TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

51’inci Birleşim

5 Ocak 2017 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, 5 Ocak Adana’nın, 6 Ocak Ceyhan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Kürt dil kurumlarının kapatıldığı iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ordu Giresun Havaalanı’ndan Ankara dışında diğer şehirlere de uçuş konulması ve bu havaalanının ikinci planda tutulan, atıl bir havaalanı özelliğine büründürülmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, başkanlığa, şeriata ve faşizme karşı olmanın suç teşkil etmeyeceğine ve bu nedenle gözaltına alınan gençlerin derhâl serbest bırakılması gerektiğine, bu tür uygulamaların toplumda çatışma ve gerginlik ortamı yaratacağına ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, kapatılan askerî okulların sınavlarını kazanan ya da okuyan öğrenciler ile mezun olanların soruşturmalarının yapılarak suçsuz olanların okullarına devam edebilmesi, okulu bitirenlerin görevlerine başlayabilmelerinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 250 bin işletmenin müracaat ettiği KOSGEB aracılığıyla verilen 50 bin TL faizsiz krediyi almaya hak kazanan 15 bin işletmenin Hükûmete yakın işletmeler olduğuna ve bu işin sonunu bırakmayacaklarına ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ve Gezi direnişinin sembolü olan Berkin Elvan’ın doğum gününe ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’ın, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre 2016 yılında kadın cinayetlerinin arttığına ve devleti yönetenlerin açıklamalarının katillere ve tecavüzcülere cesaret verdiğine ilişkin açıklaması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, terörden dini sorumlu tutanların terör olaylarını kullanarak dini yıpratmak isteyebileceklerine, dinler ve özellikle İslam’ın terör eylemlerine izin ve cevaz vermediğine, teröre bulaşanların gafil, cahil ve hain olduklarına ilişkin açıklaması

8.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Büyükşehir Belediyesinin Samsun’un 19 Mayıs ilçesi Yörükler beldesinde yürüttüğü yıkım işleminin durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, bireysel emeklilik sistemiyle vatandaşı tasarrufa zorlayan Hükûmetin kendi israfına bir önlem alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, 5 Ocak şair Arif Nihat Asya’nın 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Başbakanın Ulaştırma Bakanı iken İzmir’den direkt uçuş sayılarının artmasıyla ilgili talimat verdiği hâlde bir yılı aşkın bir zamandır bu konuda bir gelişme olmadığına ilişkin açıklaması

12.- Isparta Milletvekili İrfan Bakır’ın, Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı bazı köylerde iki gün süren kar yağışı sonucu seraların zarar gördüğüne ve zararı minimuma indirmek için destek verilip verilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

 

 

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, komşularımızla ve dış dünyayla barışın ne zaman ve ne şekilde sağlanacağını ve Suriye’yle ilişkilerimizin ne zaman normalleşeceğini öğrenmek istediğine, Suriyeli mültecilerle ilgili bilgi almak istediğine ve laiklik propagandası yaptığı gerekçesiyle haksız yere tutuklanan gençlerin bir an önce serbest bırakılmasını istediğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde sosyologlara kritik görevler düşmesine rağmen böylesine önemli bir alanda neredeyse hiç istihdam yaratılmadığına ve Bakanlığın sosyolog görev tanımını bir an önce yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 5 Ocak şair Arif Nihat Asya’nın 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Başbakanın Irak’a barış planlarıyla gitmesi gerektiğine, Reina saldırganına benzetilen Türkmenistan uyruklu bir kişinin kalabalık bir grup tarafından linç edilmek istenmesine, Grup Başkan Vekili Çağlar Demirel’in kaçma şüphesiyle gözaltına alınmasına rağmen IŞİD’lilerin ikametgâhları belli olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmalarına, Doğan Grubunda Baş Hukuk Müşaviri olarak çalışan Erem Turgut Yücel’in gözaltına alınmasının bir talihsizlik olduğuna ve Berkin Elvan’ın yaşasaydı bugün 18 yaşında olacağına ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne, Meclis Başkanına acil şifalar dilediğine, pazartesi gününden itibaren Anayasa görüşmelerinin başlayacak olması nedeniyle halkın bilgilenme ve haber alma hakkı gözetilerek Meclis televizyonunun kesintisiz yayın yapması konusunda Başkanlığın bir girişimde bulunmasını rica ettiklerine ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci ve şair Arif Nihat Asya’nın ölümünün 42’nci yıl dönümlerine ve 17’nci Dönem İstanbul Milletvekili Aytekin Kotil’in eşinin vefatı nedeniyle sevenlerine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, siyaset kurumunun Uludere’deki olay yaşandığı andan itibaren bu acının milletin ortak acısı olduğuna ilişkin bir anlayış ve yaklaşım içerisinde olduğuna ve idari ve adli soruşturmanın yapılması için bir irade ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir Adliyesi yakınında patlama olduğuna dair haberler geldiğine ve bu konuda Bakandan bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bakandan resmî olarak İzmir’de ne olduğu konusunda Meclisi, kamuoyunu aydınlatması talebini yinelediğine ilişkin açıklaması

24.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, İzmir’de yaşanan olayın bütün yönleriyle incelenerek ilgili bakan tarafından gereken bilgilendirmenin yapılacağına ilişkin açıklaması

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir’de meydana gelen patlamanın bir terör saldırısı olduğuna, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve bütün terör örgütlerini lanetlediğine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir’deki terörist saldırıyı kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve güvenlik görevlileri ile istihbarat birimlerinin bundan sonra bu tür girişimleri etkisiz hâle getirmelerini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

27.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Halkların Demokratik Partisi adına İzmir Adliyesine yapılmış olan saldırıyı kınadığına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

28.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek, Milliyetçi Hareket Partisi adına İzmir’de yapılan hain saldırıyı kınadığına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

29.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, İzmir’de yaşanan terör olayını kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve sosyal medyada İzmir’i hedef gösteren kişi hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

30.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, terörün kimden ve nereden gelirse gelsin herkesin karşı çıkması gereken bir olay olduğuna ve İzmir’deki hain saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

31.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, İzmir’de yaşanan olayın son derece üzücü olduğuna, hayatını kaybedenlere Tanrı’dan rahmet dilediğine ve Parlamentonun Türkiye’nin içinde bulunduğu bu karanlık ortamdan çıkmasını sağlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İzmirlilere, İzmir Adliyesi çalışanlarına ve Türk milletine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

33.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, yakın geçmişte sosyal medyada İzmir’de neden patlama olmadığı konusunda paylaşımlar yapıldığına, Hükûmet üyeleri ile iktidar milletvekillerine teröre karşı barış ve huzur dilinin öne çıkması gerektiğini vurgulamak istediğine ilişkin açıklaması

 

 

34.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İzmir’de meydana gelen terör olayını Hükûmet olarak kınadıklarına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörün insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna ve terörle sonuna kadar mücadele edileceğine, sosyal medyanın sorumsuzca hareket edilecek bir mecra olmadığına ilişkin açıklaması

35.- İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın, İzmir’deki menfur saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

36.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, hoşgörünün sembolü olmuş bir şehirde lanet terörün kendini gösterdiğine ilişkin açıklaması

37.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nde her yurttaşın kutsal günlerinde kendilerine özgü kutlamalar yapmalarının Osmanlıdan beri devam eden bir gelenek olduğuna ve Ortodoks Hristiyanların Noel Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

38.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, mezhep düşmanlığı çıkararak ve hayat tercihleri itibarıyla ülkemizi bölme oyununa hiç kimsenin düşmemesi ve siyasetçiler ile kurumlar olarak mezhep üzerinden, din üzerinden ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

39.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, İzmir’de meydana gelen hain terör saldırısında teröristlerle mücadele eden ve daha büyük bir faciayı önleyerek şehit olan Elâzığlı polis Fethi Sekin’e Elâzığ milletvekilleri olarak Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

40.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın en işlek caddelerinden Yeşilyol’da bir pastanede bir patlama meydana geldiğine, yaralı olan tüm hemşehrilerine acil şifalar, İzmir’deki hain saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

41.- Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün, Çıldır Havaalanı’nın şu an Ulaştırma Bakanlığı kayıtlarında işletmeye açık bir havaalanı olarak gözüktüğüne, sadece pistinin uzatılması sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Çıldır Havaalanı’nda hiçbir uçuşun olmadığına ilişkin açıklaması

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, vefat eden 17’nci Dönem İstanbul Milletvekili Aytekin Kotil’in eşine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak İzmir’deki terör olayını şiddetle kınadıklarına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hristiyan vatandaşların 6-7 Ocak tarihlerinde kutladıkları Noel Bayramı’nı kutladığına ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, TEOG sınavında birinci olan Batman’dan 2 öğrenciyi yürekten kutladığına ilişkin konuşması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Malezya’da yaşanan yolsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/408)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilindeki Suriyeli mültecilerin sebep olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)

3.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve 20 milletvekilinin, Türk personel rejiminin aksayan yönleri ile kamu çalışanlarının sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 3/6/2016 tarihinde Şırnak Milletvekili Ferhat Encu ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde devletin savaş uçaklarıyla yapılan bombalama sonucu çoğu çocuk 34 sivilin yaşamını yitirdiği olaydan sonra 29/5/2016 tarihinde yine aynı noktada köylülerin tekrar bombalanmış olmasının araştırılması ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 5/1/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Türkiye’yi ekonomik krize sürükleyen etkenlerin anlaşılması, bu sorunların derinleşmesine engel olunması ve atılması gereken adımlara ilişkin krizle mücadele yol haritası oluşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446)

2.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

5 Ocak 2017 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana ile Ceyhan ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’a aittir.

Buyurunuz Sayın Ünüvar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, 5 Ocak Adana’nın, 6 Ocak Ceyhan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 5 Ocak Adana’nın kurtuluş günü, yarın da 6 Ocak Ceyhan’ın kurtuluş günü. Öncelikle hem Adana’mızın hem Ceyhan’ımızın kurtuluş günlerini kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Adana tarihi, kültürü, ekonomisiyle ülkemizin en önemli şehirlerinden birisidir, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Asırlık şehirlerin asırlık öyküleri vardır, tarihin aktığı yerdir Adana. Tarihin hancısı olarak zaman gelip geçerken o hep orada onu beklemiştir. Toprağına kan damlaları düşerken, toprağının bereketinin üstünde yaşayanların kendisine verdiği kıymeti bilircesine o gelecek nesillere öyküleri bereketiyle taşımıştır. 5 Ocak öyle bir vakittir ki Adana onu öykü değil destan diye yazmıştır, öyle bir destandır ki doksan beş yıldır dilimizde. O destanın kahramanlarını, ecdadımızı rahmetle ve minnetle anıyorum.

5 Ocak kalbimizde daima bir şuur, bazen de dilimizde bir şiir olur. O şiirlerin en unutulmazı, Arif Nihat Asya’nın hepimizin bildiği “Bayrak” şiiridir. Arif Nihat Asya “Bayrak” şiirinde

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım,

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder,

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar,

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim,

Yeryüzünde yer beğen,

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim.” diyordu.

Arif Nihat Asya tam yetmiş yedi yıl önce bir 5 Ocak gecesi Adana’da yazmıştı bu şiiri, hem de bir petrol lambasının yorgun ışığı altında. Ama, ne mutlu bize ki bu şiirin ışığı hamdolsun bugün pırıl pırıl parıldıyor, bayrağımız dalga dalga dalgalanıyor. İşte, 5 Ocak böyle bir gündür.

5 Ocak hep bir tarih olarak anlatılıyor ama o gün ülkemizi işgal etmek isteyenler vardı, bugün de aslında 5 Ocak öncesi o işgal etmek isteyenlerin düşünceleri aynen devam ediyor. 15 Temmuz işgal girişimi onların en başında geliyor ama çok önemli bir fark var; doksan beş yıl önce 5 Ocak öncesinde ülkemizi işgal etmek isteyenlerin üzerinde Fransız, İtalyan, Yunan üniformaları vardı ama 15 Temmuzda ne hazindir ki milletin emanet ettiği şerefli üniformaları ele geçiren hainler bu gazi mekânı da bombalamışlardı. Ama, Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla meydanlara dökülen milletimiz, Meclise gelen ve sabaha kadar bombalar altında bu gazi mekânı bekleyen milletvekillerimiz 15 Temmuzda işgal girişimine “Dur.” dedi. Ama, değerli arkadaşlar, bu işgal girişimi devam edecek. Ama, bizim de o 5 Ocakta Adana’da, 3 Ocak’ta Mersin’de, 6 Ocakta Ceyhan’da, 7 Ocakta Osmaniye’de, 8 Ocakta Erzin’de, 9 Ocakta Dörtyol’da ecdadımızın bize emanet ettiği ruh da devam ediyor. Ecdadımız bize sadece vatanı değil aslında o ruhu da emanet etti. Ama, bizim dikkatli olmamız lazım. Adana’da, Beşiktaş’ta, Ortaköy’de, Rus Büyükelçisi vurulurken ve yılbaşı gecesinde Türkiye’de yaşayan Türk vatandaşları ve Türkiye’de misafir bulunan yabancı ülke vatandaşları vurulurken esasında o teröristler onu, bunu, şunu değil, bizi vuruyor, hepimizi vurmak istiyor çünkü terörü yeri ve zamanına göre kategorize etmek aslında terörün amacına hizmet eder. Onun için, değerli arkadaşlar, bizim birliğimizi korumamız lazım çünkü devletimizin dirliği milletimizin birliğine bağlı, o sebeple 5 Ocak ruhunu hep yaşatmamız lazım.

Bu vesileyle, 5 Ocak Adana’nın kurtuluşu ve 6 Ocak Ceyhan’ın kurtuluşunu kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.

Gündem dışı ikinci söz, Artvin’in sorunları hakkında söz isteyen Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerimin başında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, “Artvin’in sorunu” deyince, Artvin’in en büyük sorunu Cerattepe. Cerattepe’de gene sıkıntılar var, aslında ben bu konuşmayı yapmak istemezdim ama bunla ilişkin bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Sözlerle anlattım olmadı, o nedenle bugün istatistikleri ve belgeleri getirdim.

Değerli arkadaşlarım, bakın, merkezi Londra’da bulunan bir kuruluş bir şey yayınlıyor, diyor ki: “Türkiye’de turizmin, dünyada turizmin ilgi odağı olduğu 100 kent var. Bunların içerisinde de Türkiye’den 5 il bu grubun içerisine giriyor. Bunlardan biri İstanbul, biri Antalya, biri Muğla, biri Edirne, biri Artvin.“ Turizm açısından en önemli illerden bir tanesidir Artvin diyor.

Şimdi, gelelim, başka bir veri daha paylaşacağım sizinle, buradan nereye gelmek istiyorum diye. TÜİK’in açıklamış olduğu veriler var. TÜİK’in açıklamış olduğu verilere göre, Türkiye’de en güvenli yaşanılabilir il Artvin. Bakın, bunu ben yayınlamıyorum, devletin resmî kurumu diyor ki: “Türkiye’de güven içerisinde yaşayabileceğiniz en güvenli il Artvin’dir.” Bu da devletin kurumu, bunu da kamuoyunun ilgisini çekmesi açısından sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bunları niye paylaştım değerli milletvekilleri? Şimdi, Artvin’de 19 Eylülde Cerattepe duruşması yapıldı. 19 Eylülden evvel Artvin Valiliği, bir gün evvelden, bir ihsasırey gibi Artvin’le alakalı bir düzenleme yaptı ve dedi ki: “Artvin’de olaylar çıkabilir.” Bir ay süreyle Artvin’de afiş bile yasaklandı. Şimdi, şöyle bir kent düşünün: Türkiye’de bir olağanüstü hâl var, Türkiye’de olağanüstü hâlle alakalı normal yaşam koşulları ortadan kalkmış, Artvin’de ekstra uygulamalar yapılıyor.

Değerli milletvekilleri, Artvin’de miting yapmak yasak, pankart açmak yasak, toplantı, gösteri yürüyüşü yapmak yasak, oturma eylemi yasak, miting yasak. Kim koyuyor bunları? Artvin Valisi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğayı korumak da yasak(!)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Artvin Valisi göreve geldiği andan itibaren… Bir gün sonra göreve başlayacaktı. Artvin’i tanımıyordu, Artvin’deki çalışacağı yeri bile bilmiyordu, bıraksan kendi çalışacağı daireyi bulamazdı. Bir gün önceden bir karar koydu, dedi ki: “Artvin’de bunlar bunlar yasak.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, madem TÜİK’in verilerine göre en huzurlu il Artvin, en güzel il Artvin, peki, Artvin Valiliği bunu niye koyuyor? Bunun neden yapıldığını da sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü, Artvin’de devleti teslim almış olan bir iş adamı var değerli dostlar, devleti teslim almış olan bir iş adamı var. Artık, Artvin’de devletin valisi, devletin güvenlik görevlileri, kolluğu yok; devlete talimat veren bir iş adamı var. Bu iş adamı kim? Cerattepe’deki ihaleyi alan iş adamı değerli dostlarım.

Bakın, Cerattepe’yle alakalı bunlardan niye bahsediyorum? Şu anda Artvin’de her an bir olay çıkabilir, her an üzücü bir hadiseyle karşı karşıya kalabiliriz. Bakın, Cerattepe’ye ilişkin olarak Artvinliler, her siyasal düşünceden partililer, il başkanları, Belediye Başkanı, milletvekilleri kalktık, Sayın Başbakanı, Sayın Ahmet Davutoğlu’nu ziyaret ettik. Sayın Ahmet Davutoğlu’na dedik ki: “Bakın, mevcut bir yargı süreci var, bu yargı sürecinin sonuna kadar beklenmesi gerekir. Yargı süreci olmadan kalkıp oraya yapacağınız bir müdahale cinayettir.” Sağ olsun, kendisine teşekkür ediyorum, yapmış olduğumuz ziyarette dedi ki: “Evet, Artvin’e herhangi bir şekilde bu yargı süreci bitmeden müdahale etmeyeceğiz.” Kim dedi bunu? Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu. Değerli arkadaşlarım, Artvin Belediye Başkanlığı kendi internet sitesinden aynen şöyle söyledi: “Başbakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu maden şirketinin Artvin Cerattepe’deki çalışmalarını hukuki süreç bitene kadar durdurdu.” Hukuki süreç şudur… Rize İdare Mahkemesiyle alakalı o paket kararın nasıl alındığını biliyorum, oradaki hâkimlerin nasıl değiştirildiğini biliyorum, yeni gelen heyetin nasıl karar vermesi gerektiğine ilişkin telkinlerde bulunulduğunu bir hukukçu olarak biliyorum değerli dostlarım. Bunları yuttuğumuzu sanmayın, bunları yutmuyoruz. Ama, şimdi bu varken hukuki süreç tamamlanmadan, Danıştayla alakalı süreç tamamlanmadan diyorlar ki: “Biz buraya müdahale edeceğiz.” Buna ilişkin hazırlıklar devam ediyor değerli arkadaşlar. O nedenle, bütün kamuoyunun, Parlamentonun dikkatini çekmek istiyorum. Ben ilgili Başbakandan, daha önce görevi bırakmış olan Sayın Davutoğlu’ndan, bu ay için, 13 Aralıkta bir randevu talebinde bulundum, bugüne kadar randevu talebiyle alakalı bana dönen yok. 30 Kasımda Sayın Başbakandan bir randevu talebinde bulundum Artvin halkıyla alakalı. AKP’nin grup başkan vekilleri buradalar, daha önce kendileri de çağırdı, gittik. Şimdi ne oldu yani? Bir maden şirketine niye teslim oluyor bu ülkenin Hükûmeti? Bunu bir yöre milletvekili olarak sormak zorundayım değerli arkadaşlarım.

Bakın, Sayın Bakanın, İçişleri Bakanının da bir şeyini sizlerle paylaşmak istiyorum, laf uçup gidiyor. Sayın Bakan Artvin’i ziyaret ettiğinde -o zaman bir siyasi partinin genel başkanıydı- Yeşil Artvin Derneğini ziyaret ettiğinde diyordu ki Artvinlilere: “Ey Artvinliler, ey Yeşil Artvin Derneğinin yöneticileri; sizleri kutluyorum, vatan müdafaası yapıyorsunuz.” Şimdi ne değişti değerli dostlar, değerli milletvekilleri?

Şunu paylaşmak istiyorum, aslında söylenecek çok söz var, beş dakikada bunları yetiştirmem mümkün değil: Artvin Cerattepe’ye her an müdahale edebilirler. Bu müdahale haksız hukuksuz müdahaledir. Valiyi de uyarıyorum, İçişleri Bakanını da uyarıyorum, kim müdahale ederse o müdahalenin altında kalacaktır.

Sözlerimi bitirirken diyorum ki: Cerattepe geçilmeyecektir, Artvin halkı yenilmeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Gündem dışı üçüncü söz, Kürt dil kurumlarının kapatıldığı iddiaları hakkında söz isteyen Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’a aittir.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’ın, Kürt dil kurumlarının kapatıldığı iddialarına ilişkin gündem dışı konuşması

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, İstanbul Kürt Enstitüsü de, Enstîtuya Kurdî ya Stenbole de kapatılmaktan nasibini aldı, kapısına kilit vuruldu. İstanbul Kürt Enstitüsünün kapısına kilit vurmak aslında Kürt’ün ağzına ve diline kilit vurmaktır. Bu kilit hepimizin ağzına vurulmuştur. Çünkü, kurulduğu 1992 yılından beri sadece Kürt dili ve edebiyatıyla ilgili araştırmalar yapmakta, kurslar düzenlemekte, eğitim materyali hazırlamakta ve el yazması Kürt klasiklerini gün ışığına çıkararak sevenleriyle ve okuyucularıyla buluşturmaktaydı. Melaye Cizirî, Fekiye Teyran, Ahmedi Hani, Şeyh Abdurrahmani Aktepe ve daha nice Kürt tasavvuf büyüklerinin eserleri bu enstitü sayesinde okurlar ve sevenleriyle buluşmuştur. Dolayısıyla, enstitünün kapısına vurulan kilit bu büyük zatların ağzına da, diline de vurulmuştur.

UNESCO tarafından, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çekilen Zazacayı yaşatmak için bu enstitü elinden geleni yapmış ve yapmaktadır. Bu bağlamda, Zazacayla ilgili, gramer ve edebiyatıyla ilgili eserler ciddi manada ortaya konulmuştur ve konulmaktadır. Yani, devletin ve Hükûmetin yapamadığını veya yapmak istemediğini bu enstitü yapmış ve yapmaktadır.

Bakın, Zarok TV’yi kapatma hatasından dönüldü ve herkes bu olumlu dönüşten memnun oldu, bunun için de teşekkür etmekten geri kalmadı. Bu enstitüyü kapatmak da en az Zarok TV’yi kapatmak kadar vahim bir hatadır. Bu hatadan dönmek bir erdemdir ve eğer erdemden biraz kırıntı kalmışsa lütfen bunu gösterin. Bu hatadan dönülmesi için ziyaret maratonuna başlayacağım. Kültür Bakanımız, Millî Eğitim Bakanımız, gerekirse Başbakanımız ve Sayın Naci Bostancı -karşımda duruyor, ona da hitap ediyorum- ne gerekirse yapacağım, lütfen yardımcı olsunlar.

Herkes gider Mersin’e ama maalesef, biz gidiyoruz tersine veya siz gidiyorsunuz tersine. Bakın, bu enstitüyle ilgili bir iki anekdotu size aktarayım ve böylece, nereden nereye, Mersin’den tersine nasıl geldiğinizi gözden geçirin. Rahmetli Demirel Cumhurbaşkanıyken Avrupa Birliğinin kuruluş yıl dönümü için düzenlenen resepsiyonda bulunanlar arasında bu enstitünün yetkilileri de vardı yani enstitü resmen davet edilmişti ve bu davete icabet edilmişti. Bu enstitünün çıkardığı Türkçe-Kürtçe Sözlük dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e ve Sayın Bülent Arınç’a hediye edilmişti ve bu zatlar bu hediyeyi memnuniyetle kabul etmişlerdi. Soyadlarını değiştiren vatandaşların yeni Kürtçe soyadlarının anlamlarını tespit etmede ve diğer resmî çevirilerde devlet ve Hükûmet bu enstitüden resmî bir muhatap olarak yararlanmıştır. O zaman enstitü ne idiyse şimdi de aynısıdır, böyledir.

Ve yine, bakın, Saddam bile bunu yapmadı. Saddam bir taraftan peşmerge güçleriyle savaşıyordu, yakıyordu, yıkıyordu ama bir taraftan da Kürt yazarların çıkardıkları “Korî Zanyarî Kurdî” yani Kürt Bilim Akademisi dergisinin Bağdat’ta basılıp yayımlanmasına resmen onay veriyordu, bunu onaylıyordu. Dolayısıyla, Saddam bile gidiyordu Mersin’e ama siz gidiyorsunuz tersine.

Dediğim gibi, Sayın Naci Bostancı karşımda, bir akademisyendir. Bu hatadan dönülmesi için gerekirse onu da yanıma alacağım ve muhatapları ziyaret edeceğim. Sayın Bostancı’dan da, varsa biraz himmet cebinde, onu da bekliyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi elektronik sisteme girerek söz talep eden milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Sayın Bektaşoğlu…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Ordu Giresun Havaalanı’ndan Ankara dışında diğer şehirlere de uçuş konulması ve bu havaalanının ikinci planda tutulan, atıl bir havaalanı özelliğine büründürülmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Verdiğim önergeler, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığım konuşmalar, basın açıklamalarım, yaptığım görüşmeler sayesinde Türk Havayolları kısmi de olsa geri adım attı. Sonunda, Ordu Giresun Havaalanı’ndan Ankara Esenboğa’ya 15 Ocaktan sonra karşılıklı akşam uçuşları başladı ancak bu yetmez. Türk Havayolları uçuş planlamasını yeniden yapmalı ve geçtiğimiz aylarda iptal edilen İstanbul, Antalya, İzmir başta olmak üzere diğer havaalanlarına da direkt uçuşlar yeniden konulmalıdır. Ayrıca, yörenin gurbetçi nüfusu da düşünülerek havaalanı uluslararası uçuşlara da mutlaka açılmalıdır.

Özel uçaklarla havaalanına inen devlet büyükleri vatandaşlarımızı da düşünmeli. Ulaşım hakkı herkes içindir, eşit şekilde kullanılması gerekmektedir. Bu havaalanını resmî ve özel programları için kullanan iki Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’ye, Numan Kurtulmuş’a ve yöre milletvekillerine sesleniyorum, Türk Havayolları yetkililerini de uyarıyorum.

Bu iki ilin; 1,5 milyon nüfusun kullanacağı Ordu Giresun Havaalanı alternatif, ikinci planda tutulan, atıl bir havaalanı özelliğine büründürülmemelidir, buna müsaade etmeyiz. Havaalanı, illerimiz başta olmak üzere turizm…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, başkanlığa, şeriata ve faşizme karşı olmanın suç teşkil etmeyeceğine ve bu nedenle gözaltına alınan gençlerin derhâl serbest bırakılması gerektiğine, bu tür uygulamaların toplumda çatışma ve gerginlik ortamı yaratacağına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, basına yansıyan haberlere göre “Başkanlığa hayır.” demek nefret suçu sayıldı. İzmir’de dün akşam saatlerinde “Şeriata, faşizme, başkanlığa hayır.” yazan ve duvarlara yapıştırılan afişler nedeniyle 5 kişi gözaltına alındı. “Şeriata, faşizme, başkanlığa hayır.” demek suç teşkil etmez, demokratik bir tepkidir, nefret suçu değildir, hatta “Şeriata, faşizme ve başkanlığa hayır.” demek anayasal bir görevdir. Laiklik çağrısı yapan, “Şeriata, faşizme, başkanlığa hayır.” diyen gençlerin derhâl serbest bırakılmasını… Bu tür uygulamalar toplumda çatışma ve gerginlik ortamını yaratır. Meclis Başkanlığını, Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığını bu konuda göreve davet ediyorum, aksi takdirde, toplumun girdiği bu çatışma ortamından çıkamayız.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, kapatılan askerî okulların sınavlarını kazanan ya da okuyan öğrenciler ile mezun olanların soruşturmalarının yapılarak suçsuz olanların okullarına devam edebilmesi, okulu bitirenlerin görevlerine başlayabilmelerinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

15 Temmuzdan önce yapılan astsubaylık sınavlarını kazanan öğrencilerin hiçbirisinin, okullar kapatıldığı için devam etme şansı kalmamıştır. Ayrıca astsubay okulunda öğrenci olan ve mezun olup rütbe takanlar da okulları kapatıldığı için yine haklarını kaybetmişlerdir. Aynı şekilde, askerî okullardaki, Kuleli ve diğer askerî okullardaki öğrenciler de okulları kapatıldığı için mağdur olmuşlardır. Bunların güvenlik soruşturmalarının yapılarak, suçlu olan, irtibatı olan, intisabı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekli işlemlerin yapılmasını ama suçsuz olanların da -her gün öğrenci velileri bizleri arıyorlar- tekrar, okulu bitenlerin görevlerine başlamasını veya son sınıfta olanların, ara sınıflarda olanların da okullarına devam edebilmesi için gerekenin yapılmasını bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

4.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı’nın, 250 bin işletmenin müracaat ettiği KOSGEB aracılığıyla verilen 50 bin TL faizsiz krediyi almaya hak kazanan 15 bin işletmenin Hükûmete yakın işletmeler olduğuna ve bu işin sonunu bırakmayacaklarına ilişkin açıklaması

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, ülkemizde işletmelerin yüzde 99’unu KOBİ’ler oluşturmakta. “KOSGEB aracılığıyla esnafımıza 50 bin TL faizsiz kredi imkânı verilecek.” denilince sevindik. Tam Hükûmeti tebrik ediyorduk ki 250 bin işletmenin müracaat ettiğini, sadece 15 bininin alabildiğini, krediyi alanların da Hükûmetin belediye meclis üyeleri, yöneticileri ve kankaları olduğunu öğrendik. Hele ilimde, emin olunuz, vicdan diyorum ve bu işin peşini bırakmayacağımızı bilmelerini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

5.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ve Gezi direnişinin sembolü olan Berkin Elvan’ın doğum gününe ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün 5 Ocak, Adana’nın kurtuluş günü. Kahraman Adanalılar 1922 yılında emperyal güçlere nasıl direndiler ve kazandılarsa bugün tek adam yönetimini hayal edenlere de direnecektir. 3 Ocakta Mersin, 5 Ocakta Adana tarih yazmış ve onurlu bir mücadele vermiştir. Adana ve Mersin’in kaderi bu nedenle ortak yazılmıştır, birlikte büyüyecek, birlikte güçlenecektir.

Değerli arkadaşlar, bugün 5 Ocak, onurlu Gezi direnişinin sembolü olan Berkin Elvan’ın hayattan koparılışının yıl dönümü. Berkin Elvan yaşasaydı bugün 18 yaşında bir delikanlı olacaktı ve AKP’nin kutuplaştırıcı, dayatmacı ve baskıcı tutumuna karşı direnmeye devam edecekti. Berkin’e sözümüz var: Tıpkı gülüşü gibi güzel ve onurlu yarınları kuracağız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’ın, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun raporuna göre 2016 yılında kadın cinayetlerinin arttığına ve devleti yönetenlerin açıklamalarının katillere ve tecavüzcülere cesaret verdiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2016 raporuna göre, 2016 yılında kadın cinayetleri arttı ve 328 kadın hayatını kaybetti. Ve ne yazık ki bu raporda önemli bir tespit de yer alıyor: Hayatını kaybeden kadınlarımızın sadece yüzde 5’i devlet korumasındaydı, yüzde 95’i ne yazık ki devlet korumasında bile değildi.

Aslında, bu tür raporları hazırlamak, nedenlerini araştırmak, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne göre, devletin görevidir. Ancak, devleti yönetenlerin açıklamaları, besledikleri gerici zeminler, kadın cinayetlerini ve şiddeti görmezden gelmeleri, gece yarısı önergeleriyle çocuklarımızı Ensar karanlığına teslim etmeye çalışmaları, “Anneliği reddeden kadın yarımdır.” gibi sözler, atılan tekmelere karşı “Mırıldanabilir.” açıklamaları, son dönemdeki laiklikle ilgili yürütülen sistemli tartışmalar ne yazık ki katillere ve tecavüzcülere cesaret vermektedir. 2017’de kadınlarımızın ölmemesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, terörden dini sorumlu tutanların terör olaylarını kullanarak dini yıpratmak isteyebileceklerine, dinler ve özellikle İslam’ın terör eylemlerine izin ve cevaz vermediğine, teröre bulaşanların gafil, cahil ve hain olduklarına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terör ile din arasında ilişki kurup terörden dini sorumlu tutanların bir kısmı, büyük acılara, korku ve yılgınlığa sebep olan terör olaylarını kullanarak dini yıpratmak, halkı dinden soğutmak, dine karşı olan davalarını güçlendirmek isteyebilirler.

Öte yandan, terör kolay bir iş olmadığı için, teröristi motive edecek, gerektiğinde onu ölüm pahasına eyleme sevk edecek araçlar sadece dinden ibaret olmamakla beraber aralarında din de vardır. Din söz konusu olduğunda dindar olmayanlar da suretihaktan görünüp dindarları kullanarak amaçlarına ulaşmak isteyebilirler. Dindarlar da şunu bilmelidirler ki dinler ve özellikle İslam, terörü teşvik etmek şöyle dursun, bu tür eylemlere izin ve cevaz vermez. Terörden dindar olan veya olmayanlar zarar görür. Teröre bulaşanlar gafil, cahil ve hainlerin ta kendileridir.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

8.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Büyükşehir Belediyesinin Samsun’un 19 Mayıs ilçesi Yörükler beldesinde yürüttüğü yıkım işleminin durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkanım, Samsun ilimiz 19 Mayıs ilçesi Yörükler beldesinde Samsun Büyükşehir Belediyesinin yıkım zulmü yaşanmaktadır. Yörükler beldesinde Kuş Cenneti bulunmaktadır. Kuş Cenneti’nin yaşatılması insanımız adına, doğamız adına, gelecek adına çok önemlidir. Ne yazıktır ki bu bölgede Yörükler beldesinin mücavir alan sınırları içerisinde bulunan 1990 yıllarında yapılan konutlara, elektrik, su bağlantıları yapılmış, konut izni verilmişti. Ne yazıktır ki Büyükşehir Belediyesi 7 Haziran seçimleri sonrası yıkıma başlamış, 1 Kasım seçimleri açıklanınca yıkımdan vazgeçilmişti; ne yazıktır ki bugün yeniden ocak ayının bu soğuk gününde 100’ün üzerindeki konutun yıkılmasına devam edilmektedir. Bu zulmün bir şekilde durdurulması gerekiyor. Büyükşehrin keyfî uygulamalarına son vermesi gerekiyor.

Saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akkaya…

9.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya’nın, bireysel emeklilik sistemiyle vatandaşı tasarrufa zorlayan Hükûmetin kendi israfına bir önlem alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, biliyorsunuz ocak ayı bireysel emeklilik sisteminin başladığı bir ay olarak 2017’ye başladık. Maliye Bakanı işçi ve memurların kendi iradeleri dışında zorunlu katılacakları bireysel emeklilik sistemiyle ilgili yaptığı konuşmasında Türkiye’de tasarrufların az olduğunu, düzenlemenin bu yönde olduğunu ifade etmiştir.

Sorum Maliye Bakanına: Vatandaşı zorla tasarrufa zorlayan AKP Hükûmetinin israfına bir önlem alacak, Hükûmeti tasarrufa teşvik edecek misiniz? Örneğin, makam araç sayısı bakımından, Fransa’da 9 bin, Japonya’da 10 bin, Almanya’da 11 bin makam aracı olmasına rağmen Türkiye’de 125 bin makam aracı var. Bu araç sayısından başlayarak tasarruf tedbirlerine başlayacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

10.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, 5 Ocak şair Arif Nihat Asya’nın 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Arif Nihat Asya şiirleriyle yüreğimize dokunmuş, millî ve manevi duygularımıza tercüman olmuş kıymetli şairlerimizdendir. Hayatını eğitime adamış, eserlerinde vatan sevgisini ve ümmet bilincini en güzel şekilde işlemiş “Bayrak” şairimiz Arif Nihat Asya’yı rahmetle anarken sözlerimi hepimizi gururlandıran “Fetih” şiirinin son dörtlüğüyle bitirmek istiyorum:

“Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın.

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.”

Rahmetle anıyor, saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

11.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Başbakanın Ulaştırma Bakanı iken İzmir’den direkt uçuş sayılarının artmasıyla ilgili talimat verdiği hâlde bir yılı aşkın bir zamandır bu konuda bir gelişme olmadığına ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bundan bir yılı aşkın bir süre önce Sayın Başbakan Ulaştırma Bakanı iken kendisine bir rapor verdim Adnan Menderes Havalimanı’nın gelişme potansiyeli üzerine. Bu rapor üzerine kendisi, o dönemi, hâlen Türk Hava Yollarının Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı’yı telefonla arayarak “Türk Hava Yolları İzmir-Ankara kırmızı kuyruk uçuşları başlasın.” talimatını verdi ve İzmir’den direkt uçuş, yurt dışı direkt uçuş sayılarının artmasıyla ilgili talimat verdi. Bir yılı aşkın zamandır Sayın Ulaştırma Bakanı da Başbakan olmuşken hâlâ bir gelişme yok bu konuda. Sayın Başbakanın otoritesi mi yok yoksa buna muktedir mi değil; bunu öğrenmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakır….

12.- Isparta Milletvekili İrfan Bakır’ın, Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı bazı köylerde iki gün süren kar yağışı sonucu seraların zarar gördüğüne ve zararı minimuma indirmek için destek verilip verilmeyeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına: Sayın Bakan, Isparta ili Yalvaç ilçemize bağlı Bahtiyar, Bağkonak, Çetince, Kurusarı, Koruyaka köylerimizde iki gün süren kar yağışı sonucu üreticilerimizin seraları büyük zarar görmüştür. Domates ve salatalık üretilen yaklaşık 2 bin dekar seranın 1.400 dekarında zarar tespit edilmiştir. Bunların hepsi 2015-2016 yıllarında yapılan seralardır. Herkes borç içindedir. Bu borçlar dururken kredi taksiti bir yıl ertelense ne olacak? Sigortası olmayan sera tekrar hangi parayla ayağa kaldırılacak? Yıkılan enkazdan kullanılabilir malzeme yüzde 10 bile çıkmaz. Yıkılan seraların demir ve naylon zararının yanında vatandaşlarımız üretim yapmaktan mahrum kalmışlardır.

Köyden kente göçün önüne geçilmesinde fayda olan konuya ilişkin sorularım şunlardır: Bu konuda vatandaşlarımızın zararını minimuma indirmek için destek vermeyi düşünüyor musunuz? Krediyle yapılan ve ödemeleri devam eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kazım Arslan…

13.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, komşularımızla ve dış dünyayla barışın ne zaman ve ne şekilde sağlanacağını ve Suriye’yle ilişkilerimizin ne zaman normalleşeceğini öğrenmek istediğine, Suriyeli mültecilerle ilgili bilgi almak istediğine ve laiklik propagandası yaptığı gerekçesiyle haksız yere tutuklanan gençlerin bir an önce serbest bırakılmasını istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum. Bir: Siyasi iktidarınız döneminde ülkemizin içte ve dışta barışı bozulmuştur. Özellikle ve öncelikle iç barışı sağlamakla birlikte komşularımızla ve dış dünyayla barışı ne zaman ve ne şekilde sağlamayı düşünüyorsunuz?

İki: Komşularımız ve Suriye’yle ilişkilerimizi ne zaman normalleştireceksiniz?

Üç: Türkiye-Suriye ilişkilerimizi bozmanızdan dolayı ülkemize sığınan mültecilerin toplam sayısı ne kadardır? İllere göre Suriyeli sayısı nedir? Şimdiye kadar kaç Suriyeliye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmiştir?

4) Suriyeliler için şimdiye kadar harcanan para miktarı nedir? Avrupa Birliğinden vadedilen maddi katkı geldi mi? Gelmediyse neden gelmiyor? Bununla ilgili herhangi bir girişimde bulundunuz mu?

5) Laiklik propagandası yaptığı gerekçesiyle haksız yere tutuklanan gençlerin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

14.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde sosyologlara kritik görevler düşmesine rağmen böylesine önemli bir alanda neredeyse hiç istihdam yaratılmadığına ve Bakanlığın sosyolog görev tanımını bir an önce yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2012 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan sosyolog atamalarının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen yeni atamalar yapılmamıştır. Kadro planlamasında sosyologlar gözetilmemekte, daha da vahimi bu alan gereksiz bir alan olarak görülmektedir. Oysa tüm dünyada sağlık, eğitim, tarım, aile ve bu birçok alanda sosyolog görevlendirilmesi önemli ve işlevsel olarak görülmektedir. Özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde sosyologlara kritik görevler düşmektedir. Böylesine önemli bir alanda üniversitelerimizden çok sayıda mezun çıkmasına rağmen neredeyse hiç istihdam yaratılmamaktadır. Bakanlığın sosyolog görev tanımını bir an önce yapması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dağlı…

15.- Adana Milletvekili Tamer Dağlı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

TAMER DAĞLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana’mızın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümünde kurtuluş mücadelemizin kahramanları Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet, şükran ve minnetle anıyorum. 15 Temmuz hain işgal girişimine karşı yeni bir kurtuluş destanı yazan aziz milletimizi, Adanalı hemşehrilerimi ve tüm şehit ve gazilerimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağlı.

Birer dakikalık konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi söz talep eden sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta…

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 5 Ocak şair Arif Nihat Asya’nın 42’nci ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın ölümünün 42’nci yıl dönümü bugün. Arif Nihat Asya 7 Şubat 1904’te İstanbul Çatalca’da doğdu, 5 Ocak 1975’te Ankara’da yaşamını yitirdi; 1950-1954 arasında da Adana milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulundu. Arif Nihat Asya Türk’ün bayrağını şiirin burcuna diken 20’nci yüzyılın sanat âlemindeki Ulubatlı Hasan’ı. Dile hâkim, şiirlerinde hece, aruz ve serbest vezinlerin üçünü de başarıyla kullanabilen, sadece vezin ustalığıyla değil, zekâsını şiirine nakşetmenin ifadesi olan nükteleri, zarif buluşları ve benzetmeleriyle de iyi bir şair olarak kabul edilmeyi hak eden bir şairdir. Mevlâna izinde bir yolcu, aynı zamanda “Kubbe-i Hadrâ”nın şairi; sükûnetin, huzurun ve teslimiyetin sanatkârı; kabuğun değil özün, şeklin değil mananın, sathın değil derinliğin tasvircisi; doğru hedefleri gösteren ışık adam.

Arif Nihat Asya’nın bu kadar nitelikleri olmasına rağmen ve bazı şiirleri son günlerde sürekli okunmasına rağmen, ismi bir türlü zikredilmiyor, ismi yâd edilmiyor, âdeta ismine ambargo uygulanıyor.

Mesela şu şiiri çok sık kullanılır:

“Biz kısık sesleriz... Minareleri,

Sen, ezansız bırakma Allah’ım!

Ya çağır surda bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma Allah’ım!

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;

Ve vatansız bırakma Allah’ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma Allah’ım!”

Hele hele, “Bayrak” şiiri vardır ki bu şiir, Millî Eğitim Bakanlığı kararıyla “iyiye, güzele, doğruya yöneltmediği” gerekçesiyle ders kitaplarından çıkartılmıştır.

“Bayrak” şiirinde şöyle der, bazı mısralarını okumak gerekirse büyük şair:

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yeryüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!”

Bu şiire niye ambargo uygulanıyor bunu anlamak mümkün değil.

“Ağıt”ı vardır onun, hele bundan hiç bahsedilmez:

“Yollara Kürşatlar uzanmış ölü

Ağlasın Ak ülke, ağlasın Süt gölü

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde

Kimi Semerkant’ta bekler beni

Kimi Caber’de.

Şu yakın suların

Kolu neden bükülmez

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin

Benden doğar, bana dökülmez?”

“Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” şiirinde de şehitler tepesiyle ilgili olarak şunları söyler:

“Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için;

Rüzgâr bekliyor!

Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?”

Kendisini rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Kerestecioğlu….

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Başbakanın Irak’a barış planlarıyla gitmesi gerektiğine, Reina saldırganına benzetilen Türkmenistan uyruklu bir kişinin kalabalık bir grup tarafından linç edilmek istenmesine, Grup Başkan Vekili Çağlar Demirel’in kaçma şüphesiyle gözaltına alınmasına rağmen IŞİD’lilerin ikametgâhları belli olduğu gerekçesiyle serbest bırakılmalarına, Doğan Grubunda Baş Hukuk Müşaviri olarak çalışan Erem Turgut Yücel’in gözaltına alınmasının bir talihsizlik olduğuna ve Berkin Elvan’ın yaşasaydı bugün 18 yaşında olacağına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün Başbakan Binali Yıldırım’ın Sayın İbadi ve Barzani’yle görüşmek üzere Irak’a gideceği biliniyor. Umuyoruz ki bu ziyaret bir savaşın değil bölge halkları için kalıcı bir barışın, bölge halklarının eşit biçimde temsil edildiği bir uzlaşının hazırlığı içindir. Biz Suriye politikasında da başından beri hep barışçıl bir politika izlenmesi gerektiğini söylemiştik. Hükûmet sözcüsü Sayın Numan Kurtulmuş da bugün Suriye politikalarının yanlış olduğunu ifade ediyor. Aynı şeyi şimdi Irak için de söylüyoruz, “Türkiye Başbakanı Irak’a barış planlarıyla gitmelidir.” diyoruz.

Dün oldukça üzücü bir olay gerçekleşti. Reina saldırganına benzetilen Türkmenistan uyruklu bir kişi kalabalık bir grup tarafından lince maruz bırakıldı. Toplumsal kutuplaşma ve Hükûmete duyulan güvensizlik maalesef bu tehlikeli linç kültürünü yaratıyor. Bu insan işsiz, kâğıtsız burada yaşayan bir göçmendi ve sınır dışı edildi; bu olay da gerçekten üzüntü verici. Reina saldırganı ise hâlen yakalanmadı ve hiçbir sorumlu da istifa etmiş değil.

IŞİD’liler dün çıkarıldıkları mahkemede ikametgâhları belli olduğu gerekçesiyle serbest bırakıldılar. Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin Grup Başkan Vekili Sevgili Çağlar Demirel neredeyse yirmi dört saat görev yaptığı bu Meclisten çıktıktan sonra kaçma şüphesiyle gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı hatırlarsınız. Bugün Türkiye’de tutuklu, hükümlü IŞİD’li sayısı 7 ve ana davada tutuklu tek kimse yok; yani Türkiye’nin IŞİD’le nasıl mücadele ettiğini aslında buradan da görmek mümkün.

Bugün, Doğan grubunda yıllardır Başhukuk Müşaviri olarak çalışan meslektaşım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - …Erem Turgut Yücel’in gözaltına alınmasını da yine bir talihsizlik olarak ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, sormak istiyoruz gerçekten, Doğan grubuna yapılan FETÖ operasyonunun temelinde mallarına el koyarak ekonomik krizi yumuşatma hedefi de bulunuyor mu? Bunu da merak ediyoruz.

Son olarak bir anmada bulunmak isterim: Bugün bir çocuk 18 yaşına girecekti. Kara gözlerini de unutamadığımız Berkin Elvan yaşasaydı bugün 18 yaşında olacaktı ve bunun sevincini duyacaktı. Berkin vurulalı bin iki yüz doksan dokuz gün oldu ve katili hâlen açıklanmadı. Ailesinin acısını paylaştığımızı ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümüne, Meclis Başkanına acil şifalar dilediğine, pazartesi gününden itibaren Anayasa görüşmelerinin başlayacak olması nedeniyle halkın bilgilenme ve haber alma hakkı gözetilerek Meclis televizyonunun kesintisiz yayın yapması konusunda Başkanlığın bir girişimde bulunmasını rica ettiklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana ilimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yılında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’de emeği geçen herkesi bir kez daha saygıyla, minnetle andığımızı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, Meclis Başkanımız rahatsız; kendisine acil şifalar diliyoruz. Dolayısıyla, kendisiyle bir yüz yüze görüşme olanağımız bulunamadı.

Bildiğiniz gibi, pazartesi gününden itibaren Anayasa görüşmelerinin Mecliste başlamasına dönük bir karar alındı. Doğaldır ki Anayasa gibi toplumsal mutabakat metni olan, olması gereken bir teklifin ve metnin herkesin gözü önünde, bilgisi dâhilinde ve herkesin de anlayacağı bir şekilde konuşulmasında, tartışılmasında yarar vardır. Doğal olarak, Meclis televizyonunun Anayasa görüşmelerinin başlangıcından sonuna kadar kesintisiz olarak yayında bulunması çok önemlidir. Herhâlde iktidar partisi de buradaki konuşmaların, görüşmelerin halk tarafından bilinmesinden rahatsızlık duymayacaktır. Dolayısıyla, halkın bilgilenme, aydınlanma ve haber alma hakkını gözeterek Meclis televizyonunun Anayasa tartışmalarının başlayacağı andan bitimine kadar, kesintisiz olmak kaydıyla, yayın yapması konusunda Sayın Başkanlığınızın bir girişimde bulunmasını da özellikle rica ediyoruz. Böyle bir konu toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu konuda biz ayrıca bir dilekçemizi de takdim edeceğiz. Bu konuyu arz etmeyi uygun gördük.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Gök.

Sözünü ettiğiniz talep, yani Anayasa görüşmelerinin Meclis televizyonundan yayınlanması yönündeki talep şüphesiz ki -Başkanlığa bunu bildirdiğinizi anlıyorum- Başkanlık tarafından bir işleme tabi tutulacaktır.

Ben de bu görüşmelerin Meclis televizyonundan canlı olarak yayınlanmasını son derece arzu ederim. Talebinizle ilgili olarak ben de Meclis Başkanlığı nezdinde gerekli girişimde bulunacağım.

Sayın Bostancı…

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, 5 Ocak Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci ve şair Arif Nihat Asya’nın ölümünün 42’nci yıl dönümlerine ve 17’nci Dönem İstanbul Milletvekili Aytekin Kotil’in eşinin vefatı nedeniyle sevenlerine başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Arif Nihat Asya’ya, 5 Ocak 1975 yılında vefat etmiş olan büyük şairimize tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Şair “Duyuyorum fakat anlatamıyorum.” demişti. Şairler aslında milletin duyup da anlatamadıklarını, milletin ortak sesini dile getiren insanlardır. Arif Nihat Asya da şiirleriyle, siyasi safları ne olursa olsun, diskurları ne olursa olsun insanları aynı duyarlılıkta toplayan büyük şairlerimizden birisidir. Onun “Ağıt” şiiriyle, geçmişe ilişkin hüzünleri yaşarız; “Bayrak” şiiriyle, hepimizin altında toplanacağı bayrağı, bir kez daha o kutsal bayrağı hatırlarız, onun anlamı üzerine düşünürüz. Bu ortak sembolün nasıl anlamının teşekkül ettiğine ilişkin hem tarihsel yaşanmışlık vardır hem de bu yaşanmışlığın hem metinlerle hem de şiirlerle anlatımı vardır, önemlidir bu anlatım. Arif Nihat Asya bu anlatımı muhteşem bir şekilde ifade eden, kalbimize tercüman olan bir büyük şairimizdir.

Adana’nın kurtuluşunun 95’inci yılını ben de tebrik ediyorum, kutluyorum. Bir İstiklal Harbi verdik. Atatürk ve silah arkadaşlarını bir kez daha bu vesileyle rahmetle anıyorum. Biz bir tarihin çocuklarıyız. Tarihten bugüne akan ırmağın parçalarıyız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …tarihten geleceğe akan ırmağın parçalarıyız. Geçmişe ilişkin ve geleceğe ilişkin tartışmalarımız olabilir ama o ırmağın sınırları içerisinde belli bir istikamete doğru aktığımızı, ortak kaderimizi ve geleceğimizi unutmayacağız.

17’nci Dönem İstanbul Milletvekili ve bir dönem İstanbul Belediye Başkanlığı yapmış olan Aytekin Kotil’in eşi vefat etmiştir. Siyasetçilerin eşlerinin ne kadar çilekeş olduğunu biliyoruz. Merhumeye Allah’tan rahmet diliyoruz, sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, vefat eden 17’nci Dönem İstanbul Milletvekili Aytekin Kotil’in eşine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın Aytekin Kotil’in eşinin vefatını ben şu an duydum. Ben de kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan ve 24 milletvekilinin, Malezya’da yaşanan yolsuzlukların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/408)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Malezya’da yaşanan yolsuzlukların araştırılıp Türkiye’deki benzerliklerinin olup olmadığının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

Güneydoğu Asya ülkesi olan Malezya yolsuzluk iddialarıyla çalkalanıyor. Malezya Başbakanı Necip Rezak hakkında çıkan iddiaların Suudi kraliyet ailesinden 681 milyon doların bağış olarak verildiği gerekçesiyle başsavcı, Başbakan hakkında çıkan iddiaları yalanlayarak dosyayı kapattı. Başsavcı Muhammed Apandi Ali, suç delili olmadığı için bu şekilde karar aldığını açıkladı. Ancak Apandi’nin skandalını soruşturan selefinin yerine bizzat Necip tarafından atanmış olması ve bu dev bağışın niçin yapıldığını açıklamaması, yolsuzluğun örtbas edildiği düşüncesiyle kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

2015 Temmuz ayında patlak veren skandalda, Necip’in 2009’da kurup hâlâ yönetiminde olduğu 1Malaysia Development Bhd (1MDB) adlı kamu yatırım şirketinden Başbakanın 5 ayrı kişisel hesabına yaklaşık 700 milyon dolar yatırıldığı iddia edilmişti. İddiaları reddeden Necip, kitlesel sokak gösterileri ve istifa çağrıları arasında soruşturmayı yöneten başsavcıyı ve kendisini eleştiren yardımcısını görevden aldı. Medyaya baskıyı da ihmal etmedi. Ertesi ay ülkenin yolsuzlukla mücadele komisyonu "paranın yabancı bir bağışçıdan geldiğini" açıkladı. Yolsuzluk skandalında son perde, yeni başsavcının gizemli bağışçının Suudi kraliyet ailesinden olduğunu duyurması oldu.

Komisyon yetkililerinin bağışçı ve diğer tanıklarla görüştüğünü kaydeden Apandi, "Necip’in hesabına Mart-Nisan 2013 arasında transfer edilen 681 milyon doların rüşvet olarak verildiğini gösteren bir kanıt yok." dedi. Başsavcı, Necip’in 620 milyon doları kullanılmadığı için iade ettiğini de ekledi. Kalan 61 milyon doların ne yapıldığına ilişkin bilgi vermeyen Apandi, bağışın nedeninin Suudi kraliyet ve başbakan arasında olduğunu söyledi.

Necip’in partisi Birleşik Malay Ulusal Örgütü (UMNO), bağışı 2013 seçim kampanyası için kullandıklarını savunuyor. Muhalefet ise paranın 1MDB’den geldiğini ve başsavcının yolsuzluğu örtbas ettiğini söylüyor. 1MDB’yle ilgili iddiaları ABD, İsviçre, Britanya ve Singapur da araştırıyor.

Malezya’da yaşanan yolsuzluk iddiaları Türkiye’yle benzerlik gösteriyor. İktidarın giderek oy kaybetme telaşı güvenlik yasaları kapsamında son iki yılda onlarca muhaliflerin içeri alınmaları gibi birçok benzerlikler taşıyor.

Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Malezya’da yaşandığı iddia edilen yolsuzlukların araştırılması, Türkiye’yle olan benzerliklerin tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Uğur Bayraktutan                           (Artvin)

2) Zülfikar İnönü Tümer                                            (Adana)

3) İbrahim Özdiş                                                       (Adana)

4) Hüseyin Çamak                              (Mersin)

5) Ömer Fethi Gürer                           (Niğde)

6) Candan Yüceer                              (Tekirdağ)

7) Birol Ertem                                                          (Hatay)

8) Erkan Aydın                                                         (Bursa)

9) Tahsin Tarhan                                                      (Kocaeli)

10) Mustafa Akaydın                          (Antalya)

11) Bülent Yener Bektaşoğlu                                     (Giresun)

12) Kazım Arslan                                                      (Denizli)

13) Özgür Özel                                                         (Manisa)

14) Serkan Topal                                                      (Hatay)

15) Tur Yıldız Biçer                            (Manisa)

16) Gülay Yedekci                              (İstanbul)

17) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

18) Ahmet Tuncay Özkan                                           (İzmir)

19) Çetin Arık                                                           (Kayseri)

20) Ömer Süha Aldan                         (Muğla)

21) Yakup Akkaya                              (İstanbul)

22) Sibel Özdemir                              (İstanbul)

23) Kadri Enis Berberoğlu                                         (İstanbul)

24) Aykut Erdoğdu                             (İstanbul)

25) Mehmet Gökdağ                           (Gaziantep)

 

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilindeki Suriyeli mültecilerin sebep olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/409)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş ilindeki Suriyeli mültecilerin sebep olduğu sorunların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Fahrettin Oğuz Tor                         (Kahramanmaraş)

2) Ümit Özdağ                                                          (Gaziantep)

3) Baki Şimşek                                                         (Mersin)

4) Ahmet Selim Yurdakul                                           (Antalya)

5) Nuri Okutan                                                          (Isparta)

6) Mehmet Parsak                              (Afyonkarahisar)

7) Erkan Haberal                                                      (Ankara)

8) Erhan Usta                                                           (Samsun)

9) Deniz Depboylu                             (Aydın)

10) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

11) Kamil Aydın                                                        (Erzurum)

12) Zihni Açba                                                          (Sakarya)

13) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

14) Mevlüt Karakaya                          (Adana)

15) Saffet Sancaklı                            (Kocaeli)

16) Ruhi Ersoy                                                         (Osmaniye)

17) Mehmet Erdoğan                          (Muğla)

18) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

19) Mustafa Kalaycı                           (Konya)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

Gerekçe:

2011 yılında başlayan Suriye’deki iç savaş sebebiyle Kahramanmaraş’a mülteci göçü yaşanmıştır. Yaklaşık 45 bin Suriyeli mültecinin bulunduğu kent Suriye’deki iç karışıklıktan en çok etkilenen illerimizin başında gelmektedir. Bu durum Kahramanmaraş’ı sosyal, ekonomik ve kültürel yönden olumsuz etkilemektedir.

