TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 45’inci Birleşim

                                                                                        22 Aralık 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, dış politikadaki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, ülkemizde yaşanan ulaşım sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, 18 Aralık Dünya Arapça Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Fırat Kalkanı Harekâtı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, HDP Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay ve AK PARTİ Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın aynı konuda konuşmaları

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, El Bab’da 14 askerin şehit olduğuna, bunca acı varken Meclisin yetkilerini feshedecek, rejim değişikliğine yol açacak Anayasa değişikliğini tartışmanın daha da acı verici olduğuna ve Tunus’un devrik Cumhurbaşkanının uçağının satın alınmasına ilişkin açıklaması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KOSGEB’in vereceği krediden daha çok işletmenin yararlanması için bir çalışma yapılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin zeytiniyle meşhur Darıca ilçesinde bulunan zeytinliklerin imara açılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, yaz ve kış saati uygulamasının kaldırılmasının yarattığı sorunlara ve Hükûmeti bu karardan vazgeçerek kış saati uygulamasına geçmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, KOSGEB vasıtasıyla verilecek kredi için müracaat işlemlerinde yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Türkiye’nin dış borcunun ne kadar olduğunu ve ne kadarının özel sektöre ait olduğunu, Osman Gazi Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü ile İstanbul’da yapılan üçüncü havaalanının ihale rakamlarını ve şartlarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, El Bab’da şehit olan Mehmetçiklere ve Kayseri’deki terör saldırısında şehit olan Rizeli Uğur Korkmaz’a Allah’tan rahmet dilediğine ve terörün her türlüsünü lanetlediğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Temmuzdan beri tutuklu olan erlerin, erbaşların yargı sürecinin hızlandırılmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, şehitlere rahmet, gazilere acil şifalar, millete sabır ve metanet dilediğine ve günün birlik günü olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni Anayasa değişikliğinin hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve hangi sorunu çözeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli’nin Darıca, Gebze ve Çayırova ilçelerinde aylardır sürmekte olan yol yapım çalışmalarının ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Anayasa Komisyonunda CHP milletvekillerinin şehit düşen askerler için bir dakikalık saygı duruşu talebinin kabul edilmediğine ve Anayasa Komisyonu Başkanının şehitlere karşı saygısız tutumunu kınadığına ilişkin açıklaması

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesi, Taşoluk beldesinde Erdal İnönü’nün ismini taşıyan İnönü Bulvarı’nın isminin “15 Temmuz Millî İrade Şehitleri Caddesi” olarak değiştirilmesine ilişkin açıklaması

14.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, El Bab’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, KOSGEB kredisinde kotanın artırılması ve adaletli bir şekilde değerlendirme yapılmasını istediğine ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 23 Aralık Kubilay’ın gerici çeteler tarafından katledilişinin 86’ncı yıl dönümüne ve İzmir’de bulunan eğitim fakültelerinin birine Kubilay’ın adının verilmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, 22 Aralık Sarıkamış Harekâtı’nın 102’nci ve Paris’teki Türk Turizm ve Tanıtma Bürosu Müdürü Yılmaz Çolpan’ın terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesinin 37’nci yıl dönümüne, içeride ve dışarıda vatanın bütünlüğü için terörle mücadele eden tüm emniyet güçlerine başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, AKP Sözcüsü Yasin Aktay’ı tutuklu HDP milletvekilleriyle ilgili açıklaması nedeniyle kınadığına, KESK’in İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşünde geçtikleri her ilde polis engeliyle karşılaşıldığına ve muhalif medya organlarına dönük antidemokratik uygulamaları kınadığına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Hükûmetin Fırat Kalkanı operasyonu hakkında Meclise bilgi vermesi taleplerinin olumlu karşılanmasından memnuniyet duyduğuna ve Genel Kurul uygun görürse bu konudaki görüşme sürelerinin uzatılmasında fayda olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, El Bab’daki şehitlere bir kez daha Allah’tan rahmet dilediğine, Fırat Kalkanı operasyonu hakkında yapılacak görüşmelerde süre konusunda bir istisna yapılabileceğine ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Irak ve Suriye tezkerelerinin ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdikleri desteğin doğru olduğuna, Türkiye’nin çok cepheli olarak taşeron terör örgütleriyle mücadele ettiğine ve Hükûmetin daha akılcı, daha rasyonel, daha sağduyulu, daha birleştirici politika izlemesinin tarihî bir zorunluluk olduğuna ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Yol TV’nin RTÜK tarafından uydudan çıkarılmasına ve RTÜK üyelerini kınadığına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasıyla ilgili Rize Valiliği ya da Hükûmetten bir açıklama talep ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasının meydanın düzenlenmesiyle ilgili olduğuna, herhangi bir saygısızlığın söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

25.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, kanunun ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ettiğine ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu oy kullanacaklarına ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Sarıkamış şehitlerini ve tüm şehitleri rahmetle andığına ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın Hükûmetin gündem dışı açıklaması nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklaması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 20 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilinin turizm potansiyelinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/399)

2.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve 21 milletvekilinin, kamu yönetiminde teşkilatlanmaya ilişkin düzenlemelerin farklılığından kaynaklanan yapısal sorunlar ile bunların kamu çalışanlarına yansımalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/400)

3.- Antalya Milletvekili Devrim Kök ve 22 milletvekilinin, Antalya'nın Demre ilçesinde yaşanan fırtına ve hortum felaketi nedeniyle bölge halkının ve üreticilerin uğradığı zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, yaşamını cezaevinde geçiremeyecek durumda olan hasta mahpusların sağlıklarına kavuşabilmeleri için yapılacakların belirlenmesi amacıyla 31/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Aralık 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341)

2.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 443)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı 439)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı 341) Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş'ın, Danıştay Başkanlığı seçimleri ile ilgili çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/8420)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer'in, Tekirdağ'ın Ergene ve Kapaklı ilçelerinde vergi dairesi ile esnaf odası kurulmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8505)

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde İli Ulukışla ilçesine bağlı bir köyün su deposu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/9290)

 

22 Aralık 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, dış politikadaki gelişmeler hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’a aittir.

Buyurun Sayın Özsoy.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy’un, dış politikadaki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, dış politika konusunda gündem dışı söz istedim ancak Sayın Burhan Kuzu’nun geçen hafta içinde, geçen zaman içinde, kısa zaman içinde yaptığı bir açıklamayla, Twitter üzerinden yaptığı bir açıklamayla başlamak istiyorum. Burhan Kuzu yaşını başını almış bir anayasa profesörü, boş zamanlarını Twitter’da değerlendiriyor yoğunlukla. Geçenlerde Şeyh Said hakkında, içinde “alçaklık” ibaresinin geçtiği birtakım ifadelerde bulunmuş, küfürler, hakaretler yağdırmış. Doğrusu, o sarf ettiği kelimeleri kendisine iade etmek gibi bir tavrım olmayacak, o ciddi bir seviyesizlik olur. Yalnız, kendisini özür dilemeye davet ediyoruz, aynı zamanda yaptığı eleştirilerde edep, terbiye sınırlarının içerisine davet ediyoruz. Resmî tarihin iddia ettiğinin aksine… Evet, çok tartışmalı bir şahsiyet olabilir Şeyh Said ama şu da unutulmamalı ki: Aradan geçen doksan bir yıldan sonra hâlâ Kürtler için, Müslüman camia için hürmet edilen bir şahsiyet olarak yerini korumaktadır. Bu açıdan Burhan Kuzu’ya buradan bir davet: Lütfen, özür dilesin ve edep ve terbiye sınırlarının içerisine girsin.

Şimdi, zaman çok az hemen şöyle ifade edeyim: Dış politikada Türkiye, Orta Doğu’da yaşanan bir siyasal kriz, içteki ekonomik daralma, ekonomik kriz, yine Türkiye içerisindeki siyasal kriz, artı Batı’yla olan ilişkilerinde başka bir krizle cebelleşiyor bayağı bir dönemdir. Yani çoklu krizler var ve bu krizlerin içerisinden bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor.

Tabii, Türkiye'nin dış politika enerjisini neyin tükettiğini daha önce bu kürsüde ifade etmiştik, Suriye politikası bağlamındaki yanlış politikalar Türkiye'nin hem uluslararası ittifaklarında hem bölgesel ittifaklarında hem de iç siyasetinde çok ciddi kırılmalar, çelişkiler yaratmıştı. Suriye’de şu an için -biz askerî macera olarak görüyoruz- El Bab’dan ölüm haberleri geliyor. Bunun sorumluluğu, tabii, o askerleri oraya yollayanlardadır, bunun da altını çizelim, burada tezkerelere destek veren bütün siyasal partilerdedir.

Suriye’de İsrail, Rusya ve İran’ın desteğini alarak artık Esad’a razı olmuş ama bir şekilde Rojava’da Kürtlerin kazanımlarını baltalamaya çalışan bir siyaset izliyor. Bakın, jet kriziyle birlikte, hatırlıyorsunuz, Türkiye, Suriye masasının dışına atılmıştı. Sekiz ay sonra Cumhurbaşkanının dilediği resmî özürle birlikte yine Suriye masasına bir geri dönüş oldu, ilişkiler normalleşmeye başladı. Yalnız, Ankara’da bir çevik kuvvet polisi tarafından öldürülen büyükelçinin durumuyla birlikte Türkiye, Suriye politikasında tam anlamıyla bir teslimiyete mahkûm olmuştur. Sayın Çavuşoğlu Rusya’yla yaptığı görüşmede inanılmaz bir borçluluk ve mahcubiyet hissiyle orada Rusya ve İran’ın bütün önerilerine “evet” demek durumunda kaldı. Gerçekten çok zor bir durumdu kendisi için. Yani, bir ülkeyle önemli bir anlaşma için konuşmaya gidiyorsunuz ama kendi ülkenizde bir polis memuru o ülkenin büyükelçisini vurmuş. O kadar mahcup bir durumdaydı ki, Ruslar orada “Ardahan’la Kars’ı da üstüne bize verin.” dese “Yok.” diyebilecek mecali kalmamıştı, bu kadar sıkıntılı bir durumdu.

Şimdi, 2012 yılında, İran, içinde İhvan’ın da olduğu bir geçiş hükûmetiyle seçim için bir çözüm süreci, hatırlıyorsunuz, önermişti. Türkiye’nin de ciddi tepkileriyle o plan başarıya ulaşmamıştı ki o geçiş sürecinin içerisinde İhvan da olacaktı, Esad da olacaktı, bir şekilde ülkeyi seçime götürüp normalleştirmeye çalışacaktı. Ama çok hırslı, Suriye’deki birtakım amaçlar yüzünden o barış planı, o siyaset başarıya ulaşamadı. Gelinen noktada -bilmiyorum, 8 maddelik o bildirgeyi ne kadar okuyabildiniz- Türkiye Cumhuriyeti devleti Sayın Çavuşoğlu aracılığıyla Esad’a, Esad’ın egemenliğine saygılarını bildirmek durumunda kalmıştır. Tam anlamıyla bir iflas politikasıdır, bunun kökünde de biz hâlâ Türkiye’nin bir türlü ilişki kuramadığı Kürtler meselesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - …olduğunu düşünüyoruz. Kürtlerle ilişkilerini Türkiye toparlamazsa…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Hemen bitirdim Sayın Başkan.

…önümüzdeki dönemde başı beladan kurtulamayacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, ülkemizde yaşanan ulaşım sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a aittir.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, ülkemizde yaşanan ulaşım sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün El Bab’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailelerine ve ulusumuza da başsağlığı diliyorum.

Hepinizin bildiği gibi iki gün önce Rusya’da bir protokol imzalandı. Bu protokolde İran’ın, Türkiye’nin ve Rusya’nın imzası var; Suriye’nin devlet bütünlüğünü ve rejimi tanıdığını ifade eden bir protokol. Yani kısacası Esed tekrar Esad oldu, Tayyip Erdoğan tekrar Esad’ın kardeşi oldu. Artık Suriye’deki politikamızı tekrar gözden geçirilir ve buna göre de askerlerimizin şehit olmasının önüne geçeriz diyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün çok önemli bir konu bu bizim için; İstanbul’u, Sakarya’yı ve Kocaeli’ni ilgilendiren bir konu. Evet, trenler yapıyorsunuz, adını “hızlı tren” koyuyorsunuz ama onların getirdiği sıkıntılardan da bir türlü o güzergâhlarda yaşayan vatandaşlar kurtulamıyor. Bu güzergâhta, özellikle Gebze-İstanbul arasında banliyö, Adapazarı merkezle, yine, Haydarpaşa arasında da bölgesel trenlerimiz vardı; tabii, Anadolu’nun çeşitli kentlerine giden trenler de vardı; bunların hepsi kalktı.

Biliyorsunuz, tam yüz on yedi yıllık Haydarpaşa-Adapazarı hattı şu anda körelmiş durumda. Günde 30 bin insanın seyahat ettiği, öğrencinin, memurun seyahat ettiği, işçinin seyahat ettiği bu hat da şu anda günde 30 binden ayda 19 bine düşmüş durumda. Niye düştü? Hızlı tren nedeniyle 2012 yılında tren seferleri kaldırıldı, 2015 yılında hızlı trenle birlikte bölgesel trenin, banliyö treninin tekrar faaliyete geçeceği ifade edilmiş olmasına rağmen, maalesef, bölgesel trenler ve banliyö trenleri bir daha faaliyete geçmedi. 2015’in başında yine bizim zorumuzla günde 24 sefer geliş-gidiş yaparken bölgesel trenler 4’er geliş-gidişe düşürülerek sözüm ona “Bölgesel treni koyduk.” diye ifade edebilmek için, bunu söyleyebilmek için bunları çalıştırmaya başladılar, maalesef, dediğim gibi ayda 19 bin yolcuyla çalışıyor bugün. O yöre için çok önemliydi bu bölgesel trenler. Yaklaşık 20 tane istasyon vardı beldelerde ve ilçelerde. Bunların tümü kalktı ve hayat zorlaştı. Trenler veya ulaşım, yollar, tüneller niçin yapılır arkadaşlar? Zamandan kazanmak için yapılır, maliyetleri düşürmek için yapılır, ekonomiye can katmak için yapılır ama bu hızlı trenle bu üç bölgenin ekonomisinde, zamanında, maliyetlerinde maalesef tasarruf ettirmiyorsunuz; insanları otobüslere mahkûm ettiniz, günlük 30 bin yolcu kapasitesini.

Şimdi, Adapazarı halkı imza topluyor, 40 bine yakın imza toplandı çünkü bu bölgesel trenler Adapazarı merkeze de girmiyor, Arifiye’ye kadar gidiyor. Eskiden, bundan önceki yıllarda Adapazarı merkezden Haydarpaşa’ya bir vasıtayla yani bir trenle gidebilen insanlar şimdi Adapazarı’ndan Arifiye’ye Adaray’la gidiyorlar, Arifiye’den Pendik’e kadar gidiyorlar, Pendik’ten otobüsle metroya, metroyla da Haydarpaşa’ya veya Söğütlüçeşme’ye ulaşmaya, Kadıköy’e ulaşmaya çalışıyorlar. Birden fazla, 5’e yakın, 4’e yakın vasıta kullanıyorlar.

Şimdi, Adapazarı’nın bu haklı talebi, halkın haklı talebi Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından engelleniyor arkadaşlar. Buradan Sakarya milletvekillerine sesleniyorum, İstanbul’un Anadolu yakasında, seçim bölgesi orada olan milletvekillerine sesleniyorum, iktidar partisi milletvekillerine sesleniyorum, iktidar partisinin Kocaeli milletvekillerine sesleniyorum: Halkın doğru talebi olan bu bölgesel trenlerin bir an önce, banliyö trenlerinin bir an önce başlatılması gerekiyor. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı buna karşı çıkıyor, evet, iktidar partili bir Belediye Başkanı buna karşı çıkıyor. TCDD yani Devlet Demiryolları “Orada üç dört tane hemzemin geçit var, bunları yapabilirim.” diyor. “Arifiye-Adapazarı hattında bir tek hat var, o hattı duble hat hâline çıkartabilirim.” diyor. Bütün bunları yapabilirim diyor ama Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı buna karşı çıkıyor, tam yüz on yedi yıllık bir hikâyeden vazgeçiyor Adapazarı’nda. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekiyor, destek verilmesi gerekiyor.

Arkadaşlar, gerçekten ben o trenlerde büyüyen bir arkadaşınız olarak… Kara trenden elektrikli trene geçtik, o trenlerde okula gittik, iş yaşamımızı sürdürürken o trenleri kullandık. Gerçekten, Kocaeli’den birçok insan, Kocaeli’nin birçok beldesinden insan Adapazarı’na pazara giderdi, kızlarının gelinlik alışverişini oradan yaparlardı. Gerçekten, Adapazarı’nın ekonomisini de çökerttiler yani bu mantıkla.

Sizden ricam, buna el atmanız -özellikle iktidar partisi milletvekilleri- Büyükşehir Belediye Başkanını ikna etmeniz. Devlet Demiryolları bu işe hazır. Bak, açık ve net söylüyorum, Devlet Demiryolları “Bütün altyapıyı ben hazırlayacağım, yeter ki izin verilsin.” diyor. Gerçekten, o bölge için büyük problem, bunun bir an önce giderilmesi gerekiyor.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Gündem dışı üçüncü söz, Dünya Arapça Günü münasebetiyle söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’e aittir.

Buyurun Sayın Yılmaztekin.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Efendim, vazgeçiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaztekin yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben yerine konuşabilirim.

BAŞKAN – Sayın Kemalettin Yılmaztekin’e söz vermiştik Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden 60’a göre söz vereceğim.

Sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Aydın, Sayın Gürer, Sayın Hürriyet, Sayın Akın, Sayın Kuyucuoğlu, Sayın Arslan, Sayın Ayar, Sayın Şimşek, Sayın Kılıç, Sayın Tanal, Sayın Tarhan, Sayın Özcan yerine Sayın Nurlu, Sayın Akyıldız yerine Sayın Köksal, Sayın Torun, Sayın Özdemir yerine Sayın Tüm.

Sayın Aydın, sizden başlıyoruz, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, El Bab’da 14 askerin şehit olduğuna, bunca acı varken Meclisin yetkilerini feshedecek, rejim değişikliğine yol açacak Anayasa değişikliğini tartışmanın daha da acı verici olduğuna ve Tunus’un devrik Cumhurbaşkanının uçağının satın alınmasına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriye topraklarında şehit düşen askerlerimizin acısı içerisindeyiz. El Bab’da 14 askerimiz şehit, maalesef 2 tanesi de Bursa’mızdan şehit oldu. Ulusumuza ve yakınlarına başsağlığı, geride kalanlara da… Acil şifalar diliyorum yaralananlara da. Bunca acı var iken Meclisin yetkilerini feshedecek, rejim değişikliğine yol açacak Anayasa değişikliğini tartışmak daha da acı verici.

Acılarımız her geçen gün katlanıyor. Dün Gaziantep’te şehit cenazeleri inerken, aynı saatlerde İstanbul Atatürk Havalimanı’na bir uçak inerek hangara çekildi, Airbus A340. Bir başka deyişle, Tunus’un devrik Cumhurbaşkanı Zeynel Abidin’in kullandığı uçağı Türkiye satın aldı. Uçağın Türkiye’ye maliyeti 77,8 milyon dolar. Uçağın kime tahsis edileceğiyse malum. Bunca şehit varken, ülke terör olayları altındayken, kış günü insanlar aç ve üşüyorken bu şatafatlı hayatı halkımızın takdirine bırakıyorum. Tek bir sözcük söylüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KOSGEB’in vereceği krediden daha çok işletmenin yararlanması için bir çalışma yapılmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

KOSGEB 50 bin lira kredi vereceğini duyurdu. Ülke genelinde hemen hemen her ilde yoğun başvurular oldu ve bu başvurular sona erdi. Niğde’de faaliyetini sürdüren KOSGEB’e kayıtlı 1.631 KOBİ’den 1.471’i KOSGEB’in 50 bin liralık kredisi için başvuruda bulundu. Bu KOBİ’lerden ise yalnızca 67’si krediden yararlanabilecek. Bankalar üzerinden kullandırılacak kredi faiz oranının tamamının KOSGEB tarafından karşılanacağı açıklanmıştı. 12 ayı ödemesiz, kalanı 3’er aylık eşit taksitle ödeme yapılacağı belirtilmişti. Kriter olarak da öncelikle en fazla işçi çalıştıran, en fazla yıllık net hasılatı yapan işletmelere öncelik tanınacak. 1.471 işletme içinde başvuranlardan yalnızca 67 tanesi bu işten yararlanabiliyor. Hükûmetin, içinde bulunulan ekonomik koşullar da dikkate alınarak KOSGEB’e yapılan başvurularda oranı artırması, daha çok işletmenin bundan yararlanması için bir çalışma yapmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

3.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin zeytiniyle meşhur Darıca ilçesinde bulunan zeytinliklerin imara açılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Kocaeli’nin zeytiniyle meşhur Darıca ilçesinde bulunan zeytinlikler, Cumhuriyet Halk Partili Meclis üyelerinin itirazlarına rağmen belediye meclisinde alınan kararla imara açılıyor. AKP yine hukuk dinlemiyor.

3573 sayılı zeytin koruma kanununa rağmen, zeytinlikler imara açılarak betonlaşmaya göz yumulmaktadır. 3573 sayılı zeytinliği koruma kanununun 20’nci maddesinin ikinci fıkrasında “Zeytincilik sahaları daraltılamaz.” demesine rağmen, Darıca’nın sembolü olan zeytin ağaçları tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Bu alanın yapılaşmaya açılmasının üst ölçekli plan kararlarına da aykırı olduğu görülüyor. Uygulama imar planı ve dayanağı olan nazım imar planı, kişiye özel, eşitlik ilkesine ve hukuka aykırıdır. Bu alanlarda zemin etüdü de bulunmamaktadır. Darıca’nın tarihî zeytincilik misyonunu da sona erdirecek olan bu ağaç katliamının sona erdirilmesine… Zeytinlikleri imara açma inadından vazgeçilmelidir. Bakanlığın bu konudaki düşüncelerini de Kocaeli halkı merak etmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

4.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, yaz ve kış saati uygulamasının kaldırılmasının yarattığı sorunlara ve Hükûmeti bu karardan vazgeçerek kış saati uygulamasına geçmeye çağırdığına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – AKP yine “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla iş yaparak yerleşik bir uygulama olan yaz ve kış saati uygulamasına bu yıl son verdi. Bununla beraber, öğrenciler gecenin karanlığında okullarına, halkımız da karanlıkta işlerine gitmek zorunda kaldı. Her gün bu konuda yaşanan sıkıntıları takip ediyor, görüyoruz.

Enerji tasarrufu bizim için çok önemli, bu uygulama da bunun için yapılıyordu. Bundan vazgeçilmesi enerji israfına da yol açtı. 2015 yılının Kasım ayına göre bu yılın kasım ayında hava sıcaklıkları mevsim normallerinde olmasına, sanayi üretiminin yavaşlamış olmasına rağmen, elektrik tüketimi yüzde 6,53 oranında, rekor düzeyde artmış, hesapsız yaptığınız bu uygulamanın ülkemize bedeli olmuştur. Hükûmeti halkımızı, öğrencilerimizi perişan eden, enerji israfına yol açan bu karardan derhâl vazgeçmeye ve kış saati uygulamasına geçmeye çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kuyucuoğlu.

5.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, KOSGEB vasıtasıyla verilecek kredi için müracaat işlemlerinde yaşanan sıkıntılara ilişkin açıklaması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanına sormak istiyorum: Evet, KOSGEB vasıtasıyla 50 bin TL kredi verilecek. Total olarak 15 bin kişiye verilmesi kararlaştırılmış. Üç gün süre verildi ve bu süre içerisinde KOSGEB’in sitesi çöktü, birçok insan belgelerini almalarına rağmen müracaatları yapamadılar. Bu rağmen, 2 milyona yakın müracaat olduğu söyleniyor. Esnaf odaları gece yarılarına kadar çalıştı, sicil belgeleri verdi, yalnız, müracaat edecek insanların sicil belgeleri ve evrakları ellerinde kaldı. Bu neyi gösteriyor? Bu, KOBİ’lerimizin, esnafımızın ne kadar zorda olduğunu gösteriyor. Kredi veriliş kriterleri de tam olarak, net olarak bilinmediği için bu kadar insan boş yere yoruldu. Bu sorunu nasıl çözeceğini Bakanımızdan bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Türkiye’nin dış borcunun ne kadar olduğunu ve ne kadarının özel sektöre ait olduğunu, Osman Gazi Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü ile İstanbul’da yapılan üçüncü havaalanının ihale rakamlarını ve şartlarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum:

1) Türkiye’nin dış borcuyla ilgili olarak değişik rakamlar söyleniyor. 22 Aralık 2016 itibarıyla dış borcumuz kaç milyar dolardır; bunun kaç milyar doları devletimize ait, kaç milyarlık kısmı özel sektöre aittir?

2) Osman Gazi Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü ve İstanbul’da yapılan üçüncü havaalanının ihale rakamları nedir, bu işler için özel sektör tarafından temin edilen dış kredilere Hazine kefil olmuş mudur?

3) Osman Gazi Köprüsü, üçüncü boğaz köprüsü ve İstanbul üçüncü havaalanı için uygulanan, yap-işlet-devret modeliyle yaptırılan bu işlerin “iş garantili, kredi garantili, kâr garantili” şeklinde verilmesinin nedeni nedir? Dünyada ve Türkiye’de bunlara benzer örnekler var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ayar…

7.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, El Bab’da şehit olan Mehmetçiklere ve Kayseri’deki terör saldırısında şehit olan Rizeli Uğur Korkmaz’a Allah’tan rahmet dilediğine ve terörün her türlüsünü lanetlediğine ilişkin açıklaması

HİKMET AYAR (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün, El Bab’da şehit olan Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum. Millet olarak bu musibetleri en kısa zamanda atlatacağımıza inanıyorum.

Kayseri’de hain saldırı sonucu şehit olan 14 kahramanımızdan 1’i de Rizeliydi, Rizeli hemşehrim Uğur Korkmaz’dı. Pazartesi kendisini on binlerin katılımıyla Rize’de ebediyete uğurladık. Kendisine bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum. Babası Yılmaz Korkmaz ağabeyimizin söylediği bir sözü sizinle paylaşmak istiyorum. “O hainler duysun: Benim bugün cenazem değil düğünüm var, bugün benim için bayramdır.” diyor. Tabutun başında bekleyen askerin gözündeki yaşları kendi mendiliyle siliyor. Böyle babaların yetiştirdiği bu yiğit evlatlar olduğu sürece bu hain terör örgütlerine bu millet geçit vermeyecektir.

Ben, bütün şehitlerimizi bir kere daha minnetle, şükranla anıyorum; ailelerine selam ve saygılarımı sunuyorum; terörün her türlüsünü lanetliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şimşek…

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, 15 Temmuzdan beri tutuklu olan erlerin, erbaşların yargı sürecinin hızlandırılmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olan Binbaşı Bülent Albayrak; Astsubay Furkan Yavaş, Astsubay Önder Pınar, Astsubay Göktan Özüpek; Uzman Çavuşlar Burak Boz, Ali Yılmaz, Oktay Durak, Akın Acar, Ferhat Demir, Hasan Kavuz, Mehmet Kökkaya, Osman Çelik, Ali Sezai Yalçın ve Ökkeş Karaca’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Yine 14 kahramanımızı şehit verdik.

Yalnız, 15 Temmuzdan bu tarafa özellikle uzman çavuşlarımızdan ve erbaşlarımızdan hâlâ tutuklu olanlar var. Annesi babası askerlik yapsın diye göndermiş, bunlar emir komuta zinciri içerisinde hareket etmişler, herhangi bir silahlı olaya karışmamışlar, bunlar ispatlı. Özellikle Kars’ta, İstanbul’da hiçbir olaya karışmayan erler ve uzman çavuşlar var. Sayın Bakanımızdan istirham ediyoruz: Bunların yargı sürecinin hızlandırılıp 15 Temmuzdan bu tarafa hâlâ tutuklu olan erlerin, erbaşların tahliye edilmelerini… Bu konuda çok şikâyet alıyoruz.

Gereğini yapacağınızı bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, şehitlere rahmet, gazilere acil şifalar, millete sabır ve metanet dilediğine ve günün birlik günü olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

Bir Batılı “Şunca emek, bunca çabayla Osmanlı Devleti’ni yıktık, çabamıza da değdi.” diyor. Osmanlı Devleti’nin yıkılması, büyüklüğü ve ihtişamı ölçüsünde büyük bedellere mal oldu, milletimiz büyük acılar çekti. Sonra, imparatorluğumuzun külleri üzerinde Türkiye Cumhuriyeti devletimiz kuruldu. Kurtuluşumuz ve cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne birçok emeklerle bugünümüze geldik. Allah bugünümüzü aratmasın, gördüğümüz günden geri koymasın. Ülke ve millet olarak aldığımız mesafe ve bulunduğumuz konum, yeniden birilerini fazlasıyla rahatsız etmektedir. “Bir ekmek yiyenin bir düşmanı, iki ekmek yiyenin iki düşmanı vardır.” denmiştir. Durum ciddidir. Gün, birlik günüdür. Şehitlerimiz, gazilerimiz oluyor. Şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar, milletimize sabır ve metanet diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yeni Anayasa değişikliğinin hangi ihtiyaçtan doğduğunu ve hangi sorunu çözeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2 Başbakan Yardımcısı ve 1 Bakan şu anda Meclis Genel Kurulunda.

Yeni Anayasa değişikliği hangi ihtiyaçtan doğmuştur? Yeni Anayasa değişikliği terörü bitirecek mi? Yeni Anayasa değişikliği işsizliği bitirecek mi? Yeni Anayasa değişikliği yolsuzluğu bitirecek mi? Yeni Anayasa değişikliği istihdamı artıracak mı? Yeni Anayasa değişikliği emeklilerin, çalışanların sorunlarını çözecek mi? Yeni Anayasa değişikliği taşeronların, 4/C’lilerin sorunlarını çözecek mi? Yeni Anayasa değişikliği hukukun üstünlüğünü, özgürlükleri egemen kılacak mı? Yeni Anayasa değişikliğiyle ülkemize adalet gelecek mi? Yeni Anayasa değişikliğiyle vatandaşlarımızın barınma sorunu hâlledilecek mi? Yeni Anayasa değişikliğiyle şu soğukta, karda nöbet bekleyen Düzce ili Hecinler köyünün sorunu çözülecek mi?

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

11.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli’nin Darıca, Gebze ve Çayırova ilçelerinde aylardır sürmekte olan yol yapım çalışmalarının ne zaman bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kocaeli’nin Darıca, Gebze ve Çayırova ilçelerinde aylardır sürmekte olan yol yapım çalışmaları bölgedeki trafiği felç ediyor. Çayırova köprüsünün yol çalışması nedeniyle kapatılması tüm trafiği Osmangazi tren istasyonunun üstüne topluyor. Böylece, işe gidiş ve işten geliş saatlerinde trafik tek bir noktada sıkışıp kalıyor. Gebze’nin girişinde, E5 üzerindeki yol çalışmaları da aynı şekilde trafik sorununu yükseltiyor. Tüm yol çalışmalarının aynı anda yapılmasının mantıklı bir gerekçesi var mı? Vatandaşlarımız bu çileyi neden çekiyorlar? Gebze’nin girişinde ve Çayırova Köprüsü’nde devam eden yol çalışmaları ne zaman bitecek?

BAŞKAN – Sayın Nurlu…

12.- Manisa Milletvekili Mazlum Nurlu’nun, Anayasa Komisyonunda CHP milletvekillerinin şehit düşen askerler için bir dakikalık saygı duruşu talebinin kabul edilmediğine ve Anayasa Komisyonu Başkanının şehitlere karşı saygısız tutumunu kınadığına ilişkin açıklaması

MAZLUM NURLU (Manisa) – Sayın Başkan, Suriye’de şehit olan kahraman askerlerimiz belki yeğeninin nişanında zeybek oynayacaktı, oğlunun sünnetinde horon tepecekti, kardeşininkinde halay çekecekti, kim bilir belki de kendi düğününde sevdiceğiyle karşılıklı harmandalı oynayacaktı. Bir bir yitip gitti yine ana kuzuları. Şehit düşen kahraman askerlerimizin mekânları cennet olsun, nurlar içinde yatsınlar.

Kahraman askerlerimizin hepsi de saygıyı hak ediyorlar. Dün başkanlık sistemi teklifinin görüşüldüğü Anayasa Komisyonunda CHP milletvekillerinin şehitlerimiz için bir dakikalık saygı duruşu talebi ne yazık ki zaman kaybı gerekçesiyle kabul edilmedi. Anayasa Komisyonu Başkanının şehitlerimize karşı saygısız tutumunu kınıyorum. Başkanlık için bu kadar acele ediyorsunuz ancak barış ve huzur için, ölümleri durdurmak için kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Köksal…

13.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar’ın Sinanpaşa ilçesi, Taşoluk beldesinde Erdal İnönü’nün ismini taşıyan İnönü Bulvarı’nın isminin “15 Temmuz Millî İrade Şehitleri Caddesi” olarak değiştirilmesine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, on dört yıllık AKP iktidarında ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyaset öyle bir boyuta ulaştı ki seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sinanpaşa ilçesi, Taşoluk beldesinde rahmetli Erdal İnönü’nün ismini taşıyan İnönü Bulvarı’nın tabelası silinerek yerine “15 Temmuz Millî İrade Şehitleri Caddesi” tabelası asılmıştır. 15 Temmuz şehitleri ve gazileri elbette başımızın tacıdır ancak bu beldede onların isimleri başka bir yere veya başka bir caddeye verilebilecekken niçin Erdal İnönü’nün ismi silinmiş, onun büyük hatırasına karşı bu saygısızlık yapılmıştır?

BAŞKAN – Sayın Torun…

14.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, El Bab’da şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, KOSGEB kredisinde kotanın artırılması ve adaletli bir şekilde değerlendirme yapılmasını istediğine ilişkin açıklaması

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, El Bab’da şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

KOSGEB kredi başvurusu bugün sona ermiştir. Her gün iş yerlerini kapatan, borçlarını ödeyemeyen esnaf, son çare olarak bu krediye başvurmuştur. İller için kotalar belirlenmiştir, seçim bölgem Ordu için de 120 kişi bu krediden yararlanacaktır, ancak büyükşehir olan Ordu için bu sayı son derece yetersizdir. Hem kotanın artırılması hem de kredi verilecek esnaflarımıza adaletli bir şekilde değerlendirme yapılmasını istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

15.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, 23 Aralık Kubilay’ın gerici çeteler tarafından katledilişinin 86’ncı yıl dönümüne ve İzmir’de bulunan eğitim fakültelerinin birine Kubilay’ın adının verilmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

23 Aralık; cumhuriyetimizin aydınlık yüzü, devrim şehidi, öğretmen, asteğmen Kubilay’ın gerici çeteler tarafından katledilişinin 86’ncı yıl dönümüdür. Başta Kubilay olmak üzere tüm şehitlerimizi, devrim şehitlerini saygıyla anıyorum.

Gerici katillerin, 23 Aralık 1930 günü, sözde din adına, bugün de yaptıkları gibi tekbir getirerek katlettikleri Kubilay’ı, ülkemizin cumhuriyetçileri, aydınları sonsuza kadar yaşatacaklardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, Kubilay’ın temiz kanıyla cumhuriyet hayatiyet bulmuş ve kuvvetlenmiştir.

Hükûmete sormak istiyorum: Şehitlerimizin okullara adının verildiği bir dönemde, İzmir’de bulunan eğitim fakültelerinin birine “devrim şehidi öğretmen Kubilay” adını vermeyi düşünüyor musunuz? Böyle bir çalışmanız var mıdır? Yurttaşlarımız Hükûmetten bu konuda açıklama bekliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Kemalettin Yılmaztekin’in, 18 Aralık Dünya Arapça Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündem dışı üçüncü sözün sahibi Şanlıurfa Milletvekili Sayın Kemalettin Yılmaztekin, ismini anons ettiğim zaman salonda değildi ama daha sonra bana verdiği bilgiye göre, gündem akışı son anda değişti, değişiklikten haberi olmadığı için böyle bir gecikmesi olmuş. Arkadaşımız hazırlanmış, gündeme geçmeden önce kendisine söz vermek istiyorum gündem dışı, teamül olmamak kaydıyla.

Buyurun Sayın Yılmaztekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; öncelikle hepinizden özür diliyorum. Kendimden kaynaklanmayan sebeplerden dolayı bir gecikme oldu.

Öncelikli olarak, 17 Aralık sabahı çarşı iznine çıkan askerlerimize yönelik yapılan kalleş saldırıyı öfkeyle, kin ve nefretle kınıyorum. Aynı zamanda, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında mücadele veren askerlerimize yapılan müdahaleleri de öfkeyle, kin ve nefretle kınıyorum. Biz Türkiye olarak, Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla biliyoruz ki kalleşlerin bugüne kadar kazandığı bir savaş yoktur ve asla da olmayacaktır. O karanlık odaklar bizlere bu şekilde alçakça saldırmayı kendilerine şiar edinmişlerse bize düşen vazife onları sahip oldukları kalleşlik ile birlikte tarihe gömmek olacaktır. Bu vesileyle, şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Kıymetli milletvekilleri, 18 Aralıkta Dünya Arapça Günü vesilesiyle Arapçanın önemine vurgu yapan çeşitli programlar düzenlendi. Bilindiği gibi, Arapça, 60 ülkede konuşulan, dünyanın en kadirşinas ve zengin dillerinden birisidir. Özellikle de Arap toplumlarının içerisinden geçtiği şu sıkıntılı süreçte Arap asıllı bir vatandaş olarak ben de Arapların ve Arapçanın önemine Meclisimizin çatısı altında dikkat çekmek istedim.

Tarihin eski dönemlerinden başlayarak Anadolu ve Arap toplumlarının iç içe geçen kaderleri ne yazık ki köylerin, şehirlerin arasından sınırlar geçirilerek engellenmeye çalışılmıştır. Mesela, vekili olduğum Şanlıurfa’nın bir sınır ilçesi olan, benim de doğduğum yer olan Akçakale, Suriye’nin Tel Abyad ilçesiyle aynı ilçeyken ve kadim ismiyle “Tel Abyad” olarak Araplara ve Türkmenlere yurtluk yapmışken bir sabah orayı bilmeyen, hiç bilmeyen yabancı ellerce aralara tel örgüler örülerek iki ayrı devlete bağlı ilçeler ihdas edilmiştir. Aynı şekilde Ayn El Arap ile Suruç ve Rasulayn ile Ceylânpınar; bunlara daha yüzlerce örnek verebiliriz ama çizilen hiçbir sınır, sınırın öbür tarafında kalanların yüreğimizden bir parça olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamış; toprakları bölen tel örgüler, kardeşlerimizle aramızdaki tek olma bilincini ve yüreklerimizi bölememiştir.

Yüz yıla yakın bir süredir gösterilen ayrıştırma, ötekileştirme faaliyetlerine rağmen Türkiye’deki Araplar her zaman kadim Türkiye Cumhuriyeti devletinin hizmetinde olmuş, her zaman devletlerinin çıkarlarından taraf durmuş ve hiçbir zaman İslam’ın son kalesi olarak addedilen bu devlete ihanet içerisinde bulunmamışlardır. Sadece Türkiye’deki Araplar değil, dünyadaki Arapların tamamına yakını Türkiye’yi kendi öz vatanları gibi görmekte, Türkiye’ye başka hiçbir ülkeye duymadıkları muhabbeti ve saygıyı duymaktadırlar. Bunun sebebi, sınırları kapatan, Türkiye’yi siyasi sınırlardan ibaret kabul eden ve Batı dışında her türlü toplumu aşağılayan politikalar değil, Osmanlı’dan bu yana uygulanan ve kader birliği üzerine konumlandırılan, karakterli, vizyoner ve kardeşlik temelli dış politikadır. AK PARTİ iktidarıyla başlayan yeni süreçte devam ettirilen bu politikayla gönül dili üzerinde buluşabilen Türk, Arap ve Kürt toplumları siyasi unsurlarıyla da ortak paydada buluşabilir bir duruma gelmişlerdir hamdolsun.

Kıymetli milletvekilleri, Türkiye’deki Arap vatandaşlar çoğunlukla Hatay, Adana, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Siirt, Bitlis gibi şehirlerde yaşamakla birlikte Türkiye genelinde pek çok ile yayılmış durumdadırlar. Urfa’nın Arapları, Harran Ovası gibi verimli araziler üzerinde yüzyıllardan beri çiftçilik -burada gördüğünüz üzere, hepinizi inşallah bekliyoruz, turistik olarak, misafirimiz olmak üzere- hayvancılık ve ticaretle uğraşıyorlar, toprağı ekip biçiyorlar; aynı zamanda, kahve olarak da, gördüğünüz gibi, mırrayı içiyorlar, oyun olarak mangala oynuyorlar, müzik aleti olarak da rıbbabayı çalıyorlar. Kadınları birer Osmanlı kadını edasıyla bu şekilde dövmelerinden de hiçbir zaman vazgeçmiyorlar.

En mühim özelliklerinden birisi de, gördüğünüz üzere, Recep Tayyip Erdoğan’a ölesiye ve sadakatle bağlı olmalarıdır her zamanki gibi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, bizim en önemli özelliklerimizden bir tanesidir. Aynı zamanda, Arapların kahir ekseriyeti, dediğimiz gibi, Erdoğan sevdalısıdır. Benim seçim çalışmalarını yürüttüğüm Harran, Akçakale gibi ilçelerde AK PARTİ’ye yüzde 90’ın üzerinde, neredeyse firesiz oy çıkmıştır. Araplar, her zaman, bu devletin ve bu milletin tarafında duranların, bu millete hizmet yolunda ömürlerini vakfedenlerin, İslam’ın son kalesini amansız bir şekilde savunanların yanında safını tutmuş, Osmanlı’dan aldıkları gelenekle devleti ebet müddet felsefesini hayatlarına ilke edinmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, dünya Arapları çok zulüm gördüler. Araplar, Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde feraset sahibi liderlerden yoksun, kukla yönetimler altında çok ezildiler ve şimdi yüzyıldır hasretini duydukları liderliği Cumhurbaşkanımızın şahsında bulduklarından dolayı onu ölesiye seviyorlar ve onun emrinde olduklarının herkesçe bilinmesini istiyorlar.

Bu vesileyle, 18 Aralık Dünya Arapça Günü’nü tebrik ediyor, yüce Meclisi ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaztekin.

Sayın Usta, söz talebiniz var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Fırat Kalkanı operasyonunda şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, 22 Aralık Sarıkamış Harekâtı’nın 102’nci ve Paris’teki Türk Turizm ve Tanıtma Bürosu Müdürü Yılmaz Çolpan’ın terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesinin 37’nci yıl dönümüne, içeride ve dışarıda vatanın bütünlüğü için terörle mücadele eden tüm emniyet güçlerine başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malum, Fırat Kalkanı operasyonu devam ediyor; 14’ü dün olmak üzere 35 şehidimiz var. Hepsine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Bugün bu konuyla ilgili olarak Sayın Millî Savunma Bakanı birazdan bilgi verecek. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak düşüncelerimizi ifade edeceğiz.

Bugün ayrıca 22 Aralık, Sarıkamış Harekâtı’nın 102’nci yıl dönümü. Sarıkamış Harekâtı yurdumuzu düşman işgalinden kurtarmak için ölüme doğru atılan adımların destanıdır. Sarıkamış Harekâtı, eksi 45 derecede, yazlık giysilerle ve patlamış çarıklarla Allah’a ve elçisine doğru yürüyen erlerin hikâyesidir; civanmert yiğitlerin inandıkları değerler uğruna anadan, yardan ve serden geçişlerinin hikâyesidir; düşmana arkasını dönmeyen, cihattan kaçmayan, komutanlarına itaatten ayrılmayan serdengeçtilerin hikâyesidir.

Sarıkamış Harekâtı, Rus işgali altındaki Kars, Sarıkamış ve Ardahan’ı kurtarmak, baharda başlayacak Rus taarruzunu engellemek ve Kafkaslar ile Orta Asya’daki Türk illerinin kapısını açmak amacıyla başlatılmıştır. Bu harekâtın bir diğer amacı da Birinci Dünya Savaşı’na parlak bir başlangıç yapmaktır. Stratejik bir hata sonucu Sarıkamış yolunu uzatan birliklerimiz Allahuekber dağlarını zor şartlarda aşarak Sarıkamış’a ulaşmış ve zaferle noktalanmak üzereyken çekilen Rus birliklerinin bölgedeki azınlıklar yardımıyla tekrar dönmesiyle yeniden savaşmış ve her iki taraf da büyük kayıplar vermiştir.

Elbette tüm bu olumsuz koşullarda komutanlarına itaatten ayrılmayan, kendisine verilen görevi yerine getirmek için canhıraş bir şekilde karla, buzla, tipiyle mücadele eden, bu bölgeyi düşman işgalinden kurtarmak için mücadele eden her bir askerimiz olağanüstü birer kahramanlık örneğidirler.

Birinci Dünya Savaşı’nın en zor safhalarından biri olan Sarıkamış’ta eşsiz yiğitlik destanı yazan, büyük bir fedakârlık ve kahramanlık örneği olmanın yanında gelecek kuşaklar için de birlik ve kardeşlik örneği veren, bütün dünya milletlerine karşı tarihimizde bugünü gururla anmamızı sağlayan, düşman kurşunuyla ve dondurucu soğuktan dolayı ruhunu ebediyete teslim eden tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Bugün ayrıca 1979 yılında Paris’teki Türk Turizm ve Tanıtma Bürosu Müdürü Yılmaz Çolpan’ın terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesinin de yıl dönümüdür.

Bu vesileyle, bu vatanın bütünlüğü ve birliği için içeride ve dışarıda terörle mücadele eden tüm emniyet güçlerimize üstün başarılar dileriz. Şehadet şerbetini içen tüm şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, gazilerimize de acil şifalar diliyoruz. Şehitler şerefimizdir, gaziler onurumuzdur.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Sarıkamış şehitlerini ve tüm şehitleri rahmetle andığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Ben de Sarıkamış şehitleriyle birlikte bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bütün şehitlerimize minnettar olduğumu belirtmek istiyorum.

Buyurun Sayın Yıldırım.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, AKP Sözcüsü Yasin Aktay’ı tutuklu HDP milletvekilleriyle ilgili açıklaması nedeniyle kınadığına, KESK’in İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüşünde geçtikleri her ilde polis engeliyle karşılaşıldığına ve muhalif medya organlarına dönük antidemokratik uygulamaları kınadığına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haftalardan beri özellikle tutuklu vekillerimizle ilgili yargının siyasallaştığını, kararın siyasi olduğunu ve bunun siyasi iktidar tarafından bir rehin alma politikasına dönüştürüldüğünü ifade ettiğimizde itiraz eden siyasi iktidar partisinin sözcüleri, bugün direkt parti sözcüleri tarafından tekzip edilmiştir. AKP Parti Sözcüsü Yasin Aktay gazeteye verdiği demeçte çok açık bir şekilde vekillerimizin tutuklanması sürecini sahiplenmiş ve vekillerin tutuklanmasına ilişkin “Toplumda bir infial, bir isyan oluşmuyorsa milletvekillerinin tutuklu olması bir teselli oluşturuyor, bu teselli karşısında toplum infiale gitmiyor." diye bu rehin alma politikasını sahiplenmiştir. Sayın Aktay’ı şiddetle kınıyorum. Kendisi gibi seçilen, kendisi gibi halkın iradesini arkasına alarak buralara gelmiş olan milletvekillerini… Yargının yetkisini gasbedecek, ona talimat anlamına gelecek söylemlerde bulunmasından ötürü şiddetle kınıyor, bu açıklamasına izahat getirmesini bekliyoruz.

