20 Aralık 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 10 Aralıkta Beşiktaş’ta, geçtiğimiz cumartesi günü ise Kayseri’de askerlerimiz ve polislerimiz toprağa düştü. Şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

Acımız soğumadan, dün gece, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov haince, çirkin ve alçak bir suikastla hayatını kaybetti. Rusya’nın ve Türkiye’nin başı sağ olsun.

Sayın milletvekilleri, Türkiye büyük bir provokasyonla karşı karşıyadır. Türkiye, terör tehdidi altındadır ve terör artık sadece bir iç sorun değildir. Ancak bizler, 15 Temmuz ruhunu ve bilincini unutmayanlar bu oyuna gelmeyeceğiz. Ülkesini seven, kendini bu topraklara ait hisseden herkes siyasi çıkarları, politik hırsları bir kenara bırakarak bu oyuna karşı durmalıdır. Sağduyuyu bırakmadan ülkemize sahip çıkacağız. Bu ülke bizim, hepimizin.

Sevgili milletvekilleri, tehditlere rağmen Türkiye inadına durmuyor, yükselmeye devam ediyor. Bu bağlamda, deniz altından kara yolu tüneliyle Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayacak olan Avrasya Tüneli bugün açılıyor. Vatandaşlarımız yoğun bir biçimde tören alanında; Türkiye korkmuyor.

Ben başta ülke lideri Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, sözde sivil cuma namazı hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğmuş.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Meclisimizin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanımın girizgâhtaki açılış konuşmasının tünele kadarki bölümüne ben de aynen, kendi duygularımla, düşüncelerimle katılarak belirtmek istiyorum. Ondan sonraki bölüm ise belki biraz daha ayrı bir şeyde mütalaa edilebilir.

Değerli arkadaşlar, hepinizin malumu baş döndürücü ve iç-dış dinamiklerin âdeta kıskacında bir savrulmayı hep birlikte yaşıyoruz. Bu ateşe bir kova su, bir avuç su hep birlikte dökelim derken, maalesef sönen ocaklar ve ateşin düştüğü, yine ayrı ayrı ocaklar oluyor. Bizim bu süreç içerisinde -bombaların patlaması, doların patlaması, suikastların patlaması vesaire- bunun devamı sonucunda kaygılarımız gittikçe artıyor. En büyük kaygımız da bu ülkenin bir iç savaşa doğru zorla sürüklenmesidir.

Biz parti olarak öncelikle şunu söylüyoruz ve her zaman da söylemeye devam ediyoruz: Bu konuda, bunu önleme konusunda üzerimize düşecek sorumluluk, görev neyse, biz her zaman, bu sorumluluğu yerine getirmek üzere hazırız demek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, hakkında söz aldığım konu: Cuma günü cuma namazını, Diyarbakır’da, Sayın Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın da iştirak ettiği bir alanda kılmamız ve benim de bizzat onu kıldırmam hasebiyle hakkımda açılan bir davayla ilgili, sizinle birkaç hususu paylaşmak istiyorum.

Kıldığımız namaz cuma namazı. Bunun sözde olması, özde olması insanı, kulu, beşeri ilgilendirecek bir konu değil. Bu bir ibadettir, bu kutsaldır ve bunun kararını Yaradan verir. Cumamızın sözde olması veya özde olması konusu asla ve asla tartışma konusu olmamalıdır. Kaldı ki bu nasıl bir muhayyiledir ki niyaz, yakarış ve o hutbe içerisinde söylenen cümleler, ayetikerimeler getirilip bir terör propagandası olarak bir davaya dönüştürülüyor bunu da izanlarınıza sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bu “sözde” kelimesine aslında biz yabancı değiliz; işte, “sözde Kürt sorununu” kullanırsınız, başka türlü birtakım tanımlamaların önüne getirirsiniz. Bu normal, bunu tartışırsınız, kabul edilir, reddedilir ama bunu getirip “sözde sivil cuma namazı” şeklinde tanımlamak açıkça abestir, abesle iştigaldir ve bu tamamen dine karşı, inanca karşı, ibadete karşı yapılan bir yanlış ve saygısızlıktır.

Bakınız, Emeviler döneminde, hepiniz çok iyi bilirsiniz, aslında camilerde, özellikle de cuma namazında o kadar büyük baskılar ve tazyikler uygulanıyor ki bugün hepimizin cuma namazına giderken hutbede en son hatibin okuyup minberden indiği ayetikerime olan “Allahuteala adaleti emreder, Allahuteala ihsanı emreder.” ayetikerimesini Ömer Bin Abdülaziz Emevilerin o uygulamalarına karşı getirip cumaya, namaza müdahale edilmemesi noktasında koydu ve o şekilde o günden bugüne kadar süregelen, devam eden bir cuma anlayışı ve ibadeti var.

Son olarak, değerli arkadaşlar, bizim, eğer bu yangına karşı partimizin üzerine düşecek her türlü sorumlulukta, ülkeyle ilgili, gelecekle ilgili, ortak geleceğin kaygılarıyla ilgili… Bizim partimizi derdest ederek, bizim binalarımızı gidip polis tarafından boşalttırarak, aramalar yaptırarak bu şekilde muameleler yapmaktansa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) - …buyurunuz, geliniz, oturalım, konuşalım ve üzerimize düşeni yapalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğmuş.

Gündem dışı ikinci söz, Kayseri’de yaşanan terör saldırı hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Çetin Arık’a aittir.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Rusya Büyükelçisinin ailesine ve Rus halkına baş sağlığı diliyorum.

17 Aralıkta Kayseri’mizde göz bebeğimiz, dağlarda aslan, dillerde destan komandolarımız alçakça bir saldırıya uğradı. Bu saldırıda 14 kahraman askerimiz şehit oldu, 56 askerimiz yaralandı. Şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize baş sağlığı diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, Batı’nın taşeronu olan alçak terör örgütü PKK ve katliamlarını susarak onaylayan, “PKK terör örgütüdür.” diyemeyen terör örgütü uzantısı dilsiz şeytanları da burada, tüm milletimizin huzurunda bir kez daha lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, devleti yönetmek ciddiyet, sorumluluk ve yeri geldiğinde sorumluluğun gereğini yerine getirmektir. Bir devlet büyüğümüz, Amerika’da 3 Müslüman genç öldürüldüğünde Obama’ya “Biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Halk size oyunu verirken ‘Bizim can güvenliğimizi, mal güvenliğimizi sağlayacaksın.’ diye veriyor.” sözleriyle, yine aynı büyüğümüz Fransa’da IŞİD saldırısı olduğunda “Siz bu insanları niye takip etmediniz, sizin istihbarat teşkilatınız çalışmıyor mu?” diyerek efelenmesini biliyor. Peki, benim güzel ülkemde on sekiz ayda tam 25 patlama meydana geliyor, yüzlerce şehit veriyoruz, yaprak kımıldamıyor. Sanki Fransa’da patlayan bomba da, Türkiye’de patlayan mısır. Bu işin sorumluları, gencecik fidanlara, âdeta alay edercesine “İnşallah siz de şehit olursunuz.” diyerek hamaset nutukları atmaktan öteye gidemiyor. İktidar partisi bir türlü sorumluluk almıyor. Şehitler veriyoruz, AKP “Ne ilgisi var?” diyor. Soma’da 301 kişi can veriyoruz, AKP “Ne yapsın, bu işin fıtratında var.” diyor. Çocuklar yurtlarda yanıyor, “Siyaset yapmayın.” diyorlar, “Bölünmüş yol, köprü yapıyoruz, daha ne istiyorsunuz?” diyorlar. AKP sanki on dört yıldır ülkeyi yöneten siyasi parti değil de taşeron inşaat firması. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Kayseri olarak, Türk milleti olarak acımız da, kinimiz de çok büyük. Ancak, AKP’yle ilişkili kimi yandaş çevreler Kayseri halkının, milletimizin teröre karşı olan kininin ve nefretinin hedefine Cumhuriyet Halk Partisini yerleştirmeye çalışıyor. Ancak, Dolmabahçe mutabakatı ortaya yerde dururken, AKP sıralarında oturan milletvekili “PKK terör örgütü değildir.” derken sanki on dört yıldır ülkeyi Cumhuriyet Halk Partisi gibi yönetiyormuş gibi, sanki terör örgütlerinin ayağına çadır mahkemeleri götüren, terör örgütlerinin şehirlere bombalar yığmasına seyirci kalan Cumhuriyet Halk Partisiymiş gibi, sanki vatansever subayları tasfiye edip FET֒nün kullarını Cumhuriyet Halk Partisi generalliklere terfi ettirmiş gibi partimizin üzerinde kirli oyunlar oynanıyor. Bu ülkenin birleştirici gücü Cumhuriyet Halk Partisini terör örgütleriyle yan yana anmak haksızlıktır, hadsizliktir, alçaklıktır; bu çamur bize bulaşmaz. (CHP sıralarından alkışlar) AKP’nin bu çabası ancak alçak terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürer. Artık, AKP yöneticilerinin gaflet uykusunu terk etmesi gerekiyor. AKP’nin partimizi terörle yan yana getirme çabaları yerine eski hatalarından da ders alarak birlik ruhunu tesis etmesi gerekiyor. Genel Başkanımızın şehit cenazelerine gönderdiği çelenkleri parçalayarak, partililerimize saldırarak ne bu birlik ruhu tesis edilebilir ne de teröre karşı tek yürek olunabilir. İçerisinden geçtiğimiz süreçte, ihtiyacımız olan birlik ve beraberlik ruhudur, tıpkı Çanakkale’de, Sakarya’da ve 15 Temmuzda olduğu gibi.

Defalarca söylediğimiz gibi, bu kanlı terör örgütüne karşı verilen mücadelede her türlü desteği vermeye hazırız ama ne yazık ki iktidar partisi hazır değil. Bunca can yanarken, AKP, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde “tek adam” yönetimi için çalışmalara başladı.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terörist cenazesine gidenlere de bir şey söyle ya! Kendi partinde var.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – “PKK terör örgütü değildir.” diyenlere söyle.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ona da söyle, terörist cenazesine gidenlere de söyle.

ÇETİN ARIK (Kayseri) - Bakın, sıranız da oturuyor. “PKK terör örgütü değildir.” diyenlere söyleyeceksin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışmaya yeni başladık, biraz sağduyu lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, partimizi taşeron inşaat şirketine benzetme gibi bir ifade kullandı. Bunu reddediyoruz. Ana muhalefet partisi tabii ki eleştirebilir. O kadar değişik bir tablo ortaya koydu ki, partimizle alakalı o kadar incitici ifadeler kullandı ki… Fakat, bunlara rağmen, her zaman millete gidip aynı şeyleri anlattıkları zaman netice ortaya çıkıyor. O açıdan, partimizle alakalı ortaya atmış olduğu iddiaları kabul etmediğimizi burada ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Gündem dışı üçüncü söz, aynı konuda söz isteyen Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Dedeoğlu’nun çok güzel bir çalışması var, sayın milletvekilleri de ilgi gösterirse sanıyorum çok hoşlarına gidecek bir çalışma olacak. Bana takdim ettiler, çok teşekkür ederim kendilerine.

Buyurun Sayın Dedeoğlu.

 

 

 

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Dün akşam haince bir suikast sonucu kaybettiğimiz Rusya’nın Ankara Büyükelçisinin kıymetli ailesine ve dost Rus halkına başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Aralık Cumartesi günü Kayseri il, ilçe ve köy dernekleri olarak Beşiktaş’ta Şehitler Tepesi’nde tüm şehitlerimize dua etme için gittiğimiz gün, milletimizin huzurunu bozmak isteyenler, aynı gün sabah saatlerinde Kayseri’de çirkin yüzlerini bir kez daha gösterdi. Kalleş ve alçakça bir terör saldırısı yaşadık. Saldırıda şehit olan bu vatanın kahraman evlatlarına ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, milletimize başsağlığı, gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

İnsanlıktan nasibini almamış kalleşler, huzur ve istikrar şehrimiz olan Kayseri’de yapmış oldukları bu saldırıyla, başta şehrimiz ve tüm ülkemizdeki huzur ve istikrarı bozmayı amaçlamışlardır, ancak olayın olduğu andan itibaren, başta Kayseri’miz ve tüm ülkemiz kenetlenerek, alçak teröristlerin emellerine ulaşamayacağını bir kez daha göstermiş oldu. Bu ülkenin istikrarını, huzurunu, kardeşliğini, ne yaparsanız yapın sizlere bozdurmayacağız.

Değerli milletvekilleri, bu millet, geçmişinde Kurtuluş ve Çanakkale Savaşlarında düşmana gereken cevabı nasıl verdi ise, bugün ismi FETÖ, PKK, DAEŞ, fark etmez, ne olursa olsun, Kurtuluş ve Çanakkale ruhuyla, bu hainlere milletimizin huzurumuz, istiklalimiz ve istikbalimiz için aynı ruh ve anlayışla gereken cevabı vereceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

Kayseri, alçak terör saldırısı olduğu andan itibaren, şehit ve gazi yakınları, ilimizin resmî kurumları, belediyeleri, devlet ve özel hastaneleri, tüm halkımız evlerini, iş yerlerini, arabalarını, sosyal medya üzerinden telefonlarını, adreslerini paylaşarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, millî seferberlik ilan ederek, tüm imkânları emirlerine verip, Erciyes Dağı kadar büyük yüreklerini açıp, bağırlarına basmışlardır. Bundan dolayı, Kayseri halkımıza, gösterdikleri fedakârlıktan dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Birlik, beraberlik içinde ve tam bir kararlılık içinde ülkemizde gözü olan hainlere Kayseri şunu diyor: “Gün birlik, Türkiye günü olma günüdür.”

Değerli milletvekilleri, bu hainlerin hesap edemedikleri, şu an onlar polisimize, askerimize el uzattıkça, bu aziz millet polisine, askerine daha fazla sahip çıkıyor, daha sıkı bağrına basıyor, o hainler saldırdıkça bu millet birbirine daha fazla kenetleniyor. Biz bin yıldır bu topraklardayız. Bin yıldır hainlerin her türlüsünü gördük ama bugün bu hainlerin hesabını da kestik ve hepsinin de tuzaklarını bozduk.

Şer odakları bilmelidir ki dün olduğu gibi bugün de milletçe bir olarak, diri olarak, tek yürek olarak üzerimize oynanan oyunların hepsini bozacağız. Devletimiz terör örgütlerine karşı yurt içinde ve yurt dışında dünyada eşi görülmemiş bir mücadele veriyor. Elbette bizlere bu acıları yaşatanlara hesap sorulacaktır. Millet olarak bizlerin göreviyse, bu hainlere karşı tek ses, tek yürek olmaktır. Bu süreçte aziz milletimizden de en büyük isteğimiz tuzaklara, provokasyonlara karşı uyanık ve dikkatli olmalarıdır. Şunu da açıkça ifade etmek istiyorum: Terör örgütlerine kucak açan ülkelerin bu süreçte ne demokrasi ne hukuk ne de insan hakları konusunda bizlere söyleyecek bir sözü olamaz.

Değerli milletvekilleri, huzur ve istikrar şehri olan Kayseri’deki hain saldırıda başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Başbakanımıza, CHP Genel Başkanına, MHP Genel Başkanına, bakanlarımıza, milletvekillerimize, Genelkurmay Başkanımıza, tüm sivil toplum kuruluşlarına, güzide basın mensuplarına, telefonla arayarak acımızı paylaşanlara, vakarlı duruşlarıyla Kayseri halkına, ülkemizin dört bir yanında terörü lanetleyen halkımıza ve en önemlisi de acılarını derinden hissettiğimiz şehit ailelerine metanetli duruşları dolayısıyla teşekkürü bir borç biliyorum.

Aziz milletimizi ve siz milletin temsilcilerini saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren sayın milletvekillerine yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Söz vereceğim milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Şimşek, Sayın Tezcan, Sayın Akın, Sayın Atıcı, Sayın Taşkın, Sayın Özdemir’in yerine Sayın Bozkurt, Sayın Gürer, Sayın Şeker, Sayın İlgezdi, Sayın Aydemir, Sayın Doğan, Sayın Demir, Sayın Tüm, Sayın Yıldız, Sayın Tümer.

Sayın Şimşek, buyurun.

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Tarım Bakanına olacak.

Geçtiğimiz hafta Mersin’de bir doğal afet yaşanmıştır. Anamur, Bozyazı, Aydıncık ve Silifke’de rüzgârdan dolayı seraların çoğunluğu yıkılmıştır. Muz seraları, domates seraları ve çilek seraları hasar görmüştür. Sadece Anamur ilçemizde 33 milyon liralık, Bozyazı ilçemizde 4 milyon liralık, Aydıncık ilçemizde 15 milyon liralık ve Silifke ilçemizde yine 15 milyon liralık, toplam 67 milyon liralık zarar oluşmuştur.

Tarım Bakanlığımızın acilen Mersin Valiliği bünyesine ödenek aktararak mağduriyeti gidermesini, çiftçilerimize nakdî yardım yapmasını, bu bölgedeki doğal afete duyarsız kalmamasını bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tezcan…

 

 

 

YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, cumartesi günü Kayseri’de askerlerimiz hedef alınarak yapılan hain, alçak terör saldırısını kınıyorum; şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Dün akşam Ankara’da Rus Büyükelçisi Sayın Andrey Karlov’a yapılan suikastı lanetliyorum, dost Rus halkına baş sağlığı diliyorum. Şunu bilsinler ki PKK’sı, PYD’si, DEAŞ’ı, FET֒sü, topu birden gelse ülkemizin gelişmesini engelleyemeyeceklerdir.

Bugün, rüya projemiz Avrasya Tüneli açılıyor. Emeği geçen Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza, mühendislerimize, işçilerimize ve tüm Türkiye’ye teşekkür ediyorum.

Ayrıca, geçen hafta Mersin’imizin Anamur, Aydıncık, Bozyazı ve Silifke ilçelerinde şiddetli fırtına nedeniyle çiftçilerimizin seraları maalesef zarar gördü. Çiftçilerimize buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Milletvekili arkadaşlarımız, çiftçilerimizi ziyaret ettiler. Kalkınma Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’ın Başkanlığında çiftçilerimize yardımcı olmak için çalışmalarımız devam ediyor. Bu konuda Sayın Başbakanımıza da konu iletildi. İnşallah, maddi yardım konusunda gereken yapılacak.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akın…

 

 

 

AHMET AKIN (Balıkesir) – Beşiktaş’ta polislerimiz, Kayseri’de askerlerimiz hain terörün hedefi oldu. Şehit düşen kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ulusumuza baş sağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Tüm bu alçakça saldırılar milletimize karşı yapılmıştır, birlik ve beraberlik anlayışımız ile toplumsal huzurumuz hedef alınmıştır. Terör örgütleri ve onları kullananlar boş durmuyor. Dün akşam Rusya Büyükelçisini katlettiler. Bu da aslında ülkemize ve milletimize karşı yapılmış alçakça bir saldırıdır. Yaşamını yitiren Sayın Büyükelçinin ailesine ve Rus halkına buradan taziyelerimi iletiyorum.

Türkiye bir terör ortamına sürüklenmiştir. Halkımız her an bir saldırı ya da patlama olacak endişesi yaşıyor. Tüm halkımızın en büyük beklentisinin huzur ve güvenlik olduğu bir dönemde, asli görevini bırakıp ülkeyi tek adam rejimine bırakma çabası gösterenler ve alet olanlar, bırakın şu başkanlık sevdasını; sevdanız, size emanet edilen cumhuriyet olsun, padişahlık değil. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

 

 

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Karlov herkesin gözü önünde katledildi. Her türlü terör olayını kınıyor, teröristleri ve onları maşa olarak kullananları lanetliyorum.

Bütün komplo teorilerini ve siyasi söylemleri bir kenara bırakalım. Kimdir bu katil? Sözüm ona, dinine ve kinine sahip çıkan birisi. Şu anda 22 yaşında olan ve AKP iktidara geldiğinde 8 yaşında olan bu kişinin nasıl bir ortamda yetiştiğini şimdi anladınız mı? Sözde dindar ve kindar gençlik bugün CHP çelenklerini parçalıyor, Genel Başkanımıza kurşun atıyor, genel başkan yardımcılarımızı kurşunluyor ve sürekli olarak şiddete başvuruyor. Gerçek dindarlar böyle yapmayacağına göre, geriye sadece kindar gençlik kalıyor. Mutlu musunuz Sayın Cumhurbaşkanı?

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Rusya Federasyonu Büyükelçisi Andrey Karlov’un alçakça katledilmiş olmasını nefretle kınıyor, Rus halkına başsağlığı diliyorum.

Yine, cumartesi günü, Kayseri’de askerlerimize karşı yapılan hain terör saldırısını lanetliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Bu saldırılar karşısında asla yılmayacak, millî bir seferberlik ruhu içerisinde hep birlikte kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Geçen hafta seçim bölgem Mersin’in Anamur, Aydıncık, Bozyazı ve Silifke ilçelerinde fırtına doğal afeti meydana gelmiştir. Fırtınadan zarar gören hemşehrilerimize geçmiş olsun ziyaretinde bulunmak, afetin büyüklüğünü yerinde görmek için ilçelerimize gittik. Yapılan ön hasar tespit çalışmaları sonucunda 4.539 dekar alanda toplam 61 milyon 898 bin TL zarar meydana geldiği anlaşılmış ve yaraların sarılması için ilgili bakanlıklarımız çalışmalarına başlamıştır.

Fırtınadan zarar gören hemşehrilerime tekrar geçmiş olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bozkurt…

 

 

 

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) – Ülkemiz, dünyada bilinen bütün terör örgütlerinin eylem alanı durumuna geldi. Son iki hafta içinde yitirdiğimiz şehitlerimizi ve bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Nihayet, bir büyükelçi de katledildi, ona da taziye dileklerimi iletiyorum.

Sayın Başkan, KOSGEB tarafından KOBİ’lere ilk yılı ödemesiz, üç yıl vadeli 50 bin liraya kadar kredi imkânı sağlanmış. Ancak dün başlayan bu kredi başvuruları yarın sona erecek fakat KOSGEB veri tabanına kayıt olunması gerekiyor. Kayıtlı KOBİ’lerin de veri tabanındaki bilgilerinin güncellenmesi gerekiyor. Konya esnaf odaları çok ciddi sıkıntı içinde, esnaflar sıkıntı içinde. Türkiye'nin her yerinden esnaf kardeşlerimiz bu sürenin mutlaka ve mutlaka ay sonuna kadar uzatılmasını talep ediyorlar.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer…

 

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Beşiktaş’tan sonra Kayseri’de de terör canımızı yaktı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifa diliyorum, halkımıza başsağlığı diliyorum. Dün akşam Rusya Federasyonu Büyükelçisine yapılan saldırıyı da şiddetle kınıyorum; toprağı bol olsun. Rus halkına da başsağlığı diliyorum.

Sorumluların sorumluluklarını bilerek davranması gerektiği bir dönem yaşıyoruz. Bu süreçte bugüne kadar sorumluluğu hissederek “Ben bu işi yapamıyorum.” diye istifa eden hiç kimse olmadı. Dileriz bundan sonra terör olmasın, saldırılar olmasın ama sorumlular da yaptıkları durum değerlendirmesiyle istifa makamının da olduğunun farkına varsınlar.

Ayrıca, bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisini teröre bulaştırmak isteyenler var, bunları şiddetle kınıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Misakkımillî sınırları içinde bu ülkenin birliğini, dirliğini savunan ve bunun için var olan bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisini bu tür ilişkilendirmek de bir alçaklıktır, bunu da buradan belirtmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

 

 

 

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, Rusya Büyükelçisinin katledilmesi dolayısıyla Rusya halkına sabır ve başsağlığı diliyorum. Gerçek bir hukuk rejiminde kişiye özel yasa bile çıkarılamazken kişiye özel Anayasa değişikliğinin de ötesinde kişiye özel rejim değişikliği teklif ediliyor. Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler yok hükmünde sayılıyor. Memleketin birleştirici değeri Cumhurbaşkanlığı makamı yok ediliyor. Toplumu daha çok kutuplaştıran, farklılıkları dışlayan, yok sayan bir tek adam rejimi faşizm olarak ülkemizin tepesine gelmek istiyor. Yaratmak istediğiniz kindar ve dindar nesil çalışmalarınız maalesef ürünlerini vermeye başladı ve havuz medyanızdan yayılan yalan haberlerle 22 yaşında gencecik bir çocuktan katil yarattınız. Taslağın gerekçesinde cümlenin başında “cumhurbaşkanlığı seçimi”, cümlenin sonunda “başkanlık seçimi” yazanlar halka yalan söylüyor ve yalan yazıyorsunuz taslakta. Taslak değiştirilmiş, eski imzalar kullanılmış…

                       (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İlgezdi…

 

 

 

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, geçtiğimiz cumartesi Kayseri’de alçak terör saldırısında şehit olan askerlerimiz ile dün Ankara’da uğradığı suikast sonucu öldürülen Rus Büyükelçi Karlov’u saygıyla anıyorum.

Gezi olaylarında vurularak öldürülen Ethem Sarısülük davasıyla ilgili karar dün açıklandı. Vurulduğu günden bin iki yüz doksan yedi gün sonra sanığa bir yıl, dört ay, yirmi gün hapis cezası verildi. Mahkeme bu cezayı 10.100 lira para cezasına çevirdi yani bir canın, bir genç fidanın bedeli 10.000 lira olarak mahkeme tutanaklarına geçti. Dava sürecinde Ethem’i vuran sanığın şikâyeti üzerine yargılanan Sarısülük ailesine hakaret suçlamasından on yıl hapis istendi. Hakaret için Sarısülük ailesine on yıl isteyen yargı, dün çıkan kararla Ethem’i öldüren kişiyi ödüllendirdi. Yargıya güvenin yüzde 3’lere düştüğü bu günlerde adalet ağır bir yara daha aldı. Ama bir gerçeklik bilinmelidir ki adalet öldü, Ethem Sarısülük yaşıyor.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

 

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Efendim, dün bir şehidimizi Erzurum’da ebedî istirahatgâhına tevdi ettik, Kayseri’de şehit olmuştu Arif Tuğ. Eksi 40 derecelik bir soğuk vardı           -tabii bir afet hâlidir bu hâl- çok soğuktu ama şehidimizin yakınları “Vatan sağ olsun.” nidalarıyla, dadaşlar da “Vatan sana canım feda.” haykırışlarıyla havayı ısıttılar. Arif Tuğ şahsında bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Bir not düşüyorum: Bugün çok özel bir gün, şahika bir yatırımın açılış günüdür bugün, Avrasya Tüneli’nin. Tünelin milletimize hayırlar getirmesini diliyorum, emeği geçenlere saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğan…

 

 

 

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Alevi Bektaşi Federasyonu Yöneticisi, Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş on gündür gözaltında. Zeynel Odabaş hakkında tesis edilen haksız ve hukuksuz işleme son verilerek bu canımızın özgür bırakılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Demir…

 

 

 

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Muğla’nın Bodrum ilçesinde vahşi çöp alanları geçtiğimiz yaz birkaç kez yandı, yarımada da büyük bir yangın tehlikesi atlattı. Çöp alanların çevresindeki geniş alandaki ağaçlar ve canlılar yandı maalesef. Büyükşehir Belediyesi restorasyon, yeşillendirme ve oranın düzenlemesi için Orman ve Su İşleri Bakanlığına birkaç kere müracaat etmesine rağmen hâlâ bir yanıt alınmadı. Yarımadasının yanmasını mı bekliyor acaba bu Bakanlık?

İkinci sorum: Rus Büyükelçisini katleden Mevlüt Mert Altıntaş’ın “tweet”leri ve Facebook hesapları neden kapatılmıştır? Bu kişinin Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışı gezisine 2 kez katıldığı iddiaları doğru mudur?

