı bir ülke olduğu imajının güçlendirilmeye çalışıldığı bir dönemde, ülkemiz imajına zarar verebilecek, aynı zamanda hür teşebbüse yönelik müdahalelerden biri olarak algılanabilecek böyle bir gelişmenin ülkemizin 2016 yılında ihtiyaç duyduğu yabancı yatırım ve kaynak ihtiyacının karşılanması konusunda ciddi zararlara neden olabileceği aşikârdır.

Bu tür bir girişim neticesinde bazı bankaların fona devriyle sonuçlanan ve ortakların açmış oldukları hukuk mücadelesiyle devam eden süreçte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince hükmedilen yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkûm edilen ülkemizin yeniden buna benzer tazminat talepleriyle karşılaşma riski de bulunmaktadır.

Diğer taraftan mali güçleri kadar güven ve itibara da ihtiyaç duyan ve faaliyetlerini bu değerler üzerinde sürdüren finans kuruluşlarının maruz kalabilecekleri müdahaleler ve spekülasyonların yalnızca bankaları, ortaklarını, hissedarlarını ve halka açık olmaları durumunda yatırımcılarını değil, bütün finansal sistemi etkileyebileceği ve ülkemizin yabancı yatırımcılar için güvenilir bir ülke olduğu imajını zedeleyeceği ortadadır. Her ne kadar gerek 5411 sayılı Bankacılık Kanunu gerekse 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda ilgili kamu otoritelerine verilmiş ve finans kuruluşlarının mali bünyelerini, kurumsal yapı ve kimliklerini, itibarlarını korumaya yönelik pek çok yetki bulunsa da bu yetkilerin etkin bir şekilde kullanılması önem taşımaktadır. Böyle bir durumda finans kuruluşlarının faaliyetlerini mevzuata uygun olarak sürdürmelerini gözetmek ve denetlemek üzere kurulmuş olan bağımsız kamu otoritelerinin yasalarca kendilerine verilmiş olan yetkilerini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadıklarının, söz konusu yetkilerin mevcut ya da olası spekülasyonların önlenmesi bakımından yeterli olup olmadığının araştırılması gerektiği düşünülmektedir.

Bu çerçevede, son günlerde kamuya açık bir bankamıza ilişkin olarak yapılan ve basında yer alan haberlerin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu çerçevesinde ele alınarak gerek Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gerekse Sermaye Piyasası Kurulunun ilgili kanunlar çerçevesindeki görev ve yetkilerinin kullanılması ve bu konuda gerekli tedbirlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, 9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’le ilgili soruşturmayı yavaşlatan güçlerin ve ilişkilerin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/249) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2017 Pazartesi günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

09/01/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 09/01/2017 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler kısmında yer alan (10/249) esas numaralı "9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile ilgili soruşturmayı yavaşlatan güçlerin ve ilişkilerin araştırılması" amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesi, Genel Kurulun 09/01/2017 Pazartesi günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinde ilk söz, lehinde olmak üzere Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bundan beş yıl önce bugün, Paris’te 3 Kürt siyasetçi kadın, 3 devrimci kadın, uluslararası bir komplo sonucu katledildi. 3 siyasetçinin katil zanlısı olan Ömer Güney, 23 Ocakta hâkim karşısına çıkacaktı ama 17 Aralıkta Ömer Güney’in öldüğü açıklandı. Açıkçası, daha önce Paris mahkemesinin hâkiminin de ifadeleriyle Ömer Güney’in mahkeme karşısına çıkmasını engelleyecek bir sağlık problemi olmadığı ifade edilmişti.

Ömer Güney’in ilişkileri ve bu uluslararası komplo sonucu gerçekleşen katliamın boyutuna baktığımızda, açıkçası, Ömer Güney’in ölümünün de şüpheli olduğunu da söylemek isteriz. Çünkü Ömer Güney’in ilişkileri ve bu uluslararası komploda yer alan güçlerin açığa çıkması, bu mahkemede birçok sorunun da cevabı olacaktı. Dolayısıyla, bununla yüzleşmek istemeyen bu komplonun ortakları, açıkçası, bunun da örtbas edilmesi için bunu engellediler.

Ömer Güney’in ilişkileri çokça tartışıldı, özellikle Millî İstihbarat Teşkilatıyla olan ilişkileri günlerce medyada yer aldı. Ömer Güney’in, bu katliamın tetikçisinin bu eylemi yaparken, bu katliamı yaparken Millî İstihbaratın yönlendirmesi ve emriyle yaptığına dair basında çokça belge ve tanığın ifadesi yer aldı. Hâlâ bile internette bu ses kayıtlarına rastlamak mümkün. 12 Ocak 2014 tarihinde internette yer alan bir ses kaydında Ömer Güney ve MİT yetkilisi olduğu söylenen kişilerin görüşmeleri var. Bu görüşmelerde, diğer Kürt siyasetçiler olan Remzi Kartal, Nedim Seven ve İbrahim Gündoğdu’nun nasıl katledileceğine, suikastın nasıl gerçekleştirileceğine dair, silahların nasıl temin edileceğine dair görüşmeler var ve bu ses kayıtları hâlâ daha İnternet ortamında.

Yine, aynı tarihlerde Birgün gazetesine, basına MİT’in Ömer Güney’e 6 bin euro verdiğine dair çokça bilgi, belge ve tartışma yansıdı. Yine, bu katliamda rol alan MİT mensuplarının -ki isimleri de açıkça paylaşılıyor bu metinlerde- görevlerinin aslında değiştirildiğini yani ödüllendirildiğini, terfi ettirildiğini bizler bu medyaya yansıyan haberlerden biliyoruz, çokça size de bu soruları sorduk. Ama maalesef Hükûmet ve iktidar her zaman olduğu gibi yine bu konuda da üç maymunu oynuyor.

Bakın, bu Paris katliamının üzerinden beş yıl geçti ama daha birkaç ay önce yine Almanya’da bir operasyon oldu. Bu operasyonda onlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gözaltına alındı ve bu operasyonun yapılma gerekçesi, Alman polisinin ifadeleriyle, yine Avrupa’da Kürt siyasetçilerine yönelik suikast olacağına dair istihbaratın alındığı söylendi ve yine bu operasyonda MİT’in ilişkili olduğu görüşleri ifade edildi.

Yine, daha geçen hafta, Akit gazetesi yazarı ve aynı zamanda eski Refah Partisi Milletvekili Şevki Yılmaz, şöyle bir demeçte bulunarak “MİT’i göreve davet ediyorum -özellikle bizim milletvekillerini hedef göstererek- kelle almasını istiyorum.” şeklinde bir beyanda bulundu. Bizler MİT’in siyasi suikast ya da cinayet işlemeye davet edene yönelik sizin bir açıklama yapmadığınızı biliyoruz. Bu konuda yine bir ifadede bulunmadınız. Dolayısıyla, şunu sormak isteriz: MİT’in siyasi cinayet işlemek gibi ya da buna davet etmek gibi bir görevi var mı? Yok ise neden bunu ifade eden şahsa yönelik herhangi bir soruşturma, herhangi bir açıklama yapılmadı? Bunu da sizden bekliyoruz.

Yine, bu, şunu bize ifade ediyor: Aslında, bütün bu olanlar, Paris katliamı, Almanya’daki operasyon ve son dönemde yapılan açıklamalar, bize, bunun bir siyasi yöntem olarak kullanılmak istendiğini, bunun mesajının verilmek istendiğini açıkça ifade ediyor.

Yine, 2013 tarihinde, sizler de biliyorsunuz, Kürt sorununun, kırk yıllık sorunun demokratik yollardan çözümüne ilişkin, bir kez daha farklı bir yöntemle, diyalogla, müzakereyle çözümüne dair bir irade açığa çıktı ve devlet heyeti de İmralı’da Sayın Öcalan’la bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin hemen akabinde Paris’te bu cinayet işlendi. O zaman da Cumhurbaşkanı Urfa’da yaptığı açıklamada -cemaati de aslında işaret ederek- bunun barış görüşmelerine, diyaloğa ve müzakere sürecine yönelik bir suikast olduğunu ifade etti. Daha sonra, kimi iktidar yöneticileri, kimi iktidardan sorumlu olanlar bu kürsüde de ifade ettiler, bu yönlü beyanlarda bulundular. Ama, biz de bir kez daha size sormak istiyoruz: Siz günlerdir cemaate yönelik operasyonlar yapıyorsunuz. Peki, bu konuda, Paris katliamında ismi geçenlere yönelik herhangi bir soruşturma başlatıldı mı ya da gözaltına alınanlara bu konuyla ilgili bir soru soruldu mu? Ama, biz biliyoruz ki böyle bir soruşturma yapılmadı; hatta, Fransa’da yürütülen soruşturmada gönderilen soruların MİT tarafından cevaplandırılmadığını ve buradaki mahkemenin de dosyaya gizlilik kararı getirdiğini biliyoruz. Peki, bu konuda sorumluluğunuz yok ise neden üstü örtbas ediliyor? Bu sorunun tartışılması, açığa çıkarılması için verdiğiniz ya da bizim burada tartışmaya açtığımız araştırma önergelerimiz, soru önergelerimiz neden cevapsız bırakılıyor? Ama biz biliyoruz ki özellikle bu son iki yıldır AKP iktidarının ve iktidarlarının ürettiği siyaset… Açıkçası, işine geldiği zaman susan, politikalarıyla uyuşuyorsa göz yuman ama işine gelmediği zaman da “Ben yapmadım, o yaptı.” diyerek farklı ittifakları, farklı güçleri işaret eden bir siyaset izlediklerini bizler biliyoruz ama siz, bu konuda, bunu açığa çıkarmadığınız müddetçe bu işteki siyasi sorumluluğunuzu da üzerinizden atamazsınız.

Yine, bizler bir şeyi çok daha iyi biliyoruz, o da -bildiğimiz şey- bu devlet geleneğinde, eğer Kürt iseniz, eğer kadın iseniz ve eğer devrimci ve muhalifseniz aslında katliamların aydınlanmama geleneği var. Bu geleneği biz Musa Anter’den biliyoruz, biz Ceylan Önkol’dan biliyoruz, biz Roboski katliamından biliyoruz. Yine, bu katliamın diğer bir nedeni de, aslında kadın mücadelesine ve kadın öncülüğünedir. 9 Ocak 2013’te Paris’teki 3 kadın siyasetçinin katliamının ardından bu sefer de Silopi’de 3 Kürt siyasetçi kadın, kadın özgürlük mücadelesinin öncüsü 3 kadın katledildi. Bu bir tesadüf değildir; bu bir zihniyetin, aslında aynı zihniyetin yaptığı politikanın sonuçlarıdır: Dolayısıyla, kadın mücadelesine, kadın özgürlüğüne karşı duyulan kinin, öfkenin, nefretin ve kadın düşmanı politikaların bir sonucudur. Çünkü, aslında, sizin bu topluma dayatmak istediğiniz kafanızdaki dünyaya, tekçi, cinsiyetçi gömleğe karşı direnen kadınlardır. Sizin bu yapmak istediğiniz rejimin önünde engel olarak gördüğünüz, kadın özgürlük mücadelesini veren kadınlardır. Onun içindir ki aslında ablukalarda kadın bedeni çokça teşhir edildi. Her gün yaşamın her alanında cinsiyetçiliği bir politika hâline getirip kadınlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİRAYET TAŞDEMİR (Devamla) – …olması gerekenleri değil, aslında kafanızdaki dünyada yer alan dünyayı, yer alan yeri göstermeye çalışıyorsunuz ama şunu bilin ki, bizler kadınlar olarak bu cinayetler aydınlanana kadar bu mücadelenin arkasında olacağız, takipçisi olacağız, ta ki eşit, özgür ve adil bir dünya gelene kadar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşdemir.

Önerinin aleyhinde ilk söz Ankara Milletvekili Murat Alparslan’a aittir.

Buyurun Sayın Alparslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT ALPARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum. HDP grup önerisinin aleyhinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

AK PARTİ kurulduğundan beri, faili meçhullerin, karanlık ilişkilerin, kirli tezgâhların ve tuzakların ve de tertiplerin karşısında durmuş ve buna tevessül edenlerin de her zaman açığa çıkarılması için demokratik, hukuki bir mücadeleyi, bir siyaset prensibi olarak hayata geçirmiş bir partidir. Bu genel yaklaşımından dolayı, özellikle bu somut olaya ilişkin de ayrıca yeni bir komisyon kurulması ve Meclis araştırması yapılmasının da gerekli olmadığı kanaatindeyiz. Bu sebeple, HDP’nin hem partimize hem de AK PARTİ hükûmetlerine dönük olarak ortaya koymuş olduğu iddiaların, ithamların da karşısında, peşinen reddettiğimizi ve kabul etmediğimizi de ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, tarihî günleri yaşıyor ve şahitlik ediyoruz. Aziz milletimizin, temsilcileri marifetiyle kurucu iktidar yetkisini kullanacağı zamanlarda bulunuyoruz. Uzun süredir ülkemizin, milletimizin gündeminde olan ve millet iradesini egemen kılacak, millî egemenlik üzerindeki ipotekleri kaldıracak, ayağına bağlanan prangaları çözecek ve her türlü vesayeti reddedecek diye umduğumuz Anayasa değişiklik teklifi, nihayet teklif olarak Meclise sunulmuş, Komisyondan geçmiş ve Meclis Genel Kurulumuza intikal etmiştir. Bu süreçte her bir milletvekili arkadaşımızın, hem tarihî hem siyasi hem vicdani hem de insani olarak sorumluluk bilinciyle bu sürece katkı sağlayacağını umuyor, niyetimizin hayır ve inşallah akıbetin de hayır olacağını temenni ederek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Hayırda” hayır vardır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alparslan.

Önerinin lehinde ikinci söz İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, bugün Meclisin önünde yaşanan bir olayı kınadığımı ifade ederek sözlerime başlayacağım. Ankara Baro Başkanı, 50’ye yakın sivil toplum kuruluşuyla birlikte, Meclisin önünde, bugün “tarihî” dediğimiz bu görüşmelerle ilgili, Anayasa değişikliğiyle ilgili bir açıklama yapacaktı ama Meclis ablukaya alındı, bütün yollar kesildi ve yurttaşın vekiline söz söylemesi engellendi. Gerçekten, niye böyle yapılıyor, neyin korkusu, milletten ne saklıyorsunuz, bunu anlamak zor.

Değerli milletvekilleri, HDP grup önerisindeki olay, 9 Ocak 2013’te Paris’te işlenen cinayet, 3 kadının öldürülmesi ve arkasındaki, devam eden süreç, aslında Türkiye Cumhuriyeti devletinin saygınlığını da zedeleyen bir süreç. Bu konuyla ilgili dışarıda ve içeride dünya kadar araştırma yapılmış, kitaplar yazılmış, makaleler yazılmış ve bu cinayetin perde arkasıyla ilgili onlarca soru işareti var. Belli ki bir faili meçhul.

Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan arkadaşımız kendi dönemlerinde faili meçhullerin üzerine gidildiğini söyledi. Doğru, ilk dönemde, gerçekten -AKP’nin bir dönemi var, ilk dönem- o muhafazakâr demokrat olduğu dönemde bunlar var ama daha sonra, maalesef, Hrant Dink olayından başlayarak çok sayıda faili meçhul bu Hükûmetin karnesinde duruyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, terör, gerçekten evrensel bir bela, bir sıkıntı, bir sorun. Özellikle 11 Eylülden sonra bizim demokrasilerimizi de tehdit eden en önemli risk, tehdit olarak duruyor. 11 Eylülden sonra bütün demokratik ülkelerde şu meşhur “güvenlik-özgürlük” dengesi güvenliğe doğru kaymaya başlamış ve demokratik devletler yavaş yavaş olağanüstü hâllere, hatta olağanüstü hâl devletlerine doğru evrilmeye başlamışlardır. Bu vesileyle, Türkiye’de de böyle bir süreç yaşamakta olduğumuzu paylaşmak isterim sizinle değerli arkadaşlarım.

Türkiye’nin içine girmiş olduğu bir terör dalgası var. Bu dalganın failleri, nedenleri üzerinde ne kadar konuşuyoruz, bunlar tartışılabilir. Hükûmet sürekli olarak, olayın üzerine gitmek yerine bir “üst akıl” söylemi tutturmuş, sürekli bir şekilde “Biz çok önemli işler yaptık, medeniyetimizi ayağa kaldırıyoruz, yollar yaptık, havaalanları, tüneller yaptık. Dolayısıyla bütün bunları çekemeyenler, üst akıl bizim işimizi karıştırıyor, bunların sebebi üst akıl.” diye takdim ediyor.

Değerli arkadaşlarım, üst aklın olduğunu… Yani “üst akıl”dan kastettiğiniz nedir? Dünyada uluslararası, devletler arası mücadeleyi mi kastediyorsunuz? Evet, uluslararası mücadelede, uluslararası ilişkilerde terör maalesef bir araç olarak kullanılıyor, bunu biliyoruz. Üst akıl; Amerikası, Rusyası, Fransası, Avrupa Birliği, İsrail’i, her şey var, var da “Biz neredeyiz, bizim aklımız nerede?” diye bir soru var. Seçilmiş çoğunluk, üst akla karşı kendi aklını kullanarak bu oyunları açığa düşürmekle görevlidir. Değerli arkadaşlarım, üst aklı bilmem ama bizde bir ortak, kolektif, iç akılla ilgili bir sorun var. Gerçekten, bir süreden beri bu Hükûmet, seçilmiş çoğunluk maalesef ülkeyi yönetemiyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, bir etnik ve dinî motivasyonu olan terör ve terör örgütleriyle karşı karşıya. Bütün bunların üzerine cesaretle gidilmesi gerekirken, son zamanlarda yaşadığımız terör olaylarına bakıyoruz, dünya kadar istihbarat ve güvenlik zaafıyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunlardan çok daha önemli olan bir şey var: Türkiye’nin içine girmiş olduğu iklim. Yani iyi yönetilemiyor Türkiye ve Türkiye’de özellikle 7 Haziran sonrasında ortaya çıkan iklim bütün bu sorunların bir vasatını oluşturmaya başladı.

Değerli arkadaşlar, 7 Haziranda ne olmuştu hatırlayın: Adalet ve Kalkınma Partisinin, işte, Genel Başkanları diyeceğim, Sayın Erdoğan’ın, başkanlık vurgusuyla, motifiyle sürdürmüş olduğu bir seçim vardı, bu seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidar olma şansını kaybetti, tek başına iktidar olamadı. Sonunda -Erdoğan diyelim, Sayın Cumhurbaşkanı diyelim, Adalet ve Kalkınma Partisi diyelim- iktidarı paylaşmayı reddetti, kabul etmedi, koalisyonları istemedi. O dönemde yaşanan dünya kadar olaylar var. Bu olayların birçoğu da faili meçhul değerli arkadaşlarım. Hele o 7 Hazirandan sonra esasen Türkiye neredeyse 1990’lı yıllarda olduğu gibi yeni bir faili meçhuller zincirinin içine girmiş durumdadır değerli arkadaşlarım. Dünya kadar cinayet oldu. Ceylânpınar’da ne oldu, Suruç’ta neydi, Ankara’da neler yaşandı, Ankara katliamında; bütün bunları bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var, Hükûmet ya da Sayın Cumhurbaşkanı diyelim, terör ve ekonomik istikrarsızlık tehdidiyle korku oluşturarak halktan, 1 Kasımda tekrar, 7 Haziranda kaybetmiş olduğu tek başına Hükûmet olma şansını elde etti.

1 Kasımdan bu yana tek başına Hükûmetsiniz, tekrar tek başına Hükûmetsiniz değerli arkadaşlarım, koalisyonsuz ama ondan sonra neler yaşandı? Şimdi, oturup konuşalım, iç barış nedir, terörün durumu nedir, karnelere bakalım. O günden bugüne ne kadar insanımız -binlerle ifade ediyoruz değerli arkadaşlarım- ne kadar güvenlik görevlisi, polis, jandarma, korucu, ne kadar sivil halk öldü, bunların sayısını bilemiyoruz neredeyse.

Değerli arkadaşlarım, 1 Kasımdan sonra, sadece o değil, dış politikada yaşadıklarımız neler? Şu anda Türkiye neredeyse -neredeyse değil- savaşın içinde. Suriye’deki savaştan bugüne kadar 47 şehit geldi değerli arkadaşlarım. Şimdi, Anayasa görüşmeleri yapacağımız bugünlerde önemli bir rakam bu. Ekonomi nerede, dolar nerede, bakıyor musunuz arkadaşlar? 1 Kasımdan sonra tek başına Hükûmetsiniz, koalisyon yok değerli arkadaşlarım, on beş seneden beri yok ama 1 Kasımdan sonra önemli bir şey daha yaşandı ve siz Türkiye’de olağanüstü hâl ilan ettiniz. 15 Temmuzda demokrasimize kastedildi değerli arkadaşlar, hep beraber karşı çıktık. Ondan sonra olağanüstü hâli çıkardınız. Şu anda Türkiye’yi olağanüstü hâlle yönetiyorsunuz, tek başınıza yönetiyorsunuz, koalisyonsuz ve olağanüstü hâlle yönetiyorsunuz. Ondan sonra olanlar da ortada değerli arkadaşlarım. Olağanüstü hâlle yönetiyorsunuz derken Anayasa’ya uyarak yönetmiyorsunuz. Anayasa, olağanüstü hâlle ilgili çıkacak kanun hükmündeki kararnameleri olağanüstü hâlin nedeniyle sınırlar ama siz, rektör atamalarından, trafik tescillerinin noter tarafından yapılmasından Millî Piyangonun, at yarışlarının Varlık Fonu’na bağlanmasına kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yapması gerekli her şeyi kanun hükmündeki kararnamelerle yapıyorsunuz. Yani tek başınıza yönetiyorsunuz, koalisyonsuz ve tek adam yönetiyor değerli arkadaşlarım. Hükûmetin, bakanlıkların ve Meclisin durumunun ne olduğunu hep beraber burada görüyoruz.

Şimdi, böylesine bir ortamda “Biz yeni bir anayasayla bu OHAL ve tek adam yönetimini kalıcılaştıracağız, fiilî olan bu durumu resmîleştireceğiz.” diyorsunuz değerli arkadaşlarım, dediğiniz şey budur. Peki, niçin? Size soruyoruz: Bu ülkede on beş seneden beri neyi yapmaya çalıştınız? Hadi ilk dönemde vesayet kurumları şunlar bunlar vardı, bu kurumların tamamını ele geçirdiniz. Sizin aslında vesayet kurumlarıyla ilgili hiçbir dönem, hiçbir probleminiz olmadı. Esastan, kategorik olarak onlardan şikâyetçi olmadınız; o kurumların içindekilerden şikâyetçi oldunuz. Siz ele geçirdiniz bu vesayet kurumlarını ve tepe tepe kullanmaya başladınız.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül darbe anayasasında Cumhurbaşkanlığı da bir vesayet kurumu olarak kurgulanmıştı, Evren’e göre. Siz o Cumhurbaşkanlığını aldınız, OHAL yetkilerini verdiniz, şimdi bu tek adam yönetimini, fiilî yönetimi, maalesef, kalıcı olarak resmîleştirmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, ekonomi yanıyor, dolar fırladı; 3,70’i filan geçti. Burada ekonomideki yangını bir miktar azaltmak için sırayla çıkardığınız torba yasalardan bir tanesini görüşüyorduk, görüşecektik ama maalesef, çoğunluğu sağlayamadınız, sahte oy kullandınız ve şu anda o yasayı görüşemiyoruz. Niye dolar yükseliyor, bilemiyorum çünkü bakanlar ve Sayın Başbakan bu paketi çok önemli olarak görüyordu.

Değerli arkadaşlarım, yapılmaya çalışılan: Gerçekten, mevcut fiilî durum, OHAL’le yönetilen Türkiye; bu fiilî durumu resmîleştiriyorsunuz.

Sayın arkadaşlarım, bir şey daha söyleyeceğim: Müthiş bir mağduriyet edebiyatı yapıyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanı da yapıyor. Gerçekten mağdur oldunuz, Sayın Cumhurbaşkanının mağdur edildiğinin şahidiyim ben, “Muhtar bile olamaz.” diye manşetler atılmıştı. Sayın Cumhurbaşkanı her şey oldu değerli arkadaşlarım, bu millet yaptı; Sayın Cumhurbaşkanı milletvekili oldu, Başbakan oldu, Cumhurbaşkanı oldu, her şey oldu. Şimdi soruyorum: Bu Sayın Cumhurbaşkanı bu milletten ne istiyor değerli arkadaşlarım?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bekaroğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu Fransa olayları yine bu Mecliste, bu kürsüde gündeme taşındı ve bu konuda birçok açıklama yapıldı, gerekli açıklamalar da yapıldı. Yeniden, tekrara girip aynı gündemi getirmektense Anayasa gibi milletimizin beklediği, millî iradenin beklediği konularla ilgili gündeme geçmenin çok daha sağlıklı bir başlık olduğunu düşünüyorum.

Anayasa’yla ilgili genel değişikliğimizle ilgili, Komisyonda tüm siyasi partilerin çok değerli milletvekilleri önemli katkılar sundular; öncelikle bunun altını dikkatle çizmek istiyorum. 21 maddeyle yola çıkılan bu çalışmada, Anayasa değişiklik teklifinde 18 maddeyle Genel Kurula gelindi. Ortak akılla, ortak çalışmayla, ana muhalefetinden muhalefet partilerine kadar, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin ortak mutabakatla çıkardığı bu çalışma Komisyondan Genel Kurulumuza geldi ve bugün itibarıyla, inşallah, Meclisimizde ilk görüşmeler başlayacak. Bu ilk görüşmelerde, bütünü üzerinde yapılacak çalışmalardan sonra, inşallah, oylamaya geçilecek ve asıl sahibine, millî iradenin asıl sahibine, aziz milletimize sunulacak. Aslında, bizim milletimiz, aziz milletimiz asil duruşunu her ortamda, her kritik, her stratejik ortamda öylesine güzel gösteriyor ki, 15 Temmuz bunun en değerli fotoğraflarından biri. Ben inanıyorum ki Anayasa değişiklik teklifinde de, yine referandumla birlikte aziz milletimize sunulduğunda oradan da millî iradenin tecellisi gerçekleşecek.

Anayasa çalışmalarıyla ilgili, değişiklik çalışmalarıyla ilgili, tarihî bir sürece imza atıyoruz. Yani, burada, 550 milletvekilinin, tüm siyasi partilerden çok değerli milletvekillerimizin katkılarıyla tarihe imza atacak bir çalışma olacak diye düşünüyorum çünkü cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte önümüzdeki dönemde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dolar düşecek, terör bitecek, işsizlik bitecek, atanamayan öğretmenler atanacak, elektrik kesilmeyecek, çocuklar PISA sınavlarında yüzde 100 başarı yakalayacak(!)

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – …iki başlıkla ifade etmek gerekirse millî iradeyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin hem istikrarı hem de istikbali için çok değerli bir süreç diye nitelendirebilirim.

O yüzden, bugün itibarıyla başlayacak ve 24 Ocağa kadar sürecek olan çalışmalarda, bugünden, katkı sunacak tüm değerli milletvekillerimize şimdiden teşekkür ediyorum ve bundan sonraki süreçte de inşallah, millî iradenin tecellisinden sonra, gereğini, en iyi şekilde, en güzel cevabı da aziz milletimizin vereceği inancıyla HDP grup önerisi aleyhine görüş belirttiğimi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi vardır. Bu talebi karşılayacağım ve 20 sayın milletvekilinin buradan tespitini yapıyoruz.

Sayın Yıldırım, Sayın Kerestecioğlu, Sayın Önder, Sayın Buldan, Sayın Taşdemir, Sayın Adıyaman, Sayın Kaya, Sayın Irgat, Sayın Danış Beştaş, Sayın Toğrul, Sayın İrmez, Sayın Önlü, Sayın Dora, Sayın Doğan, Sayın Gaydalı, Sayın Özgökçe Ertan, Sayın Erdoğmuş, Sayın Müslüm Doğan, Sayın Baydemir, Sayın Ayhan.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, 9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’le ilgili soruşturmayı yavaşlatan güçlerin ve ilişkilerin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/249) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2017 Pazartesi günkü birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Öneriyi okutuyorum:

2.- CHP Grubunun, 20/12/2016 tarihinde Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Levent Gök, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, siyasi iktidarın izlediği ve Türkiye’yi savaşın cephesi ve bekası tartışılan bir ülke konumuna taşıyan yanlış dış politika uygulamalarının belirlenmesi, tırmanan terör olaylarının önlenememesinin nedenlerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan (8/11) esas numaralı Genel Görüşme Önergesi’nin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, Genel Kurulun 9 Ocak 2017 Pazartesi günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 09/01/2017 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Engin Altay

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Levent Gök, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından “Siyasi iktidarın izlediği ve Türkiye’yi savaşın cephesi ve bekası tartışılan bir ülke konumuna taşıyan yanlış dış politika uygulamalarının belirlenmesi, tırmanan terör olaylarının önlenememesinin nedenlerinin araştırılması” amacıyla 20/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (11 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 09/01/2017 Pazartesi günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk söz Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a aittir.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tezcan, bir kez daha geçmiş olsun diyoruz, iyi gördük sizi.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu arada, saldırıdan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde Genel Kurula ilk katılışım ve Genel Kurula ilk hitap edişim. Bu vesileyle bütün milletvekili arkadaşlarıma, arayan, ulaşan, ulaşamayan -ama herkesin aradığını biliyorum- geçmiş olsun dileklerini ileten bütün milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye son dönemde ciddi bir terör problemiyle karşı karşıya. Hain terör saldırıları artık kentlerimizi yaşanmaz hâle getirme konusunda, toplumu tedirgin etme noktasında bir kararlılık içerisinde. Buna karşı, Parlamento başta olmak üzere, millet olarak terörün bu hedefe ulaşmasının önüne geçecek ne varsa birlikte yapmak zorundayız. Türkiye’nin terörle ilgili geleceğini planlamaya çalışan ve kaynakları birçok alandan beslenen bir hain tertiple karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bütün kamuoyu yoklamalarında, millete sorulduğunda, “Birinci sorununuz nedir?” diye sorduklarında “Ülkenin birinci sorunu terör sorunudur.” diye cevap veriyorlar. Yine, millete sorduklarında, “Sizin şahsınızla ilgili, kendi özel yaşamınızla ilgili birinci sorununuz nedir?” diye sorduklarında bütün kamuoyu yoklamaları işsizlik ve geçim sıkıntısı diyor. Yani iki temel problem, birisi ülkeyle ilgili, birisi de vatandaşın kendi kişisel yaşamıyla ilgili iki temel problem vatandaşı meşgul etmiş ve Türkiye’nin ittifakla çözmek üzere çaba harcaması gereken temel problemler.

Bakın, 11 Şubat 2013 tarihinden bu yana, Cilvegözü terör saldırısıyla başlayan süreçten bugüne kadar terör şehitlerimizin, teröre verdiğimiz kurbanların sayısı 489. Olağanüstü hâl ilan edildi 20 Temmuzda, olağanüstü hâlin her uzatılma gerekçesinde terörle mücadele gerekçe gösteriliyor, son uzatılma gerekçesinde de bu gösterildi. 20 Temmuz olağanüstü hâl ilanından sonra teröre kurban verdiğimiz terör şehidi sayımız 171.

Değerli arkadaşlar, Türkiye böyle bir problemle karşı karşıya ve üstüne üstlük bugün, Anayasa değişikliğiyle ilgili konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alınacağı haberi düştüğü andan itibaren, doların ateşi de aynı şekilde yükselmiş, dolar 3,72’ye çıkmış durumda şu anda. Yani öyle bir Türkiye tablosu var ki, vatandaşın kendi günlük yaşamında temel problemi yoksulluk, işsizlik, geçim sıkıntısı, ülkenin temel problemi terör. Dolar almış başını gidiyor; 3,72 olmuş. Yüzlerce vatandaşımızı toplu saldırılarla, terör saldırılarıyla kaybettiğimiz bir süreçte, Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihî uzlaşmayı yakalayıp o büyük uzlaşmayla teröre karşı mücadele etmek ve bu ciddi ekonomik tansiyonu düşürmek için çaba harcaması gerekirken tek bir şeye takılmış: Türkiye’de devlet yetkilerini bir kişinin elinde nasıl toplayacağız ya da toplamayacağız problemi.

Değerli arkadaşlar, sevgili milletvekilleri; bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşeceğimiz Anayasa değişiklik teklifi Türkiye’nin terör problemini çözecek bir teklif midir, Türkiye’nin ekonomik krizle ilgili uçurumun eşiğine geldiği bu noktada bu problemi çözecek bir teklif midir ben merak ediyorum.

Teklifi veren Adalet ve Kalkınma Partili 316 milletvekili arkadaşımıza soruyorum ve merak ediyorum, diyorum ki: On beş yıldan bu yana AKP tek başına iktidar ve bu millet, bundan önceki birçok partiye nasip etmediği şekilde, Adalet ve Kalkınma Partisine, tek başına neredeyse Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa yakın bir Parlamento çoğunluğu verdi. Ne istediyseniz yaptınız, ne istediyseniz bu Parlamentodan geçirebilecek sayısal çoğunluğunuz var. Şimdi, bu değişiklik Türkiye’nin hangi acil problemini çözecek? Hangi çözemediğiniz sorunu bu değişiklikle çözeceksiniz? Reina saldırısının önüne mi geçilecek, Kayseri saldırısının önüne mi geçilecek? Her gün kaldırmak zorunda kaldığımız, yüreklerimiz yanarak kaldırmak zorunda kaldığımız şehitleri kaldırmaktan vaz mı geçeceğiz? Bu Parlamentoyu günlerden bu yana bununla meşgul etmenin mantığı nedir? Birisi çıksın, samimiyetle millete bunu anlatsın.

Değerli arkadaşlar, bakın, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların hiçbirisi, ne terör ne kriz hiçbirisi devlet güç ve yetkisinin parçalanmış olmasından kaynaklanmıyor. “Yetkinin yarısı Mecliste, yarısı Hükûmette, yarısı başka bir organda; bu yüzden Türkiye bu problemleri yaşıyor.” diyemezsiniz çünkü Türkiye on beş yıldan bu yana bir fiilî durum içerisindedir. Anayasa’ya aykırı olarak bir fiilî durum yaratılmıştır, bu fiilî durumun adı tek adam yönetimidir. Parlamento işlevsiz bırakılmış; Türkiye’de dış politikayla ilgili bir şey söylenecek -bir kişi çıkıyor- Sayın Cumhurbaşkanı konuşuyor; terörle ilgili bir şey söylenecek, İçişleri Bakanından önce Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor konuşuyor; faizler konusunda bir şey söylenecek, Ekonomi Bakanından önce Sayın Cumhurbaşkanı çıkıyor konuşuyor. Bütün devlet yetkileri, Anayasa’da tarif edilmediği hâlde tek bir kişinin eline verilmiş durumda. Bugün Türkiye’nin temel problemi, bu terör ve diğer temel problemleri çözemememizin arkasında yatan temel sorun tek kişi iktidarıdır, tek kişi iktidarı. Bütün güçleri bir kişinin elinde toplayıp ortak aklı devre dışı bırakan, meşvereti, danışmayı, konuşmayı, ortak akılla çözüm üretmeyi devre dışı bırakan bir yönetim anlayışıdır, bugün devlette tekelleşme anlayışıdır.

Bu Anayasa değişiklik teklifi, ne yazık ki değerli milletvekili arkadaşlarım, bu kötü düzeni anayasal zemine oturtma çabasıdır. Yani, bugün Türkiye’nin terörle ilgili, ekonomik sıkıntılarla ilgili hangi sorunu varsa, bunun sebebi olan tek adam rejimini Anayasa’ya yazıp tarif etmeye çalışıyorsunuz. Böyle olduğu sürece, Türkiye siyasi krizlerden çıkamaz, Türkiye yeni ve ciddi ekonomik krizlerin içerisine girer, Türkiye güvenlik krizini aşamaz.

Değerli arkadaşlar, biz biliyoruz ki her darbe kendi hukukunu yaratır. Bugün 12 Eylül darbe hukukunun etkilerini hâlâ temizleyebilmiş değiliz. 1982 Anayasası’nın yan mevzuatıyla beraber getirilen, sadece Anayasa’yla değil ama… Ne yazık ki henüz daha bunu temizleyememişken bir yeni darbe hukukuyla karşı karşıyayız. 15 Temmuz darbesine karşı bu Gazi Meclis burada, Türkiye’de tarihe bir başka direniş örneğini yazdı. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı veren bu Meclis bir kere daha Gazi Meclis olduğunu 15 Temmuzda gösterdi ama 15 Temmuzdan sonraki ilk fırsatta, 20 Temmuz OHAL darbesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi devre dışı bırakıldı. 20 Temmuz yeni bir sivil darbenin ne yazık ki işaretidir ve bu hukuk, bu Anayasa değişiklik teklifi, 20 Temmuz darbecilerinin kendi hukukunu yaratma girişimidir. Bugün karşı karşıya olduğumuz şey budur.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Gazi Meclis demek kolay, Gazi Meclis diyoruz. Gerçekten de Türkiye’de, Millî Kurtuluş Mücadelesi’nin başında Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün karşısında bile bu Gazi Meclis milletten aldığı yetkiyi korumuştur. 1924 Anayasası yapılırken Meclisi fesih yetkisini Mustafa Kemal Atatürk’e bile, dönemin Cumhurbaşkanına bile vermemiştir. Şimdi bu teklifle Gazi Meclisin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vermediği bir yetkiyi Türkiye’yi bugün bu noktaya getiren bir anlayışa teslim etme çabası içerisindesiniz. Bunun kabul edilebilir ve tamir edilebilir bir yanı olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, son olarak şunu söylüyorum: Bu teklif, Gazi Meclisin bağrına canlı bomba koyma teklifidir. Bu teklif, Türkiye Büyük Millet Meclisini tasfiye etme teklifidir. Bu teklif, milletin gerçek temsilcilerinin ağzına bant bağlayıp ellerini, kollarını bağlama teklifidir. Onun için bu teklife karşı direnmek Gazi Meclisin namus borcudur.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tezcan.

Bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde ilk söz Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’a aittir.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün hepimizin hem Genel Kurul olarak hem de bütün milletçe beklediğimiz, Anayasa değişikliğinin Genel Kurul gündemine gelmesi. Şu anda yapmış olduğumuz işlemse bunu biraz daha geciktirmeye dönük, bunu biraz daha geriye atmaya dönük bir işlem. Biz parti grubu olarak -burada bir an önce Anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı sistemini getirecek bu Anayasa değişikliğiyle- hem daha güçlü bir Türkiye hem daha güçlü bir siyaset, vesayetten kurtulmuş, sivil iradenin, siyasetin çok daha ileri adımlar atabileceği bir Türkiye için bir an önce Anayasa değişikliğine geçmek istiyoruz. Bu yüzden, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi aleyhinde oy kullanacağımızı ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Önerinin lehinde ikinci söz Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e aittir.

Buyurun Sayın Önder. (HDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’nın 85’inci maddesini sizlere okumak istiyorum, hepinizin malumudur ama bir daha hatırlamakta fayda var: “Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, -burası önemli- iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.” Bu Anayasa hükmünde hiçbir istifham, belirsizlik, elastikiyet var mı? Yok. “On beş gün içinde karara bağlar.” diyor.

Arkadaşlar, dokunulmazlığın kaldırılmasını takip eden yedi gün içerisinde dokunulmazlığı kaldırılan bütün vekiller olarak Anayasa Mahkemesine müracaat ettik, üstünden kaç ay geçtiğini sizin matematik bilginize bırakıyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sekiz ay.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Yaklaşık yedi aydan fazla. Peki, bu memlekette darbe yoksa, demokrasi yoksa isminde “Anayasa” geçen bir kurum, Anayasa’yla on beş gün içerisinde karara bağlanacağı öngörülen bir mesele için yedi ay niye bekler sizce?

Şimdi, milletvekillerimizin ve eş genel başkanlarımızın tutuklanması bir ceza kanunu uygulaması. Burada da Anayasa var ve milletvekilinin yasama faaliyetinin engellenemeyeceğine dair onlarca hükümle dolu. Biz Meclisin Başkanlık Divanında görev alan HDP’li üyeler olarak, ben ve Sayın Pervin Buldan, Başkanlık Divanını acil gündemle toplantıya çağırıyoruz. Böyle hayati bir oylamada, bir ülkenin tarihinde öyle her gün önüne gelmeyecek bir tercihte Başkan, Başkanlık Divanı bütün üyelerinin yasama faaliyetine katılmasını temin etmekle mükelleftir. Anayasa, yasalardan üstündür. Onun için bu Anayasa görüşmelerine geçilemeyeceğini, başlanamayacağını ve öncelikle bu sorunun çözümlenmesi gerektiğini düşünüyoruz ama şimdi kalkıp deseler ki: “Ya, sen ne diyorsun kardeşim -Başkanlık Divanının bir üyesiyim- ‘On beş gün içinde Anayasa Mahkemesi karara bağlar.’ Diyor.” Sekiz ay geçmiş üstünden, duvardan ses var, Anayasa Mahkemesinden ses yok. Üstelik eşitsiz koşullarda, her gün tutuklanan vekillerimiz hakkında ortaya somut, bu tezviratı yapılan konularda sübuta ermiş, incir çekirdeğinde bir miktar yer işgal eder bir tane delil, bir tane olgu gösterilemezken tezviratın, iftiranın, hakaretin bini bir para. Şimdi, söyler misiniz bize sayın üyeler, biz bu memlekette neye güveneceğiz? Anayasa Mahkemesi -böyle zamanlar için ihdas edilmiş, bir de bireysel başvuru gibi bir yükü üstlenmiş bir kurum- eğer bu on beş gün mecburiyetine uymamak için bir havuz oluşturur, önce oralarda bekletir, demlendirir, sonra filtre eder, sonra bilmem ne ederse, bunun adı yasaya hülle olur ve akla hukuku değil, demokrasiyi değil, sadece, halkın arasında çok yaygın kullanılan ama burada telaffuz etmeyeceğim imam-cemaat ilişkisini getirir mi, getirmez mi? Hukuka saygısı olan, bizatihi hukukun güvencesi olarak kendini tarif eden bir kurum, şu zamana kadar bu konuda bir inisiyatif almalı mıydı, almamalı mıydı?

Öte yandan, siyaset tutarlı olmalıdır. Bizim, burada, geçen dönem de tutuklu vekillerimiz vardı, Milliyetçi Hareket Partisinden ve Cumhuriyet Halk Partisinden de tutuklu vekiller vardı. Biz bütün konuşmalarımıza bilaistisna bu vekilleri, öyle bir partiye mensup falan diye değil, öyle bir üçüncü tekil şahıs nitelemeleriyle değil, hak ettikleri saygınlıkla isimlerini, soy isimlerini söyleyerek, burada, gelip yasama faaliyetlerini yerine getirmeleri haklarının savunucusu olduk, son güne kadar. Şimdi, o zaman düzenlenen içtihat bugün yok sayılıyor. Her Meclis üyesi, bunun teessürünü, üzüntüsünü içinde hissetmezse, buraya çıkıp birlik, beraberlik falan söylemlerinin hiçbir manası olmaz, karşıda bir yaprak bile kımıldatmaz. Niye? Çifte standart olduğu için. Bu konuda Başkanlık Divanının acilen toplanması ve geçen dönem olduğu gibi, Mecliste grubu bulunan bütün siyasal partilerin esasında Meclise karşı, Meclisin irade yetkisinin gasbedilmesi sayılacak bu uygulamaya karşı meseleyi bir partinin vekilleri olarak değil bir demokrasi sorunu olarak görüp dile getirmeleri lazım.

Dış politika hakkında bir CHP önergesi var. Gönül isterdi ki bir yerinden tutalım, bu dış politika hakkında da bir şeyler söyleyelim fakat son on-on iki yıllık serencamına baktığınızda aklıma yalnızca şu geliyor: AK PARTİ hükûmetlerinin dış politikadaki manevralarını tarif etmek için şundan daha etkili bir tanımlama bulamadım: Eğer bu politikaları yılan takip etmeye kalkışsaydı belkemiği kırılırdı; o kadar zigzaglarla, o kadar birbirini tekzip eden, dün “ak” dediğine bugün “kara” bile değil “mor”, öbür gün “kara” diyen skalada renk bırakmayacak şekilde birbirini tekzip eden işlerle dolu.

Keşke CHP şunu hatırlasaydı: Daha önce de bir önceki Başbakandan -ki, o zaman Dışişleri Bakanıydı- bu dış politika hakkında Meclisi bilgilendirmesi, bir genel görüşme açılması talebi gelmişti, kapalı oturum yapıldı. Kapalı oturumda konuşulanlar sanırım açıklanmıyor ama mealen şöyle şeyler oldu: Daha sonra Başbakan olacak zat, burada, hatırlayın, Suriye’ye müdahale etme biçimini “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.” havasıyla, neredeyse bıraksan, buradan Şam’a kadar uçacaktı. Çıkıp, o zaman demiştim ki: “Bunlar ergen imam-hatipli refleksleri.” Ergen ama ha, normal, bihakkın imam-hatipli de böyle düşünmez, ergen, daha yeni girmiş, hamasetle dolmuş. Bugün gelinen noktada, bir muhalefet vekili olarak ben ne söyleyebilirim? Hükûmetin Başbakan Yardımcısı ve önemli bir şahsiyeti çıktı, dedi ki: “Baştan sona yanlıştı.” Şimdi, burası sözün bittiği yer. Yüz yılın icadı, “Ne icap ediyorsa biz yaparız.” diyorlar ama dediğim gibi, dün Barzani eşkıyaydı, bugün ondan medet ummaya başladınız ve bütün işlerinizi onun inayetiyle sürdürmeye çalışıyorsunuz. Dün, Başika için size çıkışanlara “Siz benim klasmanımda değilsiniz.” diyordunuz, hele Hükûmetin bir bakanı öyle laflar etti ki yenilir yutulur cinsten değil. Bugün gidiyorsunuz, sizi de, kendi tenezzül etmiyor, su bakanına karşılatıyor. Böyle bir uygulamanın nesini eleştireceksin?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Dünyada saygınlığı, dünyada ciddiye alınırlığı yok. Ama ülkemize doğurduğu maliyet neredeyse on yıllarca devam edecek vahimlikte.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

Önerinin aleyhinde ikinci ve son söz Antalya Milletvekili Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Sayın Başkan, özür dilerim hatipten.

Bir şeyi belirtmeme izin verir misiniz?

BAŞKAN – Ben izin veririm de kürsüye davet ettim, isterseniz sonra söz vereyim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Çok kısa…

BAŞKAN - Buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Ankara) – Bir şey dikkatimi çekti -sayın hatipten özür diliyorum- burada en küçük bir sataşmada en az 100 tane insan kalkardı, bu Sayın Davutoğlu ne biçare bir adammış, kimse sataşma için hiç söz almadı. Kayıtlara geçsin.