Bir diğeri, iki gündür Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)’in İstanbul’dan Ankara’ya dönük, işten atılmalara, antidemokratik uygulamalara dönük yürüyüşü var ve yürüyüş geçtikleri her ilde polis engeliyle karşılaşmaktadır. Demokratik hak arama yöntemlerinin ve yollarının kapatılması hiçbir şekilde bu ülke demokrasisine bir şey kazandırmayacaktır ve bu antidemokratik engellemelere bir an önce son verilmelidir.

Sayın Başkan, yine özellikle muhalif medya organlarına dönük antidemokratik uygulamalara TV ve radyo yayınlarının durdurulması, gazetelerin kapatılmasıyla belli bir süredir şahit oluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Daha çok Alevi müziğini, Alevi kültürünü, öğretisini yaymaya çalışan Yol TV -ki ender muhalif kanallardan biridir- yurt dışından lisanslı olup yayına çıkan bu televizyon, yetkisi olmadığı hâlde RTÜK tarafından lisans iptali talebiyle, müeyyidesiyle karşı karşıya gelmiştir. RTÜK kendi yetkisini KHK’larla Hükûmete veriyor ama kendi yetkisinde olmayan başka yetkileri kullanarak muhalif basın üzerinde bir ambargo, bir sansür uygulamaya devam ediyor. Bunun da bir antidemokratik uygulamaya tekabül ettiğini dile getiriyorum ve bu uygulamayı da kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım, benim de bir ricam olacak sizden. Tutuklu milletvekilleriniz var. Elbette ki buna karşı durabilirsiniz, bunu eleştirebilirsiniz, bu konuda söz söyleme hakkınız var, bunu saygıyla dinleriz ama burada “rehin” kelimesini kullanmanız bence biraz doğru değil. Buna dikkat ederseniz memnun oluruz. Burası bir hukuk devleti. Yargı yollarıyla ilgili bir süreç başlamıştır. “Rehin” kelimesini kullanmamanızı sadece öneriyorum ve rica ediyorum

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, Sayın Başkan, ben kayıtlara geçsin diye söylüyorum: Eğer gerçekten bağımsız yargı süreciyle bunların alınmış olduğuna inansak, adına “tutuklama” diyeceğiz ama iktidar partisinin sözcüsü bu süreci sahipleniyor, “Biz bunu sağladık.” diyor.

BAŞKAN – Hayır, hayır…

AHMET YILDIRIM (Muş) - Eğer siyasi kararla gerçekleşmişse bunun adı “tutuklama” falan değil, bir “rehin”dir çünkü siyasi iktidar bu sürecin sahibidir.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, Sayın Yasin Aktay’ın ne söylediğini okumadım, onu savunma anlamında da asla söylemiyorum çünkü ne söylediğini bilmiyorum. Elbette ki eleştiri hakkınız vardır. Benim size bu ricam Yasin Aktay’ın yazısı üzerine değildir; bu, benim, genel olarak, kullandığınız bu kavrama karşı hassasiyet göstermeniz şeklindedir. Yoksa, Yasin Aktay’ın yazısını okumadım, bilmiyorum, savunma durumunda da değilim şu anda.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, son olarak şunu söyleyeyim: Biz bunun bağımsız yargı süreciyle gerçekleştiğine inanmıyoruz. Siyasi iktidarın da parti sözcüsü bu süreci sahipleniyor, işin sahibi olduğunu söylüyor. Bu kadarını ifade etmek istiyorum. Bir siyasi anlayış güç siyasetiyle bir başka siyasi partinin milletvekillerini alıkoyuyorsa asla biz buna “tutuklama” demeyeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ediyorum.

Sayın Altay, buyurun lütfen.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Hükûmetin Fırat Kalkanı operasyonu hakkında Meclise bilgi vermesi taleplerinin olumlu karşılanmasından memnuniyet duyduğuna ve Genel Kurul uygun görürse bu konudaki görüşme sürelerinin uzatılmasında fayda olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün El Bab’dan aldığımız içimizi yakan haberler neticesinde burada söz alarak, Hükûmetten Genel Kurulu bilgilendirmesini talep etmiştim. Hükûmetin bu talebe olumlu bakmasından dolayı memnunuz, teşekkür de ediyoruz. Ancak, Suriye politikasıyla ve terörle ilgili meselelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde -sadece Suriye değil, terörle mücadele ya da mücadelesizlik ya da artan terör olayları, şiddet olayları- tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’müze göre görüşme süreleri belli bir sınırlandırma içinde. Ben, hem Türkiye’deki şiddet ve terör olaylarının hem Türkiye’yi terör tehdidinden korumak amacıyla Suriye’ye giden askerlerimizin karşılaştığı durumun yirmi dakikada ne Hükûmetçe anlatılabileceğine ne de siyasi partilerin onar dakikada bu konudaki anlayışlarını ve önerilerini ortaya koyabileceğine çok ihtimal vermemekteyim. Bu sebepten, sayın Genel Kurul da uygun görürse, bu görüşmelerin sürelerinin bir parça daha, makul bir parça daha uzatılmasında ülkemiz açısından, Parlamentomuzda verimli bir iş yapmış olabilmemiz açısından fayda görüyorum. Hem zatıalinizin hem Genel Kurulun takdirlerine sunuyorum. Bu konuda da bir karar ya da bir değerlendirme bekliyorum ancak.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Altay, biliyorsunuz 59’uncu maddeye göre bu işlemi yapacağız biraz sonra. Süreler orada belirlenmiş durumda ama tabii ki grup başkan vekillerinin ortak bir önerisi varsa mutlaka ben de ona uygun davranırım. Bu konuda benim açımdan bir problem olmadığını söylemek isterim.

Buyurun Sayın Bostancı.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, El Bab’daki şehitlere bir kez daha Allah’tan rahmet dilediğine, Fırat Kalkanı operasyonu hakkında yapılacak görüşmelerde süre konusunda bir istisna yapılabileceğine ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

El Bab’daki şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifa diliyorum. Çok önemli bir görevi ifa ediyorlar. Türkiye'nin sükûnu ve selameti bakımından, istikrarı bakımından bu coğrafyanın taşıdığı risklere ve tehlikelere dikkat çekecek olursak oradaki operasyonun anlamını çok daha iyi anlarız. Bugün burada etraflı bir şekilde bu meseleyi konuşacağız, Hükûmet konuşacak, siyasi parti grupları konuşacak. Yapılacak toplantının İç Tüzük çerçevesinde, belli süreler çerçevesinde, tayin edilmiş süreler çerçevesinde yürümesi öngörülüyor elbette. Fakat bir istisna olarak, meselenin önemi, El Bab’ın sadece Suriye’yle ilişkili olmaması, aynı zamanda, genel manada terörle bağlantılı bir arka planının bulunması sebebiyle Sayın Altay’ın ifade etmiş olduğu, biraz daha geniş bir zaman süresi içerisinde grupların bunu müzakere etmesi şeklindeki yaklaşımını esasen destekliyoruz. Bu süre kanaatimce -bir istisna olmak kaydıyla- eğer arkadaşlar da muvafık bulurlarsa, uygun bulurlarsa on beş dakika şeklinde uygulanabilir siyasi parti gruplarınca. Hükûmet kendi süresini kendisi takdir eder, konunun içeriği çerçevesinde süre tayininde bulunur.

Diğer taraftan, Sayın Yıldırım’ın ifade ettiği konulara ilişkin AK PARTİ’nin tutumu bellidir. Hukuk kendi mecrasında devam eder, siyaset de kendi mecrasında yürür. Siyaset ile hukuku birbirine karıştırmamak konusunda hepimizin dikkatli olması gerekir, iki hususu da birbirine karıştırmamak lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti, hukukun işleyişine ilişkin itirazlarımız olabilir, yerli yerince görevini yapıp yapamadığına dair tartışmalarımız olabilir ama elimizdeki hukuk budur ve hukuk bu çerçevede, kendi şartları ve kendi itiraz mekanizmaları çerçevesinde işlemek durumundadır. Hukuka bırakılmış bir alanın siyaset marifetiyle biçimlendirilmeye çalışılması -her ne şekilde olursa olsun- bir tahakküm kurulması uygun değildir. Biz parti olarak HDP’nin parti binalarına birtakım çevrelerin yapmış olduğu saldırıları şiddetle reddederiz, bunun bir hukuk devletinde yeri olmadığını, bu binaların devlete emanet edilmiş olduğunu belirtiriz, devlet gereğini yapacaktır. Öte taraftan, hukuka bırakılmış işleri de yine siyasetin hukuka bırakmasında da fayda görürüz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Fırat Kalkanı Harekâtı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, HDP Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay ve AK PARTİ Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın aynı konuda konuşmaları

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Millî Savunma Bakanı Sayın Fikri Işık’ın Fırat Kalkanı Harekâtı hakkında Hükûmet adına İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre söz talebi vardır, bu talebi yerine getireceğim. Sayın Bakanın açıklamasından sonra istemleri hâlinde siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan milletvekillerinden birine söz vereceğim.

Konuşma süreleri İç Tüzük’ümüze göre Hükûmet için yirmi, siyasi parti grupları için on, grubu bulunmayan milletvekilleri için beş dakikadır, ben artı beş dakika daha konuşmacılara ek süre vereceğim. Bunu da beyan etmek isterim.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan ve bugün 121’inci gününe giren Fırat Kalkanı Harekâtı’nın safahatı hakkında, özellikle son günleri hakkında Gazi Meclisimizi bilgilendirmek için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan evvel, dün hayatını kaybeden… Maalesef, dün akşam itibarıyla 14’tü sayı fakat ağır yaralı 5 gazimizden 2’si de bugün Hakk’ın rahmetine kavuştu, şehit sayımız 16’ya yükseldi, 3 de ağır yaralımız var. Hepsine Rabb’imden rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Ayrıca, bugün Sarıkamış Harekâtı’nın 102’nci seneidevriyesinde Sarıkamış şehitlerimize de Rabb’imden rahmet niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemiz Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük altüst oluşu yaşamaktadır. 1991’deki Birinci Körfez Savaşı’yla başlayan süreç 2003 yılında ikinci harekâtla devam etti ancak bölgeye huzur ve demokrasi vaadiyle yapılan bu operasyonlar bugün itibarıyla bölgeyi belki de tarihinin en ciddi karmaşasına ve kargaşasına sürükledi. Bölge âdeta kan ve gözyaşı deryasına döndü. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı. Cansız bedeni sahile vuran Aylan bebek, donuk gözlerle insanlığın taşlaşmış vicdanını seyreden Ümran yavrumuz, yaşının çok üzerinde bir sorumlulukla Halep’in çığlığını bütün dünyaya duyuran Bana kızımız gibi ismini bilemediğimiz yüz binlerce çocuk, kadın ve gencin geleceğe dair umutları çalındı. Kendi iktidarlarının devamı için kendi halkının üzerine bomba atmaktan çekinmeyen diktatörler, koltukları için mezhepçi ve ayrımcı politikalarla bölgeyi felakete sürükleyen liderler ve hükûmetler bu feci tablonun oluşmasında başat rol oynadı. Dünya barışını tesis etmek iddiasıyla kurulan uluslararası teşkilatlar ve kendi konforundan ödün vermeyen bazı büyük devletler bölgedeki yangını görmezden geldi, elini taşın altına koymadı, masumların ve mazlumların gözyaşlarını silmek için üzerine düşeni yapmadı. Bölgedeki idarelerin acziyeti, ülkelerin yönetilemez duruma gelmesi, barış ve demokrasi söylemlerini bayraklaştıran ancak harekete geçmekten imtina eden küresel güçlerin bu coğrafyadan yükselen seslere kulak tıkaması başta DEAŞ olmak üzere birçok terör örgütü için çok elverişli bir zemin oluşturdu ve bölgelerde yuvalanmalarına sebep oldu. Sınırlarımızın hemen ötesinde yuvalanan ve gün geçtikçe azgınlaşan terör örgütleri hudutlarımızı, şehirlerimizi ve ülkemizi tehdit etmeye başladı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Fırat Kalkanı Harekâtı uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkımıza istinaden hudut güvenliğimizi sağlamak, DEAŞ saldırılarını önlemek ve hudutlarımızın bitişiğinde bir terör koridoru oluşturulmasını engellemek için başlatılmıştır. Suriye’deki iç savaş ortamından istifade eden DEAŞ terör örgütünün hudut güvenliğimize, hudut bölgemizde varlığını sürdürdüğü dönemde ülkemize hemen her gün Katyuşa roketleri fırlattığı, bu nedenle Kilis’te 21 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüzlercesinin yaralandığı, ayrıca DEAŞ’ın Suruç, Ankara, İstanbul ve Gaziantep’te gerçekleştirdiği saldırılarda 241 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini hepimiz biliyoruz. O dönemde, DEAŞ’ın saldırılarına karşı anında misliyle mukabele etsek de DEAŞ teröristleri Suriye tarafından kaçarak sınırın derinliklerine gizlenebilmekteydi. Bu nedenle, DEAŞ tehdidi tam olarak bertaraf edilememişti. Neticede, Suriye’den kaynaklanan terörden en fazla etkilenen ülke biz olduk. Bildiğiniz gibi, gerek DEAŞ gerek PKK/PYD-YPG’nin terör saldırıları nedeniyle yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu terör saldırılarına karşı gerekli tedbirleri almak, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak Hükûmetimizin en önemli önceliğidir. Dolayısıyla, Türkiye, sadece DEAŞ’a karşı değil, DEAŞ’la mücadele ettiğini ileri sürerek bazı üçüncü ülkelerden silah ve mühimmat temin eden PKK/PYD-YPG’ye karşı da büyük bir mücadele vermektedir. Üstelik, bu terör şebekesi uluslararası toplumun DEAŞ’la mücadelede yetersiz kalmasından veya isteksizliğinden yararlanarak sanki DEAŞ’a karşı arazide mücadele edebilecek tek aktör olduğu iddiasındaydı. Bu şekilde elde ettiği destek sayesinde Suriye’nin kuzeyinde toprak kazanma hevesine ve kontrolündeki kantonları birleştirme hayaline kapılmıştı. Ayrıca, Suriye’deki iç savaşta 600 bin civarında insanın hayatını kaybettiğini, ülke nüfusunun yaklaşık yarısının evini barkını terk etmek mecburiyetinde kaldığını, milyonlarca insanın mülteci konuma düştüğünü, bunlardan 2 milyon 750 bin Suriyelinin ülkemize sığındığını da hepimiz biliyoruz.

Biz, yıllardan beri uluslararası topluma Suriye’deki ihtilafa kalıcı bir siyasi çözüm bulununcaya kadar Suriye’de güvenli bölge oluşturulması gerektiğini anlatmaya çalıştık, çalışıyoruz. Böylece, bir çözümün değil, Suriyelilere kendi ülkelerinde yaşayabilecekleri, insani yardımların rahatlıkla ulaştırılabileceği emniyetli ve huzurlu bir alanın sağlanabileceğini söylüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte, Fırat Kalkanı Harekâtı bu koşullarda öncelikle ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini temin etmek, aynı zamanda yerlerinden edilmiş Suriyeli kardeşlerimize terörden arındırılmış güvenli bir bölge oluşturmak üzere Birleşmiş Milletler Şartı’nın meşru müdafaa hakkına dair 51’inci maddesine ve ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına istinaden ve tamamıyla uluslararası hukuka uygun olarak başlatılmıştır. Nitekim, Fırat Kalkanı Harekâtı, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu tarafından da desteklenmektedir. Keza, bu harekâta katılan hava kuvvetleri unsurlarımız Koalisyon ve Rusya Federasyonu tarafından kontrol edilen hava sahasında eşgüdüm içerisinde görevlerini icra edebilmektedir. Böylece Özgür Suriye Ordusu güçlerinin bizim de desteğimizle sahada mücadele etmesi sağlanarak Suriye’nin kuzeyindeki belirli bir bölgenin DEAŞ’tan ve her türlü terör tehdidinden arındırılması hedeflenmektedir.

DEAŞ teröründen ve diğer terör örgütlerinden arındırıldıkça bu bölgeye dönüşlerin başladığını biliyoruz. Cerablus, Errai ve DEAŞ açısından büyük sembolik önem taşıyan Dabık’ın kurtarılması gerçekten önemlidir. Böylece 2 bin kilometrekare civarında bir alan teröristlerden tamamen temizlenmiş, 225 meskûn mahal özgürleştirilmiştir. Bugüne kadar Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında DEAŞ terör örgütünden 1.005 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Ayrıca, DEAŞ’a ait 4 tank, 29 havan, 41’i silahlı 97 araç, 621 bina ve 61 savunma mevzi, 28 komuta merkezi, 17 cephanelik imha edilmiş, 11 bombalı araç tesirsiz hâle getirilmiştir.

Bir yandan DEAŞ’a karşı mücadele ederken diğer yandan da bölgedeki PKK/PYD-YPG unsurlarıyla da mücadele edilmesi gereklidir. Bu PKK/PYD-YPG’li teröristlerden bugüne kadar Fırat Kalkanı Harekâtı çerçevesinde 299 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Bu operasyonlar sırasında PKK/PYD-YPG’ye ait 14 bina, 4 savunma mevzi, 5 araç ve 1 Drone da imha edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut aşamada harekât planının en kritik ve en zorlu safhalarından olan El-Bab’ın DEAŞ’tan temizlenmesi için büyük bir mücadele verilmektedir. El Bab’dan sonra sıranın Rakka’ya geleceğini bilen DEAŞ terör örgütü burada intihar saldırılarıyla, keskin nişancılarla, el yapımı patlayıcılarla ve muhtelif tuzaklarla ciddi bir direnç göstermektedir. Zira El Bab DEAŞ için de coğrafi ve psikolojik açıdan kritik bir yerdir. El Bab’ın kuzeyinden ve batısından devam eden kuşatma ve meskûn mahal muharebeleri, buranın yoğun sivil nüfusa sahip bir yerleşim merkezi olması nedeniyle azami hassasiyetle icra edilmektedir. DEAŞ ise en vahşi yöntemlerle, sivil insanları canlı kalkan olarak kullanmak suretiyle kalleşçe hareket etmektedir. Nitekim DEAŞ’ın en büyük direnç gösterdiği mevzilerinden biri de El Bab’ın batısında şehre hâkim bir tepede bulunan ve DEAŞ tarafından bir askerî karargâha ve mühimmat deposuna dönüştürülen hastane bölgesidir. En fazla şehidimiz de dün buranın ele geçirilmesi sırasında sürdürülmekte olan operasyonlar sırasında verilmiştir. Özgür Suriye Ordusunun da şehitleri vardır.

Şüphesiz, bu kayıplar hepimizi derinden üzmektedir. Ülkemizin güvenliği ve sınırlarımızın hemen bitişiğinde bir terör koridoru oluşturulmasını önlemek için canlarını feda eden 35 kahraman şehidimiz ebediyete kadar milletimizin gönlünde yaşayacaktır. Fırat Kalkanı sırasında şehit olan Özgür Suriye Ordusu mensupları da kendi vatanlarında asla unutulmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef, çağımızın belası terörizmle mücadele etmek kolay bir iş değildir. Bilhassa çöken veya çökmekte olan devletlerin silahlı çatışmaların ve vekâlet savaşlarının yürütüldüğü bölgelerde bu mücadele daha da zordur. Hele masum sivil halkın da yaşadığı meskûn mahallerde sivilleri de canlı kalkan olarak kullanmaktan hiç çekinmeyen cani teröristlere karşı operasyonlar planlayıp asker ve sivil kayıp vermeden icra edebilmek çok müşkül ve hassasiyet arz eden bir durumdur. Bir de bölgemizde başka hesapları olan bazı güçlerin bölgedeki muhteris aktörleri kullandığı, oldubitti şeklinde oyunların tasarlandığı hâllerde terörle mücadele ayrıca daha da zorlaşmaktadır.

Fırat Kalkanı Harekâtı’yla, ulusal güvenliğimiz bakımından çok büyük önem arz eden bir bölgede Türkiye’nin herhangi bir terör örgütünün faaliyet göstermesine, bir terör koridoru oluşturulmasına veya aleyhimizde herhangi bir oldubittiye yol açılmasına rıza göstermeyeceğini ortaya koyduk. Aynı anda hem DEAŞ’a hem de PKK/PYD-YPG ve DHKP-C gibi bölgedeki bütün terör örgütlerinin tamamına karşı en büyük mücadeleyi veren tek ülke Türkiye’dir. Bu arada FETÖ de boş durmamakta, Ankara’daki Rus Büyükelçisine hain bir suikast düzenleyerek Rusya’yla büyük çabalarla yeniden onarılan ilişkilerimizi ve Halep’teki sivillerin tahliye edilmesini de sağlayan iş birliğimizi bozmanın hesabını yapmaktadır. Türkiye bu oyunların hiçbirisine gelmeyecek ve teröre asla teslim olmayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda özellikle dün Rus basınında Rus mevkidaşımla çarşamba günü yaptığım bir görüşmede bana ait olmayan bir ifadenin kullanılması dolayısıyla bir tekzip yayınladım. Bu tekzipte ifade edilen cümlelerin bana ait olmadığını özellikle ifade ettim. Ama maalesef bazı art niyetli kalemşorlar ve medya mensupları sanki bu tekzip hiç yapılmamış, bu ifadeler bana aitmiş gibi bugün baktım epey yorumlara sarılmışlar.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye baştan beri Suriye’deki ılımlı muhalefetin kendi topraklarında zalim Esed’e karşı sürdürdüğü mücadeleyi meşru bir müdafaa olarak görmektedir. Bugün Rusya’da ılımlı muhalefetle terör grupları arasına set çekmeyi, bunlar arasında ayrım yapmayı kesinlikle kabul etmiştir. Rusya’nın dahi kabul ettiği bir gerçeği hâlâ kabul etmeyen bazı -özellikle- çevrelerin ısrarla ve inatla bu konuda âdeta Esed’in sözcülüğüne soyunmuş olmaları da manidardır.

Millî seferberlik ruhuyla Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Hükûmetimizin kararlı tutumu, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tüm mensuplarının büyük fedakârlıkla ve kahramanca yürüttüğü bu mücadelenin başarıya ulaşacağından en küçük bir kuşkumuz yoktur. Bu kapsamda, Millî Savunma Bakanlığı olarak harekâtın ikmal, bakım ve tedarikine yönelik her türlü tedbir alınmıştır ve gelişen ihtiyaçlara göre tedbirler alınmaya devam edilecektir. Harekâtın başından itibaren sınırlarımız içerisinde ve ötesinde personelimizin iaşe ve ibatesinin en iyi şekilde sağlanabilmesi maksadıyla birlik imkânları, kamu kurum ve kuruluşları ile valilikler aracılığıyla gerekli tüm tedbirler alınmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu arada, bütün müttefiklerimize ve dostlarımıza da bir terör örgütüne karşı bir başka terör örgütünü kullanmak suretiyle başarıya ulaşılamayacağını, terör örgütleri arasında ayrım yapmanın kesinlikle yanlış olduğunu, hem Suriye’nin hem de Irak’ın toprak bütünlüğü ile siyasi birliğinin korunmasının şart olduğunu bıkmadan usanmadan izah ediyoruz.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, asli görevi olan uluslararası barışın ve güvenliğin sağlanmasında âciz kalması karşısında Suriye’de kalıcı bir siyasi çözüm için yapılabilecek her şeyi yapmanın gayreti içerisindeyiz. En son 20 Aralık 2016 tarihinde Moskova’da Türkiye, Rusya ve İran’ın katılımıyla gerçekleştirilen ikili ve üçlü görüşmeler de bunun somut bir göstergesidir. Tüm bu konuları geçen hafta Paris’te, Londra’da Fransa, İngiltere ve ABD savunma bakanlarıyla da görüştük. Bu, sadece diplomasiyle yetinmeyerek gerekli gördüğümüz somut tedbirleri de almamızı engellemiyor.

Bildiğimiz gibi, Rusya’yla yaptığımız iş birliği sayesinde Doğu Halep’teki sivillerin gönüllü tahliyesi bağlamında da önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu sabah itibarıyla, toplamda 37.500 sivil Halep’ten güvenli bölgelere tahliye edilmiştir. Ayrıca, Suriye’de kalıcı bir ateşkesin tesis edilmesini ve siyasi bir çözüme ulaştırılmasını teminen Moskova’daki ortak açıklamada belirtilen yol haritasının uygulanması için de çalışılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta Fransa’da Fransız Savunma Bakanıyla Paris’te, Londra’da İngiltere, Amerika ve ayaküstü Almanya Savunma Bakanıyla, Irak’ın Savunma Bakan Vekili ve Genelkurmay Başkanıyla ayrı ayrı görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerde, Türkiye’nin bu konudaki öncelikleri, hassasiyetleri ve kırmızı çizgileri net olarak bir kez daha ifade edildi ve muhataplarımızla yaptığımız görüşmelerin sonucunda, muhataplarımızın her birinden, özellikle Fırat Kalkanı Harekâtı’nı desteklediklerini, kantonların birleştirilmesine karşı olduklarını, Menbic’teki PKK/PYD-YPG varlığının oradan bir an önce çekilmesinin temini ve Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda onların da mutabakatlarını teyit ettik. Tabii bu Türkiye için artık yeterli değildir, bundan sonra icraat zamanıdır. Bütün bu müttefiklerimizden, çarşamba günü de Rusya Savunma Bakanıyla yaptığımız görüşmede, bütün bu değerlendirmelerimizin sonucunda artık Türkiye olarak beklentimiz, bu ülkelerin harekete geçmesidir, biraz önce söylediğim konularda artık somut adımlar atılmasıdır. Artık bundan sonra somut adımların atılmasını bekliyoruz ve bu somut adımların atılması için de gayretlerimizi sürdürüyoruz. Türkiye’nin bu çabaları, nihayetinde, baştan beri savunduğumuz, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin korunması açısından gayet anlamlı katkıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Meclisimizin Türkiye’nin terörle mücadelesindeki himaye ve desteği hayati önem taşımaktadır. Bu himaye ve desteğin mücadelemiz başarıya ulaşana kadar süreceğinden eminiz. Zira, devletimizin ve milletimizin bekasına yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için büyük bir mücadelenin verildiğini sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bu mücadelede, başta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere, tüm güvenlik güçlerimizin en önde yer aldığını biliyorsunuz. Ancak, nihayetinde, bu mücadeledeki kesin ve kalıcı başarı bütün milletimizin desteğiyle ve katkısıyla gelecektir. Asil milletimizin ve Gazi Meclisimizin bu mücadeleden de başarıyla çıkacağına inancımız tamdır. Sonunda bölgemizde gerçek bir barış, huzur ve refah ortamı da oluşacaktır. Terör belası defedilecek, insanlarımız can ve mal güvenliğinden endişe etmeyecektir. Her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş olan vatanımız tüm şehitlerini sonsuza kadar şükranla anacak, hepsinin isimlerini nesiller boyunca gönlünde yaşatacaktır.

Daha güzel günler ufuktadır; sabır ve azimle mücadelemizi sürdürmek mecburiyetindeyiz. Yüce Türk milletinin temsil edildiği Gazi Meclisimizin desteği bu mücadelemizde en büyük güç kaynağımız olmaya devam edecektir, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

Yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun Sayın Aydın.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına dün El Bab’da yaşanan olayların değerlendirilmesi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 22 Aralık, Türk milletinin ve tarihinin onur defterinde hak ettiği yeri alan Sarıkamış Harekâtı’nın 102’nci Yıl Dönümü. Sarıkamış “Üstü kar, altında Mehmet’im yatar.” diye tanımlanır. Akif’in levent asker ağıtında da belirttiği gibi “Eşele bir yerleri örten karı/Ot değil onlar atanın saçları” dizelerinin ete kemiğe büründüğü yerin adıdır Allahuekber Dağları ve Sarıkamış.

Sayın milletvekilleri, elbette ki savaşların, yaşanan trajedilerin kazananı olmaz. Bu, uluslararası bir temennidir, doğrudur; hiçbir savaşın kazananı olmaz. Fakat eğer savaş bir emperyalist amaç için yapılırsa bu çok yanlıştır ama istiklal için, birlik için, vatan için, beraberlik için, beka sorununun ortadan kaldırılması için yapılan savaşlar da maalesef kaçınılmazdır. Yakın tarihimize baktığımızda, Balkan Harbi, Yemen seferi, biraz önce değindiğim Sarıkamış Harekâtı, Çanakkale ve hepsinin besleyip ruhaniyetini oluşturduğu İstiklal Harbi böyle bir durumun ifadesidir, yani kaçınılmazdır. Burada şunu vurgulamaya çalışıyorum, özellikle şöyle söylemek gerekir ki: Bu birlik harcının, bu İstiklal Harbi’nde ete kemiğe bürünen bu birlik harcının ölümsüz mimarları bütün bu cephelerde her türlü coğrafi, etnik, mezhebi farklılıkları zenginliğe çevirmiş, kucak kucağa yatan şehitlerimizdir. Kimdir bunlar? Efendim, bunlar, Ali Kemal gibi manda ve himaye kabul etmeyip Namık Kemal gibi “Vatan yahut Silistre” diyenlerin, Gazi Mustafa Kemal gibi “Ya istiklal ya ölüm!” diyenlerin temsilcileridir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Suriye’de bugün neler oluyor? Hiçbir ülke, evinin kapısının önünde tehlike ya da riski göze alamaz. Türkiye, güney sınırında kapana kapatılamaz. Bugün o coğrafyada fiilî varlıkları olan İran, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya’dan daha fazla orada olmamızın gerekliliğini çok açık bir şekilde görmekteyiz. Bu da uluslararası geçerliliği olan sözleşmelerle teminat altına alınmış haklarımızın bir gereğidir. Dolayısıyla, bugün orada yaşadıklarımıza Türkiye bigâne olamaz, sessiz kalamaz, hareketsiz duramaz. Aslında Türkiye'nin içinde bulunduğu bu günlerde, gerçekten büyük bir terör sarmalına alındığı bu günlerde orada olanları çok iyi okumak gerekir. “Niye?” derseniz, her zaman söylüyoruz; bakın, aklımızın ucundan geçmeyen Berlin’deki pazara yapılan saldırı, değil mi, bir Rus Büyükelçisinin öldürülmesi, daha öncesinde Paris’te, Londra’da ve değişik Avrupa kentlerinde yapılan terör olayları… Bütün bunlar şunu gösteriyor ki birbirinden bağımsız uluslararası hiçbir etkinlik söz konusu değil şerre de olsa, hayra da olsa. Dolayısıyla, Türkiye şu anda bir terör sarmalı içerisindeyse bunu sadece içeride düşünmek eksikliktir ya da tamamen dışarıya bağlamak da bir eksikliktir. Sebep-sonuç ilişkisini çok iyi kurup iç ve dış bağlantıları çok iyi ifade etmek gerekir. Bunu somutlaştırmak gerekirse, bugün IŞİD’in sınırın ötesindeki varlığı -Allah aşkına- içeriye yansımıyor mu zannediyoruz? İçeride bugüne kadarki olaylara baktığımızda intihar bombacıları aracılığıyla bunu net bir şekilde görüyoruz. Peki, yine, sınırın ötesinde YPG ve PYD varlığının bugün içeriye bir şekilde nüksetmesi söz konusu değil mi? Orada rahatsız oldukları herhangi bir durumdan dolayı bunu Türkiye Cumhuriyeti devletinin içerisine bir şekilde PKK ya da TAK -adına ne derseniz deyin- canileriyle yansıtmaları söz konusu değil mi? Tabii ki söz konusu. Dolayısıyla, bugün El Bab’da yaşadıklarımız ile Kayseri’deki yaşadıklarımız arasında bir fark yok. Bugün Menbic’de yaşanması muhtemel şeyler ile Beşiktaş’taki bomba arasında bir ilişki var tabii ki. Rus Konsolosunun öldürülmesi ile bu coğrafyadaki Türk varlığının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığının ya da Fırat Kalkanı operasyonunun bir bağlantısı var mutlaka. Bunu böyle okumak lazım. Dolayısıyla, ben iki çerçeveden bakmak istiyorum.

Evet, dün canımız yandı. Bu aralar zorla alıştırılmaya çalıştığınız maalesef yeni şehit haberleri geliyor. Her şehirden, her kültürden, her etnik gruptan, her inanç sisteminden, her yaştan, evli, bekâr, nişanlı ana kuzularının acı haberleri geliyor. Bizim sınırımızın ötesinde, haritalara baktığımız zaman en fazla söz hakkı olması gereken Türk milletini hiç kimse kapana kıstırıp ne oldubittiye getirecek bir harekette bulunamaz. Onun için biz hassas noktalarımız olan özellikle Fırat’ın batısında -El Bab’la başlayan- büyük bir operasyonla -maalesef müttefiklerimizin de burada katkıları var- oradaki illegal örgütlere yapılan katkılarla bir oldubittiye getirilip, iki kantonun birleştirilip bir yapay, bir suni oluşumun meydana gelmesine izin veremeyiz, ebet müddet devlet geleneği olan bir millet buna müsaade edemez. Onun için oradaki harekâtın başarılı olması gerekir. Hatta El Bab’la da kalmayıp sağlı sollu Mare ve Menbic de kontrol altına alınıp öyle devam edilmesinden yanayız. Bunu yaparken diplomasiyi çok iyi kullanmak zorundayız bir taraftan. Şıpsevdi âşıklar gibi değil; bir gün dost, bir gün barışık, bir gün küs, bir gün müttefik, bir gün düşman değil, gerçekten ilkelerimizi, beklentilerimizi, isteklerimizi masaya çok net bir şekilde koyup özellikle oradaki varlığını hissettiren ülkelerle derin bir diplomasi trafiğini sürdürmek zorundayız.

Bir taraftan İran, bir taraftan Rusya, bir taraftan ABD’yle çok net bir şekilde bunları açıkça ifade etmeliyiz. Bunu yaparken sadece ÖSO’ya yaslanmak değil, ÖSO da çok tutarlı, çok varlığı kabul edilmiş uluslararası karşılığı olan bir varlık değil sonuçta. Bugün PYD ya da YPG’yle ittifak yapanlar, yarın, Allah korusun, bizim birliklerimizin ilerlemesi sonucunda yaptıkları lojistik ve silah yardımıyla farklı birtakım atraksiyonlara girebilirler. Bu konuda çok net ve açık olmalıyız. Uluslararası basını, yayını, kamuoyunu sürekli bilgilendirerek adımlarımızı çok net bir şekilde atmak zorundayız ve gerçekten bizim evimizin önündeki ateşin bir an önce sönmesi lazım. Biz evimizin önüne gecekondu bir ev isteyemeyiz. Bunu istemek saflık olur. Bu düşüncelerle…

Tabii, terörün iç boyutları da var. Dışarıdaki bu uzantılar, zaman zaman canları yandıkça, istedikleri emellere ulaşmadıkça bizim canımızı yakmaya çalışıyorlar. Bu konuda Sayın Bakanım bir iki noktayı, hususu dile getirmek istiyoruz. Mütemadiyen aynı hataları yapıyoruz. Bakın, hafızanızı tazeleme adına bir iki örnek vereceğim. Bizim ağırımıza giden şudur: Şimdi, güvenlik güçlerimiz, bu çocuklar göğüs göğüse, mertçe, cephede savaşarak şehit olmuyorlar. Kahpece düzenlerle, tuzaklarla, bombalarla şehit ediliyorlar. Biz bunu ilk defa yaşamadık. Bakın, Eylül 2012’de Bingöl Karlıova’da aynı tuzak yapıldı, 8 evladımızı kaybettik. Araçlara bindirdik, göz göre göre, hiçbir lojistik istihbarat desteği olmadan bu çocukları PKK’nın kucağına attık ve çok ilkel bir şekilde döşenen kablolarla, tuzaklanan bombalarla şehit verdik 2012’de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, ek beş dakikalık sürenizi veriyorum.

KAMİL AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yine bir Eylül günü -2015- Iğdır’da 13 tane evladımız Dilucu Sınır Kapısı’na götürülürken, nöbetleri değiştirilirken yine aynı hatayı yaptık. “Su uyur düşman uyumaz.” prensibini niye unutuyoruz? Hele hele bin yıllık devlet geleneği olan bir akıl bunu nasıl unutabilir? Ama düşman uyumuyor. O çocuklarımız her gün araçlarla sınır kapısına nöbete giderken döşenen bombanın patlaması sonucu 13 tane canımız, evladımız gitti. Şimdi, bugün bakıyoruz Sayın Bakan, yine aynı hataları yapıyoruz. Beşiktaş’taki de öyle Kayseri’deki de öyle. Bakın, sizlere gelmiyor mu bilmiyorum ama bana geliyor. O yavrularımız, asker ve polis hizmetinde bulunan kardeşlerimiz yazıyor. Bu taşıma mantığı çok saçma bir mantık. Bu çocuklarımızı doğal ortamlarında dahi muhafaza edemiyoruz. Bunun bir an önce çözülmesi, bu işte lojistik destek sağlayan, bu işte bilgi aktarımı yapan kimlerse bir an önce hukuk önüne çıkarılıp gerekli cezanın verilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Bu, Kayseri’de de böyle oldu, maalesef İstanbul’da da.

Şimdi, tabii, geçmişten gelen bir ihmalkârlık… Bunu yapmayacağız, yapmamalıyız. Eğer büyüklük iddiamız varsa bunu yapmak da büyüklüğümüze halel getirir diye düşünüyoruz. Öte yandan, ben de özellikle yine sınır ötesindeki olaylar ile sınır içerisindeki terör olaylarının bağlantısı olması adına bir şeye daha vurgu yapmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, bizler de büyük bir sağduyuyla her günden daha fazla birlik beraberliğimizi ön plana çıkarıp bütün vurgularımızı ona yapmalıyız. Asgari müştereklerimizi ortaya koymalıyız çünkü ülkesiz, vatansız, istiklalsiz inanın hiçbir şeyin tadı tuzu olmaz. Özellikle, siyasi mülahazalarımıza düşmanın taşıyacağı… Uyumuyor dedik çünkü gerçekten hasmımız çok, dostumuz az. Dolayısıyla, hasım çoğaltmanın bir anlamı yok; kamplaşmanın, ayrışmanın, kutuplaşmanın bir anlamı yok. Bunu söylerken muhalefet şerhimiz bakidir. Bugün -geçen gün de söyledim- en masumunuz ilk taşı atsın, son taşı atacakların söyleyecek hiçbir şeyi yok. Biz bunun farkındayız ama biz otuz yıllar öncesini, kırk yıllar öncesini bir taraftan kaşıyarak, kederleri, ortak yaşanmışlıkları da gündeme getirerek, acıları tazeleyerek birilerinin ekmeğine yağ sürmeyelim. Biraz önce söyledik, gerçekten, bu harç öyle bir karılmış ki artık bunu bölüp parçalamanın imkânı yok, ancak yok etmeyi düşünürseniz ayrıştırmayı başarabilirsiniz. Ama, ben inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde bu birlik ve beraberliği yok etmeyi hedefleyen, amaçlayan ne bir birey ne bir grup ne de bir siyasi eğilim yoktur diye düşünmek istiyorum. Dolayısıyla, dünkü, özellikle en son şehitlerimizle beraber aralık ayı içerisindeki şehit sayımız inanın birçok ülkenin savaşında kaybettiği şehit sayısına, ölümlere denk bir sayıya geldi. Artık biz bundan bir ders çıkarıp bir an önce hattı müdafaa değil, sathı müdafaa mantığıyla hareket etmeliyiz. O satıh da Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırlarının hepsi ve dışarıda da bize tehdit oluşturabilecek, öncelememiz gereken savunma sınırlarımızdır. Burada kesinlikle tek vücut olup gerekenlerin yapılması noktasında ilgililere de yol göstererek, fikir vererek, düşüncelerimizi ifade ederek bunu gerçekleştirmekten başka çaremiz yoktur diyorum.

Bu dilek ve temennilerle şehitlerimizin hepsine Yüce Rabb’imden rahmet, gazilerimize şifa diliyorum, ailelerine ve yüce Türk milletine başsağlığı dileyerek hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldırım.

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Dün de ifade etmiştim, bugün de tekrar ifade ediyorum, bu operasyonda hayatını kaybedenlerin sayısı 40’a yaklaştı, yaralılar ise bunun çok daha üzerinde. Gerçekten, birazdan vereceğim örneklerde de görüleceği üzere, oraya ne için girdiğini bilmeyen bu güvenlik güçlerinin, askerlerin ölümünden duyduğum derin üzüntüyü ifade etmek istiyorum. Onlara Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum; yarılara da acil şifalar diliyorum.

Yine, tekrar söylemiştim, birazdan ifade edeceğim üzere amacı net olarak konulmamış, belki de bırakın oradaki zavallı askerleri, komutanlara bile tam tariflenmemiş bir operasyonla karşı karşıyayız. Şunu söyleyeyim: Şu Meclis altına attığı bir imzayla o askerleri oraya gönderdi. Şu Meclis muhalefet eden veya tezkereyi destekleyenlerle birlikte bu ölümlerin gerçekleşmesine sebep olmuş olan tezkerenin sahibidir. Ben kendi adıma onları oraya göndermiş olan bu Meclis iradesinin tamamının bu ölümlerden sorumlu olduğundan hareketle partim ve şahsım adına bunların ölümünü engelleyemediğim için onlardan özür diliyorum. Bütün içtenliğimle onlardan haklarını bize helal etmesini temenni ediyorum. Şundan ötürü özür diliyorum: Biz tezkereye muhalefet etmiş bir parti olarak diğer partileri bu tezkerenin doğru olmadığına inandırtamadığımız için özür diliyorum ve oraya onları güvenli göndermediğimiz için, orada bilmedikleri, tanımadıkları arazi ve kentlerde her anı ölüm kokan süreçleri onlara yaşattığımız için bir daha özür diliyorum ve haklarını helal etmelerini temenni ediyorum. İmzalamamış olsak bile, bu yönde oy kullanmamış olsak bile şu Parlamentonun bir üyesi ve grubu bulunan bir partisi olarak bu kanaatimizi ifade etmek zorundayız.

Değerli arkadaşlar, amacı ve sınırı belli olmayan bir operasyon söyledik. Şundan ötürü söyledik: Çünkü Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve iktidar yetkilileri 24 Ağustostan bugüne kadar orada Türk Silahlı Kuvvetlerinin bulunmasına dair biri biriyle çelişen, biri birine zıt çok farklı bulunma amaçları öne sürdüler. Gâh Kuzey Suriye’deki federasyona ve oluşuma izin vermemek için orada bulundukları açıklandı, gâh DAİŞ tehdidini ortadan kaldırmak için; yeri geldi, rejimi değiştirmek için orada olduğumuzu söylediler ve en son, iki gün önce Moskova'ya giden Dışişleri Bakanı mutabakat imzalıyor ve seküler yapıyı korumak için, Suriye Arap devletinin egemenlik hakkını korumak için orada olduğumuzu söyleyen bir mutabakatın altına imza atıyor.

Şimdi, hani, ilk Suriye’de kargaşa başladığında Emevi Camisi’nde namaz kılacaktık. 24 Ağustosta ise sınır ötesi operasyona giriştiğimizde oyun kurucu olarak girdiğimizi söyledik. Şimdi bütün dünya görüyor ki Türkiye orada bir oyun kurucu değildir, Türkiye orada neredeyse -amiyane tabirle- bir yancıdır, bir figürandır. Dün de söyledim, bugün de söylüyorum: Biz Bab’ı alsak ne olur? Bab bize mi kalacak? Göreceksiniz, Bab düştükten sonra en fazla bir hafta içerisinde rejim ve Suriye ve Rusya, hep birlikte “İşiniz bitti, çıkın buradan.” diyecek. Onların yerine bizim gençlerimiz, çocuklarımız ölüyor, onların yerine biz orada savaşıyoruz, onların yerine biz orayı temizliyoruz ve onlara hediye ediyoruz. Bundan ötürü, bu ölen askerlere karşı bir özür ve hak helalliği isteme borcumuz var bizim bu Meclis olarak. Hiç birbirimizden de ayırt etmeksizin söylüyorum bunu.

Değerli milletvekilleri, bakın, şunu ifade edelim ki: Yaşamın çok ucuz olduğunu, oradaki gençlerimizin ve çocuklarımızın bilasebep yaşamlarını sonlandırır hâle geldiğimizi bir örnekle ifade edeyim. Hepimiz inceleyebiliriz, 19 Aralık günü yani fazla değil, üç gün önce Hürriyet gazetesinde… El Bab’a dayanmış olan Afyonlu asker Fatih Olcay babasını arıyor gece ikide -bakın, hiçbir yoruma mahal bırakmaksızın- “Nereye gittiğimizi, ne yapacağımızı, nereye ilerleyeceğimizi bilmeden gidiyoruz; hakkınızı helal edin.” diyor ve sabaha onun şehit olduğu haberi geliyor. Hürriyet gazetesi yazıyor. Afyonlu asker Fatih Olcay adlı gencimiz babası Ramazan Olcay’ı arayarak -baba beyanıdır bu- “Nereye gittiğimizi, nereye ilerlediğimizi, amacımızın ne olduğunu bilmiyoruz.” diyor. Sözün bittiği yerdir. Bu Meclisin nasıl bir yükümlülük altına girdiğinin resmidir bu. Ondan, zavallı Fatih Olcay ve acısını çeken baba Ramazan Olcay değil, biz sorumluyuz, biz, bu Meclis sorumlu.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii, bu çocuklarımızın, gençlerimizin kanı üzerinden hamaset yapmak, gelip burada başsağlığı dilemek veya onların bilinmezliklerle dolu, hayatlarının artık bir alt yazıya, bir son dakika haberine indirgendiği kadar ucuzladığı bir süreci yaşıyoruz biz. Ya değilse, eski bir bakanın kalkıp bir televizyon programında “Ben de şehit olmak istiyorum.” veya aynı memleketten yeni bakanın kıta denetler gibi “İnşallah şehitlik size de nasip olur.” demesini veya bir başka iktidar milletvekilinin “Tabii ki şehit olacaklar…” -cümleyi eksiksiz okumak için alıyorum- “Maaş alıyorlar, evet, şehit olacaklar, bunun için para alıyorlar.” demesini -peki, bu çocuklarımız maaş alıyor diye ölmek zorunda mı yahu Allah aşkına- veya Başbakan Yardımcısının ifade ettiği gibi “Bugün Türkiye'de yaşadığımız birçok problemin sebebi Suriye politikalarımızdaki yanlışlıklardır.” cümlesini nereye oturtacağız? Bakın, bunu bir söylem üstünlüğü sağlamak için demiyorum. Bu gençlerimizin birinin daha canı toprağa düşmeden, yol yakınken geri dönmek için bu Parlamentonun bir üyesi olarak söylüyorum. Ya değilse “Biz bu tezkereye ‘hayır’ dedik, sizi ikna etmeye çalıştık.” deyip işin içinden çıkabilme lüksümüz yok bizim. Bu noktada da asla değiliz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, size bazı gazeteler göstereceğim. Dün bu gençlerimizin, çocuklarımızın hayatını kaybettiği an merkez medyanın baskıya girmesinden çok önce, buyurun, havuz medyası, Sabah gazetesinin manşeti büyükelçi cinayeti. Burada, “Mehmetçik El-Bab’da 138 DEAŞ’lı öldürdü.” Peki, 14 gencimizin ölümü ne kadar? Şu kadar. Gazete bu işte. Bu çocuklarımızın değeri bu. Yani burada manşet dahi olamıyorlar. Çocuklarımızın nerede, nasıl öldüğü bile havuz medyasında habere yansıma biçimini belirliyor.

Diğeri farklı mı? Yeni Şafak. “DEAŞ’ın Son Çırpınışları” Peki, çocuklarımız nerede? Şurada. Çocuklarımızın hayatını kaybetme öyküsü bu kadar, bu işte. Bu Parlamento böyle bir sürecin altına imza atmış.