Üçüncü sorum da bu kişinin okula başlama referansı kimdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

 

 

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri’de alçakça katledilen şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, 111 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Maraş katliamının 38’inci yıl dönümüdür. Buradan bir kez daha yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyorum. Maraş katliamı, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında devletin gözü önünde bir haftaya yayılmış bir katliamdır. On dört yıldır iktidarda olan Hükûmete buradan soruyorum: Maraş katliamının planlayıcısı, katilleri yani failleri kimdir, devlet arşivlerinde bununla ilgili neler vardır, açıklar mısınız.

Maraş’ta devletin, başta canlarını olmak üzere, korumakla yükümlü olduğu yurttaşlarımızın ev, iş yeri tahrip edilmiş, binlerce insan yaşamını yitirmiştir. Bu yurttaşlarımızın mağduriyeti devlet tarafından karşılanacak mıdır? Toplumsal bir travmaya neden olan bu olayın izlerini hâlâ canlı olarak yaşayan Alevilerden devlet adına özür dileyecek misiniz? Sizce bu toplumsal olayın önlenmesi konusunda devletin payı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

 

 

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Dün akşam Rus Büyükelçisine yapılan saldırıyı nefretle kınıyorum. Bu saldırgan, basından öğrendiğim kadarıyla Aydın doğumlu. Aydın, biliyorsunuz, efelerle meşhurdur. Aydın halkı olarak dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapmadan -1 milyon insan- birlik, beraberlik içinde yaşıyoruz. Aydınlılar olarak, bütün Aydın halkı olarak da Rus halkına başsağlığı diliyoruz, Rus halkının da yanındayız. Biz Aydınlılar olarak Aydın’ın bu şekilde anılmasından rahatsızlık duyuyoruz. Zaten yıllardan beri hem turizm kenti olarak hem efeler kenti olarak da Rus halkına hizmet ediyorduk. Bu olayı tekrar nefretle kınıyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tümer...

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) -  Sayın Başkan, bilindiği üzere, Türkiye’de basın iş kolunda çalışan gazetecilerin yıpranma hakları 2008 yılında sona erdirilmiştir. Özellikle yerelde çalışan gazeteciler, medya kuruluşlarının zor günler geçirmesi nedeniyle âdeta ekmeğe muhtaç hâle gelmiştir. Halkın haber alma hakkını gözeten gazeteciler ve medya kuruluşlarının sesleri duyulmak zorundadır. Emekliliği geciktirilen gazetecilerin yıpranma haklarının iadesi sağlanmalı, Basın İlan Kurumunun gazetede kuruluşları için yeniden düzenlediği ağır koşullar gözden geçirilmeli, son kanun hükmünde kararnamelerle, özellikle Adana’da kapatılan gazetelerde çalışan ancak hiçbir suçu, günahı olmayan, ifadeye dahi çağrılmayan gazetecilerin sarı basın kartlarının iadesi sağlanmalı, Basın İlan Kurumuna kayıtlı yerel gazete sahiplerine yasal çerçevede teşvik amaçlı krediler verilmelidir. Aksi hâlde, basın dünyasında işsizler ordusuna yenileri eklenecek, onarılması güç yaralar açılacaktır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Usta, buyurun.

İki dakika süreniz.

 

 

 

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün akşam saatlerinde Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sayın Karlov’a yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Ailesine ve Rus halkına da taziyelerimi ifade ediyorum. Bu saldırının Türkiye-Rusya ilişkilerine zarar vermemesi gerekmektedir. İki ülke yöneticilerinin bu saldırıyı iki ülke ilişkilerini provoke etmeye yönelik bir saldırı olarak görmeleri memnuniyet vericidir. Katilin bir polis olması, olay esnasındaki konuşmasının içeriği, ülkemizin Orta Doğu politikasında elini zayıflatması sonucunu doğurma ihtimalî vardır. Bundan sonraki süreçte soğukkanlı ve akılcı bir şekilde sürecin sürdürülmesi gerekmektedir. Türkiye’yi zora sokmak için benzeri başka suikastlar de olabilir, bunların da olmaması için gerekli tedbirlerin devlet tarafından da alınması gerekmektedir.

Cumartesi günü de Kayseri’de çarşı iznine çıkan silahsız askerlerimize karşı yapılan hain saldırıyı nefretle kınıyorum. Beşiktaş’taki saldırıda hayatını kaybeden 44 şehidimizin hüznü henüz çok yeniyken bu defa Kayseri’de 14 Mehmet’imiz şehit olmuş, 55’i de yaralanmıştır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum; yaralı askerlerimize de şifa temenni ediyorum.

Genel Başkanımızın ifadesiyle: “Bundan böyle teröre karşı mücadele tüm vatan sathında, devletin bütün imkân ve kuvvetinin öncülüğünde, millî dayanışma ruh ve fedakârlığıyla yerine getirilmelidir. Terörün panzehri millî birlik ve kucaklaşma hâlini güçlendirmektir. Siyasi ve ideolojik farklılıkların ikinci plana atılması, suni anlaşmazlıkların geride bırakılması acilen sağlanmalı; Türk milleti, ortak mukadderatını, tarihsel miras ve emanetlerini cansiparane savunmalıdır. Teröre destek veren, terörün büyümesi ve kök salması için açık veya gizli mücadele yürüten siyasetçisinden sanatçısına kadar kim olursa olsun, yakasından tutmak, hak ettikleri cezayı kesmek devletin tarihî görevidir.

Kayseri'de hepimizi kedere boğan saldırının asıl faillerinin deşifre edilmesinin yanı sıra, askerlerimizi tedbirsiz şekilde izne çıkartan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) - …lazım gelen güvenlik önlemlerini sırasıyla almayan sorumlular hakkında da adli ve idari işlemler yapılmalıdır. İstihbarat ve güvenlik zaaflarından doğan boşluğu kullanarak bombacıların ülkemizde cirit attığı, bu itibarla ilgililerden hesap sorulması gerektiği tartışmasız ortadadır. Türkiye'yi bölmeye, milleti birbirine düşürmeye hiçbir alçak ve namert hevesin gücü yetmeyecektir.”

Birlik ve beraberliğe her zamandan fazla ihtiyacımız vardır. İçimiz yansa da provokasyonların cazip davetine “Tamam.” diyemeyiz. Binaların kundaklanmasını doğru ve makul göremeyiz.

Bu anlamda, ben, milletimizi sağduyulu davranmaya ve birlik, beraberlik ruhunu bozacak, birliğimizi, beraberliğimizi zedeleyecek hususlardan kaçınmaya davet ediyorum. Sükûnet içerisinde, meselelerin üzerinden Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti olarak gelebileceğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

Sizin de süreniz iki dakika.

 

 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, Kayseri’de çarşı iznine çıkan askerlere yapılan saldırıyı şiddetle kınıyor ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Bu olayı fırsat bilerek, hemen ardından partimize, il, ilçe binalarımıza yapılan kundaklama ve her türlü saldırıyı da kınadığımızı ve bütün partililerimize geçmiş olsun dileklerimizi bir kez daha iletmek isteriz.

Dün, Rus Büyükelçi Andrey Karlov’un ölümü, katledilmesi gerçekten ülke açısından derin, üzüntü verici bir olaydır. Onun da yakınlarına ve Rus halkına başsağlığı diliyoruz.

Ancak, burada, artık kokteyl örgütler yaratılarak hamasi söylemler yapılmasının zamanı geçmiştir çünkü tüm yabancı basının bu haberi veriş şekli “Türk polis Rus Elçiyi öldürdü.” şeklindedir ve olay birçok soruyu içinde barındırmaktadır, derhâl bu soruların cevaplarının açıklığa kavuşturulması gerekir. Çünkü, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra binlerce polis görevden alınırken acaba, 15 Temmuz sırasında iki gün izinli olduğu iddia edilen Altıntaş’la ilgili yapılan soruşturmanın sonucu nedir? Hâlâ görevde kalmaya neden devam etmiştir? 2014 sonrasında FET֒cü polislerin yerine, kadrolaşma amacıyla, AKP kadrolaşması amacıyla polis teşkilatına alınan örgütlenmiş Nusracıların tetikçiliğini yapmış olabilir mi sorusu da gündemdedir. Bütün bu sorular, gerçekten, tüm Türkiye ve sadece Türkiye değil aslında, dünya tarafından aydınlatılmayı beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu nedenle, ülkemizin artık bugün, “hayata dönüş operasyonu” adı altında yapılmış olan operasyonlar gibi yine işkenceye dönmemesi, yıl dönümü gelen Maraş katliamı gibi yeni katliamlara daha fazla gebe olmaması ve yeni suikastlara açık, daimî kaos yaşanan bir ülke hâline gelmemesi için hepimizin elimizi taşın altına koyup gerçekten, bu şiddet sarmalından ülkemizi çıkarmak için siyasetçiler olarak bir araya gelmemiz ve konuşmamız gerekmektedir, tüm halkın beklentisi de bu yöndedir.

Teşekkür eder, Genel Kurulu ve sizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Yeni görevinizin de hayırlı olmasını diliyorum bu arada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün Türkiye’de çok da alışık olunmayan, çok görülmeyen, Türkiye’de değil, dünyada da çok örneği olmayan bir terör saldırısı sonucu Rusya Büyükelçisi Sayın Andrey Karlov yaşamını yitirdi. Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak Rus halkının acısını, üzüntüsünü, kederini paylaşıyoruz, merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz. Yaşanan olay genel konsept içinde kabul edilebilir ve izah edilebilir bir noktada değil. Türkiye açısından da üzüntülüyüz, kaybedilen Büyükelçi için de çok üzgünüz. Bu olayla uluslararası itibarımızın da ciddi bir hasar gördüğü bir gerçektir. Böyle bir tablo içinde yaşadığımız, diğer 79 milyon insanımızın maruz kaldığı, terör örgütlerinin açık hedefi hâline geldiği Türkiye’de hiç şüphesiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin öncelikli işi bu terör konusunda duruma el koymaktır. Biraz sonra grup önerimizde değineceğim ancak bu vesileyle daha dün İstanbul’da ve Sinop’ta 2 gencecik hemşehrimi toprağa koymuş biri olarak Türkiye'nin bu terörle yaşamak kaderi değil diye düşünüyoruz ve Türkiye Büyük Millet Meclisini oluşturan bütün siyasi partileri ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …Sayın Başkanını göreve, sağduyu içerisinde sorumluluk üstlenmeye davet ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Muş…

 

 

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerimin başında pazar günü Kayseri’de çarşı iznine çıkmış olan askerlerimize yapılan terör saldırısı neticesinde şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum ve bu saldırıyı nefretle kınadığımızı da ifade etmek isterim. Bunun öncesinde İstanbul’da da yapılmıştı, bir hafta kadar öncesinde. Milletimiz, devletimiz, bunların üstesinden gelecek güçtedir, muktedirdir ve milletimize karşı yapılan bu saldırılar Türkiye’yi yolundan alıkoyamayacaktır. Eninde sonunda bu terör örgütleri, onların arkasındakiler, onların destekçileri yok olup gidecektir.

Aynı şekilde dün Rus Büyükelçisine yapılan saldırıyı da AK PARTİ olarak kınadığımızı ifade etmek isterim. Bu saldırı sadece Rus Büyükelçisine değil, Türkiye ve Rusya arasındaki dostane ilişkilere, iki halk arasındaki kardeşliğe yapılmıştır. Türk-Rus ilişkilerine zarar verme amacına dönük bu saldırı amacına ulaşamayacaktır. Zira gerek Rusya gerekse Türkiye oynanan bu kirli oyunun farkındadır. Rusya ve Türkiye, terörle mücadele noktasında iş birliğini daha da artıracaktır.

Saldırının aydınlatılması için devletimiz tüm imkânlarını seferber etmiş bulunmaktadır. Türkiye’deki huzuru ve birliği bozmak için yapılan bu tip saldırılar karanlık mihrakların devreye sokmak istedikleri kirli bir oyunun parçasıdır. Millet ve devlet olarak bu kirli oyunun farkındayız ve fırsat vermeyeceğiz.

Türkiye, büyük ve güçlü bir ülkedir, her türlü tehdidi bertaraf edecek kadar muktedirdir. Saldırıyla ilgili tahkikatlar devam etmektedir. Soruşturma neticesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Saldırıyla ilgili tahkikatlar, soruşturmalar devam etmektedir. Bunların neticesinde, bu işi yapan terör örgütü, buna destek olan her kimse, olay aydınlatılacaktır diyorum.

Tekrar, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Gündeme geçiyoruz ve birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Grup başkan vekillerini toplantıya davet ediyorum.     

                                                                               Kapanma Saati: 15.45

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

                                                                                                      (x)

Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2644 sayılı Tapulama ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’na göre tapulama veya kadastro çalışmaları sonucunda verilen tapularla veya Türk Medeni Kanunu’nun 1023’üncü maddesi güvencesinde tapu sicil memuru huzurunda yapılan satışlarla gerçek kişiler, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri gayrimenkuller üzerinde mülkiyet hakkına sahip olurlar. Yasalara uygun olarak mülkiyet edinilen taşınmazlar üzerinde daha sonra 6831 sayılı Kanun’a göre yapılan orman kadastrosu sonucunda özel mülkiyete konu olan tapulu yerlere konulan orman şerhleri ve bedeli ödenmeksizin iptal edilen tapular nedeniyle kişiler mağdur olmaktadır. Kadastro Kanunu’na ve Medeni Kanun’a aykırı olarak mülkiyet hakkı gaspedilen tapu sahiplerinin sorunlarının incelenip, araştırılması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için Anayasa'nın 98'inci ve TBMM Tüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

 

1) İlyas Şeker                                    (Kocaeli)

2) Serap Yaşar                                   (İstanbul)

3) Hilmi Bilgin                                   (Sivas)

4) Zeki Aygün                                    (Kocaeli)

5) Halil Eldemir                                 (Bilecik)

6) Hacı Bayram Türkoğlu                    (Hatay)

7) Mustafa Şükrü Nazlı                       (Kütahya)

8) Mehmet Akif Yılmaz   (Kocaeli)

9) Cemil Yaman                                   (Kocaeli)

10) Muhammet Müfit Aydın                   (Bursa)

11) Sami Çakır                                    (Kocaeli)

12) Mustafa Şahin                              (Malatya)

13) Yusuf Başer                                 (Yozgat)

14) Hasan Sert                                  (İstanbul)

15) Cesim Gökçe                                 (Ağrı)

16) Ataullah Hamidi      (Batman)

17) Muhammet Balta      (Trabzon)

18) Hüseyin Özbakır      (Zonguldak)

19) Ayşe Sula Köseoğlu                       (Trabzon)

20) Ahmet Tan                                     (Kütahya)

21) Orhan Karasayar      (Hatay)

22) Orhan Deligöz                                 (Erzurum)

23) Mehmet Akyürek      (Şanlıurfa)

24) Ahmet Sami Ceylan                         (Çorum)

25) Emine Yavuz Gözgeç                       (Bursa)

26) Selim Dursun                                  (Sivas)

27) Rafet Sezen                                    (Edirne)

28) Nazım Maviş                                   (Sinop)

29) Sami Dedeoğlu      (Kayseri)

30) İsmail Emrah Karayel                   (Kayseri)

31) Faruk Özlü                                   (Düzce)

32) Abdullah Öztürk     (Kırıkkale)

33) Harun Karacan        (Eskişehir)

34) Uğur Aydemir                               (Manisa)

35) Mehmet Öntürk        (Hatay)

36) Fevai Arslan                                (Düzce)

37) Ali Ercoşkun                                (Bolu)

Gerekçe Özeti:

Mülkiyet hakkı iç hukuk ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınmış olup bir kişinin malının bedelini ödemeden rızası hilafına elinden almak tarih boyunca hukuka aykırı bir davranış olarak kabul edilmiştir.

1)   Anayasanın 35’inci ve 46/1’inci maddelerinde mülkiyet hakkı:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.", "Devlet ve kamu tüzel kişileri kamu yararının gerektirdiği hâllerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir." denilmektedir.

2) Türk Medeni Kanunu’nda mülkiyete hakkı:

683’üncü madde "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." denilmektedir.

3)   Uluslararası yasalarda mülkiyet hakkı:

Mülkiyet hakkı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi'nde temel bir insan hakkı olarak sayılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne eklenen Ek-1 no.lu protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1’inci maddesinde "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır." denilmektedir.

Mülkiyet hakkı sahibi, Anayasa’mızda, milletlerarası antlaşmalarda ve gerekse Türk Medeni Kanunu’nda belirtildiği üzere yasalara uygun olarak özel mülkiyetini dilediği gibi tasarruf edebilme imkânına sahiptir. Taşınmaz mülkiyeti "tescil" ile kazanılır. Tescil, malikin mülkiyet hakkının tapu kütüğüne kaydedilmesidir. Medeni Kanunu’n 1025’inci maddesinde, taşınmazı yolsuz tescil ile kazanan üçüncü şahıs iyi niyetli ise onun iyi niyeti korunur.

Mülkiyet ve mülkiyetten gayri ayni hakların herkese karşı ileri sürülebilmesi için bu hakların herkes tarafından bilinebilir olması zorunluluğu vardır. Türk Medeni Kanunu’nun 997’nci ve 1007’nci maddelerinde "Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur." Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.”

Aşağıda belirtilen ilkeler ışığında Medeni Kanuna göre tutulan tapu sicilleri mülkiyet hakkı sahiplerini güvence altına almaktadır.

Tescil ilkesi,

Açıklık ilkesi,

Devletin sorumluluğu ilkesi,

Aynilik ilkesi,

Sebebe bağlılık (İlliyet) ilkesi,

Talep ilkesi,

Güven ilkesi.

Tamamlanan kadastro çalışmaları, Kadastro Yasası’nın 11/1 maddesi gereğince 30 gün süreyle kanunda belirtilen yerlerde ilan edilir. İlan sonrası kesinleşen kadastro tutanakları tapuya tescil edilir. Yapılan bu tescile Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesi gereğince kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.

Yapılan bu ilan ve duyurular ve kanunda öngörülen hak düşürücü süreler gerçek kişileri bağladığı gibi kamu tüzel kişileri de (Orman genel müdürlüğü vs.) bağlamaktadır.

Kadastro Kanunu’nda öngörülen hak düşürücü sürelerden sonra yapılan orman kadastrosu çalışmaları sonucunda özel mülkiyete konu yerlerin orman olarak sınırlandırılması ve tapu iptalleri iyi niyetli olan hak sahibi kişilerin hak mağduriyetlerine neden olmuştur.

Sonuç olarak, 3402 sayılı Kadastro Kanunu gereğince yapılan ilanlar, duyurular ilgili gerçek kişilere, kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine şahsen tebliğ edilmiş sayılır ve bu kanundaki hak düşürücü süreler gerçek kişileri bağladığı gibi kamu (Orman Genel Müdürlüğü vs.) ve özel hukuk tüzel kişilerini de bağlar. İyi niyetli kişilerin mülkiyet hakkının güvencesi olan Anayasa, milletlerarası sözleşme ve Medeni Kanun’da belirtilen ilkeler doğrultusunda devletin sorumluluğundaki tapu siciline göre mülkiyet hakkı sahiplerinin bu haklarının korunması ve iptal edilen tescillerin hak sahiplerine iade edilmesi için Anayasa'nın 98'inci ve TBMM Tüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve talep ederim.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Teknolojinin gelişmesi, insan yaşamında pratik yararlar getirmekle birlikte, alternatif maliyetlere de neden olabilmektedir. Motorlu araçların gelişmesi buna bir örnektir. Motorlu araçların gelişmesi insan yaşamına büyük katkı ve kolaylık sağlamaktadır. Motorlu araç sayısındaki artış, bu alanda yaşanan kazaların ve kazalar sonucunda meydana gelen yaralanmaların, ölümlerin ve maddi kayıpların da artması anlamına gelmektedir. İnsan, doğumundan ölünceye kadar geçen sürede, yaya ve araç trafiğinin içinde yaşamaya mecbur kalmaktadır. Benzeri yaygın durumun görüldüğü başka bir alan yoktur.

Ülkemizde yaşanan trafik kazaları ve bu kazalarda meydana gelen ölüm ve yaralanma oranları, konunun bir terör olarak nitelendirilmesine neden olacak türdendir. Her yıl 1 milyonun üzerinde trafik kazası sonucu yüz binlerce yurttaşımız yaralanmakta ve binlercesi yaşamını kaybetmektedir. Ülkemiz karayolu ağında 2014 yılında yaklaşık 1 milyon 200 bin trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazaların 1 milyon 30 bin 498'i maddi hasarlı, 168 bin 512*si ise ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası olmuştur. Bahsi geçen trafik kazalarında 3 bin 524 kişi hayatını kaybederken, 285 bin 59 kişi yaralanmıştır. 2015 yılında bu rakamların artması beklenmektedir.

Trafik kazaları bu denli önemli bir konu olunca uluslararası alanda da çalışmalar yapılmıştır. Üye ülkelerden aldığı bilgilerden ve istatistiklerden elde edilen veriler sonucunda Birleşmiş Milletler, yol güvenliği ve çevre alanında önlemler almak gereğini duymuş, eylem planları hazırlamıştır. Bunu yaparken Dünya Sağlık Örgütünü  görevlendirmiş ve tüm üye ülkelerin gerek devlet düzeyinde gerek sivil toplum kuruluşları düzeyinde harekete geçmelerini istemiştir.

Trafik kazası ölümlerinin yüzde 50 oranında azaltılmasını hedefleyen Moskova Deklarasyonu, 2009 yılında İçişleri Bakanlığının da katıldığı toplantıda kabul edilmiştir. Toplantıda alınan karar gereğince hazırlanan ve 2011-2020 yılları arasını da kapsayan, Karayolu Trafik Güvenliği On Yıllık Eylem Planı uygulamaya konularak en üst düzeyde takibinin yapılması kararlaştırılmıştır. Bununla ilgili Başbakanlık Genelgesi, 31 Temmuz 2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.                     

Bu eylem planında yer alan en önemli husus, Karayolları Trafik Kanunu’nun Avrupa Birliği normlarına uymayan maddelerinin değiştirilmesidir. Bu konuda, ilgili kurumların da görüşü alınarak hazırlanan Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üç yıldır beklemektedir.

Dünya Sağlık Örgütünün 2009 yılına oranla yaptığı hesaplamaya göre 2020 yılında yüksek gelirli ülkeler grubunda trafik kazalarında ölümlerin yüzde 27 azalması, Türkiye'nin de içinde bulunduğu düşük ve orta gelirli ülkelerde ise yüzde 83 artması beklenmektedir. Başka bir ifadeyle bu konuda alınması gereken önlemler konusunda derhal çalışma yapmaya gerek duyulmaktadır.

Kara yolu altyapısından, taşıtlardan, hızlı ve plansız şehirleşmeden, sürücü hatalarından kaynaklanan nedenlerle olsa da trafik kazalarının azalmasını sağlamak belli bir bilinç düzeyini de gerektirmektedir. Bu konuda siyasi iktidarlara büyük bir görev düşmektedir.

 Ulaştırma ve trafik sorunlarının çözümü ve trafik kazalarının önlenmesi sadece kurallara ve görevlilere yüklenilmeyecek kadar geniş kapsamlıdır. Bu alanda herkesin, özellikle hükûmetlerin, resmî ve özel kurumların, sivil toplum kuruluşlarının, ailenin ve bireyin sorumluluk duyması ve belli boyutlarda görev alması gerekmektedir.

Bu bağlamda, trafik kazalarının nedenlerinin araştırılması, konunun tarafları, sivil toplum kuruluşları, uluslararası alanda çalışma yapan uzman ve akademisyenlerden görüş alınarak bunlar için çözüm önerilerinin tespiti amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Gürsel Tekin                                                        (İstanbul)

2) Muharrem Erkek                             (Çanakkale)

3) Mehmet Göker                                                      (Burdur)

4) Kadim Durmaz                                                      (Tokat)

5) Ceyhun İrgil                                                         (Bursa)

6) Mustafa Hüsnü Bozkurt                                         (Konya)

7) Orhan Sarıbal                                                       (Bursa)

8) Melike Basmacı                                                    (Denizli)

9) Kamil Okyay Sındır                        (İzmir)

10) Elif Doğan Türkmen                                            (Adana)

11) Utku Çakırözer                             (Eskişehir)

12) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

13) Tahsin Tarhan                                                    (Kocaeli)

14) Namık Havutça                             (Balıkesir)

15) Haydar Akar                                                       (Kocaeli)

16) Kazım Arslan                                                      (Denizli)

17) Nihat Yeşil                                                         (Ankara)

18) Yakup Akkaya                                                     (İstanbul)

19) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                  (Bursa)

20) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

21) Dursun Çiçek                                                      (İstanbul)

22) Zeynel Emre                                                       (İstanbul)

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

SİDEMİR, 1987 yılında kurulmuştur. Özelleştirme İdaresi tarafından devlete maliyetinin 300-360 milyon dolar arasında olduğu belirtilmektedir. 5 Ocak 1998 tarihinde yapılan ihale sonucunda Sivas Ortak Girişim Grubuna (SİVYAT A.Ş.) 9 milyon 679 bin dolar bedelle -7 yılda 7 taksitle ödenmek şartıyla- satılmıştır. Bir başka grubun 3.3 milyon dolar daha yüksek teklif vermiş olmasına rağmen, “sosyal satış” adı altında devlet zarara uğratılmıştır.

SİVYAT A.Ş. satış sözleşmesinde yer alan üç yıl süreyle kesintisiz 500 personel istihdam edeceği garanti hükmüne karşın sadece 173 işçiye işbaşı yaptırılmıştır. SİVYAT A.Ş.'nin sadece 1 milyon dolar ödemesi ve sözleşmedeki 20 milyon dolarlık yatırım ve üretim kapasitesinin  yüzde 50'nin altına düşmemesi taahhütlerini yerine getirmemesi üzerine Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Kentbankın SİVYAT A.Ş. lehine verdiği 6 milyon 776 bin dolarlık teminat mektubunu nakde çevirmiştir. Bunun üzerine Kentbank haciz kararı aldırarak 2000 yılı Temmuz ayında fabrikayı satışa çıkarmıştır. TMSF'nin Kentbanka el koyması sonrasında fabrika tekrar TMSF'ye geçmiştir.

SİVYAT A.Ş. Başkanı Selahattin Rüstemoğlu zaman içinde hisseleri kendi üstünde toplayarak fabrikanın yüzde 97'sinin sahibi hâline gelmiş ve 2004 sonuna kadar ilk taksit olarak 7 milyon dolar ödeme yapması ve buna karşılık icra takiplerinin durdurulması konusunda TMSF’yle protokol imzalamıştır. Akabinde de Erol Evcil’le 12 milyon dolar karşılığında satış anlaşması yapmış, TMSF de bu satışa onay vermiştir. Erol Evcil bir gün sonra TMSF'ye 2 milyon 390 bin dolar, 14 Ekim 2004'e kadar da 5 taksitle 6 milyon 390 bin dolar ödeyerek fabrikayı satın almıştır. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/313 esasında yargılaması yapılan davada mahkeme 20/10/2008 tarih ve 15 sayılı ara kararıyla yönetim kayyumluğunun kaldırılmasına karar vermiş ve 09/01/2009 tarih ve 61 D iş sayılı kararıyla da 3 kişiden oluşan denetim kayyumu atamıştır. Bugün itibariyle de hâlâ denetim kayyumu devam etmektedir.

Sosyal amaçlı özelleştirmeden beklenen fayda görülmemiş, devletimize ve milletimize trilyonlarca zarar verilmiştir. Yaşanan bu süreç sonunda SİDEMİR'in iyi yönetilmemesi, Sivas ekonomisine telafisi mümkün olmayan zararlar vermiş ve önlenemez nüfus kaybına neden olmuştur.

1 Aralık 2015 tarihi itibarıyla SİDEMİR'in kapısına kilit vurulmuş, çalışanların işine son verilmiştir. Çalışanların ortalama beş aylık maaşları, kıdem tazminatları, ihbar öneli ve izin yardımları gibi yasal alacakları da ödemeyerek mağdur edilmişlerdir. İşveren tarafından tekrar sendikayla anlaşmaya varılarak işçilerin işe girişleri başlamış olmasına rağmen geçmiş dönemlerdeki tekrarları gibi sağlıklı bir işleyiş olmayacağı da bilinen bir gerçektir.

