TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  52’nci Birleşim

                                                                                             6 Ocak 2017 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, 5 Ocak 2017 tarihinde İzmir Adliyesinde yaşanan terör saldırısına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İzmir’de meydana gelen terör saldırısında şehit olan polis memuru Fethi Sekin’e ve mübaşır Musa Can’a Allah’tan rahmet dilediğine ve terörü bir kez daha lanetleyip, kınadığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Şırnak’ta şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, haklarında kesinleşmiş bir yargı hükmü olmamasına rağmen binlerce insanın çalışmasının KHK eliyle engellenmesinin gelecekte telafisi mümkün olmayan mağduriyetlere yol açabileceğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, emeklilere promosyon ödemesinde bankaya fatura ibrazı şartıyla ilgili ciddi sıkıntılar olduğuna ve Mersin’deki sel felaketiyle ilgili Hükûmetin bugüne kadar hiçbir şey yapmadığına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ÖSYM tarafından üniversite giriş sınav sistemi ve sınav içeriğine ilişkin yeni düzenlemeler yapıldığına ve AKP iktidarları döneminde her bir buçuk yılda bir sistem değişikliğiyle eğitim sisteminin çökertilmeye devam edildiğine ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, İzmir’de yaşanan terör olayını nefretle kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, gazeteci Ahmet Şık’ın Silivri Cezaevinde her türlü insani koşullardan uzak olarak âdeta yargısız infaza tabi tutulduğuna ilişkin açıklaması

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin su faturası uygulamalarına ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, ülkenin birliğine kastetmek isteyen terör örgütlerine karşı mücadele eden güvenlik güçlerini tebrik ettiğine, bu uğurda şehit olan asker, polis ve sivilleri ve İzmir’de terör girişimini önleyen şehit polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Millî Eğitim Bakanlığının yeni yıl kutlamalarının yapılmamasıyla ilgili olarak okullara gönderdiği yönergeye ve Millî Eğitim Bakanlığını bu tür işlerle uğraşmak yerine görevini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Başbakandan ülkemizde her gün cereyan eden terör olayları nedeniyle MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı görevden almayı düşünüp düşünmediğini ve  Hükûmetin istifa etmeyi düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, İzmir’deki terör saldırısında hayatlarını kaybeden Fethi Sekin ile Musa Can’a Allah’tan rahmet dilediğine, bu ülkenin ve cumhuriyetin kolay kurulmadığına ve parçalamaya kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

10.- Mardin Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı’nın, İzmir Adliyesindeki hain saldırıyı şiddetle kınadığına, hayatını kaybeden polis Fethi Sekin’e Allah’tan rahmet dilediğine, terörün insanlığın ortak sorunu olduğuna ve günün terörün her çeşidine karşı milletçe birlik olma günü olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Türkiye’nin her yerinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay Samandağ’da kıyı kenar çizgisi olduğu gerekçesiyle vatandaşların iş yeri, arazi ve evlerinin tapularının ellerinden alınması nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un büyükşehir belediyesi olduktan sonra şehrin âdeta bir kâbus hayatına teslim edildiğine ilişkin açıklaması

14.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, İhraç edilen akademisyenlerin durumuna, rektörlerin neden incelemeye tabi olmadıklarını öğrenmek istediğine ve Ensar Vakfına devredilen kamu mülklerinin listesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, İzmir’de gerçekleşen terör saldırısını şiddetle kınadığına ve Türkiye’nin önemli bir tarım ve hayvancılık merkezi olan Balıkesir’de çiftçinin can çekiştiğine ilişkin açıklaması

16.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir’deki terör olayında hayatını kaybeden polis ile adliye çalışanına Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’de bulunan bütün siyasi partilerin terör konusunda yoğunlaşması ve terörü ülke gündeminden çıkarmak amacıyla ortak bir çaba göstermesi gerektiğine, Cumhuriyet Halk Partisi olarak temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirmemek kaydıyla terörü önleyecek her türlü formülü, yasayı desteklemeye hazır olduklarına ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İzmir’deki hain saldırıyı nefretle kınadığına, şehit olan polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına, bu olayla ilgili bir ihmal olduğu konusunda ciddi kuşkuları olduğuna, Fethi Sekin’in isminin yaşatılması gerektiğine ve 7 Ocak Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkenin zor günlerden geçerken demokrasiyi, hukuku, insan haklarını askıya almanın normalleşmeyi sağlamayacağının çok açık olduğuna, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Van’ın Çatak ilçesine atanan kayyumların bazı uygulamalarına ve bir tutuklunun sahip olması gereken hakların Ahmet Şık’a tanınmamış olmasını anlamakta güçlük çektiğine, Adalet Bakanını bu konuda izahata davet ettiğine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir’deki terör saldırısını kınadığına, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle elbette mücadele edileceğine ancak siyasetin yegâne gündemi terörmüş gibi davranamayacağına, Anayasa değişikliği konusunda 2 partinin belli konularda uzlaştığına ve eğer Meclis onay verirse nihai kararı  milletin vereceğine ilişkin açıklaması

20.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Şırnak Küpeli Dağı’nda yürütülen operasyonlar sırasında şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralı 4 askere acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye'de kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, işçi ölümlerinin artmasıyla ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/412)

3.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye'de meslek liselerinin, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin ve meslek liselerinden mezun olanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/413)

 

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif eden Japonya Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Kentaro Sonoura ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” Denilmesi

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinde yaşanan elektrik kesintilerinin nedenlerinin araştırılması ve sorunların tespiti ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunabilmesi amacıyla 4/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık ve arkadaşları tarafından, üniversite çalışanlarına yönelik hukuksuz uygulamaların araştırılması amacıyla 11/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 447 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2’nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446)

 

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer'in, Manisa Yunusemre Belediyesi ve TOKİ işbirliğiyle yürütülen konut edindirme projesi kapsamındaki bazı hususlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/9416)

2.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara'nın, Antalya'nın Kemer ilçesinde yer alan Göynük Kanyonunda çıkan yangının nedenlerine ve yangın söndürme çalışmalarına dair bazı iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9493)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Altunhisar ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel  Eroğlu’nun cevabı (7/9494)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9495)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyde kapalı sulama sistemine geçilmesine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9496)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köye sulama göleti yapılmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9497)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çiftlik ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9498)

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çiftlik ilçesine bağlı bir köyden geçen derenin ıslahına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9499)

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9500)

10.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9501)

11.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9502)

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün sulama göleti ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9503)

13.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köydeki sulama sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9505)

14.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün yeni içme suyu deposu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9617)

15.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün içme suyu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9621)

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin merkez ilçesine bağlı bir köyün halı saha ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9626)

17.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Merkez ilçesine bağlı bir köyün içme suyu deposu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9627)

18.- Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer'in, Manisa İli Sarıgöl ilçesine bağlı Afşar Değirmendere Mahallesi'nde musluklardan çamur aktığı yönündeki şikayetlere ve yapılan incelemelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9631)

19.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal'ın, Türkçe'nin Birleşmiş Milletlerin resmi dilleri arasına girmesi için yapılan bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in cevabı (7/9678)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun, Atatürk'ün vasiyeti doğrultusunda 2012-2016 arasında yıllar itibarıyla İş Bankasından Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna aktarılan para miktarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul Türkeş’in cevabı (7/9826)

21.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9895)

22.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9899)

23.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9900)

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Çamardı ilçesine bağlı bir köyün içme suyu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9901)

25.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Altunhisar ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9902)

26.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde'nin Bor ilçesine bağlı bir köyün güneş paneli ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9905)

27.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın, Kocaeli'nin Derince ilçesinde bir depoda saklanan BHC ve DDT isimli zehirli tarım ilaçlarının bertaraf edilmesine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9987)

 

6 Ocak 2017 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Konya’nın sorunları hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Kalaycı.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yıllardır yaşadığı kuraklıktan sonra onlarca yılın en yoğun kar yağışını alan Konya’da bir taraftan rahmet ve bereket kaynağı kar nedeniyle âdeta bayram sevinci yaşanırken diğer taraftan kazalar nedeniyle büyük bir üzüntü söz konusudur.

Bugün Cihanbeyli ilçemizde sağlık meslek lisesi öğrencilerini taşıyan otobüsün ilçe terminali karşısında devrilmesi nedeniyle Burak Demirci ve Ayşenur Okuş adlı 2 öğrencimiz hayatını kaybetmiş, 42 öğrencimiz yaralanmıştır. Cihanbeyli Devlet Hastanesinde ilk müdahalelerden sonra 5 yaralı Konya’daki hastanelere sevk edilmiştir. Dün de Akşehir ilçemizde bir pazar yerinin çatısının çökmesi nedeniyle enkaz altında kalan 4 kişi hastaneye kaldırılmıştır. Öncelikle hayatını kaybeden 2 evladımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum. Hastanede tedavi gören kardeşlerime de acil şifalar diliyorum.

Yine, dün Selçuklu ilçemizde bulunan bir pazar yerinin çatısında göçük meydana gelmiştir. Evvelsi gün Bozkır ilçemizde halı sahanın çatısı, geçen hafta da Konsan Sanayi Sitesi’nde bazı fabrika ve depoların çatısı çökmüştür. Aynı tehlike merkez ve ilçelerdeki birçok yer için söz konusudur. Konya’nın her tarafında durum perişan, ana yollar dahi temizlenmemiş, her yer kar, buz. Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Çok mu zor oradaki karları temizlemek?

Ayrıca, çatılar sağlam yapılmadıysa bu karın kabahati de değildir. Böyle bir karda çatının çökmemesi gerekir. Hükûmet, Konya’da zarar gören vatandaşlarımıza sahip çıkmalı, yaraların sarılması için gereğini yapmalıdır. Kaza ve çökmelerin nedeni etraflıca araştırılmalı, gerekli önlemleri almayan ve varsa ihmali olanlar ortaya çıkarılarak hesap sorulması için derhâl soruşturma açılmalıdır.

Meteoroloji günler öncesinden uyarmasına rağmen, Hükûmet ve Konya Büyükşehir Belediyesi, zamanında ve yeterli hizmet verememiş, beceriksiz ve aciz kalmıştır. Kar yağışıyla birlikte birçok yolda yol açma ve tuzlama çalışması yapılmadığı veya yetersiz yapıldığı için ulaşım aksamış, hemşehrilerim evinden çıkamaz hâle gelmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak “Bütünşehir yasası Konya’da hizmetleri aksatır.” demiştik, nitekim öyle oluyor. Belde belediyeleri kapanmasaydı yollarını kendi araçlarıyla açar, zorda kalan vatandaşın yardımına da yetişirdi. İkazlarımız dinlenmedi. 2014 yerel seçimlerinde insanımızı kandırmak için büyük laflar da edildi. 2016 sonuna kadar Konya’nın belde ve köylerinin tüm altyapısının bitirileceği söylendi ama ne gezer! Büyükşehir, Konya merkeze bile yeterli hizmet götüremiyor.

Konya’nın birçok yerinde elektrik kesintileri de olmuş ve hâlen olmaktadır. Konyalılar zaten yıllardır elektrik kesintilerinden dert yanmaktadır. Elektrik kesintileri sanayiciyi, çiftçiyi, vatandaşı iyice bezdirmiştir. Ne yapalım, Konya başbakan bile çıkarmış ama bu sorunu çözülmemiştir.

Kar yağınca Konya Havaalanı’mız da devre dışı kalmış, uçak seferleri iptal edilmiştir. Zaten sefer iptalleriyle sık sık karşılaşıyoruz. Bununla da kalmıyor, “Konyalıya müjde” diye sunulan yurt dışı seferler daha başlamadan iptal ediliyor. Ulaştırma Bakanı soruma verdiği cevapta rezervasyonun yetersiz olduğunu söylemiştir. Başka illerde oluyor da niye Konya’da yetersiz oluyor? Konyalı bu açıklamaya inanmamıştır. Konya’nın ticaretine, sanayisine ve turizmine önemli katkı sunacak Konya-Tahran seferleri muhakkak başlatılmalıdır. Konya’ya yaraşır bir sivil havalimanı talebimiz de Hükûmet tarafından uygun görülmedi. Sayın Başbakan yüzümüze karşı “Konya’nın havalimanına ihtiyacı yok.” dedi. Birkaç gün önce Tokat, Yozgat ve Karaman havalimanı projelerinin onaylandığı müjdelendi. Öyle görülüyor ki artık Konyalılar olarak Karaman havalimanını kullanacağız.

Konyalılar bir gün patlayacak. Verdiği desteğe rağmen hakkını alamamanın ve projelerin yolunda gitmemesinin hesabını soracaktır. Ama ne yapalım? Şimdi eleştiri zamanı değil. Konyalı düne kadar yağmur ve kar duasına çıkıyordu. Hamdolsun, Yüce Yaradan duaları kabul buyurdu. Allah yolda belde kalanlara da yardım etsin, milletimizi kazalardan, belalardan korusun.

Son olarak, Akşehir Gölçayır’dan hemşehrilerimin talebini dile getireceğim. “350 haneli Gölçayır’da 2 adet camimiz var ama imamımız yok.” diyorlar ve bir an önce imam atanmasını istiyorlar. Bugün birçok camimizde imam bulunmamaktadır, kadrolar boştur.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Gündem dışı ikinci söz “Ah Türkçemiz vah Türkçemiz” hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Necip Kalkan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Kalkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, 5 Ocak 2017 tarihinde İzmir Adliyesinde yaşanan terör saldırısına ilişkin gündem dışı konuşması

NECİP KALKAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Efendim, huzurunuzda “ah Türkçemiz vah Türkçemiz”, Türkçenin başına gelenleri anlatmak için söz almıştım ama dün 16.00 civarında biz burada toplantıdayken İzmir’de içimizi acıtan menfur, hain bir olay meydana geldi. Sayın Başbakanımız İzmir’e gitti, Adalet Bakanımız gitti, İçişleri Bakanımız gitti. Ben konuşmada söz almıştım ama bir dakikada anlatmak mümkün olmadı, bu sözü ona çeviriyorum Sayın Başkanım, müsaade ederseniz.

Efendim, bir de bu konuşmamı İzmir milletvekilleri adına yapıyorum, yarımız o tarafta, yarımız burada nöbetçi kaldık; arkadaşların duygularını da ifade etmek istiyorum. Bunu özellikle söylüyorum: İçerideki ve dışarıdaki hainlerin Türkiye üzerine oynadığı oyunların son perdesini dün İzmir’de yaşadık. Milletimizin birlik ve beraberliğine, aziz vatanımızın bölünmez bütünlüğüne kasteden alçaklar bu kez İzmir’imizi hedef aldı.

İzmir birliğin, dirliğin, dirayetin, hoşgörünün şehridir. İzmir hainlere ve onların iş birlikçilerine asla boyun eğmez. İstiklal Savaşı’mızın başlangıcında direnişiyle ve bitişinde de düşmanı denize dökerek nasıl bir şehir olduğunu göstermiştir. İzmir, İstiklal Savaşı’nın bayrak kentidir.

Teröre karşı birlik ve beraberliğimizi muhafaza edecek, hainlerle olan mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.

Dün 2 şehidimiz var, biri kahraman Halisdemir gibi Fethi Sekin. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Bu arkadaşımız trafik polisi, elinde sadece 1 tane tabanca var. Diğer teröristlerde 2 tane Kaleşnikof mu ne karın ağrısıysa, o tüfekten var, 8 tane el bombası var, 8 tane roketatar var. Bütün bu silahlarla 2 kişiler, bu tek kişi, tek, trafik polisi; 10 tane, 12 tane mermisi bitene kadar savaştı ve şehit oldu. Biz, bütün İzmirliler olarak Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz. 1 arkadaşımız da mübaşir, pencereden bakıyor “Ne oluyor?” diye, başına isabet eden kurşunla şehit oldu. Dün bütün milletvekillerimiz, Başbakanımız onları ziyaret etti. Biz Cenab-ı Allah’tan onlara rahmet diliyoruz ve bu tip olayların son bulacağına inanıyoruz, milletvekili olarak düşündüğümüz bu.

Terörün, milletimizi korkutma, devletimizi yıldırma ve toplumu kutuplaştırma girişimine asla geçit vermeyeceğiz. Bu hain saldırılar güvenlik güçlerimizin kararlılığını, milletimizin birlik ve beraberliğini daha da pekiştirmektedir. Şunu milletimiz bilmelidir ki, İzmirliler bilmelidir ki bu ülkeyi bölmek isteyen, bu milletin kardeşliğini bozmak isteyen her kim olursa olsun asla bunu başaramayacaktır çünkü milletimizin kardeşliğini, birliğini bozanlara katiyen milletimiz prim vermemektedir.

Tabii ki bu olayı yine bu alçak PKK örgütünün planladığı ve ele geçirilen silahlara ve mühimmata baktığımızda zaman boyutunun çok ama çok büyük bir olay olduğu anlaşılıyor. Kazara başarılı olsalardı bizim güzel İzmir’imiz çok büyük bir felaket yaşayacaktı. Ancak, özellikle polislerimiz, bilhassa trafik polisimiz Fethi Sekin arkadaşımız hayatını hiçe sayarak birçok masum ve sivil kardeşimizi büyük bir felaketten kurtarmıştır. Bu vesileyle, kahraman polislerimize, gerek şehit olan gerekse bu alçakları etkisiz hâle getiren diğer polis kardeşlerimize, İzmir Emniyet teşkilatına teşekkür ediyoruz. Bu kez alçak emellerine ulaşmadan, polisimizin, jandarmamızın koordinasyonu içinde büyük bir felaket önlenmiştir.

Ben şunu söylüyorum: Vatandaşlarımız normal hayatın akışına devam etsinler. Eğer bunu yapmazlarsa bu terör örgütlerinin emellerine hizmet etmiş olurlar. Onların istediği de zaten hayatı yavaşlatmak, korku sağlamak, insanların tedirgin olmasını sağlamak. Bu korkuya hiçbir şekilde biz müsaade etmiyoruz. Onlardan korkmadığımızı, sokağa çıkacağımızı söylüyoruz. Ben şunu diyorum: Siz kalleş oldukça biz kardeş oluyoruz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECİP KALKAN (Devamla) – İnadına daha çok çalışacağız, inadına daha çok üreteceğiz, inadına daha çok paylaşacağız, daha çok okuyacağız, yazacağız, umut besleyeceğiz, inadına büyüyeceğiz, inadına, inadına devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkan.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İzmir’de meydana gelen terör saldırısında şehit olan polis memuru Fethi Sekin’e ve mübaşır Musa Can’a Allah’tan rahmet dilediğine ve terörü bir kez daha lanetleyip, kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, dün İzmir’de meydana gelen terör saldırısında canını vermekte tereddüt etmeyerek şehit olan polis memuru Fethi Sekin’e ve yine şehit olan mübaşir Musa Can’a Allah’tan rahmet diliyorum. Terörü bir kez daha lanetliyorum, kınıyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemine ilişkin gündem dışı konuşması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, her gün artık vuku bulan bu patlamalardan, terör olaylarından yorulan Türkiye’ye daha fazla sabır diliyorum. Dün bir kahraman polisle karşılaştık ve kahraman bir mübaşirle karşılaştık. Çok şükür ki ülkemizde çok güzel yürekli, güzel insanlar var yoksa ülke yönetilememekte. Adliyeye kadar teröristler geliyor ama hiçbir güvenlik önlemi alınmamış, kimsenin haberi yok, herhangi bir çalışma yok. Yani Türkiye'nin yönetilememe sorunu Türkiye’deki kahramanlarımız aracılığıyla biraz da olsa hafifletilmekte. Ölenlere tekrar Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın her yerinde iktidar vardır, muhalefet sadece demokrasilerde vardır. Şimdi bizim ülkemiz çok güzel bir ülke yani coğrafyası güzel, insanları güzel, yaşam tarzı güzel, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmışız, yedi düvele diz çöktürmüşüz, şanlı bir tarihimiz var. Niye uğraşıyorsunuz, niçin bu var olan sistemle, yaklaşık yüz kırk, yüz elli yıla dayanan, Kanun-i Esasi’den, 1876’dan gelen sistemle uğraşmak istiyorsunuz? Amaç nedir? Şimdi ben çok düşündüm bu konuda. Biliyorsunuz, günlerce Anayasa Komisyonunda da beraberdik. Acaba, FET֒nün sizi kandırdığı gibi başka bir -hep söylediğiniz- üst akıl da sizi kandırıyor mu? Daha 15 Temmuzun yaralarını saramadık, bu Gazi Mecliste beraberce bombalandık. Daha bu sorunlar çözülmeden yeni başka ve büyük derin krizlere yol açacak olan bu Anayasa değişikliğini niçin getiriyorsunuz? Şimdi, her bir maddesi üzerine konuşulabilinir ama bence bu kanun metni, bu anayasa metni kesinlikle bir siyasi metindir, hukuki bir metin değildir. Meclisin kabul ettiği bir yasa olacak diyelim ki -herkes burada milletvekili- ama Resmî Gazete çıkarma yetkisi Sayın Cumhurbaşkanında, istemezse çıkarmaz. O zaman burada bulunmanızın bir anlamı var mı sizce? “HSYK’dan FET֒cüler temizlendi.” diyorsunuz, peki şimdi niçin değiştiriyorsunuz HSYK’yı? Anayasalar toplumsal uzlaşma metinleri, bir tane AKP’den, bir tane MHP’den milletvekiliyle bir metin oluşturuyorsunuz, bunu da milletin önüne anayasa uzlaşma metni olarak veriyorsunuz. Sizce bu kabul edilebilinir mi milletvekillerinin okumadığı bir metne imza attığı da söylenirken. Peki, biz şuna çok inanıyoruz, buradan geçmeyeceğini de düşünüyoruz ama geçse bile halkımızın size gerekli cevabı vereceğine çok inanıyoruz. Her konuda toplum mühendisliğiyle, insan mühendisliğiyle halkımızdan çeşitli konularda oylar almış olabilirsiniz ama bizim vatandaşımız asla köleliğe evet demeyecektir, dikta rejimine asla evet demeyecektir, tek adam rejimine asla evet demeyecektir. Madem her şeyi halka götüreceğiz, Boğaziçi Köprüsü’nde yaptığınız yüzde 48 zammı halka niçin sormadınız ya da Osman Gazi’deki anlaşma metnini niçin referandumla yapmadınız?

Baktım, acaba gelişmiş ülkelerde hiç parlamenter sistemden, bizim diktatörlük dediğimiz, sizin başkanlık dediğiniz sisteme geçiş var mı? Yok. Ama 3 tane ülke buldum: Zimbabve, Gana ve Malavi. Hepsinde diktatörlük hâkim olmuş başkanlığa geçtikten sonra. Şimdi, Gana’da da değişik bir şey olmuş…

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Biz onlara benzemeyiz merak etmeyin.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Evet, diktatörlük gelmiş Beyefendi, burada da gelsin diye uğraşıyorsunuz. Sizin oylarınızla kendi üyesi olduğunuz Meclisi kapatmak istiyorsunuz. Gana’da ne yapmışlar biliyor musunuz? Yüzde 99 vatandaşın oyuyla muhalif partilerin tamamını kapatmışlar ve bunlar yasa dışı ilan edilmiş düşünebiliyor musunuz. Hukukun üstünlüğü konusunda 113 ülke arasında 99’uncuyuz, Tanzanya, Zambiya gibi ülkelerin gerisindeyiz. Biz niçin burada hiç bilimi, fenni, teknolojiyi konuşamıyoruz? Niçin “Çocuklarımızın geleceği için ne yapabiliriz?”i hiç konuşmuyoruz? OHAL’de muhalifleri susturdunuz, euro 3,84, dolarla ilgili mani uyduran Sayın Başbakanımız herhâlde euroyla ilgili de bir mani uyduracaktır.

Şimdi bir şey söylemek istiyorum. Bu bir çağrı olsun size, bir yurtsever, bir anne, bir kadın milletvekilinden size bir açık çağrı: Lütfen vatandaşımızı dinleyin, lütfen açlıkla terbiye etmeye çalıştığınız vatandaşımızı dinleyin; sendikaları, meslek odalarını dinleyin; kadınları, çocukları dinleyin. İstikrardan bahsediyorsunuz, Türkiye’de fuhuş yüzde 790, çocuk istismarı yüzde 434 artmış.

Biz, hiçbir zaman için ne diktatörlükten ne darbeden yana olmadık, olmayacağız. Bizim söylediğimiz şey çok açık ve net, biz diyoruz ki: Ne darbe ne dikta, tam bağımsız Türkiye.

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Yedekci gibi zarif bir hanımefendinin konuşmasına sataşma dolasıyla 69’a göre söz isteyeceğimi hiç düşünmezdim. Ama, bizim diktatörlük getirmek istediğimizi söyleyince, bu açık bir sataşma. O çerçevede izin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir ülkeye diktatörlüğün gelmesi için oradaki toplumsal şartların, iktisadi şartların, mevcut siyasi dinamiklerin diktatörlüğü destekleyici mahiyette olması lazım. Mesela hep Almanya’dan örnek veriyorsunuz. Almanya’da Naziliğin ortaya çıkmasının sebebi, Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan yıkım ve travma, peşinden kömür ve çelik havzasındaki yükselen yeni sınıfların dünya sömürge atlasından pay isteme talepleri Hitler gibi bir adamı öne çıkardı. “Faşizm, faşizm” diyorsunuz ya, faşizm, bir ülke Kolonyal sisteme geçmek isterse, dışarıdan kendi ülkesine sermaye aktarmak isterse ülkesini bir askerî düzen içerisinde toparlamak için olur. Almanya’da böyle oldu. Mussolini bir başka rüya görüyordu. Türkiye millî geliri 10 bin dolar civarında olan, altmış küsur yıldır demokratik mecrada yoluna devam eden, şehirleşen, sanayileşen bir ülke.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Biz de niye bundan vazgeçiyoruz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – AK PARTİ, bu suçlamayı yönelttiğiniz AK PARTİ on dört yıllık iktidarı boyunca hep demokratik zeminleri, hep özgürlükleri, hep halkın iradesini esas alarak bugünlere gelmiş bir siyaset. AK PARTİ’nin tarihi sizin bu iddianızı reddeder.

Anayasa’ya gelince Anayasa’yı konuşacağız. Anayasa’da kesinlikle öyle bir kişinin iradesine teslim etmek, diktatörlük getirmek şeklinde bir durum yok. Bu, biraz, daha analitik bir şekilde tartışılması gereken Anayasa’yı sloganik bir tarzda tartışma üslubu olur.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, adımı söyleyerek…

BAŞKAN – Duyamıyorum dediğinizi Sayın Yedekci.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – “Zarif Hanımefendi” dedim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, sayın hatip konuşmasında, konuşmacımızın konuşmasına atıfta bulunarak kendisinin kastettiği anlamı da dışına taşırmak suretiyle değişik bir yorumda bulunmuştur, sayın konuşmacımızın konuşmasının anlamını değiştirmiştir; o bakımdan konuşmacımıza söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sanıyorum Sayın Yedekci ifade edecekti bunu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Ama benim gördüğüm kadarıyla Sayın Bostancı ile Sayın Yedekci gayet medeni bir tartışma içerisindeler.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Akademik düzeyde, evet.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Efendim, tekrar hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle şunu söylemek isterim, ben bu konuşmamda ne Almanya’dan bir örnek verdim ne Hitler’den ne de başka birisini bir diktatöre benzettim. Benim söylediğim şey şu, hiç üzerinize alınmaya gerek yok. Bu hazırlamaya çalıştığınız Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkacak olan metni kime verirseniz verin, size de versek, bana da verseniz, bir başkasına da verseniz burada ortaya çıkacak yönetim biçiminden bahsediyoruz. Bu yönetim biçiminin doğru olmayacağını ve yüzyıllardır kardeşlik içerisinde yaşayan bu canım Türkiye’de yeni büyük kırılmalara ve ayrımlara sebep olabileceğini düşünüyoruz ve bunun yanlış olduğunu düşünüyoruz. Ama çok istediyseniz Stalin’den bir örnek verebilirim.