Bunda daha küçük. Buyurun bir başka gazete değerli arkadaşlar. Evet, sadece şu tırnağımın, bakın, başparmak tırnağımın büyüklüğü kadar haber, bu kadar işte. Bu, bu çocuklarımıza verdiğimiz değer. Bir de geleceğiz, onların -aflarına sığınıyorum hepsinin- kanı üzerinden burada da her birimiz kendi siyasi zaviyemizden hamasetimizi, ahkâmımızı kesip gideceğiz.

Şimdi, hiç kendimizi götürüp getirmeyelim, kaldırıp indirmeyelim. Moskova mutabakatı bizim Suriye ve Orta Doğu politikamızın iflasının nişanesidir. Ne dedik? Suriye Arap devletini tanıyoruz artık, rejimle bir ilişkimiz yok. Ne Emevi Camisi ne rejimi, artık Esed değildir o, Esad’dır. Moskova metni bunun göstergesidir.

Yine şunu söyleyelim değerli arkadaşlar, 138 ile 14’ü kıyaslıyoruz ya, Allah aşkına, her şeyi yapalım ama bu çocuklarımız ve gençlerimizin kanı üzerinden bir ölüm skorları yarışına girmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, beş dakikalık ek sürenizi veriyorum.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ne yaparsak yapalım skor yarışı içerisine girmeyelim.

Şimdi, en son gelinen nokta itibarıyla bilinmezliklerle dolu bu süreçte... Sayın Bakan az önce konuşmasında şunu söylüyor: Kaçan DEAŞ’lıların gizlenme derinliğini öngöremediğimizden söz etti. O zaman, biz öngöremediğimiz, tahmin edemediğimiz yerlere doğru ilerliyoruz. Dün bu sebeple bu kürsüden bu konuya dair konuşurken bir Vietnam sendromundan söz ettim. Bütün uluslararası literatür bunu “Vietnam sendromu” olarak tanımlar. Bir ülkenin, bir zümrenin, bir siyasi yapının kendi egemenlik hakkının olmadığı bir toprakta, amacı belirsiz bir şekilde operasyonlar düzenlemesi ve orada kayıplar vermesinin adı Vietnam sendromudur. Bunu diplomatik literatürde başkaca izah edebileceğimiz hiçbir şey yoktur değerli arkadaşlar.

Şunu söyleyelim: Son günlerde cumhuriyet tarihinin en zor günlerini bu ülkenin içte ve dışta yaşadığını ifade ettiğimizde, siyasi iktidarın içte ve dışta birbirini tetikleyen, kışkırtan yanlışlar içerisinde sonu belirsiz bir mecraya ülkeyi sürüklediğini söylediğimizde, siyasi darbelerle milletin seçmiş olduğu iradeyi rehin alma politikası diye ifade ettiğimde ve bu az önce de Sayın Başkanın rahatsızlık duymasını beraberinde getirdiğinde, bize kalkıp -burada değil ama- yayın kuruluşlarında ahkâm keserek yakın geçmiş tarihten ders çıkarmadığımızı söyleyen iktidar hakkında şunu söylemek isterim: Zerre kadar 15 Temmuzdan eğer ders çıkarmış olsaydılar…

Şu anda bizim öngörümüz o ki ülke yeni bir darbeye doğru gidiyor. Ülkede darbe mekaniği hiç hız kaybetmeden, bütün hücreleri yeniden canlanmış bir şekilde, içte ve dıştaki yanlışlar bu darbe sürecini besleyen bir noktaya doğru ilerliyor. O gençlerimizin ölmediği, kanın akmadığı, ülkenin kısmi ve süreli de olsa gün yüzü gördüğü, askerlerin, polislerin doğuda, güneydoğuda neredeyse terlikle rahat rahat gezebildiği bir çözüm sürecine dair –bitirirken- dönemin Başbakan Yardımcısı kalkıp “Artık filmini çekersiniz.” demişti. Keşke onun filmini daha uzun uzun çekseydik de bugün bu çocuklarımızın kanlı görüntülerini, televizyondaki filmlerini ve haberlerini hiç izlememiş olsaydık.

Çözüm sürecinin elbette bir gün kadri kıymeti bilinecek, filmi çekilecek, ondan yana hiç şüpheniz olmasın. Ve gençlerin ölümüne engel olabilecek her sürecin bu toplum vicdanında yeri olacak, bir filmi olacak. Peki, çocuklarımızı anlamsız bir şekilde gönderdiğimiz bu bataklık içerisinde, bu kanlı hem de kararmış kanlar içerisinde bu filmi çekmeye ve bunun hesabını vermeye kimin yüreği yetecek, onu da biz çok merak ediyoruz. Özellikle bu Rojava’yla ve Kuzey Suriye Federasyonu’yla ilgili çok sıkça dile getirildiği için söyleyeyim: Türkiye de çok çok iyi bilmektedir ki oradaki Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin yönetimde ve Mecliste ortak bir süreci işlettiği yönetişim sürecinin, tabandaki her türlü etnik, dinsel, mezhepsel renkliliğin yönetime katıldığı o Kuzey Suriye Federasyonuda Suriye’nin bu kaotik ortamındaki tek istikrar adası olarak duruyor ve bir modeldir; Orta Doğu’daki çoğulculuğa, kültürel, dinsel, etnik çoğulculuğa bir rol model olarak duruyor ve Türkiye’yi tehdit eden hiçbir tarafının olmadığını en az Türkiye’deki devlet aklı da bizim kadar biliyor ama oradan hiçbir tehdit gelmediğini bildiği hâlde, özellikle Türkiye'nin orayı hedef hâline getirmesi, oranın Türkiye’ye tehdit olmasından kaynaklı değil; oradaki sistemin, zihniyetin rol model olma anlayışının Türkiye’yi, Türkiye'nin siyasi ve ideolojik genetik kodlarını ürkütmesinden kaynaklıdır. Ki bu Türkiye toplumunun, 80 milyon insanın da öyle bir derdi yoktur; oradaki insanlarla en ufak bir probleminin olduğunu düşünmüyorum, oradaki oluşumlarla da probleminin olduğunu düşünmüyorum. Herkes kendi diliyle, rengiyle, kültürüyle, diniyle, mezhebiyle yaşasın diyor. Sadece siyasi iktidarın bu aklıselimi yitirmiş olma hâlinin, bu ülkeye yaşatmış olduğu ezadan başka bir durum değil yaşanan.

Bir an önce bu tezkerenin gözden geçirilmesi, o operasyona, bir can kaybına daha bu toplumun tahammülünün olmadığı saikiyle son verilmesini temenni ediyor, bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon Sayın Altay.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Yıldırım konuşması sırasında, tezkereyi çıkaran Meclisin bu ölümlerden sorumlu olduğunu ifade etmiştir.

BAŞKAN – Evet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz tezkereye “olumlu” oy vermiş bir partiyiz ve…

BAŞKAN – Açıklama yapacaksanız mikrofonunuzu açayım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hayır efendim, bu ölümlerden sorumlu olmak demek açık bir sataşmadır.

BAŞKAN – Hayır, sataşmadan dolayı söz istiyorsanız gerekçesini söylüyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Efendim…

BAŞKAN – Tamam, Sayın Akçay, gerekçesini söylüyorsunuz. Açıklamak, netleştirmek için sordum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tabii.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın Hükûmetin gündem dışı açıklaması nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken bu açık sataşma karşısında hem Hükûmetin hem iktidar grubunun sessiz kalmasını ve susmasını da yadırgadığımı ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Yani, bu ölümlerden sorumlu olduğunu söylemek, bu çok haksız bir ithamdır değerli milletvekilleri. Türkiye’nin niçin Suriye’de olduğunu iyi bilmemiz gerekir. Hükûmet bilmiyor mu neden olduğunu da bunu açıklamıyor? Demin Sayın Bakanın konuşmasını izledik. Bunu vuzuha kavuşturacak, vurucu cümleleri kullanmadı. Türkiye elini kolunu bağlayarak seyredemez orada olanları. Başsağlığı dilemek hamaset değildir ve toplumsal hassasiyetleri kaşıyarak ajitasyon yapmamak lazım. Suriye’de mücadelemiz, tüm terör unsurları etkisiz hâle getirilene kadar devam etmelidir, edecektir. Bu mücadeleden başarıyla çıkmak için içerideki tehditlere karşı da birlik ve beraberlik içerisinde olma mecburiyetimiz vardır. Operasyon, Türkiye’nin teröre karşı kalkan kurma operasyonudur. Bu kalkanı kuramazsak içerideki terör unsurlarına karşı yeterince mücadele edemeyiz. Ciğerimizdeki kurşunu çıkarmak için bu operasyonda başarı sağlamamız şarttır. Bu bir millî güvenlik sorunudur ve millî güvenlik sorunları millî iradeyle ve millî birlik içerisinde çözülür. Millî iradeyi temsil eden ve milletin iradesini yetkiyle kullanan iktidarın da milleti defaatle, dakika dakika aydınlatmak ve bir kafa bulanıklığını gidermek gibi bir mecburi görevi vardır. Milletimizin desteği Silahlı Kuvvetlerimizin arkasındadır. Allah her birinin yâr ve yardımcısı olsun ve bu vesileyle şehadet mertebesine uğurladığımız 16 askerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli yakınlarına ve büyük milletimize başsağlığı diliyorum, yaralı askerlerimize de acil şifalar temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Akçay benim kendilerini itham etmek amacıyla bu konuşmayı yaptığımı ve o cümleleri kullandığımı…

BAŞKAN – “Haksız bir ithamda bulundunuz.” dedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet. Öyle bir niyetim yok ve benim konuşmamın amacı da o değil. Ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Bu, açıklamaya giriyor Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok, Sayın Başkan, ne fark eder; ha buradan, ha oradan.

BAŞKAN – Fark ediyor çok. Yani, siz haksız bir ithamda bulunmadınız mı Milliyetçi Hareket Partisine, bunu mu açıklamak istiyorsunuz?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Asla bulunmadım, asla bulunmadım.

BAŞKAN – Bu, açıklamaya giriyor, yerinizden bir dakika söz vereyim. Lütfen, usulüne göre davranalım Sayın Yıldırım.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, sorarım: O askerler kendi başına mı gitti oraya, kim gönderdi? Ben kendimi de partimi de işin içine katarak bu Parlamentonun tamamını saydım. Eğer biz göndermediysek… Veya biz altına imza attığımız tezkereyi oraya giden askerlere ifade edememişiz. İşte Uzman Onbaşı Fatih Olcay oraya niye gittiğini bilmiyor. Arayıp babası Ramazan Olcay’a hem başsağlığı dileyelim hem acısını paylaşalım hem ne konuştuğunu soralım. Bunu bir askerin ağzından ve 19 Aralık günü gazeteye haber olmuş bir askerin babasının ağzından söyledim.

Bir diğeri, bakın, bu ülkenin daha fazla kan akıtma, gençlerin ölümü üzerinden bir iç ve dış siyaset yürütme şansı yok. Bu temelde, bir barışçıl siyasetle de biz, egemenlik hakkımızın olduğu sınırlarımızı koruyabilme şansına sahibiz. Onun için, başka ülkelerin topraklarına girmemize gerek yok diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şununla ifade edeyim, özellikle barış açısından: Hani, tarihin babası Herodot söyler, der ki: “Barışta evlatlar babalarını defnederler, savaşta ise babalar evlatlarını defneder.” Bu ülke, maalesef, babaların çocuklarını defnettiği bir ülke hâline döndü. Bu ülkenin bunu daha fazla kaldırabileceği bir mecali yok. Bu ülkenin aklının, ferasetinin bunun dışında yöntemleri üretebilmeye muktedir olduğunu düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, hiçbir şeye sessiz kalmış değiliz, söz sıramız henüz gelmedi, geldiğinde konuşacağız. Sadece usule ilişkin bir tutumumuz söz konusu, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan da bir açıklama yapmak istediler.

Buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kürsüden iki dakikalık…

BAŞKAN – Eğer açıklama yapacaksanız yerinizden yapınız lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, özellikle sataşmadan iki dakika kürsüden söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım’ın konuşması üzerine mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Meclisin sorumluluğu…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kim sataştı Sayın Bakana? Ben mi sataştım, Sayın Yıldırım mı sataştı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yok, hayır, HDP sözcüsünün sataşmasından dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklaması sırasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, öncelikle, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, diğer grupları da dinleyip daha sonra cevap vermeyi tercih etmiştim ama Sayın Akçay’ın bu ifadesinden sonra, sayın hatibin, özellikle HDP adına konuşan hatibin sözleriyle ilgili bazı bilgileri ve düşünceleri özellikle paylaşmak istiyorum.

Bir kere, bir, eğer Meclis karar alıp yurt dışına asker göndermeyecekse bu ülkeyi nasıl savunacağız? Bu ülke sadece topraklarının içinde mi savunulur? Bir ülke tehdidi nerede görürse oraya asker göndermek durumundadır, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı da budur. Elbette hiçbir şehidimizin olmasını istemeyiz, elbette hiçbir kaybımızın olmasını istemeyiz ama bu toprakların bize vatan olarak kalması için gerektiğinde şehit vermeyi göze alamazsak da burada hür ve bağımsız yaşayamayız.

Bunu özellikle kayda geçirdikten sonra, bu Kuzey Suriye’deki PYD yapılanmasını bir özgürlük yapılanması olarak sunmak beyhude bir çabadır. Bu, bir terör organizasyonudur. Sadece bölgeden Türkiye’ye karşı bir tehdit değil, aynı zamanda bölgede yaşayan Kürtlere karşı da terör organizasyonudur. Kendi gibi düşünmeyen bütün örgütleri, bütün oluşumları âdeta silahla yok eden bir anlayışı siz nasıl “bir özgürlük anlayışı” olarak adlandırabilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir anlayış, Yahudi Kürt’ü öldüren, Sünni Kürt’ü öldüren, Şii Kürt’ü öldüren anlayış nasıl bir özgürlük anlayışı olur? Siz özgürlük için insan öldürmeyi acaba özgürlük anlayışının bir parçası olarak mı görüyorsunuz?

Bunu vurguladıktan sonra, özellikle insanın kıymetinden bahseden kişilerin, çocuk yaşta dağa çıkarılıp Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı terör örgütü üyesi yetiştirenler hakkında acaba söyleyeceği hiçbir şey yok mu? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Bu çocuklara yazık değil mi?” diye terör örgütüne dönüp hiçbir şey söylemeyi düşünmüyor musunuz? Bu çocukların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, tamamlayayım sözümü.

BAŞKAN - Sayın Bakan, iki dakika sataşmadan dolayı söz veriyorum. Lütfen, siz de anlayışla karşılayın.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Benim Suriye’deki, Kuzey Suriye’deki oluşumla ilgili sözlerime dair çok açık sataşmada bulundu. Ben de…

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika.

3.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biz, Suriye’yi ve Suriye’deki can kayıplarımızı tartışıyoruz. Konuyu bu bağlamdan kopararak başka yerlere çekmenin size de bize de kazandırabileceği hiçbir şey yok.

Size şunu öneririm: Bakın, oralar saldırıya uğradığında havuz medyasının önemli yazarlarından birinin, Cemil Barlas’ın kalkıp “Ben Kobani’de bir DAEŞ’liyim.” demesi üzerinden veya dönemin Başbakanının o zaman, kalkıp “Düştü, düşüyor.” demesi üzerinden, insanların kendisine göre, beğeniriz beğenmeyiz, yaratmış olduğu bu sistem içerisinde Suriye’de en az çatışmaların olduğu, en az insanın öldüğü, en az kanın aktığı bir yerden söz ediyoruz. Size öneririm: Oradaki yönetimlerde, meclislerde siz Kürt’ün Kürt’e tahammül etmediğinden söz ediyorsunuz ama biz, orada, Arap Meclis Başkanının, Süryani Başbakanın, Bakanların, Meclislerin, oradaki bütün etnik, dinsel, mezhepsel çoğulculuğu kapsayan bir yapı oluşturduğunu okuyoruz, gözlemliyoruz, takip ediyoruz.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sen bu dediğine inanıyor musun?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dünya DAEŞ’le savaşıyor ya!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Şunu ifade edelim: Bunu sizin beğenip beğenmemeniz önemli değil.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Dünya DAEŞ’e karşı savaşıyor, biz de savaşacağız tabii DAEŞ’e karşı.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Kaç yüz bin Kürt gitti, söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) - Bir diğer husus, Dışişleri Bakanlığında ve o ortam dinlemesinde açığa yansıyan, biz öbür taraftan...

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröre karşı savaşacağız tabii.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Kaç yüz bin Kürt tahliye edildi Rojava’dan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Türkiye’ye ve Barzani’ye ne kadar adam gitti?

BURCU ÇELİK (Muş) – Parmağını aşağı indir, parmağını aşağı indir!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – İnandığını söylesin, inanmadığını söylemesin.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan, ek süre istiyorum, ben konuşamayacağım böyle.

BAŞKAN – Otuz saniye…

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ee, otuz saniye, buradan kaybettiğiniz en fazla yirmi saniye.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Kaç yüz bin Kürt gitti Rojova’dan?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – İyi o zaman söyleyeyim…

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – KDP’li peşmergeler sizin açtığınız koridorla gelip Kobani’ye niye gitti?

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sen soruya cevap ver.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Siz Salih Müslim’i niye burada ağırladınız? Siz Süleyman Şah Türbesi’ni kimin açtığı koridorla taşıdınız? Gelin buradan cevaplayın bakalım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Salih Müslim’in abisi nerede yaşıyor? Salih Müslim’in abisi Kobani’ye gidebiliyor mu?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kırmızı halıyla niye karşıladın sen, kırmızı halıyla?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri grup başkan vekilini kürsüye davet edeceğim, lütfen…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Gel cevapla bakayım, haydi çık cevapla.

CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sen cevap ver, Salih Müslim’in abisi Kobani’ye gidebiliyor mu? Gel cevap ver. Yok öyle yağma!

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Fırat Kalkanı Harekâtı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, HDP Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay ve AK PARTİ Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın aynı konuda konuşmaları (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay konuşacak.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Böyle çözemeyiz, bu gündemimiz “Terörle mücadele noktasında, iç ve dış kaynaklı, Meclis ne yapabilir?”i konuşmak. Yani “Sen onu yaptın, ben bunu yaptım.” diyerek bu işin altından da kalkamayız, boşuna Meclisin iki saatini yemiş oluruz. Önce onu söyleyeyim.

Tabii, muhalefetin burada yaptığı iki şey vardır; bir, yapılan yanlışları söyleyecek; bir de olması gerekenler noktasında Hükûmete öneri ve tavsiyelerde bulunacak. Konuşmam da bu minval üzere olacaktır. Yani bir sürü gencimizi, fidanımızı toprağa verirken hepimiz aynı acıyı yaşıyoruz, ben “Biz daha çok üzülüyoruz.” diyemem ama siz de diğer bütün muhalefet partileri için böyle bakabilmelisiniz.

Sayın milletvekilleri, bu arada El Bab’daki şehit sayımız arttı, yaralılardan 2 kişi daha şehit oldu. Tekrar rahmet diliyoruz. İşte, buradan rahmet dilememek için ben dün Hükûmete çağrı yaptım, “Böyle bir görüşmeye ihtiyaç var.” dedim.

Şimdi, samimi ve yapıcı bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Bunu yaparken hiç şüphesiz yapılan yanlışlarla ilgili Hükûmeti eleştirmek gibi de bir görevimiz var. Buradan muradımız, bu Parlamentonun bu görüşmelerinden Hükûmetin kimi çıkarsamalar yaparak en azından bundan sonra yanlış yapmadan terörle mücadele politikasını bir doğru çizgiye oturtmasıdır.

Peşinen, başlarken bir şey söyleyeyim: Sayın Bakan, burada, biraz önce, hâlen, an itibarıyla “Zalim Esed’e karşı mücadeleyi meşru görüyoruz.” gibi bir laf etti ama “zalim Esed.” Ancak Dışişleri Bakanının Rusya mutabakatında -biraz sonra onu okuyacağım size, bilmeniz lazım, bilmemiz lazım- farklı bir şey söyleniyor. İki dilli bir hükûmet olmaz, bir hükûmetin bir konuda bir anlayışı olur.

Şimdi, oraya girmeden, tabii, şunu da soralım, öyle başlayalım. Biz IŞİD’le, DAEŞ’le mücadele edelim, biz o tezkereye “evet” diye onun için dedik. Onun için dedik. Biz, bu vatanın bekası için, değil 14, 79 milyon da şehit olabilir anlayışı içindeyiz ama gereksiz yere evlatlarımızın toprağa düşmesine de seyirci kalamayız. Elbette, bu topraklar için, bu devlet, bu ülke, bu millet için nerede bir tehdit varsa, bu devletin mekanizmalarının bunu bertaraf etmek gibi bir zorunluluğu var, o yetkiyi de buradan alacağız yurt dışıyla ilgili bir şeyse. Bunda bir tereddüt yok ama bir sorun var. Sorunun kaynağını görmeden, böyle konvansiyel olarak ya da salt askerî çözümlerle…

PKK terör örgütüyle otuz iki yıldır verilen bir mücadelede geldiğimiz nokta vahim bir noktadır, son on dört yıldır gelinen nokta daha vahim bir noktadır. Belli ki iş tutuş tarzında bu Hükûmetin bir sorun var.

Nitekim, 2009’da Oslo’yla başlayan, 2012’de netleşen çözüm sürecinin, Dolmabahçe’si, Habur’u, Kandil’i, İmralı’sında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu metodun doğru bir metot olmadığını söyledik.

Bakın, bu konuda kitapçık basmışız, Türkiye'ye dağıtmışız: “Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye'nin Kürt Sorununa Bakışı ve Çözüm Çerçevesi.” Biz sadece Hükûmeti eleştirmekle kalmamışız, Kürt sorununun çözümüne yönelik çok somut önerilerde bulunmuşuz. Ben, müteaddit defalar bu konuları bu kürsüde söyledim. “PKK terör örgütüyle devlet keskin ve etkin bir mücadele içinde olmalıdır lakin bu memleketin bir Kürt sorunu vardır.” demişiz.

Bir tane bir örnek vereceğim bu kitapçıktan. “CHP, Kürt sorunuyla ilgili hak ve özgürlüklerin pazarlık konusu yapılmasını doğru bulmaz. CHP, şu anda AKP kontrolünde yürütülen İmralı görüşmelerinin -bakın, lütfen dinleyin- sorunu çözmekten ziyade daha da derinleştirdiğine, toplumun sürece ilişkin kuşkularını artırdığına dikkat çekmektedir.” Uzatmıyorum zaman almamak için.

Yemin ederek samimiyetle söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda başından beri, ta 1989’da yazdığımız rapor dâhil, çok da eleştiri aldığımız o raporlarda bu sorunla ilgili gerçekten kalıcı çözümleri önermiş bir partiyiz. Burada da önerdik değerli milletvekilleri.

Şimdi, diyorsunuz ki hep: “Eleştir, eleştir; kardeşim, sen ne getiriyorsun?” Getirdik, 27 tane kanun teklifi getirdik bu Meclise ve 3 tane ana şey söyledik, dedik ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir toplumsal mutabakat komisyonu kurulsun.” Ne zararı vardı? Dolmabahçe’de, İmralı’da yaptığınız görüşmelerden daha mı çok zarar verecekti? Kurmadınız, yanaşmadınız. “Meşru zemin, çözümü dağda, bayırda, adada aramayın; çözüm Meclistedir.” dedik. Bu Meclis, Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş bir Meclis, yedi düvelin işgalini bertaraf etmiş bir Meclis. Niye bu güveninizi kaybettiniz, bu teklifimizi reddettiniz?

Ne dedik? “Korkmayalım, gerçekleri araştırma komisyonu kuralım.” dedik. Kötü mü dedik? Milleti devlete düşman etmek için yapılan bir ton kepazeliği ortaya çıkarsa idik dağa çıkan çocukların yarısı dağa çıkmazdı. Kötü mü dedik?

Bir şey daha söyledik: Bir ortak akıl heyeti. Hani, siz bir “akil insanlar” diye kurdunuz ya böyle, şöhretler takımı gibi, illere yolladınız... “Bir ortak akıl heyeti ama bir siyasi partinin tespit edeceği insanlardan değil.” dedik. Toplumda temayüz etmiş, kabul görmüş, saygınlığı olan, sizin önerdiğiniz, bizim önereceğimiz, HDP’nin ve MHP’nin önereceği insanlardan bir ortak akıl heyeti kurmanın kime ne zararı vardı? Bütün bunlar yapılabilseydi, ben eminim ki PKK’yla mücadele konusunda devlet şu an içinde bulunduğu zaaf içinde olmazdı. Bu olmadı, şimdi bu olmadı diye Hükûmete kara çalacak değiliz, gene Hükûmete yol, yöntem göstereceğiz. Bu noktada bu önerilerimizi yineliyoruz Sayın Hükûmet, bunu ciddiye alın. Çocuklar ölmesin, bunu ciddiye alın, buna ihtiyaç var. Böyle hamasetle olmuyor, “Kökünü kazıyacağız.” demekle olmuyor. “Üç beş çapulcu” diye başlanan bu olay Türkiye’de 8-10 bin insanın ölümüne neden oldu. Kurtuluş Savaşı’nda kurşunla ölen insan bu kadar değil, biliyor musunuz? Kurtuluş Savaşı’nda cephede kurşunla ölen bu kadar insanımız yok.

Şimdi, her birimizin bir vicdanı var, bir ahlakı var; içinde bir vatan, bayrak sevgisi var; biz buna inanıyoruz. Sayın milletvekillerimiz, bu Hükûmeti, orta yerdeki bu 65’inci Hükûmeti sizlerin de sıkıştırmanız lazım. Hiç mi akrabanız ölmedi, hiç mi hemşehriniz ölmedi? Bırak akrabayı, hemşehriyi yani Hakkâri’sinden Edirne’sine, Sinop’undan Anamur’una kadar hepsi bizim değil mi? Şimdi, bir boyutu bu.

Diğer yandan, şimdi Moskova’da çok güzel bir şey oldu. Moskova’da ne oldu, biliyor musunuz? 62, 63, 64 ve 65’inci AKP hükûmetleri kaybetti, Türkiye kazandı, evet, Türkiye kazandı. (CHP sıralarından alkışlar)

İlk paragrafı okuyorum: “İran, Rusya ve Türkiye çok etnili, çok dinli, mezhepsel olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenlik, bağımsızlık, birlik ve toprak bütünlüğüne tam olarak saygı duyduklarını yineler.”

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Başından beri aynı şeyi söylüyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya, Allah aşkına, Allah aşkına! Şimdi, demokratik bir devletten bahseden bir bildiriye imza attık; ne güzel, tartışılır ama attı Türkiye. Biz, Ağustos 2012’de Meclisi olağanüstü toplantıya bunun için çağırdık. Moskova Bildirgesi’nin 8 maddesi var, 2012’de Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdığımız bizim teklifimizde de 6 madde var.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) - Bizim tezimiz kabul edilmiş.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sonra cevap verirsiniz, konuşmacıyı dinleyelim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Allah aşkına ya! Biraz önce senin Bakanın burada “Zalim Esad!” diye bağırıyordu ya, ben onu soruyorum şimdi.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Zalim değil mi Esad?

ENGİN ALTAY (Devamla) – E, burada da “demokrat” demişsiniz.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) - “Esed”e “Esad” demek mecburiyetinde kaldınız, bu kadar basit.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, karşılıklı konuşmuyoruz. Böyle bir usulümüz yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hangisine inanacağız? Neyse…

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Suriye merkezî yönetimine ve onun toprak bütünlüğüne bağlı kalacağız dedik. Şimdi, orasını geçin, gelinen nokta şu, gerçekten şunu merak ediyoruz ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, beş dakika ek sürenizi veriyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dışişleri Bakanlığının sitesinde buna “Moskova Mutabakatı” mı dersiniz, “Moskova Deklarasyonu” mu dersiniz, ne derseniz deyin, bu niye yok? İran ve Rusya Dışişleri Bakanlığının sitelerinde falan var bu bildiri. Burada niye yok? Bir sıkıştınız siz, bir arada kaldınız. Şimdi, diyeceksiniz ki: “Bir FET֒cü namussuz geldi, Büyükelçiyi öldürdü.” E, tabii, bu konuda bir şey yok. Bu olmamalıydı. Hele bunun fiilî bir polis olması Hükûmeti ve ülkemizi uluslararası camiada çok zor bir noktaya getirdi. Ama, bir sıkışmanın sonucu bu toplantının çok kısa sürdüğünü de biliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti dayatmayla bir metne de imza atmamalıdır. Metin doğru, bu metinle AKP politikaları kaybetti, Türkiye kazandı diyorum. Ama, önümüze koyuldu -öyle anlaşılıyor- biz imzaladık. Orasında da değiliz. Biz bu sayın grup başkan vekilinin de söylediği tezkereye “evet” oyu verdik. IŞİD ve PKK’nın Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturduğu, bu tehdit noktasında Irak ve Suriye topraklarında güçlendikleri, lojistik olarak beslendikleri ve buradan Türkiye’yi tehdit eden saldırılarda bulundukları kanaatiyle Hükûmete destek verdik; verdik de -bir uyarı yaptım, ben hatırlıyorum- aşağılara inmeyin, dikkat edin dedik. Tezkerenin mahiyetinde de bu var; sınır güvenliğimize dayalı bir yetki. Demin söyledim, IŞİD en çok belki Türkiye için tehdit; Fransa için, Amerika için, Almanya için tehdit değil mi? Suudi Arabistan için, Katar için, Rusya için tehdit değil mi? İşte, en son, bir terör örgütü büyükelçisini öldürdü; yarın IŞİD başka bir şey yapacak. Peki, bir tek Türkiye'nin mi kara gücü var IŞİD’le mücadele etmek için? Başka kimsenin kara gücü yok mu? Yani, Rusya’nın, Fransa’nın, Amerika’nın, İran’ın kara gücü yok mu? Bizim Mehmetçik’imiz el âlemin askeri ölmesin diye bir bataklığa bu kadar fütursuzca sürüklenebilir mi? Soruyorum, bunlara cevap aramamız lazım. IŞİD’le mücadele etmeyelim diyen yok. Amerika ne yapıyor? Havadan yapıyor. Rusya ne yapıyor? Havadan yapıyor. Fransa ne yapıyor? Gemiden uçak kaldırıp yapıyor? Sen? Hadi oğlum Mehmet, koş, kim tutar seni! Yok öyle şey. Bizim Mehmet’imiz bu vatan için şehit olur ama bizim Mehmet’imiz Amerika’nın, Fransa’nın, Rusya’nın, İran’ın fedaisi olamaz. Bunu kabul etmemiz de mümkün değil, böyle bir şey olmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

El Bab er geç IŞİD’den temizlenecek, bir tereddüt yok. Peki, El Bab’ı IŞİD’den temizlemek neden sadece Mehmetçik’e düşsün? Neden? Niye bunu koalisyon güçleriyle birlikte yapamıyoruz?

Bir şey daha: Büyükelçinin öldürülmesi noktasına kadar Amerika, Arabistan, Katar, Türkiye bir blok görüntüsü veriyordu; beride de Rusya, İran, Suriye var idi. Şimdi, bu Moskova Deklarasyonu’nu imzaladık. Biz uyarıyoruz: Biraz orada, biraz burada olmaz. Türkiye şu politikadan bence vazgeçmeli: “Bir omzum Amerika, Arabistan, Katar blokunda, bir omzum Rusya, İran, Suriye blokunda.” derseniz -ki ben öyle anlıyorum- bunun sonu felakettir. Bu felakete dikkat çekmeyi bir görev sayıyorum. Bütün dünya Türkiye’yi cihatçıların garantörü, hamisi gibi görüyor ki Putin Sayın Cumhurbaşkanına diyor ki: “Şu El Nusra’ya söyle de şu Halep’in şurasına gidiversin.” Ne garip bir durum. Türkiye niye cihatçıların hamisi, garantörü gibi bir algı içine girsin? Öyle diye demiyorum, algı böyle diyorum.

Değerli milletvekilleri -süre bitti- algı şu: Cihatçıları destekleyen bir Türkiye, onlara toprak açan bir Türkiye, savaş sahalarına transferini sağlayan bir Türkiye, patlayıcı hammadde tedariki yapan bir Türkiye algısını yıkmamız lazım Meclis olarak. Algı bu. Yapmamız gerekeni de söyleyeyim: Bölgesel sahiplenme anlayışı içinde olmalıyız. Bölge ülkeleriyle, İran, Irak, Suriye başta olmak üzere barışçıl zeminde diplomatik bir süreci götürebilmeliyiz. Sınıra yığılan cihatçılara yönelik tedbirleri ve sınır güvenliğini almalıyız.

Bakın, “Demedi.” demeyin, İdlib var, İdlib, Hatay’ın dibinde; Türkiye'nin yeni felaketinin ilk kıvılcımı olabilir orası. Hükûmet burada söylesin İdlib’de kaç tane cihatçı var, kaç tane sivil var? Biliyorsa söylesin, bilmesini temenni ederim. İdlib’le ilgili bir tedbir almazsak Türkiye’yi, 79 milyonu daha büyük felaketler bekliyor, buradan uyarıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, bir dakika vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Peki, size artı bir dakika vereyim konuşmanız bölündü diye.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sınıra yığılan cihatçılara yönelik tedbir almalı bu Hükûmet. Ne istiyorsa biz vermeye hazırız CHP olarak, ne istiyorsa vermeye hazırız ama şimdiden söylüyorum: İdlib’le ilgili Hükûmetin acil bir eylem planı yapması lazım. Görüyoruz bu tehlikeyi ve hem sayın Hükûmeti hem yüce Meclisi uyarıyoruz ve Türkiye'nin artık Moskova Deklarasyonu’na da sadık kalarak Suriye merkezî yönetimine yönelik mezhepçi ve saldırgan tutumu terk etmesi gerekir.

Son cümle: Terörle mücadele hamasetle olmaz, stratejiyle olur, öngörüyle olur, vizyonla olur, muhalefetle iş birliğiyle olur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye hiçbir zaman mezhepçi bir politika benimsemedi, onu yapanları lanetledi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biliyorsunuz değil mi, biliyorsunuz, “Alevi” diyen ben değilim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Mezhepçi politikayı Türkiye’ye hiç kimse yakıştıramaz. Mezhepçilerin hepsinin hâlini biliyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yakışmaz zaten.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) - Bunu söyleyen Batılı medya.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle sıcağı sıcağına şu fedai meselesine bir açıklık kazandıralım. Türkiye eğer büyük devletlerin fedaisi olsaydı içeride bu kadar problem yaşamazdı, fedaisi olmadığı için yaşıyor, buraya dikkat çekmek isterim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Geçmişte fedaisiydik, kısmen öyle politikalar sürdürüyorduk huzur içindeydik, şimdi huzursuzluğumuzun nedeni fedai olmayışımız, zaten Engin Bey de bunu gayet iyi bilir aslında.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, bu kabul edilemez.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Diğer taraftan…

ERHAN USTA (Samsun) – Biz hiçbir zaman fedai olduğunuz üzerinden, bunun üzerinden politika yapılamaz.

BAŞKAN – Sayın Usta, itirazınızı sonra bildirirsiniz, şu anda yapacak bir şeyim yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sayın Ahmet Yıldırım’ı dinledim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Biz, Türk askeri hiçbir zaman fedai olmadık.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kendisini…

ERHAN USTA (Samsun) – Burada “Türkiye Cumhuriyeti askeri bir başkasına fedaidir” denilmesine herkesin karşı çıkması lazım.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Erhan Bey, izin verir misiniz?

ERHAN USTA (Samsun) – Geçmişi nasıl kötülüyorsunuz, neye istinaden söylüyorsunuz bunu?

BAŞKAN – Sayın Usta, müsaade eder misiniz?

ENGİN ALTAY(İstanbul) – Evet, çok şık olmadı Sayın Başkan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Benim süreme ekleyin.

ERHAN USTA (Samsun) – Yani, Türkiye ne yaptı da, hangi gelişmeyi gösterdi de şimdi fedai değil, geçmişte fedaiyse eğer? Olur mu böyle bir şey! Bunu kabul etmememiz lazım, lütfen.

BAŞKAN – Sayın Usta, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Erhan Bey, çok ayıp…

ERHAN USTA (Samsun) – Ayıp mayıp değil…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ayıp, burada konuşuyoruz, siz benim sözümü kesiyorsunuz.

BAŞKAN – Evet, kürsüde sayın hatip, lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Ben sataşıyorum efendim, cevap versin o zaman, olur mu öyle şey?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Lütfen süreme ekler misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Usta, “Ben sataşıyorum, kürsüden cevap versin.” diye bir usulümüz yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Siz oradan soracaksınız, ben buradan cevap mı vereceğim Erhan Bey, böyle bir usul mü var?

ERHAN USTA (Samsun) – Ya, hiç konuşulmuyor mu böyle kürsüdeyken?

BAŞKAN – Konuşma biter, sonra cevap verirsiniz, lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Benim süreme ekleyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika ekleyeceğim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, Sayın Ahmet Yıldırım’ı tebrik ediyorum. Kesinlikle meramını çok güzel anlatıyor ve insanlar Sayın Yıldırım’ın niçin öyle konuştuğunu çok iyi biliyorlar. Bazı konuşmalar sadece o konuşmalardan ibaret anlaşılmaz, başka zamanlardaki konuşmalar da hatırlanır, o bağlam içerisinde anlaşılır. O bakımdan Sayın Ahmet Yıldırım’ın halkımız tarafından kesinlikle çok iyi anlaşıldığı ve kendisinin de meramını çok başarılı şekilde anlattığını buradan ifade etmek isterim.

Kıymetli arkadaşlar, niçin El Bab’dayız, bunu anlatacağım. Sayın Bakan detaylarını verdi. El Bab’da olan kim, El Bab’dayız dedim, El Bab’da olan bu “biz” kim? Bu “biz” aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkes. Aramızda farklılıklar olabilir, tartışmalar olabilir ama burada yaşayan insanların ortak çıkarlarına ve esenliğine ilişkin bir durum dolayısıyla oradayız. Bu niçin öyle, onu da anlatacağım. Yani, belli bir kesim, belli bir parti, belli bir politika değil, doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti’yle ilgili bir durum.

Önce, izin verirseniz kısa bir anekdotla başlayayım: 2004 yılında İran’a gitmiştim bir toplantı için. Meşhed şehrinde bir akşamüzeri, pazar yerinde bütün Asya âdeta orada toplanmış, biz de arkadaşlarla dolaşıyoruz, bir meydan. İranlıların çayları çok açık olur, ben de çay içebilecek, Türkiye’deki çaylara biraz benzeyen bir yer ararken meydanın bir köşesinde tekerlekli bir çay ocağı gördüm, oraya yaklaştım -bizim tarzda bir çaydı- selamünaleyküm dedim, “aleykümselam” dedi; çay dedim, “evet” dedi. Baktım, evet, Türkiye’deki çaylardan, doldur dedim, “Doldurayım.” dedi. Sen Türk müsün dedim, “Ben Kürt’üm.” dedi. Asya’daki, o pazar yerindeki renklilik, çeşitlilik, uluslararası semboller içerisinde o Kürt, ben Türk, içtiğimiz ortak çay; emin olun, aramızda hiçbir fark yoktu. Önemli olan nerede durduğun, nereden baktığın. Bugün, yaşadığımız dünya, küresel ölçekte, tıpkı Meşhed’deki o pazar yeri gibi bir meydan okumayla insanların ve Türkiye’nin karşı karşıya olduğu bir duruma işaret ediyor. Biz, eğer Türkiye’de, kendi iç dünyamıza ilişkin konuşursak farklılıklarımızı bulabiliriz. İçeride de kimi bu meselelerle ilgili çok ateşli dili olan arkadaşlarla konuştuğumuzda, Türklerin ve Kürtlerin bırakın Türkiye’yi, şu kainatta bile sanki bambaşka yerlerde 2 insan türü olduğuna ilişkin bir kanaat ediniyorsun ama bağlam değiştiğinde, uluslararası bir bağlama oturduğunda anlıyorsun ki kaderin ortak ve biz bugün, uluslararası süreçlerin karşımıza koyduğu bir meydan okumayla karşı karşıyayız ve kaderimiz ortak, kaderimiz ortak. Bunu görelim.

Peki, yaşanan nedir? Yaşanan şudur arkadaşlar: Bir sihirli küreyle görecek değilim, gelecekte kim ne yapar tahminde bulunacak değilim. Ne derler? “Eski Yunan’dan beri şu gök kubbe altında söylenmemiş söz yok.” İnsanoğlunun da siyaset adına ve bu vadide yapıp edeceği, söyleyeceği hiçbir söz eksik değil. Bugün yaşadığımız küresel süreç tıpkı Orta Çağ Avrupası’nda olduğu gibi bir tabloyu önümüze koyuyor. Orta Çağ Avrupası, çok dağılmış, çok fragmante, feodal beylerin, senyörlerin, küçük prensliklerin küçük küçük yerlerde egemenlikler kurdukları istikrarsız bir Avrupa’ydı. Avrupa’nın efendisi kimdi? Avrupa’nın efendisi Vatikan’dı. Vatikan’ın askerleri mi vardı? Yoktu; bir elinde kutsalın kılıcı vardı, diğer elinde de biraz toprak vardı, zenginlik vardı ama otoritesini sağlamanın en önemli aracı o küçük küçük prenslikler, feodal beyler birbirleriyle dövüşüp kavga ettikçe soluğu Vatikan’ın huzurunda alıyorlardı, onun önünde diz çöküp “Bizi barıştır.” diyorlardı. O küçük Vatikan da bütün Avrupa üzerinde, o istikrarsız Avrupa karşısında maliyeti en az şekilde, en yüksek kudreti elinde tutan bir siyasi yapı olarak öne çıkıyordu.

İnsanlık tarihine baktığımızda, 16, 17, 18’inci yüzyıl kolonyal sistem, sonra neokolonyal sistem, merkezî krallıklar, imparatorluklar. Şimdi, 21’inci yüzyılda yeni bir dünya şekilleniyor, görelim, görelim ve uyanalım. Bu yeni dünya şudur: Küresel güçler, bu defa doğrudan önce askerlerini, sonra tüccarlarını, sonra din adamlarını göndererek ülkeleri sömürmüyor. Bunlar çok maliyeti yüksek işler. Yaptıkları, çeşitli bölgeleri istikrarsızlaştırmak, oradaki insanların hevâ ve hevesleri üzerinden fay hatlarını derinleştirmek ve o istikrarsızlık üzerine kendi hegemonyalarını kurmak. Doğu Avrupa’ya bakın, Balkanlara bakın, Kafkaslara bakın. Biz sadece Suriye’yi mi görüyoruz? Mesele sadece El Bab’dan mı ibaret? El Bab, Irak’ın da bir parçası, Yemen’in de bir parçası, Libya’nın da bir parçası, büyük bir altüst oluşun bir parçası. Biz, karşı karşıya olduğumuz bu tabloyu yerli yerine doğru bir şekilde koyamazsak, küresel süreçler içinde emperyal güçlerin aslında ne yapmak istediklerine ilişkin o meydan okumayı göremezsek, içeride kendi aramızdaki küçük farklılıkları abartıp ortak çıkarlarımızı ve aynı safta durma zorunluluğumuzu, kader ortaklığımızı görmezsek aynı istikrarsızlaştırma politikalarının bir parçası olarak aslında onlara hizmet ederiz başka bir işe hizmet ediyoruz zannederken.

Bugün Orta Doğu’da yaşanan, arkasındaki o küresel güçlerin teşvik ve desteğiyle etnik ve mezhep esaslı kimliklerin kışkırtıldığı ve bunun üzerine istikrarsızlaşmanın sağlandığı ve nihayet, onun üzerine de egemenliğin kurulmak istendiği bir coğrafyadır. Peki ne yapacağız? Bu oyunun, bu planın, bu istikrarsızlaştırma girişiminin bir parçası olma yolunda kendi daha küçük asabiyyelere dayalı çıkar ve heveslerimiz istikametinde davranarak o küresel güçlerin çıkarlarının bir parçası mı olacağız? Yoksa, buna karşı meydan okuyacak kendi güçlerimizin farkına vararak ortak kader ve gelecek istikametinde mi davranacağız? Bence doğru olanı ikincisidir, yapmamız gereken budur. Zaten, bakarsanız, aslında, Orta Doğu’da etnik ve mezhep çatışmaları üzerinden kışkırtılan ve doğrulmaya çalışan kaosun asıl meselesinin yağma ve talan olduğunu görürsünüz. Yeryüzündeki bütün savaşların arkasında, az veya çok, şu veya bu ölçüde, bir yağma ve talan hevesi vardır, bir de ona karşı çıkmaya çalışanlar, kaynaklarını korumaya uğraşanlar vardır. Savaşlar durup dururken çıkmaz. Clausewitz’in dediği gibi, savaşlar politikanın başka araçlarla devamıdır ve temelinde yağma ve talan vardır. Şimdi Orta Doğu’da yaşanan da esasen etnik ve mezhep örtüsünün altında kirli çıkar ilişkilerinin, yağma ve talanın gizlendiği bir gerçekliktir. Biz, o örtüyü kaldıracağız, altındaki çıplak gerçeği göreceğiz, o yağma ve talanı, küresel güçlerin heveslerini göreceğiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artı beş dakikalık ek sürenizi veriyorum Sayın Bostancı.

Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ve bu meydan okumaya mukabele edeceğiz; edeceğiz diyorum, esasen Türkiye’nin kendi gücüyle, kudretiyle, aklıyla, siyasetiyle yapmaya çalıştığı bu.

AK PARTİ iktidar. Türkiye’nin bir kaderi var. Siyasetlerin bir yaklaşımı var elbette, bir okuma biçimleri var ama emin olun, kim iktidar olursa olsun, Türkiye’nin kaderiyle bağlantılı bir şekilde akletmek zorundadır, oradaki maddi gerçekliği, somut gerçekliği görerek davranmak zorundadır. Biz de olsak, CHP de olsa, başkası da olsa, netice olarak, Türkiye’nin bu ortak kader ve gelecek istikametindeki çıkarlarını, beklentilerini, hesaplarını muhakkak kendi siyasetinin içine yerleştiren bir akılla davranmak durumundadır, AK PARTİ’nin yaptığı da budur. Biz, içeride ortak safları öne çıkartan, elbette siyasi rekabet, tartışma vesaire olacak ama o ortak saflar etrafında insanları bir araya toparlayan, dışarıdaki küresel güçlerin doğurduğu istikrarsızlığa karşı da yapabildiğimiz ölçüde -biz bir kadirimutlak bir ülke değiliz- buna karşı mücadele eden bir çizgiyi öne çıkartıyoruz.

Irak bu şekilde istikrarsızlaştırılmaya çalışıldı. Türkiye ne yaptı? Irak’ın toprak bütünlüğünden bahsetti, yıllar boyunca bundan bahsetti. Niçin? Çünkü, Irak bölündüğünde Iraklıların işine yaramayacaktı. Belki küçük küçük mekânlarda, alanlarda birileri iktidar olduklarını zannedeceklerdi ama onlar, sadece çöpten kalenin beyi olacaklardı, asrın efendilerine hizmet eden prensler olacaklardı; o yüzden Irak’ın toprak bütünlüğü Alevi’siyle, Şia’sıyla, Sünni’siyle, Kürt’üyle, Türk’üyle herkesin çıkarına hizmet edecek bir siyasi entiteydi, yapıydı. Irak, ancak birliğini, bütünlüğünü koruyabilirse oradaki her bir ferdin çıkarını koruyabilirdi, Türkiye’nin politikası o yüzden bu oldu. Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduk biz ama Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak, garanti edecek bu doğrultuda bütün güçleri böyle bir motivasyonla yöneltecek gücümüz var mıydı? Olmadı. Sahadaki tek unsur biz değiliz, başkaları da var ama bizim yapabileceğimiz, hiç olmazsa, Türkiye’nin içindeki siyasi mülahazaları, tartışmaları buradaki insanların ortak çıkarı ama aynı zamanda Suriye’deki Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların, Şia’nın, Nusayri’nin çıkarları için okuyacak bir akıl etrafında toparlamak oldu, o istikamette davrandık. “Suriye’nin toprak bütünlüğü” derken bizim de yaptığımız buydu ama sahanın içinde bir sürü insan var, bir sürü aktör var, istikrarsızlaştırma doğrultusunda süper güçlerin çabaları, çalışmaları var.