Bugün itibariyle SİDEMİR'in devlete olan 630 milyon dolar TL'yi aşan borcunun tahsilinin sağlanması ve mağdur olan işçilerin, mağduriyetinin giderilmesi, ülkemize ve Sivas'a gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda neden olduğu zararların araştırılması, kapatılan Sivas Demir Çelik Fabrikası işçilerinin sorunlarının tespiti ve ilgili kurum/kişilerle görüşülerek çözüm üretilmesi ve gerekirse, 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu gereğince, devlet tarafından el konulması amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

1) Ali Akyıldız                                                 (Sivas)

2) Kazım Arslan                                             (Denizli)

3) Nihat Yeşil                                                 (Ankara)

4) Yakup Akkaya                                            (İstanbul)

5) Mahmut Tanal                                           (İstanbul)

6) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                        (Bursa)

7) Gülay Yedekci                                           (İstanbul)

8) Cemal Okan Yüksel                                   (Eskişehii)

9) Tur Yıldız Biçer                                          (Manisa)

10) Ahmet Tuncay Özkan                              (İzmir)

11) Aytun Çıray                                              (İzmir)

12) İlhan Cihaner                                          (İstanbul)

13) Fatma Kaplan Hürriyet                            (Kocaeli)

14) Niyazi Nefi Kara                                      (Antalya)

15) Zeynep Altıok                                          (İzmir)

16) Haydar Akar                                            (Kocaeli)

17) Ömer Fethi Gürer                                    (Niğde)

18) Özkan Yalım                                            (Uşak)

19) Orhan Sarıbal                                          (Bursa)

20) Necati Yılmaz                                          (Ankara)

21) Sibel Özdemir                                         (İstanbul)

22) Aytuğ Atıcı                                               (Mersin)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

500 kelimeden fazla olduğu için önergenin özeti okutulmuştur ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yayınlanacaktır.

Sayın milletvekilleri, önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

                                                                                                      20/12/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 20/12/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                                     İstanbul

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Filiz Kerestecioğlu Demir tarafından verilen 3325 sıra numaralı, 17 Aralık 2016 tarihinde Kayseri’de yaşanan bombalı saldırının hemen ardından parti binalarımıza ve çalışanlarımıza karşı gerçekleştirilen yoğun saldırılarda rolü olanların araştırılması ve gerekli hukuksal sürecin başlatılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 20/12/2016 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere bu son günlerde parti teşkilatlarımıza yönelik yüzlerce, maalesef, çirkin ve ırkçı saldırılar gerçekleşmiş oldu. Bu kapsamda vermiş olduğumuz araştırma önergesinin Genel Kurulda kabul edileceğini ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz zor bir süreçten geçiyor. Gerçekten bu ülkede neler oluyor? Bu ülkeyi kim yönetiyor? Son bir yıl içerisinde yirmiyi aşkın büyük bombalamalar gerçekleştirildi. En son, dün, Rusya Büyükelçisi bir suikastla gitti ve suikastı gerçekleştiren, bizatihi, burada, İçişleri Bakanının sorumlu olduğu polis teşkilatından bir polis memuru ve bu polis memuru 17-25 Aralık sonrası kadroya alınmış bir polis memuru. Şimdi, 17-25 Aralıktan bu yana sürekli bir biçimde, Hükûmet ve iktidar partisi Fetullah Gülen Cemaati’nin paralel bir yapı oluşturduğunu iddia etti ama bu polis, 17-25 Aralıktan sonra kadroya alınmış ve Rus Büyükelçisine yönelik bir suikastı gerçekleştiriyor.

Ortada bu kadar ciddi olaylar yaşanırken, son bir yılda yüzlerce insanımız hayatını kaybederken Hükûmet ve özel olarak da İçişleri Bakanı sütten çıkmış ak kaşık misali hiçbir siyasi sorumluluğunun farkında olmayarak ya da siyasal sorumluluğu üstlenmeyerek sadece ve sadece hamaset söylemleri üzerinden, ötekileştirme üzerinden, başta partimiz olmak üzere muhalif kesimleri hedef göstererek konuşmalar veya mesajlar vermekten öteye gitmemektedir. Hâlbuki gelişmiş demokratik bir ülkede, örneğin, İskandinav ülkelerinde bir sivil hukuka aykırı bir şekilde öldürülmüş olsa bir saat bile beklemeden İçişleri Bakanı istifa eder ama ülke kan gölüne çevrilmiş durumda; her gün saldırılar, her gün ölüm, her gün şehir yıkımları, her gün anaların gözyaşları ama Hükûmet hâlâ üste çıkmaya, hâlâ muhalefet partisiymiş gibi âdeta kendi kendine muhalefet edercesine söz ve söylemler geliştirmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu söylem kapsamında elbette birtakım ırkçı, kafatasçı kesimler de kendisine vazife çıkararak birtakım eylemler içerisine girmek durumunda kalıyor. Bakın, son iki gün içerisinde Kayseri il binamız yakıldı ve Kayseri il binamıza bir siyasi partinin bayrağının çekilmesi için bizatihi Kayseri Belediyesine ait bir zabıta ve itfaiye aracı bu konuda yardım ediyor. Yalova’da parti binamız kuşatıldı, yakıldı; 7 yaşındaki bir çocuk dâhil olmak üzere, parti yöneticilerimiz çok önemli bir linç olayından kıl payı kurtarılmış oldu. İstanbul’da Bayrampaşa, Üsküdar, Bağcılar ilçelerimiz saldırıya uğradı. Kartal ilçe teşkilatımız yağmalandı ve resmî evraklar gasbedilerek, sosyal medyada bizim yöneticilerimiz ve üyelerimiz teşhir edilerek hedef gösterildi. Yine, İstanbul Beşiktaş ilçemiz, Pendik, Ataşehir, Şişli, Ümraniye ilçelerimiz saldırıya uğradı. İzmir Bornova ve Buca ilçelerimiz -kısa kısa geçiyorum- Bursa Yıldırım ilçemiz, Adana Çukurova ilçemiz, Konya Ereğli, Tekirdağ Süleymanpaşa; Sakarya, Erzincan, Çanakkale il binalarımız ve -yine, Çanakkale il binamıza yapılan saldırı ve yakma girişimini engellemek isteyen 2 parti yöneticimiz gözaltına alınıyor- Kocaeli, Eskişehir ve Ankara -genel merkezimiz dâhil olmak üzere- Keçiören, Yenimahalle ilçelerimiz saldırıya uğradı.

Değerli arkadaşlar, işte, AKP iktidarına aykırı bir söz söyleyen, sosyal medyada “tweet” atan bir insan bir saat içerisinde tespit edilip gözaltına alınabiliyorsa… Bu kadar çok saldırı, organize bir biçimde, aynı saatlerde ve bütün il ve ilçe teşkilatlarımıza yönelik bu saldırı, nedense iktidar partisi tarafından ya da Hükûmet tarafından görülemiyor, sanıklar tespit edilemiyor, sanıklar hakkında hiçbir soruşturma yürütülmüyor. Bu, açık bir şekilde, Türkiye'nin 3’üncü büyük partisi olan Halkların Demokratik Partisini şeytanlaştırmaya, linç girişimlerine maruz bırakmaya, siyaset faaliyetlerini yürütmekten alıkoymaya yönelik, iktidar partisinin, Hükûmetin ve İçişleri Bakanının açık bir tutumudur.

Değerli arkadaşlar, Halkların Demokratik Partisinin söylemi nettir. Biz ülkemizde barışı, demokrasiyi ve tüm farklılıklarla, ayrı inançlarda, ayrı etnik kökenden olan tüm insanlarımızın ortak yaşam paradigmasını savunuyoruz ve ülkemizin tüm sorunlarının ancak ve ancak diyalog, müzakere yoluyla çözüleceğine inanıyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. Bu söyleme karşıt olan her söylem -ki başta iktidar partisi olmak üzere- savaşı, çatışma dilini, ötekileştirmeyi, farklı inanç ve etnik aidiyetleri yok sayan, bunları ötekileştiren, bunların hak ve hukukunu tanımayan anlayış, ülkemizi ancak savaş girdabına, ancak çatışma girdabına, ancak halklarımız arasında ayrışmaya ve ülkemizi bu söylemle iç savaşa götürmekten öteye hiçbir fayda sağlayamayacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu saldırılar tesadüfi değildir; bu saldırılar, 7 Haziran sonrasında partimize yönelik iktidarın linç girişiminin bir devamıdır. Türkiye’nin 3’üncü büyük partisi olan, barış ve demokrasiyi, halklarımızın ortak yaşam iradesini ısrarla savunan partinin eş genel başkanları ve 10 milletvekilini hukuka aykırı, Anayasa Mahkemesinin içtihadına rağmen, Anayasa Mahkemesinin içtihadının geçmişte partimiz üyesi bir milletvekili dâhil olmak üzere değişik partilerden milletvekilleri hakkındaki o önemli içtihadı ki o içtihadın bütün siyasal partileri, bütün kamu kurum ve kuruluşlarını ve herkesi bağlayan kararına rağmen bugün hukuk dışı bir şekilde partili milletvekillerimiz ve eş başkanlarımızın tutuklu olması olsa olsa hukuku tanımazlıktır, Anayasa Mahkemesini yok saymaktır, Anayasa’yı yok saymaktır. Hadi tutukladınız, işin kolayına kaçıyor AKP, her seferinde “Yargı işidir, biz karışmayız.” Peki, tutuklama yargı işi, karışmıyorsunuz. Hadi bunu anladık ama cezaevinde uygulanan koşullar yargı kararı değildir, idari karardır. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bağlıdır cezaevleri ve Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Adalet Bakanına bağlıdır. Sizin, cezaevinde milletvekillerimize uyguladığınız tecrit politikası doğrudan doğruya sizin kararınızdır, yargının kararı değildir. Bu karar, bu uygulamalar, tek koğuşta tutma, milletvekilleri olarak biz arkadaşlarının gidip görüşme hakkını elimizden almanız, yakınlarıyla görüşmeleri, avukatlarıyla müzakere veya görüşme yaparken hukuki zemindeki bütün görüşmelerine el konulması tamamen sizin direktif ve kararlarınızla verilen kararlardır. Bunun yargıyla hiçbir bağlantısı yoktur, bu idari bir karardır, bu tamamen öç alma, intikam alma kararıdır ve bu kararı siz 7 Hazirandan itibaren vermiş oldunuz.

Değerli arkadaşlar, bu zihniyet, bu akıl bu ülkeyi olsa olsa felakete götürür, halklarımız arasındaki duygunun, birlikte yaşamın, eşit yaşamın, birbiriyle kaynaşmanın arasına hançer sokmadır. Bu anlayış bir felakettir. Son bir kez daha uyarıyoruz, bu zihniyetten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – …bu politikanızdan vazgeçin diyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Kayseri Milletvekili Sayın Taner Yıldız konuşacaklar.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Öncelikle, hem Kayseri’de hem de geçen hafta Beşiktaş’ta yaşanan hain ve menfur saldırıdan dolayı şehit düşen bütün kardeşlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. Bu arada, yaralananlara da Cenab-ı Hakk’tan acil şifalar temenni ediyorum.

Türkiye farklı acılarla farklı zamanlarda tarihi boyunca da karşılaştı. Birliğini beraberliğini, gelişmesini ve büyümesini engellemeye çalışanlara daima, her zaman olduğu gibi karşı koydu, karşı durmasını da bildi.

Türkiye’de Meclis siyasetin gücünü, varlığını ve iradesini simgeleyen ana çatıdır ve burada bulunan bütün partiler Türkiye’nin birliği ve beraberliği için eğer siyaseti ön plana çıkarmak istiyorlarsa siyasetin yapılacağı yer Türkiye Büyük Millet Meclisidir.

HDP için de birçok fırsatlar ortaya kondu. Bugün herkes şapkasını önüne koyup sorgulaması lazım. İsminizi aldığınız, açılımını yaptığınız bütün bu yapı içerisinde -ki Türkiye’de bir tane Türk milleti vardır, halkımız bir tanedir, velev ki siz ayırdınız- onlarla alakalı ne kadar istismar edip ne kadar etmediğinize hep beraber sizlerin öncelikle bakmanız lazım. Açık bir ifadeyle söyleyeyim değerli arkadaşlar: Bir kere, hiçbir siyasi partinin, HDP’nin de binalarının bir şekliyle yağmalanmasını, provokasyona tabi tutulmasını hiçbir şekilde mazur ve makul göremeyiz, bunu hiçbir şekilde farklı yönde izah edemeyiz ama bunun bu noktaya gelmesinde partinin takındığı tavrı da gözden geçirmemiz lazım. Geçen hafta Beşiktaş saldırısıyla alakalı burada gruplar hep beraber bir bildiriye imza koydular. O bildiri çok açık ve net bir mesaj yayınlıyordu ve şunu söylüyordu: “Türkiye’nin birliğine, beraberliğine konacak katkıyı tek yürekten hissettiğimize dair…” Niçin o bildiriye imza koymuyoruz? O zaman vatandaş bunu farklı anlıyor, vatandaş burayı izliyor, oy verdiği partileri de izliyor ve HDP’nin de bugün Kürt kardeşlerimizin verdiği oyların hendeğe dönüşmesini, tahvil edilmesini hiçbir şekilde anlamadıklarını her gittiğimiz yerde bize söylüyorlar. O yüzden, değerli arkadaşlar, bakın, sorumluluğumuzu bileceğiz.

Ben şu anda Büyükşehir Belediye Başkanımızla bir kez daha konuştum. O gün saldırının olduğu anda bütün bakanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız, valimiz, emniyet müdürümüz, bütün devlet erkânı da hep beraber oradaydık. Belediye, HDP parti levhasını sökmek için gitmedi, provokatörlerin çıkarttığı yangını söndürmek için gitti. Görüntülerde mevcut, bugün muhtelif illerde, hassasiyeti tahrik edilmek istenilen illerde HDP binasına yapılan saldırıyı –bir kez daha söylüyorum- makul görmüyoruz. Ama bununla alakalı, tekrar tutanaktan okuyorum: “Ümraniye ilçe binasının çatısına 2 tane şahıs çıkıyor Onu indirmek üzere giden polis sekizinci kattan düşüyor ve şehit oluyor.” Çatıya çıkanlardan 1 tanesi Ramazan Mustafa Yaylacı isimli şahıs. Bu şahıs, DHKP-C, DEV-YOL devrimci yapılanmasında bulunuyor. Şimdi, benim buradan hangi anlamı çıkartmam lazım? Oradaki provokatif çalışanların, provokasyonu oluşturanların kimliğine bu manada bakmak lazım. İçişleri Bakanlığımız bununla alakalı her türlü girişimlerini de yaptı ve Büyükşehir Belediye Başkanımız da, Emniyet Müdürümüz de, Valimiz de Kayseri’de özellikle, provokasyona bu tür açık bir yapılanmanın karşısında olduğunu hem devlet olarak hem de millet olarak gösterdi. Sağduyunun elden bırakılmaması lazım geldiğini her platformda söylüyoruz. Bu Türkiye’de 78-79 milyonumuzla beraber biriz ve beraberiz. Bunu, farklı noktalara çekmeye çalışmanın kesinlikle provokasyonla alakalı olduğunu bir kez daha söylemem lazım.

Siyaset söz sahibi olsun ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde olsun. Bu ülkenin idaresine irade konacak yapı Türkiye Büyük Millet Meclisinde şekilleniyor. Ama unutmayalım ki 15 Temmuz diye çok enteresan, önümüzdeki kuşaklarda çokça konuşulacak olan bir hadise gerçekleşti.

15 Temmuz, yalnızca Türkiye siyaset tarihinin değil ikili muhasebe tutan bütün terör örgütleriyle beraber siyasi kimlik taşıyanlar, STK’larla alakalı, bankalarla alakalı yapılanmalarla alakalı çifte muhasebe kim tutuyorsa onunla alakalı tekrar gözden geçirilmesi gereken önemli bir “case”dir, önemli bir başlıktır. O yüzden, bu, yalnızca Türkiye siyaset tarihinde değil, FETÖ yapılanmasının... Özellikle dün -kendisiyle uzun süre mesai yaptığım- Rusya’nın Türkiye Büyükelçisinin de hunharca öldürülmesi, katledilmesindeki farklı gelişmeleri önümüzdeki günlerde hep beraber izleyeceğiz. 

Değerli arkadaşlar, bu ülke hepimizin. Özellikle, benim HDP’ye bir tavsiyem var: Bu ülkede HDP binalarının provokasyona tabi tutulmasıyla alakalı ya algıyı değiştireceksiniz ya da gerçeği değiştireceksiniz ama ikisinden birini mutlaka değiştirmeniz lazım. Eğer siz bu konuda samimiyseniz PKK’nın terör örgütü olduğuyla alakalı bu bildiriyi sizin açıkça söyleyebilmeniz lazım, bunu her tarafta söyleyebilmeniz lazım. Bizim, şehit cenazelerine katıldığımızda yüreğimizden hissettiğimiz acıyı aynı şekilde sizin hissediyor olmanız ve bunu beyan ediyor olmanız lazım, vatandaşımızın aynı acıyı hissettiğinizi bir şekliyle hissedebilmesi lazım. O yüzden, mutlaka bir şeyi değiştirmeniz gerekiyor. Ben, bunu, yine Türkiye'nin birliği, beraberliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu çatısı altında hep beraber yapılacak çalışmalar için söylüyorum.

Mesela, cumartesi günü 1 kilometre boyunca bir bayrak... İnşallah, Kayseri’de Millî Beraberlik Platformu olarak saat 14.00’te yürüyüş yapılacak. Burada, bütün partilerin -mademki aynı şeyi hissediyorlar- çok rahatlıkla bunun altına girebilmesi lazım. O gün, orada, MHP’den milletvekili arkadaşımız vardı, CHP’den milletvekili arkadaşımız vardı; aynı şekilde, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımızla beraber kol kola girip terör karşısında bir şekliyle hep beraber fotoğraf verdiler. O yüzden, ben, buradaki hassasiyeti en fazla üzerinde taşıması gereken, en fazla bunu ülkemize hissettirmesi gereken yapının çok açık bir şekilde HDP olduğunu bir kez daha söylemem lazım.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Suç bizim mi yani?

TANER YILDIZ (Devamla) – Şehit cenazesinde, Yasin kardeşimizin şehit cenazesinde 2 tane şehidimiz vardı Beşiktaş’tan. O şehit cenazesine CHP çelenk göndermiş. Biz çelengin -biraz önce milletvekili arkadaşımız söyledi- kesinlikle parçalanmasının, orada yok edilmesinin taraftarı değiliz. Sordum “Kim bunu yaptı?” diye. “O anki şehidimizin amcasının oğlu yaptı.” dediler. Ondan sonra, CHP, ikinci kez çelenk getiriyor. Arkadaşlar, oradaki ortamı görmemiz lazım. Bakın, Yasin dediğimiz arkadaşımız, şehidimiz, ailesi bize emanet olan değerli kardeşimiz…

Pazar günü ailesini ziyarete gittim tekrar bütün milletvekili arkadaşlarımızla beraber. Altı ay önce gördüğü bir rüyasını anlatıyor: Büyük bir cami, caminin avlusunda iki tane cenaze bayraklara sarılmış. Sanki bugünü önceden görmüş demiyorum, aynısıyla tarif ediyor. Diyor ki: “Bunlar kimler?” Diyorlar ki: “Ya, sen tanımıyor musun? Burada sen yatıyorsun.” “Ya, nasıl olur, ben şu anda hayattayım.” diyor. Ablası anlattı bunu bana. Diyor ki: “Hayır, burada yatan sensin, iki tane şehit geldiniz ve bunlar kaldırılacak, tarafımızdan kaldırılacak.” Ve bunu ailesine anlatmıyor, arkadaşına diyor ki: “Eğer ben şehit olursam bunu sana emanet ediyorum, ondan sonra anlatırsın.”

Arkadaşlar, kanını, canını, bütün benliğini bu ülkeye hasretmiş olan insanlara karşı, herkesin aynı şekilde bu acıyı hissettiğini beyan etmesi ve bunu ibraz etmesi gerekiyor.

Bütün bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, sayın hatip partimizin ismini alış biçiminden bildiriye imza atmayışımıza, ya algıyı ya kendimizi değiştirmeye varıncaya kadar açık sataşmada bulundu. İç Tüzük 69’a göre…

BAŞKAN – Aslında eleştirilerini sundu ama buyurun, iki dakika söz vereyim size.

AHMET YILDIRIM (Muş) – E, bundan sonra o zaman partimizin ismini alırken onlara soralım. Partimizin adını alış biçimini eleştirdi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

 

 

 

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, her parti özgün kurulur ve partiler farklı düşündükleri, farklı örgütlendikleri, farklı toplum ve ülke tahayyüllerine sahip oldukları için farklı örgütlenirler. Eğer sizin burada söyledikleriniz gibi düşünüyor olsaydık ayrı örgütlenmez, gelir sizin partinizde siyaset yapardık. Çok partili hayat bunun için vardır.

İkinci bir husus: Şimdi, biz HDP’yi geçelim Sayın Yıldız. Hadi, bildiriye imza koyan diğer iki partiye sorun bakayım, acaba o bildiri ortak bildiriyse birer kelime dercedebilmişler mi o bildiriye? “Biz bir bildiri hazırladık, gelin imzalayın.” Bu, noter mi ya? Allah aşkına, bu, milletin iradesine saygısızlık değil mi? Bizim kendimize göre kelamımız, kendimize göre aklımız, izanımız, ferasetimiz var. Gelirsiniz boş bir kağıtla, hep beraber duygu, düşüncelerimizi ve toplumsal hassasiyetlerimizi birlikte şuraya dercedelim dersiniz, biz de baştan konuşuruz. Ama, hiçbir şey yok; “Biz bir bildiri hazırladık, gelin imzalayın.”

Kaldı ki eğer hassasiyetler ve toplumun duygularını ifade etme ve buna tercüman olmaysa mesele, bizim bildirimizin sizinkinden farklı bir tarafı yok. Ama, biz önümüze getirilmiş, hazır konmuş bildiriler üzerinden hiçbir şey yapmayız, açık ifade ettiğimiz bu. Bu, olayı kınamadığımız falan anlamına gelmez.

Bir diğer husus: Hadi bu kadar yüceltiyorsunuz da, bakın, dünkü, daha üzerinden on üç-on dört saat geçmiş bir olaydan söz edelim. Ya, sanki Rus Büyükelçisini Peşaver’den gelmiş bir militan öldürmüş, sanki Rakka’dan gelmiş bir militan öldürmüş. Allah aşkına, daha iki yıl önce sizin iktidarınızın yönetiminde olan bir polis okulunun tedrisatından geçmiş bu ya. Hiç sorgulayamayacak mıyız? Yani, bu ülkedeki güvenlik güçleri hangi ferasetle, hangi eğitim anlayışıyla yetişiyorlar da bu iş ve işlemleri yapıyorlar?

Onun için, güvenlik güçlerinin partilere bakış açısının eşit mesafede olduğu bir ülke gerçekliği lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ya değilse?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Çok açık ifade ediyorum, polisler tarafsızlığını yitirmiş bir şekilde, bakın büyükelçi öldürebilecek kadar bir noktaya varabiliyorlar.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

FATMA BENLİ (İstanbul) – Bu kadar provokasyon üzerine bunu söyleyebiliyorsunuz ya, bravo yani.

HASAN BASRİ KURT BAŞKAN (Samsun) – Bir teröristin yaptığını nereye bağlıyorsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Taner Yıldız konuşmasında Kayseri’deki bir cenazedeki çelenk krizini gündeme getirmek suretiyle, âdeta -algı öyle- bu cenazelerin provoke ve suistimal edilmesini çok doğal, çok olağan bir işmiş gibi hem Genel Kurula hem kamuoyuna yansıttı.

İlaveten, bu çelenk meselesinin peşine de…

TANER YILDIZ (Kayseri) – Doğru bulmadığımı söylüyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …”Herkesin aynı acıyı hissettiğini hissettirmesi lazım.” diyerek, sanki şehitlere sadece AKP’liler üzülüyor, diğerleri seviniyor algısını, seviniyor denmese bile umursamıyor algısını açıkça oluşturmuştur. Bu da çok açık bir sataşmadır. Söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika.

 

 

 

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Yıldız, uzun süre Hükûmet üyeliği yaptınız. Bu konuşmanızı size yakıştıramadım.

Ben, bu Parlamentoda çeşitli defalar, kim, kin, kan, terör üzerinden siyasette bir şey umuyorsa Allah onu kahretsin demiş adamım. İnsanların ve siyasi partilerin vatanseverliğini, ölen kayıplarımıza yönelik hassasiyetlerini sorgulamak kimseye düşmez ama Kayseri’de meydana gelen, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanının çelengine yönelik saldırıyı, âdeta, anın duygusallığı içinde masum bir refleks gibi görmeniz…

TANER YILDIZ (Kayseri) – Yok, yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …benim, bu söylediklerinizi yadırgamama yol açtı.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Açıkça söyledim ben onu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bakan, bu memlekette -biraz sonra söyleyecektim ama- şehit cenazelerinde şu hareketi yapanlar, işte o şehide, o şehidin ölümüne sebep olan o kutsal davaya en büyük ihanet edenlerdir. Aynı şekilde, bu hareketi yapanlar da öyledir. (CHP sıralarından alkışlar)

Kim bu şehit cenazelerini siyaseten istismar ediyorsa Allah’ım kahretsin. Kimse bu milleti aptal, saf, salak yerine de koymasın. AK troller vardı, iktidar partisine yönelik her türlü eleştiriye karşı, sosyal medyadan muhalefete dile gelmez, dile alınmaz küfürler, hakaretler yağdıran. Bunların nereden beslendiğini biliyoruz. Şimdi AK provokatörler var, cenazelerde Türkiye’yi, Türkiye'nin içinde bulunduğu hâli suistimal eden, istismar eden insanlar var. Bu insanlara, önce, iktidar partisi olarak sizin haddini bildirmeniz lazım. Cumhuriyet Halk Partililerin şehit cenazelerine katılmalarını bu yolla engelleyerek kendinize siyaseten bir şey devşirmeyi, destek devşirmeyi düşünüyorsanız -böyle olmamasını umarım- bu ayıptır, bu günahtır, bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Niye “Kol kola gezdik.” dedim ben Engin Bey? CHP ve MHP niye kol kola gezdik?

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Olur mu abicim, “Anlayışla karşılamak lazım.” diyorsun ya.

TANER YILDIZ (Kayseri) - Hayır, niye kol kola gezdik?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “O, şehidin amcasının oğlu…” 100 tane amcasının oğlu olur bu insanın ya, öyle şey olur mu ya?

TANER YILDIZ (Kayseri) - Onu söylüyorum “Kol kola gezdik.” diye.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Kim kol kola geziyor abicim ya?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

Yalnız, şu saptamayı da yapmam lazım: Sayın Yıldız hem HDP binalarına karşı saldırıların hem de CHP’nin çelenginin yakılmasının bir provokasyon olduğunu ve karşı durduğunu da ifade etti. Bunu tekrar vurgulamakta yarar gördüm.

Buyurun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Hem Sayın Engin Altay hem de Sayın Ahmet Yıldırım konuşmasında partimize sataşmışlardır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, biz sataşmada bulunmadık.

ERHAN USTA (Samsun) – Yani işaret, o işaretin ne anlama geldiği, istismar anlamında…

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Cenazede bu işareti doğru kabul ediyorsanız sataştım, buyurun, söz alın.

BAŞKAN – Sayın Altay, ben karar vereyim isterseniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, hayır, ben meramımı söyleyeyim Sayın Başkan. Cenazede bu da yanlış, bu da yanlış; ayıptır, ikisi de ayıptır.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Meclis Başkan Vekili karar verecek.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Usta.

Size de bir söz hakkı tanıyalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle şey olur mu ya?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Dur bakalım, belki başka bir şey söyler Engin, niye heyecanlanıyorsun?