Suriye’den gelen göç nüfusuyla mültecilerin bir kısmı çadır kentlerde yaşamakta bir kısmı da konut satın almakta veya kiralamaktadır. Bu durum emlak fiyatlarının yükselmesinde yaşanan önemli sorunlardan birisidir. Kira fiyatları da önemli miktarda artmıştır.

Suriyelilerin bir kısmı düzenli bir şekilde ülkeye kaçak mal girişiyle uğraşmaktadır, bir kısmı da bunu âdeta meslek edinmiştir. Bu şekilde getirilen çok çeşitli mallar, ya sokaklarda ya da açtıkları iş yerlerinde satılmaktadır. Satılan bu ürünlerden vergi alınmamakta, denetime tabi tutulmamaktadır. İşin toplum sağlığına etkileri ayrı bir konudur. Bu durum il ve ilçe esnafını olumsuz etkilediği için sızlanmalara sebep olmaktadır. Konuya ilişkin önlemlerin alınması gerekmektedir.

Bir diğer konu, ucuz işçilik sebebiyle tarım, hizmet ve inşaat sektöründe faaliyet gösteren göçmen işçi sorunudur. Kentte işsizlik oranının yüksek olduğu göz önüne alınırsa, ucuz işçi olduğu ve sigortasız çalıştıkları için mülteci Suriyeliler tercih edilmekte olup işsizlik oranının daha da artmasına sebep olmaktadır.

Şehirde bazı semtler ve mahalleler Suriyelilerin yoğun yerleşim alanı hâline geldiği için çoğunlukta oldukları yerlerde gasp, hırsızlık, şiddet, cinsel taciz ve darp gibi suçlar artmıştır. Şehirde huzuru bozucu davranışlarda bulunulmaktadır. Sağlık, eğitim ve diğer birçok sosyal problem (dilencilik v.b.) vatandaş nezdinde de ciddi şikâyetlere sebep olmaktadır.

Ülkemizin önemli illerinden olan Kahramanmaraş’ta Suriyeli mültecilerin sebep olduğu sorunların tespit edilerek, alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırmasının açılmasında yarar görülmektedir.

3.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve 20 milletvekilinin, Türk personel rejiminin aksayan yönleri ile kamu çalışanlarının sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/410)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türk personel rejiminin aksayan yönleri ile kamu çalışanlarının sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesiyle, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) İsmail Faruk Aksu                          (İstanbul)

2) Erhan Usta                                                           (Samsun)

3) Arzu Erdem                                                          (İstanbul)

4) Mustafa Mit                                                          (Ankara)

5) Emin Haluk Ayhan                          (Denizli)

6) Deniz Depboylu                                                    (Aydın)

7) Kamil Aydın                                                         (Erzurum)

8) Mustafa Kalaycı                             (Konya)

9) İzzet Ulvi Yönter                            (İstanbul)

10) Kadir Koçdemir                            (Bursa)

11) Erkan Haberal                                                     (Ankara)

12) Ahmet Selim Yurdakul                                         (Antalya)

13) Saffet Sancaklı                            (Kocaeli)

14) Mehmet Erdoğan                          (Muğla)

15) Edip Semih Yalçın                        (İstanbul)

16) Ümit Özdağ                                                        (Gaziantep)

17) İsmail Ok                                                           (Balıkesir)

18) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        (Hatay)

19) Mehmet Günal                                                     (Antalya)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

21) Mehmet Parsak                            (Afyonkarahisar)

 

Gerekçe:

Personel rejimi, kamu görevlerini yerine getirme sürecinde kamu görevlilerinin devletle olan ilişkisini düzenleyen, kamu yönetiminin önemli unsurlarından birisidir. Kamu görevlilerinin yürüttükleri hizmet ve hitap ettikleri kitle dikkate alındığında, toplumsal hayattaki etki alanları ve önemleri daha iyi anlaşılmaktadır.

Kamu personel rejiminin en önemli özelliği, kamu çalışanlarının statü hukukuna tabi olmalarıdır. Türk personel rejimini oluşturan meri temel yasal düzenlemeleri 10 başlık altında toplamak mümkündür.

1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu.

2) 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu.

3) 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu.

4) 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu.

5) 399 sayılı KİT Personeline İlişkin Kanun Hükmünde Kararname.

6) 4857 sayılı İş Kanunu.

7) 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu.

8) 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu.

9) 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu.

10) Özel teşkilat kanunlarında özel statüde istihdama imkân veren hükümler.

Anayasa’nın 128’inci maddesinde, devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği; bunların niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, haklarının ve yükümlülüklerinin, aylık ve ödeneklerinin ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan, Anayasa’nın “Hizmete girme” başlıklı 70’inci maddesinde "Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez." denilmektedir. Kamu çalışanlarının işe girme sürecinden başlayarak, çalışırken bağlı oldukları hukuki ve mali statü ile emekliliğe dair ciddi sorunları bulunmaktadır.

Bugün kamu çalışanlarının karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunları şu şekilde ifade etmek mümkündür:

1) İşe girişte objektifliğin tesis edilememesi.

2) İlerleme ve yükselmede liyakatin esas olmaması.

3) Hizmete alınma, tayin ve terfide kayırmacılığın hâkim olması.

4) İstisnai uygulamaların yaygınlık kazanmasının ortaya çıkardığı adaletsizlik.

5) Objektifliği sağlamaya dönük mevcut yasal ve idari düzenlemelerin sulandırılması.

6) Uluslararası normlara uygun sendikal hakların temin edilememesi.

7) Memur ve diğer kamu çalışanlarının tanım, statü, unvan ve sınıflandırma karmaşası.

8) Ücret adaletsizliği ve ücretlerin yetersizliği, kamu çalışanlarının yarıdan fazlasının yoksulluk sınırının altında gelir elde ediyor olması.

9) Ödüllendirme ve cezalandırma yöntemlerinin motivasyonu ve iş verimini arttırıcı olmaması.

10) Kamu çalışanlarına uygulanan taciz, tehdit ve yıldırmaya dayalı haksız ve adaletsizlikler.

11) Devlet memurluğunun parti memurluğu hâline gelmesi.

12) Çalışırken alınan maaş ile emekli olduktan sonra alınan aylık arasındaki büyük dengesizlik.

13) Her alanda yaşanan yozlaşma ve ölçüt karmaşası.

14) Yolsuzluk ve usulsüzlükler ile bunları önleyecek yasal ve yönetsel düzenlemelerin hayata geçirilememiş olması.

15) Başta Devlet Memurları Kanunu olmak üzere, personel kanunları ve teşkilat kanunlarıyla yapılan münferit, birbiriyle bağlantısız düzenlemelerin çalışanlar arasında yarattığı eşitsizlikler.

16) Genel olarak torba kanunlar ve KHK’ların oluşturduğu mevzuat kirliliğiyle özensiz uygulamaların kamu yönetimi disiplininden uzaklaşılmasına yol açmasıdır.

Personel rejimindeki sözü edilen sorunların araştırılarak memurlar ve diğer kamu çalışanlarının problemlerine ilişkin çözüm önerilerinin ortaya konulması, kamu çalışanlarının hukuki ve mali statülerinin, çalışma şartlarının iyileştirildiği, mali ve sosyal haklarının uluslararası standartlara paralel hâle getirildiği, hizmet verimliliğinin artırıldığı, vatandaşın verilen kamu hizmetinden memnun olduğu bir anlayışla şekillendirilmesi zorunludur.

On üç yıllık AKP iktidarları yaptıkları münferit düzenlemelerle personel rejimini tahrip etmiş, istisnai istihdam uygulamaları istismar edilerek memuriyete giriş yolu olarak kullanılmış, her alanda liyakatin yerini siyasi saiklerin hâkim olduğu kayırmacılık almıştır.

Bu nedenle, Türk personel rejiminin aksayan yönleri ile kamu çalışanlarının sorunlarının ve çözüm yollarının araştırılmasına ilişkin Meclis araştırması açılması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 3/6/2016 tarihinde Şırnak Milletvekili Ferhat Encu ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde devletin savaş uçaklarıyla yapılan bombalama sonucu çoğu çocuk 34 sivilin yaşamını yitirdiği olaydan sonra 29/5/2016 tarihinde yine aynı noktada köylülerin tekrar bombalanmış olmasının araştırılması ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/1/2017

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/1/2017 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                        Ahmet Yıldırım

                                                        Muş

                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

3 Haziran 2016 tarihinde Şırnak Milletvekili Sayın Ferhat Encu ve arkadaşları tarafından verilen 2150 sıra numaralı “28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde devletin savaş uçaklarıyla yapılan bombalama sonucu çoğu çocuk 34 sivil yaşamını yitirmiştir. 29/05/2016 tarihinde yine aynı noktada köylülerin tekrar bombalanmış olmasının araştırılması ve sorumluların tespit edilmesi” amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5/1/2017 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk konuşmacı, lehinde olmak üzere, Ahmet Yıldırım, Muş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş yıldır bu ülkenin kanayan yarası olan ve toplum vicdanında hâlâ o yaranın açık olduğu, kanamanın devam ettiği bir olaya dikkatinizi çekmek, bir daha vicdanlarınıza seslenmek, şu Meclisin 4 partisinin bir komisyon kurarak bir toplumsal yarayı kapatmak üzere bir araştırma komisyonunun kurulması için karşınızda bulunuyorum.

Malumunuz, bu ülke, maalesef belli bir süredir…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sizden ve hatipten özür dilerim.

550 milletvekili var, burada 31 milletvekili var. Biraz sonra da oylamaya geçilecek. Böyle bir Parlamento olmaz. Yani hakikaten bu ışığa yazık, bu mesaiye yazık. Çok özür dilerim hatipten de…

BAŞKAN – Siz devam edin Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bu ülke belli bir süredir devlet olma ciddiyetini, maalesef devletin kurumsal yapısını bizzat siyasi iktidarın yapmış olduğu kişilere ve zümrelere özgü çalışmalar sebebiyle yitirmiş bulunmaktadır. Şöyle ki çarpık bir toplum ve devlet tahayyülüne sahip olan siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Maalesef, toplumsal vicdanda mahkûm edilmiş olayların bile araştırılmasından imtina eden, bu konuda âcizlik gösteren bir siyasi yapıyla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bakın, şunu ifade edelim: Bu ülkede toplum vicdanını inciten ve toplum vicdanında mahkûm olmuş olan olaylar ilk Roboski’yle başlamadı, en son da Roboski olmayacaktır. 29 Aralık 2011 günü, beş yıl önce bizzat bu ülkenin savaş uçakları tarafından çoğu çocuk, 34 canımız paramparça edildi ve bunlara dair anılarını tazelemek, acılarını paylaşmak, mezarları başında bir Fatiha okumak üzere, 3 milletvekili arkadaşımla birlikte geçen hafta çarşamba günü Roboski köyüne yolculuk yaptık. Nedense bu olayın faillerinin ortaya çıkmasını engelleyen iktidar aklı kendi kolluk güçlerini harekete geçirerek, her ne hikmetse, bizim köye varmamızı engellemeye çalışmakta; aynı şekilde, köyde kendi canlarını, kendi canlarından parçalarını kaybetmiş olan annelerin ise köyün 1,5 kilometre dışındaki mezarlığa gidip çocuklarının mezarı başında Fatiha okumasını engellemeye çalışmaktaydı. Buradan hareketle, bütün inadımız ve ısrarımızla yaptığımız bürokratik görüşmeler neticesinde üç-üç buçuk saatlik bir yolu dokuz saatte alarak köye vardık, annelerimizi yanımıza aldık, mezarlığa gittik, dualarımızı ettik ve o gün öldürülen çocuklarımızı anıp bu işe sebep olup üstünü kapatmaya çalışanları kınadık.

Tabii, bu ülkede ilk Roboski’yle başlamadı diye söyledim. Umut Kitabevi’ni unutmadık bu iktidar döneminde olan. Uğur Kaymaz’ın -babasıyla birlikte- 12 yaşına 13 kurşun yedirten güvenlik güçlerinin cezasızlıkla beraat etmesini unutmadık biz. Bir parça çocuğu bir havan topuyla, Tabantepe Karakolu’ndan gelen havan topuyla paramparça edip Ceylan Önkol’un parçalanmış cesedini annesinin elbisesine toplayıp getirip bunu bir mezara defnetmesini unutmadık. Nihat Kazanhan’ın Cizre’de sokak ortasında öldürülmesini veya Hacı Lokman Birlik’in öldürüldükten sonra bizzat devletin panzeri tarafından yerlerde sürüklenmesini, bütün bunların hepsinin bir cezasızlıkla bugüne taşınmasını unutmadık biz.

Tabii bu ülke adalet terazisini belki uzun süredir kaybetmiş olabilir ama işin çok önemli bir kopma noktası varsa o da tartışmasız Roboski’dir. Çünkü, eğer bir yerden bu cezasızlıklara son vermek istiyorsak, bir yerden bu işlerin faillerini otaya çıkarmak istiyorsak, en kolay siyasi ve askerî bağlantıları çözülebilecek ve adalet önüne çıkarılabilecek olan olay, Roboski’dir. Roboski katliamı olduktan üç gün sonra bu ülkede şaşaalı yılbaşıların kutlandığını biliyoruz. İşte, kutuplaşma ve birbirinden ayrıştırma ortamını yaratan devlet politikaları maalesef bunlardır.

Dile kolay 34 can, 34 çocuk, 34 beden, 34 yaşanmamış hayat ve birçok hayalleriyle birlikte, eğitim hayalleri, aile hayalleri, evlilik ve sevgili olma hayalleriyle sonlandırılmış, canice bir alçak olayın failleri hâlâ orta yerde siyasi iktidar tarafından aydınlatılmadan, failleri ortaya çıkarılmadan korunuyor. Bu, bu iktidarın utancıdır.

Bu ülkede hükûmetlerin bir bütün olarak başardığı en önemli şey, sevgisizliktir değerli arkadaşlar ve sevgisizliğin üretmiş olduğu şiddet ortamıdır. “Şiddet” dediğimiz sadece bir saldırı anı değildir. “Şiddet” dediğimiz şey, değerli arkadaşlar, öncesinde oluşturulan toplumsal algı ve iktidarlar tarafından yönetilen bu algının kendisidir. Ve “şiddet” dediğimiz şey, sevgisizlik iklimidir. Yine, ötekileştirme ve nefret bile sevgiden sonraki adımlardır. Bunların hiçbirini unutmamalıyız değerli arkadaşlar.

Tabii, bu ülkede iktidar, sevmemeyi, kamplaştırmayı, birbirine rakip olarak değil neredeyse düşman gibi bakmayı öğretti, sevgisizliği öğretti. Eğer gurur duyulacaksa bu iktidar bununla gurur duyabilir. Ve bununla gurur duymanın utancını bize öğretti.

Biz Roboski’yle hesaplaşmayı eğer sağlamış olsaydık geçen yıl Sur’u, Cizre’yi, Silopi’yi, Gever’i, Şırnak’ı, Dargeçit’i yaşamamış olurduk. Eğer biz Roboski’yle hesaplaşmış olsaydık yıkılmış şehirlerle belki karşılaşmazdık. Çünkü o gün orada cesaretlendirilen kolluk, daha sonra nasıl olsa cezasızlıkla sona erecek diye silahlı-silahsız ayırdı yapmaksızın sivilleri, Taybet anaları, Miray bebekleri öldürmeyi göze aldı. Bu, ancak iktidarlar tarafından verilebilecek cesaret ve sağlanabilecek yasal ortamla mümkün olabilir. Ya değilse, hiç kimse kendi başına bunu sağlayamaz.

Değerli arkadaşlar, 34 gencecik fidandan bazılarının mektuplarıyla sesleneyim: “Ben, Seyithan Enç’im. 1990 yılında, havanın kurşun gibi ağır olduğu günlerde, Roboski’nin yanı başındaki Gülyazı köyünde doğdum. Belki dağları delemedik, göğsümüzü deldi kara gülleler. Ferhat’la ve Mecnun’a haber salın. Teknoloji çağı deyip küçümsedikleri zamanda bir genç, sevdiğinin sesini duyabilmek ve bunun nafakasını, başlığını toplayabilmek için öldürüldü.”

Yine, değerli arkadaşlar, bir başkası: “Ben Nadir Alma’yım. İstatistik değilim, insanım; rakamlarla anmayın ölümümü. Benim de bir hikâyem var. Dünyaya, 13 nüfuslu bir ailenin ikinci erkek evladı olarak geldim. Hüzünlü bir mevsimdi. O gece 34 yıldız kaydı gökten; 34 dilek tutuldu, 34 nefes. Ömrümün yirmi beş senesini yaşayamadım. Soranlara deyin ki: ‘Şimdi gülümsüyor, hem de ölümsüzlüğün sonsuzluğu içinden.’ Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var: Eğer beni öldüren bombalar adaleti öldürmediyse sadece adalet talep ediyorum.”

Hakkı değil mi adalet? Anneler geçen hafta bize şunu söylüyordu: “Biz bunun yerine kan istemiyoruz, kimsenin canını istemiyoruz, kimse öldürülsün istemiyoruz; sadece adalet istiyoruz.” Kalkan uçak belli, kullanan belli, emri veren belli, sahibi olan siyasi irade belli. Kimsenin canını istemiyoruz, kan aksın istemiyoruz; adalet istiyoruz, adalet. Aradığımızda bulamadığımız adalet. İşte, o adalet, adaletsizlik olarak, partimize, eş başkanlarımıza, milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza, il, ilçe teşkilat yöneticilerimize karşı adaletsizlik kusmak üzere, bilfiil olarak bütün hücreleriyle hareket etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bütün bunların, Kürt sorununun çözümsüzlüğü üzerinden gelişmiş yüzyıllık sorun olduğunu çok iyi biliyoruz ama bilinmeyen şeyler var, bilinen şeyler var; onlar da şunlar: Evet, adına ne dersek diyelim, biz “savaş” diyoruz, bu savaş ne zaman biter belki bilinmez, bu kirli savaşta daha kaç canımız toprağa düşecek belki bilinmez, bu kirli savaşa daha ne kadar para harcayacağız belki bilinmez ama bilinen tek şey var; o da, o gerçek de şu ki, bu mesele mutlaka diyalogla, mutlaka konuşarak, mutlaka anlaşarak ve mutlaka masada biteceği kesin olan tek bir gerçektir. Bunu bile bile, her gün bu ülkenin kaynaklarını ve canlarını heba ediyoruz.

Biz, bugün barış istediğimiz, bu çatışmalar sona ersin diye istediğimiz için yarına utançla bakamayacağız. Biz, yüzümüz ak, başımız dik bir şekilde bugün savunduklarımızı savunacağız ama bu kürsüye gelip bu kirli savaşı savunanlar acaba yarın bunları ne kadar savunabilecekler, merak ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum, Mahmut Tanal sözümü kesmişti.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğru, ben kestim, özür dilerim.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz, bir dakika ek süre veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, en son şunu ifade edelim: Bakın, bırakın artık enerjisini, bu ülkenin güvenlik enerjisini annelerin çocuklarının mezarları üzerinde anma yapmalarını engellemeye, ne olursunuz. Eğer bu konuda niyetiniz ve ameliniz sâlih ise ve bu konuda temiz duyguların sahibiyseniz, herkes de çok iyi biliyor, o gün o çocukları parçalayan… Mesela, anne söylüyor: “Benim oğlum beni öpmek için eğilirdi ama benim önüme bir ceset getirdiler battaniyede neredeyse iki elimi açsam boyu o kadar. Sonra dedim bunun içinde kim var? ‘Beş parçada çocuğun var.’ dediler.”

Evet, siyasi iktidar hâlâ bu utancı sahiplenmeye, bu utancın müsebbiplerini açığa çıkarmamaya kararlıysa ve direniyorsa yapacak bir şey yok. Ne olursunuz, bunu böyle FETÖ, METÖ deyip yeni tahayyül edilmiş suç örgütlerine yüklemeden gelin el birliğiyle yeniden araştıralım ve faillerini açığa çıkaralım diyor, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Halkların Demokratik Partisi grubu önerisi aleyhinde Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. HDP grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Burada Uludere hadisesiyle ilgili çok sözler sarf edildi. Öncelikle, 34 vatandaşımız hayatını kaybetti, 34 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da taziye dileklerimi iletiyorum.

Gerçekten incelenmesi gerekli bir hadise. Burada sözlerime başlarken İdris Baluken’i de anmak isterim. 15 Temmuz FETÖ darbe hadisesinden önce Meclis araştırma önergeleri üzerinde konuşmalar yapmıştı, dikkatle izlemiştim kendisini, o dönem itibarıyla şunu söylemişti: Gerçekten, buradaki hadise AK PARTİ Hükûmetine, devlete yapılan bir sabotaj eylemidir. Bunun ortaya çıkarılması anlamında siyaset kurumunun üzerine düşmesi gerekliliğinden bahsetmişti ve onu da unutmadım, gerçekten de burada hakkını da teslim etmek lazım. Siyaset kurumu olarak bizim üzerimize düşen, maddi gerçeğin ortaya çıkmasıdır, adaleti tesis etmek gerekir. Bu manada gerek Rus uçağının düşürülmesi gerekse Uludere hadisesinde maddi gerçeğin ortaya çıkması anlamında siyaset kurumu olarak biz üzerimize düşeni yapmalıyız fakat bu bir hukuki olay.

Netice itibarıyla, bütün bu konuşmalar etrafında yargı üzerine düşeni yapıyordur, yapmalıdır; bu dosyalar tekrar ele alınmalıdır -bir hukukçu olarak da bunu söylüyorum- eğer üzerinde bir perde varsa bu perde aralanmalıdır. Netice itibarıyla, biz de siyaset kurumu olarak farklı zamanlarda, farklı ortamlarda bu konuyu değerlendirebiliriz, grup başkan vekilleri bir araya gelerek… Bu hadisede, yargılama aşamasında, Anayasa’nın ve hukuk sistemimizin vermiş olduğu yetkiler çerçevesinde, müdahale etmemek kaydıyla, buradaki sis perdesinin aralanmasının gerektiğini bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak ben de kabul ediyorum.

Netice itibarıyla 15 Temmuz hadisesinden sonra bazı şeylerin farklı konseptte ele alınması gerektiğini hep beraber –bu bir realitedir- kabul etmemiz gerektiğini düşünüyorum ama şunu da söylememiz lazım: Bir devlet bilerek ve isteyerek, kendi uçaklarıyla kendi vatandaşlarını bombalayamaz, bombalamaz; bu da net bir durumdur. Eğer devletin içerisinde farklı yapılar bunu ele almış ise -sizler de zaten onu talep ediyorsunuz- bunların bir siyaset kurumu çerçevesinde, demokratik ve hukuki çerçeve içerisinde ele alınması gerektiğini ben de kabul ediyorum. Bu manada gerek muhalefet partileri olarak gerekse iktidar partisi olarak, siyaset kurumu olarak üzerimize düşeni yapmamız gerektiğine de inanıyorum.

Netice itibarıyla, bugün, kamuoyunun yakından beklediği 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı inşallah yasalaştırmayı düşünüyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani buna destek verecek misiniz?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Grup önerisi dün kabul edildi ama bu bir bahane değil, bunun farklı bir ortamda ele alınması gerektiğine de inanıyor, Genel Kurulun takdirine sunuyorum grup önerisini.

Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Önerinin lehinde…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sadece tutanaklara geçmesi için…

BAŞKAN – Evet.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bakın, siyasi iktidar bir niyet beyanında bulundu ama “evet” veya “hayır” yönünde oy kullanıp kullanmayacağı hususunda net bir söylemde bulunmadı.

Söylemekten utanıyorum ve ölenlerin affına sığınarak söylüyorum. Az biraz demokrasinin, hukukun işlediği bir ülkede 34 canlı hayvan bu şekilde öldürülse dahi bunun hukuk düzleminde bir hesabı olur. Bu kadar vahşice bir ölümle karşı karşıyayız, katliamla karşı karşıyayız. Eğer bu konuda samimilerse… Düşünün, beş yıl boyunca hem sivil hem askerî mahkemelerde cezasızlıkla sonuçlanmış, dosyası kapanmış, bu paralelde açıklamalar yapmış siyasi iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Öyleyse, bir araştırma komisyonu kurulmasına -anladığım kadarıyla Sayın Can’ın konuşmasından- “evet” diyecekler, birlikte araştıralım. Ve biz bu konuda bir irade ortaya koyarsak yargı kurumu da harekete geçer diye düşünüyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önerinin lehinde Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin kanayan bir yarasını konuşuyoruz, Roboski, Uludere olayını. 28 Aralık 2011 tarihinde savaş uçaklarının attığı bombalar sonucunda Uludere ilçesinin Ortasu ve Gülyazı köyüne mensup, 18’i 18 yaşından küçük olmak kaydıyla, 4’ü 13 yaşında, 34 gencimiz hayatını kaybetti.

O dönem olayın ilk duyulduğu anlarda bunların PKK’lı olduğu algısı yaratılmaya çalışıldı. Olay o denli vahimdi ki ancak böyle bir algı yaratılırsa bu olayın sorumluluğundan kurtulabiliriz zannedildi. Ama olay çok netti, gün ağarınca, hatta gün ağarmadan önce ortaya çıktı ki 34 masum insan hayatını kaybetmişti.

Peki, ne olmuştu o gün? O gün Millî Güvenlik Kurulu toplantısı yapılıyordu ve devletin önüne istihbarat bilgileri geldi. Tam dört buçuk saat izlendi bu, Irak tarafına geçen gençler, kaçakçılık yapan gençler, sınır ticareti yapan gençler. Dört buçuk saat sonunda şu karara varıldı: Evet, bunlar sınır ticareti yapan gençlerdir ya da köylülerdir ama içlerinde PKK’nın askerî kanat sorumlusu Fehman Hüseyin vardır. Bu MİT bilgisi Millî Güvenlik Kurulunun önüne geldi. Sonunda Genelkurmayda değerlendirildi, edildi. Evet, Fehman Hüseyin PKK’nın en ağır silahlı saldırılarını gerçekleştiren askerî kanat sorumlusu, onlarla birlikte Türkiye’ye giriyor zannedildi ve atış emri verildi Genelkurmaydan başlayan ve Millî Güvenlik Kuruluna kadar uzanan bir silsile içerisinde. Genelkurmay Başkanı hava harekât emrini verdiği saatlerde Millî Güvenlik Kurulunda toplantı hâlindeydi ve o verilen ağır karar neticesinde, Fehman Hüseyin’in öldürülmesi pahasına pek çok masum insan hayatını kaybetti. O günlerde bu olay bir başka algıyla kamuoyuna anlatılmak istendi ama tabii gerçekler çuvala sığmayacak kadar acıydı ve inciticiydi.

Değerli milletvekilleri, bakın, zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu olay üzerine çıktı, “Bu olay karanlık dehlizlerde kalmayacaktır.” dedi. Aradan beş yılı aşkın bir zaman dilimi geçti ve beş yılı aşan zaman dilimi içerisinde İçişleri Bakanının açtığı bir inceleme raporundan sonra soruşturma izni dahi verilmedi. Açılan birinci inceleme raporu oydu. İçişleri Bakanlığının tozlu raflarında bekliyor o dosya. Cezai müeyyideye dönüşmesi açısından, bir soruşturma dosyasına dönüşmesi gereken dosya kapatıldı, bekliyor.

İkincisi, İnsan Hakları Komisyonunda bu olay araştırıldı ve sonunda “Bir hata olmuştur.” denilerek -CHP’nin ve diğer muhalefet partilerinin her biri bu konuda sorunları ortaya koydular- AKP’li üyelerin oylarıyla kapatılmaya çalışıldı. İkincisi de böyle yapıldı.

Üçüncüsü, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada takipsizlik kararı verildi. Bu takipsizlik kararı Ankara’ya geldi, Genelkurmaya geldi görevsizlik nedeniyle. Genelkurmay Askeri Savcılığı da takipsizlik kararı verdi. Buna yapılan itiraz üzerine dosya Hava Kuvvetleri Askeri Mahkemesine gitti. Orada 3 üye, Başkan “Sorumlular yargılanmalıdır.” dedi ama diğer üyeler, 2 üye “Yargılanma olmaz, kovuşturmaya yer olması kararı doğrudur.” dedikleri için dosya kapatıldı Sayın Ramazan Can. Dolayısıyla, yargı ayağında yürüyen, İçişleri Bakanlığında yürüyen ve Mecliste yürüyen hiçbir dosya yok.

Aileler çaresiz kaldı. Şu anda dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde. Ayıp değil mi değerli arkadaşlarım, bir ülkenin, kendi yurttaşlarıyla ilgili bir adalet duygusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine aratması; böylesi önemli, vahim bir olayda devlet üzerine düşen görevi yapmadı diye aileleri orada süründürmek ayıp değil mi? Devlet olma anlayışı bu mu?

Adalet diyoruz. Bakın, devlet adalet olmadan yürümez değerli arkadaşlarım. Dün İsrail Başbakanı Netanyahu polise tam üç saat ifade verdi görevini kötüye kullandı diye. Türkiye’de dokunulmazlar mevcut, dokunulamıyor. Niye dokunulamıyor? Çünkü bu olayın içinde, ben başından beri söyledim, Roboski, Uludere olayının içinde… İnsan Hakları Komisyonunda görev yaptığım andan itibaren söyledim, bu olay devletin en üst tepesini ilgilendiriyor. Millî Güvenlik Kurulunda kim varsa, bu kararın alınmasında… Zamanın Genelkurmay Başkanından tutun, o toplantıda kim varsa herkesin haberli olduğu bir olaydır bu olay, sıradan bir olay değil. O yüzden karartılmaya, soğutulmaya ve unutturulmaya çalışılıyor. Tablo bu, bu kadar açık.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, aileler ne istiyor, biliyor musunuz; aileler adalet istiyor. Çok onurlu insanlar.

Bakın, bu hayatını kaybeden gençlerimizden Mehmet Ali Tosun var, 18 yaşında çocuk. Annesi ne diyor, biliyor musunuz, Adile Tosun? “Bizim tek isteğimiz faillerin ortaya çıkartılması ve belirlenmesi. Bize çok büyük bir hakaret yapılmıştır. Biz ağladık, başka anneler ağlamasın.” Tazminat taleplerini reddettiler, ellerinin tersiyle ittiler bu aileler. Acılarını gömdüler, “Başka anneler ağlamasın ama failler de ortaya çıksın.” dediler ama öyle olmadı ki.

Yine, ölenlerden Şirvan Encu’nun annesi diyor ki: “Oğlum Şirvan’ı sabahleyin sınır ticaretine gönderdim. Akşam döner, yemek yeriz dedik ama gece Şirvan’ımın cenazesine ulaştık. Biz kimseden bir şey istemiyoruz, sadece failleri belli olsun, yargılansın, artık hiçbir anne acı çekmesin ve ağlamasın diyoruz.” Haklı bir talep değil mi değerli arkadaşlar?

Şimdi, az önce konuşan AKP sözcüsü “Gereğini yapalım, yargı zaten gereğini yapıyor.” dedi. Yargı gereğini yapmadı, bir kere, bu ayrımları iyi bilelim, Meclis de gereğini yapmadı. Siyaset kurumu, evet, hodri meydan, buyurun gereğini yapalım. Beş yıl geçmiş, eski Başbakanın, şimdiki Cumhurbaşkanının da sözü var “Bu olay karanlık dehlizlerde kalmayacak.” diye. Buyurun çıkartalım arkadaşlar, bunu yapacak yer burası. Tekrar açalım bu dosyayı, kendi adalet duygumuz içerisinde tekrar tartışalım. Bu aileler adalet duygusunu o kadar çok önemsiyorlar ve gerçekten de hak ediyorlar ki biz duygusal kopuşa yol açmamalıyız, onlar da Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit birer yurttaşıdır. Irak’ın sıfır noktasında yaşayan bu insanlarımızın tamamı Türkiye Cumhuriyeti devletine bağlıdır ama devlete bağlı olmanın en önemli güvencelerinden bir tanesi de adalet duygusudur. Şimdi, adalet duygusu niçin oraya ulaşmayacak? Adalet duygusu ulaşmazsa bir duygusal kopuş yaşamazlar mı acaba bunlar kafalarında, “Adalet bize niye ulaşmıyor?” diye.

Şimdi, bu köylülerle ilgili çok uzun zamandır, tam beş yıldır bir algı operasyonu yürütülmeye çalışılıyor ama bakın, bu köylüler ne yaptılar değerli arkadaşlarım. Bu olaydan tam sekiz ay sonra Gülyazı köyünde, olayın geçtiği bu köyde bir askerî araç devrildi. 9 askerimiz, 1 de korucu hayatını kaybetti bu yurttaşlarımızın yaşadığı köyde. O askerî aracın başına en önce kim gitti biliyor musunuz? Bu, çocuklarını yitiren aileler gitti. Çıkarttılar onları araçtan, yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalıştılar ve oğlu bombalamada ölen Emine Ürek diyor ki: “Koştuk o anda kaza yerine, kazada ağır yaralanan bir askerin ‘Anne’ diye bağırdığını duydum. Askerin başını aldım, yardım gelene kadar dizime koydum. Yerde, yaşamını yitiren askerleri görünce oğlum aklıma geldi.” Emine Ürek, oğlu bombalamada hayatını kaybeden bir anne. Köy muhtarı diyor ki Haşim Encu: “Yaralıları köylülerimiz taşıdı, tüm köy halkı seferber oldu. Aileler asker düşmanı değil, onlar bizim de evlatlarımız. Bizim başımıza gelen olayda buradaki gariban askerlerin ne günahı olabilir ki? Yaralı kurtardığımız askerlerin ellerini tutan, onlara moral veren, teskin eden bu köyün gençleri oldular. Hava saldırısında hayatını kaybedenlerin anneleri bu sefer askerler için ağladı.”

Roboski, Uludere halkı, Ortasu ve Gülyazı köyleri adaleti çok fazlasıyla hak ediyor değerli arkadaşlar. Gelin vicdanlarınızı dinleyin, biz bu araştırma önergesini hep beraber destekleyelim ve bu konuda onların, hiç olmazsa Meclisten gelen sıcak bir eli tuttuklarını kendilerine hissettirelim.

Saygılarımla. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Önerinin aleyhinde Yılmaz Tunç Bartın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP grup önerisinde talep edilen husus şudur: 28 Aralık 2011 tarihinde, Şırnak’ın Uludere ilçesinde devletin savaş uçaklarıyla yapılan bombalama sonucu çoğu çocuk 34 sivilin yaşamını yitirmesinin üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen bugüne kadar hiç kimse herhangi bir ceza almamıştır. En son, Anayasa Mahkemesi köylülerin başvurularını usul yönünden reddetmiş ve Türkiye’de yargı yolu tüketilmiştir. Bu bağlamda, ailelerin mağduriyetinin devam ediyor olması ve en son 29 Mayıs 2016 tarihinde yine aynı noktada köylülerin tekrar bombalandığı iddiasının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulması istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, beş yıl önce Şırnak Uludere’de Irak sınırında yapılan hava harekâtı sonucu 34 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ülke olarak hepimizi derinden yaralamış, o dönemde olayın sebeplerinin açığa çıkarılması ve sorumluların bulunması yönünde tüm siyasi partilerin görüşleri olmuş, Hükûmetimiz hayatını kaybeden vatandaşlarımızın akrabalarıyla yakından ilgilenmiş, mağduriyetlerinin giderilmesi ve yakınlarına tazminatlar ödenmesi noktasında da hassas davranılmıştır.

Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturmalar olmuş, Meclis İnsan Hakları Komisyonu araştırma yapmış, yargı bazı sonuçlara varmıştır. Bunların ayrıntılarına girmeden önce, şunu, öncelikle soruşturmanın, yargı makamlarının yapmış olduğu soruşturmaların hangi aşamalarda, nerede kaldığını sizlere aktarmak istiyorum.

Olayın aydınlatılmasına yönelik olarak Genelkurmay Başkanlığı olay hakkında soruşturma başlatmış, İçişleri Bakanlığı müfettişler görevlendirmiş, idari yönden inceleme başlamış ve hazırladıkları raporu aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu alt komisyonuna da göndermişlerdir.

Olay sonrası Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış, konunun askerî görevle ilgili olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığına göndermiştir. Genelkurmay Askerî Savcılığı Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olan 5 şüpheli hakkında kaçınılmaz hata gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Genelkurmay Askerî Savcılığının verdiği karara yapılan itiraz Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi tarafından da reddedilmiştir. Olayda hayatını kaybedenlerin yakınları 18 Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlar, Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruda, başvurucu avukatların vekâletnamelerinin eksik olması nedeniyle başvuruculara on beş günlük kesin süre verilmiş, bu belirlenen kesin sürede eksiklikler giderilemediği için başvuru reddedilmiştir. Başvurucuların avukatları vekâletnameleri ibraz etselerdi eğer o verilen süre içerisinde, dosya şu anda Anayasa Mahkemesinde görülmeye devam edecekti ve AİHM’e de henüz gidilme zorunluluğu olmayacaktı. O nedenle, araştırma önergesinde bahsedilen iç hukuk yollarının tüketildiğiyle ilgili gerekçeye, biraz sonra açıklayacağım nedenlerle aslında iç hukuk yollarının henüz tüketilmediğini de belirteceğim.

Tabii, bu araştırma önergesi 3 Haziran 2016 tarihinde verilen bir önerge. O tarihten sonra Türkiye’de çok şeyler değişti; 15 Temmuz hain darbe girişimi gerçekleşti ve bu tarihten sonra geçmişte yaşanan birçok olayın yeniden değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıktı. Terörü sonlandırmak için başlatılan çözüm süreci sonrasında 7 Şubat MİT kriziyle başlayan olaylar zinciri, Oslo görüşmelerinin sızdırılması ve ardından Uludere’de 34 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine yol açan bu önemli olay, yine sonrasında Gezi olaylarıyla çıkarılmaya çalışılan iç karışıklık, Kobani olayları, ardından 17-25 Aralık yargı darbesi girişimi, ülkemizin değişik yerlerinde PKK, DAEŞ ve DHKP-C’nin gerçekleştirdiği bombalama ve terör olayları ve en son olarak da 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştirilmesi, darbe sonrasında da Hükûmet ve devlet FET֒yle mücadele ederken diğer terör örgütlerinin de saldırı olaylarını artırması ülkemizin nasıl bir büyük oyunla karşı karşıya kaldığının göstergesi olan olaylar olarak tarihe geçmiştir. Milletimiz, bu olayların arka planındaki gerçekleri görmektedir, bu olayların ülkemize diz çöktürmek için yapıldığının farkındadır. O nedenle, Türkiye üzerinde hain planları olanlar hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaktır.

Uludere olayları sırasında bölgede görev yapan bazı komutanlar 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında tutuklanmışlardır. Darbeye giden süreçte bu olayın gerçekleştirilmesinde rolü bulunduğu iddia edilenlerle ilgili olarak devam eden yargı süreçlerinde elbette ki değerlendirmeler yapılacaktır. Yargının yeni iddiaları soruşturmasının, bu darbe soruşturmaları kapsamında her bir olayın ayrı ayrı değerlendirilmesinin ve bu olaylarla ilgili maddi delillerin ortaya çıkarılmasının da yargının görevi olduğu açıktır ve bu soruşturmalar yargının mutlaka yapması gereken hususlardır.

Uludere olayıyla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Alt Komisyonu da bir araştırma yapmıştır. Orada iktidarıyla muhalefetiyle milletvekillerinin görüşleri rapora yansımıştır. Nereden kaynaklanabileceği hususunda milletvekillerimizin muhalefet şerhinde de belirtilen hususlar vardır. Tüm bunlar, Meclisin bu belgeleri gerek yargı makamlarınca gerekse idari soruşturmayı yapan makamlarca delil olarak kabul edilebilecektir.

Uludere olayının en önemli sebebi aslında bölgede devam eden terör olaylarıdır. Terör olaylarını fırsat bilerek Hükûmeti ve devleti zor duruma düşürmek isteyen FETÖ bağlantılı kamu görevlileri ya da askerî yetkililer varsa, 15 Temmuz darbe girişimini soruşturan yargı makamlarınca ortaya çıkarılması gerekir ve çıkarılacağından da şüphemiz bulunmamaktadır.

Güvenlik güçlerimiz terörle mücadele için şu anda da bölgededir. Bölücü terör örgütünün -sınır ötesini de kullanarak- ülkemizin özellikle Güneydoğu Bölgesi’ndeki sınır illerinde terörist faaliyetleri olmasa böyle bir harekâta gerek kalmayacaktır ve kaçınılmaz hata gerekçesine de belki ulaşmaya gerek kalmayacaktır. O nedenle, bu olayın birinci sorumlusu PKK ve benzeri terör örgütleridir ve bu olayın meydana gelmesi ve ülkemizde bir kaos ortamının çıkarılması, 15 Temmuz darbe girişimine giden yolda birtakım taşların örülmesi anlamında sorumluluğu bulunanlarla ilgili olarak da elbette ki yargı makamları bunları değerlendirecektir.

Terör örgütünün bölücü hedeflerini benimseyip dillendirenler şunu bilmeliler ki Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü bölücü terör örgütüne, bütün hainlere ve onları kullananlara rağmen korunmuştur ve korunması noktasında da Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partiler aslında görüş birliği içerisindedir ve olmalıdır.

Türkler ve Kürt vatandaşlarımız arasında bin yıldan fazladır süren kardeşlik hukuku vardır. Tarih ve kader birliği her türlü ayrılıkçılığın panzehiridir. Otuz yılı aşkındır kardeş kavgası çıkarmayı başaramayan bölücü terör örgütü bundan sonra da başaramayacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu olay sonrası yapmış olduğu açıklamalarının arkasında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Evet “Uludere olayı karanlık dehlizler arkasında kalmayacak.” dedi Cumhurbaşkanımız ve inşallah kalmayacak. 34 vatandaşımızın ölümünden sorumlu olanlar mutlaka bulunacaktır ve bulunması gerektiğini, biz, AK PARTİ Grubu olarak her zaman ifade ediyoruz.

Uludere’de beş yıl önce meydana gelen elim olayın sorumlularını bulup cezalandırmak yargının görevidir değerli milletvekilleri. Yargının, bu iddiaları, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan yeni durumla birlikte soruşturması gerektiğini, yeni iddialar nedeniyle iç hukuk yolunun henüz tükenmediğini belirtmek istiyorum. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar, aslında şeklî bir karardır, esasa ilişkin bir karar değildir. Esasa ilişkin kararı da işte… 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle soruşturulan ve şu anda tutuklu bulunan ve Uludere’de de eğer karar mekanizmasında görev alan askerî yetkililer varsa, bunlarla ilgili de gerekli soruşturmalar mutlaka yapılacaktır. Bu bir ceza soruşturması işidir. Burada talep edilen, Meclis araştırması. Meclis araştırmasıyla maddi delillere bir yere kadar ulaşabiliyorsunuz ancak ceza soruşturması, yargının yapmış olduğu ceza soruşturması, bu olayda sorumlu olan kim varsa, açığa çıkarmak için yapılan maddi delillerin araştırılmasından ibarettir, bunu yapmak gerekir. Bunu yapmak için de, şu anda görülmekte olan darbe davaları var, bu davaları hep birlikte takip edelim, Meclis olarak takip edelim ve bu konudaki, Uludere’deki 34 vatandaşımızın sorumlusu kim, hep beraber görelim, açığa çıksın, sorumlulara da, en ağır ceza neyse verilsin diyor, bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Sayın milletvekilleri…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) - İç Tüzük 60’a göre…

BAŞKAN – Bir dakika süreyle mikrofonunuzu açıyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi hatip çıkmış, bir yandan Cumhurbaşkanının bu davanın takipçisi olduğundan, kesinlikle faillerinin açığa çıkmasını sağlayacağından söz ediyor ama aynı Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı olarak, o dönemin Genelkurmay Başkanına ve komuta kademesine bu başarılı operasyondan ötürü teşekkür etmiş Başbakandır, bunu unutmayalım.

Bir diğeri, Sayın Necdet Özel bu konuda madalyayla taltif edilmiştir, bu unutturulmayacak. Bu, bizim tek amacımız, Muğlalı olayı gibi, 33 kurşun olayı gibi, siz ne yaparsanız yapın unutturulmayacak. Bakın, 15 Temmuz darbe girişimini bahane gösteriyor, anlaşılan o ki bunu da oraya yığmaya çalışacaklar. Biz “Bu konu araştırılsın.” derken “Bu olayı FET֒ye at, AKP’yi akla.”ya da müsaade etmeyeceğiz; anlaşılan, şu anki niyet odur. Evet, Roboski’ye yargı takipsizlik veriyor ama mağdurları cezalandırmaktan geri durmuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Bugün, tutuklu vekilimiz Ferhat Encu kardeşleri ve kuzenleri toplam 20 yakınını kaybetti ve Ferhat Encu milletvekili olmadan önce Roboski’ye adalet aradığı için 6 defa yakalanmıştır, hakkında davalar açılmıştır. Bugün tutuklanmasına neden olan dosyalardan biri de bununla alakalıdır. Bunu da Genel Kurulun özellikle bilgisine sunmak isterim. Darbeler, ancak bu gibi, işte, güvenlik güçlerine orantısız güç kullanma ve görevlerinden ötürü yapmış oldukları işlerden ötürü haziran ayında bu iktidarın çıkarmış olduğu yasalarla yetki vermeyle hazırlanır. Siz bu yasaları çıkarırsanız bu ülkeyi daha çok darbeler belasıyla karşı karşıya bırakırsınız diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurunuz.

Mikrofonunuzu açıyorum.

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, siyaset kurumunun Uludere’deki olay yaşandığı andan itibaren bu acının milletin ortak acısı olduğuna ilişkin bir anlayış ve yaklaşım içerisinde olduğuna ve idari ve adli soruşturmanın yapılması için bir irade ortaya koyduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

1948’de Karl Jaspers Almanya’da bir konferans verir, Almanya’nın yaşadığı büyük travmayı anlatırken bunun ne tür sorumluluklar doğurduğuna dair siyasi, hukuki, ahlaki ve metafizik sorumluluklardan bahseder. Doğrudur, Uludere’de yaşanan trajedi de bu tür sorumluluklar gerektiren bir olaydır. Siyaset kurumu olayın yaşandığı andan itibaren bu acının milletin ortak acısı olduğuna ilişkin bir anlayış, bir dil, bir üslup, bir yaklaşım içerisinde olmuş, idari ve adli soruşturmanın yapılması için ortaya bir irade koymuştur. Esasen, siyaset kurumunun yapabileceği acıyı ortaklaştırmak, acıya dokunmak ve adli ve idari soruşturmalar için gereken iradeyi göstermektir, bu gösterilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonunuzu, tamamlayınız lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, ayrıca, İnsan Hakları Komisyonunda bu olayın soruşturulması, araştırılması için bir alt komisyon da kuruldu. Yani, mevcut mekanizmalar ve imkânlar içerisinde siyaset kurumu kendisine terettüp eden sorumluluğu yerine getirme konusunda ortaya bir irade koydu. İşin hukuki tarafının tekemmül edip etmediği, ortaya çıkan yeni deliller istikametinde yargının bir konusu olarak yeniden ele alınıp alınmayacağı meselesi şimdi bir soru işareti olarak ortadadır. Bizim ümidimiz ve temennimiz de adalete ilişkin kamu vicdanını tatmin edecek şekilde hukukun bu işi neticelendirmesidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır, yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Gök, Sayın Durmaz, Sayın Tanal, Sayın Çamak, Sayın Özkoç, Sayın Yedekci, Sayın Demirtaş, Sayın Bakan, Sayın Özcan, Sayın Akkaya, Sayın Kara, Sayın Köse, Sayın Usluer, Sayın Özdemir, Sayın Böke, Sayın Sağlar, Sayın Çam, Sayın Şeker, Sayın Sarıbal, Sayın Arslan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika veriyorum.

Kapanma Saati:15.40

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizden özür dilerim.

Biraz önce, bu araştırma önergesi burada konuşulurken toplam 31 milletvekili buradaydı, bu konu yeteri kadar anlaşılmadı. İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca, bence, şu anda tüm milletvekilleri buradayken -oy kullanılacak- bir daha görüşülmeli, dinlemeyen arkadaşlarımız burada tekrar bu konuyu dinlemeli; ona göre oylamaya sunulması lazım. Aksi takdirde…

BAŞKAN – Sayın Tanal, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam edilmesine ilişkin bir önerge Divana gelmedi, gelseydi bunu oylarınıza sunardım, Genel Kurul kararını verirdi. Dolayısıyla, bu konuda benim yapabileceğim bir şey yok.

Ill.- YOKLAMA

BAŞKAN - Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 3/6/2016 tarihinde Şırnak Milletvekili Ferhat Encu ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde devletin savaş uçaklarıyla yapılan bombalama sonucu çoğu çocuk 34 sivilin yaşamını yitirdiği olaydan sonra 29/5/2016 tarihinde yine aynı noktada köylülerin tekrar bombalanmış olmasının araştırılması ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- CHP Grubunun, 5/1/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Türkiye’yi ekonomik krize sürükleyen etkenlerin anlaşılması, bu sorunların derinleşmesine engel olunması ve atılması gereken adımlara ilişkin krizle mücadele yol haritası oluşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/1/2017 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Levent Gök

                                                                                           Ankara

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Levent Gök tarafından, Türkiye’yi ekonomik krize sürükleyen etkenlerin anlaşılması, bu sorunların derinleşmesine engel olunması ve atılması gereken adımlara ilişkin krizle mücadele yol haritası oluşturulması amacıyla 5/1/2017 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1017 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 5/1/2017 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke.

Buyurunuz Sayın Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ekonomisi olağanüstü bir durumla karşı karşıya. Bugün Türkiye yönetemezlik ve devlet aygıtının çökmesi kaynaklı bir reel sektör krizinin kapısında duruyor ve eğer Hükûmetin bu durumu görmezden gelen tavrı devam ederse bu bir mali krizi ve bankacılık krizini de tetikleyebilecek seviyede. “Bankalar sağlam.” deniyor, “Kamu maliyesi güçlü.” deniyor ancak önlem alınmazsa reel sektördeki devam eden çalkantının bu alanlarda ne tür bir etki yaratabileceğini öngörebilmek maalesef, bugünden çok mümkün değil.

Bu tablo karşısında bütün siyaset kurumunun temel bir sorumluluğu var ve bu sorumluluk tarihsel bir sorumluluk. İktidarın bu durumu değiştirme sorumluluğu var, bizim de çatlayan testi kırılmadan uyarma ve çözüm önerme görevimiz var. Bu önergenin amacı tam da bu durumun önüne geçebilmek ve önüne geçilebilmesi için önlemlerin alınmasını sağlamak.

Bugün yaşıyor olduğumuz ekonomik gerçek, on dört yıldır uygulanan ekonomik politikanın ortaya çıkartmış olduğu yapısal sorunların üzerine son dönemde eklenmiş olan siyasi risklerin de etkisiyle derinleşmiş olan bir durum. Hatırlayalım, AKP, bundan on dört yıl önce, dünyada da her şey yolundayken, likidite bolken, küresel konjonktür iyiyken, yükselen piyasalara ve Türkiye’ye çok ilgi varken geldi; üstelik, kurulu bir kurumsal düzeni devraldı. Merkez Bankası bağımsızlığı, bağımsız kurum ve kurulların oluşturulması, mali disiplinin kurumsal çatısı o dönemde tamamlanmıştı. Bu noktada önlerinde iki yol ayrımı vardı; ya bunu ülke adına bir fırsata dönüştürmek için adım atılacaktı ve rekabetçi potansiyeli geliştirmek, üretim altyapısını güçlendirmek, dış bağımlılığı azaltmak, tasarrufları artırmak için ihtiyaç duyulan reformlar gerçekleştirilecekti ya da bu fırsat kendileri adına kullanılacak ve şahsi siyasi bir fırsata dönüştürülecekti, maalesef, AKP ikinci yolu seçti; tüketim balonunu borçlanma yoluyla şişirdi, ahbap çavuş ilişkileri üzerinden bir ekonomi inşa edildi; yandaş iş adamı, yandaş medya düzenin bir parçası hâline getirildi ve bu yandaş düzeni kurabilmek için de hazır buldukları kurallı ekonomiyi ve kurumsal altyapıyı da giderek zayıflattılar. Devletten liyakat silindi, “Adamım olsun.” mantığı tekrar geri döndü, bürokratik ve kurumsal gelenek aşındırıldı; ahbap çavuş, yandaş düzenini beslemek için ekonomi kuralsızlaştırıldı. Bunun sonucunda ekonominin dışa bağımlılığı derinleşti, üretim potansiyelimiz gittikçe aşındı; işsizlik, yoksulluk gibi temel sorunlar çözülemedi. Aslında, o dönem, Türkiye için çok iyi bir fırsattı, ama, maalesef, Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu adımlar atılmadı. Eğitime ve üniversiteye ideolojik bakıldı, insan kaynağına yatırım yapılmadı. Katma değer üreten bir ekonomiyi oluşturmak yerine, ahbap çavuş kapitalizminin ekonomik ve siyasi ilişkileri öncelendi, böylece de Türkiye ekonomisi kırılgan ve dış şoklara açık bırakıldı.

Nitekim, Türkiye önce kırılgan beşli arasında anılmaya başlandı ve son haftalarda artık kırılgan beşli dahi değil, kırılgan üçlü arasında anılıyor. 2002’den 2007’ye kadar kurulu bulunmuş olan düzen üzerinden yönetilen ekonomi, 2007’den sonra devralınan bu kurulu düzenin yerine, AKP’nin çarpık düzenini derinleştirecek adımların belirgin olarak atıldığı bir döneme evrildi, 2013’ten itibaren de beklendiği gibi AKP’nin bu ekonomik modeli kendi sınırlarına geldi. Bu model için deniz 2013’te bitti esasında. 2013’ten itibaren küresel konjonktür de değişmeye başladı. 2013’ün Mayıs ayında, Amerikan Merkez Bankası dünyaya yayılmış olan likiditeyi kısacağını ve önümüzdeki yıllarda küresel para bolluğunun olmayacağını bütün dünyaya açık bir biçimde duyurdu. Bu noktada, Türkiye’de yapılması gereken iki şey vardı. Birincisi, o güne kadar siyasi tercihlerle yapılmamış olan reformlar hemen yapılmalıydı. Böylece kırılganlıklar azaltılacak ve güven aşılanabilecekti. İkincisi, siyasi risk minimize edilecek, demokrasiyi güçlendirici adımlar atılacaktı ki risk algısı değişsin. Bunun da temel yolu hukuk devletine bağlılığı ve demokrasiyi geliştirici adımları atmaktan geçiyordu. Peki, bunlar yapıldı mı? Maalesef yanıtı “hayır”. Peki AKP hangi siyasi yolu seçti? Kendi iktidarının devamlılığını ülkenin geleceğine bir kez daha tercih etti. Reform yapılmadı çünkü reformlar yapılsaydı bu iktidarı ayakta tutuyor olan siyasi düzen çökerdi.

Hukuk devletinin olduğu yerde, demokrasinin olduğu yerde yandaş basın olmaz, yandaş iş dünyası olmaz, hepimize saldıran troller olmaz; o zaman da AKP’nin içinde olduğu siyasi çark dönmez. Ekonomik olarak sınırlarına gelen düzenin devamlılığı için sıkıştıkça da daha fazla kutuplaşma, daha fazla ayrıştırmayla siyasi risk yaratıldı ve en sonunda da bu siyasi risk bir algıya dönüştü ve ekonomiyi doğrudan etkileyen bir tablo olarak karşınıza çıktı.

Sonuçta ne oldu? Tablo veriyle sabit. 2013’te 12.480 dolar olan kişi başına millî gelirimiz o günden bu yana düşüş eğiliminde. 2015 sonunda kişi başına gelir 11.014 dolar ve düşmeye devam ediyor. Türk lirası son iki yılda 150 para birimi arasında en çok değer kaybeden 12’nci para birimi konumunda. 2015 yılında öğrencilerimiz uluslararası sınavlarda 2012 yılına göre çok daha kötü performans gösteriyorlar. Özetle, işler 2013’ten beri hiç de iyi gitmiyor.

Son üç ayda bu kötüye gidiş hızlandı. 3 Ekimden bugüne kadarki sürede Türk lirası 150 para birimi arasında en çok değer kaybeden 3’üncü para birimi; 12’nci değil artık, 3’üncü, 150 para birimi arasında. Bu yılın ilk on bir ayında geçen seneye kıyasla karşılıksız çekler yüzde 3 arttı, protesto edilen çekler yüzde 20 artmış vaziyette. Güven endeksleri tepetaklak aşağı doğru gidiyorlar. Ekonomik Güven Endeksi, ekim ayında 80,6 düzeyindeyken aralık ayında 70,5 düzeyine kadar geriledi. Demek ki ekimde bir şey olmuş; öyle bir şey ki Türkiye’ye ekonomik bedeli de ağır olmuş.

Dönüp takvime bakmak yeterli. Ekim ayının başında iki şey oldu: 3 Ekimde Bakanlar Kurulu OHAL’i uzatacağını hepimize duyurdu, 11 Ekimde de Türkiye’de hiç olmayan bir rejim tartışması birdenbire başlatıldı. Peki, neden 3 Ekim ve 11 Ekimdeki bu gelişmeler ekonomiyi altüst etti. Çünkü, 3 Ekimde OHAL’in uzatılmasıyla, yıllardır Türkiye’de süregelen bir eğilim ve bir gerçek belirginleşti. OHAL’i uzatma tercihi; otoriterlik, demokrasi yokluğu, kimsenin mülkiyet hakkı dahi olmayan temel haklarının güvence altında olmadığı gerçeğini herkes tarafından algılanacak kadar somut bir biçimde ortaya koydu. OHAL’i sürekli kılacak olan rejim değişikliği önerisiyle de bu gidişatın kalıcı olduğu beklentisini siz yaratmış oldunuz ama bunun bedelini vatandaş ödüyor.