Şimdi, biz niçin El Bab’dayız? Çünkü, bir terör örgütü; aslında etnik ve mezhebi motivasyonu için kullanan fakat küresel güçlerin taşeronu olarak oradaki yağma ve talanın bir parçası olan yapıya karşı biz müdahale ediyoruz. Emin olun, şu Orta Doğu coğrafyasında kim Kürtçülük yapıyorsa, kim Arapçılık yapıyorsa, kim Sünnicilik yapıyorsa, kim Alevicilik yapıyorsa sadece ve sadece, yağma ve talan heveslisi küresel güçlerin çıkarlarına hizmet eder. Oradaki insanlar bilsinler ki onların hepsinin çıkarı ortaklıktadır; Sünni’siyle Alevi’siyle, Şia’sıyla, Kürt’üyle, Arap’ıyla Türkmen’iyle ancak bir ve beraber olabilirlerse, bu siyaseti yükseltebilirlerse o etnik ve mezhep görünümlü örtüyü yırtıp altındaki çıplak çıkarı görebilirlerse o zaman bu meydan okumayı küresel güçlere karşı yapabilirler, kendi iradeleriyle başkalarının himayesi ve izni olmaksızın kendi geleceklerini kurabilirler. Bizim pozisyonumuz budur ve biz, bu ülkeye oradan, oradaki istikrarsızlıktan pay vermek isteyen, böyle bir meydan okumayla Suriye’yi, Irak’ı -yapabildikleri ölçüde- Türkiye’ye taşımak isteyenlere karşı tabii ki müdahale edeceğiz. Artık sınırlar… Senin öte tarafında bir istikrar yoksa, orada bir otorite, bir devlet yoksa senin sınırların da anlamını yitiriyor güvenliğin bakımından. Bizim Suriye’ye dönüp “Kardeşim, oradan terörist geliyor.” deme durumumuz var mı? O terörist aynı zamanda Suriye’nin içinde dolaşıyor. Kendi güvenliğini sağlayacaksın. Bizim, Suriye’nin toprağında gözümüz yok, 1 santimetrekaresinde gözümüz yok. Her kim emperyal niyetlerle şu coğrafyada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …birisinin toprağına göz dikiyorsa gözü çıksın.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Gözü çıksın, gözü. (AK PARTİ sıraların alkışlar) Çünkü, küresel güçlerin aracı olur.

Türkiye'nin pozisyonu bellidir. Aklımızı başımıza alalım. Buradaki ortak kader ve gelecek istikametindeki saflaşma aynı zamanda Orta Doğu için de bir ölçüdür, bir idealdir, oraya yönelik de bir siyasettir, bunu anlayalım.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) - Madde 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurunuz, yerinizden, bir dakika.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Irak ve Suriye tezkerelerinin ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdikleri desteğin doğru olduğuna, Türkiye’nin çok cepheli olarak taşeron terör örgütleriyle mücadele ettiğine ve Hükûmetin daha akılcı, daha rasyonel, daha sağduyulu, daha birleştirici politika izlemesinin tarihî bir zorunluluk olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Irak ve Suriye tezkeresi doğrudur arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim verdiğimiz destek de doğrudur. Yalnız, burada bu konu her gündeme geldiğinde AKP Grubunun ürkek, utangaç davranışını da yadırgadığımı ifade etmek isterim.

IŞİD her gün sınırınızdan bomba atacak, PKK’lı teröristler sınırdan gelecek, ülkede katliam yapacak, orada bir kürdistan devleti kurulacak, Türkiye Cumhuriyeti devleti eli kolu bağlı duracak; böyle bir şey kabul edilebilir mi? Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk askeri Suriye topraklarında millî güvenliği için bulunmaktadır. Teröristleri kaynak ve odağında yok etmek millî bir vazifedir, tarihî bir zorunluluktur, bunu hepimizin böyle görmesi lazım.

Türkiye Cumhuriyeti ordusu, askeri hiçbir devirde kimsenin fedaisi olmamıştır. Eğer bu ülke, bu millet manda ve himayeyi kabul etseydi Kurtuluş Savaşı yapmazdı arkadaşlar. Şimdi, bunun üzerinden kimse siyaset yapmaya kalkmasın lütfen. Yani, on dört yıl önce… Bu ülkeyi on dört yıl yöneteceksin, ülkeyi beka düzeyinde sorunlarla karşı karşıya getireceksin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) - …ondan sonra da diyeceksiniz ki: “Efendim, Türkiye, işte, çok şeyler yaptı. Geçmişte olduğu gibi fedai olsaydık bunlar başımıza gelmezdi.” Kimsenin bu şekilde bir siyaset yapma hakkı yok. Bunu çok yadırgadığımı, kınadığımı ifade etmek isterim.

Türkiye, çok cepheli olarak taşeron terör örgütleriyle mücadele ediyor arkadaşlar. Hükûmetin, özellikle iktidar grubunun daha akılcı, daha rasyonel, daha sağduyulu, daha birleştirici politika izlemesi tarihî bir zorunluluktur, millî bir görevdir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

B) Hükûmetin Gündem Dışı Açıklamaları (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanı Fikri Işık’ın, Fırat Kalkanı Harekâtı’na ilişkin gündem dışı açıklaması ve MHP Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, HDP Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım, CHP Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay ve AK PARTİ Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın aynı konuda konuşmaları (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi uyarınca yaptığımız görüşme sona ermiştir.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, tabii, kürsüdeyken çok iyi anlaşılmıyor. Türkiye Cumhuriyeti kimsenin fedaisi değildir, hiç kimsenin fedaisi olmaz; zaten olmadığı için başına bu işler geliyor dedim. Lütfen, sözlerim doğru anlaşılsın.

ERHAN USTA (Samsun) - O zaman düzeltin, “Eskiden öyle oldu, şimdi öyle olmadığı için…” diye anlaşıldı. Eğer öyle dediyseniz zaten sorun yok.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.26

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutuyorum.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor ve 20 milletvekilinin, Kahramanmaraş ilinin turizm potansiyelinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/399)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş ilinin turizm potansiyelinin tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 13/1/2016

1) Fahrettin Oğuz Tor                                 (Kahramanmaraş)

2) Erkan Akçay                                          (Manisa)

3) Zihni Açba                                             (Sakarya)

4) Erkan Haberal                                       (Ankara)

5) Kadir Koçdemir                                      (Bursa)

6) Mustafa Mit                                           (Ankara)

7) Emin Haluk Ayhan                                 (Denizli)

8) Ümit Özdağ                                           (Gaziantep)

9) İsmail Ok                                              (Balıkesir)

10) Baki Şimşek                                        (Mersin)

11) Seyfettin Yılmaz                                  (Adana)

12) Mehmet Erdoğan                                  (Muğla)

13) Ruhi Ersoy                                           (Osmaniye)

14) İzzet Ulvi Yönter                                  (İstanbul)

15) Nuri Okutan                                         (Isparta)

16) Mehmet Günal                                     (Antalya)

17) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

18) Zühal Topcu                                        (Ankara)

19) Ahmet Selim Yurdakul                          (Antalya)

20) Oktay Öztürk                                        (Mersin)

21) Saffet Sancaklı                                    (Kocaeli)

Gerekçe:

Kahramanmaraş ili 2014 yılı itibariyle 1 milyon 89 bin 38 nüfusa sahiptir. Türkiye'nin en kalabalık 18’inci şehridir. İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinin birleştiği noktalar arasında yer almaktadır. Bu bölgelerin birleştiği noktada yer almasından ve değişik iklim özelliklerinden dolayı tabii güzellikleri çeşitli ve ilginçtir.

Ülkemizin turizm zenginliklerine binlerce yıllık tarihî ve kültürel mirasıyla katkı sağlayan Kahramanmaraş, İpek ve Baharat Yolları üzerinde kurulmuş, Mezopotamya'yı Anadolu ve Kapadokya'ya bağlayan, tarihi boyunca önemli medeniyetlere beşiklik etmiş bir ilimizdir.

Yayla turizmi için oldukça elverişli endemik bitkilerle kaplı yaylaları, zengin şifalı suları ve kaplıcası, İslam ve Hristiyan inanışında önemli yer tutan Ashab-ı Kehf Külliyesi, çok sayıda tarihî kale, köprü ve han, hamam, medrese ve cami, tarihî kapalı çarşı, birçok eseri bünyesinde barındıran arkeoloji müzesiyle Kahramanmaraş turizm, inanç ve kültür turizmi konusunda çok önemli bir potansiyeli bünyesinde barındırmakla beraber, turizm potansiyelinin değerlendirilememesi önemli bir sorundur.

Esnafların konuklarla iletişim ve ürün pazarlama sorunu, kent halkının turizm ve kültür değerlerinden habersiz oluşu, konaklama sektöründe kalifiye eleman olmayışı, Kahramanmaraş'a özgü minyatür hediyeliklerin yeterli zenginlikte olmaması, turizm girişimcisinin, az olması sektörün eğitim, farkındalık ve girişimcilik sorunlarının başında gelmektedir.

Turizm sektörü, ekonomilerdeki kırılganlıkların, istihdam ve üretim üzerindeki baskıların arttığı son yıllarda bir çok kentimiz için giderek daha büyük bir önem kazanmaktadır. Son yirmi yılda Türkiye'de turist sayısı ve turizm geliri ciddi artış göstermektedir. Bu gelir istihdamını artırarak işsizlik oranlarının düşürülmesine yardımcı olmakta, diğer yandan da döviz elde edici faaliyetler olması sebebiyle şehirlerin cari işlemler dengesi üzerinde önemli katkılar sağlamaktadır.

Kahramanmaraş'ın turizm yatırımlarından hak ettiği seviyede yararlanması, gerekli girişimlerin yapılması ve yaşanan sorunların araştırılması amacıyla Meclis araştırması yapılmasında yarar görülmektedir.

2.- İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu ve 21 milletvekilinin, kamu yönetiminde teşkilatlanmaya ilişkin düzenlemelerin farklılığından kaynaklanan yapısal sorunlar ile bunların kamu çalışanlarına yansımalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/400)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu yönetiminde teşkilatlanmaya ilişkin düzenlemelerin farklılığından kaynaklanan yapısal sorunlar ile bunların kamu çalışanlarına yansımalarının belirlenmesi amacıyla gerekli incelemenin yapılabilmesini teminen Anayasa'nın 98'nci maddesi ile İç Tüzük’ün 104 ve 105'nci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) İsmail Faruk Aksu                                      (İstanbul)

2) Erkan Akçay                                              (Manisa)

3) Erhan Usta                                                (Samsun)

4) Arzu Erdem                                               (İstanbul)

5) Mustafa Mit                                               (Ankara)

6) Emin Haluk Ayhan                                     (Denizli)

7) Deniz Depboylu                                         (Aydın)

8) Kamil Aydın                                              (Erzurum)

9) Mustafa Kalaycı                                         (Konya)

10) İzzet Ulvi Yönter                                      (İstanbul)

11) Kadir Koçdemir                                        (Bursa)

12) Erkan Haberal                                         (Ankara)

13) Ahmet Selim Yurdakul                              (Antalya)

14) Saffet Sancaklı                                        (Kocaeli)

15) Mehmet Erdoğan                                      (Muğla)

16) Edip Semih Yalçın                                   (İstanbul)

17) Ümit Özdağ                                             (Gaziantep)

18) İsmail Ok                                                (Balıkesir)

19) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                   (Hatay)

20) Mehmet Günal                                         (Antalya)

21) Celal Adan                                              (İstanbul)

22) Mehmet Parsak                                        (Afyonkarahisar)

Gerekçe:

Anayasa'nın 123'üncü maddesinin birinci fıkrasında idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. 7/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun'da ise kanunun amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkili, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülebilmesi için bakanlıkların kurulması, teşkilat, görev ve yetkilerine ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi olarak belirtilmiş, düzenlemelerde uyulması zorunlu esaslar, "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür. Teşkilatlanmada görev ve yetkilerin tespitinde bu bütünlük bozulamaz. Bakanlıkların kuruluş ve teşkilatlanmalarında etkili bir idare, iş bölümü, kontrol ve koordinasyonun sağlanması esastır. Aynı ve benzer hizmet veya görevlerin tek bir bakanlık tarafından veya sorumluluğunda yürütülmesi, atıl kapasite ve kaynak israfının önlenmesi esastır." şeklinde ifade edilmiştir.

On üç yıllık AKP iktidarı döneminde TBMM'ye getirilen teşkilat kanunlarına ilişkin tasarılar bu ilkelere uygun olarak hazırlanmamıştır. Hizmet ihtiyacına bağlı olmaksızın yapılan düzenlemeler, kamu yönetiminin iyileştirilmesi ve kaynak israfının önlenmesine yönelik olmak yerine “kamu malları nasıl satılabilir, kadrolaşma nasıl sağlanabilir, ihale mevzuatı ve bütçe dışına nasıl çıkılabilir, denetimden ve yargıdan nasıl kaçınılabilir ve mükellefiyetlerini yerine getirmeyenler nasıl affedilebilir”e hizmet eden düzenlemeler olmuştur. Özellikle torba kanunlar ve KHK'larla yapılan düzenlemeler yeterli teknik donanıma sahip bulunmamakta, içerdiği yanlışlıklar, yarattığı hak kayıpları ve benzeri nedenlerle bir süre sonra tekrar değişikliğe muhtaç hâle gelmektedir.

Teşkilat kanunlarının çoğu, birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan düzenlemeler olmuştur. Kurumlar arasında görev ve yetki geçişmesine, atıl kapasite ve kaynak israfına yol açmıştır.

Teşkilat kanunlarıyla ücret ve istihdam rejiminde de tahribat yapılmıştır. Yapılan münferit düzenlemeler kurumlar ve unvanlar arası ücret dengesinin bozulmasına sebep olmuş, denetim sistemi sulandırılmış, denetimden beklenen fayda temin edilemez hâle getirilmiştir.

Teşkilat kanunlarına konulan istisnalarla kamu hizmetine girişteki objektif kurallar esnetilerek, kayırmacılığın yolu açılmıştır. Kayırmacı anlayışla kamu istihdamına imkân veren sözleşmeli, istisnai ve geçici personel uygulaması yaygınlaştırılarak istisnai olmaktan çıkarılmıştır. Bu şekilde istihdam rejimi bozulmuştur.

Teşkilat kanunu değişiklikleri fonksiyonel gereklilikle değil, kadroları tasfiye etme anlayışına dayanmıştır. Kadrolaşma, üst düzey görevlerle sınırlı kalmamış merkez ve taşra teşkilatlarında müdür ve şef düzeyine kadar kapsamlı bir tasfiye yapılmıştır.

Sonuç olarak, teşkilat kanunlarında yapılan düzenlemelerle teşkilatların kuruluşundan işleyişine Anayasa’nın öngördüğü bütünlük ve eşitlik ilkelerine, kuruluşa ilişkin esasları düzenleyen 3046 sayılı Kanun’da belirtilen ilke ve esaslara uygun hareket edilmemiştir. Şekil, görev, yetki ve sorumluluklar ile bunların kullanılma yolları, çalışanlara sağlanan haklar ve uygulanacak müeyyideler gibi esaslı birçok husus bakımından oldukça farklı düzenlemeler ortaya çıkmıştır.

Bu sebeplerle, teşkilat kanunlarında yapılan değişikliklerin ortaya çıkardığı Anayasa ve 3046 sayılı çerçeve Kanun’a ve kanun tekniğine uyumsuzluğun araştırılması, görev ve yetki tedahülünün önlenmesi, çalışanların ödev ve sorumluluklarına ilişkin eşitsizliğin, mali ve sosyal haklarına ilişkin ayrıcalıkların giderilmesi, teşkilat kanunları yoluyla çalışanların görevden alınması ve yasama kullanılarak kadrolaşma sağlanması, bu yolla idari işlemlere ilişkin yargı denetimi imkânının ötelenmesi ya da ortadan kaldırılmasına yönelik haksızlıkların incelenmesi amacıyla, kamu yönetiminde teşkilatlanmaya ilişkin keyfîlikten kaynaklanan yapısal sorunlar ile bunların kamu çalışanlarına ilişkin yansımalarının incelenmesine ilişkin Meclis araştırması açılması yerinde olacaktır.

3.- Antalya Milletvekili Devrim Kök ve 22 milletvekilinin, Antalya'nın Demre ilçesinde yaşanan fırtına ve hortum felaketi nedeniyle bölge halkının ve üreticilerin uğradığı zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Antalya'nın Demre ilçesinde meydana gelen şiddetli fırtına ve hortum

nedeniyle bölgede üreticiler ve vatandaşlarımız mağdur olmuş, en çok Manavgat, Serik, Aksu, Kumluca ve Demre ilçelerini etkileyen hortum nedeniyle çiftçilerimizin neredeyse bir yıllık emekleri yok olmuş, sadece Demre'de yıkılan seralar nedeniyle yaklaşık 800 dönümlük ekili bir alan zarar görmüş, milyonlarca liralık zarar oluşmuş, yaklaşık 15 vatandaşımız da yaralanmıştır.

Antalya'nın Demre ilçesinde yaşanan bu felaket nedeniyle bölge halkının ve üreticilerin uğradığı zararların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin bulunması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1) Devrim Kök                                               (Antalya)

2) Kadim Durmaz                                           (Tokat)

3) Tahsin Tarhan                                           (Kocaeli)

4) Namık Havutça                                          (Balıkesir)

5) Kazım Arslan                                             (Denizli)

6) Haydar Akar                                              (Kocaeli)

7) Ceyhun İrgil                                              (Bursa)

8) Nihat Yeşil                                                (Ankara)

9) Yakup Akkaya                                            (İstanbul)

10) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                       (Bursa)

11) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

12) Orhan Sarıbal                                          (Bursa)

13) Ömer Fethi Gürer                                     (Niğde)

14) Melike Basmacı                                       (Denizli)

15) Dursun Çiçek                                           (İstanbul)

16) Serdal Kuyucuoğlu                                   (Mersin)

17) Erkan Aydın                                             (Bursa)

18) Çetin Arık                                                (Kayseri)

19) Aytuğ Atıcı                                              (Mersin)

20) Akın Üstündağ                                         (Muğla)

21) Ali Akyıldız                                              (Sivas)

22) Mazlum Nurlu                                          (Manisa)

23) Gülay Yedekci                                         (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, yaşamını cezaevinde geçiremeyecek durumda olan hasta mahpusların sağlıklarına kavuşabilmeleri için yapılacakların belirlenmesi amacıyla 31/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Aralık 2016 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/12/2016 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                           Ahmet Yıldırım

                                                                                                                                                   Muş

                                                                                                                                       Grup Başkan Vekili

31 Ekim 2016 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp ve arkadaşları tarafından, 3189 sıra numaralı, yaşamını cezaevinde geçiremeyecek durumda olan hasta mahpusların sağlıklarına kavuşabilmeleri için yapılacakların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/12/2016 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Muş Milletvekili Burcu Çelik konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çelik.

BURCU ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum öncelikle.

Bu kürsüden defalarca hasta tutuklulara ilişkin, cezaevlerindeki yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin söz aldım ve defaatle bu konuya değindim. Partim de bu konuya ilişkin gerçekten bugüne kadar kapsamlı çok fazla çalışma yürüttü, yürütmeye de devam edecek. Çünkü şu anda bile cezaevlerinde bizleri izleyen ve bu kronik sorunun çözümünü bekleyen 1.000’i aşkın hasta tutuklu ve hükümlü var; bunların 320’yi aşkını da ağır hasta tutuklu ve hükümlü. Ne demek “ağır hasta ve tutuklu” demek? Ölüm noktasına gelmiş demek.

Değerli arkadaşlar, şimdi, salona bakıyorum, salon ne yazık ki bu önemli konuyu herhâlde çok önemsememiş olacak ki neredeyse boş fakat şu anda bizleri izleyen ve bu Parlamentonun görev alıp, sorumluluk alıp bu sorunun çözülmesini bekleyen binlerce insan var. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak bütün parti gruplarıyla birlikte birçok defa ziyaret gerçekleştirdik cezaevlerine ve bizatihi tanık olduğumuz, görüştüğümüz, temas kurduğumuz sayısız hasta tutsakla karşılaştık. Emin olun ki şu anda bazıları yatalak bir şekilde yatağından bizi seyrediyor, bazılarının kulakları duymuyor sadece gözleriyle anlamaya çalışıyor, bazıları ağır hasta bir şekilde son günlerini bekliyor değerli arkadaşlar. Parlamento peki ne yapıyor? Sadece buradaki konuşmaları dinliyor. Değerli arkadaşlar, biz burada sadece size bunları defaatle anlatmakla yükümlü değiliz, bu soruna çözüm bulmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, şimdi, “hasta mahpus” ne demektir? Hasta mahpusun iki kimliği var: Birincisi, mahpus kimliği; ikincisi de hasta kimliği. Mahpus kimliğine göre, hukuk düzeninden kaynaklı, bir şekilde cezaevinde kalması zorunlu kılınan kişidir mahpus. Diğeri ise sağlık sorunlarının tedavisi için gerekli tıbbi bakım ve tedavi koşullarının sağlanmasını zorunlu kılan hasta kimliğidir değerli arkadaşlar.

Türkiye’de cezaevinde tutuklu bulunan hasta mahpusların durumu kanayan bir yaradır bizler için. Maalesef, hapishaneler, cezalandırma sistemleri içerisinde işkence mantığından sıyrılamayan bir yıldırma metodunun göstergesi hâline gelmiştir. Cezaevlerinde ciddi rahatsızlıklar olmasına rağmen hâlen tutulmakta bu mahpuslar ve yanlış bir politikayla sanki sürece yayılmış işkenceye sürüklenmektedirler. Hasta mahpusların içerisinde tutulduğu infaz koşullarının sürece yayılmış bir işkence hâlini barındırdığı düşünülürse, işkence hâlinin biraz daha yukarılara, en tepelere taşındığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Değerli arkadaşlar, yaptığımız görüşmelerden sonra toplanıp parti gruplarındaki üyelerle birlikte, evet, bu sorunun partilerüstü, politikalarüstü, siyasi beklentiler ve kaygılarüstü bir sorun olduğunu tartışabiliyoruz ama sorunu buraya getirdiğimizde çözüm bulamıyoruz. Hâlbuki halkımız, kamuoyu her türlü sorunun çözüm yerinin burası olduğunu çok iyi biliyor fakat biz bundan çok uzağız. Bunu kabul etmek zorundayız değerli arkadaşlar.

Bunun yanı sıra, şimdi, yaşam hakkından bağımsız düşünülemeyecek nitelikte olan sağlık hakkı sebebiyle hasta kimliğinin yansıması, kişiyi yaşatmak için gerekli tıbbi koşulların “ama”sız, “fakat”sız bir şekilde yaratılmasını zorunlu kılar. Baskıcı rejimlerde mahpusluk kimliğinin belirlediği zorunlu yaşam alanı, hasta kimliğinin gerekli kıldığı uygun tıbbi koşulların olgunlaştırılması için çoğu kez çatışma hâlindedir. Yani biz birini tutuklu tutacağız, ömür boyu tutsak edeceğiz ve bu sebeple de sağlık hakkından ne yazık ki yararlanmasının önüne geçeceğiz. Şimdi, ülke tabii ki gerçekten çok kaotik bir ortamda devam ediyor. Bakın, hasta tutsaklara ilişkin bir konsensüs oluşmuştu ve derhâl, zaman kaybetmeden 300’ü aşkın ağır hasta tutsak tahliye edilmeliydi. Ne oldu? Adli Tıp Kurumu “Cezaevinde kalamaz.” şeklinde verdiği raporları, bir gecede, birkaç gün içerisinde “Cezaevinde kalabilir.” şekline dönüştürdü. Şimdi, ben, 15 Temmuz sonrası, özellikle bu tutuklamaları, kurumlardaki tutuklamaları ve gözaltına alınmaları biraz araştırırken Adli Tıp Kurumundan 100’e yakın çalışanın, bu raporlardan sorumlu olan kişilerin gözaltına alındığını, mesleğinden ihraç edildiğini ve tutuklandığını öğreniyorum. O hâlde bu raporların gerçekten gerçeği yansıtıp yansıtmadığına dair hepinizin aklında herhâlde asgari bir fikir oluşmuştur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, çok sayıda örnek verebilirim, çok, ama özellikle yakın zamanda olan bir örneği sizlerle paylaşmak istiyorum: Manisa E Tipi Cezaevinde bulunan kronik şeker hastası hasta mahpus Hasan Ertuğrul, zatürre hastalığı nedeniyle kaldırıldığı Manisa Devlet Hastanesinde 21 Ekim 2016 tarihinde yaşamını yitirmiştir; yakın bir tarih. Ertuğrul, yaşamanı yitirmesinden yaklaşık iki hafta önce şeker koması nedeniyle hastaneye kaldırılmış, tedavisinin ardından ilaç verilerek cezaevine geri gönderilmiştir. Daha sonra zatürre nedeniyle tekrar rahatsızlandığında ise hapishane idaresi -değerli halkımız ve kamuoyu bunu çok iyi duymalı- “Daha geçen hafta götürdük.” diye Ertuğrul’u hastaneye sevk etmeyi reddetmiştir. Durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırılan Ertuğrul, zamanında müdahale edilmediği için Manisa Devlet Hastanesinde yaşamını yitirmiştir değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu konunun tekrar altını çizmekte yarar var: Bütün politikaları, bütün siyasi kaygıları, her şeyi bir kenara bırakmak zorundayız; biz, bu soruna bir çözüm bulmak zorundayız. Yakın zamanda cezaevlerinden ölüm haberleri gelecek; bizler, tabutları, cenaze torbalarını o cezaevlerinden çıkarmak durumunda kalacağız. Bu sesin, bu talebin, lütfen bütün partiler tarafından iyi anlaşılması gerektiğinin altını tekrar çizmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Şimdi, biliyorsunuz, CPT yakın zamanda Türkiye’deki cezaevlerini gezdi, ziyaret etti ve buna ilişkin bir rapor hazırladı. Burada da çok açık bir şekilde, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerini raporuna yansıttı. Hasta tutuklu ve hükümlülere ilişkin ağır ihmalin olduğu, derhâl hasta tutsakların, koşullarının uygun olduğu çerçevedeki koşulları, gelin birlikte cezaevlerini ziyaret ederek tekrar ortaya koyalım. Gelin, bugün bir heyet kuralım ve cezaevlerini ziyaret edip hasta tutsakları kendimiz tespit edelim. AKP’si, CHP’si, MHP’si, HDP’si birlikte gidip birlikte karar verelim. Bir komisyon kuralım burada ve bu hasta tutsakları birlikte tespit edip koşullarını oluşturalım ve daha fazla geç kalmadan, ölüm haberlerini duymadan buna bir çözüm olalım değerli arkadaşlar.

Şimdi, yakın zamanda çok fazla siyasi operasyon gerçekleşti. Bunlardan birisi de, çok değer verdiğimiz Sayın Ahmet Türk. Biliyorsunuz, kendisi, çok riskli bir rahatsızlığı olmasına rağmen, tutuklanmıştır. Şu koşullarda cezaevinde kalması mümkün değildir değerli arkadaşlar. Sayın Türk’ün tarihe geçen sözünü hatırlatmak isterim: “Ben içeri girmişim girmemişim ne olacak ki; mesele, bu kan nasıl duracak, o nasıl çözülecek, bu kan nasıl duracak?” sözünü Parlamentonun dikkatine sunmak isterim. Bu büyük söz kendisine aittir. O üstüne düşeni yapmıştır ama biz dışarıda olanlar, insan hakkı savunucuları, hukuk savunucuları, onun biraz önce konuşmamda belirttiğim bütün bu hak ihlallerine karşın hâlâ cezaevinde kalmasına ilişkin tek bir yorum yapamıyoruz. Hiçbir partiden bu tutuklamalara ilişkin tek bir söz duyamıyoruz.

Değerli arkadaşlar, hukuk hepimize lazım hiçbir parti ayrımı, hiçbir kişi ayrımı yapmadan. Bu hukuksuz tutuma, bu haksız tutuma derhâl son verilmesi için hep birlikte, öncelikle hasta tutsakların tahliye edilmesi için hepimiz elimizi taşın altına koyalım ve bu sorumluluğa karşı bir refleks gösterelim diyorum değerli arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Şehitlerimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Önerge üzerindeki değerlendirmeleri yapmadan önce, bugün Genel Kurulun girizgâhtaki gündeminin genelini oluşturan Fırat Kalkanı’nın Türk milleti için ne kadar önemli olduğunu, Türk devletinin bekası için ne anlam ifade ettiğini çok iyi anlamak ve anlatmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, iktidar muhalefet fark etmeksizin, Türkiye'nin yoğun bakım şartlarından geçtiğini ve bu olağanüstü şartlar içerisinde millî birlik beraberlik içerisinde, seferberlik ruhuyla hareket etmek gerekliliğini sadece sözlerde değil, uygulama ile eylemde her alanda göstermekle mükellefiz. Bugün itibarıyla Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin hazırlamış olduğu kamuoyu açıklamasını dikkatle takdirlerinize sunuyorum, görmeyenlerin mutlaka okumalarını öneriyorum.

Oradan hareketle, Fırat Kalkanı operasyonuna karşı millî birlik ve beraberlik ve millet iradesinin, Türkiye’deki, PKK’ya karşı verilen, FET֒ye karşı verilen mücadelede olduğu kadar kamuoyu desteğini arkasına alması bir zarurettir arkadaşlar. Türk askeri oraya normal şartlar altında gitmedi; Basra Körfezi’nden Akdeniz’e uzanan, kantonlar hâlindeki, kurulmak istenen, “Kürt devleti” diye anılan terör şebekelerinin, adına kurban olacakları Türk halkını istismar edenlerin terörist faaliyetlerine engel olmak ve insanlık için büyük bir tehlike olan, önce “IŞİD”, sonra “DEAŞ” denilen o canileri oradan söküp atmak için gitti. Tarihin sorumlulukları Türk’e hep bu vazifeyi vermiştir, Türk de gereğini yapmıştır. Bugün Türk askeri aynı sorumlulukla oradadır. Siyasete düşen, Hükûmete düşen, bizlere düşen görev, Fırat Kalkanı operasyonunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin oraya ne için gittiği konusunda kamuoyu desteğini yeteri kadar arkasına alabilecek çalışmalar yapmak. Bakın, hepimizin gördüğü bir durum var, Suriyelilerle ilgili, Türkiye'de misafir olan bu vatandaşlarla ilgili kamuoyunda büyük bir hoşgörü vardı ama şimdi, inceden inceden fitne fesadın da harekete geçmesiyle, “Suriyeliler bu memlekete gelecekler, güllük gülistanlık yaşayacaklar, devlet onlara bakacak, bir kısmı gülüp eğlenecek sahilde, cazda, barda, pavyonda -ki bunun örnekleri özellikle Mersin bölgesinde çok acı bir şekilde yaşanıyor- benim askerim de onlar için orada mı ölecek?” diyecek. Böyle bir şey yok ama böyle olmayan algıyı kamuoyuna pompalayarak fitne sokmak isteyenlere karşı Fırat Kalkanı operasyonunun Türk millî güvenlik meselesi olduğu ve bugün Ankara’da, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisinde huzurla hareket edebilmenin vazgeçilmezinin bir gereği olduğu ve bunun bununla da sınırlı kalmayarak El Bab sonrasında Afrin’e ve Menbic’e kadar devam etmesi gerektiği, özellikle Afrin’in temizlenmeden o bölgeden çıkılmaması gerektiği mutlaka ve mutlaka vurgulanmalıdır. Ve bölgedeki yerel unsurlarla ve o bölgedeki Türkmen damarıyla da münasebet içerisinde, bu yerel güçlerin o bölgede tampon bir vaziyet alması gerekir.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak vaktinde şunları söyledik, evet söyledik, doğru; Suriye tamponuyla alakalı ilk uyarıyı MHP Genel Başkanı yaptı, doğru ama biz geçmişin defterini karıştırarak bugünkü hâlin hesabını soracak gün olmadığı, Türk devletinde bir kriz, toplumun içerisinde bir kaos hâlinin her an mümkün olduğu gerçeğine göre siyaset yapıyoruz. “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” anlayışının bugünlerde sözde değil özde sınavının verildiği günleri yaşadığımızın idrakindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu, sayın milletvekilleri ve başta Sayın Genel Başkan olmak üzere bu bilinçle hareket ediyor; bu bilinci besleyen ve destekleyen Milliyetçi Hareket Partisinin tüm teşkilatları da aynı duyarlılıkla hareket etme olgunluğunu gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, bugün, cezaevinde mağduriyet yaşayan, hasta olan, gerçekten, insan olmanın gereği, hastalık kimliği ve mahkûm kimliğini bir arada taşımakta zorlanan insanlar vardır, doğrudur. Onlara şifa diliyorum öncelikle. Bu konuda, Cezaevi İnceleme Alt Komisyonuna gelen müracaatlar yerinde değerlendirilerek birtakım temaslarda bulunuldu. İnanıyorum, bu Komisyonun yetkilisi, iktidar partisi grubu adına çıkacak olan arkadaş bunların hepsini anlatacaktır. Bunu değerlendirirken mahkûmiyet kültürünün, cezaevi kültürünün, zindan kültürünün insanlık tarihi kadar eski olduğu gerçeğini bilmek ve hatırlamak lazım ve “zindanlar, mahpushaneler, mahpuslar, cezaevleri” kavramlarının üzerine çok değişik felsefe metinleri, değişik efsane metinleri ve dahi türküler, şarkılar oluşarak bir kültür oluşturmuştur. Toplumun, devletin genel uygulamalarına karşı uyum gösteremeyen ve toplumsal normların ve yasal sınırların dışına çıkanların mahkûmiyetle rehabiliteleri ve daha sonra da topluma yeniden entegrasyonu konusunda insanlık çok erken zamandan bu tarafa bu uygulamayı yapmaktadır.

“Zindana atılmak” terimi benim ilk etapta dikkatimi çeken bir kavramken bugün yakıp yıkılan Halep Kalesi’ni o güzel günlerde gezerken ve bir kültür etkinliği yaparken Halep Kalesi’nin zindanını gördüm ve zindanda yukarıdan aşağıya bir boşluk olduğunu ve o boşluktan aşağıya, zindana mahkûmların atıldığını ve değişik ihtiyaçların oradan giderildiğini. Şimdi, zindana atılmaktan, mahpus olmaktan neredeyse otel konforunda, hayat standartlarının temel insan ihtiyaçlarına göre örüldüğü bir noktaya gelinmiştir. Yani, yiğidi öldür, hakkını inkâr etme. Yerinde gördüklerimizle beraber, Türkiye Cumhuriyeti devleti, insan hakları ve hukukunun standartları ve cezaevi konforu noktasında özel bir gayret içerisinde. Yani bugünkü Hükûmetle sınırlı tutmuyorum, bu bir birikimdir, o birikimin tekamülüyle buraya kadar gelmiştir. Ama cezaevlerini, bir şekliyle, siyasal arka bahçe, ideoloji ve kamplaşmanın birimi yaparak kendilerine hâkimiyet alanı kurup oradan bir alan açmaya çalışanlara da devletin en kararlı tavrı, elbette ki uygulamalar içerisinde gözükecektir.

Şimdi, bizler, milliyetçi, ülkücü hareketin içerisinde yetişen arkadaşlar, cezaevi geleneğini kendi çevresinde, akrabasından, birinci derecede mahpus olan olmasa da ülkücü ağabeylerinden anılarını çok dinlemiştir. Zindanları taş medreseye, mahpushaneleri mekteplere çeviren bir kültürün çocuklarıyız. Elbette ki orada, mahpushane kapısında çileler çeken annelerin, bacıların, eşlerin öykülerini dinledik. O, mahpus yatan taş medreseli ağabeylerimiz bugün kurumsal bir kimlik olarak da milliyetçi, ülkücü hareketin içerisinde yaşıyor, onun gazileri, cezaevi anılarıyla beraber. Onların yaşadıkları standartlar ve onların maruz kaldığı işkencelere rağmen, C-5’lerdeki cereyanlı tellere rağmen kendi devletiyle barışık tutum ve davranışları, gerçekten, insanlık adına, devlet, millet adına bir örnektir.

Buraya çıkılır, “Diyarbakır Cezaevinde insanlara dışkılar yedirildi. Diyarbakır Cezaevi olmasaydı dağlara çıkılmazdı…” Zamanın gözde siyasetçileri “Ben de Diyarbakır Cezaevinde olsaydım ben de dağa çıkardım.” gibi aforizmalar yaparken Mamak’ta zulüm görenler acaba bunu niye yapmadı? Acaba bu konularda ulvi ve erdemli bir tavır çıkartabilerek oralardan farklı bir yere evrilebileceğini neden göremediler? Burada, elbette ki devlet otoritesine kesin, tartışmasız itaatten bahsetmiyorum. Elbette ki olumsuzluklar vardır, eksiklikler vardır, insan unsurunun olduğu yerde her türlü olumsuzluklar vardır; bunlara karşı mücadeleyi el birliğiyle yapalım, ortak vicdanla yapalım.

Bugün itibarıyla, bu cezaevlerinde, gerçekten aciliyet arz eden ve hayati pozisyonda olan, kendi temel ihtiyacını kendisinin karşılayamayacağı noktada olan tutukluların durumunun vicdani ve insani olarak Komisyon tarafından takip edilmesi ve yasal zeminlerle yetkili birimlere elbette ki ulaştırılması kadar doğal bir şey olamaz ama bunu bir istismar alanına, ideolojik arka bahçeye çevirmemek lazım. Dönemin Cumhurbaşkanının yetkisini kullanarak yapmış olduğu uygulamalarda olduğu gibi tek taraflı değil, samimiyetle yaklaşmak lazım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ikinci ve son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan yaşamına çok önem verilmeyen bir dönemden geçiyoruz maalesef yani ben burada rakamlar vermek istemiyorum çünkü insan ölümü maalesef günlük yaşamımızda bir sayıdan, rakamdan ibaret hâle geldi. Son on sekiz ay içerisinde ölen, yaşamını yitiren insanların sayısı yüzlerce -asker, polis, sivil- ve bununla ilgili olarak da sonuçta bu Meclisin aldığı bir tedbir yok. Daha dün El Bab’da 16 asker şehit edildi, yaşamını yitirdi. Normal koşullarda bir ülkede 16 askerin şehit edilmesi, yaşamını yitirmesi hâlinde orada yaşam durur ama bizde hiçbir şey olmamış gibi yaşam devam ediyor, hatta Mecliste yaşam devam ediyor. Dün bu haberin duyulmasından sonra Anayasa Komisyonu faaldi ve Anayasa Komisyonunda CHP’li üye arkadaşlarımız bir teklifte bulundular, “Bir dakikalık saygı duruşunda bulunalım.” dediler. Yani bu sembolik bir şey, anma ve orada bir anayasa tartışması yapılıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğu bu bir dakikalık anmayı bile ölümlerin sıradanlaşması bakımından kabul etmedi ve Anayasa Komisyonunda, ölen, yaşamını yitiren, şehit edilen askerlerin anısına bir dakikalık bir saygı duruşu bile yapılamadı değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu ortam içerisinde hasta tutukluları konuşuyoruz. Bakın, cezaevleri, bütün dünyada insan haklarının ölçütü bakımından seçeneklerden bir tanesidir ve başta gelir. Çünkü, sizin gözetiminiz altındadır, devletin gözetimi altındadır ve oradaki standart, ortalama bir ülkedeki insan hakları standardını gösterir. Ona bakarak insan hakları durumu bir çerçeve çizer bütün dünyada. Türkiye’de öyle mi? Evet, Türkiye’de öyle maalesef. Cezaevleri, geleneksel olarak insan haklarının en ağır şekilde ihlal edildiği ortamların başında geliyor. Hele hele Türkiye’de geleneksel olarak böyle. Ve son yıllarda da çok ağır bir biçimde böyle ve son bir yılda, 15 Temmuzdan sonra çok ağır bir biçimde, sistematik olarak insan hakları ihlalleri var cezaevlerinde. Ve bu ihlaller nedeniyle -biraz önce ben saydım- 35 insan, yurttaş cezaevinde yaşamını yitirmiş, intihar etmiş, yaşamına son vermiş, şüpheli bir şekilde ölmüş 15 Temmuzdan sonra. Sadece rakam veriyorum yani, isimleri var; savcısı var, polisi var, öğretmeni var, sıradan insanı var. Yani cezaevleri öyle güllük gülistanlık değil ve bir işaret veriyor bütün Türkiye bakımından.

Şu anda kayıtlara göre 960’a yakın hasta tutuklu var cezaevlerinde ve bunların 331’i ölüm sınırında. Hepsinin ayrı hikâyesi var ve 5275 sayılı Yasa da maalesef bunlarla ilgili olarak birçok zorlaştırıcı düzenlemeyi içeriyor. 16’ncı maddesi, Adli Tıp Kurumunu, tarafsız ve bağımsız olmayan Adli Tıp Kurumunu tek bilirkişi olarak seçiyor, kendi bulundukları hastanelerden aldıkları raporlar geçerli olmuyor, Adli Tıp Kurumu bakımından da aylarca sıra bekliyorlar. Ve Adli Tıp Kurumunun da tarafsız ve bağımsız olmaması nedeniyle de sonuçta raporlar çıkmıyor ve birçok insan ölümü cezaevinde bekler duruma geliyor. İşte son yıllarda, özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisinin son on beş yılında cezaevlerinde ölüm, özellikle hastalık konusunda, yüzde 400 artmış durumda. Bunu şöyle şey yapabilirsiniz yani “Eskiden biz Türkiye'yi devraldığımızda cezaevlerindeki mevcut 50 bindi, dolayısıyla şimdi 200 bine çıktı, ölü sayısı cezaevlerinde 50 ise şimdi 200’e çıkması da normaldir.” diyebilirsiniz. Ama normal demokratik bir ülkede, insan haklarına saygılı bir ülkede hiçbir insanın hiçbir nedenle, özellikle hastalık gibi bir nedenle cezaevlerinde ölmemesi lazım.

Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği karar da var: Gülay Çetin, Türkiye kararı, 2013 yılında. Hastaneye ulaşamama ve bu nedenle de tedavi görmeme nedeniyle Türkiye'yi hem işkence yasağından, 3’üncü maddesinden hem de 14’üncü maddesinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden mahkûm etmiş 2013 yılında. Bu kararın gereğini Türkiye yerine getirmiş mi? Hayır, getirmemiş. Bunun gibi onlarca örnek var ve Türkiye’de, tıpkı olağanüstü hâl döneminde Dicle’de, Silopi’de, Nusaybin’de, Diyarbakır’da, Sur’da olan ölümlerden dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulardan dolayı, 35 başvuru nedeniyle nasıl Hükûmetten bir karşılık istemişse yakın gelecekte, çok yakın bir zamanda, cezaevindeki ölümler nedeniyle de Türkiye'den, Hükûmetinizden bir yanıt istemek durumunda kalacak ve bunlar da maalesef sizin tarafınızdan yanıtlanamayacak, maalesef yanıtlanamayacak.

Değerli arkadaşlar, cezaevlerini ziyaret ediyoruz, gerçekten de yani insan onuruyla bağdaşmayan bir durumda olan birçok mahkûm ve tutuklu var ve bizim, cezaevine girmeden önce tanıdığımız insanlar var. Birçok gazeteci var, isimlerini buradan teker teker saymayacağım ama bu sıralarda oturan insanların randevu almakta zorlandığı, köşe yazısında ismi geçerse belki milletvekili olabileceği şeklinde telkinde bulunduğu insanlar şu anda cezaevlerinde ve hastalar, birçok hastalığı var ama bu sıralarda bulunan hiçbir insan, bir milletvekili, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri bunlar konusunda kendi dostlarına ve arkadaşlarına bir tek ahde vefa göstermiş durumda değiller. Hastalar, tutuklanmamaları lazım; zaten tutuklanmamaları lazım bana göre, bir hukukçu olarak söylüyorum ama onların referansıyla bu sıralarda bakan olmuş insanlar bile tek bir kelime bir ahde vefa göstermiş değiller, bir kelime bile. Bizim tanıdıklarımızı, onları ben gidip ziyaret ediyorum, her ne kadar bakan bizi suçlasa falan da gidip ediyorum, etmeye devam edeceğim.

Biraz önce söylendi, bakın, 15, 16, 18, 19, 23 ve 24’üncü Dönemlerde bu sıralarda milletvekilliği yapmış Ahmet Türk var, bir iki dönem söylemedim, 6 dönem bu sıralarda milletvekilliği yapmış, bir kentin Büyükşehir Belediye Başkanı, kalbinde pil var, kalbi durduğu zaman o pil devreye giriyor, o pil devreye giriyor. Büyükşehir Belediyesine kayyum atanmış, kendisi dört gün sonra tutuklanıyor. Şimdi, eskiden gerçekten yargıçlar vardı ya yani bakar durumuna, kaçma şüphesi yok, delilleri karartma şüphesi yok, yaşına bakar, hastalığına bakar, cezaevine göndermez. Ama, öyle bir yargı durumu yarattınız ki, öyle bir yargı durumu yarattınız ki en alttaki insani duruma bile özen göstermeyen düşman yargıçlar yarattınız, düşman yargıçlar. Karşısındakine düşman bakan, karşısındakini insan görmeyen, yurttaş görmeyen ve aldığı talimatla zindanda çürümeye terk edilen insanlar olarak gören yurttaş bir hâkim, bir savcı kültürü yarattınız. Bakın, bunu milletvekili olmadan önce, on yıl önce yazdım “90 kuşağı çocuklar ve yargıçlar.” diye. Böyle bir yargı kültürü yarattınız, böyle bir yargı kültürü. Eğer Ahmet Türk’ü hapse atmazsa kendisinin FET֒cü olmaktan tutuklanacağı hâkimler yarattınız, böyle bir ortam yarattınız. Bunun gibi onlarca örnek var, bunları sorgulayacağız.

Şimdi, Anayasa taslağı getirmişsiniz. Anayasa’nın 9’uncu maddesine, “yargının bağımsızlığı”nın yanına “tarafsız” yazacaksınız. “Tarafsız” yazmakla yargı tarafsız oluyor mu şimdi bağımsız olduğu gibi, oluyor mu? Yine olmayacak. Neden? Sizlerin kibri yüzünden, sizlerin kibri yüzünden.

Bakın, cezaevlerindeki yurttaşlarımızın tümü bizlerin namusudur kim olursa olsun, suçu ne olursa olsun.

Bakın, milletvekilliği bir onurdur. Bu Mecliste bulunmak, bu zorlukla kurulmuş bu Mecliste bulunmak bir şereftir. Bu onur ve şerefle bize düşen, en mazluma, en hakkı ihlal edilene burada sahip çıkmaktır ama biz yapıyoruz maalesef. Bu Mecliste buna yönelik tek bir adım atılmıyor.

Umarım, bir vicdan sahibi bunu dinler ve bu konuşmadan sonra, tutuklu olan, hükümlü olan mahpuslar konusunda, tutuklular konusunda bir adım atar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Benli konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Benli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA BENLİ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisi hakkında görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak temel ve öncelikli ilkemiz, özgürlüğünden yoksun bırakılan herkese insan haklarının gerektirdiği şekilde, insan haklarına saygılı olarak davranılması gerektiğidir. Mahpusların sağlığı yani tutuklu ve hükümlülerden oluşan mahpusların sağlık haklarına erişimi de bu anlamda çok değerli bir konudur. Sonuçta, Türkiye’de sadece bir yıl içerisinde 274 bin insana kanser teşhisi konuluyor, sadece bir sene içerisinde 74 bin insanımız da kansere bağlı sebeplerle vefat ediyor.