MEHMET DEMİR (Kırıkkale) – Ebedî Şeften de verebilirsiniz, Ebedî Şef var, oradan da verebilirsiniz.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Ebedî Şefimizle gurur duyuyoruz, tarihimizle gurur duyuyoruz. Bugün İkinci Dünya Savaşı’na girmediysek ikinci Şef sayesindedir ve bugün burada oturuyorsanız Atatürk ve silah arkadaşları sayesindedir. (CHP sıralarından alkışlar) Ağzınızdan çıkan lafa dikkat edeceksiniz, herkes bu noktada ne söylediğini bilecek; o başka.

Ama şunu söyleyeyim madem: Biz şu zihniyetin karşısındayız: ”Biz demokrasiyi araç olarak kullanıyoruz, işimiz bitene kadar demokrasiyi kullanacağız, demokrasi bir tramvaydır, biz bundan ineceğiz.” diyen anlayışın karşısındayız. Biz bir zihniyetten bahsediyoruz, biz bir kişiden bahsetmiyoruz.

Stalin’in tavuğu hikâyesini biliyorsunuzdur Hocam, biz o yönetim anlayışından rahatsızız. Mesela Stalin ne dedi? “Adaletsizliği yok etmek için iktidar olacağım.” dedi. Ne yaptı? Kendi ülkesini dağıttı. Hitler istiyorsanız, Hitler de “Adalet dağıtacağım.” diye geldi, kendi ülkesinde insanların yüzünü yere indirdi ve artık yıllardır bu şekilde böyle bir sıkıntı yaşanıyor.

Şimdi, biz, kardeşlik ve barış ortamına geri dönülmesi ve Türkiye’nin yönetilebilir olmasını istiyoruz. Bunun için de başkanlık hevesinizden bir an önce vazgeçin. Zaten halktan geri dönecektir, boşu boşuna Meclisi bu konularla işgal etmeyin. Bilimden, fenden, teknolojiden bahsedelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Mars’ta yaşam alanları var, onlardan bahsedelim.

Teşekkür ediyor, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündem dışı konuşmalar sona ermişti.

Şimdi, elektronik sisteme girerek söz talep eden milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Çamak…

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, haklarında kesinleşmiş bir yargı hükmü olmamasına rağmen binlerce insanın çalışmasının KHK eliyle engellenmesinin gelecekte telafisi mümkün olmayan mağduriyetlere yol açabileceğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

15 Temmuz sonrasında çıkarılan olağanüstü hâl kararıyla binlerce kişi “bir daha kamu görevlerinde ve kamu hizmetlerinde istihdam edilmemek üzere” hükmüyle memuriyetten çıkarıldı. Henüz haklarında kesinleşmiş bir yargı hükmü olmamasına rağmen, binlerce insanın çalışmasının KHK’lar eliyle engellenmesi gelecekte telafisi mümkün olmayan mağduriyetlere yol açabilir.

Gerekli araştırma ve soruşturmaların en kısa zamanda sonlandırılması, ülkemizin kanayan bir yarası olan işsizler ordusuna yeni kişiler dâhil eden bu KHK maddesinin varsa suçu mahkemelerce tescil olana kadar iptal edilmesi hem ülkemiz hem de masum vatandaşlarımız açısından hayati önemi haizdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu…

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, emeklilere promosyon ödemesinde bankaya fatura ibrazı şartıyla ilgili ciddi sıkıntılar olduğuna ve Mersin’deki sel felaketiyle ilgili Hükûmetin bugüne kadar hiçbir şey yapmadığına ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emeklilerle ilgili promosyon konusunu uzun çalışmalardan sonra Başbakan açıkladı ancak buna 2 tane şart koydular; 2 adet faturanın bankaya tahsilatının verilmesiyle ilgili. Bu konuda emeklilerimizin ciddi sıkıntısı var çünkü kirada oturanlar var, kendi üzerine aboneliği olmayanlar var. Bu nedenle şikâyetler var. Bu konunun çözülmesini bekliyoruz.

Bir de Mersin’de, biliyorsunuz, bir sel felaketiyle karşı karşıya kaldık, 95 bin dekar alan sular altında kaldı, bunu televizyonlar da gösterdi. Hükûmet birçok vaatte bulunuyor, “Burada da gerekli girişimleri ve yardımları yapacağız.” diyor ama bugüne kadar hiçbir şey yapılmadı. Bu konuda Hükûmetin duyarlılığını bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sibel Özdemir…

3.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, ÖSYM tarafından üniversite giriş sınav sistemi ve sınav içeriğine ilişkin yeni düzenlemeler yapıldığına ve AKP iktidarları döneminde her bir buçuk yılda bir sistem değişikliğiyle eğitim sisteminin çökertilmeye devam edildiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ölçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yayımlanan 2017 sınav kılavuzunda sınav sistemi ve sınav içeriğine ilişkin yeni düzenlemeler yapılmıştır. ÖSYM tarafından yapılan bu değişiklikle üniversite giriş sınavlarına beş aydan az süre kalmışken yine bir sistem değişikliğiyle öğrenciler mağdur edilmiştir. Öğrenciler önceki yılın sınav sistemine göre hazırlanmaya başlamışken, sınav müfredatı belirlenmişken, plansız bir değişiklikle yine bir karmaşayla karşı karşıya kalınmıştır. Kılavuzdaki soru, puan türleri, puan hesaplama yöntemleri, ilk defa açık uçlu soru sorulacağı gibi değişiklikler, sınavlar öncesinde öğrenciler, veliler ve eğitimcilerde kaygı ve endişe yaratmıştır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarları döneminde her bir buçuk yılda bir sistem değişikliğiyle eğitim sistemimiz çökertilmeye devam ediliyor. Bu iktidar dönemlerinde eğitim başta olmak üzere, her alanda yönetme zafiyeti ortadadır ve tartışmasızdır artık.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

4.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, İzmir’de yaşanan terör olayını nefretle kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, gazeteci Ahmet Şık’ın Silivri Cezaevinde her türlü insani koşullardan uzak olarak âdeta yargısız infaza tabi tutulduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle İzmir’de yaşanan terör olayını şiddet ve nefretle kınıyorum. Büyük bir faciayı önleyen şehit polisimiz Fethi Sekin ve adliye personelimiz Musa Can’a Allah’tan rahmet, yaralı yurttaşlarımıza acil şifalar, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Yaptığı haberler gerekçe gösterilerek tutuklanan gazeteci Ahmet Şık Silivri Cezaevinde her türlü insani koşullardan uzak, âdeta yargısız infaza tabi tutuluyor. Bir haftadır kendisine su dahi verilmemektedir. Silivri Cezaevini âdeta Kerbelâ’ya çevirmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız.

Hükûmete soruyorum: Ahmet Şık’a su vermeyerek ne yapmak istiyorsunuz? Bu, insan haklarına aykırı değil midir? Sağlık Bakanı bir insanın günlük su tüketiminin ne kadar olduğunu, eğer tüketilmezse insan bünyesinde hangi tahribatlara yol açacağını açıklayabilir mi?

Toplumsal dayanışma adına, tutukladığınız gazeteci, yazar, siyasetçi ve aydınların tutuksuz yargılanmalarını sağlamayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Akın...

5.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin su faturası uygulamalarına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Başkanım, teşekkürler.

Büyükşehir Belediyesi Yasası nedeniyle halkımıza çıkan faturalara her gün yenileri ekleniyor. Balıkesir’de de BASKİ Genel Müdürlüğü, kırsal mahallelerimize devamlı sulama faturalarını gönderiyor. Arazisinin bahçesinin kenarından geçen dereden kendi olanaklarıyla su pompalayarak sulama yapan üreticilerimize fahiş miktarlarda su faturaları gelmeye başladı.

Balıkesir’in birçok ilçesinde olduğu gibi İvrindi ilçemizde de tarımla uğraşan hemşehrilerimiz isyan ediyor. Babadan, atadan kalma arazilerine ektikleri ürünleri sulamak için BASKİ, dönüm başına 45 lira para alıyor. Büyükşehirden de zaten herhangi bir hizmet de almıyorlar, üzerine bir de orada doğal olarak var olan dereden alınan suya para ödenmesi, olacak bir iş değildir.

“Elinde çekiç olan, her şeyi çivi olarak görürmüş.” derler. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, vatandaşlarımızı gelir kaynağı olarak görmekten vazgeçsin.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, ülkenin birliğine kastetmek isteyen terör örgütlerine karşı mücadele eden güvenlik güçlerini tebrik ettiğine, bu uğurda şehit olan asker, polis ve sivilleri ve İzmir’de terör girişimini önleyen şehit polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bu cennet vatanı bölmek ve parçalamak isteyen iç ve dış düşmanlara karşı mücadele eden güvenlik güçlerimize destek olan ve tahriklere gelmeyen başta 79 milyon aziz milletimizi şükranla anıyorum.

Bu ülkenin birliğine kastetmek isteyen adları farklı, soyadları aynı olan terör örgütlerine karşı mücadele eden başta polis ve askerlerimiz olmak üzere tüm güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum. Bu uğurda şehit olan asker, polis ve sivillerimizi rahmetle anıyorum.

Dün, İzmir’de terör girişimini önleyen şehit polisimiz kahraman Fethi Sekin’i saygıyla, rahmetle anıyor, ailesine başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Millî şairimizin dediği gibi:

“Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;

Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.” diyor Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yedekci…

7.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, Millî Eğitim Bakanlığının yeni yıl kutlamalarının yapılmamasıyla ilgili olarak okullara gönderdiği yönergeye ve Millî Eğitim Bakanlığını bu tür işlerle uğraşmak yerine görevini yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığının yeni yıl kutlamalarının yapılmamasıyla ilgili olarak ilçelerden okullara gönderdiği yönergeyle ilgili konuşmak istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığının başka işi yok mudur? Çocukların orada şiir okumasının, birbirine hediye almasının ne tür bir zararı olabilir?

PISA sonuçları ortada. Okuduğunu anlayamayan çocuklar var. Vakıflara emanet edilmiş bir eğitim sistemi var. Çocuklarımız Adana’da yanarak öldü, Ensar’da tecavüze uğradı, Karaman’da tecavüze uğradı, Batman’da tecavüze uğradı. Bu çocuklarla ilgilenmek yerine, eğitimde adaletsizliği ortadan kaldırmak, çocuklarımızın dünyadaki eğitim sistemine yaraşır bir sistemde eğitim görmesini sağlamak yerine Millî Eğitim Bakanlığı niçin bu tür işlerle uğraşmaktadır? Endişe ediyoruz ve Millî Eğitim Bakanlığını görevini yapmaya davet ediyoruz.

BAŞKAN - Sayın Kazım Arslan…

8.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Başbakandan ülkemizde her gün cereyan eden terör olayları nedeniyle MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı görevden almayı düşünüp düşünmediğini ve Hükûmetin istifa etmeyi düşünüp düşünmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Başbakana soruyorum: Ülkemizde her gün cereyan eden terör olayları nedeniyle Millî İstihbarat Teşkilatının çok büyük ihmali olduğu bir gerçektir. Ayrıca, 15 Temmuz darbe girişiminde de ağır ihmali olan, görevini yapmayan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı görevden almayı düşünüyor musunuz? Şimdiye kadar bekletmenizin nedeni nedir, bunu açıklar mısınız?

Son günlerde IŞİD, PKK, FETÖ terör örgütleri her yerde, dün de İzmir’de, geçen hafta İstanbul’da menfur terör olaylarını yapmıştır. Hükûmetiniz bu terör olaylarını önlemede çaresiz kalmıştır. OHAL’le yaptığınız Anayasa ve yasalara aykırı uygulamanız bile terörü bitirememiştir. Israrla istediğiniz başkanlık sistemiyle de bunu önleyemeyeceksiniz. Bu nedenlerle Hükûmetiniz istifa etmeyi düşünüyor mu? Başkanlık sevdanız hâlâ devam edecek mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Yiğit…

9.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, İzmir’deki terör saldırısında hayatlarını kaybeden Fethi Sekin ile Musa Can’a Allah’tan rahmet dilediğine, bu ülkenin ve cumhuriyetin kolay kurulmadığına ve parçalamaya kimsenin gücünün yetmeyeceğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İzmir, ülkemizin içinde bulunduğu terör belası yüzünden en çok canı yanan şehirlerden biridir.

Hiç kuşkusuz, her şehidin yeri ayrıdır, her şehidimizin ayrı kahramanlık hikâyesi vardır, tıpkı Ömer Halisdemir gibi, tıpkı Fethi Sekin gibi. Fethi Sekin dün son mermisine kadar teröristlerle kahramanca çatışmaya girmiş, büyük bir katliamı canı pahasına önlemiştir; bu kahramanlığıyla da ülkemizi bölmek isteyenlere çok anlamlı bir mesaj vermiştir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyor, başta ailesine, tüm camiaya ve ülkemize başsağlığı ve sabır diliyorum.

Bir diğer şehidimiz İzmir Tokatlılar Derneği Başkanı Cemal Can’ın ağabeyi Musa Can’a da Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Genel Kuruldaki konuşmam nedeniyle İzmir’e gidemediğimi ifade ederken tedavileri süren yaralılara da acil şifalar diliyorum. Bilinmelidir ki bu ülke, cumhuriyet kolay kurulmadı, bölmeye, parçalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çankırı…

10.- Mardin Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı’nın, İzmir Adliyesindeki hain saldırıyı şiddetle kınadığına, hayatını kaybeden polis Fethi Sekin’e Allah’tan rahmet dilediğine, terörün insanlığın ortak sorunu olduğuna ve günün terörün her çeşidine karşı milletçe birlik olma günü olduğuna ilişkin açıklaması

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017’ye yeni adım attığımız saatlerde İstanbul Ortaköy’deki saldırının ardından meydana gelen İzmir Adliyesindeki hain saldırı doğrudan sivilleri hedef aldı. İnsanlık dışı bu terör saldırısını şiddetle kınıyorum. Saldırıda hayatını kaybeden kahraman polisimiz Fethi Sekin’e Allah’tan rahmet diliyor, acılı ailesine sabrıcemil niyaz ediyorum. Tüm yaralılarımızın tez zamanda sıhhatlerine kavuşmalarını diliyoruz.

Milletimize kastedenler, sivilleri hedef alan menfur saldırılarla ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, halkımızın huzurunu bozarak kaos oluşturmaya çalışıyorlar. Gün, terörün her çeşidine karşı milletçe birlik olma, kenetlenme günüdür. Yenikapı ruhuyla bir ve diri olarak hareket ettikçe bu tür kirli oyunlara asla geçit vermeyeceğiz. Terör insanlığın ortak sorunudur çünkü terörün dini, dili, ırkı, cinsi olmaz. Bu yüzden, elbet terör dönüp dolaşıp onu destekleyenleri, terör karşısında tavır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baki Şimşek…

11.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Türkiye’nin her yerinde yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye’nin her yerinde, kış sezonuyla beraber elektrik kesintileri milleti canından bezdirmiştir. Defalarca gündeme getirmemize rağmen, elektrik kesintileriyle ilgili karşımızda bir muhatap yoktur. Şu anda Mersin’in birçok köyünde ve bir tane ilçesinde elektrik kesiktir. Sayın Bakanımız iki hafta önce gelip Mersin’de toplantı yaptığı zaman, ENERJİSA yetkileri 103 tane köyde elektriğin kesik olduğunu ve bunun ivedilikle yapılacağını belirtmişlerdir ama geçen bu kadar zamana rağmen hâlâ yollar kapalı, elektrik yok, elektrik olmadığı için su da kesiliyor, su elektrikle basıldığı için. Vatandaş elektriksiz ve susuz olarak 2017 yılına girdi ve bu çile devam ediyor. Enerji Bakanının acilen bu soruna bir çözüm üretmesini… “Bu kadar baraj yaptık.” diyorsunuz, bu elektrikler nerede? Bunun cevabını Türk milletine vermeniz gerekiyor.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

12.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay Samandağ’da kıyı kenar çizgisi olduğu gerekçesiyle vatandaşların iş yeri, arazi ve evlerinin tapularının ellerinden alınması nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay Samandağ’da yaşamını sürdüren vatandaşların tapulu olan iş yeri, arazi ve evlerinin kıyı kenar çizgisi olduğu gerekçesiyle tapularının ellerinden alınmasının ardından kıyı kenar çizgisi bölgesinde birçok mağduriyet oluşmuştur. Özellikle Samandağ’da ikamet eden ve yaşamlarını bu ilçede sürdüren vatandaşların Hatay kamuoyunu meşgul eden ve hâlen çözülemeyen mağduriyetleri devam etmektedir. Dünyanın en uzun ve kum kalitesi en yüksek ikincisi olan sahilimizle bir turizm cennetine dönüştürmeli ve bacasız sanayi dediğimiz turizm gelirleriyle ömrünü yurt dışında çürüten gençlerimize iş kapısı, umut ışığı olmalıdır ancak Hatay, Türkiye'de başka emsali olmayan bir kıyı kenar çizgisi haksızlığı altındadır. Hukuksuz bir şekilde bilirkişilerce belirlenmiş ve mahkemeler tarafından emsal alınarak aralarında şehit ailelerinin de bulunduğu vatandaşların tapuları iptal edilmiştir. Yeniden, konusunda uzman bilirkişi görevlendirip haksız bir şekilde tapusu iptal edilen mağdurların mağduriyetlerinin giderilmesini talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Pekşen…

13.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, Trabzon’un büyükşehir belediyesi olduktan sonra şehrin âdeta bir kâbus hayatına teslim edildiğine ilişkin açıklaması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; AKP iktidarı döneminde Trabzon, büyükşehir belediyesi yapıldı. Büyükşehir Belediyesi olduktan sonra şehir âdeta bir kâbus hayatına teslim edildi. Şehirde “Kanuni Bulvarı” diye bir bulvar açılacağı uzun dönemdir anlatılıyor ama bunda ciddiye alınabilir hiçbir ilerleme yok.

Hastalar ambulanslarda ölüyor, kadınlar ambulanslarda doğum yapıyorlar. Çocukların doğum yerlerine “ambulans” yazılmaya başlandı. Öylesine dehşet verici bir duruma geldi ki Büyükşehir Belediyesini su, elektrik ve doğal gaz faturalarında ve belediyenin ceplerine uzanan elleriyle ancak görebiliyorlar. Trabzon’a ilişkin AKP iktidarının ciddiye alınabilir tek bir hizmeti, tek bir yatırımı olamayacak mı diye Trabzon adına ben de soruyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

14.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, İhraç edilen akademisyenlerin durumuna, rektörlerin neden incelemeye tabi olmadıklarını öğrenmek istediğine ve Ensar Vakfına devredilen kamu mülklerinin listesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İhraç edilen akademisyenler hâlen ihraçta ve onlar için ikinci bir komisyon kuruldu ancak bu komisyon da eskisiyle aynı olduğu için, hiçbir değişiklik olmadan, haksızlığa uğramış olarak en azından dörtte 3’ü ihraçta bekliyor.

İlgililere sormak istediğim şu: Peki, rektörler neden incelemeye tabi olmuyorlar? Bu rektörlerin hepsinin FET֒cü olmadığını nereden biliyoruz? Şu anda, rektörler kendi dönemlerindeki yöneticiler dışındakileri hedef gösteriyorlar ve gerçekten mağduriyetler oluşuyor. Bunu öğrenmek istiyorum.

Bir diğer nokta: Son üç ayda özellikle, birtakım illerde Ensar Vakfına devredilen kamu mülkleri var; bunların listesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

15.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, İzmir’de gerçekleşen terör saldırısını şiddetle kınadığına ve Türkiye’nin önemli bir tarım ve hayvancılık merkezi olan Balıkesir’de çiftçinin can çekiştiğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir’de dün gerçekleşen terör saldırısını ben de şiddetle, lanetle kınıyorum. Türkiye’nin terörle mücadelesinde mücadele eden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, Balıkesir tarım ve hayvancılığın başkenti ama bugün, Türkiye’nin önemli bir tarım ve hayvancılık merkezi olan Balıkesir’in çiftçisi can çekişiyor. Susurluk Şeker Fabrikası, çiftçilerle sözleşme yapmayarak çiftçilere -sadece Susurluk bölgesinde değil- Balıkesir’de çok ağır bir darbe vurdu. Biz buradan Bilim ve Sanayi Bakanından, Şeker Fabrikaları Genel Müdüründen, bölge çiftçisinin yeniden ayağa kaldırılması için Susurluk Şeker Fabrikasının rantabl çalışmasını ve bölge çiftçisiyle sözleşme yapılarak yeniden o ekonomik devin canlandırılmasını istiyoruz. Buradan Balıkesir adına, çiftçiler adına Bilim ve Sanayi Bakanını göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

Şimdi sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Gök…

16.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir’deki terör olayında hayatını kaybeden polis ile adliye çalışanına Allah’tan rahmet dilediğine, Türkiye’de bulunan bütün siyasi partilerin terör konusunda yoğunlaşması ve terörü ülke gündeminden çıkarmak amacıyla ortak bir çaba göstermesi gerektiğine, Cumhuriyet Halk Partisi olarak temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirmemek kaydıyla terörü önleyecek her türlü formülü, yasayı desteklemeye hazır olduklarına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün Meclis görüşmeleri sırasında öğrendiğimiz ancak daha netlik kazanmayan İzmir’deki terör olayı nedeniyle bugün ortaya çıkan tabloda, hayatını kaybeden polis kardeşimize ve adliye çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyoruz bir kez daha, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Yapılan bir araştırmada Türkiye’nin en önemli gündem maddesi olarak terör en önde durmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye’de bulunan bütün siyasi partilerin, Meclis dışındaki, Meclis içindeki herkesin terör konusunda yoğunlaşması ve terörü ülke gündeminden çıkarmak amacıyla ortak bir çaba göstermesi gerektiği kaçınılmazdır. Bu tablo içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar partisine bir çağrıda bulunuyoruz: Temel hak ve özgürlüklere sınırlama getirmemek kaydıyla, terörü önleyecek her türlü formülünüzü, yasanızı burada desteklemeye hazırız.

Bu nedenle, öncelikli gündem maddesi olan terörün görüşülmesi Mecliste en doğalıyken bunu gözardı eden bir Anayasa değişiklik teklifiyle toplumu bölmenin, kutuplaştırmanın hiçbir anlamı ve amacı yoktur. Bu nedenle, iktidar partisinin tarihî bir sorumluluğu bulunmaktadır. İktidar partisi Türkiye’yi iyi yönetmek durumundadır ve güven vermek durumundadır ama yaşadığımız terör olayları Türkiye’yi derinden sarsmaktadır ama bunun iktidar partisinde etkisinin hiç olmadığını da görüyoruz, varsa yoksa “başkanlık” adını verdikleri rejim. Şimdi, iktidar partisi bu tarihî sorumluluğunu yerine getirmeli ve Meclis terör gündemli toplanmalı, çalışmalarını yapmalı ve terörü bir an önce ülke gündeminden çıkarmalıyız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sayın Usta…

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İzmir’deki hain saldırıyı nefretle kınadığına, şehit olan polis Fethi Sekin’i rahmetle andığına, bu olayla ilgili bir ihmal olduğu konusunda ciddi kuşkuları olduğuna, Fethi Sekin’in isminin yaşatılması gerektiğine ve 7 Ocak Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de öncelikle, dün İzmir’deki hain saldırıyı nefretle kınıyorum. Nihal Atsız bir mısrasında diyor ki: “Kahramanlık, içerek acı ölüm tasından ileriye atılmak ve sonra dönmemektir.” Gerçek bir kahramandır Fethi Sekin, kendisini rahmetle anıyorum. Dikkati sayesinde, onun kahramanlığı, onun cesareti sayesinde büyük bir katliamın önüne geçilmiştir. Başkalarının çocukları babasız kalmasın diye 3 çocuğunu babasız bırakmış gerçek bir yiğittir Fethi Sekin. Bundan sonra, onun çocukları, onun ailesi milletimize emanettir. Arkanda, sana hayranlık duyan, seni sonsuza dek saygıyla selamlayacak bir ulus bıraktın Fethi Sekin, hakkını helal et.

Şimdi, tabii burada işin diğer bir yanı da bu olayla ilgili bir ihmal var mı? Yani, benim kafamda ciddi kuşkular var. Adliye önünde, terörün bu kadar azdığı bir ortamda kaç tane polis vardı? Bir polis niye orada çatışmak zorunda kalıyor? Diğer polisler nerede? Niye tedbir alınmıyor? Bu sorular cevap bekleyen sorulardır. Bence bu olay hakikaten önemli bir olaydır. Çok büyük bir katliam olabilirdi. Fethi Sekin Allah’ın bir lütfu olmuş, onun cesareti, öyle bir insanın orada olması… Başarılı bir polis, yiğit bir polis ve büyük bir facianın önüne geçiyor ancak geçilemeyebilirdi, büyük bir facia, büyük bir katliam olabilirdi. Şimdi, ben İçişleri Bakanının, İzmir Emniyetinin bununla ilgili bize açıklama yapmasını aslında talep ediyorum. Tedbir alınmadı muhtemelen, öyle anlaşılıyor. Mesela, bu polislerin, polisin niye mermisi bitsin? Yani, böyle bir ortamda, artık, polisin 2 tane şarjörle değil, çok daha fazla mermiyle gezmeleri konusunda bir zorunluluk olması lazım, böyle bir imkânın da polislere tanınması lazım.

Benim diğer bir talebim de Hükûmetten: Fethi Sekin’in, bu gerçek kahramanın, bu yiğidin isminin yaşatılması lazım. Mutlaka onun ismini, İzmir Büyükşehir Belediyesi böyle bir açıklama yaptı orada, gayet güzel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Ama, merkezî yönetimin de Fethi Sekin’in ismini yaşatacak bir çözüm bulması gerekir diye düşünüyorum. Kendisini tekrar rahmetle, minnetle, şükranla anıyorum.

Diğer bir husus: Yarın 7 Ocak, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümü. Orada da kahramanca mücadele eden şehitlerimizi, gazi olmuş, şimdi ahirete irtihal etmiş insanlarımızı rahmetle, minnetle anıyoruz ve Osmaniye’nin 7 Ocak Kurtuluş Bayramı’nı da canıgönülden tebrik ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Yıldırım, buyurunuz.

18.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, ülkenin zor günlerden geçerken demokrasiyi, hukuku, insan haklarını askıya almanın normalleşmeyi sağlamayacağının çok açık olduğuna, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Van’ın Çatak ilçesine atanan kayyumların bazı uygulamalarına ve bir tutuklunun sahip olması gereken hakların Ahmet Şık’a tanınmamış olmasını anlamakta güçlük çektiğine, Adalet Bakanını bu konuda izahata davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, tabii, ülkemiz zor günlerden geçmekte ve biz bunları mütemadiyen dile getiriyoruz. Ancak, bu zor günlerden geçerken demokrasiyi, hukuku, insan haklarını askıya almanın normalleşmeyi sağlamayacağı çok açık. Bir defa, hukuk tümüyle askıya alınmış. Başlı başına kayyum atama süreçleri bir problem iken atanan kayyumların yaptıkları uygulamalar akıllara zarar uygulamalar.