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Niye heyecanlanıyorsun hakikaten?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Niye heyecanlanayım? Konuşuyorum ben ya, ne heyecanlanması? Meclis burası ya, Meclis burası.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Meclis Başkan Vekili var burada.

BAŞKAN – Sayın Altay…

Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

 

 

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi, değerli arkadaşlar, biz bir devletiz, biz bir milletiz. Milletin ortak değerleri vardır. Ortak değerlerimiz konusunda… Elbette düşüncelerimiz farklı olabilir ama ortak değerlerimiz nedir? Ülkenin birliği, bütünlüğü bir ortak değerdir. Bu ülke için canını veren, şehit olmuş bir askerimiz, polisimiz varsa onun cenazesine sahip çıkmak, onun ailesine sahip çıkmak bizim ortak değerlerimizdir. Biz bunların üzerinden hiçbir şekilde siyaset yapılmasını doğru bulmayız, onu söyleyeyim bir defa. Orada münferit olarak birilerinin bir kısım işaretler yapmış olması kurumsal anlamda siyasi partileri o anlamda bağlamaz. Elbette ki yani her bir ferde nasıl davranacağı konusunda bir şey söyleme imkânımız yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak -hele hele şehitler üzerinden, özellikle dikkat ediyoruz buna- hiçbir şekilde istismar anlamına gelecek bir şey yapmamak konusunda çok dikkatli davrandığımızı düşünüyorum.

Şimdi, diğer bir konu, yeri gelmişken, bu HDP’nin binalarının kundaklanması meselesi. Genel Başkanımız ifade etti, biz hiçbir şekilde bunları doğru bulmuyoruz.

Öbür taraftan, bildiri denildi. O bildiriye Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz hep birlikte hazırlandık, katkı verdik yani bizim önümüze konulan bir metni imzalanmış filan değiliz, onu da düzeltmemiz lazım.

Bir de bu bayrak meselesinde de Kayseri’de HDP binasına asılan bayrağı biz kimlerin astığını bilmiyoruz. Onun bizim teşkilatlarımızla, bizim partimizle bir alakası yoktur. Bunun da bilinmesini istiyoruz.

Bizim, hele hele böyle hassas dönemlerde birlik, beraberlik vurgusu yapmamız lazım. Bakın, ayrıştırıcı cümlelerden kaçınmamız lazım. Böyle, bazen çok heyecanlı oluyoruz, birtakım şeyler söylüyoruz, burada konuştuklarımızın dışarıda yansımaları çok farklı oluyor. Buna, özellikle bu dönemde çok özen göstermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde, son olarak İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, son günlerde yaşamış olduğumuz elim olaylardan dolayı hepimiz üzgünüz. Gerçekten ne söyleyeceğimizi bilemiyoruz. Geçtiğimiz günlerde iki patlamada çok sayıda güvenlik görevlisi polis ve askeri kaybettik. Dün, Ankara’da, başkentte, Rusya Büyükelçisi, çok elim bir suikastla öldü.

Değerli arkadaşlar, hemen şunu ifade edeyim: Her üç olayda da -hiç kimse kızmasın- ciddi bir güvenlik zafiyeti var. “Terörün tek sebebi budur.” filan anlamında söylemiyorum ama baştan söyleyeyim: Gerçekten, terörle mücadelede önde olan bir komanda birliği askerleri, oraya gelinebileceği, öyle bir saldırı yapılabileceğini tahmin etmek bir mesele mi arkadaşlar? O insanlar bir halk otobüsüne bindiriliyor ve korumasız bir şekilde gidiyorlar.

Dün, yaşadığımız olayda, Rus Büyükelçinin öldürülmesinde gerçekten ciddi bir güvenlik zafiyeti olduğu çok açık. Öldüren insanın, bir şarjör mermisi olan insanın canlı yakalanmaması da çok manidar değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, ülke, çok hızlı bir şekilde bir karanlığın içine doğru çekiliyor, bunu görüyoruz, bunu hissediyoruz hep beraber. Yıllar önce, çok da değil üç beş sene önce İstanbul’da yapılan Suriye barışıyla ilgili bir toplantıda, orada, Suriye’de hem iktidarın hem de muhaliflerin bulunduğu bir toplantıda, onlara Irak’ı örnek göstererek, Suriye’nin de böyle olabileceği ve siz birbirinizle uğraşırken bir ülkenin, hepinizin ortak vatanının yok olabileceğini söylemiştim.

Aynı şeyi burada söylemek istemiyorum değerli arkadaşlarım, ama, maalesef, çok hızlı bir şekilde buraya doğru gidiyoruz eğer biz burada bir şey yapmazsak.

Evet, Türkiye büyük bir saldırı altında, terör olayları var; canlarımızı, çocuklarımızı kaybediyoruz, elbette üzgünüz, elbette öfkeliyiz, ama ülkeyi yönetenler öfkeyle hareket etmez değerli arkadaşlarım; ülkeyi yönetenler, sağduyuyla, sükûnetle, suhuletle ve en önemlisi de hukuk içinde hareket ederler. En başta bu sizin görevinizdir, iktidar partisi olarak sizin görevinizdir. Bu millet size bu ülkeyi yönetme görevi vermiştir değerli arkadaşlarımız, ama Hükûmet kendisine hiçbir şeyi yakıştırmıyor, hep ötekileri eleştiriyor; HDP’yi, CHP’yi. Sayın Bakanın CHP eleştirisini gerçekten çok yadırgadım, sanki olayı normal gibi karşılıyor. Bir kere, arkadaşlar, bir kere durup bakın, biz nerede yanlış yapıyoruz, bizim hatamız, sıkıntımız, problemimiz ne? Bir kere sorun, ne olur yani.

Şimdi, Sayın Bakan çıkıyor, intikamdan söz ediyor büyük bir olaydan sonra, bir başka Bakan “Şehit olalım.” diyor, bir başka milletvekili çıkıyor, yazı yazıyor, CHP’yi, ülkenin ana muhalefet partisini terör listesinde sayıyor değerli arkadaşlar. HDP binalarına saldırılar var, oraya gidenler “Geldik, yoktunuz.” yazıyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten nereye gidiyoruz? Evet, provokasyonlar var, en son Rusya Büyükelçisinin öldürülmesinde gördük. Ülke çok kırılgan, bunu biliyoruz, provokatörler iş başında, bunu biliyoruz, ama bunlarla ilgili tedbir alacak olan sizsiniz değerli arkadaşlar. Tamam, muhalefet ortama uygun bir şekilde konuşsun, germesin, ama geriye doğru şöyle bir tarama yapın, bakın, gidin; ülkeyi geren, milleti birbirine düşmanlaştıran, konuşmaların büyük çoğunluğu iktidardan geliyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, bir akademisyen çıktı, çok açık bir şekilde, Suriye’de olup bitenleri Türkiye'ye taşıdı ve Türkiye'de bir mezhep savaşı kışkırtması yaptı, çok açık bir şekilde tehdit etti. Yandaş gazeteciler -kimlerdir bunlar, kimi destekliyorlar, neyi destekliyorlar- biliniyor, isimlerini saymıyorum; bunların köşe yazarı kılıklı provokatörleri sabahtan akşama provokasyon yapıyor, milleti birbirine kırdırıyor, provoke ediyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, sosyal medyada yüzlerce video dolaşıyor. Bu videolar, Suriye’de olup bitenler yarın Türkiye’ye taşınacakmış gibi bir hava veriyor. Orada ne olduğu, nasıl olduğu bilinen militanlar açık açık Türkiye’yi tehdit ediyorlar “Bizi yalnız bıraktınız Suriye’de.” diye.

Bakın, bütün bunlar varken, Türkiye’nin birinci meselesi bu terör konusu olacakken, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanıp bu konuyu konuşacakken, biz, tek kişinin anlamsız bir arzusu doğrultusunda başkanlık sistemini tartışıyoruz ve şu anda milletvekillerimizin çoğu orada. Bakın, 7 Hazirandan sonra girilen bu yol, yol değil arkadaşlar. Bu kutuplaşmayla, baskıyla hiç kimse bir yere gidemez. Buradan bir Başkanlık elde edilse bile bu Başkanlık hiç kimsenin işine yaramaz.

“Bir olalım.” diyorsunuz değerli arkadaşlarım da nasıl bir olacağız? Nasıl birlikte olacağız? Gerginlikle, krizle, terörle milleti tehdit ederek nasıl bir olacağız? Bunu size soruyorum.

Başka bir şey daha: “Son terörist kalana kadar” diyor bütün Hükûmet sözcüleri; bürokratlar her kürsüye çıktıklarında “son terörist kalana kadar” diyor. Bu, öfkeyle söyleniyor, anlaşılır bir şey, terörle mücadeledeki kararlılığı gösteriyor diyelim ama değerli arkadaşlarım, gerçekten, siz bu ülkeyi yönetiyorsunuz, “Son terörist kalana kadar…” Böyle bir olayda dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görülmüş mü? Sizden önce kaç hükûmet, kaç bürokrat bu lafı tekrarladı bu ülkede, bilmiyor musunuz? Bu olayı, ülkedeki bu gerginliği, bu çatışmayı çözecek olan, sorumlulukta olan, görevli olan siz değil misiniz değerli arkadaşlarım? Aklımızı başımıza toplayalım değerli arkadaşlarım, Türkiye hepimizin.

Bakın, bir süre önce Sayın Cumhurbaşkanı da başka Hükûmet yetkilileri de “Başka gidecek bir yerim yok.” dedi. Kimin başka gidecek bir yeri var değerli arkadaşlar? Bu ülke hepimizin ülkesi değil mi? Bura, hepimiz için, bu söz hepimiz için geçerli değil mi? Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi’si, Sünni’si, solcusu, sağcısı, AKP’lisi, HDP’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, hepimiz için söz konusu değil mi? Hepimiz yani muhalif olanlar dâhil, en aykırı düşünenler dâhil hepimizin içinde yer alacağı, içinde kendimizi görebileceğimiz; muhalefetle, farklılıklarla kendimizi orada görebileceğimiz bir siyasal sistem, bir toplumsal işleyiş geliştirmezsek, gerçekten bu memleketin, bu ülkenin, bu milletin sonu hiç iyi gözükmüyor değerli arkadaşlarım.

Bakınız, şimdi, biz bütün bunları konuşacak yerde, böyle bir toplumsal düzen kuracağımız yerde, kalkmışız; şu anda bütün milletvekillerimizin büyük çoğunluğu Anayasa Komisyonunda bir Anayasa değişikliği konuşuyorlar, tartışıyorlar. Nedir bu? “Parlamenter sistem işlemiyor.” Peki, değerli arkadaşlarım, size soruyorum: Bu parlamenter sistem, on beş seneden beri neyi yapmak istediniz de yapmanızı engelledi? Hadi, 2007’lere kadar birtakım sorunlar vardı Cumhurbaşkanı seçiminde falan, “vesayet sistemi” diyordunuz, doğru. Peki, ondan sonra neyi yapmak istediniz de yapamadınız, hangi yasayı getirmek istediniz de yapamadınız?

Değerli arkadaşlarım, şu andaki mevcut olan sistemi biz de beğenmiyoruz. Bu, 12 Eylül Anayasasıyla, 12 Eylül darbe hukukuyla sakatlanmış bir parlamenter sistemdir. Eğer sorunlar varsa bu darbe hukukundan kaynaklanıyor. Ama, size bakıyoruz, darbe hukukuyla ilgili bugüne kadar hiçbir şey yapmadınız arkadaşlar, darbe kurumlarının tamamını tepe tepe kullanmaya devam ettiniz. Şimdi de diyorsunuz ki: “Olmadı, başkanlık getirmek istiyoruz.” Nasıl bir başkanlık getirmek istiyorsunuz? Parlamenter sistemin gediklerini, sorunlarını ya da darbe hukukuyla sakatlanmış parlamenter sistemi onaracak bir başkanlık sistemi mi getirmek istiyorsunuz? Hayır, bir tek adam sistemi getirmek istiyorsunuz. Her şeyi o yapacak arkadaşlar; yasayı o çıkaracak, atamaları o yapacak, yüksek yargıyı o atayacak, her şeyi yapacak bir sistem getiriyorsunuz. Bu, yol değil değerli arkadaşlar; buradan çıkış yok. Bir yerde durup “Biz nerede yanlış yaptık?” diye sormak durumundasınız arkadaşlar. Biz muhalefet olarak soruyoruz inanın ki, çok şeyler öğreniyoruz; sizin de öğrenmeniz gerekiyor. Bu büyüklenmeyi, bu kibri, bu “Her şeyi biz biliriz, biz yaparız…” Bundan vazgeçmeniz gerekiyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, yollar yapıyorsunuz, köprüler, tüneller yapıyorsunuz, iyi yapıyorsunuz. Takatimiz gereği, ne kadar takatimiz varsa, bu millet her zaman yollar da yapar, köprüler de yapar, ekmeği de büyütür, Türkiye’yi de büyütür ama Türkiye ortadan kalktıktan sonra, gerçekten, Allah korusun, iç savaş gibi büyük bir felaket yaşadıktan sonra hiçbir şey yapamayız değerli arkadaşlar, hiçbir şey yapamayız. Eğer vatanımızla ilgili yani herkesin onuru ve herkesin özgürlüğünün yeri olan vatanımızla ilgili, milletin birliğiyle ilgili bir problem olursa hiçbir şey yapamayız. Hepimizin aklımızı başımıza almamız lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin aleyhinde, son olarak, Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara konuşacaklar.

Buyurun Sayın Boynukara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi ve milletimizi oluşturan tüm toplumsal kesimlerin güvenliği için hayatını feda eden, hayatını ortaya koyan, şehit olan herkesi rahmetle anıyorum. Allah tüm insanlığı terör belasından korusun.

Rusya Büyükelçisine yönelik saldırıyı da lanetliyorum. İki ülke yöneticilerinin yapmış olduğu açıklama bu terör saldırısını organize edenlerin planlarını bozmuştur. Bunun çok önemli ve değerli olduğu açıktır.

Değerli milletvekilleri, Meclisin şu an devam eden yasama faaliyetlerini “tek kişinin isteği” şeklinde yorumlamanın, değerlendirmenin doğru olmadığı açıktır. Bir yandan “Kurtuluş Savaşı sırasında Gazi Meclis çalışmıştı.” diyeceğiz, diğer yandan şu an devam eden yasama faaliyetlerini küçümseyeceğiz. Bunu anlamak ve kabul etmek doğru bir şey değil. Tartışmayı düzgün bir zemine çekebiliriz, bu anlaşılabilir bir şey. Şu an devam eden bir yasama faaliyeti vardır ama bu yasama faaliyetini tümden yok saymanın doğru olmadığı açıktır.

Son bir yılda yaşadığımız olayları hatırlarsak, özelde Türkiye'nin, genelde ise bölgemizin terör örgütleri üzerinden dizayn edilmek istendiği açıktır, bunu açıkça görürüz; PKK terör örgütü, PKK terör örgütünün üstlenmek istemediği terör  saldırılarını üstlenen PKK’nın türevi örgütler, PYD, YPG, DHKP-C, DAİŞ, bunları çoğaltabilirsiniz. Hepimiz açısından, Mecliste bulunan tüm milletvekilleri açısından ifade ediyorum, örgütlerin isminin hiçbir değerinin ve anlamının olmadığına inanıyorum çünkü biz hepsine birden “terör örgütü” diyoruz, terör örgütleriyle mücadele edilmesi gerektiğini ilan ediyoruz ve terör örgütleriyle mücadele ediyoruz.

Terör örgütlerinin hepsi birbirini besleyen ve aynı düşüncenin ürünü olan tek örgütün, tek anlayışın türevleridir.

Değerli milletvekilleri, terör söz konusu olduğunda yapılması gereken ülkenin ve bu ülkeye vatandaşlık bağıyla  bağlı olan vatandaşların güvenliğini korumaktır. Sivil siyaset yapan tüm partilerin ve siyasetçilerin, bu konunun, üzerinde siyaset yapılacak bir konu olmadığına inandıklarını düşünüyorum. Yaklaşımlarımız ve değerlendirmelerimiz farklı olabilir ama mücadele kararlılığının ortak olduğuna inanıyorum.

Bilmemiz gereken diğer bir konuysa, bu tür terör saldırılarının tek başına olayı gerçekleştiren terör örgütlerinin işi olmadığı gerçeğidir. Bu örgütlerin, bölgemizi dizayn etmek isteyen ülkelere ait istihbarat örgütleri aracılığıyla organize edildiği ve desteklendikleri konusunda kuşkumuz yok, hatta planlamanın da yapıldığına inanıyoruz. Kimi devletlerin açık açık PKK terör örgütüne silah yardımı yapması bunun en somut örneğidir. Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde ortaya çıkan PKK, YPG, PYD armalı elbise giymiş ABD askerleri üzerinden de bu mesaj verilmek istendi. Türkiye'nin bölgemizde yapılmak istenen dizayna boyun eğmesi isteniyor. Türkiye bu saldırılar üzerinden hizaya sokulmak isteniyor. Kaosun derinleşmesine sessiz kalmamız bekleniyor. Bakın, Avrupa Birliği Parlamentosu binasında PKK, PYD, YPG adına sergi açılması, bahsettiğimiz bu oyunun tek bir ülkenin işi olmadığının da somut işaretidir. Yani küresel bir kuşatma ve dizayn çabası var, bunu görmekte fayda var.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin, farklı toplumsal kesimlerin taraf olduğu sorunların yaşandığı bir ülke olduğuna inanıyoruz, burada herhangi bir sorumuz yok. Burada asıl konu, bu sorunları nasıl çözeceğimizdir. Toplumsal kesimlerin taraf olduğu sorunları çözme konusunda yapılacak tek şey, ilgili toplum kesimleriyle konuşmaktır. Konuşabildiğimiz müddetçe çözemeyeceğimiz hiçbir sorunun olmadığı açıktır. Bize düşen, terör ile sivil siyaseti birbirinden ayırmak ve konuşmak; silahı ve şiddeti araç hâline getiren kim olursa olsun onunla mücadele etmek ve vatandaşlarımızla da konuşmak.

Değerli milletvekilleri, bu coğrafyada yaşayan hiçbir toplumsal kesimin diğer toplumsal kesimlerle sorununun olduğuna inanmıyorum. Türk’ün Kürt’le, Kürt’ün Türk’le, Alevi’nin Sünni’yle, Hristiyan’ın Müslüman’la hiçbir sorunu yok ancak toplumsal fay hatlarıyla oynamak isteyenler var, sorun çıkarmak isteyenler var, toplumsal kesimlerimizin ve vatandaşlarımızın arasında sorun oluşturmak isteyenler var. Bizim hepimizin, Mecliste grubu bulunan, Meclis dışında olan tüm partilerin buna karşı çıkması lazım. Engel olmalıyız; bu anlayışı, bu yaklaşımı deşifre etmeliyiz, durdurmalıyız. Bunu ise ancak hep birlikte yapabiliriz.

PKK terör örgütü ve türevlerine akıl ve destek veren herkes iyi bilsin ki toplumsal bir çatışma ve ayrışma alanı oluşturamadılar, oluşturamayacaklar, bu coğrafya buna izin vermiyor. İnsanlığın evrensel birikiminden beslenmiş bu coğrafyanın insanları buna izin vermiyor; kendi değerlerine, kendi ilişkilerine, kendi kardeşliklerine sahip çıkıyorlar. Açıkça diyelim ki: “Bu kirli oyundan vazgeçin.” ve devam edelim, diyelim ki: “Siz vazgeçseniz de vazgeçmeseniz de biz hep birlikte terörle mücadele edeceğiz.”

Değerli milletvekilleri, hakaret ve terörü yüceltme dili olmadığı müddetçe her şeyi konuşabiliriz. Asıl olan meşru zemini korumaktır, terör örgütlerinin gölgesine sığınmamaktır, Türkiye’yi tehdit eden güçlerle iş birliği yapmamaktır, iddialarımızı, düşüncelerimizi, fikirlerimizi, ülkülerimizi demokratik yollarla meşruiyet içerisinde kalarak kamuoyuna aktarmaktır. Ancak meşruiyetin dışına çıkarak, hukuk dışına çıkarak şiddeti araç hâline getirenler halkımızdan, milletimizden hiçbir karşılık bulamayacaklardır. Çünkü türü ne olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın şiddetin ve terörün amaçladığı kaos ortamıdır, kaos ise bu ülkenin geleceğine dinamit koymaktır. Türkiye’yi kaosa sürüklemek isteyenlere ise her birlikte izin vermemeliyiz, karşı çıkmalıyız. Kısacası, terör yol değildir. Biz ortak değerlerimiz konusunda ortak irade geliştirmezsek, bu tutumu sergilemezsek terörün ekmeğine yağ sürmüş oluruz. Küçük nüanslarla birbirimize karşı sesimizi yükseltirsek teröre destek vermiş oluruz adı ne olursa olsun. Hepimizin bunu iyi bildiğinden eminim ve buna uygun bir tutum geliştirmenin doğru olduğuna inandığınıza inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boynukara.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler...

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı isteyeceğim.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşimi on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.07

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylanması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok Başkan. (AK PARTİ sıralarından “Var.” sesleri)

Elektronik, elektronik…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vallahi yok Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok Sayın Başkan.

Divan üyeleri anlaşamıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım… (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayalım.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen bugün biraz daha hassas ve sağduyulu olalım. Lütfen, rica ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Rica ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sağduyu doğru hareket etmeyi gerektirir. Karar yeter sayısı olmadığı hâlde “Var.” diyorsunuz. Bu, sağduyulu…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/12/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Engin Altay

                                                                                                     İstanbul

                                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Levent Gök, İstanbul Milletvekili Engin Altay ve Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından siyasi iktidarın izlediği ve Türkiye savaşın cephesi ve bekası tartışılan bir ülke konumuna taşıyan yanlış dış politika uygulamalarının belirlenmesi, tırmanan terör olaylarının önlenememesinin nedenlerinin araştırılması amacıyla 20/12/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan genel görüşme önergesinin (11 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 20/12/2016 Salı günlü birleşimde “Sunuşlar”da okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay konuşacaklar.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Meclisimizin gündeminde Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı var. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bizim de uygun gördüğümüz piyasaların, iş âleminin beklediği bir kanun tasarısı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu kanun tasarısının komisyon aşamasında gerekli katkılarımızı sunduk, arkadaşlarımız bu çalışmayı yaptılar. Biz, Parlamentonun işlevinin süratli, seri, sağlıklı bir şekilde yürümesi bakımından da bu kanuna müspet destek vereceğimizi, müspet katkı sunacağımızı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün muhalefete verdiği birçok imkânı kullanmadan piyasaların beklediği bu kanunu bir an önce Meclisten çıkarmaya hazır olduğumuzu önce parti olarak beyan etmek istiyorum. Ancak, bununla beraber, Sayın Başkan, Türkiye çok zor günlerden geçiyor, terör, bombalar, suikastlar, saldırılar kamuoyunda artık olağan, sıradan, alelade işler gibi algılanmaya başladı ve bu, Türkiye'nin hak ettiği bir manzara değil.

Tabii, bu arada 17-25 Aralık haftasındayız. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı bir gün son bulduğunda 17-25 Aralık tarihleri Türkiye’de yolsuzlukla mücadele haftası olarak kutlanacak. O zaman da söyledik, 2013’te de bunu size söyledik -bizim iktidar partisinin sayın milletvekilleriyle bir zorumuz yok- dedik ki: “Ey Hükûmet! Kâbe’den örtü de getirseniz bu asrın yolsuzluğunu örtbas etmeniz mümkün değil.” Ancak, orta yerde bu kadar şehit varken, bu kadar ocaklara ateş düşmüşken “17-25 Aralığın yıl dönümü.” diye Türkiye'nin o ağır yarasını bugünlerde tekrar çok kaşımayı düşünmüyoruz ama unuttuğumuzu, unutturacağımızı, günü gelince hesap sormayacağımızı zannetmeyin. 17-25 Aralık asrın yolsuzluğuyla ilgili kimin ne kusuru varsa, kim ne suç işlemişse er geç kanunlar önünde, mahkemeler önünde bunun hesabını verecek.

Biraz önce konuşan iktidar partisine mensup bir sayın milletvekili “Terörle mücadele ediyoruz.” dedi. Allah aşkına herkes elini vicdanına koysun. Türkiye’de terörle mücadele mi var yoksa yapılan her terör saldırısından sonra tıpkı şu Meclis gibi Türkiye’nin her yeri taziye çadırına mı döndü, bu soruyu da milletvekillerinin kendine sorması lazım. Şu anda Hükûmetin terörle mücadele yapma imkânı da yok bence çünkü bugün Sayın Genel Başkanımız da söyledi. İstihbarat teşkilatını yerle bir ettiniz, devlette ne ehliyet bıraktınız ne liyakat bıraktınız, güvenlik kuvvetlerinin ne hâle geldiği çok acı verici, çok üzüntü verici ama Rusya Büyükelçisine saldıran, hâlen görevde olan bir polis memuru tarafından bu saldırının gerçekleşmesiyle güvenlik kuvvetlerinin içinde bulunduğu hâl de gözler önüne serildi.

Bu şartlar altında şöyle bir teklifte bulunmak istiyoruz çoğunluk partisine, diğer muhalefet partileri de kabul ederse. Gelin, bugün ya da yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi biraz önce önerisini verdiğimiz genel görüşmeyi yapsın. Sayın milletvekilleri, buna ihtiyaç var. O kadar çok kanıksadınız ki, o kadar çok kanıksandı ki 3 kişi ölmüş, 10 kişi ölmüş, ben daha dün 2 tane Sinoplu yavrumuzu toprağa koyup buraya geldim. Benim içim acıyor da sizinki acımıyor mu, merak ediyorum. İktidar partisinin yöneticilerine, grup başkan vekillerine sesleniyorum, hatta sataşıyorum. Sayın Mehmet Muş, sana sataşıyorum: Senin için acımıyor mu? Orta yerde bu kadar insan can verirken, 20 yaşındaki fidanlar toprağa verilirken bak söylüyorum: Sayın Bakan, kanununu bir günde geçireceğiz, bir günde geçireceğiz, eyvallah. Biz üzüm yemek istiyoruz, bağcı dövmek peşinde değiliz. Gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde terörü konuşalım. Terörle Hükûmet mücadele edemiyor, o imkânlardan yoksun. Biraz önce söylediğim gibi, bugün Genel Başkanın söylediği gibi: Yahu hangi olayın istihbaratını önceden alıyor bu Hükûmet? Olay olduktan sonra, ya itfaiyecilerin “Arsayı kurtardık.” demesi gibi bir şey, ayıp, utan verici. Hükûmet, adı üstünde hüküm eden ama şimdi şunu söyleyince arkadaşlar kızacak. Bu kanlardan bu Hükûmet sorumlu sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi değil. Bu akan kandan bu Hükûmet sorumlu, bundan geri adım atamaz, buradan kaçamaz, “Benim bir mesuliyetim yok.” diyemez; bir sorumluluğu var, gelecek buraya hesap verecek, millete hesap verecek, yüce millet adına bize hesap verecek. Başsağlığı dileyen bir Hükûmet olabilir mi? Cenazelere gidip boy gösteren… Biraz önce söyledim, bir grup böyle, bir grup böyle; ne ayıp şey. (CHP sıralarından alkışlar) Ve ben üzülerek söylüyorum: Yani Allah’ım bu son olsun, Allah’ım Türkiye’ye bir daha kan, gözyaşı göstermesin. Ama, “Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir.” türküsünde olduğu gibi… Ya, hiç olmasın, hiç temenni etmem ama ben on senedir bir tane kravat takan şehit ailesi görmedim arkadaşlar. Günah değil mi? İçiniz incinmiyor mu? Hep bu garip gureba, fakir fukara diye edebiyatını yaptığınız ailelerin, insanların… Dün Sinop’ta defnettiğim şehidimin köyünün yolu yok, yolu, yolu. Şehit oldu diye devlet seferber oldu da yani zor bir hâl mezarlığa ulaştık. Hükûmetin sorumluluğu yok mu değerli milletvekilleri? Güvenoyu verdiniz, verin elbette; kendi partiniz. Ama, Allah var yani ibadet ediyoruz, ediyorsunuz, sorumluluğumuz yok mu? Yani bu Hükûmet kusurlu, “Arkadaş, şunu niye böyle yaptınız, niye bu eksik var.” deme yetkisi, hakkı sizin değil mi? Yani bu kadar şeyi seyredip, bu kadar vahim bir tabloyu seyredip ondan sonra “Biz Hükûmetiz, biz iktidarız.” demek… Allah bize böyle bir iktidar nasip etmesin. Yani, her gün kanın, gözyaşının olacağı bir ülkede ben böyle bir iktidar milletvekilliğini içime sindirmem.