Şimdi, bu noktada Türkiye’de, yüz binlerce kişinin şeker hastalığı, kanser ya da çok daha ağır hastalıklara düçar olduğu ülkemizde, 80 milyonluk ülkemizde, özellikle de uzun süreli infaz esnasında cezaevlerinde bulunan insanların bu hastalıklardan ari olması düşünülebilecek bir konu değil.

Bu da gerek hasta kişilerin yani zaten hâlihazırda hastayken ya da engelliyken suç işlediği için cezaevine giren kişilerin gerekse özellikle de uzun infaz dönemlerinde hastalığa kapılarak içeride bulunan kişilerin bulunduğu durumlar, onların özellikle ağır hasta bulunma durumları özel çalışma yapılmasını gerektiriyor.

Bu noktada da zaten Türkiye pek çok değişik düzenlemeler yapmak zorunda. Bu, zaten bizim bir mecburiyetimizdi çünkü devletler, vatandaşlarının, herkesin -daha doğrusu- beden ve ruh sağlığını gerçekleştirebilmesi için gerekli önlemleri almak zorunda. Bunun dışında da, bu yükümlülüğünü yerine getirirken de herhangi bir ayrım yapmamak zorunda yani içeride ya da dışarıda olması, cezaevi içerisinde ya da dışında olması fark etmeksizin, bunlar arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin gerekli önlemleri almak zorunda. Bunun için, zaten Türkiye hem yasal düzenlemeler gerçekleştiriyor hem de 2009’da Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığıyla yaptığı ikili protokol ya da 2011 yılında Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığıyla beraber yaptığı üçlü protokol gibi değişik protokollerle de fiilî alanda yaşanan sorunları çözmek için gayret gösteriyor.

Öncelikle, devlet, mahpusların da sağlık hakkına erişimini sağlayabilmek için onlara ücretsiz bir sağlık sistemi oluşturmak durumunda. Onların hem sağlık hizmetleri hem de her türlü ilaç giderleri Adalet Bakanlığı tarafından karşılanıyor. Öncelikle, tutuklu ve hükümlüler ceza infaz kurumlarına girdikleri zaman ilk kabul muayeneleri yapılıyor ve onların sağlık raporları oluşturuluyor. Öncelikle, hastanelere gidemeyen bireyler için cezaevlerinde aile hekimliği uygulaması başlatıldı çünkü biliyorsunuz ki cezaevlerinde revir uygulaması vardı, kendi cezaevlerinde çalışan doktorlar yeterli olmadığı için dışarıdan da bir denetim mekanizması oluşturmak üzere aile hekimliği kuruldu. Şimdi, ilk kabuller yeterli olmadığı zaman, cezaevinde o ilk sağlık basamağı yeterli olmadığı zaman da içeride hasta olanların dışarıdaki hastanelere sevkleri sağlanıyor. Bunun için de doktorun ya da doktorun bulunmadığı durumlarda amirin onay vermesi yeterli. Öncelikle, cezaevine ait olan ambulanslar ya da 112’den çağrılan ambulanslarla, çok acil durumlarda, istisnai durumlarda da cezaevi ring araçlarıyla hastanelere gönderiliyor.

Şimdi, mahpusların sürekli hastanelere gitmelerinin engellenmesi için zaten rehabilitasyon merkezleri oluşturuldu. Yani bizim “R tipi kapalı cezaevi sistemi” değimiz sistemde, tek başına cezaevinde kalamayacak olan kişilerin, özellikle de Adli Tıptan rapor bekleyen kişilerin bu rehabilitasyon merkezlerinde bulunmaları, böylelikle beklerken, aynı zamanda infazlarını çekerken hastalıkları sebebiyle de tedavi olmaları sağlanmış durumda ancak bu, çok yeterli değil. Şu an Metris R Tipi Cezaevimiz var, Menemen’de var, Elâzığ’da tekrar oluşturulan var. Yeterli olmadığı için de devlet hastanelerinden yardım alınıyor. Özellikle üçlü protokol çerçevesinde Sağlık Bakanlığında yapılan çalışmalarda, hastanelerin, kampüs hastanelerinin mahpus koğuşları oluşturulması hem gelen mahkûmların kaçmalarının önlenmesi, güvenlik riskinin ortadan kaldırılması, hastanedeki doktor ve diğer çalışanların güvenliklerinin sağlanması ama bir taraftan da o tutuklu ve hükümlülerin sağlık haklarına erişimleri için de gerekli düzenlemeler yapılıyor. Aslında, bizim asıl burada sıkıntı yaşadığımız konu, cezaevinde bu tarz rehabilitasyon merkezine giderek ya da devlet hastanelerine gidip gelerek yeterli tedavi alamayan ve hastalıkları, ağır hastalıkları ya da engellilikleri nedeniyle cezaevlerinde kalmalarına fiilî anlamda imkân olamayan ve toplum güvenliği açısından da ağır ve somut bir tehlike içermediği değerlendirilen kişilerin hapishaneden çıkması. Bununla ilgili olarak da AK PARTİ zaten yasal düzenleme yapmış durumda, 2013’te buna ilişkin düzenleme gerçekleştirdi. Biliyorsunuz, Anayasa’da, zaten, Cumhurbaşkanımızca kocama, hastalık ya da engellilik sebebiyle cezaevinde bulunamayacak kişilerin affedilmesine ilişkin, cezaların infazının ertelenmesine ilişkin bir düzenleme mevcuttu, bunun yeterli olmadığı durumlar için, aslında, Adli Tıptan ya da hastanelerden alınacak raporlarla bu kişilerin dışarı çıkartılması için özel bir düzenleme getirildi. Şu ana kadar, aslında, bununla ilgili müracaat eden yani “Ben, ağır hasta olduğum için ya da engelli olduğum için cezaevinde kalmama fiilî anlamda imkân olmuyor.” diyen kişi sayısı 8.152 ve bunlardan 800’ü olumlu sonuçlanmış ki 28’i terör suçlularıdır. Bu da Adli Tıbbın karar verirken herhangi bir şekilde sağlık kriteri dışında başka siyasi mülahazalarla hareket etmediğini gösteriyor. Diğer 2.196’sını devlet hastaneleri reddetmiş, kişinin cezaevinde o hastalığına rağmen kalabileceğine dair karar vermiş, 1.064’ü Adli Tıp tarafından reddedilmiş. Bu da, dediğim gibi, tek başına, Adli Tıbbın sağlık mülahazaları nedeniyle kişilerin başvurularını reddetmediğine dair önemli bir örnek. Aslında, burada, belki, düşünmemiz gereken şey, Adli Tıp rapor verdikten sonra yani bu kişinin ağır hastalığı ya da engelli olma durumu o kişinin cezaevinde kalmasına engel olduğuna ilişkin bir sağlık raporu bulunmasına rağmen, ayrıca toplum güvenliği açısından ağır ve somut bir tehlike olup olmadığının araştırılması; ki daha önce mevcut olan toplum güvenliği açısından tehlike oluşturma kriterini yine AK PARTİ “ağır ve somut tehlike” olarak ayrıca net bir kritere kavuşturmuş durumda. Belki bizim değerlendirmemiz gereken husus bu, hiç olup olmayacağı; ki daha önce Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve değişik kuruluşlar bu alanda çalışmalar yaptılar, hem STK’larla hem kamu kuruluşlarıyla değerlendirmeler yaptılar, bununla ilgili rehabilitasyon merkezleri ziyaret edildi.

Bizim bakmamız gereken şey, bu kuralın net ve somut olarak uygulanıp uygulanmayacağı. Kaç kişiye uygulandı ve o kriterlere, Adli Tıptan rapor almasına rağmen “Hayır, bu kişi cezaevinden çıkmamalı çünkü bu kişi toplum güvenliği açısından tehdit oluşturuyor.” kararı verilmesindeki kriterlerin ne olup olmadığına bakmanız lazım. Şu ana kadar bu karar verilen kişi sayısı sadece 11; 1 tanesi örgüt, diğer 2 tanesi terör suçları, 8 tanesi adli suçlar ve tek tek bu dosyalara baktığınızda zaten sayısal anlamda sadece 11 kişi hakkında bu kararın verilmiş olması somut ve ağır tehlikenin var olduğu durumlarda kararın verildiğini gösteriyor. Ayrıca, tek tek dosyalara baktığınız zaman, bunların çok büyük bir çoğunluğunun ağırlaştırılmış müebbet cezası alan kişiler olduğunu görüyoruz ama kişinin ağırlaştırılmış müebbet cezası alması, tek başına onun dışarı çıkmasına engel teşkil eden bir durum değil.

Tek tek dosyalarına bakıyorsunuz. Örneğin, bir tanesi bomba atarken bomba elinde patladığı için 2 elini kaybeden bir kişi.

BURCU ÇELİK (Muş) – Ergin Aktaş.

FATMA BENLİ (Devamla) – Bu kişiyi çıkardığımız zaman onun canlı bomba olma ihtimali olup olmadığını değerlendirmek fiilî anlamda mümkün değil. Bir tanesi, karısına tehdit mektubu gönderip “Çıktığım zaman seni öldüreceğim.” diyen kişi; ki daha önce cezaevinde kısmi süreli izinle çıkıp da eşini öldüren bir sürü vaka biliyoruz. Şimdi, bu vakanın varlığı, bizim açımızdan çok rahat bir şekilde “Hayır, bu kişiyi biz yine de çıkaralım:” deme imkânını bize vermiyor maalesef. Bir tanesi, yatalak hasta olmasına rağmen, uyuşturucu baronu yani onun hastalığı maalesef o suç örgütünü yönetmesine engel değil; ki bana göre o 11 kişiden en somut örnek ise Nihat Ilıman örneği. Nihat Ilıman, bizatihi Adli Tıp raporuyla hapishanede kalmasına imkân olmadığı belgelenmiş bir kişi ama dışarı çıktıktan sadece on beş gün sonra bir başkasını vuruyor ve tekrar cezaevine girdiğinde yeniden Adli Tıbba müracaat ediyor, yine Adli Tıptan “İçeride kalamaz.” diye rapor alıyor ama bu durumda da toplum güvenliği açısından tehdit var denebiliyor.

Dolayısıyla, bu konunun bu kadar somut ve keskin olmaması, çok rahat bir şekilde karar verebileceğiniz bir husus olmaması bu konuda çalışma yapılmasını gerektiriyor. Sonuçta her bir bireyin yaşam hakkı, özel çalışmayı gerektiren bir durum. Bununla ilgili çalışmalar zaten sürüyor ancak bizatihi Meclis araştırma komisyonu raporunun konusuyla alakalı olarak Meclis çatısı altında zaten bir alt komisyonumuz var. İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun altında tutuklu ve hükümlü haklarına ilişkin, özellikle bu konuyu değerlendirmek üzere Tutuklu ve Hükümlü Hakları Alt Komisyonu mevcut.

Dolayısıyla, bizatihi araştırma komisyonu kurulmasını gerektiren konuda ayrı bir komisyon olduğu düşüncesiyle ret oyu vereceğimizi ifade ediyorum ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Benli.

Buyurun.

BURCU ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli hatibin konuşmasında belirttiği bir konuyu düzeltmek zorundayım. Bahsettiği örneklerden biri Ergin Aktaş, iki eli kopan insandan, mahpustan bahsediyoruz. Burada tartışılmış; Adalet Bakanı tarafından, Bakanlık tarafından cezaevinde kalamayacağı, şu anda yasalar gereği cezaevinde kalamayacağı burada deklare edilmiş fakat unuttuğumuz bir şey var Sayın Benli. Bu kişi şu anda tek başına tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Eğer mesele onun dışarı çıkıp topluma, kamuoyuna zarar vermesiyse, eğer bunu bu şekilde açıklayarak gerekçesini bu şekilde açıklıyorsanız bu kişinin tek başına tek kişilik hücrede nasıl kalabildiğini de hangi yasayla, hangi uygulamayla kalabildiğini de kamuoyuna açıklamanız gerekiyor diye düşünüyorum.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Düğün sofrasına mı oturtacağız?

BURCU ÇELİK (Muş) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın dördüncü bölümünde yer alan maddelerinin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi beşinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Beşinci bölüm, 113’üncü madde ila 141’inci maddeleri kapsamaktadır.

Beşinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın İsmail Faruk Aksu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın beşinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Türkiye maalesef kaotik bir süreçten geçmekte, Türk milleti felaket üstüne felaket yaşamaktadır. Türk devleti kolektif bir terör kuşatması altında, aziz milletimiz ise terörizmin hain saldırılarına karşı nefret ve öfke içindedir. Beşiktaş’ta vuku bulan menfur saldırının hüznü henüz çok yeniyken Kayseri’de ortaya çıkan teröristler milletimizi canevinden vurmuşlardır. Peşinden, Ankara’da Rusya Federasyonu Büyükelçisine düzenlenen suikast, Türkiye-Rusya ilişkilerini zedelemeye, Türkiye’yi karıştırmaya ve Orta Doğu’da oyun dışı bırakmaya dönüktür. Bu şartlarda teröre karşı mücadele tüm vatan sathında ve topyekûn olarak millî dayanışma ruhu ve fedakârlığıyla yerine getirilmelidir. Bu kapsamda, güvenlik güçlerimiz gerek kutsal vatan topraklarında gerekse sınır ötesinde terörün ürediği kaynakları tamamen kurutmak amacıyla olağanüstü bir kararlılık sergilemektedir. Sınır ötesinde süren askerî operasyonlarımız kuşku yok ki sadece millî güvenliğimizi sağlamaya dönüktür ancak Türk milleti varlığını ve egemenlik haklarını savunurken ne yazık ki ağır bedeller de ödemektedir. Dün Fırat Kalkanı Harekâtı’nın 120’nci gününde 16 vatan evladının şahadet haberi milletçe bir kez daha yüreğimizi dağlamıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, silah arkadaşlarına, aziz milletimize sabır ve başsağlığı, hâlen tedavi altında bulunan yaralı evlatlarımıza acil şifalar diliyorum. Karşımızda sadece eli kanlı hain teröristler yoktur, âdeta yedi düvel, bin yıllık kardeşlik hukukumuzu bozmak ve millî varlığımıza kastetmek için her yönden ülkemize saldırmaktadır. Türkiye’ye tuzak kurmak için her fırsatı değerlendirenlere koz vermemek için Türk milleti 7’den 70’e millî bir uyanışla kenetlenmeli ve hıyaneti el birliğiyle defetmelidir.

Terörün panzeri kuşkusuz, millî birlik, dayanışma ve kucaklaşma hâlini güçlendirmektir. Bu kapsamda, siyasi ve ideolojik farklılıklar ikinci plana atılarak ve suni anlaşmazlıklar geride bırakılarak Türk milletinin ortak miras ve emanetleri birlikte savunulmalıdır. Zira, ülkemiz, herkesin küçük siyasi hesapları bir tarafa bırakarak millî sorumluluk anlayışı içinde hareket etmesini zorunlu kılan bir dönemdedir. Tehdit ve risklerin sadece terör kaynaklı olmadığı da bir gerçektir ve bu süreçte yaşanan olayların ve küresel ekonomik darboğazın Türkiye ekonomisini daha da kırılgan hâle getirebileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı sınai mülkiyete ilişkin mevzuatı bir araya toplamakta ve yenilemektedir. Bu yönüyle, kanun tasarısının Türk sanayisinin gelişmesine ve sanayicimizin rekabet gücünün artırılmasına katkı sağlayacağını değerlendiriyoruz. Mal ve sermaye hareketlerindeki serbestleşme ile bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, üretimde kullanılan girdilerin uygun fiyat ve kalitede diğer ülkelerden de temin edilebilmesinin yolunu açmıştır. Başka bir ifadeyle, sanayi üretiminde maliyet boyutuyla birlikte ürün çeşitliliği, üründe iyileştirme ve teknolojik gelişmişlik gibi kalite boyutu rekabette başarılı olabilmenin ana unsurlarını oluşturmaktadır. Yenilik ve teknoloji altyapısı güçlü olmayan ve imalat sanayisine dayanmayan bir üretim yapısıyla ekonomik hedeflere ulaşılması artık mümkün değildir. Bu çerçevede, sermaye yoğun, katma değeri yüksek, teknolojiyi teşvik edebilen ve ihracata olan bağımlılığımızı azaltacak yeni sektör ve ürünlerin önemi giderek artmaktadır. Türkiye'nin bu ihtiyacı sınai ve fikrî mülkiyet hakkının etkin korunmasını gerektirmektedir.

Ülkemizde fikrî haklar sisteminin temelleri esasen 1800’lü yıllara dayanmaktadır. Çağdaş anlamda ilk düzenlemeler ise 5 Aralık 1951 tarihli 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 12 Mart 1965 tarihli Markalar Kanunu’dur. Türkiye, özellikle gümrük birliği ve Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinden sonra yasal ve kurumsal atılımlar gerçekleştirerek yeterli olmasa da dünyadaki gelişmelere paralel bir gelişme göstermiştir. Fikrî haklar sisteminin yeterince gelişememesi ve beklenen sosyal ve ekonomik faydanın ortaya konulamaması ise fikrî hakların anlamının ve öneminin yeterince anlaşılamamış olması ve buna bağlı olarak kapsamlı bir strateji belgesinin üretilememesine bağlıdır. Diğer taraftan, fikrî haklara ilişkin politikaların belirlenmesinde ekonomi, sanayi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, yatırım ve dış ticaret politikalarıyla bir eş güdüm sağlanması gerektiği hâlde bugüne değin bu bağın kurulamadığı ve konjonktürel değişimlerden bağımsız, ileriye dönük, uzun vadeli bir strateji ortaya konulamadığı görülmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde millî yenilik sistemi oluşturulması başta olmak üzere, AR-GE payının artırılacağı, bilginin ticarileştirileceği, yenilikçiliğin ve girişimciliğin kurumsallaştırılacağı, dünyada Türk markalı ve patentli ürünlerin yaygınlaştırılması suretiyle bilimsel ve teknolojik araştırmaların yenilikler ve buna bağlı olarak verilecek patentler aracılığıyla üretime ve toplumsal faydaya dönüşmesi sağlanacağı belirtilmiştir. Ayrıca, patent, ticari marka, endüstriyel tasarım ve telif haklarının korunması amacıyla fikrî mülkiyet hakları sisteminin etkinleştirileceği, AR-GE sonuçlarının sanayiye ve üretime aktarılabilmesi için teknoloji transfer merkezlerinin yaygınlaştırılacağı ve özel sektörün AR-GE ve teknoloji üretimi yatırımlarının destekleneceğine vurgu yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, sınai haklar sistemimizin temel kurumsal altyapısı 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 1994’te kurulan Türk Patent Enstitüsüdür. Enstitü, kuruluşundan itibaren teknik ve fiziki açıdan hızlı bir gelişim göstermiş, gerçekleştirdiği başvuru, işlem miktarı ve etkinlik bakımından Avrupa’nın bu alandaki etkin kurumlarından biri olmuştur. Ancak, tescil başvurularının içerik açısından araştırılması ve incelenmesi konularında büyük ölçüde yurt dışı otoritelerine bağımlı durumda olunması sınai haklar sisteminin önemli bir altyapı sorunudur. Uzman ve teknik altyapı yetersizliği olmak üzere iki boyutu olan bu sorun nedeniyle inceleme gereken alanlarda maliyet yükselmektedir. Sınai hak konusu, ürünlerin yüksek kalite standartlarına uygun olması, Türk malı imajının ve dünya çapında tanınmış Türk markalarının yaratılması ekonominin uluslararası alanda rekabetini artıracaktır. Türk sanayisinin ihracata dönük, teknoloji yoğun, katma değeri yüksek, yerli kaynaklara dayalı, istihdam sağlayan, uluslararası rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir üretim yapısına sahip olarak Avrasya’nın ileri bir üretim merkezi olması hedeflenmesi gerekir. Orta ve yüksek teknolojili sektörlerin üretim ve ihracat içindeki payının artırılması, nispeten düşük teknolojili sektörlerde tasarım, markalaşma ve etkin pazarlama yoluyla katma değeri yüksek bir yapıya geçişin sağlanmasına gayret edilmelidir. İmalat sanayisinin ileri teknoloji üreten ve kullanabilen, azami düzeyde yerli kaynak kullanan ve etkin bir girdi tedariki sağlayan, uluslararası rekabet gücü kazanmış bir konuma ulaşması gerekmektedir. Bu amaçla girişimciliğin geliştirilmesi ve KOBİ’lerin yenilik, verimlilik, pazarlama, ortak iş yapma ve iş birliği istihdam artışına yönelik faaliyetleri desteklenmelidir. Tasarıda kurulması öngörülen fikrî mülkiyet akademisinin hiyerarşideki yeri ve konumuyla statüsü açıklığa kavuşturulmamıştır. Hem uygulamada imkân bakımından sıkıntıların ortaya çıkabileceği hem de görev, yetki geçişine, dolayısıyla çatışmasına sebep olacak düzenlemeler bulunmaktadır. Bu çerçevede akademiye ve akademi bünyesinde görev yapacağı belirtilen Türk Patent Enstitüsü Sınai Mülkiyet Hakları Eğitim Merkezine tahsis edilebilecek herhangi bir kadroya yer verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Türk sanayisinin yapısal sorunlarının çözümü için öncelikli olarak dünyadaki gelişmelere uygun, sanayiye sürdürülebilir uluslararası rekabet gücü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL FARUK AKSU (Devamla) – …kazandıracak politikaların kamu, özel sektör ve üniversite kesiminin iş birliğiyle etkin bir şekilde uygulanması zorunlu bulunmaktadır..

Bu düşünceyle kanunun ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Dirayet Taşdemir konuşacaklar.

Buyurun Sayın Taşdemir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Kasımdan beri Kandıra Cezaevinde aslında rehin tutulan Eş Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’ın Genel Kurulumuzla ve halkımızla paylaşmak için gönderdiği mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle son haftalarda bombalı saldırılarda yaşamını yitiren asker, polis, sivil yurttaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Yaşanan şiddeti ve bu şiddete yol açanları lanetliyorum. Aynı zamanda ortak acımızı ayıran, taziyelerde bile birleşme zeminini tahrip eden; vicdanen samimiyetimize siyasi etiketler yapıştırıp bu zor günleri dayanışma ve demokratik yapıcılıkla aşma niyetlerini karartan siyasi anlayışı da kınıyorum.

Bugün ne yazık ki doğrudan siyaset yapma hakkım ipotek altında olduğu için Genel Kurula dolaylı sesleniyorum. Baskı ve antidemokratik uygulamaların hep doğrudan yaşandığı bu ülkede demokratik söz hakkını kullanmak ise dolaylı olabiliyor ancak.

Ben bu seslenişi kaleme alırken partimin eş başkanlarla birlikte tutuklu milletvekili sayısı 12’ye ulaşmıştı. Tutuklanan parti yöneticilerinin sayısı da 3 bine dayandı. Dışarıda neredeyse muhalefet bırakılmadı. Ama, iktidar hâlâ memnun değil, hâlâ öfke siyaseti yapıyor ve öfkesini sözünden, ilkelerinden başka gücü olmayan HDP’ye boca ediyor, hedef gösteriyor. Sorunu çözemeyen, bizzat sorunun kaynağı hâline gelen iktidar başka bir sorun merkezi icat ederek orayı taşlatma ayinleri düzenliyor. Bugün 12 HDP’li seçilmişin hapsedilmiş olması partimize yönelik yok etme, tasfiye etme operasyonunun Meclis çatısı altındaki hâlidir. Milyonlarca yurttaşın oyuna, iradesine, seçme hakkına alenen gerçekleştirilen bu operasyon, darbecilerin yarım bıraktığı işi tamamlamaktan başka bir şey değil. Eğer darbe girişimi başarılı olsaydı, belki de Meclis'teki birçok milletvekiliyle birlikte bu hapishanelerde olacaktık.

Son bir yılda Meclisin başına gelenlerden kendisi dışında herkesi sorumlu gören iktidar, partime dönük siyasi linç ve tasfiye kampanyasıyla sorumluluğunu savabileceğini düşünüyorsa yanılıyor. Soruyorum: Ülkenin içine düştüğü çıkmazın faturası HDP'ye kesilince, seçimle sahip olduğumuz mazbatalarımız ayaklar altına alınınca, yeni saray koalisyonunun aczi HDP'ye linç ve nefret ayinleriyle örtülünce ne oluyor? Gerçek buharlaşıyor mu? Bakın, hâlâ varız ve zulmün, esaretin karşısında öncekinden daha haklıyız. Hatırlanmalıdır ki bundan önceki bütün iktidarlar da ezilen halklarımız ne zaman merkezî siyasette güç almaya başladıysa bu gücü ve gerçeği buharlaştırmak için elinden geleni ardına koymadı. Ama, bir partinin yaşayabileceği en ağır saldırılara, kayıplara rağmen yine buradayız ve emin olun teker teker, onar onar hapsedilsek de, katledilsek de yine geleceğiz, daha güçlü geleceğiz. Çünkü, bizler salt bir kişiden ibaret değiliz. Halklarımızın gelişen yeni siyaset gerçeğiyiz. Bir halkın hayallerinin, isteklerinin gerçek olmasından korkanlar, kendi küflenmiş siyasi statükosunu tehdit altında görenler bu gerçeği değiştiremezler.

Bu durum aynı zamanda bir temsiliyet krizi dolayısıyla TBMM'nin krizidir. Ancak, başkanlık kurumu başta olmak üzere, bütün bir Meclis mekanizması böyle işleyiş ve meşruiyet krizi yokmuş gibi davranmaktadır. Yasama dokunulmazlığı orta yerde dururken yasama süreçlerinden alıkonulan, her tür siyasi haktan mahrum bırakılan 12 milletvekilinin tutuklu olduğu bir Mecliste her şey normalmiş gibi davranılamaz.

Ülkenin OHAL ile KHK'lerle yönetildiği bir ortamda demokratik temsil mekanizmasının işlediğinden söz edilemez. Üstelik bu şekilde kötürümleştirilen bir Meclisin Anayasa'yı değiştirme iddiası gerçekçi olamaz. Meclis gündemine getirilen Anayasa değişikliği, koşullar demokratik biçimde değişmediği durumda bir dayatma, zorlama olabilir ancak. Diğer yandan gerek Anayasa tartışmalarının bütününde gerekse de dört partiyi kapsaması gereken tüm siyasi işleyiş ve muhataplık süreçlerinde HDP'nin dışlanması sonucu baştan kadük hâle gelmiştir. Ne hazindir ki Türkiye'ye kurtarıcı bir model getireceklerini iddia edenler, var olan temsili parlamenter modelin de canına okumaktır. Bütün yetki ve otoriteyi tek elde toplama sevdası, bu ülkenin iyi kötü varlığını borçlu olduğu temsili Meclis modelini tasfiye ediyor. İleriye doğru gelişmeyen, HDP ve demokrasi dinamiklerine dar gelen Meclis, şimdi geriye savruluyor. Önerilen anayasa, 20’nci yüzyılın kral, padişah organlarına, diktatörlüklerindeki danışma meclislerine benzetiliyor. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletin olmaktan çıkıyor. Başkanlık anayasasını savunan tüm Meclis bileşeni, gözümüzün içine baka baka ama karşısındaki duvarda yazana bakmadan, millet egemenliğini tek kişiye bağlamak iyidir diyor. Artık, milletin en yüksek yüce temsilini tek kişide birleştiriyor. Bunun adına ne denildiğinin bir önemi yok ama kesinlikle demokrasi değil.

Halkın siyasi yönetimdeki temsili varlığı, temsilcinin tekelinde değildir. Bu varlık yok edilemez, temsiliyet sorumluluğu kötüye kullanılamaz. Vekil, partisinden önce kendine oy veren yurttaşının temel, evrensel siyasi haklarını, çıkarlarını korumakla yükümlüdür. Bu nedenle yurttaşın temel siyasi varlığını ve iradesini yok edecek bir rejim değişikliğini onaylamak, halkın vekili aracılığıyla yanlışa yönlendirilmesi demektir. Bugün, günlük siyasete doğrudan katılamayan halklarımıza kendi egemenliğinden vazgeçmek dayatılıyor. Bir toplumu ‘Bizler mi egemen olalım yoksa bizim adımıza tek bir kişi mi her şeye egemen olsun?’ seçimiyle yüz yüze bırakmak bir siyasi tükeniş yaratır.

Dayatılmış bir Anayasa referandumunun yolu açıldığında, daha doğrusu topluma tek yol bırakıldığında bunun adı ‘demokratik seçim’, ‘milletin teveccühü’ olmayacak. Bu gerçeği halklarımıza tek yol bırakanlar da çok iyi biliyor. OHAL ve ağır baskı koşullarında, yasak, sansür, yalan ve ölümlerin ortasında muhalif her sesin kısıldığı, hapse atıldığı, alternatif yoldan gitmeye cüret edenlerin iktidar hışmına uğradığı bir atmosferde adil, meşru bir seçimden, oylamadan söz edilebilir mi? Velhasıl 82 Anayasası referandumunda olduğu gibi bugün de halk seçmeyecek, seçmeye zorlanacak. Seçim yapmak için özgür olmak gerekir. O da bu ülkede yok.

Eğer her şeye rağmen bugün Mecliste, demokratik siyasette ısrar ediyorsak bunun tek nedeni halklarımızdan koparılıp alınan bu seçme özgürlüğünü kazanmaktır. Tabii, siyasi özgürlükler temsiliyet bazında dahi bu çatının altında mumla aranır noktaya gelmişse özgürlükleri kazanma derdi sadece bizim olamaz. Bu gidiş durdurulmazsa Meclis çatısı altında, tüm yaşam alanlarında dokunacak, koruyacak bir şey kalmayacak.

Bugün siyasi faaliyetlerimiz ve kürsüde söylediğimiz sözler nedeniyle yargılanıyoruz. HDP'yle konuşmayı beceremeyenler, şimdi mahkemeler aracılığıyla konuşuyor bizimle. İktidarın seviyesi bizim sözlerimizin seviyesine yetmemiş olacak ki şimdi yargıç kürsüsü seviyesinden, tepeden hesap sormaya çalışıyor bizden. Bizler yasama sorumsuzluğu hakkımızı kullanamıyoruz ama bizleri tutuklatan Meclis çoğunluğu, tarihindeki en sorumsuz ve rahat günlerini yaşıyor sanki.

Bizlerin hapisliği, yargılanması Meclis kurumuna bir ayıp değilmiş gibi, sanki çivi yerinden çıkmamış ve HDP dışında herkes şerbetliymiş, kimsenin başına böyle bir şey gelmezmiş gibi ‘Belayı başımızdan yargıya attık, başka da sorumluluğumuz yok.’ der gibi bir rahatlık hâkim. Anayasa’nın evrensel temel hükmünü delip dokunulmazlığımızı kaldırma görevini yerine getirenler, ‘bağımsız yargının’ görevini yapacağından eminler. Ne diyeyim? Dilerim ki halkın temsil hakkını mahkeme kapılarına paspas edenler, yargının bağımsızlığını ve güvenirliliğini bizim gibi doğrudan test etme şansına mazhar olurlar. Bugün tutuklanmamız, yargılanmamız yani esas olarak görevimizden alıkonulmamızın sorumluluğunu yargıya havale edenler, yarın memleketi de yargı yönetiyordu mu diyecekler? Yargının siyasete müdahalesinin önünü açıp kurumsallaştıranlar asıl sorumlular olarak sorumluluklarını karartamazlar. Bu hayati kriterde sergilenen sorumsuzluk düşünülenin aksine bize değil Türkiye'nin asgari politik standartlarına zarar veriyor.

Bize gelince, tutsak edilen ilk siyasetçiler olmadığımızı biliyoruz. Meclis'te doğmadığımız için onun dışındaki her yerde yaşamayı, kendimizi ve ideallerimizi sürdürmeyi biliriz. Ama her şeye rağmen Meclisin demokratik bir temsil mekanizması olarak tahkim edilmesi, halklarımızı içermesi ve birleştirmesi için mücadeleden de vazgeçmeyiz. Milyonların bu Meclisteki hakkını yedirmemek içindir bütün mücadelemiz. Ve vazgeçmeyeceğiz. Partimiz bütün bileşenleriyle Türkiye'nin yapıcı ve demokratik yeniden kurucu gücü olma iddiasından hiçbir koşulda taviz vermeyecek. İnanıyorum ki bundan bütün Türkiye kazanacak.

Kurulu selamlıyor, ülkemizin özgür demokratik geleceğine hizmet eden bir çalışma süreci diliyorum.

Figen Yüksekdağ”

Biz de buradan bir kez daha tutuklu olan eş genel başkanlarımız başta Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere diğer grup başkanvekillerimiz ve milletvekillerimize buradan saygı ve selamlarımızı iletiyoruz.

Tekrardan hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır konuşacaklar.

Buyurunuz Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – Öncelikle, 16 yiğit evladımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum.

Sayın Meclis, bizi bu saatte izleyen değerli TRT 3 seyircilerine burada ne olupbittiği konusunda kısaca bilgi vermek istiyorum. Şu anda bu Meclis çalışmalarımız bir tarafta yürürken yukarıda Anayasa Komisyonu harıl harıl çalışıyor ve yiğit Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız bu Anayasa’nın Meclise gelmemesi için orada direniyorlar. Niçin direniyorlar? Çünkü darbeler dönemi hâlâ devam ediyor. Anayasa’yı çiğneyip fiilî duruma uygun hâle getirmek aslında bir darbe yöntemidir. Bu teklif 12 Eylül, 12 Mart darbecilerinin dahi vermedikleri yetkiyi bir kişiye verme projesidir. Aslında bu süreç de bir dizi darbe sonucu ortaya çıkmıştır. Önce, saray darbesiyle seçilmiş Sayın Başbakan Davutoğlu devrilmiştir. Ardından gelen 15 Temmuz darbe girişimi ortak bir direnişle püskürtülmüştür. Ancak, buradan güçlü bir demokrasi ittifakı çıkarmak yerine iktidarın otoriter rejim fırsatçılığı ortaya çıkmıştır. 20 Temmuz darbesiyle olağanüstü hâl rejimi kurulmuştur. Son olarak, her darbede olduğu gibi 20 Temmuz darbesinde de kendi anayasasını yapmak üzere bu diktatörlük anayasası bize dayatılmaktadır. Yetkili ama sorumsuz, hesap vermeyen bir Cumhurbaşkanı. Nasıl? Bakın açıklayayım: Dayatılan bu anayasayla yürütme yetkisi doğrudan ve tamamen Cumhurbaşkanına veriliyor; Başbakanlık, Bakanlar Kurulu kalkıyor. Cumhurbaşkanı istediği bakanı istediği gibi atayacak veya azledecek. Hükûmet, tamamen Cumhurbaşkanına bağlı olacak. Bakanlar ve Hükûmet için artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenoyu vermesi gerekmiyor. Hükûmeti denetleyecek gensoru kurumu kaldırılıyor. Bakanlar, sadece ve sadece Cumhurbaşkanına hesap verecek, ama Cumhurbaşkanı Meclise hesap vermeyecek, ne Meclisin ne de başka bir kurumun hesap sorma hakkı olmayacak. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını, istediği gibi Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle düzenleyebilecek; bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, disiplin işlerini düzenleyecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak ama kendisi hesap vermeyecek ve denetlenilmeyecek. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükûmet yetkililerinin tamamını ve hatta fazlasını kullanabilecek ama yargılanması neredeyse imkânsız hâle gelecek. İşlediği suçlar için 600 milletvekili üzerinden salt çoğunlukla 301 imzayla soruşturma istenebilecek, ancak 360 oyla soruşturma açılacak, 400 oyla da Yüce Divana sevk edilebilecek. Bu, mümkün mü sizce? Cumhurbaşkanı yardımcıları veya bakanları suçları için de aynı kural geçerli. Şu anda Başbakan ve bakanların soruşturulması, Meclisin sadece yüzde 10 imzasıyla, 55 vekille istenebilmektedir. Ancak salt çoğunlukta 276 oyla Yüce Divana sevk edilmektedir, şu andaki uygulama. Bu düzenleme, hem Cumhurbaşkanını hem yardımcılarını hem de bakanları neredeyse yargılanamaz ve dokunulamaz hâle getirmiştir. Doğrusu, 276’dan 400’e çıkarılması akla şunu getiriyor: Nedir bu korku? Ne gerek var buna dedirtiyor. Cumhurbaşkanı, madem başbakan ve bakanların yetkileriyle hatta daha fazlasıyla donatılıyor, o zaman cezai sorumluluğu da en azından onların şu andaki sorumluluklarına denk olmalıdır.

Hem Cumhurbaşkanlığı hem parti başkanlığı yapacaksınız, parti başkanı olarak hem bürokratları atayacak hem Millî Güvenlik Kuruluna başkanlık yapacaksınız hem Hâkimler Yüksek Kurulu üyelerini hem Anayasa Mahkemesini, Danıştay üyeleri ile Yargıtay başsavcısını, başsavcı vekilini atayacaksınız hem milletvekillerini belirleyeceksiniz hem de devletin ve milletin birliğini temsil edeceksiniz. Nasıl olacaksa? Hukuk olacak guguk.

Hem tarafsızlık üzerine yemin edeceksiniz. Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103’üncü madde oysa duruyor orada, aynen duruyor. Nasıl tarafsız olabileceksiniz?

Cumhurbaşkanı seçimi, Meclis seçimiyle aynı gün yapılacak, böylece, parti başkanı olan Cumhurbaşkanı aynı zamanda milletvekili adaylarını da belirleyip kendine uygun tam bir kadroyla yasamayı belirleyecek. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkararak yasama yetkisi kullanacak, Meclisi işlevsiz hâle getirip ülkeyi Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yönetecek; Meclisi istediği zaman, hiçbir gerekçe göstermeden feshetme yetkisine sahip olacak, kendi seçimiyle birlikte. Cumhurbaşkanı, bu kararı tek başına verebilirken Meclis, 360 oyla Cumhurbaşkanının görevine son verebilecek. 1924 yılında Meclisin Atatürk’e dahi vermediği fesih yetkisine sahip olacak. Yargıyı dizayn edecek. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 12 üyesinden 6’sını doğrudan o seçecek, “Diğer 6 üyeyi ise siz seçin Mecliste.” diyecek, 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini yani yüzde 80’ini bizzat kendisi seçecek beyefendi, 3 üyesini de lütfedip, Meclise “Siz seçin.” diyecek. Alın size adalet! Yargıtay cumhuriyet başsavcısı ve başsavcı vekilini tek başına seçecek, Danıştay üyelerinin dörtte 1’ini tek başına seçecek, denge ve denetimin en önemli unsuru olan bağımsız yargı yok edilecek ve halkın seçtiği vekillerin yok sayıldığı, denetim yetkisi sıfırlanmış, itibarsız bir Meclis hâline getirileceğiz.

Gensoru ve güvenoyu kurumu yok. Meclisin, Hükûmet üzerinde ne kurulurken ne görevi sırasında ne de bakanlığın işlemlerini denetleme yetkisi de yok. Meclis soruşturmasının şartları ise çok ağırlaştırılmış, ancak 400 oyla Yüce Divana sevk edilir hâle gelecek. Meclisin en önemli yetkisi olan kanun yapma yetkisi sınırlanıyor arkadaşlar. Cumhurbaşkanına kararname yoluyla aynı alan açılıyor, artık bizim burada toplanıp da kararname çıkarmak gibi bir lüksümüze gerek yok, Sayın Cumhurbaşkanı bunları tek başına yapabilecek yetkiye sahip; veto da edebiliyor istediği kanunu, aynı kanunu salt çoğunlukla çıkarması gerekse bile Meclisin denetleyemediği Cumhurbaşkanı tarafından alınan kararlar feshedilebiliyor. Fesih için gerekli hiçbir özel şart yok yani Meclisi Cumhurbaşkanının feshetmesinden bahsediyorum arkadaşlar, halkın seçtiği Meclisi Cumhurbaşkanı, hiçbir şart göstermeden feshedebiliyor. Meclisin Cumhurbaşkanını seçime götürmesi ise üçte 2’ye bağlı.

Arkadaşlar, bunun adı, bölünmenin altyapısını hazırlamaktır. Cumhurbaşkanına, kararname çıkararak merkezî idare kapsamında bölgesel yönetim birimleri, bölgesel yapılar, bölgesel kamu kurum ve kuruluşları oluşturabilme yetkisi veriyor. Bu, federasyona geçiş hazırlığıdır; bu, bölünmenin yolunu açar.

Peki, bu anayasa geçerse ne olur? Bu anayasayla yaratsak yaratsak bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulmayan bir diktatör ortaya çıkar. Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur. Hiçbir vatandaşın can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir. Yönetenleri denetleyecek hiçbir üst kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hâkim olur. Bir kişi, hem Hükûmet hem Meclis hem mahkeme olur. Yasama, yürütme, yargı bir tek elde toplanır. Seçimlerde sınırsız örtülü ödeneğiyle istediği parayı harcar, kamu kurum ve kuruluşlarının başına bürokrat ve hamilerini partisinin il, ilçe başkanı gibi çalıştırır. Devletin bütün imkânlarını, uçağını, aracını seçimlere alet eder. Bunun adına da “Demokratik seçim yapıyorum.” der. Etkisiz, yetkisiz, âciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.

Son olarak, genç şehitlerimiz için… “Toprak utandı, su utandı, bahar kokulu çocukları yıkayıp gömmekten.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli konuşmacının Anayasa değişikliğine ilişkin yapmış olduğu takdim değerlendirme, hiçbirine katılmıyoruz. Hususen, federasyonu, bölünmeyi hedeflediği şeklindeki yaklaşımları açık bir şekilde reddediyoruz.

Esasen, şu anda patent yasasını görüşüyoruz. Komisyonda da bu Anayasa değişikliğine ilişkin tartışmalar yaşanıyor, şu anda Komisyon da faaliyette, Genel Kurula da gelecek. Geldiğinde hem orada hem burada enine boyuna konuşuruz, tartışırız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bundan niye rahatsızsın Sayın Bostancı? Bundan niye rahatsızlık duyuyorsun?

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Onu anlaştık Komisyonda, burada da buna zaman kaldı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şimdi, patent yasasının salim bir şekilde görüşülmesi doğrultusunda buna fırsat tanımak için sadece bu kanaatlerin kayda geçirilmesiyle iktifa ediyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye rahatsız olmuş Sayın Bostancı bu konuda?

BAŞKAN – Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Sayın Zeki Aygün konuşacak. Yok.

Sayın Kazım Arslan, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, El Bab’daki 16 şehidimizin ailelerine başsağlığı diliyorum, ulusumuza başsağlığı diliyorum, yaralı olanlara da acil şifalar diliyorum. Artık bu tür asker şehadetlerini bir daha yaşamayalım, görmeyelim diye de özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın beşinci bölümünde şahsım adına söz aldım. Bu bölümün 113 ve 141’inci maddelerin arasını kapsadığını görmekteyiz. Bölümde, çalışanların buluşlarının değerlendirildiğini, hizmet buluşu için patent müracaatı yapabilmesinin, bu konuda taraflara tanınan hak ve mükellefiyetlerin ve çalışanın ön alım hakkının düzenlendiğini, ek ve gizli patent durumları, sözleşmeye dayalı olarak lisans hakları, zorunlu lisans durumları gibi konuları ve hakkın sona ermesi konularını düzenlediğini görmekteyiz. Her konuşmamızda belirttiğimiz gibi, yine bugün bu yasada, bu yasanın düzenlemesinde bazı eksiklikler olsa da olumlu bulduğumuzu ve bir an önce bu yasanın çıkarılması için de desteklediğimizi belirtiyorum.

Bu düzenlemeler önemli ancak iş dünyası için güvenliğin, mal ve can güvenliğinin ve insanların iş güvenliğinin daha önemli olduğunu belirtmek istiyorum. Tabii, yasaları çıkarabilirsiniz; önemli olan, bu yasaların uygulaması sırasındaki aksaklıkların hem giderilmesi hem de ülkenin bir an önce normalleştirilmesi için terörle mücadelenin en etkin bir şekilde yapılması ve Türkiye'nin terör kıskacından kurtarılması gerekiyor çünkü bunu yapmadığımız takdirde ülkede sürekli bir kaotik ortamın oluşması, güvensizlik ortamının oluşması, iş dünyasını gerçekten çok fazlasıyla rahatsız etmektedir.

“FETÖ terör örgütüyle mücadele ediliyor, temizleyeceğiz.” deniliyor ama hâlâ işin özüne inilebilmiş değil. İşin teferruatıyla uğraşılıyor ve bu işin elebaşıları kimdir, nerededir; bunlar kesinlikle ortaya çıkarılmıyor. Siyasi ayağı hem yerel anlamda hem de genel anlamda Meclisteki durumu itibarıyla ortaya çıkarılmıyor. Bu alanlarda hiçbir şey de söylenmiyor.

“IŞİD’le mücadele ediliyor.” deniliyor, IŞİD’in Türkiye içindeki sorumluları hâlâ otaya çıkarılabilmiş değil. Türkiye’de IŞİD’in 71 ilde yuvalandığı, örgütlendiği söyleniyor ve IŞİD’e katılımların bu illerden olduğu belirtiliyor ama bu konuda gerekli araştırmaların yapılmadığını, ortaya çıkarılmadığını ve çıkarılarak adalete de teslim edilmediğini görüyoruz.

Şimdi, bunlar yetmiyor, kendi ülkemiz içindeki IŞİD’i temizlemeden başka bölgelerde, Orta Doğu’daki IŞİD’i temizleme çalışmalarına giriyoruz. Orada da birçok sıkıntıları yaşıyoruz ve askerlerimizin de gerçekten anlamsız bir şekilde şehit edildiklerini de görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu kadar telaşın, bu kadar sorunun olduğu bir dönemde Anayasa değişikliğini gündeme getiriyorsunuz, kişilere bağlı, kişiye bağlı, kuruma bağlı bir Anayasa değişikliği değil, özgürlüklerin genişletilmesine ve demokrasinin kökleştirilmesine yönelik olarak değişiklikleri içermeyen, tamamen Meclisi baypas eden ve Meclisin buradaki sorumluluğunu ortadan kaldıran, gensoru gibi, Hükûmetin sorumluluğu gibi sorumlulukları ortadan kaldıran ve tek bir kişiye çok fazlasıyla yetkiler veren bir Anayasa değişikliğini gündemde tutuyorsunuz ve bu değişikliği tartıştırıyorsunuz.

Şimdi, bu değişiklik geldiği takdirde, gerçekten, mevcut sistemimiz, laik, demokratik sistemimiz, cumhuriyet sistemimiz, rejimimiz tamamen ortadan kalkacak, bambaşka bir rejim Türkiye'ye gelmiş olacaktır ki, bunu kesinlikle kabul etmemiz mümkün değildir.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz...

BAŞKAN – Sayın Altay...

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Yol TV’nin RTÜK tarafından uydudan çıkarılmasına ve RTÜK üyelerini kınadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, her an, her saniye huzurumuzu kaçıran, toplumu kamplaştıran, kutuplaştıran iş ve işlemlere neden olan gelişmelerle karşı karşıyayız.