Dün ifade edilmişti ama bir daha ifade edelim: Özellikle, siyasi iktidarın herhâlde sanatla, kültürle bir problemi olmalı çünkü Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine yirmi altı yıldan beri hizmet veren Şehir Tiyatrosunun 30 tiyatro sanatçısının işine son verilerek tiyatronun kapatıldığı atanan kayyum tarafından ilan edilmiş.

Yine, Van’ın Çatak ilçesine atanan kayyum, dün, bugün zırhlı araçlar, askerî personel ve onlarca korumayla birlikte belediyeye giriyor, belediye personelini dışarı çıkarıyor; orada nasıl bir yerel yönetim tahayyül ediyor, anlamakta güçlük çekiyoruz.

Bir diğer husus ise bir hafta önce tutuklanan Ahmet Şık, ilk kez dün avukat ve ailesiyle görüşebildi. Bir haftadan beri avukatlarının ısrarı üzerine, birinci hafta sonunda avukat görüşü sağlanıyor. Düşünün, avukat görüşünün bile yasaklandığı tutukluların var olduğu bir ülkede yargının, hukukun neye tekabül ettiğini biz nasıl anlayalım? Yine dün, Sayın Şık yapmış olduğu görüşmede hem eşine hem de avukatına şunu ifade ediyor: “Bugüne kadar herhangi bir televizyon, herhangi bir radyo, herhangi bir gazete ve herhangi bir kitap bana verilmiş değil talebime rağmen.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Şimdi, buradan bizim çıkardığımız sonuç şu: Bir kişinin tutukluluk hâli bir tedbir amacı taşır, birkaç açıdan tedbir amacı taşır; ya kaçma şüphesi ya da delil karartma sebebiyle ağır bir tedbiri ifade eder. Şimdi, Sayın Şık daha önce bu süreçleri yaşamış olmasına ve muhalif kimliğiyle bilinmesine rağmen bu ülkeyi terk etmemiş, terk etmemeye de direnmiş birisidir, hiçbir kaçma şüphesi yok ve bir tutuklunun sahip olması gereken hakların Sayın Şık’a tanınmamış olmasını anlamakta güçlük çekiyor, Adalet Bakanını bu konuda izahata davet ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir’deki terör saldırısını kınadığına, şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle elbette mücadele edileceğine ancak siyasetin yegâne gündemi terörmüş gibi davranamayacağına, Anayasa değişikliği konusunda 2 partinin belli konularda uzlaştığına ve eğer Meclis onay verirse nihai kararı milletin vereceğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

İzmir’deki terör saldırısını kınıyorum, 2 şehidimize ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyorum, bir kez daha milletimizin başı sağ olsun.

Terörün derdi tüm toplumsal ve politik hayatı etkilemek, kendisini yegâne gündem hâline getirmek ve malum hikâyede olduğu gibi, bir kobra yılanı şeklinde herkesin büyülenmiş gibi kendisine bakmasını ve bütünüyle kendisiyle meşgul olmasını talep eder. Elbette terörle mücadele edeceğiz ve herkese düşen hem güvenliğe ilişkin hem de ahlaki ödevlere ilişkin unsurlar var. Herkes dediğim, devlet işin güvenlik tarafını üstlenecek, insanlar da ahlaken teröre karşı duracaklar, terörün beklediği ve ümit ettiği kin ve düşmanlık tohumları ekme, kesimleri birbirleri aleyhine kışkırtma oyunlarına gelmeyecek, halkın yapacağı bu. Ortak kader ve gelecek istikametinde davranacaklar, kaderimiz ortak, bunu görecekler. Çünkü terör, kendi zayıflığını halkın gücü üzerinden telafi etmek ister.

Siyaset büyülenmiş gibi sadece teröre bakarak ve yegâne gündem terör olmak üzere davranamaz. Türkiye büyük bir ülke, problemleri var, konular var, bunları konuşacak. Anayasa değişiklik teklifi de dün gelmiş değil, otuz yıldır tartışılan bir konu. Bugün bir uzlaşma sağlanmış. Gönül isterdi ki bütünüyle uzlaşma olsun. Bu olmadı, 2 parti anlaştı, belli bir konuda anlaştı, uzlaştı. Kurallara uygun bir tarzda bu geldi, müzakere ediliyor, bunu müzakere edeceğiz medeni bir şekilde. Nihai olarak kararı, eğer Meclis onay verirse milletimiz verecek. Böyle bir mecra üzerinde yürüyen bir işi, millete de güvenerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı.

Buyurunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - …Meclisteki milletvekillerinin, milleti temsil eden buradaki vekillerin de bu konuya ilişkin sağduyusuna güvenerek değerlendirmek gerekir. O yüzden, milletin seçtiği vekillere ve nihayet -kendisine giderse eğer- milletin sağduyusuna güvenerek bu işin değerlendirileceğine olan inancımı ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye'de kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/411)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Zühal Topcu                                   (Ankara)

2) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

3) Ahmet Kenan Tanrıkulu                   (İzmir)

4) Oktay Öztürk                                   (Mersin)

5) Saffet Sancaklı                               (Kocaeli)

6) Ahmet Selim Yurdakul                     (Antalya)

7) İsmail Faruk Aksu                           (İstanbul)

8) Yusuf Halaçoğlu                             (Kayseri)

9) Kadir Koçdemir                               Bursa)

10) Mevlüt Karakaya                           (Adana)

11) Deniz Depboylu                            (Aydın)

12) Ümit Özdağ                                  (Gaziantep)

13) Şefkat Çetin                                 (Ankara)

14) Zihni Açba                                    (Sakarya)

15) Fahrettin Oğuz Tor                        (Kahramanmaraş)

16) Mustafa Kalaycı                            (Konya)

17) Mehmet Parsak                             (Afyonkarahisar)

18) Arzu Erdem                                  (İstanbul)

19) Mehmet Erdoğan                           (Muğla)

20) Mustafa Mit                                  (Ankara)

21) Kamil Aydın                                  (Erzurum)

Gerekçe:

8 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen ve 20 Mart 2012 tarihinde 28239 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Bu yasanın çıktığı 2012 yılında kayıtlara göre 210 kadın hayatını kaybetti.

Ülkemizde "Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır." denildiği 2013 yılında 237 kadınımız hayatını kaybetti.

1 Ağustos 2014'te, üç yıllık değerlendirme sürecinin ardından İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. Bu sözleşme, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede sözleşmeyi imzalayan ülkelerle yardımlaşma, dayanışma ve sürekli denetim mekanizması altında olmayı öngörmektedir. Bu sözleşmede 12 ülkenin imzası bulunmaktadır.

Bu sözleşmenin imzalandığı 2014 yılında 295 kadın hayatını kaybetti.

"Kadının tek kariyeri annelik olmalıdır.” cümlesinin sarf edildiği 2015 yılında 303 kadın hayatını kaybetmiştir.

2010 yılı ile 2015 yılı başını kapsayan bir araştırmada, kadınların faillerinin çoğunlukla yakınındaki erkekler olduğu ve bunların 608'inin faili koca veya eski koca, 161'inin faili erkek arkadaş veya eski erkek arkadaş, 213’ünün faili ailedeki erkekler -babası, oğlu, erkek kardeşi, damadı, kayınpederi- veya akraba olduğu kaydedilmiştir.

Erkeklerin kadınları öldürmek için öne sürdüğü sebeplerden bazıları, aldatılma şüphesi, barışma isteğinin reddi, kadının ayrılma veya boşanma isteği ve namus ya da töredir.

Yapılan bu araştırmada öldürülen kadınların yüzde 12,4'ü güvenlik amacıyla resmî bir kuruma başvurmasına rağmen, kadınlar şiddet, taciz veya tehdit yaşamıştır.

Kasım 2015'te yapılan bir araştırmaya göre, her 5 kadından 1’i sokakta veya kamuya açık alanda katledilmektedir.

Günümüzde, koruma istemelerine rağmen koruma verilmediği veya koruma verildiği hâlde hayatını kaybeden kadınlarımızın hakkını savunması gereken Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptığı bir açıklamada, Türkiye'de kadın cinayetlerinin sebeplerine yönelik doğrudan yapılmış resmî bir araştırma bulunmadığı belirtilmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Türkiye'deki kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, işçi ölümlerinin artmasıyla ilgili sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/412)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İşçi ölümlerinin artmasıyla ilgili olarak var olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

2) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

3) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

4) Oktay Öztürk                                                        (Mersin)

5) Saffet Sancaklı                                                    (Kocaeli)

6) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

7) İsmail Faruk Aksu                          (İstanbul)

8) Yusuf Halaçoğlu                            (Kayseri)

9) Kadir Koçdemir                                                    (Bursa)

10) Mevlüt Karakaya                          (Adana)

11) Deniz Depboylu                           (Aydın)

12) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

13) Şefkat Çetin                                                       (Ankara)

14) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

15) Fahrettin Oğuz Tor                       (Kahramanmaraş)

16) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

17) Mehmet Parsak                            (Afyonkarahisar)

18) Arzu Erdem                                                        (İstanbul)

19) Mehmet Erdoğan                          (Muğla)

20) Mustafa Mit                                                        (Ankara)

21) Kamil Aydın                                                        (Erzurum)

Gerekçe:

Türkiye'de 2002 yılından beri işçi ölümleri gittikçe artmaktadır. 6 saatte 1 işçinin hayatı ölümle sonlanmaktadır. İşçi ölümü verilerinin yıllara göre dağılımlarına bakıldığı zaman; 2002 yılının son iki ayında en az 146 işçi, 2003 yılında en az 811 işçi, 2004 yılında en az 843 işçi, 2005 yılında en az 1.096 işçi, 2006 yılında en az 1.601 işçi, 2007 yılında en az 1.044 işçi, 2008 yılında en az 866 işçi, 2009 yılında en az 1.171 işçi, 2010 yılında en az 1.454 işçi, 2011 yılında en az 1.710 işçi, 2012 yılında en az 878 işçi, 2013 yılında en az 1.235 işçi, 2014 yılında en az 1.886 işçi, 2015 yılında en az 1.730 işçi hayatını kaybetmiştir. Yani on üç yıllık AKP iktidarında en az 16.471 işçi yaşamını yitirmiştir.

Belirlenen istatistiki verilerin son üç yılın aralık ayı dağılımlarına bakıldığı zaman ise; 2013 yılının Aralık ayında en az 112 işçi, 2014 yılının Aralık ayında en az 127 işçi, 2015 yılının Aralık ayında ise en az 137 işçi, iş kazalarında yaşamını yitirmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve ilgili kurumlar ile Eurostat verileri baz alındığında, Türkiye'nin iş kazaları ve meslek hastalıkları ölüm oranlarında açık ara Avrupa birincisi olduğu açıkça görülmektedir.

İş yerlerinde çalıştırılması gereken iş güvenliği uzmanlarının yüz seksen saatlik eğitimle mezun olmalarının yetersiz ve uzmanların sahada tecrübesiz olması bu ölümlerin artmasına neden olmaktadır. İş güvenliği uzmanı olanların genellikle iş bulmakta zorluk çeken ve kendine yeni bir alan arayan tecrübesiz kişiler olması sahada tecrübesiz olma gibi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.

Türkiye'de yaklaşık 2 milyona yakın iş yeri iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hizmetleri almakla yükümlüdür. Ancak bakıldığı zaman bu hizmetlerin yetersiz kaldığı görülmektedir.

İş güvenliği uzmanlarının yaptığı stajların uygulamaya yönelik olmadığı ve kâğıt üzerinde kaldığı kamuoyunda çıkan haberler arasındadır. Verilen bu eğitimleri denetleyen kişilerin de yetersiz kalması da başka bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Son olarak, 17 Ocak 2016 tarihinde Çankırı'nın Şabanözü ilçesi Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan çorap fabrikasında gaz kaçağı nedeniyle 202 işçi bölgedeki çeşitli hastanelere kaldırılarak tedavi altına alınırken durumu ciddi olan 1 işçi bulunduğu belirtilmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, işçi ölümlerinin artması ve iş güvenliği uzmanlarının yetersizliğiyle ilgili olarak var olan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

3.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve 20 milletvekilinin, Türkiye'de meslek liselerinin, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin ve meslek liselerinden mezun olanların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/413)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de meslek liselerinin, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin ve meslek liselerinden mezun olan bireylerin var olan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

2) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

3) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

4) Oktay Öztürk                                                        (Mersin)

5) Saffet Sancaklı                              (Kocaeli)

6) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

7) İsmail Faruk Aksu                          (İstanbul)

8) Yusuf Halaçoğlu                            (Kayseri)

9) Kadir Koçdemir                                                    (Bursa)

10) Mevlüt Karakaya                          (Adana)

11) Deniz Depboylu                           (Aydın)

12) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

13) Şefkat Çetin                                                       (Ankara)

14) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

15) Fahrettin Oğuz Tor                                              (Kahramanmaraş)

16) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

17) Mehmet Parsak                            (Afyonkarahisar)

18) Arzu Erdem                                                        (İstanbul)

19) Mehmet Erdoğan                          (Muğla)

20) Mustafa Mit                                                        (Ankara)

21) Kamil Aydın                                                        (Erzurum)

Gerekçe:

Ülkemizde mesleki ve teknik liselerin amacı öğrenciye teorik eğitim yanında pratik kazandırmak ve öğrenci henüz okurken lise sonrası çalışacağı alanda tecrübe edinmesini sağlamaktır. Mesleki ve teknik liselerine giriş için ortaokuldaki öğrenciler TEOG Sınavı’na girerek belli bir puan almak durumundadırlar. Ancak bu sınavdan iyi puan alan öğrenciler genellikle fen lisesi, Anadolu lisesi gibi daha iyi eğitim verildiğine kanaat ettikleri okulları tercih etmektedirler.

TEOG'da düşük puan alan öğrencilerin birçoğu mecburen mesleki ve teknik liseleri tercih etmektedirler. Öğrenciler gitmeye hak kazandıkları mesleki ve teknik liselerde birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Öğrenciler kendilerini hedeflerine taşıyacak okullara kayıt yaptıramamaktadır. Yönlendirme yapılırken aile ve çevre, öğrencilerin fen ya da Anadolu liseleri sınavlarını kazanmalarını güdülemektedirler. Öğrenciler tercih ettikleri bu okullara giremedikleri zaman açıkta kalmamak için herhangi bir meslek lisesine kayıt yaptırmaktadırlar. Hedefi olmayan diğer öğrenciler de mesleki ve teknik okulların sınavsız kayıt yapan bölümlerini tercih etmek zorunda kalmaktadırlar.

Mesleki ve teknik liselerde müfredatlar reel iş sektörü baz alınarak yapılmalıdır. Öğrencilerin mezun olduktan sonra istihdam edilebileceklerini görmesi, öğrencileri okudukları bölümlere daha entegre eder ve ideal oluşturmada yardımcı olur. Eğer mesleki liseler fiziki olarak yeterli hâle getirilmiş olsa, daha farklı ara eleman yetiştirme olanakları olacaktır. Örneğin, Ankara Sincan'da öğrenim gören bir öğrenci OR-AN Mahallesi’ne staj programı için gitmek zorunda kalmayacaktır.

Eğer ortaöğretimde yeteri kadar rehberlik hizmeti verilebilseydi, öğrenciler daha o yaşta ideal edinir ve gerçekten olmak istediği bölümü seçer ve eğer mesleki ve teknik liseleri fiziki olarak yeterli olsa, teorik olarak aldığı eğitimi pratik olarak tamamlayabilir ve reel sektörle iş birliği sağlanabilse öğrencilerin istihdamlarına olan güveni artar ve bugün TEOG'dan başarısız öğrencilerin tercih etmek zorunda kaldığı mesleki ve teknik liselerin kaderi değişir, tüketim toplumu olmak yerine üretim ve bilgi toplumu hâline dönüşebiliriz.

Ulaşılan sonuç, eğer 4+4+4 eğitim sistemi gerektiği gibi, eksiksiz hayata geçirilebilmiş olsa ikinci kademede öğrencilerin bireysel becerilerini ön plana çıkarabilir ve gerekli rehberlik hizmeti verilebilir ve sonuçlar değişebilir.

Tüm meslek lisesi öğrencileri kendi alanlarıyla ilgili ön lisans eğitimi veren yüksekokullara, sınavsız geçişten yararlanarak, diploma puanına göre gidebilmektedirler. Meslek lisesi öğrencileri, kendi alanlarıyla ilgili olsa bile, lisans düzeyinde eğitim veren fakültelere girme hususunda hem katsayı farkı hem de lisede gördükleri program içerikleri nedeniyle dezavantajlı konuma düşmektedirler. Kazandıkları teknoloji fakültelerinde ise aldıkları ortaöğretim eğitimi yetersiz geldiği için dersleri geçmekte zorlanmaktadırlar.

Alan yönlendirmelerine katkı sağlayacak olan kişilik testleri yapılıyor olsa bile bu testleri sonuçlandıracak uzman kadro yetersizdir. Ayrıca mesleki ve teknik liselerdeki rehber öğretmenler, disiplin kurulu işlemleriyle uğraşmaktan asli görevleri olan rehberlik hizmetlerini gerektiği gibi yapamamaktadırlar.

-Mesleki ve teknik liselerin sayısının ve kapasitesinin yetersizliği

-Donanımsal eksiklikler

-Sınıf mevcutlarının kalabalıklığı

-Kamu haricindeki özel sektörün mesleki ve teknik liselere entegrasyonunun eksikliği

-Hâlen görevde olan öğretmenlerin değişen yüzyıla uygun olarak niteliklerinin artırılamaması

-Bazı mesleki ve teknik liselerde ikili eğitim yapılması

-Telafi eğitimi, meslek kursları ve açık meslek lisesi yüz yüze eğitiminde karşılaşılan sorunlar

-Öğrencilerin ideal eksikliği, hedeflerine ulaşamama endişesi, mesleğini sevmemesi

-Mesleki rehberlik, tanıtım ve yönlendirme eksikliği

-4+4+4 sistemine geçilmiş olmasına rağmen öğrencinin ilköğretimde yeteneklerinin ortaya çıkarılamaması ve ortaöğretim kısmını kapsayan mesleki ortaokulların olmaması

-Yabancı dil yetersizliği

-Meslek standartları ve yeterlilikleri belirlenen meslek dalları için ders programlarının yetersiz ve güncel olmaması

-Mesleki ve teknik liselerin öğrenci, veli, toplum nazarında itibarının düşük olması

-Meslek ahlakı ve meslek etiği konusundaki yetersizlikler

-Okul-sanayi iş birliği ve staj çalışmalarının istenilen düzeyde olmaması

-Beceri eğitiminin müfredatta yetersiz olması

Yukarıda açıklanan nedenlerle Türkiye'de meslek liselerinin, meslek liselerinde okuyan öğrencilerin ve meslek liselerinden mezun olan bireylerin var olan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinde yaşanan elektrik kesintilerinin nedenlerinin araştırılması ve sorunların tespiti ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunabilmesi amacıyla 4/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/1/2017 Cuma günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                               

                                                                                      Ahmet Yıldırım

                                                                                              Muş

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

4 Ocak 2017 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından verilen 3453 sıra numaralı Şanlıurfa ilinde yaşanan elektrik kesintilerinin nedenlerinin araştırılması ve sorunların tespiti ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunabilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 6/1/2017 Cuma günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk konuşmacı İbrahim Ayhan, Şanlıurfa Milletvekili. Sayın Ayhan önerinin lehinde konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün vermiş olduğumuz önerge, Urfa’nın uzun bir süreden beridir ciddi bir şekilde gündeminde olan elektrik kesintileriyle ilgilidir. Şanlıurfa ilimiz uzun bir dönemdir özellikle çok sık ve uzun süreli elektrik kesintilerinden dolayı çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. Toplumsal yaşam âdeta felç edilmektedir. Yaklaşık iki yıldır bu konuyla ilgili defalarca önerge vermemize, yetkililerle görüşmemize rağmen ne yazık ki sorun, bırakın çözülmeyi, giderek katlanarak büyümüştür.

Şanlıurfa ili, bildiğiniz gibi, Türkiye’nin nüfus itibarıyla 7’nci büyük ilidir. Suriye savaşıyla beraber, özellikle sığınmacıların en yoğun bir şekilde ilimize gelmesi nüfus sayısında da bir artışa yol açmıştır ve Şanlıurfa ili şu anda Türkiye’nin 5’inci büyük ilidir. 2 milyon 500’e yakın nüfusuyla birçok sorunu da kendi içerisinde yaşayan, âdeta metropol düzeyine gelen bir kent.

Dolayısıyla, Şanlıurfa ilimizin bir diğer özelliği de Türkiye’nin en büyük barajının kendi sınırları içerisinde olmasıdır yani Türkiye’de elektrik üretiminin en fazla yapılmış olduğu Atatürk Barajı Şanlıurfa sınırları içerisindedir. Dolayısıyla, elektrik üretimi açısından da Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri. Çelişkiye bakarsanız, en büyük elektrik üretiminin yapıldığı bir yerin, Türkiye’de en fazla elektrik sorununun, sıkıntısının yaşandığı bir il olması da büyük bir çelişki, büyük bir paradoks oluşturuyor.

Özellikle elektriğin, bildiğiniz gibi, sosyal yaşamda, toplumsal yaşamda birçok kullanım alanları söz konusudur. Isınmadan aydınlatmaya, trafikten ulaşıma, eğitimden sağlığa, ticaretten sanayiye varıncaya kadar birçok alanda elektrik kullanılıyor. Elektrikte yaşanan sıkıntılar, elektrikte yaşanan kesintiler, hâliyle bu alanlarda yaşamını sürdürenleri de doğrudan etkilemektedir.

Örneğin, esnaf Urfa’da yaşanan elektrik sıkıntılarından dolayı ticaretini çok rahat bir şekilde yapamamaktadır, müşterileriyle çok olumsuz ortamlarda karşı karşıya gelmektedir, jeneratör kullanmak durumunda kalmaktadır, kullandığı jeneratörler çevre kirliliğine, gürültüye neden olmaktadır.

Trafik Urfa’da ciddi bir sorun. Elektrik kesintileriyle beraber trafikte de çok büyük sıkıntılar yaşanmakta. Özellikle sabah saatlerinde öğrenciler okula gitmekte, servislerle okullarına ulaşmakta güçlük çekmektedirler. Eğitimde keza, yine aynı sorun. Yani Şanlıurfa Millî Eğitim Müdürünün kendi ağzıyla yapmış olduğu açıklama var. Özellikle kış aylarında ısınma çok ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Ders araç gereçlerini kullanma konusunda da Urfa’da eğitimde büyük sorunlar yaşanmaktadır.

Bir diğer konu: Urfa, bildiğiniz gibi, bir tarım kentidir. Yaz aylarında pompaj sulama sistemiyle tarım yapılmakta. Bu elektrik kesintileri öyle bir noktaya gelmektedir ki özellikle çiftçiler, kendi ürünlerini zaman zaman tarladan kaldıramamaktadırlar ve ürünler tarlada kurumaktadır. Bu da büyük bir ekonomik kayba neden olmaktadır.

Diğer yandan, özellikle kış aylarında elektrik kesintilerinin olması nedeniyle çok ciddi sağlık sorunları da yaşanmaktadır. Yani saymakla bitmiyor. Bu elektrik kesintileri yaşamı bir bütün olarak karartmakta, bir bütün olarak yaşamı felç etmektedir ve ne yazık ki biz bütün bunlara bir çözüm, Şanlıurfalı hemşehrilerimizin sıkıntılarının giderilmesine yönelik bir çare üretemedik. AKP milletvekilleri de yapamadı, biz de yapamadık, yapmış olduğumuz girişimlerden de sonuç alamadık. Bir el özellikle bu özel elektrik şirketlerini sanki koruyor, sanki bunların oluşturmuş olduğu mağduriyetlerin giderilmemesi için özel bir gayret sarf ediyor. Sayın Enerji Bakanı her kürsüye çıktığında çok kibirli, böyle çok üstenci bir dil kullanarak enerji sorununun olmadığını söylüyor ama Urfa’daki enerji sorunu başta olmak üzere, son günlerde de Türkiye'nin batı kesiminde yaşanan enerji sorunlarını eklediğinizde çok ciddi bir enerji sorununun olduğu gerçekliğini de biliyoruz. Dolayısıyla, Enerji Bakanının gerçekçi bir enerji politikasının olmadığını çok rahat bir şekilde ifade etmek mümkündür. 29 Aralıkta, İstanbul’da, Tekirdağ’da, İzmit’te, Sakarya’da günlerce elektrik kesintisi yaşandı ve bu elektrik kesintisinin hâlen nedeni açıklanmamış.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hâlâ devam ediyor.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – İşte, “Siber saldırı olmuş.” deniliyor, “Sabotaj olmuş.” deniliyor, kış şartlarından kaynaklı yaşanan arızaların olduğu söyleniyor ama bu, gerçekliği ifade etmiyor. Bunun en temel nedeni, uzmanların yapmış olduğu açıklamalar, odaların yapmış olduğu açıklamalar üzerinden ifade edersek, ekonomidir. Biliyorsunuz, Türkiye’deki elektrik santrallerinin yüzde 40’ı doğal gazla çalışıyor ve son yaşanan kesintilerin temel nedeni de doğal gaz sıkıntısıdır. Doğal gaz alımı gerçekleştirilmediği için elektrik kesintileri yapıldı ama bu hakikat, bu gerçeklik topluma farklı bir şekilde sunulmaya, toplum aldatılmaya, toplum kandırılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin ciddi bir şekilde enerji politikası üretememe problemi var. Bu problem de başta Urfa olmak üzere Türkiye'nin genelini çok ciddi bir şekilde rahatsız etmekte, toplumsal yaşamı karartmakta ve insanlar mağdur edilmektedir.

Bu konunun da enine boyuna araştırılmasını, enine boyuna bu konuyla ilgili kalıcı çözümlerin üretilmesini istiyoruz ve onun için de aslında bu araştırma önergesini vermemiz, araştırma komisyonunun kurulmasını talep etmemiz de salt bunun içindir, çözüm üretemediğiniz içindir. Ben inanıyorum ki yine sayısal çoğunlukla, işte bu araştırma önergemiz reddedilecektir ama bu yapılan şey kesinlikle doğru değildir. Bu reddediş anlayışının, bu sorunlara duyarsız kalma anlayışının da artık terk edilmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bir diğer konu da elektrikte olduğu gibi, Urfa’da siyasal yaşamın karartılmasıyla ilgilidir. Özellikle partimize yönelik, 7 Hazirandan beridir siyaset yaptırmamaya yönelik özel bir politika uygulanıyor. Türkiye genelinde demokratik siyasete yönelik gerçekleştirilen tasfiye operasyonları, Urfa’da daha yoğun bir şekilde gerçekleşmektedir. En yakın örneği, 12 Aralıkta belediye başkanlarının, il başkanlarının, ilçe eş başkanlarının, eski-yeni yöneticilerimizin içerisinde olduğu ilgili-ilgisiz, alakalı-alakasız 250 insan gözaltına alındı ve hâlen de gözaltında tutulmaktadırlar. Peyderpey mahkemeye çıkarılmakta, çok eski parti faaliyetleri gerekçe gösterilerek 70’e yakını da tutuklanmış durumdadır. 12 Aralıktan bugüne kadar yirmi beş gündür, bu arkadaşlarımız Şanlıurfa merkezde bulunan kapalı spor salonunda tutulmaktadırlar. Âdeta, bu kapalı spor salonu da toplama kampı görünümündedir. Çok kötü koşullarda ve zaman zaman Urfa Emniyetinde fiziki işkenceye maruz kalarak burada tutulmaktadırlar. Bu bile başlı başına büyük bir hukuksuzluk; siyasetin engellenmesine, siyasetin önünün kesilmesine yönelik bir uygulamadır. Siyasal iktidar, Urfa’da ikinci parti olmamızı herhâlde hazmedememiş, demokratik yöntemlerle Urfa’daki siyasetin karşısına çıkamadığı için devletin yargı ve kolluk güçlerini kullanarak bizi siyaset sahnesinin dışına itmek istiyor, bu asla kabul edilecek bir şey değildir. Bu arkadaşlarımız demokratik bir yöntemle siyaset yapan arkadaşlarımızdır. Dolayısıyla, görüşlerini beğenmeyebilirsiniz, tasvip etmeyebilirsiniz, karşı tarafta bulunabilirsiniz ama devletin olanaklarını kullanarak bu arkadaşlarımızın derdest edilmesi de kesinlikle doğru değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Şanlıurfa iline ilişkin elektrik kesintilerinin giderilmesine yönelik tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilen önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Geçen gün benzer bir önergeyi -Cumhuriyet Halk Partisine mensup arkadaşlardan geldi- görüştük, hatta grup adına yine ben konuştum. Demek ki bu, gündemde kalan bir mesele, problem çözülmüyor. Belki var olan problem mevsim ve diğer nedenlerden biraz daha yoğunlaştı ama bu meselenin çözülmesi lazım.