“Nasıl?” derseniz, bugün hepimiz daha fakiriz, paramız her anlamda daha değersiz. Asgari ücret 2016’da 433 dolarken bugün 360 dolar. Türk lirası ekimden beri yüzde 20 değer kaybetti. Biliyoruz ki bu enflasyona yol açar. Pompada görüyoruz zaten; ekimden bugüne benzinin fiyatı yaklaşık yüzde 10, motorinin fiyatı yüzde 13 arttı. Hayat daha pahalı. Köprüler zamlandı. Sağlık katkı payı arttı. Bugün hepimiz için hayat daha pahalı. Zamlar çift hanelere ulaştı ama asgari ücretliye, memura, emekliye tek hanede bir zam öngörüldü. Kısacası, sizin rejim tartışmanız, sizin OHAL’iniz her gün vatandaşımızı, hepimizi fakirleştiriyor.

Bu tablo, bize şunu gösteriyor: Aslında vatandaşın cebini yakan, Türkiye’yi krizin eşiğine getiren OHAL idi, sizin Saray rejimi sevdanızdı ve demokrasiden kopuştu. Türkiye’nin en büyük siyasi riski de, ekonomi riski de sizsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELİN SAYEK BÖKE (Devamla) – Uyarıyoruz: Bu gidiş, gidiş değildir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sayek Böke.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, tabii, Türkiye ekonomisini konuşacağız ama hangi verilerle konuşacağız Türkiye ekonomisini, ben bilmiyorum. Yani, TÜİK’in açıkladığı en son serideki verilere bakarsak aslında konuşulacak bir şey yok, her şeyin gayet güzel olması lazım. Sayın Mehmet Şimşek de burada. Eğer bu seri doğruysa -yani, ben bu seri meselesine taktım ama- zaten TÜİK’in, onun dışındaki, ekonomiye ilişkin bütün istatistiklerini sitesinden kaldırması lazım. Hükûmetin, bütün politika dokümanlarını, hepsini çöpe atması lazım ve yeni bir hikâye yazmamız lazım. Yani, dolayısıyla biz neyi konuşacağımızı bilmiyoruz. Ama, son güncel meseleler, artık serinin dışında, yani mızrak çuvala sığmayacak derecede ekonominin kötü gittiğini de hepimiz gördüğümüz için, yine, tabii konuşacak bir şey bulabiliriz.

Benim başlangıçtan itibaren hep söylediğim, Türkiye ekonomisi 2000 yılından itibaren, 2007’ye kadar ciddi güzel bir performans göstermiştir. Bunun nedenlerinin neler olduğunu defalarca izah ettik. Fakat, 2007 sonrasında Türkiye ekonomisinin performansı bozulmuştur. Son dönemde de çok daha fazla bozulmuştur.

İsterseniz yeni seriye göre konuşalım. Mevsimsel düzeltilmiş büyümelere baktığımız zaman, bakın, bu yıla ilişkin elimizde 3 tane veri var, bunların 2 tanesi negatif. Yani, ilk çeyrekte Türkiye ekonomisi 0,4 daralmış, ikinci çeyrekte 1,1 büyümüş, üçüncü çeyrekte de 2,7 daralmış. Aslında, tabii, bazı şeyler bazen böyle 15 Temmuz meselelerine filan getiriliyor. 15 Temmuzun elbette bu ekonomi üzerinde çok yıkıcı etkileri olmuştur ancak, öteden beri söylediğimiz gibi, 15 Temmuzdan bağımsız bir şekilde Türkiye ekonomisi 2007 sonrası kötü performansına son bir-bir buçuk yıldır çok daha kötü bir şekilde, daha da artırarak devam ediyor.

Şimdi, işsizlik oranı… AKP işsizlik oranlarında kendi rekorlarını kırıyor. Türkiye tarihinin en büyük işsizlik oranı 2009 krizinde görülmüştür. Ondan sonra işsizlik oranları bir miktar düzelmiştir tabiatıyla fakat şu anda geldiği seviye, o dönemi dışarıda tutarsak, yine Türkiye tarihinin en yüksek işsizlik oranlarıdır. Bunu zaten çarşıda pazarda, gittiğimiz her yerde görme imkânımız var.

Daha kötüsü, gençlerin beşte 1’i işsizdir. “Ben ne istihdamdayım ne de eğitimdeyim.” diyen gençlerin oranı da yüzde 26’dır arkadaşlar. Yani gençlerin dörtte 1’inden fazlası ne istihdamda ne de eğitimde, bu gençler nerede? Biz bu gençlere niye iş bulamıyoruz?

Borçların ne kadar arttığını zaten herkes biliyor. Dolar kurunun performansını, Türkiye ekonomisinin diğer ülkelerden nasıl negatif ayrıştığını her gün görüyoruz. Yani, her gün kur da yeni bir rekora doğru koşuyor.

Esnafımızın, KOBİ’lerin, sanayicilerin, tarım kesimindekilerin sıkıntılarını biliyoruz. Şimdi rezervler diye hep övündüğümüz rezervler, arkadaşlar, Türkiye’de kısa vadeli borçları karşılayamıyor. Bakın, bu çok önemli bir rasyodur. Yani, hep böyle 2002 mukayeseleri filan yapılır, 2002 yılında Türkiye ekonomisi kısa vadeli borçlarının 1,7’si kadar rezerve sahipti ama şu anda rezervler kısa vadeli borçları karşılayamıyor. İşte kırılganlıkların temelinde bu var yani dolardaki bu koşuşun nedenlerinden bir tanesi bu, başka nedenleri de var elbette.

Enflasyon yüzde 8,5 olarak gerçekleşti. Tabii, son dönemdeki kur artışlarının, önümüzdeki bir yıl içerisinde, ilk aylarda ağırlıklı olmak üzere, enflasyonun üzerindeki olumsuz etkilerini maalesef göreceğiz. Yani bu, tepeden tırnağa her şeyi etkileyecek. Enflasyondaki… Yani “Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri olarak şöyle iyi şeyler yaptık, böyle iyi şeyler yaptık.” deniliyor ancak Sayın Bakan da burada, ben sormak isterim: Kur-enflasyon geçişkenliği bundan önceki on yıla göre ne kadar azaltıldı, bunun bize bir hesabını versinler. Şimdi, reform yapan bir ekonomide bu geçişkenlik azalır. En son Merkez Bankasının açıklaması yüzde 15 şeklinde. Yani “Örneğin yüzde 10 kur artışı olursa bunun enflasyon üzerinde 1,5 puan etkisi olur.” şeklinde bir hesabı vardı. Bunun geçmişi ile geleceğine ilişkin bize Hükûmetin bir açıklama yapmasının son derece faydalı olacağını düşünüyorum. Piyasaların da buna ihtiyacı var.

Şimdi hiç kimse önünü göremiyor. Yani bu -birazdan detaylarını tekrar söyleyeceğim- yeni seneden dolayı zaten ekonomi pusulasını kaybetti, bir pusula yok. Yani, biz eskiden işte “Tasarrufumuz düşüyor, yatırımlarımız düşüyor veya harcamaların, bütçe harcamalarının –dün akşam bunları grafiklerle izah etmeye çalıştım- millî gelire oranı artıyor. Buralara çekidüzen vermek gerekiyor.” diyorduk. Şimdi yeni seneden sonra hikâyelerin tamamı değişti; meğer bizim tasarruflarımız artıyormuş, yatırımlarımız artıyormuş, devlet harcamalarının millî gelir içerisindeki payı yükselmiyormuş, tam tersine düşüyormuş. O zaman, şimdi yeni bir politika setine ihtiyacı var bu ülkenin. Bu politika setini oluşturacak olan da kim? Hükûmet. Hükûmet yapamıyorsa -daha önceden buna benzer önergeleri biz de verdik- hakikaten Meclisin bu anlamda işe el koyması gerekir. Yani Hükûmet eğer bunları yapamıyorsa, bir acziyet içerisindeyse bu ülkenin parlamenterleri olarak, bu ülkenin Parlamentosu olarak burada bir araştırma komisyonu kurup bu işlere bakmak lazım. Kendisine bir yön çizmek durumundadır Türkiye ekonomisi, şu anda ekonomiyi konuşuyoruz.

Şimdi, kamu maliyesi… Ben şunu ifade ediyorum: Türkiye’de 2000 yılında, 2000-2001 döneminde çok ciddi reformlar yapıldı kamu maliyesiyle ilgili. En sonunda 2003 yılında da 5018 sayılı Kanun çıkartılarak yani bu reformlar hakikaten taçlandırıldı, ciddi reformlar yapıldı. Türkiye’nin de zaten bütün bu sıkıntılar karşısındaki en önemli unsurudur kamu maliyesinin güçlü yanı, tabii burada da bozulmalar var. Ama önümüzdeki döneme ilişkin olarak yaptığımız reformların temel felsefesinde, hani faiz dışı fazla vererek bir sıkı maliye politikası uygulanıyordu ama onun ötesinde kamu maliyesinin kapsamı genişletilmişti, kara delikler kapanmıştı, kapsam genişlemişti. Şimdi, bu kamu-özel ortaklığı projeleriyle bu kapsam, bütçe kapsamı yeniden daraldı. Ben şunu iddia ediyorum: Türkiye bütçesi artık gerçek resmi göstermiyor, bütçe sistemimiz bizim önümüzdeki döneme ilişkin riskleri göstermiyor. Bu riskleri gösteren, bunları içerecek bir bütçe yapısına bizim ihtiyacımız var ve Hükûmet buna ilişkin herhangi bir bilgi de vermiyor. Bütçe esnasında ben Sayın Bakana onu sordum -Hazineden sorumlu Bakanımıza- o sorunun da hâlâ cevabını bekliyoruz. Yani bu kamu-özel iş birliği projelerinin önümüzdeki döneme ilişkin getireceği riskler nelerdir, bunların çalışmaları nelerdir, bunları bekliyoruz. Bunları sadece biz değil arkadaşlar -benim beklememin çok fazla önemi yok, ben burada yeri geldiği zaman konuşurum, geçer yerime otururum- piyasa bekliyor. Niye dolar bu şekilde? Niye ülkede yatırım yapılmıyor? Niye ülkede üretim yapılmıyor? Bunlardan dolayı, bu belirsizliklerden dolayı üretim yapılmıyor, yatırım yapılmıyor bu ülkede. O yüzden işte işsizlik artıyor. Dolayısıyla, bunu kendi sermayemiz, yerli sermaye, yerli yatırımcı da bekliyor, yabancı yatırımcı da bekliyor, bunları görmek durumundalar. 53 milyar dolar olduğunu söyledi Kalkınma Bakanı bu proje stokunun, kamu-özel iş birliği proje stokunun. Ama, işte sözleşme tutarları daha yüksek, önümüzdeki döneme ilişkin getireceği riskler konusunda elimizde herhangi bir rakam yok, buranın çok şeffaf bir şekilde sürdürülmesi lazım. Bakın, projeler hayata geçmeye başladıktan sonra riskleri görüyoruz. Osman Gazi Köprüsü’ndeki rezaleti görüyoruz, tam bir rezalettir. Böyle şatafatlı şatafatlı açılışlar yapılıyor bu ülkede ama bu ülkenin geleceği ipotek altına alınıyor. Oradaki firmaya iki yılda, alım garantileri nedeniyle bütün yatırım bedelini devlet ödeyecek biliyor musunuz, iki yılda. Varsa aksini iddia eden gelsin -Hükûmet- söylesin bize, “Kardeşim, yanlış biliyorsunuz.” desin. Şimdi, fiyat düşürüldü. Bu fiyat düşürüldü de neyle düşürüldü, nasıl düşürüldü, kim üstlenecek bunu? Geçiş ücretleri Osman Gazi Köprüsü’nde düşürüldü. Ulaştırma Bakanı diyor ki: “Efendim, bunların yolları yapıldığı zaman, yolları açıldığı zaman fizibil hâle gelecek.” Özrü kabahatinden büyük, böyle bir şey olur mu! Daha olup olmayacağını bilmiyoruz, iki üç yıl var oraya. E, kardeşim, niye planlama hatası yapıyorsun? Köprüyü de iki yıl sonra aç, yollarını tamamla, köprüyü öyle aç. Yani, biz birilerine para vermek zorunda mıyız? Bu milletin kaynağını bu şekilde israf etmeye kimin hakkı var? Çok zaruriyse insanlar geçerdi buradan. Niye geçilmiyor? Fiyat elastikiyetinin ne olduğu konusunda hangi teknik çalışma yapılmış da fiyatlar düşürülüyor? Fiyatlar düşürülmesin demiyorum, elbette, insanımız için fiyatlar düşürülsün. Ama, siz böyle dolar cinsinden yüksek yüksek fiyat garantileri verirsiniz, fiyat verirsiniz, ondan sonra da tutarsınız millete “Dolarını bozdur.” dersiniz. “Dolar bozdur, altın al.” Sayın Bakanım, Allah aşkına siz söyleyin iktisatçı olarak: “Dolar bozdur, altın al”ın bir mantığı var mı? İsteyeceğimiz şey “Dolarınızı sisteme sokun.” demektir vatandaşa. Altını biz ithal ediyoruz. Doları bozduracağız, altın alacak, millet altın talep edecek, gidecek altın ithalatı yapacak. Altın ithalatını TL’yle mi yapıyoruz, dolarla yapmıyor muyuz? Kim veriyor Sayın Cumhurbaşkanına bu aklı? OECD ülkelerinde... OECD bizim yüksek gelirli ülkeler grubuna girdiğimizi söylemiş. Ya, Sabah gazetesinde çıkan habere göre bir Cumhurbaşkanı konuşturulur mu bu ülkede? Özür de yok. Sonradan böyle olmadığı tabii ortaya çıktı.

Millî gelir seviyesindeki revizyonu Allah’ın bize bir lütfu gibi görmek yani millî gelir seviyesiyle ilgili yapılacak yorum bu mudur? Niye ekonomiye ilişkin bakanlar bu millî gelir revizyonuyla ilgili bize bir açıklama yapmıyorlar? Benim muhatabım TÜİK Başkanı değil, bizim muhatabımız Cumhurbaşkanı da değil, bizim muhatabımız ekonomiyle ilgili bakanlar, onun da kim olduğunu bilmiyoruz, Sayın Şimşek mi, Sayın Canikli mi? Kalkınma Bakanlığının makroekonomik konulara ilişkin herhangi bir açıklamasını, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarının bir açıklamasını duyan oldu mu şu ülkede? Hâlbuki makroekonomiden sorumlu olanlar onlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Yani böyle bir şey... Böyle bir ortamda işleri götürme imkânı yoktur. Temel problem güven problemidir, koordinasyonsuzluktur. Kurumlara güven kalmamıştır, siyaset kurumuna güven kalmamıştır. Bu çerçevede ekonominin kötü olmasından başka bizim karşılaşacağımız bir sonuç yoktur. Dolayısıyla böyle bir araştırma faydalı olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Osman Baydemir, Şanlıurfa Milletvekili.

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başkan, bir söz talebim var.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Baydemir.

Sayın Gök...

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir Adliyesi yakınında patlama olduğuna dair haberler geldiğine ve bu konuda Bakandan bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım teşekkür ederim.

Öncelikle, Sayın Baydemir’den de özür dilerim.

Ancak şu anda İzmir’den kötü haberler geliyor, umarım sonuçları ağır değildir. İzmir Adliyesi yakınında patlama olduğuna dair haberler ulaşmaya başladı. Sayın Bakan hazır buradayken kendisinin İzmir’den ya da Ankara’daki yetkililerden edineceği bilgileri Meclisimizle paylaşmasını ifade etmek için söz aldım. Bu patlamanın boyutu nedir, içeriği nedir? Konu daha tam aydınlanmış değildir ama artık, İzmir’de patlama olduğuna dair sürekli haberler gelmeye başladı. Sayın Bakan bu konuda Meclisimizi bilgilendirirse herhâlde Türkiye kamuoyuna da bir bilgi vermiş oluruz. O bakımdan rahatsız ettim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim bu bilgilendirme için Sayın Gök.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 5/1/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Levent Gök tarafından, Türkiye’yi ekonomik krize sürükleyen etkenlerin anlaşılması, bu sorunların derinleşmesine engel olunması ve atılması gereken adımlara ilişkin krizle mücadele yol haritası oluşturulması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 5 Ocak 2017 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Sayın Baydemir’de sıra.

Buyurunuz Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu öneri lehinde grubum adına söz almış bulunuyorum.

Her şeyden önce önerinin gerekçesine ve önerinin içeriğine baktığımızda, Türkiye ekonomisi AKP’nin on dört yıldır bilerek ve isteyerek yarattığı ekonomik düzenin çöküşüne işaret eden kritik bir ekonomik döneme girmiştir. “Ekonomide de olağanüstü günler yaşayan Türkiye’de üretim daralmakta, gelirlerin büyüme hızı yavaşlamakta, hatta eksi düzeylere gerilemekte, kapanan şirket sayısı artmakta, yeni açılan şirket sayısı azalmakta, işsizlik çift hanelerde, üretimdeki daralmaya rağmen cari açık ise artmaya devam etmektedir.” diye bir girişi içermektedir söz konusu öneri.

Doğrusunu ifade etmek gerekirse bu girişe ve önerinin içerisindeki pek çok veriye katıldığımı, katıldığımızı ifade etmek istiyorum. Bu vesileyle de şunu ifade etmek isterim ki Sayın Başkan, HDP Grubu olarak, hangi siyasi partiden gelirse gelsin ve hangi siyasetçiden gelirse gelsin, doğru bir önermenin paydaşı olma çabamızı, gayretimizi bundan sonra da yükselterek devam ettireceğiz. Peki, bu gerçeklerin ışığında buradan nasıl çıkılır? Sayın hatip “çatlayan testi” dedi. Kırılmak üzere olan bu testinin kırılmaması için ne yapılması gerekir? Ben, bunu önerebilmek, bunu okuyabilmek ve bugünkü ekonomik krizi anlamak istiyorsak geçtiğimiz on dört yıl boyunca AKP tarafından inşa edilen hastalıklı ekonomik modeli sorgulamakla işe başlamamız gerektiğine inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yatırımın yatırım olabilmesi için ve bir ekonomik modelin kalkınmaya hizmet edebilmesi için 3 temel sacayağının olmazsa olmaz olduğunu bir kez daha burada vurgulamak istiyorum: İnsan odaklı olmak durumunda, doğa odaklı olmak durumunda ve tarihî mirası, kültürel mirası koruma odaklı olmak durumundadır. Peki, bu on dört yıl boyunca bu ülkede uygulanan ekonomik modelin özü neye dayalıdır? Nedir bu ekonominin temeli? Bir ülke neyle ayakta durur ve bir ülke neyle gelişir? Öncelikle sanayi üretimi ve tarımıyla gelişir. Örneğin, bir makine üretirseniz hem o yıl kazanırsınız hem de bir sonraki yıl o makinenin ürettikleriyle kazanırsınız. Gelişkin bir tarımda da kelimenin en basit anlamıyla yurttaşların karnının doyması garanti altına alınmış olur. Bu yüzden de bu iki sektör en temel sektörlerdir. Diğerleri ise bu iki sektör üzerinden ancak gelişebilir, ancak büyüyebilir.

Maalesef, üzülerek ifade etmeliyiz ki, geçtiğimiz on dört yılda sanayi ve tarım üretiminde büyük bir küçülme yaşanmıştır. 1990’ların sonunda ülkece üretmiş olduğumuz millî gelirin üçte 1’i sanayi ve tarımdan gelirken bu pay, şimdi, dörtte 1’inin bile altına düşmüştür. Yani, toplumsal yaşamın en temel iki faaliyetinde devamlı bir geri gidiş yaşanmıştır. Peki, madem doğru düzgün bir sanayi ve tarım üretimi yoksa bu ülkede, nasıl büyümüştür on dört senede? Söyleyelim: Dışarıdan alınan döviz borcu, sıcak parayla yapılan inşaat yatırımları ve özel tüketimle.

Değerli milletvekilleri, AKP bu ekonomik modeli kendi rızasıyla kabul edip uygulamıştır. Zira, sanayi üretimi uzun süreli yatırımları, bilimsel eğitimi, kültürü ve halkçı bir bakışı gerektirmektir. Ancak, 2002’de iktidara gelen AKP’nin böyle teferruatlara vakti maalesef yoktu. Bir an önce ganimetleri yandaşlarına hızlıca pay edebileceği, fazla teknik bilgi ve birikim gerektirmeyen, üretken bir değer üretmeyen inşaat yatırımlarına bu yüzden yöneldi. Diğer yandan da kredi kartları ve bireysel kredilerle toplumu borçlandırarak artırdı. Bakın, buraya dikkat etmenizi rica ediyorum, ülkede refahın arttığı yönündeki algının arkasında yatan da budur. İnsanların gelirleri değil, borçları artmıştır, işçilerin millî gelirden aldıkları pay ise devamlı azalmıştır. Reel ücretler neredeyse hiç artmamıştır, servet dağılımı iyice bozulmuştur. AKP iktidarı bunu bilerek yapmıştır; zira benimsediği ekonomi ideolojisi ucuz iş gücüne dayanmaktadır. Bu dönemde bölgeler arası gelişmişlik farkı da giderilememiştir, bir nevi, bölgemizde özellikle, Kürt’ün evi yakılıp yıkılarak, göçe zorlanarak böylece, en ağır sömürü koşulları altında çalışmaya mecbur bırakılmıştır. Özetle, Türkiye’de büyüyen şey işçiler değil sermaye olmuştur. Ama bugün bir ekonomik krizin içerisinde yuvarlanmamızın sebeplerinden bir tanesi de sağlıksız bir sermaye büyüyüşü olmasıdır.

“Borç yiğidin kamçısıdır.” diyeceklerdir. Bu sözü, şunu asla unutmayın: Borç alırsanız bu sizi daha fazla çalışmaya motive edebilir ancak motive etmelidir ki hem aldığınız borcu ödeyebilesiniz hem de üzerine bir şey koyabilesiniz. Ancak, eğer bir şirket olarak bin lira borç aldığınızda onunla 800 liralık üretim yapıyorsanız bir dahaki sefere aynı seviyeyi korumak için bile daha fazla borç almanız gerekiyor. Yani, borç yiğidin kamçısı olmaz, Demokles’in kılıcı olur tepenizde asılı duran, Türkiye’de olan da budur. Verimli bir üretime dayanmayan, hastalıklı büyüme yüzünden şirketlerin aldığı borç devamlı büyümüştür, bugün millî gelirimizin yarısından fazlası dış borca gitmektedir. İşte, bu krizin altyapısını oluşturan şey, AKP’nin benimsediği bu hızlı, sağlıksız, eşitsiz kalkınma modelidir.

Aynı zamanda, AKP öyle ya da böyle on dört sene boyunca bu dış borca dayalı ve verimsiz modeli işletti ancak ne zaman ki çözüm masasını devirip katliamcı bir politikayla OHAL yolunu açtı ve ne zaman ki “Orta Doğu pastasından pay kapayım.” dedi, Suriye’de savaşın körükleyicilerinden oldu, işte o zaman bu hastalıklı ekonomi ayağa düştü, dolar fırladı, yabancı sermaye kaçmaya başladı, zaten gırtlağa gelen özel sektör borçları da durduk yere yarı yarıya katlandı. Böylece, yavaşlayan üretim iyice durma noktasına geldi, bunun bir sonucu olarak da işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, yük yine işçiye, emekçiye, halka, bizlere, hepimize sirayet etti, hepimize sirayet ediyor.

Şimdi, Hükûmete sormamız lazım, ekonomik darbe planı yapan emperyalist devletler, gelişmemizi çekemeyen dış mihraklar insana sorarlar: Yahu, iktidara geldiğinizde bu sermaye, bu dinamikler bu kaynakları getirdiklerinde iyiydi de çatışma çıktığında, masa devrildiğinde -sermaye güvenlik ister- ve sermaye kaçtığında şimdi mi kötü oluyorlar? Hayır. Bu, yanlış ekonomik politikaların ve yanlış siyasi politikaların, daha doğrusu çözüm sürecinden vazgeçişin âdeta bedelleridir, toplumumuzdan, halkımızdan, insanlarımızdan alınan diyettir aynı zamanda.

Türkiye iş cinayetlerinde de dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci sıradadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine baktığımızda, 2016 yılında en az 1.956 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. 2002’den bugüne değin yani AKP’nin iktidarı döneminde en az 17 bin insan, 17 bin işçi iş kazalarında, iş cinayetlerinde hayatını yitirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, bu koşullar altında değil faizleri indirmek, bedava para dağıtsanız bile kimse bu ülkeye yatırım yapmaya cesaret edemez. Zira, hiç kimsenin sermayesi şu anda güven altında değil, güvence altında değil. Herkes, her şirket “Benim şirketime ne zaman kayyum atanacak?” kaygısını ve endişesini yaşıyor. Gerçekten de bu ekonomik krizden çıkmak istiyorsak o zaman gelin, şu OHAL’i kaldıralım; gerçekten bu ekonomik krizden çıkmak istiyorsak gelin, içine yuvarlanmış olduğumuz gerek içeride gerek dışarıda savaştan, savaş politikalarından vazgeçelim ve gelin, dış borca dayalı değil, ekonomiyi halkçı, demokratik, üretken bir seviyeye getirelim; gelin, legal, demokratik siyasetin önünü tıkayarak, HDP eş başkanlarını ve milletvekillerini cezaevine koyarak değil, radikal, özgürlükçü bir demokrasiyi bu ülkenin önüne yegâne hedef olarak koyarak birlikte testinin ve testilerin kırılmasına engel olalım.

Bu duygularla hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydemir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde son konuşmacı Emine Nur Günay, Eskişehir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Günay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİNE NUR GÜNAY (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisine ilişkin AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve yüce Divanı saygıyla selamlarım.

Evet, dünyada yaşanan gelişmeleri ve küresel ekonomiye yansımalarını şöyle bir hatırlayalım. 2008 sonrası devam eden zayıf küresel talep, küresel ticaret ve yatırımlarda yavaşlama, düşük ve istikrarsız emtia fiyatları, azalan verimlilik artışı, düşük ücret düzeyleri, bankacılık sektöründe sorunlar, ülkelerin artan kamu borcu, Brexit, jeopolitik riskler, ulusal siyasi iktidarlarda değişim ve belirsizlik, kısacası tüm dünya zincirleme kriz dalgalarıyla karşı karşıyadır. Mali disiplin ve bankacılık sektöründe Türkiye’nin pozitif ayrışması hakkında konuşmayacağım, tüm dünyanın dile getirdiği bir gerçek. Büyüme oranlarını analiz ederken de tek bir çeyreği alarak yorum yapmanın haksızlık olduğunu düşünüyorum, bütüncül bir yaklaşım içinde değerlendirmek gerekir. IMF’nin son raporundaki 2016 büyüme rakamlarını sizlerle paylaşmak isterim. Dünya ortalaması yüzde 3,1, gelişmiş ülkeler yüzde 1,6, Avrupa Birliği yüzde 1,7, Amerika yüzde 1,6, gelişmekte olan ülkeler 4,2, Çin ve Hindistan dışında gelişmekte olan ülkeler yüzde 2,1. Türkiye yüzde 3,1; bizim orta vadeli programımızda da yüzde 3,2’dir. Kısacası, büyüme performansında Türkiye ekonomisi göreceli olarak iyi konumdadır.

Unutmayalım, 15 Temmuz gibi bir hain darbe girişiminden sonra iç ve dış hain mihrakların iş birliği içinde sistematik terör eylemlerinin devam ettiği, sınır komşularımızda yaşanan iç savaşların ve ülkemize yansımalarının olduğu ve sınır ötesi operasyonların yapıldığı bir konjonktürden bahsediyoruz. Sizlere soruyorum: Hangi ülke tüm bunlara göğüs gerebilir? Hangi ülke bu kadar çeşitli stres testlerinden aynı anda geçebilir? Ekonomik verileri bütüncül yaklaşımla analiz etmemiz gerekir, cımbızla bir çeyreği çekerek olumsuz algı yönetimi yapmayalım. Bu ülke hepimizin, her yapıcı öneriye açığız, iktidarı ve muhalefetiyle hep birlikte bu zor dönemi atlayacağız.

Sanayi üretim endeksine gelince, takvim etkisinden arındırılmış sanayi endeksi yıllık bazda yüzde 2 artmıştır. Sadece sizlerle şunu paylaşmak istiyorum: Gördüğünüz gibi, 2015 ve 2016 sanayi üretim endeksi yer almakta ve burada çok net olarak vatan hainlerinin neden olduğu düşüşü görmekteyiz ve ondan sonra da bu aziz milletimiz sayesinde, iş dünyamızın inancı ve çok fazla çalışması sayesinde bu çıkış gerçekleşmiştir. Ve en son ekim ayı itibarıyla da gördüğünüz gibi, 2015 ortalamasının üzerinde bir sanayi üretim endeksini görüyoruz.

Bu ülkesine inanan, tüm gücüyle çalışan iş dünyasına, sanayicilerimize ve çalışanlarımıza buradan teşekkür ediyorum. İşsizlik tüm dünyada sorun olarak devam etmektedir. Avrupa Birliğinde işsizlik oranları çok yüksektir, özellikle genç işsizlik oranları bazı ülkelerde yüzde 50’nin üzerine çıkmıştır. Genel işsizlik oranları Yunanistan’da yüzde 23; İspanya’da yüzde 19; Brezilya’da yüzde 12; İtalya’da yüzde 12; Fransa’da yüzde 10; Kanada’da yüzde 6,8; Türkiye’de yüzde 11,3. Ancak, Türkiye’de iş gücüne katılım oranını da dikkate almamız gerekir. Mevsim etkilerinden arındırılmış iş gücüne katılım oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 52,8 iken istihdam oranı yüzde 46,8’dir. Türkiye’de 2007-Ocak 2016 yılları arasında yani son sekiz yılda 7 milyon kişiye istihdam yaratılmıştır. Bu, azımsanacak bir rakam değildir, bazı Avrupa ülkelerinin nüfusundan daha yüksek bir orandır.

Şirket sayılarına gelince: 2014, 2015 ve 2016 yıllarına bir bakalım. 2014’ten 2015 yılına açılan şirket sayısında yüzde 27 artış olurken kapanan şirket sayısında yüzde 13,4 düşüş yaşanmıştır. 2015’ten 2016’ya geçerken kurulan şirket sayısında tahminen yüzde 4 düşüş olabilir ancak aralık ayı verileri henüz belli olmadığı için bu oran daha da düşük gerçekleşebilir. Buna karşın kapanan şirket sayısında yine yüzde 20’lik düşüş gerçekleşmiştir. Öneride bahsedilen veriler, kasım itibarıyla sadece kapanan şirket sayılarıdır ancak yıllık yansımaları ve aynı zamanda açılan şirketleri de dikkate almamız gerekir.

Kurdaki değişmeler, 6 ülkeli Dolar Kuru Endeksi ve 10 ülkeli Bloomberg Dolar Endeksi bazında değerlendirilmesi gereken verilerdir. Ayrıca, Amerika’daki seçim sonuçlarının yani Trump’ın etkisi, 8 Kasım sonrası etkilerini de dikkate almanız gerekir. 2016 yılında dolar endeksi yüzde 3,63 artarken, yine aynı endeks 8 Kasım-31 Aralık arası yüzde 4,44 artmıştır. Bloomberg Spot Dolar Endeksi ise 2016 yılında yüzde 2,84 artarken 8 Kasım-31 Aralık arası yüzde 5,67 artmıştır. Kısacası Amerika’daki seçim sonuçlarının kurlar ve kur endeksleri üzerinde çok net etkisi Türk lirasına da yansımıştır.

Sözlerimi bitirirken değerli milletvekillerimden bir ricam olacak: Olaylara bütüncül bakalım ve bir trend içinde değerlendirelim. Tekrarlıyorum, bu ülke hepimizin, birlik ve bütünlük içinde mücadele edeceğiz, iktidarı ve muhalefetiyle birlikte bu zor dönemi atlatacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati. 16.43

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır. Öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 11’inci madde üzerindeki önerge işleminde kalınmıştı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Gök…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bakandan resmî olarak İzmir’de ne olduğu konusunda Meclisi, kamuoyunu aydınlatması talebini yinelediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, bir müddet önce Sayın Bakanın da huzurunda ifade ettim, İzmir’de patlama olduğuna, teröristlerin öldürüldüğüne dair bilgiler geliyor, yaralı olduğuna dair bilgiler geliyor ama bu konuda bir bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi gerektiği de muhakkak. Bize gelen bilgilerin burada paylaşımı söz konusu olmaz ama resmî olarak Sayın Bakandan İzmir’de ne olduğu, neler olduğu konusunda bir bilgi ihtiyacı çok açık. Sayın Bakan, eğer bu zaman dilimi içerisinde bilgi edinebilmiş ise Meclisimizi, kamuoyunu aydınlatırlarsa herhâlde bundan herkes yarar görür. Bu talebimizi yineliyoruz Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Söz istiyor musunuz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

24.- Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in, İzmir’de yaşanan olayın bütün yönleriyle incelenerek ilgili bakan tarafından gereken bilgilendirmenin yapılacağına ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, olay tazeliğini koruyor. Bütün yönleriyle tabii ki incelenecek ve ilgili bakanımız, muhtemelen kısa bir süre içerisinde gereken bilgilendirmeyi yapacak. Dolayısıyla, bu aşamada benim ilave bir değerlendirme yapmam doğru olmaz. Ama inşallah başarısız bir terör girişimidir. Dediğim gibi, ilgili bakanımız muhtemelen kısa bir süre içerisinde gereken açıklamayı yaparlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin ikinci cümlesindeki "fiyat farkı ödenmesine ilişkin" ibaresinin "fiyat farkının ödenmesiyle ilgili" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                   Saffet Sancaklı

        İstanbul                                               Konya                                               Kocaeli

   Deniz Depboylu                                    Kamil Aydın                                      Erkan Haberal

          Aydın                                              Erzurum                                              Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Bihlun Tamaylıgil                     Kadim Durmaz                          Mehmet Bekaroğlu

  İstanbul                                      Tokat                                      İstanbul

Musa Çam                               Lale Karabıyık                            Ünal Demirtaş

    İzmir                                        Bursa                                    Zonguldak

Utku Çakırözer

Eskişehir

MADDE 11- 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun geçici 29’uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanun kapsamında yer altındaki maden işlerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden işlerine ilişkin 11/9/2014 tarihli ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmeler ile bu Kanun kapsamındaki rödovans sözleşmelerinde, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41, 53 ve 63’üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ile bu Kanunun ek 9’uncu maddesiyle sınırlı olmak kaydıyla meydana gelen maliyet artışları fiyat farkı olarak ödenir. Fiyat farkı ödenmesine ilişkin esas ve usuller; 4735 sayılı Kanun kapsamında imzalanan sözleşmeler için Kamu İhale Kurumunun teklifi, rödovans sözleşmeleri için ise Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir."

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Filiz Kerestecioğlu Demir          Osman Baydemir                    Mahmut Celadet Gaydalı

  İstanbul                                    Şanlıurfa                                      Bitlis

Ahmet Yıldırım                        Mahmut Toğrul                     Mehmet Emin Adıyaman

     Muş                                      Gaziantep                                                                              Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mahmut Celadet Gaydalı, Bitlis Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizleri ve kamuoyunu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumsal bir çok farklı alanı ilgilendiren hususların torba yasalarla geçirilmeye çalışılmasının bir örneğini daha bu yasada görmek mümkündür.

Tabii bu tasarı, geneli itibarıyla ekonomik alandaki sıkıntıları da net bir biçimde gözler önüne sermektedir. İktidarın hazırladığı torbalar her seferinde sermeyenin heybesini doldurduğu için bu torbalardan da ekonomik iyileşmenin çıkmasını beklemek doğru değildir. Yaşanan her ekonomik sıkıntı dolaylı olarak halkın sırtına yüklenmektedir, bu maddede de bunu görmek mümkündür.

Hatırlarsanız, Soma katliamı sonrasında yapılan düzenlemeyle, maden işçilerine ödenen asgari ücretin alt sınırı mevcut asgari ücretten daha yüksek bir biçimde düzenlenmişti. Bu maddeyle mevcut asgari ücret ile maden işçilerine verilen ücret arasındaki farkın tamamının kamu tarafından ödenmesi düzenlenmektedir. Oysaki kamuya ait madenleri 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu çerçevesinde özel şirketlerin işlettiği göz önünde bulundurulduğunda, maden işçilerine ödenen ücretin, özel şirketlerin kârını gözetmek adına, kamuya yani halka ödettirilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Mevcut 6552 sayılı Kanun’un ek 9’uncu maddesi kapsamında ödenecek farkın madenleri işleten özel şirketler tarafından karşılanması gerekmektedir. Emekçinin, işçinin, milletin alın terini, birikimlerini bu şekilde hiçleştirmeye ve yok etmeye kimsenin hakkı yoktur. Zaten halka verilen paralar ÖTV, KDV, vergiler, cezalar, yol ücretleri, köprü ücretleri gibi birçok yönden misliyle geri alınıyor; bari bırakın da bu kadarını da özel şirketler karşılasın. Haksız yere elit bir kesim, imtiyazlı bir kesim oluşturmak doğru değildir. Hâlihazırda işleyen sistemde zaten zenginler birikimlerine her gün yeni kazanımlar ekliyor. Olan yine yoksullara, garibanlara, fakirlere oluyor.

BİRLEŞİK METAL-İŞ Sendikası, Sınıf Araştırmaları Merkezinin geçtiğimiz günlerde bir çalışmasını yayınladı. Çalışmaya göre, ülkemizde 8,53 olarak açıklanan yıllık enflasyonun yevmiyeli çalışanlara yüzde 9,35 olarak gerçekleştiği, bu oranlara göre açlık sınırındaki yıllık artışın 78 lira artarak 1.602 lira, yoksulluk sınırındaki artışın da yıllık 246 lira artarak 5.066 lira olduğu belirtildi. Asgari ücret ise bugün 1.404 lira. İktidar, sermaye sahiplerinin kazanmalarıyla o kadar meşgul ki yok olan orta sınıfın, ezilen emekçi ve işçi kesiminin sorunlarını görmüyor veya görmek istemiyor.

Değerli milletvekilleri, Parlamentonun, bu Meclisin ana görevleri sadece sermaye sahiplerinin haklarını korumak değil, mazlumun, garibanın, haksızlığa uğramışların, toplumun dışlanmış ve ötekileştirilmiş kesimlerinin de haklarını korumaktır. Herkesin ve her kesimin yaşam hakkını, insanlık onurunu ve Anayasa’dan gelen haklarını korumak bir sevap değil, bir zorunluluktur fakat bırakın insanların anayasal haklarını korumayı, yaşam hakkını dahi koruyamayan bir iktidar ve yönetim anlayışı mevcuttur. İstanbul’da, Ankara’da, Diyarbakır’da, Suruç’ta bombalar patlarken, her gün yeni bir katliam haberi okunurken, ülkenin doğusunda insanlar evine dönemiyor, batısında evinden çıkmaya korkuyorken, linç kültürü her gün biraz daha sıradanlaşıyor, toplumsal tansiyon ve kutuplaşma bu kadar gözle görülür bir hâl alıyor.

Soma’da, Şırnak’ta, Şirvan’da madenlerde can veren emekçilerin hesapları sorulamamışken sermayeyi destekleyecek torba yasalar hazırlamak ve bunu ekonomik kazanım olarak göstermek doğru değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gaydalı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Başkanlık Divanında karar yeter sayısının olup olmadığı konusunda tereddüt olduğundan karar yeter sayısının olup olmadığını elektronik cihazla tespit edeceğim.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.09

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde Mahmut Celadet Gaydalı ve arkadaşlarının değişiklik önergesinde karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi değişiklik önergesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Ünal Demirtaş (Zonguldak) ve arkadaşları

MADDE 11- 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’nun geçici 29’uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu Kanun kapsamında yer altındaki maden işlerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden işlerine ilişkin 11/9/2014 tarihli ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında devam eden sözleşmeler ile bu Kanun kapsamındaki rödovans sözleşmelerinde, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41, 53 ve 63’üncü maddelerinde 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler ile bu Kanunun ek 9’uncu maddesiyle sınırlı olmak kaydıyla meydana gelen maliyet artışları fiyat farkı olarak ödenir. Fiyat farkı ödenmesine ilişkin esas ve usuller; 4735 sayılı Kanun kapsamında imzalanan sözleşmeler için Kamu İhale Kurumunun teklifi, rödovans sözleşmeleri için ise Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ünal Demirtaş, Zonguldak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün 7 Hazirandan bugüne kadar gelen bir terör zincirinin son halkasını İzmir’de yaşadık, umuyorum ve diliyorum ki İzmir’de hiçbir vatandaşımız can kaybı yaşamamıştır. Bu sebeple, terör kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin bir kez daha şiddet ve nefretle kınıyorum ve lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Zonguldak’taki büyük madenci yürüyüşünün 26’ncı yılı. 80 darbesi en büyük darbelerinden birisini de işçi sınıfına vurmuştu. Darbeciler Türkiye’deki işçi haklarını baskı altına aldılar, darbeden sonra Zonguldak’taki maden işçileri de yıllarca en fazla hakları gasbedilen işçilerdi. Maden işçileri 30 Kasım 1990’da GENEL MADEN-İŞ Sendikası Genel Başkanı Şemsi Denizer liderliğinde greve başladılar. 30 Kasımdan yürüyüşün başladığı 4 Ocak 1991 tarihine kadar GENEL MADEN-İŞ’e bağlı 48 bin işçinin tamamı greve katıldı. Çevre illerdeki işçilerin de gelişiyle Zonguldak, Türkiye tarihinin en büyük işçi hareketine sahne oldu. Ama işçiler bir ayı aşkın süredir maaşlarını alamadılar. Kış çöktü, eylemlere katılan işçilerin bir kısmı işten kovuldu ancak erzak yardımları ve tüm Zonguldak halkının grevdekilerle dayanışması işçilere büyük bir güç verdi ve bir kent esnafıyla, köylüsüyle, memuruyla, sokaktaki vatandaşıyla birlikte maden işçilerinin yanında durdu. Tüm Türkiye’deki işçiler, aydınlar, sanatçılar Zonguldaklı madencilere destek verdi.

3 Ocak 1991 tarihine gelindiğinde Hükûmetle görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmadı. 4 Ocakta madenciler Zonguldak’tan Ankara’ya gitme kararı aldılar. Ancak, Ankara’ya işçileri götürecek olan 1.150 otobüsün şehre girişi engellenmiş oldu. Bunun üzerine Genel Başkan Sayın Denizer 4 Ocak sabahı madencilerin toplandığı meydana baktı ve “Arabalarımızı engellediler. Arabayla gidemiyoruz ama ayaklarımız var, yürüyeceğiz.” açıklamasını yaptı ve 4 Ocak 1991’de büyük madenci yürüyüşü başladı ve madenciler, aileleriyle birlikte 100 bin kişi beş gün boyunca yürüdü. Yürüyüş devam ettikçe yürüyenler çoğaldı ve iktidar işçilerden korkmaya başladı. İşçiler Mengen’e geldiklerinde iktidar karşılarına dozerleri ve kepçeleri çıkardı. Sonunda hükûmet geri adım attı ve sendikacılarla masaya oturacağını açıkladı ve bunun üzerine yürüyüş, yürüyüşün lideri Denizer tarafından sonlandırıldı. İşte, bu grev, bu yürüyüş Türkiye’deki en büyük işçi hareketi olarak tarihe geçti. Bu yürüyüşten sonra Türkiye’deki özelleştirme politikaları AKP iktidara gelinceye kadar on iki yıl ertelenmek zorunda kaldı.

Değerli milletvekilleri, işte bu yürüyüşten sonra Zonguldak cezalandırıldı. Önce, Zonguldak bölünerek iki il daha çıkarıldı, Bartın ve Karabük; sonra da Taşkömürü Kurumu kapatılmaya çalışıldı. 1991 yılında 48 bin maden işçisi olan TTK’da bugün itibarıyla 8 bin işçi kaldı. On dört yıllık AKP iktidarı döneminde Zonguldak’ın hiçbir sorunu çözülmediği gibi mevcut sorunlara birçok sorun eklendi. Bu sorunlardan da en önemlisi işsizlik. Bir zamanlar Türkiye’nin Almanya’sı olan ve tüm Türkiye’den göç alan Zonguldak, maalesef, göç vermeye başladı. Bugün Zonguldak’ta değil İstanbul’da, Bursa’da, Soma’da, Türkiye’nin birçok kentinde Zonguldaklılar mahalleleri oluştu. Emeğin başkenti emeklinin başkentine dönüştü. Zonguldak nüfusu küçüldü, ekonomisi küçüldü, Zonguldak iflas eden bir kent hâline geldi.

Değerli milletvekilleri, Zonguldak’taki redevans işletmecileri TTK’nın elindeki atıl durumda bulunan maden ocaklarını ekonomiye kazandırıyorlar. Redevansçı şirketlerde 5 bin işçi çalışıyordu, ancak, son yıllarda artan maliyet artışları nedeniyle şirketler işçi çıkarmak zorunda kaldılar ve şu an işçi sayısı binin altına düştü. Ereğli’deki Alacaağzı işletmesinde çalışan bin işçi işsiz kaldı. 2 defa ihaleye çıkmasına rağmen ihaleyi alan çıkmadı. Bu madde yasalaşırsa bu bin işçiyle birlikte binlerce işçi tekrar iş sahibi olabilecektir, atıl durumdaki taş kömürü tekrar ekonomiye kazandırılabilecektir. Bu sebeplerle bu maddeyi destekliyoruz.

Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirtaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 11’inci maddesinin ikinci cümlesindeki “fiyat farkı ödenmesine ilişkin” ibaresinin “fiyat farkının ödenmesiyle ilgili” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Haberal (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erkan Haberal, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun kapsamında 11’inci madde için söz aldım.

Bu maddeye muhalefet yapacak değiliz. Bu maddeyi getiren Sayın Zonguldak milletvekiline de buradan teşekkür etmek istiyorum. Zaten Komisyonda da bizim, Milliyetçi Hareket Partisinin ve diğer partilerin oy birliğiyle geçen bir madde ama bu, maddeye muhalefet etmeyeceğimiz madenin, madencilerin, işverenlerin sorunlarını anlatmayacağımız anlamına da gelmiyor.

Bu ülkede maden ve maden işçilerinin sorunlarını incelerken maden işçilerini ayrı, maden işverenlerini -ki bunun büyük bir bölümü kamu ve diğerleri de kamudan redevans şekliyle alan işverenler- ayrı, ülkenin enerji açığını, enerji politikalarını ve ayrıca bu madenlerin çıkartıldıkları bölgeleri toplumsal olarak, ekonomik olarak, sosyolojik olarak ve çevresel etkileri olarak ayrı ayrı değerlendirmemiz gerekmektedir.

Maden işçileri dedik. Maden işçilerinin ciddi sorunları vardır, bu yasalara rağmen hâlen devam etmektedir. Madenlerde iş güvenliği ciddi bir sorun hâlindedir. 1983 yılından bugüne değin 2 binden fazla can kaybı vardır.

Taşeronlaşma ve dayıbaşı çalışma sistemi hâlen devam etmektedir, taşeron sistem “Daha çok iş, daha az ücret.” ilkesiyle maalesef devam etmektedir.

İşçi sağlığı önlemleri alınmamaktadır. İşçiler sağlık koşullarından yoksun çalışmaktadırlar. Sermayenin üretim baskısı her geçen gün artmaktadır, performansa dayalı toplu sözleşmeler yapılmaktadır. İşçilere sağlanan çift asgari ücret, maaş hakkı -ki gene buradan hep beraber bizim de desteğimizle çıkan bir yasaydı bu- patronlar tarafından ihlal edilmekte; verdiğimiz haklar yol yemek gideri ya da elden geri ödeme olarak işçilerden tahsil edilmektedir. İşçilerin haftalık çalışma saatlerine uyulmaması, haftalık izinlerinin kullandırılmamasına devam edilmektedir. Toplu sözleşmeler işçilerin haklarını değil, redevans sahibi patronların haklarını gözetmektedir. İşçilerin örgütlenme hakları her geçen gün ellerinden alınmaktadır. “Ya işsizlik ya ölüm.” zorlamasıyla karşı karşıya kalan işçiler, patronların, iş güvenliğini sağlamaktansa madenleri kapatmasını tercih etmişlerdir. Sadece Soma katliamından sonra 3 binden fazla işçi işten atılmıştır.

Enerji politikaları açısından dedik. Petrolün dünyada kırk yıl, doğal gazın altmış yıl, kömürün iki yüz yıldan fazla ömrü var. Türkiye doğal gaz ihtiyacının yüzde 97’sini, petrol ihtiyacının yüzde 87’sini ithalat yoluyla almakta. Türkiye’de bilinen taş kömürü rezervi -linyiti söylemiyorum- sadece taş kömürü rezervi 1,3 milyar ton, bu da yüz seksen yıllık bir üretim ama ısrarla ve ısrarla ithal kömür alıyoruz, ısrarla ithal kömür dağıtıyoruz, ısrarla enerji santrallerinde ithal kömür kullanıyoruz.

“İthal kömür” dediğimiz zaman Zonguldak’ı konuşmamak olmaz, bölgesel etkilerinin en fazla değerlendirildiği yer Zonguldak, en fazla zararı gören bölge Zonguldak. Zonguldak Türkiye’nin ilk vilayeti, cumhuriyetin ilk vilayeti. 2002 yılında 15.774 olan çalışan sayısı 8 bine düşmüş ama biz gene ithal kömür alıyoruz. Norm kadroyu 14 bin sizin Hükûmetiniz vermiş ama çalışan sayısı 8 bin. Üretilen kömür 2 milyon 245 bin tondan 1 milyon tonun altına düşmüş ama hâlen ithal kömür alıyoruz. Zonguldak’ın yıllık kapasitesi 5 milyon ton ama hâlen ithal kömür alıyoruz, hâlen Zonguldak’taki termik santrallere Ukrayna’dan kömür getiriliyor. Zonguldak’ta -bölgesel değerlendirme dedim- bir sürü termik santral var ve verilen ÇED’lerle 80 kilometrelik bir hatta 13 tane termik santral olması öngörülmüş ama Ukrayna’dan ithal kömür alıyoruz.

Zonguldak’taki hava kirliliği, Dünya Sağlık Örgütünün belirlemelerine göre dünya ortalamasının 3 katı ama hâlâ ithal kömür alıyoruz. Zonguldak’ta göç kaybı Türkiye’nin nüfus artışına göre çok fazlalaşmış, her sene göç vermiş, çalışan sayısı azalmış, TTK’daki işçilerimiz azalmış ama hâlâ ithal kömür alıyoruz. Kömür: Yüz seksen yıllık rezervi var. Kömür: 5 milyon ton Hükûmetinizce tespit edilen kapasite var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN HABERAL (Devamla) – Ama, 1 milyon tonun altında kömür çıkartıyoruz ve yurt dışından kömür ithal ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Haberal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinde yer alan "hakkında verilen " ibaresinin "hakkındaki" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir          Ahmet Yıldırım                     Mehmet Emin Adıyaman

  İstanbul                                       Muş                                         Iğdır

Mahmut Toğrul                        Osman Baydemir                           Kadri Yıldırım

Gaziantep                                   Şanlıurfa                                      Siirt

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen "şerh verilmek" ibaresinin "şerh konulmak " şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                    Mustafa Kalaycı                            Kamil Aydın

  İstanbul                                      Konya                                      Erzurum

Deniz Depboylu                        Saffet Sancaklı                          Mevlüt Karakaya

    Aydın                                      Kocaeli                                      Adana

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Bihlun Tamaylıgil                     Kadim Durmaz                          Mehmet Bekaroğlu

  İstanbul                                      Tokat                                      İstanbul

Lale Karabıyık                         Utku Çakırözer                              Musa Çam

    Bursa                                     Eskişehir                                      İzmir

Haluk Pekşen

  Trabzon

MADDE 12- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 235 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasına aşağıdaki cümle ilave edilmiştir.

"Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen el koyma kararları, bu araçların siciline şerh verilmek suretiyle icra olunarak el koyma ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi işlemlerine devam edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Haluk Pekşen, Trabzon Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öyle bir maddeyi konuşacağız ki, öyle bir yasa maddesini konuşacağız ki, gerçekten, bu yüce Meclisin çatısı altında bulunan hiç kimsenin bu maddeye el kaldırırken vicdanının sızlamaması mümkün değil. Ben eminim ki bu maddeyi, bu yasa değişikliğini buraya getiren Sayın Bakanın da vicdanı sızlayacaktır çünkü Sayın Bakanın vicdanlı bir insan olduğunu biliyorum. Geçen hafta Trabzon’dan Ankara’ya dönerken orada özel uçağa binen bakanlar da vardı ama devletin tarifeli uçağına binen bir bakan olarak kendisini içten ve yürekten alkışladım.

Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, 12 ve 14’üncü maddeye bir bakın. Bu iki maddede ne düzenlenmiş biliyor musunuz? Yurt dışından süper lüks araç getirdiyseniz, kaçak getirdiyseniz sıkmayın canınızı. Bu araçlardan ÖTV, KDV devlet alamadıysa hiç sıkmayın canınızı. Bu yatlar, katlar var ya. Bunlardan devletin ÖTV, KDV vesairesi alması gerekiyor mu? Gerekiyor ama bunlardan KDV’yi, ÖTV’yi vesaireyi bütün vergileri kaldırıp atıyoruz. Niye?

Niyesi şundan: Bakın, şimdi, bu benim hemşehrim, Trabzonlu Farozlu Temel. Temel ağabeyim kayıkçı, balıkçılık yapıyor; kazandığı, yakaladığı balıkların değerinin yüzde 8’i ile 12’si arasında rüsum ödüyor, teknesiyle ilgili bedel ödüyor, harç ödüyor, Tarım Bakanlığına vergiler ödüyor vesaire. Ciddi vergiler ödüyor bu balıkçı, yoksul, gariban insan. Trabzon’un nüfusu 750 bin, bu nüfusun 456 bini -valilik kayıtlarıyla- yoksul insanlar içerisinde. Elektrik parasıyla, su parasıyla, gaz parasıyla kuruşuna kadar vergisini ödeyen namuslu, şerefli, onurlu bir Türkiye vatandaşı, bir yurttaş. Sonra…

Sonrası şöyle devam ediyor: Şöyle birisi geliyor. Şimdi, kanunla bu teknenin tüm vergilerini sıfırlıyoruz. Bakın, değeri 50 milyon dolar. Ege’de, Bodrum’da, Marmaris’te marinalarda bu teknelerden dolu. Bunları getirirseniz kuruş vergi ödemeniz gerekmiyor, hiçbir vergi ödemeniz gerekmiyor, hatta bu teknenin arkasında viski içerseniz, İngiliz viski şirketlerinin 500 milyon dolar borcunu sildiğiniz gibi bunun da vergi borcunu siliyorsunuz. Bunun arkasında oturan insanlar kuruş vergi vermeksizin, arkasına da “Delaware” yazdırıyorlar biliyorsunuz. Bunların hepsinin arkasında “Delaware” yazar. Peki, bu “Delaware”ciler nereden alıyor bu parayı? Vergiyi bizim yoksul insanlarımızdan alıyorlar ve dalavereciler kendilerine bir baron, bir lüks hayat yaşıyorlar ve siz buna şimdi, birazdan “Evet.” diyeceksiniz.

Ama hikâye böyle devam etmiyor, hikâyenin devam eden kısmı şu: Bakın, yoksul ailelerin çocukları kendilerine hayat tarzı olarak nereyi seçiyorlar görüyor musunuz. Yoksul ailelerin çocukları bu topraklar için canlarını ortaya koyuyorlar, 3-5 kuruş para kazanabilmek için, evlerine ekmek götürebilmek için gidip vatan adına şehit oluyorlar. Onların vergileri ve şehit olan yoksul ailelerin çocukları. Eminim sizin de benim kadar vicdanınız sızlıyor. Peki, bu vergi baronlarının, bu büyük yolsuzluk baronlarının çocukları neyle meşguller? İşte, bu süper gemilerle meşguller. İşte, AKP iktidarının özeti budur. Yoksul ailelerin çocuklarının hayatlarını idame ettirdikleri yerler ölüm tarlalarıdır. İşte, bugünkü yasalarla, çıkardığınız yasalarla kayırdığınız insanlara vadettiğiniz gelecek de budur.

Eminim bu, vicdanınızı sızlatıyordur ama ilk hikâye burada kalmıyor. Anayasa’yı değiştiriyorsunuz ya, Anayasa’nın 98’inci maddesini değiştirmek istiyorsunuz ya, o 98’inci maddenin içerisinde bir tek cümle var, bir tek kelime var: Denetleme yetkisini kaldırıyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetleme yetkisini kaldırıyorsunuz. Niye kaldırıyorsunuz? İşte, bu yüce Meclis bu büyük yolsuzluklara, bu büyük haksızlıklara bu vicdan sızlatan uygulamalara karşı çıktığını ve bunlara izin vermediğini ortaya koyduğunda siz, “Kamuoyu bunları öğrenmesin, bunların hesabı sorulmasın.” diye ne yazık ki Anayasa’yı bile değiştirmeyi göze aldınız.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir kez daha size göstermek istediğim bir tek hikâye var. Bu Parlamento bu baronlara mı teslim olacak, bu yoksul insanların vergileriyle hak ettiği liyakati, hak ettiği onurlu yaşamı mı tahsis edecek ve bu Parlamento bu topraklar için canını veren bu yoksul insanların kanlarının son damlasına kadar arkasında, sahibi mi duracak, yoksa bu Parlamento bu yoz, bu soygun düzenine biraz daha “devam” mı diyecek?

Bence hepinizin vicdanı bu maddeye el kaldırırken sızlayacaktır. Hayatınızda bu kadar güç bir durumda kaldığınızı hiç düşünmüyorum. Birazdan el kaldıracaksınız ama salondan çıktığınızda, koridora çıktığınızda neler düşündüğünüzü hepimiz tahmin ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pekşen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinde geçen "şerh verilmek" ibaresinin "şerh konulmak" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mevlüt Karakaya, Adana Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 95’inci yıl dönümü. Türk Millî Mücadele hareketi içinde çok ayrı ve özel bir yeri olan bu güzel kentimizi birçok kez ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk 15 Mart 1923 tarihindeki ziyaretinde şöyle söylemiştir: “Bende bu vekayiin ilk hissi teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da doğmuştur.” Böylece anlıyoruz ki Adana, Millî Mücadele hareketine önderlik eden Atatürk’e bu kutlu mücadelede ilham kaynağı olmuştur. Gerçekten de devlet imkânlarından, askerî imkânlardan yoksun olduğu hâlde sivil örgütleşmeyi sağlayarak işgalcileri kentimizden kovmayı başaran Adana, o yıllarda çok acılar çekmiştir. Düşmanın her türlü insanlık dışı muamelesi ve saldırısı karşısında Adanalılar millî ruhla ayağa kalkmış ve düşmana ağır bir yenilgi tattırarak yurdunu işgalden kurtarmıştır.