Şimdi, biraz önce bir haber aldım: Yol TV, RTÜK tarafından Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle uydudan çıkarılmış. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı artık sıcak siyasete de girdiğine göre ve çok sayıda mahkeme kararı var “Siyasetçilerin eleştirilere daha tahammüllü olmaları gerekir.” diye. Burada müteaddit defalar tutanaklara geçmiş, Cumhurbaşkanının, hakaret etmeme kaydıyla eleştirilmesi normal. Şimdi, bu RTÜK’teki beyleri anlamıyorum yani bu kadar işgüzar, bu kadar dalkavukça tutumlarını anlamak mümkün değil. Yani Alevi hakları savunusuyla ön plana çıkmış bir televizyon kanalını uydudan atmak, Türkiye'de insanları daha çok kamplaştırmaya zemin hazırlamaktan başka ne işe yarar bilmiyorum. Bir şeyi daha bilmiyorum: Bu RTÜK'teki efendiler, beyler, işgüzarlar sabahtan akşama kadar Atatürk’e hakaret eden kanalları niye görmezler, bunu da anlamam mümkün değil. Buradan RTÜK üyelerini kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Zeki Aygün burada mı? Yok.

Sayın milletvekilleri, şu anda beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, beşinci bölümde yer alan maddeleri ve varsa madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

113’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 113’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasında geçen “üçte birinden” ifadesinin “yarısından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                    Ruhi Ersoy                                                  Kamil Aydın

                           Hatay                                                         Osmaniye                                                       Erzurum

                     Baki Şimşek                                              Deniz Depboylu

                          Mersin                                                           Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 113’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                     Feleknas Uca                                             Osman Baydemir

                       Diyarbakır                                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bitlis Milletvekili Sayın Mizgin Irgat konuşacak.

Buyurun Sayın Irgat. (HDP sıralarından alkışlar)

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, en iyi kanun kötü bir uygulayıcının elinde adaletsiz sonuçlar verebileceği gibi, en kötü kanun da iyi uygulayıcılar elinde adil sonuçlar verebilir. Bugün tartıştığımız patent yasası bir tarafa, yaşadığımız son süreçteki AKP Hükûmetinin uygulamaları, partimiz nezdinde yaşanan hukuksuzluklar bence burada tartışılmadan, bir sonuca varılmadan ve özellikle bu Meclisin 12 üyesinin özgürlüğü sağlanmadan tartışacağı, sonuca vardıracağı hiçbir konunun olmadığını düşünüyorum. Öncelikle, partimizin genel başkanları, grup başkan vekilleri, milletvekillerimiz, şu anda hukuksuzca gözaltında tutulan, rehine olan belediye başkanlarımızın özgürlüğünün bir an önce sağlanması gerekmektedir.

Anayasa tartışmalarına hiç geçmeyeceğim. Ben de Komisyonu izledim, söz konusu tasarıyı ben de takip ediyorum. Getirmiş olduğu “yenilikler” adı altında yapılan tek şey, başlı başına tek adam rejimi uygulamasının ötesine geçen bir değişiklik değildir. Dolayısıyla, bununla ilgili görüşlerimizi başka platformlarda ve bu kürsüde dile getireceğim.

Fakat, burada paylaşmak istediğim çok önemli bir şey var. Evet, birçok DBP belediyesinin yaşadığı sıkıntıların yanında benim ilimin yani Bitlis’te yaşadıklarımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. 14 Aralık 2014’te yapılan yerel seçimlerde Bitlis’te 6 belediyenin iktidarını, 6 belediyenin seçim sonuçlarını kazanan partimizin bütün belediye başkanları yani tam 6’sı şu anda cezaevinde. Bizim partimizin kazanamadığı yani AKP’nin iktidar olduğu Ahlat, Adilcevaz, Tatvan ve 4 beldedeki belediye başkanları ise şu an görevleri başında. Bu belediye başkanlarımızın tutuklanmasının ve rehin alınmasının hemen akabinde kendi yerlerine gece yarısı, bazılarına bir pazar günü, bazılarına ise dün gece Yolalan Belediyesinde olduğu gibi gece ikide kayyum atanmıştır.

Diğer bir gelişme, Samsun Belediyesinin Bitlis Belediyesi çalışmalarını yapmak üzere kardeş belediye olarak şehre gelmiş olduğunu öğrendik. Bitlis ilimizde yapmış oldukları toplantı sonucunda Samsun Belediyesinin tecrübeleri ve imkânlarıyla Bitlis’te bir çığır açılmak istenmiş, Bitlis’te yepyeni bir çalışmayla bir AKP belediyesinin hizmetine kavuşma sistemi tartışılmış. Bu, nasıl kardeşlik, bu, nasıl AKP Hükûmetinin yönetme zihniyeti? Buradan sorarım: Bu kardeşliği çok istiyor idiyseniz belediye başkanlarımızı görev başındayken yani seçildikleri yerlerinde görevlerini yaparken neden yapmadınız? Bu kardeşliği göstermek için onları cezaevlerine mi göndermeniz gerekiyordu ve yerlerine kayyum atandıktan sonra mı Bitlis’in ihtiyaçlarını görür oldunuz?

Havaalanı olmayan tek il. “Bölge hastanesi” adı altında devlet hastanesi kurdunuz, hem de ilçenin kilometrelerce ötesinde. Yıl boyu, o ilimizde tek bir çukur olmaksızın, bırakın hendeği, tek bir çukur olmaksızın, hiçbir faaliyet olmadığı hâlde, her gün, her ay yaylalara çıkma yasağı, köylere çıkma yasağı adı altında bölgede bir terör estirdiniz. Partimizin hiçbir açıklamasına müsaade etmediniz. Antep’te yaşanan olayı dahi kınamamıza izin vermediniz. Bugün 6 belediye başkanımızı tutuklayarak, cezaevlerine atarak yerlerine kayyumları getirerek Bitlis halkıyla gönül köprülerini kuramazsınız. O halkın iradesine, o halkın seçilmişlerine duyduğunuz saygısızlığı, yaptığınız hakareti bu halkımız asla ve asla kabul etmeyecektir. Gönül köprülerini biz Samsun halkıyla, tüm Türkiye’yle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİZGİN IRGAT (Devamla) –…elbette kurmaya her zaman hazırız.

BAŞKAN – Sayın Irgat, teşekkür ederim.

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Ama seçilmişlerin, seçildikleri yerde kalarak ve bu halkın hukukuna riayet ederek yapılması gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Irgat, süreniz bitti, lütfen…

MİZGİN IRGAT (Devamla) – Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 113’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasında geçen “üçte birinden” ifadesinin “yarısından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Deniz Depboylu (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu konuşacak.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 113’üncü maddesiyle ilgili konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında El Bab’da şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, yine şehitlerimizin ailelerine ve silah arkadaşlarına başsağlığı, Allah’tan sabır diliyorum. Aziz Türk milletinin başı sağ olsun. Sınırlarımız içinde ve dışında terörle mücadele eden askerlerimizin, polislerimizin Allah yardımcısı olsun.

Değerli milletvekilleri, “terör”, Latince kökenli bir kelimedir ve anlamı “korkudan titreme”dir. Adından da anlaşılacağı gibi terör, korkudan, zafiyetten, umutsuzluktan, çaresizlikten beslenir. Terör, yaratmak istediği ortama eş değer özellikteki kişileri kendi bünyesine seçerek kendi gruplarını oluşturur. Terörist olma sürecinde ilk aşama, sosyal çevre içerisinde kendi benlik saygısını yükseltemeyen, benimsediği değerleri toplumla buluşturmakta zorluk çeken kişilerin bireysel kimliğini grup kimliğinin hizmetine verdiği aşamadır. Eğer bu tanıma, bu açıklamaya bakacak olursak, aslında gözünü kırpmadan, hiçbir değer yargısını, belki kaybetmiş, belki de dikkate almadan, karşısındaki çoluk çocuk, genç ihtiyar demeden insanları ölüme götüren, gerek ateş eden gerekse canlı bomba olup birçok kişinin ölümüne yol açan insanların nasıl yetiştiğini, ne tür zafiyetlerinin olduğunu anlamak da mümkün. Teröristlerin yetiştirildiği ortamlar, devletin hâkim olamadığı ortamlardır ve ne yazık ki bu terör eylemlerinde seçilen kişilerin seçildiği zamanlar genellikle ergenlik çağlarında olduğu, henüz çocukluk çağlarında olduğu, 18 yaşının altında beyinlerinin yıkanmaya başlandığı dönemlerdir.

FET֒ye baktığımızda, zamanında Gülen cemaati olarak makbul olup maalesef tarafınızdan okulları iyi denetlenmeyen, iyi değerlendirilemeyen böyle bir örgütün elinde çocuklarımızın, gençlerimizin beyinlerinin nasıl yıkandığını ve nihayetinde yetişkin olduklarında ne gibi sonuçları ülkemize getirdiklerini, neler yaşattıklarını çok iyi biliyoruz. Yakın zamanda, bir iki gün önce Rus Büyükelçisinin de maalesef polislik görevinde olan biri tarafından öldürülmesi çok acıdır. Şöyle bir geçmişine baktığımızda yine bu terör örgütüyle bağını görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, kontrol çok önemlidir. İhmal edilen her çocuk ya ihmal nedeniyle istismar mağdurudur -ki zaten istismar mağdurlarının da bugün yaptığını görüyoruz, nihayetinde FETÖ örgütünün de yaptığı, zamanında dinsel ve ideolojik istismardı çocuklara yönelik- ya da ileride geleceğin istismarcıları olurlar.

Terör, bir yıldırma hareketidir; terör, psikolojik savaşın etkileme yöntemidir; yaptığı eylemlerle toplumla korku, telaş ve güvensizlik yaymayı amaçlar. Terörle gerek sınırlarımız içinde gerekse sınırlarımız dışında mücadele etmek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin en doğal hakkıdır.

Bugün, burada sınai mülkiyetle ilgili kanun tasarısında patentlerle, buluşlarla ilgili konuşmanın içeriğinde, yaptığımız buluşları öne getirerek, buluşlardan ne kadar zengin, bilimsel, sanayi açıdan gelişmiş bir toplum olduğumuzu konuşmayı çok isterdim ama bu tür sorunları konuşmak durumunda kalıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatanın bölünmezliği, milletimizin güvenliği, devletimizin bekası noktasındaki hassasiyetimiz yüksektir. Bu mevzuda verdiğimiz desteğin yanı sıra titizlikle süreci takip ediyor, iktidarı her zaman olduğu gibi bu sefer de uyarıyoruz. Dün, Milliyetçi Hareket Partimizin ve liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin uyarılarını dinlemediniz, bugün geldiğimiz sonuç ortadadır. Umarım, bundan sonra bizim size sunduğumuz eleştirileri dikkate alır, önerilerimizi dinlersiniz, bir daha bu günleri yaşamayız diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 114’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin 1’inci fıkrasında geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                   Kadim Durmaz                                        Gamze Akkuş İlgezdi                                      Ömer Fethi Güner

                           Tokat                                                          İstanbul                                                          Niğde

                    İbrahim Özdiş                                                 İrfan Bakır                                                 Hilmi Yarayıcı

                          Adana                                                           Isparta                                                           Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin (4)’üncü fıkrasında geçen “iki” ifadesinin “bir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Ruhi Ersoy                                     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                    Mustafa Mit

                       Osmaniye                                                         Hatay                                                           Ankara

                     Baki Şimşek                                                 Kamil Aydın

                          Mersin                                                         Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                     Feleknas Uca                                             Osman Baydemir                                             Sibel Yiğitalp

                       Diyarbakır                                                      Şanlıurfa                                                      Diyarbakır

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yine kayyumları konuşacağız çünkü bu kayyumların, demokratik yaşam biçimine, demokratik ülke esasına bir darbe olduğunu burada olduğumuz süre içerisinde bıkmadan, usanmadan anlatacağız.

Bakın, bugün Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyumun marifetlerini size anlatayım. Önce şuraya bakarsanız, bu, güya Sur Belediyesi ama önüne baktığınızda ne var? Güvenlik, kolluk güçleri var. Burayı kapattığınızda ne düşünür insan, ne görür? Bir Emniyet teşkilatı olarak görür, bir karakol görür; asla bir belediye hizmet binası olarak görmez. Yine, bunun gibi onlarca resim size gösterebiliriz. Bu da Büyükşehrin. Şimdi, burayı kapattığımızda, bakın, şurayı kapatınca ne görüyorsunuz? Karakol, Emniyet binası. Oysa burası, Amed Büyükşehir Belediyesi ve burası, halkın binbir emek ve zahmetlerle, ağır bedeller ödeyerek her türlü kıt imkânlara rağmen bütün çabasıyla kazanılmış olan demokratik hakkını, kendi iradesini bu şekilde darbeleyerek, kendince, orada AKP’nin kendi iktidarını oluşturma gibi gayrimeşru yollarla oluşturmuş olduğu politikaların eseri.

Bugün büyükşehir belediyesine atanan kayyum kalkmış, çok iyi bir şeymiş gibi, bu kadar gayrimeşru bir görevdeyken, görev yapmaya çalışırken “Amed”i kaldırmış, üstüne de “Diyarbakır” yazdırarak sanıyor ki bununla büyük bir hizmet vermiş. Şimdi, insanın ufku, vizyonu budur. Yani oraya atanmış olan kayyumların vizyonu ancak bu kadar olabilir. “Amed”i silip yerine “Diyarbakır”ı yazarsan, sanıyorsun ki oradaki hakikati kaybedeceksin.

Şimdi, işin en ilginç tarafı da Hükûmet sözcüsünün bugün yapmış olduğu bir itiraf var. Diyor ki: “Milletvekillerinin tutuklanması toplumda bir teselli oluşturuyor.” Seçilmiş olanları tutuklamak ne zamandan beri teselli oluşturuyor? Bakın, milletvekillerini tutuklamak kime teselli oluyor arkadaşlar? Ben AKP’ye soruyorum. Bir Hükûmet sözcüsü nasıl olur da böyle bir cümle sarf eder? Yani bizim arkadaşlarımızın tutuklanmış olması kimleri teselli ediyor? Kimler bizim tutuklanmamızdan dolayı mutlu oluyor? Eğer bizim tutuklanmamız birilerini teselli ediyorsa, bizim seçmenlerimiz de kalkar kendine göre bir teselli mekanizması oluşturur. Bu kadar talihsizce, bu kadar gayriciddi bir yaklaşımla cümle kurulabilir mi? Bu ülkenin bir yasası, bir adliyesi, bir yargısı, bir emniyeti yok mu? Yani siz buradan şunu söyleyebilir misiniz: “Biz, aslında siyaset olarak yargıya müdahale etmiyoruz, yargı işini yapıyor.” Bu cümle nedir? Bunu soruyorum. “HDP’li milletvekillerinin tutuklanması bir tesellidir.” cümlesini gerçekten açıklayabilecek cesur, yürekli bir AKP’li milletvekili varsa açıklasın, ama bundan da hiç şeyim yok, onu da söylemiş olayım.

Bunun dışında, bugün, yine Ağrı’ya bir kayyum atandı ve buradan şuraya gelmeye çalışıyorum: Her gün oraya kayyum atayarak, kadınların kazanımlarını yok sayarak, kadın kurumlarını kapatarak, hatta kadın çalışanların bir kısmını görevden alarak, bir kısmını da pasif görevlere atayarak eril bakış açısını yani o savaşçı bakış açısını hayata geçirmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, bir halk -tarihte görülmemiştir- gelecek, kendi belediyesine, kendi iradesine kayyum atanacağını görecek ve o kayyum da büyük emniyet, güvenlik güçleriyle kendini koruma altına alacak. Peki, sormak istiyorum… Oraya bir vatandaş gittiğinde, su faturasını ödemek istediğinde veya bir işi olup gittiğinde onlarca GBT noktasından geçecek, hâlen gidecek, belediyeyi geçmiş olacak ve bunun arkasından da siz gelip bize hâlen burada ağır suçlamalarda bulunmuş olacaksınız. Hiç kusura bakmayın, yapmış olduğunuz bunca usulsüzlük, antidemokratik uygulamalar ve siyaseten yapmış olduğunuz darbeler sizin önünüze çıkacak ve buradan da şuraya geleceğim: Bu yapmış olduğunuz bütün darbeler siyasetin tamamen önünü kapattığı gibi… Hani, Mehmet Ağar gibi faili meçhullerle adı anılan biri bile zamanında şunu demişti: “Düz ovaya gelsinler, siyaset yapsınlar.” Peki, sorarım size: Siyasetin önünü kapatın, belediyelere kayyum atayın, bütün seçilmişleri tutuklayın, bir günde 40 tane il ve ilçe örgütümüzü kundaklayın, sonra da gelip deyin ki: “Kürt halkı vardır.” ya da “Bu partinin iradesine saygı duyuyoruz.” Bunu deseniz kimse size inanır mı? Bunun hiçbir sahici yönü yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Bunun ısrarla ve inatla altını çizerek söylüyorum: Bugün bu Hükûmet sözcüsünün “HDP’li milletvekillerinin tutuklanması bir tesellidir.” demesinin açıklanmasını istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin (4)’üncü fıkrasında geçen “iki” ifadesinin “bir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Osmaniye Milletvekili Sayın Ruhi Ersoy konuşacak.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; az önce Genel Kurulla da paylaşmış olduğum Sayın Genel Başkanımızın basın açıklamasındaki mesajlarını buradan okumayı grup olarak uygun bulduk, onu arz etmek istiyorum:

“Türk milleti varlığını muhafaza etmek için ağır bedeller ödemekte, nice badirelerle boğuşmaktadır. Ancak, bu çileli ve külfetli mücadeleden geri dönüş düşünülemeyecektir. Çünkü atılacak her geri adım mevzi kaybına, hatta vatan mahvına yol açabilecektir.

Türkiye'nin terör örgütleri tarafından ablukaya alındığı ortadadır. Çevremizde gittikçe şiddetlenen, şiddetlendikçe kan, gözyaşı ve acıya neden olan bir ateş çemberi bulunmaktadır. Bunlardan en yürek yaralayıcı olan, Halep'te mazlumlar acımazsızca ve sistematik şekilde katledilmektedir. Aramızda tarihî ve kültürel bağlar bulunan Halepli kardeşlerimizin yaşadıkları dramlar, sivil ve masum insanların tahliyesinde yaşanan tıkanma ve fecaatler insanlık vicdanını titretmektedir. Halep'le ilgili sorunların çözümü için bir siyasi iklim doğmuşken, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisinin FETÖ bağlantılı olduğu söylenen bir katil tarafından kalleşçe sırtından vurulması nasıl büyük bir kuşatmaya maruz kaldığımızın görülmesi bakımından çok önemlidir. Maalesef ülkemiz her yönüyle darboğazdadır.

Suriye topraklarında derinleşip yaygınlaşan kaos millî güvenliğimizi vahim ölçülerde etkilemekte, tehdit etmektedir. Türkiye'nin Suriye topraklarındaki mevcudiyeti ise tamamen millî güvenliğini sağlamaya dönüktür. Bu itibarla, teröristleri kaynak ve odağında yok etmek ülkemizin istikbal ve istiklali için tarihî bir zorunluluktur.

El Bab kuşatması tüm zorluk ve sorunlarına rağmen sürdürülmektedir. Kaldı ki başka yol ve çare de kalmamıştır. IŞİD'in El Bab'dan sökülüp atılması, bu Suriye kentinin huzur ve istikrara kavuşturulması kaçınılmaz bir gereklilik ve mecburi bir ihtiyaçtır.

El Bab'ın meskûn mahallinin kontrol ve temizliği ne pahasına olursa olsun sağlanmalı, terörizmle yoğunlaşan mücadele tavsamadan, taviz vermeden, herhangi bir engele takılmadan sonuca ulaştırılmalıdır. Birbirini destekleyip, birbiriyle canciğer kuzu sarması olan ve dahası, şer bir müttefiklik ekseninde buluşan terör örgütleri Türkiye’yi dize getiremeyecek, Türk milletini pes ettiremeyecektir. Nitekim, Türk milletinin şaşmaz iradesi de budur. Türkiye taşeron terör örgütleriyle çok cepheli mücadele ederken Hükûmetin daha akıllı, daha sorumlu ve daha birleştirici politikalar takip etmesi de millî bir vazifedir. Karşımızdaki ihanet yapılanmasıyla, birlik ve beraberlik hukukunu güçlendirerek, dayanışma ve yardımlaşma kanallarını açık tutarak başa çıkmak tek seçenektir. Başka bir Türkiye yoktur. Tıpkı Millî Mücadele yıllarında olduğu gibi, milletimiz sahnelenen düşmanlıkların üzerine topyekûn gitmeli, ayrımcı ve dışlayıcı siyasi üsluptan kaçınılmalıdır.

Türkiye seferdedir. Zafer için bir olmak, diri olmak, hep birlikte büyük bir millet gibi davranmak şarttır. Milliyetçi Hareket Partisi, cansiparane mücadele eden şerefli Türk askerinin ön şartsız arkasındadır. Türk milleti, yılgınlık ve gevşekliğe prim vermeden, erinden Genelkurmay Başkanına kadar, TSK’nın tüm mensuplarının sonuna kadar yanında duracak, dua ve desteğini eksik etmeyecektir.

Bu düşüncelerle, El Bab kuşatmasında şehit olan evlatlarımız başta olmak üzere hayatlarını vatan ve bayrak uğruna kaybetmiş bütün kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine, milletimize ve silah arkadaşlarına sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum. Tedavi altında tutulan kardeşlerimize de şifalar temenni ediyorum.” diyor Sayın Genel Başkan Devlet Bahçeli Beyefendi.

Genel Kurulla paylaşmayı grubumuz adına uygun bulduk. Başta Hükûmetin ve genel anlamda tüm siyaset kurumunun bu hassasiyetler üzerinde yol yürüyeceğine yürekten inanıyoruz, inanmak istiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 114’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “veya” ibaresinin “ya da” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Hilmi Yarayıcı (Hatay) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı konuşacak.

Buyurun Sayın Yarayıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin bilim dünyasını geliştirmesi beklenen, hedeflenen TÜBİTAK gibi bir kurumda besmele çekerek ekmeği taze tutan ekmek kutuları, duayla kanserin iyileştirilmesi, dua okuyup Kâbe’yi tavaf eden pilli robot projelerini bilimsel proje diye yutturursanız, Uluslararası Patent Birliğinin 2015 raporundaki verilere göre patent başvuru sayısında Türkiye'nin ilk 50’ye bile girememesi hiç kimse için şaşırtıcı olmayacaktır. Eğitimde, ekonomide, yüksek teknolojili ürün ihracatında, markalaşmada yarattığınız tablo karanlıktır.

Karanlık, bu alanlarla mı sınırlı? Hayır. Elbette ki daha birçok alanda bu karanlık tablo devam ediyor. Demokratikleşmeden dış politikaya kadar hemen her alanda ülkemizi daha da karanlık bir girdaba sürüklemektesiniz. Son olarak, dün El Bab’da ne yazık ki 16 askerimiz bir dönem “öfkeli çocuklar” diye meşrulaştırmaya çalıştığınız teröristlerce katledildi. Kaybettiğimiz askerlerimize rahmet, yakınlarına, ailelerine başsağlığı, tüm ulusumuza başsağlığı ve yaralı olan askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Her alanda olduğu gibi Suriye politikasında da Hükûmeti uyarmıştık bu konuda. Suriye halklarıyla tarihsel, siyasal, kültürel ve sosyal alanda çok derin bağlarımızın olduğunu, bağımsız bir ülkenin iç işlerine karışmamızın doğru olmadığını, müdahale etmemizin doğru olmadığını, “Esad’ı devirme” adı altında kanlı katilleri beslemenin, onlara lojistik, askerî, siyasi, ekonomik yardım yapmanın doğru olmadığını hep söyledik ama söylediklerimizi ne duydunuz ne işittiniz ne anlamak istediniz. Sözde “Bir vizyon.” dediniz ama sizin vizyonunuzu da gördük, Moskova anlaşmasında gördük bunu. Anlaşmanın 1’inci ve 8’inci maddesi bu iflasın bir sonucudur. Anlaşmanın 1’inci maddesinde “İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve laik bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler.” diyor. Tek başına bile bu madde, Suriye politikanızın çöküşünün bir sonucu olarak önümüze çıkıyor. Madem demokratik, laik Suriye Arap Cumhuriyeti’ne saygı duyacaktınız, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan bu savaşa neden evet dediniz? Katillere neden destek verdiniz? Biz, IŞİD ve El Nusra gibi terörist örgütlere bulaşmayın dedikçe Cumhurbaşkanı, El Nusra’ya neden terör örgütü denilmemesi gerektiğini anlatıyordu. Bugün geldiğiniz nokta ise 8’inci maddeyle bir kez daha ortaya çıkmıştır, ki “IŞİD ve El Nusra’ya karşı birleşik mücadele” ibaresinde de görüldüğü gibi.

Rusya ve İran’la bu anlaşmayı imzalayacak idiyseniz dökülen yüz binlerce insanın kanı da ne yazık ki bu acıların bir sonucu olarak ellerinize bulaşmıştır. Bu politikaların mimarlarında azıcık vicdan, azıcık merhamet, azıcık dürüstlük kaldıysa çıkıp bizlere anlatsınlar şurada. Ama hayır, bunu yapmayacağınızı, yapamayacağınızı biliyoruz çünkü kürsüye çıktığınızda, Suriye’de ölen, Roboski’de ölen, Suruç’ta ölen, Antep’te, Ankara’da ve İstanbul’da ölen yüzlerce insanımızda olduğu gibi, Ege’nin soğuk sularında cansız bedeni kıyıya vuran Aylan bebeğin ve daha nice çocukların kanları ne yazık ki elinize bulaşmıştır.

Bu iradenin tek başına hâkim olduğu son bir buçuk yıla bir bakın; Cizre, Şırnak, Sur başta olmak üzere Kürt kentleri yakıldı, yıkıldı, binlerce insanımız yaşamını yitirdi. Kürt halkının iradesi hiçe sayıldı, genel başkanları başta olmak üzere birçok milletvekili ve belediye başkanları tutuklandı. 21 bombalı saldırıda 411 kişi hayatını kaybetti. Olağanüstü hâl koşullarında akademisyenleri, öğretmenleri -on binlercesine vardırırcasına hatta- gözaltına aldınız, açığa aldınız, ihraç ettiniz.

Bu koşullarda anayasa düzenlemesi yapıyorsunuz. Gerçekten, akıl erdirmek çok zor, çok güç çünkü bu koşullarda anayasayı konuşmayı bile ayıp ve zül olarak sayıyorum. Sivil toplum örgütleri susturulmuş, muhalif sesler gözaltı, işkence ve tutuklamayla sindirilmiş, gazeteler, radyolar, televizyonlar kapatılmış ve siz bu koşullarda anayasa yapmaya kalkıyorsunuz. Alevi ve Kürt vatandaşlarımıza yönelik nefret söylemi almış başını gitmiş ve siz hâlâ anayasayı tartışıyorsunuz. Ama sizin tek derdiniz, varsa yoksa başkanlık. Tartışmasına girmeyeceğim elbette burada. Adına “başkanlık” deyin, “partili cumhurbaşkanlığı” deyin, ne derseniz deyin, bizim için bunun tek adı rejim değişikliğidir, diktatörlüktür ve var olduğumuz sürece geleceğimizin bir diktatörün ellerine bırakılmasına asla izin vermeyeceğiz. Şimdilik dünya beşten büyük olmayabilir ama bir gerçek var ki Türkiye kesinlikle birden büyüktür.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

115’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 115’inci maddesinin (11)’inci fıkrasında geçen “yönetmelikle” ifadesinin “yönetmelik hükümlerine göre” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Arzu Erdem                                                  Kamil Aydın                                                 Baki Şimşek

                         İstanbul                                                        Erzurum                                                         Mersin

                      Ruhi Ersoy                                                   Mustafa Mit                                            Emin Haluk Ayhan

                       Osmaniye                                                        Ankara                                                          Denizli

                                                                             Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                                                                                                Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 115’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “dört ay” ibaresinin “üç ay” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                   Kadim Durmaz                                        Gamze Akkuş İlgezdi                                      Ömer Fethi Gürer

                           Tokat                                                          İstanbul                                                          Niğde

                    İbrahim Özdiş                                                 İrfan Bakır                                             Cemal Okan Yüksel

                          Adana                                                           Isparta                                                         Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 115’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                  Osman Baydemir                                             Feleknas Uca                                              Müslüm Doğan

                        Şanlıurfa                                                      Diyarbakır                                                         İzmir

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Avrupa’da Alevi emekçilerinin yirmi yıldır uğraştıkları bir kurum var, Yol TV. Yirmi yıldır imece usulü oluşturdukları bu Alevi kurumunun tek bir yayın politikası var. Bu yayın politikası, Alevi inancını ve öğretisinin özgün hâlini ileri kuşaklara aktarma. Sadece duazları, deyişleri, Alevi kültürü ve inancının ritüellerini ileri kuşaklara aktarma konusunda yayın yapan bir televizyon maalesef RTÜK tarafından kapatılıyor. Ve şunu da ifade etmek isterim ki -aslında kendime de yakıştıramıyorum diğer yayınları burada eleştirmeyi- o kadar bu ülke barışını sıkıntıya sokacak yayınlar varken, Alevi inancının ve öğretisinin bir kurumu olan Yol TV’nin kapatılmasını şiddetle kınıyorum ve bu durumun da düzeltilmesini istiyorum.

Değerli milletvekilleri, anayasa tartışmaları elli yılı aşkın bir süredir Türkiye siyasal gündeminin önde gelen konusu olarak karşımıza çıkan bir husus. Kısacası, Türkiye’de hep bir anayasa sorunu oldu, hep var olan anayasa sorununa ilişkin olarak maalesef mevcut koşullar nedeniyle kuvvetler ayrılığına dayanan bir Anayasa değişikliği şu anda mümkün değildir. Bana göre, yani nesnel olarak da bu iktidardan demokratik bir anayasa beklemek boş bir hayaldir. Genel Kurula gelmek üzere Komisyonda görüşülen maddeler, anayasalarda devletin bahşettiği, tam da bu nedenle gerek duyduğunda geri alabildiği haklar ve bu sistemi sürdüren bir yapı öngörmekten öteye gidemedi. Bu son değişiklik önerisi de buna açık bir kanıttır.

Her ekonomi politik gerçeklik gibi, anayasa, devletin temel kuruluşunu, işleyişini, kişilerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen ana kanun olarak bir toplum sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Anayasaların ideolojisiz olması gerektiği yönündeki genel kabul, sosyal, felsefi, iktisadi yapımızın, toplumsal uzlaşmanın hukuki çatısı olarak da değerlendirilebilir. Bu nedenledir ki, anayasa yapma sürecinin de asli öznesi ve aktörünün toplum olduğu hususu tartışmasız bir durumdur. Eğer gerçekten çoğulcu demokratik bir düzende barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, anayasayı da buna hizmet eden bir toplumsal sözleşme olarak görmek zorundayız. Başka bir deyişle, anayasa yapım sürecine toplumun en geniş ve etkili bir şekilde katılımının sağlanması gerekmektedir. Peki, bu süreçte böyle bir durum söz konusu mu değerli milletvekilleri?

Bakın, şu anda tutuklu olan Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ne diyordu: “‘Gelin, anayasa yapalım.’ diyorlar. Eğer karşımızdaki zihniyet bu şekilde bir anlayış olmasa biz bundan mutluluk duyardık. Darbe anayasalarından kurtulmak bizim ideallerimiz arasındadır fakat böyle bir devlet 'Gelin, anayasa yapalım.' dediğinde bin defa düşünmek zorundayız. Bunlar nasıl bir anayasa, nasıl bir özgürlük, nasıl bir demokrasi anlayışıyla anayasa yapacaklar?"

Değerli milletvekilleri, demokratik bir tartışma zemininin olmadığı yerde yeni anayasa çalışması yapılamaz ve bunun anlamı olmaz. Türkiye'nin bugün acil olarak demokratik bir anayasaya ihtiyacı vardır. Demokratik katılımcılığın önünün açılması gerekmektedir. Partimiz bu teklifi onlarca kez yaptı ama hiçbirisinden sonuç alamadı. Çıkarılacak yasalarla ilgili, sivil toplum örgütlerinin katılımının sağlanması, Parlamento dışındaki partilerin katılabileceği, halkın katılabileceği bir demokratik anayasa tartışma sürecini hemen başlatma konusunda çağrılarımız oldu -ve bu çağrıyı yineliyorum- ama dikkate alınmadı bu çağrılarımız. Milletvekili çoğunluğunu esas alan, gerektiğinde referanduma götürme çoğunluğunu elde etme yoluyla yapılan çalışmalar nasıl demokratik bir süreç olarak değerlendirilecektir?

Nasıl bir anayasa toplumda yaşayan tüm bireylerin ilgilendiği bir husustur, genel bir paydada nasıl toplanabilir, şöyle ifade edebiliriz: Anayasa kişisel iktidarı değil, toplumu oluşturan yurttaşların özel ve kolektif temel hak ve özgürlüklerini korumalıdır, insan haklarına ve onuruna saygı duymalıdır. Ayrım gözetmeksizin “eşit yurttaş ve eşit haklar” ilkesiyle toplumsal çoğulculuğu barış ve huzur zemininde buluşturmalıdır. Anayasa tüm bunları güvence altına almalıdır. Yani anayasa her bir yurttaşın hakkını korumak ve güvence altına almak zorundadır, 78 milyon yurttaşa eşit ve aynı gözle bakmalıdır.

Eğer niyet gerçekten demokratik bir anayasa ise öncelikle antidemokratik yasal düzenlemelerin acilen kaldırılması ve demokratik bir anayasa için ilk koşulların sağlanması, gerek anayasa kazanımlarını değersizleştirmek ve öğütmek oyununa da gelmeden bu süreci tamamlamamız lazım diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 115’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “dört ay” ibaresinin “üç ay” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Cemal Okan Yüksel (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Eskişehir Milletvekili Sayın Cemal Okan Yüksel konuşacak.

Buyurun Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malum, gündemimizde Anayasa, başkanlık tartışması var.

E, şimdi, biz Anayasa metnini ilk açıkladığınızda bir refleksle dedik ki: “Böyle bir anayasa dünyanın hiçbir ülkesinde, başkanlıklarda dahi yok. Bu, AKP’nin kendine göre hazırladığı bir anayasa.” Konuşmalarımızın birisinde bizim Adalet Komisyonu grup sözcümüz Ömer Süha Aldan dedi ki: “Yahu, Cemal, senin İngilizcen de var, ben buradaki maddelerin bir kısmını hatırlıyorum bir yerden, gel, şu anayasayı bir çevirsene oradan.” Ben de oturdum, iki günde 156 maddelik bahsedilen anayasayı çevirdim ve yanıldığımızı gördüm. Yani, grup başkan vekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız bir sürü açıklama yaptı “Kendine özgü bir anayasa bu.” diye ve yanıldığımızı gördüm. Bir hukukçu olarak, tabii, doğruya doğru dememiz gerek, yanıldığımızı itiraf edelim.

Şimdi, bir anayasada sizdeki hükümler var. Örneğin, o anayasada diyor ki: “Madde 93 Cumhuriyet başkanı -yani cumhurbaşkanı- bu anayasada tanınan sınırlar dâhilinde halk adına yürütme yetkisini uygular.” E, sizin taslakta da, 8’inci maddede “Yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır.” diyor. Aynısı, uydurmamışsınız, almışsınız yani. O anayasada madde 95 diyor ki: “Cumhurbaşkanı, bir veya daha fazla başkan yardımcısı seçer, görevlerinin bir kısmını onlara verir. Cumhurbaşkanı, ayrıca bakanları atar, istifalarını kabul eder, görevlerinden uzaklaştırır.” E, bizim Anayasa’da, sizin tasarınızda, 104’üncü maddede aynı madde var, “Cumhurbaşkanı, yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.” O anayasada da, biz “Yok.” diyorduk ama, başka bir yerde, 107’nci maddede “Cumhurbaşkanı sebepleri açıklayan bir kararla halk meclisini feshedebilir.” diyor. E, bizde de 116’ncı maddede Cumhurbaşkanı Meclisi feshedebiliyor, bir aykırılık yok.

Örneğin, anayasa mahkemesi o ülkede 5 üyeden oluşuyor, hepsini, yüce divan sıfatıyla kendini yargılayacak olanları -139’uncu maddesinde- cumhurbaşkanı atıyor. Siz biraz daha hafif yapmışsınız, 15 Anayasa Mahkemesi üyesinin 12’sini Cumhurbaşkanı atıyor, 3’ünü de ona bağlı olan Meclis atıyor.

Bütçeyle ilgili bir şey buldum. Bizim taslakta diyor ki: “Bütçe Meclis tarafından kabul edilmediği takdirde, eski yılın bütçesi artırılarak devam eder.” Bu anayasada da onu söylüyor, diyor ki: “Meclis, bütçeyi yeni mali yılın başlangıcından önce onaylamazsa bir önceki mali yıl bütçesi, yeni bütçe onaylanıncaya kadar yürürlükte kalır.”

Ve bizim en çok eleştirdiğimiz, Cumhurbaşkanı kanun çıkarıyor, kararname çıkarıyor diyoruz, 104’üncü maddede var gene. E, bu anayasada da var bu, 111’inci maddesinde cumhurbaşkanının kararname çıkarması var. Yani, bu AKP’ye özgü bir anayasa değil ki. Hangi ülkenin anayasası bu?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Zimbabve(!)

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Bu, diktatör Esad’ın Suriye Anayasası. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oradan mı kopya çekmişler?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Suriye’den mi kopya çekmişler?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sevgili arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Barışıyorlar ya şimdi, kardeş oldular.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – …Esad bu anayasadan aldığı yetkiyle memleketinde senelerden beri zulüm yapıyor. 250 binden fazla Suriyelinin ölümüne sebep oldu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Cemalciğim, kardeş oldular iki gün önce.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bu anayasayı model almak belki size yakışır ama Türkiye’ye yakışmaz.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Arkadaşlar, modelimiz orası değil, hiçbir zaman da olmadı; saptırmayalım.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Yapmayın, etmeyin, Türkiye Suriyelileşecek dendiği bugünlerde, Türkiye’ye Suriye Anayasası’nı getirmeyin.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Demagojiyle olmaz bu işler.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Devamla) – Yanlış yapmayın.

Biz, daha önce, bir önceki Anayasa değişikliğinizde “Yapmayın, yanlış yapıyorsunuz.” dedik, Anayasa’yı değiştirdiniz, Fetullah’ı yargıya soktunuz, teslim ettiniz; zararlarını hep beraber çektik.

En son, küçük çocuklara tecavüzle ilgili cinsel istismarda “Yapmayın.” dedik, “Hayır, yapacağız.” dedi Sayın Bakan. Onu da geri çekmek zorunda kaldınız. Daha önce dinleme yetkilerini sulh cezadan ağır cezaya verdiniz, “Yapmayın.” dedik, şimdi, en son düzenlemeyle tekrar ona döndünüz.

Arkadaşlar, yapmayın, Türkiye’yi Suriye’ye çevirmeyin.

Saygılarımla. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 115’inci maddesinin (11)’inci fıkrasında geçen “yönetmelikle” ifadesinin “yönetmelik hükümlerine göre” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Arzu Erdem (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Arzu Erdem konuşacak.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 115’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi, bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletini ve kıymetli basın mensuplarımızı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışanlarını saygılarımla selamlıyorum.

Henüz İstanbul patlamasının yaraları sarılmadan, yüreğimizdeki yangını sönmeden, henüz Kayseri patlamasının yaraları sarılmadan, yüreğimizdeki yangını sönmeden bu kez El Bab şehitlerimizin haberlerini almaya başladık. Maalesef, yüreğimiz bunlarla yanmaya başladı. Her birine Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Türkiye kırk yıla yaklaşan bir süreden beri terör illetiyle mücadele etmektedir. Bu mücadele özellikle hepimizde çok derin yaralar açmıştır. Takvimler ise 2002 yılını gösterdiğinde neredeyse PKK terör örgütü yok edilmiş durumdaydı. Kasım 2002’den günümüze kadar neler yaşandı, buradan bir kez daha anlatmak istemiyorum. İnanın, istatistiki verilerle de burada hiç zamanınızı meşgul etmeyeceğim. Zira şehidimizin biri de bir, bini de bir. Zira gazimizin biri de bir, bini de bir. İşte, Milliyetçi Hareket Partisini belki farklı kılan, işte, yüreği vatan sevdasıyla atan tüm insanları farklı kılan da budur, bunu da buradan belirtmek isterim.

2002’den bugüne kadar terörle mücadele konusunda nice hatalar yapıldı. Buradan sadece özetle şunu söylemek istiyorum: Bu hatalar tekrar yapılmaması gereken hatalar olduğu gibi, bundan sonra izlenecek olan yol konusunda da Milliyetçi Hareket Partisi etkin olarak terörle mücadele konusunda desteğini vermiştir, vermeye de devam edecektir.

Ülkemiz yangın yeri, yüreğimiz yangın yeri. Her sabah kalktığımızda “Acaba bugün bir olayla karşı karşıya kalacak mıyız?” diye tereddüt ve tedirginlik içerisindeyiz. Evlatlarımızı kapıdan uğurlarken “Acaba bir olayla karşı karşıya kalacaklar mı?” diye bir tedirginlik içerisindeyiz. İstanbul’da Haseki Hastanesinde tedavi altında olan, yoğun bakımdan çıkmış olan kardeşlerimizi ziyaret ettim, aileleriyle konuştum. İstanbul patlamasında yaralanan kardeşlerimiz bunlar. Birçoğu, bırakın yaralarının sarılmasını, psikolojik olarak ağır etki altındalar. Her gün o manada başhekimimizin de gayretli çabaları sonucu o kardeşlerimize psikolojik terapi de verilmektedir.

Buradan bilinmeli ki gazilik, o kadar, sadece “gazilik” makamı gibi görülmemeli, “gazilik” unvanı gibi görülmemeli. Gerçekten, o insanların yaşadığı travmalar, o travmaların sarılması, ailelerin bununla mücadele etmesi noktasında da gereken gayret gösterilmeli. Terör, darbe, iş kazaları, yangınlar, doğal afetler, tam da 2016 senesinin son günlerinde… Çok hareketli, felaketlerle dolu bir yılı geride bıraktık. 2017 senesinde, gelin, yangın yerlerine dönen vatanımızın yiğitleri olan gazilerimiz ve şehitlerimize beklentilerini verelim. Nedir bu eksikler, nedir beklentiler? Nedir aslında kendilerinin dertleri? Bilmiyorum, iktidar partisi bu manada kulaklarını ne kadar açıyor ama gelin onları ben buradan tekrar edeyim.

Ocak ayında gelecek olan torba kanunda bu konuyla ilgili düzenlemeler gelsin. Terörle mücadelede yaralanıp gazi sayılmayan kardeşlerimizin tamamının istediği sadece o şerefiye, diyorlar ki: “Benim evladım ben ahirete intikal ettiğimde ‘Benim babam terörle mücadele etti ve gazi sayıldı.’ desin, başka hiçbir şey istemiyoruz.” Yine aynı şekilde, gelin, bu bizim mücadelemiz olmasın, bunu birlikte çözelim, kahramanlarımıza bu haklarını verelim. Gelin, şehit aile ve yakınlarına istihdam konusunda her birimiz feragatte bulunalım, onlara istihdam sağlayalım ve aralarındaki farkı kaldıralım. Gelin, yine gaziler arasındaki farkı da kaldıralım. Muharip gazisi de bizim gazimizdir, Kore gazisi de bizim gazimizdir, Kıbrıs gazisi de bizim gazimizdir; aralarında hak farklılıkları var.

Değerli milletvekilleri, gelin, bunları bir masaya yatıralım, dert ne dinleyelim ve buna bir çözüm getirelim.

Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

115’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.04

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

116’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 116’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “yükümlüdür” ibaresinin “mükelleftir” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                   Kadim Durmaz                                               Mehmet Tüm                                                  Çetin Arık

                           Tokat                                                          Balıkesir                                                        Kayseri

                 Ömer Fethi Gürer                                      Gamze Akkuş İlgezdi                                           İrfan Bakır

                           Niğde                                                          İstanbul                                                          Isparta

                    İbrahim Özdiş

                          Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 116’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                  Osman Baydemir                                             Feleknas Uca

                        Şanlıurfa                                                      Diyarbakır

BAŞKAN – Şimdi, aslında Osman Baydemir’i konuşmaya alacaktık ama henüz gelmediler, Mehmet Bey sizi alalım.

Ben işlemini yapayım, sizi çağıracağım.

Mehmet Tüm imzalı önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Sayın Mehmet Tüm konuşacak.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, ulusça içimiz kan ağlıyor, Suriye’de 16 şehidimiz var. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, her şehit cenazesinden sonra hepimiz bu kürsüden acılarımızı paylaşıyor ve bu şehitlerin son olmasını diliyoruz. Değerli milletvekilleri, ancak gerçekçi olmak gerekirse bu öfke ve kin politikası devam ettiği sürece içeride ve dışarıda şehit vermeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, Başbakanlıktan yapılan açıklamayla, 24 Ağustosta başlayan Fırat Kalkanı Harekâtı’nın gerekçesini, sınırlarımızı korumak ve güvenliğimizi sağlamak adına bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi olarak halkımıza ve dünyaya duyurdu. Bizler ülkemizin güvenliği adına alınacak her türlü önlemi destekliyoruz ancak bu harekâtın asıl amacının bu olmadığı çok kısa süre geçmeden anlaşıldı. Sayın Cumhurbaşkanı “Biz oraya zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için girdik.” dedi. Gelen tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı geri adım attı ve açıklamasını düzeltmek zorunda kaldı. Şimdi, 20 Aralıkta Moskova’da imzalanan protokolde “zalim” dediğiniz Esad’ı tanımış oldunuz, keşke Suriye’yi parçalamadan bunu yapsaydınız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin Suriye politikasını tek kişi belirliyor, Emevî Camisi’nde namaz kılma hayaliyle başlayan, bugün de Moskova’da Esad’ı tanımayla sonuçlanan bu politikanın mimarı sizce kimdir? Tabii ki Cumhurbaşkanıdır. Umarım, yarın bu politikadan vazgeçmez.

Değerli arkadaşlarım, Fırat Kalkanı başladığı günden bugüne 37 şehidimiz var, yaralı sayımız 100’ü geçti. Peki, tüm bunların sorumlusu sizce kimdir? Değerli milletvekilleri, bunun en büyük sorumlusu, tüm bu yanlış politikalara onay veren Hükûmettir ve sizlersiniz. “Reis ne yaparsa doğru yapar.” diye parmak kaldıran, içeride yapılan her hatayı FET֒ye, dışarıdaki her yanlışı Esad’a bağlayan sizlersiniz. Biat etmek yerine biraz oturup düşünseydiniz bu kadar ocak sönmezdi, bu kadar gencecik çocuklarımız şehit olmazdı.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 19 Aralıkta Fırat Kalkanı’nda şehit olan Fatih Olcay’ın babasının evine haber vermek üzere giden askerî yetkililere baba Ramazan Olcay’ın ilk sözü “Hangi oğlum; Fatih mi, Ferhat mı şehit oldu?” sorusu oluyor çünkü iki oğlu da askerde. Değerli arkadaşlarım, bir babaya, yürekleri yakan bu acıyı yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu durumda biraz empati yapmanız gerekmiyor mu? Bu acılar, öyle, atılan sloganlarla, bağlanan maaşlarla ya da bir bakanın “Ben de şehit olmak istiyorum.” sözleriyle asla dindirilemez.

Değerli milletvekilleri, ülkede ilan ettiğiniz OHAL’in sonucu size yapılan en ufak bir eleştiride insanları ya işinden ediyorsunuz ya da içeri atıyorsunuz, sırf size muhalif diye, Alevilerin tek kanalı olan Yol televizyonunu kapatıyorsunuz, herkesin sizin gibi düşünmesini ve yanlışlarınıza ortak olmasını istiyorsunuz. Ülkenin gidişatı hiç umurunuzda değildir. Sizin için varsa yoksa reisin saltanatıdır, geleceğidir. Laik cumhuriyeti bir türlü içinize sindiremediniz. Sizin için yeter ki reis mutlu olsun, geridekilerin hiçbir önemi yoktur. Sizin için, ekonomi duvara toslamış; yoksulluk, işsizlik, açlık artmış, hiç önemi yoktur. Siz her gün 20 şehidin gelmesine “Bu işin fıtratında vardır. Asıl önemli olan başkanlıktır.” diyorsunuz. Türkiye’ye ne olduğu belli olmayan bir deli gömleği giydirmek istiyorsunuz. 1 Kasım 1922’de kaldırılan saltanatı arka kapıdan dolaşarak yeniden getirmek istiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, sizlere soruyorum: Peki, bundan sonra siz bu Mecliste ne iş yapacaksınız? Bundan sonra çıkarılacak yasa da kalmayacağına göre parmak kaldırıp parmak indiremeyeceksiniz. Bu durumu içinize gerçekten sindirebilecek misiniz?