Enerji talebi, üretimi, arzı, özelleştirmesi, kesinti nedenleri üzerinde epey durduk, çarelerin araştırılması üzerinde de durduk. Sayın Bakana söyledik, “Özelleştirmeyle kaynak sağladınız ama problem çözmediniz.” dedik, “Özelleştirmenin amaçlarına, ilkelerine uygun davranmadınız.” dedik, “Orada özelleştirmeden beklenilenler karşılanmadı.” dedik. Yeteri kadar bu problem çözülmediği için de araştırmanın yapılması gerektiğini düşündük ama yeteri kadar açıklama da maalesef Hükûmetten gelmedi.

Hükûmet bu konuyu ciddiye almıyor. Burada hiçbir bakan bu konuyla ilgili görüş beyan etmekte istekli değil; burada olanı da, sorumlusu da, sorumsuzu da hiçbir konuya girmiyor. Şimdi, burada hatlar mı yetersiz, hava mı soğuk, yeterli üretim mi yok, var da iletim sıkıntısı mı var, dağıtımı alan şirket pes mi etti, kayıp kaçaktan sıkıntı mı var, terörden mi, yeterli güvenlik önlemi yok mu, yeterli yatırım da mı yok, yoksa “Cenab-ı Hak’tan geldi.” deyip oturacak hâlimiz yok, bunun nedenlerine bir -ne yapmamız lazım- bakmamız lazım.

Burada bu işi alan şirketin birkaç yıl önce genel müdürü bana geldi. Bir sıkıntıları var, kaynak aktarılması lazım. Söylüyorlar: “Özelleştirme İdaresinde bürokratlar bizi yanılttı.” Nasıl yanılttı? “Kayıp kaçak oranını olduğundan düşük gösterdi.” Ya, kardeşim, sen yüzde 70-80 kaçak olan bir şirkete talip oluyorsan, oradaki bürokratı zaten bir aşağı bir yukarı yüzde oranıyla şikâyet etmen mümkün değil. Neden değil? Özelleştirme Yüksek Kurulu var, Başbakan var Kurulda, ilgili bakanlar var, altında da imzaları var. Şimdi, olaya böyle baktığınız zaman, bidayetinde zaten işin sakat bir iş yapılmış yapılırken.

Şimdi, orada kayıp kaçak oranı yüksek; Şanlıurfa’da 9 tane AKP vekili var. Demek ki vatandaş bu işten memnun, AKP de onları hoşnut etmek istiyor. Böyle düşünülebilir mi? Vatandaşı böyle ilzam etmemiz mümkün değil, AKP problemin çözülmesini istemiyor. Bunu çözmeniz lazım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir tane burada yok. Bak, Şanlıurfa’da elektriği konuşuyoruz, bir tane yok burada. Urfalı yok, Urfalı.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ya, Sayın Vekilim, haklısınız, burada bazen nazire yapıyoruz, bazen -ne yapıyoruz- birbirimize laf da atıyoruz, şaka yapıyoruz konuşurken daha iyi anlaşılsın vesaire diye ama bu mesele ciddi bir mesele.

Doğal gazın özelleştirilmesinde de çok büyük sıkıntı var. Bunların ne yapılması lazım? Bir bakılması lazım.

“Ben orada vatandaşın elektriğini kesiyorum.”, Urfalı vatandaşa bunu söylüyorsunuz, “Ödemiyorsun, kesiyoruz.” Tamam, ödemiyor, kesiyorsun da vatandaş niye ödemiyor? Güle oynaya ödemiyorsa istismar ediyor. Eğer ödeyecek gücü, takati yoksa o da AKP’nin kabahati. Neden? Ekonomik şartlar iyi değil. Ama, bu sefer diyeceksiniz “Biz 9 tane milletvekili çıkarıyoruz, orada şeyimiz var.”

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Bir de Bakan.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bu işi halletmemiz lazım. Bunlara bir çözüm -ne yapmak lazım- bulmak lazım. Bu olay hakikaten sıkıntılı. Trafikten vesaireden neye bakarsanız bakın önergede problem devam edip gidiyor.

Şimdi, CHP’li arkadaşların verdiği önergede de ne vardı? “Aşırı yağış, fırtınanın elektrik iletiminde yol açtığı arıza, nakil hattının kopması arızası, fabrikalara elektrik verilemediği, siber saldırı...” diyor. Ya, bir yetkili çıkıp da Allah rızası için “Şunun şurasından şu.” dese iş rahatlayacak, burada bu kadar da bu mevzu her gün gündeme gelmez. Komisyona gelirsiniz, bir bilgi verirsiniz, iş gider.

Bakıyoruz, ciddi bir gazete, her gün Hükûmetin de beyanları burada yer alır “Elektrik batıya ulaşmıyor, iletim ihaleye takılıyor.” diyor. Doğru mu, yanlış mı? Bilmiyorum ben, birisinin bana cevap vermesi lazım, bir bu. Bunun dışında “Bir saat elektrik kesintisi 18 milyon -geçen gün konuştum- kaybettiriyor.” Ya kardeşim, hakikaten zorunlu muyuz kaybedecek, böyle bir şey mi var? Başka bir şey söylüyor: “Sorun soğuk değil -bu sanıyorum doğal gazı kastediyor- depolama eksikliği.”

Ya, bu hakikaten Türkiye Büyük Millet Meclisinde her gün konuşulsun ama bunu gelin ilgili komisyona getirelim -Komisyon Başkanı da nerede, buradaydı biraz önce- Komisyonda bir tartışalım, eğer bizim yapabileceğimiz bir şey varsa destek verelim. AKP’nin zaten bunu yapmaya Komisyonda da gücü var, burada da var. Gelin bunu bir bitirelim, biz de destek verelim. Ama, her seferinde, burada, mesela çok iyiymiş gibi, özelleştirme yaptınız, problemi çözdüğünüzü zannediyorsunuz. Hâlbuki, özelleştirme yapılarak maliyetin kime, kullananlara ne kadara mal olduğunu, maliyetinin ne olduğunu da izah etmek lazım. Bu, bizim sanayicimize, ihracatçımıza rekabet şansı getiriyor mu?

Burada problem büyük. Dağıtım şirketlerinin ödenmiş sermayesi ne kadar, bilelim; Bakanlığa sesleniyorum.

Bankaların, ilk 10 bankanın -geçen burada söyledim- sermayesi ne kadar, bir de ona bakalım. Bir mukayese edin, yüzde 2-3 kâr marjıyla bu kadar sermaye yatırdığın dağıtım şirketleri ne yapıyor? Kâr marjıyla çalışıyor. Bunlar satın almak için nereden kredi aldılar? Bankalardan. Ne aldılar? Dövizle aldılar, dövizle yediler. Şimdi üstüne geldi, ödeyecek; ödeyemiyor.

Başka sıkıntılar var: Üretim şirketlerinin sermayeleri, diğerleriyle mukayese ettiğinizde sanıyorum daha düşük. Hâlbuki üretimin sermayesinin daha güçlü olması lazım. Bankacılık sistemini de kilitliyorsunuz. Hani burada “KOBİ’lere kredi vereceğiz.” diyorsunuz ya, bunlara veriyorsunuz, dağıtıma. Dağıtıma verince ne oluyor? Öbür adamlara vereceğiniz kalmıyor orada.

Bir de bu dağıtıma verdiğiniz paraların, acaba kredilerin geri gelişi mümkün mü değil mi? Getirin bunu Komisyona, gelin burada araştırma önergesi verelim. İmzaya açtım ben, tamamladım araştırma önergesini. Buradan AKP’li arkadaşlara da, grup yöneticilerine de hassaten rica ediyorum, tenkit etmiş olmak için de yapmıyorum, bu memleketin en ciddi sorunuysa bu, bu sorun üzerine eğilelim, bir master plan yapalım.

Babam rahmetli çok iyi bir maliyeciydi. “Ula oğlum, sen de maliyeci oldun amma şu milletten bir kere isteyin, bir daha istemeyin.” derdi. Her seferinde bu problem değişik bir şekilde bizim önümüze geliyor. Tenkit etmek için biz elli yol buluruz. Gelin, hadi bir yapıcılık yapalım burada, söz alalım AKP’li arkadaşlardan. Yok burada bunun temsilcileri. İşimi gücümü bıraktım ben, iki üç gün önce bunu konuşmuştum -buradan daha önemli bir yer yok- bu işi ciddiye alalım, bu işi hakikaten ne yapalım, bir bakalım.

Ondan sonra, bakım onarım işletmeleri özelleştirme yapıldıktan sonra bakım onarım yapıyor mu? İşçileri çıkardınız “Özelleştirme yapıyorum.” diye. E şimdi, bir taraftan da taşeronları geri almaya çalışıyorsunuz. Burada hatta TPIC vesairede, TPAO’da büyük problemler var, bunlar bize yansıyor. Özelleştirmeye çalışıyorsunuz, insanları dışlıyorsunuz. Fiyatlar düştü diye şimdi zarar ediyor, yarın fiyatlar arttığı zaman kâr yazacak şirketler var. Bir katlanırsınız bir sürede, her şeyi ileri atmazsınız. Hinihacette ne var? Lazım olacak şey var. Et Balığı siz özelleştirmediniz, lazım oldu, siz şimdi başka bir organizasyona gidiyorsunuz. Tenkit mi ettik? Yok.

Bunda da gelin bir iyice inceleyelim şu işi. Ben AKP’li arkadaşlardan bu konuda duyarlılık bekliyorum, özellikle de Hükûmeti ikaz etmeleri konusunda çünkü bu iş pek ciddiye alınmıyor.

Ben teşekkür ediyorum. Yüce heyete saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum tekrar Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Öneri lehinde ikinci konuşmacı, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar.

Buyurunuz Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün İzmir’de hayatlarını kaybeden, şehit olan Fethi Sekin ve adliye çalışanı Musa Can kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine sabır diliyorum, ulusumuza da sabır diliyorum.

Evet, hepinizin bildiği gibi, Türkiye’nin en önemli problemi terör. Biz günlerimizi bu Parlamentoda terörle değil, neyle geçiriyoruz? Parlamentonun yetkilerini bir adama devretmekle, bir kişiye devretmekle bütün zamanımızı, mesaimizi harcıyoruz; günlerce komisyonda harcadık, gelecek hafta da belki günlerce burada harcayacağız. Aslında, yapmamız gereken şey, bu Parlamentoyu “Terörü nasıl çözeceğiz?” üzerine yoğunlaştırıp, ortak aklı bulup ve hep birlikte terörün belini kırmak, Türkiye’yi bu terör belasından kurtarmak olmalı.

Bakın, şimdi, siyasi partiler zaman zaman araştırma önergeleri getiriyor; HDP de elektrik problemini getirmiş, birkaç gün evvel Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Türkiye’deki elektrik probleminin araştırılmasıyla ilgili bir araştırma önergesi verdi. Ama konuşamıyoruz burada, onar dakikalık konuşmalarla geçiştiriyoruz ve “Elektriği nasıl üretiriz, nasıl dağıtırız, nasıl iletiriz?”i konuşamıyoruz burada. Konuşmamız gereken şeyler bunlar aslında. Bir ülke 21’inci yüzyılda elektrik kesintisini konuşuyorsa bu ülkede hiçbir şey yapılmamış demektir arkadaşlar. Bir ülkede konutlar elektrik olmadığı için ısıtılamıyorsa, insanlar ısınamıyorsa bu ülkede hiçbir şey yapılmamış demektir. Bir ülkede sanayi elektrik yüzünden milyonlarca lira kaybediyor, milyonlarca dolar kaybediyorsa çok şeyden konuşmak mümkün değil. Diyoruz ya, elektrik…

Şanlıurfa’nın problemlerini getirmiş arkadaşlarımız, bunun araştırılmasını istiyor. Türkiye’de sadece Şanlıurfa’nın mı elektrik problemi var? Hayır, 81 ilin elektrik problemi var. 81 ilin her birinin lokal özellikleri var. Şanlıurfa’da yaşayan insanların yaşadığı elektrik problemi farklı, Kocaeli’de yaşayan insanların elektrik problemi farklı, yine bir başka kentte yaşayan insanların, vatandaşlarımızın elektrik problemi farklı. Ne problemimiz var? Üretim problemimiz var elektrikte. Yine, biraz sonra, belki, AKP Grubu adına konuşacak arkadaşım Türkiye’deki elektrik üretiminin nereden nereye geldiğini bize ifade edecek. Arkadaşlar…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Doğru bir şekilde.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Doğru, Sayın Bakan da buradan “Doğru.” diyor.

Sayın Bakanım, size bir önerim var; ben baktım, siz de bakın: Bundan önceki on yıla bakmayın, ondan önceki onar yıllık periyotlara baktığınızda Türkiye’nin ihtiyacı olan elektrikten fazlasının üretildiğini ve yatırım yapıldığını göreceksiniz. Bunun yatırımının tümünü de devlet yapmış, tümünü devlet yapmış ama iktidarınız döneminde, on dört yıllık dönemde Sayın Bakan, devlet bir tane yatırım yapmamış. EÜAŞ’ın elektrik üretimindeki yüzde 50’lerdeki, yüzde 60’lardaki, yüzde 70’lerdeki payı yüzde 22’lere düşmüş; bilginiz olsun diye söylüyorum. Aslında abartılacak bir durum yok.

Şimdi, bu, çok teknik bir konu, çok detaya girmeyeceğim, oradaki HES’lere girmeyeceğim, nükleer santrale girmeyeceğim, konu çok yoğun ama birçok problemi var, iletim problemi var. Bakın, ne yaptınız: 21 dağıtım şirketine böldünüz Türkiye’yi ve şehirlerimizi bu 21 dağıtım şirketine paylaştırarak elektrik dağıtım şirketlerini kurdunuz. Peki, başarıyı yakaladık mı elektrik dağıtım şirketlerinden sonra? Elektrik dağıtım şirketleri özelleştirildikten sonra, 15,5 milyar dolarlık özelleştirme yapıldıktan sonra Türkiye’deki problemler çözüldü mü? 15,5 milyar doların 1 dolarını yatırıma ayırmadınız, 21 dağıtım şirketinden aldığınız paraların 1 dolarını yatırıma ayırmadınız.

“Dağıtım sorunu” diyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerini incelediğimizde Türkiye’deki -en son 2013’te son elektrik bölgesini özelleştirdik- arıza sayısına ve arıza sürelerine 2011’den sonra baktığımızda büyük bir ilerleme yani geriye gitme olduğunu görüyoruz. Devletin elindeyken yani tek bir kurumken, tekken, bölünmeden falan arıza sayıları daha az ve arıza süreleri daha kısaymış ama elektriğin dağıtım işi özel dağıtım şirketlerine geçtikten sonra arıza sayıları artmış. Birçok örnek verilebilir ama Şanlıurfa’nın içinde bulunduğu sadece Dicle Dağıtım Şirketinin arıza sayısına baktığınızda -2007’yle karşılaştırmak istiyorum- arıza sayısı 188 bin adetmiş, 2015 sonu itibarıyla 370 bin adede çıkmış; yine, süresi 132 bin 822 dakikadan neye çıkmış, 340 bin dakikaya çıkmış. Bütün elektrik dağıtım şirketlerinde böyle, arıza sayıları artmış ve süreleri artmış. Demek ki özelleştirmeniz başarıyı getirmemiş, bunu söyleyebiliriz.

TEDAŞ bir uygulama yapmış “Elektrik dağıtım şirketlerinde problemler yaşanıyor, vatandaşlar problemler yaşıyor, onlara ulaşamazlarsa bize ulaşsınlar.” demiş TEDAŞ, bir özel hat kurmuş. Zannettik ki, bu özel hatla bizler ve vatandaşlar ulaşacak zannettik ama maalesef vatandaşlar ulaşamıyor, biz de ulaşamıyoruz. Sayın Bakan, bu özel VIP hattını kimin için kurmuş biliyor musunuz? AKP’li milletvekilleri için kurmuş, 2 tane telefon numarası istemiş milletvekilinden. Kimin için kurmuş biliyor musunuz? AKP il başkanları için kurmuş, 2 tane telefon numarası istemiş. AKP ilçe başkanları için kurmuş, 2 tane telefon numarası istemiş. AKP’ye özel VIP hat kurmuş. Bunun teşhisini de yaptık. AKP’li bir milletvekili arkadaşıma arattırdım, çıktı “Alo, buyurun.” dedi; ben aradım, benim telefonum telefon açıldıktan sonra düştü. Bunu, sizin, AKP’li milletvekili arkadaşların önünde yaptık. Maalesef kurumları da partileştirdiniz, kurumları da AKP’nin bir kurumu hâline dönüştürdünüz. Böyle bir uygulamadan, böyle bir kurumdan başarı beklemek mümkün değil doğal olarak.

Yine de iyi tarafından bakmak istiyorum, oraya arayanların istatistikleri elimde, kimler olduğu da elimde ama… Orayı arayan milletvekillerinin ilk 3 sırası kim biliyor musunuz? Şanlıurfa milletvekilleri. Şanlıurfa’daki elektrik probleminin ne kadar önemli olduğunu anlatmak için söylüyorum. Bakın, 13/6/2016 ile 19/10/2016 arası, dört aylık periyotta bu sizin için kurulan özel VIP hattını arayan 1’inci sıradaki milletvekili Şanlıurfa Milletvekili -adını söylemeyeyim, ayıp olur ama belki elektrik problemini çözmek için en çalışkan milletvekili olarak da geçilebilir- 32 kez aramış; 2’nci sırada bir başka Şanlıurfa Milletvekili, 25 kez aramış; 3’üncü sırada yine bir Şanlıurfa Milletvekili, o da 25 kez aramış; daha sonra Mersin Milletvekili geliyor. Bunlar, problemin çözülmesi için o kurulan VIP hattı arayan arkadaşlar. Şanlıurfa’da durum böyle arkadaşlar.

Şanlıurfa, gerçekten elektrik konusunda sıkıntılı çünkü 1 milyon 892 bin nüfusun yaşadığı bir kent, millî hasıladan fert başına düşen gelire baktığınız zaman da sondan 3’üncü sırada. Dediler ya biraz evvel “Şanlıurfa’nın 9 milletvekili var.” Ya, bu milletvekili kendi kendine hiç hizmet etmez mi? GAP denen bir olay var, “GAP’ı gaptırmam.” dedi, GAP’ın sulamasından yararlanamıyor Şanlıurfa. Birkaç yatırım var, onları biliyorum. Şanlıurfa, Mardin gezisine gittiğimde…

Şimdi, kayıp kaçağı biz şöyle konuşuyoruz: Yine, en çok kayıp kaçak olan dağıtım şirketi Şanlıurfa’nın da içinde bulunduğu dağıtım şirketi. Bakın, kayıp kaçakta dünya ortalaması yüzde 15, Avrupa ortalaması yüzde 6; yüzde 8 de bizim bölgelerimizin, gelişmiş bölgelerin ortalaması ama bu dağıtım şirketinde kayıp kaçak oranı yüzde 76. Siz iktidara gelmeden önce de yüzde 76’ydı, siz iktidardayken de yüzde 76, bir iyileştirme yapamamışsınız.

Biz hep şöyle baktık batıdan: “Ya, bizde kayıp kaçak yok; bu kayıp kaçak kullananların cezalandırılması gerekiyor, onların paralarını niye biz ödüyoruz?” Ama orada yaptığım gezide şuna şahit oldum: Oradaki insanlar daha çok tarım yapabilmek için su kuyularında elektrik motorları kullanıyorlar ve elektrik maliyetlerinin yüksekliği ve ürettiği ürünü değerlendiremediği için ne yapıyor? Elektriği kaçak kullanmak zorunda kalıyor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Artvin’de kaçak yok Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Yani neydi bu olay? Devlet, insanları resmen hırsızlığa teşvik ediyor. Niye teşvik ediyor? Elektrik üretimini ucuzlatamadığınız için, 7 kuruşa mal ettiğiniz elektriği vatandaşa 38 kuruşa sattığınız için. Niçin yapıyor?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Vekilim, siz nerede yaşıyorsunuz? Siz nerede yaşıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Devamla) - O GAP gibi büyük bir baraj Şanlıurfa’da olmasına rağmen, siz oraya suyu getiremediğiniz, o tarımla uğraşan vatandaş suyu kullanamadığı için ne yapıyor? Pompalarla kuyudan su çekmek zorunda kalıyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Nerede yaşıyorsunuz siz? Nerede yaşıyorsunuz Sayın Vekilim siz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ne kadar biliyorsun sen bunu, durmadan laf atıyorsun?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yok, yok; nerede yaşıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Susar mısın lütfen.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Hayır, ben on bir yıl Van’da yaşadım, Van’da, konuştuğun Van’da yaşadım.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, insanın aklıyla dalga geçiyorsunuz. Nasıl geçiyorsunuz?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Akar, Artvin’de kaçak yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, efendim, lütfen. Sayın Akar konuşuyor, lütfen, dinleyiniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ya, sus Allah aşkına ya, Allah’a inanıyorsan sus.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Önüne bak.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sus! Sus!

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Önüne bak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Susar mısınız ya?

HAYDAR AKAR (Devamla) – İki dakika bir şey konuşacağız, teknik bir konu konuşacağız; her şeye laf atıyorsun oradan ya.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yanlış söyleme, yanlış söyleme.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Benden fazla konuşuyorsun.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yanlış söylemeyin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, efendim, lütfen, hatibe laf atmayın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Haydar Bey, Genel Kurula hitap edin.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Haydar Bey, siz buraya konuşun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Benden fazla konuşuyorsun.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yanlış söylüyorsun, doğruyu söylüyorum.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Neyi söylüyorum yanlış? Ne söylüyorum?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğru söylemiyorsun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Haydar Bey…

BAŞKAN – Sayın Akar, Genel Kurula hitap edin. Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bildiğin bir şey varsa gel burada konuş.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Var, var.

BAŞKAN – Sayın Akar, siz Genel Kurula hitap edin efendim.

FATMA BENLİ (İstanbul) - Siz devam edin, siz devam edebilirsiniz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – İşte, bu tür insanlar oradaki problemin çözümüne engeller.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Aynen.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Bakan da çıkıyor, diyor ki: “Siber saldırı var.” İnsanın aklıyla dalga geçiyorsunuz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğruları söyleyince bu iş böyle.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siber saldırı şeylerine baktım, dünyada on-line izleyenler var, raporlar yayınlanıyor. Belirttiği periyotta elektrik kesintilerinin olduğu dönemde Türkiye bir tane siber saldırıya uğramamış. Ne var biliyor musunuz? 19 tane yüksek gerilim direğimiz devrildi. Niye devrildi? Bakımsızlıktan devrildi. Niye devrildi? İlgisizlikten dolayı devrildi. Niye devrildi? Çok uzun yıllara ait olması nedeniyle metal yorgunluğundan devrildi. Kim yapacak arkadaşlar bunları, kim? Biz söylediğimiz zaman da “Yanlış konuşuyorsun.” diyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Yanlış söylüyorsunuz, yanlış…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, hiç bilmediği bir konuyla ilgili burada “Yanlış söylüyor.” diye itham ediyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Yalan” demiyorum, bakın, özellikle “yalan” demiyorum.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Siz beni düzeltin gelin lütfen burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz bir dakika daha kullanmak istiyorum.

FATMA BENLİ (İstanbul) - Siz devam edin konuşmanıza. Laf atma ilk defa Mecliste olan bir şey değil ki.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Haydar Bey, bir sakin olun.

BAŞKAN – Sayın Akar, buyurunuz bir dakika ek süre veriyorum.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ne dedik? Su kuyuları, bunların problemlerinin giderilmesi lazım. Nasıl gidereceğiz? Evet, GAP’ın suyunun bir an evvel Şanlıurfa’nın, Mardin’in, o bölgede tarımla uğraşan vatandaşlarımızın ayağına getirilmesi gerekiyor. GAP’a ne zaman başlandı? Siz bu yollara bu kadar, tünellere bu kadar… 92 milyon dolara mal edilen aynı uzunluktaki bir yolu biz 1 milyar dolara mal ediyoruz ya, işte bunlar da yapacağımız tasarruflar. İşte, 15,5 milyar dolara dağıtım şirketlerini özelleştirdik ya, oradan aldığımız paralarla, kazandığımız paralarla bu yatırımı yapmış olsaydık Şanlıurfa’da kayıp kaçak oranları da aşağı çekilirdi; yine, süreler, arızalar giderilebilirdi. Demek ki bunları planlayamıyoruz, planlayamıyoruz; planlayamadığınız da… İşin kötüsü sadece sattınız; var olan varlıklarımızı, millî değerlerimizi sattınız ve onun üzerine cari açıkları kapatıp insanlara bir pembe tablo sunmak için yarış içerisindesiniz ama maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) - …insanları iliğine kadar sömürdüğünüzü gördük.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizden rica ediyorum, benim yanlışlarımı gelin burada düzeltin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Söz istiyorum zaten.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif eden Japonya Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Kentaro Sonoura ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” Denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclisimizi ziyaret etmekte olan Japonya Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kentaro Sonoura ile beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunuyorlar. (Alkışlar)

Kendilerine Türkiye Büyük Millet Meclisi adına hoş geldiniz diyorum, Japon dostlarımıza selamlarımızı iletiyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Başkan, ben 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, bir söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurunuz.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Ben sayın vekilimize “Yalan söylediniz.” demek istemiyorum; bu, kaba bir üslup olur.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Dedin ya zaten.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “Yanlış söylediniz.” demek istedim, ne kadar o bölgede yaşadığını sormak istedim. Bu da bu Meclisin sataşması olarak hani hoş görülürse diye yaptım açıkçası.

Ben o bölgede, Van’da on bir yıl yaşadım ve elektriğin, elektrik kesintisinin, orada elektriksizliğin ne demek olduğunu bilirim; orada yapılan hizmetlerin de nasıl olduğunu çok iyi bilirim. Ben vekilimizin bu kaba üslubunu da açıkçası çok hoş karşılamadığımı söylemek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, bölgede ne kadar yaşadığımı sordu, bir onu cevaplamak istiyorum. İkincisi, söylemek istemiyorum ama… (CHP sıralarından “Kaba dedi.” sesleri) …bir hanımefendinin ağzına da yakışmadı, kaba davrandığımız konusunda ithamda bulundu.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Akar.