Bugün Adanalılar için bayramdır. Ben de bu vesileyle buradan tüm Adanalı hemşehrilerimin kurtuluş bayramını kutluyorum. Başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’de can veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık 2,5 milyon nüfusu barındıran Adana, tarımsal potansiyeliyle, güney illerimizin ulaşımında bir merkez ve köprü olma özellikleriyle öne çıkan, çok önemli bir şehrimizdir. Sanayimize öncülük etmiş, bağrından sayısız kültür ve sanat adamı çıkarmış bir kenttir fakat Adana son yıllarda önemli sorunlarla boğuşmaktadır; yıllarca haksız teşvik uygulamaları yüzünden ekonomisi büyük yaralar almış, işsizlikte tarihî rekorlar kırmıştır. Adana Büyükşehir Belediyesinin gelirinin yaklaşık yüzde 40’ı metrodan kaynaklanan borçtan ötürü kesilmektedir. Oysa, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu borcun Ulaştırma Bakanlığına devredileceği sözünü vermişti. Adanalılar 2011’den beri metro borcunun Hükûmet tarafından üstlenilmesini beklemektedir. Nasıl ki Hükûmet İstanbul, Antalya, Ankara metrolarının yapımı ve borçlarını üstlenmişse Adana metrosunun da borcunu devralmalıdır. Adanalılar bu konuda Hükûmetten adil bir yaklaşım beklemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun tasarısının 12’nci maddesiyle Gümrük Kanunu’nda bazı değişiklikler yapıyoruz. Tabii, Gümrük Kanunu’nda değişiklik yaparken gümrüklerdeki sorunlara da değinmek gerekiyor.

Gümrük Bakanlığının vizyonu internet sitesinde “yenilikçi yaklaşım ve uygulamalarla ülkemizi gümrük hizmetlerinin ve ticaretin en kolay ve en güvenli yapıldığı dünyanın sayılı ticaret merkezlerinden biri hâline getirmek” olarak ifade edilmekte. Bunu gerçekleştirmek için yapılması gereken ilk iş, ülkemizin dünya ticaretinde değişen şartlara uyumunu sağlamaktır. Ayrıca, başta Gümrük ve Ticaret Bakanlığı olmak üzere ilgili kurumların idari, hukuki, fiziki, teknik ve mali kapasitelerinin artırılarak dünyadaki değişim ve gelişime ayak uyduracak hâle getirilmesi gerekmekte. İyi ve kolay bir ticaret için gümrük hizmetlerinin hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesi gereklidir. Bunun için de insan kaynaklarının ve teknik kapasitenin artırılması, geliştirilmesi önem arz etmektedir. Gelişmeler muhakkak ki oluyordur fakat personel yetersizliği, bilgi eksikliği, suistimaller, usulsüzlükler, bilgi teknolojisinin kullanımındaki eksiklikler gibi kontrol etkinliğini azaltan teknik ve uygulamaya dair sorunların da çözülmesi gerekmektedir.

Memleketimizin sorunlarının çözümünde Milliyetçi Hareket Partisi olarak doğruların her zaman arkasında olup destekleyeceğimizi, yanlışların da karşısında olacağımızı bir kez daha ifade eder, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Gök, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İzmir’de meydana gelen patlamanın bir terör saldırısı olduğuna, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve bütün terör örgütlerini lanetlediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, İzmir’de meydana gelen patlamada olayın bir terör saldırısı olduğu açıkça ortada. Bu saldırıda teröristlerin bir ya da birkaçının öldürüldüğü, bunun dışında da hayatını kaybeden yurttaşlarımızın olduğu ve yaralıların olduğu bilgisine ulaştık. Hayatını kaybeden polis kardeşimize ve bir adliye çalışanına -şimdilik öğrendiğimiz kadarıyla- Allah’tan rahmet diliyoruz, tüm ailesine başsağlığı diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok açık ve net ifade ediyoruz ki Türkiye’nin huzurunu bozmaya, bizi birbirimizden ayırmaya çalışan bu terör hareketleri hangi terör örgütü tarafından yapılırsa yapılsın, ister PKK ister IŞİD ister DHKP-C, adı ne olursa olsun, bu terör saldırılarını gerçekleştiren bütün terör örgütlerini lanetliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Gök, tamamlayınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Güzel İzmir’imizi kana bulayan bu terör olayını da şiddetle ve nefretle kınıyoruz.

Anlaşılıyor ki birliğimizi, beraberliğimizi bozmaya yönelik bu olayların ardı ardına gelmesi karşısında tüm siyasi kurumların ve Türkiye’de yaşayan herkesin birbirine kenetlenmesi gereken bir zaman süreci içerisinden geçtiğimiz şüphesizdir.

Saldırıyı yapanları lanetliyorum. Hayatını kaybedenlere tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak İzmir’deki terör olayını şiddetle kınadıklarına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – İzmir’de meydana gelen -vermiş olduğum arada internetteki haberlerden takip edebildiğim kadarıyla- 1 güvenlik görevlimiz ile 1 adliye çalışanının hayatını kaybetmesine neden olan terör olayı şüphesiz ki hepimizi üzüntüye boğmuştur.

Yılbaşının ilk saatlerinde meydana gelen ve 39 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan o vahşi saldırı sonrasında İzmir’deki bu terör olayı da hepimizi çok derinden üzmüştür.

Şüphesiz ki Sayın Bakan veya bakanlar, Hükûmet bir açıklama yapacaktır ancak Başkanlık Divanı olarak biz de terörü, İzmir’deki bu terörü şiddetle kınıyor, lanetliyor ve hayatını kaybeden, şehit olan güvenlik görevlimiz ile adliye çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, bir söz verirseniz…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben de söz istemiştim.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İzmir’deki terörist saldırıyı kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve güvenlik görevlileri ile istihbarat birimlerinin bundan sonra bu tür girişimleri etkisiz hâle getirmelerini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İzmir’deki terörist saldırıyı kınıyorum. 1 güvenlik görevlimiz, 1 adliye çalışanımız hayatını kaybetmiştir, Allah’tan rahmet diliyorum. Saldırıyı gerçekleştiren 2 terörist güvenlik görevlilerinin operasyonu neticesinde etkisiz hâle getirilmiştir, 10 kişi de yaralanmıştır. İzmir’de bir katliam planladıkları anlaşılıyor. Güvenlik görevlilerinin de dikkatli ve itinalı çalışmaları neticesinde sınırlı bir eylem gerçekleştirildiği anlaşılıyor.

Ümit ve temenni ederiz ki güvenlik görevlileri, istihbarat birimleri, bundan sonra bu tür girişimlerde bulunacak terör çevrelerine karşı çok daha etkin, herhangi bir yaralanmaya, hayat kaybına sebep olmayacak şekilde bu tür girişimleri etkisiz hâle getirirler.

Milletimizin başı sağ olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Yıldırım…

27.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Halkların Demokratik Partisi adına İzmir Adliyesine yapılmış olan saldırıyı kınadığına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, İzmir’de adliye binasına dönük yapılmış olan bu saldırının, kimden gelmiş olursa olsun, toplumsal yaşamı hedeflediği belli. Buradan hareketle, bu saldırıyı şiddetle kınıyorum, partim adına kınıyorum. Ölen güvenlik görevlisi ve adliye çalışanına Allah’tan rahmet diliyorum. Umudumuz, temennimiz ölü sayısının artmamasıdır. Bundan sonra ülkemizde benzer saldırıların ve acıların yaşanmayacağı umut ve inancıyla, tekrar, bu saldırıyı gerçekleştirenleri kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sayın Şimşek…

28.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek, Milliyetçi Hareket Partisi adına İzmir’de yapılan hain saldırıyı kınadığına ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak İzmir’de yapılan hain saldırıyı kınıyoruz. 2017 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da Reina’da yapılan hain saldırıda hemşehrim polis memuru Burak Yıldız ve 39 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. 2017’ye umutla başlamak istedik ama maalesef şehitler vererek başladık. Hükûmetin gerekli tedbirleri alarak 2017’de Türkiye’nin gündeminden terörü çıkarmasını, bütün insanlarımızın bütün ülkede, 81 vilayette rahatça dolaşabileceği bir Türkiye’yi yeniden oluşturmasını bekliyor, hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Sayın Yiğit…

29.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, İzmir’de yaşanan terör olayını kınadığına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve sosyal medyada İzmir’i hedef gösteren kişi hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İzmir’de yaşanan bu terör olayını kınıyorum. Terör nereden, nasıl gelirse, kimden gelirse gelsin karşısında olacağımızı devamlı söyledik ama birkaç gün önce sosyal medyada “İzmir’de niye patlama olmuyor? Acaba gâvur İzmir’de rahat yaşıyorlar mı?” diye yazı yazan, İzmir’i âdeta hedef gösteren kişi hakkında İzmir Barosu suç duyurusunda bulunmuştu. Bu kişi hakkında herhangi bir işlem yapıldı mı? Laikliği savunanların tutuklandığı yeni Türkiye’de koca bir şehri hedef gösteren şahıs hakkında neden işlem yapılmıyor? Bu konuda da Bakandan bir görüş almak istiyoruz sonuç ne oldu diye.

Ayrıca da ölenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara şifa diliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çam…

30.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, terörün kimden ve nereden gelirse gelsin herkesin karşı çıkması gereken bir olay olduğuna ve İzmir’deki hain saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terör kimden ve nereden gelirse gelsin hepimizin karşı çıkması gereken bir olaydır. Bugün İzmir’imizde de bir hain saldırıyla karşı karşıya kaldık. 1 güvenlik görevlisi ve 1 adliye çalışanı arkadaşımızın hayatını kaybettiğini, 2 teröristin de etkisiz hâle getirildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. 1’i ağır, 10 yaralının şu anda hastanede tedavi gördüğünü takip ediyoruz çok yakından. Bunlar birer sonuçtur, esas, terörü ortaya çıkartan nedenleri tartışıp bunları ortadan kaldırmadığımız sürece ülkemizin dört bir yanında ne yazık ki bu tip saldırılarla karşı karşıya kalacağız. Bizim terörü doğuran nedenleri ortadan kaldırmamız gerekiyor.

Hayatını kaybedenlere Tanrı’dan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine de başsağlığı dileklerimi buradan, Parlamentodan iletiyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Sayın Bakan…

31.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, İzmir’de yaşanan olayın son derece üzücü olduğuna, hayatını kaybedenlere Tanrı’dan rahmet dilediğine ve Parlamentonun Türkiye’nin içinde bulunduğu bu karanlık ortamdan çıkmasını sağlaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; cumhuriyet tarihinin en karanlık günlerinden geçtiğimizi düşünüyorum. Bu Parlamentoda göreve başladığımızdan bu yana 20’nin üzerinde intihar bombacısı kendini patlattı. Gün geçmiyor ki yeni bir haber almayalım. Bunun çözümü Türkiye’de demokrasiyi artırmaktır, siyasi uzlaşıyı artırmaktır. Bu Parlamento birlikte çözmeli, Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlık ortamdan çıkmasını sağlamalı. İzmir, barışın ve kardeşliğin şehri. Her kentte olduğu gibi İzmir’imize de bu işin gelmesi bizi son derece üzdü.

Yaralılara acil şifa, ölenlere Tanrı’dan rahmet diliyorum. Umarım, uzun süre bir daha Tanrı böyle acılar göstermesin, yaşanmasın ülkemizde böyle acılar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Çıray, buyurun.

32.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İzmirlilere, İzmir Adliyesi çalışanlarına ve Türk milletine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – İzmirlilere, İzmir Adliyesi çalışanlarına ve Türk milletine geçmiş olsun diyorum. Terör konusunda partiler üstü bir anlayışla, çok daha büyük bir kararlılıkla mücadele edilmesi gerektiğini bir kere daha ifade ediyorum. Kaybettiğimiz canlar için de başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çıray.

Sayın Balbay…

33.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, yakın geçmişte sosyal medyada İzmir’de neden patlama olmadığı konusunda paylaşımlar yapıldığına, Hükûmet üyeleri ile iktidar milletvekillerine teröre karşı barış ve huzur dilinin öne çıkması gerektiğini vurgulamak istediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlar; bizi şu anda televizyonları başında izleyen sevgili yurttaşlarımızla paylaşmak isteriz ki İzmir, barışın, kardeşliğin, huzurun, bir arada yaşamanın kentidir, hep böyle olmuştur. Şu anda bilgiler çok karışık ama dileriz yaşamını yitiren yurttaşlarımız yoktur, yaralılara acil şifa diliyoruz.

Sayın Başkan, nasıl vurgulayacağımı şu anda çok da net ifade etmek istemiyorum ama yakın geçmişte “İzmir’de niçin patlama olmuyor?” diye ne yazık ki sosyal medyada paylaşımlar olmuştu. Şimdi onlara sormak gerekir “Bu patlama sizi tatmin etti mi?” diye. Burada Hükûmet üyelerine, iktidar milletvekillerine özellikle, teröre karşı barışın dilinin, huzurun dilinin öne çıkması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Tüm milletimizin teröre karşı tek vücut olacağına zaten inanıyorum. Biz terörü döktüğü kanda boğacağız. Bu terör…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın Bakan, buyurun.

34.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, İzmir’de meydana gelen terör olayını Hükûmet olarak kınadıklarına, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörün insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna ve terörle sonuna kadar mücadele edileceğine, sosyal medyanın sorumsuzca hareket edilecek bir mecra olmadığına ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, İzmir’de meydana gelen terör olayını Hükûmet olarak kınıyoruz, şiddetle kınıyoruz. Terör olayı neticesinde vatandaşlarımızdan vefat edenlere başsağlığı diliyorum, Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Yaralılarımız var, Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Terör, nereden gelirse gelsin, kim tarafından yapılırsa yapılsın insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Bütün parti gruplarımızdan yapılan ortak açıklamalar da gösteriyor ki, zaten hep beraber ortaya koyduğumuz irade de gösteriyor ki, devlet olarak, Parlamento olarak, Hükûmet olarak, devlet kurumları olarak, güvenlik birimleri olarak ve millet olarak terörle sonuna kadar mücadele edeceğiz, teröre karşı herhangi bir şekilde bir geri adım atmamız asla söz konusu değil.

Terör olayının nerede olmuş olmasının da bir önemi yok yani İstanbul’da oldu, Kayseri’de oldu, bugün İzmir’de oldu; yarın, bu alçaklar bir başka kentimizde, bir başka yerde, bir başka kurumumuza karşı bu tür alçakça saldırılarda bulunmak isteyeceklerdir. Bizlerin, hepimizin bu alçak girişimlere karşı birlik, beraberlik içerisinde, ortak bir söylem içerisinde hareket etmemiz gerekiyor. Hükûmet olarak, güvenlik güçleri olarak teyakkuz hâlindeyiz. Hepimiz biliyoruz ki bu terör örgütleri, çok farklı kanallardan beslenen terör örgütleri, bütün imkânlarını kullanmak suretiyle ülkemizde huzuru ve sükûneti bozmaya çalışıyorlar ama buna karşı bizim göstereceğimiz birlik ve beraberlik inşallah, bu meselenin üstesinden gelinmesini sağlayacak.

Hepimizin yine ortak ifade ettiği bir husus var, ben de bunu ifade edeyim: Sosyal medya asla sorumsuzca hareket edilecek bir mecra değildir dolayısıyla buna müsaade etmememiz gerekir. Sosyal medyada kim, ne olursa olsun, hangi amaçla yaparsa yapsın birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize karşı yapılan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yani, sosyal medyadan yapılan bütün açıklamalara karşı -Sayın Başbakanımız da çok net ifade etti- kim ne açıklama yaparsa yapsın, birliğimize, beraberliğimize karşı, hukuka karşı işlenmiş bu alçakça açıklamalara karşı sonuna kadar mücadele edilecek.

Ben, tekrar, vefat eden vatandaşlarımıza, güvenlik görevlilerimize, adliye çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum. İnşallah, hep beraber bu meselenin üstesinden geleceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Kocabıyık…

35.- İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın, İzmir’deki menfur saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Ben de arkadaşlarım gibi İzmir’deki menfur saldırıda hayatını kaybeden, şehit olan güvenlik güçlerimize ve adliye çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum ve yaralılara acil şifalar diliyorum.

Son bir ayda, dikkat edersek, İstanbul’da polislerimize dönük bir eylem yapıldı, bunu PKK terör örgütü yaptı; yılbaşı gecesi Reina’da bir saldırı oldu, bunu DAEŞ yaptı; Ankara’da Rus Büyükelçisine dönük bir saldırı oldu, bunu FETÖ yaptı; İzmir’de bir saldırı oldu, bunu hangi örgütün yaptığını şu ana kadar ben bilmiyorum ama hiçbir önemi yok, bu çeşit örgütlerden birisidir. Bu, ortaya, bizim gözümüzün önüne bir gerçeği seriyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kocabıyık.

12’nci madde üzerindeki son önergeyi…

NECİP KALKAN (İzmir) – Başkanım, affedersiniz, özür diliyorum, lambayı yakamadım. Bu konuda bana da söz verebilir misiniz rica etsem.

BAŞKAN – Elbette ama sisteme girişiniz gözükmüyor Sayın Kalkan.

NECİP KALKAN (İzmir) – Girdim efendim ama tabii…

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

36.- İzmir Milletvekili Necip Kalkan’ın, hoşgörünün sembolü olmuş bir şehirde lanet terörün kendini gösterdiğine ilişkin açıklaması

NECİP KALKAN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Efendim, dışarıda, en son durumu alıp size hitap edeyim diye bir çalışma içindeydim.

Kardeşliğin, hoşgörünün sembolü olmuş bir şehirde lanet terör nihayet kendini gösterdi. Hatırlayın, diğer şehirlerde bu terör olayları olduğu zaman birisi internette “Ya, bu İzmir’de niçin terör olmaz?” gibi bir beklenti içindeydi. Böyle bir… Onlara diyorum: Bir tarafınıza kına yakın. En nihayet İzmir’de de, sembol olmuş bir şehirde de bu iş oldu. Ama, Sayın Valimizin açıklaması aynen şöyle, okuyayım… En son Sayın Valimle de konuştum, resmî açıklama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalkan.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – 12’nci madde üzerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinde yer alan “hakkında verilen” ibaresinin “hakkındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kadri Yıldırım (Siirt) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kadri Yıldırım, Siirt Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, bu üzücü olaydan sonra insan istediği gibi konuşamıyor. Grup başkan vekilimiz partimiz adına zaten gerekli açıklamayı yaptı, onun söylediklerine hepimiz katılıyoruz. Gerçekten moral bozukluğuyla çıkıldığında insan ne söyleyeceğini de bir türlü bilemez bir duruma düşüyor.

Hakkında söz talebinde bulunduğum 12’nci madde hava, deniz ve kara ulaşım araçları hakkındadır. Bu noktada, bu üç dört dakika içerisinde, problem olarak gördüğüm bir iki hususu arz etmeye çalışacağım.

Bunlardan bir tanesi, uzun zamandan beridir Siirt uçuşu gerçekleştirilemiyor. Türk Hava Yolları Siirt’e uçuşunu durdurmuş. Gerek vatandaşlarımız gerekse onların vekilleri olarak bizler Siirt’e gitmek istediğimizde ya Diyarbakır’a gidiyoruz, oradan kara yoluyla Siirt’e gitmek zorunda kalıyoruz veya Batman’a gidiyoruz, o şekilde intikal etme durumuyla karşı karşıya kalıyoruz. Bunun muhatabı kimlerse lütfen bu sorunu gidersinler çünkü bu talep aynı şekilde, vekilleri olduğum Siirt halkımızdan, Siirt asillerimizden bana intikal ettirildi. Bilmiyorum, muhatap birinci derecede Ulaştırma Bakanından sonra kimdir ama lütfen bu soruna eğilseler iyi olur.

İkincisi: Ben Mardin Artuklu Üniversitesinde iken o zaman AK PARTİ’li yetkililerin benden bir talebi vardı. O talep de şu: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine uçuş düzenleyen uçaklardaki anons metninin nasıl ki İngilizcesi okunuyorsa Kürtçesinin de okunabilirliği yönündeydi bu talep. Ben de o zaman, anons metninin geçtiği kataloğu aldım ve çevirisini bizzat kendim yaptım yani İngilizce ve Türkçelerinin yanına Kürtçe çevirilerini de koydum ve teslim ettim ama ne yazık ki daha sonra süreç sanırım ters işlediği için, şu anda bir iki sefer daha gündeme getirmeme rağmen ciddiye alınmadı. Oysa böyle bir talep de vardır. Madem konu hava ulaşım aracı, o hâlde bunun da dikkate alınması durumunda bir talep yerine getirilmiş oluyor ve böylece dile ilişkin haklar konjonktürel olmaktan çıkacak, konjonktürel durumdan uzaklaşmış olacak.

Üçüncüsü: Tabii, yine 12’nci madde bağlamında; tabii, burada vergiler söz konusu, tarifeler söz konusu ama dikkatle bakıldığında, bu vergilerin de, bu tarifelerin de yine fakiri daha fakir, zengini daha zengin edeceği yönünde bir izlenim, bir kanaat uyandırıyor. O noktada da eğer yeniden gözden geçirme imkânı varsa iyi olur.

Bu üç hususta Genel Kurula bilgi arz etmek istedim ve bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ve bu Türk Hava Yollarının uçuşunu durdurmasının üzerine gidilmesini de hassaten rica ediyorum, arz ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kara ulaşım araçları ile ilgili olarak” ibaresinin “kara ulaşım araçlarına ilişkin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir                      Osman Baydemir                                    Garo Paylan

        İstanbul                                             Şanlıurfa                                             İstanbul

   Mahmut Toğrul                                   Ahmet Yıldırım                             Mehmet Emin Adıyaman

       Gaziantep                                               Muş                                                  Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde geçen “% 25” ibaresinin “% 15” olarak, “% 15” ibaresinin de “% 10” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                  Deniz Depboylu

        İstanbul                                               Konya                                                Aydın

      Arzu Erdem                                       Kamil Aydın                                     Saffet Sancaklı

        İstanbul                                             Erzurum                                              Kocaeli

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

  Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                 Mehmet Bekaroğlu

         İstanbul                                               Tokat                                               İstanbul

    Utku Çakırözer                                      Musa Çam                                       Lale Karabıyık

        Eskişehir                                              İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kadim Durmaz, Tokat Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri; ben de İzmir’deki terör örgütünü ve ona destek verenleri lanetleyerek sözlerime başlıyorum.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, Hükûmeti sık sık uyardık, dedik ki: “Torba yasalarla bu ülkeyi bir yere götüremezsiniz.” Gerçekten ülkenin yararına olan birçok kanun teklifleriniz varsa, bunlar da ülke için ivedilik arz ediyorsa bir uzlaşıyla bunların çıkarılmasına her zaman çaba gösterelim ama ne yazık ki 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’ndaki bu 13’üncü maddede kime özel bir düzenleme yapıldığı konusunda ciddi kaygılarımız var ve bunun da kamuya yararının olmadığı açık ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bunun da tasarı metninden çıkarılmasını istedik. Bu anlamda yüce Meclisin düşünerek doğru karar vereceğine inanıyorum.

Yine, on dört yıllık iktidarınız sonucu ülkemizi getirdiğiniz noktayı ünlü bir düşünür şöyle açıklıyor: “Problem yaratan iktidarın getireceği çözüm de en az o problem kadar kötüdür.” Sizleri ortak anlayışla anayasa yapmaya, yasa yapmaya ve uyarıları dikkate almaya davet ediyoruz.

Değerli milletvekilleri sizleri birazcık bu ortamdan uzaklaştırmak istiyorum. Bu hafta Tokat’ın tanıtım haftası. Bakın Mevlâna ne diyor: “Tokat’a gitmek gerek çünkü Tokat’ın iklim ve insanları mutedildir.” Asırlar önce söylenen bir söz, şimdi de manasını hâlâ korumaktadır. Evliya Çelebi’nin dediği şu: “Halkı zevk ehlidir, garipler dostudur; kin tutmaz, hile bilmez, yumuşak huylu insanlar diyarıdır.” Hacı Bektaş Veli’nin ifadesiyle “Âlimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.” Gıj Gıj Tepesi’ni, Horasan erenlerinden Hasan Gazi’yi, Topçam Yaylası’nı görmek, Tokat kebabını, keşkeğini, Kazova’nın domatesini, Kemalpaşa’nın kirazını ve şeftalisini tatmak, 400 farklı kendine özel deseniyle Tokat yazmasını, Kont Dracula’nın esir alındığı Tokat Kalesi’ni görmek için Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın şehrine gitmek gerek. Âşık Veysel’in çalıp söylediği Arasta Kahvesi’ni, Erzurumlu Emrah’ın sıkça uğradığı Adalı’nın Kahvesi’ni, Çamiçi Yaylası’nı, Roma Arsenali’ni, tarihî Talazan Köprüsü’nü, Niksar Kalesi’ni, Anadolu’da ilk Türk üniversitesi olan Yağıbasan Medresesi’ni, Cahit Külebi’yi, Kırkkızlar Türbesi’ni, Melik Gazi’yi, Polat Gazi’yi, Hüseyin Gazi’yi görmek, cevizli ekmeğini tatmak için Tokat’a gitmek gerek.

Başçiftlik Kayak Merkezi’ni, dünyada endemik bitki çeşitliliğiyle önemsenen Kelkit Vadisi ve incisi Erbaa’yı, Horoztepe’yi, Boğalı Yaylası’nı, dört yüz yıllık ahşap Silahtar Ömer Paşa Camisi’ni, Horasan erenlerinden Keçeci Baba’yı ziyaret etmek, yaprak sarmasının da tadına bakmak gerek.

Sezar’ın “Veni, vidi, vici” dediği, “Geldim, gördüm, yendim” dediği Zile Kalesi’ni, Maşat Höyük’ünü, Kınalı Ali diyarını, “El vurup yaremi incitme tabip.” diyen Âşık Sadık Doğanay’ın diyarını, Kırım’dan gelen Girayhan’ın konağını, tarihî evleri, Tokat’a gidip Zile pekmezini, kömesini yiyerek gezip görmek gerek.

Pazar ilçemizdeki dünya harikası Ballıca Mağarası’nı, Kaz Gölü’nü, beş bin yıllık kalesiyle Turhal’ı, yamaç paraşütünü, Mercimek Tepesi’nde yoğurtmaç tatmayı, yedi bin yıllık geçmişiyle Sebastapolis Antik Kenti’ni, şifalı kaplıcalarını, buğday ambarı Artova’yı, Yeşilyurt’u, birçok rahatsızlığa şifa Reşadiye Kaplıcaları’nı, Selemen Yaylası’nı, Zinav Gölü’nü ve Kanyonu’nu, Sazak Beli’ni, dürüst insanlar diyarı Tozanlı’yı görmek gerek.

Mamu Beli’ni, ormanla bezenmiş Almus Barajı’nı ve güzelliğini, Dumanlı Yaylası’nı, Tekeli Dağı’nı, Horasan erenlerinden Hubyar Sultan’ı, Çatak Yaylası’nı görmek gerek. Derviş Ali’nin söylediği gibi, “Derviş Ali’m der ki nefesim haktır/ Hak diyen canlara hiç şüphem yoktur/ Cehennem dediğin dal odun yoktur/ Herkes ateşini buradan götürür.”

Yine, Çamlıbel’de Koç Köroğlu’nun “Tokat ellerinden aldım bakırı/ İncitmeyin fukarayı, fakiri” dediği gibi dünya şampiyonu pehlivanlar diyarı Tokat’ı görmek gerek diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Kont Dracula’nın Tokat’ta hapsedildiğini de öğrenmiş olduk böylece.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinde geçen “% 25” ibaresinin “% 15” olarak, “% 15” ibaresinin de “% 10” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Geçen sene, son gün konuşma yapan milletvekillerinden biriyim. Yine, kürsüye çıktığımda “İnşallah, defederiz bu belaları, patlama olmaz, terör saldırıları olmaz, yüreğimiz yanmaz.” diye temenni edip, yeni yıla o şekilde başlamak isterken, bir İstanbul Milletvekili olarak İstanbul’da yılbaşı gecesi meydana gelen patlamadan duyduğum derin üzüntüyü ve gerçekten kahrolduğumu tekrar belirtmek istiyorum. Artık “Lanet olsun.” demek istemiyorum. Zannediyorum ki hepiniz aynı durumdasınız ve aziz Türk milletinin de yüreği yanıyor bu manada. Hayatını kaybedenlere rahmet dilemek yeterli değil, hepimizin el birliğiyle bu mücadeleyi sürdürmesi gerekiyor. Nitekim, o patlamadan sonra, maalesef, bugün de İzmir patlamasıyla sarsıldık. Artık ili kalmadı patlamaların, terör saldırılarının yöresi kalmadı, daha önce Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğunlukla meydana gelen terör olayları artık ülkemizin her yerinde var -Ankara, Bursa- ve yeri, yöresi de kalmadı. Bununla ilgili etkin olarak mücadelenin devamı noktasında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına desteğimiz devam edecektir, bu manada mücadelemiz devam edecektir.

Bu arada, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında görev yapan ve hayatını kaybetmiş olan 23 yaşındaki polis memuru kardeşimiz Yeşim Kanıcıoğlu’nu da rahmetle anmak istiyorum; yakalanmış olduğu elim hastalıktan kurtulamamıştır kendisi, hayatını kaybetmiştir. Kederli ailesine sabır diliyorum, mekânı cennet olsun; hayatının baharında yitip gitmiştir kendisi.

Şimdi, hazır Sayın Bakan buradayken, bu konu önemli bir konu olduğu için… Sicil affıyla ilgili, biliyorsunuz, kanunda bir düzenleme var. Kanundaki düzenleme, geçmişte çeşitli nedenlerle bankalara borcunu ödeyemeyen ya da geciktiren vatandaşları kapsayacaktır. Tam 12 milyon 500 bin işveren ve esnaf tarafından merakla bekleniyor, hatta sayı 13 milyon 800 bin, tam rakam olarak telaffuz edecek olursak. Bunun içinde kimler var? İşverenler var, esnaf var, bireysel kredi kullanıcıları var. Ve kimler faydalanacak bundan? Kredi kartından dolayı sicili bozulmuş olanlar, tüketici kredisi borcundan dolayı sicili bozulmuş olanlar, karşılıksız çeki olanlar, ticaret erbabı, senedi protesto edilmiş olanlar yani kredisini ödeyememiş ya da banka nezdinde itibarını yitirmiş olan esnaf ve bireysel müşterilerin tamamı bu manada büyük bir umut içerisinde.

Şimdi, burada önemli olan detaylar var, bu detayların üzerinde de kısaca durmak istiyorum, zamanım da çok kısıtlı. Rakamların en önemli bölümünü kredi kartı nedeniyle yasal takibe düşmüş olanlar oluşturuyor; 2 milyon 233 bin 188 kişi. Tüketici, taşıt ve konut kredileri nedeniyle yasal takibe düşmüş olan 1 milyon 729 bin kişi. Ticari kredilerden dolayı yasal takibe düşmüş olanlar da yine çok yüksek bir sayıda. Bunların tamamı şimdiden bizleri aramaya başladı “Sicil affı geliyor ve biz gideceğiz, hemen, bankalarda sicilimiz tertemiz olacak, gerekli krediyi kullanabileceğiz.” Ancak öyle değil. Aftan yararlanma şartları neydi? Yasa yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla borcunu ödemiş olmak veya yapılandırmaya girmek. Evet, yapılandırmaya girecek, bu sefer diyecek ki: “Benim KKB’m yani risk raporum düzgün, tertemiz bir sayfadayım artık.” Bankaya gidecek, bankanın refleksi, Sayın Bakan, öyle değil. Banka bu konuyla alakalı şunu yapıyor: Bu listelerin çoğunluğu yani geçmiş kredi durumu kayıtlı olduğu için diyor ki: “Ben bugünkü durumuna bakarım ama banka olarak tedbirimi almak zorundayım.” Ve bunları psikolojik olarak, etken olarak bilinçaltında tutacaktır ve belge olarak da saklayacaktır. Bu sebeple diyor ki: “Krediye uygun değilsiniz.” İnanın, 13 milyon insanın burada bir umudu var, ayrıca belki bankayı da rahatlatacak birtakım düzenlemeler getirmek gerekiyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yaptık ama.

ARZU ERDEM (Devamla) – İşte yeterli değil.

Bakın, bunun devamını göreceğiz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bankalarla beraber yazdık bunu.

ARZU ERDEM (Devamla) – Bankalar buna istekli, biz bankalarla görüştük, genel müdürleriyle görüştük. Genel müdür ne diyor biliyor musunuz? “Evet, sicil affı gelsin, bu sicil affı geldikten sonra biz o müşterilere vermek istiyoruz, mevcut durumuna bakıyoruz.”

Mevcut durumu ne Sayın Bakan? Bakın, nedir biliyor musunuz? O tekrar işveren mi, elinde dairesi var mı, ipotek verecek bir şeyi var mı, buna bakacak. Çoğu zaten batmış insanlar bunlar, bir şey veremeyecekler.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Açıklama yaptık ve dedik ki “Bu maddenin şekillenmesinde Bankalar Birliği ve bankalarla birlikte çalıştık…”

ARZU ERDEM (Devamla) – Evet…

Şimdi, ilave süre rica etsem…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Bakan, Sayın Erdem, efendim, böyle bir görüşme usulümüz yok, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.

ARZU ERDEM (Devamla) – Tamam, ben devam edeyim, Sayın Bakan da cevap verirse sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Bakan söz talep ederse kendisine söz vereceğim ayrıca.

Buyurunuz bir dakika ek süre veriyorum.

ARZU ERDEM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Bakan burada dün de ısrarla bunu söylediği için, bankalar bu konuya istekli, bankalar “Gelsin, biz kredi vereceğiz.” diyor. Ben buradan iddia ediyorum. Bakın, beraber takip edelim, önümüzdeki altı ay bu sicil affından faydalanan insanların hepsinin feryadını, burada her kürsüye çıktığımda dile getireceğim sadece ibretiâlem olsun diye, çünkü ben inanmıyorum. 2008’de, 2009’da yine bankalarla birlikte yapıldı bu düzenleme, yine aynı şekilde aynı sonuç oldu. İnsanların umudu bu noktada çok yüksek, o zaman bankaları rahatlatacak, belki onların risklerini giderecek farklı düzenlemeler yapmak gerekiyor, bu konuda da özel bir çalışma yapılması gerektiğini ben söylüyorum.

Mesela, X bankasının genel müdürüyle yaptığımız konuşmada şunu söyledi, dedi ki: “Gelecek olan kişiden ben evrak isteyeceğim.” Nedir bu evrak? Şu anki ticari durumu nedir? Tüccar mıdır, değil midir? Elinde ipotek verebilecek bir gayrimenkulü var mıdır yok mudur? Kefalet edebilecek bir kişi var mıdır? Bunların çoğunu getiremeyecek bu insanlar, getiremeyecekleri için de tekrar kredi kullanamayacaklar ve bu iş amacına ulaşmayacak. Demek ki sicil affı yeterli değil, daha farklı önlemler almak gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “kara ulaşım araçları ile ilgili olarak” ibaresinin “kara ulaşım araçlarına ilişkin” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Garo Paylan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Garo Paylan, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, memleketimiz yangın yeri maalesef ve biz burada zenginleri iyi hissettirecek bir torba yasa görüşüyoruz. Çünkü AKP’nin iddiası hep şuydu: “Ben zengini iyi hissettirirsem zengin de fakirlere damlatır.” Hep yukarıdan aşağıya bir ekonomi kurmaya çalıştı, hiç geniş kesimleri düşünmedi. Yalnızca “Ben zengine teşvik vereyim, vergisini düşüreyim, o da belki fakire damlatır.” iddiasında bulundu. Evet, bu bir süre işledi. Zengin daha zengin oldu, servetin daha fazla bölümünü aldı; fakire düşense borçlanmaktı, servet sahibi olamadı, borç sahibi oldu.

Şimdi bir ekonomik kriz içindeyiz. Zengin de güvensiz, fakir de güvensiz ama fakirin borcu var; zenginin belki serveti eksiliyor ama fakirlerin, büyük kitlelerin borçları var. Bakın, temerrüde düşmüş 13 milyon insanımız var. Bunlar, aileleriyle beraber nüfusumuzun yarısından fazlasına tekabül ediyor. İnsanlarımız umutsuz. Bu, yukarıdan aşağıya, yani “Zengini iyi hissettirecek öneriyi getirelim, fakir de belki iyi hisseder.” önerisi bu sefer işlemiyor arkadaşlar çünkü büyük bir kaos yaşıyoruz, siyasi bir kriz yaşıyoruz. Siyasi kriz yaşadığımız için de bu, ekonomiye sirayet ediyor.

Bakın, işsizlik rakamları yüzde 12 ve üzerine gidiyor. Enflasyon 8,5, ocak ve şubat aylarında yüzde 10 ve üzerine çıkması bekleniyor yani çift haneler. Faiz zaten çift hanede. Kapasite kullanım oranları düşüyor, güven endeksi -Tüketici Güven Endeksi- düşüyor. Dolar bugün 3,63 lirayla yeni bir rekor kırdı. Yani, bu sefer bu bakış işlemiyor, “Zengini iyi hissettireyim.” bakışı işlemiyor. Yapmamız gereken, bütün topluma güven vermek. Oysa, maalesef sizler, iktidar, demokrasiye darbe üstüne darbe vuruyorsunuz. Demokrasiye darbe vurdukça ekonomi maalesef tarumar oluyor. Her darbede de siz bir üst akıl arıyorsunuz. Oysa, burası aklını eğer ki başına devşirirse, ortak bir aklı bulursa üst akıl aramaya gerek yok. Eğer ki biz iradeyi saraya teslim edip aklımızı başkalarına ipotek edersek üst akıl aramaya maalesef devam ederiz.

Bakın, gelecek hafta başında burada bir Anayasa önerisi görüşülecek. Toplumu ciddi anlamda kutuplaştırdığı belli bu Anayasa’nın. Hani, anketlerde de belli; toplumun bir bölümü evetçi, bir bölümü çok keskin hayırcı, kararsızlar var ve ciddi bir gerilim var toplumda.

Değerli arkadaşlar, ben geçen sene burada, kutuplaşma, kamplaşma ve çatışmalar başladığında ciddi anlamda darbe uyarıları yapmıştım, arkadaşlarım bana gülmüşlerdi. Defalarca -tutanaklarda vardır- darbe olabilir arkadaşlar, bu iklim darbe iklimidir demiştim. Siz bugün iradeyi tek adama vermek istiyorsunuz ve toplum kutuplaşmış durumda ve bu iklim her türlü provokasyona açıktır arkadaşlar. Zaten darbe bulutlarının içinde yaşıyoruz, darbe üstüne darbe, darbe üstüne darbe ve yeni darbe girişimiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu darbe demek illa silahlı bir darbe değil; toplum kamplaşır, kutuplaşır, gerilimler söz konusu olur, provokasyonlar söz konusu olur, siyaset kurumu devre dışı kalır, bu bir darbedir ve nihayet bir kurtarıcı aranır.

Şimdi siz kurtarıcıyı Recep Tayyip Erdoğan olarak görüyorsunuz, “İradeyi tamamen oraya teslim edelim.” diyorsunuz ama bu bizi kurtarmaz. Pek çok kötü aktör şu anda devrede arkadaşlar. Siyaset kurumunu devreye sokmazsak, bütün grupların ortak aklını bulamazsak, istişareyi ve uzlaşmayı devreye sokamazsak üzerimizde çok büyük oyunlar oynanabilir arkadaşlar.

Hukuk devletini bir an önce devreye sokmalıyız, Parlamentoyu bir an önce işletmeliyiz, demokrasimizin kalitesini yükseltmeliyiz, tutuklu olan gazetecileri, tutuklu olan siyasetçileri serbest bırakmalıyız. Bakın, demokrasimizin kalitesini iyileştirmeden ekonomimizin kalitesi asla ve asla iyileşmeyecek arkadaşlar. İstediğiniz kadar zenginlere bedava deyin, vergi almayacağım, teşvik vereceğim deyin, ekonomi canlanmaz. O açıdan, arkadaşlar, siyaset kurumunu el birliğiyle devreye koyalım. Yoksa başımıza daha çok çorap örenler olur. Sizler de boyuna üst akıl ararsınız ama belki o üst aklı aramaya bile fırsatımız olmayacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Önergeyi oylarınıza…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısının olup olmadığı konusunda Başkanlık Divanında görüş farklılığı olduğundan, var olup olmadığını elektronik cihazla yapacağımız oylamayla tespit edeceğim.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Bihlun Tamaylıgil                      Kazım Arslan                             Lale Karabıyık

  İstanbul                                     Denizli                                       Bursa

Kadim Durmaz                          Utku Çakırözer                              Musa Çam

    Tokat                                     Eskişehir                                      İzmir

Mehmet Bekaroğlu

  İstanbul

MADDE 14- 16/12/1999 tarihli ve 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilecek gemilere ve yatlara ilişkin alım, satım, ipotek, tescil, kredi, gemi kira, zaman çarteri ve tüm navlun sözleşmeleri damga vergisine ve harçlara; bu işlemler nedeniyle alınacak paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine ve fonlara tabi tutulmaz.

Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gemi ve yatların, Türk Uluslararası Gemi Sicilinden terkin edilerek bir başka sicile kaydedilmek üzere veya sair suretlerle devri aşamasında da uygulanır. Ancak, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilen gemilerin, bu sicilden terkin edilerek başka bir sicile kaydedilmek üzere veya sair suretlerle devri halinde, bunların en az altı ay süreyle Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olarak işletilmiş olması şartı aranır."

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir                      Osman Baydemir                                  Ahmet Yıldırım

        İstanbul                                             Şanlıurfa                                                Muş

   Mahmut Toğrul                               Nimetullah Erdoğmuş                        Mehmet Emin Adıyaman

Gaziantep                                                                                                           Diyarbakır                    Iğdır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

İsmail Faruk Aksu                                 Saffet Sancaklı                                   Mustafa Kalaycı

        İstanbul                                              Kocaeli                                               Konya

   Deniz Depboylu                                    Kamil Aydın                                       Baki Şimşek

          Aydın                                              Erzurum                                              Mersin

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler hakkında söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı Baki Şimşek, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, hiç şüphesiz 2016 yılı terörün ve kahpe saldırıların yılı olarak akıllarda kalmıştır. Teröristler kimi zaman bombalı araçlarla kimi zaman canlı bombalarla hain saldırılarını gerçekleştirmiş, sivil vatandaşlarımızla beraber yüzlerce askerimizi ve polisimizi şehit etmişlerdir. Düğmeye basan küresel güçlerin maşaları PKK, DEAŞ, IŞİD, YPG ve FET֒dür, hedef ise Türkiye’dir. Ne yazık ki 20 Temmuz 2015’ten bugüne kadar aralarında 600 askerimizin, 382 polis ve güvenlik görevlimizin, 63 korucumuzun, 35 sivil memurumuzun olduğu 1.080 evladımız şehit olmuştur. Ayrıca, bombalı saldırılarda 663 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Yaklaşık 2.105 askerimiz, 1.564 polisimiz, 74 korucumuz ve 4.277 vatandaşımız yaralanmıştır. Yalnızca 2016 yılında toplam şehit sayımız 839’dur.

Türkiye’nin varlığına kastetmek isteyenler, 2017 yılında da namluyu milletimize çevirmişlerdir. Hainliğin ve kahpeliğin yılı olan 2016’dan sonra, heyecanla ve ümitle beklediğimiz yeni yılın ilk dakikalarında terör, hain yüzünü bir kez daha göstermiştir. Tam 2017’yi toparlanma ve ayağa kalkma yılı olarak görüp önümüzdeki üç yüz altmış beş güne ümitlerimizi bağlamışken yeni yılın ilk saatlerinde İstanbul’dan gelen katliam haberi hepimizi kahretmiştir. İstanbul’daki saldırıda biri Mersinli polis memuru Burak Yıldız olmak üzere... Burak Yıldız da yine bir yetim çocuğuydu, babasını kaybetmiş, annesi yetim olarak 2 çocuğunu büyütmüş, kardeşi de kendisinden 150 metre ileride başka bir eğlence kulübünde polis olarak yine oranın güvenlik görevlisi olarak görev yapmaktaydı, henüz 22 yaşındaydı ama kahpe saldırının mağdurlarından birisi oldu, hayatını kaybetti. Tüm şehitlerimize, başta bugün İzmir’de hayatını kaybedenler olmak üzere, Allah’tan rahmet diliyorum.

Ne yazık ki yasama faaliyetleri, Türkiye’nin bu gündemi içerisinde düzensiz, eksik ve özensiz bir şekilde yürütülmektedir. Daha önce de gelen torba kanunlarla ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde ifade ettiğimiz gibi, düzenlemenin ilgisine göre görülmesi, torba kanun yaklaşımından vazgeçilmesi gerekmektedir. Görüşülmekte olan bu kanun tasarısı birbirinden farklı konulardan oluşmaktadır. Birden fazla komisyonda görüşülmesi gereken teknik hususları barındıran maddelerin bir torba kanunda toplanarak Komisyonumuzda görüşülmesi sağlıklı bir değerlendirme yapılmasına mâni olmaktadır. 4’üncü, 14’üncü, 15’inci ve 36’ncı maddelerde gemicilik ve ulaştırma sektörünü ilgilendiren hükümlerin bulunduğu… Keşke bu maddeler daha önce Ulaştırma Komisyonunda görüşülmüş olsaydı.

Tasarının 14’üncü maddesindeki değişiklikle Türk Bayraklı gemi sayısının ve gemi ticaret filosunun toplam hacminin artırılmasının hedeflendiği söylenmektedir. Ancak, gemi taşımacılığına ilişkin teşvik edici düzenlemeler hem bu tasarıda hem mevcut yasalarla zaten yapılmış durumdadır. Varlık fonu kurulmasına ilişkin torba kanunda da hüküm düzenlenmek istenmiş ve itiraz üzerine tasarıdan çıkarılmıştı. Bu defa tekrar getirilen bu hükümle ne amaçlanmaktadır?

Bugün -gemilerle ilgili- bütün gemilere ucuz mazot veriyoruz ama şu bir gerçek ki Türkiye’ye şu anda kaçak akaryakıt artık katırlarla girmiyor, gemilerle ve petrol boru hatlarıyla giriyor. Sayın Bakanımızın kaçak mazotla ilgili gerekli mücadeleyi Maliye Bakanlığı olarak göstermesini bekliyoruz.

Bu hükümle yapılan değişikliğin Türkiye ekonomisine ve taşımacılık sektörüne ne gibi bir faydası olacaktır? Ne yazık ki düzenlemeyle gemileri bulunan bazı kişilerin gemilerinin sisteme avantajlı bir şekilde sokulmasının hem haksız rekabete hem de vergi kaybına sebep olacağı açıktır.

Sonuç olarak, bu kanun tasarısının sosyal destekleme ve sosyal yatırım ortamını iyileştirme yönündeki maddelerini olumlu değerlendirmekteyiz ancak birçok maddenin de yersiz olduğunu belirtmek istiyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Erdoğmuş. (HDP sıralarından alkışlar)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli vekil arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Plan Bütçede sıkıntılı maddelerden bir tanesi de buydu. Tartışılırken karşılıklı olarak hiç de ikna edici bir sonuç elde edilememişti çünkü benim gibi ekonomiye yabancı olan birisi için de çok da böyle ikna edici olmamıştı. Biraz uzaktan, bayrakla ilgili… Yani, bir avantaj gibi görülse de aslında işin temelinde hiç de karşılığı olan, faydası olan bir madde gibi görülmemişti. Sayın Bakan da sanıyorum oradaki cevabında, kendisi de buna şahit olmuştu.

Eskiden bize ticaretle ilgili örnekler verirlerdi. Kurnaz, böyle, hileli ticareti sevenler dükkânlarına besmeleyişerifi asarlardı ve o şekilde, o ticaretlerini onun üzerinden yaparlardı. Umarım ki burada bayrakla ilgili bu şekilde bir suistimal olmaz.

Değerli arkadaşlar, her kelam aslında damıtılarak, süzülerek gelenekten, tarihten, geçmişten gelip belli bir kıvama geldikten sonra toplumun hayatına geçer ve orada yer bulur. Mesela, sıklıkla kullandığımız ve hepimizin de canıgönülden katıldığı ama onun gereğini yerine getirememenin ızdırabını yaşadığımız bir söz var, diyoruz ki: Tüyü bitmemiş yetim hakkı. Söz mükemmel, kelam mükemmel ama buna riayet etme noktasında vicdanlar eğer tahaccür etmemişse, taşlaşmamışsa bu konuda sanıyorum bizi yargılayacak. Bu sözün sahibi kimdir bilmem ama bu duruşun sahibi İslam tarihinde Ebu Zer el-Gıfarî’dir. Ebu Zer, Şam’da, bildiğiniz gibi, hilafetten saltana geçiş olunca Emevi hanedanı kendi saltanatı için bir ideolojiye ihtiyaç duydu çünkü daha önceki dönemler nebevi dönemdi. Tartışılıyor Medine dönemi devlet miydi, değil miydi; onun devlet dönemi olduğu iddiasında olanlar var. Naçizane benim kanaatim Peygamber (SAV) döneminde asla ve asla bir devlet düzeni, bir devlet nizamı, bir devlet şekli yoktu; tamamen, nübüvvetti, risaletti. Daha sonra, halifeler döneminde bunu tartışabiliriz ama saltanat döneminde o gücü kaybedince Emevi saltanatı, sarayı, iktidarı bir ideolojiye ihtiyaç duydu, bu ideolojinin adı da “cebir ideolojisi”dir. Bu cebriye fırkasının, eğer sonradan -tarihte köklerini araştırabilirsek- nasıl da onun siyasi olarak Emevi hanedanına dayandığını görebiliriz. İşte, Ebu Zer, burada o cebriye ideolojisine meydan okudu, dedi ki sultana: “Sen kendini sultan ilan ediyorsun ve bu sultanlığını da bir kader olarak topluma dayatıyorsun; zulüm, kader olamaz, bu kabul edilemez.” Çünkü kendini bu şekilde dayatan sultan beytülmalle ilgili de, bütçeyle ilgili de onun gerçek sahibi ve kullanıcısı olarak kendisini tayin eder, dolayısıyla da “Bu, Allah’ın malıdır.” dedi bütçeye. Muaviye bin Ebu Süfyan dönemindeki o günkü ideoloji buydu, “Allah’ın malıdır, ben de dilediğim gibi sarf ederim.” demişti. Ebu Zer: “Hayır, bu, Allah’ın malı değil; bu, beytülmaldir, bu, bütçedir, bu, halkın malıdır -bugünkü ifadeyle- tüyü bitmemiş yetimin malıdır; asla ve asla sen şahsi olarak, münferit olarak kendin bunun hakkında tasarrufta bulanamazsın.” Sonuç itibarıyla da Ebu Zer Rebeze’ye sürgün edildi, gözetim altında tutuldu ve ömrünü o sürgünde tamamlayarak hayata gözlerini yumdu.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğmuş.

Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

MADDE 14- 16/12/1999 tarihli ve 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilecek gemilere ve yatlara ilişkin alım, satım, ipotek, tescil, kredi, gemi kira, zaman çarteri ve tüm navlun sözleşmeleri damga vergisine ve harçlara; bu işlemler nedeniyle alınacak paralar banka ve sigorta muameleleri vergisine ve fonlara tabi tutulmaz.

Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gemi ve yatların, Türk Uluslararası Gemi Sicilinden terkin edilerek bir başka sicile kaydedilmek üzere veya sair suretlerle devri aşamasında da uygulanır. Ancak, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilen gemilerin, bu sicilden terkin edilerek başka bir sicile kaydedilmek üzere veya sair suretlerle devri halinde, bunların en az altı ay süreyle Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olarak işletilmiş olması şartı aranır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kazım Arslan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün İzmir’de meydana gelen terör olayını lanetliyorum, şiddetle ve nefretle kınıyorum. Ayrıca, bu olayda şehit olan arkadaşlarımıza ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı olanlara da acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün 446 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesinin üzerinde söz aldım. Bu madde üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili düşüncelerimi söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlarım, sürekli eleştiriyoruz, sürekli söylüyoruz ama bir türlü, bir değişiklik maalesef, bu Meclisten… Bu iktidarca bu Mecliste aynı şekilde torba tasarılarla çıkarılmasına, yapılmasına gayret ediliyor, devam ediliyor. Hâlbuki torba şeklinde gelen her bir yasa tasarısının hem kanun tekniği açısından hem de hukuk devletinin daha iyi işlemesi açısından zarar getireceğini açıklıkla bildikleri hâlde, bunu getirmekte ısrar ediyorlar. İşte burada da 23 tane yasada değişiklik yapılmak için getirilmiş bir torba yasa tasarısını görüşüyoruz.

Bu tasarının 14’üncü maddesinde 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu’nun 12’nci maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiş, bir de ek fıkra eklenmiştir. Değiştirilen fıkrayla, Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilecek gemilere, gemiciklere ve yatlara ilişkin alım, satım, ipotek, tescil, kredi, gemi kira, zaman “charter”i, tüm navlun sözleşmeleri damga vergisine ve harçlara tabi olmayacak ve bu alanda alınacak banka ve sigorta muamelelerinden muaf olacaktır.

Şimdi, bu kanunun yine 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca Türk Uluslararası Gemi Siciline kaydedilen gemilerin bu sicilden terkin edilerek başka bir sicile kaydedilmek üzere ve sair suretlerle devri hâlinde, bunların en az altı ay süreyle Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olarak işletilmiş olma şartını aramaktadır.

Şimdi, yapılan değişiklikle değerli arkadaşlarım, varlığı olan, imkânı olan, gemileri olan, gemicikleri olan kişilerden ve vatandaşlardan kayıt için alınan 10 bin dolardan nedense vazgeçiliyor. Yine, yatları olan, varlığı olan bu insanlardan kayıt için alınacak 5 bin dolardan vazgeçiliyor. Devletin bu kadar paraya ihtiyacı olduğu bir dönemde bu vazgeçilmeyi gerçekten, bir noktada, anlamakta zorlanıyorum. Onun için bu gemilere, bu yatlara biliyorsunuz mazotu ÖTV’siz olarak veriyorsunuz, vergisiz olarak veriyorsunuz ama yıllardan beri söylüyoruz, çiftçimizin traktörüne koyacağı mazotta hâlâ vergi almaya devam ediyorsunuz. Ayrıca, traktörden motorlu taşıt vergisini almaya devam ediyorsunuz. Yine, traktörün alım satımından dolayı çiftçinin ödeyeceği paraları almaya devam ediyorsunuz. Çiftçimize gelince gerçekten devlet fakir oluyor, imkânı olmuyor, “İmkânlar dahilinde veriliyor.” deniliyor ama varlıklıya gelince gerçekten burada bir kayırma, burada bir farklı uygulama yapılıyor. Kesinlikle bunları uygun bulmuyoruz çünkü değerli arkadaşlarım, eğer ülkemizi kalkındırmak istiyorsak önce çiftçimizi, üreticimizi kalkındırmamız lazım; orada üretilenle, satılanla esnafımızın kalkınması; esnafımızın sattıklarıyla da fabrikaların çalışması, üretmesi gerekir. Böylelikle, büyümenin, kalkınmanın, gelişmenin de önü açılmış olur diyorum. Bunları yapmazsak gelecekte üretici bulmakta, çiftçi bulmakta zorlanacağımızı da belirtmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 15’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, ayni mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Emin Adıyaman                          Berdan Öztürk                                   Osman Baydemir

           Iğdır                                                  Ağrı                                               Şanlıurfa

   Ahmet Yıldırım                                   Mahmut Toğrul                                     Garo Paylan

           Muş                                               Gaziantep                                            İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Bihlun Tamaylıgil                                  Kadim Durmaz                                    Utku Çakırözer

        İstanbul                                               Tokat                                               Eskişehir

       Musa Çam                                       Lale Karabıyık                                     Kemal Zeybek

          İzmir                                                 Bursa                                               Samsun

Mehmet Bekaroğlu

        İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

İsmail Faruk Aksu                                Mustafa Kalaycı                                   Saffet Sancaklı

        İstanbul                                               Konya                                               Kocaeli

   Deniz Depboylu                                    Kamil Aydın                                    İzzet Ulvi Yönter

          Aydın                                              Erzurum                                             İstanbul

           BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler hakkında konuşmak isteyen milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

İlk konuşmacı İzzet Ulvi Yönter, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinde partimiz adına verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İzmir’de meydana gelen hain terör saldırısında hayatlarını kaybeden kardeşlerimize, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Terörü bir kez daha çok güçlü bir şekilde, kararlı bir şekilde lanetliyor ve kınıyoruz. Bir daha milletimizin böyle saldırılarla muhatap olmamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz gün aralık ayı enflasyon oranı TÜİK tarafından açıklanmıştı. Enflasyon beklentilerin üzerinde, yaklaşık yüzde1,64’lük bir artış kaydetmişti. Böylece 2016 yılı enflasyonu yüzde 8,53 olarak gerçekleşmişti. Merkez Bankası, 2016 yılı başındaki yüzde 7,5’luk enflasyon tahminiyle, enflasyon tahminini tutturamama istikrarını biliyorsunuz hâlen korumaktadır. Vatandaşlarımızın mutfağındaki enflasyonun TÜİK’in sepet enflasyonunun çok üzerinde olduğunu da hepimiz maalesef biliyoruz. Mutfaklar zam yağmuruna tutulmuştur. TÜİK’in açıklamış olduğu enflasyon rakamları neticesinde 2017 yılının birinci altı ayında emekli aylıklarına yapılacak artışlar da belli olmuştur. Buna göre, SSK ve BAĞ-KUR emeklileri bu ay maaşlarını yüzde 4,73 zamlı alacaklardır. Memur emeklileri ise -enflasyon farkı oluşmadığından zam oranı toplu sözleşmede yüzde 3 olarak belirlenmiştir- yüzde 3 zamlı alacaklardır.