Teşekkürler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz oyuna gelmeyiz Sayın Başkanım, ne yaptığımızı biliyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz ne yapacağımızı biliyoruz, merak etme.

BAŞKAN - Sayın Günal, buyurun, süreniz on dakikadır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin artan terör olayları ve dış politika hakkında vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz aldım.

Tabii, söz sırası, gereği, aleyhte olarak söz aldım ama içinde söylenenlerin lehte olunan kısım da var, aleyhte olunan kısım da var, ben bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem son dönemde artan terör olaylarına bakışımız ve dış politikadaki gelişmelerle ilgili bazı görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk milleti üst üste felaketler yaşıyor. Her yönden korkunç ve dış destekli bir terör kuşatmasıyla karşı karşıyayız. Sayın Genel Başkanımızın da tabiriyle, artık bıçak kemiğe dayanmıştan ileri aşamaya geçti ve kemiği delmiş durumda, artık sabır taşımız da çatlamış bulunmaktadır. Önce İstanbul Beşiktaş’taki, sonra Kayseri’deki hain saldırıların ardından ülkemize sınır dışından gelen terör tehditlerini bertaraf etmek üzere Fırat Kalkanı Harekâtı’nda görev yapan askerlerimiz de şehit olmuştur; daha sonra İzmir’de yaşanan ancak kahraman polisimiz Fethi Sekin’in sayesinde amaçlanan hedefe ulaşmadan durdurulan bu teşebbüste de bir polisimiz ve bir adliye görevlimiz hayatını kaybetmiştir. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun, Türk milletinin başı sağ olsun diyorum.

Bunların yanı sıra, yine, Rus Büyükelçisine suikast yapılmış ve İstanbul’da bir gece kulübüne yapılan saldırı sonrası 39 kişi hayatını kaybetmiş bulunmaktadır. Kısacası, sistematik cinayetler ve infial dalgasına yol açacak terör eylemleriyle ülkemiz köşeye sıkıştırılmaya, bölgesel ve küresel planda eli zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Bölgesel ve küresel plandaki bu gelişmelere rağmen Türkiye bu zor günleri aşacak, saldırıları göğüsleyip püskürtebilecek güçtedir. Bu komplolar, tuzaklar, menfur terör saldırıları Türkiye Cumhuriyeti’ni yolundan döndüremeyecek, terör örgütleri ve arkalarındaki çevreler de amaçlarına ulaşamayacaklardır.

Terörü, insanımızın can ve mal güvenliğini, millî birliğimizi, demokrasimizi ve ekonomik gelişmemizi tehdit eden en büyük tehlike olarak kabul eden partimiz terörle mücadeleyi hiçbir şartta ihmal edilmemesi gereken millî bir politika olarak görmektedir. Bu kapsamda, terör belasından ülkemizi kurtarmak için etkili, sonuç alıcı ve çok boyutlu politikalar uygulanması gerektiğini defalarca belirttik. Günlük siyasi kaygılardan arındırılmış, uzun vadeli ve istikrarlı, millî ve etkin bir terörle mücadele politikası geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğini Sayın Genel Başkanımız defalarca burada da ve yetkililere belirtmiş, bizler de komisyon görüşmelerinde ve Genel Kurulda değişik vesilelerle sizlere iletmiştik. Bu kapsamda, teröristi merkeze alan mücadele anlayışı yerine, terörle mücadele, topyekûn bir mücadele şeklinde ele alınmalıdır. Terörle ve teröristlerle etkin bir şekilde mücadele edilirken vatandaşların can ve mal güvenliği öncelikle temin edilmeli ve zarar görmelerine de fırsat verilmemelidir. Terörle mücadele sırasında haksız ile haklı, suçsuz ile suçlu ayırt edilmeli ve mücadele, hukuk devletinin yöntemleriyle kararlı bir şekilde yürütülmelidir.

Güvenlik birimlerinin yürüttüğü mücadelenin yanı sıra, istismar edilen ve bu nedenle terörü besleyen unsurların ortadan kaldırılmasına dönük olarak ekonomik, sosyal, psikolojik, idari, demografik ve kültürel etkenlerin ortadan kaldırılması temelinde de köklü bir mücadele yürütülmelidir. Bu amaçla geniş kapsamlı bir ekonomik ve sosyal kalkınma programı, gerekli mali destek ve kaynaklarıyla uygulanmalıdır.

Yine, hatırlayacağınız gibi, bu kapsamda Hükûmetin açıklamış olduğu Cazibe Merkezleri Destekleme Programı’nın hemen ertesinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kalkındırma Programı’nı Genel Başkanımız Sayın Bahçeli eylül ayı sonunda kamuoyuyla ve sizlerle paylaşmıştı. Bu programın temel amacı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizdeki yirmi üç ilde ekonomik büyümeyi, sosyal gelişme ve toplumsal uzlaşmayı artırarak millî birlik ve bütünleşmeyi sağlamaktır.

Terörle ilgili bu değerlendirmelerin ardından Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler de ülkemizin gündemini meşgul etmektedir. Özellikle şu anda Halep’te ve çevresinde yaşanan dram hepimizin şahit olduğu gelişmelerdir. Bugün geldiğimiz noktada, tabii ki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, uygulanan yanlış politikaların sonuçlarını hep birlikte görüyoruz ama her zaman söylediğimiz gibi, MHP olarak bizim amacımız üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değildir. İktidar partisi zaten kendi içerisinde değerlendirmelerini yapmaktadır. Sayın Kurtulmuş daha önceki gün, yine, bugün yaşadığımız sorunların buradaki hatalardan kaynaklandığını belirtmiştir. Onun için, biz, şu anda daha çok çözüm üzerine odaklanmak ve Türkiye’nin çıkarlarını savunmak, yapılması gerekenleri önermek ve doğru yapıldığı zaman da buna destek olmak gibi bir yaklaşım içerisindeyiz. Onun için, MHP’nin, bölgesinde yaşanan gelişmelere bakış açısının temelinde öncelikli olarak Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden unsurların ortadan kaldırılması ve millî çıkarlarının korunması ve gerçekleştirilmesi yatmaktadır.

İkinci bir husus ise bölgede yaşanan kargaşa, kaos ve çatışmaların sona erdirilmesidir. Sorunların çözümü için de bölgemizdeki ülkelerle ve uluslararası toplumla birlikte hareket edilmelidir. Ülkemizin sınırlarının ötesinde süren bu iç kaos ve çatışmanın önemli nedenleri 2 tane terör örgütü. Biliyorsunuz, PKK -bir taraftan PYD’yle birlikte- ve IŞİD şu anda mücadele ettiğimiz önemli terör örgütleri. Aslında biz bunu -daha önce de defalarca söyledik- 6 Ağustos 2012 tarihinde Sayın Bahçeli’nin açıklamasıyla sizlere iletmiştik. Sadece Fırat’ın doğusu, batısı değil, Kandil’den Afrin’e kadar bir terör koridorunu temizleyecek güvenli bölge oluşturulması gerektiğini belirtmiştik. Bu kapsamda, tekraren, bu konunun hassasiyetini gündeminize getirmek istiyorum. Kısacası, bugün bu söylediğimiz uyarının ne kadar haklı olduğu tekrar ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Burada, öbür taraftan, dikkat etmemiz gereken bir başka husus da müttefiklerimiz, Suriye’de yaşanan bu iç savaşın içerisinde bir başka savaşı sürdürmekteler. Her gün gazetelerde onlara yapılan destekleri, mühimmat, lojistik desteklerini, bazı silah desteklerini hep birlikte okuyoruz. Maalesef, burada, saldırılarla Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çevirmeye çalışan birtakım güçlerin hep birlikte hareket ettiğini de sizlerle birlikte izliyoruz. Aslında Orta Doğu’daki bu haritaların değişeceğini söyleyenlerin hedefinin de nihai olarak Türkiye’yi bölmek olduğunu biliyoruz. Bu kapsamda yapılan Fırat Kalkanı Operasyonu’yla IŞİD’le mücadele edilmesi doğrudur ancak bu işlerin boşa çıkarılması için yeterli değildir.

Değerli arkadaşlar, bu kapsamda, Fırat’ın doğusu, batısı gibi bir ayrıma gitmeden ve bütün unsurlarıyla buradan terörü kazımak üzere köklü mücadelenin devam etmesi gerekmektedir. Türkiye’nin yapması gereken, bu mücadeleyi samimi bir şekilde sürdürmek ve uluslararası arenada da haklılığını anlatmaktır.

Öte yandan, şu hususa da değinmeden geçemeyeceğim: Şu anda Kıbrıs’la ilgili müzakereler başlamıştır. Bu hafta itibarıyla da görüşmeler yapılarak garantör devletlerin de katılımıyla beşli görüşmelerin yapılacağı duyurulmuştur. Biz MHP olarak gerçekçi ve uygulanabilir ve devam edilebilecek bir çözümün iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanması olması gerektiğine inanıyoruz. Böylesi bir çözüm için tek taraflı iyi niyetin bizim tarafımızdan gösterilmesinin yeterli olmadığını da belirttik. Hem Rum Yönetiminin hem de AB’nin bu konuya artık iyi niyetli bir yaklaşım göstermesi gerekmektedir. Türkiye’nin kırmızı çizgilerini ortadan kaldıracak, Kıbrıs Türklüğünü azınlık statüsüne indirerek adadaki varlığını tehlikeye atacak iki kesimlilik ve siyasi eşitlik anlayışını zayıflatacak bir düzende sürdürülmesini asla kabul edilir bulmamaktayız. Kıbrıs’ta Kıbrıs Türkü’nü 1974 öncesi şartlara zorlayacak hiçbir oldubitti kabul edilmemelidir. Türkiye’nin garanti ve ittifak anlaşmalarından kaynaklanan haklarından da asla vazgeçilmemelidir. Eğer anlaşma sağlanırsa yapılacak düzenlemelerin Avrupa mahkemelerinde bozulmaması için de bu düzenlemelere AB birincil hukuk statüsü kazandırılmalıdır. Tüm bunları yapabilmek için, değerli arkadaşlarım, bir birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemiz gerekmektedir. İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, medyasıyla hep birlikte el ele verirsek Türkiye’yi 2023’te lider ülke, 2053’te süper güç yapma hedefine ulaşabiliriz diyoruz.

Bir olalım, iri olalım, diri olalım diyor, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Böylece, alınan karar gereğince “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 447 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Şimdi teklifin tümü üzerinde…

Sayın Altay, sisteme girmişsiniz.

İki dakika, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve bu teklifin iade edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırıdır. Aynı iddiayı biz teklifin komisyonlardaki görüşmeleri esnasında da ısrarla… Komisyon Başkanına ve Komisyon üyelerine Komisyon üyelerimiz tarafından aynı iddiayla başvuruda bulunulmasına rağmen, Komisyon, İç Tüzük’te yazdığı şekliyle öncelikle Anayasa’ya aykırılık bakımından bir değerlendirme yapmadan, kısmi bir tartışmayla, bununla yetinmiştir.

Şimdi, Sayın Başkan, beğensek de beğenmesek de yapacağımız her şeyi orta yerdeki Anayasa’ya göre, Anayasa’nın bize çizdiği çerçeveye göre yapmak zorundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun koyan yerdir. Kanun koyulan yerde Anayasa’nın ihlal edilmesi değil kabul, tasavvur bile edilemez. Bu anayasayla Anayasa’nın 2’nci maddesi ve 4’üncü maddesi açıkça ihlal edilmektedir. Kaldı ki bizim Anayasa’mızın 4’üncü maddesi ilk 3 maddeyi ve özellikle 2’nci maddede atıf yapılan başlangıç hükümlerini değiştirmeyi teklif dahi edilemez hükümler arasına almıştır. Bu teklifle, Anayasa’nın başlangıcında ifade edilen millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan -burasının altını çiziyorum- hiçbir kişi ve kuruluşun bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi, demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağını hüküm altına almıştır.

Aynı bölümde kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli bir devlet yetki ve görevinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğu ve üstünlüğün ancak ve ancak kanunlarda ve Anayasa’da bulunduğu belirtilmektedir. Oysa bu teklifle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerinde belirtilen “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” ilkesini yerle yeksan eden bir teklifle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı olarak bu teklifi iade etmenizi talep etmekteyim. Neye göre talep etmekteyim? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve Türk milletinin bize verdiği yetkiye dayanarak talep etmekteyim.

Efendim, aksi bir durum söz konusu ise bu konuda her zaman olduğu gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne ve onun ilgili hükümlerine başvurmaktan başka da bir şansımız ve çaremiz yoktur. Talebimle ilgili alacağınız karara göre yeni bir taleple karşınıza geleceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın Altay, şu anda Meclis Başkanlık Divanı olarak görüşmeye başlamak üzere olduğumuz bu teklifle ilgili bizim “Görüşemeyiz.” ya da iade edebilecek gibi ne İç Tüzük’ün ne Anayasa’nın verdiği bir yetki yok. Bu teklif bastırılmış, Komisyonda görüşülmüş, bastırılmış, rapora bağlanmış, dağıtılmış ve bugün önümüze gelmiş. Dolayısıyla, ilgili maddeler geldiğinde her madde üzerinde tabii ki sizin Anayasa’ya aykırılık önergeleri verme yetkiniz var. Bunu kabul edip etmemek de Genel Kurulun uhdesinde olan bir konu. Dolayısıyla, biz bu teklifi görüşmek durumundayız. Eğer ısrarınız devam ediyorsa usul tartışmasını açıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Lehte…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Lehte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Lehte…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Aleyhte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lehte…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Lehte…

BAŞKAN - Usul tartışması üzerinde söz alan lehte Sayın Mehmet Doğan Kubat, aleyhte ilk söz Sayın Engin Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bülent Tezcan’a devrediyorum uygun görürseniz.

BAŞKAN – Sayın Bülent Tezcan’a devrediyormuş.

Lehte ikinci söz Sayın Erkan Akçay, aleyhte ikinci söz Sayın Ahmet Yıldırım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Takdiri size ait olmak üzere konunun önemine binaen geçmiş birleşimlerdeki uygulamalarımızda da var olan bir tasarrufu sizden de talep etmekteyiz. Konu hassastır, önemlidir, İç Tüzük’ün öngördüğü maksimum on dakikalık sürenin bu usul tartışmasında kullanılmasında büyük yarar vardır efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay, onunla ilgili usul tartışmasının usulü belli, oluşmuş bir teamül var. Zaten onu geçtikten sonra eğer reddedilirse Genel Kurul tarafından ya da tutumumda bir değişiklik olursa problem yok. Ama, tutumumda değişiklik olmazsa zaten gruplar ve şahıslar bu konu üzerinde konuşmaya başlayacaktır, meramımız da bir an önce bu konuşmalara başlansın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben takdiri ve tasarrufu size ait dedim.

BAŞKAN – Çok sağ olun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Lakin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Anayasa değişikliği gibi çok temel ve önemli bir konuyu, konunun usulünü görüşmek… Ki hukukçular şöyle der: “Usul esasın kapısıdır.” Dolayısıyla, burada yani üç dakikalık süreyi bir parça artırmanın bu Meclise ve bu ülkeye hayrı vardır, takdir sizin efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Evet, sayın milletvekilleri, usul tartışmasını açıyorum.

Usul tartışması lehinde olmak üzere ilk söz Çanakkale Milletvekili Sayın Bülent Turan’a aittir.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir süreci hep beraber ikame ediyoruz, yaşıyoruz. Az önce CHP Grup Başkan Vekili Sayın Altay’ın ifade ettiği gibi, “Söz konusu Anayasa değişikliği teklifi Anayasa’ya aykırıdır görüşülemez.” iddiasıyla usul tartışması açılmasından dolayı söz aldım. Öncelikle, bu yaklaşımın Gazi Meclise bir haksızlık olduğu kanaatindeyim çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi, tali kurucu iktidar görevini şu an görüyor. Dolayısıyla işin tabiatı gereği zaten yapılan değişiklik mevcut düzenlemelerin değişmesini öngören bir teklif. O yüzden, bu tarz bir yaklaşımın, “Asla Anayasa’ya dokunulamaz, Anayasa ellenemez.” yaklaşımının doğru bir demokratik kültür olmadığı kanaatindeyim. Anayasa’yı bu Meclis isterse değiştirir, bunun usulü İç Tüzük’te her türlü ayrıntısıyla beraber yazılmış, teamüller de hayata geçmiş, şimdiye kadar da çok sayıda değişiklik yapılmış zaten.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teklif dahi edilemez.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, milletten korkan bir anlayış, Meclisten korkan bir anlayış ne size fayda sağlar ne bu ülkeye fayda sağlar. Bu ülkede Anayasa değişikliği teklifinin nasıl olacağı hepimizin malumu. Bakınız, 18 maddelik teklif, hepinizin bildiği gibi, Komisyonda görüşüldü.

BAŞKAN – Sayın Turan, özür diliyorum.

Şimdi grupların da genel mutabakatını arayarak süreyi beş dakikaya çıkartıyoruz, ona göre konuşmanızı ayarlarsanız...

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sorun yok Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, hepinizin malumu, Anayasa Komisyonunda 600’den fazla söz alan milletvekili doksan dokuz saat elli dakika kadar uzun konuşmayı yaptılar, biz de dinledik. Anayasa’ya uygunluğuyla ilgili teklifler, eleştiriler, önergeler Komisyonda verildi. Bunlar Komisyon Başkanının ekibiyle beraber değerlendirmesi sonucunda karara bağlandı. Ardından tüm partilerin bu konuyla ilgili raporları kaleme alındı. Bu raporlar Meclis Başkanlığına geldi, değişiklikler oldu, itirazlar oldu ve bu raporlar da zabıt altına alınarak Meclis Başkanlığı tarafından bastırıldı. Dolayısıyla, Komisyonun işlemini tamamlayıp, raporun hazırlanıp, Meclis Başkanının baskıya göndermesinden yani bir anlamda, Meclisin gündemine almasından sonra, burada Anayasa değişikliği yaklaşımı geneli üzerinde asla mümkün değil. Varsa itiraz, maddelerinde konuşuruz. Varsa itiraz, yazılı önerge olması kaydıyla -sözlü değil- anayasal itirazınızı maddelerde yaparsınız. Meclis de bunları değerlendirir, hak verir veya vermez. Sırf Komisyondaki raporlar, gündemler Genel Kurulda görüşülmesin diye, burada Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunmak ancak size on dakika, yirmi dakika zaman kazandırır. Bunlar doğru muhalefet tarzı değil. Gelin, bu metni, bu teklifi makul değerlendirelim. Soğukkanlılıkla, sağduyulu, beraberce değerlendirelim. Yanlışımız varsa bunu revize ederiz, eksiğimiz varsa bunu düzeltebiliriz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Tamamı yanlış, tamamı.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Derdimiz üzüm yemek, derdiğimiz bağcıyı dövmek değil.

Kaldı ki Anayasa Komisyonunda çok sayıda önergeyle beraber, kaldırılan metinler oldu, maddeler oldu, değişiklikler oldu yani biz, iletişime açığız, tespite, eleştiriye açığız. Bunları da hayata geçirmek istiyoruz. Ama, sırf İç Tüzük’e aykırı olduğu hâlde, teamüllere aykırı olduğu hâlde “Bunu görüşmeyiz.” demek -kusura bakmayın- ne bu Meclisin usulünde var ne İç Tüzük’te var. Anayasa değişiklik teklifinizi, itirazınız varsa Anayasa’ya aykırı olduğundan dolayı, ancak maddeler üzerinde yazılı önergelerle beraber verirsiniz, Meclis takdir eder. O yüzden bu metnin asla Anayasa’ya aykırılığı şu an gündeme gelecek bir husus değildir. Diğer maddelerde diğer önergelerle beraber değerlendirilebilir.

Kaldı ki bir daha söylüyorum değerli arkadaşlar: Bu metne lütfen ön yargısız yaklaşın. Biz, AK PARTİ için değil, bu ülkenin geleceği için bunu istiyoruz. Biz bu işi Cumhurbaşkanımız için değil, bu ülkenin ileriki yıllarda muhtemel riskleri yok olsun diye istiyoruz. Zaten, bizim, Cumhurbaşkanımızla beraber…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sokağa çıkamayacaksınız. Çocuklarınızın yüzüne bakamayacaksınız.

BÜLENT TURAN (Devamla) – On gün Komisyonda bağırdınız. Önerge olmadan bağırarak bu işler olmaz. Siz hayır dediğiniz bir şey yanlış diye düşünebilirsiniz, biz öyle düşünmüyoruz. Biz gururla, onurla bu ülkenin geleceği adına bu işi yapmak için 316 vekil imza attık, 2 parti arkasındayız, bu işi millete götürmekte kararlıyız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Turan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışmasının arasına girmeyi istemezdim lakin, sayın hatip biraz önce yaptığı konuşmada bizim -Cumhuriyet Halk Partisinin- Meclisten ve milletten korkan bir anlayış içinde olduğumuzu itham etmek suretiyle aleni bir sataşmada bulundu efendim.

BAŞKAN – İki dakika süreyle sataşmadan söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Milletten kimin korktuğu belli, o kadar ki elli avukat sokağa çıktı, bu Anayasa değişikliğine hayır diyor diye onlara sıkmadığınız gaz, püskürtmediğiniz su kalmadı. Bu Hükûmete yazıklar olsun! Milletten korkan burada, sizi kastetmiyorum.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Sana yazıklar olsun!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sizi kastetmiyorum; bak, orada Hükûmet var, ağzı var, burnu var, cevap verir; sana ne battı, konuşma oradan! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müdahale etmeyelim lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, milletten korkan bir anlayış olmasanız siz şu görüşmeleri Meclis TV’yi açarak adam gibi yaparsınız. Nerede Meclis TV? (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Açık, açık şu anda.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Eğer Sayın Başbakan konuşurken bu Meclis TV açılırsa ve o Başbakan burada konuşursa Sayın Başbakana da teessüf ediyorum, yazıklar olsun! Konuşmayacağını umuyorum. Böyle bir bilgiye sahibim, Sayın Başbakan konuşurken, sadece Sayın Başbakan konuşurken Meclis TV’nin açılacağına dair bir bilgiye sahibim. Ayıp, çok ayıp!

İki: Biz milletten korkmuyoruz ama, biz milletten korkmayız ama onun kararının başımızın üstünde yeri var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bravo!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Onun için, bu hükûmetlere bile tahammül ediyoruz, milletin kararı diye. (CHP sıralarından alkışlar) Ama siz yargılanmaktan korktuğunuz için… Sizin değil, birilerinin yargılanmaktan korktuğu için bu değişiklik teklifini getirdiğini biliyoruz. Sizin ileride, Meclis değiştiği zaman Yüce Divana gönderilmekten korktuğunuz için -burayı kastediyorum- bu teklifi getirdiğinizi biliyoruz. Sizin, 17-25 Aralığı temelli örtmek için, temelli kapatmak için bu teklifi getirdiğinizi biliyoruz ama hep söylüyorum, Kâbe’den örtü getirseniz elinizin kirini silemez, saklayamazsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin televizyonla ilgili kararı idari bir karardır, o bizim işimiz değil ancak şunu söyleyebiliriz: Buradaki her türlü yayın eşit şekilde yapılır. “Sayın Başbakana canlı yayın var, Sayın Altay’a yok.” tarzı bir yaklaşım iftiradır ve doğru değildir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İnşallah olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de kayıtlar geçsin diye söylüyorum.

Bu görüşmelerin Meclis televizyonundan yayınlanmasıyla ilgili Grup Başkan Vekilimiz Levent Gök iktidar partisi grup başkan vekilleriyle on gündür görüşüyor, hiç “hayır” denmedi, “evet” de denmedi. Niye o zaman demediniz “Gidin, Başkanlık Divanıyla görüşün” diye.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Meclisin işi bu ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Bu bizim meselemiz değil.” niye demediniz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Protokol var Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne ayıp şey! Çok ayıp!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Germe ortamı Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bu Meclis TV yayınlarının kararlarının olağanın dışında hangi irade tarafından verildiğini biliyoruz.

Bu millet de aptal değil Sayın Bülent Turan, millet her şeyin farkında.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu nasıl bir yaklaşım!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hâlâ teklifimiz geçerli.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Bağırma o zaman.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclis TV bütün görüşmeleri yayınlasın, bakın her şey daha güzel olacak.

Kayıtlara geçsin diye söyledim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Her şey açık Sayın Başkan, aleni.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Şimdi tutumum aleyhinde ilk söz Sayın Bülent Tezcan’a aittir.

Buyurun Sayın Tezcan.

Sizin de süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşülecek olan 18 maddelik Anayasa değişikliği teklifi başından bu yana, komisyon aşamasından bu yana ısrarla söylediğimiz üzere Anayasa’ya aykırıdır, Anayasa’nın herhangi bir maddesine değil, Anayasa’nın ruhunu oluşturan, kurucu iradeyi temsil eden ilk 4 maddesine aykırıdır. Anayasa’nın 4’üncü maddesi gereği bu değişiklik görüşülemez, teklif dahi edilemez. Ne diyor Anayasa’nın ilk 4 maddesi? Çok açık, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” diyor, devlet şeklinin cumhuriyet olduğunu tarif etmiş 1’inci maddesi. İkinci maddesi…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Aynen devam ediyor.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Öyle laf olsun diye cumhuriyet deyince cumhuriyet olmaz diye bilmeyenlerin kafasına sokarcasına diyor ki: Bu cumhuriyet başlangıçta tarif edilen ilkelere uygun olacak. Nedir o? Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve kuvvetler ayrılığı prensibine uygun olacak. Başka ne diyor? Diyor ki: “Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Yani bu cumhuriyet, demokratik cumhuriyet olacak, hukuk devleti olacak. Başından beri diyoruz ki cumhuriyet bir egemenlik problemidir ve başta Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Kuvayımilliye ruhuyla işgale karşı bu memlekette onurlarıyla direnen o büyük kurucu önderlerimiz cumhuriyeti kurarken egemenliği saraydan alıp millete verdiler. Bu cumhuriyet millet egemenliğini tarif eden bir cumhuriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, egemenliğin millete ait olmasının iki koşulu vardır. Bunlardan birincisi seçim. Evet, seçim var, seçimlerle millet temsilcilerini seçecek ama ikinci önemli koşul, egemenliğin millette kalmasını sağlayacak anayasal kurumların var olması gerekir. Yani egemenliği bir kere millete seçimle verdikten sonra, yöneticilerini millet seçtikten sonra, o gücün kuvvetlerin bir elde toplanmasını önleyecek anayasal kurumlara ihtiyaç var. Eğer bunu yapmazsanız, millet adına egemenliği kullanıyorum diyen birileri yasama yetkisini, yürütme yetkisini, yargı yetkisini tek elde toplar ve milletin adına millete zulmetmeye başlar. 20’nci yüzyılı geride bıraktık, 20’nci yüzyıl tarihi seçimle gelen ve seçimle geldikten sonra milletin egemenliğini gasbeden diktatörlerle doludur. 21’inci yüzyılın Türkiyesi’nde milletimizi diktatörlere mahkûm etmeyelim, onun için millet egemenliğini kıskançlıkla savunalım diyoruz. Evet, biz de bu meseleyi bir kişi meselesi diye görmüyoruz, başından beri de bunu söyledik. Cumhurbaşkanlığı makamında kimin olduğunun bizim için hiç önemi yok; bugün Sayın Erdoğan olur, yarın bir başkası olur. Biz diyoruz ki bu teklif geçer ise ben de Cumhurbaşkanı olsam beni de diktatör yapar. Biraz aklımızı başımıza alalım. Kim olursa olsun bir diktatör yaratır, mesele budur. Anlatmaya çalıştığımız şey sarayda kimin oturduğu değildir, saraya ne tür yetkilerin verildiğidir. Yüz yıl önce saraydan alınıp millete verilen egemenliğin bugün bu teklifle milletten alınıp tekrar saraya verilmesinin planlandığını görüyoruz. İşte bunun için yasama yetkisini, yargı yetkisini, yürütme yetkisini bir elde toplayan bu teklif bir rejim değişikliği teklifidir, basit bir hükûmet sistemi değişikliği teklifi değildir. Onun için bu teklif Türkiye’de bir seçilmiş kral yaratma teklifidir, buna karşı çıkıyoruz. O yüzden biraz önce de söyledim, Gazi Meclisi tasfiye etme teklifidir. Bir kişiyi hem hükûmet, hem Meclis, kanun yapıcı hem de hâkim yapma teklifidir. Mahkemeyi, Meclisi, hükûmeti bir kişiye teslim etme teklifidir yani Gazi Meclisin bağrına canlı bomba koyma teklifidir, Gazi Meclisi tahrip etme teklifidir. Onun için, Anayasa’nın 4’üncü maddesi gereği değiştirilmesi teklif dahi edilemez ve görüşülemez.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tezcan.

Tutumum lehinde ikinci söz Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gelen bu Anayasa değişikliği teklifinin Anayasa’ya, Anayasa’nın temel niteliklerine, başlangıç hükümlerine, ilk 4 maddesine kesinlikle aykırı olmadığı görüşünü taşıyoruz. Anayasa değişikliklerine ilişkin süreç Anayasa’nın 175’inci maddesinde ayrıntılarıyla düzenlenmiştir. Bu hükümlere baktığımızda, Anayasa değişiklik teklifleriyle birlikte herhangi bir doğrudan veya dolaylı bir ihlal, bir değişiklik söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlar, kavramları yerli yerinde kullanmakta tabii, elbette hepimizin bir sıkıntısı var. “Sürekli rejim değişikliğidir.” derken lügate baktığımızda, lügat karşılığı rejim, yönetim sistemi, yönetim yöntemine ilişkin düzenlemeler anlamında alınıyorsa anlaşırız. Ama, devletin temel niteliklerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerine ilişkin bir değişiklik var derse buna katılmak mümkün değil. Bu da ilk 4 maddede ve başlangıç hükümlerinde görüşülmüştür. Kaldı ki bu ilk 4 madde tartışma konusu ve öneri konusu da olmamıştır. Bunu bu şekilde ele almak ve meselenin özünün bir Hükûmet sistemi değişikliğiyle veya Hükûmet rejimi diyelim hiç fark etmez, kaim olduğunu değerlendirmemizde fayda vardır diye düşünüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, ben sabahki konuşmamda da ifade ettim, biliyorsunuz 24’üncü Dönemde ve 26’ncı Dönemde de Anayasa Uzlaşma komisyonları kurulmuştu bütün partilerin katılımıyla. Ondan sonra, en son Uzlaşma Komisyonu da -Allah selamet versin, kendisine de acil sağlık ve şifa diliyorum- Sayın Meclis Başkanının başlattığı bir tartışma ve Cumhuriyet Halk Partisinin itirazları üzerine ve uzlaşma masasını terk etmesi nedeniyle 3’üncü toplantıdan sonra hitama erdi. Ve geçtiğimiz ağustos ayında da Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin üyelerinin temsil ettiği bir komisyon marifetiyle de 7 maddelik bir anayasa uzlaşma paketi hazırlandı. Demek ki partiler, gruplar bir araya gelerek mümkün olduğunca görüşlerini bir şekilde uzlaştırarak bir neticeye kavuşturabiliyor. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu Anayasa değişikliğine ilişkin düşüncelerimizi ifade ederken, Adalet ve Kalkınma Partisi de kendi görüşleri doğrultusunda bu teklifi hazırladı. Milliyetçi Hareket Partisiyle görüşmelerde de Milliyetçi Hareket Partisi çok önemli ve ciddi katkılarda bulundu fakat Cumhuriyet Halk Partisi bu çağrılara olumlu cevap vermedi, bu tür görüşmelerde yer almayacağını ifade etti.

Sayın Genel Başkanımız -kısaca özetliyorum- 15 Kasım 2016 tarihinde “Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi geri durmamalıdır, Başbakana kapıları açıksa -ki öyle söylüyorlar- teklifi bir de biz görelim diyorlarsa buyursunlar, kafa kafaya verelim, el ele, omuz omuza, gönül gönüle milletimizin sorunlarına beraberce eğilelim, gelin Türkiye’yi kamburlarından birlikte kurtaralım.” şeklinde ifade etti.

Yine, Sayın Başbakan da 18 Ekimde “Gelin siz de bu kervana katılın, bu şeref hepimizin olsun.” minvalinde Cumhuriyet Halk Partisine çağrıda bulundu ve 22 Ekimde de bu çağrı yinelendi. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi -kendi takdiridir tabii- bu çağrıya cevap vermedi.

Şimdi, Anayasa’nın temel niteliklerine aykırı olduğu, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını öne sürüyor ki buna katılmak mümkün değil. Ayrıca, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir televizyona verdiği mülakatta ve Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin 24’üncü Dönem Uzlaşma Komisyonundaki çalışmaları sırasında 2’nci ve 3’üncü maddelerin değiştirilebileceğine… Ve buna ilişkin önerilerinin de olduğunu biliyoruz.

Lütfen, hadiseyi bu çerçevede ele almakta fayda var. Bu Anayasa teklifi Anayasa’ya aykırı değildir.

Saygılar sunarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, siyaset uzlaşma kültürüdür. Dolayısıyla Sayın Grup Başkan Vekilinin “Cumhuriyet Halk Partisi uzlaşma masasını terk etti.” ifadesi bizim kamuoyunda yanlış algılanmamıza neden olacak bir ifadedir. Bu bakımdan, uygun görürseniz, bu sataşmaya cevap vermek istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Bülent Tezcan cevap verecek.

BAŞKAN – İki dakika lütfen Sayın Tezcan…

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, sayın grup başkan vekili ya bir bilgi eksikliği içerisinde ya da böyle söylemek uygun düşüyor şu andaki konjonktüre, bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, sözünü ettiği Uzlaşma Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisini temsil eden bendim. İlk 26’ncı Dönemin başında oluşan Uzlaşma Komisyonunda 4 parti adına bir araya gelen, Sayın İsmail Kahraman’ın… Bu arada, geçmiş olsun dileklerimi de iletiyorum kendisine, hastanede. Orada bulunan bendim ve biz hiçbir masayı terk etmedik; önce bu bilinsin. Biz, darbe hukukundan arınmayı içine alan ve ilk 4 maddeyi tartışmayacak, parlamenter sistemi esas alan bir anlaşma üzerinde yürümek gerektiğini daha konuyu belirlerken ilk maddede tartıştık. Burada uzlaşma sağlanamayınca Sayın Meclis Başkanı “Bu çalışma bitmiştir.” dedi ve toplantıyı dağıttı. O tutanakların hepsi yayınlandı. Önce onları bir doğru bilgilenmek lazım, bir.

24’üncü Dönemde kurulan Uzlaşma Komisyonunu çalışmaz hâle getirip terk eden de Adalet ve Kalkınma Partisi Grubudur; bir başka bilgi de bu.

Gelelim 7 madde… Son darbe girişiminden sonraki uzlaşma ortamında bizim yargıya ilişkin mini anayasa paketi diye 3 siyasi parti AKP, MHP ve CHP adına yapılan toplantıda da ben temsilciydim. Orada da “O 7 maddedeki konular buralarda var.” diyorlar, o 7 maddenin içerisiyle bu teklifin hiçbir ilgisi yoktur.

Bir başka şey daha var: Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımız o zaman o çalışmalarda da vardı, burada da var. O Komisyonda itiraz ettiğimiz ne varsa onların hepsini buraya koymuşlar. Biz itiraz ederken milletvekili arkadaşımız Sayın Mehmet Parsak da itiraz ediyordu, onun da itiraz ettiği ne varsa buraya koymuşlar. Hangi katkıyı yaptılar, merak ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tezcan.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sataşmadan söz istiyorum. Bilgi noksanlığı ya da farklı görüşler atfetmek suretiyle…

BAŞKAN – Buyurun size de sataşmadan dolayı iki dakika süre vereyim. Lütfen, yeni sataşmalara meydan vermeyelim. Sayın milletvekilleri, tabii ki her grup diğer grubun sözcüsünün söylediğini onaylamak zorunda değil ve bu bir sataşma nedeni olmamalı. Lütfen…

Buyurun.

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, en son Uzlaşma Komisyonunun terkiyle ilgili zaten Meclis Başkanının başlattığı tartışma nedeniyle sona ermeye başladığını ifade ettim ve ayrıca Cumhuriyet Halk Partisinin de üçüncü toplantıdan sonra bu masadan ayrıldığını ifade ettim. Sayın Tezcan ayrılmadıklarını ifade ediyor. Ancak tabii burada saatlerce tartışacak, tezekkür edecek durumumuz da söz konusu değil. Önemli olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin tartışma ve münakaşaları nedeniyle bu Komisyon hitama ermiştir. 24’üncü Dönemdeki Uzlaşma Komisyonu için söylediğiniz doğru, Adalet ve Kalkınma Partisi masayı terk etmiştir.

Onun dışında 7 maddelik Uzlaşma Komisyonu aynı mahiyette demedim zaten. Ama farklı da olsa bu Anayasa teklifinde de Cumhuriyet Halk Partisi kendi görüşleri doğrultusunda, elbette bir konsensüs içerisinde kendi görüşlerini de bu teklife mutlaka ki yansıtabilirdi. Ayrıca “Hangi görüşleri Milliyetçi Hareket Partisi yansıtmıştır merak ediyorum.” deyince, bu Anayasa Komisyon görüşmeleri safahatında Sayın Parsak bunları mümkün mertebe izah etti ama inşallah bundan sonraki konuşmacılarımız da bu konudaki görüş, düşünce ve katkılarını da sunacaklardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın usul görüşmesi nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Sayın Grup Başkan Vekilinin biraz önce kürsüde söylediği “Sayın Kılıçdaroğlu da Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değişmesi noktasında, evet, değişebilir.” dediği ifadesini reddediyoruz. Ben de biliyorum, dünya âlem de biliyor ki Sayın Genel Başkanımız bu Anayasa’yı eline alıp ilk 4 maddeyi okuyup bunun asla ve asla değiştirilemeyeceğini ve bunun teklif dahi edilemeyeceğini en az elli yerde söyledi ama hafızalarda kalsın, yani hafıza tazelemesi olsun diye bir tanesini söyleyeyim: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kongresi’nde Sayın Genel Başkanımız çıktı, 4 maddeyi okudu ve “Bu değiştirilemez.” dedi.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bu bahsettiğim…

BAŞKAN - Mikrofonu açıyorum.

Yalnız, bunu uzatmayalım Sayın Akçay, istirham ediyorum.

Buyurun.

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, bu tartışmaları uzatmak niyetinde değiliz. Olabilir o da, artık en söylediği neyse onu dikkate almak lazım. Benim ifade ettiğim, Sayın Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz aylarda kapatılan imc televizyonunda verdiği bir mülakat nedeniyleydi, bir.

İkincisi: 24’üncü Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonunda -Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Atilla Kart, Süheyl Batum ve Rıza Türmen’in üyesi olduğu Anayasa Uzlaşma Komisyonunda- Cumhuriyet Halk Partisinin temsilcileri, Anayasa’nın 2’nci ve 3’üncü maddelerine ilişkin öneri ve önerge getirmişlerdir, bu 24’üncü Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonunda. Şimdi, 4’üncü maddede teklif dahi edilemeyecek bir görüşte neler ifade etmişler? Örneğin, 2’nci maddede “insan haklarına saygılı” yerine “insan haklarına dayalı” denilmiş. “Bunda ne var?” denebilir, bilmeyiz ne olduğunu. 3’üncü maddede “Dili Türkçedir.” İbaresinin “Resmî dili Türkçedir.” şeklinde değiştirilmesini öngörüyor. Şimdi, Anayasa’nın 4’üncü maddesini dikkate alsaydı, bu önerilerin getirilmemesi gerekirdi. Dolayısıyla, bu hususları hatırlatmak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, uzatmayalım diyoruz ama uzatıyoruz.

Buyurun, bağlayın siz de lütfen.

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi burada, belgeler arşivde ve internet sitesinde.

BAŞKAN – Takdir de kamuoyunun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 24’üncü Dönem kurulan Uzlaşma Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partili üyelerin Anayasa’nın ilk 3 maddesiyle ilgili bir değişiklik teklifleri varsa, buyursunlar getirsinler; böyle bir şey yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Var, var.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle bir şey yok. Buyursunlar getirsinler; böyle bir teklifimiz yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu televizyon meselesi de, yani izleyenler çok kolay anlayacak… Demokratikleşme konusunda yapıcı tutum soruları peş peşe geliyor; “YÖK kalksın mı?” “Tabii.”, “Anayasa değişikliği kalksın mı?” “Tabii.” Böyle ardışık bir süreç içindeki bir tane “tabii”yi ilk 3 maddeye yorumlamak da bence kabul edilebilir değil.

Tartışmayı uzatmıyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN - Usul tartışması üzerinde aleyhte olmak üzere ikinci ve son söz Sayın Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; usul tartışması üzerine iktidar adına söz alan, iktidar partisi adına söz alan hatip, birçok şeyin burada milletin iradesinin belirlediği biçimde ve mecrada ilerlediğini ifade etti. Komisyonda bir tek kendisi bulunmadı, farklı partilerden çok farklı yasama organı üyeleri bulundu ve hiçbir şekilde iktidar partisinin hatibinin söylediği gibi de cereyan etmedi.

Şuradan hareketle, birçok usul hatası yapılarak ve yerleşik ilkeler, İç Tüzük çiğnenerek Komisyon görüşmeleri yapılarak bugüne gelinmiştir. Düşünün, günde kesintisiz on beş-on altı saat çalışma koşullarında yangından mal kaçırılır gibi bir Komisyon süreci işletilmiştir. İktidar partisinin önergeleri Komisyon üyelerine dağıtılmadan, iktidar partisinin sunmuş olduğu önergelerin içeriği bilinmeden oylamalar yapıldı mı yapılmadı mı? Bunlar Komisyonda yaşandı mı yaşanmadı mı?

Yine, Anayasa’nın 10’uncu maddesi dördüncü fıkrada “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” deniliyor. Şimdi, hazırlanan 18 maddelik metin bir kişiye ve zümreye imtiyaz tanıyor mu tanımıyor mu?

Bir diğer husus, efendim, her şey milletin gözünün önünde cereyan ediyormuş. Her şey milletin gözünün önünden kaçırılarak işletilmeye ve yangından mal kaçırılmaya çalışılarak yürütülüyor. Öyleyse, Komisyonun bir dakikası bile televizyonlarda yayınlandı mı? Veya Genel Kurulda tartışmaya başlanacağı bugünden itibaren, ısrarla muhalefet partilerinin, televizyonlarda yayınlanması hususundaki önerileri neden iktidar tarafından kabul edilmiyor?

Bir diğer husus, şunu söyleyelim: Bakın, burada öyle millet iradesi istikametinde falan ilerleyen bir süreç yok. İktidar partisi kuru bir çoğunlukçuluk yaparak bu süreci yürütmeye çalışıyor.

Yine, eğer TV yayınları için söyleniyorsa, merkezî yönetim bütçeleri sadece bu toplumun bir yıllık bütçe hakkıyla alakalı olduğu için televizyonda canlı yayınlanır, kesintisiz. Peki, onlarca yıl bu ülkeyi geriye götürecek, onlarca yıl bu ülkenin kaderini etkileyebilecek bu görüşmeler neden milletin gözünden kaçırılıyor ve kesintisiz canlı yayın talepleri cevapsız bırakılıyor?

Bir diğeri: Bakın, bu 18 maddelik teklif öyle bir facia içeriğe sahiptir ki şimdi Komisyon Başkanımız Mustafa Hoca’ya ve Sayın Bakanımıza soruyorum: Şimdi, şu metinde, yeni Cumhurbaşkanı nasıl bir yemin edecek Sayın Hocam? Şimdi, Cumhurbaşkanının yemin metni değişiyor mu? Değişmiyor. Peki, Anayasa’nın 103’üncü maddesindeki Cumhurbaşkanı yemin metni ne diyor? Son bölümünü okuyorum: “Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek…” Partili oluyor, neyin tarafsızlığı? Şimdi, bu metin değişmeden şu 18 maddelik metin geçerse biri biriyle çelişiktir, açık. Şimdi, düşünün, bir rejim değişiyor, Cumhurbaşkanının statüsü değişiyor, Cumhurbaşkanı partili oluyor ama metin hâlâ partisiz Cumhurbaşkanı yemin metni üzerinden işleyecek. Buyurun Sayın Hocam, neden bu düşünülmedi? Düşünün, partili Cumhurbaşkanı partisiz Cumhurbaşkanın yeminini etmeye devam edecek.

Bu arada, yine rahmetle analım: Bugün Cemal Süreya’nın 27’nci ölüm yıl dönümü. Cemal Süreya “Kısa Türkiye Tarihi” şiirinde söylüyor, diyor ki:

“Üç anayasa

ortasında büyüdün:

Biri akasya

Biri gül

Biri zakkum.”

Herhâlde Sevgili Cemal Süreya bugün yaşasaydı ona bir dördüncü mısrayı eklerdi ve dünyanın en zehirli üç bitkisini eklerdi. Bir de derdi ki: Biri de tatula, kurtboğan ve manşinel olurdu herhâlde diye söylüyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile 1982 Anayasası’nın ilk 4 maddesinde değişiklik yapılması söz konusu değildir. Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile cumhuriyetin nitelikleri ve devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkentine dair hükümlerde herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır. Dolayısıyla, Anayasa değişiklik teklifi ile 1982 Anayasası’nın değiştirilemeyecek hükümlerinde bir değişiklik yapılmadığından Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Anayasa’nın 4’üncü maddesinde ifade edilen teklif yasağı kapsamında değildir ve teklifin görüşülmesinde Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir.

Yine, gündemimizde olan iş, bir Anayasa değişikliği olup Türkiye Büyük Millet Meclisi tali kurucu iktidar olarak görev yapmaktadır. Yapılan işlemin tabiatı gereği teklif edilen düzenlemenin yeni bir anayasal statü oluşturması, mevcut anayasal hükümleri değiştirmesi, kaldırması mümkündür. (2/1504) esas no.lu ve 447 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Başkanlıkça esas olarak havale edildiği Anayasa Komisyonunda görüşülmüş, rapora bağlanmış ve rapor Başkanlığa sunulmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Komisyon raporu bastırılarak dağıtılmış ve Genel Kurulun gündemine girmiştir. Başkanlığımızın da gündeme girmiş bir tasarı ve teklifi işleme almama, gündemden çıkarma ve Komisyona iade etme yetkisi bulunmamaktadır. Genel Kurulda teklifin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında diğer hususlarla birlikte Anayasa’ya aykırılık iddialarının da dile getirilmesi mümkün olup Genel Kurulun teklifin tümü üzerindeki görüşmelerinden sonra teklifin maddelerine geçilmesini reddetme yetkisi de bulunmaktadır.

Yine, İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre, tasarı veya teklifin belli bir maddesinin Genel Kurulda görüşülmesi sırasında Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle reddini isteyen önergeler diğer önergelerden önce oylanır. Yine, İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre, teklifin bir maddesinin değiştirilmesi ve reddi de istenebilir. Görüldüğü gibi, bir tasarı veya teklifin Genel Kurulda değiştirilmesine ve reddedilmesine olanak tanıyan çok sayıda kural bulunmaktadır. Bu nedenle teklifin görüşmelerinin başında Anayasa’ya aykırılık iddialarına ve teklifin görüşülmeyeceğine ilişkin başvurunuzun ve buradaki usul tartışması gereği işleme alınmasının İç Tüzük’e uygun olmadığını düşünmekteyim. Tutumumda bu bağlamda bir değişiklik olmadığını ifade ediyorum.