İki dakika…

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Konya Milletvekili Hüsnüye Erdoğan’ın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz bölgelerimizin milletvekili değiliz, Türkiye milletvekiliyiz. Bunu bilmek zorundayız.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Doğru, evet.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Elektrik sadece Şanlıurfa’nın problemi değil, tüm Türkiye'nin problemi, bunu da böyle kabul etmeliyiz.

Hızlı hızlı sıralayacağım, vaktim iki dakika.

Üçüncüsü: Bakın, bir gerçeği söylüyorum, 21 elektrik dağıtım şirketi 15,5 milyar dolara ihale edildi ve özelleştirildi. Özelleştikten sonra, sizin rakamlarınızla, yine, kurumun rakamlarıyla arıza sayılarının ve sürelerinin arttığını söyledim. Yine, özelleştirildikten sonra, bu kadar özelleştirilme yapıldıktan sonra, yapılan yatırımların, özel şirketler tarafından yapılan yatırımların tümünün vatandaşın faturasına yansıdığını bilmeniz gerekiyor. Siz, bir şey yapmadınız, her şeyi özele yaptırıyorsunuz ve vatandaş aldığı hizmetin her bedelini ödeyerek alıyor. Yani markete, bakkala girdiğinizde paranızla size talep ettiğiniz hizmeti ediyor, paranız kadar hizmet ediyor, alışverişinizi yapabiliyorsunuz, devletten de insanlar parası kadar alışveriş yapar noktasına geldi, elektriğini de öyle, yolunu da öyle, suyunu da öyle kullanır noktasına geldi.

Dördüncüsüne gelince, “kabalık” dediniz, asla bir hanımefendiye kabalık yapmayı düşünmem, yine de kabalık yaptım demiyorum, ama ikaz etmeme rağmen, birkaç kez ikaz etmeme rağmen, susmadınız.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Herkes gördü! Herkes gördü ne yaptığınızı!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, gördü.

Genelde de siz yapıyorsunuz bunu ve orada veya bir başka yerde oturuyorsunuz, konuşmacı konuşmaya başladıktan sonra sürekli laf atıyorsunuz.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Siz yapmıyor musunuz Sayın Akar?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Söyleyecek sözü olan herkesin buraya gelip konuşması gerekiyor.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sizden öğreniyoruz öyle yapmayı.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Eğer varsa, ben yanlış söylüyorsam bunu düzeltebilirsiniz, beni ikna edebilirsiniz, bunda bir problem yok ama siz ikna olmuyorsunuz. Niye ikna olmuyorsunuz biliyor musunuz? Çünkü bir yere endekslenmişsiniz, bir yere kanalize olmuşsunuz, bütün düşüncenizi oraya yönlendirmişsiniz…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Lütfen, lütfen…

HAYDAR AKAR (Devamla) – …oradan gelecek talimatlara göre hareket ettiğiniz için, burada kim konuşursa konuşsun, burada kim doğruları söylerse söylesin, burada kim istatistiki veriler verirse versin, devletin kurumlarının yayınlamış olduğu verileri versek bile siz oradan karşı çıkıyorsunuz.

FATMA BENLİ (İstanbul) – Ama her zaman sataşma yapılıyor. Niye öyle…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu ülkede üretim olmaz, bu ülkede gelişme olmaz, bu kafanızı değiştirmediğiniz sürece, bu beyninizi bir kişiye emanet ettiğiniz sürece bu gelişme olmaz diyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Vekilim, siz kendinize sahip olun. Sağ olun, var olun!

FATMA BENLİ (İstanbul) – Her zaman oluyor, ilk defa olan bir durum değil ki!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Haydar Bey’in eleştirisini reddediyorum. Bunun şahidi milletimizdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ilinde yaşanan elektrik kesintilerinin nedenlerinin araştırılması ve sorunların tespiti ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunabilmesi amacıyla 4/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhinde Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, geçtiğimiz günlerde -grup önerisi gerçi Urfa’yla alakalı ama- özellikle Türkiye’de yaşanan, İstanbul bölgesinde yaşanan elektrik kesintileri biraz önce mevzubahis oldu. Tabii, yedi ana hattın, ana omurgayı besleyen yedi ana hattın aynı anda, tarihte belki ilk defa arızalanması, doğal şartlardan kaynaklanan bu arızalarla birlikte aslında daha sonra yapılan tetkiklerde üç ayrı noktada yer altı kablolarının kesildiğinin tespit edilmesi ve buna benzer bazı girişimlerin oluşması savcılık ayağında da bazı çalışmalara sebep olmuş durumda. Dolayısıyla, şu anda dört ana hattın ayağa kalkmasıyla birlikte elektriğin sağlanması ama bunun konforunun artacak şekilde tamamlanması noktasında çalışmalar devam ediyor. Diğer taraftan bu saldırıların -siber saldırıların- olmadığını ifade etmek de mümkün değil ama siber saldırılar neticesinde elektrik kesintileri yaşanmış da değil, bunun altını özellikle çizmek lazım ama bu saldırılara maruz kaldığımızı da özellikle bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Son on yılda elektrik ithalatına çok ciddi paralar ödüyoruz. Dolayısıyla, ödediğimiz bu paralar, Türkiye’nin gelişimine, Türkiye’nin büyümesine paralel olarak enerjinin vazgeçilmez bir unsur olduğunu düşünürsek, aslında, önümüzdeki süreçte düşünmemiz gereken en önemli noktalardan bir tanesi.

Kayıp kaçak noktasında da son on üç yılda Türkiye genelinde yüzde 25’lerden yüzde 15’lere inen bir oranla karşı karşıyayız. Tabii, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini bu kapsamda değerlendirmiyoruz. Burada, bildiğiniz gibi, kayıp kaçak noktasında çok yüksek oranlar söz konusu. Yapılan altyapı yatırımları ise mevcut aboneliğin gerektirdiği ölçüde gerçekleşmiş durumda ama kayıp ve kaçağın yüksek seviyede kullanılması, kullanılan elektriğin de vahşi bir şekilde artmasına sebep oluyor. Yani, normal şartlarda 10 birim enerjiyle idare edilebilecek bir ısıtma veya diğer ihtiyaçlar, kayıp kaçak elektrik sebebiyle yani vahşi kullanım sebebiyle 15-20 birimlere kadar çıkıyor. Dolayısıyla, kontrol edilemeyen, herhangi bir şekilde bir sayaçtan geçmeyen bu elektriğin hatlara yüklenmesi ve dalgalanmaları sebebiyle de çok ciddi arızalar ve bu arızaların getirdiği elektrik kesintilerinin de yaşanması söz konusu oluyor. Tabii, bunun çözümü, kayıp kaçağın indirilmesi, sayaçların yasal hâle getirilmesi ve bu sayede de kontrol edilebilir elektriğin arzının sağlanmasıyla gerçekleşebilecek. Tabii, şu anda, yaklaşık olarak bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da da kayıp kaçak elektrik oranlarının düşmesi, bu bahsedilen akıllı sayaçlarla birlikte kontrol edilebilir bir büyümeyle birlikte gerçekleşiyor. Bunun önümüzdeki süreçte de devam edeceğini hep birlikte görebiliriz.

Diğer taraftan, elektrik altyapısıyla alakalı yatırım süreçleri otuz kırk yıla dayanan bir geçmişe sahip. Dolayısıyla, hatlarda, 73 bin megavatları geçen bir kurulu güce sahip olduğumuz için, büyümeyle beraber yüklenmeden kaynaklanan bazı sıkıntılar da oluyor. Dolayısıyla, bizim yatırım miktarlarını artırmamız lazım. Hiç yatırım yapmıyor değiliz, muhakkak ciddi yatırımlar yapılıyor. Bu geçtiğimiz on üç yıl içerisinde enerji tüketimi eğer 3 katına çıktıysa yatırım yapmadan bunun gerçekleşmesi mümkün değil. Ama, önümüzdeki beş yıl içerisinde elektrik altyapısına yönelik 18 milyar liralık bir yatırımın gerçekleşeceğini geçtiğimiz ay Plan ve Bütçe Komisyonunda olsun, Genel Kuruldaki bütçe görüşmelerinde olsun, Sayın Enerji Bakanımız Berat Albayrak’ın ağzından da dinledik burada. Dolayısıyla, enerji altyapılarıyla alakalı önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşecek 18 milyarlık yatırım, aslında bize ciddi manada bu sıkıntıyı aşabileceğimizi gösteriyor.

Tabii, 2023’te 110 bin megavat kurulu güç hedefimiz var. Şu anda 73 bin megavatı aşmış durumdayız. Elektrik enerjisi üretiminin ise 414 milyar kilovatsaate gelmesini hedefliyoruz.

2023’e kadar, bildiğiniz gibi, 2 nükleer enerji santralinin devreye alınmasını hedefliyoruz. Bir üçüncü nükleer santral için de şu anda gerekli çalışmalar devam ediyor, kurulacak yerle alakalı seçenekler de 8-10 noktaya kadar inmiş durumda bildiğim kadarıyla. Önümüzdeki süreçte bunun da tamamlanmasını bekliyoruz. Dünyada 414 nükleer enerji santralinin devrede olduğunu biliyoruz. Şu anda yapımı devam eden 100’ün üzerinde de nükleer enerji santrali var. Bildiğiniz gibi, Fransa’da da enerjinin yüzde 70’i nükleer santrallerden kaynaklanıyor. Japonya’da gerçekleşen bir depremden sonra nükleer enerji tesisleri devre dışı bırakılmıştı ama son dönemde bu tesislerde tekrar elektrik üretilmeye başladığını da buradan bir kez daha ifade etmek isteriz.

Enerjiye büyük paralar harcıyoruz, dolayısıyla yerli enerjiyi öne çıkarmamız lazım. Bu manada, yerli linyit ve yerli kömür üretimine dayalı enerji üretimi gerçekten önceliğimiz olmak durumunda. Bunun yanında, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla alakalı da süreçte çok ciddi bir hızlanma söz konusu. 2019 sonuna kadar yenilenebilir kurulu güçte 45 bin megavatı hedefliyoruz. Bu süreçte Enerji Bakanlığının çok ciddi adımları oldu sektörün önünü açacak ve devam ettirecek noktada. İnşallah bunun neticelerini de hep birlikte alacağız.

Doğal gaz ve elektrikte gene Sayın Enerji Bakanımızın yaptığı açıklamalar var biliyorsunuz, 2017’de doğal gaz ve elektrik fiyatlarında herhangi bir artış öngörülmüyor. Bunun ana sebebi, 2009’da bin metreküp doğal gaza 500 doların üzerinde bir rakam öderken şu anda bin metreküp doğal gazı 200-300 dolar aralığında sağlayabiliyoruz. Dolayısıyla, doğal gazdan kaynaklanan elektrik üretimi, doğal gazın kendi kullanımı ülkemiz için önemli. Bu manada elektrik fiyatlarında da 2017 yılında herhangi bir artış olmayacağını, doğal gazda da herhangi bir artış olmayacağını buradan bir kez daha ifade etmem lazım.

Enerji portföyümüzün çeşitlendirilmesi bu manada önemli; işte bahsettiğim gibi, nükleer, kömür, hidroelektrik, yenilenebilir enerji. Bu manada çeşitlendirme anlamında da ciddi adımlar atıyoruz. Türkiye'nin jeopolitik konumu itibarıyla da enerji noktasında bir “hub”, bir geçiş güzergâhında olmamız, aslında belki de son dönemki siyasi gelişmelerle de ilişkilendirilebilecek bir konu. Çünkü, enerjide Türkiye’nin attığı adımlar gerçekten önümüzdeki dönemde, önümüzdeki on yıllarda, Avrupa’nın olsun dünya enerji piyasasının olsun önemli bir aktörü olması noktasında Türkiye'nin önünü açmış durumda. Şanghay İşbirliği Örgütünün 2017 itibarıyla Türkiye'nin dönem başkanı olması, diğer taraftan TANAP ve Türk Akımı noktasında önemli projelerde ciddi adımlar atılması da bunu destekleyecek argümanlar.

Enerji hacmimiz bulunan ülkelerle yani enerji satın aldığımız ülkelerle bu ticareti millî parayla yapacak olmamız -bu konuda attığımız adımlar da gene ülkemiz için önemli- millî paramızla yani Türk lirasıyla bu ülkelerle yaptığımız enerji ticaretini gerçekleştirecek olmamız aslında devrim niteliğinde bir karar. Çünkü, en fazla dışarıya ödediğimiz para enerjiyle alakalı para ve bu manada, döviz açığı anlamında da Türk parasıyla bu giderlerin ödenecek olması aslında karşılıklı ticareti de artırabilecek adımlar. Yani, biz bir taraftan enerji satın alırken diğer taraftan kendi ürünlerimizi Türk lirası üzerinden bu ülkelere satışımızın önünü de açacak bir gelişme olacak. Dolayısıyla, millî para üzerinden enerji ticaretinin gerçekleşecek olması, bu konuda Enerji Bakanımız Berat Albayrak Bey’in çok ciddi adımları inşallah önümüzdeki süreçte durumu lehimize çevirecek.

Enerji, Türkiye’nin vazgeçilmezi, en önemli gelişim ve genişleme araçlarından bir tanesi ve bu konuda AK PARTİ hükûmetleri geçtiğimiz on dört yıl boyunca Türkiye’nin ihtiyacını en doğru şekilde karşılarken inşallah önümüzdeki süreçte bu yapılacak 18 milyarlık altyapı yatırımıyla beraber önümüz tekrar açılacak diyorum.

Ben grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık ve arkadaşları tarafından, üniversite çalışanlarına yönelik hukuksuz uygulamaların araştırılması amacıyla 11/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

6/1/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 6/1/2017 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Levent Gök

                                                                                           Ankara

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bursa Milletvekili Lale Karabıyık tarafından, üniversite çalışanlarına yönelik hukuksuz uygulamaların araştırılması amacıyla 11/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (799 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 6/1/2017 Cuma günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerindeki söz taleplerini karşılayacağım.

Önerinin lehinde ilk söz, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli vekiller, üniversitelerdeki eğitim bir ülkenin hem dışa açılan penceresidir hem de aslında geleceğe uzanan bir yoludur. Ancak, ülkemizde üniversiteler maalesef siyasete alet olmaya başladı ve siyaset maalesef üniversitelerin içine bulaştı.

Sayın vekiller, akademisyen kolay yetişmiyor. Yaklaşık bir buçuk yıldır burada birlikte görev yapıyoruz, çoğunuz benim de bir akademisyen olduğumu biliyor ve aranızda da çok sayıda -her partide- akademisyen olduğunu ben de biliyorum. Akademisyen zorluklarla yetişiyor. İki yıl master yaparsınız. En iyi ihtimalle dört yılda doktoranız biter. Ardından eğer kadro varsa ve uluslararası yayın yapabildiyseniz yardımcı doçent olursunuz. En az üç yıl yardımcı doçentlik yapmadan doçentlik başvurusunda bulunamazsınız. Doçentlik sınavında iki ağır sınavdan geçersiniz, bazen bu birkaç yıl da sürebilir. En az bir üniversite ortamında beş yıl doçentlik faaliyetinde ders vermeden profesörlüğe başvuramazsınız -bunlar, bu söylediğim rakamlar en iyi ihtimallerle- ve sonunda profesör olursunuz, akademisyenlikte ilerlersiniz.

Sayın vekiller, ben hem bir anneydim hem bir akademisyendim. Akademisyen olmanın zorluklarından bahsettim size. Ben çocuğumu bebekken ayağımda sallarken bir yandan da ders çalışmak zorundaydım, kitap okurdum. Benim kızım evcilik oynamaya başladığında bebeğin böyle sallanacağını düşünüyordu: Eline kitabı alarak ayağında bebeği sallayarak. Çünkü bu bir yaşam biçimidir sayın vekiller. Bunları size niye anlattım? Akademisyen kolay yetişmiyor. Akademisyenler bu ülkenin geleceğidir. Bizler öğrenci yetiştirdik, araştırma görevlisi yetiştirdik ve bu amaçta emek harcadık, ülkenin geleceği için uğraştık.

Evet, şimdi geliyorum esas konuya. 15 Temmuz öncesinde de, 15 Temmuz sonrasında da üniversitelerde hiç de hoş olmayan durumlar hasıl oldu. Öncesinde rektörlük seçimleri, sonrasında o rektörün grubunda olmayan, oy vermeyen, seçime iştirak etmeyen kişilere ya kadro verilmedi ya da onların hiçbiri idari göreve alınmadı, uzak tutuldu. Hatta çoğu üniversitede, basından da bildiğiniz gibi, aynı kişi hem rektör yardımcısıdır hem dekandır hem enstitü müdürüdür hem yüksekokul müdürüdür. Neden, başka kişi mi yok? Hayır, “Bizim ekipten olsun, bizim etrafımızdaki insanlardan olsun.” diye.

Zaman geldi, ki hâlâ da bu var, üniversitelerde birden fazla cemaat çarpıştı, aynı üniversitede birden fazla cemaatin bir savaşı sanki. Benim grubumdakiler, benim kadromdakiler, senin adamın, şunun adamı, bunun adamı derken eğitim her zaman son planda gelmeye başladı. Bakın, az değil, benim de üniversite ortamında yirmi yedi yıl altı aylık bir deneyimim söz konusu.

Sayın vekiller, durum böyle devam ederken aslında rektörlerin bu siyasi tutumları, bu cemaatçi tutumları, geldi bir gün Hükûmetin işine yaradı, hiç ilgisi olmayan bir OHAL KHK’sıyla rektörlük seçimleri bu sebep bahane gösterilerek maalesef kaldırıldı ve Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakıldı. Buradaki çözüm bu muydu? Hayır, değil. Ne yapılması lazımdı? Öncelikle bu mantıktan vazgeçmek lazımdı yani siyaseti üniversiteye sokma mantığından ve rektörlerin seçim sonrasındaki davranışlarının önüne geçilmesi gerekiyordu.

Rektörler sadece akademisyenlerle mi uğraştılar kadro vermeyerek, hatta kendilerine randevu bile vermeyerek? Hayır, kendi dönemlerinde görev yapan daire başkanlarını da tenzilirütbe yaparak başka görevlere, daha alt kademelere getirdiler. Onların yerini de, hiç liyakate bakmadan ve o göreve gelecek kişileri de bulamadıkları için maalesef vekâleten atamalarla geçiştirmeye çalıştılar. Benim üniversitem de bunlardan bir tanesi ve Türkiye’de çok sayıda bu örnekte üniversiteyi ben Sayın YÖK Başkanına da Sayın Bakana da verdim, ilettim.

Geldik 15 Temmuz sürecine. 15 Temmuz sonrasında, her yerde olduğu gibi bu kurumlarda da bir operasyon başladı. Sayın vekiller, suçluların cezalandırılması ne kadar önemliyse suçsuz insanların korunması da o kadar önemli. Bana göre, bu konuda yapılan en büyük hatalardan bir tanesi 15 Temmuz sonrasında üniversitelerde FETÖ operasyonları için tek yetkinin KHK’yla rektöre verilmesiydi. Bakın, YÖK’e bile değil, rektörler inisiyatif hâlindeydi, rektörün inisiyatifine bırakıldı bütün kararlar ve dendi ki: “Bize FET֒cü olarak şüphelendiklerinin listesini ver.” Rektörler liste vermeye başladı. Görüştüğüm 14 rektörün ifadesini söylüyorum: Onlar 30-35 tane isim verdikleri zaman yeterli olmadı, “Daha fazla olmalı.” diye bir bilgi geldiği zaman kendilerine, bu sayıyı 90’a, 100’e çıkarttılar. Uzaktan yakından -olabilir, olmayabilir- herkesin ismini verdiler. Kimisi kendisine oy vermeyeni de verdi, kimisi gerçekten şüpheli olanı da verdi ama kimisi de “Biz bu sayıyı artıralım da sonra bana da ‘FET֒cüleri koruyor.’ demesinler.” diye çekinerek verdi. Ardından incelemeler başladı, hiçbiri birisini tutmuyor sayın vekiller, bir üniversitedeki uygulama diğerini tutmadı. Kiminde komisyon var, kiminde komisyon bu kişileri çağırdı, davet etti, soruşturdu; kimisinde hiç çağırmadı; kimisi önce açığa alındı, sonra ihraç edildi; kimisi direkt ihraç edildi; kimisi sebebini biliyor, işte, bir Bank Asya hesabı varmış ya da bir dershane ya da bir byLock… Tabii ki byLock, tamam, ona bir şey demiyorum ama kimisi de sebebini bile bilemedi veya sebep gösterilen şeyin aslında ona ait olmadığını ifade de edemedi. Ben burada suçlular da olduğunu biliyorum ama çok sayıda suçsuzun olduğunu da biliyorum. Dendi ki: “Bir daha gözden geçirilecek.” Ne oldu? Yeni bir komisyon kuruldu bazı üniversitelerde, bu da rektörün inisiyatifinde. Ha, bu arada unutmadan da söyleyeyim, rektörler kendilerine ihraçtaki ve açıktaki öğretim üyeleri geldiği zaman -eğer randevu verip konuşma tenezzülünde bulunmuşlarsa- dediler ki: “Biz bilmeyiz; haşa, bizimle ilgisi yok, YÖK’ten geldi.” Ama YÖK’ten gelmediğini biz biliyoruz çünkü YÖK’e rektörlerin imza attığı kişilerin isimleri gidiyor. Ardından ne oldu? Yeni komisyonların kurulduğu ifade edildi bazı üniversitelerde, aynı kişiler dosyaları buradan aldılar, bu tarafa koydular. Bakın, gerçek suçluları tespit ettilerse son derece iyi bir şey ama onların içerisinde suçsuzlar varsa bunun gerçekten vebali çok büyük. Bu ülkede akademisyen kolay yetişmiyor ve artık, akademisyenler -kaçabilseler- kaçmayı bile düşünüyorlar, bu çok yazık bir durum.

Sayın vekiller, şunu hep söyledim Sayın YÖK Başkanına da, bütün ilgililere de: “Rektörlere ne kadar güveniyorsunuz?” dedim. Yani, bazen bakıyorum, o rektörün kendi ekibinde, yönetiminde bir tane FETÖ şüphelisi yok ama hep önceki dönemlerden var. Bazen bakıyorum -biz de o camiadan geldik- “Bu garanti FET֒cüdür.” dediğimiz kişi yerinde oturuyor ama diğerleri gitmiş, olmayacağını düşündüğümüz kişiler. Bunun için, ısrarla söyledim, dedim ki: “Rektörleri de bir mercek altına alın.” Ve rektörlerin her yaptığı veya her listeye koyduğunun FET֒cü olduğunu söylemek mümkün değil sayın vekiller. Burada tekrar gözden geçirme yapılması lazım. 15 Temmuz sonrasındaki açığa alınanlar… Açığa alınanlar da hâlen bekliyor bu arada çünkü rektörler bazı şeylerin, gerçekten, hesabını da veremiyorlar. Şunu da söyleyeyim: Bu operasyon başlamadan önce bazı rektörlerin “Sen, sen, sen emekli ol çünkü ben seni koruyamam.” dediklerini de biliyoruz, örneklerini de size verebilirim.

Bu nedenle, bu komisyonun kurulması ve haksızlığa uğrayanların araştırılması ve rektörlerin bu görevleri ne kadar sağlıklı yaptığının incelenmesi de gerekiyor değerli vekiller. Bu bizim sorumluluğumuzda, bunun vebali ağırdır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Burhanettin Uysal, Karabük Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Uysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, sözlerime başlamadan önce, dün İzmir’de vuku bulan terör olayını şiddetle, nefretle kınadığımızı bir kez daha belirtmek istiyorum. Özellikle, kahraman polisimiz, şehit polisimiz Fethi Sekin ve mübaşir Musa Can kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara da acil şifalar diliyorum.

Tabii, benden önce çıkan akademisyen milletvekili arkadaşımız bir akademisyenin hangi şartlarda yetiştiğini… Evet, bu milletvekili arkadaşımın söylediğinin tamamına katılıyorum. Bir akademisyen çok zor şartlarda yetişiyor, ailesi, devletimiz ona çok büyük yatırım yapıyor. Bir profesörün yetiştirilmesi için hem ailesi hem devletimiz kırkyıl emek veriyor. Elbette ki kırkyıl emek verdikten sonra bu kişiyi sistem dışına çıkarmak hem kişinin hem ailesinin hem de devletimizin bir kaybıdır ama 15 Temmuz hadisesini de unutmayalım. Burada sizlerle birlikte, bu bina bombalanırken sizlere ait olan, bu milletin helal vergisiyle satın alınmış olan “Bir gün gelip düşman bu ülkeye saldıracak olursa bu uçakları, bu tankları kullanın.” diye teslim ettiğimiz insanlar, o silahları bu ülkenin millî iradesiyle seçilmiş parlamenterlerine, Cumhurbaşkanına, aynı zamanda o silahların hakiki sahibi olan Türk milletine çeviriyorsa burada bir problem var. Elbette ki bunu birinci derecede yapanlar akademisyenler veya öğretmenler değildi ama Adil Öksüz’ü de nereye yerleştireceğiz? İçimizde tıpçı olan arkadaşlarımız vardır. 15 Temmuz akşamı bu yangını söndürdük, hep beraber söndürdük, burada canhıraş haykırdık, burada millî iradeye sahip çıktık. 15 Temmuz akşamı o yangını söndürdük ama bu yangının bir daha çıkmayacağına kim garanti verebilir? Bir kanser hadisesi var, teşhisi yapıyorsun, tedavisini yapıyorsun ama aradan bir süre geçtikten sonra metastaz yapıyor. Devletsen metastaz yapmaması için de her türlü tedbiri alman gerekiyor.

Devlet sistemi 15 Temmuz akşamı raydan çıktı. Eğer o tren o ray üzerinde hareket etmiyorsa buradan muhalefetin veya iktidarın bir şeyler anlatması hiçbir şeyi ifade etmeyecektir. Gelin, birlikte bu treni bu rayın üstüne koyalım, bu tren çalışmaya başlasın, ondan sonra “Bu treni ben daha hızlı ve güvenli götürürüm, sen daha hızlı ve güvenli götürürsün.” tartışması içerisine girelim. Tren çalışmazken, devlet çarkları dönmezken “Burada hata yapılıyor, işte mağdurlar oluştu, bunun önlenmesi gerekiyor.” Evet, CHP’nin grup önerisinde aynen şu ifadeyle kesin karar verilmiş, 15 Temmuz hadisesi anlatıldıktan sonra: “Bu süreçte özellikle üniversitelerde ve kamu kurumlarında Fetullahçı terör örgütüyle hiç ilgisi olmayan, devletine, vatanına bağlı çalışanların bir kısmının açığa alındığı ya da görevlerinden el çektirildiği tarafımızca tespit edilmiştir.” Ama siz, az önce Haydar Bey de burada kendisini anlatırken “Bu devletin istatistiklerine, kurumlarına güvenmeyeceksiniz de ne yapacaksınız?” diyorsunuz. Siz dinlerken rektörleri, hâkimleri, savcıları, sanıkları, delilleri inceleme şansınız olmadı ki ama tek taraflı, gelen bir vatandaşı dinliyorsunuz, burada nihai kararınızı da veriyorsunuz, “Bunlar suçsuz.” diyorsunuz. Elbette ki suçsuzsa biz de onların arkasındayız. Bu amaçla da kanun hükmünde kararnameler çıkarılıyor, bir taraftan suçlu olduğu tespit edilenler devlet yönetiminden, devlet idaresinden, devlet çarkları dışına çıkarılırken yanlışlıkla çıkarılmış olan kişilerin de devlet çarkları içerisine tekrar alınması için var gücümüzle mücadele ediyoruz.