Arkadaşlar, o seçmenler ekseriyetle de size oy veriyor, belki gene verir ben onu bilmem; ayrı bir iş. Ama, ben sizi vicdana davet ediyorum ve buradan bir açık çağrı yapıyorum: Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı’nı bir günde de geçiririz gerekirse. Ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dünyaya bizi rezil eden, üzülerek söylüyorum… Ve Türkiye’de ilk defa böyle bir olay yaşanıyor, bir büyükelçi bir sanat faaliyetinde öldürülüyor devletin polisi tarafından.

Sınai Mülkiyet Kanunu’nu, Sayın Bakan, geçirsek ne olacak? Piyasalar çok istiyor, biliyorum, lazım ama böyle güvenilir olmayan bir ülkede, Lübnan’la özdeşen bir ülkede sanayi ayakta kalmaz Sayın Bakan. Elbet geçirelim ama önce Türkiye Büyük Millet Meclisi asli işini yapsın. Türkiye Büyük Millet Meclisinin asli işi bu meseleye el koymaktır. Burada da olmayan ama Türkiye’yi yönetemeyen bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Marifet değil olay yerine gidip açıklama yapmak, önleyici istihbarat nerede kardeşim? Bu MİT ne işe yarar? Nerede bu MİT? Niye bu MİT var? Bunların hepsinin dış kaynaklı olduğu bilinmiyor mu? MİT’in görevi içerideki işler değil, dış tehditlere yönelik bir teşkilattır; varsa bilmeyenler öğrensin. Ne iş yapar bu MİT? Eminim, bu konuşmamdan sonra beni takibe alır, benim fotoğrafımı çeker. Elinden geleni ardına koymasın. Ama MİT niye bu hâlde? Ehliyet, liyakat yok, siyasal kadrolaşma var, bir dönem bir cemaate teslimiyet var, sonra “Bunlar bizi kandırdı, bunları temizleyelim.” var. Yangın yerine dönmüş, kimin eli kimin cebinde belli değil, kim kime emir veriyor belli değil. Olan fakir fukaranın çocuğuna oluyor. “Garip gurebanın partisiyiz.” diye yola çıktığınızı unutmayın. O çocukların ailelerine borcu var bu Meclisin. 

Buradan çağırıyorum, medyaya da sesleniyorum: Terörü görüşmeyen bir Meclis olmaz olsun diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal konuşacak.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sayın Andrey Karlov’a yönelik dün gerçekleştirilen menfur terör saldırısından duyduğum derin üzüntüyü bildiriyor ve bu  alçakça suikastı şiddetle kınıyorum. Rus halkına ve Rusya Federasyonu yetkililerine de taziyelerimi sunuyorum.

Türkiye-Rusya ilişkilerine muhtemelen zarar vermek amacıyla gerçekleştirilen bu melun saldırının tabii ki Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerle ilişkili olması ve bunları etkilemesi kaçınılmazdır. Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey’in yaptığı taziye açıklamasında da bu iki ülkeden gelen sağduyu mesajları, dün Dışişleri Bakanımızın ziyareti, sonrasında karşılıklı yetkililerin açıklamaları, bu provokasyona gelinmeyeceğine yönelik olarak yapılmış olan açıklamalar tereddüt ve kaygıları bir nebze hafifletmiştir. Bu sistematik cinayetler ve provokatif amaçlı infiale yönelik olarak yapılan terör eylemleriyle ülkemiz köşeye sıkıştırılmaya, bölgesel ve küresel planda eli zayıflatılmaya çalışılıyor. Bunu hepimiz her gün görüyoruz. Değişik eylemlerle de bunlar gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Tabii bu gelişmelere rağmen, bu melun saldırılara rağmen, suikastlara rağmen Türkiye bu zor günleri aşacak ve bunların da üstesinden gelecek güçtedir. Türk milleti büyük millettir, Türkiye Cumhuriyeti devleti de büyük devlettir. Dönem dönem bu tip saldırılar ve kuşatmalar denenmiştir ama yıllardır bunları da püskürtmeyi bildik. İnşallah bundan sonra da milletçe hep birlikte yolumuzdan dönmeden bu terör saldırılarını da, arkasındaki çevrelerin amaçlarını da engelleyecek birlikteliği göstereceğiz.

Tabii, Engin bey arada birtakım sataşmalar yapıyor ama, hepimizin kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı dilden uzaklaşmamız lazım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Olmasın” diyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Cenazelerde de, başka yerde de toplumu gerecek şeylerden uzaklaşmamız lazım. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere çok hassasız       önce “ülkem ve milletim” diyoruz sonra “partim” sonra “biz” anlayışını hâkim kılan bir yapımız var. Her zaman da yapıcı, yol gösterici olduk; özellikle bu terör olaylarında, birtakım çatışmalarda, toplumsal çekişmelerde her zaman yol gösterici olduk. Burada, tabii ki ülkücü, milliyetçi hareketi buna bulaştırmak isteyenler olabilir, bizim sembollerimizi kullananlar da olabilir. Ama esas itibar edilecek olan burada Milliyetçi Hareket Partisinin yetkililerinin ve Sayın Genel Başkanın yapmış olduğu açıklamadır. Nasıl ki 15 Temmuz gecesi dik bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezinden gerekli açıklamaları yapmışsak, sonrasında da itidal tavsiye etmişsek, yine bunlarla ilgili gördüğümüz aksaklıklarda da anında yetkilileri uyardık, “Bunların sorumluları bulunsun. Toplumsal provokasyonlara yol açacak hareketlerden kaçınılsın.” dedik. Onun için, biz, o tip polemiklere girmeyi çok doğru bulmuyoruz değerli arkadaşlar. Çünkü, Milliyetçi Hareket Partisi, terörü, insanımızın can ve mal güvenliğini, millî birliğimizi, demokrasimizi ve ekonomik gelişmemizi tehdit eden en büyük tehlike olarak kabul ediyor ve terörle mücadeleyi de, hiçbir şartla ihmal edilmemesi gereken bir millî politika olarak görüyor. “Bu kapsamda, terör belasından ülkemizi kurtarmak için her zaman kapsamlı, çok boyutlu, sonuç alıcı politikalar uygulayalım.” diyoruz. Daha, önceki gün Sayın Genel Başkanımız yine yineledi, daha önce defalarca, Sayın Gül Cumhurbaşkanıyken de, sonrasında da sekiz maddelik ayrıntılı terörle topyekûn bir mücadele stratejisi açıkladık. Her zaman liderler zirvesinde de, yapılan çalışmalarda da bu konuda önerilerimizi sunduk değerli arkadaşlar. Bu kapsamda, teröristi merkeze olan mücadele anlayışı yerine terörle mücadeleyi topyekûn mücadele olarak ele almak gerektiğini söyledik. “Terörle ve teröristlerle etkin bir şekilde mücadele edilirken de vatandaşların can ve mal güvenliği öncelikle temin edilmeli ve zarar görmelerine fırsat verilmemelidir.” dedik. “Terörle mücadele sırasında haksızla haklıyı, suçsuzla suçluyu ayırt etmeli ve mücadeleyi hukuk devletinin yöntemleriyle kararlı şekilde sürdürelim.” dedik. Bu kapsamda, hiçbirimizin, terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin, güvenlik birimlerimizin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin moralini zayıflatacak, onların çalışmalarını aksatacak şekilde tutum ve davranışlarda olmasını kabul etmemiz mümkün değil, biz MHP olarak öncelikle bunu önemsiyoruz. Ama, bununla birlikte, yine dedik ki: Bu kapsamlı mücadeleye paralel olarak Hükûmetin sadece Cazibe Merkezleri Programı diye yapmış olduğu teşvik paketi açıklamasından sonra, eylül ayı sonunda Sayın Bahçeli Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesini Kalkındırma Programı’na açıkladı. Burada, bu 23 ildeki ekonomik büyümeyi, sosyal gelişmeyi ve toplumsal uzlaşmayı artırarak millî birlik ve bütünleşmeyi sağlamak üzere bu açıklamamızı yaptık ve sizlere bütçe kapanış konuşmasında da bunun bir kısmından bahsettim. Burada, bütün vatandaşlarımızın çağdaş dünya nimetlerinden yararlanması ve sosyal gelişmişlik düzeyi olarak hepsini eşit düzeye, Türkiye’yi Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesinin üzerine  çıkarak aynı seviyeye getirmeyi hedeflediğimizi söyledik. Dolayısıyla, bu programları uyguladığımız zaman, ülkemizin sahip olduğu potansiyeli harekete geçirerek bu yörelerdeki halkımızın refah düzeyini yükseltmek ve gelişmişlik farklarını da azaltmak mümkün olacak; devletin şefkatli elini de ülkemizin en ücra köşesindeki vatandaşlarımıza hissettirebileceğiz. Bu kapsamda, bu ana programın altında sizlere 4 ana proje ilettik. Bunlardan 1’incisi, terörle mücadele programıydı ki az önce ana hatlarını söyledim, köklü bir şekilde yeni bir strateji olarak ele almadan, devletin kararlılığını göstermeden bunu yapma şansımız yok; 2’ncisi, kırsal kalkınma merkezleri programıydı; 3’üncüsü, katılımcı ve kapsayıcı ekonomik büyüme; 4’üncüsü de bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesiydi. Bunların tamamını uyguladığımız zaman, değerli arkadaşlar, hem ekonomik hem sosyal olarak da bundan sonra terörün kökünü kurutacak, sonrasında finans kaynaklarını da keserek toplumu bu sorundan kurtaracak bir çözüm bulmuş olacağız. İnşallah bunları dikkate alır ve bir şekliyle bu sorunun kökten çözümünü hep birlikte gerçekleştiririz.

Öte yandan, dış politikayla ilgili birçok gelişme, bugün önergenin de konusu olan, son günlerde yaşadığımız tartışmalar… Halep’te yaşananları, Suriye’de, Irak’ta yaşananları günlerdir konuşuyoruz. Şu anda bir dramla karşı karşıyayız. Evet, bunlar geçmişten bugüne uygulanan yanlış politikalardan kaynaklandı. Defalarca söyledik. Ama bizim amacımız Milliyetçi Hareket Partisi olarak şu anda üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değildir. Onlar zaten hatalarını biliyorlar, kendileri de öz eleştiri yapıyorlar. Çözüm ne? Çözüm, bugün güçlü bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarlarını savunmak, yapılması gerekenleri önermek, doğru yapıldığı zaman da buna destek olmaktır. Ne dedik? 2012 yılında söylemiştik, daha ancak yapıldı Fırat Kalkanı Harekâtı, ne yapalım? Sayın Bahçeli 2012 yılında söyledi: “Kandil’den Afrin’e kadar bütün o terör bölgesini temizleyecek bir güvenli bölge kuralım.” dedik. Yine, bu göç olayları yaşandığı zaman ne dedik: “Suriye sınırının içerisinde çadırlar kuralım, uluslararası camia gelsin, buna maddi manevi destek olsun. Birleşmiş Milletler gelsin, AB gelsin, yükü beraber paylaşalım. İçeriye alırsak sorun olur.” dedik. Şimdi giriyor, çıkıyor sorun oluyor, evet ama çözümü bir yerinden bulmamız lazım, zararın bir yerinden dönmemiz lazım. Onun için böyle söylüyoruz.

Yine, aynı şekilde, şu anda Kıbrıs’ta tekrar başlayan müzakereler var. Biz gerçekçi ve uygulanabilir ve devam edebilecek bir çözümün iki bölgeli, iki milletli ve iki devletli bir ortaklık yapılanması olması gerektiğine inanıyoruz. Böylesi bir çözüm için tek taraflı iyi niyetin bizim tarafımızdan gösterilmesinin yeterli olmadığını da defaatle belirttik. Hem Rum yönetiminin hem de AB’nin bu konuya artık iyi niyetli ve yapıcı bir yaklaşım göstermesi gerekmektedir. Partimiz, Kıbrıs’ta başlayan müzakerelerin Türkiye'nin kırmızı çizgilerini ne ortadan kaldıracak, Kıbrıs Türklüğünü azınlık statüsüne indirerek Ada’daki varlığını tehlikeye atacak iki kesimlik ve siyasi eşitlik anlayışını zayıflatacak bir düzende sürdürülmesini asla kabul edilebilir bulmamaktadır. Kıbrıs’ta Kıbrıs Türkü’nü 1974 öncesi şartlara zorlayacak hiçbir oldubitti kabul edilmemelidir.

Sonuç olarak Türkiye'nin jeostratejik konumuna ekonomik açıdan da stratejik bir boyut kazandırmak için ülkemizin bu bölgede bir küresel güç olması gerekmektedir. Bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ikinci olarak Bingöl Milletvekili Sayın Hişyar Özsoy konuşacak.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Tabii, öncelikle dün bir suikasta kurban giden Rusya Federasyonu’nun Büyükelçisi Andrey Karlov’un durumuyla başlamak istiyorum. Hem Rusya Federasyonu halklarına hem de Rusya Federasyonu Hükûmetine başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz.

Tabii, olay normalde savaş çıkarabilecek bir olay. Türkiye'nin siyasi tarihini, diplomatik tarihini biraz bilenler herhâlde ilk akıllarına Abdülhamid döneminde öldürülen Rus Konsolos ya da İkinci Dünya Savaşı sırasında öldürülen İsrail Konsolosu, hani birtakım bu örnekler geliyor. Fakat bölgede konjonktürel olarak oluşmuş bir ittifak durumu söz konusu. Rusya Federasyonu, şu an için en azından bu durumu büyütmeyecek görünüyor. Zaten hem Türkiye tarafından hem Rusya tarafından ilk verilen mesajlar bu saldırının normalleşmeye başlayan Rusya-Türkiye ilişkilerine yönelik bir provokasyon olarak değerlendiriyorlar, ilk tepkiler bu yönde. Yalnız bu konuda da dikkatli olmak lazım şu an için böyle. Bunu şunun için söylüyoruz: Biliyorsunuz, jet krizinden sonra, düşürülen Rus jetinden sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler asimetrik bir hâl aldı. Türkiye alttan almak durumunda kaldı, durumu toparlamak için birtakım tavizler verdi. Hem içeride hem Suriye’de birtakım tavizler vererek ilişkileri normalleştirme yoluna gitti. İyi mi yaptı, kötü mü yaptı? Ayrı tartışılır bir konu da, ilişkileri bir şekilde normalleştirdi. Fakat bir polis tarafından bir ülkenin büyükelçisinin burada öldürülmüş olması demek dış politika açısından şu demektir: Türkiye ile Rusya arasındaki asimetrik ilişki derinleşecektir. Niye? Çünkü, Rusya’nın taleplerinin, isteklerinin dışındaki Türkiye’nin tasarrufları konusunda her zaman için bu durumu, bu lekeyi Rusya getirip Türkiye’nin önüne koyacaktır. Yani, Rusya’nın istediği şekilde dış politikamızı daha fazla kurgulamak durumundayız bir ülke olarak. Aksi hâlde, Rus’ları biliyorsunuz yani daha bu yaz bu Hükûmeti IŞİD’e silah satmakla, destek vermekle suçluyor, uluslararası bütün alanlarda bunun propagandasını yapıyordu. Şimdi bir durum oldu, Hükûmetle bir yakınlaşmaları oldu, maşallah, yandaş medyada “Kardeş Putin.” şeyleri yazıyor. Arkadaşlar, gerçekten, sadece devletin kurumları değil, basın, diplomasi her alanda o kadar bir omurgasızlık oluşmuş durumdaki bu, Türkiye’nin resmidir. Bütün kurumlar şu an çökmüş durumda; basınından, bakanlığından, istihbaratından, polisine kadar gerçekten çökmüş durumdayız; bir ülke olarak söylüyorum bunu. Şimdi, niye? Yani şu an elimizde çok fazla veri yok, komplo teorilerine girmek istemiyorum. “Cemaat yaptı, El Kaide yaptı, o yaptı, bu yaptı…” Arkadaşlar, bir sabredelim, bekleyelim, bakalım birtakım verilere ulaşabilecek miyiz? Şu an konuşmak komplo teorisi olur. Türkiye’de bundan çokça yapıyorlar. Zaten, medyaya bakıyoruz, kim olduğunu bilmediğimiz bir sürü stratejist çıkmış, sabahtan akşama kadar orda ahkam kesiyorlar; manipülasyon yapıyorlar, beyin yıkıyorlar, beyin dağıtıyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de kendilerinin beyni olsaydı.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Allah için de, açık söylüyorum, Orta Doğu siyasetine, dış politikaya dair zerre kadar da bir şey bilmiyorlar. Niye bu kadar para alıyorlar, bunları niye bu televizyonlara çıkarıyorlar onu da hayretle izliyoruz. Ortada şöyle bir durum var arkadaşlar: Niye bu Türkiye’nin başına geliyor? Bir konjonktürüne bakalım. Niye Rusya’nın Büyükelçisi Türkiye’de “Halep’i unutturmayacağız!” diye bağıran bir polis memuru tarafından katlediliyor? Bu, Suriye politikasıyla ilgili bir durum. Belli ki bu olayın kendisinin Ankara'da bir büyükelçinin öldürülmesinin hem bölgesel hem de küresel iktidar kavgalarıyla direkt ilişkisi var.

Mavi Marmara olayıyla birlikte -kaba bir tabir, özür diliyorum bundan ama- Filistin için bir pazar kuruldu ve satışa getirildi; biz bunu gördük, komisyonda da tartıştık, burada da tartıştık. Filistinlilerden sonra sıra Halep’e geldi. Türkiye, Halep’e sunduğu, Halep’te savaşanlara sunduğu askerî, diplomatik desteğini çekerek şu an -tırnak içinde söylüyorum- insani birtakım kaygılarla onları oradan çıkarmaya çalışıyor. Muhtemelen de Halep’ten çıkardıkları militanları dönüp, getirip Fırat Kalkanı bağlamında orada kullanacaklar; öyle görünüyor, ar etmemişler çünkü.

Arkadaşlar, bütün bu felaketlerin sebebi nedir biliyor musunuz: Suriye'de yanlış yaptığınız politikada ısrar etmektir. Rusya'yla bu yakınlaşmanın sebebi nedir? Nasıl böyle canım cicim oldu? Ne oldu? Kürtler orada statü elde edecekler değil mi? Halep’i vereceğiz, Bab’ı alacağız. Hikâye bu mu? Bu. Ben bu Genel Kurulda şu açıklamayı yapmıştım, aynen şu kürsüde konuşmuştum, demiştim ki: Öyle arı gibi çiçekten çiçeğe konamazsınız dış politikada. Bir çiçekten kalkar diğerine gitmeye çalışırsınız, diğer çiçek size küser, solar, sıkıntı yaşarsınız. Görüyoruz, çok net bir şekilde bu resmi görüyoruz burada.

Şimdi, işin doğrusu, bu Hükûmetin, bu devletin, bu Parlamentonun bu yanlıştan döneceğine dair ben umudumu yitirmiş durumdayım. Şu an Suriye politikasının tek bir amacı var -şimdi haberler gelmeye başladı, Esad yani rejim değişikliği olmadan Suriye'de bir siyasal çözüm konusunda İran, Rusya ve Türkiye anlaşmış diye haberler geçiyor, ne kadar doğru bilmiyorum ama Reuters böyle haberler geçmeye başladı İngilizce- Türkiye'nin Suriye politikasında şu an tek bir belirleyen var, tek bir tane: Kürtler o iki kantonu birleştirmesin. Aha, bu kadar. Yani, Kandil’den -Sayın Vekilim, az önce söylediniz- Afrin’e kadar Kürtlerle bir ittifak yapıp, bir istikrar adası oluşturup, Türkiye'de iç barışı sağlayıp harikulade bir siyasi ortam yaratabilecekken kastımız 1.000 kilometreden fazla, 1.300, 1.500 kilometre Türkiye Cumhuriyeti devleti bu Hükûmetin yanlış politikalarıyla kendisini 90 kilometreye sıkıştırmıştır, Kobani’den Afrin’e kadar olan o bölgeye sıkıştırmıştır. Vizyonsuzluk budur. Kürtlerle barış yapmayacağım, o 90 kilometreye kim girecek? Kürtleri oraya birleştirecek, birleştirmeyecek bunun için IŞİD’i, El Nusra’yı, hangi örgüt varsa, Kürtlerle kavgalı olan hangi örgüt varsa ya göz yumarım, ya destek veririm, ya ticaret yaparım bunları şu an cezaevinde olan İdris Baluken açıklamıştı burada, IŞİD kapıları aldıktan sonra bu Hükûmetin yaptığı ticaret var. PYD’ye geçince ticaret kesiliyor. Öyle az önce hangisi söyledi, hangi arkadaşımız söyledi? Sayın Bakan, eski Bakanımız “PYD olsa, IŞİD olsa fark etmez." diyor. Hayır, fark ediyor. IŞİD’le ticaret yapıyorsunuz bakın, PYD’yle ticaret yapmıyorsunuz mesela. Demek bir fark varmış orada. Şu an öğreniyoruz ki Türkiye son iki üç yıl içerisinde çok inanılmaz miktarlarda potasyum nitrat satmış Suriye’ye. Mesela 2014, 2015 yılında 10 bin tonlara varan potasyum nitrat satışı var Türkiye’den -delilli belgeli- daha önce 2003 ve 2008 yıllarında kısmi potasyum nitrat satılmış. Şu an çarşaf çarşaf çıkmış bunlar. İnanılmaz miktarlarda orada patlayıcı madde kullanmak için 13 tane de şirketin ismi var, bir tanesi de –o polemiğe girmek istemiyorum ama- çok büyük bir siyasetçinin yakın arkadaşının şirketi, böyle tuhaf tuhaf ilişkiler var.

Çok fazla uzatmayayım, zamanım az kaldı arkadaşlar. İçişleri Bakanı derhâl istifa etsin. Son iki ay içerisinde yaptıklarıyla HDP’ye saldır, bir hafta içerisinde bin HDP’liyi götür içeri at, geçen hafta bununla meşguldü. İki yıl önce işe alınmış cemaatle mücadele bağlamında yeni boşalan kadrolara atılmış, o bizimle uğraşırken bizim ilçe binalarımız yakılırken telefonlarımıza çıkmayıp bizimle uğraşan İçişleri Bakanı    -işte, bakın güvenlik zafiyeti- gitsin, bu teröristlerle uğraşsın işte, eğer uğraşıyorsa. Derhâl istifa etmesi lazım. Ölenin haddi hesabı yok ama hâlâ bir kinle, hâlâ bir gururla hâlâ intikam nidalarıyla ve son derece maço bir şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

Bir parça sorumluluk diyoruz. Bu kadarını alabilsin, “Ben bu işi yapamıyorum, bu işi bırakıyorum.” diyebilsin, bu cesareti gösterebilsin.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hatip konuşmasında, benim yaptığım konuşmaya referansla benim söylediğimle alakası olmayan şeyler söyledi. Müsaade ederseniz bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

 

 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Amacım bir polemik yaratıp cevap vermek değil. O konuda da bu tartışmaların tarafı olmak istemiyoruz ancak bizim söylediğimiz, hiçbir şekilde, Kürt kökenli vatandaşlarla veya Suriye’de yaşayan Kürtlerle ilgili bir şey değil. Bizim söylediğimiz, Kandil’den Afrin’e terör hattının temizlenmesidir. Bizim için ister IŞİD ister DAİŞ ister -ne derseniz deyin- PYD, PJAK, YPG, ne olduğu bizi bağlamıyor, terör örgütlerinin hepsi terör örgütleridir. Bizim söylediğimiz, bu insanların yaşadığı bölgenin terörden temizlenmesidir.

Bugün, IŞİD, PKK, PYD, YPG, DSO, bir şeyler söylüyorlar ama orada bir istikrarsızlık var. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, gerek Suriye’de gerek Irak’ta yaşanan gelişmelere, hem bölgenin hem de Türkiye’nin istikrarı ve güvenliği açısından bakıyoruz. Bu bölgenin bütün terör örgütlerinden, IŞİD’dan, PKK’dan, her türlü uzantılarından temizlenmesi için elimizi her türlü taşın altına koymaktan çekinmeyeceğimizi defalarca söyledik. Yoksa, sayın konuşmacı, biraz çarpıtarak bizim söylediklerimize baktı. Oradaki insanların güvenliği açısından, başta Türkmen kardeşlerimiz olmak üzere, ister Irak’ta ister Suriye’de -ister Arap ister Sünni ister Kürt ister Şii, fark etmiyor- bütün insanların güvenliği ve o ülkelerin toprak bütünlüğü açısından bakıyoruz. Bu kapsamda da Fırat Kalkanı Operasyonu’nun, hedefleri sınırlı olmakla beraber önemli olduğunu düşünüyoruz ve bu kararlılıkla bu mücadelenin devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu adımın her iki ülkenin bölgesindeki terör faaliyetlerinin durdurulması açısından önemli olduğunu ve bunun için de bütün taraflarla görüşme yapmanın ve uluslararası bir inisiyatifi harekete geçirerek, bu ülkelerin toprak bütünlüğü sağlanarak terörden arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Böylece, ülkemize oralardan yapılacak terör faaliyetleri de en aza indirilmiş olacaktır diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bizim kabul edemeyeceğimiz, grubumuza yönelik sataşmalarda bulunmuştur Sayın Hatip, o açıdan söz istiyoruz.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Ne gibi?

BAŞKAN – Müsaade edin ben sorayım o soruyu.

Biraz açıklar mısınız?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, burada, bizim terör örgütlerine göz yumduğumuzdan, destek verdiğimizden…

BAŞKAN – Bu bile yeter, buyurun iki dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Bu bile yeter.” derken Başkan?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Fazla bile geldi, dört dakika ver Sayın Başkan.

 

 

 

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kere burada, önce lafı kimin söylediğine bir bakacağız, ondan sonra onu dikkate alıp almayacağımızın bir değerlendirmesini yapacağız. Lafı söyleyen PKK’yla iç içe geçmiş bir parti. Onlardan kopamayan, onların sözünden çıkamayan, teröristlerin cenazesinden ayrılamayan bir siyasi parti, çıkmış bize terör örgütlerine destek vermek gibi bir ithamda bulunuyor. Bunu reddediyoruz, bunu kesinlikle kabul etmiyoruz.

Bakın, Fırat Kalkanı operasyonunu Türkiye neden yaptı? Şu an El-Bab’da Türkiye kime karşı mücadele ediyor? DAİŞ terör örgütüne karşı mücadele ediyor. Orada karşısına çıkan, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’ye karşı mücadele ediyor; bunlar terör örgütleridirler. Kandil’den… Kandil’de kim var? PKK terör örgütü. Peki, bu Suriye’nin kuzeyine yerleşmeye çalışan kim? O da PKK terör örgütü, PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD terör örgütü. Bunların birbirinden bir farkı yok. Türkiye’ye saldıran teröristler, bakıyorsunuz -polisimizi, askerimizi şehit eden- ya Kandil’den çıkıyor, ya, işte, bir hattan bahsediyorlar ya, ya o hattın içerisinden çıkıp…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Hiçbiri oradan çıkmamıştır.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …Türkiye’deki güvenlik birimlerine, Emniyet mensuplarımıza saldırıda bulunuyor. Biz buna göz mü yumacağız, buna sessiz mi kalacağız? Buna tabii ki müdahale edeceğiz. “Efendim, şununla ticaret yapıyorlarmış, bununla böyle bir şey yapıyorlarmış…” Geçenlerde başka bir istihbarat örgütü böyle şeyler dayatmıştı, bugün birkaç önce de bu ortaya attığı iddiaların asılsız olduğunu ve özür diledi.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bayatladı artık o, bayatladı, hatta bozuldu.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunları görmezden gelemeyiz değerli milletvekilleri.