Yine, sayın milletvekilleri, benzer bir gerekçeyle Başkanlık Divanına bir öneri gelmiştir. Teklifin tümünün görüşmelerine başlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek maddelerine geçilmeden reddine ilişkin, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle esasa geçilmeden İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre geri çekilmesini isteyen Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve arkadaşları tarafından verilmiş bir önerge Başkanlığımıza intikal etmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Başkanlığımızın bu konudaki görüşünü de kısaca açıklamak istiyorum. İç Tüzük’ün söz konusu 84’üncü maddesi, bir kanun teklifinin Genel Kuruldaki görüşmesi sırasında belli bir maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle verilecek önergeleri düzenlemektedir. Yine İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde, kanunlarda veya İç Tüzük’te aksine bir hüküm yoksa, kanun tasarısı veya teklifinde bir maddenin reddi, tümünün veya bir maddenin komisyona iadesi, bir maddenin değiştirilmesi, metne ek veya geçici madde eklenmesi hakkında, milletvekilleri, esas komisyon veya Hükûmetin değişiklik önergeleri verebileceği belirtilmiştir. Henüz teklifin maddelerine geçilmesine karar verilmemiştir. Teklifin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle geri çekilmesine dair bir önergenin işleme alınması da bu bağlamda mümkün bulunmamaktadır. Ancak teklifin maddeleri görüşülürken her madde üzerinde Anayasa’ya aykırılık önergesi verilmesi mümkün olacaktır. Dolayısıyla, bu önergeyi de işleme alamıyoruz.

Sayın milletvekilleri…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, tabii, siz önergeyi işleme almama gerekçenizi kendinize göre yorumladınız ve bu bize göre subjektiftir.

BAŞKAN – Anayasa ve İç Tüzük’e göre yorumladım, kendime göre değil.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, siz içeriğini ve gerekçe bölümünü dikkate almaksızın…

Bakın, bugün eş genel başkanımızın Meclis Başkanlığına sunduğu dilekçesi var. Düşünün, şu Parlamentonun üçüncü büyük grubunun, grup başkanının dilekçesi sizde duruyor ve bunu değerlendirmekle mükellefsiniz. Sizinle, benimle ve buradaki 550 milletvekilliyle hâlâ aynı haklara sahiptir. Bütün tartışmalara katılma, düşüncelerini ifade etme, gizli oy kullanma hakkı var mıdır, yok mudur? Biz bunu talep ediyoruz ve gerekçe bölümünde buraya çok açık dercetmiş durumdayız. O arkadaşlarımızın…

BAŞKAN – Efendim, bu önergeyi işleme alma durumunda değiliz, onu söylemeye çalışıyorum, gerekçesine girmeden önce usulen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir tamamlayayım Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, orayı yönetme hakkına ne kadar sahipseniz, ben burada önerge üzerinde ne kadar söz alma hakkına sahipsem…

BAŞKAN – Süresi belli canım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …Sayın Altay az önce nasıl ki bir usul tartışması açma hakkına sahipse 11 tutuklu arkadaşımız da aynı haklara sahiptir. Burada olmak ve burada düşüncelerini ifade etmek, geçilmesi durumunda gerek tümü gerekse maddeler üzerine oy kullanma hakları bakidir. Buradan hareketle onları buraya getirme ve bu haklarının gasbedilmemesini sağlama sizin görevinizdir. Ya değilse bunun için, şimdiye kadar açılmış usul tartışmalarından çok daha önemli bir anayasal eksikliğe tekabül ettiği için, usul tartışması açacağız diyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, siz bizden yargıya müdahale etmemizi mi düşünüyorsunuz, bekliyorsunuz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, yargı size darbe yapmış!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne bağırıyorsun! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Ne yapabiliriz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yargı Meclise darbe yapmış darbe.

BAŞKAN – Yani biz burada ne yapabiliriz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yargıyı siz kendi üzerinize koymuş durumdasınız.

BAŞKAN - Biz yapmadık. Bu Parlamento dokunulmazlıkları 376 oyla kaldırdı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz yargıya zaten talimat verdiniz.

BAŞKAN – Bundan sonraki iş yargının işi, Parlamentonun yapabileceği ne olabilir? Ben onu soruyorum size. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Eğer müsaadeniz varsa cevap vereyim size Sayın Başkan.

Şimdi, yargı, Anayasa 83’ün bütün milletvekillerine vermiş olduğu yasama ve denetim yetkisi hakkını gasbedebilir mi? Bunu soruyorum size. Yargı, 20 Mayıs günü burada bir darbeyle arkadaşlarımızın dokunulmazlıklarının kaldırılmasının, sadece yargılanmasının önünü açtı.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Darbeyle değil.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum)- Ne darbesi seçimle oldu ya. Demokrasiyle oldu yani.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yasama faaliyetlerinden alıkonulması hakkını kimse yargıya vermedi. Yargının böyle bir hakkı yok. Yargı, Anayasa 83’ün üzerinde de değildir. Eğer kararınızı değiştirmezseniz…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, tutumumda bir değişiklik yoktur. Bizim yapabileceğimiz bir şey yoktur.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, biz o zaman tutumunuz hakkında usul tartışması açıyoruz Sayın Başkan, şimdiye kadar eften püften sebeplerle açtığınız usul tartışmasını.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bakın, bahsettiğiniz konuların pek çoğu bugün birkaç defa konuşuldu, burada gündeme geldi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Biz hâlâ bununla ilgili bir usul tartışması açmak istiyoruz.

BAŞKAN – Bu noktada açılan usul tartışmaları var, benzer usul tartışmaları var. Ben gene size de veririm, usul tartışmasını açarım ama bakın, burada birbirimizi karşılıklı anlayışla…

Şimdi, burada Parlamentonun aldığı bir kararı “darbe” olarak nitelemenizin, bir defa, Parlamento hukukuna uygun düşmediğini ifade ediyorum, millî iradeye uygun düşmediğini ifade ediyorum aynı şekilde.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Anayasa’ya aykırı bir biçimde işletildi burada Sayın Başkan.

Bakın, bu 18 maddelik Anayasa metni gibi…

BAŞKAN – Peki, tutumumda bir değişiklik yoktur ve tümü üzerindeki görüşmelere başlayacağım.

Siz bu noktada usul tartışmasında ısrarlıysanız…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, açmak istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – …usul tartışmasını açıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

LEVENT GÖK (Ankara) – Aleyhte…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Aleyhte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışması, bakın, 63’üncü maddeye göre…

BAŞKAN – Açtım usul tartışmasını Sayın Elitaş.

Lehte Sayın Elitaş, Sayın Kubat; aleyhte Sayın Yıldırım ve Sayın Levent Gök.

Tutumum lehinde ilk söz Sayın Mustafa Elitaş’a aittir.

Üç dakika süreyle buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım ve arkadaşları tarafından verilen 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle geri çekilmesini isteyen önergelerini işleme almamasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkan aslında bu konuda 63’üncü maddeye uygun olmayan bir şey yaptı, müsamaha gösterdi; o da kendi takdirleridir.

Bakın, usul tartışması açabilmenin yolu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 63’üncü maddesinde açık ve net bir şekilde düzenlenmiş. “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular, diğer işlerden önce konuşulur.” Bu yolda bir istemde bulunulursa, 4 milletvekiline onar dakikayı geçmemek üzere 2 lehte, 2 aleyhte söz talebi imkânı mevcut.

Şimdi, biraz önce HDP grup başkan vekili arkadaşımızın istediği konu, hiç alakası olmayan, şu anda burada bulunmayan, bulunma imkânı olmayan bir milletvekilinin oylama yapabilmesiyle ilgili bir durumun istemiyle alakalı bir durum. Bu, ne Anayasa’mızda düzenlenmiş ne de İç Tüzük’ümüzde düzenlenmiş. O açıdan, böyle bir istemin Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esaslarıyla doğrudan doğruya bağlantılı bir iş olmadığı herkes tarafından malum.

Bildiğiniz gibi, mayıs ayında veya daha önceki süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’ya geçici bir madde ilave ederek bütün milletvekillerinin o ana kadar ki dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili büyük bir çoğunlukla “evet” oyu vermişlerdir. O çerçevede yapılan bu oylama sonucunda dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekilleriyle ilgili yargının önündeki engel kaldırılmış, herkesin bir manada yargılanma hakkı kendilerine verilmiştir. Bu süreçte yapılan işleri “Türkiye Büyük Millet Meclisi darbesi” veya “cumhuriyet Hükûmeti darbesi” diye ifade etmek tamamen Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan yanlış ifade tarzından başka bir şey değildir. Siz burada Türkiye Büyük Millet Meclisine ve bu İç Tüzük’e, bu Anayasa’ya göre seçilmiş milletvekili olarak görevinizi icra edeceksiniz, yerine getireceksiniz, parlamenter sistemin bir unsuru olduğunu ifade edeceksiniz, Parlamentonun bir üyesi olduğunu söyleyeceksiniz, arkasından “Parlamento darbe yapmıştır.” diye bir ifade kullanacaksınız.

Bakın, demokrasilerde her söz parlamentolarda söylenmelidir. Parlamento darbe yapma yeri değil, Parlamento darbecileri engelleme yeridir, bunu çok iyi bilmemiz gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan, kürsüde yapılan bütün sözler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve İç Tüzük çerçevesinde koruma altına alınmıştır. O anlamda, burada Parlamentoyu “darbeci” şeklinde ifade etmek, tamamen büyük bir yanlıştır.

Yapılan usul tartışmasının yersiz ve gereksiz olduğunu, Sayın Başkanın tutumu lehinde bulunduğumu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum aleyhinde ilk söz, Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Yargıya müdahale mi edeceğiz?” diyor bazı arkadaşlar. Yargı, bu ülkede hiçbir zaman bağımsız olmadı; darbe dönemlerinde özellikle ve arkasından özel yetkili mahkemeler, devlet güvenlik mahkemeleri, vesaire bütün dönemlerde aslında yargı bağımsız olmadı, hep siyaset yönetti yargıyı ve hep muhalif olan insanlar da aslında yargının bağımsız olması için ve “Bir gün mutlaka sizlere de lazım olur.” diyerek yargı bağımsızlığını savundular. Şimdi, bize kimse “yargı bağımsız” falan demesin, yargı bağımsız değil, yargıya gerçekten müdahale ediliyor, bunu defalarca söyledik. 5 savcı aynı anda düğmeye basarak milletvekillerimizin, eş başkanlarımızın tutuklanmasına neden olmuştur, bunun kararını o mahkemelerin vermesini sağlamıştır. Ortada bağımsız bir yargı falan yoktur. Ayrıca, biz burada adli bir karar beklemiyoruz. Burada sağlanması gereken idari bir karardır yani milletvekillerinin buraya gelip görüşmelere katılıp -çünkü yargılanmayan yok aramızda, hepimiz yargılanıyoruz- aynı zamanda oy kullanmalarının sağlanması gerekiyor. Bunun sağlanması da mümkündür, bu istenirse yapılabilir. Bu, ayrıca, sadece Halkların Demokratik Partisini ilgilendiren bir durum değildir. Zaten dokunulmazlıkların kaldırılması bu Parlamentonun bir ayıbıdır, bunu çok net ve açık bir şekilde söylüyoruz. Bizim milletvekillerimizin, bütün il, ilçe yöneticilerimizin şu anda tutuklu, gözaltında veya rehin tutulmasının tek nedeni de aslında şimdi getirilmek istenen o tekçi, tek kişiye bütün yetkileri vermek isteyen ve Anayasa’nın aslında kendi özüne aykırı olan şu andaki Anayasa teklifine karşı muhalefetin engellenmesidir; bizim sözümüzün, sokaklarda olmamızın ya da Mecliste daha güçlü olarak sözümüzü söylememizin engellenmesidir ve bu bütün burada dokunulmazlığın kaldırılmasına “evet” diyen herkesin ayıbıdır aslında, bunu tekrar etmek isteriz, sadece Halkların Demokratik Partisinin değildir. Evet, 11 milletvekilimizin burada olması gerekir. Bu, “bağımsız” dediğiniz yargıya müdahale falan değildir, yargı da bağımsız değildir. Halkın iradesinin aslında, hani, “Anayasa halk için.” falan diyorsunuz ya, Meclisten izletmiyorsunuz ya canlı yayınla… Aslında, halktan kaçırılan bir Anayasa asla halkın Anayasası olmadığı gibi, halkın vekillerinin burada olmadığı, görüşmelere katılmadığı ve oy kullanmadığı bir Anayasa teklifi de halkın falan değildir.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte ikinci söz Sayın Doğan Kubat’a aittir.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde Başkanlığın tutumu lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Anayasa değişikliği konusundaki yetki, Anayasa’nın 175’inci maddesinde düzenlenmiş; bunun sınırları da ilk 3 maddesi ve değiştirilemezlik ilkesini içeren 4’üncü maddesinde düzenlenmiştir.

Şimdi, 316 milletvekilinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir teklif verilmiş. Meclis Başkanlığı kendisine gelen teklifleri Anayasa’ya uygunluk yönünden de inceleyip gerekli işlemleri yapma yetkisine sahip bir makam, daha önce uygulamaları oldu. Meclis Başkanlığı incelemesini yaptıktan sonra, Tüzük’e göre esas komisyon olan Anayasa Komisyonuna bu teklifi havale etmek suretiyle görevini yapmış, bu incelemeyi yapmış. Anayasa Komisyonumuz, esas komisyon sıfatıyla İç Tüzük’ün 38’inci maddesinde belirtilen uygunluk denetimini de yapmak suretiyle… Ki, orada komisyonların kendilerine havale edilen tasarı veya tekliflerin ilk önce Anayasa’nın metin ve ruhuna örtülü veya açık biçimde aykırı olup olmadığı yönlerinden bir denetime tabi tutacağını -öncelikli iş bu gelen teklifle ilgili- ve eğer bir aykırılık görürse bunun görüşmelerine başlamadan reddedeceğini İç Tüzük 38’in ikinci fıkrası düzenlemiş. Anayasa Komisyonumuz teklifin görüşmeleri sırasında elbette ki muhalefetin dile getirdiği bu Anayasa’ya aykırılık iddialarını da etraflıca değerlendirdikten sonra kararını vermiş, raporunu bağlamış ve Genel Kurulda şu anda kırmızı gündemde bu teklif görüşme sırasını almıştır.

Şimdi, yetki Genel Kuruldadır değerli arkadaşlar. Bir Anayasa teklifinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Komisyona iadesi veya görüşmelerinin burada yapılamayacağına ilişkin iddialar bundan önce 2010’da 497, 2008’de 101 sıra sayılı ve diğer bazı değişikliklerle ilgili de gündeme getirildi ve orada başkanlık şu tutumu belirledi: Bu konudaki itirazlar nasıl yapılacak, yine bunu da İç Tüzük düzenlemiş. 87’nci maddenin birinci fırkasında, milletvekillerinin Anayasa’ya aykırılık önergeleri de verebileceğini belirtmiş ve bunların yine 84’üncü maddeye göre öncelikle görüşüleceği belirtilmiş ve bu tümünün oylaması sırasında burada Anayasa’ya aykırılık görüşlerinin ifade edildikten sonra zaten Genel Kurulun Anayasa’ya aykırılık konusunda bir kanaati olursa bunu reddedecektir diye, bu konudaki yolların açık olduğunu ifade etmek suretiyle bu tür önergelerin işleme alınamayacağına dair yerleşik bir tutum belirlemiştir. Bu tutum şu anda da usulüne, İç Tüzük’e ve Anayasa’ya uygun biçimde sürdürülmektedir. Dolayısıyla, Başkanımızın bu konuda görüşmelerin devamına yönelik tutumunun hukuka uygun olduğunu düşünüyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kubat.

Aleyhte, ikinci ve son söz Sayın Levent Gök’e aittir.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Elitaş’ın burada kullandığı bir cümleye biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak altına imzamızı atıyoruz. “Parlamentoyu darbecilere karşı korumak Parlamentonun görevidir." dedi. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu benimsiyoruz, yapıyoruz ve koruyoruz, sizin görüşünüze aynen katılıyoruz ama Parlamentoyu darbecilere karşı koruyacağız elbette ki suç işleyen herkes hesabını versin ama o suç Meclisin çatısı altında işlenirse, sahtecilik yapılırsa onları kim koruyacak Sayın Elitaş? (CHP sıralarından alkışlar) Sorun burada sorun burada. Yani Sayın Elitaş işine geldiği zaman Parlamento, hukuk… E, peki, burada hukuk ayaklar altına alınmış cuma günü, burada olmayan 6 milletvekili adına oy pusulası kullanılmış, sahtecilik yapılmış, o kişilerin burada olduğunu Sayın Elitaş itiraf etmiş, basının karşısına geçmiş, o kişiler de Sayın Elitaş’ı anında yalanlamışlar; “Hayır, biz, bırakın Meclis içerisinde, bırakın Ankara içerisinde, kendi memleketimizdeyiz.” deyip “tweet”ler atmışlar, Facebook’larına koymuşlar. Sayın Elitaş böyle konuşuyor ama milletvekilleri anında sizi yalanlandılar. Sayın Elitaş, bu sahtecilik işlemine karşı ne yapacaksınız, onu söyleyin bir önce. Başkasının başına suç gelince hemen yakasına yapışın ama AKP’li birisi işleyince yok. Bu görmezden gelinemez değildir, herkes dokunulmaz değildir, herkese dokunulur, AKP’lilere de dokunulur.

Sayın Başkan, cuma günü bu Mecliste yaşanan utanç tablosu demokrasimiz adına bir kara lekedir. Daha bunun hesabını verememiş bir AKP Grubunun, Türkiye’ye hukuk dersi vermeye hakkı yoktur, haddi de yoktur. (CHP sıralarından alkışlar) Nerede bu arkadaşlarınız? Ben o arkadaşlarınızın isimlerini buradan tek tek okumaya imtina ediyorum. Gelsin burada herkes özür dilesin, kim yapmışsa bu sahteciliği özür dilesin. Sayın Elitaş, size yakışan, az önce de söyledim, çıkıp, kim bunu yaptıysa hesabını sormaktır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Usule gel, usule.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu burada; bütün Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerine sesleniyorum: Kim bu Meclis çatısı altında ya da dışında bir sahtecilik işine kalkarsa Cumhuriyet Halk Partisinden atmak boynumuzun borcudur. (CHP sıralarından alkışlar) Haydi buyurun bakalım, buyurun bu tavrı gösterin. Bu milletvekillerinin, 6 sahte oy pusulası gönderen milletvekillerinin milletvekilliği tartışmalıdır çünkü Anayasa’mızın 76’ncı maddesine göre, sahtecilik fiilini yapanlar milletvekili seçilemezler, seçilirse milletvekilliği düşer.

Sayın Başkan, o nedenle o önerimiz bizim çok gündemdedir. Bu milletvekillerinin durumunun tespit edilmesi, oylamalarda oy kullanıp kullanamayacağının dahi belirlenmesi gerekir, şaibe karışmaması gerekir. AKP Grubunun, Türkiye’yi bu Anayasa oylamalarında, bir şaibeden çıkartmasını bekliyorum. Bir soğukkanlı, bir kararlı ses bekliyorum, onu da göremiyorum. Elitaş oturmuş karşımızda, evet, Parlamentoyu darbeden koruyalım ama “Sahtecilik yapanlardan kim koruyacak?” sorusuna cevap veremiyor. Sizi bu konuda tekrar, gelip burada özür dilemeye davet ediyorum Sayın Elitaş.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Levent Gök konuşmasında elini de grubumuza uzatarak “Başkasının başına suç gelince…” Hiçbir vekilimiz bir suç işlememiştir. Parlamentonun 3 grubu dokunulmazlığın kaldırılması yönünde oy kullandı diye Parlamentonun 3 grubu, eş başkanlarımız, grup başkan vekillerimiz, milletvekillerimizin tutuklanmasına sebep oldu diye onlar otomatik olarak suç işlemiş olmazlar. Kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Elitaş’a sabahtan beri sataştık, cevap vermiyor.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu teklifin görüşmelerinin başındaki Anayasa’ya aykırılık iddialarına ve teklifin baştan itibaren görüşülemeyeceğine ilişkin bu tür usul itirazlarını karşılamış bulunuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, nöbete geçti grup başkan vekilleri.

Başkan sözünü bir bitirsin…

BAŞKAN – Bir saniye… İşlemi bitireyim isterseniz…

Bu nedenle, teklifin görüşmelerinin başında Anayasa’ya aykırılık iddialarına ve teklifin görüşülemeyeceğine ilişkin tüm başvuruların işleme alınmayacağı hususundaki sürdürmüş olduğum, değiştirmediğim tutumumu Genel Kurulun onayına sunmak istiyorum.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece, tümü üzerindeki görüşmelere geçmeden önce…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin komisyonlara havale ve görüşülme sürecinde yaşanan eksiklikler nedeniyle usule aykırı getirilmiş olduğuna ve Komisyona iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birazdan geneli üzerinde görüşmelere geçeceğinizi ifade ettiğiniz, açıkça Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ettiğimiz, üzerinde açılan usul tartışmalarına rağmen tutumunuzun değişmediğini ifade ettiğiniz, 316 sayın milletvekillinin imzasıyla teklif edilmiş olan bu kanun ve Anayasa değişikliğinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak usule aykırı bir işlemin daha olduğunu ifade etmek ve bu konunun düzeltilmesi için Başkanlık Divanının tutum içinde olması, tutum takınmasını talep etmek üzere söz almış bulunuyorum.

İç Tüzük’ümüzün 23’üncü maddesi tasarı, teklif veya kanun hükmünde kararnamelerin hangi komisyonlarda görüşüleceği, esas ve tali komisyonların hangisi olacağı, işin komisyonlara havalesi sırasında Başkanlık tarafından tespit edileceğini hükme bağlamıştır. Söz konusu teklif Başkanlık tarafından sadece Anayasa Komisyonuna yollanmıştır. Anayasa Komisyonu dışında tali komisyon olarak görüş istenmesi gereken en az 4 komisyon mevcutken bu yola başvurulmamıştır. Adalet Komisyonu, Millî Savunma Komisyonu, İçişleri Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonu… Bu teklifte bu komisyonların görev ve sorumluluk alanlarına giren, ihtisas alanlarına giren ve bu komisyonlara verilmiş anayasal görevleri doğrudan etkileyecek değişikliklere sahipken, bu değişikliklerin ilgili komisyonlara görüş alınmak üzere sevk edilmemiş olması asli bir kusurdur. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ilgili komisyonun, Anayasa Komisyonunun Başkanlığına görüşmeler başladıktan sonra, Anayasa’ya aykırılık önergesinden hemen sonra bu konuda bir başvurumuz ve yazılı olarak müracaatımız varken, Komisyonda geneli üzerinde görüşmeler sürerken Sayın Komisyon Başkanı tarafından, Adalet ve Kalkınma Partili 3 sayın milletvekilinin vermiş olduğu kifayetimüzakere önergesi işleme alınmış, yaşanan yoğun tartışmalara rağmen Başkanlık makamı tutumunu değiştirmemiş ve Komisyonda geneli üzerinde görüşmeleri bitirip maddelere geçilmesi oylara sunulmuştur. Tutanaklardan da anlaşılacağı gibi gürültü ve tartışmalar sırasında maddelere geçilmiş ve bu konudaki itirazımız bir karara bağlanmamış, Komisyonun görüşü alınmamış, üzerinde müzakere açılmamış, sadece yapmış olduğumuz itiraz yapıldığıyla kalmıştır.

Komisyonun burada takındığı tutum, Meclis Başkanlığının yapmış olduğu bir usuli eksikliği giderme konusunda, ana komisyona verilen yetki ve tali komisyonları göreve çağırma konusundaki anılan maddenin üçüncü, dördüncü, beşinci fıkralarındaki yükümlülüklerine tamamen aykırıdır. Oysa Komisyon Başkanı başvurumuzu değerlendirip -her ne kadar Meclis Başkanlığı tarafından sevk edilmemiş olsa da- bu 4 veya kendi de takdir edeceği farklı komisyonların görüşlerinin alınmasının bir Anayasa değişikliği için olmazsa olmaz olduğunu düşünüp o komisyonlara yazı yazabilir, o komisyonlara çağrı yapabilir ve teklif üzerinde görüşlerini alabilirdi. Bu talebimizin yerine getirilmemesi, Meclis Başkanlığının yerine getirmediği ama bu durumda gerek basılı bütün kayda girmiş evraklardan haberdar olma yükümlülüğüne sahip ilgili komisyonlar ve komisyon başkanları hem de ana komisyonun bu konuda üzerine düşen sorumluluğu yaparak bu usuli eksikliği telafi etmesi imkânını ortadan kaldırmıştır.

Tüm bu sebeplerden sonra Başkanlığınızdan, yapılan bu eksiklikten dolayı teklifin görüşmelerine başlanmaksızın ilgili teklifi Komisyona iade etmek ve Komisyonda yapılmamış bu işlem ve diğer ilgili komisyonlardan alınmamış görüşlerden dolayı, kaliteli yasama yapmakla görevli olan bu yüce Meclisi Anayasa değişikliği gibi, her ne kadar Anayasa’ya tamamen aykırı, değiştirilemezlik ilkesine aykırı bir metin de olsa bu eksikliğinin giderilmesi için Başkanlığınız tarafından işlem yapılmasını arz ve talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

29.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Özel İç Tüzük’e uygun bir görüşme yaptığını söyledi ama yani İç Tüzük’te böyle ayağa kalkan milletvekilinin, grup başkan vekilinin dakikalarca konuşması uygun değil. İzin verirseniz, kürsüden iki dakika bu konuya açıklık getirecek bir…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, itirazı varsa usul tartışması açsın efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Özel’in kullandığı haktan faydalanarak şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinin… Hangi komisyona havale edileceği konusunda yetki sahibi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün toplantı ve karar yeter sayısıyla ilgili 27’nci maddesi var. Aynı şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 34’üncü maddesi var. Bu konuyu milletvekili arkadaşlarımız komisyonda değerlendirebilirdi. Nitekim, Komisyon üyesi Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri, bu konuyla ilgili, İç Tüzük’ün 34’üncü maddesine göre bir görüş beyan etmişler ve Komisyon da bu görüşü, kendi üyeleri tarafından görüşerek reddetmiş.

Başka bir komisyonun, Adalet Komisyonunun veya başka bir komisyonun, örnek, Plan Bütçe Komisyonunun bu konuyla ilgili talebi olabilirdi ama bu konuyla ilgili talebi, İç Tüzük’ün 27’nci maddesine göre toplantıya çağırma isteklerini yerine getirip Plan Bütçe Komisyonunu toplantıya çağırabilir, Adalet Komisyonunu toplantıya çağırabilirlerdi.

İç Tüzük’le ilgili hiçbir uygulamayı yapmıyorlar. Burada, Meclis Başkanlığının bu şekildeki bir istemini kendiliğinden yapması, hatta Başkanlık Divanının İç Tüzük’ü de ihlal ederek böyle bir şekilde Komisyona havale etmesi talepleri vardır. Hiç olmayan bir şeyi gündeme getirmektedir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

Şimdi, Sayın Özel, az önce siz de ifade ettiniz, İç Tüzük’ün 23’üncü maddesi çok açık ve net bu yetkiyi Meclis Başkanlığına veriyor, doğru mu?

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Doğru mu, soruyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğrudur.

BAŞKAN – Bu yetkiyi Meclis Başkanlığına veriyor, yani “Başkanlık tarafından, hangi komisyona havale edileceği tespit edilir.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama 34’te…

BAŞKAN – Bir dakika… 34’e de geleceğim.

23 Başkanlığa veriyor bu yetkiyi. 34 de bu yetkiyi esas komisyona veriyor. Esas komisyonun yetkisinde. “Esas komisyon, kendisine havale edilen tasarı veya teklif yahut herhangi bir mesele için bir başka komisyonun düşüncesini öğrenmeyi gerekli görürse, tasarı veya teklifin o komisyonda görüşüldükten sonra iadesini isteyebilir.”

Şimdi, bir: 23 Başkana bu yetkiyi veriyor. Başkan bu yetkiyi kullanmadı ya da kullandı, Başkanın takdirinde. Kullanmadı diyelim. İki: Esas komisyonda böyle bir yetki var, esas komisyon gerek görmesi hâlinde bunu kullanabilir. Dolayısıyla bu yetki Başkanın ve esas komisyonun; bu bir. Tamamen usulüne uygun bir işlem yani aykırı bir şey yok.

İkincisi, bugüne kadarki anayasa değişikliklerini açın, bakın, hep esas komisyonda, ana komisyonda görüşmeler yapılmış, tali komisyonlarda görüşmeler yapılmamış.

Bir üçüncüsü de, İç Tüzük’ün 73’üncü maddesinde de bir hüküm var. Havaleye itirazla ilgili bir probleminiz varsa ki bunu kanun teklifinde yapamıyorsunuz, tasarıda ancak eğer havaleye itirazla ilgili bir itirazınız varsa…

Dolayısıyla, bugüne kadar, şu ana kadarki, az önceki açıklamalarınızın hiçbiri yerinde açıklamalar değil. Tamamen usule uygun bir işlem tesis edilmiş ve usule uygun olan bu işlemlere göre de biz şu anda görüşmelere başlamış durumdayız. Sizin bu müracaatlarınızı kabul etmek mümkün değildir diye ben kanaatimi ifade ediyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, aynı sizin yaptığınız yöntemle… Ben sizin yönteminize uyum gösterdim ve “Doğru mu?” dediniz, “Doğru.” dedim.

BAŞKAN – Doğruysa problem yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi de ben size…

BAŞKAN – Ama o doğru olduktan sonra gerisi hikâye zaten.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, Sayın Başkan, öyle…

BAŞKAN – Doğruysa, yetki Başkanlıktaysa gerisini ne diye burada eleştireceğiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – O kısmı doğru, diğeri yanlış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şahsınıza saygım sonsuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, aynen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sizin de benzer bir şeyi benim için hissettiğinizi düşünüyorum. O yüzden “hikâye, gerisi boş” gibi incitici laflardan karşılıklı uzak duralım.

Ama şunu söyleyeyim: 23 Başkanlığa veriyor, doğru; 34 ana Komisyona yetki veriyor, doğru. Siz diyorsunuz ki: “Ana Komisyon bu yönde hakkını kullanmış.” İtirazım, “Ana Komisyon neden yollamadı?” değil. Eğer ana Komisyon bizim başvurumuz üzerine bizim başvurumuzu gündemine alıp, önerimizi görüşüp, gönderip göndermemeyi Komisyonun çoğunluk kararıyla oya sunsaydı o zaman siz haklı olurdunuz. Ama benim itirazım… Komisyona vakti, zamanı içinde sıra sayısını da alarak başvurusunu yaptığımız bu dilekçeyi, usulüne uygun olarak ve resmen yaptığımız bu başvuruyu Komisyon, geneli üzerindeki görüşmeler için kifayetimüzakere önergesiyle görüşmeleri kesip oya sunmadığından, karara bağlamadığından ve Komisyon Başkanının bu usulü tamamlamadan bir usuli eksiklik yaptığından bahisle zaten karşınızda bulunuyorum.

Eğer sizin 23 ve 34’teki, benim de “Doğrudur.” dediğim tespitleriniz gibi, benim bu yaptığım tespitin de doğru olduğunu düşünüyorsanız o zaman almanız gereken karar teklifin doğrudan bu usuli eksiklik giderilmek üzere Komisyona iadesi yönünde olmalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Sayın Başkan, bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Komisyonun bir söz talebi var bu konuda; onu da dinleyelim, ona göre kararımızı verelim.

Buyurun Sayın Komisyon.

30.- Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un, komisyonlara havale işleminin Başkanlığın yetkisinde olduğuna ve 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tali komisyonlara havale edilmemiş olmasının Meclis teamüllerine uygun olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bu konu bizim sıra sayısı 447 olan raporumuzda da tartışılmıştır. Aslında Başkanımızın ortaya koyduğu çerçeve burada da ifade ediliyor. Öncelikle, komisyona havale -esas veya tali komisyon olarak- Başkanlığın yetkisindedir. Tabii, Başkanlık da bunu metnin içeriğine bakarak değil sadece, aynı zamanda Meclisteki teamüllere bakarak yapıyor. Bugüne kadar 18 kez Anayasa değişikliği yapılmış, bu değişikliklerin hepsinde münhasıran Anayasa Komisyonuna esas Komisyon olarak havale edilmiştir, tali komisyon havalesi söz konusu değildir. Buna dair itirazlar da havaleden sonra dikkate alınması gerekir diye bunu ifade ettik. Daha sonra, Komisyon aşamasında bu dile getirildiğinde 34’e göre, o zaman da şunu dedik: 4 farklı komisyona havale talep ediliyor. Tabii ki bu teklifin bütünüyle ilgili olan husus Meclis Başkanının havalesinden sonra tüketilmiştir. Burada bütünüyle ilgili değil ama maddelerle ilgili olarak özel bir talep söz konusuysa maddelerde bu dile getirilsin demiştik. Dolayısıyla, bütünüyle ilgili ayrıca Plan Bütçede görüşülmesinin, Adalet Komisyonunda görüşülmesinin, Millî Savunma Komisyonunda görüşülmesinin, ayrı bir bütünün görüşülmesinin talep edilmesinin doğru olmayacağını ama ilgili maddelerde bu talep yapılırsa orada o madde görüşülürken görüşüleceğini ifade ettik ama daha sonra ilgili maddede böyle bir talep tekrar gündeme getirilmedi. Bu husus da bizim raporumuzun 23 ve 24’üncü sayfalarında uzunca izah ediliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şentop.

Sayın Özel, benim tutumumda bir değişiklik olmadığını ben özellikle ifade ediyorum çünkü…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman usul tartışması talep ediyorum.

BAŞKAN – Bakın, şunu söylüyorum: Şu anda hem Başkanlığın hem Komisyonun yetkisinde olan bir konuyu konuşuyoruz, bir.

İkincisi: Komisyona ilişkin her türlü iddiayı bizim şu anda karşılama durumumuz yok çünkü bu görüşülmüş, rapora bağlanmış, bastırılmış, dağıtılmış ve Genel Kurulun gündemine gelmiş. Bundan sonraki süreçte Başkanlık Divanının değil, Genel Kurulun vereceği kararla, oylamalarla, Genel Kurulun katkısıyla, katılımıyla farklı birtakım şeyler yapabiliriz. Onun dışında, bizim, Başkanlık Divanı olarak -az önce de ifade ettim- önümüze gelen bu raporu görüşmeme, iade etme, başka türlü bir işleme tabi tutmak gibi bir lüksümüz ya da bir şansımız dahi yok. Biz, gündeme bağlılık ilkesi gereğince bunu görüşmek durumundayız. İstirham ediyorum yani bu konuda bir katkı olacağını… Tartışmalar zenginleştirir, eyvallah…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok kısa ifade edeyim.

Usul tartışması tam da bunun için var. Eğer Başkan diyorsa ki: “Ben böyle düşünüyorum, yapacak bir şeyim yok. Aksi düşünülüyorsa usul tartışması açılır, ondan sonrası Parlamentonun…” Zaten usul tartışmasından sonra fikriniz değişmedi, biz ısrar ettik, siz oya başvurabilirsiniz. Partiniz, çoğunluk bir karar verdi, ona karşı biraz önceki usul tartışmasında da ne oldu sonuç? Aynen dediğiniz gibi oldu. Ama esas olan şu Sayın Başkanım: Usul tartışması bir hak ve tam da bu aşamada devreye girer. Siz bir şey yapıyorsunuz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu konuda bir kere usul tartışması açıldı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu konu ilk kez yapılıyor.

Hatta biraz önce Elitaş “Böyle bir konu ilk kez gündeme geliyor.” dedi. O yüzden Anayasa’ya aykırılık yönünden yeni bir usul tartışması açıyor değilim. Yapılan işlemin -sizin tarafınızdan- bu eksikliğinin giderilmek üzere sizin komisyona geri yollama hakkınız ve yetkiniz olduğunu düşünüyorum. Aksini düşünürseniz konu hakkında usul tartışması istiyorum. Sonuçta elbette Genel Kurulun olacak karar.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özel, usul tartışması açmanın tahdidî hâlleri var; takdir edersiniz ki çok net, açıktır. Şimdi, benim yaptığım işlem –az önce birlikte doğruladık- İç Tüzük’e uygun bir işlemse ve yine az önce ifade ettim, bugüne kadarki teamüller de bu yöndeyse, usulde herhangi bir problem yoksa, usul tartışmasını bana izah edebilir misiniz? Gerçekten…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onun için söz istiyorum efendim, onun için.

BAŞKAN – Sayın Özel, yani ben hani görüşmelerin suhuletle yürütülebilmesi adına size usul tartışmasında söz vereceğim ama yani bunun çok zorlama bir konu olduğunu özellikle de ifade etmek istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Her şeye rağmen, ben yine usul tartışmasını açıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Aleyhte, aleyhte…

BAŞKAN - Lehte?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Lehte.

BAŞKAN - Evet, lehte Sayın Elitaş.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Aleyhte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aleyhte.

BAŞKAN - Aleyhte Sayın Özel.

Lehte mi Sayın Kerestecioğlu? Öyle ümit ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Aleyhte, aleyhte.

BAŞKAN - “Lehte” dediniz ama, aleyhte Sayın Kerestecioğlu diyelim.

Lehte Sayın Doğan Kubat.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben istedim ondan önce, tutanakları isterim. Hayır, tutanaklara bakın ben Doğan Kubat’tan önce istedim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben istedim, bak tutanaklara, ben istedim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Ben istedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte mi konuşacaksın, Özgür Özel’in aleyhinde?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sosyal demokrasi böyle bir şey.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben istedim önce aleyhte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, tutanaklara bakın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman, Sayın Başkan, bundan sonra ilk istemleri lütfen tutanaklara bakarak belirleyin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gruplar alsın birer tane, gruplar alsın.

BAŞKAN – Evet, o zaman, bakın, Sayın Altay, bundan sonraki süreçte de öyle yaparsak...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır ama gruplara veriyoruz.

BAŞKAN – Bakın, usulümüz nedir? Her gruptan talep olduğu zaman karşılamaya çalışıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, gruplara veriyoruz.

BAŞKAN – Yani, bundan sonra da eğer o işlemi yaparsak grupların bazıları sıkıntıya düşer. Aynı gruptan hepsi ayağa kalkarsa ne yapacağız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Her gruba verin o zaman. MHP’nin talebi yok.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Evet, lehte ilk söz Sayın Elitaş’a ait.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

4.- 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin Genel Kurula getirilme sürecinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce de söylediğim gibi -teşekkür ediyorum, tebrik ediyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmelerinin, bu Anayasa değişikliği görüşmelerinin, bütün engellemelere rağmen, bütün tahriklere rağmen suhuletle geçmesi için gayret gösteriyorsunuz. Aslında, şu yapılan tartışmanın, bu usul tartışmasının hiç yeri, mesnedi olmadığını, ifade eden arkadaşımız da herhâlde biliyordur diye tahmin ediyorum.

Az önce yaptığımız usul tartışmasında -bildiğiniz gibi Anayasa’ya aykırılık konusunda bir usul tartışması yapıldı ve- onu da çok güzel bir şekilde izah ettiniz; Anayasa’ya aykırılıkla ilgili, tümü konusunda hem Meclis Başkanlığının hem de Komisyon Başkanlığının bu konudaki inceleme yetkisi var. Orada, Meclis Başkanlığı, 10 Ekim tarihinde verdiğimiz Anayasa değişiklik teklifini tahmin ediyorum pazartesi veya salı günü Komisyona gönderdiler. O süreç içerisinde muhtemelen Anayasa’ya aykırılık konusunda bir inceleme yapmışlardır. Aynı şekilde, Komisyonda hemen hemen dört gün süreyle, kırk dokuz saati aşkın bir şekilde, Anayasa’ya aykırılık konusunda milletvekili arkadaşlarımızın uzun uzadıya ifadeleri oldu. Kimi iki saat konuştu, kimi iki saat elli dakika konuştu yani Anayasa’ya aykırılık mı veya maddenin tamamıyla, kanun teklifinin tamamıyla ilgili mi olduğu konusu belli değil ama bir usul tartışması Anayasa’ya aykırılık şeklinde devam etti ve yine Genel Kurulda, şurada gördük ki ilk işlerden birisi Anayasa’ya aykırılık önergeleriyle ilgiliydi. Sonra değişti, başka konulara girdi. En son, Sayın Özel’in söylediği konu öyle bir noktaya geldi ki, tamam, Anayasa’ya aykırılık önergesini geçtik, “Şimdi, İç Tüzük’ün 23’ün maddesine göre ve ona bağlantılı olarak 34’üncü maddesine göre usulüne aykırı bir konu yok.” dedi. Benim buradan anladığım nokta şu ki, Sayın Özgür Özel diyor ki: “Bizim ilk Anayasa teklifiyle, Anayasa’ya aykırılık önergesiyle verdiğimiz kısmı siz Başkanlık Divanı olarak anladınız, ‘Tamam.’ dediniz, usul tartışması açtınız, Anayasa’ya aykırı olmadığı konusunda karar verdiniz, kanaat getirdiniz; benim de Anayasa’ya aykırı olmadığı konusunda kanaatim oluştu. Ondan dolayı, İç Tüzük’ün 23’üncü maddesi ve İç Tüzük’ün 34’üncü maddesine göre siz komisyonlara tekrar havale edin, bu kanunlar diğer komisyonlarda da…” Örnek: “Anayasa’nın 161’inci maddesine göre bütçelerin nasıl verileceği konusunda Plan Bütçe Komisyonuna gönderin, başka konularla ilgili Adalet Komisyonuna gönderin.” diye farklı bir şekilde yöntem ortaya koydu. Benim şuradan, Sayın Özgür Özel’in ifadesinden anladığım net olay şu ki: “Bizim ilk andaki yaptığımız Anayasa’ya aykırılık yönündeki usul tartışması yersiz, bu kanun teklifinin, Anayasa değişiklik teklifinin Anayasa’ya uygunluğunu kabul ediyoruz ama İç Tüzük’te, 23’üncü madde gereğince başka komisyonlara havale edilmesi gereken konu havale edilmediğinden dolayı bir eksiği tamamlar mısınız.” diye ifade ediyor ama bu eksiği tamamlama yetkisi Sayın Başkanın yetkisinde değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun yetkisindedir ve Genel Kurul da bunu, ilk usul tartışması konusunda kararını net bir şekilde beyan etmiştir.

Sayın Başkanın tutumu lehinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum aleyhinde ilk söz Sayın Özgür Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Öncelikle, Sayın Elitaş, Cumhuriyet Halk Partisinin kendisine tanımış olduğu bu kürsü imkânını istismar edip Cumhuriyet Halk Partisinin komisyonda…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İstismar etmiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …komisyondan sonra bugün burada, kamuoyu önünde açıkça ifade ettiği Anayasa’ya aykırılıklardan vazgeçtiği gibi bir çıkarımda bulunuyor. Değil Sayın Elitaş kalkıp da burada bunu söyleyince, onun söylemesiyle benim Anayasa aykırılık iddiamdan vazgeçmem, mezardan dedem kalkıp söylese bu, Anayasa’ya aykırıdır; bu, Anayasa’ya aykırıdır; bu, Anayasa’ya aykırıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa Anayasa’ya nasıl aykırı oluyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 23’üncü maddesinin gereğini Meclis Başkanı yapmadı. 4 komisyonu ilgilendiren bir mesele var. O komisyonun sayın milletvekillerinin uzmanlık alanlarını, ihtisaslarını, fikirlerini hiçe saydı, “Siz bilmezsiniz.” dedi, “Biz bu işi kaptıkaçtı misali Anayasa Komisyonu ile Adalet Bakanı ve 2 bürokratıyla halledeceğiz.”

Bununla kalmadı yaptığı eksiklikler. Biz dedik ki: Bunu düzeltmelisiniz. Komisyona dilekçe verdik. İç Tüzük 34’e göre Komisyon Başkanı demeli ki: “Şu 4 komisyondan görüş alınmasını istiyor Cumhuriyet Halk Partisi. Ne dersiniz?”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Dedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – O konuda da Meclis Başkanı iradeyi tek başına kullandı, Anayasa Komisyonunun 4 partiden oluşan sayın üyelerine, en çok da çoğunluk kendilerinde olduğu, sonucu bildiği hâlde, Adalet ve Kalkınma Partili üyelerine “Bunu sana sormama gerek yok, resen kararı ben veriyorum.” dedi. Böyle bir özensizlik, böyle bir, alınan parça işi zamana karşı hızla bitirme ve bu kaptıkaçtı anayasasını paketleyip Komisyon aşamasını halletmeyle ilgili bir irade vardı.

Çok net bir şey daha söyleyelim: Başvurularımız sadece bununla sınırlı değildi. Anayasalar aşkın zamanlı metinlerdir. Anayasalar en geniş toplumsal mutabakatla yapılır. Daha önceki dönemde yapılan Anayasa çalışmasına 1.600 kurumdan görüş istendiğini, 180 kurumun dinlendiğini, 30 bin sayfa tutanakları söylüyor ama kendisi ifade ediyor Komisyon Başkanı “Bu bizim önceki dönemki teklifimizin yüzde 95 aynısıdır.” diyor.

Biz dedik ki: Barolar nerede? Biz dedik ki: Sivil toplum nerede? Biz dedik: Üniversiteler nerede? Biz dedik: Bu anayasadan etkilenen sivil toplumun ve toplumun tüm kesimlerinin temsilcilerini dinlemeden bu Anayasa’yı nasıl değiştirirsiniz? Bu tekliflerimizin tamamı Komisyon Başkanı tarafından oya dahi sunulmadan…

Ve herkes şunu bilsin: Bu Anayasa değişikliği için ne bir akademisyen ne bir üniversite ne bir baro, barolar birliği ne savunma mesleğinin temsilcileri ne de resmî kurumların birinden görüş alınmasına gerek duyulmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bir kişinin üzerine göre hazırlanmış ve…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletten görüş alacağız, milletten.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …bir taşerona verilmiş, o taşeron tarafından, aşkın zamanlı bir metin yapıp yüz altmış yıl sonra da övünülecek anayasayı yapmak yerine…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …on altı günde paçavraya dönmüş, imza atanların imzasından döndüğü…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nasıl “paçavra” diyebilirsin ya? Ayıp!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) -…destek verenlerin, “Noktasına bile dokunulmayacak.” diyenlerin bu paçavraya dönmüş metin karşısında teslim oldukları...

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne demek paçavra!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - … bir süreci hep beraber izledik.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Yazık! Yani “paçavra” demen var ya, çok yazık!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletten yetki alacağız, milletten! Bu ülkenin asıl sahiplerine götürüyoruz bunu! Onlar karar verecek buna, bu ülkenin asıl sahipleri karar verecek!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Milletten yetki alacağız, milletten! Yetkiyi milletten alacağız, sıkıntı yok!