Bu hesaplamalara göre 2000 yılından önce emekli olmuş SSK’lıların 1.339,18 lira olan en düşük işçi emeklisi aylığı 1.402,53 lira olacaktır. 2000 yılından sonra emekli olan işçi emeklilerinin 798,24 lira olan taban aylıkları da bu artışla beraber, ek ödeme dâhil, 836 liraya yükselmiş olacaktır. Diğer taraftan, en düşük BAĞ-KUR esnaf emeklisi aylığı hâlen 1.218 lira civarındadır. En düşük BAĞ-KUR tarım emeklisi aylığı da enflasyon zammıyla beraber 950 lira seviyesine çıkacaktır. En düşük memur emeklisi aylığı, toplu görüşmelerden elde edilen yüzde 3’lük zamla 1.610 liradan 1.658 liraya çıkacaktır.

Ülkemizde bugün en düşük emekli maaşını dolar bazında hesaplayacak olursak 234 dolar ile 464 dolar arasında değişmektedir. Dünyadaki bazı ülkelerin emekli maaşlarına sizlerin dikkatinizi çekmek istiyorum: Avusturya’da emekli maaşı 992 dolar, Belçika’da 1.175 dolar, Danimarka’da 923 dolar, Finlandiya’da 737 dolar, Fransa’da 731 dolar, İrlanda’da 1.069 dolar, Japonya’da 657 dolar, Hollanda’da 1.276 dolar, Norveç’te 1.717 dolar, Lüksemburg’da 1.996 dolar, Almanya’da da 722 ila 915 euro arasında değişmektedir. O beğenmediğimiz, battı, iflasın eşiğinde dediğimiz Yunanistan’da bile, düşürülmesine rağmen,, emekli maaşı ortalaması şu anda 565 dolar civarındadır. Ülkemiz emekli maaşları yarışını Polonya, Portekiz ve Brezilya’yla birlikte atbaşı sürdürmektedir.

Bugün ülkemizde emekli insan sayımız 11,5 milyon civarını aşmış durumdadır. Bu insanlarımızın çoğunlukla, açlık ve yoksulluk sınırının altında hayat mücadelesi vermesi hepimiz için gerçekten üzüntü vericidir, kaygı vericidir ve bunu gidermek de bizlerin boyun borcudur. 2017 yılı birinci altı ayında uygulanacak artışlar, hayat mücadelesi altında giderek ezilen emeklilerimizi kurtarmaya, onların elinden tutmaya, ayağa kaldırmaya, umut olmaya da yetmeyecektir.

Bu vesileyle -sürem de azaldığından dolayı- sözlerime son veriyorum, hepinizi saygılarımla selamlıyorum ve emeklilerimize Hükûmetin daha fazla ilgi, alaka göstermesini istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yönter.

Aynı mahiyetteki önergelerle ilgili ikinci konuşmacı Kemal Zeybek, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bugün İzmir’deki terör saldırısında ve bundan önceki terör saldırılarında hayatlarını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyorum.

Terörü desteleyen ülkelerin devlet yöneticilerini nefretle kınıyorum, Orta Doğu’da BOP Projesi’ni yürürlüğü koyan başta Amerika ve diğer ülkeleri de kınıyorum. Eş başkanı olduğunu söyleyenlerin, geçmişten ders alarak geleceğe, ülkemizin menfaatleri açısından daha farklı açılardan bakacağını düşünüyorum.

Tabii, bugün, torba yasa tasarısıyla 4490 sayılı Kanun’a geçici 3’üncü maddenin eklemesini görüşüyoruz. Bundan beş ay önce, aradan daha dört buçuk beş ay geçmesine rağmen, 2 sayılı geçici madde eklenmişti. Bu maddeyle, vergi, harçlar istisna edilecek, KDV, ÖTV yok edilecek gibi bir değişiklik yapılmıştı. Bugün aynı maddelerin, daha farklı bir koruyucu, daha farklı bir menfaat sağlatıcı bir kanun maddesiyle değiştirildiğini görüyoruz. Ülkemizde Hükûmet yöneticilerinin çocuklarının yatlarla, gemilerle anılmasının bu yasanın değiştirilmesinde etkisinin ne olduğunu düşünmek istiyoruz. Acaba böyle bir etkisi var mı bu maddenin değiştirilmesiyle? Karadeniz’de, Akdeniz’de, Marmara’da, Ege’de ve ülkemizin deniz olan bölgelerinde teknelerle balık avcılığı yapan yurttaşlarımızın bundan faydalanması, bir menfaati, bir geliri, bir çıkarı söz konusu mudur? Hayır. Öyleyse, bu, halkımızın, üreten insanlarımızın menfaatine değilse yat sahiplerinin, gemi sahiplerinin, lüks hayat yaşayanların menfaatlerinin korunması ne alakadır? Bunu da yüce Meclise sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarımız, tabii, bu böyle yapılırken bundan on beş yirmi gün öncesi ülkemizde KOSGEB projesi altında 15 bin esnafın yararlanması açısından 50 bin TL’lik bir kredi açılması söz konusu oldu ve sanki böyle o esnafımıza bedava verilen bir para, ona bahşedilen bir para gibi Hükûmet tarafından sunulmaya çalışılıyor. Bunun doğru olmadığını söylüyoruz. Benim ilim Samsun’da da 46.871 kayıtlı esnaf var. Bu esnafların 5.425’i bu krediden faydalanmak için başvurdu. Ne yazık ki sadece 224 kişiye böyle bir kredinin verileceği söylendi, böyle bir çalışma yapıldı. Ben hesap ettim, benim ilimde binde 5 esnafımıza tekabül eden bir kredi sağlanıyor. Bunu böyle söyleyerek halkın değerleriyle, halkın umutlarıyla oynama hakkımız var mı diye düşünüyorum. Sayın Bakan da burada, özür diliyorum ama…

Şimdi, bu kredilerin daha şeffaf, daha anlatılabilir şekilde, sadece rücu ettiği yerlerin… Bağış değil -bir kredinin geri dönüşü- yani TOBB’un, esnaf kefalet kooperatiflerinin destekleriyle sağlanan bir kredinin olduğu söylense daha iyi değil miydi? Bu kredinin, toplamda 15 bin kişiye verileceğine göre, 750 milyon TL tutarında olduğu söyleniyor ama “Bir yata 750 milyon bağış edilmesi, vergilerinden vazgeçilmesi doğru mu?” diye soruyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, hürmet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeybek.

Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında, Garo Paylan, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “…”(x) Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün benim için arife, yarın benim bayramım. Doğu Ortodoks Hristiyan halkların yarın Noel’i, 6 ve 7 Ocak bizlerin Noel’i. Yani Hazreti İsa’nın doğumunu ve vaftiz olmasını kutluyoruz. Ben bu gece aranızdan ayrılacağım, yarın çalışacak olursanız ne âlâ ama bakın, bir örnek vereyim: Osmanlı Meclis-i Mebusanı, biliyorsunuz, toplandığı yıllarda 6 ve 7 Ocakta çalışmazdı çünkü birbirimizin bayramını bilirdik. Anadolu’da yaşayan, Osmanlı coğrafyasında yaşayan her 5 kişiden 1’i Doğu Ortodoks’tu. Aynı şekilde, 24 Aralığı da bilirlerdi, birbirimizin bayramlarını bilirdik ve birbirimizin bayramlarına saygı duyardık. Ama arkadaşlar, bakın, son günlerde oluşan nefret söylemine bakın. Noel ve yılbaşıyla ilgili oluşan nefret söylemlerine bakın. Pankartlara bakın, Noel Babalar nasıl yumruklanıyor. Şişme Noel Baba bebeklerinin nasıl bıçaklandıklarına bakın. Noel Babaların nasıl kovalanıp başlarına silah dayandığına bakın. Yani bir nefret iklimi, nefret söylemi iklimi yaratıldı ve yılbaşı gecesi, maalesef, bir eğlence mekânı basıldı.

Bakın arkadaşlar, nefret suçları nefret söylemleriyle oluşur. Bir iklim yaratırsınız, bir şeyi olumsuz bir hâle sokarsınız ve maalesef nefret suçları oluşur. Eğer ki devlet de buna çanak tutarsa o nefret suçları daha kolay oluşur. Bakın, Diyanet İşleri Başkanlığı yılbaşıyla ilgili bir hutbe çıkardı, “değerlerimizle uyuşmayan” diyor yılbaşı için. “Gayrimeşru tutum ve davranışlar” olarak tanımlıyor Noel ve yılbaşıyla ilgili… Aynı şekilde, Millî Eğitim Bakanlığı bir genelge gönderdi bütün okullara, bakın aynen şöyle diyor Millî Eğitim Bakanlığı: “Kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Noel ve yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması…” Ne yazık! Oysa Hazreti İsa hepimizin peygamberi değil mi arkadaşlar; Müslümanlar, öyle kabul etmiyor musunuz? Neden doğum günü kültürel değerlerinize uygun olmamış olsun? Hem de Noel böyle ama yılbaşı da yeni bir yılın başlangıcı, birbirimize yeni bir yıl başlarken iyi dilekler dilemiyor muyuz? Ya, takvimimizin başlangıcı, kullandığımız takvimin başlangıcı, Hazreti İsa’nın doğumuyla da ilgisi yok, 31 Aralık gecesi yeni bir takvim yılının başlangıcı. Neden bunu bir nefret söylemi ve nefret iklimi hâline getiriyoruz? Bakın, devlet okullarında okuyan, özel okullarda okuyan Hristiyan arkadaşlar var, öğrenciler var. Neden Müslüman olan arkadaşlar Hristiyan arkadaşlarının Noel’ini ve birbirlerinin yeni yılını kutlamasınlar? Bu bizim kültürel değerimiz değil mi?

Sonra arkadaşlar, Noel Baba, Allah’ınızı severseniz, nereli ya? Noel Baba, Aziz Nikolas nereli? Antalya vekili var mı burada? Ya, başka bir memlekette olsa, inanın, bunu milyonlarca turist çekerek, ülkeye değer katarak kutlar o ülke. “Aziz Nikolas Türkiyeli” diye, “Antalyalı, Demreli” diye bunu kutlar. Buranın bir değeridir, niye kültürel değerlerimize uygun olmasın ki Aziz Nikolas? Üstelik de hayır yapan bir aziz, çocukları mutlu eden, hediyeler veren bir aziz, neden kültürel değerlerimize uygun olmasın?

Arkadaşlar, ezcümle şunu söyleyeceğim: Nefret söylemleri nefret suçlarına yol açar. Birbirimizin bayramlarını bilelim, kutlayalım. Bundan bir zarar görmeyiz; tam tersine, birbirimizin bayramlarını, birbirimizin değerlerini bilmezsek kutuplaşırız, kamplaşırız ve birbirimize de kendimize de saygımız olmaz.

Değerli arkadaşlar, Hazreti İsa’nın doğum gününü hep beraber kutlayalım. Ben de buradan kendimce onu kutlayacağım. Biz bayramlarımızda yarın birbirimize şöyle hitap edeceğiz: Hazreti İsa’nın doğum günü kutlu olsun. Türkçe olarak sizler söyleyebilirsiniz. Biz de “…” (x) diyerek kutlarız. Hepinize kutlu olsun diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hristiyan vatandaşların 6-7 Ocak tarihlerinde kutladıkları Noel Bayramı’nı kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Hristiyan vatandaşlarımızın 6-7 Ocak tarihlerinde kutladıkları Noel Bayramı’nı -Türkçesiyle Doğuş Bayramı’nı- ben de kutluyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunacağım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Oylamadan önce bir karar yeter sayısı talebi vardır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, zabıtlara geçsin diye bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az önce konuşmacının ifade etmiş olduğu konuşmadan yola çıkarak şunu söylemek istiyorum: Yılbaşında, öncesindeki Noel’de ve şimdiki, yarınki törenle ilgili Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Hükûmetimizin defaten açıklaması, tebriği olmuştur. Bunu böyle bir nefret iklimindeymiş gibi duyurmak doğru değil diye düşünüyorum.

GARO PAYLAN (İSTANBUL) – Millî Eğitim Bakanlığı ne yapıyor, Diyanet ne yapıyor?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bizler her peygamberin doğumuna aynı derecede saygı gösteren insanlarız. Bahsi geçen iki tane kurumumuzun açıklaması da o peygambere yakışan şekilde bir kutlama olması talebinden ibarettir.

Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Hayır, öyle değil, öyle değil efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Düzeltebilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, açıklama çok açık, kayıtlara geçsin diye söylüyorum, Millî Eğitim Bakanlığının açıklamasını da vereceğim. Aynen şöyle diyor: “Kültürel değerlerimize uygun olmaması nedeniyle Noel ve yılbaşı etkinliklerinin yapılmaması.” Diyanet İşleri de gayrimeşru ilan ediyor. Görebilirsiniz, size de teslim edebilirim. Buyurun.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Paylan.

Sayın Gök…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nde her yurttaşın kutsal günlerinde kendilerine özgü kutlamalar yapmalarının Osmanlıdan beri devam eden bir gelenek olduğuna ve Ortodoks Hristiyanların Noel Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye Cumhuriyeti, içinde yaşayan ve kendisine bağlı olan bütün yurttaşlarının etnik kökenine, mezhebine, diline, dinine bakmadan herkesi yurttaş olarak gören bir cumhuriyettir. Bu cumhuriyet içerisinde her yurttaşımızın her zaman kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri ve geleneksel günlerinde ya da kendilerine göre kutsal sayılan günlerde kendilerine özgü kutlamalar yapmaları Türkiye’nin ve Osmanlı geleneğinin devamı olan bir gelenektir. Bu nedenle Türkiye’yi her zaman hoşgörülü bir toplum yapmak durumundayız, herkes birbirinin inancına saygı göstermek durumunda. Biz bu anlayış içerisinde, Türkiye’de yaşayan herkesin, hiçbir ayrım gözetilmeksizin sahiplenilmesi gerektiğini düşünüyoruz ve vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin bu bayramını biz de kutluyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de yaratılmak istenen nefret söylemlerinin dışında, herkesin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – …Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit birer yurttaşı ve parçası olduğu hissini verecek tavırlarda ve açıklamalarda herkesin bulunmasında zaruret olduğunun… En zor günlerden, dönemeçlerden bir tanesinden geçiyoruz. Bu nedenle, Türkiye’deki bu hoşgörü ortamının gelişmesine katkı sağlamak herkesin görevidir diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunacağımı ifade etmiştim.

Bir karar yeter sayısı talebi vardı, karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 16 ila 38’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde grupları ve şahısları adına söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya.

Buyurunuz Sayın Karakaya.

Sayın Karakaya yok.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili… Yok.

Gruplar adına başka konuşma yoktur.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Nasıl başka konuşma yoktur?

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, ben isimleri söylüyorum, ismini duyurduğum, çağrı yaptığım milletvekilinin kürsüye doğru gelmesi lazım, gelmezse ben bilemem efendim. Ben, şimdi…

Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Tasarı üzerine ikinci bölümle ilgili olarak söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, ismimiz okununca gelmememizin sebebi şöyle: Normal olarak henüz sıra bize gelmemişti, yoksa buradaydık, hazırdık, o nedenledir, yoksa başka bir mazeretimiz yoktur.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, siz genellikle arka taraflarda oturduğunuz için ben isminizi söyleyince arka taraflara baktım, olmadığınızı gördüm, sizden de kürsüye doğru bir hareket olmayınca olmadığınızı kabul ettim. Neyse, buyurunuz, devam ediniz, sizin disiplininizi bilirim yoksa.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bugün İzmir’deki terör saldırısı hepimizi üzdü, orada şehit olan vatandaşlarımıza, görevlilerimize Allah’tan rahmet diliyorum öncelikle. Şunu da belirteyim: Terör maalesef artık sadece terör örgütlerinin yaptığı eylemler olmaktan çıktı, uluslararası istihbarat örgütlerinin arkalarında olduğu, terör örgütlerini çok kullandıkları bir hâle geldi maalesef ülkemizde. Bunu hepimizin dikkate alması, bundan sonrasıyla ilgili olarak da hepimizin bu gerçeği görerek hareket etmesi, düşünmesi, buna göre tedbir alması gerekiyor. Çok riskli, çok tehlikeli bir sürece girmiş durumda Türkiye. Bunun nedenlerini hepimizin düşünmesi, tartışması, konuşması gerekiyor diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu torba kanunun çok kritik bir dönemde gündeme geldiği kesin. Ekonomiyle ilgili olarak da bu kritik durum aynı şekilde, hatta daha fazlasıyla söz konusudur. Özellikle bu dönemde, halkın satın alma gücü maalesef çok düşmüş durumdadır, büyük sıkıntılar vardır. Halkın satın alma gücü, halkın talebi yanı sıra ihracatta da düşüşler söz konusu. Dolayısıyla, ürettiğimiz bir malı hem yurt içinde hem de yurt dışına satamıyoruz, sıkıntılar var. Bunun böyle devam etmesi durumunda ekonomiyle ilgili olarak çok daha sıkıntı olacağı açıktır. Ama bununla beraber, bakıyorsunuz dövizde bir yükselme var, bir belirsizlik var faizle ilgili olarak. Yani ekonominin tüm enstrümanlarıyla ilgili, verileriyle ilgili bu belirsizlik devam ettiği sürece bizim bunları toparlamamız mümkün değil.

Ben, aylar önce burada yine bir torba kanun münasebetiyle kürsüye çıkmıştım. Konuşurken, ekonominin mevcut durumuyla ilgili olarak alınan tedbirlerin yeterli olmayacağını, bu tedbirlerin, o torba kanundaki tedbirlerin yeterli olmadığını özellikle söylemiştim ki içlerinde teşvikler de vardı. Sayın Maliye Bakanı da yeterli tedbirleri alacaklarını, getireceklerini söylemişti ama aylar geçti, bugün görüyoruz ki yine bir torba kanun var ama yine yetersiz. Maalesef, tedbirler yeterli değil, sıkıntılar aynı şekilde devam ediyor.

Şimdi, bu ikinci bölüm, 16’ncı maddeden 38’inci maddeye kadar toplam 23 maddeyi kapsıyor. Bunlar içerisinde iktidarın çok önemli olarak gördüğü maddeler var. Mesela, af niteliğinde bazı maddeler var, yine Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezinde tutulan çek, senet, kredi kartı gibi borçlara ilişkin kayıtların tamamen ödenmesi veya yeniden yapılandırılması hâlinde kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayabileceğiyle ilgili bir madde var. Bu, tavsiye kararı gibi bir madde olmuş.

Şimdi, bununla ilgili olarak esnafın, özellikle KOBİ’lerin çok büyük beklentileri vardı. Türkiye’de hemen hemen herkes bu çek, senet, kredi kartı gibi borçlarından dolayı Bankalar Birliği Risk Merkezinde kayıt altına alınmış vaziyetteydi, herkes af bekliyordu. Evet “Bir af çıkacak.” denildi, Hükûmet tarafından böyle bir açıklama yapıldı ama getirilen madde -biraz önce okuduğum şekilde- diyor ki: “Bankalar, kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınabileceği...” Böyle tavsiye niteliğinde bir kanun maddesi olur mu? Kanun maddesi “Alınır.” der, “Yapılır.” der, bir zorunluluk belirtir. Burada “Alınabileceği...” Tavsiye niteliğinde bir kanun yapıyoruz. Böyle bir kanun söz konusu olamaz değerli arkadaşlar, böyle kanun olmaz, böyle bir kanun yapma anlayışı söz konusu olamaz. Bunun esnafa, KOBİ’lere hiçbir faydası yoktur. Sadece Sayın Başbakan ya da ekonomiyle ilgili bakanlar çıkarlar “Esnafla ilgili cezaları affettik, onların Bankalar Birliğinde tutulan kayıtlarını affettik.” derler ama uygulamada hiç de böyle olmaz. Hiçbir özel banka bunu dikkate almaz, özellikle hiçbir özel banka dikkate almaz, bununla ilgili işlem yapmaz.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu torba kanunla ilgili olarak öyle bir sıkıntı var ki, Sayın Maliye Bakanı çıkıp da önce sunumunu bile yapmadı kanunun. 38 madde yani önemli bir yekûn tutuyor, aşağı yukarı 20 kanunda da değişiklik öngörüyor. Normalde Maliye Bakanının çıkıp “Biz bir torba kanun getirdik, arkasındayız, şunları şunları şunları getiriyoruz, iyi bir iş yapıyoruz.” demesi lazım. Maliye Bakanı konuşma yapmayacaktı. İktidar partisine mensup bir arkadaşımız bile konuşma yapmadı. Daha sonra, bizim ikazımız üzerine, grup başkan vekilimizin ikazı üzerine Maliye Bakanı çıktı, yeniden sunum yapmak zorunda kaldı. Yani, arkasında durulabilecek gibi de bir torba kanun değil maalesef, bu da onu gösteriyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tasarının arkasındayız Sayın Kuşoğlu. Tasarının arkasındayız, endişe etmeyin.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Arkasında olsaydınız, en baştan çıkardınız, gururla anlatırdınız “Şunları getiriyoruz, bunları yapıyoruz.” diye. İkaz edildikten sonra çıkılıp anlatılmasının bir anlamı var mı? Maliye Bakanı ya da Hükûmet adına birisi burada oturuyorsa çıkar, böyle…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Güçlü bir şekilde savunduk.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …güçlü bir şekilde savunur, sonradan çıkmaz, böyle olmaz.

Şimdi, sunumunuzda dediniz ki, Sayın Maliye Bakanı dedi ki: “Türkiye’de 2 alanda çok güçlü bir sistem var; kamu mali sistemi bir tanesi, bir de bankalar, bankacılık sektörü de çok güçlü.” Bankacılık sektörüyle ilgili bir şey söylemeyeceğim ama kamu mali sektörünün çok güçlü olduğunu, mali sisteminin çok güçlü olduğunu söylemek mümkün değil değerli arkadaşlarım. Eğer son günlerdeki gelişmeleri de izliyorsanız, son günlerdeki gelişmelere de bakıyorsanız, bunun karşısında çaresiz kalan bir kamu sektörünün, ekonomi sektörünün, ekonomi yönetiminin olduğunu görüyorsanız, bunu söylemeniz de mümkün değildir maalesef.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir de bunlar içerisinde, ikinci bölümde 2 tane af niteliğinde madde var. Sayın Başkan, özellikle, bunların da af niteliğinde olması nedeniyle nitelikli çoğunlukla geçmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum. 22’nci ve 36’ncı maddelerin bu şekilde dikkate alınması gerekir, her ikisinde de af niteliğinde hükümler var çünkü.

Değerli arkadaşlarım, evet, sıkıntılı bir günde biz burada kanun yapmaya çalışıyoruz, ben de gerçekten çok sıkıntılı olarak kürsüye çıktım. Böyle bir ortam içerisinde bazı konuları, söylememiz gereken konuları bile söylemekten imtina ediyoruz. Halkın taleplerini, ihtiyaçlarını anlatmak istiyoruz ama bunları dile getirmek bazen gırtlağımıza dayanıyor. Bugün, maalesef, ekonomik önlemlerden ziyade halkın artık temel talebi olan güvenlikle ilgili talepleri var, bunları bizlerin düşünmesi gerekiyor. Özellikle, pazartesi günü başlayacak olan bu Anayasa’yla ilgili, başkanlıkla ilgili teklifi çok iyi düşünmemiz, tartışmamız, halka sormamız, ayrıntılara girmemiz gerekiyor. Hepimizin bu konuyla ilgili çok önemli sorumluluğu var. İnşallah bu sorumluluğun altından hepimiz başarıyla kalkarız.

Hepinize bu vesileyle saygılar sunuyorum, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

İkinci bölüm üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben de öncelikle İzmir’de meydana gelen saldırıda hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyorum. Kimden gelirse gelsin, amaç ne olursa olsun şiddet olaylarıyla, şiddetle çözüm arama yöntemini doğru bulmadığımızı ve bu tür şiddet eylemlerini kınadığımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii kınamak yetmiyor çoğu zaman. Her seferinde meydana gelen, maalesef birçok insanımızın, yurttaşımızın canına mal olan olaylar kınamakla ya da hamasetle önlenemiyor. Daha dün Başbakan Yardımcısı ve Hükûmet Sözcüsü Sayın Numan Kurtulmuş Suriye politikalarını değerlendirirken başından beri Suriye politikasının büyük bir yanlış olduğunu ve yanlışlarla dolu olduğunu, şimdi bunları tamir etmeye ve düzeltmeye çalıştıklarını ifade etmiş oldu Hürriyet Ankara Bürosuyla yaptığı bir mülakatta.

Değerli arkadaşlar, biz Halkların Demokratik Partisi olarak, Suriye iç savaşı başladığı günden bu tarafa, bu kürsüde defalarca Suriye politikalarının yanlış olduğunu, Suriye’ye ilişkin AKP iktidarının tutumunun, Suriye’nin iç işlerine karışmasının, belli bir mezhep ekseni üzerinden politika oluşturmaya çalışmasının çok yanlış sonuçlar doğuracağını; hatta, Katar ve Suudi Arabistan’la ittifaklar üzerinden birtakım Selefi grupları desteklemesinin, IŞİD dâhil olmak üzere birçoğuna yardım etmesinin, Türkiye sınırlarını bu örgütlere açmasının büyük hata olduğunu; salt anti Esad ve anti Kürt politika üzerinden bu gruplara yapılan yardımların, sınır boylarında verilen imkânların eninde sonunda Türkiye’ye dönebileceğini ifade etmiştik. Bunun pek çok örneği vardır. Biliyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri geçmişte Rusya’ya karşı Afganistan’da Taliban’ı ve El Kaide’yi desteklemişti. Ama sonuçta ne olmuştu? Belli bir süreden sonra El Kaide dönüp Amerika’yı vurmuştu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Suriye politikasının yanlışlığının bize yansımasının kısaca bir geçmişini hatırlayalım: Ne idi bu politikanın ve zaman zaman IŞİD’le Türkiye’nin çıkar ilişkilerinin, kendi o gizli ilişkilerinin sonucu olarak Türkiye’ye yansıyan şey? İlk olarak, hatırlarsanız, 11 Mayıs 2013 yılında Reyhanlı’da bir bomba patlamıştı ama o dönem Hükûmet, IŞİD’e mal etmemek adına bu eylemi ısrarla Beşar Esad’a mal etmeye ve bu şekilde üstünü örtmeye çalıştı. Sonra, 20 Mart 2014’te Niğde’de, yine IŞİD’li 3 militan, yol kontrolü yapan askerlere saldırdı ve 1 astsubay, 1 asker ile yine 1 sivili katletmiş oldu. O yargılamadan hâlâ bir sonuç çıkmış değil.

Yine, değerli arkadaşlar, 6 Ocak 2015 tarihinde Sultanahmet’te turistlere yönelik bir saldırı gerçekleşti. 18 Mayıs 2015’te Adana ve Mersin HDP binalarına yönelik bombalı saldırılar, 5 Haziran 2015 günü partimizin Diyarbakır mitinginde, seçimden bir gün önce bombalı saldırı gerçekleştirildi. 20 Temmuz 2015’te Suruç katliamı gerçekleşti ve bunun devamında IŞİD veya IŞİD benzeri cihatçı gruplarca Türkiye’de eylemler devam ettirildi. 10 Ekim 2015’te Ankara Gar katliamı gerçekleştirildi. İstanbul’da İstiklal Caddesi, yine Atatürk Havalimanı canlı bomba eylemleri gerçekleştirildi. Gaziantep’te bir düğüne yönelik eylem gerçekleştirildi ve en son Reina saldırısı gerçekleşti.

Bütün bu eylemlerde -hatırlayalım geçmişi- iktidarın, Hükûmetin yaklaşım tarzı ya kokteyl örgütlere mal etme ya da bir şekilde IŞİD’e hâlâ toz kondurmama, IŞİD’in yapabileceği olasılığına ihtimal vermeme gibi bir yapı içerisine girdi. Oysa, değerli arkadaşlar, Suriye’de beş yıl boyunca beslediği, her türlü imkânı sağladığı, yurt dışından gelen pek çok yabancı uyruklu IŞİD teröristinin elini kolunu sallayarak Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmesine imkân sağlayan Türkiye, ne zamanki uluslararası konjonktür ve şartlar IŞİD terör örgütünün terörist bir örgüt olduğu noktasında kaçınılmaz bir hâl, Türkiye açısından da kaçınılmaz bir hâl aldı ve Türkiye, zorunlu olarak terörist örgüt olarak ilan etmek, özellikle Kürt koridorunun oluşmaması için Cerablus yani Fırat Kalkanı operasyonuyla beraber IŞİD’le karşı karşıya geldi, ancak o zaman IŞİD de işte, tıpkı geçmişte Amerika’nın El Kaide örneğindeki gibi, ektiğinin bu sefer karşılığını biçmeye başladı.

Değerli arkadaşlar, Orta Doğu’da geçmişten, tarihsel ortaklıklardan, tarihsel deneyimlerden dersler çıkarmadan, salt konjonktürel, salt belli bir etnik veya kültürel yapı üzerinden politika üretirseniz o politikanın sonucu bumerang gibi, o yanlış dönüp sizi vuracaktır. Bugün de El Bab, Halep takasından sonra, El Nusra terör örgütünün de Türkiye tarafından terk edilmiş olmasının bir sonucu olarak Türkiye bir bedel ödeyecektir. Sadece El Nusra değil, El Bab’daki tıkanma, Rusya ve İran’la Moskova’da yapılan anlaşmadan sonra, muhtemeldir ki Türkiye salt orada bir Kürt oluşumu oluşmaması adına şimdiye kadar desteklediği örgütleri terk edeceğine göre -buna ÖSO da dâhil- bütün bunların sonuçta döneceği Türkiye’dir, vuracağı Türkiye’dir. “Kürt koridoru oluşmasın diye Kürt karşıtı her örgütü desteklerim.” mantığıyla, zihniyetiyle hareket ettiğinizde ve sonuç almadığınızda da bu örgütleri, tıpkı şu anda El Nusra’yı Halep’te satmak gibi dönüp rejime sattığınızda, terk ettiğinizde, bu örgütler dönecek, IŞİD benzeri, Türkiye’ye saldıracaktır. Bu itibarla, Sayın Numan Kurtulmuş’un “Suriye’de izlediğimiz politika yanlıştı.” söylemini bir öz eleştiri olarak kabul ediyoruz ama bundan sonra yeni bir yanlışa mahal vermeden, doğru politikalar ekseninde ama özellikle ülke içinde demokratik, özgürlükçü ve barış esaslı bir politika inşasıyla, aynı şekilde, dış ilişkilerde de, Suriye’de Kürtler başta olmak üzere, tüm dost halklarla demokratik, eşit, özgürlükçü bir Suriye’nin oluşması temelinde bir politika üretilirse eğer, bu durumda Türkiye, Orta Doğu’daki bu çıkmazdan en faydalı ülke olarak çıkacak; demokratik, barışçıl bir ülke olarak geleceğini inşa edecektir. Yoksa, “Suriye politikası yanlıştı.” deyip, yeni bir yanlış politika izlerseniz, bunun yansıması, maalesef, bize ve halklarımıza ağır bedeller ödettirecektir. Nitekim, bütün hamaset söylemlerine, “Son terörist kalıncaya kadar operasyonlar devam edecektir.” denmesine rağmen, ne IŞİD bitiriliyor ne IŞİD saldırıları durduruluyor ve yarın ne tür saldırılarla karşılaşacağımız da meçhul. Bu nedenle, Hükûmetin tekrardan doğru politikaya dönmesini talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Adıyaman.

Sayın Erhan Usta, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, mezhep düşmanlığı çıkararak ve hayat tercihleri itibarıyla ülkemizi bölme oyununa hiç kimsenin düşmemesi ve siyasetçiler ile kurumlar olarak mezhep üzerinden, din üzerinden ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Az önceki, hayat tarzıyla ilgili tartışmaya ben de bir katkı da bulunmak istiyorum. Biz biliyoruz ki ülkemizde mezhep düşmanlığı çıkarma, hayat tercihleri itibarıyla ülkemizi, milletimizi bölme çabaları eskiden beri terörizmin ve onun yurt dışındaki ağababalarının bu ülkede bitmeyen bir oyunudur. Bu oyuna hiçbirimizin düşmemesi lazım. Ecdadımızın hoşgörü ve adaletle yönettiği yıllar -ki genelde böyle olmuştur ama- bunun zirve yaptığı yıllar, biz biliyoruz ki ülkemizde huzurun, sükûnetin de zirve yaptığı yıllar olmuştur. Hatta, tarih şahittir ki zulme uğrayan, dost arayan insanların en emin sığınağı yüzyıllar boyunca bizim milletimizin kalbi olmuştur.

Genel Başkanımız bu Salı günkü grup toplantısında bu konuyla ilgili olarak merhum hünkârımız II. Mahmut’un şu veciz ifadelerine yer vermiştir konuşmasında. Diyor ki II. Mahmut: “Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini havrada fark ederim. Aralarında başka türlü bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.” Dolayısıyla, biz de hem burada siyasetçiler olarak hem de kurumlar olarak mezhep üzerinden, din üzerinden ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanmamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız.

ERHAN USTA (Samsun) – Kurumlarımızın da buna azami özen göstermesi lazım. Bu, ülkemizin huzur içinde yaşaması açısından çok hayati önemi haiz bir konudur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.32

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan (1/796) esas ve 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini dile getirmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bugün İzmir’de yaşanan bu elim olayda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; Türk milletinin başı sağ olsun; yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Bugün öğlen, yine, El Bab’da şehit olmuş olan Hamza Şimşek astsubayımızın cenazesindeydik; kendisi köylüm ve defin olayına gittik.

Tabii, ocaklar sönüyor, ocaklar Türk milletinin, bu milletin ocağının sönmemesi için sönüyor ama umuyoruz ki -bugün orada dua ettik, bu son olur dedik ama daha oradan ayrılmadan İzmir’de yaşanan olayı öğrendik- inşallah bunlar son olur, temennimiz budur. Bu terörün, ülkemize, milletimize, bayrağımıza, devletimize kastedenlerin sonunu hep birlikte, el ele, milletçe getireceğiz diye umuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı, yine konu itibarıyla hiçbir bağlantısı bulunmayan birçok konuyu içine alan bir torba yasa. Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen torba kanunlarda her düzenlemenin ilgisine göre görüşülmesi, torba kanun yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Başbakanlığın Mevzuat Hazırlama Usul Ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliği’ndeki hususlara aykırı olarak geliştirilen bu tasarıda da maalesef farklı alanlarda getirilen düzenlemelerle ilgili etki analizi de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, tasarının muhtemel fayda ve maliyetlerinin analizi yapılamamaktadır. Tasarının genel gerekçesinde yatırım ortamının iyileştirilmesi, işlem maliyetinin azaltılması, işletmelerin büyümelerinin teşviki, yatırım, üretim ve istihdamın artırılması hedeflenmiştir. Maalesef, tasarıyla istihdam konusunda getirilen tek düzenlemenin 35’inci maddede Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine ilave kadro ihdas edilmesi olduğu görülmektedir.

Bugüne kadar yatırımın, üretimin artırılması amacıyla pek çok torba kanun hayata geçti. Milliyetçi Hareket Partisi olarak üretimi, istihdamı, büyümeyi artırıcı gördüğümüz düzenlemelere hep destek olduk ancak alınan tedbirlerin günlük ve palyatif olduğunu, bir bütünlük içinde olmadığını ve stratejiden uzak düzenlemeler olduğunu da ifade ettik. Bu yüzden, bugüne dek getirilen düzenlemelerin çoğu da maalesef etkisiz kaldı, geldiğimiz nokta da bunu teyit etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi 2016 yılını kâbus gibi geçirmiştir, büyüme negatife dönmüş, tasarruflardaki yetersizlik, dış ticaretteki gerileme, cari açıktaki düşüş seyrinin tersine dönmüş olması, bütçe açığının büyümesi, Türk lirasının -yüzde 30’a yaklaşan- değer kaybetmesi söylenebilecek bazı başlıklardır. Esasen, ekonomik darboğazın temel bileşenleri ortaya çıkmıştır. Bunlara adaletsiz vergiler, genç işsizlik, kayıt dışılık ve sosyal hayata ilişkin çarpıklıklar eklenince toplumsal uzlaşma dinamiklerini tehdit altına almıştır. Türkiye ekonomisi gün geçtikçe emsal ülkelerden negatif yönde ayrılmaktadır. Ekonomi politikasında rant temelli yaklaşım, üretimden uzaklaşma, işsizlik, enflasyon, artan borçluluk, yolsuzluk, öngörülebilir bir hukuk ve adalet düzeninin olmaması ekonomik gelişmeleri olumsuz etkilemektedir. Böyle giderse önümüzdeki yıl ekonomideki sıkıntıların daha da artması kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının ikinci bölümünde yer alan bazı madde hükümleriyle getirilen bazı düzenlemelere de dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Esasen, burada KOBİ’lere dönük getirilen, hazinenin zararını üstleneceği Kredi Garanti Fonu düzenlemesi, esnaf sicil affı, imalat sanayisi ve KOBİ’ler için kurumlar vergisi avantajları, SGK prim teşviki, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hususlar önemli ve gecikmiş uygulamalardır. Bu uygulamaları olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum ancak tasarının 21’inci maddesinde vergi müstesnası tanıyan ve öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyetlerinde bulunan vakıflara kırk dokuz yıl süreyle bedelsiz hazine taşınmazı sağlanması dikkate alınması gereken önemli bir düzenlemedir. Türkiye’de izinsiz ve denetimsiz vakıf ve derneklerin yurt ve eğitim kurumlarında yaşanan olumsuz olaylar ve gelişmeler, yoksul ailelerin çocuklarının cemaat ve tarikat benzeri oluşumlar eline bırakılmaması, ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması önemli bir husus olarak karşımızdadır.

Buna ilave olarak, kanun tasarısı, tercihi üç bakanlığa bırakmaktadır. Bu husus belli vakıflara aktarım mı yapılacağı şüphesini barındırmaktadır.

29’uncu maddede, usulsüz olarak ithal edilmesi nedeniyle gümrükte el konulan çoğu lüks araçların ÖTV ödenmesiyle iade edilmesi bu tarz kaçakçılığı özendirecek ve belli bir zümrenin menfaatlerini kayıracak niteliktedir.

36’ncı maddede, limanlarda yabancı bandırayla demirleyen gemi ve yatların Türk bandıralı hâle getirilmesini amaçlayan bir düzenleme yapıldığı ifade edilmektedir, ancak varlık barışı kapsamında yabancı bayrak taşıyan lüks yatların vergi, harç ve fonlardan istisna tutulması, müeyyidelerin affedilmesinin, 2017 yılında 16 milyar TL’lik gelir kaybına yol açacağı hesaplanmaktadır.

23’üncü maddede, işletmelere kredi garanti kurumları tarafından verilecek hazine destekli kefalet tutarı 250 milyar TL’ye çıkarılmakta, böylece işletmelerin finansa erişim imkânlarının artırılması hedeflenmektedir. Böylesine büyük bir meblağın ve ortaya çıkan kefaletin, bankacılık ve ülke ekonomisi açısından önemli risk teşkil ettiği unutulmamalıdır. AKP döneminde, ülkemizde üreticimizin rekabet gücünü kaybetmiş olduğu görülmektedir, sadece ayakta kalmak için mücadele veren esnafımız, büyümek için yeni yatırımlar yapmaktan da tamamen uzaktır. Ciddi boyutta nakit sıkışıklığı ve tahsilat sıkıntısı bulunmaktadır. Aslında, bugünlerde yaşadığımız belki bir nakit sıkıntısı olarak da ifade edilmeyebilir. Bunun tam bir adını koymak gerekirse, bana göre, “nakit işlem donukluğu” olarak ifade edilebilir. Aslında piyasada, ekonomide para var ama insanlar güvensizlikten dolayı nakit işlem yapmaktan kaçınmakta, nakit işlem yapmaktan korkmaktadırlar. Onun için, bir an önce ekonomide, ekonomik aktörlere bu güvenin verilmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, sicil affı konusunda da getirilen düzenlemede Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezinde tutulan çek, senet ve kredi kartı borçlarına ilişkin kayıtların tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması hâlinde kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayabileceği ifade ediliyor. Bu konularla ilgili endişemizi daha önceki konuşmalarda İstanbul Milletvekilimiz Arzu Erdem Hanımefendi dile getirdi.

Ben, bu vesileyle, bu düzenlemelerin eksikliklerine, yanlışlıklarına rağmen tüm ülkemiz ve Türk milleti için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakaya.

İkinci bölüm üzerinde gruplar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, şahsı adına söz talep eden milletvekillerine söz vereceğim.

Şahsı adına ilk konuşmacı İbrahim Aydemir, Erzurum Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum ve şahsınızda yüce Meclisimizi, milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz yasa tasarısının ismi çok açık: “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı.” Öyleyse küçük bir tarif yapmak isterim, emekli tarifi, özgün, bize ait bir tarif: “Emekli, memlekette yükselen büyük eser ve hizmetlere emeğiyle can veren kişidir.” ve ilave ediyoruz, “Emekli, tecrübe ve emeğiyle, geleceğe yürüyen Türkiye’nin gerçek mimarıdır.” Tarif buysa arkadaşlarım, ak anlayış, ak dava, ak iradenin hakkını verme adına bir başka tespit daha yapmak gerekiyor, şöyle: İktidar serencamımızda, çalışanlar, işverenler ve emekliler arasında hakkaniyetli bir denge oluşturmayı temel prensip olarak benimsedik. Netleştirmek için satır satır kayda geçmek istiyorum. AK PARTİ iktidarlarında emeklilik hizmetleri geçmişle kıyas kabul etmez bir biçimde etkinleştirildi. Hususen, aylık bağlama süreleri kısaldı ve en mühimi; bıktıran, ezen, üzen bürokrasi asgari seviyeye indi. Bu yüzdendir ki dualar, halis yakarışlar sağanakvari üzerimize yöneldi.

Elhamdülillah şükrediyoruz ve devam edelim. Emeklilerimizin enflasyon karşısında korunmasına azami özen gösterdik. Dahası, bir önceki yıla nispetle gelirlerinde ciddi artışlar sağlanmasına yönelik çalışmalar yaptık. Mali parametreler, değerler, bu anlamda, ak yürekler için yüz akı mahiyetindedir.

Dahası var. Çalışanların en büyük hayalleri hepimizin malumudur: Yuva sahibi olabilmek, kendine ait bir konut edinmek. Buna dönük özel çalışmalarımız oldu. TOKİ eliyle emeklileri uygun şartlarla ev sahibi yapma iradesini ortaya koyduk. Önümüzdeki zaman diliminde bu yolda çok daha büyük adımların atıldığına şahit olunacaktır.

Sürdürelim. Bir başka muasır yaklaşımı daha sergiledik: Emeklilerimizin maaş alım çilesine son verdik. Adrese teslim maaş ödüyoruz artık ve hiçbir yük, hiçbir maddi külfet yüklemeden bunu yapıyoruz.

Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; son grup toplantımızda Başbakanımızın özel bir aktarımı oldu; muştu mahiyetli, müjde niyetine. Esnaf ve ahilik fonu ihdas ediyoruz tıpkı işsizlik sigortası gibi. Zora giren, dara düşen esnaf artık endişe etmeyecek. Ayrıntı, tafsilat, inşallah Genel Kurula geldiğinde çok daha net, çok daha berrak bir hâlde sunulacak.

İhmal ettiğimiz hiçbir kesim yok şükür. Çalışan da, çalıştıran da başımızın üzerindedir.

Bunları yani yaptıklarımızı inayet mahiyetinde de görmüyoruz. Yaptığımız iş, hak teslimidir, hakşinas olmanın gereğidir. Böyle olduğu içindir ki milletimiz de ak kadroları yüreğinin en mutena yerine raptetti. 15’inci yıla girdik, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla daha nice on beş yıllık hizmet dönemlerimiz olacak.

Değerli arkadaşlarım, dünya âlem bilir ki bunları yaparken siyaset zemini sulh ve sükûn üzere değil, ülkenin önünü kesmek isteyenlere rağmen yapıyoruz bütün bu hizmetleri. İçeriden ve dışarıdan yönelen onlarca iblisane, şeytani oyuna karşın ak irade hizmette hep berdevam oldu. Bakınız, sadece 2016’nın ikinci yarısına projekte olunuz lütfen. Osman Gazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Avrasya Tüneli, Ilgaz 15 Temmuz İstiklal Tüneli, Filyos Limanı ve Endüstri Bölgesi, bütün bu projeler Türkiye’nin ak bir vizyon içinde kalkınma ve gelişme kararlılığının kaydıdır. Bizi bu alanda istihdam eden ilahî iradeye şükrediyoruz ve dua sadedinde talepte bulunuyoruz. Kalkınma, gelişme, ferahfeza yaşama adına olmazsa olmaz şartın sağlanması için yani dönemsel hâldeki istikrar ve itimadın kurumsal hâle gelmesi için, yeni dönemin kapısı açılsın diye niyazda bulunuyoruz. Dille olduğu kadar hâlle de bunu yapıyoruz.

Yüce Meclisimiz Anayasa değişikliğini destekleyerek bir tarih yazacaktır inşallah. Bu yolda emeği geçen, millet iradesini Anayasa’ya bir şeref damgası olarak vurmaya çalışan herkese ve her kesime medyunuşükranız.

Konuşmamı bitirirken bugün İzmir’de yaşanan ve elem veren hadiseyi üzüntüyle karşıladığımı, teröristleri şu millet kürsüsünden lanetlediğimi ifade etmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – …ve onlara dönük, şu kürsüden asla ve kata, bir defa dahi, kınama sadedinde laf etmeyenleri de burada kınıyorum, lanetliyorum. Dadaşlar adına bunu yapıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydemir.

İkinci bölüm üzerinde şahsı adına Utku Çakırözer, Eskişehir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Güzel İzmir’imizde meydana gelen terör saldırısını lanetliyorum. Şehitlerimiz polis memuru Fethi Sekin ve adliye kâtibi Musa Can’a Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasa’ya aykırı olarak yine bir torba kanun olarak önümüze gelen bu tasarıda neler var? Görünen yüzü emekliler, 400 bin memur emeklimizi yakından etkiliyor. Günlerdir “emeklilere ikramiye”, “emeklilere yılbaşı armağanı” diye anlatılıyor. Memur emeklilerimizin otuz yıldan fazla hizmetleri emekli ikramiyelerinden sayılmıyordu, şimdi bu düzenlemeyle bu sorunu çözeceğiz. Aslında bu sizin marifetiniz de değil, Anayasa Mahkemesinin marifeti. Siz kararın gereğini ancak iki yıl sonra önümüze getirebildiniz. “Emekliye üç kuruş ikramiye” deneceğinden utanmasanız aslında kuruşla ödeme yapacaktınız. Komisyonda bizlerin uyarısı doğrultusunda kuruşla ödemeden vazgeçildi ve minimum 100 lira ödemeye çıkarıldı. Vatandaşa, vergilere, zamlara gelince “güncelleme” diyorsunuz ama gariban emeklilerin hakkı olan, Anayasa Mahkemesi kararıyla hakkı olan bu ödemelerin güncellenmesi yönündeki taleplerimizi dinlemiyorsunuz. Birçok konuda geriye dönük aflar getirebiliyorsunuz, düzenleme yapabiliyorsunuz. Milyon dolarlık yatlardan, gemiciklerden, kaçak Mercedeslerden kuruş vergi alınmıyor ama işte, kul hakkı böyle yenerek emeklilerin hakkı olan bu ikramiyeler güncelleme yapılarak faizleriyle ödenmiyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu pakette adrese teslim, kişiye ya da kuruma özel düzenlemeler de var. Bakın, daha şurada kaç hafta oldu, hepimizi yasa boğmuştu; Aladağ’daki cemaat yurdundaki yavrularımız yeterli önlem alınmadığı için diri diri yanmışlardı. Konya Taşkent’te 2008’de ruhsatsız Kur’an kursunda 17 öğrenci ile 1 eğitmen yine kaldıkları yurtta canlarını kaybettiler, davası sekiz yıldır sürmekte. Diyarbakır Kulp’ta yine bir Kur’an kursu yatakhanesi binasında elektrik sobası devrildi, 6 çocuğumuz öldü. İşte Karaman’da, Ensar Vakfına yakın kişilerin kiraladığı evde 9-10 yaşlarındaki 45 öğrenciye eski bir Ensar Vakfı öğretmeni yine tecavüz etti. Bakın, daha iki gün önce Ensar Vakfının Rize Şube Başkanı 2 çocuğa cinsel istismar suçundan yirmi dört yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Peki, bu pakette ne var? Bu pakette zaten büyük ayrıcalıklarla donatılan bu vakıfların da aralarında olduğu okul ve yurt işleten birçok vakfa kamu mallarının kırk dokuz yıllığına bedava verilmesi var; şu anda az da olsa kira sözleşmesi olanların da yine bedelsiz hâle getirilmesi var. Biz bu konudan son derece endişeliyiz. Bunun için bu Mecliste komisyonlar kuruldu. Ensar meselesi unutulmadı. TÜRGEV’le ilgili şeffaflık hâlâ yok. Bakın, 15 Temmuz sonrası “FET֔ denen hadiseyi şimdi konuşuyoruz. Peki, bu, nasıl bu hâle geldi? Okullarına, yurtlarına, dershanelerine verdiğiniz desteklerle geldi. Oralardan yetişen çocuklar o gece Meclisi bombalayanlardı. Hiç mi ders almıyoruz hatalarımızdan? Biz bunları Anayasa’da yazdığı gibi sosyal devlet yapsın istiyoruz -okulunu, yurdunu- sıkı denetim istiyoruz, siz ise devletin elinde ne var ne yok bedelsiz bu vakıflara vermek istiyorsunuz. Aladağ’da yanan çocuklar hiç mi vicdanınızı sızlatmıyor? Kaçak göçek yatılı Kur’an kursu yurtlarında yitip giden yavrularımız hiç mi sizleri üzmüyor? Göre göre bu yapılmaz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu pakette işverenlere yine asgari ücret desteği var. Biz Komisyonda sorduk hem emekçiye hem işveren temsilcilerine, bu desteğin sendikalı, toplu iş sözleşmeli iş yerlerinde de uygulanmasını istediler ama bu talep Hükûmet tarafından dinlenmedi. Ayrıca, mutlaka çiftçilere, esnafımıza ve muhtarlarımıza yönelik de aynı desteği vermemiz gerekirdi, maalesef yapılmadı. Asgari ücretten vergi alınmaması talebimizi yineledik. Açlık sınırının üzerine asgari ücreti mutlaka çıkarmalıyız ama bu pakette bunların hiçbiri yapılmıyor.

Değerli arkadaşlarım, yine bu pakette milyon dolarlık gemilere, yatlara, gezi teknelerine vergi affı var. Hiçbir vergi, harç ve fon alınmayacak, geriye dönük sorulamayacak bile “Kim verdi? Nasıl aldın?” diye. Bu kadar geniş muafiyet getirilmesi ister istemez akıllara “Adrese teslim, kişiye özel bir düzenleme mi yapılıyor?” sorusunu getiriyor. Zenginlerin yatlarından, sürat teknelerinden, gezi teknelerinden hiç vergi alınmayacak ama yurttaşın Hacı Murat’ından, vosvosundan, pır pır motosikletinden vergi alınmaya devam edilecek. Bu, haksızlıktır, eşitsizliktir, adaletsizliktir. Gelmesin demiyoruz, tabii ki gelsin, Türk Bayrağı altına girsinler ama teknelerimiz “Türk Bayrağı altına giriyor.” adı altında kara para aklamaya da göz yumamayız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, ne yapacağız, ne yapmamız gerekiyor, onu da söyleyeyim. Her şeyden önce sözde Anayasa değişikliği, özde rejim değişikliği olan, otoriter rejime geçiş olan paketin geri çekilmesi lazım, OHAL’i bitirmeli, bir an önce normal olağan düzene geçmeliyiz. Anayasa paketini geri çekin, OHAL’i kaldıralım, gazetecileri, milletvekillerini serbest bırakalım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – ...elikanlı darbecilerle, onların destekçileriyle masum yurttaşları birbirinden ayıralım, daha çok diyalog içinde olalım, konuşalım, tartışalım, toplumsal barışımızı sağlayalım. İnanın biz bunları yapabilirsek bu paketten çok daha büyük bir etki yaratabiliriz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

Sayın milletvekilleri ikinci bölüm üzerinde gruplar adına ve şahıslar adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam edilmesi yönünde bir önerge Başkanlık Divanına ulaşmıştır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam edilmesini teklif ederiz.

    Lale Karabıyık                                      Özgür Özel                                         Musa Çam

          Bursa                                                Manisa                                                İzmir

Fatma Kaplan Hürriyet                             Kazım Arslan

         Kocaeli                                               Denizli

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum...

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır.

Yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Şimdi yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin isimlerini tespit edeceğim.

Sayın Özel, Sayın Karabıyık, Sayın Çam, Sayın Çakırözer, Sayın Üstündağ, Sayın Yiğit, Sayın Arık, Sayın Çamak, Sayın Arslan, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Zeybek, Sayın Akaydın, Sayın Özdemir, Sayın Yıldız, Sayın Bakan, Sayın Durmaz, Sayın Basmacı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tamaylıgil, Sayın Kara, Sayın Atıcı, Sayın Akyıldız, Sayın Sarıhan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.54

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen görüşmelere devam önergesinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Görüşmelere devam önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi, ikinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Ara vermiş olduğumuz için sisteme giren arkadaşların kayıtları silindi ama kayıtlar bende var, okuyacağım, bu sıraya göre arkadaşlar yeniden sisteme girsinler.

Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Kuşoğlu, Sayın Karabıyık, Sayın Kazım Arslan, Sayın Zeybek, Sayın Durmaz, Sayın Atıcı, Sayın Baki Şimşek, Sayın Çamak.

Soru işlemini başlatıyorum.

Sayın Kaplan Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son açıklanan raporlara göre sadece Kocaeli’de 89 kişi ve ülke genelinde 1.970 kişi, maalesef, iş cinayetlerinin kurbanı oldu. “İşçiye ve halka OHAL yok.” denilmesine rağmen OHAL koşullarının işçiler aleyhine sürdüğü düşünülürse bu konuda önlem almayı ve örgütlenmenin, özellikle, işçilerin örgütlenmesinin önünü açmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, buyurunuz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu son servet affıyla ilgili yurt dışından 31/12’ye kadar ne kadar döviz, altın ve kanunda zikredilen servet unsurları geldi, onları öğrenmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık, buyurunuz.

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, engelli kadrolarını artırmak gibi bir çalışmanız olacak mı? Zaten, mevcut engelli kadrolarının da tamamı dolu değil. Bunların devamı nasıl gelecek, bir bunu öğrenmek istiyorum.

Bir diğer sorum: KPSS sınavı ve mülakatla birlikte sözleşmeli olarak öğretmenler alınıyor ancak burada KPSS sınavının yanında mülakatın oranının ne olduğu maalesef belli değil. Burada bir mülakat oranı en azından gelmek zorunda. Bu belirsizliği nasıl aşmayı düşünüyor Hükûmet? Bu konuda da -önemli olduğunu düşünerek- bütün öğretmenler için ve adaylar için bilgi almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kazım Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Görüşmekte olduğumuz 446 sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesine göre, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan, öğrencilere yönelik eğitim ve yurt faaliyeti sürdüren vakıflara, hazineye, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırk dokuz yıl süreyle bedelsiz irtifak hakkı verilmektedir. Bu şekilde yapılan işlemlerle devletin imkânlarının yandaş vakıflara tahsis edilmesinin nedeni nedir? Devletin yandaş ve tarikat yurtlarına bu taşınmazları bedelsiz tahsis etmek yerine kendisi yapsa, öğrencilerimizin barınma ihtiyacını karşılamış olsa daha iyi olmaz mı?

İki: Geçmişte gerek okul gerekse yurtların tarikatlara bırakılmış olması nedeniyle 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren tarikat yurtlarında ve evlerinde yetişen gençlerin yaptıklarını unuttunuz mu? Bu olup bitenlerden hâlâ ders almadınız mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Bakanım, esnaf iflas ettiği zaman işsizlik sigortası uygulamasına geçmek istiyorsunuz. Bu uygulamanın, geçmişte AKP’nin uygulamalarında görüldüğü gibi, örneğin, deprem fonundaki uygulaması gibi bir karnesi olması gerekiyor. Bu uygulamanın da esnaf battığı zaman, batan esnafın bu fonla beslenmesi, bunun ihtiyaç ve giderlerinin, zararlarının giderilmesi açısından bir faydasının olmayacağı ama bu fonun genelde, toplandığı zaman Türkiye’de bir bütünlük arz edeceği, fondan ekonomik bir katkı sağlanacağı gerçektir. Bu gerçeği görerek, buradan toplanan fonların gerçekten esnafımıza dağıtılması veya ona işsizlik maaşı ödenmek isteniyorsa esnafımızın zarar etmemesi, iflas etmemesi için önlemler alınması gerekiyor. Bu konuda da çalışmalarınızı bekliyoruz esnafa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Kıbrıs, doğu, güneydoğu gazileri 2017 yılında Hükûmetten bir özel kendilerinde farkındalık isterler, bu konuda Sayın Maliye Bakanlığımızın bir çalışması var mı, öğrenmek istiyorum.

Yine, Şubat 2017’de biliyorsunuz öğretmenler yarı yıl sonrası atama beklemektedirler. Sayıları 400 bini aşan öğretmen varken öğretmenlikte de taşeron sistemi getirildi, bundan vazgeçip eğitimli, donanımlı atama bekleyen öğretmenlere yönelik bir çalışmanız var mıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son altı ayda olağanüstü hâl yetkileriyle ülkeyi nasıl yönettiğinizin erken sonuçlarına bir bakalım. Terör bitti mi? Hayır, tam tersi azdı. Ekonomi düzeldi mi? Hayır, tam tersi dolar 4 liraya gidiyor. Ülkeyi kış ortasında elektriksiz bıraktınız. Yaptığınızı kimse görmesin, duymasın, okumasın diye gazeteci, öğrenci, muhalif kim varsa içeri aldınız. Üniversitelere rektör seçimini kaldırdınız. Yandaşlarınızı sınavsız memur yaptınız. Gözaltı süresini otuz güne çıkardınız. Yetmezmiş gibi, olağanüstü hâli dokuz aya uzatmak için toplanması gereken Millî Güvenlik Kurulunu toplanmış gibi yaparak usulsüz bir şekilde devleti yönetme provalarından birini yaptınız. Başbakanın deyimiyle on dört yılda devleti yıkılma, bölünme noktasına getirdiniz. Sizce başkanlık bu ülkenin en önemli sorunu mu? Başkanlık hangi derde deva olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baki Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, sorularım akaryakıt sektörüyle ilgili. Bayilere kurulan otomasyon sisteminin aynısını ana dağıtım şirketlerine niye kurmuyorsunuz?