Şunu buradan ifade etmek durumundayız: Türkiye bu terörle mücadeleyi sonuna kadar sürdürecektir. Türkiye’ye karşı bu terör örgütleri taşeron bir şekilde hareket ediyorlar, birileri bir akıl veriyor bunlara.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakanlar Kurulu kararı var mı Sayın Muş?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bunların kökünü kazıyacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu terör örgütleri ve onların destekçileri yok olup gideceklerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Slogan at, slogan!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, sayın hatip tümüyle grubumuza dönerek partimizi bir başka örgütle iç içe biçiminde gösterdiği için…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK terör örgütü, bir başka örgüt değil. “PKK terör örgütü.” dedim.

BAŞKAN – “PKK terör örgütüyle ilişiğini kesemeyen parti.” dedi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “İç içe geçmiş.” dedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani “İlişiğini kesemeyen, iç içe geçmiş parti.” dedi. Böyle olmadığını söylemek için, buyurun, iki dakika…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Eğer siz “Sataşma yok.” diyorsanız, oturayım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Böyle olmadığını söylemek için size iki dakika söz veriyorum. Dinleyip öyle tepki gösterin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söyledim, PKK’nın kontrolünde dedim, bir daha söylüyorum.

 

 

 

AHMET YILDIRIM (Muş) – Şimdi, dünyada birçok uluslararası kurumdan partimizi sizin gibi niteleyen bir uluslararası kurum ve bakış açısı gösteremezsiniz ama Avrupa’da, Amerika’da Uluslararası Af Örgütünden…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bunları zaten onlara güvenerek  yapıyorsunuz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Onlar PKK’ya “terör örgütü” diyor ama tutup da kendi parlamentolarında konferans da verdiriyorlar.

AHMET YILDIRIM (Devamla) –  …iktidarın ve Türkiye'nin, iktidarın yaptığı yanlışlardan ötürü bu ülkeyi IŞİD’le iç içe gösteren bir tomar…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, hangi tomar? Söyle ya, ortaya koy.

AHMET YILDIRIM (Devamla) –  …bakın, raporla karşı karşıyayız biz. Bir de ticaretten söz ediyorsunuz. Şimdiki grup başkan vekiliniz, dönemin Ekonomi Bakanı Sayın Elitaş Ocak 2014’ten Haziran 2015’e kadar Akçakale ile Karkamış Sınır Kapısı’ndan 7 milyon dolarlık ticaret yaptığınızı söyledi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimlerle yapmışlar?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bizim verimiz değil, Sayın Elitaş TÜİK verilerini söyledi. E, üç gün önce de -açın Hürriyet gazetesindeki yazıyı okuyun- yine bir uluslararası araştırma kurumuna göre Musul’da çıkan patlayıcıların üzerinde Türk şirketlerinin patentlerinin olduğunu belgeleriyle sundu. Bunu biz mi söylüyoruz, bunu biz mi yorumluyoruz? Bakın, yoruma mahal bırakmaksızın söylüyoruz bunları.

Siz onları geçin. Ülkeyi, Hükûmetin yaptığı yanlışlardan ötürü bir bütün olarak ülkeyi terör örgütleriyle ilişkili bir ülke hâline getirdiniz ve böyle bir algı oluşturdunuz. Ya değilse, dün polis gitmiş bir büyükelçiyi öldürmüş…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Onu siz yapıyorsunuz ya! Gidip konuşup onu siz yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sizin bu ülkenin milletvekili olarak bunu yapmamanız lazım, yapıyorsunuz ama.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Az önce söyledim, yine söylüyorum: İktidar hatipleri çıkmış buradan sanki bir sivil toplum örgütüymüş gibi, sanki Kanarya Sevenler Derneğiymiş gibi, direkt öldüren kişiyi terör örgütü mensubu ilan edip işin içinden çıkıyor. Partimize dönük saldırılarda ne diyor? “Kabul etmiyoruz.” Siz sivil toplum örgütü değilsiniz, bunları önlemekle mükellefsiniz, önlemekle.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Hani PKK’yla ilişkinizi açıklayacaktın, ne oldu!

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Siz saldırıları önlemekle mükellefsiniz; İstihbaratın, Emniyetin, İçişlerinin sahibisiniz. “Biz kabul etmiyoruz.” deyip işin içinden çıkamazsınız, siyasi sorumluluğunuz var bunda.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özsoy…

TAMER DAĞLI (Adana) – PKK’yla iç içe girdiniz mi, girmediniz mi; onu niye cevaplamadın?

LEZGİN BOTAN (Van) – FET֒yle iç içe misiniz, değil misiniz? Ne konuşuyorsunuz ya ikide bir! FET֒yle iç içesiniz, El Nusra’yla iç içesiniz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hadi karşılıklı birbirinize laf atarak idare edelim Meclisi, haydi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ara ver Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özsoy…

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın MHP’li hatip konuşmasında kendisinin söylediklerini çarpıttığımı ve bu çerçevede konuşmak istediğini söyledi. Yani kendisinin dediğini çarpıtmadım, bu konuda bir cevap vermek istiyorum, sataşma oldu.

BAŞKAN – O zaman, size açıklamak için yerinizden bir dakika söz vereceğim. Sataşma değil, çarpıtmadığınızı beyan edeceksiniz.

Buyurun, yerinizden bir dakika söz veriyorum size.

 

 

 

 

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Vallahi, böyle bir siyasal atmosferde, gerçekten, niyetimiz polemik değil. Sayın hatibi de temin ederim ki dediklerinizi çarpıtmadım, sadece farklı yerlerden bakıyoruz, bu meseleye farklı yerlerden bakıyoruz.

Dediğimiz şudur: Şimdi, siz dünya kadar “PYD, terör örgütü.” deyin, bakın, siz diyorsunuz, dünya öyle görmüyor; ortada böyle bir durum var. Ki “terör örgütü” dediğiniz 2013 yılında buraya geliyordu, Salih Müslim buraya gelmişti değil mi? Buraya davet edilmişti, görüşmeler yapılmıştı. Sonra olmadı; biz devam etmediği için, evet, üzgünüz; keşke olsaydı, Türkiye, Suriye sarmalı içerisinde bu kadar kötü durumlara girmemiş olurdu gibi düşünüyoruz. Dolayısıyla, şu “terör” kavramı üzerinden bu bölgedeki Kürt meselesini algılama, bunun üzerinden politika geliştirmenin verimsiz olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla, evet “terör örgütü” dediğiniz PKK’yle bu Hükûmet müzakereler yürüttü, görüşmeler yürüttü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Siz “terör örgütü” diyemiyorsunuz, onu söylemiyorsunuz.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Dolayısıyla barış sürecini devam ettirmekten başka bir çıkış yolu olmadığını düşünüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Muş…

 

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada neye istinaden sataşmadan söz alındı? Benim, PKK’nın kontrolünde olunduğunu, böyle bir sataşmada bulunduğum ifade edildi. Buna cevap beklerdim, böyle bir cevap göremedim, buna cevap verilmedi. Bu sataşmama bir cevap yok, bir.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Siz neye sataşmadan söz aldınız, neyi söylediniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İkincisi: Bakın, devletin ilgili kurumlarının müdahalede bulunmadığıyla ilgili bir şey söylüyor. Bakın, Ümraniye’de bir polisimiz şehit oldu. Polisimiz nerede şehit oldu?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Senin görevin.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Genel Merkezimize 3 tane grup geldi, 1 polis gönderemediniz yahu; ayıptır ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nerede şehit oldu polisimiz? Orada bir müdahalede bulunuyor.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Orada şehit olan polisimiz bir müdahalede bulunuyor.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Bu defa da o polisin arkasına sığının!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu hiç görmeden, hiç konuşmadan, hiçbir şey yapılmıyormuş gibi bir algı oluşturmaya çalışmayı kesinlikle kabul etmiyoruz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Azmettirensiniz, azmettiren!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, orada polisimiz oradaki müdahalede şehit oldu.

HİŞYAR ÖZSOY (Bingöl) – Evet, azmettiriyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba konuşacaktır.

Buyurun Sayın Fakıbaba. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET EŞREF FAKIBABA (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, hepinize saygılarımı sunuyorum.

“Terör” deyince tabii ki güneydoğu akla en başta gelen bölgelerimizden birisi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Artık her yer geliyor Sayın Vekilim, artık her yerde terör var, sade güneydoğuda yok.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Efendim, eğer gerçekten hepimiz demokrat olabilsek, demokrasi lafta kalmasa, insanları sevebilsek, Kürt’ü, Türk’ü, Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i, Müslüman’ı, gayrimüslümanı sevebilsek, bunları laf etmesek, oya çevirmek için bunları kullanmasak, inanın çok samimi olarak söylüyorum, burası bir cennet vatan. Bu vatan hepimize de yeterlidir; Kürt’üne de, Türk’üne de, Arap’ına da, Alevi’sine de, Sünni’sine de ama bir bakıyoruz, ne oluyor bize? Kimler ne yapıyorlar? Yani, şimdi, burada Kürt menşeli etnik grubuna sahip olan arkadaşlarımız var. Kürtlere çok büyük saygı duyuyoruz. Onlar gerçekten yiğit insanlar, çok sevdiğimiz insanlar. Şanlıurfa’ya baktığınız zaman, Kürt’ü var burada, bakın arkadaşlarım, Kürt’ü var, Türk’ü var, Arap’ı var. Ya, bizim hiç sorunumuz yok arkadaşlar, vallahi billahi sorunumuz yok ya. Bu sorunu kimler çıkarıyor arkadaşlar? Bu sorunu kim yapıyor ya? Peki, maşa olarak kimleri kullanıyorlar? Ne yapıyorlar? Bu ülkeye neler vermek istiyorlar? Yani, ben, bu kardeşiniz, Şanlıurfa’da on yıl Belediye Başkanlığı yaptım. Hiçbir zaman bir Kürt’le, bir Arap’la, bir Türk’le hiçbir sorun olmadı, insanlar birbirini seviyor. Ya, benim torunum Kürt ve Türk karışımı. Şimdi, benim bu torunuma ne diyeceksiniz siz?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Bin tane şeyimize niye saldırıldı o zaman iki gündür?

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Ha, şimdi, şu var: O zaman, biz gerçek Türkiye’mizi sevmek zorundayız, gerçek Türkiye için canımızı vermek zorundayız, gerçek Türkiye’nin kıymetini bilmek zorundayız. Biz bunu yapamazsak ne yapabiliriz arkadaşlar? Türkiye Cumhuriyeti ve Hükûmetimiz Kürtlere hiçbir zaman karşı olmamıştır, olmayacaktır da ama biz Kandil’e karşıyız çünkü Türkiye’yi gerçekten rahatsız etmek, Güneydoğu’yu ve ülkeyi bölmek istedikleri için karşıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yoksa, Kürt vatandaşları bizim canımız. Bizim hiçbir zaman…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Dilleri serbest mi, eğitim hakkı var mı?

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Bakın, Sayın Vekilim, bizim, Kürtlerle, Araplarla, başka insanlarla hiçbir sorunumuz yok, olamaz. Onlar bizim kardeşimiz, onlar bizim canımız. Zaten Türkiye sadece Türklerin yaşadığı bir ülke de olamaz, hem Kürtler yaşayacak hem Araplar yaşayacak hem Sünniler yaşayacak hem Şiiler. Amerika’da böyle değil mi arkadaşlar? 50 bin çeşit ırk var ya, bunlar kavga mı ediyorlar? 50 bin çeşit din var, bunlar kavga mı ediyorlar?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Siyaset ettiriyor, siyaset, sizin siyasetiniz.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Bakın, ha, maşalar ettiriyor, bakın, burada çok önemli. Burada, maşa olan insanlar, maşa olan örgütler bir defa bu Türkiye’yi karıştırmak istiyorlar. Arkadaşlar, demokrat olarak şunu yapmamız lazım: Terör kimden gelirse gelsin, hangi grup olursa olsun, bunun DAEŞ’i, bunun PYD’si, bunun PKK’sı yok; biz buna “terörist grup” diyeceğiz, teröriste “terörist” diyeceğiz. Eğer biz bunu diyemezsek vallahi bir yere gidemeyiz.

Tabii ki terörü önlemek Hükûmetin işidir, görevidir ama…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – El Nusra’yı, Ahrar’uş Şam’ı da ekle.

BAŞKAN – Sayın Adıyaman…

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Bakın, burada 550 tane milletvekili var, bu hepimizin de görevidir aynı zamanda. Terörü tek başına önleyen hiçbir hükûmet olmamıştır. Terör hep birlikte, ortaklaşa, kardeşçe, el ele verilerek, ülkenin menfaatleri düşünülerek önlenmiştir. Yoksa “Tek başına AK PARTİ Hükûmeti terörü önlesin...” Ya, tabii, önlemeye çalışalım ama 15 Temmuz ruhunda… Çok teşekkür ediyorum diğer partili arkadaşlarımıza, grup başkan vekillerine, hepsine yürekten teşekkür ediyorum. Terörü önlemek için, bir defa, 15 Temmuz ruhunu bizim kaybetmemiz lazım geldiğine inanıyorum.

Şanlıurfa’dan örnekle başladım, Şanlıurfa’da, samimi olarak, işsizlik var, doğru; enerji problemi de var, bu da doğru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiçbir şey çözmemiş bunlar.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Evet ama yani bir Kürt “Yahu, arkadaş, beni okula almıyorlar”, “Beni milletvekili yapmıyorlar.”, “Yahu, acaba ben bakan olabilir miyim?”; hiç öyle bir problemimiz yok.

El ele verelim -Şanlıurfa’nın 12 tane milletvekili var- Şanlıurfa’nın problemleriyle uğraşalım, Şanlıurfa’nın daha iyi, nasıl insanca yaşanabilecek bir şehir olması için, onun gayreti içerisinde olalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu an millî gelirde sondan 2’nci sırada Şanlıurfa. Ne yaptınız ya on dört senedir?

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Ama dersek ki: “Yahu, Kürtler şöyle, Türkler böyle. Şu şöyle oluyor, bu böyle oluyor...”

Yani ben size soruyorum, İstanbul’da kim patlattı? Hadi bana cevap verin. Kimler öldü? 4 tane şehidimiz vardı, hepsi de Kürt kardeşlerimizdi, hep beraber gittik. Kim kime zarar veriyor? Niye veriliyor? Bunların sebeplerine derinlemesine inmeden bunu çözmemiz mümkün değil.

Bir hekim olarak, eğer bir çocuğun veya bir hastanın ateşi varsa Aspirin veremezsiniz, siz onun nedenlerine ineceksiniz. Bakın, samimi olarak söylüyorum, kardeşinizim: Bizim Şanlıurfa’mızdan, Şanlıurfa’dan bahsediyorum ben. Kürt’ün, Türk’ün, Arap’ın kardeşçe yaşadığı gerçekten bir barış şehridir. Ama bu barış şehrini bozmak isteyenler kimdir? Bu barış şehrini kim bozmak istiyor, hangi sebeple bozmak istiyor? Onun için, bunun sebeplerini mutlaka ve mutlaka araştırmamız ve bulmamız gerektiğine ben şahsen yürekten inanıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti ve partimiz Kürtlere karşı değildir, Kandil’e karşıdır, bakın, Kandil’e karşıdır. Bizi, ülkemizi bölmek isteyen, bizi vurmak isteyen hangi ülke olursa olsun, bu nereden gelirse gelsin, Türkiye Cumhuriyeti tabii ki ona karşı olacaktır. Gideceksiniz, efendim, dağlarda oturacaksınız, zamanı bulduğunuz zaman, fırsatı bulduğunuz zaman gelip Türkiye sınırı içerisine gireceksiniz, insan öldürüp kaçıp gideceksiniz. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Ondan sonra çıkıyoruz, diyoruz ki: İşte demokrasi. Ya, demokrasi demek bir defa insan hayatına saygı duymak demektir. Demokrat insan –çok özür dilerim- esasında yüksek sesle konuşmayan kişi demektir. Bağışlayın beni yani çünkü içim yanmış. Yani cennet bir ülke, Güneydoğu’yu özellikle gezmenizi istiyorum. Kürtlerin ne kadar güzel insanlar olduğunu, ne kadar misafirperver insanlar olduklarını, tabiatın, doğanın orada ne kadar mükemmel olduğunu, tarımın ne kadar gelişmiş olduğunu, Mezopotamya’nın gerçekten önem verildiğinde Kürtlerin ne kadar mutlu ve refah içerisinde yaşayacaklarını özellikle size anlatmak istiyorum arkadaşlar.

Onun için, bir defa samimi olmamız lazım, 550’miz de samimi olacağız. Samimi ve dürüst bir şekilde -Kürt halkı da Türk halkı da Arap’ı da Çerkez’i de- diyeceğiz ki: Bir ülkemiz var, bir bayrağımız var, bir vatanımız var. Ha ondan sonra, eksikliklerimiz nelerdir? Kürtlerin, Türklerin, Arapların bu konuda kültürel haklarında ne eksiklikler vardır? Hep beraber çözeceğiz. Biz demiyoruz ki: “AK PARTİ olarak gerçekten on dört yıldan beri çok güzel şeyler yaptık.” Vallahi demokraside çok büyük ilerlemeler oldu. Ama eğer sıkıntılar varsa bu, AK PARTİ’den değildir, bu sıkıntılar, o maşaları kullanan o ülkelerdendir. Ülkelerin adlarını vermeme gerek var mı, yoksa herkes biliyor mu? Vallahi herkes biliyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ver, ver, ver ya bilelim. Ben bilmiyorum ya.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Herkes biliyor. Bu ülkeler kimlerdir? Bu ülke halkının refah içerisinde, Kürtlerin refah içerisinde yaşamamasını isteyen hangi ülkeler vardır? Vallahi onu Kürtler de çok iyi biliyor. Ama maalesef birlik ve beraberlik içerisinde davranamıyoruz.

Benim sizlerden istirhamım, hepimiz, 550’miz bir ülkemiz var; 15 Temmuz ruhunu mutlaka ve mutlaka beraber götürmemiz lazım.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya ruh mu kaldı, 15 Temmuzdan ruh mu kaldı ya? Herkesi içeri attınız ya.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Tek başına bunu Hükûmete verdiğiniz takdirde… Tabii ki Hükûmetiz, yöneteceğiz ama terörizm farklı bir olaydır.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – O ruhu önce siz muhafaza edeceksiniz.

AHMET EŞREF FAKIBABA (Devamla) – Terörle bir hükûmetin tek başına başa çıktığı daha yeryüzünde görülmemiştir. Onun için, el ele vereceğiz, bir Türkiye’miz var, bir vatanımız var. Vallahi cennet bir vatanda yaşıyoruz, bunun kıymetini bilmemiz lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fakıbaba.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN - …oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var, elektronik oylama yapalım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.19

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylanması sırasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

20/12/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 20/12/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Mustafa Elitaş

Kayseri

Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 2’nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun 20 Aralık 2016 Salı günü (bugün) ile 28 Şubat 2017 Salı günleri (dâhil) arasındaki salı ve çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve yine, yukarıda belirtilen tarihler arasındaki salı, çarşamba ve perşembe günlerindeki birleşimlerinde saat 24.00'e kadar çalışmalarına devam etmesi;

443 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

443 Sıra Sayılı

Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı

(1/666)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

 

1. BÖLÜM

i

 

1 ila 9 uncu maddeler arası

9

 

2. BÖLÜM

 

10 ila 15 inci maddeler arası

6

TOPLAM MADDE SAYISI

15

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk olarak Kırıkkale Milletvekilli Sayın Ramazan Can konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimize başlarken Beşiktaş’ta ve Kayseri’de şehit olan yiğitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı gazilerimize de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum.

Grup önerimizle, 28 Şubat 2017 tarihine kadar salı günleri         15.00-24.00 -sözlü sorular görüşülmeyecek bu arada- çarşamba ve perşembe günleri 14.00-24.00 saatleri arasında Genel Kurulun çalıştırılmasını öneriyoruz.

Yine, grup önerimizle, 443 sıra sayılı, iki bölüm hâlinde, 15 maddelik serbest bölgelerle ilgili kanun tasarısını gündemin 2’nci sırasına alıyoruz ve Genel Kurula bu şekilde grup önerisi olarak getirdik.

Genel Kurulun takdirlerine sunuyor, tekrar hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk olarak Samsun Milletvekili Sayın Erhan Usta konuşacak.

Buyurun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği grup önerisini konuşuyoruz. Tabii, daha önceden de birkaç defa bunu ifade ettik -sürekli oluyor da- yine bir plansızlık, programsızlık görüşüyoruz esasında. Yani, bir öngörü yok. Önümüze bakmadan birtakım programlar yapılıyor, ondan sonra da her defasında, her hafta neredeyse bunları görüşmek zorunda kalıyoruz. Bu bir defa başlı başına bir verimsizlik. Yani, bu Parlamentoyu daha verimli çalıştırmak lazım.

Şimdi, milletler yüz yıllık plan yapıyorlar, yüz yıl ötesi için programlar yapıyorlar, bir strateji ortaya koyuyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisinin hem hükûmet etme anlayışında hem de Parlamentoyu yönetme anlayışında bırakın yüz yılı bir hafta sonrası yok.

Şimdi, şu grup önerisiyle getirilen öncelik yarın yeniden değiştirilmek istenecek çünkü Plan ve Bütçe Komisyonunda bir torba kanun görüşülüyor, torba kanunu da büyük ihtimal bu serbest bölgeler kanununun önüne alalım diye iki gün sonra tekrar bir şey gelecek. Yani bakın, bunun için her defasında asgari kırk dakika harcıyoruz. Yani şu Parlamento, önümdeki bir hafta -yüzyıldan vazgeçtik, üç yıldan, beş yıldan vazgeçtik- on gün içerisinde neyi görüşeceğini bilmeyen bir Parlamento var ve bu Parlamentoyu, bunu böyle yapan da tabii ki iktidar partisi. Şimdi, bu verimsizliğe hakikaten bir son vermek lazım. Şimdi, aslında ülke her konuda böyle yönetildiği için biz bu sıkıntıları çekiyoruz bu ülkede, bunu da görmemiz lazım.

Şimdi, önümüzde patent yasası var, sınai mülkiyetle ilgili yasa var. Bizim bu yasaya herhangi bir rezervimiz de yok, yasanın bir an evvel çıkmasını arzu ediyoruz, bir defa o konuda düşüncemizi söyleyelim ama elbette ki üzerinde konuşulması gereken hususlar var, bunların tartışılması lazım; bu mutlaka gerekiyor.

Şimdi, bizim Hükûmetten esas isteğimiz, beklentimiz şu: Böyle hakikaten, özellikle ekonomi alanında -ekonomiyi biraz ele alacak olursak bugünkü konular açısından- önümüzde ülkenin ciddi ölçüde ihtiyaç duyduğu bir kısım reformlar var, bir kısım yasaların buraya getirilmesi lazım, kanun tasarılarının, kanun tekliflerinin buraya getirilmesi lazım. Biz Hükûmetten bunları getirmesini bekliyoruz. Yoksa bu getirilen sınai mülkiyetle ilgili tasarıya hiçbir itirazımız yok ancak burada bir reform yok, burada aslında bir sorunu çözecek çok fazla bir şey de yok; işte değişik kanunlarda değişik, dağınık olan birtakım meseleleri toparlama şeklinde bir yasa. Yani ülkenin meselelerini çözecek, ülkenin yapısal sorunlarını çözecek tasarılarla Hükûmetin şu Meclise gelmesi lazım. Açık çek veriyoruz, bakın, getirin bunları destekleyelim diyoruz. Vergiyle ilgili yapmamız gereken işler var, bu ülkede rant vergisinin çıkartılması gerekir diyoruz, bu ülkede verimliliği artırmaya yönelik, AR-GE’ye yönelik işlerin yapılması lazım diyoruz, bu ülkede kamu harcama sisteminin disipline edilmesi lazım, rasyonelleştirilmesi lazım diyoruz, vergi yüklerinin yeniden düzenlenmesi lazım diyoruz. Hele hele TÜİK’in son açıkladığı veriler kapsamında bakarsak, zaten ülkenin bir sorunu, tasarruf sorunu yokmuş. O zaman gelin, hep birlikte şu tüketimin üzerindeki vergileri azaltalım, fakir fukaranın üzerindeki vergileri azaltalım. Bunların yapılması gerekirken böyle, günübirlik kanunlarla Adalet ve Kalkınma Partisi Meclisi de bu anlamda yönetmek istiyor, bu son derece yanlış.

Şimdi, torba… Torba getirilecek, işte, efendim, “Burada yılbaşına kadar çıkması lazım.” Madem bu yılbaşına kadar çıkması lazımdı, bugüne kadar aklınız neredeydi? Bu soruyu sormak bizim hakkımız değil mi? Yani, bu şekilde devlet yönetimi olur mu? Burada ta bir yıl önceden belli olan hususlar var, yılın sonuna yapılması gereken işler; onlar yapılmıyor, hepsini bir kenara sıkıştırıp verimsiz bir şekilde görüşmek; efendim, işte, tehditle, dayatmayla, şantajla böyle iş yapmak yakışmıyor bu Parlamentoya. Bu Parlamentoyu daha verimli çalıştırmamız lazım arkadaşlar ve gece çok geç saatlere kadar çalışmanın da bu ülkeye bir faydası yok, bakın, ben bunu söyleyeyim size. Niye yok? Çünkü gecenin ikisine, üçüne kadar çalışıldığı zaman, birkaç gün de üst üste böyle olduğu zaman insanların sinirleri geriliyor, en ufak bir şeyde burada kargaşa çıkıyor, karmaşa çıkıyor ve bu Parlamentoda olup biten olaylar, inanın, vatandaşı etkiliyor, halkımızı etkiliyor. O yüzden, burada çok dikkat etmemiz lazım, zinde kafayla, sağlıklı bir şekilde çalışmaları yürütmemiz lazım.

Şimdi, arkadaşlar, biraz da gündemdeki siyasi konulara ilişkin düşüncemi de paylaşmak istiyorum bu vesileyle. Hakikaten, ülkemiz çok zor günlerden geçiyor. Hani, bunu hep söylüyoruz da hele hele bu kadar zor da hiç olmamıştı herhâlde. Tamamen bir terör kuşatması altındadır ülkemiz. Yani, bir yandan PKK terörü, bir yandan FETÖ terörü, bir yandan IŞİD’i, bir yandan PYD’si, YPG’si, işte, Suriye’de içinde bulunduğumuz durum, dün akşam itibarıyla bir de Rusya Büyükelçisine karşı işlenen bir suikast var -taziyelerimizi Rus halkına ve ailesine iletmiştik- yani bütün cepheleriyle Türkiye bir kuşatma altında. Türkiye'nin eli zayıflatılmak isteniyor, Türkiye'nin itibarının sarsılması isteniyor, köşeye sıkıştırılıyor. Küresel ve bölgesel düzeyde Türkiye ciddi mevzi kaybetmek riskiyle karşı karşıya. Bütün bunları görerek… Hakikaten, ülkenin birlik, beraberliğe ihtiyacı var, ülkenin daha düzgün, daha stratejik bakış açısıyla yönetilmeye ihtiyacı var; bunları da Hükûmetten bekliyoruz.

Diğer taraftan, biz buradan vatandaşımızı da sağduyuya davet ediyoruz, sağduyulu olmak zorundayız. Provokatörler var, ortalıkta geziyor, bir kısım işler yapıyorlar, vatandaşımızın bu acısından istifade etmeye çalışıyorlar, bunlara da hiçbir şekilde bizim tolerans tanımamamız lazım. Sokakların karışması isteniyor, bazıları dağda yapamadığını şehirlerde yapmak istiyorlar. Türk milletinin, aziz milletimizin bu oyuna gelmemesi lazım. Bu konuda da herkesin, Meclisteki siyasi partilerimizin de, aslında bütün sivil toplum kuruluşlarımızın, bu ülkede yaşayan herkesin bu anlamda çok sorumlu davranması gerekiyor.