BAŞKAN – Lehte ikinci söz Sayın Mehmet Doğan Kubat’a aittir.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, açılan usul görüşmesinde bu Anayasa teklifinin Komisyona iadesi noktasında, Başkanlık makamının bu konuda bir yetkisi olmadığına dair tutumunuzun ve görüşmelerin devamına yönelik tutumunuzun lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Şimdi, Sayın Özgür Özel 34’üncü madde uyarınca, Anayasa Komisyonunun görüş alma noktasında bir eksikliğe düştüğünü ifade ederek bunun Başkanlık makamınca Komisyona iadesini istemiştir.

Değerli arkadaşlar, 34’üncü madde, bir komisyona, kendini yetkili görüp başka bir komisyondaki işi isteme yetkisi veriyor, başka komisyonlardan elindeki işle ilgili görüş alma yetkisini veriyor veya kendisini yetkisiz görüp başka bir komisyona elindeki işi gönderme yetkisini veriyor. Dolayısıyla, Anayasa Komisyonu bu görüşmeleri yaparken bir başka komisyon da “Ben yetkiliyim, bana da bunun sevkini sağlayın.” diye bir başvuru da yapmamış, neticede rapor buraya gelmiş. Şimdi, Genel Kurul aşamasında bir teklifin komisyona nasıl iade edileceği şu İç Tüzük’te yazıyor aslında. Burada İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin birinci fıkrasına göre, bir kanun teklifinin komisyona iadesi istenebilir. Evet ama başında diyor ki: “…İçtüzükte aksine bir hüküm yoksa...” 88’inci maddeye baktığımız zaman, bir kanun teklifinin komisyona iadesini istemeye yetkili mercilerin neler olduğu yazılmış; “Hükûmet veya esas komisyon, tasarı veya teklifin tümünün, belli bir veya birkaç maddesinin komisyona verilmesini bir defaya mahsus isteyebilir.” diyor. Şimdi, böyle bir yetki kullanımı söz konusu değil. Yine, İç Tüzük’ün 75’inci maddesine göre, teklifte imzası bulunan milletvekili arkadaşlarımızın 75’inci madde hükmü çerçevesinde üçüncü fıkraya göre bu geri alma noktasında bir yetkileri var, bunu kullanabilirler. Bu konuda da Genel Kurulun karar vereceğini gene İç Tüzük belirtiyor.

Yine, Özgür Bey’in bahsettiği, bunun havalesine, Anayasa Komisyonuna havalesine biz itiraz ediyoruz. Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 73’üncü maddesinde, sadece tasarının havalesine itiraz edilebileceğine dair bir hüküm vardır ve 73’üncü maddenin son fıkrasına göre de bu, oturumun başında yapılabilir. Kanun teklifleriyle ilgili havaleye itiraz hukuken mümkün değildir. Bunun geçmişte de onlarca defa uygulamasını yaptık. Dolayısıyla, bunun Başkanlık makamınca Komisyona iadesi söz konusu hukuken mümkün olmadığından dolayı, şu anda görüşmelerin bir an önce başlayıp Genel Kurulun bu konudaki kararını beklemekten başka da yapacağımız başka bir iş olmadığına göre, Başkanlığımızın tutumu lehinde olduğumu belirtir, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tutumum aleyhinde ikinci ve son söz Sayın Baydemir’e ait.

Buyurun Sayın Baydemir.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulun açılış dakikasından bugüne değin, şu saate kadar yürütmüş olduğumuz bütün tartışmalarda, hemfikir olduğumuz yek bir konu var, o da bu gemi içerisinde 79 milyon insanın tümünün bulunduğu ve bu geminin kaptan kamarasının kimler tarafından ve nasıl yönetileceğinin, dümenin nereye doğru çevrilmesinin bütün, 79 milyon insanı ilgilendirdiği hususundaki hemfikirliğimizdir. Bize göre, adına “Cumhurbaşkanlığı sistemi” denilen bu sistemle 79 milyon insan büyük bir girdaba, büyük bir çıkmaza doğru hızla sürükleniyor. Bugün HDP Grubu olarak bizim karşı çıkışımızın temel noktası: “Gelin, bu ülkeyi birlikte büyük bir felakete doğru hızla kayışının önünde bir engel oluşturalım. Gelin, gerçekten de milletin hür iradesinin ortak paydalarda buluşuşunun zemini olan Parlamento zeminini bir kez daha özgür kılalım.” Her şeyden önce birinci darbe, eş başkanlarımızın cezaevine konulmasıyla gerçekleşti ve o darbenin şu anda zemininde bir anayasa çalışması yürütülüyor. Bakınız, Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.” ilkesi dahi şu anda burada yerle yeksan edilmiş durumda. Ben, müsaadenizle, bütün siyasi partilerin liderlerinin vicdanına hitap ediyorum: Her birinizin meşruiyeti neyse eş genel başkanlarımızın da meşruiyeti odur. Bugün Parlamentonun yasama faaliyetini bu minvalde sürdürmesi siyasi etik açısından bir butlan, hukuki etik açısından bir butlandır, vicdan açısından bir butlandır ve mutlak suretle bu yasanın geri çekilmesi, bu yasanın çalışmasının durdurulması ve milletvekillerimizin akıbetinin Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu kararlar doğrultusunda bir nihayete kavuşturulması ile tekrar gündemine alması gerekiyor.

İkinci husus da, bu olmasa bile, Parlamento kendisi, Başkanlık Divanı, üniversite öğrencilerine tanınan hakkın parlamenterlere de tanınması ve en azından yasama faaliyeti içerisinde bu oylamalar yapıldığında burada bulunması gerekiyor.

Değerli kardeşlerim, AKP Hükûmeti, şu anda bu gemiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - …âdeta topluma da gazoz vererek aynalı sazan avlamaya gittiğine inanıyor ama emin olun ki bu gemiyi köpek balıklarına yem etmekle karşı karşıya ve o gemide hepimizin bulunduğunu lütfen ama lütfen unutmayalım.

Derin saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 23, 34 ve 73’üncü maddeleri gereği tutumumda bir değişiklik yoktur. Zira, söz konusu kanun teklifi Başkanlıkça Anayasa Komisyonuna havale edilmiş, bu komisyonda görüşülüp rapora bağlanmış, söz konusu rapor Meclis Başkanınca bastırılıp dağıtılmış ve Genel Kurul gündemine girmiştir. Söz konusu teklife ve rapora ilişkin komisyon görüşmelerindeki usule dair bir aykırılık iddiasını ya da Anayasa’ya aykırılık iddialarını değerlendirme görev ve yetkisini haiz makam, Genel Kurulun bizatihi kendisidir. Başkanlığımızın resen böyle bir değerlendirme yetkisi veya işleme almama yetkisi bulunmamaktadır.

Yine, bir başka husus, özellikle hatırlatmak istiyorum, 7 Nisan 2016 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan vekillerinin ve Başkanın imzaladığı mutabakat metninde, İç Tüzük’te açıkça düzenlenmiş veya teamülü yerleşmiş hususlar ile gündem dışına çıkılmasını konu edinen veya Başkanın tutumuna ilişkin olmayan usul tartışmaları taleplerinin Başkanlıkça karşılanmayacağı dikkate alınmış ve belirtilmiştir. Zira, teamül gereği de, hem iç Tüzük hem de Meclis teamüllerine baktığımızda da bütün anayasa değişiklik teklifleri esas komisyonlarda sadece görüşülmüş. Tali komisyonlar isterlerse görüş bildirebilir ya da esas komisyon isterse tali komisyona gönderebilir. Bu bağlamda tutumumda bir değişiklik yoktur diyorum ve böylece bütün bu tartışmalar nihayetinde geneli üzerinde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Genel Kurulun oyunu almanızı talep ediyoruz bu konuda, görüşünü almanızı.

BAŞKAN – Yok, o benim takdirimde efendim.

Tutumumda bir değişiklik yoktur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hayır, bundan önceki her şeyde alıyorsunuz da şimdi niye almıyorsunuz?

BAŞKAN – İç Tüzük o takdiri bana veriyor Sayın Özel, size vermiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, niye şu anda? Şimdi, şöyle bir bakınca bizi tarafsız yönettiğinize nasıl inanacağız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böylece tartışmaları nihayetlendiriyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – AKP Grubu zayıf olunca oya sunmuyorsunuz. Böyle şey olur mu? Bak, bak, hadi oya sunun, hadi, hadi! Hadi oya sunun!

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN – Tümü üzerindeki görüşmelere geçiyoruz.

Tümü üzerindeki söz taleplerini ben Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal, Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Mehmet Parsak, esas komisyon adına Anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Şentop, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başbakan İzmir Milletvekili Sayın Binali Yıldırım söz talebinde bulunmuşlardır.

Şimdi birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.37

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

447 sıra sayılı Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, gruplar adına söz taleplerine gelinmişti.

Gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Deniz Baykal’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Baykal, sizin, aynı zamanda şahıslar adına da söz talebiniz var. Yalnız, şahıslar ile grupları birleştirme, en son gruplar adına konuşan şahsa ait iken grupların da mutabakatını da alarak, emsal teşkil etmemek kaydıyla şahıslar adına olan söz talebinizle de birleştiriyorum. Dolayısıyla, süreniz, yirmi dakika artı on dakika, otuz dakika. Bir de gruplar adına her konuşmacıya, Hükûmet ve Komisyon da dâhil, beşer dakika da ilave vereceğiz.

Toplam otuz beş dakikada bitirmek kaydıyla sizi kürsüye davet ediyorum.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DENİZ BAYKAL (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tarihî bir toplantı yapıyoruz, bir Anayasa değişikliği taslağını konuşacağız. Buraya kimseyi suçlamak ya da karalamak için gelmedim. Günlük siyaset yapmak için burada değilim. Türkiye’ye sahip çıkmak için geldim. “Buna ihtiyaç mı var?” derseniz, evet, buna ihtiyaç var. “Bu sana mı düşer?” derseniz, hepimize düşer, evet, bana da düşer. Buraya seçilerek gelmiş siz milletvekilleri gibi ben de bütün siyasi ömrümü bu kutsal çatı altında geçirmiş bir kişi olarak milletime karşı bu noktada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin İstiklal Madalyası’yla onurlandırılmış bir istiklal gazisinin oğlu olarak, babamın helalliğini kazanabilmek için burada konuşmak zorunda olduğumu düşünüyorum. Belki bir daha böyle bir şans hiçbirimiz için olmayacaktır. Türkiye’mizin tarihle ve gelecekle hesaplaşmasında oyumuzla, duruşumuzla bir rol oynayacağımız bir görev anının, bir sorumluluk ortamının içindeyiz. Ne yazık ki böyle bir tarihî karar anına bizi taşıyan, müellifi bilinmeyen ama daha içeriği belli değilken boş kâğıt imzalatılarak önümüze getirilen bir projedir. Bu projenin müellifi belli değildir ama arkasındaki siyasi irade bellidir. Bu proje, alelacele, telaşla hazırlanmış, hukuki ve siyasal olgunlaşmaktan uzak bir sipariş projedir. Milletin egemenliği ve Meclisin üstünlüğü anlayışını temel alan bir asırlık siyasi geleneğimizi tahrip edecek, millî siyasi kültürümüzü çökertecek, millet egemenliğinin yerine şahıs hegemonyasını ikame edecek bu tasarı bugün önümüzde duruyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyı ele almadan önce dikkatinizi çekmek istediğim 3 nokta var. Birisi, bu tasarıdan Türk halkının haberi yok. Anayasa’mızın, devletimizin en temel dayanaklarıyla oynayan böyle bir tasarıdan milletin haberi olmadan, alelacele komisyonlarda, Genel Kurulda bu tasarıyı görüşme durumunda kalıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 80 milyonun kaderiyle ilgili bu vahim tasarı hakkında -araştırmalar da gösteriyor ki- halkımız hemen hemen hiç bilgilendirilmemiştir. Konunun toplumun hiçbir kesimiyle müzakere edilmediği ortadadır. Üniversitelerin haberi yoktur, hukuk fakültelerinin haberi yoktur, baroların haberi yoktur, sendikaların haberi yoktur, esnaf kuruluşlarımızın haberi yoktur; milletin haberi yoktur. Sanki milleti haberdar etmeden, milleti uyarmadan işi olup bittiye getirme çabası vardır.

Hatırlarsanız, daha önce iktidar “çözüm süreci” diye PKK’yla anlaşmanın halka izah edilip kabul ettirilebilmesi için çırpınıyordu. Akil adamlar icat edip, onları bütün Türkiye’de seferber etmişti, aylarca çabalamıştı. Söyler misiniz şimdi, Anayasa değişikliğini millete anlatmak için en küçük bir çaba, gayret sergiliyor musunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Bizim anlatmamıza niçin izin vermiyorsunuz? Meclis TV kapatılmış, Allah aşkına bunun bir izahı var mı? Böylesine önemli bir konuyu konuşurken Meclis TV’nin kapatılması milletin haber alma hakkına müdahale anlamına gelmez mi? Kendisine güvenen, projesine güvenen insanlar milletin gözü önünde bu tartışmayı yapmaktan niye kaçınır? Kısıtlı süreler içinde, yirmi dakika içinde konuşup, projenin iç yüzü daha anlaşılmadan işi olupbittiye getirme çabası var; çok açık söylemek zorundayım. Bunu söylememek iyi niyet değil değerli arkadaşlar. Bu, doğru değildir. Bu, sizin, teklifinize güvenemediğinizi gösterir. Karda kışta, zemheride bu telaş niye, bu acele niye? Bırakın millet gerçekleri öğrensin. Acele etmeyin, acele işe şeytan karışır.

Milletvekillerine boş kağıdı imzalattırıp, milletin anlayıp öğrenmesine fırsat vermeden Anayasa’yı değiştiremezsiniz, cumhuriyeti tahrip edemezsiniz. Bu işler böyle olmaz. Eğer oldurmaya çalışıyorsanız bu işin içinde bir çapanoğlu var demektir, olmaması gerektiğini siz de bilirsiniz çünkü. Öyle yapmak zorunda kalmışsanız eğer bu işin içinde bir çapanoğlu var, bir sıkıntı var. (CHP sıralarından alkışlar) Gümrükten mal mı kaçırıyorsunuz? Eğer size birileri “Uzatmayın, bir an önce bitirin bu işi.” dedi diye yapıyorsanız, ona söylemeniz gereken şey şuydu: “Size saygı duyarız ama millete ve Meclise daha çok saygı duyarız; onun için önce millete bu işi anlatmanız lazım.” (CHP sıralarından alkışlar) Bunu söylemenizi beklerdik. Milletin arkasından talimatla oyun çevirmek kimseye yakışmaz.

Değerli arkadaşlarım, kimsenin haberi yok, bu tasarıyı olağanüstü hâlde konuşuyoruz, bu anayasa paketini bir olağanüstü hâl rejimi altında konuşuyoruz. OHAL’i üçüncü kez bütün Türkiye’de daha yeni uzattık. Olağanüstü hâl Anayasa’ya aykırı bir biçimde, OHAL gerekçelerinin kapsamı dışında uygulamalarla sürdürülüyor. Kararnamelerle yargı yetkileri kullanılıyor. İdari kararların ne zaman ve nasıl yargı denetimi altına alınacağı hâlâ belirsiz. 163 general tutuklu, 150 yüksek yargıç -Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyesi- tutuklu, 2.194 hâkim ve savcı tutuklu, 6.269 subay tutuklu, 80 bin kamu personeli ihraç edildi, 50 bin kamu personeli soruşturuluyor, 230 şirkete kayyum atandı, hâlâ her yeni kararnameyle yüzlerce kişinin işine son veriliyor. OHAL kararları yargı süzgecinden geçirilebilmiş, yargı denetimi altına alınabilmiş değil. Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırılarını yaşıyoruz. Bir buçuk yılda 38 terör saldırısında 516 kişi hayatını kaybetti. Sadece şu son altı ayda, OHAL döneminde 17 saldırıda 214 kişi hayatını kaybetti. Suriye’de 47 askerimiz şehit düştü. Ekonomi alarm veriyor. Suikast timleri onlara kol kanat geren mülteci hemşehri kolonileriyle birlikte kentlerimizde yuvalanmış. Güvenlik krizi sizi muhalefet liderlerine zırhlı araba teklif etme noktasına kadar getirmiş.

Bütün bunları “Türkiye’yi on beş yılda ne hâle getirdiniz?” diye şikâyet etmek için söylemiyorum. “Allah aşkına, bu ortamda, OHAL rejimi altında bu Anayasa değişikliğini, referandum yapma düşüncesini nasıl oluyor da aklınızdan geçirebiliyorsunuz?” diye sormak için söylüyorum. Millet can derdinde, birileri et derdinde.

Değerli arkadaşlarım, OHAL’in altıncı ayındayız. Her gün yeni gözaltılar, tutuklamalar, birbiri ardına terör saldırıları, bombalamalar, şehit haberleri. Millet ülkenin her yerinde acı ve matem içinde. Yasını tutmaya çalışan, matemini yaşayan insanlara “Hadi koş, bana oy ver.” diyeceksiniz. Bu bana bir kargaşa ortamında ayıplı malını pazarlamaya çalışan kurnaz bir tüccarı hatırlatıyor.

OHAL rejimi içinde yapılacak bir Anayasa değişikliği hukuk vicdanıyla, demokrasi ahlakıyla bağdaştırılamaz. Başta Fransa olmak üzere birçok demokratik ülkede olağanüstü hâlde anayasa değiştirmek mümkün değildir. Sayın Başbakanın da bir süre önce OHAL altında referandum yapmanın doğru olmadığını söylediğini hatırlıyorum. OHAL altında Anayasa’yı görüşmeye başladık bile. Böyle olması hem Başbakanın saygınlığına ağır bir darbe vurmuş hem de tasarının demokratik meşruiyetini ve hukuki saygınlığını daha işin başında şimdiden tahrip etmiştir. Hükûmetin de ötesinden kaynaklanan bu acelecilik ve dayatmanın, “Olağanüstü hâl falan dinlemem.” diyen o anlayışın altında yatan, halkın bilgilenmesinden, teklifin iç yüzünün ortaya çıkmasından duyulan telaş ve korkudur. Basın baskı altında, 147 gazeteci tutuklu, düzinelerle gazeteci siyasi baskılarla işinden atılmış, televizyonlar sindirilmiş, dışarıda OHAL, Mecliste sıkıyönetim. Meclis televizyonunu kapatıp yirmişer dakika grupları konuşturarak yapacağınız işten hayırlı bir sonuç çıkmaz. Söz konusu olan, dünyanın en şerefli millî kurtuluş mücadelesiyle kurulmuş, Meclis üstünlüğüne dayalı bir cumhuriyet rejiminin kaderidir. Milletin haberi yok, olağanüstü hâl altında anayasa değiştiriyoruz ve ilk kez Türkiye’de 12 Eylülden bu yana uzlaşma olmadan bir anayasa değişikliği hayata geçirilmek isteniyor. 18’inci anayasa değişikliği paketini görüşüyoruz; 17’si de uzlaşmayla geçmiştir, 17’si de mutabakatla geçmiştir ama şimdi, ilk kez milleti ikiye bölecek bir temelli anayasa zorlamasına iktidar davetiye çıkarmaktadır hâlbuki bugün her zamankinden çok daha fazla uzlaşmaya ve millî dayanışmaya ihtiyacımız var.

Bir yanda, Türkiye’nin bir millî devlet olarak varlığına yönelik dış kaynaklı komplolar, tuzaklar, öte yanda, uzun süredir iktidarın izlediği yanlış, tutarsız iç ve dış politikaların oluşturduğu bir tehdit ortamı; her ikisiyle aynı zamanda karşı karşıyayız. Böyle bir tehdit ortamında yeni bir rejim gerilimini tahrik etmeyi, Türkiye’yi kutuplaştıracak, daha da kutuplaştıracak, daha da kamplaştıracak böyle bir girişimi akılla, sağduyuyla izah etmek mümkün olabilir mi? Eğer rejimin temeli konusunda uzlaşamazsanız egemenliği çatlatırsınız.

Değerli arkadaşlarım, bu getirilen anayasa değişikliği, sıradan, alışılmış, bundan önceki 17 paket gibi bir değişiklik değil, bu, Anayasa’nın temellerini, egemenlik anlayışını, ana kurumların konumunu ve birbirleriyle ilişkisini dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmadığı kadar allak bullak edecek bir proje.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de Anayasa’nın temelinde millî egemenlik anlayışı ve Meclisin üstünlüğü var. Bu teklif millî egemenlik anlayışını tahrip edecektir; milletin üstünlüğünü, Meclisin üstünlüğünü ortadan kaldıracaktır. Meclis üstün olmaktan çıkacaktır, eşit bile olamayacaktır. Millî egemenlik ortadan kaldırılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, burada Meclis olarak çalışıyoruz. Bu Meclisin arkasında millet var, millî irade var. Tümüyle Türkiye milleti Türkiye Büyük Millet Meclisinin arkasında, yüzde 100’üyle. Her siyasi görüşten parti varız, her kimlikten, her etnisiteden, her inançtan, her mezhepten insanlarız çünkü Türkiye böyle, o Türkiye de buraya yansıyor. Onun için burası egemen, onun için bütün organların üzerinde olmak durumunda. Ama şimdi ilk kez bir seçim yapacağız; yüzde 51’le bir Cumhurbaşkanı seçeceğiz; seçeceğimiz Cumhurbaşkanı bu milletin yüzde 100’ünü temsil eden organın temel yetkilerini alacak -yasamanın bir kısmı dâhil- denetlemeyi tümüyle ortadan kaldıracak, yargıyı alacak ve yeni bir anlayışla bir devlet mekanizması ortaya çıkacak. Herhangi bir demokratik ülkede bunun bir benzeri var mı Allah aşkına?

Değerli arkadaşlarım, böyle bir ortamda bu kadar köklü bir Anayasa değişikliğini zorlayarak geçirmeye çalışmak yapılabilecek en büyük yanlıştır, en büyük hatadır. Bu kadar yanlış, bu kadar hata niye yapılıyor, niye yapılıyor? Bir telaş var, bir acele var, bir işi bağlama gayreti var, “Bir fırsat çıktı, aman bu fırsatı kaçırmadan derhâl bunu bitirelim.” anlayışı var; bu, bütün o hatalara yol açıyor.

Değerli arkadaşlarım, getirilen Cumhurbaşkanı sadece bildiğimiz Cumhurbaşkanı olmayacak; dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde görülmeyen bir şekilde iktidar partisinin de genel başkanı olacak. Herkes bu Anayasa’ya baktığı zaman, Cumhurbaşkanının yetkilerine, Meclisin yetkilerinin azalmasına ve yargıyı Cumhurbaşkanının belirlemesine tepki gösteriyor, “Bu yanlıştır.” diyor. Elbette onlar yanlış da herkesin pek üzerinde durmadığı belki en temel yanlış, Cumhurbaşkanının Meclisteki iktidar partisinin aynı zamanda genel başkanı da olabilmesidir. Bundan daha büyük bir hata tasavvur edilemez. Bu, yasama ile yürütmeyi iç içe geçirmek demektir. Cumhurbaşkanı yani tüm Türkiye’nin temsilcisi olması gereken kişi bir siyasi partinin genel başkanı, grup toplantısına katılacak, MYK toplantısına katılacak, o partinin yararlarını, çıkarlarını savunacak, takip edecek. Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı olacak, AKP Genel Başkanı da yargıyı belirleyecek, Anayasa Mahkemesini belirleyecek, HSYK’yı belirleyecek. Değerli arkadaşlarım, sağduyumuzu mu kaybettik Allah aşkına? Bir siyasi parti genel başkanına Anayasa Mahkemesinin üyelerini belirleme hakkı verilebilir mi? Cumhurbaşkanına parti genel başkanı olma yetkisini, imkânını tanıdığınız anda işte siz bunu yapmış oluyorsunuz ve bu, hiçbir şekilde kabul edilebilir, sürdürebilir bir olay değildir.

Tarafsızlık yemini edecek Cumhurbaşkanı, “Ben tarafsızım.” diyecek. Ya, kimi aldatıyoruz? Ne bu samimiyetsizlik? Anayasa’ya yansımış bir samimiyetsizlik. Parti genel başkanı tarafsız olarak yemin edecek! Yani aynı kişi Cumhurbaşkanı Köşkü’nde tarafsız olacak, parti genel merkezinde AKP’li olacak, Başbakanlıkta Başbakanlık yapacak.

Değerli arkadaşlarım, bunlar yanlış. Bakın, bu, parti devletini oluşturmak demek, siyaseti devletin temeline sokmak demek. Türkiye’de valilerin il başkanı olduğu bir dönemden başladı 1930’larda, bugün geldiğimiz noktaya geldi bir büyük süreçle. Bu sürecin en kritik aşamasında 1947’de 12 Temmuz Bildirisi vardır. İsmet İnönü, hukuken partili Cumhurbaşkanı konumundayken bundan rahatsız olarak partilerüstü bir Cumhurbaşkanı olmaya gayret göstermiştir, kucaklamaya çalışmıştır muhalefeti, adil davranmaya çalışmıştır ve daha sonra bu hukuki durum değişmiş, önce fiilî olarak İnönü’nün çabasıyla, daha sonra da hukuki olarak değişmiş, bugünlere gelmişiz. Şimdi, biz “tarafsız” diye Anayasa’da tarif edilen Cumhurbaşkanını parti genel başkanı yapmaya çalışıyoruz. Nereye gidiyorsunuz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı, Meclisi tek başına gerekçesiz fesih yetkisine sahiptir. Esad sahip değildir, Esad, Meclisi gerekçesiz feshedemez; gerekçe gösterecek, üstelik gösterdiği gerekçeyi de bir başka defa kullanamayacak. Biz hiç gerekçe bile göstermeden feshedeceğiz. Kim kimi feshediyor? Yüzde 50 yüzde 100’ü feshediyor arkadaşlar. Yüzde 51’le seçiliyorsun, yüzde 100’ü feshediyorsun. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendini normal bir siyasi irade sergileyerek feshetmek durumunda değil, illa 360’ı alacak.

Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinin 12’sini Cumhurbaşkanı şapkasıyla atayacak, 3’ünü de iktidar partisinin genel başkanı sıfatıyla buradaki oylamalarla belirleyecek. Sonra da o mahkemede Cumhurbaşkanı bir ihtiyaç ortaya çıkarsa yargılanacak. Değerli arkadaşlarım, ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet? Anayasa Mahkemesini ne hâle getiriyoruz?

HSYK’yı gene aynı şekilde Adalet Bakanı ve müsteşarıyla doğrudan atıyor. Ondan sonra 5 üyeyi gene kendisi atıyor. Geriye kalan azınlığı da Meclis seçiyor. Nasıl seçiyor? Gene iktidar partisinin yani parti genel başkanı konumuna gelmiş Cumhurbaşkanının talimatlarıyla seçiyor.

Değerli arkadaşlarım, yardımcıların milletvekili olması şart değil ama o yardımcılardan birisi belki Cumhurbaşkanının yerine gelebilir. Anayasa’da bir maddeyle bu halledilebilirdi, söylenebilirdi.

Güvenoyu yok. Cumhurbaşkanı hiç kimseden güvenoyu almadan kabine kuracak. Kabine yüzde 50’yle oluşan bir Cumhurbaşkanının iradesiyle oluşacak ve yüzde 50’yle oluşan bir irade yüzde 100’le oluşan bir Meclisi feshedebilecek. Meclisin kendisini feshedebilmesi ancak 360 oyu bulabilmesine bağlı.

Olağanüstü hâl kararnamesi çıkarma hakkına sahip başkan. Olağanüstü hâl ilan etme hakkına sahip. “Olağanüstü hâl var” diye kararname çıkarmaya yetkili. Çıkaracağı kararnameyle Anayasa’yı değiştirme imkânı var. Değerli arkadaşlarım, Anayasa’yı değiştirme yetkisini veriyoruz, farkında mısınız Allah aşkına?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden çıkartıyorsun ya, nerede yazıyor bu?

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Çok açık, en küçük bir tereddüdünüz olmasın. Anayasa Mahkemesinin kararı var; daha yeni aldığı karar, bu son olağanüstü hâl çerçevesinde aldığı karar. Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Olağanüstü hâl kararnamesiyle ilgili Anayasa’ya aykırılık iddialarını ben dinlemem.”

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Anayasa’da öyle yazıyor.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Anayasa Mahkemesinin olağanüstü hâli anayasal denetime tabi tutmayacağını açıklaması karşısında, olağanüstü hâli kimseye bilgi vermeden, istişare etmeden, yetki almadan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Anayasa’nın 148’inci maddesi öyle yazıyor.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – …tek başına ilan eden kişi olağanüstü hâl için de o kararnameyi yürürlüğe koyar, onun Anayasa’ya aykırı olması hâlinde de onu denetleyecek bir merci yoktur.

Değerli arkadaşlarım, kamu yönetimini kararnameleriyle şekillendirir yani “Yürütmeyi o işletir.” değil, yürütmeyi tanzim eder yani yürütme yetkilerini de o kullanır; kapatacağı bakanlıkları kapatır, istediği yeni bakanlıkları kurar, kamu tüzel kişiliklerini ihdas eder, devleti tepeden tırnağa tek başına götürür. Peki, bu kadar büyük yetkiler kullanan birisi denetlenebilir mi? Hayır, denetlenemez. Gensoru yok, güvenoyu yok, Meclis araştırması ve Meclis soruşturması yok… (AK PARTİ sıralarından “Var, var” sesleri)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz okumamışsınız.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Meclis soruşturması… Bunu bir inceleyin. Meclis araştırması ile Meclis soruşturmasını karıştırmayın değerli arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Var efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Genel Başkanım, Meclis soruşturması var efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Olmayacak şekilde var.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, 360 üyeyle, 400 üyeyle… Şimdi ona geleceğim.

Şimdi, bakın, buradaki olay şu değerli arkadaşlarım: Denetleme mantığı, Cumhurbaşkanı dâhil, bakanlar dâhil, Cumhurbaşkanı yardımcıları dâhil icraya yönelik denetleme anlayışı “Ortada bir suç varsa verirsiniz mahkemeye.” anlayışıdır. Bakın, o var sadece, onu söylüyorum, Meclis soruşturması ve denetleme daha geniş bir olay, illa bir cezai suç gerektiren bir ihlalin olması şart değil. Bir denetleme imkânı yok. “Suç varsa ver mahkemeye." diyor. Nasıl vereceğiz? Suçun olduğunu iddia edenlerin yapması gereken şey önce 300 üyeyi bulup teklif etmek, daha sonra 360 üyeyi bulup Komisyona sevk kararı çıkarmak, ondan sonra da 400 oyu bulup Yüce Divana sevk etmek. Ya, bu suç teşkil eden bir olayın dışında bir yanlış yok mu? Bu yanlışı Meclisin söyleme hakkı yok mu? Bir denetleme imkânı getirmenin ülke için bir yararı yok mu? Böyle bir mekanizma var mı? Bunların hiçbirisi yok.

Değerli arkadaşlarım, bir suç varsa bulursun 400 milletvekilini, mahkemeye verirsin mantığı. Peki, mahkemeye veririz, bizi kim yargılar? Benim tayin ettiğim Anayasa Mahkemesi üyeleri; 12’sini doğrudan, 3’ünü de dolaylı oraya getireceğim. Şimdi, ayrıntılara girmek istemiyorum, bunları hep biliyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, bütün bunlar bu düzenlemenin hangi anlayışla yapıldığını bize gösteriyor. Sayın Başbakan bu konularda gerekçelerini ifade ediyor zaman zaman, diyor ki: “Biz bunu istikrarı sağlamak için yapıyoruz.” Allah aşkına, Türkiye’de istikrar sağlamaya ihtiyaç mı var? On dört yıldır, on beş yıldır iş başındasınız, tek başınıza hükûmetsiniz, istediğinizi yapıyorsunuz. Yani, “İstikrar ihtiyacı nereden geliyor?” denildiği zaman diyorlar ki ya da Sayın Başbakan düşünüyor ki: “Efendim, bugün değil, gelecekte istikrarsızlık ihtimali var. Biz bir süre sonra istikrarsızlık olabilir diye bugünden telaşla, alelacele, milleti bilgilendirmeden, olağanüstü hâl altında, Meclisin etrafını polislerle kuşatarak; gazlar, coplar kullanarak bir an önce bunu geçirmeye çalışıyoruz.” Niye? Gelecekteki bir tehdidi, tehlikeyi bertaraf etmek için. Değerli arkadaşlarım, bu düzenleme hiçbir şekilde gelecekteki bir tehdidi bertaraf etmeye yönelik bir düzenleme değildir. İstikrar diye bir problem var da istikrar nereden kaynaklanıyor? Ortalık çok karışık, Türkiye böyle bir dönemi hiç yaşamadı, kan gövdeyi götürüyor. “Ne var bunun altında? Ne var bunun altında? Niye böyle bir manzarayla karşı karşıyayız?” diye düşündüğümüz zaman gördüğümüz şudur: Bunun altında bir anayasal kriz yok değerli arkadaşlar, bir anayasal yetersizlikten dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baykal, süreniz doldu, lakin bir üç dakika daha süre uzatımı yapacağım. (CHP sıralarından “Beş dakika… Beş dakika…” sesleri) Yetmediği zaman iki dakika daha vereceğim toparlayasınız diye.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Kaç dakika oldu? Yirmi mi?

BAŞKAN – Otuz dakika doldu, şimdi ilave süreyi veriyorum size, lütfen tamamlayın.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye taksitle veriyorsun? Beş dakika versene.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Yani, istikrar gerekçe olarak söyleniyor, bunun hiçbir inandırıcı tarafı yoktur. Türkiye’nin şu andaki problemi bambaşkadır ve bu, Anayasa’dan kaynaklanmamıştır, bu, doğrudan iktidarın uzun süredir uygulamalarından kaynaklanmıştır. İktidar geride bıraktığımız on beş yıl içinde giderek ülkeyi daha da karmaşık, daha da yüksek krizler ortamına doğru sürükledi. Bunun altında yatan hiçbir şekilde anayasal bir gerekçe yoktur, bu, sadece iktidarın yanlış politikalarındandır. Yanlış bir Suriye politikası izlediniz, onun sonuçlarıyla bugün Türkiye hesaplaşıyor; yanlış bir terör politikası izlediniz, izlediğiniz terör politikasıyla Türkiye hesaplaşıyor; FETÖ konusunda tamamen yanlış, siyaseten yanlış, hukuken yanlış, büyük hatalar yaptınız, şimdi o hataların sonucunda Türkiye allak bullak; yolsuzluklarla mücadeleyi bir kenara bıraktınız, görmezlikten geldiniz, onun sorunları Türkiye’yi sarsmaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin sorunu Anayasa sorunu değil. Ülkeyi yönetenlerin hata yapmasına imkân vermeyecek bir anayasa düzenleme yetkisi hiçbir anayasada bulunamamıştır, hiçbir anayasada siyasetçi hatasını bertaraf edecek önlem yoktur. Olay, sorumlu insan olma, iyi siyasetçi olma, devlet adamı olma, bugünü değil yarını düşünme, günlük çıkar için, siyasi çıkar için ülkeyi sıkıntıya sokmama olayıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu teklif önümüzde. Ben inanıyorum ki eğer bu teklif geçerse Türkiye çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacak. Yani, biz Büyük Millet Meclisinin özünü, temelini -Büyük Millet Meclisinin değil sadece- onun arkasındaki milletin haklarını maalesef bir tek kişiye emanet etme konumundayız. Böyle bir tablo içinde bizim dikkat etmemiz gereken konu, sorumluluğumuzun ne kadar yüksek olduğudur. Ben inanıyorum ki bu büyük yanlışı önleyebilecek organ Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Şimdi hepimiz büyük bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihine, Anayasa’daki konumuna ve sorumluluk duygusuna yakışan bir şekilde bu proje karşısında “Bu yanlıştır.” diyebilmelidir, buna ihtiyaç var. Bu söylenebilir, söylenmelidir. Bunun söylenmesi Türkiye için de inanıyorum ki AKP için de herkes için de yararlıdır. Bu proje muhalefete karşı değil, AKP iktidarına karşıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu proje Türkiye’de Başbakanlığı ortadan kaldırıyor. Ya, niye kaldırıyorsunuz? “E, iktidar çatışması var.” Dünyanın hiçbir yerinde yok yani burada mı var? Ne olacak iktidar çatışması olsa? “Ya, ben kimseyi ikna etme mecburiyetinde kalmamalıyım, aklımdan geçen projeyi derhâl hayata sokabilmeliyim. Benim elimi serbest bırakın.” E, peki, hadi Başbakanlığı verdik, AKP genel başkanlığını niye alıyorsun? “AKP genel başkanlığını da bana verin.” AKP genel başkanlığını vermiyoruz, sana yasamayı veriyoruz, yasamanın yarısını emanet ediyoruz. Milletvekillerini sen yazacaksın, senin imzanla milletvekili listesi Yüksek Seçim Kuruluna teslim edilecek ve sen o listeyle çoğunluğu oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi karşısında dengeli bir yönetim yapacaksın, olacak şey mi! Bu, milletin elindeki, o yüzde 100’ün elindeki iktidarın bir kısmını Meclisin içinden ve bir kısmını da doğrudan anayasal düzenlemelerle alıp götürmektir. Yanlıştır, buna izin vermeyelim, bunu verirseniz ben inanıyorum ki Türkiye büyük sıkıntıların içine girer, vermezseniz de Türkiye’nin önünde büyük bir ufuk açılır. Bu tasarı bu Mecliste reddedilirse Türkiye’nin önünde büyük bir ufuk açılacağına ben içtenlikle inanıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Allah Allah!

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, yani, Türkiye çok rahatlayacaktır, siz rahatlayacaksınız, yani siz kimliğinizi kazanacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bütün yetkiler sarayda. Biz Dolmabahçe Sarayı’ndan egemenliği Ankara’ya, Meclise getirdik, şimdi siz Ankara’da Meclisteki egemenliği götürüp Beştepe’deki saraya emanet ediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baykal, süreniz doldu.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – O egemenliği siz saraya emanet edebilirsiniz ama şunu herkesin bilmesini isterim ki biz kapı kulları değiliz, orada bir saray olabilir ama bu Meclis kapı kullarının Meclisi olamaz, olmamalıdır.

(CHP sıralarından “İki dakika daha süre verecektiniz.” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar, farkında değilsiniz. İnsicamını bozmamak için, iki dakikayı da verdim de farkında değilsiniz.

Sayın Baykal, tamamlayın lütfen.

İki dakikanız daha da geçmişti, beş dakika ek süre verdim size. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Grup başkan vekilleriniz biliyor arkadaşlar, lütfen, bilmeden konuşmayın.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Yani böyle önemli bir konu konuşulurken Sayın Başkanın ya da yönetimin bu hassasiyeti beni çok duygulandırıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, 1 Mart tezkeresini konuşurken, selam olsun, kulakları çınlasın, o zamanki Meclis Başkanımız -gene yirmi dakikaydı, aynı İç Tüzük- dedi ki: “Bir yirmi dakika daha.” Ben bitiremedim kırk dakikada. Dedi ki: “Türkiye’nin, devletin çok temelli sorunlarını konuşuyoruz, bir yirmi dakika da ben size veriyorum, bir yirmi dakika daha konuşun." dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Ve Sayın Bülent Arınç’ın katkısıyla, desteğiyle bir saat konuştuk. Şimdi Türkiye’de devletin temellerini sarsacak olan, kişi hegemonyasını millet egemenliğinin yerine geçirecek olan, Meclis üstünlüğünü milletvekillerinin eliyle bertaraf edecek olan bir teklifi görüşüyoruz, büyük bir bonkörlükle Sayın Başkan bize iki dakika daha verdiğini söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu Meclisin çatısını bombalayan generaller ve pilotlar akıllarını birisine emanet etmişlerdi, kiralık akıl sahibiydiler. Siz aklınızı kimseye emanet etmeyin. (AK PARTİ sıralarından “Millete, millete.” sesi) Siz aklınıza sahip çıkın. Siz aklınızı kimseye kiralamayın.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baykal.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, alacağınız kararın milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Öyle anlaşılıyor ki bu konuyu her platformda konuşmak durumunda kalacağız. Ben…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Milletin dediği olur.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, milletin dediği olur. Bunu millete anlatmaya çalışacağız, hep beraber anlatmaya çalışacağız.

Kapatmayın, televizyonu kapatmayın, süreleri kısıtlamayın, alelaceleye getirmeyin, TOMA’ları oraya sürmeyin. Bırakın herkes konuşsun. Daha şimdiden anlayış belli oluyor.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baykal.

DENİZ BAYKAL (Devamla) – Evet, çok teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

Gruplar adına ikinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz yirmi dakikadır. İlave beş dakikanızı vereceğim sonra.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve değerli halkımız diyeceğim ama canlı yayın yapılmadığı için artık periskoptan izleyebilenlere sesleniyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, bu kadar önemli, bu kadar tarihî bir görüşme yapılırken Mecliste canlı yayın olmaması bizim açımızdan da çok ciddi bir problemdir. Sadece bizim için değil, bütün toplum için, 80 milyon yurttaştan kaçırılan, bugüne kadar hiçbir bilgi sahibi olamayan, tartışamayan, müdahil olamayan ve kendi geleceğini tümüyle altüst edecek, karanlığa doğru sürükleyecek bir değişiklik tartışması bilinçli bir şekilde izletilmiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, salondaki uğultuya bakın…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, gerçekten gürültü çok fazla…

BAŞKAN – Evet, haklısınız Sayın Danış Beştaş.

Sayın milletvekilleri, lütfen, sükûnete davet ediyorum.

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Evet, böyle bir ortamda Anayasa değişikliği diyemeyeceğimiz bir teklif önümüzde.

Peki, nasıl bir ortamda yapıyoruz bu Anayasa değişikliğini? Değerli arkadaşlar, gerçekten bunu çok güçlü tartışmamız lazım. Biz Anayasa Komisyonundayken neler oldu biliyor musunuz? Rus Büyükelçisi Andrey Karlov bir suikastla katledildi, Beşiktaş saldırısı oldu, Kayseri saldırısı oldu, onlarca can toprağa düştü ama Anayasa Komisyonu sabahlara kadar çalışmayı bırakmadı çünkü sanki birilerine göre Türkiye’nin en önemli işi bu başkanlık sistemini, dikta rejimini geçirmekti. Maalesef ara verilmedi. Sonra da o arada, daha cenazeler defnedilmemişken, tüp geçit açılışları yapıldı. Gündem nasıl? Bir iktidarın ve sarayın gündemi var, bir de halkın gündemi var. Ama Anayasa iktidarlar için yapılmaz. Anayasalar dünyanın her tarafında toplum için, halk için, kamu için yapılır. Çünkü adı üstünde Anayasa bir toplumsal sözleşmedir. Sözleşmenin tarafları yoksa o sözleşme yapma özelliği baştan beri sakatlanmıştır.

Peki, nasıl bir ortam? Bunu anlatırsam değil yirmi beş dakika, saatler yetmeyecek ama sadece birkaç rakam: OHAL’de sadece 177 medya kuruluşu kapatıldı, 10 bine yakın gazeteci ve medya çalışanı işsiz kaldı, 144 gazeteci hâlâ cezaevinde. OHAL’de 164 kadın, erkekler tarafından katledildi. 23 Temmuzdan bu yana 13 tane kanun hükmünde kararnameyle 95.744 kişi kamu görevinden ihraç edildi ve her gün bu rakam artarak devam etmektedir. 76 belediye eş başkanı şu anda tutuklu değerli milletvekilleri ve 33’ü kadın eş başkan bunların. 56 belediyeye kayyum atandı. Şu anda bu 56 belediyede belediyecilik yapılmıyor, her biri bir karakola dönüştürülmüş durumda. Lütfen, yolunuz düşerse gidin, o belediyelerin etrafının nasıl kuşatıldığını bir görün, bir izleyin derim.

İşkence, günlük olağan hayatın rutinine dönüştü. Gazetecilere, milletvekillerine, akademisyenlere, cezaevinde bulunan herkes işkence şikâyetiyle başvurularda bulunmakta fakat sorduğumuz hiçbir soruya yanıt alamıyoruz. Ve bunun dahası da var tabii ki, sadece 12 Aralıktan bu yana, partimizin 1.086 üye, yönetici ve eş başkanları gözaltına alındı ve çoğunun gözaltı otuz güne tamamlattırılarak bu, bir işkenceye dönüştürülüyor.

Yine, 22 Temmuz 2015’ten bu yana sadece partimize mensup üye yöneticilere dair 8.841 kişi gözaltına alındı, 2.793 kişi tutuklandı. Bu rakamlar eminim dudak uçuklatacak şekilde ama herkes çok olağanmış gibi izliyor. Bir OHAL sisteminde ama kesinlikle OHAL olmayan bir darbe pratiğiyle bu ülke yönetilmeye devam ediyor. Peki, biz ne yapıyoruz? Burada, birilerinin dayattığı gizli anlaşmayla, baştan beri söylediğimiz gizli anlaşmayla oluşturdukları ittifak sonucunda önümüze bir Anayasa değişiklik teklifi getirdiler. Bu gizli anlaşmanın taraflarından biri, sonradan o da çıktı… Meclisin 2 büyük partisinin olmadığı bir hazırlık süreci yaşandı ve bugüne kadar da o gizli anlaşmada ne alındı, ne verildi, neler vadedildi hiç kimse bilmiyor. “Kim Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak, kim bakan olacak?”, “Partiler fesih mi edilecek?” bunların yanıtı yok ama gizli anlaşma daha komisyon aşamasında önergelerle hallaç pamuğuna döndü çünkü orada yazılanlardan ne milletvekillerinin ne Başbakanın ne bakanların bilgisi yoktu. Teklif Meclise sunulunca Başbakan Anayasa taslağından, teklifinden bihaber açıklamalar yapıyordu, onu burada da açıkladık ve maalesef öyle.

Sayın Bahçeli daha haziranda, 8 Haziran 2016’da başkanlık sistemine ilişkin öyle konuşmalar yaptı ki -sadece bir cümle- “Mesele Erdoğan’ın kişisel gayesinin tatmin olmasıdır. Erdoğan Başbakanken de, Cumhurbaşkanıyken de çift başlılıktan şikâyetçidir.” dedi. “Bu milletin yegâne derdi koltuk imal etmek midir?” dedi. “Peki, Erdoğan başkan olduktan sonra krallık ilan etmeyeceğini kim garanti edebilir?” dedi. “Oğlunu 2’nci Erdoğan olarak tahta geçirmeyeceğine kim garanti verecektir?” dedi.