İkinci sorum: Bazı ana dağıtım şirketlerinin kendisine ait alt bayisi olduğu için kendi bayileri üzerinden iki kârı birleştirerek normal bayinin alış maliyetinin altında satış yapıyorlar, bu da rekabeti engelliyor.

Gemilere vermiş olduğunuz ÖTV’siz yakıt, illegal olarak piyasaya giriyor, vergi uygulama biçiminin değiştirilerek burada ucuz akaryakıt yerine bunun…

ÖTV’siz yakıtın nakliyecilere de verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Maliyetin altında satılan tüm ürünlerin sorgulanması ve kayıt dışı kabul edilmesi gerekiyor.

Bir de anlık faturalı irsaliyeyle sevk yapılmamalı. Bir irsaliyeyle birden fazla sevkiyat yapılmasına müsaade edilmemesi gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sosyal bir devlette eğitim ve barınma hizmetleri devletin sorumluluğundadır. Oysa ülkemizde vakıflar ve cemaatler âdeta millî eğitime paralel bir yapılanma içerisindeler. Bu durumun yarattığı sorunların bedelini ne yazık ki çocuklarımız ödemektedir. Yeni eğitim öğretim yılında binlerce öğrenci yurtlara yerleşemedi. Bu yüzden okulunu bırakan çocuklar tanıyorum.

15 Temmuzdan sonra el konulan yurtların vakıflara devredildiği doğru mudur?

446 sıra sayılı Tasarı’da yapılan değişiklikle “Hazineye ait taşınmazlar, bina, arsa vesaire eğitim veren ve yurt sağlayan vakıflara bedelsiz olarak tahsis edilecek.” denilmektedir. Burada anılan vakıflar hangileridir? Bu vakıflar hangi kriterlere göre belirlenecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sibel Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şubatta öğretmen atamasının olup olmayacağı konusunda geçen aralık ayında Millî Eğitim Bakanının cevabı “belli değil” olmuştu. Sayın Maliye Bakanı, siz bu konuda bir bilgilendirme yapabilir misiniz acaba, şubatta öğretmen atamaları olacak mıdır?

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Şimdi, cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Hürriyet işçi cinayetleri konusunda birtakım bilgiler verdiler, teşekkür ediyorum. Hiçbirimizin asla tasvip etmeyeceği, karşı duracağı bir sosyal hadiseden bahsettiler. Vermiş olduğunuz rakamlar da gerçekten ürkütücü. Bunlara karşı mutlaka ortak mücadele etmemiz gerekir. Ama iş ortamında örgütlenme, işçi haklarının geliştirilmesi konusunda Hükûmetimiz döneminde önemli düzenlemeler yapıldı.

İkinci olarak da, baştan beri söylüyoruz, uygulamalar da bu şekilde gidiyor, biz devlete karşı olağanüstü hâl ilan ettik. Hiçbir zaman için vatandaşın gündelik hayatını etkileyecek bir düzenlemeyi asla bugüne kadar uygulamadık, bundan sonra da uygulamayacağız.

Sayın Kuşoğlu varlık barışıyla ilgili bir soru sordular, yıl sonu itibarıyla bu kapsamda getirilen varlıklara ilişkin olarak. Öncelikle şunu ifade edeyim: Biliyorsunuz, varlık barışı olarak ifade ettiğimiz uygulamayla ilgili süreyi uzattık. Bakanlar Kurulu, kanunun verdiği yetkiyi kullanmak suretiyle altı aylık bir süre uzatımına gitti. Bakanlık olarak bu konuda bir tebliğ düzenlemesi yaptık, varlık barışı uygulamasına açıklık getiren, uygulamayı yönlendiren bir tebliğ düzenlemesi oldu. Böylelikle vatandaşlarımız yurt dışında olan varlıklarını, parasını, dövizini, altınını, menkul kıymetlerini rahat bir şekilde, güvence içerisinde Türkiye’ye getirebilecek; bankalarımız, finansal kuruluşlarımız kendisine bu şekilde getirilen varlıkları kabul edecekler. Yine, bu şekilde varlık getiren vatandaşlarımızla ilgili olarak herhangi bir şekilde araştırma, inceleme, soruşturma asla söz konusu olmayacak.

Biz de Bakanlık olarak, varlık barışı uygulamasıyla ilgili özellikle önümüzdeki aylardan itibaren yoğun bir çalışma yapacağız. Vatandaşlarımıza varlık barışı uygulamasını anlatacağız, tanıtacağız ama şunu da ifade edeyim ki, varlık barışı kanunu çerçevesinde vatandaşlarımız bu imkândan yararlansın çünkü 2018’den itibaren geriye de dönük olmak üzere yurt dışındaki varlıklara ilişkin olarak ülkeler arasında bilgi paylaşımına başlayacağız. Onun için vatandaşlarımızın da menfaatine bir uygulama olduğunu söyleyeyim.

Biliyorsunuz, uygulamada vatandaşlarımız varlıklarını getirdiklerinde Maliye Bakanlığına bir bildirimde bulunmak durumunda değiller. Vergi dairelerinde de herhangi bir şekilde bir bildirim alınması söz konusu değil. Burada yapılan uygulamada vatandaşlarımız rahat bir şekilde varlıklarını bankalara getirecekler, finans kuruluşlarına getirecekler ve onun bütün kayıtları da orada tutulacak.

Sayın Karabıyık engelli kadrolarıyla ilgili…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sıfır mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yok, şöyle Sayın Vekilim: Şu an itibarıyla bir istatistik ve veri Bakanlık olarak elimizde bir veri yok çünkü bütün uygulamayı bankalar ve finansal kurumlar yönetiyor.

Engelli kadroları konusunda Sayın Karabıyık bir soru sordular ama… Aile Bakanlığından bilgi almama müsaade ederseniz, Aile Bakanlığından o engelli kadrolarıyla ilgili bir çalışma var mı, o bilgileri alacağım.

Yine, bu KPSS’de öğretmenlerle ilgili mülakat konusunda oranla ilgili bir eksiklik olduğunu söylediniz. Ben Millî Eğitim Bakanımızı şimdi arayacağım, bu konuda eğer uygulamaya dönük bir belirleme eksikliği varsa o konuda da kendisinden bilgi alınca sizinle onu paylaşacağım.

Sayın Arslan vakıflar konusunda tasarıda yer alan bir maddeyle ilgili bir değerlendirmede bulundular. Şunu açık bir şekilde ifade edeyim: Millî Eğitim Bakanlığımız ve üniversitelerimiz vatandaşlarımızın, öğrencilerimizin eğitim ihtiyaçlarını daha kaliteli ve ihtiyaca uygun bir şekilde karşılamak için canla başla çalışıyorlar, gayret gösteriyorlar. O konuda bir eksikliğimiz yok. Son on dört yıldır eğitime çok ciddi kaynaklar ayırdık, üniversite sayılarını artırdık, okul sayılarını artırdık, derslik sayılarını artırdık.

Yine, yurt hizmetlerinde de herhangi bir sorun yok. Özellikle son yıllarda YURTKUR barındırdığı öğrenci sayısını neredeyse 2 kat artırdı. Bu hizmetler devlet tarafından yürütülüyor, yürütülmeye de devam edilecek. Ama sivil toplum örgütleri de, hayırsever kurumlar da bu hizmetleri yapmak istiyorlar. Burada bizim kendilerine sağladığımız imkândan çok daha fazlasını hayırseverlerden topladıkları yardımlarla yapıyorlar. Dolayısıyla, bizim gibi vakıf kültürü olan bir toplumda bu vakıfların bu hizmetlerini daha fazla yapmaları, daha nitelikli yapmalarını sağlamak üzere getirilen bir imkândır bu. Hâlihazırda da bu imkân bulunmaktadır. Sadece burada bedel konusunda bir düzenleme yapılmaktadır.

Sayın Zeybek esnaf konusunda bir değerlendirmede bulundular, bu konuda da çalışmalar yaptığımızı ifade edeyim.

Sayın Durmaz bu Kıbrıs, güneydoğu gazileriyle ilgili… Tabii, Aile Bakanlığını ilgilendiren bir konu olduğu için Aile Bakanlığıyla bunu bir konuşmam gerekiyor.

Öğretmen atamaları konusuna gelince: Arkadaşlar, biliyorsunuz, 2017 yılında kamuya ilk defa açıktan atama yapılacak kamu personeli sayılarına ilişkin, dağılımına ilişkin çalışmaları Çalışma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı olarak yürüteceğiz. Bu belirlenen, yapılan çalışmalar çerçevesinde de hangi unvanda hangi kuruma ne kadarlık yeni açıktan atama yapılacağına ilişkin kontenjanları belirleyeceğiz. Bu çalışmalar da önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak.

Sayın Atıcı tabii, kendi perspektifinden birtakım değerlendirmelerde bulundu. Şu aşamada bunlara ilişkin kendi değerlendirmelerimi yapmayayım ama yani başkanlık sistemiyle ilgili, Hükûmet olarak, parti olarak başkanlık sistemini getirmemizin, Cumhurbaşkanlığı sistemini getirmemizin, sistem değişikliği yapmamızın gerekçelerini Mecliste anlatıyoruz, toplumumuza anlatıyoruz, milletimize anlatıyoruz. Genel Kurulda da zaten bu tartışmalar yapılacak. Ardından da bütün, her türlü iradenin üstünde olan millet iradesine bu değişiklikler sunulacak. Vatandaşımız, milletimiz bu konuda takdirini zaten kullanacak.

Sayın Şimşek bayiler konusunda ve akaryakıt sektörüyle ilgili bir değerlendirme yaptı ama bunu bir konuşabilirsek, detaylar konusunda belki biraz daha detaya ihtiyacım var. O konuda birlikte konuşursak bir değerlendirme yaparım.

Sayın Çamak el konulan vakıflarla ilgili bir soru sordu; onun detaylarını çalışayım.

Öğretmen atamaları konusunda Sayın Özdemir bir soru sordular ama kontenjanlar konusunda Çalışma Bakanlığıyla bir değerlendirme yapacağız, zaten en sonunda da hangi kadroya, hangi unvana ne kadar atama yapılacağını belirleyeceğiz.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Bölüm üzerindeki soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi 60’ıncı maddeye göre söz talep eden iki sayın milletvekiline söz vereceğim.

Sayın Açıkkapı…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Elâzığ Milletvekili Ejder Açıkkapı’nın, İzmir’de meydana gelen hain terör saldırısında teröristlerle mücadele eden ve daha büyük bir faciayı önleyerek şehit olan Elâzığlı polis Fethi Sekin’e Elâzığ milletvekilleri olarak Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, kıymetli milletvekilleri; İzmir’de bu akşamüzeri meydana gelen hain, alçak ve kalleş terör saldırısında tehlikeyi önceden sezerek teröristlerle son kurşununa kadar mücadele eden, 2 teröristi etkisiz hâle getirip daha büyük bir faciayı önleyerek şehadet şerbeti içen Elâzığlı hemşehrim, kahraman polisimiz Fethi Sekin’e Elâzığ milletvekilleri olarak Allah’tan rahmet, ailesine, hemşehrilerime ve yüce milletimize sabırlar, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Açıkkapı.

Sayın Köksal…

40.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın en işlek caddelerinden Yeşilyol’da bir pastanede bir patlama meydana geldiğine, yaralı olan tüm hemşehrilerine acil şifalar, İzmir’deki hain saldırıda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün seçim bölgem Afyonkarahisar’dan az önce aldığım çok üzücü bir haberi paylaşmak istedim. Kentimizin en işlek caddelerinden Yeşilyol’da ne yazık ki bir pastanede bir patlama meydana gelmiş. Yaralı olan tüm hemşehrilerime acil şifalar diliyorum. Bir daha böyle olaylar yaşamak istemiyoruz.

İzmir’deki patlamayla, yapılan hain saldırıyla yüreğimiz yandı. Orada şehit olan yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Bir daha bu memlekette bir tane terör olayı, bir tane gözyaşı, acı, keder istemiyoruz; birlik, beraberlik, kardeşlik içinde yaşamak istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanımıza 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 20’nci maddesinde değişiklik yapan yeni madde ihdası mahiyetinde bir önerge verilmiştir. Söz konusu önergenin işlem sırası kanun yapım tekniğine göre tasarının 8’inci maddesinden sonra gelmektedir. Meclis teamüllerine göre işlem sırası geçmiş bir önerge işleme alınmamaktadır. Bununla birlikte, söz konusu önergenin işleme alınması hususunda siyasi parti gruplarında bir uzlaşmanın olduğu anlaşılmaktadır. Bir uzlaşının varlığı ve görüşmeleri takip eden milletvekillerince bu önergenin işleme alınması hususunda bir itirazın olmadığı tespitiyle, emsal teşkil etmemek üzere, bu önergeyi işleme alacağım.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun Komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve Komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mustafa Elitaş                               Mehmet Doğan Kubat                              Melike Basmacı

         Kayseri                                              İstanbul                                              Denizli

      Erhan Usta                               Filiz Kerestecioğlu Demir                              Fehmi Küpçü

         Samsun                                              İstanbul                                                Bolu

                                                            Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

“MADDE 16- 3065 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

Ancak mahsuben iade edilmeyen vergi, Maliye Bakanlığınca belirlenen sektörler, mal ve hizmet grupları ve dönemler itibarıyla yılı içinde nakden iade edilebilir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Önergenin ihdasını öngördüğü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kuşoğlu, süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nda bir değişiklik önergesi; bizim de kabul ettiğimiz, ihracatçılarla ilgili, KDV iadeleriyle ilgili bir kolaylık. Sistemimiz açısından doğru olduğunu bizim de tespit ettiğimiz bir değişiklik, onun için biz de onay verdik, hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Bu vesileyle şunu söylemek istiyorum: Vergi çok özellikli bir konu değerli arkadaşlarım. Ekonominin böyle bir döneminde, sıkıntılı bir döneminde, sorunlarının çok fazla olduğu bir döneminde, dengelerinin bozulduğu bir döneminde; önümüzü, bir ay sonrasını bile göremediğimiz, hatta bir hafta sonrasını bile göremediğimiz bir döneminde vergi politikaları, maliye politikaları çok çok önemli, önem kazanıyor. Onun için, bu dönemde özellikle maliye ve vergi politikalarıyla ilgili daha dikkatli bir uygulama yapılması lazım, firmaların, yatırımcının, özellikle üretimle iştigal edenlerin sıkıntıya sokulmaması lazım.

Bizde maalesef vergi konusu, maliye konusu genellikle denetimle eş anlamlıdır yani “maliyeci” denince denetleyen olarak görülür sadece. Hâlbuki aynı zamanda maliyeci yol gösterendir; o firmanın daha iyi çalışmasını, daha düzenli olmasını, kayıtlarının, defter, belge ve bilgilerinin daha iyi bir şekilde tutulmasını, dolayısıyla o firmanın geleceği daha iyi görebilmesini sağlaması gerekir. Bu sadece denetim yönü dolayısıyla olmaması lazım ve makro anlamda da verginin ve maliye politikalarının tüm sektöre yol göstermesi, yöneltici olması lazımdır olumlu anlamda.

Biz 2017’yle ilgili aşağı yukarı 500 küsur milyar, yanlış hatırlamıyorsam -şimdi aniden çıktım- 511 milyarlık vergi öngörüyoruz ama -bunun büyük çoğunluğu- kamudan gelenleri de çıkarırsak, dolaylı vergileri de çıkarırsak doğrudan vergi diyebileceğimiz, beyana dayanan gelir ve kurumlar vergisi maalesef çok düşük kalıyor. 645 milyarlık bütçemiz içerisinde -harcama bütçesi 645 milyar lira- beyana dayanan gelir ve kurumlar vergisi maalesef yüzde 5’ler civarında, yüzde 10’un altında; bunu söylemem lazım. Dolaysıyla bunu artırmamız lazım. Bizim en büyük vergi kalemimiz, maalesef özel tüketim vergisi (ÖTV), motorlu kara taşıtları vergisi gibi dolaylı vergiler. Bunların artık yavaş yavaş devreden çıkması lazım ama ekonominin böyle bir döneminde bunun başarılması da mümkün değil. Onun için, vergi politikasının bu dönemde daha elastik, daha hassas, bu tür, şu düzenlemede olduğu gibi, firmalar açısından daha kolaylaştırıcı olması şarttır.

Değerli arkadaşlarım, bunu söylerken… Dün, daha hızlı gitmek amacıyla bazı konuları, bu torba kanunda olan bazı konuları da burada Genel Kurula, sizlere anlatmak istediğimiz hâlde anlatamamamız durumu söz konusu oldu. Onları da özellikle söylemek istiyorum.

Mesela, konulardan bir tanesi sosyal güvenlikle ilgili, çalışanlarımızla ilgili, yine vergiyle bağlantılı parafiskal bir konu. Şimdi, çalışanlarımızın birçoğu, çalıştıkları zaman, kamuda özellikle memur olarak çalıştıkları dönemde örneğin 4 bin lira eline geçiyorsa, emekli olduğunda bunun çok çok altında, bin-bin küsur lira, 1.500 lira en fazla maaş alabiliyor. Birdenbire, emekli olduğunda gelirindeki bu düşüş ona bir mağduriyet yaşatıyor. Bununla ilgili olarak çok kimse şikâyetçi, emekli olmak istemiyor, geçinemiyor da. “Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın.” derler, böyle güzel bir dua vardır. Şimdi, düşünün, 4 bin lira alıyor, 5 bin lira alıyor, birdenbire gelirinde yarı yarıya da değil, yarıdan çok daha fazla bir düşüş söz konusu. Bu kişinin çalışması şart, gelirini, o mesafeyi kapatması şart. Onun için emekli olmak istemiyor, onun için sıkıntıya giriyor, bunalıma giriyor ailevi olarak. Bu, bütün topluma yayıldığı zaman toplumda büyük sıkıntılar yaratıyor.

Kamunun, aslında, gerçek ödeme üzerinden yani gerçek maaşı üzerinden prim kesmesi gerekiyor. Bu yıl -daha önce de anlattım- 116 milyar hazineden yani Maliyeden Sosyal Güvenlik Kurumuna transfer söz konusu, 116 milyar. E, biz bu transferi yapıyoruz. Madem bu transferi yapıyoruz, neden gerçek anlamda kişilerin geliri üzerinden prim tahakkuk ettirmiyoruz, prim tahsil ettirmiyoruz, neden bunu yapmıyoruz? Zaten transfer yapılıyor, kamunun sonuçta bir gideri olacak. Ama bu gider zaten var, gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu konuyla ilgili gider artırıcıdır diye düşünmek çok anlamlı değil diye düşünüyorum. Bunun da düzeltilmesi gerekir bu aşamada. Sonuçta, sosyal güvenlik, sosyal sigortacılık bir dengedir, bir aktüeryal hesaptır. Ne kadar prim ödenmişse o kadar da ona uygun maaş alınması gerekir ama biraz önce söylediğim gibi, gerçek maaşı üzerinden, gerçek ücreti üzerinden, biz ondan prim almıyoruz kamuda çalışanlar için, ondan sonra da kaçakçılık var, kayıp var diyoruz, özel sektörü sıkıştırıyoruz. Aslında kaybın en önemli bölümü devlette, kamuda. Bunun yapılmamasını anlamak mümkün değil.

Şimdi, torbada bazı maddeler var bireysel emeklilikle ilgili, göreceksiniz. Bireysel emekliliği teşvik ediyoruz, bireysel emeklilikle ilgili olarak, ödeme yapan kişilere yüzde 25 devlet katkısı var, yüzde 25. Peki, onu teşvik ediyoruz da neden sosyal sigortacılığı böyle topal bırakıyoruz, sıkıntılı bırakıyoruz? Onlara da destek olmamız gerekmez mi? Gerçek ücreti üzerinden prim almasını sağlamamız gerekmez mi? Bunlar yanlış işler diye düşünüyorum, bunlar kamuyu sıkıntıya sokan işler diye düşünüyorum. Kamuda böyle bir yanlış var, gerçek anlamda kayıp var, kaçakçılık var bir anlamda da. Biz bunu özel sektörde telafi etmeye çalışıyoruz ama kamuda gidermiyoruz maalesef. Böyle bir sıkıntı, bunun da giderilmesi lazım.

Tabii ki bireysel emekliliği de destekleyelim ama bunu bir ikinci ayak olarak düşünmemiz lazım. Zorunlu sigortacılık yani sosyal sigortacılık esastır, Anayasa’mıza göre de sosyal sigortacılığın teşvik edilmesi gerekir. Öncelik buradadır, onun için sosyal sigortacılıkta bu açığı kapatmak için, bu yanlışı, aktüeryal dengemizi bozan bu yanlışı kapatmak için öncelikli hareket etmemiz, ondan sonra da bireysel emeklilikteki o yüzde 25 devlet katkısını tabii ki desteklememiz gerekir diye düşünüyorum.

Onun haricinde de vergiyle ilgili olarak şunu söyleyeyim: Bu, TÜİK’in yeni millî gelir hesaplamasından sonra, bu yeni seriden sonra birçok şey altüst oldu. Bizim, ekonomiyle ilgilenen, maliyeyle ilgilenen kişiler olarak kafalarımız karıştı yani birçok konuyu anlayamaz hâle geldik. Dün ifade ettim, mesela millî gelirin, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1’i kadar tarım desteği gerekiyor kanuna göre, onun altında kalmıştık, şimdi yüzde yarımın da altında kalıyoruz ama birçok hesaplamaya yine konu olan vergiyle ilgili olarak, vergi yüküyle ilgili olarak da aynı şekilde rakamlar değişti. Biz vergi yükünde OECD’nin çok gerisinde kalmış olduk. Bu durumda da vergileri artırmamız, vergi politikasının bu anlamda da değişmesi gerekiyor. Şimdi, ne yapılacak? Bunlara uygun hareket edilmesi lazım. Dün ben Sayın Bakana sordum: Bununla ilgili bir çalışmanız var mı, yeni seriye göre? “Yok.” dedi, henüz bu çalışmalar yapılmamış ama yapılması lazım.

Onun haricinde, değinmek istediğim bir konu daha vardı demin yine Sayın Bakana sorduğum varlık barışıyla ilgili olarak, servet affıyla ilgili olarak. Biz epey muhalefet etmiştik biliyorsunuz, sonradan bizim istediğimiz şekle az çok getirilmiş bir düzenleme vardı ama tebliğ ile kanun arasında ben farklılıklar görüyorum. Kanunda yaptığımız düzenlemelerin tebliğle çok ilerisine gidildiğini, uluslararası kamuoyu nezdinde sıkıntıya gireceğimiz düzenlemeler yapıldığını düşünüyorum orada. Eğer bir konuşma daha nasip olursa onlarla ilgili olarak da açıklamalar yapmak isterim. Bu konular önemli, böyle ayaküstü de birdenbire çıkıp konuşulacak konular değil. Gerçekten önemli, hepimizin daha dikkatli olması gerekir diyorum.

Başta Bakanımız ve bürokratlarımız olmak üzere hepinize saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Filiz Kerestecioğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, söz konusu madde bazı sektörler, mal ve hizmet grupları itibarıyla yıl içerisinde mahsuben iade edilemeyen verginin nakden iade imkânını sağlayan bir düzenleme. Genel olarak karşı çıktığımız bir düzenleme değil belki. Ancak, bu Mecliste defalarca söz verilmiş olmasına rağmen,; torba yasa düzenlemeleri, uygulamaları yapılmayacak, torbalar hâlinde getirilmeyecek yasalar denmesine rağmen, asıl sorun, sürekli olarak aynı uygulamaya devam edilmesi. Ve ondan sonra, bu torba yasa düzenlemeleriyle getirilen yasalarda yapılan en ufak bir hata için tekrar yeni torba yasalar getiriliyor. Bu da Meclisin itibarını, aslında yasama organının itibarını zedeleyen bir durum oluyor ve sürekli biz burada “Şimdi şu maddeye bunu ekleyelim mi? Burada bununla ilgili anlaşalım mı, anlaşmayalım mı?” şeklinde konuşmalar yapıyoruz ki bunlar hakikaten ayaküstü yapılacak şeyler değil.

Bütün maddeler, bütün kanunlar, direkt Plan ve Bütçe Komisyonuna getiriliyor ve öncesinde, aslında tali komisyonlarda daha detaylı olarak görüşülmesi gerekirken bu görüşmeler yapılmıyor ve üstünkörü bir şekilde Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilip yine işte o torbaların içerisine doldurularak önümüze getirildiğinden burada birçok anlaşmazlık ortaya çıkabiliyor.

Şimdi, arkadaşlar, gerçekten, bu Meclisin içerisinde hepimiz insanız ve bu çalışma temposu, bu çalışma biçimi, insani bir çalışma biçimi değil. Yani kendi aileleriyle bir araya gelemeyen, doğada bir yürüyüş yapamayan, işte bir kediyi, köpeği sevemeyen, çocuklarını sevemeyen insanlar kalkıp da sadece kâğıtların içerisine kafalarını gömerek iyi kanunlar yapamazlar, böyle bir şey mümkün değil. Yani biz, insanlara birtakım iyi düzenlemeler yapmak, iyi yasalar yapmak, onların hayatında olumlu değişiklikler yapmak üzere yetkilendirilmiş, görevlendirilmiş insanlar olarak burada bulunuyoruz. Ama kendi hayat düzenimize baktığımız zaman, burada yaşadığımız şeye baktığımız zaman, aslında birbirimize karşı da zaman zaman, ister istemez bir öfkeyi, kutuplaşmayı büyütüyoruz. Çünkü normal bir hayat yaşamıyoruz. Böyle bir hayat içerisinde yasama faaliyeti olmaz, yasa yapılmaz, yapılan şeyden hayır gelmez. Yapılan şeyleri çoğu zaman... Gerçekten, bunu sadece iktidar partisi için söylemiyorum ama genel olarak bütün partilere mensup olan milletvekili arkadaşlar için söylüyorum: İçeriye yeterince hâkim olamıyor kimse, bu çalışma temposu içerisinde de hâkim olamıyor, daha öncesinde komisyonlarda görüşülmediği için de hâkim olamıyor. Hâlbuki, komisyonlardır göz göze temas gerektiren yerler. O komisyonlarda daha insanca çalışmalar olabilir, o komisyonlarda birbirimize yakınlaşabiliriz, olumlu önerilerde bulunabiliriz, olumlu değişiklikler yapabiliriz. Buna fırsat vermeyen bir yasama çalışması, faaliyeti içerisinde hakikaten kimsenin hayrına olabilecek bir düzenleme yapılamaz, üstünkörü sadece bazı şeylere imza atmış oluruz.

Şimdi, bir başka önemli konu var önümüzde; pazartesi gününden itibaren, biz, aslında bizim için tekçi olan ve bu ülkede bir rejim değişikliği anlamına gelen bir Anayasa teklifini görüşmeye başlayacağız ve saatlerdir iktidar grubundan şunun için bir cevap bekliyoruz: Halkımız acaba Anayasa görüşmelerini, gerçekten onları bu kadar fazla ilgilendiren ve bu toplumda “Evet.” veya “Hayır.” diye bir referanduma dahi gidebilecek olan... Ki, bu Meclisten geçmeyeceğini umut ediyorum bu teklifin ama geçmesi hâlinde de halkın onayına gidecek olan bir teklifin halk tarafından görüşmelerinin izlenerek bilinmesi, şeffaf olarak bu yayının bütün görüşmeler boyunca televizyondan naklen izlenebilmesi; sadece internetten değil, bizim annelerimiz, babalarımız ya da işte ne bileyim, interneti olmayan, buna ulaşamayan insanların da izleyebileceği... Bundan daha makul bir istek olabilir mi arkadaşlar? Yani, halkın oylamasına götürmeyi düşündüğünüz bir şeyi halkın izlemesinden, görüşmelerini izlemesinden, bununla ilgili net olarak kanaat sahibi olmasından, bunu istememizden daha makul bir şey olabilir mi? Bunu gerçekten samimiyetle soruyorum. Bunun nesini değerlendiriyorsunuz? Bunda değerlendirecek bir şey yok. Yoksa bilinmesini mi istemiyorsunuz? Yani, gerçekten yaptığınız şeye güveniyorsanız, bu Anayasa teklifinin halk tarafından çok kabul görecek, çok makbul bir şey olduğuna güveniyorsanız, buna inanıyorsanız, o zaman diyoruz ki: Gelin, burada gruplar adına yapılacak görüşmeler bir saat olsun, daha sınırlı olmasın.

Bunun dışında da madem biz gündüzden geceye, geceden sabaha burada çalışacağız, yine aynı o insani olmayan tempoyla neyi yetiştireceksek… Çünkü, halkın aslında hiç de gündemi olmayan bir şey. Halk bugün gerçekten dolar kaça yükseldi, ona bakıyor. Arçelik’ten 600 işçi çıkarılmış, o işçiler “Ben hayatımı nasıl idame ettireceğim?”, ona bakıyor. Yıllardır iş cinayetlerinde ölen insanlar, onların yakınları acaba yeni iş güvenliği, iş sağlığıyla ilgili bir düzenleme olacak mı, buna bakıyor. Ki bu torba kanun içerisinde -yine aynı şekilde, ben burada vekil olduğum zaman yaptığım ilk konuşmalardan biriydi, bunun ötelendiği madde üzerine konuşmuştum- yine aynı şekilde, iş yerlerinde iş güvenliği, iş sağlığı uzmanının daimi olarak bulunması, bu istihdamın yaratılmasıyla ilgili maddenin ertelenmesi söz konusu; bunu da oylayacağız aynı şekilde bu torba içerisinde, biliyor musunuz bilmiyorum. Bu da şu anlama geliyor: Yeni iş kazaları, yeni iş cinayetleri, yeni işçi ölümleri anlamına geliyor.

E, bütün bunları burada yaparken, insanların gündemi aslında buyken, insanların gündemi aslında yaşam hakkının korunmasıyken, hâlâ işte katliamları yapan, gerçekleştiren birçok kişi henüz bulunamamışken, adliyeye teslim edilememişken, bugün üstelik İzmir kentinde adliyeye insanların hak aramak için aslında gittiği, gitmesi gereken yerde de bir saldırı gerçekleşmişken; insanlar kendi yaşamlarıyla, çocuklarının hayatlarıyla, eğitimleriyle, gelecekleriyle, ceplerindeki parayla ilgili, emeklilikleriyle ilgili, sağlıklarıyla ilgili endişe içerisindeyken biz kalkıp da “Acaba burada tekçi bir başkanlık rejimini getirebilir miyiz”i tartışacağımız, bundan başka hiçbir madde içermeyen bir Anayasa teklifini görüşecekken tek isteğimiz şu ki: Ya, arkadaşlar, gelin işte, bu Anayasa teklifinizi madem görüşeceğiz, o zaman halkımız da bunu izlesin. Biz ne diyoruz? Görsünler. Siz ne diyorsunuz? “Görsünler.” Cumhuriyet Halk Partisi ne diyor? “Görsünler.” Milliyetçi Hareket Partisi ne diyor? “Görsünler.” Bunu istiyoruz ve hâlâ bunun cevabını alamıyoruz.

Evet, lütfen, burada kendimiz için de insani şartlar yaratalım, kendimiz de insani şartlarda yasama faaliyeti yürütelim. Ancak bu şekilde yapacağımız yasalardan hakikaten kendimize de, halkımıza da bir hayır gelebilir. Aynı zamanda, birbirimizle de o komisyonlarda yürüteceğimiz faaliyetlerde çok daha iyi bir diyalog içerisinde olabiliriz ve herhâlde Türkiye için tekçi bir tekliften ziyade, daha demokratik, daha özgürlükçü nice teklifleri de hep beraber hazırlayabiliriz. O zaman işte burada her şeye bizler “evet” demeye hazırız diyoruz.

Saygılarımla. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben çok kısa konuşacağım. Şimdi, zaman zaman değerlendirmelerimizi yapıyoruz; 2017 yılı hakikaten hem Türkiye ekonomisi açısından hem kamu maliyesi açısından hem de firmalarımız açısından zor bir yıl olacak. Küresel koşullar daha kötü, kendi iç veya Türkiye’ye yönelik sorunlar da bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu anlamda buraya iyi hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Özellikle ticaret ve finansman kanallarını Türkiye’nin açık tutması lazım, bu son derece önemli. Yani, bakın, Avrupa ülkelerinde Türkiye’yle ticaretin sınırlandırılması yönünde bir trend var finansman açısından. Biz finansmanımızın çok önemli bir kısmını Avrupa Birliği ülkelerinden sağlıyoruz. Burada hem finansta hem de ticarette yani yüzde 5’lik bile bir sıkıntının olması, Türkiye’de ciddi şok etkisi yapar, bunu görmemiz lazım. İçeride, işte güveni artırıcı, belirsizliği azaltıcı politikalarla ancak bunu sağlayabiliriz. Ben bunun çok hayati olduğunu düşünüyorum. O yüzden, bir kez daha bunu dile getirmeyi uygun gördüm.

Şimdi, tabii ki bu sürece de hazırlıklı olmak lazım. Hani, hep “reformlar” diyoruz, o reformlar artık işin… Şu anda iş o kadar acil duruma geldi ki -biraz daha onlara mutlaka başlanılmalı ama- şimdi çok daha acil konular için, Türkiye ekonomisini 2017 yılı için, Sayın Bakanım, hem kamu maliyesi açısından hem de ekonominin genelinde hakikaten gelecek sıkıntılara karşı koruyacak, çok acil önlemlerimizi ortaya koyacak bir planı Hükûmetin hemen sunması lazım. Bunun çok ivedi olduğunu düşünüyorum.

Yoksa, şimdi bu önerge üzerinde konuşacak olursak, bu önergeyi biz destekledik, önergede imzamız var, önerge önemli. Konusu şu, malum: İndirimli KDV uygulanan sektörler veya mal grupları var, bu firmaların da devletten alacağı doğuyor. Şu andaki mevcut sistem içerisinde, alacakları nakden iadeler o yıl içerisinde yapılmıyor, bir sonraki yıl içerisinde, bir sonraki yıl yapılabiliyor. Şimdi, bunun, yıl içerisinde yapılmasına imkân tanıyan bir önergedir bu; yerindedir, doğrudur çünkü firmalarımız hakikaten nakde sıkışacaklar. Finansman açısından onları rahatlatacak bir şeydir, o yüzden önergeyi destekliyoruz.

Ancak, burada, uygulamada şöyle bir sıkıntının olmaması lazım yani bunu buradan ikaz etmek istiyorum. Biz tabii buna iyi niyetli bir şekilde imza atıyoruz ve iyi niyet esastır, iyi niyetli uygulamanın doğru uygulama olacağını da düşünüyoruz ama şu ikazı da yapmak durumundayım: Belli bir spesifik sektöre, spesifik bir firmaya yönelik -çünkü burada o yetki var yani konuyu, dönemi, her şeyi farklılaştırma konusunda, belirleme konusunda Maliye Bakanlığının yetkisi var- bunun bu şekilde kullanılmaması lazım. Bunun da ilave bir belirsizlik de ekonomide yaratmaması lazım. Yani, işte, bu yıl verilecek mi verilmeyecek mi? Çünkü, bu, geçici bir madde değil, sürekli bir madde. Yani, sonraki yıllarda, bu konuda sürekli bir tereddüt, firmalarda bir beklenti, bir baskı şeklinde değil, bunun kurallarını çok iyi bir şekilde konulup uygulanması, düzgün uygulanması, adil uygulanması ekonomimiz açısından son derece faydalı olur diye düşünüyorum.

Bu anlamda da önergeyi desteklediğimizi ifade ediyorum, Genel Kurula saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Madde üzerinde şahsı adına Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, İzmir’de terör saldırısında şehit olan 2 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Evet, 19 ayrı konuda gelen, 38 maddeyi içeren torba yasayla bu akşam da devam ediyoruz ve bu torba yasanın özelliği asla çözüm üreten değil, kısa vadeli geçişler sağlayan, istisnalar ağırlıklı bir torba yasa ve biz bu 19 ayrı konudaki torba yasayı hızla, akşamın saatlerine sıkıştırarak, üzerinde yeterli yeterli konuşup konuşmadığımızı da tartışmadan geçirmeye çalışıyoruz.

Bu arada yeni ihdas ettiğimiz madde aslında vergi sisteminin yavaş yavaş işlerliğini nasıl kaybettiğini bir kere daha gözler önüne seren bir belge aslında. Evet, biz buna imza attık, karşı da değiliz ama “evet” dememizin sebebi şu: Mükellefler ödedikleri vergileri mahsup edemiyorlar ve üzerinde yük olarak kalıyor, devlet tarafında kalıyor ve bekliyor. Bu arada, o kadar çok finansman sıkıntısı var ki firmalarımızın, bir de bu vergi iadesini alamamaları onları daha büyük sıkıntıya sokuyor, bu bir gerçek. İşte, bu dönemde vatandaşın parasının devlette kalmasını kabul etmek CHP olarak tabii ki bizi son derece rahatsız ediyor, bundan dolayı da biz bu geçen maddeye “evet” diyoruz, kabul ediyoruz. Tabii, burada gönül isterdi ki sektörel ayrım olmadan veya belli mal ve hizmet grupları ayrımı olmadan hepsine iadeler daha erken tarihte yapılsın ama şu anda bu kadar yapılabildiği ifade edildi, biz de buna onay veriyoruz.

Burada belirtmek istediğim başka bir şey var, bu konuya gelmişken değinmeden geçemeyeceğim: Sayın vekiller, şu anda piyasada şirketlerin gerçekten çok önemli boyuta varan kur zararları söz konusu, riskleri de çok yüksek, artık talep almakta da zorlanıyorlar. Çekleri dönmüyor piyasaya bakarsanız ve çok uzun vadelerde çeklerin verildiğini de artık gerçek piyasa verilerinden görüyoruz.

Şimdi ben size gerçek riski gösteren bir şey anlatmak istiyorum. Sayın vekiller, bir tekstil ihracatçısı, Türkiye’nin tanınmış bir marka tekstilcisiyle geçen hafta bir görüşmem oldu, ifadesi şöyleydi, dedim ki: “Piyasa sizi etkiledi mi, ihracatınız etkilendi mi?” Dedi ki: “Eğer biz o ülkelere gidip müşterinin ayağına katalogları götürmezsek müşteri buraya gelmiyor. Neden gelmiyor? ‘Türkiye’de terör var; tehlikeli, riskli, can güvenliğimiz yok.’ diye gelmiyor. Biz şu anda satışlarımızı, ihracatımızı aynı oranlarda sürdürmeye çaba sarf ediyoruz ama biz giderek. Onlar gelecekleri hafta yaklaştığında mutlaka gelişlerini iptal ediyor, biz gidiyoruz, biz talep alıyoruz fakat bunu ne kadar sürdürebiliriz, bilmiyorum.” Çünkü özellikle şunu vurguladı kendisi: “Daha önce iki sezonluk sipariş alırken şimdi bir sezonluk sipariş veriyorlar ve bir dahaki sezon tekrar gözden geçireceklerini ifade ediyorlar. Bu da bizim için çok önemli bir risk.” diye ifade etti. Evet, değerli vekiller, şu anda bunlar piyasadaki ihracatçıların yaşadıkları, firmaların yaşadıkları gerçekler. Türkiye’de terörün bir sürü etkisinin yanı sıra, bu riskleri de ifade etmek ve en kısa zamanda terörle mücadeleyi yapmak gerekli.

Bir başka noktayı daha sürem varken belirtmeden geçemeyeceğim. Evet, bildiğimiz gibi, 2016 yılının Ağustos ayında, bizim “kara para aklama” dediğimiz ama Hükûmetin “varlık barışı” adını verdiği bir madde geçmişti. Şimdi, bunu tekrar ifade etmek istiyorum ki, tekrar altını çizmek istiyorum ki yasanın böyle bir amacı olmamasına karşın, tebliğle yapılan düzenlemeyle kara paranın aklanmasının ve terörün finansmanının önlenmesine yönelik şüpheli işlem bildiriminde bulunulmaması, bu kapsamda suç ve suçluyla mücadele edilmesi fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Değerli vekiller, terörle mücadele etmeye çalışıyoruz. Peki, herhangi bir terör örgütü bu parayı içeriye getirirse bunun nasıl bilincinde olacağız? Çünkü kimin getirdiği belli olmayan bir sistemde, bir süreçte biz nasıl “Terörle mücadele ediyoruz.” diyeceğiz? Bakın, bu “kara para aklama” adını verdiğimiz veya “varlık barışı” dediğiniz bu yasa bütün bunlara yol açmakta. Aslında, üzerinde konuşulacak ve konuştuğumuz çok daha vahim riskleri de söz konusu.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Şahsı adına ikinci konuşmacı Mahmut Toğrul, Gaziantep Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aslında, her torba kanunda karşılaştığımız bir durumla yine burada karşı karşıyayız. Mutlaka, gelen torbayla ilgili -burada tekrar gözden geçiriliyor- şu eksik kaldı, bu tarafı eksik kaldı, şöyle tekrar gözden geçirilmeli diye düşünüyoruz ve burada hem zaman ekonomisi açısından hem de kendi kişisel zamanımızdan ve halka da kalitesiz yasa çıkarmakta bir rol üstlenmiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, söz konusu kanun (446) aslında, birbirinden bağımsız, birden çok ihtisas komisyonunu ilgilendiren bir torba. Bakın, kanunları ilgili ihtisas komisyonlarında tartıştırmıyoruz, sonra bir torbanın içine atıyoruz ve buraya alelacele getiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu ülkede sanki Meclis bir yasama, bir yasa çıkarma fabrikası gibi işlev görüyor. Hâlbuki, bizim, vekiller olarak burada ikinci bir görevimiz var, aynı zamanda bir denetim görevimiz var. Şu anda Meclis denetim görevini tamamen devre dışı etmiş bir durumda. Örneğin, burada araştırma önergeleri veriliyor; bu ülkenin gündemiyle ilgili, yaşadıklarıyla ilgili, yaşamla ilgili, ekonomiyle ilgili, yaşadığımız terör belasıyla ilgili, yaşadığımız dış politikayla ilgili çeşitli önergeler veriliyor ama bu önergelerin hiçbir tanesi dikkate alınmıyor. Meclisin gündemiyle halkın gündemi tamamen birbirinden farklı, bağımsız bir şekilde gidiyor. Halkın can güvenliği sorunu var, halkın çalışma güvenliği sorunu var, halkın seyahat sorunu var, halkın eğitim sorunu var ve çalışma sorunu var, iş güvenliği sorunu var ama biz bunların hiçbir tanesinde, maalesef, bugüne kadar burada bir yol almış değiliz.

Değerli arkadaşlar, burada günübirlik yasalar çıkararak, aslında AKP’nin, öteden beri zengini daha zengin ettiği ama yoksula, emekçiye gelince göz ardı ettiği… Sürekli “Aman ha yatırımı iyileştirelim.” diyoruz ama değerli arkadaşlar, barışın olmadığı bir ülkede yatırım yapmanın koşulu yoktur. Ne kadar yasalarla oynarsanız oynayın, ne kadar yasa çıkarırsanız çıkarın eğer yatırımcı bu ülkede kendisini güvencede görmüyorsa yatırımcının bu ülkeye gelmesi mümkün değil. Biraz önceki konuşmacı arkadaşım söyledi, şimdi, buraya gelip burada irtibat kurmak isteyenler, eğer bu ülkede can güvenliği sorunu olduğunu düşünüyor ve bundan dolayı gelmiyorsa siz istediğiniz kadar burada yasa çıkarın… Eğer burada yatırım ortamı yoksa bu çıkardığınız yasaların da bir karşılığı yok.

Bakın, emekçilerle ilgili, emeklilerle ilgili… Dünyada, emekli olduktan sonra yaşam koşulları en kötü olan bir ülkeyiz. Hepiniz görüşmüşsünüzdür, bir Fransız’ın, bir İngiliz’in ya da bir Alman’ın emekli olduktan sonra bir maaşıyla dünyada seyahat ettiğini ve yaşamını çalışmadan idame ettirdiğini ama Türkiye’de -genelde bir karikatür gösterilir- bizimkiler ya sokakta simit satıyor ya limon satıyor ya da ikinci bir iş bulmakla zamanını geçiriyor. Çünkü verdiğiniz ücret bir emeklinin kendi yaşamını idare ettirmesini sağlamıyor.

Bir diğer önemli nokta, değerli arkadaşlar, bu döneme kadar tüm siyasi iktidarlar böyleydi ama AKP döneminde, resmen şaha kalkmış gibi, kendi yandaşına, çeşitli tarikatlara, çeşitli cemaatlere avantaj sağlayan yasalar çıkarmakla zaman geçiriyoruz. Bakın, her ülkenin temel görevi yurttaşlarına kaliteli sağlık ve eğitim vermesidir ama biz, bunu şu anda cemaatlere, tarikatlara tamamen devretmiş durumdayız. Aslında, 15 Temmuzda bu yaptığımızın ne kadar hatalı olduğunu gördük, yaşadık ama maalesef ders çıkarmadığımız anlaşılıyor. Dolayısıyla, böyle ne bir yasama faaliyeti yapılır… Aslında, burada yaptığımız iş bir angaryaya dönüşmüştür diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toğrul.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Soruları başlatıyorum.

Sayın Murat Bakan…

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; uzman jandarma ve astsubayların özlük haklarıyla ilgili ciddi sorunları var. Astsubayların tazminat sorunları var, görev tazminatı, komutanlık tazminatı; uzman jandarmaların da intibaklarıyla ilgili, okulların intibaktan sayılmasıyla ilgili sorunları var. Bakanlar çok defa söz verdiler bununla ilgili, önceki Başbakan da söz verdi ama iş gelip dayanıyor “Maliye Bakanlığı bu konuya cevaz vermiyor.” deniyor. Bu konuyla ilgili bir açıklama yapar mısınız?

BAŞKAN - Sayın Kazım Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Maliye Bakanına soruyorum: Görüşmekte olduğumuz 446 sıra sayılı Tasarı’nın 16’ncı maddesiyle eklenen, özellikle ticarette ve üretimde alınan ve ödenen KDV miktarı farklılıkları nedeniyle şirketlerin ve gerçek kişilerin Maliye Bakanlığında bekleyen KDV alacaklarının iadesinin Bakanlığınızın takdirine bağlı olarak değil… Tüm sektörlerde ve işletmelerde oluşan KDV iadelerinin piyasaları rahatlatacağı bir gerçektir. Bu nedenle, hiçbir ayrım yapılmadan tüm işletmelerde bu bekleyen KDV iadelerinin yapılmasını arz ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş…

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sizin dağıttığınız kitapçığa göre, Türkiye’nin özel sektör ve kamu dış borç stoku yaklaşık 426 milyar dolar. Bir yıllık kısa vadeli dış borç ise 160 milyar dolar. Cari açıkla bu borç 200 milyar dolar gibi bir rakama tekabül ediyor. Merkez Bankasının kullanılabilir rezervi ise bu borcu ödemeye yeterli değil. Siyasi istikrarı iktidarınızın bozması nedeniyle de dışarıdan bu yıl sıcak para gelmeyeceği çok açık. Bu borcu nasıl ödemeyi düşünüyorsunuz ve 2017 dolar kuru hedefiniz kaç?

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Sayın Bakan, üniversitelerde hâlen açıkta bekleyen akademisyenler var yani ihraç edilenler ihraç edildi fakat açıkta bekleyenler hâlen görevine rektörler tarafından gönderilmedi. Rektörler YÖK’ün üstüne atıyor oysa biz biliyoruz ki YÖK’te değil, rektörlerin inisiyatifinde olan bir konu.

Bir diğer nokta, kapatılan vakıf üniversitelerinin akademisyenlerinin hâlen güvenlik soruşturması yapılmadı ve onlar henüz hiçbir üniversitede görev alamadılar, hiçbir yerde çalışamıyorlar, artık perişan durumdalar. Bunların ayrıştırılması konusunda YÖK’ün, Bakanlığın ve Başbakanlığın da bir çalışması olması gerektiğini düşünüyorum çünkü akademisyen kolay yetişmiyor ve artık bütün bu bilim adamları yurt dışına göç edecekler.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, biraz önce Sivas’tan bir hemşehrimizin gönderdiği bir mesajı sizinle paylaşayım. Hemşehrimiz “Ben prim ödeme günümü tamamlayamadım ama yaşımı, yılımı doldurdum; prim günüm eksik sayıldığı için emekli olamıyorum. Bize de BAĞ-KUR’lularda olduğu gibi kalan prim gün sayısını ödeyerek emekli olma hakkı vermeyi düşünüyorlar mı? Yaşım da epey ilerlediği için kimse bana iş de vermiyor, ‘Yaşlısın.’ diye benimle de dalga geçiyorlar, iş de bulamıyorum. Bu konuda Hükûmetin bir düzenleme yapması düşünülüyor mu?” diye soruyor. Ben de size soruyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, sizin tabirinizle, iki yılı aşkın bir süredir ülkemiz fiilî başkanlık sistemiyle yönetiliyor ancak görülüyor ki ülkemizi yönetemiyorsunuz. Son altı aydır fiilî başkanlık sistemi üzerine bir de OHAL uygulamasıyla ülkeyi yönetmeyi denediniz; e, bunu da beceremediğiniz anlaşılıyor. Allah aşkına kendinizi kandırmayın, hangi yetkiyle olursa olsun ülkemizi yönetemiyorsunuz; artık bunu ne olur anlayın.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

78 milyon yurttaşımız bugünlerde hüviyet cüzdanlarını değiştirmekteler ama Nüfus çalışanları mesai mefhumu olmaksızın normalinden fazla da görev yapmaktalar. Bunların mesai ücretleriyle ilgili bir iyileştirme ya da mesai ücreti verilmesi noktasında Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

Yine, ataması yapılmayan, kamu kurum, kuruluşlarına geçmek isteyen jandarma uzmanlar, piyade uzmanlar oldukça yüksek rakamda beklemekte, toplumda da sosyal bir vaka hâline dönüşmüştür. Bu konuda Hükûmetin bir tasarrufu, bir projesi ve çalışması var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan’ın, uzman jandarma ve astsubayların özlük haklarına ilişkin olarak, benim de kısmen bildiğim, birtakım talepleri var. Tabii, Maliye Bakanlığı olarak, kamu kurumlarından özlük haklarına ilişkin bir talep geldiğinde, Bakanlık olarak değerlendirmeyi belirli ölçütler dâhilinde yapıyoruz.

Yapmış olduğumuz değerlendirmede, öncelikle özlük haklarından bir kısmına ilişkin bir talep olduğunda, biz o özlük haklarının bütününe ilişkin bir değerlendirme yapıyoruz. Bazen özlüğü oluşturan unsurlardan bir tanesinde farklı ve daha düşük olabilir ama başka özlük haklarında, aslında, o söz konusu personelin diğer koşulları daha iyi olabiliyor.

Onun için, burada, özlük haklarında “Eşit işe eşit ücret” kavramı başta olmak üzere, adaletli, performansı teşvik eden, çalışmayı teşvik eden bir anlayışla kurumlara görüş veriyoruz, bu konuda da Millî Savunma Bakanlığıyla birlikte çalışıyoruz, onu da ifade edeyim ama emsal gösterilen diğer meslek unvanlarının özlük haklarını da değerlendirdiğimiz zaman, tabii, Bakanlıkla farklı görüşlerimiz de olabiliyor.

Sayın Arslan, biraz önce komisyon tarafından uygun görüşle Genel Kurulumuzun takdirine arz edilen önergede, Maliye Bakanlığına verilen yetki genel yetkiyi de içeriyor yani Maliye Bakanlığı normalde bir yılı aştıktan sonra katma değer vergisi iadesini indirimli orana tabi işlemlerde yapabilecekken bütçe imkânlarını dikkate alarak bütün sektörler için genel anlamda da bu süreyi bir yıldan önceki bir süreye çekme imkânını aldık ama ihtiyaca göre bunu sektörler itibarıyla yapma imkânı da oluşacak. Dolayısıyla, burada sizin de ifade ettiğiniz şekilde bütün sektörleri de kapsayacak bir yetkiyi de aldığımızı ifade edeyim.

Sayın Demirtaş dış borçlar konusunda, tabii, birtakım rakamlar verdi, biz de aynı hassasiyetleri paylaşıyoruz. Ekonomiyle ilgili risk algısı oluşurken, tabii ki birçok gösterge yanında, özellikle cari işlemler açığı, dış borç seviyeleri, dış borç oranları önemli göstergeler. Burada da özellikle son dönemde özel sektör borçları üzerinden oluşan bir değerlendirme var ama Hükûmet olarak da daha önce de yapılan açıklamalar var. Hem geleceğe dönük olarak hem de mevcut borçların çevrilmesi anlamında birtakım tedbirleri de hayata geçirdik.

Dolar kuru hedefi konusunda, biliyorsunuz, tamamen serbest piyasa ekonomisi içerisinde dolar arz ve talep koşullarına göre kendi dengesini oluşturmakta, onun için Hükûmet olarak orta vadeli programda herhangi bir şekilde bir dolar hedefi ortaya koymadık. Sadece ve sadece her ekonomi programında ister istemez makroekonomik dengeleri oluşturabilmek açısından gösterge mahiyetinde bir dolar seviyesi veya kur seviyesi belirlenmiştir. Bu noktada da özellikle bu hususu belirteyim.

Sayın Karabıyık, akademisyenlerle ilgili bu detaylara vâkıf değilim ama ilgili kurumlarla görüşeyim. Ben de aynı kanaatteyim, yani öğretim üyesi kolay yetişmiyor. Mutlaka buradaki arkadaşlarımızdan yapılan soruşturmalar çerçevesinde hiçbir şekilde sıkıntısı olmayanların süratle görevlerinin başına gelmesi son derece önemli. Ben bunu sizin kadar önemsiyorum. Doğru bir talep.

Sayın Akyıldız, tabii, özellikle emeklilik yaşıyla ilgili, emeklilik zamanıyla ilgili bir talepten bahsetti. Vatandaşlarımızın bu şekilde bir talebi var ama bir taraftan da sosyal güvenlik sisteminde özellikle 2008 yılında önemli bir reform yaptık. Bu reform çerçevesinde, mevcut sistemin parametrelerinde herhangi bir değişiklik yaptığımız durumda, bu defa da sosyal güvenlik açıklarıyla ilgili birtakım başka meselelerle karşılaşıyoruz. Ama, emeklilik haklarımızın, emeklilerimizin haklarının daha da geliştirilmesi noktasında Hükûmet olarak da bir çaba içerisindeyiz.

Sayın Atıcı, tabii, birtakım değerlendirmelerde bulundu ama bir soru sormadı. Zaten haftaya inşallah Genel Kurulda bu konularla ilgili tartışmalar etraflı bir şekilde yapılacak.

Sayın Durmaz, nüfus çalışanlarıyla ilgili bir konu gündeme getirdi. Anladığım kadarıyla, İçişleri Bakanlığı, nüfus çalışanlarına bu dönemde fazla mesai ödenmesi konusunda bir talep göndermiş Bakanlığımıza. Tabii ki biz geçici dönemlerde artan iş yüküne bağlı olarak yapılan çalışmalar karşılığında fazla mesai ödenmesi konusunda Bakanlar Kuruluna olumlu görüş bildiriyoruz. Burada da benzeri bir yaklaşım içinde olacağımızı söylemem gerekir.

Uzman jandarmaların diğer kurumlara geçişi konusunda da benim bildiğim, Millî Savunma Bakanlığının bu konuda bir çalışması var. Biz de Bakanlık olarak çalışmaya teknik anlamda destek veriyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.14

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Madde üzerinde beş önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “hizmet grupları ve dönemler” ibaresinin “hizmet grupları ile dönemler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz KerestecioğluDemir           Mehmet Ali Aslan                    Berdan Öztürk

      İstanbul                                   Batman                                  Ağrı

     Erol Dora                       MehmetEmin Adıyaman                İbrahim Ayhan

       Mardin                                     Iğdır                                Şanlıurfa

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “ancak” ibaresinin fakat” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan                  Berdan Öztürk

            İstanbul                                   Batman                                Ağrı

           Erol Dora                       Mehmet Emin Adıyaman

            Mardin                                     Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “Maliye Bakanlığınca” ibaresinin “Maliye Bakanlığı tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Filiz Kerestecioğlu Demir            Mehmet Ali Aslan                  Berdan Öztürk

               İstanbul                               Batman                                Ağrı

              Erol Dora                   Mehmet Emin Adıyaman

                Mardin                                  Iğdır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yeni maddeyle düzenlenen 3065 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra eklenen, cümlenin son kelimesi olan “edilebilir” ifadesinin “edilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Özgür Özel                            Lale Karabıyık                      Murat Bakan

            Manisa                                     Bursa                                 İzmir

           Ali Yiğit                             Bülent Kuşoğlu                       Çetin Arık

              İzmir                                     Ankara                              Kayseri

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yeni madde 3065 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümledeki “Maliye Bakanlığınca” ifadesinin “Maliye Bakanlığınca teklif edilip Bakanlar Kurulunca kabul edilen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Özgür Özel                        Mehmet Bekaroğlu                           Murat Bakan

       Manisa                                 İstanbul                                       İzmir

     Ali Yiğit                             Kazım Arslan                               Çetin Arık

        İzmir                                   Denizli                                     Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerini -Bakan dâhil- tanıdığımı sanıyorum yani çoğu Anadolu çocukları; çoğu geçmişte yanlış giden şeylerden şikâyet etmiş, sistemden şikâyet etmiş “Ezildik.” demişler; adalet, hak, hukuk arayarak buralara kadar gelmişler. Şimdi gerçekten tanımakta zorluk çekiyorum.