Değerli milletvekillerim, ben sizlerin ülke sevginizden asla şüphe duymuyorum ancak reise olan sevginiz ülke sevgisinin çok önüne geçmiş durumdadır. “Önce reis.” demek yerine “Önce insan ve Türkiye.” diyebilseydiniz, ülkede barışı ve demokrasiyi birlikte kurabilirdik.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, 1940’larda Almanya’da bir reis yaratıldı, her dediği alkışlandı ve onaylandı. Gördük ki reis yani “Führer” dünyanın başına bela oldu ve dünyayı kana buladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüm.

MEHMET TÜM (Devamla) – Eğer tarihten ders çıkarmazsak yaşanacak felaketleri hep birlikte seyretmiş oluruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 116’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Osman Baydemir (Şanlıurfa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Sayın Osman Baydemir konuşacak.

Buyurun Sayın Baydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu beş dakikalık zaman dilimi içerisinde, müsaadenizle, ilginizi, düşünce dünyanızı bir kez daha hem realiteye hem de bu realite içerisinden çıkış noktasına çekmek istiyorum.

Dün ve bugün, Parlamento çatısı altında, seçim bölgem olan Urfa’da maruz kaldığımız, maruz bırakılmış olduğumuz hukuka aykırılıkları, zulmü ifade etmeye çalıştım. 210 insan, şu an, Urfa’da kapalı spor salonunda âdeta bir toplama kampında tutuluyor. Çok açık ve net söylüyorum: Bu yetmiyor, şu anda, şu saatte il teşkilatımız zırhlı araçlarla kuşatma altına alınmış durumda. Bakın, bu çözüm değil, bu legal demokratik siyaseti yok etmektir. HDP’nin il ve ilçe teşkilatlarına da kayyum mu atamak istiyor Hükûmet?

Urfa ilinde 2 siyasi parti büyük oranda yarıştı, başka siyasal partilerimiz de var ama Parlamentoda temsiliyet ehliyetini halk tarafından elde eden 2 siyasi parti var. Biri şu anda Hükûmette, biri muhalefette ve Hükûmetteki parti, yegâne muhalefet dinamiğini Urfa’da yok etmek istiyor. Eğer demokraside siz muhalefeti yok ederseniz bir müddet sonra o size dönecektir. Emin olun, bugün yaşamış olduğumuz tehlike çok ama çok büyüktür ve dünden daha büyüktür.

Bugün bütün gruplardaki hatipleri cankulağıyla dinlemeye ve not etmeye çalıştım. Doğru kimden gelirse gelsin, gelin doğruya sahip çıkalım. Mesela, bir doğru, AKP Grup Başkan Vekili Sayın Bostancı’dan geldi, dedi ki: Bu coğrafyanın tüm insanları ortak bir kadere sahip, kaderimiz ortak yani acı da olsa beraber yaşamak durumundayız, huzur da olsa birlikte yaşamak durumundayız.” Son derece doğru bir tespit. Yine bir diğer hatip, Sayın Hilmi Yarayıcı yapmış olduğu bütün konuşmada, bu badireden nasıl çıkacağımıza dair tespitini, önermesini a’dan z’ye ortaya koydu.

Şimdi bir kez daha söylüyorum: Bir gün hukuk hepinize, hepimize lazım olacaktır. Neyle mücadele ederseniz edin, adına ne derseniz deyin hukuk zemininin dışına çıktığınızda meşruluğunuzu yitirirsiniz. Şimdi çıkıp derler ki: “Atamalar, kayyumlar, bütün bu tutuklamalar hendek, barikat siyasetinin sonucu.” İyi de Urfa’da hendek mi vardı, Urfa’da barikat mı vardı? Yok, Urfa’da muhalefet var. Muhalefet olduğu için bunu hayata geçiriyorsunuz.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) - Osman Bey, sen bilirsin, burada ne oluyor, bize anlatır mısın?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen konuşmacının insicamını bozmayın.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Bakın, bir gün gelecek hukuk size de lazım olacak.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) – Burada ne oluyor, burada?

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – İki gözüm “…”(X) Bir gün gelecek hukuk sana da lazım olacak, sana da.

NURETTİN YAŞAR (Malatya) - Amude’de ne oluyor, Amude’de?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen konuşmacının insicamını bozmayınız, rica ediyorum.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Buradan çıkış mı istiyorsunuz, buradan çıkmak mı istiyoruz? Bugünün Türkiyesi’nden, Allah aşkına, memnun olan bir Allah’ın kulu var mı? Bu kan revandan, bu şiddet ortamından, bu ölümden, bu yakımdan hangi biriniz, hangi birimiz memnun olabiliriz? Peki, bunda ısrarın anlamı ne? Bunda ısrar, çözümsüzlükte ısrardır; bu siyasette ısrar, yıkımda ısrardır. Bu yıkımın altında hepimiz kalacağız. Çıkış yolu var. Eğer bir düşman belleyeceksek, yenmemiz gereken bir şey var diyorsak o da her şeyden önce o kinden, husumetten, nefretten arınmadır. Eğer o kini, o husumeti, o nefreti yenmeyi başarırsak bu ülke ortak kaderinin yol haritasını bir kez daha yakalayabilir ve 2013-2015 Nisanına kadar yürümüş olduğu o yolda bir kez daha yürüyebilir. Bu kez gerçekten başarmak için Hükûmet, muhalefet, bizler de bu soruları kendimize sormaya hazırız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – “Nerede eksik bıraktık? Nerede hata yaptık? Neden sonuca ulaşmadık?” sorularını sorabiliriz, birlikte yanıt üretebiliriz.

En derin saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydemir.

Sayın Baydemir, hiç kuşku yok ki elbette kaderimiz ortaktır. Bunda hiçbir kuşku yok, elbette ki her zaman bunu ifade edeceğiz, bilmenizi istedim.

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan, tespitiniz ve desteğiniz için teşekkür ediyorum. İşte bu ortak kaderin hayat bulması için, sevincin ve tasanın ortaklaşması için ortak çabaya ihtiyaç var Sayın Başkan, ortak çabaya.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

117’nci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 117’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “aykırı olacak şekilde” ibaresinin “aykırılık teşkil edecek şekilde” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                 Ömer Fethi Gürer                                               Çetin Arık                                                 Kadim Durmaz

                           Niğde                                                          Kayseri                                                           Tokat

              Gamze Akkuş İlgezdi                                           İrfan Bakır                                               Niyazi Nefi Kara

                         İstanbul                                                          Isparta                                                          Antalya

                                                                                           Erkan Aydın

                                                                                                Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 117’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Osman Baydemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                          Şanlıurfa

                     Feleknas Uca                                             Dirayet Taşdemir

                       Diyarbakır                                                         Ağrı

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

AHMET YILDIRIM (Muş)- Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önümüze getirilen sınai mülkiyet tasarısı, şirketlerin meta olmayan ancak üretim, dağıtım, pazarlama ve benzeri süreçlerinde üretkenlik sağlayan bileşenlerinin hem rekabette öne geçici hem de özellikle elinde bunları oldukça fazla sayıda bulunduran büyük firmanın tekel varlığını korumaya yönelik bir önlem sağlamaktadır. Uluslararası üretim arenasındaki rolü montaj ve ara malı imalatına dayalı bir ülkenin AR-GE olanaklarını geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu şey, uluslararası tekellerin tasarım, teknoloji, marka ve benzeri haklarını koruma altına alarak ülke içinde uygulanmasının önüne geçmek olamaz. Zira, böyle bir ortamda AR-GE'ye dayalı üretim yapan uluslararası tekeller ile başta KOBİ'ler olmak üzere kamu kuruluşları, yerli şirketler ve kooperatifler arasında üretici güçler açısından bir asimetri doğacak, bu asimetri de yüksek teknolojili üretim pazarında yerli unsurları çok daha savunmasız bırakacaktır. Tasarıya gerekçe yapılan ve Anayasa Mahkemesinin iptallerinden doğduğu belirtilen hak kayıpları ve sorunlar, uluslararası tekellerin sorunları ve hak kayıplarından başka bir şey değildir. Sadece makroekonomik bakış açısıyla düşündüğümüzde dahi söz konusu Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasının Türkiye'nin ekonomik gelişimi için faydadan çok zarar getireceği görülebilir. Bunun en temel sebebi de Türkiye ekonomisinin bir üretim değil, borca dayalı bir tüketim ekonomisi olduğu ve tasarı yasalaşırsa yerli üreticilerin uluslararası tekeller karşısında zararlı çıkacağı gerçeğidir.

Özetle, tasarım, buluş ve benzeri süreçlerin tek taraflı mülkleştirilmesini tescilleyecek ve somut olarak da yabancı sermaye karşısında kamu ekonomisini, kooperatifleri ve KOBİ'leri yaşayamaz duruma getirip halkları tekel sermayesine bağımlı kılacak olan bu tasarının yasalaşmasına parti olarak ilkesel olarak muhalefet etmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 117’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında geçen “aykırı olacak şekilde” ibaresinin “aykırılık teşkil edecek şekilde” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Erkan Aydın (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın konuşacak.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 117’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Evet, bu kadar çocuk ölürken, bu kadar felaket yaşanırken, Suriye’den her gün şehit haberleri gelirken biz hep birlikte oturmuş başkanlık sistemini konuşuyoruz. Öncelikle, Suriye’de şehit olan 16 askerimize Allah’tan rahmet, ülkemize ve yakınlarına da başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Bakın, Suriye politikası insanlarımızı sadece rakamdan ibaret bir hâle getirdi. Her gün “Kaç şehidimiz var, kaç yaralımız var? Orada ne oldu?” diye birlikte birbirimize bakıyoruz. Bütün bunlar olurken peki, Moskova’da Dışişleri Bakanının imzaladığı anlaşmada ne oldu? Hep birlikte bakalım 1’inci maddeye. Ne diyor? İran, Rusya ve Türkiye, içerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve laik bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor. Yani, kendi ülkesinde Meclis Başkanı “Anayasa’dan laikliğin çıkarılması gerekir.” derken Suriye’de laikliği destekleyen açıklamaya en önce imza atıyor. Bir kere bu çelişkinin ortadan giderilmesi gerekiyor. Laiklik, evet, Suriye’de lazım ama bizde de lazım, Irak’ta da lazım; bütün Orta Doğu’da lazım. Eğer bunu yapmazsak hepimizin sonu korkarım ki Orta Doğu bataklığı gibi olur.

Gene bakıyoruz “Kırmızı çizgimiz.” dediğiniz YPG-PYD’yi hiçbir şekilde anlaşmanın herhangi bir yerine koyduramadınız; tek bir kelime, tek bir cümle dahi yok. Ülkeyi Orta Doğu bataklığına soktunuz, terör örgütlerinin cirit attığı bir merkez hâline getirdiniz ve nerede, ne zaman bomba patlayacağını bilmediğimiz bir sürece getirdiniz. Bu süreç içerisinde, evet, Anayasa Komisyonunda şu anda başkanlık sistemi, sizin deyişinizle Cumhurbaşkanlığı tartışılıyor.

Bakın, dün Sayın Başbakan sizleri topladı, bir toplantı yaptı ve orada 20’ye yakın, sizler, milletvekilleriniz çekincelerinizi ortaya koydunuz. Ne dediniz? “Örneğin, Cumhurbaşkanını seçtik ama partimiz yüzde 42’de kaldı, başka bir parti birinci çıktı, biz güçlü bir parti olarak Mecliste denetim görevini bile yapamayacağız.” dediniz. Çok doğru ve haklı bir eleştiri. Gene “Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalırsa muhalefet birleşir, Cumhurbaşkanlığını da alırsa hem Cumhurbaşkanlığında hem Parlamentoda koalisyon dönemleri olabilir.” dediniz. Gerekçelerde koalisyona atıfta bulunuyordunuz ya ama kendiniz de elinizi vicdanınıza koyup aslında gerçekleri görüyorsunuz. Gene bir eleştiri daha: “Sanki mevcut yaşadığımız travmalar ve komploların etkisiyle tek kişilik bir düzenleme yapıyormuşuz etkisi var.” diyorsunuz. “Tayyip Erdoğan sanki sonsuza kadar görevde kalacakmış gibi bir düzenleme yapılıyor.” diye sizin arkadaşlarınız orada ifade ediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

TAMER DAĞLI (Adana) – Yanlış bilgi gelmiş, yanlış.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Valla, bilemiyorum. Basından aldığımız bu.

“Millî iradenin asıl kaynağının Meclis olduğunu söyleyerek -biz bu hâlde- geldik. Kendi egemenliğimizi tek bir kişiye neden teslim ediyoruz?” diye kendi ifadeleriniz var. Burada beş yılda sadece birer defa bakanları görebileceğinizi, bakanların yani yürütmenin kendi seçim bölgelerine hizmet istediklerinde ulaşamayabileceğinizin de altını çizerek burada ifade etmişsiniz. Gene, KHK’larla HSYK’nın da önüne geçileceğini ve yargı bağımsızlığının da gideceğini ifade etmişsiniz. Bunların hepsi sizlerin kendi eleştirileriniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – AKP milletvekilleri mi yapmış?

ERKAN AYDIN (Devamla) – Evet, AKP milletvekilleri, 20’ye yakın. Kendilerine teşekkür ediyoruz.

Müezzinoğlu’yla ilgili de yurt dışında doğmuş birisinin Cumhurbaşkanı olamayabileceğinin de gene altını çizmişsiniz. Bunların da inşallah, kendi partiniz tarafından önü alınır demek istiyorum.

Tabii, vaktimiz doldu ama Atatürk’ün şu sözleriyle tabii, bitirmek istiyorum: “Her millet icraatına tahammül ettiği hükûmetin mesuliyetine ortak olur.” Demek istediğim, bu çektiğimiz sancı bir doğum sancısı değil, bir ölüm sancısıdır diyorum.

Ve en son olarak, bize bu ülkeyi emanet eden Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Atatürk’ün, bugün Rize’de şu fotoğraflarla heykelinin kaldırılmasını da bir kenara yazdığımızı söylüyorum. Bu fotoğrafları asla unutmayacağız. Atatürk’ü de ne yaparsanız yapın kalbimizden silemeyeceksiniz. Bu milletin bağrından çıkmış bir vatan evladına bu fotoğrafların yakışmadığını söylüyor, unutturamayacaksınız diyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimle konuşmamı tamamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 118’inci maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı'nın 118'inci maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen "veya" ibarelerinin "ya da" olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                   Kadim Durmaz                                                 Çetin Arık                                               Ömer Fethi Gürer

                           Tokat                                                           Kayseri                                                           Niğde

                    İbrahim Özdiş                                         Gamze Akkuş İlgezdi                                           İrfan Bakır

                          Adana                                                          İstanbul                                                          Isparta

                     Erkan Aydın                                                 Haydar Akar

                           Bursa                                                           Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 118'inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                  Osman Baydemir                                             Feleknas Uca

                        Şanlıurfa                                                      Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon okunan son önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Gerekçeyi okutun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önümüze getirilen Sınai Mülkiyet Tasarısı, şirketlerin meta olmayan ancak üretim, dağıtım, pazarlama ve benzeri süreçlerinde üretkenlik sağlayan bileşenlerinin hem rekabette öne geçici hem de özellikle elinde bunları oldukça fazla sayıda bulunduran büyük firmanın tekel varlığını korumaya yönelik bir önlem sağlamaktadır. Uluslararası üretim arenasındaki rolü montaj ve ara malı imalatına dayalı bir ülkenin AR-GE olanaklarını geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu şey uluslararası tekellerin tasarım, teknoloji, marka ve benzeri haklarını koruma altına alarak ülke içinde uygulanmasının önüne geçmek olamaz. Zira böyle bir ortamda AR-GE’ye dayalı üretim yapan uluslararası tekeller ile başta KOBİ'ler olmak üzere kamu kuruluşları, yerli şirketler ve kooperatifler arasında üretici güçler açısından bir asimetri doğacak, bu asimetri de yüksek teknolojili üretim pazarında yerli unsurları çok daha savunmasız bırakacaktır. Tasarıya gerekçe yapılan ve Anayasa Mahkemesinin iptallerinden doğduğu belirtilen hak kayıpları ve sorunlar, uluslararası tekellerin sorunları ve hak kayıplarından başka bir şey değildir. Sadece makroekonomik bakış açısıyla düşündüğümüzde dahi söz konusu Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasının, Türkiye'nin ekonomik gelişimi için faydadan çok zarar getireceği görülebilir. Bunun en temel sebebi de Türkiye ekonomisinin bir üretim değil, borca dayalı bir tüketim ekonomisi olduğu ve tasarı yasalaşırsa yerli üreticilerin uluslararası tekeller karşısında zararlı çıkacağı gerçeğidir.

Özetle, tasarım, buluş ve benzeri süreçlerin tek taraflı mülkleştirilmesini tescilleyecek ve somut olarak da yabancı sermaye karşısında kamu ekonomisini, kooperatifleri ve KOBİ'leri yaşayamaz duruma getirip halkları tekel sermayesine bağımlı kılacak olan bu tasarının yasalaşmasına parti olarak ilkesel olarak muhalefet etmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 118’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen “veya” ibarelerinin “ya da” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Kazım Arslan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı üzerinde konuşuyoruz, bayağı da mesafe katettik. Hepinizin bildiği gibi, bu kanunu destekliyoruz; Türkiye'nin ihtiyacı olan, sanayicilerimizin ihtiyacı olan bir kanun ve hep birlikte bu kanunu çıkarmak için gayret sarf ediyoruz. Bayağı da bir yoğun maddeler var ama ben bazı tespitlerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu kanunu çıkarmak yetmiyor. Niye yetmiyor biliyor musunuz? Şu kullandığımız kürsü teknolojik bir ürün ama bize ait bir teknoloji değil. Başkanın kullandığı kürsü teknolojik bir ürün, bize ait bir ürün değil. Yaşamımızı kolaylaştıran her şey, baktığınız zaman, evlerinizde kullandığınız televizyonlar -değil mi yıllarca “günah” diye yutturuldu, Osmanlı Dönemi’nde matbaa gibi, daha sonra Cumhuriyet Dönemi’nde televizyonlar “günah” diye yutturuldu- ya da kullandığınız telefonlar, akıllı telefonlar veya akıllı olmayan telefonlar, buzdolapları, çamaşır makineleri; aklınıza ne gelirse gelsin, bunların içerisinde bizim tarafımızdan geliştirilmiş, patenti alınmış, marka hâline getirilmiş dünyada bir örnek gösterebilir misiniz? Gösteremeyiz değil mi? Demek ki bu patent, marka yasalarını çıkarmak, Türkiye’de üretimin artırılmasının, patentin artmasının, markaların artmasının temel gerekçesi değil. O zaman, ne yapmalıyız? “Önce eğitim.” diyoruz değil mi? Önce eğitim.

Bakın, PISA, 15 yaşında çocukları alarak, 500 bin çocukla bir test yapmış, 72 ülkede yapmış bu testi ve sonuçlara baktığımızda, bilimde 70 ülke arasında 52’nci sıradayız; yine, okumada 70 ülke arasında 50’nci sıradayız yani okuduğumuzu anlamayan bir ülkeyiz, çocuklarız, öğrencileriz; matematikte 70 ülke arasında 49’uncu sıradayız. “15 yaşında” diyorum, bu size bir anlam ifade etmeli. On dört yıldır iktidardasınız; bu çocukların, bugün sınava giren çocukların, test edilen çocukların hepsi sizin döneminizde, siz iktidara geldiğinizde 1 yaşındaydı yani sizin eğitiminizden geçti, sizin bu Türkiye için öngörmüş olduğunuz eğitimden geçti bu çocuklar; geldiğimiz sonuç burada arkadaşlar.

Bakın “78 milyonluk, 80 milyonluk ülke.” diye övünüyoruz değil mi? 80 milyonluk ülkede dünya markası bir futbolcu bile yaratamıyoruz ama Almanya’daki 1,5 milyonluk Türk nüfusundan dünya markası bir futbolcu çıkabiliyor. Demek ki arkada sistem yok arkadaşlar. Eğer sistem olmazsa başarıyı da yakalama şansımızın olmadığını göreceğiz.

Dünkü konuşmamda da söylemiştim Sayın Bakana, iktidara geldikten sonra, “yüksek teknoloji ürünü” dediğimiz ya da “katma değeri yüksek ürün” dediğimiz ürünlerin hem üretiminde hem ihracatında düşmüşüz. Geldiğimiz noktaya bakıyoruz, bugün bunları artırmak için çaba sarf ediyoruz ama yine yapay işlerle uğraşıyoruz, suni işlerle uğraşıyoruz; temelindeki problemi çözemiyoruz.

Kore, örnek vermek istiyorum: Kore’nin yüksek teknoloji ihracatı 2013’te 130 milyar dolar arkadaşlar. Bakın, Kore ile biz… Hatırlayın, 1980’li yıllarda gayrisafi millî hasılası bizden düşük olan bir ülkeydi değil mi? Bugün geldiğimiz noktada biz sadece 7,5 milyar dolarlık ihracat yapıyoruz diyoruz yüksek teknoloji ürünü, bunu Dünya Bankası kabul etmiyor arkadaşlar. Bizim ihracatımız 2,2 milyar dolar çünkü Dünya Bankasının “yüksek teknoloji ürünü” diye sınıflandırdığı kategoride, bizim TÜİK’in yaptığı ya da Bakanlığın yaptığı bu listelemedeki o ürünler yok.

Kore’nin AR-GE’ye ayırdığı paya bakıyoruz, yüzde 4 yani gayrisafi millî hasılanın yüzde 4’ü. 2002’de geldiğinizde AR-GE 0,7’ydi, 1’in altındaydı; geldiğiniz noktada, gayrisafi millî hasıladan AR-GE’ye ayrılan pay 1,1. Yeter mi? Yetmez. Bu mantıkla, bu ayırdığımız paylarla Türkiye’de teknolojiyi geliştirme, katma değeri yüksek ürün üretme şansımız var mı? Asla yok. Nedir dünyanın ortalaması? 2,2-2,4 civarında bir dünya ortalaması var.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Neyin ortalaması?

HAYDAR AKAR (Devamla) – AR-GE’nin ortalaması, dinleseydin... Yeni geldin, sana baştan bir daha anlatırım ben bunu, hiç merak etme.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen Genel Kurula hitap edin.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, şimdi, Türkiye’de ilk 500’e giren şirketlere baktığımızda arkadaşlar, en düşük teknoloji üretimiyle ihracat yapan 186 şirket var; 500 büyük şirket arasında düşük teknoloji üretimi yapıp ihraç eden 186 şirket var. İlk 500’de en düşük 186, düşük 163 şirket var, orta dediğimiz 109 şirket var, yüksek teknoloji üreten Türkiye’de sadece 12 tane şirket var arkadaşlar. Demek ki on dört yıllık iktidarınız döneminde yüksek teknoloji ürünü üretmek, katma değeri yüksek ürün üretmek gibi hedefiniz asla olmamış.

İhracata bakıyoruz, ihracatta ilk 20’den bahsetmek mümkün değil. Hani bir zaman övünüyordunuz ya G20 diye, G20 de olsanız ihracatın ilk 20’sinde yoksunuz. Neyde varsınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Tüketen bir toplumda varsınız, ithal eden bir toplumda varsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

119’uncu maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 119’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasında geçen “üç ay” ibaresinin “bir ay” olarak değiştirilmesi için gereğini saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                     Kazım Arslan                                               Tahsin Tarhan                                               Tacettin Bayır

                          Denizli                                                          Kocaeli                                                           İzmir

                 Ömer Fethi Gürer                                               Çetin Arık                                                 Kadim Durmaz

                           Niğde                                                          Kayseri                                                           Tokat

                    İbrahim Özdiş                                                 İrfan Bakır                                            Gamze Akkuş İlgezdi

                          Adana                                                           Isparta                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacak.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOSGEB illerde kredi dağıtımıyla ilgili yapılan başvuruları sonuçlandırdı. Niğde ilinde 50 bin liralık kredi için 1.631 KOBİ’den 1.471’i başvuruda bulundu, ne yazık ki bunun 67’si bu krediden yararlanabiliyor. Bu bağlamda, Sayın Bakanın dikkatine sunuyorum; bölgemizde KOBİ’lerin durumu 50 bin liralık krediyi alma zorunluluğu hissedecek kadar sorunlu, bu anlamda Niğde’ye bir ayrıcalık yapmanızı temenni ediyorum.

Ayrıca Niğde Kahveciler Odası Başkanımız Kadir Yamaner gönderdiği mektupta diyor ki: “Niğde Kahveciler Odası olarak KOSGEB kredilerinden faydalanmak istiyoruz ancak bizleri bu tür kredilerde hiç değerlendirmeye almıyorlar, biz mağdur durumdayız.” Sayın Başkanın isteğini Sayın Bakanımıza iletmiş oluyorum.

Bunun yanında Niğde’deki BİRKO fabrikası çok önemli bir işletme. Dört aya yakın iplik fabrikasında yaşanan sorun BİRKO’yu da sardı çünkü Niğde’nin köklü kuruluşlarından biri. Bankalardan kredi alması yönünde yaşadığı sorun yanında, Hükûmetle görüşerek kapısını açık tutmak istiyor. Aksi takdirde, işçi çıkarılmasına yol açacak bir uygulamaya girecek ki bu Niğde için felaket olur. Şu anda Niğde’de 4’e yakın fabrika ne yazık ki üretimine ara vermek zorunda kaldı. KOBİ’ler gibi fabrikalarımız da sorun yaşıyor. Bu bağlamda, Hükûmetin, bölgedeki iş yerlerinin sorunlarına, esnafların sorunlarına, KOBİ’lerin sorunlarına eğilmesini istiyoruz.

Hükûmetin esnaflar için açıkladığı bir 30 bin liralık kredi vardı. Bu krediyle ilgili duyurular öylesine coşkuyla yapıldı ki Türkiye’de 1 milyon 700 bine yakın esnafın önemli bölümü heyecanlanarak dosya hazırladı. 350-400 liralık dosyalarla gidip başvuruda bulundular. Ama başvuruda bulunduklarında karşılaştıkları önemli sorunlardan birkaçı: Bunu alabilmeleri için 2 tane kefil gerekiyordu, bir ipotek gerekiyordu, bir de bankaya borcu olmaması gerekiyordu. Ülkemizde, bankalara borcu olmayan esnaf sayısı çok sınırlı.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) - Buna rağmen esnaf, dosyasını hazırladı, başvuruda bulundu. KİT Komisyonunda Halkbankası Genel Müdürüne sordum, 48.285 kişi bu 30 bin liralık krediden yararlanabilmiş. Oysa bu kredinin kamuoyuna sunumunda neredeyse tüm esnafımızın sorununun çözüleceğini sanırdınız, öyle anlatım vardı. Keza önce beş yıl dendi, sonra on sekiz aya kadar faizsiz ödemeler düştü.

Kısacası, esnaf şu anda gerçek anlamda mağdur, KOBİ’ler mağdur, fabrikalar üretimlerini neredeyse sonlandıracak noktada. İşsizlik ülkemizde giderek çığ gibi büyüyor. Özelleştirme mantığıyla kapanan devlet kuruluşlarına ait işletmelerden sonra sizlere de gelen iş başvurularının önemli bölümü “Belediyelere bizleri yerleştirin.” anlayışıyla oluyor. Oysa belediyelerin hepsi de norm kadrolarının üzerinde işçi çalıştırmak zorunda kalıyor.

Taşeron uygulamasıyla da ülkemizde kamuda çalışan 750 bin işçiye üç ay içinde kadro sözü, ne yazık ki bir yıl geçmesine rağmen gerçekleşmedi. Sanayicisi sorunlu, işçisi sorunlu, esnafı sorunlu ve giderek artan sıkıntılar karşısında tıkanan bir ekonomi. Bu bağlamda, 2017 yılının daha da sorunlu bir sürece doğru gittiği görülüyor. Bunun için Hükûmetin önlemlerini, sözden öte pratiğe de yansıtması gerekiyor. Yani büyük vaatlerin sokağa yansıması, iş yerlerine yansıması, insanlarımıza yansıması için söylenenlerin yaşam bulması gerekiyor. Bu bağlamda, bugüne kadar söz verilen konulardaki uygulamalar iyi örnekler değil. 2017 yılı için dileğimiz, temennimiz, esnafımızın da, KOBİ’lerimizin de, sanayicimizin de destekleneceği ve söylenenin alanda da karşılık bulacağı uygulamaların gerçekleştirilmesi diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasıyla ilgili Rize Valiliği ya da Hükûmetten bir açıklama talep ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, bugün öğleden sonra itibarıyla sosyal medyada çok yoğun bir tepki var yani şöyle: Biraz önce Bursa Milletvekilimiz Sayın Erkan Aydın da gösterdi. Rize’de meydandaki bir Atatürk heykeli, çok şükür Saddam’ın heykelinin yıkıldığı gibi yıkılmamış yani yerlere devrilmemiş ama bir heykel kaldırılması olayı... Biz, bunun, kasten tümüyle kaldırılacağını aklımıza dahi getirmek istemiyoruz.

BAŞKAN – Elbette.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şüphesiz, Rize Valiliğinin bir gerekçesi vardır. Yalnız, kamuoyunu ve sosyal medyadaki infiali rahatlatmak açısından Rize Valiliğinden ya da Hükûmetten bu konuda bir açıklama, izahat talep ediyoruz.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun.

24.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasının meydanın düzenlenmesiyle ilgili olduğuna, herhangi bir saygısızlığın söz konusu olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Kesinlikle Atatürk’e, Atatürk’ün heykeline karşı herhangi bir saygısızlık söz konusu değildir. Belediyenin yapmış olduğu, Valilikle beraber koordineli bir şekilde Atatürk heykelinin Vilayetin önüne kaldırılması, meydanın da yeni bir düzenlemeyle değerlendirilmesi şeklindedir. Dolayısıyla, doğrudan Atatürk’e anlaşılabilecek şekilde heykeline yönelik herhangi bir saygısızlık şeklinde bir durum söz konusu değildir. Ayrıca, önemli olan, her şeyin ötesinde, bunlar elbette semboliktir ve kıymetlidir, bunlara dikkat etmek gerekir. Ayrıca, aslolan, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne ve geleceğe baktığımızda, cumhuriyeti kuran başta Atatürk olmak üzere bütün o kadrolara ve cumhuriyetin temel fikirlerine, ruhuna uygun bir şekilde davranmaktır. Asıl dikkat edilmesi gereken, sembolik tarafları bir yana bunlardır. Bu konuda da zannediyorum, siyasi partiler arasında temelde herhangi bir görüş farklılığı yoktur.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Rize Milletvekili Sayın Bak, sisteme mi girdiniz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet.

BAŞKAN – Silindi yalnız söz talebiniz, ısrarlı mısınız?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Benim açıklamam kâfidir.

BAŞKAN – Peki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şöyle: Tabii, iktidar partisinin grup başkan vekilinin açıklaması bizce kâfi de bir işin usulü, adabı, erkânı bakımından uygulamayı yapan yürütme organıdır. Dolayısıyla, Rize Valiliğinin… Bizce sorun yok, biz onu aklımızdan bile geçirmeyiz, Atatürk heykelinin kaldırılıp bir depoya koyulacağını da…

BAŞKAN – Elbette.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …sosyal medyayı rahatlatmak için yürütmenin bir açıklama yapmasında fayda var.

Sayın Bostancı’ya da ayrıca teşekkür ederim hassasiyeti için efendim.

BAŞKAN – Biz de teşekkür ederiz. Hepimizin hassas olduğu bir konudur, bu da böyle bilinmelidir diyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (Devam)

BAŞKAN – 120’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

121’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum…

Bir adet önerge var. Benim de aklım karıştı “Heykeli kaldırdınız.” deyince. Etkilendim gerçekten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, siz de üzüldünüz duruma. Siz de üzüldünüz birdenbire, anlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerçekten etkilendim ama.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 121’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Teşkilatına” ibaresinin “Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                       Erhan Usta                                     Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                    Ruhi Ersoy

                         Samsun                                                          Hatay                                                         Osmaniye

                     Baki Şimşek                                                Erkan Haberal

                          Mersin                                                          Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 121’inci maddesindeki düzenlemenin 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hâl uygulaması çerçevesinde çıkarılan 31 Temmuz 2016 tarihli ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Emniyet teşkilatına bağlı kurumların bağlılık durumlarının değişmesi sebebiyle ortaya çıkan durumla uyumlaştırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

122’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 122’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının “Kamu kurum ve kuruluşları tarafından desteklenen ve bir kamu kurum ya da kuruluşunca yapılan ve özel sektörün taraf olmadığı projelerde ortaya çıkan buluşların, destek sağlayan kamu kurumuna yönetmeliğe uygun olarak bildirilmesi zorunludur.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Emin Haluk Ayhan                              Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                                   Kamil Aydın

                          Denizli                                                           Hatay                                                          Erzurum

                      Arzu Erdem                                                   Erhan Usta

                         İstanbul                                                         Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamanın bir tarafı kamu, diğer tarafı özel sektör olan projelerde de uygulamaya alınmaması amacıyla ekleme yapılması uygun mütalaa edilmektedir. Bu maddeyle özel sektörün fikrî haklar edinimi ve sonrasında kullanımına ilişkin sınırlar ya da tercih edilmeyecek kullanım biçimleri gelebilecektir. Dolayısıyla, maddenin hangi hâllerde uygulanabileceğine dair bir açıklık getirilmesi ve bunun kamu-kamu ortak projeleriyle sınırlı olması öngörülmektedir. Kamu özel sektör projelerinde fikrî haklar bakımından hâlihazırda ilgili kamu kurumu ya da ilgili proje özelinde yapılan sözleşmelerle fikrî haklar düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

123’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

124’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

125’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

126’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

127’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

128’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

129’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

130’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

131’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

132’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

133’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

134’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

135’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

136’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

137’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

138’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

139’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

140’ıncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

141’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, beşinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, altıncı bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Altıncı bölüm 142 ila 171’inci maddeleri kapsamaktadır.

Altıncı bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın altıncı bölümü üzerinde MHP adına söz almış bulunuyorum.

Fırat Kalkanı operasyonları sırasında El Bab’da dün 14 askerimizin daha şehit olduğunu maalesef üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza da şifa niyaz ediyorum. İnşallah, bunlar son şehitlerimiz olur. Acımız sonsuzdur. Susuyoruz amma gönlümüz de razı değildir. Kim dost, kim düşman ayrılamaz hâle gelinmiştir. Gerçek olan, ateşin düştüğü yeri yaktığıdır. Allah ailelerine, geride kalanlara sabrıcemil, Sabrıeyüp ihsan eylesin diyorum.

Değerli milletvekilleri, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın altıncı bölümü 142 ila 171’inci maddelerden oluşmaktadır. Söz konusu maddeler de faydalı modelle ilgili düzenlemeleri, sınai mülkiyet hakkına ilişkin süreler ve bildirimleri, hak sahibinin tecavüze uğraması ve tazminatı, zaman aşımını, ihtiyati tedbiri, ücretleri, ödeme sürelerini ve sonuçlarını, kurumun danışma kurulu ve eğitim merkezi, yeni daireler kurulması ve görevleriyle ilgili düzenlemeler içermektedir. Teknik konulardır, ilgili komisyonlarda etraflı olarak değerlendirmeler yapılmış, Milliyetçi Hareket Partisi Komisyon üyelerimiz gerekli katkıları sağlamıştır.

Ben yeniden aynı konularda bir değerlendirme yapmak yerine on dakikalık süremi KİT Komisyonu üyesi de olmam sebebiyle ülkemiz için hem ekonomik hem de sosyal, stratejik nedenlerle son derece önemli olan KİT’lerin iyi yönetilmemesi ve etkin bir biçimde denetlenmemesi sonucunda getirildikleri nokta hususunda bir değerlendirmede bulunacağım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Malumunuz, KİT statüsünü haiz kuruluşlar çoğunlukla devletin doğal tekel konumunda olduğu piyasalar ile ülke için kritik, stratejik önemi olan alan ve sektörlerde faaliyet göstermektedirler. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de başta enerji, ulaştırma, bankacılık gibi alanlar olmak üzere değişik sektörlerde KİT’ler faaliyet göstermektedir. 2016 yılı yasama faaliyetleri çerçevesinde bugüne kadar KİT Komisyonunda birçok kamu iktisadi teşebbüsünün Sayıştay raporları ilgili kuruluşların yöneticilerinin de hazır bulunduğu toplantılarda müzakere edilmiştir. Bu toplantılar da maalesef bu kuruluşların birçoğunun hem iyi yönetilmediğini hem de etkin bir şekilde denetlenmeyerek yöneticilerinin hesap vermediğini açıkça göstermiştir. Sadece bir örnek vermek gerekirse, İller Bankasında Sayıştayın 100’e yakın inceleme, soruşturma talebi maalesef aradan uzun yıllar geçtiği, hatta zaman aşımına da girdiği hâlde sonuçlandırılamamıştır. Eski genel müdürün 3628’den yargılandığı bu kurumda inceleme, soruşturma taleplerine daha bir titizlik gösterilmesi gerekirken gerçeğin ortaya çıkarılmasına maalesef kayıtsız kalınmıştır. Allah’ın emrine önem verildiğini hâl ve hareketleriyle hâl ve hareketleriyle gösterme gayretinde olanlara, sizlere, bildiğiniz üzere, hatırlatmak isterim ki kendinize, anne ve babanıza ve yakınlarınıza bile olsa, zengin veya fakir de olsalar Allah için adaleti yerine getiren şahitler olun. Adaletli davranmak için artık nefsinize uymayın ve eğer dilinizi eğip bükerseniz, sözü değiştirirseniz veya haktan, adaletten yüz çevirirseniz o takdirde muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır.

Değerli arkadaşlar, bu kuruluşların başarılı olabilmesinin ilk şartı, yöneticilerin işin gerektirdiği donanıma ve kapasiteye sahip, ehil kişiler arasından seçilerek göreve atanmış olmalarıdır. Yüce Mevla tam da bu konuda bize şu şekilde emir ve tavsiyelerde bulunmaktadır: “Şüphe yok ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Peygamber Efendimiz de Cenab-ı Hakk’ın bu emir ve tavsiyelerine hayatı boyunca riayet etmiştir, koyduğu kuralları önce kendinde uygulamıştır. Örneğin, Mekke’nin fethindeki olayı biliyorsunuz. Tekrar etmek gerekirse, Müslümanlar için son derece önemli ve değerli olan Kâbe’nin anahtarını sahabeden birine değil, o sırada henüz Müslüman olmayan ama o vazifeyi en iyi şekilde yerine getirebilecek kişi olan Osman Bin Talha’ya teslim etmiştir. Yani, kendinden olmayan birine teslim etmiştir. Bugün bu uygulamadan, bu anlayıştan çok uzak olunduğunu belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuda ölçü ve kriter, hiç tartışmaya, “ama”ya “fakat”a girmeden çok açıktır: İşi ehline vereceksiniz. Ellerimizi açıp Allah’a yalvarıyorsak, alnımızı secdeye koyuyorsak bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Bunun vebalinin büyüklüğü, günahı namazda da yoktur, oruçta da yoktur zira bunda kul hakkı vardır.

Peki, bizde uygulama nasıldır? Maalesef, KİT yöneticilerinin büyük bir kısmı ya eski AKP milletvekili, partili, ya partiyle çok yakın ilişkiler içerisinde olan kişiler veya daha değişik kurumlarda hâlihazırda müsteşar, genel müdür, vali gibi görevde bulunan, sanki geçinemiyormuş gibi bir yerden daha maaş alsın diye yönetim veya denetim kurulu üyesi yapılan üst düzey bürokratlardır. Tabii, liyakat ve ehliyetin yerini sadakat ve sonsuz bağlılık gibi kriterler alınca sonuç da kaçınılmaz olarak adrese teslim, şahsa münhasır banka kredilerine, devasa rakamlara ulaşan genel yönetim giderlerine ve faaliyet zararlarına, mal ve hizmet alımlarında yaşanan ihale usulsüzlüklerine, tahsil edilmeyen banka kredilerine ve milletin sırtına yüklenen kamu zararlarına dönüşüyor. Böyle olunca da 2017 yılında bütçeye görev zararları için 7,2 milyar lira ödenek ayırmak zorunda kalıyoruz, 7,2 milyar lira görev zararları. Bunlar fakirin fukaranın binbir güçlükle ödediği vergilerdir. İşin ehli olmayan yönetim kurulu üyeleri attıkları imzaların ne tür sonuçlar doğuracağının farkında olsalar, inanın, sabahlara kadar uyuyamazlar. Böyle bir anlayışla bırakın milyonlarca lira piyasa değeri olan bir KİT’i, bir mahalle bakkalı dahi işletilemez, yönetilemez.

Diğer içler acısı konu ise, bu kuruluşların gerek kendi denetim birimleri gerek bağlı veya ilgili oldukları bakanlıkların denetim birimleri gerekse de Sayıştay tarafından etkin ve adil bir biçimde denetlenememesidir. Teftiş kurulu bir bağlı ortaklığın genel müdürü hakkında elde ettiği delil ve tespitler sonucunda cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyor fakat rapor ilgili bakanlık denetim birimince yapılan soruşturmayla âdeta temizleniyor. Ülke olarak bu hastalığı da yenmek mecburiyetimiz vardır, yenemezsek yenileceğimiz açıktır. Yüce Meclis adına denetim yapan Sayıştay birçok konuda yolsuzluk ve usulsüzlük tespit ettiği, bunlar hakkında gereğine tevessül edilmesini önerdiği hâlde, maalesef, zamanında, hatta zaman aşımına dahi uğratıldığı hâlde raporların gereği yapılmamakta, sorumlular hakkında savcılara suç duyurusu yapılmakta çekingen ve âciz kalınmaktadır. Vaktinde incelenmeyen, soruşturulmayan veya soruşturma esnasında bilerek zaman aşımına uğratılan raporlar nedeniyle sorumlular almaları gereken cezalardan kurtarılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir hırsızlık olayında Peygamberimiz’in “Sizden önceki insanları helak eden neydi biliyor musunuz? Onlar içlerinden şerefli ve soylu birisi hırsızlık yaptığı zaman onu cezasız bırakırlar, içlerinden fakir ve zayıf biri hırsızlık yaptığında ona ceza verirlerdi. Vallahi, hırsızlığı sabit olan Mahzum kabilesinden Fatıma değil, kızım Fatıma bile olsa ayrım yapmaz ve cezasını verirdim.” Evet, bu tavır, maalesef, örnek olmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, ben hırsızlık yapanın şerefsiz biri olduğuna inananlardanım zira burada kul hakkı vardır, kul hakkı yenmektedir. Bu ayrı bir konu. Bugün toplumda itibarlı geçinen birinin cezalandırılması çok istisnai bir durum hâline gelmiştir, acı olan budur. Bu, halkın büyük çoğunluğu Müslüman olan bu ülkeye yakışmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, son olarak, iktidar partisiyle yakın ve kirli ilişkiler içine giren KİT’lerin bir ülkeye nasıl zararlar verebileceğine ilişkin en güzel ve çarpıcı olaylardan biri çok kısa bir süre önce Brezilya’da yaşanmıştır. Brezilya’da yaşanan Petrobras olayı Brezilya’yı büyük ve derin ekonomik ve siyasi krize sokmuştur; birçok kamu görevlisi, şirket yöneticisi tutuklanmıştır, Devlet Başkanı Dilma görevinde azledilmiş, eski Devlet Başkanı Lula da Silva hakkında da soruşturma açılmıştır. Tüm bu olayların neticesinde ülke ekonomisi 2015 yılında yüzde 3,8 küçülmüş, 2014 yılında yaklaşık 2 trilyon 420 milyar dolar olan gayrisafi millî hasıla 2015’te 1 trilyon 775 milyar dolara gerilemiş, 2015’te yaklaşık 25 milyar Amerikan doları civarında doğrudan yabancı sermaye kaybı yaşanmış, ülkede fakirlik ve huzursuzluk artmıştır. Cefayı çeken fakir, garip gureba halk olmuştur. Benzer hadiselerin ülkemizde yaşanmaması en büyük dileğimdir. Hakka ve hukuka, adalete sımsıkı sarılmamız gerektiğini, gerçekten önem vermemiz gerektiğini belirtiyor, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacak.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, Anayasa Komisyonu çalışmalarına devam ediyoruz, üç gün oldu başlayalı, sabahlara kadar oradayız. Buradan da hem Parlamentoyu hem de halkımızı bilgilendirmek ve açıkçası, halktan gizlenen, toplumdan gizlenen çalışmanın birkaç satır başıyla ayrıntılarını paylaşmak isterim zira konuşmalardan sıra bile gelmiyor, iki gündür sıra bekliyoruz, orada düşünceleri ifade etmek bile mümkün değil.

İlk gün bulunduğumuz taleplerin tümü reddedildi. “Basın-yayın organları izleyebilsin.” dedik, reddedildi. “3 tane ajans kalsın; bu, halkı yakından ilgilendiriyor, halk kendisi için yapılan sözleşmeyi görmek, tartışmak istiyor.” dedik, reddedildi. “Genel Kurulu bir hafta tatil edelim, bütün milletvekilleri bu çalışmaya katılmak istiyor.” dedik, reddedildi. “Eşit temsille bir komisyon -tıpkı geçmişte olduğu gibi- yapalım.” dedik, reddedildi. Velhasıl iktidar partisinden oluşan Başkanlık Divanı, partilerin bütün taleplerini reddederek üç gündür çalışmalara devam ediyor.

Peki, nedir? Ne yapıyoruz biz? Orada kapalı kapılar ardında partiler düşüncelerini söylüyor, ama kimsenin ikna olma niyeti yok, tartışma niyeti yok; herkes kendi pozisyonunu orada anlatarak, halka duyurmadan, verilen bir kararın aslında nasıl yaşama geçeceği, ne kadar sürede yaşama geçeceği daha önce kararlaştırılan bir takvime yetiştirilmeye çalışılıyor.

Bugün, Sayın Başbakan da söylemiş, “Ocak ayının başında Meclis Genel Kuruluna gelmesini bekliyoruz.” Bu, “Ocak ayının başına kadar biz bu Komisyonu çalıştıracağız.” anlamına geliyor.

Peki, başka ne yapıyoruz orada? Nasıl bir ortamda gidiyoruz? Biliyorsunuz, daha dün Suriye’de El Bab’da yaşanan büyük kaybı, Kayseri’yi, Beşiktaş’ı, emekçileri, öldürülen kadınları, hiç hız kesmeden yaşanan ekonomik krizi, doların alıp başını gittiği bir ortamda, cezaevlerinin tıka basa dolu olduğu bir ortamda, siyasetçilerin cezaevinde tutulduğu bir ortamda biz Anayasa tartışıyoruz. Ne büyük lüks değil mi? Gerçekten tartışabiliyor muyuz? Hayır, tabii ki tartışamıyoruz.

Peki, ne diyorlar bu teklifin sahipleri? Ben muhalefet partisinden başlayayım. 2012, 2013 yılında Anayasa Uzlaşma Komisyonunda beraber çalıştığımızda, MHP temsilcileri, bizzat Sayın Parsak, “Bu seçilmiş krallık önerisidir.” diyordu, bugün ise teklifin arkasında, büyük bir arzuyla ve tutkuyla bunu savunduklarını görüyoruz.