Yine, bu gizli anlaşmanın en önemli taraflarından biri Milliyetçi Hareket Partisinin temsilcisi Sayın Mehmet Parsak çok sayıda açıklamada bulundu ve bir tanesi şu -örnek olarak söylüyorum- diyor ki: “Sistemin adı seçilmiş krallıktır.” Bunu daha önce de söylemişti ve özellikle “O gün Komisyonda sundukları fikirleri sonradan yapılan seçimlerde ağızlarına bile alamadılar. Bu ihanet dolu teklifleri o gün nasıl bertaraf ettiysek bugün de aynı şekilde bertaraf edeceğiz.” dedi. Peki, bu ihanet teklifinde ne değişti? Hiçbir şey. Peki, bu ihanete ortaklık yapmanın gerekçeleri nedir? Bunu bütün Türkiye yurttaşları adına Meclisten soruyoruz, böyle bir borcunuz var, bunu halka açıklayın, bu ittifakın arka planında ne var?

Değerli milletvekilleri, 82 Anayasası’nın değiştirilmesi gerektiği konusunda gerçekten güçlü bir konsensüs vardı 2011’de ve çok önemli bir deneyim yaşadık ama maalesef iktidar partisi bunu elinin tersiyle itti o zaman ve Komisyon çalışmalarına katılmayarak onun da devam etmesine engel oldu. Belki cumhuriyet tarihinin en önemli deneyimlerinden bir tanesiydi ama maalesef o da geçti.

O dönemde Sayın Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in bu konuda gerçekten çok büyük çabaları olmuştu ve kendisi “Yeni bir Anayasa yapmadığımız takdirde sorumluluk tümüyle siyasete, 4 partiye ve Meclis olarak bize aittir.” diyordu ve her gün yeni bir anayasal sorunla karşı karşıya olduğumuzu da ısrarla her seferinde ifade ediyordu.

O dönem, Sayın Bekir Bozdağ’ın bir konuşmasını buldum, Başbakan Yardımcısı olarak şöyle söylemişti: “Yepyeni bir anayasa yapılmasını istiyoruz. Demokrasimiz tam bir demokrasi değil. Yeni anayasa tam demokrasiyi temin eder. Mevcut Anayasa’mız önce hakları veriyor, sonra nasıl alınacağını yazıyor. Hepimiz hukukun üstünlüğünü istiyor muyuz? O zaman hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi lazım. Herkes darbeden ve darbe ruhundan şikâyetçi. Anayasa değişikliğiyle 82 Anayasası’nı bir kenara atacağız. Biz yepyeni bir anayasa istiyoruz.” Ama o günden bugüne görüyoruz ki bu düşüncelerden esame kalmamış.

Yine, şu anki Cumhurbaşkanı aynen şunu söylüyordu 2011 yılında, 15 Haziranda: “Bize oy verenlerin de vermeyenlerin de yaşam tarzları ve inançları onurumuz, namusumuz ve şerefimizdir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu, şüphesi, tereddüdü olmasın, özgürlükler çok daha genişleyecek, herkes fikrini çok daha rahat ifade edecektir. Bölgesel ve küresel meselelerde çok daha açık olacağız. Bölgemizde ‘hak, hukuk, barış, adalet, özgürlük ve demokrasi’ diyeceğiz.”

Evet, o dönem bunlar söyleniyordu, bugün tek adam kültüne doğru hızlı adımlarla bir ilerleme var. Tabii, bu konuşmalar olsaydı Türkiye’nin önü şu anda çoktan açılmış olacaktı fakat bir karanlığa doğru hep birlikte, maalesef, özellikle sürükleniyoruz, sürüklenmek isteniyoruz.

Bir toplumsal mutabakat metni olan Anayasa’yı, gerçekten, bizim gibi, hele hele yarılmanın, bölünmenin, keskin ayrışmanın, kutuplaşmanın merkezinde olan bir ülkede yapmanın çok meşakkatli olduğu kesindir. Ama OHAL dönemlerinde, darbe dönemlerinde hele, ki şu anda 15 Temmuz darbe girişiminden sonra darbecilerin kimliği değişmiştir, sadece direksiyona iktidar partisi geçmiştir. Şu anda zaten bir darbe yaşıyoruz. Demin verdiğim rakamlar binde biri değildir. Darbe olsaydı yine bunlar olacaktı ve daha da bu darbe devam ettirilmektedir. Şimdi Meclise darbe yapılıyor. Peki, gerçekten bu, şu anda zaten güçlü bir şekilde zedelenmiş olan toplumsal barış utkusunu kökten dinamitlemek olmayacak mı?

Anayasalar yapıldıkları dönemin koşullarını olduğu gibi yansıtır, bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değildir. Nitelik bakımından, çoğunluğun azınlığa tahakkümünü artıracak yöntem ve içerikte hazırlanacak metinler toplumsal bağları koparma noktasına getirmek gibi çok önemli bir riski de beraberinde getirmektedir. Oysa demokratik bir ülkede, demokratik bir toplumda ve düzende temel hak ve özgürlükler anayasa yapım dönemlerinde en geniş kullanım alanına sahip olmalıdır çünkü daha fazla güvence altına alınmalıdır. O durumda ancak demokratik bir anayasa yapıldığından, özgür bir tartışma ortamının yapılmasının paralelliğiyle ölçülebilir. Peki, bugün ne yapılıyor? Tam tersi.

Değerli milletvekilleri, değerli halkımız; hatırlarsınız, 2011’de demokrasi güçleri, demokratik kamuoyu ve hepimiz diyorduk ki: “Yol temizliği yapılması lazım.” Evet, anayasa yaparken yollara çıkan engelleri kaldıralım ki güçlü bir anayasa tartışması yapalım. Bu toplumsal sözleşmeye herkes katılabilsin, görüşünü söyleyebilsin. Şimdi ne oluyor? Tek adam rejimine doğru giderken, doğru, bir yol temizleniyor. Ama nasıl bir yol? Tersten, iktidar partisi farklı bir yol temizliyor, bütün yasaklamaları getirerek o yürüyüşü kendisi için açıyor, tartışmayı engellemek için yol temizliği yapıyor aslında, tam tersten bir uygulama yapıyor.

AKP’li olmayan ve anayasa değişikliğini desteklemeyenlere hiçbir özgürlük alanı bırakılmamıştır. KHK ve OHAL rejimiyle, darbe pratiğiyle yol temizliğini büyük bir keyfiyetle ve büyük bir hukuksuzlukla yapmaktadır. Basın-yayın özgürlüğü yok; akademik özgürlük yok; düşünce, ifade özgürlüğü yok; demokratik siyaset yapma özgürlüğü yok; toplantı ve gösteri yapma hakkı sadece iktidar partisini desteklemek için var. AKP’li olmayan herkes bir gün sabah kalktığında terörist olabiliyor çünkü ona biat etmeyen herkes terörist oluyor. Yakında referandumda, eğer geçerse -ki temennim ve umudum geçmeyeceği yönündedir- “Anayasa değişikliğini konuşmak yasaktır.” diye bir kanun hükmünde kararname çıksa herhâlde kimse şaşırmayacak, o kadar çok keyfî uygulamalar var ki.

Şimdi, peki, biz ne yapacağız? Tek adam kültüne dayalı birtakım ilkelerin kendi varlığımızı hiçe saymak pahasına vücut bulmasına imkân verecek olan bu düzenlemeye bir Anayasa, bir toplum sözleşmesi diyebilir miyiz? Bu metinde halk yok; bu metinde 80 milyon yurttaş yok; bu metinde toplumun yarısı kadınlar yok; bu metinde çocuklar yok; gençler yok; Kürt halkı yok; Ermeniler yok; Çerkezler yok; Süryaniler yok; Aleviler yok; farklı inançlar, diller, kimlikler, eğilimler yok; bu metinde farklılıklar yok; bu toplumu ilmek ilmek örenler bu metinde asla yerini bulamamış. Anayasa, mevcut 82 Anayasası tarif edilirken şunu çok duymuşsunuzdur: “Erkek, Türk, Sünni bir Anayasa.” Evet, bu değişiklikle bu daha da pekiştiriliyor; erkek, Türk, Sünni Anayasa’nın üstüne bir de erkek bir sultan ekleniyor. Yine kadın yok, yine farklı diller yok, yine farklı kimlikler yok, yine farklı inançlar yok, bu toplumu kucaklamayan bir yöne doğru hızla yuvarlanıyor.

Peki, burada özellikle “Bu bir Türk Anayasası’dır.” diyenlere karşı ben iktidar partisi içine ve halkımıza seslenerek söylüyorum: Gerçekten bu ülkede siyaset yapan iktidar partisi milletvekilleri kendi dillerini, kimliklerini, inançlarını, kültürlerini reddeden böyle bir değişikliğe “Evet.” diyebilirler mi? Hiç sanmıyorum. Kendi varlığımızı reddeden bir metne imza atmamız insanın doğasına aykırıdır.

Bu metinde sadece halklar değil, hükûmet de yok. Başbakan yok, bir tek kimse yok hükûmetten. Bakanlar yok, milletvekilleri olarak bizler de yokuz çünkü işleyen bir Parlamento öngörülmemiş bu metinde. Başbakan ve bakanların tüm yetkileri bir kişiye devrediliyor, Parlamentonun norm koyma ve denetim görevi elinden alınıyor. Yüzyıllardır inşa edilmeye çalışılan anayasal zemin tümüyle yok ediliyor bu teklifle ve adına “Anayasa değişikliği” dedikleri bir emirname, bir ferman onaylatılmaya çalışılıyor.

Peki, değerli milletvekilleri, mevcut cunta anayasasını bile askıya alan, bizatihi, anayasa denilen ortak yaşam hukukunu ortadan kaldıran, hukuku, bir kişinin keyfî tahayyüllerinin insafına teslim eden bu değişikliği en güzel -bunu bulduk arkadaşlarla birlikte- anlatacak ifadelerden biri şu olsa gerek: Varlığım Cumhurbaşkanına armağan olsun anayasası. Peki, nasıl olacak? O öngörülen değişikliklerle, aynı zamanda partinin genel başkanı olabilecek bir Cumhurbaşkanı bütün milletvekillerini belirleyebilecek.

Üç önemli kuvvetten biri olan yasama kuvveti, bu durumda üyelerinin çoğunluğu -genel başkanları da aynı zamanda aynı kişi olacak- şunu mu diyecekler: Varlığımız Cumhurbaşkanına armağan olsun. Yasamanın varlığı yani, Cumhurbaşkanının varlığına armağan olsun.

Yargının önemli bir bölümünü tayin eden… Yargı da herhâlde şey diyecek: Yargının varlığı da Cumhurbaşkanının varlığına armağan olsun.

Yürütmenin varlığı, zaten daha doğmadan, doğuştan Cumhurbaşkanına armağan ediliyor. Çünkü yürütme yok bunun içinde, her şey Cumhurbaşkanına armağan ediliyor.

Peki, bizler, burada bulunan milletvekilleri, 26’ncı Dönem milletvekillerinin, yani bu dönem yasama organını oluşturan değerli üyelerin kaçı “Varlığımız Cumhurbaşkanının varlığına armağan olsun.” diyebilecek? Veya kaçımız, halkımızın seçtiği yasama üyeleri olarak bu irademizi kimseye teslim etmemek noktasında ilkeli bir rol oynayacak? Evet, konunun kilitlendiği nokta burasıdır, halkın bize teslim ettiği yasama iradesini kendi ellerimizle Cumhurbaşkanına emanet edecek miyiz, teslim edecek miyiz? Bizler Halkların Demokratik Partisi üyeleri olarak varlığımızı sadece halklarımızın özgürlüğüne ve çocuklarımızın özgür geleceğine armağan edeceğiz; demokrasinin güçlenmesine ve hukukun üstünlüğünün yaşanılabilir kılınmasına ancak armağan edebiliriz.

Değerli milletvekilleri, bu darbe ve OHAL koşullarını anlattım. Çok genişletmeden şunu da söylemek isterim: Gerçekten, bu metni tartıştığımız günlerde, 21’inci yüzyılda, yerinden yönetimlerin esas alındığı, çoğulcu ve özerk yapıların, yönetimlerin inşa edildiği siyasal gelişmeler çağında Türkiye’yi gelişmiş dünyadan uzaklaştırmayı hedefleyen ve yüzyıllar öncesinin rejimleri olan diktatörlükler çağına sürükleme hevesinin bir metnidir aynı zamanda. Bu metin, padişahın tebaası olmaktan kurtularak özgür iradeli yurttaşlar olmak yönünde ilerleyen bir toplumu bu sefer saray’ın tebaası olmak yönünde geriletme metnidir. Bu nedenle, biz, tabii ki “Hayır.” diyeceğiz.

Diğer bir mesele, bu Türk tipi başkanlık meselesi olarak sunulmaktadır. Kısaca şöyle açıklamak isterim: Türk kavramı -Türk halkına söylüyorum bunu- gerçekten dayatılan bir dikta rejiminin adı olabilir mi? Türk tipi başkanlık sistemi. Bu çok büyük bir haksızlık bizce. Bütün halklara -hangi halk denilirse denilsin- Türkiye halkına da Türk halkına da büyük bir haksızlıktır. Bununla şu denmek isteniyor: “Türk halkı diktatör sevicidir, Türk halkı demokrasiyi bilmez ve demokrasiyi hak etmez; Türk halkı, demokrasinin tarihsel gelişiminde çöpe atılan bu tek adam rejimine layıktır; Türk halkı aslında özgür yurttaş olmaya değil, biat eden bir tebaa olmaya layıktır.” İşte bu nedenle, sizler, gerçekten Türk tipi olarak nitelendirilmesine katılıyor musunuz?

Değerli arkadaşlar, bunun bir padişahlık rejimi olduğunu...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum. Lütfen tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, her şeyin yasak olduğunu söyledik. Peki, AKP’li olmayanlar için neler serbest? Hiçbir şey. Arkadaşlarımız söyledi, bu Parlamento, şu anda, dünya tarihine geçecek bir görüşme yapıyor; kendi üyelerini cezaevinde tutan, kelepçeleten, onların bu görüşmelere katılmasını önleyen ve talepleri görmezden gelen bir yöntemle bu görüşmeleri yapmaya zorluyor. Şurada resimlerini gördüğünüz, Leyla Birlik hariç, eş genel başkanlarımız iktidar partisinin aynı zamanda siyasi rakipleridir bizler gibi. Siyasi rakiplerini, hani kavgada derler ya, kendi gücüyle cezaevine kapatıp sonra değişiklik yapmak -bir erkek dili olmasına rağmen söyleyeyim- hiç mertçe değil, hiç etik değil, bu tümüyle arkadan vurmaktır. Gelin, meydanlarda her şeyi açın, biz de tartışalım, siz de tartışın, bakalım halk ne diyecek. Eğer gerçekten demokrasiye inanıyorsanız, bu korkunuzla başa çıkmanız lazım, korkunun ecele faydası yoktur. Milletvekillerini tutuklayarak Anayasa değiştirmek sadece ve sadece büyük bir kaygının, korkunun ve esaretin ifadesi olabilir.

Gerçekten, bu anlamda, cumhuriyet tarihi boyunca varlıkları yadsınan ve dışlanan başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere, eşit ve özgür yurttaşlık en temel problem alanlarımızdan biridir. Biz bu sorunu çözmek zorundayız. Gelinen aşamada, 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe’de Türkiye ve dünya kamuoyuyla paylaşılan mutabakat metninde de belirtilen demokratik siyaset tanımı ve içeriği; demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması; özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri; demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşması; kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri -bu liste oldukça çok- bu hamle ve dönüşümleri içselleştirmek sadece yeni bir anayasayla mümkündür.

Bu metin, Türkiye’deki farklı dilleri, kimlikleri, inançları, kadınları, emekçileri görmüyor. Bu metin, Kürt halkı için ölüm demektir. Bu metin, Aleviler için ölüm fermanıdır. Bu metin, işkencedir, işkencenin devamı demektir. Bu metin, farklı inanç gruplarına yönelik ölüm anlamına gelmektedir. Bu metin, gazetecilerin cezaevinde kalması ve yenilerinin eklenmesidir. Bu metin, akademik özgürlüğün tümüyle kaldırılması anlamına geliyor. Bu metin, AKP’nin şu anda, hâlihazırda yürüttüğü, içeride de dışarıda da Kürt düşmanlığını derinleştirmesi demektir. Bizim, Orta Doğu’da saplandığı bataklığın daha da derinleşmesi, içeride de var olan kaosun, toplumsal gerilimin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen son iki dakikada toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son iki dakika olur mu Sayın Başkan? Daha var, biraz daha.

BAŞKAN – Yok, yok…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tek kadın olarak konuşuyorum, bari bir pozitif ayrımcılık yapın yani.

BAŞKAN – Üç artı iki, bu son ikiyi veriyorum.

Buyurun lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Son iki değil, iki verdiniz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, yok.

BAŞKAN – Arkadaşlarınız biliyor, sorarsanız.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kadınlara yönelik ayrımcılık Mecliste de devam ediyor diyeceğim, sizi de böylece şikâyet etmiş olacağım.

Evet, değerli arkadaşlar, Kürt düşmanlığı üzerine kurulu ne dış politika ne iç politika Türkiye’ye bir fayda getirmemiştir, getirmeyecektir. “Kürt, anasını görmesin.” siyaseti bugüne kadar hep acılara, ölümlere sebep oldu. Bizim taleplerimiz bütün Türkiye halkları içindir ama aynı zamanda asla Kürtleri dışlamayan bir muhtevaya sahiptir. Herkesin de bu konuyu en önemli problem olarak düşünmesi, kafasını önüne eğmesi gerekiyor.

Evet, biz gerçekten Halkların Demokratik Partisi olarak Cizre bodrumlarında “Su (…)(x) su” diye bağıran Mehmet Yavuzel’i unutmadık, bunun için tabii ki “hayır” diyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Biz birkaç aylık Miray bebeği keskin nişancılar tarafından vuranları koruyanlara “evet” demeyiz, tabii ki “hayır” diyeceğiz. Taybet ananın bir hafta sokakta cenazesini bekleten, bütün şehirleri yakıp yıkan, bodrumlarda insanları diri diri yakan zihniyete “evet” denilemez. Bu konuda “hayır” kampanyamızın temel mottolarından biri de bu olacaktır.

Biz bunları unutmadık, unutturmayacağız. Bunların insanlığa karşı suçlar olduğunu her fırsatta ifade edeceğiz. Ve daha onurlu bir yaşam için, toplumsal barış için, kadın özgürlüğü için, daha fazla canımızı toprağa düşürmemek için, Kürt meselesinde demokratik çözüm için Halkların Demokratik Partisi olarak “hayır” diyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Danış Beştaş.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.59

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

447 sıra sayılı Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Hükûmete gelmiştir.

Hükûmet adına Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bozdağ, sizin de süreniz yirmi dakika, ilave beş dakikanızı daha sonra vereceğim.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1982 Anayasası’nda köklü değişiklikler içeren Anayasa teklifinin görüşmeleri vesilesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Cumhuriyet Dönemi’mizin en önemli ve en esaslı Anayasa değişikliklerinin görüşmelerine başlıyoruz. Görüşmelerin olgunluk içinde, verimli ve başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bugün başladığımız görüşmelerle milletimizin ve ülkemizin istiklali, istikbali ve istikrarı için son derece önemli maddeleri görüşmeye başlıyoruz. Bu Anayasa değişikliğiyle siyasi istikrar, güçlü iktidar, güçlü yasama, etkin denetim, hızlı karar alma ve uygulamanın hasılı ülkemizin ve milletimizin güçlü geleceğinin temelleri atılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı sistemi, milletimizin ve ülkemizin doğrudan bekasıyla da ilgilidir. Güçlü millet ve güçlü devlet ancak güçlü yasama, güçlü yürütme ve bağımsız ve tarafsız yargıyla kurulabilir, oluşturulabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmeler milletin gözü önünde yapılmaktadır. Hem teklifin verilmesi, Anayasa Komisyonu sürecinde yapılan müzakereler, Genel Kurul görüşmeleri ve referandum sürecinde milletimize yapılacak takdimler, bütün bunların tamamı milletin gözü önünde gerçekleşecektir. Milletten kaçırılan, milletten saklanan herhangi bir şey yoktur. Bizim dediğimiz şey, bu Anayasa değişikliklerini milletten kaçırmak değil, milletin önüne götürmektir, milletin hakemliğine götürmektir. Millet kararını versin ve onun kararına hep birlikte saygı duyalım. Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı sistemi, diğer bir ifadeyle tek başlı yürütme, tek yasama ve güçlü Türkiye’yi bugün değil, on yıllardır konuşan liderler olmuştur. Geçmişte merhum Necmettin Erbakan, merhum Alparslan Türkeş siyasi hayatına başladıkları dönemlerde, bu konuda, tek başlı yürütmeyi ülke için hayırlı ve yararlı gördüklerini ifade ettikleri gibi, merhum Turgut Özal ve Süleyman Demirel de Türkiye için tek başlı yürütmenin ne kadar önemli ve gerekli olduğunu ülke yönetme tecrübelerinin sonunda ifade etmişlerdir. Bütün bu tartışmalar uzun yıllar sürdü ve bugün bu tartışmaları somuta dönüştürmek ve bu tartışmalara noktayı koymak Parlamentomuzun elindedir. Bu tartışmalara noktayı koyacak şey, bunu Türkiye’nin ve Türk halkının gündemine taşıyıp onların hakemliğine müracaat etmektir.

Bu Anayasa değişiklik teklifi bir şahıs meselesi değildir, bir şahsın Türkiye’de yürütmenin başına gelmesi hiç değildir; bu, esasında bir memleket meselesidir, bir Türkiye meselesidir, aziz milletimizin geleceğiyle, devletimizin geleceğiyle yakından alakalıdır.

“OHAL döneminde Anayasa değişikliği görüşülemez, Anayasa değişiklikleri üzerinde müzakere yapılamaz.” Bu, doğru bir yaklaşım değildir, mantığını da kabul etmek mümkün değildir çünkü bu Gazi Meclis Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği yıllarda 1921 Anayasası’nı yapmış ve yürürlüğe koymuştur. Bu Gazi Meclis Kurtuluş Savaşı’nın bittiği, cumhuriyetin ilan edildiği yıllarda, savaşın arkasından pek çok olumsuzlukların olduğu bir dönemde 1924 Anayasası’nı yapmış ve yürürlüğe koymuştur. O gün hiç kimse çıkıp da “Kurtuluş Savaşı var, şimdi anayasa yapma vakti değildir; anayasayı hele bir kenara koyalım, önce şu savaşı halledelim, sonra ona bakarız.” dememiştir. Türkiye’de bugün de devletin terörle mücadelesi ve başka sorunlarımızı çözme konusunda yürüteceği çalışmaları yapacak ayrı birimleri vardır ve bunlar bunu başarıyla yerine getirmektedir. Eğer biz meseleleri çözmeyi sıraya koyarsak, “Birini çözmeden öbürüne geçemeyiz.” Dersek, o zaman devleti işletemeyiz. Eğer biz bugün “Anayasa’yı burada görüşemeyiz.” dersek Parlamentoda hiçbir şeyi görüşemeyiz çünkü “Ülkenin gündemi bu kadar yoğunken Parlamentonun gündeminde olan konuların hiçbirisini ele almayalım.” demek bu Parlamentoya yapılacak en büyük saygısızlıktır; kabul edilebilir bir durum asla değildir zira Parlamento milletin bütün sorunlarının müzakere edildiği ve çözüme kavuşturulduğu yerdir. Bu nedenle bu Parlamento terör devam ederken, olağanüstü hâl olan dönemde de anayasa yapmaya, Anayasa’da değişiklik yapmaya ve bütün yasal düzenlemeleri yapmaya etkilidir, yetkilidir ve bu konuda ehliyeti tartışmasızdır.

Ama bir şey var: Bazıları Türkiye’de her büyük değişim olduğu zaman buna karşı duran bir yaklaşım da ortaya koyuyor. İşte, Boğaz Köprüsü yapılıyor, “Hayır.” “Satalım köprüyü.”, “Hayır.”

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne alakası var?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Cumhurbaşkanını halk seçsin, halkın seçtiği cumhurbaşkanı olsun.” “Hayır.” “Hükûmet sistemini değiştirelim.” “Hayır.” Büyük değişimlere “hayır” diyerek bu değişimleri bugüne kadar önleme imkânımız oldu mu? Olmadı. Bundan sonra da olmayacaktır.

Bu değişiklik bir rejim değişikliği olarak takdim edilemez çünkü yapılan şey, bir hükûmet sistemi değişikliğidir, rejim değişikliği değildir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Rejim değişikliği, rejim.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hükûmet sistemi, devletin yasama yürütme ve yargı organlarının oluşumu, kullanımı ve birbirleriyle ilişkilerini ifade eden teknik bir terimdir. Türkiye’de 1923’te cumhuriyet devlet şekli olarak kabul ve ilan edilmiştir ve bugüne kadar da cumhuriyetin devlet şekli olarak üzerinde herhangi bir tartışma yoktur ve cumhuriyetimiz demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak da nitelendirilmiştir. Eğer bir rejim değişikliğinden söz edecek olursak o zaman cumhuriyetin bu niteliklerini değiştiren bir düzenlemenin burada olması lazım. Bunun içerisinde böyle bir düzenleme kesinlikle söz konusu değildir. Bu bir rejim değişikliği değil, hükûmet sistemi değişikliğidir. Bunu açıkça ifade etmekte fayda görüyorum. Anayasa’nın ilk 4 maddesinde bu teklifin içerisinde ima yollu dahi olsa bir değişiklik var mı? Yok. Doğrudan bir değişiklik var mı? Yok. Dolaylı bir değişiklik var mı? Yok. O zaman bunu “rejim değişikliği” olarak nitelendiremezsiniz. Bu, farklı bir takdim olur. Kavramların bir de evrensel, bilimsel anlamları var. Eğer bu anlamları uluslararası ve bilimsel literatüre uygun olarak kullanmazsak o zaman da ayrı bir hatayı yapmış oluruz.

Bu değişiklik teklifi ne yapıyor? Bir: Cumhuriyetin nitelikleri olan demokratik devlet niteliğini, hukuk devleti niteliğini çok net bir biçimde güçlendirmektedir. Hukuk devleti niteliğini güçlendirmektedir. Nasıl güçlendiriyor, bakalım. Mahkemelerin bağımsızlığı esastır, Anayasa’mızın temel kuralı. Neyi getiriyor? Tarafsızlığını da bir anayasal güvenceye, dayanağa kavuşturuyor. Hukuk devletinde yargının tarafsız olduğunu ifade etmek ve bunu anayasal bir müessese hâline getirmek, hukuk devleti niteliğini zayıflatır mı, ortadan mı kaldırır, güçlendirir mi?

Yine, Cumhurbaşkanının bugün tek başına yaptığı işlemlerin tamamı yargı denetimine kapalıdır. Şu anda, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemlere yargı yolu açılıyor. Bu, hukuk devletini güçlendirir mi, yoksa zayıflatır mı?

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Yürütmenin başı oluyor Sayın Bakan, bu teklifle.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Cumhurbaşkanının yetkileri aynı kalacaksa tamam.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Cumhurbaşkanının resen imzaladığı emirler ve kararlar aleyhine yargı yoluna gidilememektedir. Bunların tamamına yargı yolu açılmaktadır. Bu, hukuk devletini güçlendirir mi, zayıflatır mı?

Cumhurbaşkanının bugün siyasi sorumluluğu yoktur, sadece vatana ihanetten dolayı, belli çoğunlukla suçlandırılabilme imkânı vardır. Sorumsuz bir Cumhurbaşkanlığı makamı söz konusudur bizim Anayasa’mıza göre. Ne getiriliyor? Cumhurbaşkanına siyasi sorumluluk getiriliyor. Siyasi sorumluluk getirmek, hukuk devletini güçlendirir mi, zayıflatır mı? Cezai sorumluluğu ne yapılıyor? Vatana ihanet dışında bir sorumluluğu yok ama bu düzenlemeyle, işlediği iddia edilen bütün suçlarla ilgili Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu getiriliyor. Bu, hukuk devletini güçlendirir, zayıflatmaz. Cumhurbaşkanının bütün eylem ve işlemlerine karşı da yargı denetimi açılmaktadır. Bu da yine hukuk devletini güçlendiren önemli bir değişikliktir.

Yine, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle ilgili çok önemli bir değişiklik içeriyor burada. Bugün de var, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleniyor. Şimdi, yeni düzenlemede de Anayasa’da kararnamenin belli şartlar altında çıkarılacağı ifade ediliyor ama çok önemli bir şey de getiriliyor, Meclisin denetimi zorunlu kılınıyor. Belli bir süre içerisinde Mecliste görüşülmeyen Cumhurbaşkanlığı kararnamesi OHAL dönemi için ne yapılıyor? Kendiliğinden yürürlükten kalkıyor. Bu, hukuk devletini güçlendirdiği gibi Meclisi de güçlendiren bir düzenlemedir.

Yargıda çift başlılık var bugün Türkiye’de. Bir yandan sivillerin yargılandığı mahkemeler var, öte yandan askerlerin yargılandığı mahkemeler var. Siviller için ayrı usul, ayrı mahkemeler, ayrı kanunlar; askerler için ayrı usul, ayrı mahkemeler, ayrı kanunlar var. Yargı birliğini biz tesis ediyoruz bu teklifle, hukuk devletinin gereğini yapıyoruz. Bu, hukuk devletini güçlendirir mi, zayıflatır mı? Hukuk devletini güçlendirmektedir.

Öte yandan, yine çok önemli, bugün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı Vekilini Cumhurbaşkanı seçiyor belli şartlar altında, bunda bir değişiklik yapıyor mu bu teklif? Yapmıyor ve mevcut Anayasa’ya göre bu, hukuk devletine aykırı olmuyor, zayıflatmıyor da yeni dönemde muhafazası mı zayıflatıyor? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanı, Danıştay üyelerinin dörtte 1’ini seçer, kim diyor? Anayasa diyor.

MURAT EMİR (Ankara) – Parti genel başkanı ama Cumhurbaşkanı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şu anda uygulama bu. Bunda bir değişiklik yapılıyor mu? Yapılmıyor.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Bakan, sistem değiştiriyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Cumhurbaşkanlığı sisteminde olursa hukuk devletine aykırı olur, parlamenter sistemde olursa uygun olur deme mantıksızlığı olabilir mi, kabul edilebilir mi? Asla kabul edilemez.

Bugün Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi belli şartlar altında yapılıyor. Bu teklifte Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimine dair yeni bir düzenleme getiriliyor mu, Cumhurbaşkanına artı bir yetki veriliyor mu? E verilmiyor.

MURAT EMİR (Ankara) – Ama Cumhurbaşkanı parti genel başkanı artık bundan sonra.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Mevcut durum neyse o muhafaza ediliyor ve hatta Askerî Yargıtay ve Yüksek İdare Mahkemesi kaldırıldığı için de orada bir azalma söz konusu. Bu da hukuk devletini, efendim, parlamenter sistemde olursa uygundur, onu güçlendirir ama Cumhurbaşkanlığı sistemi söz konusu olursa aykırı olur demek de yanlış.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu yeni adıyla, Cumhurbaşkanı eski Kurula 4 üye seçiyordu, şimdi yeni düzenlemede de 4 üye seçiyor. Yeni bir şey geliyor mu? Gelmiyor. Burada yeni olan şey Parlamentonun seçmesidir. Parlamentonun Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna üye seçmesi hukuk devletine niye aykırı olsun? Hukuk devletini niye zedelesin? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Parlamento buna ehil değil mi? Başkaları, bürokratlar seçerse ehil; Parlamento seçerse ehil değil.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) - Hangi Parlamento?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bürokratlar seçerse hukuk devletine uygun, Parlamento seçerse hukuk devletine uygun değil; bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Ben birazdan anlatırım.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu, hukuk devletini hem doğrudan güçlendiren bir tekliftir. Doğrudan veya dolaylı zayıflatması kesinlikle söz konusu değildir.

Baktığınız zaman, sanki yasama yokmuş gibi bir ifade kullanılıyor.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Yok gibi.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Meclis kapanıyor sanki, öyle bir hava veriliyor. Esas, yasama yeni sistemde bugünküne göre daha da güçlendirilmektedir. “Millî irade yok edilmekte, Parlamento kaldırılmakta.” Ben, şimdi soruyorum, bu teklifte Parlamento kaldırılıyor mu? Kaldırılmıyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Kaldırılıyor, kaldırılıyor…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 550 olan vekil sayısı 600’e çıkarılıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – İçini boşaltıyorsunuz Parlamentonun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Gruplar ortadan kalkıyor mu? Kalkmıyor. Bağımsız milletvekilleri var mı? Var. Gruba bağlı vekiller var mı? Var. Seçim usulü değişiyor mu? Değişmiyor. Parlamento bugün yüzde 100’ü nasıl temsil ediyorsa yeni sistemde de aynı temsil edecek, daha güçlü olacak.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – İçini boşaltıyorsunuz. Meclis tabelaya dönüyor, tabelaya.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bugün Mecliste yasalaşan kanunların neredeyse tamamı kanun tasarısıdır, yüzde 1’i kanun teklifidir; o teklifler de Hükûmetin onay verdiği tekliflerdir. Hükûmete rağmen bugün Mecliste bir kanunun görüşülmesi, değiştirilmesi, yasalaşması mümkün mü? Değil. Ama, yeni sistemde Hükûmetin kanun tasarısı verme yetkisi kaldırılmaktadır. Kanun teklifi verme yetkisi tamamen yasamaya ve yasama üyelerine verilmekte ve yasama güçlendirilmektedir.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Kararnamelerle her şey hallolacak.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, bir şey söyleniyor: “Efendim, Meclisi feshedecek Cumhurbaşkanı.” Cumhurbaşkanının bugünkü Anayasa’mızın ilgili maddesine göre Meclisi belli şartlar oluştuğunda fesih yetkisi var mı? Var. Nitekim, 7 Haziran seçimlerinden sonra Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verdi mi? Verdi.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Parlamenter sistemde olur, Başkanlık sisteminde fesih olur mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki soruyorum, Parlamentonun Cumhurbaşkanını seçime götürme yetkisi var mı? Yok.

Şimdi ne getiriyor bu teklif? Parlamentoya da belli şartlar altında seçimi yenileme ve Cumhurbaşkanını seçime götürme yetkisi getiriyor. Esasında, Cumhurbaşkanına karşı korunaksız olan Parlamentoyu daha korunaklı hâle getiren bir düzenleme söz konusudur; bu da, son derece önemli bir başka adımdır.

Cumhurbaşkanlığı kararnameleri… Doğru, mevcut teklifte var ama kararnamenin çıkarılma şartlarını hepimizin iyi görmesi lazım. Ne diyor burada? Temel haklar konusunda kararname çıkarılamaz.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Kim denetleyecek kim? Kim denetleyecek?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Siyasi haklar ve ödevler konusunda kararname çıkarılamaz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ya, bunlara aykırı yasa da çıkarılamaz zaten.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği ifade edilen konularda kararname çıkarılamaz. Tam seksen iki maddede “…kanunla düzenlenir.” ifadesi var.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Millî Piyangoyla ilgili çıkardınız, Millî Piyango.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ve şu anda kanunla düzenlenmiş konularda da kararname çıkarılamaz diyor. Geriye ne kalıyor? Bakanlıkların kuruluşu, işleyişi ve teşkilatlanmasıyla ilgili düzenlemeler kalıyor. Kaldı ki bu kararnamelerin tamamı Anayasa Mahkemesinin denetimine açık. Kaldı ki bu kararnameler, yine çok net bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinin de denetimine açık. Meclis kanun çıkarmak suretiyle bu kararnameyi de ortadan kaldırabilir. Onun için “Kararnameyle yasama yetkisi tamamen Meclisten alınıp öbür tarafa veriliyor.” diye bir algıyı oluşturmak gerçekten çok büyük bir abartı.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Bakan, 2010 referandumunu da böyle savunuyordunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yargıyla ilgili düzenleme, insan haklarıyla ilgili düzenleme, siyasi haklarla ilgili düzenleme ve kanunla düzenleneceği ifade edilen konularda bir düzenleme bugün yapılamaz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Felakete sürüklüyorsunuz Türkiye’yi.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir şey daha ifade etmek istiyorum: Parlamentonun yasama denetimini bugün etkin bir şekilde yaptığını söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz. Neden? Anayasa, İç Tüzük çok açık, burada bir Meclis araştırması, genel görüşme veya diğer denetim yollarının işletilmesi için çoğunluğun kararı lazım, Komisyon raporu ona göre şekilleniyor, Genel Kurulun kararı ona göre şekilleniyor. Burada çok net ifade ediyorum: Peki, bu Parlamentonun içerisinde o zaman çoğunluğun kararına göre olursa yürütmeye rağmen bugün bir denetim mekanizmasını harekete geçirme, netice alma imkânı var mı?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Var!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Var.” diyen…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Var, var!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …gerçeği çarpıtıyor demektir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Var.” diyorum. Biz aptal mıyız?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, 1961 Anayasası yürürlüğe girdiği günden bu yana 261 gensoru verilmiş ve bunlara baktığınızda 2 tanesi kabul edilmiş. Hükûmetin izin verdiği kadar bir yasama denetimine bugünkü sistem izin veriyor ama şimdi yasama ve yürütme birbirinden çok net bir şekilde ayrıldığı için yasama denetimi daha etkin ve daha güçlü bir şekilde yapılabilecektir yani Parlamento, millî egemenliği kullanan milletvekillerimizin bulunduğu Parlamento hem yasama faaliyetleri bakımından hem de denetim faaliyetleri bakımından bugünkü sisteme göre daha güçlendirilmektedir, millî egemenlik daha da tahkim edilmektedir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi millî egemenliği tahkim etmek değil midir?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Milleti kandırıyorsunuz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, Parlamentoyu halk seçecek, millî egemenlik yok edilmiş olsa seçebilir mi? Seçemez. Egemenliği vatandaş kullanacak, seçecek. Peki, yürütmeyi kim seçecek? Yürütmeyi de gene vatandaş seçecek. Doğrudan halkın kendisini yönetenleri seçmesinin, halka doğrudan kendini yönetecek, yürütmeyi yerine getirecek olanı seç demenin millî egemenliğe zararı nerededir, millî egemenliği tahribatı bunun nerededir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, sizin de süreniz doldu.

Üç dakika süre vereceğim, yetmediği takdirde iki dakika ek süre daha vereceğim; toplam beş dakika.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Aslında bu tahrip etmiyor, esasında millî egemenliği tahkim ediyor, güçlendiriyor.

Partili Cumhurbaşkanı olur mu? Partili Cumhurbaşkanı olması Türkiye’nin yeni tanıştığı bir şey mi? Yeni tanıştığı bir şey değil.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Tek parti dönemine döneceksek tamam, yönümüzü oraya çevirdiysek.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakıyoruz, cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk partili mi? Partili. Milletvekili mi? Milletvekili. Genel Başkan mı? Genel Başkan.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) - Atatürk’ün Başbakanı var.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Cumhurbaşkanı mı? Cumhurbaşkanı. İsmet İnönü partili mi? Partili. Milletvekili mi? Milletvekili. Genel Başkan mı? Genel Başkan. Cumhurbaşkanı mı? Cumhurbaşkanı. Ne oldu, tarafsızlığına halel mi geldi? Milletvekilleri partili, milletin tamamını temsil ediyor mu? Ediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Bakanlar partili, milletin tamamının bakanı mı? Bakanı. Başbakan partili, genel başkan milletvekili, milletin tamamının başbakanı olarak bugün çalışabiliyor mu? Çalışabiliyor. Meclis Başkanı da partili, çalışabiliyor mu? Çalışabiliyor. Belediye meclisi, il genel meclisi üyeleri, başkanlar, belediye başkanları partili, herkesin başkanı, herkesin meclis üyesi olarak çalışabilecek ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı partili olursa kıyamet kopacak. Böyle bir çelişki olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Belediye meclisi üyesine, il genel meclisi üyesine, belediye başkanına, milletvekiline, bakana, başbakana, Meclis Başkanına hak gördüğümüzü Cumhurbaşkanına hak görmemek çifte bir standarttır. Bunun ana nedeni nedir biliyor musunuz? 1961 Anayasası’nda bu girdi. Neden? Milletin iradesiyle iktidara gelemeyeceğini, her geçen gün iktidar ümidinin azaldığını görenler Cumhurbaşkanının partiyle ilişiğini keserek Cumhurbaşkanlığı yoluyla milletin iradesini kontrol etmek için bunu getirdiler.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – İlk Celal Bayar itiraz ediyordu.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi bizim yaptığımız Atatürk anayasalarına dönmektir, 1921, 1924 Anayasa’larına, partili cumhurbaşkanına dönmektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Yuh” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) Siz Atatürk’ün Anayasasına karşı çıkıyorsunuz. Aynı şeyi yapıyoruz, aynı şeyi yapıyoruz, çok net. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Peki, burada konuşuldu. Yeni sistem geliyor, burada güven oyu yok deniyor. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, lütfen… Tahammül edin, lütfen.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İşte, Meclis soruşturması yok, Meclis araştırması yok… Belli ki teklif iyi okunmamış, iyi analiz edilmemiş. Sistemin doğası gereği güven oyu yok çünkü bu sistemde güven oyunu sandıkta halk veriyor, halk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Parlamentonun içinden hükûmet çıkmıyor ki, sandıktan Hükûmet çıkıyor. Eğer Parlamentonun içinden Hükûmet çıksaydı göreve başlarken, göreve devamı sırasında güvenoyu verebilirdi. Milletvekillerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Bozdağ.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başkan yardımcılarının seçimi yok ki…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Parlamentonun içinden bakan da yok; dolayısıyla güvenoyunu sandıkta halk verecek ve sandıkta halk alacaktır seçim vakti geldiği zaman da.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Seçimle gelmiyor ki!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sistemin doğası gereği güvenoyu yok, sistemin doğası gereği gensoru yok ama diğer denetim yollarına gelince tamamı var. Meclis araştırması var, genel görüşme var, Meclis soruşturması var, soru var; yazılı soru yok çünkü bakanlar buraya gelemediği için yok. Dolayısıyla, denetim yolları çok net bir şekilde ortadadır.

Cumhurbaşkanıyla ilgili kısma geldiğimizde; Cumhurbaşkanının bugün siyasi bir sorumluluğu var mı? Yok. Cumhurbaşkanının tek başına imzaladığı işlemlerden dolayı Başbakan ve ilgili bakan sorumlu, siyasi sorumluluğu yok. Şimdi, ne yapıyoruz? Cumhurbaşkanına siyasi sorumluluk getiriyoruz; yanlış mı yaptık? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Onun için “Partili olmaz.” diyoruz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sorumsuzluktan çıkardık sorumlu hâle getirdik. Cezai sorumluluğu sadece vatana ihanet hâlinde belli nisapla ancak istenebiliyor, diğer konularda cezai sorumluluğu da istenemiyor. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, cumhurbaşkanının işlediği bütün suçlardan dolayı cezai sorumluluk getirdik.

MURAT EMİR (Ankara) – Cezai sorumluluktur o, siyasi sorumluluk değil o!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Cumhurbaşkanının Yüce Divana sevkinin her isnat edilen suçla ilgili yolunu açtık; kötü mü yaptık? İyi yaptık. Şimdi, Yüce Divana gitti, ceza aldı ne olacak belli değil ama yeni düzenlemede ceza aldığı zaman cumhurbaşkanının cumhurbaşkanlığı görevi de sona erecek, cumhurbaşkanlığı düşecek. Böyle de bir yol açtık, bir denetim getirdik.

Cumhurbaşkanıyla ilgili diğer konularda demin ifade ettim, tek başına yaptığı işlemlere yargı yolu kapalı; açtık. Resen imzaladığı emir ve kararlara karşı yargı yolu kapalı; bu teklif açıyor. Yasama denetimi var, yargı denetimi var, bir de halk denetimi var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bütün bunların karşısında Cumhurbaşkanı görevini yürütecek, hem yasama bugüne göre daha güçlü hem de yürütme daha güçlü olacaktır. Siyasi istikrar, güçlü iktidar, hızlı karar alma ve uygulama…

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …kuvvetlerin tam ayrılığı ve bağımsızlığı için…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Millete yalan söylüyorsun, yalan!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ben bu teklifin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olduğuna inanıyor…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Millete yalan söylüyorsunuz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …hayırlı olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bozdağ.

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) - Efendim, Sayın Bozdağ konuşmasında partimiz grubuna dönerek “İktidar alternatifi olmayı düşünmeyen bir grup” ifadesi kullanmak suretiyle…

BAŞKAN - Bir saniye, pardon, duyamadım da…

LEVENT GÖK (Ankara) - Daha yaklaşayım o zaman.

“Kendisinde iktidar seçeneği göremeyen bir parti” ifadesi kullanmak suretiyle sataşmada bulunmuştur. Söz istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Buyurun, sataşmadan iki dakika süre veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bekir Bozdağ’ın çeşitli şapkaları var. Bir gün bir başka şapkayı giyiyor, bir başka gün başka şapkayı giyiyor. 2010 yılındaki Anayasa değişikliğini savunurken çok hararetli savunmalar yapıyor, o Anayasa değişikliği üzerine kurulan HSYK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinden sonra burada Fetullah Gülen’e saldırıyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ne alakası var burada?

LEVENT GÖK (Devamla) - Ama aynı Bekir Bozdağ bu kürsüde biz “Fetullah Gülen terör örgütü” dediğimiz zaman…

MEHMET METİNER (İstanbul) - Söylediğine cevap ver, söylediğine!

LEVENT GÖK (Devamla) - …Fetullah Hoca’ya sahip çıkan bir Bekir Bozdağ. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Olağanüstü hâl ilan ediliyor -Sayın Başbakanım, siz de dinleyin lütfen- olağanüstü hâl ilan edilirken Sayın Bekir Bozdağ yine bu kürsüde diyor ki: “Sayın milletvekilleri, biz bu olağanüstü hâli üç aydan fazla taşırmayacağız.” O konuşmayı yapıyor ama Sayın Bozdağ geçen hafta kalkıyor, neden olağanüstü hâlin daha fazla uzaması gerektiği konusunda demeçler veriyor ve aynı konuşmaları burada da yapıyor.

MEHMET METİNER (İstanbul) - Söylediğine cevap ver, söylediğine!

LEVENT GÖK (Devamla) - O Bekir Bozdağ farklı, bu Bekir Bozdağ farklı.

Şimdi, Sayın Bekir Bozdağ, siz…

BAŞKAN - Şahsiyatla uğraşmayalım Sayın Gök, lütfen…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Siyasi eleştiri bu.

LEVENT GÖK (Devamla) - Siz İsmet Paşa’yı tanımamışsınız. İsmet Paşa tam yetmiş yıl önce demokrasi dersi verdi, dedi ki: “Ben Cumhurbaşkanı olursam partimle bağımı kesiyorum.” diye Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğü’nün 73’üncü maddesini değiştirdi. Etrafını sardılar, “Paşam, partiyi de bırakma, Cumhurbaşkanlığını da bırakma.” dediler. İsmet Paşa onlara aynen tarihî şu cevabı verdi: “Arkadaşlar, Cumhurbaşkanı olduğum müddetçe parti başkanlığı taşımam mümkün değildir, kendinize yeni bir başkan bulun.” Yetmiş yıl önce söyledi bunu, yetmiş yıl önce. (CHP sıralarından alkışlar) Yetmiş yıl önceki İsmet Paşa’ya bak; yetmiş yıl sonraki Bekir Bozdağ’a, AKP Grubuna ve Cumhurbaşkanına bak!