Evet, eğitim bizim vazgeçilmez unsurumuzdur. Özellikle de AK PARTİ iktidarı olarak, 2002 yılında 76 olan üniversite sayısını arttırdığımızla övündük. Biz, üniversite dediğimiz zaman sadece fiziki binaları kastetmiyoruz. O binalara ruh katacak olan akademisyenleri, çalışanları ve öğrencileridir. Akademisyenleri olmadan o binaları yapmanın bir anlamının olmayacağını da biliyoruz. Ama, bu akademisyenler eğer bu terör örgütünün ağabeyi konumundaysa, bir karargâhın içerisinde generalleri yönlendirmeye çalışıyorsa müsaade edin de devlet kendisini korusun, geleceğimizi korusun. Az önce ayağında büyüttüğün çocuğu bu devlet korusun, siz de koruyun, biz de koruyalım.

Evet, değerli arkadaşlar, bu milletin konuşacağı konu terör olmamalı. Terörü konuştuğumuz müddetçe her ne kadar muhalefet kabul etmese de üst aklın ekmeğine yağ sürmüş olacağız. Zaten bu ülkede kaosu ve korkuyu hâkim kılmak istiyorlar. Gelin bilimi konuşalım, gelin üniversiteleri konuşalım, gelin katma değeri yüksek ürünleri nasıl üreteceğimizi, gençliğimizi nasıl yetiştireceğimizi; bunları birlikte konuşalım. Ama, maalesef üst akıl 15 Temmuzda gerçekleştiremediği hadiseyi bugün yine gerçekleştirmek için terör eylemleriyle bizi baş başa bırakıyor. Bu, sadece ülkemiz için değil, elhamdülillah Müslüman’ız, İslam toplumu için geçerli olan bir kaosun içerisindeyiz.

Elimde bir istatistik var, bunu da sizinle paylaşmak istiyorum: Yahudilerin 1 çocuğuna verdiği eğitim süresi 13,4 yıl, Hristiyanların 1 çocuğuna verdiği eğitim süresi 9,3 yıl, Budistlerin çocuklarına vermiş oldukları eğitim süresi 7,8 yıl, Müslüman toplumunun vermiş olduğu eğitim süresi ise 5,6 yıl. Eğer bu cehaletten kurtulamazsak, bilim, bilgi ve eğitimde belirli bir aşamaya gelmezsek bizden daha eğitimli toplumların kuklası konumuna geliriz diyorum. Bu sadece iktidar partisinin bir hedefi olmamalı, bu konuda muhalefetin de iktidarın da tüm toplumun da buna katkı vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, devlet kademeleriyle memurların atılması ilk kez, sadece Türkiye’de gerçekleşmiş bir hadise değil; örneğin, 1991’de Çekoslovakya’da, 1992’de Bulgaristan’da, 1993’te Arnavutluk’ta, 1994’te Macaristan’da, 1997’de Polonya’da, 1999’da Romanya’da ve Doğu-Batı Almanya’nın birleşmesinin ardından Almanya’da ve Saddam sonrasında Irak’ta arındırma politikaları yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, iktidar olsun, muhalefet olsun, sorumluluk makamında kim olursa olsun bu örgütün bütün unsurlarıyla birlikte devletin bünyesinden sökülüp atılması için birlikte mücadele etmek, devletin bekası, milletimizin birlik ve beraberliği, ülkemizin bölünmez bütünlüğü için elzemdir diyorum.

15 Temmuz akşamı gösterdiğimiz birlik ve beraberliğin daim olması temennisiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uysal.

Önerinin lehinde İsmail Faruk Aksu, İstanbul Milletvekili.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, kısa açıklaması vardı.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Bir açıklama yapabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Sayın Aksu’dan sonra söz vereyim size Sayın Karabıyık.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılında yaşanan kâbus dolu günlerin sona ermesini, şehit haberlerinin artık gelmemesini, ülkemizin huzura kavuşmasını beklerken önce 1 Ocakta İstanbul Ortaköy’de bir eğlence mekânına yapılan terör saldırısı, ardından dün İzmir’de adliyeye yönelik hain saldırı girişimi hepimizi derin bir üzüntüye sevk etti. İzmir’deki hain saldırı kahraman Polisimiz Fethi Sekin’in müdahalesiyle önlenmiş ancak Fethi Sekin ve adliye görevlisi Musa Can çatışmalarda maalesef şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, milletimize başsağlığı diliyorum. Yaşadığımız bu acıların son bulmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Terörizm, varlığımıza, birliğimize ve bizi bir arada tutan ortak değerlere kastetmek, kardeşlik hukukumuzu bozmak ve ülkemizi bir kaos girdabına sokmak istemektedir. Yol açtığı acılar ve toplumun geleceğine yönelttiği tehditlerle birlikte terör, temel insan hakları değerlerine, demokrasiye ve hukukun üstünlüğü ilkesine de darbe indirmektedir. Türkiye, taşeron terör örgütleriyle çok cepheli bir şekilde mücadele etmektedir. Bu nedenle karşımızdaki ihanet yapılanmasıyla yapılan mücadele de ancak birlik ve beraberlik hukuku güçlendirilerek başarılı olunabilecektir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, 15 Temmuz hain darbe girişimi, parti ayrımı gözetmeksizin bütün siyaset kurumlarına, Türk devletinin kuruluş esaslarına ve son tahlilde milletimizin tamamına yapılmıştır. Yıllarca Türk Silahlı Kuvvetlerine ve diğer kurumlara sirayet eden FET֒cü hainler, Türkiye’yi ateşe vermek, vatana ve millete kastetmek amacıyla Türk milletine silah doğrultmuş, Türk tarihinde nadir görülebilecek bir ihanete imza atmışlardır. Bu nedenle, 15 Temmuzdaki FET֒cü kalkışmaya karışan kim varsa ismi, unvanı, sıfatı ve mevkisi ne olursa olsun hesap vermeli ve bedelini ödemelidir. 15 Temmuzda yaşananlar hiçbir siyasi mülahazanın, vatanın ve milletin bekasının, birlik ve bütünlüğünün önünde ve üzerinde olmadığını herkese göstermiştir. O sebeple kimsenin 15 Temmuz yaşanmamış gibi davranmaya, bu meşum kalkışmayı görmezden gelmeye hakkı bulunmamaktadır.

Bu yaşananların ardından Türkiye’nin siyasi alanda yalnızlaştırılmasına, ekonomik alanda ise zorda kalmasına yönelik hamleler de birbiri peşi sıra gelmeye başlamıştır. Yaşanan bu olağan dışı gelişmeler sonucu Anayasa’nın 120’nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu 21 Temmuz 2016’dan itibaren ülkenin bütününde doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan etmiş, olağanüstü hâl kararı önce 19 Ekim 2016’dan itibaren doksan gün süreyle, daha sonrasında da 19 Ocak 2017’den itibaren üç ay daha uzatılmış, her üç karar da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bilindiği gibi olağanüstü hâl uygulamasına ilişkin her üç karara da terörün kökü kazınana, FET֒yle hesaplaşma bitene kadar devletin elini güçlendirmek için destek verdik.

Alınan olağanüstü hâl kararı çerçevesinde bugüne kadar toplam 12 adet kanun hükmünde kararname çıkarıldı. Kararnamelerle FET֒yle mücadele kapsamında gerekli önlemlerin alınması öngörüldü. Bu kapsamda FET֒yle irtibatı ve iltisakı bulunan bazı eğitim ve sağlık kurumları, öğrenci yurtları, üniversite, vakıf, dernek ve sendikalar kapatılırken yargı ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla diğer kamu çalışanlarının kamu görevlerinden çıkarılmasına yönelik tedbirler uygulandı. Kanun hükmünde kararnamelerle bugüne kadar asker, hâkim, öğretim görevlisi ve memur olmak üzere 85.645 kamu görevlisi görevinden çıkarıldı. Tabii bu sayıya kamu kurumlarının kanun hükmünde kararnameler dışında yaptıkları çıkarmalar dâhil bulunmamaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ve kamu kurumları içinde 15 Temmuz FETÖ darbe girişimine adı karışan, göz yuman veya görevinin sorumluluklarına riayet etmeyen kim varsa devlet kurumlarından ayıklanması yerindedir ve şarttır, bunda bir tereddüt yoktur. Bununla birlikte bu tespitlerin bir soruşturmaya dayanması ve soruşturma süreçleriyle somutlaştırılması gerekmektedir. Yeterli inceleme ve soruşturma yapılmadığı için boşu boşuna kimsenin itibar ve saygınlığıyla oynanmamalıdır. İtiraz mekanizmaları sağlıklı bir şekilde ve talepler ciddiye alınarak işletilmelidir. “Sonuçta olan yine garibana oldu.” fikri kamuoyunda oluşmamalı, bu süreçte kazanılan halk desteği kaybedilmemeli, devlete olan inanç bu sebeple zedelenmemelidir. Haksız ve mesnetsiz yere açığa alınan veya ihraç edilenler daha fazla mağdur olmadan eski konumuna getirilmelidir. 15 Temmuzun elebaşları, siyasettekiler dâhil her kesimdeki ayağı, yurtta sulh konseyi üyeleri de bir an önce açığa çıkarılmalıdır. Aksi durum, FETÖ mücadelesinin istismarına ve sulandırılmasına yol açacak, savunma hakkını kısıtlayarak yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, suçlunun suçsuzdan ayrılmasını imkânsızlaştıracak, gerçeği açığa çıkaramayacak ve terör örgütüyle mücadeleye zarar verecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez ilkeleri savunan bir siyaset çizgisinin takipçisidir. Bu anlayış çerçevesinde, bu süreçte adaletin gecikmeden tecelli etmesini ve adil yargılama hakkına titizlikle uyulmasını, hukukun, devletin vazgeçilmez bir gereği olarak görmekteyiz.

Altı aydır devam eden olağanüstü hâl uygulaması sırasında vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlar ve taşıdıkları bazı kaygılara işaret etmek istiyorum. Bunların başında adaletin tesisine ilişkin endişeler gelmektedir; bunları, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, kamu görevlilerinin somut bulgulara dayanmadan görevine son verilmesi, savunma hakkının göz ardı edilmesi, asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı işlem yapılması, yapılan hataların düzeltilmesinde geç kalınması, alt düzeydeki görevlilerle uğraşılırken üst düzey görevliler ve siyasetçiler hakkında bir işlem yapılmaması, OHAL kapsamına girmediği hâlde kanun hükmünde kararnamelerle farklı konularda da düzenleme yapılması, kripto olarak görevlerine devam eden FET֒cülerin kasıtlı, yanlış yönlendirmesiyle oluşan mağduriyetler olarak ifade edebiliriz. Kuşkusuz, hiçbirimiz, şunları görmezden gelemeyiz: Her gün anneler, babalar ve eşlerden binlerce telefon ve mesaj alıyoruz. Bunların tamamının kasıtlı ve samimiyetten uzak olduğunu düşünemeyiz. Askerî öğrenciler, er ve erbaşlar, uzman erbaşlar ve birçok alt rütbeli asker “tatbikat”, “teröre müdahale” ve benzeri emirlerle nereye gittiklerini ve neye hizmet ettiklerini bilmeden o gece dışarı çıkarılmışlardır.

Yine, kamu kurumlarında çalışanlardan asılsız ihbar ve şikâyetlere dayalı olarak şüphe üzerine ihraç edilenler bulunmaktadır.

Öte yandan, olağanüstü hâl ilanı sonrasında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin yer yer olağanüstü hâl ilanını gerektiren konular dışındaki hususları da düzenlediği görülmektedir. ÖYP kapsamında alınan araştırma görevlilerinin bir soruşturma yapmadan tamamının görevlerine son verilmesi bu anlamda anlaşılabilir değildir.

Artık, bütün bunlarla ilgili soruşturmaların yapılmış, ilgililerin durumlarının net olarak ortaya çıkmış olması, bu doğrultuda, suçsuz olan varsa mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesi gerekmektedir; zira bu insanların maaşına, evine, arabasına, her şeyine tedbir konulmaktadır. Şayet bu, bir yanlışlığa dayalı olarak yapılmışsa sonradan denilecek olan “pardon” bu mağduriyeti telafi edemeyecektir.

Olağanüstü hâl, kuşkusuz şartların gerektirdiği durumlarda başvurulması gereken anayasal bir kurumdur. Bununla birlikte uygulamanın hukuk esas alınarak, adalet anlayışını egemen kılarak ve haklıyla haksızı, suçluyla suçsuzu birbirinden ayıracak adil bir yönetim anlayışı ortaya koyarak sürdürülmesi zorunludur; bu hâlde vatandaşlarımızda oluşan soru işaretleri giderilmiş, topyekûn bir mücadele anlayışı hâkim kılınmış olacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi, her gelişmeyi devlet ve millet yararına, hak, hukuk ve adalet adına titizlikle izleyip doğru gördüklerini desteklerken yanlış bulduklarını da eleştirmeyi sürdürecektir.

FETÖ kalkışması ve artçı terör saldırıları millî birlik ve kardeşliğimiz üzerinde telafisi ve tamiri zaman alacak yıkım ve yaralar açmıştır. Kuşkusuz, devletin temel işlevi, çatısı altında yaşayanların güvenliğini sağlaması, anarşi ortamına fırsat vermemesidir. Bununla birlikte hukukun üstünlüğüne riayet ve demokrasinin kılavuzluğuna bağlılık şu sıralar en çok gözetilmesi ve dikkat edilmesi gereken bir husustur.

Bu düşüncelerle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Sayın Karabıyık, bir söz talebiniz var sanıyorum.

Mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Az önce iktidar partisinden konuşma yapan sayın vekil sanki biz suçluların tespit edilmesini istemiyormuşuz gibi bir algı yarattı.

Şimdi, bu sürecin doğru yürütülmesi gerektiğini ifade ettim ben, kurunun yanında yaşın da yanmaması gerektiğini söyledim. Suçluların cezalandırılması ne kadar önemliyse suçsuzların da korunması önemlidir dedim. Rektörlerin inisiyatifine bırakılmış olduğunu ifade ettim.

Siz de sadece rektörleri dinliyorsunuz. Yani, biz insanları dinleyerek karar vermiyoruz ama siz de sadece rektörleri dinliyorsunuz. Rektörlerin tamamına güveniyor musunuz bu süreçte? “Gelin, bilimi konuşalım; gelin, katma değeri yüksek ürünleri konuşalım.” dediniz. Evet, konuşalım ama, maalesef, Sayın Vekil, bunlar üniversitelere siyaset karıştırılarak, bu yöntemlerle olmaz, konuşulamıyor. Bu nedenle, doğru yolda mısınız? Ben gerçek FET֒cülerin hâlen üniversitelerde oturduklarını, rektörlerden başlayarak, bunu söylemek istiyorum; bunu inceleyin diyorum sadece. FET֒cüleri koruma gibi bir algı yaratmanıza müsaade edemeyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık ve arkadaşları tarafından, üniversite çalışanlarına yönelik hukuksuz uygulamaların araştırılması amacıyla 11/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Hasan Basri Kurt, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası üniversitelerde gerçekleşen uygulamalarla ilgili vermiş olduğu önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, diğer kurumlarda olduğu gibi, üniversitelerimizde de FET֒yle iltisakı bulunan, irtibatı bulunan kişilerin nasıl ve ne yöntemlerle görevlerine son verildikleriyle ilgili defaten burada görüşmeler oldu; sizlerle, muhalefet partileriyle görüşmeler oldu. Bunlar çok net kriterler olarak belirlendi. Biz bütün iletişim kanallarını da açık tutarak, Hükûmetimiz bütün iletişim kanallarını açık tutarak, sadece birinin birisini bir şekliyle suçlaması değil ama bir delillendirme neticesinde ancak bunlara müsaade edildiğini ifade etmek istiyorum. Bu çok net. Gerçekleşen uygulamalar bugüne kadar her türlü itiraza da açık bir şekilde yani mahkemelerin itirazına, siyasi itirazlara veya basın yoluyla itirazlara da bunların her biri madde madde konu edilerek açık bir şekilde ifade edilebilir. Bunun herhangi bir şekilde Türkiye'de kısıtlandığını da hiç kimsenin ifade edemeyeceğini düşünüyorum. Ancak CHP’nin grup önerisinde dikkatimi çeken bazı kesin hüküm cümleleri var. Araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili bir önergede bu kadar kesin hükümlerin olması da bir taraftan yazım tekniği açısından çok sağlıklı değildir diye düşünüyorum. Mesela “15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilerek mevcut siyasi iktidara muhalif kişilerin açığa alındığı ve görevden el çektirildiği…” diye devam ediyor ve bu kesin bir hüküm cümlesi olarak… Böyle bir şey varsa Türkiye’nin mahkemeleri ortada. Herhangi bir şekilde delillendirilen şeylerin zaten buranın konusu olmasına da gerek yok, o, gerekli ilgili makamların konusu olur ve gerekli şekillerde bunlar kendi karşılığını, ifadesini bulur.

Bizlerin burada yasama faaliyeti gerçekleştirirken karşımıza çıkan zorluklardan bir tanesi de önceden hazırlanmış bu kesin hükümler. Bunlara özellikle ana muhalefet partisi tarafından hassas davranılması, dikkat edilmesini de istirham ediyoruz. Çünkü yapmış olduğumuz işlem gerçekten yeri geldiğinde, evet, sadece burada bir konuşma olarak geçmesiyle birlikte günü geldiğinde, on yıl sonra, yirmi yıl sonra tutanaklara geçen ve Meclis zabıtlarına geçen, Mecliste bir arşive geçen, bir hafızaya geçen unsurlar. Bunlar konusunda hassas olunması gerektiğini düşünüyorum.

Ben, daha önce de burada AK PARTİ Grubumuz adına Burhanettin Hocamız ifade ettiler, görüşlerini tekrar etmek istemiyorum, kendi görüşlerine katılıyorum ve bu konuda grubumuzun aleyhte oy vereceğini ifade etmek istiyorum.

Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hatip bizi, hassas olmamızla ilgili…

BAŞKAN – Duyamıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hatip, konuşmacı, iktidar partisinin konuşmacısı, bize hassas olmakla ilgili uyarılarda bulundu. Bu 15 Temmuz FETÖ girişimi ve ondan sonra yapılan uygulamalarla ilgili, üniversitedeki akademisyenlerle ilgili veya diğer konuşmalarla ilgili. Bunun bir algı oluşması anlamında Cumhuriyet Halk Partisinin sanki hassas davranmadığı konusunda bir algı oluşabilir. Bu nedenle de izin verirseniz…

BAŞKAN – “Hassas olmak lazım.” dediyse bunda bir sorun görmüyorum Sayın Akar. Yani sataşma anlamında bir sorun görmüyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz de hassasız efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama sanki biz hassas değilmişiz gibi…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hepimiz hassasız.

BAŞKAN – Değil, o çok genel bir cümle Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama böyle bir yorum çıkabilir çünkü bazı…

BAŞKAN – Sayın Akar, çok genel bir cümle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İzin verirseniz yerimden söyleyeyim o zaman.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Efendim hepimiz hassasız.

BAŞKAN – Buyurunuz mikrofonunuzu açıyorum, bir dakika süreyle.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, konuşmacının, konuşmasından sanki Cumhuriyet Halk Partisinin 15 Temmuzdan bu yana veya o cemaatle ilişkili olan insanlar konusunda hassas davranmıyormuş ya da kürsüde konuşan arkadaşlarımız bu konuyla ilgili hassas davranmıyormuş gibi bir algı çıkıyor, öyle bir şey çıkıyor. Evet, bizim AKP’den çok daha fazla hassas davrandığımız bu konuda konuşmalarımız da çok net ve açık.

Bir başka konu da: “Sizin araştırma önergenizde kesin hükümler var.” diyor. Evet, kesin hükümler var çünkü bu bir realite. 15 Temmuzla ilgisi olmayan, FET֒yle ilgisi olmayan akademisyenler var. Var mı? Var. Hiç alakası olmamasına rağmen -ki en çok Kocaeli Üniversitesinde var bu- ihraç edildiler. Neyle ilgili ihraç edildiler? Barış bildirgesiyle ihraç edildiler. O barış bildirgesinin içeriğine biz 3 milletvekili aynı gün katılmadığımızı da söyledik ve kamuoyuyla da paylaştık ama bir akademisyen bir bildirgeye imza koyması veya fikirlerini açıklaması nedeniyle meslekten menedilemez, ihraç edilemez, üniversiteden ihraç edilemez. Yani siyasal bilgiler fakültesindeki bir akademisyen fikrini açıklamayacak da neyi açıklayacak?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Sayın Karabıyık, buyurunuz.

23.- Bursa Milletvekili Lale Karabıyık’ın, Samsun Milletvekili Hasan Basri Kurt’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın konuşmacı, hazırlanan önergede teknik hassasiyet gözetilmediğini ifade etti ve “fırsat bilerek” diye cümleyle başladı. Sayın hatibe şunu söylemek istiyorum: Biz bu konuda gerekli hassasiyeti gösteriyoruz. Aynı hassasiyeti bu sürecin doğru yürütülmesi, hakkaniyetle yürütülmesi konusunda da sizlerden bekliyoruz. Ama, ben size sadece sosyal demokrat olduğu için ve Atatürkçü olduğu için, hiçbir bağlantısı olmadığı hâlde açığa alınanları da gösterebilirim. “Fırsat bilerek” denen cümle aslında bunu ifade ediyor. Biz sizlerin de bu süreci doğru yönetmesini istiyoruz hakkaniyetle, kurunun yanında yaşın da yanmayacağı şekilde. Bunu ifade etmek istedim.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Lale Karabıyık ve arkadaşları tarafından, üniversite çalışanlarına yönelik hukuksuz uygulamaların araştırılması amacıyla 11/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 6 Ocak 2017 Cuma günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 447 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2’nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

06/01/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 06/01/2017 Cuma günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                Mehmet Naci Bostancı

                                                                                           Amasya

                                                                           AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 447 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2’nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehinde Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken dün İzmir’de meydana gelen menfur saldırıyı lanetliyorum. Orada şehit düşen kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum; yaralılarımıza da acil şifalar temenni ediyorum.

Bugün grup önerimizle, Komisyonda yoğun müzakere edilen, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bazı hükümlerini değiştiren teklifin gündemin 2’nci sırasına alınmasını öneriyoruz. İnşallah, pazartesi günü de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda Anayasa görüşmelerine devam edeceğiz ve Anayasa görüşmeleri buradan Genel Kurulun takdiriyle nitelikli çoğunluğa kavuşup milletimize gidecek ve milletimiz, asil emanetin sahibi bu konuda bir karar verecektir.

Hayırlı uğurlu olsun, Allah utandırmasın diyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde Mahmut Toğrul, Gaziantep Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, pazartesiden itibaren Türkiye’de yeni bir dönemin tartışıldığı… Uzun bir dönemdir AKP ve MHP’nin ortakça Türkiye’ye giydirmek istediği yeni bir taslakla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, ülkenin koşullarına baktığımızda, aslında yapılmak istenenin Türkiye’nin iradesini tek bir kişiye endekslemek, tek bir kişinin tüm yetkileri; yürütmeyi, yasamayı, yargıyı bir bütünen zapturapt altına almak olduğu bir sistemi tartışacağız.

Peki, bu sistemi tartışırken, şimdiye kadar hazırlanma biçimi dâhil, Türkiye toplumuna sunulma biçimi dâhil, ne yapıldı? Gözden kaçırılarak, kapalı kapılar ardında hazırlıklar yapılarak, maalesef, Türkiye toplumunda yapılmak istenen şey gözden kaçırılarak, gizli saklı kapalı kapılar ardından tamamlanarak götürülmek isteniyor.

Değerli arkadaşlar, biz, hem hazırlanma biçiminin bu şekilde doğru olmadığını hem Türkiye’de bugün aslında bu tartışmanın yürütülmesinin koşullarının olmadığını açıklıkla söylemek zorundayız. Neden hazırlama biçimi? Biraz önce söylediğim gibi, kapalı kapılar ardında hazırlanılmış ve toplumdan kaçırılmış bir süreci yaşıyoruz. Bakın, pazartesi, bu gündem başladı başlayalı ifade ediyoruz diyoruz ki: Bu tartışma toplumun gözü önünde yapılsın, TRT’de tüm toplum tartışmaları izlesin; kim neyi savunuyor, kim neyi istiyor bunlar toplumun gözü önünde tartışılsın ve toplum buna şahit olsun, kimin neyi istediğine. Ancak, AKP Grubu çoğunluğunu dayatarak bunu toplumdan kaçırmak istiyor.

Bu kadar önemli bir değişikliği tartışıyoruz, ülkemizin, kimilerine göre ulusal kurtuluş savaşı mücadelesi verdiği bir dönemde -ki bu söz bize ait değil, iktidara, Cumhurbaşkanına ait- böyle bir dönemde bir rejim değişikliği anlamına gelecek toplu bir değişiklik yapıyoruz. Peki, bunu yaparken siyasal ortam nasıl? Bakın, bir partinin eş genel başkanları dâhil 11 milletvekili cezaevinde. Yasama faaliyetinde olması gereken, bu sıralarda olması gereken eş başkanlarımız, grup başkan vekillerimiz, milletvekillerimiz maalesef yasama faaliyetine katılamıyorlar. Bu anayasanın tartışılacağı sürece de katılamayacaklar çünkü rehin alınmış durumdalar. AKP iktidarı biliyor ki böyle bir değişikliği durdurabilirse ancak Türkiye’nin en dinamik gücü olan Halkların Demokratik Partisi bunu durduracaktır. Çünkü, bizim söylediğimiz şey Türkiye’nin tam demokrasiye sahip olmasıdır. Biz, mevcut sistemin de sorunlu olduğunu ve bizim ihtiyacımızın tam demokrasi olduğunu öteden beri ifade etmeye çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, sadece milletvekillerimiz rehin değil, bakın, 70’in üzerinde belediye eş başkanımız tutuklu, yine 60’a yakın belediyemize kayyum atandı; 10 binlere yakın parti çalışanımız, partimize gönül vermiş olanlar, yeni, eski yöneticilerimiz şu anda maalesef gözaltında, 3 binin üzerinde parti çalışanımız, il, ilçe eş başkanımız, belediye başkanımız tutuklandı. Gerekçe ne? Gerekçe, işte böyle bir kaotik ortamda bir Anayasa değişikliğine doğru yol alırken HDP’yi çalışamaz, çalışma yürütemez bir hâle getirmek. Tüm Anayasa değişikliğini bizim üzerimizden kurguladıklarını; 7 Hazirandan sonra başlatılan, aslında, bize karşı yürütülen siyasi soykırım operasyonlarının sebebinin bu sürdürülen ve pazartesiden itibaren tartışacağımız rejim değişikliği olduğunu biz biliyoruz.