Bakın, şu anda gelen paketle devlet sanıyorum 10 milyara kadar bir paradan vazgeçiyor. Baktım, Sayın Bakana da sordum, Plan ve Bütçe Komisyonunda da sordum: Ne kadarı garibanlara gidecek? Mesela, emeklilere ne gidiyor, otuz yılını doldurmuş emeklilere? Ya da işte engelliler dolayısıyla vazgeçilen para ne kadar? Hepsini topluyorsun, 1,5 milyarı bile bulmuyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten siz adalet filan diyerek geldiniz ama o klasik tuzağa yakalandınız. Tuzak şu: Siyaseti -dün de söylemiştim- birikimin ve tahakkümün aracı olarak kullanma tuzağına düştünüz. Gerçekten bu pakette de aynı tuzağın içinde olduğunuzu görüyoruz. Biliyorsunuz, daha önce bir şey çıkardınız, can suyu kredisi gibi mikro ölçekli KOBİ’lere verilecek şeyler. Şimdi, her ilden şikâyetler geliyor; bakıyoruz, okuyoruz, işte kimlere verildi, gerçekten ihtiyaç sahipleri mi? Hep yanınızdakilere vermişsiniz değerli arkadaşlar. Rize’den, Trabzon’dan, Artvin’den listeleri aldım; listelerde Adalet ve Kalkınma Partisinin meclis üyesinden ilçe yönetim kuruluna, il yönetim kuruluna kadar… Değerli arkadaşlar, siz böyle değildiniz ya, nasıl böyle oldunuz, gerçekten insan şaşıyor. Bakın, gelecek sene, 2017 yılında -Vergi Harcamaları Raporu’nuzda- istisnalar veya teşvikler dolayısıyla 126 milyar TL’den vazgeçiyorsunuz. Kimlere gidiyor bu ve nasıl oluyor bu? Gerçekten bunların hesabını yapıyor musunuz, düşünüyor musunuz? Tamam, Hükûmet getiriyor, grup başkan vekilleri “Bu iş böyle olacak.” diyor ama hepiniz bir bir, tek tek sorumlu değil misiniz? Yarın tek başına gitmeyecek misiniz huzura? Orada, burada el kaldırırken “Bunun hiçbir sorumluluğu yok.” mu diyeceksiniz değerli milletvekili? Hadi yarına gelmeden bugün seçmenlerinize ne diyorsunuz değerli arkadaşlarım, gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum.

Bakın, bu paketin içinde geçen paketlerden kalma gemicilerle ilgili bir madde var. Haluk Pekşen çok güzel anlattı burada ve resmi çok güzel gösterdi. Siz garibanlardan -gerçekten şikâyet ettiğiniz şeyi yapıyorsunuz- topluyorsunuz, zayıf olan toplum kesimlerinden topluyorsunuz ve güçlü olanlara aktarıyorsunuz, “Nasıl olsa bu güçlü olanlar onlara da damla damla verir.” diyorsunuz değerli arkadaşlar. Bu yanlıştır, bu adaletle bağdaşacak bir şey değildir ama bunu yapıyorsunuz. Adalet ve Kalkınma Partisi olmanıza rağmen bunu yapıyorsunuz. Millet de bunun farkındadır aslında.

Başka bir şey daha söyleyip bitireyim konuşmamı. Değerli arkadaşlarım, siz sürekli şekilde hâlâ mağduru oynuyorsunuz. Hayır, mağdur filan değilsiniz. On beş seneden beri bu ülkeyi yönetiyorsunuz, o şikâyet ettiğiniz, “vesayet mesayet” dediğiniz her şey ortadan kalktı ama düzen hiçbir şekilde değişmedi. O “vesayet” dediğiniz dönemlerde de böyle yasalar gelirdi, burada görüşülürdü. Ben bir dönem de burada bulundum. Aynı şeyleri söyledik orada. Gerçekten geniş halk kitlelerine fazla bir şey verilmiyordu. Siz de aynı şeyleri yapıyorsunuz, aynı noktaya geldiniz. On beş sene sonra Adalet ve Kalkınma Partililer, sizler “Ne oldu? Niye böyle olduk?” diye soru soruyor musunuz değerli arkadaşlarım? Sorun lütfen.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır. Yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerini tespit ediyorum: Sayın Özel, Sayın Altay, Sayın Karabıyık, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çamak, Sayın Gökdağ, Sayın Arık, Sayın Yiğit, Sayın Bekaroğlu, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Bakan, Sayın Emir, Sayın Çakırözer, Sayın Demirtaş, Sayın Akyıldız, Sayın Kara, Sayın Durmaz, Sayın Özdemir, Sayın Zeybek, Sayın Yedekci, Sayın Yıldız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yeni maddeyle düzenlenen 3065 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinden sonra eklenen, cümlenin son kelimesi olan “edilebilir” ifadesinin “edilir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Özgür Özel (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Çetin Arık, Kayseri Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz uzun bir süredir PKK, PYD, IŞİD ve FETÖ terör örgütlerinin gerçekleştirdiği saldırı ve katliamlara maruz kalıyor. Bütün bu saldırılarda şehit olan asker, polis ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Tüm terör eylemlerini lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, AKP, FET֒nün darbe girişimi ve IŞİD’in katliamları başta olmak üzere dinci örgütlerin saldırılarından hâlâ ders çıkaramadı. Dincilik, âdeta bir afyon gibi, haşhaş gibi, IŞİD ve FET֒nün olduğu kadar bir kısım AKP’lilerin de kanında dolaşıyor, zihinlerini uyuşturuyor.

Bakınız, bir örnek vereceğim: Kayseri’nin Develi ilçesi Belediye Başkanı öğrencileriyle Ahmet Yılmaz Camisi’nde 29 Aralık 2016 tarihinde bir araya gelir. Fotoğrafta Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü ve öğrencilerin büyük çoğunluğu AKP’nin siyasi simgesi hâline gelen bir el işareti yaparak objektiflere böyle poz veriyor.

Değerli milletvekilleri, bu fotoğraf aslında görünenden çok daha fazla şeyi ifade ediyor. Bu fotoğraf hırsızlığa, yolsuzluğa, kamu malını babalarının malı gibi kullananlara, çocuklara tecavüz edenlere ses çıkaramayanların yeni yılı karşılayanlara ahlak dersi vermeye kalkmasının fotoğrafıdır. Bizim bu din görevlisinden beklentimiz “Camide siyaset yaptırmam.” diyebilmesiydi. Çocuklara tecavüz edenlere tek kelime etmiyor, devlet malını çalanlara “Devlet malını çalmak haramdır.” demiyor, Belediye Başkanıyla camide siyaset yapıyor. Olmaz böyle bir şey sayın milletvekilleri, olmaz böyle bir şey!

Bu fotoğraf, laik ve bilimsel eğitimden, okuyan, düşünen, sorgulayan, fikri hür, vicdanı hür nesillerden korkanların dindar ve kindar nesiller yaratarak varlıklarını daha uzun yıllar sürdürme telaşının fotoğrafıdır. Bizim bu ilçe millî eğitim müdürümüzden beklentimiz “Ey Belediye Başkanı, bu çocuklar üzerinden senin camide siyaset yapmana izin vermem. Ben özgürce düşünen, sorgulayan, fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek peşindeyim.” diyebilmesiydi ama ne acıdır ki ilçe millî eğitim müdürü de camide belediye başkanıyla birlikte siyaset yapıyor.

Bu fotoğraf IŞİD ve FET֒nün tohumlarının yeniden ama yeniden atıldığının tohumlarıdır. Belediye başkanı camide siyaset yapıyor. Burada, bu fotoğraf karesinde yer alan belediye başkanı ve bürokratlara sesleniyorum: Ellerinizi bu ülkenin çocuklarının üzerinden derhâl çekin. “Altın nesil yetiştiriyoruz.” diyerek çıktığınız yolun nasıl bir uçurum olduğu 15 Temmuz ihanetinde ortaya çıkmışken bu ülkeyi uçuruma sürükleyecek yeni yanlışlara kalkışmayın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kanun maddesi neydi, kanun maddesi?

ÇETİN ARIK (Devamla) – Biz bunları söyleyince AKP’yle ilişkili kimi çevreler “Gördünüz mü, bu CHP’liler namaza da, camiye de karşı.” diye hemen karşı propaganda yapıyorlar. Şunu peşinen söyleyeyim ki: Namazın da, caminin de başımızın üzerinde yeri var. Bizim isyanımız yüce dinimizin, gül yüzlü çocuklarımızın siyasete alet edilmesidir. Allah rızası için artık bu halkı Allah’la, dinle, kutsal değerlerle aldatmayı bırakın. (CHP sıralarından alkışlar) Laiklik güzel ülkemizin toplumsal barışının teminatıdır. Bu kirli hesaplarla bu barışı yok etmeyin.

Buradan Hükûmete sesleniyorum: Yüce dinimizi siyasetlerine alet eden o belediye başkanına da, o millî eğitim müdürüne de bunun hesabını sorun. Artık AKP’nin gaflet uykusundan uyanıp iktidar partisi sorumluluğuyla hareket etmesi gerekiyor. Artık bölen, kutuplaştıran, ayrıştıran, ötekileştiren değil; tam tersine, birleştiren, herkesi kucaklayan bir siyaset izlemesi gerekiyor. Benim size önerim gelin, böyle değil, bir kez de böyle, milletle tek yumruk olmayı deneyin. Eğer AKP Hükûmeti bizim uyarımızı dikkate almaz, eski alışkanlıklarını devam ettirirse benim onlara önerim, “terörün her türlüsünü kınıyorum bakanlığı”, “keşke biz de şehit olsaydık bakanlığı” ve “kimse Türkiye’nin sabrını test etmesin bakanlığı”nı acilen kurmasıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “Maliye Bakanlığınca” ibaresinin “Maliye Bakanlığı tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Ali Aslan, Batman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün, Batman’da TEOG sınavında 1’inci gelen Simanur Beyaz kardeşimize değinmiştim ama bugün Batman’dan bir 1’inci daha olduğunu öğrenince onun da ismini anma ihtiyacını duyuyorum, Hüseyin Baran Oktay’a da buradan kendisine, ailesine ve öğretmenlerine başarılar diliyorum, kendisini tebrik ediyorum. İsmi Hüseyin Baran Oktay yani Amerika’nın Hussein Barack Obama’sı varsa Batman’ın da Hüseyin Baran Oktayları vardır ve inşallah, bizim çözemediğimiz sorunları bu çocuklarımız günün birinde bu Mecliste ve Türkiye’de çözecektir, buna olan umudumuz, güvenimiz sonsuzdur.

Sayın Bakanımız, dün siz yoktunuz, engellilerle ilgili sorunları dile getirmiştim, keşke engellilerle ilgili yasalar çıkarılsaydı. Özellikle, temel ihtiyaçlarının karşılanması noktasında devlet desteğinin olması gerektiğinin altını çizmiştik. Elektrik, su parasının alınmaması, iletişim, internet gibi belli limitte, kotada ücretin alınmaması, ilaç paralarının alınmaması, fennî muayene ücretlerinin alınmaması gibi birçok başlığa değinmiştik ve engelli insanlarımızdan da bu konuda olumlu dönüşler aldık. İnşallah, bu konuyu güzel bir şekilde ele alacağınızı düşünüyoruz.

Yine, Sayın Bakan buradayken ben değineyim. Engelliler ve yaşlılar, bunlar bakıma muhtaç şekilde ücret aldığında, adres değişikliği durumunda hemen maaşları kesiliyor, maaşları kesildiği için de tekrar başvuru yapmak çok zaman alıyor ve dosya sil baştan yeniden ele alınmak zorunda kalınıyor. Bu yüzden de engelliler ve yaşlılar, bakıma muhtaç olanlar adres değişikliğini bildirmek istemiyor, bundan dolayı da ayrıca cezalandırılıyorlar ve maaşları kesiliyor. Bu duruma düşmemek için de birçok engelli ve yaşlı vatandaşımız, yurttaşımız ev sahibine ve değiştirmek istediği eve mahkûm kalmak zorunda oluyor. Bunun bir an önce giderilmesi gerekiyor.

Yine, görme engelli bir kardeşimiz, Hıdır Acar, Mersin’de ikamet ediyor. Geçtiğimiz aylara kadar engelli maaşı alıyordu ama kardeşi işe yerleştikten sonra maaşı kesildi ve maaşı kesildiğinden dolayı da otomatikman sağlık güvencesi kesiliyor, genel sağlık sigortasına geçiliyor. Bundan dolayı da kendisine 3.294 lira borç para çıkarıldı. Yani bizim düşüncemiz odur ki bir engelli ya da yaşlı, eğer kardeşi yanındaysa, kardeşi maaş alıyorsa –kardeşinin ona bakma zorunluluğu yoktur- engelliyi o minnet altında hissettirmemek için bunun ayrıca gözden geçirilmesi gerekiyor. Devletin ona yaptığı yardım bir minnet, bir sadaka değildir bir gerekliliktir. Engelli insanımızın istihdamı öncelikli olmalıdır ama istihdam edilene kadar da mutlaka temel ihtiyaçlarının devlet tarafından, Hazine tarafından karşılanması gerektiğine inanıyoruz.

Midyat’la ilgili bir sorunu da dile getireceğiz Sayın Bakan buradayken. Mardin’de ve ilçelerinde birçok yerde açık öğretim sınavları, üniversiteye giriş sınavı yapıldığı hâlde 150 bin nüfusluk Midyat’ta -ki zaman zaman il olacağından söz ediliyor- sınav yapılmamaktadır. İnsanımız sabahın beşinde sınav merkezlerine yetişmek için kalkıp arabayla risk alarak, kaza geçirerek çevre il ve ilçelere gitmek zorunda bırakılıyor. Midyat’ta da bir an önce bu sınavların yapılması gerektiğini halkımız talep etmektedir. Yine, birçok il ve ilçede araç muayene istasyonu olduğu hâlde Midyat’ta yoktur, Midyatlılar bu durumdan çok yakınmaktadır, bir an önce araç muayene istasyonunun da Midyat’a kurulmasını talep etmektedir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, TEOG sınavında birinci olan Batman’dan 2 öğrenciyi yürekten kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Aslan dün Batman’dan Simanur Beyaz isimli bir öğrencinin, bugün de yine Batman’dan Hüseyin Baran Oktay isimli bir öğrencinin TEOG sınavında birinci olduğunu ifade ederek kendilerini kutladı. Ben de bu öğrencilerimizi yürekten kutluyorum. Kendilerini yetiştiren annelerini, babalarını, ebeveynlerini ve öğretmenlerini de ayrıca kutluyorum.

TEOG sınavının ne kadar zor bir sınav olduğunu ben gayet iyi biliyorum kendi çocuğumdan. Aslında TEOG sınavının diğer birincilerini ve bu sınavda başarılı olan diğer öğrencileri de kutlamak yanında, bu zor sınava giren bütün öğrencileri kutlamak lazım. Gerçekten zor bir sınavdır, her sene birkaç soru iptal edilir, yargıya gider, yargı iptal eder, puanlar değişir, hesaplar değişir, öğrenciler, veliler büyük bir stresin içinde kalırlar. Böylesi bir stres ortamında Batman’dan 2 öğrencimizin TEOG birincisi olmasından gerçekten mutlu oldum, yürekten kutluyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “ancak” ibaresinin fakat” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Ali Aslan (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Emin Adıyaman, Iğdır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kürsüye çıkan milletvekili arkadaşların özellikle Naci Hocamın -yok şu anda- iyi niyete yönelik, özellikle halkımız ve halklarımız arasında din, inanç, aidiyet farkı gözetmeksizin eşit, özgür, birbirlerine saygı temelindeki söylemleri son derece kulağa hoş gelen söylemler ve bu konuda hiç şüphesiz AKP Grubu ve Naci Hocanın iyi niyeti konusunda bir şüphemiz yok. Ama fiiliyattaki uygulamalar maalesef iyi niyetle, bu kürsüden iyi niyete yönelik temennilerle gerçekleşmiyor. Özellikle son birkaç yıl içerisinde, belirtmek gerekir ki, Orta Doğu’da özellikle mezhep eksenli çatışmaların alabildiğine yoğunlaştığı bir süreçte bunun ülkemizde de ciddi bir yansımaları söz konusu ve bu ayrışma üzerinden de maalesef gerek sosyal medyada, gerek televizyonlarda, gerek gazetelerde ciddi anlamda -ister sektörel diyelim, istersek yandaş diyelim- gazeteci, yazar, televizyon programcısı gibi pek çok insan kendini merkez kabul ederek kendi dışındaki mezhep ve inançlara yönelik ciddi saldırılar gerçekleştiriyor ya da saldırıların gerçekleşmesine zemin hazırlıyor.

Bakın, birkaç örnek vereyim. Son dönemde, on-on beş gün kadar önce, devletin televizyonu TRT 1’de yandaş bir gazeteci ve sözde bir profesör bir açık tartışma programında İran’ın Orta Doğu politikalarındaki rolü tartışılırken, bu ülkede 1,5-2 milyon Caferi ve Şia yurttaşımız yokmuşçasına, Şialığın sapkın bir inanış olduğunu, bütün fesatlıkların, bütün Orta Doğu’daki çatışmaların, bütün kötü oyunların temelinde Şialık olduğunu ve Şialığı gayriislami bir mezhep olarak lanse ederek bu yurttaşlarımızın inancına saygısızca, ölçüsüzce saldırmış oluyor.

Yine, geçmişte kendisinin şeriatçı, irticacı olduğu, şeriat, irtica propagandası yaptığı gerekçesiyle bu Mecliste ve hakkında sonradan açılan soruşturmalarla sanık, daha sonra hükümlü konumuna düşen Şevki Yılmaz, bir televizyon programında Halkların Demokrasi Partisi milletvekili ve yandaşlarının MİT tarafından öldürülmesini açık bir şekilde dile getiriyor. Şevki Yılmaz bunu hiç tereddüt duymadan, bu ölüm tehdidini, bütün HDP’li milletvekillerinden yandaşına kadar MİT’in katletmesi, kellelerini alması gerektiğini açık bir şekilde söylüyor. Ki hukukçu arkadaşlarımız çok iyi bilir, ölümle tehdit resen soruşturmayı gerektiren bir suç ama maalesef, Türkiye’de mesele ötekileştirilenler, yani Şialar, Kürtler, Aleviler gibi siyasal iktidarın yandaşı olmayan ya da siyasal iktidarın ötekileştirdiği kesimler olunca cumhuriyet savcıları hiçbir şey duymaz, hiçbir soruşturma başlatmaz.

Bakın, son günlerde bir yurttaşımız Kıbrıs’tan getirildi. Suçu var yok, ona mahkemeler karar verecek ama daha apronda bizlerin, sizlerin, herhangi bir vatandaşın giremeyeceği daha uçağın merdivenlerinde bindirilmiş birtakım kıtalar tarafından linç ediliyor.

Değerli arkadaşlar, hoşgörüyü bu kürsüden ifade etmekle gerçekleştiremeyiz. Bunu pratikte, yaşamda, sosyal hayatta hayata geçirmemiz lazım ki bu, öncelikli olarak siyasal partiye, Hükûmete düşen bir görevdir.

Dolayısıyla, polisin göz yummaları, birtakım kişiler hakkında tutuklamalar daha gerçekleşmeden gözaltı aşamalarında linç saldırılarının gerçekleşmiş olması, olsa olsa bu halkı böler ama en başta da siyasal iktidara en büyük zararı veren hareketlerdir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinden sonra gelmek üzere değişiklik önergesiyle eklenmesi öngörülen 19’uncu maddenin ikinci fıkrasında geçen “hizmet grupları ve dönemler” ibaresinin “hizmet grupları ile dönemler” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İbrahim Ayhan, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii ki konuşulacak, söylenilecek o kadar çok şey var ki, çok ağır zamanlardan geçtiğimiz, çok sıkıntılı zamanlardan geçtiğimiz hepimiz açısından hemfikir olduğumuz bir konu. Dolayısıyla, bu ağır zamanların nasıl atlatılacağına dair yaklaşımlarda da çok ciddi derin düşünce ve görüş farklılıklarına sahip olduğumuz da bir gerçekliktir.

Toplum alabildiğine kutuplaştırılıyor, toplum alabildiğine karşıtlaştırılarak şoklama yöntemiyle Türkiye’deki mevcut sosyal ve toplumsal yaşam idame ettirilmeye, sürdürülmeye çalışılıyor. Hep söyledik, yine de tekrar etmekte fayda var: 15 Temmuz darbe girişimi eğer gerçekleşmiş olsaydı Türkiye’deki toplumun başına ne gelecek idiyse şu anda, 15 Temmuzdan günümüze kadar hemen hemen aynısını yaşıyor durumdayız. Demokrasi, özgürlük ve hukuk tamamen askıya alınmış ve dondurulmuş durumdadır. Deyim yerindeyse, bir darbe sürecini adım adım, ağır çekimli bir film izlercesine yaşamak durumundayız ve bunu da yaşıyoruz aslında. Bu ne bize ne Türkiye’deki 79 milyon insana reva görülen bir şey değildir. Biz, demokrasiyi, özgürlükleri, barışı ve kardeşliği bir hoşgörü kültürüyle bir arada yaşamanın gayreti ve çabası içerisinde olmalıyız. Yapılması gereken de, bunun önündeki engelleri kaldırmaktır. Yoksa bu, tüm değerleri altüst eden, tüm değerleri ortadan kaldıran uygulamalara başvurmak değildir.

Tarihten bir anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum, tam da bu yaşadığımız şeylere benzer olduğu için paylaşmak istiyorum. Atatürk İstanbul günlerinde yani Dolmabahçe günlerinde her hafta Dolmabahçe’de film gösterimi yaptırırmış. O dönem, İstanbul’da sinema sayısı çok az, özellikle yabancı filmlere ulaşmak da çok güçmüş. Onun için bayağı ilgiyle bu sinema gösterileri gerçekleşiyormuş, bu seanslara katılımlar da İstanbul’un önde gelen insanları tarafından gerçekleştiriliyormuş. Tam da böyle bir günde Atatürk Neyzen Tevfik’i de bir film gösterimine davet ediyor. Neyzen Tevfik de diğer katılımcılar gibi filmin gösterileceği sinema salonuna gidiyor. O gün gösterilen film de bir korsan filmi. O dönemlerde işte haydutlarla ilgili, kovboylarla ilgili, maceralarla ilgili yabancı filmler varmış. O gün de korsan filmi gösteriliyor. Bu korsan filminde başaktör film boyunca tüm korsanlarla savaşıyor ve korsanları teker teker öldürüyor. Filmin sonuna doğru başaktör konumunda olan esas kız, kadın dediğimiz şahıs korsanlar tarafından kaçırılıyor ve başaktör dediğimiz esas oğlan filmin sonuna doğru bu korsanlarla savaşıyor ve kızı korsanların elinden kurtarıyor. Sonunda da bir kumsala iniyor, kızla baş başa bir sevgi fotoğrafı veriyor ve film sona eriyor. Film sona erer ermez salonda büyük bir alkış tufanı kopuyor, ışıklar açılıyor, Neyzen Tevfik hüngür hüngür ağlıyormuş. Atatürk’ün, Paşa’nın dikkatini çekiyor, yanına gidiyor “Hayırdır Neyzen, herkes sevinirken sen niye ağlıyorsun?” diyor. “Paşam, acaba o başaktörün elinden o kızı kim kurtaracak? Ben ona ağlıyorum.” diyor.

Şimdi, şu anda biz FET֒den kurtulduk, bu siyasal iktidarın zulmünden, darbesinden, yapmış olduğu hukuksuzluklardan nasıl kurtulacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Filmden sahne anlatacaksanız bir dakika daha vereceğim Sayın Ayhan.

Buyurunuz, bir dakika daha süre veriyorum size.

İBRAHİM AYHAN (Devamla) – Yani karşı karşıya kaldığımız şey toplumun bir kesimi -ki ağırlıklı kesimi- ağlıyor ve belli bir kesimi de aslında niye sevindiğinin, niye mutlu olduğunun farkında değil. İşte, tam da toplumun şoklandığı, şoka tabi tutulduğu travmatik durum bu ve bunun aşılması gerekiyor, hepimizin de buna ihtiyacı vardır.

Ben bunu dile getirmek ve buna dikkat çekmek amacıyla filmden böyle bir anekdotu sizinle paylaşmak istedim.

Teşekkürler.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bir karışıklığa mahal vermemek için sıra sayısı metninin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam ediyoruz. Kanunun yazımı sırasında madde numaraları Başkanlıkça teselsül ettirilecektir.

16’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin 1’inci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        İsmail Faruk Aksu                              Emin Haluk Ayhan                                Mustafa Kalaycı

                İstanbul                                              Denizli                                               Konya

         Mevlüt Karakaya                                    Arzu Erdem                                     Deniz Depboylu

                 Adana                                               İstanbul                                               Aydın

"Katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına, bu katkının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde yer verilen gecikme zammı oranı esas alınmak suretiyle gecikme bedeli hesaplanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Bihlun Tamaylıgil                                Zekeriya Temizel                                   Lale Karabıyık

                    İstanbul                                               İzmir                                                 Bursa

                Kadim Durmaz                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Musa Çam

                      Tokat                                               İstanbul                                                İzmir

               Utku Çakırözer                                      Aytuğ Atıcı

                    Eskişehir                                             Mersin

MADDE 16- 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununun ek 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına, Devlet katkısının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranı esas alınarak gecikme bedeli hesaplanır. Hesaplanan bedelin, Devlet katkısının Müsteşarlıkça ödenmesi gereken tarihten şirketin ödeme yaptığı tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranına göre hesaplanan faiziyle birlikte ilgili vergi dairesine ödenmesi gerektiği hususu emeklilik gözetim merkezi tarafından şirkete ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması amacıyla durum şirketin bağlı olduğu vergi dairesine bildirilir."

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

                       Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

               Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk                                        Erol Dora

                   Gaziantep                                               Ağrı                                                 Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, İzmir’de menfur bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 16’ncı maddesi, geçtiğimiz aylarda Meclisten AKP oylarıyla geçirilen 6740 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a ilişkindir. Bireysel emeklilik sistemi her ne kadar iktidar partisi tarafından Avrupa ülkeleri örnek verilerek, vatandaşlara olumlu bir algı yaratılarak sunulmuş olsa da sosyal güvenlik sistemini büyük oranda tasfiye etmek yolunda atılmış yeni ve büyük bir adımdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yaşanan derin bir siyasi ve ekonomik krizin yarattığı çalkantılı bir sürecin neticesinde, 2002 yılında iktidar olan AKP eliyle on dört yıldır piyasalaştırılan ve âdeta hiçleştirilen iş gücü ve emek sermayenin azami kâr hırsına yenik düşürülmüştür. Hükûmet tarafından zorunlu hâle getirilen bireysel emeklilik sistemi de bu durumun önemli sonuçlarından birisidir. Yaratılan sadaka kültürü ve hedeflenen tamahkâr bir toplum yapısı amacıyla sosyal devlet ilkesini göz ardı eden iktidar partisi, çalışanları kendi emekleriyle kazandıkları son derece düşük ücretlerden dahi zorunlu kesintiler yapmak kaydıyla özel emeklilik sistemlerine dâhil olmaya zorlamaktadır. Çalışanın ve emekçinin asgari ücretinden dahi yeni kesintiler yapmaktan çekinmeyen iktidar bireysel emeklilik sistemini yürüten özel şirketlerin ayakta kalması için de kamunun ortak bütçesinden yani hazineden çok ciddi oranda ekonomik meblağları bu sisteme dâhil etmektedir.

Değerli milletvekilleri, devlet katkısıyla bireysel emeklilik dayatması devlet kesesinden özel sigortaların finansmanı demektir. Oysaki devletin vergi gelirlerinin önemli bir bölümü zaten ücretli çalışanlardan sağlanmaktadır. Yani devlet işçilerden aldığı parayla açıkça özel finansal sermayeleri destekleyecektir. Bununla yetinilmeyecek, AKP’nin projeleri ve büyük sermaye kesimlerine yani yandaşlara aktarılan maddi imkânlar, sunulan imtiyazlar işçi ve emekçilerden alınan bu kesintilerle sağlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışanların ödediği vergilerle, çalışanlardan kesilen paralarla sermayenin beslenmesi kabul edilmemelidir. Bunu kabul etmek, yoksuldan alıp zengine vermenin yolunu daha da açmak anlamına gelmektedir. Bunun anlamı, daha fazla yoksulluk, daha fazla travma demektir. Hâlihazırda, kıt kanaat imkânlarla, iş güvenliğinden yoksun biçimlerde, uzun çalışma saatlerine maruz kalarak, her an işsiz kalma riskiyle karşı karşıya yaşadıkları bir ekonomik kriz atmosferinde, borç içerisinde yaşamlarını sürdürebilen işçilerin tasarruf yapması için zorla ceplerine el uzatmak asla çözüm değildir.

Değerli milletvekilleri, ülkede tasarruf oranları artırılmak isteniyorsa çare işçilerin gelirlerini artırmaktır. Zorla tasarruf olmaz. İşçilerin tasarruf edebilmelerine yardım etmenin en basit ve makul yolu ücretlerin artışıyla, ücretlere zam yaparak mümkün olabilir. Tasarruf yapılacaksa vergide adalet sağlanır; çok kazanandan çok, az kazanandan daha az vergi toplanır. “Vergi barışı” adı altında büyük sermaye kesimlerine, yandaşlara milyarlarca lira vergi affı getirilmez ve kamunun gelirleri artırılır.

Değerli milletvekilleri, zorunlu bireysel emeklilik sisteminin istismarlara son derece açık olduğu bilinmektedir. Bu nedenledir ki sosyal devlet ilkesine bağlı kalarak bireysel emeklilik sisteminin mevcut uygulamalarından derhâl vazgeçilmeli ve işçilerin, emekçilerin, bütün çalışanların hakları sermayeyi teşvik etmek için böylesi sistemlere kurban edilmemelidir diyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 16- 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanununun ek 1 inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"Katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına, Devlet katkısının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranı esas alınarak gecikme bedeli hesaplanır. Hesaplanan bedelin, Devlet katkısının Müsteşarlıkça ödenmesi gereken tarihten şirketin ödeme yaptığı tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranına göre hesaplanan faiziyle birlikte ilgili vergi dairesine ödenmesi gerektiği hususu emeklilik gözetim merkezi tarafından şirkete ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması amacıyla durum şirketin bağlı olduğu vergi dairesine bildirilir."

Bihlun Tamaylıgil (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, sıra sayısı 446 olan Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesindeki önerimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Türkiye kan gölüne dönmüşken “İlla da başkanlık isterim.” demeyen milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin acil sorununun başkanlık olmadığını anlamak için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor? Türkiye’de daha kaç terörist eylem olması gerekiyor? İzmir’de en son yaşadığımız bu elim olay aklınızı daha başınıza getirmedi mi? Türkiye’nin öncelikli sorununun başkanlık olmadığını ne zaman anlayacaksınız? Değerli arkadaşlar, bu maddeyle aslında Türkiye’nin en önemli meselelerinden birinin başkanlık değil de ekonomi olduğunu itiraf ediyorsunuz. Nasıl? Diyorsunuz ki: “Bireysel emeklilik sistemine ihtiyacımız var.” Yani diyorsunuz ki: “Türkiye’de tasarruf yapılmıyor. Tasarruf yapılmadığı için yeterince yatırım da yapılamıyor yani bize para lazım.” Kibarca bunun adına “Bireysel emeklilik sistemi.” diyorsunuz, bunun tercümesi “Türkiye’de ekonomi battı.” demektir.

Bakın, zorunlu bireysel emeklilik sigortası neden gündeme geldi? Güya -sizin tabirinizle- vatandaşlarımızın tasarruf oranı düşük yani vatandaş tasarruf edemiyor, Türkiye de yatırım yapamıyor. Çözüm, sizin çözümünüz asgari ücret alan işçi, taşeron ve memura zorunlu tasarruf. Ya, Allah aşkına, önce şu soruyu sormaz mısınız: “Bu vatandaş neden tasarruf edemiyor?” Türkiye gibi bir yerde, geleceği güvence altında olmayan bir ülkede insanlar tasarruf etmek istemez mi? Yani para vardı da millet tasarruf mu etmedi Allah aşkına? Önce bir sorun: “Millet neden tasarruf edemiyor?” Çünkü milletin karnı doymuyor, doymadığı için de tasarruf yapamıyor. Şimdi, siz kalkmışsınız, “İlla tasarruf yap, senin yaptığın tasarruftan elde edilen parayla da ben yatırım yapacağım.” diyorsunuz. Allah aşkına, “Böyle bir yatırım yapacağım, tasarruf yap, böyle bir fon oluştur.” dendiğinde kan bizim beynimize sıçrıyor. Niye sıçrıyor biliyor musunuz? Çünkü hemen aklımıza İşsizlik Fonu geliyor. Hani siz, İşsizlik Fonu diye bir fon oluşturdunuz ya, hani çalışan insanlardan para kesip işsizlere yardım yapacağınızı, işsizliği ortadan kaldıracağınızı söylemiştiniz ya, söylediğiniz yalanlar nedeniyle vatandaşın, maalesef, bütün hükûmetlere ve siyaset kurumuna olan güveni neredeyse yok oldu. Çünkü siz, İşsizlik Fonu’ndan aldığınız parayı siyasi yatırımda kullandınız ve üç dört aylığına bazı kimselere rüşvet olarak verdiniz, açık söylüyorum. Bütçe açık verdiğinde döndünüz İşsizlik Fonu’nu kullandınız. En sonunda Varlık Fonu’na bu parayı devrettiniz. Şimdi siz bize “Fon yaratacağım, bireysel emeklilik fonu yaratacağım.” deyince aklımıza ne geliyor? Aklımıza, yapılan bu usulsüzlükler geliyor. Yani siz İşsizlik Fonu’nu nasıl çarçur ettiyseniz emeklilik fonunu da çarçur edeceksiniz.

Şimdi, biraz daha teknik bakalım olaya. Eğer sizin dediğiniz doğruysa yani Türkiye’de tasarruf gerçekten azsa yani Türkiye İstatistik Kurumunun dediği gibi, tasarruf sadece yüzde 14’se belki haklı olabilirdiniz bu konuda. Ama Türkiye İstatistik Kurumu bir kalem oynatıverdi, hop, tasarruf oranları yüzde 24,8 oldu. Ya mademki siz “Türkiye tasarruf edemiyor, bireysel emeklilik sistemi getirelim.” dediniz, şimdi TÜİK size diyor ki: “Ya ben yanlış hesaplamışım, daha iyi bir yöntem buldum Avrupa’nın kullandığı, meğerse bizim tasarruf oranımız yüzde 24,8’miş.” Yani “Aslında biz Almanya kadar tasarruf ediyormuşuz da bizim haberimiz yok.” diyorsunuz. Ya TÜİK’e yalan söyletiyorsunuz ya da TÜİK doğru söylüyor, siz bu kadar tasarruf eden bir ülkede yatırım bile yapamıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, açıkça soruyorum: Bu paraları nereye, kime göndereceksiniz? Bütün mesele burada.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı talep ediyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Başkanlık Divanında görüş birliği oluşmadığından karar yeter sayısının olup olmadığını elektronik cihazla oylama yapmak suretiyle tespit edeceğim.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesinin 1’inci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

“Katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına, bu katkının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde yer verilen gecikme zammı oranı esas alınmak suretiyle gecikme bedeli hesaplanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Maddeyle, bireysel emeklilik sistemi kapsamında erken ödenmesine sebebiyet verilen devlet katkısı tutarları için uygulanacak mali müeyyidenin belirlenmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır. Bireysel emeklilik sistemiyle ilgili olarak, geçen yıl iş yeri bazlı emeklilik planını içeren ve önemli tutarda devlet katkısı öngören yeni bir düzenleme yapılmıştır. Otomatik katılımlı bireysel emeklilik sistemi yeni yılla birlikte yürürlüğe girmiştir. Çalışan sayısı bin ve üzeri olan iş yerlerinde tahmini 2,2 milyon kişi 1 Ocak itibarıyla sisteme katılmıştır, 2019 yılına kadar çalışanlar kademeli olarak sisteme dâhil edilecektir. Çalışanların hâlen zorunlu ve kamusal bir sosyal güvenlik sistemi, ayrıca isteyenler için gönüllü ve devlet katkılı bireysel emeklilik sistemi bulunmasına rağmen, şimdi de 45 yaşın altında çalışanlara otomatik katılım öngörülmüştür. Çalışana iki ay süreli cayma hakkı verilmiştir. Çalışanlara gelecekte ek gelir sağlanması, hayat standartlarının korunması ve tasarruf ataletinin aşılması bakımından sisteme katılım önemlidir. Ancak, çalışanlar aldıkları aylık ve ücretlerle ay sonunu getiremiyorlar. Elde yok, avuçta yok. Dolayısıyla, bir de bireysel emeklilik sistemi için nasıl pay ayırabileceklerdir?

Tasarruf elbette iyidir, güzeldir ama zorla güzellik olmaz. Aylık ve ücret, bugün milyonlarca kişinin tek gelir kaynağıdır. Çalışanların büyük çoğunluğunun aldığı ücret zaten yetersiz durumdadır. Kamu çalışanları geçinemiyor, özel sektör çalışanları geçinemiyor, asgari ücretli geçinemiyor, taşeron işçileri geçinemiyor. Aldıkları parayla nasıl geçinsinler ki?

Sayın Maliye Bakanımıza soruyorum: Çalışanlara ne kadar maaş zammı verdiniz ki bireysel emeklilik sistemine zorla katıp aylığından kesinti yapacaksınız? Sadece 103 lira artırdığınız net asgari ücretin 53 lirasını nasıl kestireceksiniz? Çalışanlar şiddetli geçim sıkıntısı nedeniyle borç batağına girmiştir. Çalışanlar borçla, kredi kartlarıyla, tüketici kredileriyle geçimini anca sağlayabilmektedir.

Türkiye Bankalar Birliğinin son açıkladığı Eylül 2016 Tüketici Kredileri Raporu’na göre, ülkemizde kullanılan tüketici kredileri tutarının yüzde 64,1’ini, tüketici kredisi kullanan kişilerin de yüzde 66,7’sini ücretli çalışanlar kullanmaktadır. Geliri yetmediğinden borçlanan, bir bankadan bir bankaya koşup tüketici kredisi ve kredi kartı borcunu bir başka bankanın kartıyla ya da kredisiyle kapatmaya uğraşan çalışanları bu duruma düşürenlerin kendilerine pay çıkaracak sorumluluk duygusu olmalıdır.

AKP’nin on dört yıllık icraatı ülkemizde orta sınıfı bitirmiştir, orta direk göçmüştür. AKP iktidarı, dar ve sabit gelirli insanımızı, pazar artıkları arasında sağlam sebze meyve aramaya muhtaç duruma getirmiştir. Hükûmet, çalışanlardan zorla prim almadan, çalışanlara yeni yük getirmeden önce, çalışanların vergi yükünü azaltacak düzenlemeler yapmalıdır. Çalışanlar üzerinde adaletsiz ve ağır vergi yükü bulunmaktadır. Çalışanların aylıkları vergi tarifesinden dolayı aydan aya azalmaktadır. Asgari ücretlinin bile vergi oranı yükselmektedir. Öncelikle, çalışanların vergi yükü azaltılmalı ama ne gezer. Azaltmak şöyle dursun, Hükûmet, çalışanlardan, küçük esnaftan, dar gelirlilerden insafsızca daha fazla vergi almak için çeşitli yollara başvurmaktadır. Hükûmet, yeniden değerleme oranında artırması gereken gelir vergisi tarife dilimlerini daha düşük artırıp ya da hiç artırmayarak, acımasızca daha fazla vergi kesmektedir. Hükûmet, esnafın, çiftçinin, çalışanların gelirlerinden kesip, asgari ücretten bile gasbedip, patronlara para aktarmanın derdindedir. Nitekim, 2017 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 3,83’ken, gelir vergisi tarifesinin ilk dilimi yüzde 3,17 oranında artırılmış, diğer gelir dilimleri aynı kalmıştır. Bu nedenle, çalışanlar da daha fazla vergi ödemek zorunda kalmaktadır. Bu uygulama düzeltmelidir.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesindeki “kırk beş yaşını doldurmamış” ibaresinin “kırk altı yaşından gün almamış” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                   Mustafa Kalaycı                         Mevlüt Karakaya

  İstanbul                                      Konya                                       Adana

Emin Haluk Ayhan                   Deniz Depboylu                             Arzu Erdem

   Denizli                                      Aydın                                      İstanbul

                                          Fahrettin Oğuz Tor

                                             Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

        Sibel Özdemir                          Bihlun Tamaylıgil                        Zekeriya Temizel

                    İstanbul                                             İstanbul                                                İzmir

                Lale Karabıyık                                    Kadim Durmaz                                    Utku Çakırözer

                      Bursa                                                 Tokat                                               Eskişehir

             Mehmet Bekaroğlu                                    Musa Çam                                                 

                    İstanbul                                               İzmir                                                    

“MADDE 17- 4632 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi “Türk vatandaşı veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olup kırk beş yaşını doldurmamış olanlardan; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre çalışmaya başlayanlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olarak çalışmaya başlayanlar, işverenin bu Kanun hükümlerine göre düzenlediği bir emeklilik sözleşmesiyle emeklilik planına dâhil edilir.” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere “506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olan çalışanlar için bu çalışanların bağlı bulunduğu sandığa, katılım payı, kesenek veya diğer adlar altında ödediği tutarların hesaplanmasına esas kazancının yüzde üçüne karşılık gelen tutardır.” cümlesi eklenmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Bankalar, Sosyal Güvenlik Kurumu” ifadesinden sonra gelmek üzere “,506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklar ile bunların ilgili bulundukları kuruluşlar” ifadesi ilave edilmiştir.”

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım                            Mehmet Emin Adıyaman                            Osman Baydemir

           Muş                                                  Iğdır                                               Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                                    Berdan Öztürk

       Gaziantep                                               Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz hakkı Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk tarafından kullanılacaktır.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı torba tasarının 17’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu maddelerde yapılan düzenlemeler, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu dolayısıyla sisteme dâhil olan kişiler için ödenen devlet katkısını yeniden düzenlemektedir. Bireysel emeklilik sistemi her ne kadar iktidar partisi tarafından Avrupa ülkeleri örnek verilerek, vatandaşlarda olumlu bir algı yaratılarak sunulsa da sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi yolunda atılmış yeni bir adımdır. Hükûmetin bireysel emeklilik sistemini bu denli hararetli şekilde savunmasının arkasında yatan saikler, niyetini de açıkça ifade etmektedir.

Hükûmet tamamen bizi düşündüğünü şöyle iddia ediyor, bunları maddeler hâlinde sıralayacağım: “Türkiye’de diğer ülkelere göre insanlar harcamalarını kısamıyorlar. Bu nedenle de yeterince para biriktiremiyorlar yani sermayenin lehine yeteri kadar tasarruf yapmıyorlar. Bu nedenle Hükûmetimiz olarak size yeterince tasarruf yapmadığınız için ben sizin yerinize tasarruf yapmaya zorlayacağım. Tasarruf yapmaya zorlamanın biricik yolu olarak da bireysel emeklilik sistemini devreye alacağım. Devreye alacağım bu sistemle katılımı otomatik hâle getireceğim. Bir işte çalışan herkes yani işçi, memur, sözleşmeli personel çalışmaya başladığı andan itibaren, bireysel emeklilik sözleşmesine de dâhil olmuş olacak yani devletin zor ve baskısını kullanacağım.” demek istiyorlar.

45 yaş altı çalışan herkes otomatik olarak bireysel emeklilik sözleşmesine dâhil edilecek. Çalışanların prime esas kazancının yüzde 3’ü BES için kesilecek. Çalışan dilerse BES’e dâhil edildiği kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde cayma hakkını kullanabilecek. Cayma hakkını kullandığında, kesilen tutarlar on gün içinde kendisine iade edilecek.

Hükûmete göre, BES sayesinde hem yurt içi tasarruf oranı artacak hem de çalışanlar emeklilik döneminde, çalışırken sahip oldukları refah düzeyini koruyacakmış. Peki, gerçekten durum böyle mi? İki örnek vereceğim size geçmişten. Bu örneklere baktığımız zaman, işin renginin bu olmadığı açıkça ortaya çıkacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim ülkemizde, çalışanların istemi dışında, kazandıklarının bir kısmına yasa yoluyla, ucuz konut vaadiyle, “Birikmiş para vereceğiz.” vaadiyle el konulması örneğini 12 Eylül darbesi sonrasının Özal Hükûmetiyle yaşamıştık, biliyorsunuz. 11 Aralık 1986 tarihli ve 3320 sayılı Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun yayımlandı. Kanun, Hükûmet tarafından çalışanları ev sahibi yapacağız vaadiyle propaganda edildi. Emeklinin, emekçilerin parasına el koymanın adı “konut edindirme yardımı” olarak dillendirildi ve kamuoyuna da bu, yardım olarak lanse edildi. Kısaca “konut edindirme yardımı” olarak adlandırılan kesintiler 1995 yılına kadar dokuz yıl sürdü. Dokuz yıl sonra fonda biriken paralara ne oldu derseniz, bütün paralar eritildi. Çalışanlar açısından, beklendiği gibi, sonuç tam bir hüsran olmuştur. Aslında, asıl amaç sermayeye kaynak aktarmaktı, bu amacı da zaten gerçekleştirdiler bu sayede.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – İade edildi hepsi.

BERDAN ÖZTÜRK (Devamla) – “Sermayeye kaynak aktarma” adı altında emekçilerin gelirlerine zorla el koymanın bir diğer örneğini de 9 Mart 1988 tarihli ve 3417 sayılı Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanun’la yaşadık. Sürem yeterli olmadığı için… Burada da yine aynı şekilde paralar fonda toplandı, vaatlerde bulunuldu ama bu vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi, paralar çarçur edildi. Yani, burada demek istediğimiz, sermaye sevici iktidarlar kazançlarımıza, paralarımıza göz dikmekten hiçbir zaman imtina etmiyorlar, geri durmuyorlar. Durum tamamıyla bundan ibarettir. Bu torba yasa tasarının getirilmesinin amacı da yine emekçiyi, işçiyi, memuru sömürmektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı talebi vardır, karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sibel Özdemir (İstanbul) ve arkadaşları

“MADDE 17- 4632 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi “Türk vatandaşı veya 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olup kırk beş yaşını doldurmamış olanlardan; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre çalışmaya başlayanlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olarak çalışmaya başlayanlar, işverenin bu Kanun hükümlerine göre düzenlediği bir emeklilik sözleşmesiyle emeklilik planına dâhil edilir.” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere “506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olan çalışanlar için bu çalışanların bağlı bulunduğu sandığa, katılım payı, kesenek veya diğer adlar altında ödediği tutarların hesaplanmasına esas kazancının yüzde üçüne karşılık gelen tutardır.” cümlesi eklenmiş ve aynı maddenin beşinci fıkrasında yer alan “Bankalar, Sosyal Güvenlik Kurumu” ifadesinden sonra gelmek üzere “,506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklar ile bunların ilgili bulundukları kuruluşlar” ifadesi ilave edilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Sibel Özdemir, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Ben de, öncelikle, bugün İzmir’de yaşanan hain terör saldırısını kınıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili görüşlerime geçmeden önce bu torba yasanın Genel Kurula getirilme süreciyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Bu yasa tasarısı, emekli ikramiyesiyle ilgili düzenlemeyle başlayıp gümrük, kaçakçılık, Kredi Garanti Fonu, karşılıksız çek, uluslararası gemi sicili, Merkez Bankası ve Para Politikası Kurulu toplantıları ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesine ilave kadro tahsisi gibi 23 ayrı konuda düzenleme yapılan bir torba yasaya dönüşmüştür.

Tasarının Plan ve Bütçe Komisyonu dışında diğer ihtisas komisyonlarında görüşülmeden, tartışılmadan Genel Kurula getirilme sürecine şahit olduk. Plan ve Bütçe Komisyonunun Cumhuriyet Halk Partili üyelerinin vurguladığı gibi, özellikle Sayın Bakanımız Temizel’in belirttiği gibi, torba yasa uygulamalarıyla yasama saygınlığı ve yasama kalitesi iyice zedelenmiştir. İç Tüzük ve komisyonların çalışma teknik ve gelenekleri ihlal edilmiştir, sadece bir komisyonda aceleyle ve ilgili komisyonlarda teknik tartışmadan mahrum bırakılan bu yasa tasarısında muhalefetin ve diğer ilgili komisyonların görüş, öneri ve katkıları dikkate alınmamış, önemsenmemiştir yani Meclis çalışmalarında da bir fiilî durum yaratılmıştır.

Değerli milletvekilleri, torba yasa tasarısında 16 ve 17’nci maddelerde Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekli Sandığıyla ilgili düzenlemeler yer almaktadır. Gelir düzeyi, yaşam standartları, refah düzeyi düşen çalışan kesimden maaş kesintisiyle tasarruf yoluna gidiliyor olmasının kendisi dahi bu iktidarın ekonomiyi iyi yönetemediğini ve kaynak yaratmadaki başarısızlığını ortaya koymaktadır.

TÜİK’in 2016 yılında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 1.405 TL olarak, yoksulluk sınırını 4.577 TL olarak belirlediği bir ortamda 1.404 TL ile nasıl olur da bir çalışan tasarruf yapabilir? Peki, tasarruf oranımızı artırmanın tek yolu Bireysel Emeklilik Sistemi midir? Maaşlardan kesintilerle yapılacak olan bu uygulama devletin tasarruf açığını kapatmaya çare olabilecek midir? Ayrıca, bu sistem, portföy müdahalesi, devletin emeklilik sisteminin altyapısını sağlayarak rekabetçi bir piyasa oluşturması yerine rekabeti ortadan kaldıran müdahaleci adımlarla zorunlu rekabetçiliği dayatması bu sisteme olan güvenirliliği de sarsacaktır. Ayrıca, gönüllü Bireysel Emeklilik Sisteminin otomatik katılım sistemine dönüşmesiyle gelecek ilave fonların nereye gideceği gerçekten çok belirsiz ve tartışmalıdır. Yine, ayrıca, sisteme giriş yapanlar için katkı payları bir yıl içinde risk getiri tercihi yoksa standart fona aktarılacaktır. Vatandaşın bilgisi dışında olacak bu durumla böyle bir portföy tercihinden habersiz olan vatandaşın katkısını devlet kullanacaktır ve yine, malum, bildiğimiz projelere aktaracaktır.

Evet, değerli milletvekilleri, mevcut iktidarın en temel özelliği, çoğunlukçu bir anlayışla hukuk dışı uygulamalar ve bilinçli yaratılan fiilî durumlar. Sonra da yasaların, hatta Anayasa’nın bu hukuk dışı fiilî durumlara uyarlanma çabaları içine girilmesine şahit oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, ekonomik ve toplumsal kaos ortamı yok sayılarak, toplumun beklenti ve talepleri yok sayılarak uzun süredir ülke gündeminde olan ve haftaya Genel Kurul gündemine gelecek Anayasa değişikliği teklifiyle bilinçli ve sistemli bir rejim değişikliğine gidilmekte, tek adam dikta rejiminin taşları döşenmektedir. Bu iktidar döneminde fiilen zaten güvenilirliğini ve saygınlığını yitiren yasama organının etkinliği ve yetkileri ortadan kaldırılıyor, yürütme yetkisi tek kişiye teslim ediliyor, güvenilirliği, itibarı ve bağımsızlığı zaten tartışılan yargı kurumu da tek kişiye teslim ediliyor; demokratik rejimden, geleneksel parlamenter sistem deneyimimizden tamamen ayrılıp otoriter bir rejimin taşları döşeniyor ama en önemlisi denge; denetimsiz, sorumsuz bütün yetkilerin devredildiği tek adamı Anayasa’nın bütünü başta olmak üzere her şeyi değiştirebilecek yetkilerle donatmanın tehlikesi öngörülmeli ve ona göre oy ve karar verilmelidir.

Yüce heyeti tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir yoklama talebi vardır, yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Sayın Altay, Sayın Karabıyık, Sayın Bekaroğlu, Sayın Kuşoğlu, Sayın Çamak, Sayın Gökdağ, Sayın Yiğit, Sayın Emir, Sayın Arık, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Yedekci, Sayın Basmacı, Sayın Çakırözer, Sayın Demirtaş, Sayın Özdemir, Sayın Akyıldız, Sayın Durmaz, Sayın Yıldız, Sayın Balbay, Sayın Tamaylıgil, Sayın Nefi Kara, Sayın Yılmaz, Sayın Temizel.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesindeki “kırk beş yaşını doldurmamış” ibaresinin “kırk altı yaşından gün almamış” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tor.

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Anayasa Mahkemesinin, sosyal hukuk devletine, eşitlik ve sosyal güvenlik hakkına aykırı bularak iptal ettiği, bunun neticesinde, Anayasa Mahkemesinin kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı 7/1/2005 tarihinden önce emekli olanlar için de ikramiye ödenmesine yönelik düzenleme yani tasarının 1’inci maddesi Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildiği şekliyle dün Genel Kurulda da kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme hakka ve adalete uygun değildir. Otuz yıldan fazla hizmeti olanlara emekli ikramiyesi ödenmemesinde emeklimizin hiçbir kusuru, kabahati yoktur. Emeklimize haksız şekilde ödenmeyen, yargı kararlarına göre elinden alınan haklarının telafisi için makul bir ödeme yapılması gerekirken bugüne kadar kuruşlarla, 1-2 lirayla ifade edilen ödemeler yapılmıştır. Emeklimiz bunu hak etmemektedir. Emeklimizin beklentisi, emekli olduğu tarihteki satın alma gücüne göre bir ödeme yapılmasıydı. Maalesef, çok ısrar etmemize rağmen daha önce Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Genel Kurulda verdiğimiz önergeler kabul edilmemiştir.

Tekrar ediyorum: Emeklimize yanlış yapılmıştır, emeklimize her yıl için 500 TL, bin TL çok görülmüştür. Emeklimize 50 kuruş, 100 kuruş, 150 kuruş ödenerek nasıl yanlış yapıldıysa dün kabul edilen 1’inci maddeyle de aynı yanlış yapılmıştır. Tasarı kanunlaştıktan sonra her yıl için ödeyeceğiniz 50 TL’yi kuruş garabetinden, kuruş gülünçlüğünden bir kurtuluş olarak görebilirsiniz. Görseniz de emeklimiz her şeyin farkındadır. Bugün 50 TL, sadece 1 kilogram bal fiyatıdır. Emeklinin ağzına 1 kilo bal çalarak hakkını ödeyemezsiniz, emekliye borcunuzu emekli olduğu tarihteki satın alma gücüne göre bir ödeme yaparak ödeyebilirdiniz.

Bakınız, tasarı, Haziran 2016’da Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda da görüşüldü. Komisyonda Anayasa Mahkeme kararına göre güncelleme yapılarak bir ödeme yapılamayacağı söylendi, Plan ve Bütçe Komisyonunda da benzer ifadeler kullanıldı. Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının güncellemeye yönelik ret sebebinin yasal dayanak olmadığına dayandığını, vereceğimiz önergenin kabul edilmesi hâlinde yasal dayanak oluşacağını her iki komisyonda da ısrarla söylediysek de maalesef kabul ettiremedik.

Değerli milletvekilleri, kuruş gülünçlüğünden kurtulmak için her yıla 50 TL kabul edildi. Dün söylediğiniz ile bugün yaptığınız açıkça çelişmektedir. Sayın Bakan, hani güncelleme yapılamayacaktı? Hani güncelleme yapılamayacağı konusunda Anayasa Mahkemesi kararı vardı? Nerede kaldı Anayasa Mahkemesi kararı? İşinize geldiği zaman güncelleme yapacaksınız, gelmediği zaman güncelleme yapılmaz diyeceksiniz. 50 TL, apaçık güncellemedir. 50 TL yapan irade, bin TL de yapardı, 3 bin TL de yapardı. Sayın Bakan, soruyorum, 50 TL için ölçü nedir, lütfen açıklayınız. Müracaat için dolmuş parası mıdır, dilekçe yazdırma parası mıdır, açıkça bilmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, emekliye iki yılda 400 milyon ödenmişse -ki ikramiyesini alanların çoğu son dönemlerde emekli olanlar ve yüksek emekli ikramiyesi alan, yol yordam bilenlerdir- tahminim, bir yıl içinde başvuracak kişilere de en fazla 400-500 milyon lira ödeme yapılacaktır, o da 2 taksitte ödenecektir. 2 taksiti 4 taksit yapalım, 5 taksit yapalım ama haksızlık yapmayalım diyorum.

Değerli milletvekilleri, emeklimiz her şeyin farkındadır. Bu süreçte çok sayıda emeklimiz gerek telefonla gerekse bizzat konuyu dile getirmiş ve sızlanmalarda bulunmuştur. Daha iki gün önce arayan bir emeklimizin not ettiğim şikâyetini ve talebini burada dile getirmek istiyorum. Emeklimiz özet olarak diyor ki: “Biz ensar olduk ancak Suriyeli göçmenler layıkıveçhile muhacir olamadılar. Biz bunlar için evlatlarımızı şehit veriyoruz. Göçmenlerin birçoğu ticaret yapıyor, yanlış işler yapıyorlar. Bunca sıkıntıya rağmen biz göçmenlere şimdiye kadar 50-60 milyar lira harcadık. Emekliye bunun otuzda 1’i çok görülüyor. Dün bize kuruşu layık gördüler, bugün 50 TL’yle kandıracaklar. Bu hak mıdır, adalet midir, Müslümanlık mıdır, insanlık mıdır? Yerli ve millî olanlara göz göre göre haksızlık yapılıyor.”

Değerli milletvekilleri, yol yakınken 1’inci madde yeniden müzakere edilmelidir, vicdanlar yaralanmamalıdır, devletin adaleti sarsılmamalıdır, emeklimiz mağdur edilmemelidir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinde geçen “olan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      İsmail Faruk Aksu                              Mustafa Kalaycı          Mevlüt Karakaya

             İstanbul                                           Konya                        Adana

       Arzu Erdem           Ahmet Selim Yurdakul            Deniz Depboylu        Emin Haluk Ayhan

         İstanbul                        Antalya                             Aydın                      Denizli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

   Bihlun Tamaylıgil                 Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

          İstanbul                               İzmir                                        Bursa

     Kadim Durmaz                       Musa Çam                            Mehmet Bekaroğlu

           Tokat                                 İzmir                                      İstanbul

     Utku Çakırözer                    Hüseyin Yıldız

         Eskişehir                              Aydın

MADDE 18- 4632 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesine "kırk beş yaşını doldurmamış olan çalışanlar" ifadesinden sonra gelmek üzere "ile 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olarak çalışanlardan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kırk beş yaşını doldurmamış olanlar" ifadesi ilave edilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım               Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

          Muş                                    Iğdır                                      Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                      Berdan Öztürk                          Mehmet Ali Aslan

       Gaziantep                                Ağrı                                        Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mehmet Ali Aslan, Batman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

Bir TEOG 1’incisi daha var mı şimdi söyleyeceğiniz?