MEHMET METİNER (İstanbul) – AK PARTİ kongresinde tekrar başkan seçiliyor, Cumhurbaşkanı seçiliyor, genel başkan seçiliyor.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sizler demokrasiyle Türkiye’yi tanıştıran partili liderlerimizin yaptıklarına bakın, onlardan ders alın. Sayın Bekir Bozdağ, siz hangi Bekir Bozdağ’sınız Fetullah Gülen’i savunan mı, onu eleştiren mi? (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmadan söz almak istemiyorum ama bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Değmez, cevaba değmez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Gök…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hani ayakta konuşulmuyordu? Hani ayakta burada fetva verilmiyordu? Ne oldu?

BAŞKAN – Bir saniye…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Altay, ısrar ediyor kürsüye gelmem için.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neye göre gideceksin kürsüye? Hayır, neye göre gideceksin kürsüye?

BAŞKAN – Yok, hayır, siz neye göre söz istiyorsunuz?

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkan izin vermiyor.

Sayın Gök dedi ki: “Sayın Bozdağ siz iktidar olmayacaksınız. Ona sataşmadan cevap vereceğim.” ama Sayın Gök “İktidar olacağız.” diye hiçbir ifade kullanmadı. Demek ki akıllarının ucundan geçmiyor iktidar olmak. Ben bunun altını çizmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben de kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi İsmet Paşa’nın şu şiarını benimsemiştir: Bir ülkede namuslular en az namussuzlardan daha cesaretli olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Aynen. Biz sizlerden daha cesuruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz bu şiarı benimsedik. O yüzden namusumuzla siyaset yapıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya 2 Nisanda iktidar olacağız, söyle ya, korkma ya.

LEVENT GÖK (Ankara) – Milletin verdiği yetkiyle iktidar olabiliriz, muhalefet olabiliriz ama her şey alnımızın akıyla olacak. Ben bugün beklerdim ki Sayın Elitaş’tan ve özellikle Adalet Bakanından cuma günü burada kullanılan sahte pusulayla ilgili bir şeyler söylesinler, sahtecilerin arkasına sığınmadan siyaset yapsınlar.

BAŞKAN – Sayın Gök, teşekkür ediyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bizim alnımız ak, yüzümüz de ak. Millet ne yetkiyi veriyorsa onu namusumuzla yapmaya çalışıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Eyvallah. Söz de karar da millettedir. Millet ne derse o.

Sayın Bozdağ, yerinizden söz istediniz.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kamer Genç’ten özür dileyecek tarih önünde. Kamer Genç’ten özür dileyecek tarih önünde. Sayın Bozdağ tarih önünde rahmetli Kamer Genç’ten özür dileyecek.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bizim tabii çok güzel deyimlerimiz var. Bazen hani derler ya -ben tam belki ifade edemeyebilirim ya- yani ne kel alaka diye bir laf var. Bazen de şöyle derler: Yani sıkıştığı zaman bir müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Hepsi yeni, hepsi yeni, hepsi yeni.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Belli ki çok sıkışıldı, eski defterleri karıştırıp oradan imdat arıyorsunuz ama o eski defterler sizin imdadınıza yetişemez.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, tek parti dönemine gittiniz eski...

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – FET֒nün defteri açık Sayın Bakan, kapanmadı daha.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu Fetullah Gülen’i savunmadın mı burada Sayın Bakan? Onu anlatıyoruz. Niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İlk defa cevap verdim.

BAŞKAN – Sayın Altay, bir dakika süreyle size de söz veriyorum.

Buyurun.

32.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Doğrudur, müflis tüccar eski defterleri karıştırır iflas edince. Bunun en güzel örneğini biraz önce Sayın Bakan verdi, bu ayrı da… Ben bir şeyi hakikaten anlamadım. Hukuk fakültesini bitirmiş -eski hukukumuz da var- memlekete Adalet Bakanı olmuş. Biz 1923 ile 1950 arasındaki dönem için bu ülkede demokrasi vardı dedik mi? O dönemdeki Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra kurulmuş genç bir cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için yirmi yedi yıl uğraştık. O dönem Cumhuriyet Halk Partisi, doğrudur, bir parti devletidir; Bekir Bozdağ’ın dedesi de o partinin içindeydi, Tayyip Erdoğan’ın dedesi de o partinin içindeydi.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Ne alakası var be?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama sonra 1950’de bu cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırdık, hep birlikte taçlandırdık, 1950’den 2016’ya kadar bir yol aldık. 6 defa müdahaleye uğrayan demokrasimiz her şeye rağmen bir yol aldı. En son 15 Temmuzda müdahaleye uğradığında da hep birlikte direndik. Ama siz şimdi -o dönem, parti devleti diye eleştirdiğiniz dönem ayrı da- devlet partisi inşa ediyorsunuz. Bir ülkede devlet partisi inşa edilirse, burada söylüyorum, üzülerek söylüyorum, o ülkede önce kaos çıkar, sonra iç savaş çıkar.

(AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri, gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet. Yuh, muh yok, öyle, öyle.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yuh! Yuh!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yuh! Yuh!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yuh size! Yuh size! Yazıklar olsun size! Allah Allah!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah Allah “İç savaş çıkar”, çıktı zaten her gün bomba patlatıyorsun, her gün bomba patlatıyorsun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Altay, sayın milletvekilleri; bu Parlamento kaosu da, iç savaşı da, bütün darbeleri de bertaraf edebilecek güçte ve yetenektedir evvelallah. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Önce biz ederiz, önce biz ederiz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, insanlar ölüyor; insanlar ölüyor, insanlar!

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası esas komisyon olan Anayasa Komisyonu adına Komisyon Başkanı Mustafa Şentop’a aittir, İstanbul Milletvekilimiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Şentop.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, çok kısa…

Özür dilerim Sayın Başkanım.

Komisyonun söz hakkı olduğunu biliyoruz, hiçbir itirazımız yok.

BAŞKAN – Başkanım, bir saniye, kürsüde bekletmeyelim sizi.

Sayın Altay’ı da bekletmeyeyim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Belki çok yüksek hassasiyetli bir konu müzakere ediyoruz.

BAŞKAN – Evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Takdir ederseniz Komisyon Başkanından sonra hiç değilse -mümkünse diğer partilerin üyeleri için de talep etmekteyiz ama- ana muhalefet partisinin Komisyon grup başkanının da Komisyon Başkanının kullandığı sürenin en azından yarısı kadar söz verilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın Şentop, bir dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Talebimizi değerlendirmenizi bekliyoruz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, söz sırası ve söz sırasını değiştirme başlıklı 61’inci maddenin üçüncü fıkrasına göre…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkan, biz onu biliyoruz, onu okumana gerek yok.

BAŞKAN – Ben İç Tüzük’ü uyguluyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir talepte bulunduk, verirsin vermezsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Verirsin vermezsin.

BAŞKAN - Ben İç Tüzük’e bağlı hareket etmek durumundayım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yetkiniz var efendim.

BAŞKAN - Dolayısıyla, diğer talepleri karşılamam mümkün değildir.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Şentop, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Size yirmi dakika süreyle söz vereceğim. Bittiği takdirde üç artı iki şeklinde yine beş dakika uzatacağım.

Buyurun.

MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Burada bazı arkadaşlarımız ifade ettiler, çok önemli bir görüşme yapıyoruz, tarihî mahiyette bir görüşme yapıyoruz, Komisyonda da bunu söylemiştim. Meclisimizin bir kurucu iktidar yetkisi kullandığı bir çalışma, bir faaliyet içerisindeyiz. Nedir kurucu iktidar yetkisi? Anayasa’da değişiklik yapma yetkisidir kurucu iktidar yetkisi. İkiye ayrılıyor malumunuz: Asli kurucu iktidar yetkisi, Anayasa’da belirtilen usullere tabi olmaksızın Anayasa’yı değiştirme iktidarıdır. Tali kurucu iktidar yetkisi kullanımıysa, Anayasa’da belirtilen usullere, esaslara uygun olarak Anayasa değişikliği yapma yetkisi, faaliyetidir. Biz bugün burada Anayasa’nın 175’inci maddesinde gösterilen esas ve usullere göre bir Anayasa değişikliği konuşuyoruz, tartışıyoruz. Dolayısıyla, Meclisimiz, Genel Kurulumuz bir tali kurucu iktidar yetkisi kullanıyor. Böyle önemli bir toplantıyı hep beraber gerçekleştiriyoruz.

Tabii, Komisyonumuzda yapılan çalışmaları Komisyon üyesi arkadaşlarımız biliyor. Aslında farklı partilerden de birçok milletvekilimiz Komisyon çalışmalarına iştirak ettiler, onlar da müşahede ettiler orada yapılan çalışmaları. O çalışmalarla ilgili raporumuzda da etraflıca bilgiler var.

Ben şunu ifade etmek isterim kısaca: Komisyon toplantısı -muhtemelen, tabii, çok esaslı bir çalışmaya dayanarak söylemiyorum bunu- Meclisimizde yapılan komisyon toplantıları içerisinde en uzun süreli, en çok milletvekilinin katılıp söz aldığı, konuştuğu bir komisyon toplantısı olmuştur. Bunu da hak eden bir çalışma olduğunu peşinen ifade edeyim. Üç dakika ve üzerinde söz alarak konuşan 270 milletvekilimiz var, beş dakika ve üzeri söz alıp konuşan 232 milletvekilimiz var. Malum, Komisyonumuzun üye sayısı 26. Yine, Komisyonda net görüşme yani sadece konuşmaların toplamından oluşan süre doksan iki saat on dakikadır. Tabii, daha fazla görüşülmek istenir ama komisyonların da nihayetinde bir neticeye ulaşmak için bir çalışma yaptıklarını ifade etmek lazım. Bu raporu hazırlamak ve bunu huzurunuza getirmek için bir çalışma yapılıyor. Bir noktada da bunu bitirmek üzere, görüşlerin hepsi ifade edildikten, serdedildikten sonra bitirmek gibi bir hedefi kendisine koymuştu Komisyonumuz. Bu anlamda, raporumuzla Komisyon olarak huzurunuza geldik.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu Anayasa değişikliği birdenbire Türkiye’nin gündemine gelmiş bir değişiklik değil, bunun bir tarihî arka planı var ve aynı zamanda bu Anayasa değişiklik teklifinin -bir daha tekrar ediyorum, tasarı değil- tarihî bir arka planı var, aynı zamanda gerekçelerini de ortaya koyuyor bu tarihî arka plan. Öncelikle -çok hızlı bir şekilde- bizim getirmiş olduğumuz bu teklif, bir hükûmet değişikliği teklifidir.

Hükûmet değişikliği meselesi Türkiye’de yeni konuşulan, tartışılan bir konu değil. Ben çok hızlı bir kronoloji vermek istiyorum burada, kayıtlara geçmesi bakımından önemli. Malumunuz, Türkiye’de 10 Ağustos 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı ilk defa halk tarafından seçildi. Bundan önce de Türkiye’de Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, farklı hükûmet sistemleri tartışması vardı. Ben yakın zamandan, bugünden başlayarak hızlıca geriye doğru birkaç nirengi noktasını, önemli tarihleri vermek istiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Hükûmet sistemiyle ilgili, özellikle yarı başkanlık, parlamenter sistem, başkanlık tartışmaları bağlamında, Başbakan olduğu zaman, ilk defa konuyu gündeme getirdiği tarih 20 Nisan 2003 tarihidir. 21 Nisan 2003’ün -bugün gazete arşivlerine dijital ortamda da ulaşılabiliyor- gazetelerine buyurun bakın, orada hepsinin manşetindedir çünkü Başbakan Hükûmet sistemiyle ilgili bir görüş açıklamış, 20 Nisan 2003 tarihinde bir televizyon programında bunu söylüyor. Tabii, o tarihi hatırlayalım: 3 Kasım 2002’de seçilememiş, Yüksek Seçim Kurulunun tavrı sebebiyle adaylığı engellenmiş, sonra 8 Mart 2003’te Siirt’te seçilmiş, arkasından 14 Mart 2003’te Başbakan olarak göreve başlamış. Yani yaklaşık bir otuz beş gün kadar sonra, ilk defa, bunu bir televizyon programında dile getiriyor: “Türkiye için parlamenter sistemle yola devam etmek doğru değildir, yarı başkanlık veya başkanlık sistemi konuşulmalıdır.” “Sizce hangisi daha doğrudur?” “İdeal olan başkanlık sistemidir.” demiş, 20 Nisan 2003. O tarihte, malumunuz, daha henüz beş aylık bir AK PARTİ Hükûmeti var, önceki dönemde bir erken seçim yapılmış, Parlamentonun ne kadar göreve devam edeceği henüz tam belli değil, Türkiye şartlarında 1990’lı yıllara bakarsanız ve yine Cumhurbaşkanı henüz Parlamento tarafından seçiliyor, halk tarafından seçim de söz konusu değil. Bu tarihlerde ilk defa dile getiriyor, 20 Nisan 2003.

Daha geride, arkadaşlarımız, Sayın Bakanımız ifade etti, hem Başbakanlık hem Cumhurbaşkanlığı yapmış rahmetli Demirel ve rahmetli Özal bunu -1998’de birisi, diğeri 1988 yılında- dile getiriyor bu Hükûmet sistemi tartışmalarını.

Daha sonra, 1982 Anayasası hazırlanırken yoğun bir hükûmet sistemi tartışması var. 1978-1979 yıllarında, özellikle 1970’li yıllar -hatırlayanlar vardır- bir yarı başkanlık sistemi modasının yaygın olduğu yıllar Türkiye’de çünkü Fransa’daki sistem yeni yeni anlaşılmaya ve uygulanmaya başlanmış, Türkiye’ye intikal etmiş. 1973 seçim beyannamesinde, Millî Selamet Partisinin, başkanlık sistemi önerisi var, “Getireceğiz.” diye, 1969’da Millî Nizam Partisinin parti programında var, Necip Fazıl’ın yazdığı birçok eserde -ki Millî Nizamın parti programını kaleme aldığı söylenir, orada Fransızcasından da konuşturur, bir parantez içerisinde ifade eder- var, yine 1965’e kadar bunu götürme, yine o yıllarda rahmetli Türkeş’in böyle bir beyanı var.

Şunu söylemek istiyorum: Bu sistem tartışması Türkiye’de elli yıllık bir tartışmadır, Türkiye elli yıldır hükûmet sistemini tartışıyor. Niçin tartışıyor? Değerli arkadaşlar, 27 Mayıs 1960’ta Türkiye’de bir askerî darbe oluyor. Bu darbeyle beraber, Türkiye’ye yeni bir hükûmet sistemi, yeni bir devlet ideolojisi, paradigması getiriliyor. Bu hükûmet sisteminin -çok basit, sürem kısıtlı- temel özelliği, millet tarafından oluşturulan, seçimle oluşturulan bir iktidarın yanında seçime ihtiyacı olmayan, vesayetçi dediğimiz, bürokratik oligarşik yapı dediğimiz bir iktidar alanı açmasıdır. Burada, asker-sivil bürokrasisi, yüksek yargı bürokrasisi, milletin seçimle oluşturduğu iktidarın kontrolü ve denetim alanı dışında bir alan açıyor Anayasa. Bu tarihten itibaren, tabii bunu yaparken bir taraftan da milletin seçmiş olduğu iktidarın alanını daraltıyor. Bu tarihten itibaren de milletin seçtiği iktidar sürekli bir hükûmet sistemi tartışmasıyla gündeme geliyor ve onu gündeme getiriyor, bu tartışmalar.

Tabii, yüz kırk yıllık parlamenter sistemden bahsediliyor, parlamenter sistem tarihinden. Gerçekte Parlamentonun açılma tarihi olarak yüz kırk yıl öncesine gidebiliriz ama bu yüz kırk yıl içerisinde bir kırk yıl bile parlamenter sistemin iyi uygulandığı demiyorum, iyi kötü uygulandığı bir dönemimiz yoktur. İlk Parlamento açıldığında 1876’da, yaklaşık bir yıl kadar sonra bir otuz bir buçuk yıllık tatili var Parlamentonun. 1909 yılında yeniden açıldığında kısa bir süre sonra İttihat Terakki diktatoryasıyla gidiyor…

MURAT EMİR (Ankara) – Fesih yetkisi verince öyle oluyor Sayın Başkan.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Söz atarak konuşmayalım Murat Bey, böyle olmuyor biliyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Laf atma bir ritüeldir Sayın Başkan.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) - Bir tartışma olmuyor öyle, sadece bir ses çıkarma duyuyorum ben.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Komisyonda konuştursaydın bunlar olmazdı burada şimdi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Komisyonda konuşturmadın milleti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Komisyonda konuşturmadın ki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi, “kifayetimüzakere” diyorum, susturuyorum seni. Sen bize öyle yaptın. Hadi bakalım, hadi.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Arkadaşlar, daha sonra İttihat Terakkinin bir dönemi, daha sonra 1924’ten 1950’ye kadar da yirmi altı yıllık bir tek parti dönemi -çok güzel ifade ettiler- parlamenter sistem…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aslında seni burada hiç konuşturmamak lazım da.

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Ben sizi konuşturdum ya Engin Bey.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sen nerede konuşturdun?

MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Şimdi çıkartacağım kaç saat konuştuğunu.

Değerli arkadaşlar, bu yüz kırk yılı fazla uzatmayacağım. Darbelerle, kesintilerle, askerî vesayetle devam eden süreç, parlamenter sistemin uygulandığı dönem için yüz kırk yıl içinde bir kırk yıl süre bulma imkânımız yok. Bu, sadece parlamenter sistemin uygulanmasıyla ilgili mesele midir, yoksa bu tarih, yüz kırk yıllık tarih Türkiye’de parlamenter sistemin esasen yerleşmediğini, bir türlü oturmadığını, Türkiye’de yeni bir hükûmet sistemi arayışının zaruretini gösteren bir tarih midir? Çok açık, yüz kırk yıllık tarih, Türkiye’de bir hükûmet sistemi tartışmasının da çok temel bir sebebidir.

Pratik bir zarureti de ifade edeyim: Malumunuz, 1961 Anayasası’nda Cumhurbaşkanıyla ilgili ilk düzenleme yapıldığında Parlamentonun seçtiği sembolik yetkileri olan bir Cumhurbaşkanı var. 1982 Anayasası Parlamentonun seçtiği Cumhurbaşkanına parlamenter sistemin sınırlarını zorlayan -sonraki tartışmalar literatürde böyledir- geniş yetkiler vermiştir. 21 Ekim 2007 referandumuyla beraber, bu sefer, halk tarafından doğrudan seçilen bir Cumhurbaşkanı statüsü ortaya çıkmıştır yani bu çizgiye bakarsak: Parlamentonun seçtiği sembolik yetkileri olan Cumhurbaşkanı, Parlamentonun seçtiği geniş yetkileri olan Cumhurbaşkanı, halk tarafından doğrudan seçilen geniş yetkileri olan Cumhurbaşkanı. Bu çizgi, değerli arkadaşlar, anayasal düzenlemeler çizgisi, bizi zaten parlamenter sistemin ötesine, yarı başkanlık veya başkanlık sistemine uzatan bir çizgidir. Şunu da ifade edeyim: Zaten anayasa hukukuyla ilgili 2007’den önce yazılan kitaplara bakarsanız “Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçildiği sistem, yarı başkanlık sistemidir.” diyor. Yetkilerine bakılmaksızın, atıf yapacağınız bütün referans kitapların hepsi bunu söyler. 2007’den sonra Türkiye’deki değişiklikle fikir değiştiren bazı anayasa hukukçuları olmuştur siyasi gerekçelerle, sebeplerle ama Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyorsa sistem yarı başkanlıktır.

Şimdi, Türkiye 21 Ekim 2007’den itibaren aslında parlamenter sistemden çıkmış, yarı başkanlık sistemine geçmiştir. Ancak, 1982’deki ilk tasarım, Cumhurbaşkanıyla ilgili yetkiler bağlamındaki ilk tasarım parlamenter sisteme göre olduğu için bir sistem karmaşası, hükûmet sistemi karmaşası çıkmıştır ortaya. Dolayısıyla, bu pratik zarurette Türkiye’de hükûmet sistemiyle ilgili acil bir düzenleme yapmayı önümüze, gündemimize getirmiştir. Nitekim, Uzlaşma Komisyonuna atıflar yapıldı, Uzlaşma Komisyonunda istisnasız dört parti de mevcut sistemin, hükûmet sisteminin değiştirilmesi gerektiği hususunda mutabıktı ama bu değişikliğin nasıl yapılacağı, ne yöne doğru yapılacağı konusunda ihtilaflar vardı. Ama mutlaka bu sistem karmaşasının çözülmesi yönünde bir mutabakat söz konusuydu.

Değerli arkadaşlar, bu çalışma tabii, Genel Kurulumuzun huzuruna getirmiş olduğumuz çalışma tabii öyle “kısa bir zaman içerisinde hazırlanmış, gizli kapılar arkasında hazırlanmış, milletten kaçırılmış” falan gibi değerlendirmeleri hak edecek bir çalışma değil, bunu söyleyenler de bunu biliyorlar. Değerli arkadaşlar, malumunuz, Türkiye’de yeni anayasa tartışması da yeni bir tartışma değil, bu konu 1990’lardan itibaren tartışılıyor ama AK PARTİ 22 Temmuz 2007 seçimlerinin akabinde Anayasa’yla ilgili bir çalışma, yeni anayasa çalışması getirmişti gündeme. Onun akıbetini biliyoruz kapatma davası süreciyle beraber fakat esas 24’üncü Dönemde Uzlaşma Komisyonu çalışmalarında bütün siyasi partilerimiz birer metin sundular, birer anayasa teklifi bir bütün olarak sundular. İşte bizim de AK PARTİ olarak sunmuş olduğumuz teklifin hükûmet sistemiyle ilgili bölümleri, malum, bu metin içerisinde ağırlıklı olarak yer alan hükümler. Demek ki beş yıldır aslında muhtelif zamanlarda, sadece o dönemde değil, onun arkasından 1 Kasım seçimlerinden sonra yapılan bir çalışma var, 15 Temmuzun akabinde üç parti olarak yapılan bir çalışma var, daha sonra, yine iki parti olarak AK PARTİ, MHP’yle yapılan çalışmalar var. Bütün bu çalışmalar bu temel çalışma hazırlık üzerinden geçilmek suretiyle yapılmış çalışmalar. Yani bu çalışmalar gizli saklı çalışmalar değil, Meclisin web sayfasına baktığınızda Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi de orada var. Az önce Sayın Akçay’ın açıklamalarıyla ilgili olarak birtakım itirazlarınız oldu ama orada bu metin var, o metinde Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi var ve 2’nci maddede “insan haklarına saygılı” ifadesinin, “dayalı” olarak değiştirildiğine dair teklif öneride var, arşivde de var, Meclisin arşiv hizmetlerinde de bu metne ulaşma imkânımız var. Bunlar ulaşılabilir metinlerdir ve biz bütün, daha sonraki seçim çalışmalarında da bu metinler üzerinden milletimize de bunları anlattık; dolayısıyla gizli saklı bir çalışma, kaçırılan bir çalışma, gözardı edilen bir çalışma yok. Acele, niye acele? Değerli arkadaşlar, acele görüşmeyle ilgili: Burada acele değil, normal program dâhilinde bir iş yürütüyoruz. Eğer dikkat ederseniz, yürürlükle ilgili hükümlere bakarsanız getirdiğimiz değişiklik teklifinin hükümlerinin önemli bir kısmı hemen yürürlüğe girmiyor, 2019’da yürürlüğe giriyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir kişiye yönelik olduğu oradan belli.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Yani hükûmetle, hükûmet sistemiyle ilgili değişiklikler aynen bugün olduğu gibi devam edecek. Kabine devam ediyor, Başbakan ve bakanlıklar devam ediyor. Bugünkü sistem 2019’a kadar devam edecek diyoruz. Eğer acelemiz olsa -alelacele buraya getirmiş, karda kışta, kıyamette getirmişiz gibi bir ifade buyurdular Sayın Baykal- bunun için yapmış olsak bir an önce yürürlüğe girmesini isteriz. Hayır, biz bu sistemle ilgili tartışmaların hem olgunlaşacak bir düzeyde yapılmasını istiyoruz hem de daha sonra getirilen değişiklikle ilgili başka düzenlemelerin de yapılmasını öngördüğümüz için yürürlükle ilgili farklı bir tarih öngörüyoruz. Bunu da metinde açıkça yazdık.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’ya uygunlukla ilgili olarak konu aslında burada konuşuldu, tüketildi. Bir iki noktaya sadece temas etmek istiyorum. Birisi şu: Biz bir Anayasa değişiklik teklifi yapıyoruz, görüşüyoruz, bir anayasa hükmü öneriyoruz. Şimdi, Anayasa’ya uygunluk tartışması normlar hiyerarşisi bağlamında, normlar arasında altlık-üstlük ilişkisi söz konusuysa gündeme getirilebilir bir tartışmadır.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yani anayasa hukukçususun Sayın Şentop!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Yani bir kanunun Anayasa’ya uygunluğu tartışılabilir çünkü Anayasa üst normdur. Ama bizim getirdiğimiz öneri, bir anayasa önerisidir.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Değiştirilemez hükümler ne olacak?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Anayasa normları arasında zaten bir eşitlik, bir eş değerlik söz konusudur.

MURAT EMİR (Ankara) – İlk 3 madde de öyle mi?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Anayasa hükümleri içerisinde birbirinden daha farklı değerde olan hükümler yok. Anayasa’nın hangi hükmünü hangi hükmüne göre kritize ederek, değerlendirerek aykırılıktan söz edebileceksiniz? Anayasa’da sadece değiştirilemez hükümler vardır ama değiştirilemezlik bir hiyerarşik, normlar hiyerarşinde bir üstlük anlamına gelmiyor, sadece bir değiştirilme, değiştirme teklifi engeli olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla, arkadaşlar, bir kere öncelikle Anayasa normları arasında bir eş değerlik söz konusu olduğundan bir aykırılıktan bahsetmek mümkün değil. Anayasa da buna imkân vermiyor. Anayasa, Anayasa değişikliklerinin -Anayasa Mahkemesi bağlamında söylemiyorum ama Anayasa’nın yaklaşımını göstermesi açısından söylüyorum- sadece şekil bakımından denetlenebileceğini… Şekil denetiminin ne olduğunu da tarif etmiş, bunun bir mazisi var. Şekil denetiminin de sadece teklif ve oylama çoğunluğu ile ivedilikle görüşme yasağına uyulup uyulmadığıyla sınırlı olduğundan bahsediyor. Bu ne demektir? Anayasa, esasen Anayasa değişiklikleri için bir esas denetimi öngörmüyor.

MURAT EMİR (Ankara) – 2008 kararını söyler misiniz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Sizin dediğiniz gibi Anayasa’ya aykırılık çalışması, incelemesi yapabilmek için esasen bir esas denetimi yapmanız lazım. Buna Anayasa müsaade etmiyor.

Anayasa Mahkemesinin yaklaşımında problemler var. Ama yasama organı anayasa yapma yani kurucu iktidar yetkisine sahip çıkmak suretiyle zaman içerisinde hep Anayasa Mahkemesini sınırlayan bir tavır, bir tutum geliştirmiştir. Daha önce Anayasa değişiklikleriyle ilgili hiçbir denetleme hükmü olmazken 61 Anayasası’nda, ilk defa 1970 yılında Anayasa Mahkemesi bir denetleme yapıyor. Bunun üzerine 71, 73 döneminde yapılan değişiklikte deniyor ki: “Anayasa Mahkemesi Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından denetler.” Fakat daha sonra Anayasa Mahkemesi 73, 75’te verdiği kararlarla bu sefer diyor ki: “Şekil evet, ama şeklin içeriğinin ne olduğunu ben belirlerim.” Gene kendisine çizilen sınırları aşıyor. Bu sefer 1982’de sadece “şekil” demekle de iktifa etmiyor kurucu iktidar, diyor ki: “Şekil şunlarla sınırlıdır: Teklif ve oylama çoğunluğu, ivedilikle görüşme yasağı. Bununla sınırlıdır.” Yani hep yasama organı, kurucu iktidar yetkisine sahip çıkmak suretiyle çizilen sınırlarını aşan Anayasa Mahkemesinin sınırlarını yeniden çizmeye gayret etmiş.

Anayasa Mahkemesinin 82 Anayasası döneminde, değerli arkadaşlar, dört kararı var esaslı. Bunların ikisinde Anayasa’da kendisine çizilen sınırlara riayet edeceğini ifade etmiş, bununla bağlı olduğunu söylemiş; 1987 ve 2007. Ama 2008 başörtüsü serbestliğiyle ilgili karar ve Anayasa değişikliğiyle ilgili 12 Eylül 2010’da referanduma sunduğumuz kararda ise bu sefer “Ben teklif edilebilirlik bakımından bu alanı açarım.” diye Anayasa Mahkemesinin bir kararı var. Dolayısıyla iki kararda bu sınırlara uymuş -doğru olan da budur- iki kararda ise…

MURAT EMİR (Ankara) – 75 kararı da var Sayın Şentop, 75’te de var.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – O ayrı, önceki Anayasa dönemi, 82’den bahsediyorum ben, bunu da belirttim.

Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesinin bu tavrı sürekli eleştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, “Kurucu iktidar yetkisi kullanan Meclisin çizmiş olduğu sınırların dışına kendi yorumlarıyla çıkamaz.” diye eleştirilmiştir.

Şimdi, bizim teklifimizle ilgili de, vaktim azalmakla beraber, çok önemli sadece 4 perspektifin dikkate alınması gerektiğini, bu perspektifler dikkate alınmadan bu değişiklik teklifinin değerlendirilmesinde hata yapılacağını ortaya koymak istiyorum. Bunlardan birincisi, sözlerimde de ifade ettim, hükûmet sistemi değişikliği var burada arkadaşlar.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Rejim değişikliği, rejim değişikliği.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Onun için, birisi çıkıp da “Burada niye güvenoyu yok, niye gensoru yok?” diyorsa o arkadaşla bu konuyu tartışma imkânımız yok. Niye? E, çünkü bu sistemde zaten hükûmet doğrudan halk tarafından seçiliyor. Güvenoyu ve gensoru dediğiniz şey parlamenter sistemde, Parlamentonun içinden çıkan bir hükûmet için söz konusudur.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu ne sistemi?

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Parlamenter sistem değil yani.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Bu hükûmet sistemi değişikliğini eğer fark etmemişseniz, bu gözle bakamıyorsanız, “Gensoru, güvenoyu neden yok?” diye sorarsanız sizinle bu konuyu tartışmamız mümkün değil.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu sistemin adı ne?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Okumuyorsanız tartışmayalım, bu metni bir baştan sona okumamız lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İkinci husus arkadaşlar, yine bu bağlamda söylüyorum, yetkilerle ilgili husus, yetkilerin bir elde toplanması falan. Çok uzunca konuşulabilecek bir konu ama burada sadece bir şeyden bahsedeceğim: Bakınız, buradan kastedilen şey, yasama ve yürütmede yetkilerin tek elde, tek şahısta, tek partide toplanması; değil mi bu kastediliyor? Peki, parlamenter sistemde durum nedir?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yargı da dâhil, yargıyı da topladınız yargıyı.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Parlamenter sistemde durum nedir Sayın Tezcan?

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yargıyı da topladınız Sayın Şentop.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Parlamenter sistemde, bir hükûmetin olabilmesi için hükûmeti kuracak olan siyasi partilerimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Parlamentonun denetimi var.

BAŞKAN – Sayın Şentop, size de üç artı iki şeklinde beş dakika süre veriyorum, lütfen zamanında tamamlayın.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir hükûmet çıkabilmesi için parlamenter sistemde, hükûmeti kuran parti veya partilerin Parlamentoda da çoğunluğu elde bulundurması lazım, aksi hâlde hükûmet olamaz. Yani parlamenter sistemde zaten yasama ile yürütmenin tek elde toplanması zarureti vardır, bunun dışında bir ihtimal söz konusu değil, yoksa hükûmet çıkmaz.

MURAT EMİR (Ankara) – Ama Başbakana yargıç atattırmıyoruz değil mi Anayasa Mahkemesine?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Bir dakika Sayın Emir.

Değerli arkadaşlar, bizim önerdiğimiz modelde ise yasama ve yürütme organı ayrı ayrı seçileceğinden, doğrudan halk tarafından seçileceğinden burada yasama ve yürütmenin farklı siyasi partilerin çoğunluğunda elinde toplanabilme ihtimali var, bir ihtimal olarak en azından parlamenter sisteme göre var. Parlamenter sistemde bunun ihtimali bile yok, zaruri olarak tek elde toplanması gerekiyor zaten. Değerli arkadaşlar, birincisi bu. Teklifin bir hükûmet sistemi değişikliği içerdiğini, bunu esas aldığını eğer bilmiyorsak, bu gözle bakmıyorsak, burada birçok hatalı, yanlış, tamamen bağlamından kopuk değerlendirmeler yaparız; mahcup oluruz, ben de üzülürüm.

İkincisi şu: Bir kere, bu konuyu, hükûmet sistemi konusunu uzayda, boşlukta bir nesne gibi tartışmamalıyız. Biz burada bir anayasa hukuku dersi vermiyoruz; başkanlık sisteminin avantajları, dezavantajları, bunu konuşmuyoruz. Türkiye’nin bir sistemi var şu anda, hükûmet sistemi. Önerilen teklifteki sistem ile bugünkü sistem arasında mukayeseler yapmak zorundayız; ileriye mi gidiyor, geriye mi gidiyor sistem? Bir kere –çok detaya girmeyeceğim, sadece şundan söz edeceğim- değerli arkadaşlar, bugünkü sistemde de bir yürütme var, bizim önerdiğimiz modelde de bir yürütme var. Bugünkü sistemde yürütmeye ait olan yetkiler bizim önerdiğimiz teklifte de yürütmeye aittir. Yasamaya ait olan yetkiler alınıp da yürütmeye verilmiş değil, yargıya ait yetkiler alınmış da yürütmeye verilmiş değil.

MURAT EMİR (Ankara) – Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ne?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Söyleyeceğim…

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Bütçe yetkisi ne, bütçe? Bütçeyi kime veriyorsunuz?

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Meclisin bütçesini kim yapacak?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Yürütmenin yetkileri yürütmeye verilmiş ama yürütmenin kendi iç dizaynı farklı. E sistem farkı var zaten. Bugün yürütme Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulundan oluşurken önerdiğimiz modelde Cumhurbaşkanından oluşuyor. Bu da sistemin tabiatı gereği. Bunu biz icat etmedik, Mars’tan gelmedi, var, dünyada uygulanan bir sistem.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Bu sistemin adı ne Sayın Başkan?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) –Söyleyeceğim, bir dakika, sabırlı olun.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bu tartışmayı yaparken bugün sanki hiçbir şey yokmuş, hiçbir yetki yokmuş Cumhurbaşkanında, Hükûmette, Başbakanda, bunları biz icat etmişiz gibi bakmamak lazım; yürütmedeki yetkiler yine yürütmeye verilmiş yetkilerdir.

Üçüncü husus değerli arkadaşlar, bu sistemlerin uygulandığı diğer ülkelerle mukayese etmek lazım. Bakınız, size veto, kanunların vetosundan bahsediyoruz ya, size vetoyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Şentop, iki dakika veriyorum.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Amerika Birleşik Devletleri’nde…

MURAT EMİR (Ankara) – Feshi de Amerika’ya göre anlatın da tam olsun, feshi de oraya göre anlatın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – …Başkanın veto ettiği bir kanunun geçmesi için üçte 2 oranında -her iki kamarasında da Meclisin- aranıyor. 1789’dan 1986’ya kadar yapılmış olan bir çalışma, toplam 2.838 kanun veto edilmiş. Bunlardan sadece 99’u tekrar kabul edilmiş. Bu, yüzde 3’tür, yüzde 3’ü yeniden kabul edilmiş vetodan sonra.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – O başkanlık sistemi.

MURAT EMİR (Ankara) – Fesih var mı fesih, orada fesih var mı?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – En önemlisi, Roosevelt döneminde -on iki yıl başkanlık yapmıştır, 3 dönem- 631 vetodan 10’u sadece tekrar kabul edilmiştir, bu da yüzde 1,6’ya tekabül ediyor. Hâlbuki bizim önerdiğimiz modelde üçte 2 değil, Parlamentonun üye tam sayısının salt çoğunluğu aranıyor.

Tabii, şimdi…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan ama yapılan atamalar onaya tabi, onaya tabi, burada onay yok.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Onu söyledik Komisyonda. En azından sen söyleme Muharrem Bey, Komisyonda söyledim.

MURAT EMİR (Ankara) – Fesih var mı Sayın Başkan, Amerika’ya değinmişken onu da söyleyin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Bakınız, Kongrede biliyorsunuz iki bölüm var: Temsilciler Meclisi, Senato. Nereye gidiyor bu? Senatoya, değil mi? Niye? Çünkü federal yetkidir. Bunlar Amerika Birleşik Devletleri’nde parlamentonun, Kongrenin yetkisi olarak düşünüldüğü için Anayasa’ya konulmuş değil, federal yetki olarak görüldüğü için Senatonun uhdesine verilmiş onaylardır. Onun için bunu birbiriyle karıştırmamak lazım.

MURAT EMİR (Ankara) – Sonuçta denetimli değil mi, denetimli değil mi, ona bakın.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu Anayasa değişikliğinin zamanı mıdır? Bize göre tam zamanıdır.

MURAT EMİR (Ankara) – Fesih kaldı, feshi söylemediniz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (Devamla) –Bakın, bölgemiz yeniden inşa ediliyor, dünya yeniden inşa ediliyor, Türkiye de yeniden inşa edilecek. Hacı Bayram Veli’nin bir şiiri var, “Nâgihân bir şâra vardım / Anı yapılırken gördüm / Ben dahi bile yapıldım / Taş u toprak arasında” diyor. Bugün bölgemiz yeniden inşa edilirken, dünya yeniden inşa edilirken, Avrupa yeniden inşa edilirken Türkiye’nin bu inşa faaliyetine katılabilmesi için kendisini de yeniden inşa etmesi gerekiyor.

Heyetinizi hürmetle selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şentop.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, öncelikle, biraz önceki talebimizle ilgili yanıtınızı bekliyorum. Bu sizin tasarrufunuzda bir iştir. Ancak bununla beraber, Komisyon görüşmelerinde muhalefeti konuşturmamak için elinden gelen her şeyi yapan Komisyon Başkanını her şeye rağmen sabırla dinledik. Bu noktada, Komisyon Başkanının şöyle bir ithamına maruz kaldık: “Sizinle bunu tartışamayız, okumuyorsunuz.” diye söyledi. Bizi kastetti.

BAŞKAN – Sizi mi kastetti?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizi kastetti.

BAŞKAN – Sayın Şentop…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, bize bakarak söyledi Başkanım.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap eder efendim kürsüdeki konuşmacı, Genel Kurulda herkese bakarak hitap eder, gözünü kapatacak hâli yok ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AKP Grubunu kastettiyse söz talebimi geri çekeceğim. Söylesin, “AKP Grubunu kastettim.” desin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gensoru ve güven oylamasının eğer bu sistemde olduğunu bilmiyorsanız…

BAŞKAN – Sayın Şentop, kime söylediniz? (CHP sıralarından gürültüler)

Bir saniye sayın milletvekilleri.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP (İstanbul) – Ben birisini doğrudan kastedecek olsam açıkça söylerim, cesaretim buna müsait.

Bir takım elbise diktim, size uyduysa bir şey diyemem Sayın Altay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz cesur olsun, biraz samimi olsun, biraz da dürüst olsun. AKP Grubunu kastettiyse mesele yok ama bizi kastetti, bu açıktır.

Komisyon grup başkanımızın cevap hakkını kullanmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Yani o takım elbiseyi kendinize uyurduysanız buyurun.

İki dakika süreyle sataşmadan söz vereyim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yorumlara girmeyin. Ne demek! Ne demek! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Açık açık bunu söyledi Sayın Altay.

Buyurun Sayın Tezcan, sataşmadan iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aşırı alınganlık gösteriyorlar Sayın Başkan. Oyalama yapıyorlarsa başka, ama aşırı alınganlık gösteriyorlar. Böyle şey olmaz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop’un 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde Komisyon adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Önce şunu söyleyeyim: Bizim başkasının diktiği takım elbiseyi giymeye ihtiyacımız yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama şu anda ona göre konuşuyorsun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Sayın Komisyon Başkanının ve beraber siyaset yaptığı arkadaşların okyanus ötesinde dikilen elbiseleri giyerek bu memlekette nasıl gezdiğini çok iyi biliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Ha, bizim öyle bir elbise merakımız yok.

Şimdi, Sayın Şentop iyi ki milletvekili olmuş; dedi ya “Ders anlatacak durumda değiliz burada.” diye, iyi ki milletvekili olmuş, hukuk fakültesindeki öğrenciler kurtulmuş ileride böyle bir hukukçu olmaktan. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, getirilen bu teklifin Anayasa’ya aykırılığını bir buçuk saat Komisyonda anlattım, cümle âlem anladı, Sayın Şentop anlamadı. Ben bir şey soruyorum sevgili milletvekili arkadaşlar, bir şey soruyorum: Hani o ilk 4 madde, teklif edilemezlik maddeleri var ya, mesela Anayasa’nın Cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen -101’di sanıyorum- maddesine şöyle bir hüküm ekleseniz, 101’inci maddeye, deseniz ki: “Cumhurbaşkanı bir sefer seçilir, ondan sonra ölünceye kadar görevde kalır, ondan sonra da irsen ve teselsülen çocuklarına Cumhurbaşkanlığı geçer.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 1950 öncesi öyleydi, sizin zamanınızda, 1950 öncesi öyleydi.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Yani bunu şimdi Anayasa’ya aykırı diye denetlemeyeceğiz mi? Yani bunu şimdi 4 maddeye girmiyor, ilk 4’ün içinde değil diye denetlemeyeceğiz mi? İşte, buyurun, anayasa hukuku tarihi anlatan anlayışın memleketin önüne getirdiği teklif böyle bir teklif, başka ne söyleyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 1950 öncesi öyleydi.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Şimdi, çok zaman kalmadı. İnşadan bahsetti. Bir yapım müteahhitleri vardır, bir yıkım müteahhitleri vardır; işte, bu Anayasa teklifi yıkım müteahhitlerinin teklifidir, buna karşı direniyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Vesayet rejimini yıkacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Parsak’a aittir.

Sayın Parsak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Başbakanlık kaldırıldı mı? Binali Yıldırım niye orada oturuyor? Erken mi kaldırıldı Başbakanlık?

BAŞKAN – Sabredin sayın milletvekilleri, günü geldiğinde o da olur. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Parsak.

MHP GRUBU ADINA MEHMET PARSAK (Afyonkarahisar) – Aziz Türk milleti, saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa değişiklik teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına teklifin bütünü üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisi ve siz saygıdeğer milletvekillerini saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 1982 Anayasası, yürürlüğe girdiği tarihten bu yana tam 18 kez, 100’ün üzerinde maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle çeşitli değişikliklere uğramıştır. Bu kapsamda, şu anda 19’uncu değişiklik teklifi çalışmaları yürütülmektedir.

1982 Anayasası’nın, özellikle hükûmet sistemi bakımından daha yürürlüğe girdiği tarihten itibaren tartışmalı olduğu hepimizle malumdur. Bu kapsamda, 1982 Anayasası’nın temel siyasi sebebi durumunda olan 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı olmayı tercih etmesinden dolayı, 1961 Anayasası’nda sadece bir paragrafta düzenlenen yetkiler, 1982 Anayasası’nda yasama, yürütme ve yargıya ilişkin olmak üzere tam iki buçuk sayfa hâlinde, son derece geniş, son derece fazla olarak tanımlanmıştır ve cumhurbaşkanının yetkileri buna göre dizayn edilmiştir. Bunun karşısında, cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet suçu bakımından ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının dörtte 3’ünün suçlandırmasıyla bir sorumluluğa tabi kılınmış, bunun dışında Anayasa’nın hiçbir yerinde, hiçbir tür sorumluluk öngörülmemiştir.

Şimdi, bu sorumluluğu iki açıdan değerlendirmekte fayda var saygıdeğer milletvekilleri: Birincisi, suç tipi; ikincisi, bu sorumluluğun neticelenebilmesi için gerekli olan nisap. Suç tipi için bakıldığında, Vatana İhanet Kanunu bakımından sadece bir sorumluluk söz konusudur. Ve o Hıyanet-i Vataniye Kanunu 1991 yılında yürürlükten kaldırıldığı için denilebilir ki 1991 yılından itibaren hiçbir cumhurbaşkanının suç tipi bakımından sorumluluğu yoktur. Bunu net olarak söyleyemiyoruz çünkü aynı maddede, cumhurbaşkanının suçlandırılabilmesi bakımından dörtte 3 gibi çok yüksek bir nisap öngörüldüğü için 1982 yılından bu yana bunun hiç uygulaması söz konusu olmamıştır, ondan dolayı da bunun tartışılmasına yönelik herhangi bir içtihat mevcut değildir. Bu kapsamda, yetki-sorumluluk dengesizliği çerçevesinde bakıldığında durum böyleyken yürütme yapısı da kendi içinde iki başlılık arz etmektedir. Gerçekten, bir tarafta hiçbir sorumluluğu bulunmayan -demin de anlattığım gibi- bir cumhurbaşkanıyla, öbür tarafta halkın oylarıyla seçilmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinden çıkan, başında bir başbakanın olduğu ve tüm sorumluluğu da üzerinde taşıyan bir bakanlar kurulu yani iki başlı ve böylesi dizayn edilmiş bir yürütme söz konusudur ve bu yapı 1982 yılından 2007 yılına kadar özellikle yürütmenin iki başı arasında yani sorumsuz Cumhurbaşkanı ve sorumlu Başbakan ve Bakanlar Kurulu arasında çok ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Süremizin kısıtlı olması itibarıyla bunları uzun uzun anlatma imkânımız yok burada fakat 2007 yılına gelindiğinde sorun çok farklı bir boyuta kavuşmuştur, o da şudur: Gerçekten, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ortaya atılan bir 367 garabetinden dolayı, 367 krizinden dolayı, bu krizin sonunda yapılmış olan Anayasa değişikliğiyle birlikte, Cumhurbaşkanının yani yürütmenin sorumsuz kanadının doğrudan doğruya millet tarafından, doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi benimsenmiştir. Öyle olunca, 2007 yılından itibaren, ilk uygulamasının olduğu 2014 yılına kadar daha çok teorik düzeyde ama 2014 yılından itibaren ise aynı zamanda da uygulamalar itibarıyla yürütmenin iki kanadı arasında yani Cumhurbaşkanı ile Başbakan ve Bakanlar Kurulu arasında tartışmalar çok farklı düzeyde seyretmiştir. Bu kapsamda bakıldığında, 2007 yılında yapılmış olan Anayasa değişikliğiyle sadece Cumhurbaşkanının seçim usulü değişmiştir yani Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi benimsenmiş ve fakat Cumhurbaşkanının yetkileri, sorumlulukları, Bakanlar Kuruluyla ilişkileri ve diğer tüm konularda herhangi bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Bu kapsamda, 2007 yılından itibaren olan bu gelişmeler değerlendirildiğinde karşımıza tabii ki pek çok siyasi neticeler gelmekte ama bazılarını bu kısıtlı zaman içerisinde değerlendirmekte de fayda bulunmaktadır.