Yüz yıldır bu ülkede tekçi, asimilasyoncu, ırkçı bir yaklaşım, bir hegemonik bakış açısı söz konusu; böyle bir paradigma var. Halkların Demokratik Partisi, işte, bu paradigmaya karşı, çoğulcu ve yerinden yönetimi esas alan bir yaşam tarzını tüm Türkiye'deki farklılıkların bir çatışma sebebi değil, tam tersine tüm Türkiye'deki renklerin, kültürlerin, inançların, etnik grupların, birbirini olduğu gibi kabul ettiği bir tam demokrasiye ihtiyacı olduğunu ifade etti. İşte, bu paradigma, toplumdan teveccüh görünce, Halkların Demokratik Partisi barajı aşıp 7 Haziranda yüzde 13’ün üzerinde oy alınca, AKP bırakın tek adam diktasını kurmayı, tek başına iktidar olmayı dahi kaybetti. İşte, bunu görenler, bu paradigmanın halk tarafından kabul gördüğünü görenler, barışçıl bir ortamda bizim haklılığımızı halkın bize teslim edeceğini ve buna teveccüh göstereceğini görenler, maalesef, bu ülkede bir savaş başlattılar. Cizre’de, Şırnak’ta, Sur’da, Nusaybin’de kent yıkımları yapıldı. İnsanlar bodrumlarda diri diri yakıldı. 81 olan il sayımız, şu anda fiilen 80’e düşürüldü. Tüm bu kadar yıkım, tek adam diktasını, tüm ülkenin iradesini tek adama teslim etmeye çalışma sürecini başlatmak içindi.

Şimdi, biliyoruz, 2013-2015 arasında bu ülkenin kadim sorunu olan Kürt sorununun çözümüne yönelik yürütülen çaba, maalesef…

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Öyle bir sorun yok ya.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Böyle bir sorun yoktu da neyi yürütüyordunuz 2013-2015 arasında?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sorun sizsiniz. Sorun çözüldü.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Yürütülen süreçte, anlaşıldı ki çözüm ortamında işte HDP’nin çoğulcu ve yerinden yönetim anlayışı karşılık bulacak, Türkiye toplumu bunu benimseyecek. Hemen savaşa başlayanlar ve savaştan medet umanlar, bu ülkede bakın, daha 2014 yılında bu süreci görmüş olmalılar ki maalesef “çöktürme planı” adı altında planlar hazırladılar.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Aynı şeyleri tekrar ediyorsun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu çöktürme planlarında bakın, Cizre, Şırnak, Sur daha yaşanmazken 15 bin insanın öleceğini söylemişler, 10 bin insanın yaralanacağını söylemişler, 300-500 bin arasında nüfusun yer değiştireceğini söylemişler…

ALİM TUNÇ (Uşak) – PKK mı söyledi?

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – …ve bunun için yürütülen yanlış dış politika ve Türkiye içerisine alınan 3 milyon Suriyeli mülteciyi Kürtler arasına özellikle Rojava ile Türkiye Kürtleri arasına bir Arap kemeri oluşturmak üzere yerleştirme planları yapılmış.

Şimdi, durum buyken işte…

ALİM TUNÇ (Uşak) – Kendi kafanızdakini söylüyorsunuz siz. Kobani’de, diğer yerlerde yaptığınızı söylemek istiyorsunuz herhâlde.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Eğer dinlerseniz meramımı anlayacaksınız.

Eğer bu ülkede bu yapılan planlarla halkların, bir arada yaşamasına, birbirinin farklılığını birbirinin zenginliği olarak göreceği bir süreci yaşamasına kaosla, savaşla cevap verilmiştir.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Halklar yok, millet var.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu Anayasa’nın bu koşullarda yapılması, olağanüstü hâl koşullarında bir referanduma gitmek olasılığının olması bile aslında bu tartıştığımız Anayasa’nın meşruiyetine gölge düşürecektir. Şu anda fiilen, bakın fiilen bırakın bizim seçim çalışmasını yürütmemizi, bugün ülkenin hemen hemen tamamında bir basın açıklaması yapmak yasaklanmış, bir tepki göstermek, yanlışa, özellikle dış politikadan kaynaklı bugün yaşadığımız güvenlik politikalarına karşı bir tepki koymamız engellenmiş. Tüm durum buyken şimdi de bu değişikliği pazartesiden itibaren halkın gözünden kaçırarak…

Peki, halkın gözünden kaçırmak istemiyorsanız bu tartışmayı neden kamuoyunun önünde yapmıyoruz? Neden?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Kamuoyu önünde yapılıyor.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – TRT “full time” göstersin arkadaşlar, kim ne istiyor, neyi savunuyor; bunu gösterelim. O zaman gerçekten anlaşılacaktır ki bu ülkede yapılmak istenen nedir?

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – İzmir Adliyesinde yaptınız o tartışmayı.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bu ülkede biz çoğulculuk deyince, sizin tekçi, asimilasyoncu, ırkçı sistemi siz şimdi bir tek adam diktasıyla taçlandırmak istiyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz asimilasyon yapmıyoruz.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Ama Türkiye toplumu olarak, HDP’liler olarak biz asla buna geçit vermeyeceğiz, asla bunun gerçekleşmesine, hayallerinizin gerçekleşmesine fırsat vermeyeceğiz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz asimilasyoncu olsaydık siz burada olmazdınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – İzmir Adliyesinde yaptınız siz o tartışmayı.

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Çık, konuş. Söyleyeceğin varsa gel kürsüden söyle, oradan sataşma.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Söz verse de çıksam kürsüye.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, Sayın Toğrul, esasen geçmişte de Mecliste birçok defalar konuşulmuş, tartışılmış, cevapları verilmiş konuları tekrar etti. Bunları reddediyoruz. “Tekçi, asimilasyoncu yaklaşım vesaire, savaş mavaş…” tekrar tekrar bunları cevaplamaktan yoruluyoruz ama zabıtlarda var. Bunu merak edenler okuyabilirler.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Durum değişmiyor Naci Bey.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Önerinin…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ben de tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum. Sayın Bostancı, cevapları verilmiş bazı sorularımızdan söz etti. Üç beş cümle arasına sıkışmış, onları mütemadiyen tekrar eden, onun ötesine geçmeyen kalıp söylemler dışında hiçbir sorumuza cevap verilmemiştir. Mesela, ben kendim 3 defa şu kürsüden sordum: 9 Şubat 2016 günü dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu, Hollanda dönüşünde uçaktaki gazetecilerin sorularına verdiği bir cevapta, özellikle bu çatışmaların 20 Temmuz Suruç patlamasıyla başlamasından çok önce, Ekim 2014’te bütün güvenlik birimlerine kendisinin talimat verdiğini…

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Böyle bir konuşma usulü yok Başkanım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Hazırlık yapılmasını, harekete geçin dediğimde harekete geçeceksiniz.” söylemini 9 Şubatta bizzat Davutoğlu kullanarak bizim iddialarımızı doğrulamıştır. Bu, sadece cevap veremedikleri birçok sorularımızdan bir tanesi.

BAŞKAN – Peki, Sayın Yıldırım, teşekkür ederim.

Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, bunların da cevabı verilmiştir. Sayın Yıldırım belki o oturumlarda yoktu. Sürekli Sayın Davutoğlu’nun geçmişte söylediği farklı zamanlardaki sözlerine atıf yaparak kendi tezlerini haklılaştırmaya çalışıyorlar. Bu anlayışı reddediyoruz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “Ben başlattım, ben!” diyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Önerinin lehinde Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün İzmir’de gerçekleşen terör saldırısını lanetliyorum ve bu saldırıda hayatını kaybeden ama olası bir facianın da canıyla önüne geçen kahraman şehidimiz Fethi Sekin başta olmak üzere şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımız var, onlara da acil şifalar diliyorum.

Ama şu kürsüden yeniden ifade etmek isteriz ki, terör örgütleri, PKK, DAEŞ, YPG, PYD, bütün katil sürülerinin her birine en iyi cevap, bu ülkenin birliği olacak, dirliği olacak, kardeşliği olacak, beraberliği olacak.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi gündemle ilgilidir. Bugün gündemimizde 446 sıra sayılı, salı gününden bu yana görüşmelerine devam ettiğimiz Emekli Sandığı ve sicil affını da içeren tasarının görüşmelerinin bitimine kadar devam edeceğiz ve bunu tamamlayacağız. Pazartesi günü itibarıyla da inşallah Anayasa değişikliği teklifinin görüşmelerine başlamayı öngörüyoruz.

Anayasa teklifiyle ilgili, değişiklik teklifiyle ilgili Komisyonda görüşmeler gerçekleştirildi. Bu görüşmelerde, çok değerli milletvekillerimizin, gerek muhalefet gerek Adalet ve Kalkınma Partisinden tüm milletvekillerimizin çok değerli katkıları oldu ve ciddi bir aşamaya gelindi. İnanıyorum ki Genel Kurulda da aynı hassasiyet, aynı inanç ve katkı sunulma amaçlı görüşler ifade edilecek ve anayasa değişiklik teklifi bu Meclisten çıktıktan sonra milletimizin, millî iradenin tecellisine sunulacak diye düşünüyor ve inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle AK PARTİ grup önerisi lehinde görüş bildiriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Önerinin aleyhinde, Levent Gök Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Tülay Hanım, yedi dakikanız kalmış, kullanabilir miyim onu da?

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Hayır, zaman çok değerli.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Grup önerisine baktığımızda, çalışmaları biten Anayasa değişikliğine ilişkin Komisyon raporunun sıra sayısı aldığı ve sıra sayısı alan bu Anayasa değişikliği teklifinin öne alınmasına ilişkin bir önerge. Bildiğiniz gibi, pazartesi günü Anayasa değişikliğine başlayacağımıza dair bir program da geçen hafta içerisinde buradan geçti. Anlaşılıyor ki Adalet ve Kalkınma Partisinin öncelikli gündemi Anayasa, varsa yoksa Anayasa. İstanbul’da patlayan bombalar da, Kayseri’de patlayan bombalar da, dün İzmir’de patlayan bombalar da Adalet ve Kalkınma Partisinin asla ilgi göstermeyeceği bir alan.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Tabii, bizim ilgimiz dışında, ilgili olanlar belli.

LEVENT GÖK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tam bir buçuk yıl içerisinde tam 464 kişi bombalı saldırılarda hayatını kaybetti. Son El Bab Fırat Kalkanı operasyonundaki şehitlerimiz bu sayıya dâhil değil. Türkiye'nin dört bir yanı cehenneme dönmüş, Türkiye'nin içi cehenneme dönmüş, artık en güvenilir illerimizde dahi terör acımasızca yüzünü gösteriyor. Bunların nedenlerini, sonuçlarını incelemek hepimizin görevi, buna katkı sağlamak hepimizin görevi. Sağlayalım diyoruz. Bakın, terör çok can yakıyor, analar ağlıyor, anaların gözyaşını dindirelim.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, burada “Biz şunu getirdiğimiz zaman terörü önleyeceğiz.” diye bir kanun teklifi getirin ya da bir değişiklik getirin, derhâl destek vereceğiz diyoruz ama Adalet ve Kalkınma Partisinden çıt yok; varsa yoksa başkanlık rejimi, daha önemli o. Yani başkanlığa evrileceği belli olan bir rejimde umrunda değil, terör umrunda değil.

Şimdi, önceki gün İçişleri Bakanı burada terörle ilgili bilgi verdi, aynen şu sözleri söyledi, dedi ki Sayın Süleyman Soylu: “Terör örgütünü adım adım izliyoruz. Terör örgütünü izlerken de –altını çizerek söylüyor bir de Sayın Bakan- hangi hareket kabiliyetlerini ve taktiklerini ortaya koyduklarını öğreniyoruz, ona göre terör örgütünün hamlelerinden önce hamle yapıyoruz.”

Değerli arkadaşlarım, yani bir iktidar diyor ki: “Ben terör örgütlerinden önce düşünüyorum onların ne yapacağını, olayları bir adım önden takip ediyorum.” Yani takip edilen hâli bu. Sayın Soylu döneminde dün ölen, hayatını kaybeden yurttaşlarımızın sayısıyla tam 120 yurttaşımız hayatını kaybetti. 464 yurttaşımız bir buçuk yılda hayatını kaybetti. Bu, terör örgütünün takip edilmiş hâli.

Değerli arkadaşlarım, ciddi olalım. Yani Türkiye'nin bu yakıcı sorunu konusunu niye burada tartışmıyoruz, görüşmüyoruz? Pazartesi günü gelin, Meclis açık, Meclis Televizyonunu da açalım; terör konusunda bütün partiler ortak bir duruş sergilesin, herkes birlik beraberlik mesajı versin ama buradan bir sonuç da çıkaralım. E niye bunu yapmıyorsunuz? Varsa yoksa Anayasa değişikliği.

Peki, Türkiye'nin geldiği bu noktada, terörün azmasında, bu hâle gelmesinde iktidarın payı ne? İktidarın payı yok mu bu işte? Suriye politikası… Başından beri söyledik, Suriye’de yanlış yapıyorsunuz. Suriye’de bu iş bir gün bize mutlaka döner, Suriye politikanızı değiştirin. Burada Esad’cı olduk, bilmem neci olduk, sizler millî oldunuz. Biz bu haklı uyarıları yaparken, neredeyse kutuplaşan bir dünya yarattınız, Cumhuriyet Halk Partililer suçlandı “Suriye politikası yanlış, bundan dönün.” dediği için. Biz söyleyince anlamıyorsunuz ama önceki gün Başbakan Yardımcısı Sayın Numan Kurtulmuş diyor ki: “Suriye politikamız başından beri yanlıştı.”

Değerli arkadaşlarım, peki, bu noktaya nasıl geldiniz? Bunu söylediğiniz anda bunu söylemekle de kurtulabilecek misiniz? Yani Suriye politikası yanlışsa bunun siyasi sorumluluğu ve hesabı verilmeyecek mi? Sizin o “Biz yanlış yaptık.” dediğiniz Suriye politikasından dolayı Türkiye bir ateş topuna döndü. Kontrol edilemeyen cihatçı örgütler işte bu yüzden geliyor Türkiye’ye, bu yüzden yuvalanıyorlar. Hiç mi payınız yok? Yanlış yapıyorsanız sorumluluğunu da yerine getireceksiniz. Niye sorumluluğu yerine getirmiyorsunuz? Gelin, bu politikayı tartışalım, “Hayır, bu politika da kenarda kalsın, biz Anayasa’yı görüşelim.” E, görüşüyorsunuz, ne oluyor? İşte İzmir’de patlayan bir bomba yine yurttaşlarımızı, canlarımızı bizden alıyor ve pek çok yaralı ortaya çıkıyor.

“İncirlik Üssü” diye bir tartışma açıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının iflası, değerli arkadaşlarım, Türk dış politikasının bugünlerdeki konumu. Bir Sayın Bakan çıkıyor, diyor ki: “İncirlik Üssü’nün kalmasının anlamı yok.” Şimdi, bir gün önce böyle söyleniyor, gazeteciler de bize söylüyorlar, “Blöf yapmasınlar, yani gereğini yapacaklarsa yapsınlar.” diye biz söylüyoruz. Bakan bu sözleri söyledikten bir gün sonra “Bizim İncirlik Üssü’yle ilgili herhangi bir düşüncemiz yok.” diye kendi kendini tekzip ediyor. Değerli arkadaşlarım, böyle tutumlarla ne Türk dış politikası yönetilir ne Türkiye siyaseti tanzim edilir.

FETÖ soruşturması… Uyarıyoruz, az önce de konu oldu akademisyenlerden işten çıkarılanlar, sağ olsun, sayın bakanlarımızla da görüşüyoruz, bildiğimiz insanların “Bir de bunlara bakın, nasıl tablosu?” diye. Hükûmet yetkililerinin bize ifadesi ne oluyor biliyor musunuz? “O konu rektörlerden gelen listelere göre oluyor.” Değerli arkadaşlarım, peki, rektörlerden gelen listelere göre oluyorsa, o rektörlere güvenebiliyor musunuz? Sorun burada. Rektörler, kendi üniversitelerindeki çekişmelerinden dolayı aleyhinde olan bir sürü öğretim üyesi hakkında raporlar gönderiyorlar. E, bu bir süzgeçten geçmiyor ama. Yani bizim muhatabımız rektörler olmak durumunda imiş ama bizim muhatabımız Hükûmet çünkü kanun hükmünde kararnameyi yayımlayan Hükûmet. Doğal olarak bunda çok titiz olunmalı. Biz, gerçekten FET֒cülerin daha işbaşında kaldığını ama FETÖ mağduru olan akademisyenlerin işten uzaklaştırıldığını anlatmaya çalışıyoruz. Ha, bunu ister anlarsınız ister anlamazsınız, inşallah bir gün başımıza tekrar bombalar yağmaz; uyarmak istediğimiz konu bu. Yine biz gereğini yaparız ama bunları dikkate alın arkadaşlar.

Hadi bunu da dikkate almadınız, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı “Benim bu göreve getirileceğim öğrenildiği anda bir bakan ‘Sakın bu görevi kabul etme, başına her türlü iş gelebilir.’ dedi.” diye açıklama yapıyor. Değerli arkadaşlarım, vahim bir tablo, ciddi bir tablo; bunu Hükûmet sorguluyor mu? Ya, bu Müsteşar ne demek istedi? Kimdir bu bakan? AKP’nin bakanı, CHP’nin bakanı değil, MHP’nin bakanı değil, HDP’nin bakanı değil; AKP’nin içinden bir bakan çıkmış -şu anda görevde olur olmaz onu bilemem, onu Müsteşar bilir- ve böyle bir söz söylemiş. Şimdi, bu sözün bir anlamı yok mu, bir ciddiyeti yok mu? “Kimdir bu bakan?” diye hesap soruyor musunuz? Yok. Bir ayrışmaya gidiyor musunuz? Yok. Ondan sonra, FET֒yle mücadele… O Müsteşar bu sözü söyledikten tam beş dakika sonra bunun gereği yapılmalıydı, beş dakika içinde, hatta bir dakika içinde. Üç dört gündür bekliyoruz, kimseden tık yok; unutturulmaya, karartılmaya ve soğutulmaya çalışılıyor. E, böyle bir tabloda FET֒yle mücadele edebilir misiniz? Gelin biz size destek olalım. Kimdir bu bakan biz de bilelim. O bakan Türkiye'nin başına başka işler açmasın eğer görevdeyse, görevde değilse gereğini yapın; bir sürü insan tutuklanıyor, gözaltına alınıyor, gereğini yapın arkadaşlar. E, bunları söylediğimiz zaman “Bırakın onları bir kenara, Anayasa’yı görüşelim…” Değerli arkadaşlarım, Türkiye yangın yeri, ekonomi alarm veriyor, dolar almış başını gidiyor.

Meclis Televizyonu bugünkü, cuma günkü görüşmeleri de yayınlamak durumunda, pazartesiden başlayan Anayasa görüşmelerini de yayınlamak durumunda. İktidar partisinden tam üç gündür yanıt bekliyoruz. Pazartesi günü başlayacak olan Anayasa görüşmelerinde Meclis Televizyonunun çalıştırılması konusundaki iradenizi ortaya koyun. Daha hâlâ tartışıyorlar. Daha durun bakalım. “Üstlerle görüşülüyor, bize gelene kadar değişebilir.” Ne değişebilir arkadaşlar? Bir Meclis Televizyonunu açmak bu kadar zor mu? Yani, halk, Anayasa gibi çok önemli bir konuda bilmeyecek, bilgilenmeyecek de hangi konuda bilecek? Halk bilmesin, görmesin, duymasın. Haklı eleştiriler yerine getirilmesin. Varsa yoksa Anayasa değişikliği.

Değerli milletvekilleri, bu yol, iyi bir yol değil; bu yol, Türkiye’yi kutuplaştıran, ayrıştıran bir yol. Bu ısrarlarınızdan lütfen vazgeçin ve halkın gerçek gündemini Mecliste hep beraberce tartışalım diyor, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır. Yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Gök, Sayın Karabıyık, Sayın Durmaz, Sayın Çamak, Sayın Yiğit, Sayın Tamaylıgil, Sayın Akaydın, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Arslan, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Akın, Sayın Bekaroğlu, Sayın Zeybek, Sayın Havutça, Sayın Kara, Sayın Köse, Sayın Karadeniz, Sayın Özdemir, Sayın Torun, Sayın Köksal.

Evet, yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Sema KIRCI (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III. YOKLAMA

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 447 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2’nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde yer alan 21’inci madde üzerindeki son önerge işleminde kalınmıştı. Önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunacağım. Ancak, okutacağım bu önergeye ilişkin olarak önerge sahiplerinin bir düzeltme talebi olmuştur. İşleme alınıp Genel Kurulun bilgisine sunulan önergelerin bu hâliyle oya sunulması gerekir ancak düzeltme talebi hususunda siyasi parti gruplarına bilgi verildiği ve gruplardan bir itirazın gelmediği görülmektedir.

Bu nedenle, önergenin yeni hâlini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

"MADDE 21- 4706 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

EK MADDE 4- Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Türkiye Yeşilay Vakfı ile Darülaceze Başkanlığı, Darüşşafaka Cemiyeti ve Türk Hava Kurumu tarafından kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan mülkiyeti Hazineye, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde adı geçen Dernek, Vakıf, Başkanlık, Cemiyetler ve Kurum lehine kırkdokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilebilir. Bunlardan ayrıca hasılat payı alınmaz. İrtifak hakkı tesis edilen taşınmazların tapu kütüğüne, amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulur.

Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlardan Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen şartları sağlayanlar lehine, kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırkdokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilebilir. Bunlardan ayrıca hasılat payı alınmaz. Bu şekilde irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen taşınmazlardan söz konusu vakıflar tarafından elde edilen gelirin tamamı, münhasıran öğrencilere yönelik eğitim kurumlarının veya yurtların yapım, bakım, onarım, işletim ve benzeri giderlerinin karşılanmasında kullanılır. İrtifak hakkı tesis edilen taşınmazların tapu kütüğüne, amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulur."

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.12

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

21’inci madde üzerinde Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve arkadaşları tarafından verilen önerge bir önceki oturumda okunmuştu.

Şimdi, okunan bu önergeye Komisyonun ve Hükûmetin katılıp katılmadığını soracağım.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısının 21’inci maddesinin değiştirilmesine ilişkin önergeyle 4706 sayılı Kanun’un ek 4’üncü maddesinde yapılması öngörülen değişikliklerle;

- 1895 yılında hayır amacıyla kurulan, bugüne kadar 30 bini çocuk olmak üzere toplam 72 bin kişiye bakım, sağlık, barınma ve eğitim gibi konularda yardımda bulunan, hâlen de 600’e yakın vatandaşımızı barındıran, din, dil, ırk, cinsiyet ve mezhep farkı gözetmeksizin, cami, kilise ve havrasıyla dünyada eşi ve benzeri olmayan ülkemizin en eski ve en önemli hayır kurumlarından olan Darülaceze Başkanlığı (Darülaceze Müessesesi) ile 1863 yılında yoksul ve yetim çocukların eğitim ve öğretimine destek olmak amacıyla kurulan, ülkemizin eğitim alanındaki ilk sivil örgütlenme örneği olan Darüşşafaka Cemiyeti ve ayrıca, 1925 yılında ülkemizde havacılık sanayisini kurmak, askerî, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak ve bu konuda personel yetiştirmek amacıyla kurulan Türk Hava Kurumu tarafından, kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan mülkiyeti hazineye, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların üzerinde bu Başkanlık ve Cemiyet lehine kırk dokuz yıl süreyle bedelsiz olarak irtifak hakkı tesis edilebilmesi; devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilebilmesi ve bunlardan ayrıca hasılat payı alınmaması; irtifak hakkı tesis edilen taşınmazların tapu kütüğüne amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulması; Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlardan Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen şartları sağlayanlar lehine, kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere mülkiyeti hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazların üzerinde maddede belirtilen süre ve koşullarla bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilmesi ve bunlar adına kullanma izni verilebilmesi; bu şekilde irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen taşınmazlardan söz konusu vakıflar tarafından elde edilen gelirin tamamının, münhasıran öğrencilere yönelik eğitim kurumlarının veya yurtların yapım, bakım, onarım, işletim ve benzeri giderlerinin karşılanmasında kullanılması ve bu taşınmazların tapu kütüğüne amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi biraz önce kabul edilen önergeyle yapılan değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 21’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 22’nci madde üzerinde üçü aynı mahiyette olmak üzere toplam dört önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı                    Ramazan Can                           Osman Aşkın Bak

              Amasya                                Kırıkkale                                      Rize

         Vedat Demiröz                         İsmail Aydın

               Bitlis                                    Bursa

MADDE 22- 4706 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 21- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde lehine bedelli olarak irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Kanunun ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre belirlenecek şartları taşımaları koşuluyla bir yıl içinde talep etmeleri hâlinde, bedelli olarak tesis edilen irtifak hakkı veya verilen kullanma izni, hasılat payı alınmaksızın kırkdokuz yıl süreli bedelsiz irtifak hakkına veya kullanma iznine dönüştürülebilir. Bu madde kapsamında kalan taşınmazların kullanımlarıyla ilgili olarak tebliğ edilen veya tahakkuk ettirilen kullanma izni ve irtifak hakkı bedelleri tahsil edilmez, tahsil edilenler iade edilmez.”

BAŞKAN – Şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyette bulunduğundan, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Ahmet Yıldırım                 Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

                Muş                                      Iğdır                                      Şanlıurfa

         Berdan Öztürk                        Mahmut Toğrul                           İbrahim Ayhan

                Ağrı                                  Gaziantep                                   Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mustafa Kalaycı                   Mevlüt Karakaya                           Erhan Usta

               Konya                                   Adana                                      Samsun

       İsmail Faruk Aksu                       Baki Şimşek

             İstanbul                                  Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

       Bihlun Tamaylıgil                    Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

             İstanbul                                   İzmir                                        Bursa

         Kadim Durmaz                      Mehmet Bekaroğlu                         Utku Çakırözer

               Tokat                                  İstanbul                                    Eskişehir

            Musa Çam                           Bülent Kuşoğlu

               İzmir                                   Ankara

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili olarak söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk söz hakkı Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, dünden beri tartıştığımız, konuştuğumuz, uzlaşmaya çalıştığımız bir madde ama şunu belirteyim, biz, maddenin mahiyetiyle ilgili olarak bu şekilde getirilmesine karşıyız.

Şunu belirteyim önce: Vakıflar, bir servetin, bir sermayenin belli bir amaca tahsis edilmesidir; hayır işidir, hayır işinin kurumsallaşmasıdır ve sürekliliğinin sağlanmasıdır. Vakıflar bu gayeyle kurulurlar; hayır işinin kurumsallaşması ve sürekliliğinin sağlanması. Hayır işi, adı üzerinde… Devletin üzerinden hayır işini yapmamak lazımdır, prensip budur. Bir sermayeyi, bir gayrimenkulü, getiri getiren bir konuyu siz vakfediyorsunuz, sürekliliğini sağlıyorsunuz; bir hayır işi için onu -adı üzerinde- vakfediyorsunuz ve kullanıyorsunuz. Buna devletin girmesi doğru değil. Bizim düşüncemiz budur.

Ayrıca, şunu söyleyeyim: Bu hazine taşınmazlarının tahsisiyle ilgili 4706 sayılı bir Kanun var, 2000’li yıllarda çıktı. Bu ara bu konu çok kullanılıyor. Bir ara şu çok söylenirdi: “Hazine taşınmazlarının, efendim, gayrimenkullerinin çoğu, daha doğrusu, Türkiye’deki gayrimenkullerin çoğu devlete ait, hazineye ait. Hatta, bunun oranı yüzde 53. Bunun artık firmalara, şahıslara geçmesi lazım Türkiye'nin daha fazla üretmesi için.” denirdi ama ondan sonra da hazineye ait bu 4706 sayılı Kanun çıkarıldı, hazineye ait taşınmazlar belli amaçlarla, işte, sanayiye, üretime, belli yerlere tahsis edilmeye başlandı ve kasım ayı içerisinde kanun hükmünde kararnameyle… Biliyorsunuz, OHAL kapsamında kanun hükmünde kararnameler sadece OHAL’in konusuyla ilgili olarak çıkarken bu konuyla ilgili, 4706 sayılı Kanun…

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, bir sohbet grubu görüyorum, sesler buraya kadar geliyor, kahkaha sesleri. Rica ediyorum, lütfen efendim…

Devam ediniz Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan uyarınız için de. Evet, insicam bozuldu.