Az önce, ben ifade etmiştim, başlangıçta, açılışta: Bizim, Milliyetçi Hareket Partisinin bu parti binalarının, efendim, taşlanmasıyla, bilmem neyle hiçbir şekilde alakası yoktur, oraya bayrak asanlar bizim bayrağımızı asmış olsalar bile bizimle alakası yoktur. Biz, bu konuda partililerimizi de çok dikkatli olmaya davet ediyoruz, sürekli bunu yapıyoruz. Fakat, tabii ki, bu terörle mücadelede başarılı olabilmek için Hükûmetin de yapması gereken bazı işler var. Bir defa herkesten önce Hükûmetin yapması gereken şey, muhasebe yapması lazım oturup. Şimdi, bu zor günlerde biz “Eskiden şöyleydi, işte, siz ihanet sürecinde şu hataları yaptınız, ülkenin başına bunlar geldi, dış politikada şu yanlışları yaptınız, bunlar oldu.” falan biz bunları çok fazla konuşmak istemiyoruz. Ama, bunları bizim konuşmamamız sizin de buralarda doğru yaptığınız anlamına gelmiyor. Dolayısıyla, aynı hatalara düşülmemesi açısından iktidarın kafasını iki elinin arasına alıp, oturup bunu, nerede hata yaptığını, nasıl bundan sonra davranırsa bu ülkeyi daha iyi yönetebilir; bu konularda çok dikkatli olması lazım, bu konuların bir muhasebesini yapması lazım. Bunların ciddi bir analizinin yapılmaya ihtiyacı var, bu yapılmadığı sürece biz bu ülkede sıkıntıdan kurtulamayız bakın. Çünkü, aynı hataları tekrarlar. Bunları muhalefet partilerinin söylemesini beklemeden yapılan hataları lütfen görün ve bu hataları düzeltmeye çalışın, bir daha bu hatalar yapılmasın.

Şimdi, tabii, terörle mücadelenin düzgün bir stratejiye oturması lazım, bunu az önce Mehmet Günal Bey konuşmasında ifade etti, oralara girmeyeceğim. Ancak, biz görüyoruz ki bütün bu olaylarda istihbarat zafiyeti var, bunu görmemiz lazım. Yani, bizim istihbarat birimlerimizin çok daha iyi, çok daha sağlıklı çalışması lazım. Her olay olduktan sonra ah vah etmenin de hiç kimseye bir faydası olmuyor maalesef. Dolayısıyla, tedbirlerin zamanında alınması lazım Hükûmetin de bu konuda çok dikkatli olması lazım.

Bir de birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek davranışlardan da hepimizin kaçınması gerekiyor. Bu kapsamda, mesela, özellikle son günlerde yine ciddi bir mesaj baskısı altındayız. Nedir? İşte, FET֒yle devletimiz, Hükûmet mücadele ediyor. Biz bu mücadeleyi esas itibarıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteklediğimizi zaten çok net bir şekilde ifade ediyoruz. Ancak bunlar, bu mücadele yapılırken mağdur yaratmamamız lazım yani insanı, kendi insanımızı… Bakın, bu coğrafyanın, bu vatanın, bu toprağın, bu milletin çocuklarını, annelerini ülkemize küstürürsek biz, devletimize, milletimize küstürürsek bu yaraları sarmakta zorlarınız.

Örneğin, bu Kars Sarıkamış’ta uzman çavuşlarla ilgili bir mesele var. Buradaki uzmanlar, işte, oradaki Tugay Komutanı –o, ihtilalci, darbeci bir komutanmış- bu çocukları bir şekilde “Bir PKK terör eylemi var.” diye Sarıkamış’a indiriyor. Şimdi, daha sonrasında, bunların hepsi… Tabii, darbe girişimi içerisinde olduğu anlaşılıyor ama hiç kimse silaha dokunmuyor, hiçbir şekilde bir şeye kalkışmadığı hâlde buradaki uzman çavuşların hepsinin tutuklu olduğu şeklinde bize ciddi mesajlar geliyor.

Şimdi, buna bakılması lazım yani burada işte, “Ya, ben risk almayayım, aman, kalsın.” Efendim, işte “Ben dokunmayayım buna yoksa sonra beni yakarlar.” anlayışıyla hareket edilmemesi lazım. Yüzlerce insan eğer hakikaten suçsuz yere buralarda yatıyorsa, bakın, onların aileleri, onların çocukları, onların nişanlıları -birçoğu da nişanlı, tabii, genç çocuklar olduğu için- hepsi bu ülkeye, bu millete küsme gibi bir riskle karşı karşıya; onları fazla üzmeyelim yani birlik, beraberlik ruhunu. Yani orada neyse… Biz demiyoruz ki “Bunlar, suçu olanlar salınsın.” Ancak bir an evvel bu dosyalar açılsın, bakılsın, mesele ne ise halledilsin. Benzer durumda olan başka şehirdekiler salınmış. Buradaki çocuklar niye salınmıyor, bunlar niye hâlâ tutuklu? Yani bu meseleler, bunlar küçük gibi görülüyor, münferit meseleler gibi görülüyor ama bunlar birikiyor ve bunlar ülkemizdeki birlik, beraberlik ruhunu zedeliyor. Ben bu konuda da yetkilileri ikaz etmek istedim.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde son olarak Samsun Milletvekili Sayın Hasan Basri Kurt konuşacak.

Buyurun Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; AK PARTİ grubumuz tarafından çalışma saatlerini ve çalışma planını içeren teklifle ilgili lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı gündemimizin şu anda 1’inci sırasında, biz 2’nci sırasına Serbest Bölgeler Kanunu Tasarısı’nı getirmek istiyoruz ve Meclis çalışma saatlerinin bu hafta 24.00’le sınırlayarak bu çalışmayı yapmak hedefimiz.

Meclisimizin bugüne kadarki yoğun çalışma takvimi ortada. İnşallah bundan sonra da bu Sınai Mülkiyet Kanunu’yla birlikte bizler derli toplu bir sanayi mülkiyet kanununa kavuşmuş olacağız. İnşallah bu hafta bunu bitirip devamında da serbest bölgeler kanununu geçirmek istiyoruz.

Hepimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son olarak, Konya Milletvekili Sayın Mustafa Hüsnü Bozkurt konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Bozkurt. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Konya) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi Meclisimizin çalışma saatlerini düzenliyor. Salı günleri 15.00-24.00, diğer günler 14.00-24.00 saatleri arasında çalışalım. Tabii çalışalım, yani ülkemiz bu hâldeyken bu Meclisin bir dakika bile tatil yapmasının doğru olmadığını samimiyetle düşünüyorum. O nedenle, her ne kadar aleyhinde söz aldıysam da bu çalışma konusunda aynı Adalet ve Kalkınma Partili kardeşlerim gibi düşünüyorum. Hatta yılbaşı tatili falan da yapmayalım. Yani, ülke kan gölüne dönmüş; son bir hafta içinde 44’ü İstanbul Dolmabahçe’de, 14 evladımız Kayseri’de şehit olmuş; uzun yıllardır ilk defa bir diplomatik misyon başkanı ülkemizde, hem de bir polis tarafından suikaste uğramış, tatil neyimize? Ama neyi görüşeceğiz? Yani, gerçekten, ne için mesai yapmamız isteniyor?

Hatırlayın, Temmuz 2015’te bu kürsüden grup sözcülerimiz “Gelin, şu terörü araştıralım." dedi ama AKP ve MHP oylarıyla önergemiz, maalesef, reddedildi.

Bugün Sayın grup başkan vekilimiz bu konuşmayı yapacağımı tebliğ edince ben, bakın, 5 Haziran 2015 tarihinden günümüze -toplu katliam olaylarının bir listesini çıkarmasını istedim arkadaşımdan- 33 katliam arkadaşlar... 5 Haziran 2015 HDP Diyarbakır mitingindeki bombalı saldırıda 5 insanımızı kaybetmişiz, 400’ün üzerinde yaralı var. Son saldırı da –toplu katliam anlamında- 17 Aralık Kayseri saldırısı yani üç gün önce, orada da 14 asker evladımız şehit olmuş, 56 yaralımız var. 800’ün üzerinde şehidimiz var ve bu Meclis, bu kadar yaşamsal, bu kadar içimizi acıtan, bu kadar hepimizi gerçekten gözyaşına boğan bu kadar önemli olayı görüşmüyor. Yok efendim, Serbest Bölgeler Yasa Tasarısı’nı görüşelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onu bir günde hallederiz, bir günde hallederiz onu.

MUSTAFA HÜSNÜ BOZKURT (Devamla) - Serbest bölge önemsiz diye söylemiyorum, tabii ki önemli. Ama kaybettiğimiz çocuklarımızdan, paramparça olan polislerimizden, hangi kol hangi gövdeye aittir ancak DNA testiyle saptayabildiğimiz o şehitlerimizden herhâlde daha önemli olmamak gerekir. Oysa bu Meclis, hani sık sık hamaset olsun diye söylüyoruz ya, Gazi Meclis. Neymiş efendim? 15 Temmuz gecesi ikinci defa Gazi olmuş bu Meclis -olmuş hakikaten- gerçek gazilerin, şehitlerin sorununu görüşmüyor.

Az önce Meclis araştırma önergeleri verildi. HDP grup önerisi: “Kayseri’de yaşanan bombalı saldırı…” Ret. CHP grup önerisi: “Dış politika ve terör olayları…” Ret. Şimdi, bu grup önerisi kabul. Neyi yapacağız? Salı günleri saat 15 ile 24.00 arası çalışalım. Hayhay çalışalım.

Şimdi arkadaşlar, öyle bir ülkede yaşıyoruz ki yani AKP’li, MHP’li, HDP’li, CHP’li, dışarıdaki partiler hepimiz bu ülkenin insanlarıyız ya! Neyi paylaşamadığımız konusunda ben bir buçuk yıllık vekilliğim süresince gerçekten anlayamadım. Her gün beş saat, altı saat burada sayın grup başkan vekilleri birbirlerine cevap veriyorlar. İşte, az önce sevgili AKP sözcüsü sözünü kısa kestiği için ben de televizyona yetişebildim, böylece seçmenlerimi selamlayabiliyorum, sağ olsun, kardeşime teşekkür ediyorum ama sadra şifa bir şeyi konuşamıyoruz arkadaşlar, kabul edelim. Bakın, bu millet 550 vekil gönderiyor buraya  ve bizim konuştuğumuz konular ülkenin gerçek sorunuyla ilgili değil.

Şimdi, tabii, ben muhalefet milletvekiliyim ve Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetimini hiçbir şekilde doğru bulmuyorum -eyvallah- bunu söyleyebilirim. Sayın  grup başkan vekili de kalkıp cevap verebilir, bunu da anlıyorum ama sevgili arkadaşlar, gerçekten söylüyorum, ülkemiz kanıyor, bu ülke kanıyor arkadaşlar. 33 bombalı saldırıda binin üzerinde yurttaşını kaybetmiş bir ülkenin Meclisi nasıl olur da bu terörün nedenlerini ve çözüm önerilerini konuşmak için sabahlara kadar mesai yapmaz? Bunu anlamak mümkün değil. Ve, her akşam, televizyon ekranının karşısında, size samimi söylüyorum, o televizyona kaldırıp bir şeyleri fırlatmamak için kendimi zor tutuyorum. Televizyonlara çıkarılan birtakım kadrolu akademisyenler ve kadrolu gazeteciler…

Sevgili AKP’li kardeşlerim, insafınıza sığınarak sormak istiyorum: Hanginiz bu ülkeyi benden daha çok sevdiğini ve bu ülke için benden daha çok emek harcadığını söyleme hakkına sahip? Kim Allah’ın benden daha sevgili kulu olduğunu söyleme hakkına sahip? Ama, televizyonlara bakıyoruz, neredeyse her gün Cumhuriyet Halk Partisini de şeytanlaştırmak için, ötekileştirmek için elinden geleni yapan birtakım adamlar durmadan konuşuyorlar.

Bakın, sevgili arkadaşlar, belki seversiniz diye Malcolm X’in bir lafını söyleyeyim: “Eğer dikkat etmezseniz medya mazlumlardan nefret etmenize ama zalimleri sevmenize neden olabilir." diyor. İnanın, neden olabilir. Yani, yalanla bir yere varmak mümkün değildir. Bir laf daha söyleyeyim size, bu da Victor Hugo’dan, diyor ki: “Yalan zekâ işidir. Dürüstlük içinse cesaret yeter. Eğer zekanız yetmiyorsa yalan söylemeye, cesaretinizi kullanıp bari dürüst olmayı deneyin, bu daha ucuzdur.”

Sevgili arkadaşlar, bakın, az önce burada benim de sevgili meslektaşım, doktor kardeşim dedi ki: “Demokrat olabilsek…” Fakıbaba’dan bahsediyorum. Aynı dönemde başhekimlik yaptık, ben Konya’da, o Urfa’da. Aynı ülke için, bu ülke için ikimizde sabahlara kadar hastanelerimizde insanlara sağlık hizmeti verilsin diye uğraştık. Peki, demokrat olalım. Nasıl demokrat olacağız arkadaşlar? Bir önerge getirmişsiniz -şimdi Meclis Anayasa Komisyonunda salon kavgası yapılıyor- bir an önce geçirmeye çalışıyorsunuz. Neyi getiriyorsunuz bu önergeyle? Bu Meclisi yok ediyorsunuz arkadaşlar. İnanın, bu Meclis hiçbir işe yaramayacak bir heyet durumuna getiriliyor bu önergeyle. Bu önergeyle, bu Meclisin denetleme yetkisi elinden alınıyor. Bu önergeyle, bu Meclisin kanun yapma yetkisi neredeyse elinden alınıyor. Bir Cumhurbaşkanı tanımı yapmışsınız bu önergede, Cumhurbaşkanı bu önerge kabul edildikten hemen sonra, altı ay içinde kararnamelerle devleti yeniden dizayn edecek ve bu önerge kabul edildiği günün ertesi, gelecek partinize genel başkan olacak. Sonra, biz seçime gideceğiz -o 3 Kasıma randevu veriyorsunuz ya- Sayın Cumhurbaşkanınız yani şimdiki Cumhurbaşkanı yani 2014 yılının 10 Ağustosunda bugünkü Anayasa’ya göre tarafsız olması gereken o Cumhurbaşkanı bir ceketini giyecek, Cumhurbaşkanı olarak Cumhurbaşkanlığı propagandası yapacak, öbür ceketi giyecek, AKP Genel Başkanı olarak seçim propagandası yapacak; bunun için örtülü ödenek emrinde olacak, Cumhurbaşkanlığı tahsisatı emrinde olacak, AKP Hazine yardımı emrinde olacak ve sonra siz diyeceksiniz ki: “Demokratik bir secim yaptık, yüzde şu kadar oyla Cumhurbaşkanı seçtik.” Eğer bu içinize siniyorsa doğru bir şey değil arkadaşlar. Bu önergeyi geri çekin. Bakın, samimi söylüyorum AKP’li dostlar, ben doktorum, bunu doktor olarak okudum, tüylerim diken diken oldu. İçinizde hukukçu olup elini vicdanına koyarak şu önergeyi okuduktan sonra eğer “Bununla, bu ülkede demokrasi yaşayacak.” diyen varsa… Bana belki Allah ömür vermez ama hepiniz çok genç insanlarsınız, benim kızım, oğlum yaşında insanlarsınız, yaşayıp göreceksiniz, bu ülkeye büyük kötülük ediyorsunuz. İnanın, şu önergenizden demokrasi çıkmaz. Bununla ancak demokrasiyi katledip bir dikta yönetimi kurarsınız. Ama, bakın, tekrar söylüyorum: Ne Recep Tayyip Erdoğan ne diğer cumhurbaşkanlarımız ne diğer başbakanlar, kimse vatan haini değil, böyle bir şey söylemiyorum ama ne olursa olsun, kontrolsüz güç her zaman zararlıdır arkadaşlar. Bunu yapmayın. Hiçbir denetimi olmayan güç olmaz. 400 milletvekiliyle -neymiş efendim- sorgulama hakkı getirmişsiniz. Bununla ancak sizin gibi her gördüğü şekerin peşinde koşanları belki kandırırsınız ama dünyayı kandırmanız mümkün değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozkurt.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük'ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/81) esas numaralı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük'ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                           Mustafa Sezgin Tanrıkulu

                                                                                                           İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu konuşacak.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün akşam saatlerinde uğradığı alçakça bir saldırı sonucu yaşamını yitiren Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Sayın Andrey Karlov’a Allah'tan rahmet diliyorum; yakınlarına, ailesine ve tüm Rusya halkına başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, burada gerçekten çok yasa tartıştık geçtiğimiz dönem, şimdi de tartışıyoruz. Bu yasa tasarısı da önemli. Eğer gerekçesine bakarsanız bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. O ihtiyaç da şu: Türkiye'nin kara sınırları dışında operasyonlar var -bana göre doğru değil ama- oradan Türkiye'ye gelen roketatarlar var ve ölümler var. O ölümlerin mağdurları, yaralıları maalesef, şu anda 3713 sayılı Yasa’daki hükümlerden ve 5233 sayılı Yasa hükümlerinden faydalanmıyorlar. Önerdiğim düzenlemeyle aynen bu yasalardaki imkânlardan bu mağdurların da yararlanmasını öneriyorum. Ama boşuna önerdiğimin de farkındayım. Burası Parlamento, muhalefetin görüşlerine açık olması lazım. Geçtiğimiz dönem yaklaşık 40’a yakın yasayı burada tartışmaya açtım ama bir tanesine bile “evet” demediniz. Ama bu dönemde özellikle Suriye’deki, Irak’taki bu operasyonlardan sonra bu önerinin gündeme alınmasını temenni ediyorum ama Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluğunun umurunda olmadığını da biliyorum çünkü muhalefetin gündemi hiçbir zaman sizin gündeminiz olmadı. Oysa demokrasi muhalefetten gelecek bu önerilere de çoğunluk partisinin açık olmasıyla ancak güçlenebilir ve gelişebilir. Böyle bir gündeminiz yok. Gündeminiz ne değerli arkadaşlar? Türkiye'nin gündemi terör, Türkiye'nin gündemi başkanlık. Ne yapmaya çalıştınız değerli arkadaşlar son on dört yılda ve özellikle son altı, yedi yılda ne yapmaya çalıştınız? Türkiye'nin huzur ve güvenliğini hep bir sonraki adımı hedef göstererek korumaya çalışacağınızı ifade ettiniz. Ne demek istiyorum? Mesela 2010’daki referandum. Ne söylediniz o zaman? “Eğer bu referandum geçerse Türkiye huzura ve demokrasiye kavuşacak." dediniz. Geçti. Ne oldu peki? Türkiye huzura ve demokrasiye mi kavuştu? Hayır. Aslında Türkiye bir kaosa ve karmaşanın içerisine düştü, HSYK’nın yapısı değişti ve şimdiki anayasa değişikliğiyle o zaman “Demokrasi ve huzur gelecek.” dediğiniz Anayasa’yı değiştiriyorsunuz. Ne oldu? Yakın örnek vereyim: 7 Haziranda burada milletvekilleri demedi mi? “Türkiye kaosu seçti.” 1 Kasıma 20 Temmuz’da Suruç’ta, 21 Temmuzda Ceylânpınar’da, 10 Ekim’de garda ve diğer saldırılarla istikrarı bozan saldırılara gitmedik mi, terörist saldırılara gitmedik mi? Ne oldu? 1 Kasımda istikrar mı geldi? Aksine istikrar gelmedi, daha da kaos geldi hatta Adalet ve Kalkınma Partisinin içine kaos geldi, Başbakan değişti, kurultay yapmak zorunda kaldınız ve bugünlere geldiniz. Bugün ne diyorsunuz? Diyorsunuz ki: “Eğer başkanlık geçmezse Türkiye kurtulamaz.” Niye bu başkanlık lazım ya da bu diktatörlük lazım ya da bu diktatörlük lazım ya da bu krallık lazım? “Kendimiz için istemiyoruz; Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Orta Doğu coğrafyası, dünyanın geldiği durum bu Parlamentoyla idare edilemiyor. Daha hızlı karar alınması lazım, tek seçici olması lazım, tek adam olması lazım ki biz içeride ve dışarıda kendi yarattığımız düşmanlarla mücadele edebilelim.” Şimdi de 1 Kasımdan çıkan sonuçlara riayet etmiyorsunuz ve başkanlığı Türkiye’de huzur ve demokrasinin güvencesi olarak gösteriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, hepimiz milletvekiliyiz, bu sıralardan geçeceğiz ve bir daha belki olmayacağız ama bu Parlamentonun bıraktığı miras, bu Parlamentonun bırakacağı bu yük, özellikle şiddet ve çatışma konusunda, terör konusunda bırakacağı yük bizim çocuklarımıza miras kalacak, hepimize soracaklar. Kusura bakmayın, ben kendi tarihimi burada yazıyorum, kendi tarihimi bu kürsüde yazıyorum. Tutanaklara baktığım zaman, ben ne söylemişim ve sizler bana ne laf söylemişsiniz, hepsi tutanaklarda var. Benim torunlarım da bakacak, benim partililer de bakacak ama aynı zamanda sizlere de bakacak. O yüzden, bu tutanaklar çok önemli.

Eğer gerçekten vicdan sahibiysek, gerçekten aklımızla hareket etmek istiyorsak, duygularımızı bir tarafa bırakarak, siyasi tercihlerimizi bırakarak Türkiye’yi bu kaos ortamından, bu çatışma ortamından çıkarmak zorundayız. Onun da yeri bu Parlamentodur ve bizi dinlemenizdir. Bir kez olsun, doğru söyleyebilme ihtimalimizden hareket edin, bir kez olsun. Hadi bu yasayı bıraktım yahu. Yani herhâlde kötü bir yasa getirmemişim, şimdi bir el kaldırın, “evet” deyin, bizi şaşırtın, ne olacak? Bir kere olsun bizi bir şaşırtın ya, el kaldırın. Komisyona gideceğiz zaten. “Bakın, muhalefetten gelen bir öneriye de değer verdik.” deyin. Dünyanın sonu olmaz ama demokrasi gelişebilir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Bir milletvekili adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal konuşacak.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, Sayın Sezgin Bey’e teşekkür etmek lazım çünkü bu kanun… Terörden zarar gören vatandaşlarımıza 5233 sayılı Yasa uyarınca tazminat veriliyor, ancak Suriye’den ülkemize gelen, gerek bombalardan gerek uzun namlulu silahlardan dolayı yaralanan ve can ve mal güvenliği tehdit altında olan, malı zarar gören vatandaşlarımıza devlet bir tazminat ödemiyor. Burada 5233 sayılı Yasa diyor ki: “Kişinin kendi kusuru olmaksızın terörden dolayı eğer zarar görüyorsa burada devletin sosyal risk ilkesi uyarınca ve sosyal adalet uyarınca, sosyal devlet uyarınca ödenmesi gerekir.” Bu, aynı zamanda Anayasa’mızın 5’inci maddesi ve 17’nci maddesiyle uyumlu olan bir değişikliktir, bu sebepten dolayı destek vermenizi istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ben bundan iki gün öncesi Düzce ilimizin Hecinler köyünde kar altında, köyünü koruyan vatandaşlarımızla birlikte sabaha kadar bir nöbet tuttum. Düzce ilimizin ve ilçelerimizin katı çöp atıklarının hepsi Düzce’ye bağlı Hecinler köyünün ortasına -yani 200 metre mesafesinde- dökülüyor ve bu katı çöp atıklarının döküldüğü yerle ilgili, Düzce Belediyesinin kendi kaynaklarına göre, 16 trilyon gibi bir harcama yapıldığı söyleniyor ancak Düzce ilinde bu katı çöp atığıyla ilgili yapılan ne işlem var? Bir tane kantar konulmuş, bir de düz bir alan açılmış ve Düzce ilinin ve tüm ilçelerinin kaba atıkları o boş alana atılıyor, üzerinden silindirle geçiliyor, aşağısında da vadi şeklinde olduğu için bir depo yapılmış, tüm zehirli atık sular o depoya gittikten sonra zaman zaman aşıyor, Melen Çayı’na da o zehirli sular karışıyor.

Şimdi, insanlar yazın ve ilkbaharda Melen Çayı’nın yanında piknik yapamadığı gibi, çok sıcak havalarda Melen Çayı’na da girilmesi yasak. Niçin yasak? İSKİ diyor ki: “Ben bu Melen Çayı’nın suyunu içme suyu olarak İstanbul’a taşıyorum, burada Melen Çayı kirlenmesin.” Ancak, Düzce Belediyesinin o pis atıklarının Melen Çayı’na sızması nedeniyle zehirli sular Melen Çayı’na dökülüyor ve Melen Çayı nedeniyle de hakikaten, hem o bölgede tarımla uğraşan vatandaşımızın sağlığı, sıhhati etkilenmiş oluyor hem de zehirli İstanbullulara içiriliyor ve İstanbulluların sağlığı tehdit ediliyor, oynanıyor.

Daha önceden, köylü yani Melen’de oturan vatandaşlarımız bunun ÇED raporunun hukuka, Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere, Çevre Kanunu’na aykırı olduğu bahisle dava açtı, davası idare mahkemesinde kabul edildi. İdare yani Düzce Belediyesi bunu Danıştaya taşıdı, Danıştay tarafından ÇED raporu iptal edildi, “Burada çöplerin dökülmemesi gerekir, aksi takdirde buradaki insanların yaşam hakkı, sağlığı tehdit altında olmuş olur. Bu, yasaya uygun değildir.” denildi ve o dönem bu karar kesinleşti, şikâyetler yapıldı, mühürlendi, çöpler dökülmedi, dokuz aydan beri çöpler dökülmüyor. Ancak, ne hikmet olduysa, dokuz gündür, tekrar, yeniden yeni bir ÇED raporu aldılar. ÇED raporunu daha önce dere yatağından alırken şimdi 25 kilometre uzak bir yerden almışlar -değerli Bakanım da karşımda, gülüyor o da tabii, Düzce Milletvekili- ve evrak üzerinde değişiklik var, fizikî hiçbir değişiklik yok. Kanuna karşı hile yaparak yeni bir rapor aldılar, vatandaş da bunun iptali için dava açtı ancak netice itibarıyla çöpler oraya dökülüyor.

Sayın Bakan destek veriyor, benimle aynı fikirde ama Belediye Başkanına da kimsenin gücü yetmiyor. Sayın Cumhurbaşkanı ne demişti? “Herkes bulunduğu yerde köyünü korusun.” Peki, arkadaş, o zaman Hecinler de köyünü koruyor orada.

Düzce Valisine sesleniyorum: Vatandaşla Emniyeti, Jandarmayı karşı karşıya getirmeyin. Burada Belediye Başkanı hoyratça, keyfince davranıyor, hukuk dışı davranıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Belediye Başkanının 4 başkan yardımcısı var; 4’ünün 3’ü akrabası, 1’i akrabası değil.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum değerli Başkanım.

18 daire başkanı var, bütçesi en fazla yüksek olanları yine kendi akrabaları. Yani, bırakın Adalet ve Kalkınma Partisi üyeleri… Arkadaş, liyakat esası halt edilmiş ve orada silindir gibi üzerinden geçmiş.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Kendi ahbabını, eşini, dostunu orada kayırmış durumda.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aday ol oradan, aday ol.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sözünüzün süresi bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum, özür dilerim, Osman Bey bir şey söyledi.

BAŞKAN – Tamam, sizin de süreniz bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Buyurun Osman Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Osman Bey teşekkür ediyor size.

BAŞKAN – Sonra yan yana birlikte konuşursunuz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki.

Yani, benim şahsi bir şeyim yok Değerli Başkanım, ben halkın sorunlarını dile getiriyorum.