Bu kapsamda, 2014 yılında Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesiyle birlikte pek çok Anayasa’ya aykırılık tartışmaları yaşanmıştır. Bunların en önemlilerinden bir tanesi de Yüksek Seçim Kurulu kararlarına da bağlandığı için, Cumhurbaşkanının tarafsız olduğu ve varsa partisiyle ilişkisi kesileceği yönündeki 101’inci maddenin son fıkrasının uygulanması çerçevesindedir. Gerçekten, 25’inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinde, 7 Haziran seçim sürecinde Sayın Cumhurbaşkanı doğrudan doğruya halk tarafından seçildiği iddiasıyla, gerekçesiyle o günün iktidar partisinin Genel Başkanı olan, Başbakanı olan Sayın Davutoğlu’ndan daha fazla sayıda miting yapmıştır ve bu mitingler başladığında, konu Cumhuriyet Halk Partisi ve HDP tarafından Yüksek Seçim Kuruluna intikal ettirilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, özetle “Evet, 101’inci maddenin son fıkrası çerçevesinde ‘Cumhurbaşkanı tarafsızdır, varsa partisiyle ilişkisi kesilir.’ hükmü yer almaktadır fakat 105’inci madde çerçevesinde sorumsuz olduğu açıkça düzenlenmektedir. Öbür taraftan, 101’inci maddenin son fıkrasındaki partisiyle ilişkisini kesme meselesi siyasi partiler kütüğü çerçevesinde üyelik kaydının silinmesi midir, yoksa başka davranışlar da bunun için gerekli midir? Dolayısıyla, bu çerçevede bana Yüksek Seçim Kurulu olarak tanınmış bir yetki yoktur yani 101’inci maddenin son fıkrasındaki partisiyle ilişkisini kesmeme durumuna ilişkin Anayasa’da bir yaptırım yoktur.” demek suretiyle söz konusu müracaatları oy çokluğuyla da olsa reddetmiştir; böyle 4 tane müracaat söz konusudur. Yani, geldiğimiz noktada, cumhurbaşkanları ile hükûmetler arasındaki yetki-sorumluluk ilişkileri çerçevesinde önemli sorunlar, önemli sıkıntılar karşımızda durmaktadır.

1982 Anayasası sadece Hükûmet sistemi bakımından değil, diğer pek çok yönü itibarıyla da tartışılmıştır ve bunlardan en kayda değeri 24’üncü Dönemde yapılmış olan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları esnasındaki tartışmalardır. Ama, bu tartışmalar esnasında, bize göre hiç tartışılmaması gerektiği hâlde, ne yazık ki Anayasa’nın Türk Anayasası olduğu, ilk 4 maddesi, ilk 4 maddeye hâkim olan millî ve üniter devlet ilkeleri ve millî ve üniter devlet ilkelerinin muhtelif maddelerdeki yansımaları da tartışılmıştır ve buna ilişkin, bugün başladığımız bu oturumda, muhtelif milletvekilleri tarafından dile getirilen ve tartışmalara yol açan konularla ilgili olarak her 4 siyasi partinin de hangi konularda, nasıl değişiklik teklifleri verdiği bu Komisyon çalışmalarında mevcuttur. O da Türkiye Büyük Millet Meclisinin web sitesinin en altında, Anayasa çalışmaları kapsamında, partilerin müstakil önerileri, bu öneriler çerçevesinde yürütülen müzakereler, müzakereler neticesinde ortaya çıkan tam metin de olmak üzere tüm boyutlarıyla orada durmaktadır. İsteyen her milletvekili hatta isteyen her vatandaş bunları buradan açıklıkla okuyup inceleyebilme imkânına sahiptir.

Şimdi, burada, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bugün, Hükûmet sistemi tartışmaları çerçevesinde aslında en önemli tarih 2007 yılında yapılmış olan söz konusu Anayasa değişikliğidir yani Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini öngören Anayasa değişikliği. Gerçekten, o 367 krizi ortaya çıktıktan sonra, Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar vermiştir. Bu karar verildiğinde Milliyetçi Hareket Partisi tarihinin her döneminde olduğu gibi, o dönemde de, Meclis dışında olmasına rağmen, Türk milletinin, Türk devletinin menfaatlerini gözeterek inisiyatif almış ve milletimize bir çağrıda bulunmuştur.

Bu Meclisin bir Cumhurbaşkanı seçmesi hâlinde, o seçilecek Cumhurbaşkanının meşruiyet tartışmalarının hiç bitmeyeceğini, bundan dolayı seçimlerin erkene alınmasını ve millete “Ey millet! Seçeceğiniz bu Meclis, Anayasa çerçevesinde Cumhurbaşkanını seçecektir. Reyinizi, oyunuzu, kararınızı ona göre tayin edin.” teklifinde bulunmuştur. Milliyetçi Hareket Partisinin bu çağrısı kabul görmüştür, kasım ayında yapılması gereken seçimler erkene alınmıştır, Milliyetçi Hareket Partisi de yeniden 74 milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisindeki yerini almıştır ve o seçimler tamamlandıktan sonra, önce Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi -bize göre olabileceği gibi yani uzlaşma anlayışı çerçevesinde değerlendirildiğinde- Meclis Başkanının seçiminde uzlaşmış, Sayın Köksal Toptan’ı Meclis Başkanı olarak seçmiş -450 oy alması ona işaret etmektedir- ve arkasından da kaçınılmaz olarak Cumhurbaşkanını seçecekken bu çerçevede Milliyetçi Hareket Partisine Meclise girmeme, Genel Kurulda bulunmama, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kilitleme yönünde çağrılarda bulunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanının seçilememesi 12 Eylül 1980’de de olduğu gibi darbeyi dahi sonuçlayan bir durumdur. Hatırlatma kabîlinden söylüyorum: Gerçekten, 12 Eylül 1980 darbesi pek çok siyasi, sosyal hadisenin neticesinde gerçekleşmiştir ama bardağı taşıran son darbe Cumhurbaşkanının seçimi hususunda o gün Mecliste bulunan siyasi partilerin anlaşamamış olmasıdır. Yani Milliyetçi Hareket Partisine böylesi bir çağrıda bulunulmuşken Milliyetçi Hareket Partisi, altı ay öncesinde verdiği sözlerle paralel olarak, onlarla tutarlı olarak Mecliste yerini almıştır, kendi adayını çıkarmıştır, tüm grup olarak kendi adayına oyunu vermiştir ama en önemlisi, o tıkanıklığı çözmüş ve yeniden 12 Eylül 1980’de olabilecek gibi bir krize meydan vermemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisinin böylesi önemli tıkanıklıkları, böylesi önemli krizleri çözmesi, kuruluşu olan 1969 yılından itibaren sıklıkla meydana gelen bir durumdur. O anlamda, söz gelimi 1977 yılında Meclis 37 tur boyunca kendi Başkanını seçemediğinde gene Milliyetçi Hareket Partisinin krizi çözen bir yaklaşımıyla Cumhuriyet Halk Partisinin o dönemde adayı olan Sayın Cahit Karakaş’ı desteklemesi neticesinde Meclis Başkanlığı seçimi krizi de çözülmüştür. Yani Milliyetçi Hareket Partisinin, tarihinin her döneminde Türk milletinin, devletimizin, memleketimizin ihtiyaçları doğrultusunda, krizleri, sıkıntıları, tıkanıklıkları gideren, çözen bir tutumu vardır, bu yeni de değildir.

Bu çerçevede bakıldığında, 24’üncü Dönem Anayasa çalışmalarının neticesinden ne yazık ki bir somut netice çıkmamıştır. 25’inci Dönemde seçimler gerçekleşmiş ve fakat komisyonlar kurulamadığı için bir Anayasa uzlaşma komisyonu da kurulamamıştır. 26’ncı döneme gelindiğinde, bu sefer adı “Anayasa Mutabakat Komisyonu” olan bir komisyon kurulmuş, bu Komisyon da üç toplantı gerçekleştirmiş ve fakat henüz komisyonun adında bile mutabakata varamadan dağılmak durumunda kalmıştır. Sonrasında, 15 Temmuz 2016’da Türk milleti, tarihinin en büyük ihanetlerinden biriyle karşılaşmıştır. Gerçekten, 15 Temmuzda bu Gazi Meclis bombalanmaya varıncaya kadar, ihanetin en büyükleri ne yazık ki yaşanmıştır ve 15 Temmuzda meydana gelen bu gelişme çok önemli bir paradigma değişikliğini de beraberinde getirmiştir. Şimdi, zaman zaman söz alan ya da işte, sataşma niyetiyle hem Sayın Genel Başkanımızın hem benim önceki birtakım beyanlarımızı da ifade etmek suretiyle “Ne değişti de bugün farklı şeyler söyleniyor?” çerçevesinde birtakım ithamlarda bulunmaktadırlar. Tabii ki sadece bu değil ama burada sırası geldiği için söylüyorum: Bunları ileri sürenler 15 Temmuzda yaşananları ve 15 Temmuzdan sonra yaşanabilecek muhtemel gelişmeleri anlamayan ya da anlamak istemeyenlerdir. Ben bu kadarını ifade etmekle yetineceğim saygıdeğer milletvekilleri.

Şimdi, burada, süremin de azaldığını gözeterek, bu tarihsel süreç içeresinde geldiğimiz noktada yani 15 Temmuzdan sonra Sayın Genel Başkanımızın 11 Ekimde Türkiye Büyük Millet Meclisinde, grup toplantısında yapmış olduğu konuşmanın ardından, hem Sayın Başbakanın hem de Sayın Genel Başkanımızın çağrılarına rağmen, sadece Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi grupları arasında yürütülen çalışmalarla bir Anayasa değişiklik teklifi daha hazırlanmıştır. İşte bu, 19’uncu Anayasa değişiklik teklifi metnidir. Bu kapsamda Anayasa’nın bütünü üzerinde bir değişiklik söz konusu değildir. Peki, neler söz konusudur? Kalan sürem içerisinde de bazı önemli gördüğüm kısımlar itibarıyla onlar hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmak istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, her şeyden önce şunu söyleyeyim: Bu Anayasa değişikliği teklifiyle bir rejim değişikliği değil, sadece ve sadece bir hükûmet sistemi değişikliği, aslında daha da doğrusuyla bir hükûmet sistemi netleştirmesi söz konusudur. Gerçekten, 1982’den 2016’ya gelinceye kadar, burada kısa sürede anlatamadığı ama pek çok konuşmacının da şimdiye kadar defalarca ifade ettiği gibi, hükûmet sistemimizin ne olduğu hususunda bilim dünyasında da çok ciddi tartışmalar vardır. Bizim gerçekten şu anda hükûmet sistemimiz parlamenter sistem midir, yarı başkanlık sistemi midir ya da nedir, bu konu gerçekten her düzeyde tartışılmıştır. Dolayısıyla, burada hükûmet sistemi değişikliği değil, belki bir hükûmet sistemi netleşmesi söz konusudur.

İkinci önemli bir tartışma alanı olarak burada denilmektedir ki: “Anayasa’nın ilk 4 maddesi değiştirilmektedir.” Sayın milletvekilleri, karıştırmamak lazım, Anayasa’nın ilk 4 maddesi bu 18 maddelik teklifle değil, ne yazık ki, 2011 ile 2013 arasında faaliyet gösteren 24’üncü Dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonunda açıktan açığa teklif edilmiştir ve buna ilişkin kayıtlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde mevcuttur. Yeniden hangi parti neyi önerdi, neyi teklif etti burada uzun uzun anlatacak değilim ama o noktada Anayasa’nın ilk 4 maddesine, tam anlamıyla bir tuğlasına bile dokundurtmaksızın sahip çıkan bir tek Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur saygıdeğer milletvekilleri. Bugün yorum yoluyla “Şu madde değiştiği için, bu maddede böyle bir hüküm getirildiği için Anayasa’nın ilk 4 maddesi değişiyor.” demek gerçekten ciddiyetten ve gerçekten uzak bir isnattır. Dolayısıyla, bu çerçevede Anayasa’nın ilk 4 maddesinde de herhangi bir değişiklik söz konusu değildir.

Sırasıyla gidiyorum, Anayasa’mızın 98’inci maddesinde bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yolları düzenlenmektedir ve burada 5 başlık söz konusudur. Bu 5 başlıktan 4’ü bu değişiklik teklifiyle muhafaza edilmektedir. Çıkarılan bir denetim mekanizması vardır, o da gensoru, gensoru da artık hükûmet sistemi değiştiği için sistemin yapısı gereği olamayacağı için yoktur. Yoksa onun dışında geri kalan, Parlamento içi dört denetim aracının tamamı mevcuttur. Hatta daha ötesini söyleyeyim: Muhalefet milletvekilleri olarak Parlamento içi denetim çerçevesinde en sık müracaat ettiğimiz yazılı soru önergesi çerçevesinde hiçbir yaptırım, hiçbir süre öngörülmezken mevcut Anayasa’mızda, burada “on beş gün içerisinde cevaplandırılmak üzere” ibaresinin eklenmesi suretiyle muhalefet milletvekilleri olarak bizlerin bu denetim mekanizması çerçevesindeki hakkı ve imkânı da genişletilmektedir. Bunu burada ifade etmek durumundayım.

Anayasal çerçevedeki sırayla gidiyorum. 104’üncü maddede Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri düzenlenmektedir. Sözlerimin başında ifade ettim: İdeal bir parlamenter sistemi çok aşan mahiyette, iki buçuk sayfa boyunca, çok geniş, cumhurbaşkanının yetkileri var. Bunlarda çeşitli değişiklikler oldu ve bu kapsamda, tabii ki bunların her biriyle ilgili sözler söylemek mümkün. İlgili maddeye gelindiğinde konuşmacı arkadaşımız da partimizin görüşlerini mutlaka ifade edecektir ama burada iki müesseseyi ben vurgulamak adına ifade etmek istiyorum: Bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, diğeri de veto yetkisidir.

Şimdi, “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çerçevesinde Meclis baypas edilmektedir, yasama yetkisi yürütmeye devredilmektedir, Cumhurbaşkanı her türlü konuyu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yoluyla düzenleyebilecektir.” mahiyetinde çeşitli eleştiriler oldu. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisinin de en önemli katkılarından bir tanesi olarak ifade ediyorum, 104’üncü maddede çok uzun bir paragraf olarak bu çerçevede bir düzenleme yapılmıştır. Bir: Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yürütme yetkisine ilişkin olarak söz konusudur. İki: Temel haklar, kişi hakları, siyasi haklarla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Parsak, sizin de ek sürenizi veriyorum, lütfen zamanında tamamlayın.

MEHMET PARSAK (Devamla) – Üç: Anayasa’da münhasıran kanunla düzenlenmesi gereken konulardaki seksen iki maddede bu çerçevede kısıt söz konusudur: “Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düzenlenemez.” Bu, Komisyon çalışmalarından itibaren hep söylenildi. Bir çarpıcı örnek olması itibarıyla, bir örnekle ifade etmek istiyorum. Bazı milletvekilleri dediler ki: “Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle vergi düzenlenebilecek, vergi konulabilecek, kaldırılabilecek.” Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın 73’üncü maddesinde vergi ödevi düzenlenmektedir ve vergi ödevini düzenleyen bu maddede açıkça verginin konulmasının, kaldırılmasının, düzenlenmesinin kanunla olabileceği yazılmaktadır. Dolayısıyla, böyle bir konuda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilmek mümkün değildir.

Devam ediyorum: Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacaktır.

Devam ediyorum: Kanunlar ile Cumhurbaşkanlığı kararnameleri arasında farklı hükümler varsa kanunlar uygulanacaktır. Aynı konuda bütün bunlara rağmen bir kararname çıkarılmışsa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi sonradan aynı konuda bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesine karşılık kanun çıkarırsa söz konusu kararname kendiliğinden yürürlükten kalkacaktır ve bütün bu kısıtlara rağmen bir hukuka aykırılık söz konusu oldu, bu hukuka aykırılık da Anayasa Mahkemesi tarafından giderilebilecektir yani yargısal denetim yetkisi de o çerçevede söz konusudur.

İkinci önemli yetki olarak veto yetkisi… Biraz önceki konuşmacılar da ifade ettiler: Mevcut Anayasa’mızda herhangi bir oran belirtilmeksizin, kanun Cumhurbaşkanı tarafından geri gönderildiğinde aynen kabulü hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanması zorunluluğu söz konusudur. Burada, evet, bir oran getirilmektedir yani salt çoğunluk. Ama, işin pratiği itibarıyla bakıldığında, sizin eğer salt çoğunluğunuz varsa, öyle bir hükûmetseniz daha az sayıyla kanun çıkarabilirsiniz ama salt çoğunluğunuz söz konusu değilse zaten daha azıyla da bu Meclis size kanun çıkarttırmaz. Ondan dolayı bu da esasen durumun netleştirilmesinden ibarettir. Örnek gösterilen, mukayese edilen Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekten hem Temsilciler Meclisi bakımından hem de Senato bakımından çok daha yüksek bir oran söz konusudur. Dolayısıyla, bunların da en azından bu çerçevede bilinmesinde ve değerlendirilmesinde fayda vardır.

Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu, önemli başlıklardan bir tanesidir. Sözlerimin başında söyledim: Mevcut Anayasa’mızda sadece vatana ihanet bakımından ve dörtte 3 bakımından sorumluluk söz konusu. E şimdi suç tipi bakımından herhangi bir sınırlama yok, her türlü suç bakımından Cumhurbaşkanı sorumludur ve dörtte 3 değil, üçte 2’yle suçlandırılabilecektir. Üçte 2 fazla mıdır? Fazla görülebilir ama elbette ki üçte 2 dörtte 3 kadar fazla değildir. Daha az olması tartışılabilir, bu yönde çalışma yapılabilir ama şunu söylemek yanlıştır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen iki dakikada.

MEHMET PARSAK (Devamla) – Yani “Üçte 2’yle çok fazla sorumluluk öngörülmektedir.” denildiğinde, mevcutta dörtte 3’ken ve suç tipi bakımından da belirsizlik hatta imkânsızlık söz konusuyken, suç tipi bakımından sınırlamanın kaldırılıp oran bakımından da dörtte 3’ün üçte 2’ye düşürülmüş olması kayda değer bir değişiklik olarak değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın 116’ncı maddesinde karşılıklı fesih çerçevesinde bir değişiklik söz konusu. 116’ncı maddede belirli şartlar altında Parlamentonun feshedilmesi söz konusu, Cumhurbaşkanına tanınan böyle bir yetki var. E şimdi Anayasa’nın hiçbir yerinde, tam tersi olarak, Cumhurbaşkanına tanınan bu yetkinin Parlamentoya tanınması gibi bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Burada her iki kuvvet bakımından da -artık yürütme Cumhurbaşkanından ibaret olduğuna göre- yasamanın yürütmeye, yürütmenin de yasamaya karşı, eğer karşı kuvveti feshederse kendisini de seçime götürmek suretiyle milletin yeniden hakemliğine gidilmesi çerçevesinde yeni bir düzenleme söz konusudur.

Çokça tartışıldığı için kısaca ifade etmek istiyorum. 126’ncı maddede değişiklik önergesi söz konusuydu, bölgesel yönetimler gelecekti, özerk yönetimler gelecekti vesaire. Bu zaten yanlış değerlendirilen bir konuydu, ondan dolayı da olması gerektiği gibi 106’ncı maddenin son fıkrasına gitti ama burada hâlâ yazıyor: “Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla birden çok ili içine alan merkezî idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.” Yani, şimdi mevcut duruma göre kararnameyle değil ama kanunla bölgesel yönetim mi kurulabilecektir? Milliyetçi Hareket Partisi olduğu müddetçe ne özerklik ne bölgesel yönetim asla söz konusu olamayacaktır sayın milletvekilleri. (MHP sıralarından alkışlar)

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum; şimdi, biz en başta da ifade ettik, şimdi de onunla tamamlıyorum: Buradan gerekli çoğunluğu alıp da milletimize giderse milletimiz ne derse Milliyetçi Hareket Partisinin başının gözünün üstünedir.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.28

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

447 sıra sayılı Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu Genel Başkanı, Grup Başkanı ve Başbakan, İzmir Milletvekili Sayın Binali Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

Efendim, sizin de aynı zamanda şahısları adına söz talebiniz var; ikisini birleştiriyorum, otuz dakika, bir de ilave beş dakikanız olacak sonra.

Buyurun Sayın Başbakan.

AK PARTİ GRUBU ADINA BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, tedavi görmekte olan Meclis Başkanımız Sayın İsmail Kahraman Bey’e Allah’tan şifalar diliyor, bir an önce sağlığına kavuşarak aramızda olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizin geleceği için çok ama çok önemli bir konu için bir aradayız, Anayasa değişikliğini görüşüyoruz, Türkiye’nin geleceğini konuşacağız. Bugünden itibaren Anayasa değişikliğini bütün yönleriyle ele alacağız, Meclisimiz bu değişikliği en iyi şekilde müzakere edecek; vatandaşlarımız, bu görüşmelerde yapılan bu değişikliğin ne anlama geldiğini daha iyi anlayacak, hayatlarında neyi değiştireceğine kanaat getirecek.

Tabii, bu görüşmeler burada bitmiyor, Meclis görüşmelerimizi inşallah bütün partilerimizin katılımıyla tamamladıktan sonra bunun bir de asıl sahibinin önüne gitmesi var. Asıl işin sahibi, onay verecek makam da millettir. Millet, bu değişikliğe öyle inanıyoruz ki aynen olur verecek ve Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine giden yolda önünü açacak, yolunu aydınlatacaktır.

Değerli milletvekilleri, altmış yaşını geride bıraktım. Son on beş yıldır siyasetin içerisindeyim. Milletvekili olarak, bakan olarak ülkeme, milletime hizmet etmek için gece gündüz bütün arkadaşlarımızla birlikte çalıştık, gayret ettik. Şunu büyük bir iftiharla söylüyorum ki: Erzincan’da kendi hâlinde bir ailenin 10 evladından biri olarak bu ülkenin yönetim kademesinde önemli bir sorumluluk almış olmam ülkemizin, cumhuriyetin bize bahşettiği en büyük imkândır, en büyük onurdur. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Kurtuluş Savaşı için hayatlarını ortaya koyan, bu toprakları bize vatan yapan, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diyoruz. Gazilerimize hayırlı uzun ömürler diliyoruz. Onların bıraktığı bu emaneti hiçbir zarar gelmeden, bir karış toprağına bile halel gelmeden gelecek kuşaklara aynı şekilde tek bayrak, tek devlet, tek vatan, tek millet olarak teslim etmek boynumuzun borcudur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Siyasetin tek bir amacı var değerli milletvekilleri, o da millete hizmettir. Gerisinde millete hizmet olmayan siyaset benim için hiçtir, hiçbir anlamı yoktur. Yaptığınız yollar, yaptığınız tüneller, köprüler, hastaneler, okullar, her şey insanımızın hayatını kolaylaştırmak için, her şey insanımızı mutlu etmek için, yaşam kalitesini artırmak içindir. Bu yolda taş üstüne taş koyan bütün geçmiş siyasetçilere, yöneticilere bu vesileyle teşekkür ediyoruz, şükranlarımızı sunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, Anayasa değişikliğiyle ilgili doğrusu ciddi anlamda konuşmalar yapıldı ve konuşmaların hepsini de can kulağıyla dinledim. Esasen getirilen değişiklikler, ülkemizin içinde bulunduğu şartları ve gelecekte karşılaşılması muhtemel sorunları kökünden çözecek ve yönetim olarak şu anda karşı karşıya bulunduğumuz bazı sıkıntıları ortadan kaldıracak bir değişikliktir. 18 değişiklikten bahsedildi. 82 Anayasası, bir darbe ürünü Anayasa’dır; bunu hepimiz biliyoruz.

Bu anayasa değişikliğini zaman zaman defalarca yaptık, 100 kadar da madde değiştirdik ama her bir değişiklikten sonra yeni anayasa değişikliği bitmedi, artarak devam etti. Hatırlayın, bu yüce Meclis çatısı altında bulunan bütün siyasi partiler seçim kampanyalarında, kendi beyannamelerinde, biz AK PARTİ olarak Hükûmet Programı’mızda hep bu konuyu vaatlerimizin en başında yazdık; yazmakla kalmadık, bunun gerçekleştirilmesi için de gerekli adımları attık.

AK PARTİ iktidarı 2002’de göreve geldiğinde Türkiye’de, Parlamentoda iki parti vardı: Birisi AK PARTİ -çoğunluk partisi- ikincisi de Cumhuriyet Halk Partisi. Bu iki parti, büyük bir krizden çıkmış Türkiye’yi düzlüğe çıkarmak, müzminleşmiş sorunları ortadan kaldırmak için bu yüce Parlamentoda birçok kanunu çıkardı. Günler geçti, sıra Cumhurbaşkanının seçimine geldi. Cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor? 1961 Anayasası’ndan beri seçiliyor ama kör topal seçiliyor. Doğrudan millî iradenin inisiyatifiyle hiçbir seçim maalesef yapılamıyor. Benim bildiğim, şahit olduğum birkaçını size söyleyeyim: 1970’li yılların sonunda Fahri Korutürk, rahmetli Cumhurbaşkanından sonra 115 tur Cumhurbaşkanı seçimi yapıldı.

CELAL DOĞAN (İstanbul) - 115 değil, 119.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - 119. Neyse, rakamı düzelttiniz, teşekkür ediyorum.

Ve Cumhurbaşkanı seçemedi. Beş ay ülke Cumhurbaşkansız kaldı ve bu da 1980 darbesine zemin hazırladı.

2007’de 363 milletvekili vardı AK PARTİ’nin, iktidar partisinin. Önümüzde bir sorun gözükmüyor. Normal şartlarda çok daha az milletvekiliyle geçmiş dönemlerde Cumhurbaşkanı seçilmiş ama orada bir hukuki icat ortaya atıldı. Bu icadın adı: 367. Bu 367 icadı maalesef Cumhurbaşkanlığı seçimini tıkadı. Peki, “Milletin iradesinden başka irade yok.” diyoruz. İşte, şurada yazıyor: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Peki, çözüm nerede? Parlamento çözüm üretemedi. Çözüm işin sahibinde, millette. Karar aldık millete gittik ve millet AK PARTİ’ye olan desteğini çok daha yükseğe çıkararak, yüzde 48’lere çıkararak “Bu işi ben kabul etmiyorum, Mecliste bu seçimin yapılmasını asla onaylamıyorum. İşte size yetki, bu seçimi yapın.” dedi ve geldik, tekrar Meclise geldik. Burada bir hakkı teslim etmek lazım. 2007 seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi de Meclise girdi ve Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı kendinden beklenen devletin ali menfaatlerine yönelik o tarihî kararını aldı çünkü bunu seçim öncesi de söylemişti. “Ben partim Meclise girince Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili krizin aşılması için gerekeni yapacağım.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve o gün Meclise girerek Cumhurbaşkanının seçilmesini sağladı ve böylece o kriz aşılmış oldu ama bu krizin artık her Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanması Türk siyasetine yakışan bir şey değildi. Dedik: Her sorunun çözümünde hakem millettir. O hâlde gelin biz bu işi kökten halledelim, Cumhurbaşkanını da millet kendisi seçsin. Zaten 1982 Anayasası’na bakarsak bunu yapmaktan başka da bir çaremiz yok. Neden? Çünkü parlamenter sistemde Meclisin seçtiği Cumhurbaşkanı öngörülmüş, darbeciler Anayasa’yı böyle kurgulamış ama Cumhurbaşkanlığının yetkilerine gelince Aldıkaçtı Hocaya “Dokun bakalım.” demişler, bütün yetkileri yazmışlar, başkanlık sisteminde ne yetkiler varsa hepsini Cumhurbaşkanına yazmışlar çünkü onların kafasındaki, sadece anayasa yapmak değil, kendilerini Cumhurbaşkanı yapmaktı ve nihayet parlamenter sistem ama parlamenter sistemle de hiç mütenasip olmayan çok güçlü yetkilere sahip bir Cumhurbaşkanı. Başbakan var, Cumhurbaşkanı var. Ne oluyor? Yürütmede 2 tane irade var. Bu 2 irade her zaman uyumlu olmayabilir. Hatırlayın, rahmetli Özal ile rahmetli Demirel’in o günkü çatışmasını aklınızdan geçirin. Ve yönetimde iradenin tek olması lazım. İrade olmayan yerde idare olmaz. Çatal kazık toprağa girmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim güzel bir tabirimiz var -ben denizciyim- iki kaptan gemiyi batırır. Kaptanın tek olması lazım. İcraatta kaptanın tek olması lazım. Tek nasıl olur? Yürütmeyle ilgili yetkileri verirsiniz, sistemi ona göre tanımlarsınız, ondan sonra da hesabı sorarsınız. Anlatırlar, bir yumurtayı 10 asker taşımaya kalkmış, onu da kırmışlar. Onun için mutlaka sorumluluğun da, yetkinin de yürütmede tek olması lazım. Aksi hâlde zaman kayıpları oluyor, devletin verimliliği azalıyor, vesayet odakları cesaret kazanıyor ve sistem bir yerde geliyor tıkanıyor. Bununla da kalmadık, hatırlarsanız, “Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin.” dedik ve bunu da halk oyuna gönderdik. Vatandaşın yüzde 69’u da bu kararı onayladı ve ondan sonra aslında Anayasa’da Cumhurbaşkanlığına giden yolda önemli bir adım başlatılmış oldu ve bu ilk uygulamayı da 2014 seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın halkın yüzde 52 oylarıyla seçilmesiyle de başlatmış olduk. Bu şartlar altında Parlamento millet iradesiyle seçilmiş, Cumhurbaşkanı yine millet iradesiyle seçilmiş. Vatandaşın verdiği iki irade var: Birisi Cumhurbaşkanı, diğeri Meclis Başkanı. Bir de parlamenter sistem var. Orada da Parlamentodan çoğunluk partisi bir Bakanlar Kurulu oluşturuyor, Başbakanı, bakanları ve böylece sistemi kuruyorsunuz, çalışmaları yapıyorsunuz. İşte, bu ikili yapı parlamento sistemi içerisinde her iki yapının da halktan doğrudan irade alması, güç alması, dolayısıyla, sürdürülebilir bir şey değil. Bunu hukukçular söylüyor, uzmanları söylüyor.

Nitekim, en son olarak geçtiğimiz aylarda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin “Bu mevcut durum ile Anayasa’nın mutlaka uyumlu hâle gelmesi lazım, bunun bir ülkede krize dönmemesi lazım.” şeklinde bir beyanı üzerine biz bu konuda bütün partilere çağrı yaptık, dedik ki: “2011’de başlattığımız şu Anayasa konusunu tekrar ele alalım ve bu şekilde de -hükûmet etme sistemi de dâhil- Anayasa’mızda değişmesi gereken konuları gözden geçirelim.” Bu konuda, hatta, 3 parti tayin ettiği arkadaşlarla bir müddet de çalıştılar, 6-7 maddede anlaştılar ama ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisiyle temel bir anlaşmazlığımız var eskiden beri. Onlar parlamenter sistemi savunuyor, biz de başkanlık sistemini savunuyoruz. Burada saygıyla karşılarım, burada farklı düşünmemiz gayet doğaldır ama kararı verecek olan işin sahibidir, millettir. Ben o zaman Sayın Genel Başkana şunu da söyledim: “Buyurun siz de katılın, görüşmeleri beraber yürütelim.” Hatta bir adım öte de gittim, dedim ki: “Siz de kendi teklifinizi getirin, beraber oylayalım, ondan sonra da millete götürelim, millet hangisini kabul ederse başımız gözümüz üstünde yeri var çünkü işin sahibi millet.” (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Daha sonra bu konuda Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte yolumuza devam ettik. Bu görüşmeler arkadaşlarımız arasında konuşuldu, görüşüldü, birçok konu ele alındı. Mukayeseli hukuk esas alınarak, başka ülke örnekleri de dikkatle incelenerek bizim tarihimize, kültürümüze, yönetim felsefemize uygun bir yapı, bir değişiklik ortaya çıktı. Şunu söylerler: “Efendim, Amerikan tipi başkanlık getirin, kabul edelim.” Sayın Kılıçdaroğlu: “Getirin Amerikan tipi Başkanlığı, kabul edelim.” dedi. Ona da “Buyurun.” dedik, yine ses çıkmadı. E, artık daha bekleyecek hâlimiz yok. Bu sefer oturduk 18 maddeden oluşan bir değişiklik yaptık.

Şimdi, defalarca söyledim ama Sayın Baykal bu konuda gayet makul bir değerlendirme yaptı, onun için, bu rejim meselesi, sistem meselesi, buraya girecek değilim. Mesele çok açıktır, bu bir yönetim sistemi değişikliğidir; Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemidir, adı da budur. Bu sistemde Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Meclis seçimi aynı anda yapılmakta ve böylece iki tane erk aynı anda teşekkül etmektedir; biri, yasama ve denetlemeyi sağlayacak Meclis, diğeri de yürütmeyi, memleketin, milletin işini gücünü yapacak Hükûmet.

Şimdi, değişikliklerde ne var? 9’uncu maddede değişiklik yapıyoruz, “Yargının bağımsızlığının yanına tarafsız da olsun.” diyoruz. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi de istiyor, MHP de istiyor, HDP de istiyor, AK PARTİ de istiyor. Neyine itiraz ediyoruz?

İkinci değişiklik 75’inci maddede yapılıyor. Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkıyor. Milletin vekillerinin sayısının artması, milletin daha fazla temsil imkânına sahip olmasının kime ne zararı var?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mecliste oturacak yer yok Başbakanım.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - 76’ncı maddede değişiklik yapıyoruz. Ne değişikliği yapıyoruz? Seçilme yaşını 25’ten 18’e indiriyoruz. Seçerken “Gelin gençler, bizi seçin.” diye çağırıyoruz, “Biz de seçilmek istiyoruz.” deyince “Yok canım, siz daha küçüksünüz, bekleyin bakalım.” (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Böyle iş olmaz. Seçen, aynı zamanda da seçilecek ehliyete sahiptir. Gençlerimizden korkmayalım, endişe etmeyelim; gençlerimiz geleceğimizdir arkadaşlar, tabii ki gençlerimize fırsat vereceğiz. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

4’üncü maddede ne diyoruz? Meclis seçimi ve Cumhurbaşkanı seçimi aynı anda, beş yılda bir yapılsın. Biliyorsunuz, Meclis seçimleri beş yılda bir yapılıyordu, yine 2007’de yaşanan krizden sonra dört yıla indirdik. Hükûmet olanlar, icraatın içinde olanlar bunun ne kadar yanlış olduğunu bilirler. Bir seçime giriyorsunuz, seçim oluyor, hükûmetin kurulması, güvenoyu alması, iş başı yapması altı ay, kaldı üç buçuk yıl. Başlıyorsunuz brifingler almaya, projeleri tanımaya, ondan sonra gidiyor bir yıl. Bir yıl da planlamasını yapıyorsunuz, projeleri uygulamaya kalkıyorsunuz, etti iki buçuk yıl. Efendime söyleyeyim, ondan sonra “Hadi seçime gidelim.” diye muhalefet başlıyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz yaptınız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ve sonunda da zamanında bile seçime gitseniz… Biz gittiğimiz her seçimde mecburiyet olmadan gitmedik. Ne zaman ki sıkıştırdılar, vesayet odakları kafayı çıkardılar o zaman seçime gittik. Milletin hakemliğinin her şeyin üzerinde olduğunu kabul ederek böyle davrandık. Yani, altı ay önce, altı ay sonra, bir yıl gidiyor kafadan, geriye kalıyor üç yıl. Üç yılda büyük bir projeyi bitiremezsiniz. Dolayısıyla, beş yıl hem Meclis hem hükûmet… Yani, cumhurbaşkanlığı seçiminin beş yıl olması icraatların devamlılığı açısından daha güzel olacak, Meclisin de yasama ve denetleme görevini çok daha rahat yapmasına imkân sağlayacak.

İki seçim aynı anda yapılıyor, bu da güzel bir şey. Vatandaş gelecek beş yılı nasıl planlayacağına karar veriyor. Hatırlayın, siyasette vatandaş hiç hata yapmadı. Siyasetçi hata yapabilir, bizler hata yapabiliriz ama vatandaşın bugüne kadar hiçbir hata yaptığını görmedim. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar) Onun için, arkadaşlar, vatandaşa güvenelim, vatandaşın kararına “Başımız gözümüz üstüne.” deyip itaat edelim. İtaat et, rahat et. Vatandaşa itaat et, rahat et. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir başka değişiklik mevcut Anayasa’nın 87’nci maddesinde yapılıyor. Bu madde nedir? Meclisin görevlerini düzenliyor. Meclisin görevleri önceki anayasada da var, bunda da var. Sayın Parsak açıkladı, değişen bir tek gensoru var, bir de sözlü soru var ama hükûmet sistemi değişiyor; bakanlar artık milletvekili değil, Cumhurbaşkanı halkın oylarıyla seçiliyor, Meclise hesap verme yöntemleri devam ediyor ama sistemin gereği gensoru müessesine ihtiyaç kalmıyor, güvenoyuna ihtiyaç kalmıyor çünkü güvenoyunu millet veriyor arkadaşlar, seçimde güvenoyunu veriyor. Güvenoyu vermeyince hükûmet olabilir misiniz? Milletin verdiği güven yetmiyor mu bir de vekillerinden güven alacağız? (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)

Evet, madde 98’de değişiklik yapılıyor. Meclisin denetim yetkisi aynen devam ediyor, yasama yetkisi de devam ediyor. Cumhurbaşkanlığının adaylığı, görevleri, aday gösterilmesi, kaç dönem için seçileceği, yine 101’inci maddede düzenleniyor, 104’üncü maddede de Cumhurbaşkanının yetkileri kapsamlı bir şekilde sayılıyor, bir bir bir sayılıyor. Sayılan görevleri dışında başka bir yetkisi yok. Her şey açık ve seçik, tereddüde, şüpheye mahal vermeyecek şekilde yazılmış. 105’inci maddede Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu değiştiriliyor, diyor ki: Sen vatandaşın önüne gittin, yetki aldın, vaatlerde bulundun, onları yaptın mı, yapmadın mı? Beş yıl sonra hesabı kim verecek? Tabii ki Cumhurbaşkanı ve ekibi verecek. Onun için de Cumhurbaşkanının herhangi bir suçla, sadece vatana ihanet değil, herhangi bir suçla suçlanmasına imkân verecek düzenlemeyi de yine 105’inci maddede getiriyoruz. Şimdi burada deniyor ki: “Bu geliyor ama öyle bir oran koydunuz ki bu mümkün değil.” Mevcut Anayasa’da, arkadaşlar, beşte 3 çoğunluk gerekiyor. Bu düzenlemede üçte 2 çoğunluk gerekiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mevcut Anayasa’da dörtte 3.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, dörtte 3 çoğunluk gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Başbakan, müsaadenizle sizin de ek sürenizi veriyorum, lütfen zamanı kullanalım.

Buyurun.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Dörtte 3’ken üçte 2’ye indiriliyor. Yani 413 gerekirken 367’ye düşürülüyor. Hangisi daha büyük? Dörtte 3 mü büyük, üçte 2 mi büyük? Yani… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ne oldu, yanlış bir şey mi var? 4’te üç… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanlış oldu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Millet çok iyi anlıyor Sayın Başbakan, onlar anlamazlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yanlış oldu. Sayın Başkan, hesap karıştı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – 106’ncı madde neyi değiştiriyor? Cumhurbaşkanının yardımcıları ve onların görevlerini düzenleyen, Anayasa’mıza yeni giren bir madde. Başbakanı, bakanları sistemden çıkarıyor, başbakan yardımcılarını getiriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cumhurbaşkanı.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Cumhurbaşkanı yardımcılarını getiriyor.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başbakan, başbakan yardımcısı yok artık.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Başbakan yok. [CHP sıralarından alkışlar(!)] Evet, yok. Ya biz makam, mevki delisi değiliz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Memleketin geleceği için bir Ali değil bin Ali feda olsun. (AK PARTİ ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar, Komisyon sıralarından alkışlar) Eğer ülkem, milletim kazanacaksa biz kaybedelim. Biz şan şöhret peşinde değiliz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; Bakanlar Kurulu ve Komisyon sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Uğurlama töreni yapıyorlar Sayın Başbakan, itiraz ediyor musunuz!

BAŞKAN – Uğultuyu keselim sayın milletvekilleri, lütfen.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – 116’ncı maddede Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesi düzenleniyor. En çok buna takıldı millet. Efendim, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenme şekli burada güçlerin dengesini esas alıyor. Cumhurbaşkanı seçime götürebilir ama unutmayın, seçime götürdüğü zaman kendisi de gitmek zorunda kalıyor veya Meclis seçime götürebilir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Başbakan, son iki dakikanız.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – …gittiği zaman kendisi de gitmek zorunda kalıyor. Yani bu sistem… (CHP sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ayıp ya! Ayıp ya!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Grubunuza hâkim olun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Arkadaşlar, bu sistem uzlaşmayı getiriyor, uzlaşmayı. Bu sistem uzlaşmayı getiriyor. Oturun uzlaşın diyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer uzlaşmazsanız biriniz giderseniz öbürünüzü de göndeririz diyor. Sistem bu kadar açık. Ve bu artık önümüzde yaşanması muhtemel bütün krizleri ortadan kaldırıyor.

Değerli arkadaşlar, yargıyla ilgili düzenlemelerde de önceki Anayasa’ya göre hiçbir farklılık yok, iyileştirme var. Nedir? HSK’da 7’ye 4 Meclise imkân veriliyor. Meclisin iradesiyle seçim yapılıyor.

Evet, zamanımız dolmak üzere. Şunu söylemek istiyorum: Türkiye bulunduğu bölgede çok önemli sorumluluğu olan bir ülkedir. Türkiye’nin bölgede güçlü olması lazım. Bölgemiz etrafında yapılan planlar açıktır. Ülkemize karşı çok boyutlu, asimetrik bir savaş başlatılmıştır. Bu savaşı başarıyla kazanmanın yolu, güçlü siyasi iktidarın daim olmasıdır, sürekli olmasıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte bu anayasayla hem bunu yapacağız hem de ülkemizin 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için siyasetin daha da güçlü hâle gelmesini sağlayacağız. Hiç endişe etmeyin, bugün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim, bir dakika süre veriyorum.

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Ben, buna karşı çıkanların, açıkçası ne saikle, hangi nedenle karşı çıkmakta olduklarını anlamakta zorlanıyorum. (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Size sahip çıkıyorlar!

BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Çünkü bu, herkese açık, kimin kazanacağına siz karar vermiyorsunuz, biz karar vermiyoruz; millet karar veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Erzincan’ın Refahiye Kayı köyünden Topal Dursun’un oğlu kalkıyor geliyor bu ülkenin Başbakanı olabiliyorsa CHP’den de bir cumhurbaşkanı olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biraz fazla çalışın, biraz gayret edin, karşı çıkmayın, nasıl olacağına da kafa yorun.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ, Bakanlar Kurulu ve Komisyon sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başbakan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Altay’a söz verdim, dinleyelim.

Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakanın da beni dinlemesini çok arzu ederdim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Altay konuşuyor, lütfen…

Buyurun Sayın Altay, ben dinliyorum sizi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başbakan konuşmasında Genel Başkanımıza atfen “‘Getirin Amerikan tipi başkanlık sistemini kabul edelim.’ dedi.” şeklinde bir ifade kullandı. Bu tashihe muhtaç olduğu kadar -bunu tashih ederiz yerimizden ama- aynı zamanda çok yüksek hassasiyetle tartışılan bir konuyla ilgili olarak partimizin kamuoyunda yanlış algılanmasına yol açacak türde bir sataşmadır.

BAŞKAN – Buyurun efendim. İki dakika süreyle sataşmadan söz veriyorum. Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Başbakan Binali Yıldırım’ın 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Başbakan eksik söyledi, yanlış söyledi, belki hafızasında öyle kaldı. Sayın Genel Başkanımızın o vakit söylediği şudur: “Getirin Amerikan tipi başkanlık sistemini tartışalım.” Evet, gene söyleriz çünkü Amerikan tipi başkanlık sisteminde yani Amerika Birleşik Devletleri’nde Meclis başkandan bir adım öndedir. Meclis veto eder, Meclis ve Senato güçlü olandır; milletvekilleri ve senatörler güçlüdür ve Amerikan sisteminde yargı bağımsızdır ve çok güçlüdür. O kadar güçlüdür ki, Amerika’da hiçbir yargıç başkanın önünde cübbesini iliklemek için el pençe durmayacak kadar güçlüdür. (CHP sıralarından alkışlar)

Yalnız benim anlamadığım şu: Sayın Başbakan “Neyine karşı çıkıyorlar?” diyor. Sayın Başbakan mühendis bildiğim kadarıyla. Sayın Başbakan, inşallah kulisten beni dinliyorsundur. Sen mühendis adamsın, sigortasız tesisat olur mu, hakemsiz maç olur mu? Bu, Türkiye’yi kaos ortamına sürüklemektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Dinleyin sayın milletvekilleri, lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, efendim, diyor ki Sayın Başbakan: “Yürütmeden de hesap sormanın bir yolu var.” Ya, millet bizi seçti diye beş yıl bir yürütme Deli Dumrul gibi hareket edebilir mi? Yani, şöyle, bakın, mesela, bunun yolu var, doğru, var. Var da siz onu da kaldırdınız. Millet seçer, doğru, yürütmeyi. En azından, her sene Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla yani egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun tecelli edildiği yerde bütçesi üzerinden yürütmeyi denetler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir dürüst, samimi tavır gösterin, bu bütçeyle ilgili düzenlemede “Bütçe Meclisten geçmezse fiyatlar eskale edilerek devlet bütçesi yürür.” derseniz, buradan hem millete hem milletin vekillerine yanlış bilgi vermiş olursunuz, ayıp etmiş olursunuz. Denetlemek gerçekten olacaksa, burada bütçe hakkında, bütçe hakkı noktasında en azından bunu yapabilmelisiniz. Siz diyorsunuz ki, bu yetkiyi…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dilerdim ki Başbakana yaptığınız gibi -burada muhalefet partisinin sözcüsü olarak konuşuyorum- bir dakika ek süre verseydiniz.

BAŞKAN – Konuşuyorsunuz.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu yetkiyi, burada bütçe denetimi noktasında kullanmayı bile bize, size, hepimize çok gören bir anlayışın samimiyeti sorgulanır.