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – İnşallah, yarın birkaç TEOG 1’incisinin daha müjdeli haberini alırız, gurur duyarız.

BAŞKAN – İnşallah.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Bu arada, sizin de hatırlatmanız iyi oldu. Sınavlara giren bütün öğrencilerimizi, bütün çocuklarımızı kutluyoruz, başarılı olmalarını diliyoruz. Tabii, hiç şüphesiz sınav sistemlerinde çok ciddi aksaklıklar da meydana gelmektedir. Bunun faturasını da çocuklar, aileler, öğretmenler ve okullar çekmektedir. Bir öğretmen olarak maalesef bunu yaşayarak gördüm. Çocuklarımızı, öğrencilerimizi de sıkboğaz etmemeliyiz. Bu anlamda da buna değinmemiz iyi oldu.

Madde 18’de yapılan düzenlemeyle, 4632 sayılı BES Kanunu’nun, temmuz ayında getirilen BES’e yani bireysel emeklilik sistemine otomatik zorunlu katılımla ilgili geçici 2’nci maddesine “kırk beş yaşını doldurmamış olan çalışanlar" ifadesinden sonra gelmek üzere “ile 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olarak çalışanlardan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kırk beş yaşını doldurmamış olanlar" ifadesi eklenmiştir. 45 yaşını doldurmamış çalışanlarla birlikte oda ve dernek olarak kurulmuş sandıklarda çalışanların da otomatik olarak bireysel emeklilik sistemine dâhil edilmesi öngörülmektedir. Bu düzenleme de tıpkı işçilerin emekçiler gibi diğer çalışanların da maaşlarından kesinti yapmak suretiyle bireysel emeklilik sistemine otomatik kayıt ettirilmesini öngörmekte. İktidarın asgari ücret zammı, taşeron işçiler ve kıdem tazminatına dair vaatlerinin büyük bir aldatmaca olduğu kısa zamanda uygulamada ve böylesi düzenlemelerde açıkça görülmektedir. Zorunlu BES’le işçiler, emekçiler, çalışanlar daha fazla yoksullaşacaktır. Asgari ücrete yapılan sözüm ona zammın büyük bir aldatmaca olduğu, uygulamada birçok kesintiyle zaten yapılan zammın işverenler lehine geri alındığı görülmüşken bu düzenlemeyle asgari ücretli çalışanlardan yine bir kesinti yapılacak, sendikalı, toplu sözleşmeli iş yerlerinde bu rakam çok daha yukarılara çıkacaktır, düşük ücretli ve asgari ücretli işçilerin, odalarda, derneklerde çalışanların yoksullaşması daha da artırılacaktır. Çalışanların ödediği vergilerle, çalışanlardan kesilen paralarla sermayenin beslenmesi kabul edilemez bir yolsuzluktur. Borç içerisinde yaşamlarını sürdürebilen işçilerin, kamu emekçilerinin, diğer bütün çalışanların tasarruf yapması için zorla ceplerine el uzatmak çözüm değildir. Temmuzda BES’e zorunlu katılıma ilkesel olarak karşı çıktığımız gibi, bu düzenlemenin de tasarı metninden çıkarılmasını öngörmekteyiz.

Sayın Bakan burada değil ama Bakan Yardımcısı burada. Batman’la ilgili aslında pozitif ayrımcılık yapmanızı diliyoruz çünkü şehirleşme hızı en yüksek, en büyük olan illerin başında gelmektedir. Yapılması düşünülen 250 yataklı hastanenin artırılmasını talep ediyor Batmanlılar, sivil toplum kuruluşları çünkü Batman, yaklaşık 600 bin nüfusu barındırmaktadır, çevre il ve ilçelerden gelen, hastalık için gelen, sağlık için gelen insanlarla beraber 800-900 bini bulabilmektedir. Şu anda değil 250, bin yataklı hastane bile yapılsa şu anda bile yetersiz gelecektir, gelmektedir. Dolayısıyla, bu yapılacak olan hastanenin en az 2 binin üzerinde yatak barındırması gerekmektedir.

Yine, ekim ayında Devlet Bakanı Sayın Numan Kurtulmuş’a söylemiştik ama “Hemen talimat veriyorum.” demişti. Batman Havaalanı yolunda ve Kozluk’ta yollar üzerinde çokça okul bulunduğundan orada trafik kazaları gerçekleşmekte, birçok öğrenci sakatlanmakta ve ölmektedir. Üst geçit yapılması için, yaya geçidi yapılması için ya da alt geçit yapılması için söylediğimiz hâlde, “Hemen talimat veriyorum yapılacak.” denildiği hâlde henüz yapılmamıştır ve kazalar maalesef devam etmektedir.

Yine, aynı şekilde, Hasankeyf’in sular altında bırakılması hem turizme hem tarihe hem insanlığa hem de medeniyete büyük bir darbe olacaktır ve telafisi mümkün olmayacak bir tarih kaybını bize yaşatacaktır. Bunun da derhâl iptal edilmesini biz Hükûmetten talep etmekteyiz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Bihlun Tamaylıgil (İstanbul) ve arkadaşları

MADDE 18- 4632 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesine "kırk beş yaşını doldurmamış olan çalışanlar" ifadesinden sonra gelmek üzere "ile 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıkların iştirakçisi olarak çalışanlardan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kırk beş yaşını doldurmamış olanlar" ifadesi ilave edilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak isteyen Hüseyin Yıldız, Aydın Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İzmir’de bugün meydana gelen hain terör saldırısını nefretle kınıyorum; şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bireysel emeklilik yasasını buraya getirdiniz. Avrupa’da tasarruf yüzde 35’lere çıkarken -yüzde 24 diyorlar ama- Türkiye’de bu yüzde 13 civarında. Neden yüzde 13 civarlarında? Ülkede asgari ücret 1.300 lirayken ve esnafın yüzde 50’si siftah yapmadan kapatırken herhâlde tasarruf olmaz. Şimdi, Hükûmet 100 lira para verdi, geriye 50 lirasını hemen asgari ücretliden almaya çalışıyor.

Değerli milletvekilleri, burada çalışanlarda bu bireysel emekliliği zorunlu hâle getirerek Türkiye’ye yatırım yapmak istiyorsunuz ama, maalesef, bu yaptığınız tasarrufla Türkiye’ye yatırım getiremezsiniz. Türkiye’ye yatırım getirmek için bir kere hukuk devleti olması gerekir; bağımsız yargının olması lazım, demokrasinin olması lazım. Dışarıdan gelen yatırımcı buna bakar. Şimdi, siz dışarıdaki yatırımcıları kaçırıyorsunuz. Şu an Türkiye’ye yatırım olsun diye, 1.300 lira, 1.400 lira maaş alan işçilerden para keserek Türkiye’ye yatırım yapacaksınız. Buna kargalar da güler değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, geçen dönem de burada konuştuk. Turizmde Türkiye’nin geliri 30-35 milyarken geçen sene 20 milyar dolarlara düştü -bakanlar burada, şu an yurt dışında hiçbir çalışma yok- bu dönemde, göreceksiniz, bu rakam 10 milyar dolara düşecek ve önümüzdeki bu dış açığı da kapatamayacaksınız.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP milletvekillerine soruyorum: Aydın’da Çıldır Havaalanı vardır, bunu bilmem bilir misiniz, bilmez misiniz? Aydın’da 1956 yılında, bir hayırsever Mustafa Çıldır -Allah rahmet eylesin- 500 dönüm yeri devlete bağış yapıyor buraya sivil havaalanı kurulsun diye. 1957’de bu havaalanı açılıyor, uçaklar kalkıyor, 1967’de, ihtilalde kapanıyor. 2002’de dönemin Başbakanı Abdullah Gül, Sayın Recep Tayyip Erdoğan 2007’de, 2011’de, 2015’te Davutoğlu her Aydın’a geldiklerinde, miting yaptıklarında şunu diyorlardı: “Altı ay içerisinde bu havaalanını hemen açacağız.”

Şimdi, bu Mustafa Çıldır’ın bir oğlu var, 92 yaşında Şevki amca. Özellikle, bugün telefon açtı: “Ben Ulaştırma Bakanına, Başbakana, Cumhurbaşkanına dilekçe verdim. Benim babam burayı bağış yaparken bu 500 dönüm yeri, sivil havacılığa açılsın diye verdi ama maalesef bunlar, bu Hükûmet götürüp Türk Hava Yolları uçuş okulu ve Jandarma filo komutanlığına veriyor. Şu an sivil havacılık diye bir şey yok.” Şimdi size soruyorum arkadaşlar: Şevki amca 92 yaşında, diyor ki: “Allah uzun ömür versin ama bir ayağım burada, bir ayağım diğer tarafta. Ben oraya gittiğimde ben babama nasıl hesap vereceğim?” Düşünün…

Biliyorsunuz, Türkiye’de 30 tane büyükşehir var, Aydın ili bunlardan biridir. Türkiye’de büyükşehir olup da havaalanı olmayan tek şehirdir Aydın. 1 milyon 100 bin nüfusu var değerli arkadaşlar, 1 milyon 100 bin. Çevre illerden Muğla Yatağan, Denizli Sarayköy, İzmir Selçuk ilçesini koyduğunuz zaman 1,5 milyon nüfusu var ama 2017 Ulaştırma Bakanlığı programına baktırdım; Gümüşhane ve Bayburt nüfusunun toplamı 229 bin, orada havaalanı yapıyorsun, burada ise mevcut havaalanı pistini uzatamıyorsunuz. Ben özellikle Hükûmeti, Başbakanı ve AKP’yi Aydın halkına havale ediyorum.

Bazı duyumlar var: Buranın son mirasçısı olan Şevki amca öldükten sonra burayı tekrar TOKİ’ye verip burada inşaat yapmak istiyormuşsunuz; eğer böyle bir şey varsa şunu bilin ki her Aydınlı o Mustafa Çıldır’ın verdiği hibeyi asla rantçılara verdirmeyecektir, bunu bilmenizi istiyorum.

Bu vesileyle Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkan, Çıldır Havaalanı’yla ilgili bir bilgi verebilir miyim.

BAŞKAN – Bilgiyi kürsüden veremezsiniz ama 60’ıncı maddeye göre bir dakikalık söz verebilirim size.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Aydın Milletvekili Abdurrahman Öz’ün, Çıldır Havaalanı’nın şu an Ulaştırma Bakanlığı kayıtlarında işletmeye açık bir havaalanı olarak gözüktüğüne, sadece pistinin uzatılması sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN ÖZ (Aydın) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Çıldır Havaalanı AK PARTİ olarak bizim bu seçimlerde de seçim vaadi olarak Aydın halkımıza bir sözümüzdür. Çıldır Havaalanı şu an Ulaştırma Bakanlığı kayıtlarında işletmeye açık bir havaalanı olarak gözükmektedir. Sadece Çıldır Havaalanı’nın pistinin uzatılması sorunu vardır, o da Ulaştırma Bakanlığı ile bizim Aydın milletvekilleri olarak -üç milletvekili- takip ettiğimiz bir konudur, Başbakanımızın da bilgisi dâhilinde olan bir konudur. Çıldır Havaalanı’nın şu an faaliyete açık bir havaalanı olduğundan herhangi bir şekilde -TOKİ vesaire- başka bir amaçla kullanılması da söz konusu değildir, bunu hem Türkiye’mizin hem Aydın halkımızın bilgisine sunmuş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – 60’a göre bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – 60’a göre mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

42.- Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, Çıldır Havaalanı’nda hiçbir uçuşun olmadığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, sayın vekilim diyor ki: “Şu an Ulaştırma Bakanlığına baktığımızda, o havaalanı çalışıyor.” Ben Aydın’da, doğduğumdan beri, hiçbir zaman o havaalanına uçak inip kalktığını bilmiyorum, hiçbir yere uçuş yok; nasıl çalışıyor, onu merak ediyorum. Yani gözüküyor da, oraya bir tane uçak dahi inmiyor. Nasıl oluyor? Yoksa uçaklar geliyor da biz mi göremiyoruz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/796) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 446) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesinde geçen “olan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI BÜLENT TÜFENKCİ (Malatya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ahmet Selim Yurdakul, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesi üzerinde partimiz adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, bireysel emeklilik sistemine irade dışı dâhil edilmeyi düzenleyen bu mevzuatın iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Vatandaşların zorla tasarrufa yönlendirildiği dönemler genellikle ülke sınırlarını aşan savaşların olduğu dönemlerdir. Ekonomi idarecileri bilir, zorunlu uygulamalar serbest ekonomi atmosferinde aslında birçok sorunlar yaratır. Tasarruf oranlarının artması tabii ki arzu edilen bir gelişme ancak bizim gibi nüfusunun büyük kısmı dar gelirli olan bir ülkede zorla tasarruf yapmak demek sofrandaki ekmeği de azalt demektir. Ekonomiyi toparlamak için, zaten karbonhidrat ağırlıklı beslenen vatandaşlarımıza “Proteini tamamen unut.” diyorsunuz. Ekonomiyi toparlamak için Türk milletinin sağlığını bir kenara atmak üzeresiniz. Zaten, prim, harç, fon ve türlü vergilerle Türk milletini boğazına kadar sıkmış durumdasınız. Fabrikalar girişimcilere değil, resmen AKP Hükûmetine çalışıyor. İnsanlarımız 4 dönüm tarla ekiyor, AKP Hükûmeti olarak yarısına ortakçı oluyorsunuz. Vatandaş bir depo benzin alacak, “Deponun yarısı benim.” edasıyla pompanın başında vatandaşı bekliyorsunuz.

Kıt kanaat geçinen insanları önce refaha erdirin, sonra tasarrufa özendirin. Vatandaş, ısıtamadığı evinde ekmek, makarna ve çayla karnını doyurmaya çalışıyor, siz de bu insana kalkıyor aşırı vergi, bireysel emeklilik sistemi ve genel sağlık sigortası gibi zorunlulukları dayatıyorsunuz. Daha yeni sağlıkta katkı paylarına yüzde 60 zam yaptınız. Bu adalet mi, hiç mi duymuyorsunuz, hiç mi görmüyorsunuz bu insanları? Ekonomi yönetimine seslenmek istiyorum: Umarım ekonomimizi uluslararası finans ve ekonomi toplantılarının yapıldığı New York, Londra, Dubai ve Paris gibi şehirlerden değil de Anadolu’dan bakarak yorumlarsınız. Manhattan’daki havyarlı, biftekli yemekler eminim güzeldir, ancak siz yine de sini üzerinde yemek yenilen yer sofralarını hatırlayın lütfen.

Muhterem Türk milleti, beyaz bir yaprak olarak gördüğümüz ve güzel umutlar beslediğimiz yeni yılın ilk dakikalarında yüreklerimizi yakan bir terör eylemiyle maalesef karşı karşıya kaldık, bugün de İzmir. Türk milleti olarak gencecik insanların hayallerini yakan kahpe terör örgütlerini lanetliyoruz. Millet olarak bizim lanetlemeye hakkımız var ancak AKP Hükûmeti olarak artık lanetlemeyi bırakarak ülkemizi koruyacak ön alıcı faaliyetlerde bulunmanız gerekir. Liderimiz ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, uzun süre önce terörle nasıl mücadele edileceğini açıkladı. Türk milletine yaraşır bir şekilde ve samimiyetle terörle mücadele etmek istiyorsanız kulak veriniz. Bakınız, liderimiz ne diyor: “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar alınamaz. Klasik tedbir ve güvenlik politikalarının yanında teröre tam saha pres ve baskı kurulmalıdır.” Bütün millî güç unsurlarına sorumluluk seferber eden bir strateji ortaya konulmalıdır. Ülkemizdeki bütün unsurlara görev yükleyen terörle mücadele siyaseti oluşturulmalıdır. Ayrıca, sorunun hem içten hem dıştan alabileceği bütün desteklerin kesilmesi için diplomatik mücadele eylem planı oluşturulmalıdır. Güvenlik kuvvetlerini yeni şart ve durumlarla uyumlu olarak eğitecek, donatacak ve yönetecek; terörle mücadelede taktik, eğitim ve icra programı uygulanmalıdır. Sonuç olarak, her şeyin çözümü liyakatli atamalardır. Amacımız eğitim, eğitim ve yine eğitim olmalıdır.

Yüce Türk milletini saygıyla selamlıyor ve son olarak tüm dünyaya ilan ediyorum ki: Birlik ve beraberliğimizi asla bozamayacaksınız çünkü Türk milleti, hiçbir zaman yıkılmamıştır ve sizler de yıkamayacaksınız.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 18’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.11

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

19’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 19 uncu maddesindeki "arasındaki sürede" ibarelerinin "arasında kalan sürede" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                    Mustafa Kalaycı                          Mevlüt Karakaya

          İstanbul                              Konya                                       Adana

Deniz Depboylu                     Emin Haluk Ayhan                           Arzu Erdem

           Aydın                               Denizli                                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Bihlun Tamaylıgil                        Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

             İstanbul                               İzmir                                        Bursa

         Kadim Durmaz                  Mehmet Bekaroğlu                            Musa Çam

               Tokat                               İstanbul                                       İzmir

         Utku Çakırözer               Fatma Kaplan Hürriyet

             Eskişehir                             Kocaeli

"MADDE 19- 4632 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 3- 1/1/2013 ila bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki sürede, katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle, erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına Devlet katkısının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranı esas alınarak gecikme bedeli hesaplanır. Hesaplanan bedelin, Devlet katkısının Müsteşarlıkça ödenmesi gereken tarihten şirketin ödeme yaptığı tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranına göre hesaplanan faiziyle birlikte ilgili vergi dairesine ödenmesi gerektiği hususu emeklilik gözetim merkezi tarafından şirkete ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması amacıyla durum ilgili şirketin bağlı olduğu vergi dairesine bildirilir.

1/1/2013 ila bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki sürede, erken ödenen Devlet katkısı tutarları kapsamında, ilgili dönemde gerçekleştirilmiş olan iade işlemleri geçerliliğini korur."

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.33

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       

     Ahmet Yıldırım              Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

            Muş                                  Iğdır                                      Şanlıurfa

     Mahmut Toğrul                    Berdan Öztürk                              Mizgin Irgat

         Gaziantep                              Ağrı                                         Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mizgin Irgat, Bitlis Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde mesaiye devam ediyoruz. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Evet, aslında yaşadığımız sürecin her gün… Dün konuşmamda söylemiştim, yarın nasıl bir güne uyanacağımızı bilmediğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Maalesef, içeride, dışarıda, sınır dışında ve sınır içerisinde yaşadığımız istikrarsızlıklar bu boyutta devam ederken böylesi atıl yasaların, toplum nezdinde bir karşılığı olmayan yasaların bu saate kadar tartışılıyor olması da bir diğer garabet olsa gerek.

Sosyal devlet demokrasiyle idare edilen ya da iddia eden ülkelerin önemli bir vasfıdır. Sosyal devlet, devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayıştır özünde. 1961 ve 82 anayasaları her iki askerî darbeyle kurulan anayasalarda lafzıyla yer alan bir anlayıştır özünde. Oysa iktidarın sermaye hırsına yenik düşmüş politikaları sosyal devlet ilkesini göz ardı eden iktidarın çalışanları kendi emekleriyle özel emekli olmaya zorlamakta ve sistemi yürüten şirketlerin ayakta kalması için de ciddi bir meblağı sisteme dâhil etmektedir. Borç içerisinde yaşamlarını sürdürebilen işçilerin tasarruf yapması için zorla ceplerine el uzatmak çözüm değildir. Çare gelirlerini artırmaktır. Tasarruf yapılacaksa çok kazanandan çok, az kazanandan da az vergi toplanmalıdır. “Vergi barışı” adı altında sermaye kesimlerine vergi affıyla bu sistemi düzgün bir sistem hâline getiremezsiniz. Bu sistem istismara açık bir sistemdir. Sosyal devlet ilkesine bağlı kalınarak bireysel emeklilik sisteminin mevcut uygulamalarından derhâl vazgeçilmelidir. İşçilerin, emekçilerin hakları böylesi sistemlere hiçbir koşulda kurban edilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, benden önceki Aydın Vekili -konuşması bende…- Bitlis’te aslında çokça kanayan bir yarayı, havaalanlarını, yollarını, yani Bitlis’te, ilimde, vekili olduğum ilde yürütülen hukuka aykırılıkları bir kez daha dile getirdi. Şu anda Tunceli ve Bitlis’te, havaalanı olmayan 2 il için tek bir proje hazırlanmamıştır. 3’üncü havaalanları açılması planlanan illere baktığımızda, AKP iktidarının kendi sermaye çevrelerine peşkeş çektiği alanlar olduğu çok net anlaşılacaktır. Zamanında kamulaştırma yöntemiyle projesi yapılan, konuşulan ve kamulaştırma paraları ödenen Bitlis havaalanı yıllardır her seçimde pişirilip önümüze sunulan bir malzeme olarak olduğu yerde durmaktadır.

Van ya da Muş illerine gitmek zorunda kalan halkımız çok büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Bir taraftan kar, bir taraftan OHAL, bir taraftan haksız hukuksuz tutuklamalar ve bir taraftan da kendi yerelinde hiçbir alanı açıklanmamış, ekonomik anlamda hiçbir altyapısı sunulmamış Bitlis’te ve benzeri illerde bu tasarının hiçbir karşılığı da yoktur.

Bu temelde Bitlis ve OHAL ilan edilen bölgelere baktığımızda, 2002’ye kadar olduğunu ve kaldırdığınızı iddia ettiğiniz sistem şu an Türkiye’nin bir bütünel tamamında uygulamada ve devrede olan bir sistemdir.

Evet, değerli milletvekilleri, anayasalarımızda ve yasalarımızda lafzıyla yer alan hukuk devleti, hukuka bağlılık, sosyal hukuk devleti ve diğer birçok maddenin yaşamda bir karşılığının olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Söz konusu yasaların kötü uygulayıcılar elinde bir cehenneme çevrildiğine; haksız, hukuksuz, keyfî bir sisteme dönüştüğüne çok net bir şekilde, hep birlikte yaşayarak tanık oluyoruz. Bu temelde de söz konusu yasa, sermayedarların ve ranta açılmak istenen projelerin hayata geçmesi için yapılan bir tasarıdır ve önergemiz doğrultusunda söz konusu tasarı derhâl çekilmelidir.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Irgat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Fatma Kaplan Hürriyet (Kocaeli) ve arkadaşları

"MADDE 19- 4632 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 3- 1/1/2013 ila bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki sürede, katkı payının şirket hesaplarına nakden intikal ettiği tarihten önceki bir tarihte Devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle, erken ödenen Devlet katkısı tutarlarına Devlet katkısının Müsteşarlıkça fiilen ödendiği tarih ile ödenmesi gereken tarih arasındaki süre için, emeklilik gözetim merkezi tarafından 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranı esas alınarak gecikme bedeli hesaplanır. Hesaplanan bedelin, Devlet katkısının Müsteşarlıkça ödenmesi gereken tarihten şirketin ödeme yaptığı tarihe kadar 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen gecikme zammı oranına göre hesaplanan faiziyle birlikte ilgili vergi dairesine ödenmesi gerektiği hususu emeklilik gözetim merkezi tarafından şirkete ve 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre gerekli takibatın yapılması amacıyla durum ilgili şirketin bağlı olduğu vergi dairesine bildirilir.

1/1/2013 ila bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih arasındaki sürede, erken ödenen Devlet katkısı tutarları kapsamında, ilgili dönemde gerçekleştirilmiş olan iade işlemleri geçerliliğini korur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Fatma Kaplan Hürriyet, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesindeki önergemiz hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İzmir’de bugün yaşanan acı olayı, terörü şiddetle kınıyorum; şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

16 ve 19’uncu madde devlet katkısını yeniden düzenlemektedir. Bireysel Emeklilik Sistemi, on dört yıldır hiç edilen emeğin sermaye karşısında yenilgisinin sonuçlarından biridir. Bu sistem, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesidir. Oysaki emekçinin ihtiyacı olan, parasız ve nitelikli sağlık ve sosyal güvenlik hakkıdır. Çalışanların kendi emekleriyle özel olarak emekli olmaya zorlanması sosyal devlet ilkesine kesinlikle aykırıdır. Böyle bir zorlama devlet eliyle sigortaların beslenmesinden başka bir şey değildir. Yani işçilerin parasıyla finansal sermayeyi desteklemektir ve bu asla kabul edilemez.

Borç içinde yaşayan işçilerin gelirlerini artırmak yerine zorla ceplerine el uzatmak çözüm değil mağduriyet yaratır, yeni sorunlar yaratır. Tasarruf yapılacaksa eğer kamu kaynakları israf edilmemeli, yandaşlara milyonlarca lira vergi affı getirmek yerine çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalıdır yani vergi adaleti sağlamak şarttır. Bu Meclis temenni yeri değil, işte bu sorunların çözüm yeridir.

Biz burada bunları konuşurken işçimiz, çiftçimiz, emeklimiz, asgari ücretlimiz yani Türkiye’nin çarklarını asıl döndüren vatandaşlarımız kara kara ay sonunu düşünmeden edemiyor ne yazık ki. 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 1.432 liradır. Gıda harcamasıyla birlikte giyim, ulaşım, eğitim, konut, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı yani yoksulluk sınırı 4.665 liradır. Geçtiğimiz seneden bu yana 4 kişilik bir ailenin insanca yaşaması için gereken toplam harcama tutarı ise son bir yılda 153 lira artmıştır.

Hükûmet tarafından 2017 yılı ilk altı ayı için belirlenen ve “Yüzde 8 artırdık.” denilen asgari ücret zammı emekçilerin cebine girmeden ne yazık ki erimiştir. Dolardaki yükselişi de düşündüğümüzde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı “Yeni yılda asgari ücreti yüzde 8 artışla 104 lira artırdık.” dese de halkımızın cebinden 206 lira uçup gitmiştir. Şimdi emekçiye diyorsunuz ki zorla tasarruf edin. Asgari ücretlinin eti ne budu ne. Vergi açığı denince hemen elinizi işçinin cebine atmaktan vazgeçin. Bir yanda ekonomik darboğaz, diğer yanda vahşi terör ve yanlış iç ve dış politika, politik kararlar ülkeyi bilinmeyene doğru sürüklemeye devam ediyor.

Yılbaşında eğlence mekânında sadece, sevdikleriyle yeni yılı karşılamak isteyen halkımıza bir gün daha zehir oldu. İstanbul’da eğlence mekânında gerçekleşen saldırıda 36 insan hayatını kaybetti. Peki, bu saldırıyı kim üstlendi? Laik Türkiye’ye düşmanlığı tavan yapan IŞİD.

Ülkemizde laik düzene karşı olan tek şey terör örgütü müdür? Tabii ki hayır. Bakınız, yeni yıla günler kala gerici tarikatların yeni yıl kutlamasına yönelik tepkileri tek tek gündeme gelmeye başladı. Şişme Noel babayı önce sünnet edip ardından bıçaklamalar, Aydın’da önce Noel Baba’nın başına silah dayayarak fotoğraf çektirmeler, Kocaeli’de duvarlara asılan “Mutlu Noeller Müslümanlar.” yazan provoke amaçlı afişler hâlâ hafızalarımızda. Hâlbuki Noel Baba’yı kovalayanlar kul hakkı yiyenleri kovalasaydı bugün geldiğimiz noktada her şey çok daha farklı olabilirdi.

Bir tarafta “yaramaz çocuklar” diye adlandırılan IŞİD, diğer tarafta Türkiye’de laik düzen istemeyenler. Madalyonun bir yüzünde, laiklik karşıtı eylemler yapmalarına rağmen soruşturma dahi geçirmeyenler; diğer yüzünde, IŞİD’i lanetleyerek laiklik çağrısı yaptıkları için tutuklanan gençler. Laiklik çağrısı yapan gençlerin tutuklanmaları iktidarın klasik, muhalif cezalandırma yönteminden başka bir şey değildir bizce. Keşke “tweet”leri takip edene kadar, canlı bombaları, terörist eylemleri, teröristleri, kaçan teröristleri adam gibi takip edebilseniz ve yakalayabilseniz bugün İzmir’deki gibi daha birçok terör eylemi ülkemizde gerçekleşmemiş olurdu diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan Hürriyet.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 19 uncu maddesindeki "arasındaki sürede" ibarelerinin "arasında kalan sürede" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen İsmail Faruk Aksu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz madde bireysel emeklilik sistemi kapsamında hazine tarafından sigorta şirketlerine ödenen katkı payının devlet katkısı hesaplamasına konu edilmesi nedeniyle erken ödenen devlet katkısı tutarlarına uygulanacak mali müeyyidenin süresinin geçmişe yönelik olarak netleştirilmesini öngörmektedir. Bireysel emeklilik sistemi bir sosyal güvenlik sistemi olmasının yanında uzun dönemli tasarruf sistemi olarak da düşünülmektedir. Bununla birlikte sistemde belli bir gelir garantisi bulunmamaktadır. Her ne kadar bireysel emeklilik sisteminin desteklenmesi amacıyla, çalışanlara devlet tarafından katkı veriliyorsa da verilen destek sistemde kalmak için yeterli bir teşvik unsuru olamamaktadır. Çalışanların zorunlu olarak tasarruf etmelerine dayalı sistemler ülkemizde bilindiği gibi daha önce de uygulanmış ancak istenilen sonuç elde edilememiştir. O sebeple sonuç alınabilmesi için sistemin kalitesi ve sağlıklı işleyişi kadar genel ekonominin de iyi olması gerekmektedir.

Bugün Türkiye, tarihinin en düşük tasarruf oranlarıyla karşı karşıyadır. Gelişmekte olan diğer ülkelerde tasarrufların gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 30’un üstünde seyrederken ülkemizde bu oran yüzde 15’ler düzeyinde seyretmiştir. 2017 yılı için ise orta vadeli programda tasarruf oranının daha da düşmesi öngörülmüş ve yüzde 13,5 olarak hedeflenmiştir. Kuşkusuz, çalışanların tasarruf edebilmeleri, gelir ve ücretlerin yükselmesine bağlı bulunmaktadır. Tasarruf, gelirin harcanmayan kısmı olduğuna göre vatandaşlarımızın gelirlerinden, aylık zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra artakalan bir tutarın olması gerekmektedir. Oysa mevcut ücretler bu imkânın bulunmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim, Türk halkı doludizgin borçlanmakta, vatandaşlarımız borcu borçla kapayarak gündelik hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. 2002’de yüzde 4,5 civarında olan hane halkı borcunun harcanabilir gelire oranı bugün yüzde 55’lere ulaşmıştır. Her 100 liralık gelirin yarısından fazlası borca giderken, tasarruf edebilmek de mümkün olamamaktadır. Türkiye’nin sağlıklı bir yatırım ve üretim düzeni oluşturamamasının temel sebebi, kuşkusuz tasarruf oranlarındaki bu yetersizliktir.

Tasarrufların artırılamadığı bir durum, yatırımlar için dış tasarruflara başvurulmasını zorunlu kılmaktadır. Borçlanmayı ve cari açığı artıracak olan bu durum, başka ülke vatandaşlarının refahına katkı verilmesine yol açacak ve ekonomi, üretimin ve istihdamın artırılamadığı kısır döngüden kurtarılamayacaktır. Bugün makroekonomik hedeflerin tutturulamadığı, Türk lirasının aşırı değer kaybettiği, işsizliğin yeniden çift hanelere yükseldiği, borçlanmada yüksek artışların yaşandığı bir ekonomi tablosu bulunmaktadır. Ekonomideki olumsuz gidişat, uzun vadeli tüm ekonomik hedeflerden uzaklaşılmasına da yol açmaktadır.

Bu şartlar altında, halkın ekonomiye güveni ve geleceğe dönük umutları da azalmaya başlamıştır. Nitekim, TÜİK verilerine göre Ekonomik Güven Endeksi son dönemde düşüş trendine girmiş, aralık ayında endeks 70,52 olarak gerçekleşmiştir. Tüketici Güven Endeksi de son dört aydır, artan oranlı bir şekilde gerilemektedir. Endeks son dönemde 70’lerin üzerine çıkamazken geçtiğimiz kasımda 68,93’e, aralıkta ise 63,38’e düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlarımızın geleceğinden emin olması için bütün nüfusu kapsayacak şekilde, çağdaş normlarda bir sosyal sigorta sistemi oluşturulmasının gerektiğini parti programımızda ve seçim beyannamemizde ifade ettik. Ayrıca, tamamlayıcı emeklilik sistemlerinin yaygınlaştırılmasını, zorunlu ya da isteğe bağlı mesleki emeklilik sistemlerinin hayata geçirilmesini, hem kamu üzerindeki yükün azaltılması hem de kişilerin emeklilik dönemi tasarruflarının artırılması açısından yeni bir politika seçeneği olarak değerlendirilmesinin yerinde olacağını belirttik. Bunların gerçekleşmesi için ise sosyal sigorta programlarının aktüeryal denge içinde etkili ve özerk bir yapıda yönetilerek fon yönetiminin etkinleştirilmesi gerekmektedir.

Bu düşüncelerle kanun tasarısının hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde geçen "19/7/2003" ibaresinin "19 Temmuz 2003" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu                    Mustafa Kalaycı                          Mevlüt Karakaya

          İstanbul                              Konya                                       Adana

Deniz Depboylu                     Emin Haluk Ayhan                           Arzu Erdem

           Aydın                               Denizli                                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde yer alan "fıkrasında yer alan" ibaresinin "fıkrasındaki" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Ahmet Yıldırım              Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

            Muş                                  Iğdır                                      Şanlıurfa

     Mahmut Toğrul                    Berdan Öztürk                            İbrahim Ayhan

         Gaziantep                              Ağrı                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Bihlun Tamaylıgil                         Zekeriya Temizel                     Lale Karabıyık

          İstanbul                                     İzmir                                  Bursa

     Kadim Durmaz                        Mehmet Bekaroğlu                       Musa Çam

           Tokat                                    İstanbul                                 İzmir

     Utku Çakırözer                           Serkan Topal

         Eskişehir                                   Hatay

MADDE 20- 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 5’inci maddesinin altıncı fıkrasında bulunan "31.12.2000" ibaresi "19/7/2003" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Serkan Topal, Hatay Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu değişiklikle, 31/12/2000 ila 19/7/2003 arası dönemde hazine taşınmazları üzerine ev, iş yeri gibi yapı yapanların mağduriyetleri gideriliyor ancak -2003 yılında yapılan kanun- maalesef, ondan sonra hazine arazisi üzerine yapılan evlerin ev sahiplerinin mağduriyetleri giderilmedi. Hatay’da olmak üzere birçok mağdur var; bununla ilgili, Sayın Bakanım, bu mağduriyetlerin giderilmesiyle ilgili sizlerden çalışma bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün İzmir’deki terör olayında şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Maalesef, son bir yıldır askerimiz, polisimiz, her yaştan vatandaşımız, insanımız durmadan katlediliyor. Sabah vedalaştığımız sevdiklerimizi akşam sağ salim göreceğimize olan inancımız da katlediliyor. Hükûmet yetkilileri, maalesef, sadece kınama mesajıyla yetiniyor.

Yine, günler öncesinden, havuz medyasının tetikçileri “Yılbaşı kutlamayın, Müslüman Noel kutlamaz.” söylemleriyle altyapısı oluşturulan bir algı yönetimi oluşturdu; Diyanet İşleri “Yılbaşı kutlaması gayrimeşrudur.” açıklamasında bulundu; bildirileri dağıtan meczuplar bu sefer de “Yılbaşı kutlamayın.” diye bildiri dağıttılar. Bu bildirileri dağıtanlar belli, nerede dağıttıkları belli, ne amaçladığı belli. Herhangi bir tanesine soruşturma açıldı mı? Hayır. Bütün bu yeni yıl provokasyonları gözümüzün önünde oldu mu? Oldu. Terör eylemi oluyor, Hükûmet halka “Teröre karşı birlik olalım, mücadele edelim.” diyor; ekonomik politika iflas ediyor, Türk lirası değer kaybediyor, Hükûmet halka “Dolar bozdurun.” diye çağrı yapıyor; darbe girişimi yaşanıyor, halkı sokağa çağırıp “Darbecilere engel olalım.” diyor. Evet, olmasına olalım ancak eğer darbe girişimlerine, teröre, yoksulluğa, ekonomik krize her seferinde halk göğüs gerecekse on dört yıllık iktidar ne yaptı, ne iş yapıyor; onu sormak istiyorum. Devletin varoluş amacı vatandaşlarını korumak, güvenliğini sağlamak değil mi değerli arkadaşlar?

Yine, son zamanlarda, Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesi hükümleri apaçık ortadayken alenen suç işleyen tetikçiler var maalesef. Bir televizyon programında göz göre göre birileri çıkıyor ve halkın, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ediyor, üstelik cumhuriyet savcılarının gözlerinin önünde.

Barışın ve kardeşliğin kenti Hatay, bir meczup tarafından karıştırılmak isteniyor değerli arkadaşlar. Benim Samandağ Belediye Başkanım, Hatay Kurtuluş Örgütü üyesi olarak ilan edilip hedef gösteriliyor, yakın tarihimizden açıyla hatırladığımız katliamlara göndermeler yaparak bu ülkenin barışının ve demokrasisinin sigortası Aleviler maalesef hedef gösteriliyor; savcılar seyrediyor, Bakanlarımız sadece bakıyor; troller kilitliyor, birileri de alkışlıyor. Savcıları göreve davet ediyorum bu konuda, az sonra Sayın Divana da bunları sunacağım.

Hatay’daki, Adana’daki, Mersin’deki Aleviler, tüm Türkiye’deki Aleviler gibi vatanını, milletini, bayrağını seven, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletine sadık insanlardır. Onlara laf atanlar, iftira atanlar önce aynaya baksınlar ve hadlerini bilsinler.

Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Başbakanım, Sayın Bakanlarım; bu fitne, fesat ve ayrıştırma peşinde koşan insanlara karşı olduğunuzu biliyorum. Ancak, sosyal medya şuursuzluğunun toplumda yaratacağı tahribat uyarıları sıcaklığını korurken birtakım kraldan çok kralcıların provokatif sosyal medya mesajları ve televizyon programları incelenmelidir. Cumhuriyet ve vatan sevgisi tescilli Hatay’daki Alevi kardeşlerimizi zımnen radikal terör örgütleriyle ilişkilendirmek, en hafif ifadeyle, toplumda yaratılmak istenen ayrıştırmalara zemin hazırlar.

Sayın İçişleri Bakanını ve Adalet Bakanını, konuya müdahaleye davet ediyorum ve bazı belgeleri de Sayın Divana teslim ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topal.

Evet, hemen alayım; önergenizi oya sunacağım. Peki, siz arkadaşlara verin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde yer alan "fıkrasında yer alan" ibaresinin "fıkrasındaki" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İbrahim Ayhan (Şanlıurfa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İbrahim Ayhan, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Teşekkürler Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gecenin bu saatinde tekrara düşmeden, özellikle içinden geçtiğimiz süreci daha güçlü, daha etkili bir şekilde atlatabilmemizi, kendi bakış açımızla sizlerle, kısaca da olsa, paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, insanlık tarihi, insanın kendisiyle ve doğayla mücadelesinin tarihidir. İnsanlık tarihi, insanın doğayla, doğaya karşı kendisini ayakta tutabilecek ve yaşam içerisinde kendi toplumsallığını sürdürebilecek bir mücadelenin tarihidir. Bu mücadele tarihi, şüphesiz, her çağa ve zamana göre kendini çeşitli toplumsal sistemler şeklinde örgütlemiş ve bu örgütlediği toplumsal sistemlerle insanlık kendisini ayakta tutmaya, kendisini var etmeye çalışmıştır. Burada önemli olan şey, insanın nasıl yaşadığı, yaşama nasıl bir anlam atfettiğidir. Şu anda da biz, eğer zorluklarla karşılaşıyorsak, eğer krizlerle karşı karşıyaysak öncelikli olarak insanlık tarihi boyunca ilk insanın kendisine sormuş olduğu soruyu kendimize de sormak durumundayız, “Nasıl yaşamak istiyoruz?” sorusunu güçlü bir şekilde kendimize sormak durumundayız. “Nasıl yaşamak istiyoruz?” sorusunu iyi cevapladığımız takdirde, ben inanıyorum ki yaşadığımız krizleri ve kaosu da güçlü bir şekilde atlatabiliriz. Onun için de biz, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir yaşam sürdürme gayesi ve çabası içerisinde olduğumuzu, değişik siyasal partiler içerisinde olmamıza karşın, her seferinde aynı şeyleri söylüyoruz. Aynı şeyleri söylememize rağmen bu mevcut yaşam felsefesi içerisinde ne yazık ki ortaklaşamıyor ve bu ortaklaşmayı sağlayabilecek adımları da atamıyoruz, bunun sistematiğini kurmakta da zorlanıyoruz. Dolayısıyla, yapmamız gereken şey, bunun sistematiğini herkesi kapsayacak, herkesi kesecek bir noktada ortaya koymaktır.

Bakın, uluslararası düzeyde sistemle ilgili bir araştırma yapılmış, sistemle ilgili yapılan araştırma sonucunda ortaya çok ilginç bir sonuç çıkmıştır. Sistemle ilgili yapılan araştırmada, insanların yapmış olduğu hataların nedeni araştırılmış ve bu sorgulanarak bunun sebepleri açığa çıkarılmak istenmiş. Çıkan sebep, yaşanan sorunların temelinin yüzde 90 sistem olduğu, yüzde 10 sorunun kaynağının da insan olduğudur. Dolayısıyla, insan faktörü hata payı içerisinde yüzde 10’luk bir yer işgal ediyor. Sistemin hata içerisindeki payı ise yüzde 90’dır. Biz sistemimizi demokratik normlar üzerinden kurarsak inanıyorum ki bu yaşadığımız sorunlar da olmayacaktır. Herkesin kendinden doğru, kendi gerçeklerini dayattığı, herkesin kendinden doğru, kendi gerçekliği, kendi düşüncelerini, kendi inanışlarını topluma dikte ettirdiği bir sistem refah ve huzur getirmeyecektir. Dolayısıyla, krizin de kaosun da temel nedeni, temel yaşantısı da bunlar olacaktır.

Diğer konuşmamda da belirttiğim gibi, Neyzen Tevfik’in dediği gibi, eğer ağlamak istemiyorsak, eğer insanlarımızın ağlamasını istemiyorsak sistemimizi demokratik normlarla kurmak ve demokratik normları güçlendirici çabalar ve gayretler içerisine girmemiz gerekiyor. Bunun dışında herhangi bir şansımız, herhangi bir seçeneğimiz de yoktur. Bunu yaptığımız takdirde, inanıyorum ki hepimiz daha güzel bir Türkiye’yi, daha yaşanılabilir bir Türkiye’yi kurmuş olacağız.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde geçen "19/7/2003" ibaresinin "19 Temmuz 2003" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İsmail Faruk Aksu (İstanbul)ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

ERHAN USTA (Samsun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin açık ve anlaşılabilir olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde üçü aynı mahiyette olmak üzere dört önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 21’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              İlknur İnceöz                             İsrafil Kışla                                     Mehmet Metiner

                  Aksaray                                     Artvin                                               İstanbul

        Gökcen Özdoğan Enç                   Osman Aşkın Bak                                   Ramazan Can

                  Antalya                                       Rize                                               Kırıkkale

        İsmail Emrah Karayel

                  Kayseri

"MADDE 21- 4706 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Türkiye Yeşilay Vakfı ile Darülaceze Başkanlığı, Darüşşafaka Cemiyeti ve Türk Hava Kurumu tarafından kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan mülkiyeti Hazineye, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde adı geçen Dernek, Vakıf, Başkanlık, Cemiyetler ve Kurum lehine kırkdokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilir veya 492 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde yer alan harca esas değerin yarısı üzerinden doğrudan satılabilir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilebilir. Bunlardan ayrıca hasılat payı alınmaz. İrtifak hakkı tesis edilen veya satılan taşınmazların tapu kütüğüne, amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulur.

Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ile kamu yararına çalışan derneklerden öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunanlardan Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen şartları sağlayanlar lehine, kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılmak üzere mülkiyeti Hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırkdokuz yıl süre ile bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilir veya 492 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde yer alan harca esas değerin yarısı üzerinden doğrudan satılabilir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde ise bunlar adına bedelsiz kullanma izni verilebilir. Bunlardan ayrıca hasılat payı alınmaz. Bu şekilde satılan, irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen taşınmazlardan söz konusu vakıflar ve dernekler tarafından elde edilen gelirin tamamı, münhasıran öğrencilere yönelik eğitim kurumlarının veya yurtların yapım, bakım, onarım, işletim ve benzeri giderlerinin karşılanmasında kullanılır. İrtifak hakkı tesis edilen veya satılan taşınmazların tapu kütüğüne, amacı dışında kullanılmayacağına ilişkin şerh konulur."

BAŞKAN – Şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Yıldırım               Mehmet Emin Adıyaman                    Osman Baydemir

          Muş                                    Iğdır                                      Şanlıurfa

   Mahmut Toğrul                                                                     Berdan Öztürk

       Gaziantep                                                                               Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Bihlun Tamaylıgil                Kadim Durmaz                          Mehmet Bekaroğlu

            İstanbul                             Tokat                                      İstanbul

          Musa Çam                    Zekeriya Temizel                          Lale Karabıyık

              İzmir                               İzmir                                        Bursa

                                             Utku Çakırözer

                                                 Eskişehir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Mustafa Kalaycı               İsmail Faruk Aksu                            Erhan Usta

             Konya                            İstanbul                                     Samsun

  Ahmet Selim Yurdakul                                                            Deniz Depboylu

            Antalya                                                                            Aydın

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ FARUK ÇATUROĞLU (Zonguldak) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, aynı mahiyette olan üç önerge hakkında söz isteyen sayın milletvekillerine söz vereceğim.

Osman Baydemir, Şanlıurfa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, doğrusu bütün yasama dönemi içerisinde ilgili ihtisas komisyonundan geçmemiş olan bir yasa tasarısının, yasama faaliyetine yönelik bir ciddiyetsizliğin ifadesi olduğuna dair benden önce gün boyunca bütün hatipler dile getirdiler. Müsaadenizle ben çok da bu hususa girmeyeceğim ama tasarının tümüne baktığımızda tasarı, âdeta topluma bir müjde olarak sunuluyor, topluma bir müjde olarak lanse ediliyor. Daha önce de ifade etmiştim, AKP Hükûmetinin çok önemli bir yeteneği var: Tozpembe bir tabloyu kapkara gösterme ya da kapkara bir tabloyu tozpembe gösterme konusunda hakikaten yetenekli, hakikaten mahir bir yeteneğe sahip. Bu yasa tasarısı ama özellikle de 21’inci ve 22’nci maddeler yandaşa birer müjde maddesidir. Bu itibarla da her şeyden önce, tasarının üzerinde ihtisas yapacağı alanın kendisi hazine arazileridir, özü itibarıyla beytülmaldir yani tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yandaşa, yandaş vakfa peşkeş çekme yasa düzenlemesidir.

Şimdi, metnin içerisine baktığımızda ismi zikredilen kimi vakıflara veya kimi kuruluşlara zerre kadar bir itirazımız yoktur ancak ikinci paragrafta “Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan ve öğrencilere yönelik eğitim ve yurt temini faaliyeti bulunan vakıflardan…” diye bir ibare geçmektedir. Yukarıda ismi geçen bütün vakıflar veya kuruluşlar özü itibarıyla bu düzenlemede gizli vakıfların ismini gizlemek amacıyla kullanılmıştır. Bu itibarla da Sayın Bakana soruyorum: Bu potansiyele sahip olan kaç tane vakıf var? Yasa geçtikten sonra bundan istifade edecek olan kaç tane vakıf var ve bu vakıflar içerisinde örneğin TÜRGEV var mıdır? Bu vakıflar içerisinde, örneğin daha önce çocuk istismarıyla itham edilen veya isnat edilen veya ismi anılan vakıflar var mıdır? Daha önce çocukların hayatına mal olan, çocuklarımızın diri diri yanmasına vesile olan kurumlar, vakıflar var mıdır? Çok açık ve net söylüyorum Sayın Bakan: Şu an itibarıyla neredeyse -iki yıllık bir zaman dilimidir- toplum “SS” düzenlemesiyle dizayn edilmeye çalışılıyor. Bu madde de özü itibarıyla bir toplumsal mühendislik çalışması çabasıdır. Toplumsal mühendisliğin eleştirisini en çok yapan bir kesimin bugün topluma bu düzenlemelerle, bu yaklaşımlarla dizayn vermeye çalışmasının da yaratacağı çok başka sıkıntı alanları bulunmaktadır.

Şimdi, müsaadeniz olursa bir hususa daha değinmek istiyorum. Bu “SS düzenlemesi” dediğimiz mevzunun ana kökeninde “Ya satın al ya da sindir…” Bu düzenleme, satın alınanların ihya edileceği bir düzenlemedir. Peki, satın alınamayanlar yani biat edilemeyenler, sindirilemeyenler ne yapılıyor? Kanun hükmünde kararnamelerle kapısına kilit vuruluyor. 1990 yılının karanlığında kurulan İstanbul Kürt Enstitüsünün kapısına kilit vuruldu. Ya, Allah aşkına, bir dile düşmanlık bu şekilde tezahür edilebilir mi? Bu nasıl bir anlayıştır, bu nasıl bir zihniyettir?

Bir diğer husus Sayın Bakan, bugün, şimdi, bu saatte öğrendim, bu SS politikasının bir diğer yansıması da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine yansıdı; Türkiye’de Kürtçe tiyatro yapan tek bir kuruluş vardı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu. Şehir Tiyatrosunun 30 kadrolu elemanının işine son verildi ve bu Şehir Tiyatrosu İzmir ile Diyarbakır arasında, Diyarbakır ile Trabzon arasında, Anadolu ile…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - …Mezopotamya arasında, Kürtler ile Türkler arasında birer köprü rolünü görüyordu. Doğrusu, faşizm hem barışın düşmanıdır hem sanatın düşmanıdır hem de kendisine biat etmeyen herkesin düşmanıdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydemir.

Diğer önerge hakkında söz isteyen Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, ben, size, önce gelecek nesilleri şekillendirmeyi amaçlayan bir ideolojinin nasıl adım adım götürüldüğünü Plan ve Bütçe Komisyonundan alarak anlatmaya çalışacağım, eğer bugün yarıda kalırsa, yarın da 22’nci maddeyi konuşurken orada devam edeceğim.

Sayın vekiller, geçen ay, birdenbire Plan ve Bütçe Komisyonuna 4 maddelik bir torba yasa geldi. Bu torba yasanın 2 maddesi vardı ki Kredi ve Yurtlar Kurumuyla ilgiliydi.

Birincisi, Kredi ve Yurtlar Kurumunun amacını değiştiriyordu, amacına “Millî ve manevi değerleri geliştirme eğitimi.” diye bir madde ilave etmişti. “Nedir bunlar?” dedik, dediler ki “İlgili bakanlığın bütçede sunumu olduğu zaman sorarsınız.”

Peki, ikinci bir madde gelmişti, işte, bugünkü maddeyle biraz ilgili -adım adım oraya geliyoruz zaten- o da şuydu: Bakanlığın vergi muafiyeti listesinde bulunan vakıf ve derneklerin kurduğu yurtların beslenme ve barınma maliyetlerine devlet destek verecek, karşılayacaktı.

Hemen sorduk: “Hangi vakıf ve dernekler bunlar?” 100 küsur dernek, 100 küsur da vakıf listesi getirildi bize, “İşte, bunlar.” denildi. İçinde Kanser Vakfı da vardı, Göz Nurunu Koruma Vakfı da vardı, Ensar Vakfı da vardı. Sorduk: “Peki, bunlara hangi kriterlere göre destek vereceksiniz?” Denildi ki: “O kriterleri Bakanlık belirleyecek, buna göre destek verilecek.”

Sonra aradan zaman geçti, geldik bütçe görüşmelerine ve Sayın Gençlik ve Spor Bakanı sunumunu yaptı, bir baktık ki millî, manevi değerleri geliştirme eğitimleri zaten bir yıldır veriliyor, hani, fiilî durum, gerçek durum hesabı, kanunun maddesi daha sonradan getiriliyor. “Nelerdir bunlar?” diye baktık, Diyanet İşleri Başkanlığıyla bir ortak protokol yapılmış ve gençlik kamplarında birtakım eğitimler veriliyor “Maneviyat İstasyonları” adı altında. Hani, “millî, manevi değer” deyince aklımıza Atatürk de gelir, ama bir tane kelimede geçmiyor, böyle bir etkinlik, eğitim de yok ve eleştirdik.

Ardından şimdiki madde geldi. O maddede de ne var? Artık, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Maliye ve Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen şartları sağlayan vakıf ve derneklerin çalıştırdığı yurtlara, mülkiyeti hazineye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde kırk dokuz yıl süreyle bedelsiz irtifak hakkı tesis edilebilecek.

Şimdi, sayın vekiller, sürekli diyoruz ki: “Devlet yurt yapsın, yurtları çalıştırsın, bu sorumluluğu üzerinden atmasın, denetimini de kendisi yapsın.” Biz Ensar Vakfında da gördük, geçen gün yangında da gördük. Örnekleri şimdi burada sıralasam zaman yetmez ama iktidar ısrarla diyor ki: “Hayır, biz bu sorumluluğu üzerimizden atacağız.” Ya, bu mülkler varsa bu mülkleri devlet kullansın, o yurtları kursun, denetlesin, çalıştırsın böyle bir imkân varsa. Az sonra bir açıklama daha gelecek zannediyorum. Şimdi bir önerge geldi. Bu önergeye göre de yine, “492 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesinde yer alan harca esas değerin yarısı üzerinden doğrudan satılabilir.” gibi bir ifade geldi.

Şimdi, sayın vekiller, kimin malını kime satıyoruz, neden satıyoruz? Sayın Bakan burada sanırım bir açıklama getirecek ama biz buna tabii ki karşıyız. Sonuçta bunların kriterlerini kim belirleyecek, nasıl belirleyecek, hangi koşullarda belirleyecek? Bunları zaten son derece merak ediyoruz. Ancak, fiilî durum-gerçek durum meselesinde olduğu gibi, bize o kadar çok bilgi geliyor ki. Son iki üç ay içerisinde Ensar Vakfı başta olmak üzere çok sayıda mülkün zaten devri yapıldı, yani maddesi şimdi geçiriliyor ama devri yapıldı. Biz Plan-Bütçe görüşmeleri sırasında sorduk “Bunların listesini verir misiniz?” diye, sağlıklı bir liste bize maalesef verilemedi ve ben zaten o bilgiyi hâlen Sayın Bakandan bekliyorum ama her ilimizde hemen hemen var. Başta Ensar Vakfı olmak üzere son iki üç ayda zaten devredilen yerler var. Yani şimdi maddeyi geçiyoruz veya oylanacak ama zaten fiilen bunlar gerçekleşmiş durumda.

Sayın vekiller, lütfen eğitimde yurtların sorumluluğunu devlet üstünden atmasın. Eğitimi, her zaman söylediğimiz gibi, siyasetin arka bahçesi hâline de getirmeyelim. Yurtların denetimini ve çalıştırılmasını da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LALE KARABIYIK (Devamla) – …devlet, sorumluluğu üstlenerek yürütmek zorunda.

Yarın 22’nci maddede devam edeceğim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Aynı mahiyetteki üçüncü önerge hakkında…

ERHAN USTA (Samsun) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Özel mahiyetli bir düzenleme yapılmasının önüne geçilmektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki üç önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz sonra okutacağınız önerge yani İlknur İnceöz ve arkadaşları tarafından verilen önerge, her şeyden önce, Anayasa’ya çok açık aykırılık ifade eden bir önergedir. Bu önergeyi işleme almamanızı talep edeceğim ama takdir sizin. Önergeyi işleme almak konusunda bir ısrarınız varsa usul tartışması talep etmekteyim.

BAŞKAN – Sayın Altay, Anayasa’ya aykırılık gerekçesini ortaya koyar mısınız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçemizi Bülent Kuşoğlu ortaya koysun efendim söz verirseniz, ben de koyabilirim tabii de…

BAŞKAN – Hayır, hayır yani her neyse ben…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani, Anayasa’nın, her şeyden önce, eşitlik ilkesi var. Bu önergeyle, kimi kamu malları, hazine arazileri, kamu mülkleri Hükûmetin uygun göreceği derneklere, 492 sayılı Kanun’un 43’üncü maddesinde yer alan harca esas değerin yarısı üzerinden verilir. Yani, hükûmetlerin devletin malını kafasına göre peşkeş çekmesi, işin siyasi ahlakı, ahlaksızlığı bir tarafa, Anayasa’ya çok açık aykırıdır, bunu söylüyorum, bunu işleme almamanız gerektiğini söylüyorum. Siz “Hayır, mevzuata göre ben bunu işleme almak durumundayım.” derseniz, o vakit de bu durumla ilgili, 63’üncü maddeye göre, bir usul tartışması talep etmekteyim.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Altay, şöyle: Anayasa’ya aykırılık iddialarıyla ilgili yerleşmiş bir tutum vardır ama ben bu tutumu açıklamadan önce Anayasa’ya aykırılık gerekçesini gerçekten öğrenmek istedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eşitlik ilkesine aykırı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani, bir konuya karşı çıkmak, onu eleştirmek elbette ki bir siyasi partinin, bir milletvekilinin en doğal hakkıdır; bu, sizin en tabii hakkınızdır. Bunu, belirttiğiniz çerçevede çok daha geniş bir şekilde de eleştirebilirsiniz. Yalnız, Anayasa’ya aykırılık gerekçesi neyse onu anlamak isterim tabii ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Eşitlik ilkesine aykırı Sayın Başkan. Devlet, insanlara da, vakıflara da, derneklere de eşit mesafede durmak zorundadır. Anayasa bunu hüküm altına almış -bana şimdi madde numarası aratmayın- ama burada Anayasa’nın bu ilkesini çok açık bir ihlal var. “Ben Hükûmet olarak bir liste yaptım, bu listede olan vakıflara, derneklere kamu mallarını peşkeş çekeceğim.” diyor. Durum bundan ibaret.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hiç alakası yok.

BAŞKAN – Birleşime yirmi dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini toplantıya davet ediyorum.

Kapanma Saati: 01.28

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati:02.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

446 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan, 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 443)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 439)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Ocak 2017 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati:02.19



(x)  446 S. Sayılı Basmayazı 04/1/2017 tarihli 50’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.