Kanun hükmünde kararname çıkarıldı kasım ayı içerisinde. 4706 sayılı Kanun kapsamında birçok hazine arazisi daha önce yirmi dokuz yıllığına kiraya verilmişti gemi sanayicileri işverenlerine; bu, kırk dokuz yıllığına çıkarıldı, oradaki yüklerden de arındırıldı. Aslında kanun hükmünde kararnameyle yapılmaması gerekirdi, burada yapılması gerekirdi. Daha sonra tam sayfa ilanla Sayın Bakana, Sayın Başbakana ve Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür edildi. Ben içeriğine karşı çıkmıyorum ama burada yapılması gereken bir düzenlemeydi. Onu yine de anlıyorum, sonuçta üretim için, sanayi için, imalat sanayisinin gelişmesi için yapılmış bir tahsisat. Hazine arazisini devlet veriyor, diyor ki: “Sen münhasıran üretime, istihdama katkıda bulunursan ben bu araziyi sana veriyorum.” Onu anladım ama burada devletin yapması gereken bir iş var, eğitim işi. Bununla ilgili olarak tutuyoruz vakıflara -ki yardım amaçlı olması gereken, hayır amaçlı olması gereken vakıflara- bunu tahsis ediyoruz. Devlet olarak yapmamız gereken işi tutuyoruz bir başka tarafa -ki bu Anayasa’nın ruhuna da aykırıdır- yaptırmaya çalışıyoruz. Bunlar devlet üzerinden bir anlamda hayır işi, doğru değil, devlet kesesinden hayır yapma durumunun âlâsı. Biz onun için prensip olarak bir kere buna karşıydık, şimdi de karşıyız. Bunun üzerinde bazı düzeltmeler yapılmak istendi.

Kırk dokuz yıllığına irtifak hakkı tesis edilmesi yanı sıra bu vakıflara bir de satış kondu. Ona da karşı çıktık, sağ olsunlar, anlayış gösterdiler, o çıkarıldı. Ama bunun genişletilmesi istendi; bir taraftan bunun derneklere, vakıflardan başka bir de derneklere, kamuya yararlı derneklere aynı şekilde genişletilmesi istendi. Değerli arkadaşlarım, bunlar da doğru değil.

Yani sonuç olarak, biraz önce söylediğim gibi, devletin yapması gereken asli bir görevin vakıflar tarafından yapılması, kamuya yararlı dernekler tarafından yapılması -ki bunlar hayır için kurulmuş kuruluşlar- bunlara bir de devlet tarafından hazine arazilerinin tahsis edilmesi, düşük bedelle verilmesi, irtifak hakkının ve diğer finansal, parafiskal birçok maliyetin alınmaması, bunlar maalesef yanlış işlerdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu nedenle, biz prensip olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna karşıyız, onu belirtmek istiyorum. Hazine arazilerinin çok daha verimli, özellikle Türkiye’de, istihdamı artıran, üretimi artıran, Türkiye'nin sanayileşmesini artıran işlerde kullanılması gerekir, bu şekilde heba edilmemesi gerekir. Özellikle çok düzgün, çok verimli hazine arazileri, gayrimenkulleri, taşınmazları bu şekilde heba edilecektir diye düşünüyoruz, ediliyor da nitekim.

Sayın Başkan, çok teşekkür ederim verdiğiniz ilave süre için de.

Saygılarımı sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Aynı mahiyetteki diğer önerge için söz hakkı isteyen Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya.

Buyurunuz Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 22’nci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında 22’nci madde, 21’inci maddenin bir türev maddesi. 21’inci madde, aktarılan bazı kamu haklarıyla ilgili olarak mevcut hâlde tahakkuk ve tebliğ yapılmış olan alacaklarından vazgeçilmesiyle alakalı bir madde; esası 21’inci madde.

Değerli milletvekilleri, aslında bu madde 21 ve devamındaki geçici madde niteliğinde olan 22’nci madde bize şunu gösteriyor: Bizim birçok şeyden hâlâ akıllanmadığımızı; özellikle son dönemlerde yaşadığımız bazı olayların, bazı eğitim kurumlarında yaşananların, vakıflarda yaşananların bizi yeterince akıllandırmadığını. Daha herhangi bir denetim mekanizması ya da bir yapılanma söz konusu olmadan, kamu kaynaklarını önemli ölçüde aktarma kararını, yasasını çıkarıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, burada potansiyel olarak o kadar büyük bir kamu kaynağını aktarma imkânının önünü açıyoruz ki, ben inanıyorum ki bu yasa yürürlüğe girdikten sonra sayın bakanlar çok zorda kalacaklar, bürokratlar çok zorda kalacaklar. Bunun herhangi bir sınırlaması yok, sınırlama sadece aktarılacak tarafla alakalı yani işte, vergi muafiyeti tanınmış vakıflara ve bunlar içinden de eğitim öğretim konusunda amaçları, bu doğrultuda olanlara aktarılacak. Ancak, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamunun tasarrufundaki tüm varlıkların, yerlerin ve taşınmazların potansiyel olarak aktarılmasını mümkün hâle getiriyoruz. 3 bakanlık oturacak, bunun kriterlerini belirleyecek ama 3 bakanlık her zaman, istendiğinde bir araya gelip bu kriterleri de elbette değiştirebilecek. Yoldan geçerken, bir vakıf yetkilisi, kamuya ait, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bir binayı, bir arsayı, araziyi veya bir yeri beğendiğinde, örnek vermek gerekirse TÜRGEV, (X) kamu kurum veya kuruluşuna ait şehir içerisindeki bir binayı beğendiğinde, bunun vakfa aktarılması istendiğinde, acaba hangi bakan, hangi bürokrat buna karşı çıkabilecek?

Değerli milletvekilleri, bürokraside bunları yaşadık. Bürokratın bu konularda baskı altına alındığını, kullanımda olan kamu kurumuna ait bazı kaynakların atıl olarak gösterilerek bir yerlere aktarılması için ne kadar baskı yapıldığını gördük. Bu kanunun bu şekliyle, gerek 21’in gerekse bunun türev maddesi olarak ifade ettiğimiz 22’nci maddenin bu şekilde kabulüyle, gerçekten, tüyü bitmemiş yetimin hakkı olarak gördüğümüz kamu kaynaklarının, denetimini yapamayacağımız, denetimsiz bir şekilde belli grup ve zümrelere aktarılmasına bir imkân sağlamış olacağız. Bunlara parmak kaldırmadan önce, nasıl bir sonuç getirebileceğini ve nasıl bir vebale neden olabileceğini de bilmek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, bakın, Adana Aladağ’da bir yangın yaşadık, orada birçok evladımızı kaybettik. Dedik ki bu konuları bir soralım, soruşturalım, ön yargılı yaklaşmayalım, eksiklerini belirleyelim, bir komisyon oluşturduk. Yangının yerinde külleri kalmadı ancak o komisyon hâlâ tek bir toplantı yapamadı.

Ben bu vesileyle tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında üçüncü konuşmacı İbrahim Ayhan, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cemal Süreya’nın çok güzel bir sözü var, bir dizede der ki: “Zehirlenmiş zamanlardan geçiyoruz.” Gerçekten, şu anda içinden geçtiğimiz zaman alabildiğine zehirlenmiş bir zaman. Tabii, bu zehirlenmiş zamanları kimler yapar? Şüphesiz, yönetilenler bu zehirlenmiş zamanların yaratıcıları değildir, zehirlenmiş zamanları yaratanlar yönetenlerdir ve bu yönetenler de uygulamalarıyla, politikalarıyla yaşamı çekilmez bir noktaya getirerek halkı zehirlemeye çalışırlar. Çok popüler bir deyimle; işte bu neye tekabül ediyor? “İktidar zehirlenmesi” denilen bir kavrama tekabül ediyor. İktidar, şu anda içinden geçtiğimiz süreç içerisinde, on beş yıllık deneyimi üzerinden müthiş bir zehirlenme süreci yaşıyor ve bu yaşattığı zehirlenme süreciyle toplum ciddi oranda demoralize oluyor, toplum ciddi oranda olumsuz bir şekilde etkileniyor ve yaşam katlanılmaz kılınıyor.

Tabii, iktidar üzerine çok şey söylenebilir. İktidar üzerine görüşlerine tamamen katılmasam da Foucault çok güçlü, çok geniş analizler de yapan bir kişi. Foucault iktidar analizlerini yaparken iktidarın yanında bir başka olgudan da söz eder, der ki: “İktidarın olduğu her yerde direniş de vardır. Direniş de özgürlükten bağımsız değildir. İktidar ile direniş arasında ontolojik bir birliktelik var.” Dolayısıyla, iktidarın aşırılığı, iktidarın bir yerde toplanması ciddi anlamda iktidar zehirlenmesi dediğimiz egemenlikçi, tahakkümcü bir zihniyetin ve yapının oluşmasına neden olur.

Bu, aslında, geçmişte, topluluklarda ve yönetimlerde o kadar çok yaşanmış ki bununla ilgili özellikle doğadan da örneklere rastlamaktayız. Örneğin, Arabistan çöllerinde özellikle çöl dikeni türünü seven develer varmış yani çöl dikeni türü develer tarafından çok seviliyormuş. Bu develer, çöl dikenini bulduğu zaman çöl dikenini büyük bir iştahla yerlermiş, öyle bir yerlermiş ki dikenin tadı çok hoşlarına gittiği için. Zaman zaman dikenler damaklarını ve dillerini kanattığı için, bu gelen kanın da dikenin tadı olduğunu düşünürlermiş ve ha bire iştahla yemeğe devam ederlermiş ve bunu yiyen deve nihayet kendi kanıyla boğuluyormuş. Araplarda bu eyleme, bu fiile “harese” denirmiş, “harese” de hırs, ihtiras ve iktidar demektir. Dolayısıyla, bizim iktidar zehirlenmesi dediğimiz şey, doğada da özellikle, kimi hayvanlar içerisinde de diken üzerine kurulan bir iktidar, dikeni yeme üzerine kurulan bir iktidar, sonuçta, kendi ölümüne de neden oluyor. Onun için, iktidar zehirlenmesinin panzehri, demokrasiyi yatay bir şekilde, eşitlikçi bir şekilde topluma yaymaktır. Foucault da bunu söylüyor; işte, çölde yaşayan deve örneğinde de bu var. Yani, iktidarın bu aşırılığını ortadan kaldırabilecek yegâne şey, direniş hakkının önüne geçmemektir.

Direniş hakkı, şu anda, içinden geçtiğimiz günler içerisinde alabildiğine bastırılıyor, alabildiğine ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Nedir direniş hakkı? Sözümün başında da ifade ettim, insanın doğasal haklarıdır, demokratik haklarıdır, özgürlüklerden gelen haklarıdır. Dolayısıyla, tüm bunların verilmesi gerekiyor. Tüm bunlar yapılmadığı takdirde, inanın, bu iktidar zehirlenmesinden kurtulmak da mümkün değildir. Bu, sadece Türkiye’ye özgü, şu anda yaşadığımız, mevcut siyasal iktidarın karşı karşıya kaldığı patolojik bir durum değildir. Dediğim gibi, geçmişte de birçok yerde yaşanmıştır ve bunun yegâne formülü, yegâne panzehri de demokrasidir, özgürlüktür.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Sayın Bakan, bir söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurun, mikrofonunuzu açıyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, yapılan düzenleme, inşallah, eğitim ve yurt hizmetleri alanında devletimiz tarafından yürütülen hizmetlere katkı verebilmek üzere faydalı bir sonuç ve netice üretir.

Benim, özellikle, Genel Kurula arz etmek istediğim husus şu: Yapmış olduğumuz düzenlemede Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti sağlanan vakıflara bu imkânı getirmiş olduk. Ancak, gönül isterdi ki hep birlikte, aynı amaçları, aynı gayeyi ve aynı faaliyetleri yürüten ve yine, Bakanlar Kurulunca vergiden muaf oldukları belirtilen kamuya yararlı dernekler için de verebilseydik. Netice itibarıyla, bunlar sivil toplum örgütleridir, hayır kurumlarıdır, vakıf olsun, dernek olsun hayır amaçları için kurulmuşlardır ve toplumun geniş kesimlerince büyük bir destek ve teveccüh görmektedirler. Bu hususu özellikle belirtmek istedim.

Birçok düzenlemede, özellikle Bakanlar kurulunca vergi muafiyeti sağlanan vakıflar için getirilen düzenlemelerin aynı şekilde kamu yararına dernekler için de getirildiğini görüyoruz ama yine de inşallah, başka bir zaman diğer partilerimizin de destek vermesiyle bu alanda da bir düzenleme yapacağımızı ümit ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Gök, mikrofonunuzu açıyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Şırnak Küpeli Dağı’nda yürütülen operasyonlar sırasında şehit olan 2 askere Allah’tan rahmet, yaralı 4 askere acil şifalar dilediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün Şırnak Küpeli Dağı’nda yürütülen operasyonlar sırasında 2 askerimizin şehit olduğunu, 4 askerimizin yaralandığını üzülerek öğrendik. Gün geçmiyor ki her gün şehit haberleriyle sarsılmayalım. Gerçekten Türkiye bir ateş çemberi içerisinde, bir yandan illerimizde patlayan bombalarla, bir yandan teröristlerle yapılan çatışmalarda ölen askerlerimizle, polislerimizle hepimizin yüreği dağlanıyor. Bugün Şırnak’ta şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum ve ulusumuza başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak Şırnak’ta şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Şırnak’ta şehit olan askerlerimize Başkanlık Divanı olarak biz de Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı diliyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

MADDE 22- 4706 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 21- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde lehine bedelli olarak irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Kanunun ek 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre belirlenecek şartları taşımaları koşuluyla bir yıl içinde talep etmeleri hâlinde, bedelli olarak tesis edilen irtifak hakkı veya verilen kullanma izni, hasılat payı alınmaksızın kırkdokuz yıl süreli bedelsiz irtifak hakkına veya kullanma iznine dönüştürülebilir. Bu madde kapsamında kalan taşınmazların kullanımlarıyla ilgili olarak tebliğ edilen veya tahakkuk ettirilen kullanma izni ve irtifak hakkı bedelleri tahsil edilmez, tahsil edilenler iade edilmez.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle maddenin uygulanması sırasında oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amacıyla maddede yazım düzeltmeleri yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi önergeyle kabul edilen değişiklik doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde yer alan “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                     Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

           Muş                                         Iğdır                                      Şanlıurfa

    Berdan Öztürk                            Mahmut Toğrul

          Ağrı                                      Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde geçen “25 milyar Türk Lirasına” ibaresinin “30 milyar Türk Lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Mustafa Kalaycı                         Mevlüt Karakaya                        Emin Haluk Ayhan

         Konya                                       Adana                                      Denizli

İsmail Faruk Aksu                           Arzu Erdem                             Deniz Depboylu

        İstanbul                                    İstanbul                                      Aydın

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

  Bihlun Tamaylıgil                        Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

        İstanbul                                      İzmir                                        Bursa

    Kadim Durmaz                         Mehmet Bekaroğlu                         Utku Çakırözer

          Tokat                                      İstanbul                                    Eskişehir

       Musa Çam                              Bülent Kuşoğlu

          İzmir                                       Ankara

“MADDE 23- 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “2 milyar Türk Lirasına” ibareleri “30 milyar Türk Lirasına” şeklinde değiştirilmiştir”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sıra sayısı 446 olan Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesi üzerinde söz aldım.

Değerli arkadaşlar, bu torba kanunun en iddialı maddesi bu madde, 23’üncü madde. Çünkü, bu madde Sayın Başbakan tarafından da Sayın Bakan tarafından da sürekli olarak basına iddialı bir şekilde açıklanmış, anlatılmıştı. Bu maddeyle KGF’nin 2 milyar Türk lirası olan fon limiti 25 milyar Türk lirasına çıkarılıyor ve bu şekilde, Sayın Başbakanın açıkladığına göre, 25 milyar liranın 10 katı yani 250 milyar lira esnaf ve sanatkârlarımız, iş adamlarımız kredi kullanabilecek bu kriz ortamında. İlk önce, bakınca gerçekten çok güzel, çok anlamlı bir madde olarak görünüyor, böyle olmasını da diliyorum ama, bununla ilgili tereddütlerimiz var.

Şimdi, şu anda fonun limiti 2 milyar lira biraz önce okuduğum gibi. Bakıyoruz, 2 milyar lira limit olması durumunda şimdiye kadar ne kadar kredi kullanılmış? Altı yılda, 2009’dan beri kullanılan kredi miktarı 8 milyar lira, 8 milyar liralık bir kredi hacmi oluşmuş. Şu anda durum ne? Şu anda da 3,9 milyar liralık bir kredi kullanılıyor yani bizim Plan ve Bütçe Komisyonunda görüştüğümüz sırada 72 milyon liralık da Hazinenin riski doğmuş, Hazine o zararı ödemek durumunda kalmış.

Şimdi 2 milyar liralık bir fon varken Kredi Garanti Fonu’nda, 3,9 milyarlık bir kefalet riski var; bunu 25’e çıkarıyoruz fakat sistemi de değiştiriyoruz bununla beraber. Yani, şimdiye kadar bir KOBİ bankaya müracaat ediyordu, oradan incelemesi yapılıyor Kredi Garanti Fonu’na gönderiliyordu, sistem de yavaş işliyordu. Şimdi, bundan sonra sistemin daha hızlı bir şekilde işleyeceği, prosedürün yeni bir programla hızlandırıldığı, daha geniş kitlelere ulaşılacağı, 9.200 işletmenin hatta kapsama alındığı ilave olarak söylendi. Fakat, şöyle bir şey var: Yeni sistemde, eski sistemin dışında, kâr ve zarar hesabı değil -Sayın Bakanın anlattığına göre- bir risk paylaşımı var yani bundan sonra hem Kredi Garanti Fonu hem de bankalar riski paylaşacaklar.

Ama, bizim korkumuz uygulamada şöyle olması: Banka incelemesini yapacak, kendi riskini garanti altına alacak, belli bir mablağı bloke edecek, KOBİ sahibi, işletme sahibi -işletme sıkıntıda zaten- 100 bin liralık kredi istiyor -60 bin liraya razı, 60 bin lirayı alsam yetecek diyecek- banka 40 bin lirayı bloke edecek, 60 bin lira kredi alacak, öbür taraftan Kredi Garanti Fonu bunu ödeyecek. Kredi Garanti Fonu yani Hazine, sonuç olarak bu ödenmeyecek parayı garanti etme durumunda kalacak. Banka, bloke ettiği için o zararı üstlenmeyecek. Uygulamada maalesef, bu durum doğacak, geçmişteki örnekler böyle çünkü bankacılık sistemi böyledir, bankacı kendisini garanti etmek ister. Geçmişte buna benzer örnekler yaşadık, bunda da benzeri bir durumun ortaya çıkmasından korkuyoruz. Neden korkuyoruz? Daha sonraki maddelerde gündeme gelecek, bir sicil affı var. Sicil affı bankalar tarafından dikkate alınmayacak. Dün de konuşmamda söyledim, emredici bir hükmü yok sicil affının, “edilebilir” diyor, tavsiye niteliğinde bir madde yani bankalar tarafından, özellikle özel bankalar tarafından hiç dikkate alınmayacak. Bankalar, sicil affıyla gelmiş bir müşterisinde -dediğim gibi biraz önce- bloke edecek kendi riskini, kalanı Kredi Garanti Fonu’na gönderecek, onlar incelemelerini yapacaklar, sicil affı mı var, onlar dikkate alacaklar, özel banka özellikle dikkate almayacak, bankalar dikkate almayacak ve bu şekilde Hazine için büyük bir risk doğmuş olacak maalesef. Bunun daha güzel bir şekilde düzenlenmesi gerekirdi diye düşünüyoruz ve bu 250 milyarlık fonun da, oluşturulacak fonun da aslında doğru olmadığını bu şekilde ifade etmek istiyorum, doğru olursa zaten Hazine için çok büyük bir risk taşır.

Bu vesileyle herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde geçen “25 milyar Türk Lirasına” ibaresinin “30 milyar Türk Lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

ERHAN USTA (Samsun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kredi Garanti Fonu’ndan sağlanacak kredi miktarının artırılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesinde yer alan “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yıldırım (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesi hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, firmalara kredi garantisi veren kurumların mevcut yasada 2 milyara kadar olan nakit aktarımı mevcut düzenlemeyle, önümüze gelen tasarıyla 2 milyardan 25 milyara çıkarılmaktadır. Burada bizim açımızdan üzerinde durulması gereken iki husus var: Biri yetki boyutu yani tek başına Bakanlığa, bu yüksek meblağda bir fonun aktarılmasının yetkisinin tek imzaya bağlanmış olması; ikinci bir boyutu da kontrol ve denetim mekanizmasının eksik olmasıdır. Dolayısıyla, bu iki hususun eksik olması ileriki aşamalarda subjektif birtakım kararlara sebep olabilir.

Tabii, Meclisin huzuruna, iktidar partisinin önergesiyle anlaşılan o ki pazartesi Anayasa değişiklik paketi Meclise inmiş olacak, muhtemelen görüşmelerine başlamış olacağız. Tabii, değerli arkadaşlar, bütün toplumu, toplumun tüm kesimlerini, tüm inançları, tüm farklı etnik yapıları, farklı sınıf ve tabakaları kapsaması gereken toplumsal bir sözleşme olan, aslında toplumu bir bütün olarak, kavramsal olarak millet, ulus, halk ne dersek diyelim ama bütün toplumu birbirine bağlayan aslında toplumsal harç olan anayasa gibi bir düzenlemenin toplumun tüm kesimlerinin katkısını, tüm kesimlerin kendisini içinde hissedeceği bir düzenleme şeklinde, bir toplumsal sözleşme olarak gelmesi gerekir. Ama, görünen o ki bu düzenleme maalesef, geçmiş darbe anayasalarında olduğu gibi toplumun tüm kesimlerini değil çoğunluğun anayasası gibi gelmiş olacaktır ki bu da toplumda şu anda mevcut olan korku siyasetini, mevcut olan ayrıştırma ve çatışma siyasetini maalesef daha çok derinleştirecektir.

Kısaca geçmişten günümüze baktığımızda, bakın, 7 Haziran sonrası tek başına iktidarın oluşturulamaması, tek başına iktidara gelme imkânının olmaması üzerine ülkeye “Halkımız kaosu seçti.” gibi bir değerlendirme yapılmıştı. 1 Kasım itibarıyla AKP tek başına iktidara geldi ama ülkede maalesef, tersine, kaos derinleşti yani bir barış, bir istikrar ortamı değil bir kaos gerçekleşti. Bu kaos ortamı giderek de derinleşiyor maalesef ülkemizde; bunu görmemiz gerekiyor. İç siyasette ülke bir kaosa sürükleniyor, bir korku siyaseti egemen oluyor. Korku siyaseti, dünyanın en barışçıl toplumlarında bile, en demokratik toplumlarında bile ayrışmayı ve çatışmayı doğurur. Bugün ülkede egemen olan korku siyaseti, olağanüstü hâl ve kanun hükmünde kararnamelerle pratikte yürüyen siyaset anlayışı, maalesef ülkede ciddi kırılmalara, duygu kırılmalarına neden oluyor. Biz burada oturup saatlerce tartışabiliriz ama realite bizim buradaki tartışmalarımız düzeyinde gelişmiyor. Ülkede maalesef, şu anda ciddi anlamda bir Kürt-Türk ayrışması, bir Alevi-Sünni ayrışması… Etnik ve mezhepsel temelde toplum gettolara çekiliyor, kendi gettolarını oluşturmaya başlıyor. Birtakım söylemler üzerinden geçmişte ama daha çok iktidar partisinin uygulamalarından cesaret alan mahalle baskısı giderek linç kültürüne, onu aşarak bu sefer medya üzerinden, televizyonlardan veya kahvehane konuşmalarına varıncaya kadar tehdit, öldürme, cezalandırma söylemine dönüşmeye başladı.

Şimdi, tam da böyle bir ortamda, önümüzdeki günlerde bütün toplumu kapsayacak, bütün mezhepleri, inanışları, bütün farklı etnik kimliklerin içinde yer alabileceği ve toplumun bir bakıma ortak harcı olacak ve belki çimentosu olacak bir anayasayı böyle bir zeminde tartışmak, bu eksen üzerinden yani toplumun tümünün anayasası olarak gerçekleştirmek, onu halkın gündemine sokmak mümkün gözükmemektedir.

Dilerim, Hükûmet bu çatışmacı, bu ayrıştırıcı bu korku imparatorluğu üzerine inşa ettiği kültürden bir an önce vazgeçer diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III-.YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır.

Yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Gök, Sayın Karabıyık, Sayın Tamaylıgil, Sayın Kuşoğlu, Sayın Bekaroğlu, Sayın Yiğit, Sayın Yıldız, Sayın Yedekci, Sayın Üstündağ, Sayın Kazım Arslan, Sayın Durmaz, Sayın Torun, Sayın Sibel Özdemir, Sayın Akaydın, Sayın Sarıhan, Sayın Demirtaş, Sayın Tekin, Sayın Köse, Sayın Topal, Sayın Kara.

Evet, yoklama işlemini başlatıyorum.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.26

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesi üzerinde Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasından önce istem üzerinde yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Pusulayla oy kullanan sayın milletvekillerinin Genel Kuruldaki mevcudiyetini tespit edeceğim.

İsimleri okuyorum:

Sayın Karaburun? Burada.

Sayın Mustafa Şahin? Yok.

Sayın Orhan Miroğlu? Burada.

Sayın Mehmet Akyürek? Yok.

Sayın Tuğrul Türkeş? Burada.

Sayın Hacı Özkan? Yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Arkadaşlar, olmayanları nasıl gönderiyorsunuz ya. Nasıl gönderiyorsunuz olmayanları ya.

BAŞKAN - Sayın Vedat Bilgin? Burada.

Sayın Metin Bulut? Yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, olmayanları gönderiyorsunuz arkadaşlar ya. Olur mu öyle şey ya?

BAŞKAN - Sayın Abdulkadir Yüksel? Yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, gönderenler hakkında işlem yapılsın lütfen. Böyle şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen efendim.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Olmayanlar çıktı zaten.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nerede, niye gönderiyorsunuz içeriye? Allah Allah!

BAŞKAN – Sayın Cemil Çiçek? Burada.

Sayın Burhan Kayatürk? Burada.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yok. Nerede arkadaşlar?

Gelmeyenler hakkında suç duyurusunda bulunacağım, ona göre, gelmeyenler hakkında; ona göre ciddi olun. Ya, böyle şey olur mu ya? Olmayanları gönderiyorsunuz buraya. (Gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

Sayın Serkan Bayram? Yok.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yok. Yarısından fazlası yok. Olur mu öyle şey ya? Bir kişi bile olsa olmaz, doğru bir şey mi bu ya?

BAŞKAN - Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Ocak 2017 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 19.42



(x) 446 S. Sayılı Basmayazı 4/1/2017 tarihli 50’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.