Son cümle: Demokrasi arıyoruz 1950’den beri, cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak istiyoruz. Altmış altı yıldır 6 defa müdahale oldu ama her şeye rağmen bu millet sonuçta döndü, dolaştı, demokrasi yolunda yürümekte kararlı olduğunu ortaya koydu. Bu, demokrasiye yönelik, Parlamento çoğunluğuyla da olsa bir kalkışmadır, sivil bir kalkışmadır; demokrasiyi mezara gömme girişimidir.

Ben bu Parlamentodaki bütün üyelerin, Parlamentonun bu kadar itibarsızlaştırılacağı ve milletten aldığı yasama yetkisinin yarısını yürütmeye devredeceğine vallahi inanmıyorum, aklı başında kimse de inanmaz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Oylamalar başlayınca görürsün.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Baykal konuşmasında söyledi, yüzde 100 yüzde 50’ye teslim olmaz. Doğanın kanununa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – …eşyanın tabiatına aykırıdır.

Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Kerestecioğlu, size de vereceğim.

Az önce Sayın Başbakana verdiğim bir dakikayı Sayın Baykal’ın konuşmasının sonunda da vermiştim, bunu da özellikle antrparantez belirtmek istiyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Baykal değil Başkan, Altay, Altay.

BAŞKAN – Yok, Sayın Baykal’ın konuşmasında vermiştim.

Buyurun Sayın Bostancı, sizi dinliyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başbakanımızın kürsüde ifade etmiş olduğu, Sayın Kılıçdaroğlu’na atfen söylenen beyan: “ABD’deki gibi başkanlık sistemini getirecekseniz buyurun getirin. Böyle olsun istemiyorsunuz.” diyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tamam, “Tartışalım.” diyor işte.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yani “Bu sistemi getirecekseniz buyurun getirin.” Buna da bir tür “Evet.” diyen bir anlayış görüyoruz biz burada.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hayır canım, ne ilgisi var. Yani teklifi getirin diyor.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hepsinin ötesinde, “demokrasinin mezarını kazmak”, getirilen teklif marifetiyle bu şekildeki bir değerlendirme, meşru mecralarda tartışılan ve bu çerçevede getirilen Anayasa teklifine ilişkin ve bunu getiren AK PARTİ’ye ilişkin açık bir sataşmadır. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Size de iki dakika süreyle söz veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vereceği kesin yani hiç…

14.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Sayın Kılıçdaroğlu Amerika tipi bir başkanlıktan bahsediyor, “Buyurun, getirin.” diyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sonuçta bir müzakere ortamı olmadı, doğru. Olsaydı nereye varırdı, bilmiyoruz. Ama kategorik olarak CHP’nin “başkanlık” dendiğinde tüylerinin diken diken olduğunu ve her türlü tartışmaya karşı olduğunu mevcut süreç bize gösteriyor.

Yüz kırk yıllık bir parlamenter gelenekten bahsediliyor ama bu yüz kırk yılın aslında kırk yılı, “saray” diyorlar ya “saray”, sarayın Parlamentosu yani Abdülhamit ve sonrasındaki Parlamento, nasıl bir gelenek oluyor, ben bunu anlamakta zorlanıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, bu bir sistem değişikliği. Sonuçta yüce Meclis takdir ederse millete gidecek ve millet karar verecek. Sayın Engin Altay biraz önce yerinden de “İç savaş.” falan lafları etti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, ettim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Buradan da “Kaos.” lafları etti. Ben inanıyorum ki, Allah korusun, bu memlekette bu tartışmalar sebebiyle değil ama terör, terörist saldırılarının kastı, başka tür sebeplerle bu ülkeyi kim iç savaşa götürmek istese en başta gidenler arasında Sayın Altay’ın kendisi olacaktır, CHP’liler olacaktır, buradaki Parlamentoda görev yapan arkadaşlar olacaktır. Onlara fırsat verecek miyiz Sayın Altay? Tabii ki vermeyeceğiz ve hep beraber milletin iradesi, milleti temsil eden bu irade, milletle birlikte, iç kaos çıkartmak isteyen kışkırtıcılara karşı en sağlam irade şeklinde muhakkak duracaktır. Bunlar tartışmalar, bunlar müzakereler; milletin sağduyusuna emanet edilecek, milletimiz karar verecek. Herkesin dediği gibi milletin kararı hepimizin başı gözü üstü olacak.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok söze gerek var mı bilmiyorum yani.

BAŞKAN - Soru sordu, cevap verebilirsiniz yerinizden.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, benim sözlerimi çarpıttı. Ben iç savaşın hangi koşullarda olduğunu, dünya örneklerini söyledim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

İki dakika süre verelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Burada bir sataşma yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İltifat var, iltifat, beklenti var.

BAŞKAN – Söylediğinin yanlış bir şekilde anlaşıldığını ifade etti.

Buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok net söylüyorum: Türkiye’de ve dünyanın her yerinde bir ülkede demokrasiden uzaklaşırsanız, bir ülkede parti devleti inşa ederseniz… Sizin parti devleti inşa etmeye niyetiniz var mı? (AK PARTİ sıralarından “Yok.” sesleri)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Vesayeti kaldırıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Parti devleti inşa edilmeyecekse iç savaş olmaz, korkmayın ama bir ülkede parti devleti inşa edilirse o ülkede iç savaş kaçınılmazdır. Ne söylediğimi bilerek söylüyorum, bu kadar basit.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Vesayetleri kaldırıyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İki: Sayın milletvekilleri, başkanlık sistemi tartışmaları başladı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne zaman?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dolar, hedefinizin iki buçuk katı yükseldi, Allah esirgesin, Allah esirgesin, Allah bu ülkeyi, bu milleti korusun, hele bu Başkanlık fiilen gerçekleşirse ekonomide yaşanacak iç krizi düşünemiyorum, tasavvur bile edemiyorum. Başkanlık tartışmalarınız başladı, Türkiye kan gölüne döndü, kan gölüne döndü.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynı HDP’nin diliyle konuşuyorsun.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ne alakası var?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Allah esirgesin, başkanlık sistemi geldiğinde ne olacağını tasavvur edemiyorum.

Değerli milletvekilleri, ben size bir şey söyleyeyim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Millet iradesi üzerinden vesayetler kalkıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bakın, dinleyen arkadaşlar var sizin içinizde, onlara saygılı olun.

Hollanda’da, Belçika’da, İngiltere’de de saraylar var, bakın, bir de Orta Doğu ülkelerinde var saraylar. Gelişmiş ülkelerde, refah seviyesi yüksek ülkelerde, demokrasinin kökleştiği ülkelerde saraylar sembolik, parlamentolar güçlüdür. Biz şimdi hep beraber şuna karar vereceğiz: Saraylar sembolik, parlamentolar güçlü mü kalsın? Yoksa parlamentolar sembolik, saraylar mı güçlensin? Bu kadar basit bir mesele, bu kadar basit bir mesele. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben bu Meclisin kendini bir güç zafiyeti, bir aciz noktaya indirgeyerek saraya ya da başka yere -Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi bence mümkün değil de- başka bir noktaya güç devşireceğine inanmıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın milletvekilleri, gelin, bu Meclisi kuranlara, bu Meclisin kurulması için, bağımsızlığımız için kan akıtanlara, Çanakkale’de koyun koyuna yatanlara biraz saygı gösterelim. Gelin, hep birlikte bu ülkeyi medeniyet seviyesine taşıyalım. Bir kişinin iki dudağının ucuna Türkiye’yi teslim etmeyin diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, açar mısınız?

BAŞKAN – Evet, Sayın Kerestecioğlu Demir, sisteme girmişsiniz.

Açabiliriz tabii ki, buyurun efendim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tutuklu 11 HDP milletvekilinin yasama faaliyetlerine katılamaması ve oy kullanamamasının halk iradesinin gasbı olduğuna, bu teklifle ilgili hiçbir aşamada oy kullanmayacağına ve bütün HDP milletvekillerinin de tutuklu vekillerin varlığına saygı göstererek davranacaklarına inandığına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Başbakandan, ülkeyi tek kişiye mutlulukla teslim eden bir demokrasiye veda konuşması izledik; hazindi, üzgünüm bu nedenle.

Değerli milletvekilleri, eş başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ’la birlikte toplam 11 milletvekilimiz tutuklu bulunuyor. Biz, birçok kez, onların yasama faaliyetlerine katılamaması ve oy kullanamamasının bizim için asla kabul edilemez olduğunu ve halk iradesinin gasbı olduğunu, bunun bütün Parlamento için de aslında kabul edilemez olduğunu ifade ettik.

Birazdan oylamaya geçeceksiniz. Bugün, tekçi, militarist, erkek egemen ve Türkiye halkının asla gündemi olmayan, sadece bir kişiyi her türlü yetkiyle başkanlığa taşımayı hedefleyen bu Anayasa teklifini de asla kabul etmiyoruz ve hiçbir şekilde bu suça ortak olmayacağız. Ben, bu nedenlerle, öncelikle tutuklu vekillerimize, eş başkanlarımıza duyduğum saygı gereği ve onların oy hakkı bu Mecliste gasbedildiği için bu teklifle ilgili, bu otoriter teklifle ilgili hiçbir aşamada oy kullanmayacağımı ve bu suça ortak olmayacağımı ifade etmek isterim. Ayrıca, bütün HDP milletvekili arkadaşlarımın da tutuklu vekillerimize, onların varlığına ve hatırasına olan saygıyı göstererek davranacaklarına inanıyorum.

Aslında, bu çağrı sadece HDP milletvekillerine değil, bu Parlamentoda hâlâ birazcık demokratik siyasete inancı kalmış olan bütün milletvekillerinedir çünkü gerçekten bu teklif ülkede akan kanı durdurmayacağı gibi hiçbir derde, halkın hiçbir derdine deva olmayacaktır ve deva ise daha çok demokrasi ve bu teklifin kesinlikle Meclisten geçmemesini sağlamaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, böylece teklifin tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Bu sürenin on dakikasını soru olarak sayın milletvekillerine takdim edeceğim, kalan on dakikasını da cevaplandırmak üzere Komisyona ve Hükûmete bırakacağım.

Sırayla söz veriyorum soru talebinde bulunan sayın milletvekillerine.

Sayın Erdem, buyurun.

EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Bakan, “Başkanlık gelirse terör bitecek, ekonomi düzelecek, Türkiye’de tekrar ekonomik istikrar sağlanacak, her şey normale dönecek, şu anda ülkeyi kan gölüne çeviren terör saldırıları son bulacak.” şeklinde bir propaganda yürütülüyor. Sormak istiyorum: Sayın Bakan, şu anda yasama, yürütme, yargı hâlihazırda AKP’nin elinde değil midir? AKP’nin yetkileri zaten devletin bütün kurumlarına nüfuz etmemiş midir? Bu ifadeye dayanarak soruyorum: Yani, AKP, terörü bitirme imkânına sahiptir de, ekonomiyi düzeltme imkânına sahiptir de bunu yapmamakta mıdır, bunu bilinçli olarak mı gerçekleştirmemektedir? Yani, başkanlık gelince ne değişecektir sizin açınızdan? Evet, bir kişiye bütün yetkiler teslim edilecektir ama şu anki durumunuz bunları yapmaya muktedir olmadığınız manasına mı gelir?

Saygıyla cevabını bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Anayasa değişirse terör bitecek mi, şehit haberleri gelmeyecek mi, yargı bağımsız, devlet sosyal olacak mı, Suriye bataklığı kuruyacak mı, dış itibarımız artacak mı, işsizlik son bulacak mı, eğitim öğretimde başarımız artacak mı, kurlar düşecek mi, ekonomik kriz son bulacak mı? Tabii ki hayır. Ya ne olacak? En başta sizin milletvekili olarak sonunuz olacak, ömür boyu kişilik bunalımı yaşayacaksınız, bu utanç torunlarınıza da miras kalacak.

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şu aşamada Anayasa metni üzerindeki tartışmalardan, diktatörlüğe yol açma tehlikesinden, Cumhurbaşkanının Türkiye’nin bugününe ve geleceğine tek adam olarak hâkim olma ihtirasından çok daha önemli bir şey var: Toplumsal ayrışma. Oysa, anayasalar toplumsal uzlaşma belgeleridir; çatışmayı, ayrışmayı, cepheleşmeyi körükleyen, derinleştiren değil, uzlaştıran, toplumu mümkün olduğunca bütünleştiren temel kabullerdir. Toplumun yarısından fazlasının iradesini yok sayan bir anayasa sadece ve sadece bir kesimin çoğunluk üzerindeki tahakkümünü yasallaştırır.

Bugün Meclis önünde Anayasa’ya “hayır” diyen yüzlerce yurttaşımız tartaklandı, orantısız şiddete maruz kaldı. Bakan kimliğinizle değil de insan olarak soruyorum: Böylesine bir ortamda anayasal değişikliğe vicdanınız el veriyor mu?

BAŞKAN – Sayın Yedekci…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Başbakana şunu sormak isterim: Bugün Topal Dursun’un oğlu olarak Başbakan olabildiyse bunu Atatürk cumhuriyetine borçludur, bugün yıkılmak istenen Atatürk cumhuriyetine borçludur bunu.

Milletvekillerini, yargıçları seçen, padişah fermanı düzeyinde bir kararname yetkisine sahip olan Sayın Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor, geri kalan her şeyi de Cumhurbaşkanı seçiyor. Bu anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir.

İnsanlarımızın ekmek sorunu vardır, aş sorunu vardır, ülkemizde terör sorunu vardır, dal gibi yiğitlerimiz şehit olmaktadır; beyler başkanlık peşindedir. Başkanlığa geçit vermemeliyiz, toplumsal muhalefet ayağa kalkmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet, buyurun.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu Anayasa hükümleri şu sorunlara çare olacak mıdır sizce: Örneğin, Fetullah Gülen iade alınıp yargılanacak mıdır? Terör bitecek midir? Türkiye’deki IŞİD hücreleri kapatılacak mıdır? Yoksul çocukları şehit olurken zengin çocuklarının çürük raporları iptal edilecek midir? Hukuk üstün olacak mıdır? Asgari ücret mesela 5 bin lira olacak mıdır? Benzin fiyatları yarı fiyatına düşecek midir? Kıymanın, etin kilosu 15 liraya düşecek mi mesela? ÖTV kalkacak mı? 450 bin atama bekleyen öğretmen atanacak mı? Tarikatları kapatacak mısınız? 4/C’lilerin sorununu çözecek misiniz? Emeklilerin problemleri sizce çözülecek mi bu Anayasa sonrası? Özellikle cevaplarınızı bekliyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, iktidar sözcüleri ve tek adam rejimini öngören değişiklik teklifini görmeden imzalayan milletvekillerinden bazıları başkanlık sisteminin ülkeye istikrar getireceğini savunuyorlar. Şimdi soruyorum: AKP’nin istikrardan kastı dövizin istikrarlı hızla yükselmesi midir? Dolar günü 3,73’ten kapattı. Türk lirası son bir yılda yüzde 28 kayıpla dünyanın en çok değer kaybeden parası oldu. Merkez Bankasının rezervleri eridi. Millete “Dövizi bozdurun.” dediniz, milleti daha da fakirleştirdiniz ama yandaşlarınızı zengin ettiniz.

Savunduğunuz başkanlık sistemiyle halkımıza hediyeniz hayat pahalılığı, hızla artan borçlar, kapanan iş yerleri ve işsizlik mi olacaktır?

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak egemenliği tekrar halktan alıp saraya, bir kişinin eline verme girişimidir. Bu bir rejim değişikliğidir. Cumhurbaşkanı hiç kimseye hesap vermeyecek, hiç kimseye sorumlu olmayacak ve hiç kimse tarafından denetlenmeyecektir. Anayasa’ya “evet” diyecek AKP vekillerinin çoğunun Anayasa metnini bile okuduğunu düşünmüyorum.

Sayın Başbakan “Başbakanlık feda olsun.” dedi. Başbakanı da millet seçmedi mi? İşinize gelince “milletin iradesi” diyorsunuz, işinize gelince Başbakanı görevden alıyorsunuz ya da Başbakanlığı feda ediyorsunuz. Ne uğruna? Tek adam rejimi uğruna. Milletin iradesine böyle mi saygı gösteriyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, on beş yıldır iktidardasınız. Bu on beş yıllık süre içerisinde çıkarmak isteyip de bu Parlamentonun engel olduğu, çıkaramadığınız bir kanun var mı veya hayata geçirmek isteyip de uygulayamadığınız bir projeniz oldu mu, varsa söyler misiniz?

İkincisi, bu teklife göre Cumhurbaşkanı partili olabilecek, aynı zamanda mevcut Anayasa’ya göre de tarafsız olacağına dair yemin edecek. Bu bir çelişki değil midir? Partili olan Cumhurbaşkanının tarafsız olacağına inanıyor musunuz?

Üçüncüsü, konuşmanızda dediniz ki: “Cumhurbaşkanının siyasi sorumluluğunu getirdik bu teklifle.” Ben teklifi inceledim; siyasi sorumluluk hangi maddede var, bulamadım, bunu açıklar mısınız? Yani, Cumhurbaşkanına soru soramıyorsunuz, gensoru yok, bütçeyi reddedemiyorsunuz fiilen. Siyasi olarak Cumhurbaşkanı nasıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, dünyada 113 ülke arasında maalesef Tanzanya, Zambiya, Kırgızistan, Nijerya, Guatemala, İran gibi ülkelerin de gerisinde, 99’uncu sırada bulunmaktayız. Bu rejim değişikliği geçerse siz bu 99’uncu sıradaki yerimizi daha yukarılara taşıyacağınıza inanıyor musunuz, yoksa Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe mi gömeceğinize inanıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tüzün…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kanunla ilgili Sayın Bakana çok teknik bir soru sormak istiyorum.

Sayın Bakan, salt çoğunluk, soruşturmanın başlayabilmesi için 301 imzayla önerge veriliyor. 5/3 yani 360’la da soruşturmaya karar veriliyor, 401’le de sevk ediliyor ancak 301 yani salt çoğunlukla soruşturma için teklif verildiğinde, soruşturmanın başlaması arasında Cumhurbaşkanı, Meclisi tek taraflı feshedebiliyor. Hâl böyle olunca yeni Meclis ve yeni Cumhurbaşkanı seçilinceye kadar üç ayda bir Türkiye seçime mi gidecek? Dolayısıyla, Cumhurbaşkanının Meclisi feshetme yetkisini tek taraflı veriyorsunuz. Bu sürecin üç ayda bir tekrarlanmasını mı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: Ülkemizde ihtiyaç olmadığı hâlde, 21 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hâl ilan ettiniz. Bunun kırk beş gün süreceğini söylediniz. Altı ay yetmedi, 3’üncü kez uzatma isteğinde bulundunuz, tekrar yine uzattınız. OHAL uygulaması altında Anayasa’da değişiklik gerçekleştirmek istiyorsunuz. Şunu iyi bilmelisiniz ki OHAL uygulaması altında yapılacak bir Anayasa değişikliğinin meşru olmayacağı, her zaman tartışma konusu olacağı bir gerçektir. Anayasa’yı tanımayan, tarafsız kalmayan Cumhurbaşkanının OHAL’le yaptığı Anayasa ve yasalara aykırı iş ve işlemlerini meşrulaştırmak, suç olmaktan çıkarmak istiyorsunuz; OHAL’le kullandığı tüm yetkileri hiçbir sorumluluk taşımadan Anayasa değişiklikleriyle gerçekleştirerek OHAL yetkilerini sürekli kullanmak ve kılmak istiyorsunuz. Bu değişiklik ne milletin ne de Meclisin yetkilerini saraya vermek için yapılan bir değişikliktir, ayrıştırmaları ve çatışmaları artıracak bir düzenlemedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü Sayın Hükûmete ve Sayın Komisyona bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bozdağ.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, değerli milletvekili arkadaşlarımın sorduğu sorulara bakınca referandum sürecindeki propagandada kullanacakları argümanları da peş peşe sıraladılar. Herhâlde bunları kullanacaksınız. Hayırlı olsun. Tabii, bunun kararını milletimiz verecektir.

Anayasa yapılırken veya Anayasa’da değişiklik yapılırken bunlar toplumun temel ihtiyaçlarını, yaşanan sorunları çözmek için yapılır. Kurtuluş Savaşı devam ederken Türkiye anayasa yaptı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk o zaman Meclis Başkanıydı. O zaman milletvekilleri şöyle bir soru sordu mu bilmiyorum, bakmak lazım: “Siz anayasa yapıyorsunuz, bu anayasayı yapınca Kurtuluş Savaşı bitecek mi? Yurdu işgal eden düşmanlar yurttan gidecek mi? İşte, düşmanlar denize dökülecek mi? Hemen bu iş bitecek mi?” Öyle bir tartışma yaptılar mı? Yapmadılar. Neden?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sizin ne haddinize ya, Mustafa Kemal ile kendinizi eş tutuyorsunuz! Sizin ne haddinize!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Çünkü Türkiye’nin yeni bir anayasaya ve o gün yeni bir inşaya ihtiyacı vardı; bu, onu karşılıyordu. 1924’te savaştan çıkılmış, cumhuriyet yeni ilan edilmiş, ekonomi gerçekten o zaman dip yapmış, memleketin pek çok yeri harap ve bitap hâle düşmüş; o zamanda böyle bir tartışma yaptılar mı? Yapmadılar. Neden? Yeni Türkiye’yi, güçlü Türkiye’yi inşa etmek için Anayasa’ya ihtiyaç vardı, onun için. Hükûmet sistemi, demin de ifade ettim, esasında teknik bir tabir; yasama, yürütme ve yargının oluşumunu ve bu yetkilerin kullanımını ve bu organların birbiriyle olan ilişkisini düzenlemektedir. Buna göre farklılıklar arz etmektedir.

Türkiye’de bugüne kadar uygulanan parlamenter sistemle ilgili yaşanan pek çok sorun oldu. Demin Sayın Başbakanımız konuşması sırasında bunlara değindi ve bugün geldiğimiz noktada parlamenter sistemin artık Türkiye’yi taşıyamadığı çok net bir biçimde ortadadır. Yürütmede gerçekten bir istikrar sorunu her zaman olmuştur. Yasamada tek partinin çoğunluğu elde ettiği ve tek başına iktidar olduğu dönemlerde bile yürütmede pek çok hükûmet kurulduğunu görüyoruz. Bugüne kadar 5 parti yasamada salt çoğunluğu elde etmiş, tek başına iktidar kurma imkânı elde etmiş. CHP 18 Hükûmet kurmuş, Demokrat Parti 5 Hükûmet kurmuş, Adalet Partisi 3, Anavatan Partisi 4, AK PARTİ de 7 Hükûmet kurmuş. Görüyoruz ki tek başına iktidar da olsa hükûmet sayıları değişebiliyor.

Türkiye’de tek başına iktidar dönemi, 64 yıl 2 ay 5 gün geçmiş, 37 hükûmet kurulmuş. Hükûmetlerin ortalama görev süresi 2 yıl 2 gündür. Baktığınız zaman, Türkiye’de bir yürütme istikrarına ihtiyaç olduğu çok açıktır. Eğer Türkiye’de bir istikrar olmuş olsaydı, görev süresi 4 yıldan bugün 23’üncü Hükûmet, 5 yıldan da 24’üncü Hükûmet görev başında olurdu ama şu anda 65’inci Hükûmet görev başında. 93 yılda ortalama görev süresi 17,5 ay. Eğer Cumhurbaşkanlığı sistemi olmuş olsaydı görev süresi 4 yıldan 65’inci cumhurbaşkanı seçimi için 2183’ü, 5 yıl üzerinden de 2248’i beklememiz gerekecekti. Şimdi, bu, istikrarın önemini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Yine, geçmişte parlamenter sistemde hükûmetler çok kirli operasyonlara, ahlaksız ve hukuksuz operasyonlara muhatap kaldılar. 12 Mart 1971 muhtırası ve sonrası, Güneş Motel olayı, 28 Şubat ve 28 Şubattan sonra DYP’ye yapılan operasyon, 2002 seçimleri öncesi DSP’ye yapılan operasyonlara baktığınızda, karanlık ve kirli odakların iktidar değişikliğini tetiklemek için her türlü ahlaksızlığı ve hukuksuzluğu denediği de ortadadır. Onun için de bu sistemin -yeni sistem- Türkiye’nin aleyhine çalışan karanlık ve kirli odakların Hükûmet değişikliğini başaramayacakları bir yapıda yeniden kurgulanmaya ihtiyacı vardır. Güçlü iktidara ihtiyaç var, güçlü yasamaya da ihtiyaç var ve bu öngörülen sistem güçlü yasamayı da temin ediyor, etkin denetimi temin ediyor ve Türkiye’yi daha güçlü bir şekilde geleceğe taşıma konusunda önemli düzenlemeleri içermektedir.

Tabii, bu bir uzlaşma belgesidir, Anayasa; doğru ama sonuçta bu, toplumun üzerinde yüzde 100 uzlaştığı bir belgeden ziyade toplumun belli bir çoğunluğunun üzerinde uzlaştığı bir belge ama toplumun tamamının kabul ettiği, uyduğu bir belge. Ama, Anayasa değiştirirken yüzde 100 herkes uzlaşacak diye bir kural yok, Anayasa da böyle bir kural koymuyor. Anayasa teklifi için üçte 1 çoğunluk arıyor, yasalaşması için 330 -halkoyuna gitmek kaydıyla- ve doğrudan yasalaşması için de 367 arıyor yani eğer Parlamento bir uzlaşmayı temin edemezse o zaman Anayasa diyor ki, asgari nisaplar koyuyor: “Bu nisapları bulursanız herkes uzlaşmasa bile bu nisabı bulanlar Anayasa değişikliği yapabilir. Eğer doğrudan Parlamentodan çıkarak yürürlüğe konulamayacaksa o zaman halkın hakemliğine müracaat edilir. Halkın hakemliği de burada çok net bir şekilde kararını verir ve herkes de o karara uyar.” Yani, bu, Anayasa’mızın öngördüğü sistem. Dolayısıyla, buradaki kurallara da bu Anayasa değişikliği sırasında da uyulduğunu ifade etmek isterim.

Esasında, bu yeni sistem toplumsal uzlaşmayı da güçlendirecek bir sistemdir çünkü adayların Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için toplumun en az yüzde 50,01’i kadar oy alma ihtiyacı radikal söylemleri bir tarafa bırakmasını, sadece kendi temsil ettiği siyasal akımın değil, başka siyasal akımlara destek verenlerin de oy verebileceği bir dili, bir üslubu, bir yaklaşımı ortaya koymasını gerektirecektir ki bu da herkesi daha ziyade merkeze çekecek ve toplumsal uzlaşmayı da sağlama yönünde önemli bir katkı sunacaktır. Bunu da bu vesileyle ayrıca ifade etmek isterim.

Tabii, bugün Parlamentoda -demin konuşmamda da ifade ettim- esasında, daha doğrusu bizim Anayasa’mızda tam anlamıyla bir güçler ayrılığı söz konusu değil. Biz “parlamenter sistem” diyoruz ama parlamenter sistemin temel parametrelerine baktığımızda bizim Anayasa’mız tam parlamenter sistemi de öngörmüyor, aslında Türkiye’ye mahsus bir sistemi öngörüyor.

Şimdi, yasama-yürütme birbirinden tam ayrı mı? Ayrı değil. Önce halk yasamayı seçiyor, yürütme yasamanın içinden çıkıyor, yasamanın içerisinden çıkması için yasamanın salt çoğunluğunun güvenoyunu alması gerekiyor. Dolayısıyla, yürütmeyi elinde bulunduran aynı zamanda da yasamayı elinde bulunduruyor. Kanunlaşma süreçlerine baktığınızda da kanun tasarıları hükûmetten geliyor, teklifler hükûmetin verdiği onay üzerine gidiyor ve sonuçta da hükûmete rağmen bir kanunlaşma hadisesi yok.

Bizim yaptığımız şey nedir bu teklifle? Esasında yasamayı güçlendirmek, milletvekilini güçlendirmek, yasalaşma sürecinde yürütmenin tamamen etkisini ortadan kaldırmak ve yasalaşma sürecinide hükûmetin sevk ve idaresinin önüne geçmektir. Burada Parlamento güçlendirilmektedir, Parlamento desteklenmektedir, daha güçlü hâle getirilmektedir.

Demin de ifade ettim, Cumhurbaşkanının partili olması tarafsızlığına mani değildir. Belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili, başbakan, Meclis başkanı partili olduğu zaman yaptığı hizmetlerde tarafsızlığına gölge düşmeyecek ama Cumhurbaşkanı partili olduğu zaman gölge düşecek demek kabul edilebilir yaklaşım değildir.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Onlar tarafsızlık yemini etmiyor Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – 1961 Anayasası “Partili olmasın.” dedi, 82 bunu aynen kabul etti. Peki, rahmetli Özal Cumhurbaşkanı oldu; Anavatan Partisini kurdu, iktidar etti, sonra Cumhurbaşkanı oldu, partililiği onun kalbinden, zihninden yok oldu mu? E, Sayın Süleyman Demirel de onca mücadeleden geldi rahmetli, Cumhurbaşkanı oldu. Şimdi, Cumhurbaşkanı olunca, kâğıt üzerinde ilişiği kesilince siyasal görüşleri imha mı oldu?

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Genel Başkan ya, Genel Başkan oldu ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Sezer de bir siyasal görüşten geliyor, Cumhurbaşkanı olunca görüşleri yok mu oldu?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, onlar namus, şeref sözü üzerine yemin etmişlerdi; durdular.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Konuştukça batıyorsun Sayın Bakan, batıyorsun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Yani birbirimizi aldatmaya gerek yok.

DENİZ BAYKAL (Antalya) – Genel Başkan oluyor, Genel Başkan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Cumhurbaşkanlarının ilişiği kesilse de siyasal görüşleri var, kesilmese de.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Böylece, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

Açıldı, bir dakika, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ana muhalefet partisi olarak 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’yle ilgili yapılacak oylamaların İç Tüzük hükümlerine uygun ve tam bir gizlilik içinde yapılması konusunda hassas olduklarına ve oylamanın bu şekilde yapılmasının teklifle ilgili çıkacak kararın kamu vicdanındaki meşruiyeti bakımından son derece önemli olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, önemli bir görüşme yapıyoruz. Her vesileyle söylediğimiz gibi, bu Mecliste yapılan bütün iş ve işlemlerde -hiç şüphesiz biraz sonra siz de okuyacaksınız, geçmiş uygulamalardan biliyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne ve yürürlükteki Anayasa’ya uymak mecburiyetimiz var. Elbette, milletvekillerimizin özgür iradelerine saygılıyız, bütün bu iradenin başımızın üstünde yeri var. Ama, her şeyin kurallar ve kaideler içinde geçmesi de Parlamentomuzun itibarı bakımından, çıkacak kanunun sağlıklı bir şekilde şekillenmesi bakımından önem ve değer taşımaktadır.

Sayın Başkan, ana muhalefet partisi olarak, bu biraz sonra yapılacak oylamanın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü hükümleri ve geçmiş uygulamalar çerçevesinde tam bir gizlilik içinde yapılması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …bizim yüksek hassasiyetimizdir. Zatıalinizin de ve oylama işleminde görev alacak Başkanlık Divanının kıymetli kâtip üyelerinin de oylamanın İç Tüzük’ün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Müsaade ederseniz, mikrofonu…

BAŞKAN – Sesiniz gayet iyi duyulduğu için Sayın Altay, mikrofona dahi ihtiyaç duymuyorsunuz, davudi bir sesle…

Mikrofonunuzu açıyorum, bir dakikada tamamlayınız Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oylamanın İç Tüzük’ün öngördüğü çerçevede ve tam bir gizlilik içinde yapılması teklifle ilgili buradan çıkacak kararın kamu vicdanındaki meşruiyeti bakımından son derece önemlidir. Bu bakımdan özellikle kâtip üye arkadaşlarımızın tutumunun ve görevlerinin ifası sırasındaki disiplininin son derece değerli olduğunu düşünmekteyiz. Kabinlerde yığılma olmaması oylama güvenliği ve gizliliğinin sağlanması açısından bence yeterlidir. Bu yığılmanın olmaması için kâtip üyelerin zarf ve oy pusulası verirken kabin önünde yığılma olmayacak bir ayarlama yapmaları ve sizin nezaretinizde oy verme kabinlerinin ve oy kupasının bulunduğu bölgede gereğinden fazla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani kabinin alacağı sayı kadar milletvekilini bulundurmanız büyük önem taşımaktadır. Bu kurallar çerçevesinde bu oylamanın gerçekleştirilmesi -demin de söylediğim gibi- bizim açımızdan yüksek bir hassasiyet ifade ederken, altını tekrar çiziyorum, bu oylamanın kamu vicdanındaki meşruiyeti açısından son derece önemlidir.

Takdirlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum Sayın Altay. Aynı hassasiyetle, hiç şüpheniz olmasın, Başkanlık Divanı olarak bizler de hareket edeceğiz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, buyurun.

35.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, 447 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi’yle ilgili yapılacak oylamalarda gizli oy açık tasnif uygulamasının İç Tüzük gereği olduğuna, bunu sağlamanın Başkanlığın sorumluluğunda olduğuna ve 11 HDP milletvekilinin oy kullanma hakkının gasbedilmesi sebebiyle kendisinin de oy kullanmayacağına ve yasama faaliyetlerine saygı duyan herkesi aynı tavrı takınmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sadece Sayın Altay’ın veya bu konuda bizim gizli oy, açık tasnif beklentilerimizin bir kişisel niyet veya grupsal niyet beyanı değil, İç Tüzük gereği olduğunu ifade etmek isterim. Siz de buna aynı şekilde “Katılıyorum.” demenin ötesinde bunu sağlama sorumluluğuna sahipsiniz.

Bir diğer husus: Az önce sayın grup başkan vekili arkadaşımın ifade ettiği, günlerden beri burada ifade ettiğimiz ve bugün usule ilişkin tartışma açma talebinde de size dönük söylediğim, sizinle ve bizimle aynı haklara sahip olan 11 vekil arkadaşımızın oy kullanma, yasama faaliyetlerine katılma yetkisinin gasbedilmiş olması sebebiyle ben de burada bütün Anayasa değişiklik süreçlerine katılacağım hâlde oy kullanmayacağım. Bu, sadece partimizin bir meselesi değildir, bu konuda yasamanın onuruna sahip çıkan ve buradaki yasama faaliyetlerine saygı duyan herkesi aynı tavrı takınmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bu, buradaki yasama faaliyetlerine ve yasama organına duyulan saygının gereğidir. Eğer o konuda sizin de gizli oyu sağlama iradeniz açık ise –ki bunu böyle beyan ettiniz, biz de güven duyuyoruz- tek tek çağırın. Özellikle kabin önlerine yığılmayı önlemenizi sizden istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa Değişikliğine Dair Teklif’in tümü üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Teklifin maddelerine geçilmesi hususunda gizli oylama yapacağız.

Sayın milletvekillerinden istirham ediyoruz, gizli oylama esaslarına hep birlikte riayet edeceğiz ve yığılmayı önleyeceğiz. Sabrınızı bekliyoruz sayın milletvekilleri.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon sırasındaki kâtip üyeler Adana’dan başlayarak Denizli’ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır’dan başlayarak İstanbul’a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki kâtip üyeler ise İzmir’den başlayarak Mardin’e kadar, Mardin dâhil ve Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekilini ad defterinde işaretleyerek kendisine biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak pul ile bu oylamaya özel mühürlü zarf verilecektir. Milletvekilleri Başkanlık Kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bu nasıl gizli oylama, yığıldılar!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yığılma yapmayalım lütfen, daha okumadık.

Bildiğiniz üzere bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir. Oyunu kullanacak sayın üye adını ad defterine işaretlettikten ve kâtip üyeden üç yuvarlak pul ile oylamaya özel bastırılan mühürlü zarfı aldıktan sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahare oy verme yerinden çıkacak olan üye oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı Kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır. Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Sayın milletvekilleri, kabinlerin önünü işgal etmiyoruz. Kürsünün önünü de boşaltalım. Kabinin önü de boşalmış vaziyette.

Şimdi sayın milletvekilleri, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kürsünün önünü boşaltalım. Lütfen…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Açık oylama mı yapılıyor Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gizli oylama yapılıyor, gizli oylama usulüne dikkat ediliyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Nasıl gizli oylama bu ya, açıp gösterdi oyunu.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Göstererek oy mu atılır ya?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Erzincan Milletvekili Serkan Bayram oyunu göstererek atıyor.

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN - Lütfen burayı boşaltalım, herkes yerine geçsin.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Yazıklar olsun! Bir de “Gizli oylama” diyorsunuz açık oylama yapıyorsunuz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – O zaman siz de açık oylama yapın!

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yerinize geçin; buyurun.

Buyurun sayın milletvekilleri, yerinize geçin. Kusura bakmayın... Oylama devam ediyor.

Buyurun arkadaşlar, okuyun.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yapmayın! Bari İç Tüzük’e uyun! Kurallara uyun ya!

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Erzincan Milletvekili Serkan Bayram oyunu göstererek atıyor; böyle bir oylama olur mu?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar ) - Nerede kaldı gizli oylama?

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Evet, kabine girerek oylarımızı kullanıyoruz sayın milletvekilleri.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şu oylama kabininin ve kürsünün önünü boşaltalım lütfen.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Kendi milletvekillerine güvenmiyor AKP!

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen şurayı boşaltalım, kabine girerek oylarımızı kullanalım gizli oylamaya riayet edilerek.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Kendi milletvekillerine güvenmiyorlar ya! Kendi arkadaşlarına güvenmiyorlar açık oy attırıyorlar!

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen arkadaşlarınıza bakın, şu hâl gizliliğe aykırı. Kamerayla mı tespit ediyorsunuz? Böyle bir şey olur mu?

Sayın milletvekilleri…

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN - Arkadaşlar, oylama gizlidir. Burada siz…

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN - Buyurun lütfen, kürsünün önünü boşaltalım.

Sayın milletvekilleri, idare amirleri ve kâtip üyeler dışında kürsünün önünde kimse olmayacak.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ya, böyle olur mu?

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şuranın önünde idare amirleri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, oylamayı durdur ya! İnmeden başladılar ya.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, buyurun, devam edelim. Şurayı boşaltalım.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Oylamayı durdurun Başkan, böyle oylama olmaz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Bu şekilde olmaz, usul yanlış. Ya, adam açıyor, göstererek atıyor ya.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Başkan, müdahale ediyor ya. Odaya girdi, müdahale etti.

BAŞKAN - Sizin orada ne işiniz var? Ne demek “Müdahale etti.” ya?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ayıp, rezalet!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Ayıp ya!

BAŞKAN - Buyurun.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, burada idare amiri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmayacak.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) - Odaya girdi ve müdahale etti, odaya girdi ve müdahale etti Başkan.

BAŞKAN - Siz de müdahale ediyorsunuz. Ne işiniz var burada? Oyunuzu kullanın.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Rezalet!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yazıklar olsun!

BAŞKAN - Lütfen oyunuzu kullanın.

Sayın milletvekilleri, idare amirleri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın burada.

CEYHUN İRGİL (Bursa) - Hayatınızda bir gün kanuna uyun, bir tane yasaya uyun! Sen kime gösteriyorsun, Cumhurbaşkanına gösteriyorsun! Halka saygısızlık!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen şurayı boşaltalım.

(Kürsü önünde toplanmalar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Başkan bu şartlarda olmaz.

BAŞKAN – Sayın kâtip üyeler şu anda vermiyorsunuz. Sayın kâtip üyeler vermiyorsunuz. Şu anda durduruyorum ve şurayı boşaltıyorum. Şurayı boşaltın önce.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oylamayı durdurun Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Kâtip üyeler şimdi vermiyorsunuz. Şurayı boşaltana kadar durduruyorum.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) – İsim okunmuyor arkadaşlar, niye kullanıyorsunuz?

BAŞKAN – İdare amirleri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın.

KÂTİP ÜYE ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Ya böyle olur mu kardeşim ya! İsim okumadık arkadaşlar. İsim okunmamıştır arkadaşlar. İzmir’in yarısında kaldık. Bekleyin, herkes beklesin. Pusula vermeyin arkadaşlar. İsim okumadım ben, isim okumadım.

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri burayı boşaltalım, boşaltalım. Evet, sayın milletvekilleri boşaltıyoruz burayı, boşaltıyoruz. Sayın milletvekilleri boşaltıyoruz kürsü önünü lütfen.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Millet iradesine bu kadar saygısızlık olmaz.

BAŞKAN - İdare amirleri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın buralarda.

Sayın milletvekilleri… Sayın Özkoç… İdare amiri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın burada. Sayın Havutça, kabinin önünü de boşaltım. Sizin orada ne işiniz var? Sayın Havutça, sizin orada ne işiniz var? Lütfen, boşaltalım kabinin önünü.

Evet, sayın milletvekilleri, boşaltıyoruz burayı. İdare amirleri ve kâtip üyeler dışında kimse kalmasın.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – İnsan bu kadar milleti dışlar mı? Bu kadar milletin aleyhine davranır mı? Bir Anayasa’ya saygılı olun, kanunlara saygılı olun bir kere ya! Tek derdiniz bir yere yaranmak. “Gizli oy” demiş. Bu kadar zor mu? Bu kadar mı kendinize güveniniz yok. Göstermeden yapamıyor musunuz bunu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, yerlerinize oturun. Şu alanı idare amiri ve kâtip üyeler dışında kimse kullanmasın. Bir de, oyunu kullanan sayın milletvekili burada bulunsun. Tek tek, il il, sakin bir şekilde oylarımızı kullanıyoruz. Lütfen, istirham ediyorum. Bize yakışan budur. Oylamanın gizliliği ilkesine hep birlikte riayet ediyoruz. Bu hassasiyetten dolayı da hepinize teşekkür ediyorum ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Sayın Purçu, buyurun.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın ismi okunmayan illerin milletvekilleri oy kullanıyorlar. Bu hukuksuz bir işlemdir. Yani ilk önce isim okunacak…

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Evet, kabinlerde oy kullanıyorlar. Oylamanın gizliliği esastır ve bu gizliliğe riayet ediyorsunuz.

Teşekkür ediyoruz sayın vekiller.

LEVENT GÖK (Ankara) – İsimleri okunmadan oy kullandılar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ismi okunan sayın milletvekilleri oy kullansın.

Sayın milletvekilleri, aynı şekilde, oylamanın gizliliği esasına riayet ediyoruz, kabinlerde oyumuzu kullanıyoruz. Buralarda yığılma yapmıyoruz. Oyunu kullanan sayın milletvekili de lütfen hemen iki basamak aşağıya insin.

(Oyların toplanmasına devam edildi)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Dolayısıyla, oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Öncelikle şunu istirham ediyorum: Ortada bulunan sayın milletvekilleri dâhil olmak üzere, lütfen, şu alanı boşaltalım. Buraya sadece Başkanlık Divanı üyesi arkadaşlarım gelsin, idare amirleri ve kâtip üyelerimiz gelsin, onun haricindeki tüm milletvekilleri şu orta alan da dâhil olmak üzere boşaltalım. Herkes kendi bulunduğu yerde uygun bir yere otursun lütfen.

Sayın milletvekilleri, birazdan sayıma geçeceğiz. Şu alanı da boşaltıyoruz tümden. İdare amirlerimiz ve kâtip üyelerimiz burada.

Dolayısıyla, oy verme işlemi tamamlandığına göre, şimdi, lütfen, oy kutularını kaldıralım.

Sağımda ve solumda sayın kâtip üyeler ve idare amirlerimiz sayım işlemlerini gerçekleştireceklerdir. İdare amirleri ve kâtip üyeler haricinde hiç kimseyi burada kabul etmiyoruz.

Evet, sayım işlemini başlatıyoruz.

Zarfları saydıktan sonra tasnif işlemini yapıyoruz.

(Oyların ayrımına başlandı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bir meramım var.

BAŞKAN – Oylamadan sonra size söz veririm Sayın Altay.

(Oyların ayrımı yapıldı)

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine dair gizli oylamanın sonucunu açıklıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesine ilişkin gizli oylama sonucudur:

 “Kullanılan oy sayısı              :                    480

Kabul                                     :                    338

Ret                                         :                    134

Çekimser                                :                        2

Boş                                        :                        5

Geçersiz                                 :                        1

 

Kâtip Üye

Özcan Purçu

İzmir

 

 

Kâtip Üye

Ömer Serdar

Elâzığ”

BAŞKAN - Böylece teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bir meramım vardı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

Bir saniye arkadaşlar…

BAŞKAN – Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9 uncu maddesine “bağımsız” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve tarafsız” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Sayın Altay, söz talebiniz vardır.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, uyarılara rağmen çoğunluk partisine mensup milletvekillerinin neredeyse tamamının oy kabinlerine girmeden dışarıda ve göstererek oy kullandıklarına ve bu duruma meydan verilmemesi için daha ciddi tedbirler alınmasını umduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, oylamanın başlamasından önce bu oylamanın kamu vicdanında karşılık bulması bakımından İç Tüzük’ün öngördüğü gizli oylama kuralına riayet edilmesi konusundaki gerek bizim yüksek hassasiyetimize gerek sizin Divandan uyarılarınıza rağmen, çoğunluk partisine mensup sayın milletvekillerinin neredeyse tamamının oy kabinlerine girmeden dışarıda ve göstererek oy kullandıkları tespit edilen bir gerçektir. Umarım ve dilerim ki bundan sonraki turlarda bu kabîl hareketlere, tutumlara meydan verilmemesi konusunda daha ciddi tedbir alırsınız. Aksi bir durum, samimiyetle söylüyorum, bu Parlamentonun itibarına ve bu teklifin görüşmelerine çok ciddi bir gölge düşürecektir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay. Gizli oylama, esasına uygun olarak gerçekleşmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nasıl?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kabine girmeden oy kullandılar.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Hayır, yapılmadı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hepsi kayıtta var.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Fotoğraflar var, videolar var, tutanaklar var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurun.

37.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, yapılan oylamada gizliliği ihlal edenlerin telefonlarıyla veya kameralarıyla çekim yapan milletvekilleri olduğuna, AK PARTİ’li milletvekillerinin Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun hareket ettiklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasası ve İçtüzüğü’ne göre, milletvekili arkadaşlarımız usulüne uygun bir şekilde oylamayı gerçekleştirmişlerdir. Fakat bazen, yayın yapmaya, kameraman olmaya çok hevesli milletvekili arkadaşlar -orada oy kullanan milletvekillerini- canlı yayında Periscope’la Türkiye genelinde yayın yapma alışkanlığını maalesef sürdürüyorlar. Gizliliği ihlal eden varsa telefonlarıyla veya burada kameralarıyla çekim yapan milletvekilleridir. AK PARTİ’li milletvekilleri Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun hareket etmiştir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 01.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 53’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

447 sıra sayılı Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım ve Grup Başkanvekilleri Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 310 Milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1504) ve Anayasa Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 447) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Ocak 2017 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı geceler diliyorum

Kapanma Saati: 01.22



(x) (10/415) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x)  447 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.