Peki, bugün Yasin Aktay’ın, Hükûmet sözcüsünün sözüne ne demeli? HDP’li vekillerin tutuklanması halkta teselli oluşturuyormuş. Böyle bir şey olabilir mi? Gerçi bu bir itiraf. Biz yeni itiraflar bekliyoruz. Her gün reddediyorlar ama milletvekillerinin nasıl, ne zaman, nerede, hangi iddiayla tutuklanacaklarının kararını bizzat iktidar içinden, merkezî bir akıl tarafından verildiğini biliyorduk ama bugün Yasin Aktay, gerçekten, güzel bir şekilde itiraf etmiş bulunuyor.

Peki, topluma tümüyle kulak tıkanmış vaziyette. Kim yapacak bu anayasayı? Bugün Başbakanın açıklamasından kendisinin de gerçekten bu anayasayı bilmediğini öğrendik. Ne garip, değil mi? Bugün Sayın Başbakanın açıklamalarını umarım iktidar partisi milletvekilleri de okumuştur. Ne diyor? Sayın Başbakan diyor ki: “Arkadaşlarımızın kafasını karıştıran bir iki husus var.” Bu da bir itiraf. Bir iki husus değil, imzalar atıldıktan sonra, kamuoyuyla paylaşıldıktan sonra iktidar partisi milletvekilleri de bizim gibi öğrendiler. Onlar da öncesini bilmiyorlar zaten çünkü kişiye özel bir anayasa yapılıyor. Peki, ne diyor Başbakan? Diyor ki: “Bütçeyi Meclis onaylayacak.” Ya, gülelim mi, ağlayalım mı? Başbakanın taslaktan haberi yok. Başka ne diyor? “Çünkü, bütçe hakkı Meclisindir.” Tasarıyla, taslakla, teklifle sıfır ilgi. Hâlbuki, bütçe hakkı tümüyle Cumhurbaşkanına veriliyor ve Meclisin bütçe yapma yetkisi, en önemli yetkisi elinden alınıyor. Sonra ne diyor? “Geneli itibarıyla, görüyorum ki toplumda ciddi bir kabul gördü.” Ya, el insaf! Hangi toplum? Nerede kabul gördü? Kime anlattınız? Daha siz bilmiyorsunuz, daha milletvekilleriniz bilmiyor, daha partiler bunu tartışamadı. Siz uzayda mı yaşıyorsunuz Sayın Başbakan? Toplumda nasıl kabul gördü? Daha toplumun haberi yok ki bu anayasa taslağından.

Başka bir şey: “Düzelecek maddeler üzerinde çalışacağız.” diyor. Tasarı Komisyona gelmiş ve sonra diyor ki: “Virgülüne bile MHP olmadan dokunamayız. Bu bir uzlaşma metnidir.” Biz iki ay önce yaptığımız açıklamada Halkların Demokratik Partisi olarak “MHP, AKP’nin peşine takılmadı; AKP, MHP’nin peşine takıldı.” dedik. Dediğimizi zaten her gün, her gün, doğruluyorlar. Peki “MHP’yi mutlu etmediyse o zaman bu uzlaşma olmaz.” diyor, aynen Başbakan böyle söylüyor. Bir de ne gariptir ki belediye başkanı ve belediye meclis üyeliğiyle aynen kıyaslıyor. “Cumhurbaşkanı belediye başkanı ve nitekim vekiller de belediye meclis üyesi gibi çalışacak.” diyor. Daha da ileri gidiyor ve bu sistemde halkın Cumhurbaşkanına icraat yapması ve çalışması için, Meclise de Cumhurbaşkanının ihtiyacı olan, memleketin ihtiyacı olan kanunları çıkarması ve ekibini takip etmesi için yetki vereceğini söylüyor. Yani, yeni sistemde hepimiz -milletvekilleri, toplum, halk, 79 milyon- Cumhurbaşkanına icraat yapması için yetki vereceğiz. Bunu Başbakan söylüyor, ben söylemiyorum.

Ve diyor ki: “Meydanlara ineceğiz.” Kim inecek? Siz ineceksiniz. Sizin dışınızda kimse meydanlara inebiliyor mu? Kimse miting yapabiliyor mu? Basın-yayın organlarında hiçbirimiz konuşabiliyor muyuz? Bakın Anayasa haberlerine, ben bugün baktım biraz, “Adalet Bakanından HDP’lilere tokat gibi cevap” diyor. Allah Allah, orada olmasam diyeceğim ki gerçekten cevap verdi. Biz diyoruz ki: Rus Büyükelçisini polis öldürdü. Bu yalan mı? Yalan değil. Görevde mi? Görevde. Kimliği var mı? Var. Bunu çözmemiz lazım diyoruz, oradan bize “Siz nasıl böyle dersiniz?” diyor ve bize tokat atmış oluyor. Tokat yediğinin farkında değil. Biz uluslararası alanda tokat yiyoruz ama yandaş basın geliyor, ha bire tokat edebiyatıyla bu işi yapıyor.

Peki, ne olacak? STK’ların haberi yok, akademisyenlerin yok, hukukçuların yok ve bugün iktidar partisi temsilcisi “Millet için yapıyoruz.” dedi. Ya, hangi millet? Kim milleti dinliyor? Millete gidip empoze ediyorsunuz “Bunu böyle, böyle, böyle kabul edeceksiniz.” diye, tek taraflı bir propaganda var. Eş başkanlar, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklu, demokrasicilik oynuyoruz, yok böyle bir şey. OHAL koşullarında, OHAL’i geçtim, sınır ötesinde askerlerimizin her gün canını yitirdiği, sivillerin katliamlara maruz kaldığı, burada Maraş katliamının bile araştırılmasının reddedildiği bir ortamda, işkencenin her yerde devam ettiği bir ortamda biz demokratik bir anayasa yapamayız.

Ama şöyle bir şansımız var değerli arkadaşlar: MHP’nin temsilcisi şunu demiş… Tabii, bunu Anayasa Komisyonunda çok ayrıntılı bir şekilde anlatacağız. Anayasalar toplumsal sorunlara çözüm üretir, yeni toplumsal sorunlar üretmez. Şu anda bu ülkede ihtiyaç nedir? Çoğulcu bir anayasadır. Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Laz’ıyla, kadınıyla, genciyle, çocuğuyla herkesin sorunlarına çözüm bulacak bir anayasaya yani toplumsal barışı tesis edecek bir anayasaya ihtiyaç var. Sayın Cumhurbaşkanı –burada zaman yok, Anayasa Komisyonunda eski konuşmalarını anlatacağım- 1991 yılında “barış anayasası”ndan söz ediyor, bugün “savaş anayasası” oylanıyor. OHAL koşullarında demokratik bir anayasanın esamesi okunamaz. Biz gerçekten vicdanlarınıza hitap etmek istiyoruz: Türkiye’yi hep birlikte, kendinizle birlikte uçuruma yuvarlıyorsunuz. Bizim seçilmiş krallığa ihtiyacımız yok. Bizim bu ülkede, şu anda Anayasa hem de bu koşullarda, dayatılan bir şekilde… On beş saat çalıştırılarak eza niteliğinde “Bu anayasayı çıkarmak zorundayız çünkü talimat bu.” şeklinde bir dayatmayı kesinlikle bu halk görüyor. Şu anda burada ne yapıyoruz? Gerçekten parlamento faaliyeti mi yapıyoruz? Hiç kimse yok. Sayalım, toplam 50 kişiyiz. Neyi tartışıyoruz? Kanundan hangimizin haberi var? Kim okudu Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısını? Anayasayı kim okudu? O imzalar boş kâğıda atıldı ve şimdi “Toplumsal sözleşme yapıyoruz.” diyoruz ama toplum yok, ama halk yok.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Halk oy veriyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Halk bakalım verecek mi?

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, sayın konuşmacının iddialarına ilişkin bütün cevaplar Komisyonda veriliyor, ayrıca konu Parlamentoya geldiğinde aynı şekilde verilecek, kamuoyunda da tartışılacak. Şu anda patent yasasını görüşüyoruz, sadece kayıtlara bu açıklama geçsin diye söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın konuşacak.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın altıncı bölümü hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Fırat Kalkanı Harekâtı’nda görev yapmakta olan askerlerimizden yürek yakan haberler alıyoruz. Şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, ulusumuza başsağlığı, kederli ailelerine sabır ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarı, esasen bizim de genel anlamda olumlu bulduğumuz, ihtiyacı karşıladığını düşündüğümüz bir tasarı. Uluslararası sözleşmeler ve AB müktesebatı da böyle bir ihtiyacı net olarak ortaya koyuyor. Daha önemlisi, bilgi toplumu hedefi bunu gerektiriyor. Günümüzde yenilik üretimin, büyümenin ve zenginlik yaratmanın kaynağı hâline gelmiştir. Yenilik yapmanın, bilgi ekonomisine geçmenin yegâne aracı ise kuşkusuz eğitim. Bu yüzden önce eğitim sistemimizi bu yolda iyileştirmemiz gerekiyor. AKP, eğitime hep kendi dünyasına uygun bir nesil yetiştirmek olarak baktı, bu ülkenin geleceği olan gençlerimizi dünyadaki akranlarıyla aynı şekilde bilgiyle donatmak gibi bir hedefi olmadı, hatta eğitimsizliğe, cehalete övgü yağdıran, eğitimli insanlardan nefret ettiğini açıklayan sözüm ona bir profesörü ödüllendirerek YÖK Denetleme Kurulu üyesi yaptı. Yine, AKP’li eski bir Bakan olan Taner Yıldız, hatırlanacağı gibi, eğitim seviyesi yükseldikçe AKP’nin oy oranının azaldığını söylemişti. Başka bir AKP’li eski Bakan olan Erdoğan Bayraktar’sa “Bu ülke Müslüman bir ülke. Bu yüzden icat yapamıyoruz, buluş yapamayız.” diyerek Türkiye'nin ara eleman yetiştirmeye odaklanmasını maalesef önermişti. Bu açıklamalar AKP’nin eğitime bakışını maalesef özetler nitelikte. Bu yüzden de eğitimde Adalet ve Kalkınma Partisi bunun gereğini yapıyor. Eğitim sisteminin niteliğini bozarak içini boşaltıyor. En gözde model oluşturan liselerimiz perişan ediliyor, dağıtılıyor. Her bakan döneminde ayrı bir eğitim sistemi ortaya koyuluyor.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, 2015 PISA sonuçları ortada. Bu aslında bir karne. İstediğiniz kadar “Şöyle oldu, böyle oldu.” diye anlatın durun, çok somut bir gösterge var ortada; maalesef, eğitimde çökmüşüz. Buna mazeret aramak yerine bu kötü gidişi değiştirmek için ne yapılabilir, hep beraber bunu düşünelim, bunu konuşalım çünkü bu konu sadece sizin değil, hepimizin, ülkemizin de geleceğinin meselesidir.

OECD “Yaratıcılık ve Problem Çözme” başlıklı bir değerlendirmeyle ülkelerin inovasyon potansiyelini ölçüyor. Türkiye’de bu testte başarılı olan çocuklarımız sadece yüzde 2,2; OECD ortalaması yüzde 12, Güney Kore’de ise bu oran yüzde 28. Bu değerlendirme nasıl bir sonuç ortaya koyuyor, onu da izninizle ortaya koymak isteriz. 2013 yılında Güney Kore’nin tek bir teknoloji şirketinin, hepimizin yakından bildiği bir şirketin almış olduğu patent sayısı, bizim ülke olarak son elli yılda aldığımız patent sayısının tam 18 katı çoğunluğunda.

Dünyayla rekabet edebilen bilgi ve donanıma sahip özgür bireyler yetiştirmek eğitim sistemimizin temel amacı olmak zorundadır. Eğitim toplumun, halkın, bu ülkenin, geleceğin, hepimizin ihtiyacı. Başkanlık kimin ihtiyacı? Bir ailenin ya da bir grubun ama asla bu ülkenin ihtiyacı değil. Bakın, şu anda ülkemize “başkanlık” diyerek bir hükümdarlık sistemini dayatmaya çalışıyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bırakın bu başkanlık, padişahlık, hükümdarlık sevdasını; sevdanız bizleri, hepimizi bir arada tutan cumhuriyet olsun. (CHP sıralarından alkışlar) Her şeyin dermanı gördüğünüz ve maalesef, dünya önünde komik duruma düşerek savunduğunuz başkanlık sistemi eğitim sistemimizi daha da geriye düşürecektir çünkü eğitim ortak akılla, birikimle geliştirilmesi gereken bir alandır. Eğitim adına değerli, kıymetli, önemli, başarılı ne varsa talan edilecek, yok edilecek.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, dünyada ayrıca, bildiğiniz gibi fosil enerji kaynakları bir son ihtiva ediyor. Bunlar bir gün gelecek ve bitecek. Bilgi ekonomisine dayalı üretim yapan ülkeler bugün bunun çözümü konusunda ciddi oranda çalışıyorlar, enerjide bu dalda çok ciddi bir dönüşüm yaşanıyor dünyada. Yenilenebilir enerji konusunda da müthiş yenilikler ve ilerlemeler mevcut. Petrol yerine elektrikli araçlar otomobil sektörünün en önemli rekabet alanı hâline gelmiş durumda. Gelişmiş dünya rotasını buna çevirdi. “Yerli ve millî otomobil” deyip duruyorsunuz. Evet, yerli bir otomobilimiz olsun, hatta bu dünya markası olsun, biz de bunu çok isteriz ve her türlü desteği de vermeye hazırız ama bilgi ekonomisinde rekabet bunun üzerine şekillendirilmiş, onun için elektrikli otomobil üzerine devam edersek daha başarılı olacağımızı düşünüyoruz. Bundan beş altı yıl önce çok pahalı olduğunu bildiğimiz rüzgâr ve güneş enerjisi üretimi yatırımları ve AR-GE çalışmalarıyla bugün ekonomik bir duruma gelmiştir. Ülkeler bu araştırmalar için ve bu AR-GE çalışmaları için çok ciddi yatırımlar ve kaynaklar ayırıyorlar. Elektrik enerjisini depolama olanaklarında da çok ciddi AR-GE yatırımları ve çalışmaları var. Beş on yıl sonra yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen elektrik büyük ölçeklerde ve uzun sürelerde depolanabilir hâle gelecek. Biz bu konuyla alakalı ne yapıyoruz değerli arkadaşlar? Hiçbir şey. Her imkânımız var ama sizin ülkeyi ileriye taşımak gibi bir niyetiniz yok.

Değerli milletvekilleri, yerli kaynaklarımızdan sayılan enerji verimliliği konusunda kanun çıkarılmış durumda, strateji belgeleri hazırlanmış durumda ama yine burada da uygulama yok. Aynı mamulü üretmek için OECD ülkelerinden yüzde 30 daha fazla enerji harcıyoruz. Bu konunun derhâl uygulamaya alınması ve uygulamaya geçmesi de zorunluluk ihtiva ediyor. Gelin, öncelikle kamu binalarından başlayalım. Kamuda ilk önce Türkiye Büyük Millet Meclisi binasından ve sonra da Enerji Bakanlığının kendi binasından başlayalım. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan cumhuriyetimizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarabilmek için bilgi ve teknoloji ihraç eden bir ülke olmak hedefiyle çalışalım, hepimizin ortak hedefi bu olsun.

Çok değerli arkadaşlarım, isteyip de yapamadığınız ne var çok merak ediyoruz. Lütfen bu soruyu siz de kendinize sorun. Her şey elinizde, güç sizde, iktidar sizde, sizin cumhuriyetten ne şikâyetiniz var, anlayamıyoruz. Tek adamlık ne demek? Biz o defteri 1923 yılında kapattık. Egemenliğimizi tek adamlıktan, padişahlıktan alıp egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ve atalarımızın çok büyük bedeller ödediği cumhuriyetimize kavuştuk. Bu saatten sonra da tekrar egemenliği tek bir adama vermeye niyetimiz yok. Ben buradan çok değerli AKP’li ve MHP’li milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Gelin, vazgeçin bu sevdadan, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini karartmayın, harcamayın.

Çok Değerli Başkan ve değerli milletvekilleri; ülkemiz gerçekten çok zor bir süreçten geçiyor ve siz ülkemizi on dört yıldır tek başınıza yönetiyorsunuz. Gelinen noktada terör azmış durumda, halkımız endişeli, ekonomi bozulmuş, döviz almış başını gidiyor, işsizlik rekorlar kırıyor, yatırım yok, iş yok, dış politikada yapılan yanlışların faturası çoktan önümüze gelmiş durumda, hiç kimse yarın ne olacağını kestiremiyor, yatırımcı önünü görmüyor, halkımız bu durumu da hak etmiyor değerli arkadaşlar. Gelin, hep birlikte iyi şeyler yapalım, ortak aklı harekete geçirelim, hepimiz halkımızın sorunlarına odaklanalım. Biz böyle yapalım diyoruz ama iktidar ne yapıyor? Başkanlık sistemi için mesai yapıyor. Ortalık yangın yeri siz hâlâ başkanlık diyorsunuz. İktidar başkanlık dışında ne yapıyor biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Daha önce FET֒ye “Ne istedi de vermedik?” diyerek peşkeş çektiği kamu mallarını şimdi de Cumhurbaşkanının çoluk çocuğuna ait vakıflara vermek için torba tasarısı hazırlıyor ve şu anda bu tasarı Plan Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. Belediyeleriniz zaten ne var ne yok veriyor. Şimdi bu yasal düzenleme nereden çıktı? TÜRGEV ve diğerleri üzerinden resmen kamu malı yağmacılığı yapılıyor. Kamuya ait, halka ait malları bir ailenin kontrolüne veriyorsunuz. Bütün bunları halkımız görüyor, izliyor, değerlendiriyor. Hiçbir gereği olmadan ülkeyi tek adam rejimine sürükleme çabanızın karşılığı yok çok değerli arkadaşlar. Bunu hepimiz görüyoruz. Otoriter rejim arayışınıza halkımız asla izin vermeyecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Denizli Milletvekili…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gene mi? Ben de...

BAŞKAN – Lafım yarıda kaldı.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, kıymetli arkadaşımızın ifade ettiği gibi bir tasarı Plan Bütçede mevcut değildir. Buraya geldiğinde konuşacağız tabii.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Doğrudur, evet.

Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hep bilinir ki bu işler bir yerlerde pişirilir, son anda Meclise, Plan Bütçeye iniverir. Arkadaşımızın söylediği doğrudur. Plan Bütçeye gelmemiş olması böyle bir şeyin olmadığı anlamına gelmez.

Arz ederim efendim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Şu anda yok zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben takdire bırakıyorum.

BAŞKAN – Genel Kurula geldiği zaman tartışırız onu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Şu anda bir şey bilmiyoruz bu konuda.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, arkadaşımızı “Yanlış bilgi verdi.” gibi bir algı yaratacak şekilde konuştuğu için bunu açıklama gereği duydum.

BAŞKAN – Belki incelemiştir Sayın Bostancı, teklifi veya tasarıyı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yok efendim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Var efendim, var.

BAŞKAN – Peki.

Şahsı adına şimdi Denizli Milletvekili Sayın Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sınai mülkiyetle ilgili kanun tasarısının görüşmelerine devam ediyoruz. Altıncı bölümde şahsım adına söz aldım. Yine bu kanunla ilgili düşüncelerimi sizlere arz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın anlaşmalı bir şekilde iş dünyasının beklentisine cevap verecek bir şekilde geçecek olmasından dolayı da bu çalışmalara katkı koyan tüm arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Tabii, bunların ötesinde, özellikle son zamanlarda ülkemizde yaşanan gerek iç barışın bozulması, hem de komşularla ilişkilerimizin bozulmuş olması sebebiyle birçok ticari ilişkilerimizi, ihracatımızı komşularımızla yapamadığımız bir durumdayız. Ayrıca, komşu ülkelerimizle ilişkilerimiz bitme noktasına geldiği gibi ihracatımız da bitme noktasına gelmiştir. Tarımda ürettiğimiz birçok ürün, sebzelerimiz, meyvelerimiz satılamamış, çiftçilerimizin ve üreticilerimizin elinde kalmıştır. Tabii ki bunun zararı öncelikle ülkemize olduğu gibi çiftçilerimize, üreticilerimize ve turizmcilerimize çok fazlasıyla olduğu bir gerçektir.

Şimdi, hep birlikte yeniden bir değerlendirme yapalım değerli arkadaşlarım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak komşularımızla ilişkilerimizi iyi götürmemiz gerektiğini, Mustafa Kemal Atatürk’ün bize göstermiş olduğu “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesinden ayrılmamamız gerektiğini, bunun doksan üç yıldır Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti’nde devam ettirildiğini ve Türkiye'nin de bu durumdan dolayı da çok mesafe kazandığını ve bölgede güçlü bir ülke konumuna geldiğini günlerce belirttik ve bu konuda ısrar ettik ama bizleri dinlemediniz.

Suriye’yle ilişkilerimizin bozulması sebebiyle, Esad’la olan ilişkilerimizin tamamen altüst olması sebebiyle dedik ki bu anlaşmazlığa son verin diye ısrar ettik, bu sefer de Cumhuriyet Halk Partisine “Siz Esad’cısınız.” dediniz.

Değerli arkadaşlarım, hatta şöyle bir düşüncenin içine girdiniz: “Esad altı ay bile bu iktidarda kalamaz, gider, sonuçta biz de Şam’da cuma namazını hep birlikte kılarız.” diye bir karara da varmıştınız. Ama üç yıla yakın bir zamandan beri bu mücadele devam ediyor, Esad görevinde kalmaya, işini sürdürmeye devam ediyor ama Türkiye’ye zararı, inanın, her gün geçtikçe daha fazla oluyor. Bunları görmenizi özellikle belirtmek istiyorum.

Çünkü bu ilişkilerin bozulmasından dolayı bugün hem siyasi ilişkilerimiz hem de ticari ilişkilerimiz, ihracat ilişkilerimiz o kadar çok bozuldu ki bu noktada inanılmaz bir ticari kayba, siyasi kayba uğradığımızı belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, işin en kötü yanı da ne biliyor musunuz? Tabii, orada Esad’la mücadele edilmesi sebebiyle, Esad’dan kaçan birçok mülteci de geldi ülkemize yerleşti, bunlara bakmak zorunda kaldık. Bunlarla ilgili de oldukça bir yük taşıyoruz ve bunları ülkemize entegre etmeye çalışıyoruz, onları burada yaşatmaya çalışıyoruz. Bu konuda da Türkiye'nin yükü oldukça artmış durumda değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bunun ötesinde ne oldu biliyor musunuz? Biz Suriye’yle ilişkilerimizi bozdukça Esad kendi alanına çekildi ve Suriye’nin kuzeyini teröristlere bırakmak suretiyle hem sınırımızdaki kontrolü gözden uzak tuttu hem de Suriye’nin kuzeyinde teröristlerin barınmasına olanak sağlayacak, her türlü teröristin, PKK’dan, PYD’den, YPG’den, El Nusra’dan tutun da IŞİD’ciye kadar her türlü teröristin orada yaşamasına ve barınmasına, lojistik destek bulmasına olanak sağlayacak bir çalışmayı gerçekleştirdi. Bu yönden de gerçekten, güneyimizdeki terörizmi önleyemediğimiz gibi, sınırlarımızın güvenliğini de bir türlü yapamıyoruz ve bu güvensizlik sebebiyle de ülke içinde ve ülke dışında da itibarımız her gün zedeleniyor, her gün azalıyor diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

Sayın milletvekilleri, altıncı bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, altıncı bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

142’nci maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 142’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Ahmet Yıldırım                                               Mizgin Irgat                                              Dirayet Taşdemir

                            Muş                                                              Bitlis                                                             Ağrı

                  Osman Baydemir                                             Feleknas Uca

                        Şanlıurfa                                                      Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önümüze getirilen Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı, şirketlerin meta olmayan ancak üretim, dağıtım, pazarlama ve benzeri süreçlerinde üretkenlik sağlayan bileşenlerinin hem rekabette öne geçici hem de özellikle elinde bunları oldukça fazla sayıda bulunduran büyük firmanın tekel varlığını korumaya yönelik bir önlem sağlamaktadır. Uluslararası üretim arenasındaki rolü montaj ve ara malı imalatına dayalı bir ülkenin AR-GE olanaklarını geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu şey, uluslararası tekellerin tasarım, teknoloji, marka ve benzeri haklarını koruma altına alarak ülke içinde uygulanmasının önüne geçmek olamaz. Zira, böyle bir ortamda AR-GE’ye dayalı üretim yapan uluslararası tekeller ile başta KOBİ'ler olmak üzere kamu kuruluşları, yerli şirketler ve kooperatifler arasında üretici güçler açısından bir asimetri doğacak, bu asimetri de yüksek teknolojili üretim pazarında yerli unsurları çok daha savunmasız bırakacaktır.

Tasarıya gerekçe yapılan ve Anayasa Mahkemesinin iptallerinden doğduğu belirtilen hak kayıpları ve sorunlar, uluslararası tekellerin sorunları ve hak kayıplarından başka bir şey değildir. Sadece makroekonomik bakış açısıyla düşündüğümüzde dahi söz konusu Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasının Türkiye'nin ekonomik gelişimi için faydadan çok zarar getireceği görülebilir. Bunun en temel sebebi de Türkiye ekonomisinin bir üretim değil, borca dayalı bir tüketim ekonomisi olduğu ve tasarı yasalaşırsa yerli üreticilerin uluslararası tekeller karşısında zararlı çıkacağı gerçeğidir.

Özetle, tasarım, buluş ve benzeri süreçlerin tek taraflı mülkleştirilmesini tescilleyecek ve somut olarak da yabancı sermaye karşısında kamu ekonomisini, kooperatifleri ve KOBİ'leri yaşayamaz duruma getirip halkları tekel sermayesine bağımlı kılacak olan bu tasarının yasalaşmasına parti olarak, ilkesel olarak muhalefet etmekteyiz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

143’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 143’üncü maddesinin beşinci fıkrasının ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tacettin Bayır                                                Kazım Arslan                                                Haydar Akar

                           İzmir                                                           Denizli                                                          Kocaeli

             Fatma Kaplan Hürriyet                                     Ömer Fethi Gürer

                          Kocaeli                                                           Niğde

“Başvuru sahibi başvuruyla birlikte veya herhangi bir bildirime gerek olmaksızın başvurunun şekli şartlara uygunluk bakımından bir eksikliğinin olmadığının veya eksikliklerin süresi içinde giderildiğinin bildirildiği tarihten itibaren iki ay içinde ücretini ödeyerek ve yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olarak araştırma talebinde bulunur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN SERT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tasarısının aynı maddesinin (4)’üncü fıkrasına göre, başvurunun şekli şartlara uygun olmadığı anlaşılırsa başvuru sahibinden bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde eksikliği gidermesi istenmekte ve eksikliğin bu süre içinde giderilmemesi hâlinde başvuru reddedilmektedir. Bu fıkra uyarınca, eğer başvuru sahibine şeklî eksiklikleri gidermesi için bildirim yapılmışsa başvuru sahibinin bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde eksikleri gidermesi beklenecek, eksiklikleri gidermezse başvurusu reddedilecektir. Bu durumda, başvurunun şeklî eksiklikle ilgili incelemesi henüz tamamlanmadan ve başvurunun uygun olduğuna daha karar verilmeden başvuru sahibinin araştırma ücretini ödemesi gerekirse başvuru sahibinin eksiklikleri giderememesi hâlinde reddedilecek bir başvuru için araştırma ücretini ödemiş olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

144’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

145’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

146’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

147’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

148’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

149’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

150’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

151’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

152’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

153’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

154’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

155’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

156’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

157’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

158’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

159’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

160’ıncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

161’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

162’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

163’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

164’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

165’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

166’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

167’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

168’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

169’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Ne zaman?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, bu maddede.

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Şimdi, bu madde için.

BAŞKAN – 170’inci madde de?

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Evet.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet.

BAŞKAN – 170’inci maddeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.28

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

170’inci maddenin oylaması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

171’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Altıncı bölümde yer alan maddelerin oylaması da böylelikle tamamlanmış oluyor.

Şimdi, yedinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Yedinci bölüm, 172’nci maddeye bağlı 15/A, 15/B ve 15/C maddeleri ile geçici madde 1, geçici madde 2, geçici madde 3, geçici madde 4, geçici madde 5 ve geçici madde 6 dâhil, 172 ile 193’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Yedinci bölüm üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu olacak.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı’nın yedinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun zamandır, konuşmamıza şehitlerimizi anarak, taziye bildirilerinde bulunarak başlıyoruz. Maalesef, bugün de aydınlık, huzurlu bir güne başlayamadık, uyanamadık. Dün gece, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yürütülen Fırat Kalkanı Harekâtı’nda El Bab’da yaşanan çatışmalardan acı haberler geldi. El Bab’da 16 askerimiz şehit, 33 askerimiz de yaralandı. 133 DEAŞ teröristinin öldürüldüğü çatışmalarda yaralı askerlerimizden 18’inin durumunun ağır olduğu belirtilmişti. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı Mehmetçiklerimize şifalar diliyorum. Ailelerine, yakınlarına ve yüce Türk milletine, kahraman ordumuza başımız sağ olsun diyorum. Ve Arif Nihat Asya’nın “Şehitler tepesi boş değil/Biri var bekliyor/ Ve bir göğüs, nefes almak için/Rüzgâr bekliyor/Şehitler tepesi boş değil, toprağını kahramanlar bekliyor/Ve bir bayrak, dalgalanmak için rüzgâr bekliyor.” dizelerinin, içimizi yakarken, bugünleri anlattığına inanıyorum.

Kayseri’de meydana gelen patlamayla terör bir kez daha Mehmetçiklerimizin canına kastetmiş, ülkemizi yangın yerine… Bir yandan İstanbul ve Kayseri’de PKK’nın gerçekleştirdiği açıklanan terör olayları, bir yandan Cumhurbaşkanınca FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği açıklanan, ülkemizin konuğu olan, canı bize emanet Rus Büyükelçisinin hayatını kaybetmesi ve suikast eylemi, bir yandan Türkiye’nin Suriye sınırından teröristlerin sızmasını engelleyerek, sınır güvenliğini sağlayarak ve bizlerin can güvenliğini korumak amacıyla yürütülen Fırat Kalkanı operasyonu ve Mehmetçik’imizin cesurca mücadele ettiği IŞİD terör örgütü, bir yandan da çevremizde yaşanan vesayet savaşının, mezhep çatışmalarının ülkemize taşınması için çaba gösteren içimizdeki hainler.

Değerli milletvekilleri, eli kanlı PKK, IŞİD ve FET֒yle mücadele ederken hep bir üst akıldan, dış güçlerden bahsedilmektedir. Doğrudur, ülkemizin konumu, milletimizin özgürlüğüne düşkünlüğü bazı ülkelerin politikalarıyla uyuşmamaktadır. Ancak, bunlara karşı ortak bir aklın oluşturulmaması kimin suçudur? On dört yıldır tek başına yasama, yürütme ve yargıda istediği gibi hareket edebilen, her türlü imkâna sahip Hükûmetin hiç mi suçu yok? Hâlâ istihbaratta zafiyet olduğunu reddetmeye devam mı edeceğiz? İyileştirme yapmak, bu eylemlere karşı tedbir alabilmek için öncelikle nerede eksikliğimiz var, onu tespit etmemiz ve “Ben dedim, oldu.”dan vazgeçip çözüm üretmemiz gerekmektedir.

Birlik ve beraberlik gösterisi, sadece şehit cenazelerinde bir araya gelip terörü lanetlemek değildir. Güvenlikle ilgili zafiyetin giderilmesinde de Meclisin hep beraber çalışabilmesi gerekmektedir. Yüce Türk milleti, teröre karşı hep birlikte, tek vücut olarak mücadele verilebildiğini 15 Temmuzda göstermiştir. Ancak, Hükûmet ne bürokraside ne de Meclis çatısı altında birliği tesis etmeye yönelik bir adım atmamıştır. Yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı da hâlâ şehit verilmekte, hâlâ acılarımızı yüreğimizde hissetmekteyiz.

Ülkemizin konumu belli, İran, Irak ve Suriye ile kaynayan bir Orta Doğu içerisinde sürdürülebilir dış politikayla dimdik, bağımsız, bütünlüğünü koruyan bir Türkiye için Milliyetçi Hareket Partisi olarak var gücümüzle çalışmaya devam edeceğimizi bildirmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hâlihazırda sınai mülkiyet haklarıyla ilgili uygulama kararları aynı zamanda çıkartılan kanun, kanun hükmünde kararnameler, yönetmelik ve tebliğlerle tanımlanmaktaydı. Uluslararası sözleşmelere ve AB mevzuatına uyumun artırılması veya uygulamada karşılaşılan sorunların çözümüne ilişkin daha nitelikli, etkin bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi zorunlu bir ihtiyaçtır.

Bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin düzenlemeler yapılmış, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korunması sisteme dâhil edilmiştir. Ancak, alt komisyon çalışmalarında da ifade ettiğimiz gibi, terim birlikteliğinin sağlanmamış olması, somut ayırt ediciliğe vurgu yapılmaması, özellikle coğrafi işaretlemeye ilişkin denetim sistemindeki eksiklikler gibi konuları düzenleme ihtiyacının olmasına rağmen yasa tasarısında gerekli düzenlemenin yapılması temin edilememiştir.

2424 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün 7’nci maddesinde marka olarak tescil edilemeyecek, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan, işaretlemelerle ilgili bir düzenleme mevcut bulunurken yeni teknikle ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilmeyeceği düzenlemesi yapılırken somut ayırt edicilik net şekilde ifade edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda fikrî mülkiyet hakkına ilişkin uygulama esasları yer almış olsa da kanun tasarısı içerisinde “fikrî mülkiyet hakları” kavramının yer almamış olması da tarafımızca bir eksik olarak değerlendirilmiştir. Tanımlamaların yapılmasıyla sınai mülkiyet hakkı ile fikrî mülkiyet hakkı arasındaki temel ilişkilerin belirleneceği düşünülmektedir. Yargı kararları işleyişinde karşılaşılan sorunların çözümünde de her ne kadar dikkate alınsa da bazı durumlarda idarenin yargı kararlarına rağmen, kendi uygulamalarında ısrarcı olduğu görülmektedir. Yasa teklifinin revizyonunun sebeplerinin biri de budur. Şimdiye kadar enstitü ile başvuru sahibi arasında karşılaşılan ve çözüm bulunamayarak yargıya taşınan olayların tekrarlanmaması ve kuralların net bir şekilde tanımlanması da kanun teklifi hedeflerinden biriydi.

Kanun teklifinin 20’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında yer alan “İtiraz süresinden sonra itiraz gerekçeleri değiştirilemez ve yeni gerekçeler eklenemez.” denilmiş olsa da gerekçelerin değiştirilmemesi veya yeni gerekçelerin eklenmemesi hak kayıplarına yol açabilecektir. Bu nedenle de Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’na, itiraz süresi dolduktan sonra ve itiraz işlemleri sonuçlanmadan önce itiraz konusunu etkileyecek nitelikte bir yargı kararının sunulmasını mümkün kılacak eklemenin yapılmasının faydalı olacağını düşünmekteydik.

Marka sahipleri ve marka tescil ettirmek isteyenler arasında zaman zaman itiraz olayları yaşanmaktadır. Amacımız, etkin ve verimli bir çalışma sistemini tanımlamak ise Türk Patent Enstitüsü bünyesinde itiraz işlemleri sürerken ya da tamamlandıktan sonra konuya ilişkin dava sonuçlarının idareye sunulması, daha sonradan açılması muhtemel yeni davaların önünü kapatacaktır. Böylece işlem hem Enstitü içinde ilk defa sonuçlanacak hem de adli yargıya yansıtılan işlemler sayısı azaltılacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türk Patent Enstitüsünün organizasyonu için birimlerin görev tanımları yapılmış, yeni yasayla personele yönelik hususlar açıklanmıştır. Personelin hak ettiği sosyal imkânlara sahip olması bizim için de önemlidir. Bu değişiklikle umut ederiz ki Sayıştay raporlarında belirtilen eksikliklerin giderilmesi faydalı olur.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak eksik bulmakla birlikte, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın sanayicinin ve ilgililerin beklentilerine cevap vermesini ve onlara katkı sağlamasını umuyor, milletimize, devletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına konuşmacı var mı?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yok.

BAŞKAN – Yok.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan konuşacak.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın yedinci bölümü üzerine söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son derece kapsamlı bir tasarının son bölümüne geldik. Biz burada markayı, patenti konuşuyoruz, yukarıda Anayasa Komisyonunda başkanlık sistemi görüşülüyor, bir yanda da El Bab’dan şehit haberleri geliyor. Bizleri, halkımızı, yurttaşlarımızı nasıl bir tabloyla karşı karşıya bıraktığınızı görüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, TÜİK, Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı, Kalkınma Bakanlığı verilerine göre Türkiye ekonomisi krizin eşiğinde. 2017’nin ilk çeyreğinde halkı, esnafı, çiftçiyi, sanayiciyi derinden etkileyecek bu krizin varlığını biz değil, yukarıda saydığımız kurumlar söylüyor. Gıdadan benzine, elektrikten doğal gaza gelen zamlar zaten belli. Daha da büyük sorunlar bekliyor bizleri. Bu krizi atlatabilmenin temel yolu, var olan politik krizi aşmakla olur. Politik krizi ancak OHAL’i kaldırarak, demokrasiyi ve parlamenter rejimi güçlendirerek aşarsınız. Bu krizi tek adam rejimini dayatarak çözemezsiniz. Sürekli terör saldırılarının olduğu bir ortamda hangi yatırımcı gelir bu ülkeye? Yarın ne olacağı belli olmayan bu ülkede istikrar yalanıyla yutturmaya çalıştığınız başkanlık bu ülkeyi daha da çıkmaza sokacaktır.

İşsizlik günden güne artıyor. Büyüme rakamları düşüyor. Yoksulluk sınırı 4.500 lira. Açlık sınırı 1.500 lira olmuş. Karşılıksız çeklerin tutarı yüzde 3,2 oranında artmış. Karşılıksız işlemi yapılan çek adedi yüzde 4 oranında artmış. 2016 yılının ilk on ayında 838 bin adet senet protesto edilmiş. Bunların tutarı 9,5 milyar Türk lirası. Protesto edilen senet adedi yüzde 1,5 arttı. Senet tutarıysa yüzde 20,8 oranında artmış. 2016 Kasım ayında, kapanan şirket sayısında yüzde 47,8 artış olmuş. Kapanan kooperatif sayısında artış yüzde 10,59. Kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısındaysa yüzde 83,32 artış gerçekleşmiş.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayi, ekonominin can damarı. Sanayi içinde organize sanayi bölgelerinin yeri önemli. Plan ve Bütçe görüşmelerinde Sayın Bakan, 294 OSB olduğunu söyledi ve doluluk oranlarını yüzde 71 olarak açıkladı. Böyle bakınca durum gayet iyi görünüyor. Ankara’daki OSB’lerin doluluk oranı yüzde 59, İzmir’dekilerse yüzde 69 ama Kocaeli’de OSB’lerin doluluk oranı yüzde 50. Çorum’da bu rakam yüzde 29’a düşüyor.

Şimdi, ben buradan Sayın Bakana bir çağrıda bulunuyorum: Doluluk oranı yüzde 100 olan bir OSB’ye birlikte gidelim, satılık, kiralık kaç fabrika, kaç işletme var, birlikte bakalım. Bunları OSB’den düşünce acaba yine aynı doluluk oranlarını bulabilecek misiniz?

Değerli milletvekilleri, defalarca söyledik, sadece teşvik paketleri, vergi affıyla olmuyor ya da adı “Üretim Reform Paketi” olan ama içeriğinin üretimle ilgisi olmayan yasa hazırlamakla olmaz. Zaten ortada da ne var? Askerî alanları, zeytinlik alanları, yeşil alanları imara nasıl açarız? Bütün derdiniz, tasanız bu. Varsa inşaat yoksa inşaat, varsa köprü yoksa köprü, varsa yol yoksa yol. Artık yeter! Yola, köprüye, inşaata doydu bu memleket. Ana yolları yapıyorsunuz ama bir de yan yollara bakın. Zaten yapmanız gereken şeyleri marifet gibi pazarlıyorsunuz. Devlet vatandaşına hizmet verir, hizmet satmaz. Köprü yaptınız, geçiş ücretini dolara endekslediniz. Bir başka ülkenin para biriminin bu kadar altüst ettiği başka hangi ülke var? Adı Osman Gazi ama geçiş ücreti dolar üzerinden. Osman Gazi mezardan kalkıp gelse, vallahi yüzünüze tükürür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayideki önemini söylediğimiz OSB’lerin çevre açısından durumu nasıl? OSB’lerin yalnızca 22’sinde tehlikeli atık yönetimi var. 112 OSB’de ön atık su arıtma tesisi, 74 OSB’de merkezî atık su arıtması, 72 OSB’de ise evsel atık yönetimi var. Proses atık yönetimine sahip OSB sayısı 28. 26 OSB’deyse ambalaj atığı yönetimi var. 31.804 firmanın faaliyet gösterdiği OSB’lerde çevre uzmanı olarak toplam 300 kişi çalışıyor. Hem sanayiyi hem de çevreyi tüketen bir anlayışın sonucu bütün bunlar.

Değerli milletvekilleri, yıllarca Türkiye’nin tarım ülkesi olduğunu söyledik. Tarım ülkesi olarak bilinen ülkemizde, 2013-2015 yılları arasında Türkiye tarım ve gıda ithalatı için 400 milyar Türk lirası ödedi. Türkiye buğdayını Ukrayna’dan, samanı Gürcistan’dan aldı. Arpayı İngiltere ile Hırvatistan’dan; pamuğu Amerika’dan, bir de Hindistan’dan; çeltik ve pirinci de Amerika’dan, yetmeyince Vietnam’dan, İtalya’dan aldı. Mısır ve Çin’den kuru fasulye aldı, yeşil mercimek ve nohudu da Kanada’dan ithal etti. Bezelyeyi Ukrayna’dan, Bulgaristan’dan kurbanlık koyunu, Şili’den büyükbaş hayvanı, Bosna-Hersek’ten lop eti ithal etti.

Değerli milletvekilleri, bu ülke bu hâldeyken konuşacak daha önemli bir konumuz olduğu için “Başkanlığı görüşelim, Anayasa’yı değiştirelim.” diyorsunuz. El insaf diyorum, pes diyorum, sizi vicdana davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıda önemli gördüğümüz şeyler var, birkaç başlıkta saymak istiyorum: Yeni marka türlerinin tescillerine imkân sağlanacak. Coğrafi işaret tescil maliyetleri azalacak. Tasarımlar daha kısa sürede tescil edilecek. Öğretim elemanlarının yaptığı tasarımların hak sahibi üniversiteler olacak. Patentlerin kalitesi artırılacak. İncelemesiz patent sistemi kaldırılacak. Hak kayıplarının önlenmesi için daha esnek bir yapıya geçilecek. Üniversitelerdeki patent potansiyeli harekete geçirilecek. Sınai mülkiyet mevzuatı uluslararası anlaşmalara ve AB mevzuatına uyumlu hâle getirilecek.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki, ülkenin içinde bulunduğu bu ortamda tüm bunlardan kim faydalanacak? Demokrasiyi ve parlamenter rejimi güçlendirip OHAL’i kaldırdığınız zaman bu yapılanlar bir anlam ifade eder.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Yedinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi yedinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

172’ye bağlı 15/A maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

172’ye bağlı 15/B maddesini kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

172’ye bağlı 15/C maddesinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın 172’nci maddesi ile 5000 sayılı Kanun’a eklenen 15/C maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Tahsin Tarhan                                               Kazım Arslan                                                Ramazan Can

                          Kocaeli                                                          Denizli                                                         Kırıkkale

                     Halil Eldemir                                          Mustafa Şükrü Nazlı                             Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                          Bilecik                                                         Kütahya                                                          Hatay

“Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı, sınai mülkiyet hakları ve geleneksel ürün adları ile ilgili işlemlere ilişkin ilgili dairenin nihai olarak almış olduğu kararlara karşı, kararın bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde işlemlerin tarafı olan ve karar nedeniyle menfaati etkilenen kişiler tarafından yapılacak itirazların incelenmesi ve değerlendirilmesi işlemlerini doğrudan Kurum Başkanına bağlı olarak yürütür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu düzenleme ile Kurum kararlarına karşı yapılan itirazların güçlendirilmiş bir merci tarafından karara bağlanması sağlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

173’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

174’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

175’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

176’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

177’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

178’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

179’uncu maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

180’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

181’inci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

182’nci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

183’üncü maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

184’üncü maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

185’inci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

186’ncı maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

187’nci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

188’inci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

189’uncu maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

190’ıncı maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

191’inci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici 1’inci maddeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’yi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 3’ü kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 4’ü kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 5’i kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 6’yı kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 192’yi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 193’ü kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yedinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere, lehte, İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Demek ki oluyormuş sayın milletvekilleri; ülke menfaatine bir kanun olduğu zaman, Parlamentoda bulunan birbirinden farklı renkteki dört siyasi parti de ittifak hâlinde, geçicilerle beraber 202 maddelik bir kanunu üç gün gibi bir sürede yasalaştırabiliyormuş. Bunu Türkiye’ye de bir mesaj olarak veriyorum. Parlamentomuzun işlevi bakımından, Parlamentomuza güven, parlamenter demokratik sistemimizin devamı ve bekası bakımından önemli bir iş gerçekleştirilmiştir. Bu kanun, ayrıca, sanayicimizin, iş adamlarımızın; TÜSİAD’ından ticaret ve sanayi odalarına kadar, TOBB’una kadar Türk sanayisine emek veren bütün lokomotif şirketlerimizin beklediği bir kanundu. Bakanlık bürokratlarına da teşekkür ediyoruz.

Umarım ve dilerim ki bu kanundan sonra sanayimizde daha ciddi gelişmeler ve hamleler olacak. Ülkemiz gerçekten, bu noktada, dünyayla boy ölçüşen, yarışan bir ülke hâline gelecektir. Söz konusu ülkemizse, milletimizse Cumhuriyet Halk Partisi her zaman her türlü fedakârlığa hazırdır.

Bu vesileyle, kanunda emeği geçen herkese -tek tek saymıyorum- teşekkür ediyoruz.

Kanuna müspet oy vereceğiz.

Hayırlı uğurlu olsun. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, kanunun ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ettiğine ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu oy kullanacaklarına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de bu kanunun inşallah ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum, sanayimiz için hayırlı olsun.

Burada, bir kez daha, uzlaşının ne kadar önemli olduğunu gördük. Çok zor çıkabilecek bir kanunu kısa sürede çıkardık.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanuna olumlu oy kullanacağız.

Ben Sayın Bakanı, Komisyonu ve Bakanlık çalışanlarını tebrik etmek istiyorum.

Hayırlı uğurlu olsun efendim.

Teşekkür ederiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için beş dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı               :         232

Kabul                                     :         232  (x)

                     Kâtip Üye                                           Kâtip Üye

                   İshak Gazel                                  Ali Haydar Hakverdi

                      Kütahya                                             Ankara”

Bu şekilde, tasarı kanunlaşmış ve kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 2’nci sırada bulunan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 443)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı 439)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 27 Aralık 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Sayın milletvekilleri, sayın Meclis çalışanları; yeni yılınızı kutluyorum. Yeni yılın hepimize sağlık, sıhhat, başarı ve huzur getirmesini diliyorum. Kardeşçe yaşayabileceğimiz bir 2017 yılı diliyorum ve hepinize çok çok teşekkür ediyorum.

İyi tatiller.

Kapanma Saati: 22.49



(x) 341 S. Sayılı Basmayazı 20/12/2016 tarihli 43’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.