BAŞKAN – Biliyorum da yani Osman Bey laf attıysa yanında sohbet edebilirsiniz, kürsüden değil çünkü süreniz bitti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mahmut Bey, bir de Cumhuriyet Halk Partisi Düzce için de var, onu da…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Efendim, yani, belki, Osman’ın bir sorunu var, Cumhuriyet Halk Partisi varsa onun da sorunu halleder, onun için ben söyledim Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Orada, arkada görüşün.

BAŞKAN – Tamam, birlikte konuşursunuz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Anladım.

BAŞKAN - İşte, ben de “Birlikte konuşun.” diyorum.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ben Osman Bey’le aynı dengede değilim, onun için söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, süreniz bitti, burada herkes eşittir, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – CHP varsa Düzce için de var.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin "Seçim" kısmına geçiyorum.

 

 

 

BAŞKAN – Dışişleri Komisyonunda boş bulunan ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Antalya Milletvekili Mehmet Günal aday gösterilmiştir.

 

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

 

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Bursa Milletvekili Lale Karabıyık aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşimine kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.14

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

1-   Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (x)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Komisyon raporu 341 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan konuşacak.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın geneli üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Genele geçmeden önce özellikle şunu ifade etmek istiyorum: Bu konuda ekonomiyle ilgili sivil toplum örgütleri bizleri ziyaret etti, bu tasarının çıkarılmasına yönelik birtakım girişimlerde bulundular. Haddizatında, muhalefet, bu konuya, bu kanun tasarısı Komisyonda da görüşülürken çok olumlu yaklaştı, ama Hükûmet kararında ısrar etti, hiçbir değişikliğe gitmemeye çalıştı genel anlamıyla bazı şeylerde anlaşma olmasına rağmen, dolayısıyla birtakım düzenlemelerde Hükûmet değişiklik istemedi. Hatta, biz, bu tasarının Komisyonda görüşülmesi esnasında, iktidar burada yoklamayla ilgili eksiği olduğu için Komisyonu tatil etmek zorunda kaldı, biz şunu ifade ettik: “Samimi söylüyoruz, ciddi olarak söylüyoruz, siz gidin, biz eksiği tamamlayalım, bu bir an önce Komisyondan çıksın.” Sayın Bakana da Sayın Komisyon Başkanına da bunu söylediğimi dün gibi hatırlıyorum. Yani bu hakikaten bu kadar acil bir ihtiyaç olmuş olsaydı, şimdiye çoktan gelirdi, böyle bir durum da ortaya çıktı.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Bakan yeni geldi, bir daha söyleyin. 

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sayın Bakanım, hoş geldin.

Şimdi, Sayın Bakanım, bize gelen ekonomiyle ilgili sivil toplum örgütleri bize şunu söylediler: “Ya, bunun bir şeyi çözeceği yok, kanun hükmünde kararnameleri birleştiriyoruz, araya derde deva olacak birtakım şeyleri de koyuyoruz. Siz üzerinize alınmayın, siz olmadığınız için rahat söylüyorum.  “Şimdi, bu, bir şeye, bu kadar derde deva olmayacak ama ya, bunu koyalım, çıkaralım da şu ortamda iş adamlarına da bir moral olsun.” dediler. Hakikaten ben de olsun dedim yani biz buna engel olmayacağız, zaten orada da dedik destekleyeceğiz diye. Ama, üzerinde durduğumuz bazı hususlar vardı, onların da ne olmasını istedik? Görüşülmesini istemiştik fakat onları şey yapmadı.

Yalnız, bu sivil toplum örgütlerinin liderlerine ve bize gönderdikleri temsilcilere ben şunu söyledim: Komisyonda bu tasarı görüşülürken siz bize bazı isteklerinizi gönderdiniz, taleplerinizi gönderdiniz, biz de bunu orada önergelerle dile getirdik, konuştuk. Bu AKP sizin dediğiniz hiçbir şeyi yapmadı, hakikaten yapmadı. Onların önergelerini biz getirdik, hatta bizi böyle yabancı sermaye taraftarı olmakla falan da suçlayanlar vardı. Sayın Bakan öyleydi o zaman. Ama, olmadı yani hakikaten bu adamlar, sivil toplum örgütlerinin liderleri -isim de vermek istemiyorum, vermekte de beis yok aslında ama- bir şeyler olsun istiyor yani bir moral bulmak istiyor. Siz Sanayi Bakanısınız, ben eminim bunu birlikte, hep beraber başaracağız, buna da ihtiyacımız var ama gerçekten iş olsun kabilinden mevzuatı hazırlayacağız… Bürokrat arkadaşlar da o kurumun başında; bir şey yapmayı istiyorlar, derli toplu bir şey olsun istiyorlar, kanun hükmünde kararnamelerle geçmiş bir şeyi de arzu etmiyorlar.

Ben, burada öncelikle biraz sanayi üzerinde durmak istiyorum, bir genel değerlendirme yapmak istiyorum. Tespitlerimde eksiğim varsa, yanlışım varsa özür de dileriz ama bazı tespitleri de yapmak lazım. Bir kere, sanayide kronikleşen sorunlar olduğu yerde duruyor. Artan jeopolitik riskler var, kaybedilen ihracat pazarları var. Kur dalgalanmaları madenden enerjiye, tekstilden inşaata, gıdadan demir çeliğe imalat sanayisinin otomotiv dışındaki tüm sektörlerinde üretimi, ihracatı ve ithalatı geriletiyor aynı zamanda. Esasen, Türkiye’de uygulanan ekonomi politikaları neticesinde imalat sanayisi geri plana atılırken rant odaklı inşaat, emlak sektörü, perakendecilik, hizmet sektörü özendirilmiş.

Şimdi burada bir şeyi ifade etmek istiyorum Sayın Bakanım: Siz bakanlar olarak yürüyün, şuradan yandan da TOKİ Başkanı yürüsün; bütün iş adamları ile vatandaş onun peşine gider, sizin peşinizden gitmez çünkü sanayiden aldığınız kesim, sanayinin kaybettiği millî gelir içindeki pay nereye gitti? İnşaata gitti, konuta gitti. Dolayısıyla, insanlar orada neyi görüyorlar? Orada bir gelecek görüyorlar. Burada gelecek görseler buraya gelirlerdi, Kabinenin arkasında dolanırlardı. Bakıyorum ben, oraya daha çok ilgi var; gazetelere de bakıyorum, aynı şekilde.

İmalat sanayisi istihdamı geriliyor. 2015’te imalat sanayisinin üretimi, ihracatı, ithalatı azaldı, kapasite kullanım oranı yüzde 75 civarında. İmalat sanayi istihdamı da geriliyor. Türk sanayisindeki temel sektörlerin önemli bir bölümünü yüksek oranda ithal ara malı ve yatırım malına bağımlı hâle geldi. Bu durum, ihracatın da ülkemize bıraktığı katma değeri düşürüyor.

Nitekim, ihracatın millî gelire katkısı iki yıldır negatif. Şurada bir dahilde işleme rejimi var: Ben Dış Ticarette Müsteşar Yardımcılığı yaptım, beyefendi de Bakanlık yaptı; biz bu işin içinden çıkamıyoruz. Sizin sanayiyi batıran burası. Ben Dış Ticarette Müsteşar Yardımcılığı yapmama rağmen… Yani yasa dışı değil, açık bir bilgi ama elde edemiyoruz. Gümrük ve Ticaret Bakanlığında bu Sayıştay raporlarına girmiş, çok önemli bir kısmı takip edilemiyor. Siz üzerinde durun lütfen, imalat sanayisini çok büyük sıkıntılara gark eden bir hâl var orada. Bunu bir inceleyelim. araştırma önergesi verdim.

Sayın Grup Başkan Vekilim, bu konuyu siz de biliyorsunuz, hakikaten burayı mahveden bir kesim. Buna bir bakmak lazım, incelemek lazım. Neden ortaya çıkarmıyorlar, onu da bilmiyorum.

Türk sanayisinin ithalata bağımlılığı giderek artmış, 2015 yılında imalat sanayi toplam ithalatın yüzde 80’ini geçmiş. Diğer bir bakış açısıyla, kabaca bir hesapla, imalat sanayisinde 100 birimlik üretim yapabilmek için 80 dolarlık ithalat yapıyorsunuz. Bunu iktidara yakın STK’ların başkanları söylüyor, sadece biz de söylemiyoruz. Türkiye için sürdürülebilir olmayan bu tablo, sanayide ihtiyacımız olan üretim yapısına erişmemiz için büyük bir engel.

Sanayicimizin borçlarının toplam varlıkları içindeki payı –burası önemli- 2002 yılında yüzde 52, 53’tü, 2014’te yüzde 57’ydi, 2015’te geçtik, yüzde 60,1’e yükselmiş.  Şimdi, bu, felaket bir şey, giderek de kötüleşiyor. Bilançolarda biriken kur riski reel kesim için belirsizliği artırıyor, dış şoklara açık hâle getiriyor.

Bakın, Denizlili bir sanayici, -arkadaşlar da tanır, Denizli milletvekilleri, isim vermeyeyim- “Bankadan kredi alamıyorum, tıkandığım da yok ama bir ihtiyaç var, bir üretim yapıp satacağım; vermiyor, gittim banka müdürüne ‘Ya kardeşim,  ben otuz senedir bu bankanın, bu şubesiyle çalışırım. Ben hiç bu şubeye gelmedim. Ya muhasebe müdürüm ya finans müdürüm gelir muhatap olur burada. Ya siz beni getiriyorsunuz, sizi görmekten mutluluk duyuyorum ama ne hâle geldiğimizi de bir görün.’ dedim.” diyor. Söylediğimde öyle abartı falan yok. Yani bu yeteri kadar açık, birtakım gayretleriniz var ama problemi çözmüyor.

Son yıllarda sanayici hem faizden hem de kur artışından kaynaklanan zararlarını kapatabilmek için uğraşmış. Finansal kesim dışındaki firmaların varlıklarıyla yükümlülükleri farkı yani net döviz pozisyonu açığı, 2002 yılında 6,5 milyar dolar, 2016 yılı Mayıs ayı itibarıyla 195,9 milyar dolar. Artan döviz kuru firma bilançolarını olumsuz etkilemiş durumda. İthal girdideki kurdan kaynaklanan fiyat artışları ürün maliyetlerini artırıp içeride de fiyatları artırma baskısı yaratırken dış pazarda bu fiyatlarla rekabet güçleşiyor. Sanayi istihdamı, millî gelirin yüzde 4 büyüme gösterdiği 2015’te 42 bin kişi gerilemiş. Yine, Temmuz 2016 itibarıyla, bir önceki yılın aynı ayına göre sanayi istihdamı 82 bin kişi azalmış. Sanayi Üretim Endeksi 2015 yılı ortalamasına bakıldığında, sanayi üretiminde yıllık 3,2 gibi sınırlı bir artış var. Türkiye ekonomisinde son dönemde imalat sanayisi ağırlıklı olmak üzere, sanayinin payındaki düşüş dikkat çekiyor. İmalat sanayisinin yurt içi hasıla içinde yüzde 20’lerde olan payı 2009’da yüzde 15,2’ye gerilemiş; bu, bugünlerde de yüzde 15’ler civarında yani değişen bir şey yok. Sanayi Bakanlığı 2011-2014’te Türkiye Sanayi Strateji Belgesi hazırlamış, “orta ve yüksek teknolojili sektörler” demiş, “Bunun üretimini, ihracattaki payını artıracağız.” demiş; akabinde, 2015-2018 Sanayi Strateji Belgesi de benzer ancak ne yazık ki bu hedeflerin aksine, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ürün üretiminde ilerleme yok; bilakis, gerileme olmuş. İhracatta da 2002’ye göre -AKP çok seviyor- gerileme, üretimde de benzer şeyler var. Şimdi, bunu bir tarafa koyalım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, Dünya Rekabet Gücü Endeksi’nde 2016 yılında 55’inci sıraya gerilemiş, inovasyonda ise 2016’da 65’inci sıraya gelmiş, 2014’te 56’ncı sıradaydık. Teknolojik yeterlilik açısından 60’ıncı sıradayız. Buraya bakıldığında, dünyada, gerçekten, rekabet gücü bakımından ciddi bir gerileme içerisindeyiz. Bütün bunlar aslında, bilim, teknoloji ve sanayide rekabet gücü kazanmak için yeni bir politik ekonomi için stratejik bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi, sanayi toplumunun yakıtı paraydı; bilgi toplumunda yakıt, güç ile bilgi. Dünya artık emek yoğun, malzeme yoğun, enerji yoğun değil bilgi yoğun. AR-GE, patent, yüksek teknoloji sektörlerine ilişkin göstergeler bilgiye dayalı üretimin, rekabetin hedeflenen düzeyde olmadığını ortaya koyuyor. Ayrıca, imalatta sanayi katma değeri başına enerji tüketimi olarak tanımlanan imalat sanayisinin enerji yoğunluğu da yüksek. İmalat sanayisinin bölgesel dağılımında dengesizlik sürüyor, yüzde 50’si hâlen Marmara Bölgesi’nde. Bu korkunç bir şey, bir yere yığmışsınız, Allah muhafaza… Yatırım teşvik sisteminin bölgesel öncelikleri maalesef son yapılan düzenlemelerle etkisiz kılındı. İmalat sanayisinde büyük ölçekli firmalar ile küçük ölçekli firmalar arasında belirgin bir verimlilik farkı var.

Şimdi, zaten, bir vergi sistemi falan da yok. Geçen burada söyledim, bir torbayı getiriyorsunuz “Ya, işte, ne kadar verirsen… Şu kadar ver, anlaşalım, müfettiş de üstüne gelmesin, bir vergi işi olsun.” diyorsunuz, veriyor. Ben geçen burada söyledim, AKP yakında mültezim kadrosu verecek her ile vergi dairesine. Onlar da ne yapacak? AKP il başkanlarını da atarız “mültezim” diye, toplarlar “Şu kadar vereceksin, bu kadar vereceksin.” Ne kanuna ne orana ne bir şeye ne Vergi Usul Kanunu’na ihtiyaç var. Tabii ki bunlar gidiyor…

Ben Sanayi Bakanlığı bütçesine geçen sene burada dedim ki: “Bu savaş bütçesi.” Tabii, o zaman çok farklı düşünüyorlardı. Sayın Bakan gitti, savaşın bakanlığının üstüne oturdu. Geçen burada karşılaştık, bir de espri yaptık “Böyle oluyor.” diye, bunu söyledik.

Sayın Bakanım, 2,5 milyon şirket ile 11 milyon kişiye sicil affı isteniyor, bugün gazetelerde vardı. Ülke bu hâle gelmiş, bunun nesini düzelteceğiz biz? Burada, basın toplantısından fırladı gitti Gümrük ve Ticaret Bakanımız “Şunu hazırlayayım.” diye. Onunla ilgili de birtakım şeyleri söyleyeceğim şimdi. Sicil affında bir de -bugünkü gazetelerde var- zimmet suçu kargaşası çıktı. “Zimmetle ilgili mevzuatı değiştirin. Ben nasıl kredi vereyim?” diyor adam. Bir de böyle bir sıkıntı var. Buna bakmak lazım.

Bakın, siz Denizli’ye gittiniz, “Teşvikten sorumlu bakan Denizli’de.” Denizli Sanayi Odası Başkanı şunu söylüyor: “Uzun zamandan beri müteşebbisin yatırımdan uzaklaştığını kaydeden Keçeci ‘Yatırımdan uzaklaşan müteşebbis AVM inşaatı, arsa alım-satımına yöneldi, onları yatırıma yönlendirmek için bir çalışma yapmak lazım. İlk olarak, yirmi beş yıl önce kurulmuş, altyapısı bitmiş ve stratejik olarak her türlü yatırıma müsait Çardak Organize Sanayi Bölgesi’ni harekete geçirmek lazım.’ diyor -AKP geleli on beş sene oldu- daha devam ediyor ‘Vakıflar Bankası üzerinde görünen 900 bin metrekare yerin de yatırımcıya intikali için çalışıyoruz.’ diyor.” Siz gittiniz gördünüz oraları.

Bu bankanın verdiği krediler nereye gidiyor onu bilmem ama bugün benim başıma bir olay geldi, kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Beni bugün telefonla biri aradı, İstanbul telefonu; açtım, dedi ki: “Emin Haluk Ayhan’la görüşeceğim.” “Benim” dedim. Dedi ki “15 kuruş, kredili mevduat hesabınızdan borcunuz var.” “Tamam” dedim. “Ne zaman ödeyeceksiniz?” dedi. “Bugün öderim.” dedim. Şimdi, adamın parasını bu kadar iyi takip ediyor hakikaten bankalar. Peki, neden bu kadar açığa düşüyor? 15 kuruşun peşinde… Hadi, Allah’ı var, borçlu gitmek de var; teşekkür ettim memura yani dünyanın bin türlü hâli var. Baktığınız zaman, bakın burada, bu tür şeyler de gelişiyor.

Şimdi, bugün mesela, mevduat bayağı sıkıntılı; herkes konuta yönelmiş, “apart”a yönelmiş, başka şeylere yönelmiş, bir sürü de sıkıntı var; bunların giderilmesi lazım. Bizim müteşebbis ilimiz ihracatçıydı, sanayiciydi, hakikaten sıkıntıya girdi. Ben bugün bunu konuşmadan önce, açtım Sanayi Odası Başkanına “Sana zararım olur mu?” diye sordum. O da esprili, bunu söylemişiz artık, gazeteye de geçti de. Şimdi, hakikaten bir de insanlar sıkıntılı. Bakın ne diyor: “Devlet, hazırlamakta olduğu yatırım teşviklerini bir daha gözden geçirmeli,  yatırımcımıza yatırım yapacağı alanları uygun fiyatla vermeli; versin.” diyor.

Sizin bakanlık geçen sene fabrika binası yapmaya uğraşıyordu, fabrika değil, fabrika binası. Neden? Demin dedim ya, TOKİ… TOKİ gibi bir şey yapacak. İller Bankası da öyle; o da TOKİ’nin yaptığı işi yapmaya kalktı, orada da bir sıkıntı var. Bütün bunlar problemli olarak devam ediyor.

Şimdi, bakın Sayın Bakanım, diyor ki: “Bugüne kadar her türlü uğraşımıza rağmen ticari bankalarda yatırım için uygun şartlarda, uygun faiz rakamlarında bir kaynak elde edemedik.” AKP geleli on beş sene oluyor.

Bugün ülkemizin en önemli sorunu ihracatın ve yatırım ortamının harekete geçirilmesidir, katma değeri yüksek ürünler üretilmesidir. Bugün hâl⠓İhracatın ortalama birim fiyatı 2 dolar.” diyor. Bütün bunlar, sıkıntılı alanın olduğunu gösteriyor.

Şimdi, millete olmayan doları bozdurmaya uğraşıyoruz, değil mi? Ben geçen burada dolarla ilgili, kredilerle ilgili konuştum da onun alanı farklı biraz. Bu el konulan firmalara ne oldu? Kayyum atadınız. Kayyumlar kucak kucağa, yumruk yumruğa birbirine girdi. Kalktılar, nereye gittiler? Karakolluk oldular ya, fiziki. Ben bunu burada söyledim. Şimdi ne yaptığımızı… Döviz mevduatı yüzde 124 artmış 2012’den geçtiğimiz bir iki aya kadar ama TL mevduatı yüzde 40 artmış. Bu güvensizliği kim sağladı? Kim yönetiyor bu ülkeyi? Bunları düzeltmemiz lazım. Onun için, Sayın Bakanım, hakikaten, sanayicilerin söylediği gibi, iş adamlarının söylediği gibi, biz buna destek vereceğiz, engel olmayacağız. Bizim burada bazı tereddütte olduğumuz şeyler var, onları da söyleyeceğiz, sizlerle konuşuruz maddeler geldiğinde ama bir şey yapalım, doğru düzgün bir strateji koyalım. Ben size güveniyorum. Türk milletinin bir ferdisiniz, Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekilisiniz. Niye yapamıyoruz biz bunları ya? El âlem bizden çok daha mı iyi ya? Bunları yapalım, bunları ortaya çıkaralım.

Bakın, “Merkez Bankası, kaynaklarını yatırıma yönlendirsin.” diyor. Biz bunu programımıza da koyduk, seçim beyannamemize de koyduk, her yere koyduk “Merkez Bankası faiz düşürsün.” diye. Bakın, bugün onlar ne kadar mütereddit oldular. Öyle karikatürler var, tren yolunun üstüne Merkez Bankası Başkanını yatırmışlar, tren geliyor, geçiyor. Bunlardan atlayalım. Bu memlekette birlik, beraberlik içinde hadi bu işi bir halledelim. Bugün bu da bir başlangıç olsun.

Ben sizlere başarılar diliyorum. Bu tasarının da kanunlaşmasıyla memlekete hayırlar getirmesini Cenab-ı Hak’ta niyaz ediyorum. Yani tasarıya aslında değinmeye vaktimiz bile kalmadı ama bunları söylemezsek de rahat etmeyecektik.

Ben teşekkür ediyorum tekrar.

Yüce heyete saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacak.

Buyurun Sayın Doğan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Cümlenizi saygıyla selamlıyorum.

Konuyla ilgili konuşmama başlamadan önce üç önemli konuya işaret etmek istiyorum. Birincisi: Bugün Türkiye, ciddi güvenlik risklerinin yaşandığı, siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın çok yaygınlaştığı; çok ciddi bir güvensizlik sorunu yaşayan, yarınından endişe duyan bir ülke psikolojisi içindedir. Bu durumu acilen aşmamız gerekmektedir. Başkentimizde Rus Büyükelçisi katlediliyorsa durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamamız lazım. Büyükelçiye Allah’tan rahmet, ailesine ve ülkesine başsağlığı diliyorum.

Eş genel başkanlarımız ve 10 milletvekilinin tutuklanarak yasama faaliyetlerinden alıkonulması, özgürlüklerinin kısıtlanması, demokrasimiz için bir utanç süreci olarak yakın tarihimize konu olacak, kara bir sayfa olarak yerini alacaktır bu husus. Partimize ait binalara karşı yapılan saldırıları ayrıca buradan kınıyorum. Parlamentomuzun bu sürece bir çözüm bulması gerekmektedir. Bu sürecin kabul edilebilecek hiçbir yönü yoktur.

Değerli milletvekilleri, yargıdan el çektirilen hâkim, savcı ve hâlâ devam eden yargı operasyonları bu tutuklama süreçlerine ilişkin bize önemli ip uçları veriyor olmalıdır. Milletvekillerimizle ilgili hazırlanan fezlekeler ve iddianamelerin çoğu görevden el çektirilen cemaatçi savcılar tarafından hazırlandığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Bu nedenledir ki bu süreci doğru kavramak ve karar vermek bizim görevimizdir.

Değerli milletvekilleri, birlikte konuşup çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yoktur. Hiçbir kimse kendini daha fazla yurtsever, vatansever ilan edemez. Hiç kimsenin de elinde böyle bir terazi söz konusu değildir. Ortak vatanımızda birlikte, eşit yurttaşlık temelinde yaşamanın zorunlu olduğu bilincini tüm ülkemize yaymalıyız. Ortak vatanımızda demokratik ulus olmanın mücadelesini, demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin çabasını doğru kavramamız gerekmektedir. Bu Mecliste görev yapan, halkın iradesini üzerinde taşıyan her milletvekilinin daha iyi yaşanabilir ülke için ülkemizde gelişmiş bir demokrasinin inşa çalışmasına katılması doğaldır.

İkinci konu da tam otuz sekiz yıl önce bir katliamla ilgili bir hususu tekrar hatırlatmak istiyorum. Değerli milletvekilleri, tam otuz sekiz yıl önce Maraş’ta 19 Aralıkta başlayıp 25 Aralık akşamına kadar süren bir katliam yaşandı ülkemizde. Bu katliamda resmen saptanabilen, katledilen yurttaş sayısı 111 idi. Yüzlerce kişi yaralanmış, aralarında CHP, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, TÖB-DER, Polis Memurları Dayanışma Derneği yani POL-DER binalarının ve sağlık müdürlüğünün bulunduğu 210 ev ve 70 iş yeri yakılıp yıkılmıştı. Katliamın ardından binlerce Alevi, Kahramanmaraş’ı  maalesef kaçarcasına terk etti. Dönemin CHP milletvekili Oğuz Söğütlü, Kahramanmaraş’ta yaşananların açık soykırımdan başka bir şey olmadığını, Alevi nüfusunun yüzde 80’inin kenti terk ettiğini bu kürsüde söylemiştir. Açıkça önceden planlanan ve sahneye konan klasik bir senaryonun oynandığı Maraş’ta gelişen olayların üzerinden otuz sekiz yıl geçmesine rağmen, hâlen aydınlatılmamış olması ve üstelik Maraş katliamında başrolde yer alanların çoğunun daha sonraki süreçlerde siyasetin ve devletin önemli kademeleri içerisine alınarak ödüllendirilmeleri yaşanan acıları daha da artırmıştır. Bir numaralı katliam sanığının 1991 yılındaki seçimlerde milletvekili olarak Parlamentoya girmesi, maalesef, Alevileri çok üzmüştür. 804 sanık hakkında açılan davada 379 kişi beraat etmiş ve diğer sanıklar ise katliam boyutundaki olaylardan küçük cezalarla kurtulmuşlardır. Olaylardan sonra yüzlerce insanın öldürülmesi, binlerce insanın yaralanması, iş yerlerinin ve evlerinin tahrip edilmesi suçları ise cezasız kalmıştır. Ülkemizde yaşayan her insan, Maraş katliamı özelinde Türkiye’nin karanlık geçmişi ve bugünüyle yüzleşmesinin zaruriyetini görmekte ve bu sürecin yüzleşme anlamında tamamlanmasını istemektedir. Yaşananların bir daha tekrar etmeyeceği bir gelecek için Maraş katliamının her yıl Maraş’ta anılmasını, Maraş’a bir katliam anıtının yapılmasını ve bu anıtın üzerine katliamda ölümü tespit edilen tüm yurttaşlarımızın isimlerinin yazılmasını, katillerinin cezalandırılmasını Alevi toplumunun ve duyarlı bütün kesimlerin bir ortak beklentisi olarak size sunmak istiyorum.

Diğer üçüncü bir konu: Değerli milletvekilleri, Ankara'da 1 Haziran 2013 tarihinde Kızılay Meydanı’ndaki Gezi Parkı eylemleri sırasında Ethem Sarısülük’ün öldürülmesiyle ilgili davada Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinden bir karar çıktı. Mahkeme heyeti sanık polis Ahmet Şahbaz’ı bir yıl dört ay yirmi gün hapis cezasına çarptırdı. Bu cezayı da 10.100 lira adli para cezasına çevirdi. İşte hak, işte hukuk, ülkemizin insana verdiği değer budur. Bile bile bir insanı katleden bu şahsın cezası bu mudur sayın milletvekilleri? Elbette değil, siz de öyle düşünüyorsunuz. Vicdanları kanatan bu yara, bu şekilde kapatılmayacaktır. Sürecin takipçisi olacağız. Ethem yoldaşa, Ethem cana söz veriyoruz bu konuda.

Değerli milletvekilleri, Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı, yıllardır bir türlü çıkmayan marka, patent ve faydalı modeller, coğrafi işaretler, tasarım ve geleneksel ürün adları hakkında düzenlemeleri kapsamaktadır. Genel olarak maddelerin üzerinde uzlaşıldığını görüyoruz ama ne yazık ki hazırlık aşaması sürecinde bu uzlaşıya dair pek adım da görmedik. Yaklaşık bir yılda hazırlanan… Hazırlık aşaması sürecinde muhalefet sürece dâhil edilmemiştir maalesef. 190 maddelik bir tasarı alt komisyondan sadece bir haftada iki kere toplanılarak yeterince planlama yapılmadan geçirilmiştir. Üstelik, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun görüşleri de alınmadan hazırlandığını biliyoruz. Demokrasi, azınlığın ve muhalefetin karar alma süreçlerine dâhil edilmesiyle anlam bulur. Sivil toplum örgütlerini dışlayarak, muhalefetin önerilerini dikkate almadan yapılan her çalışma eksiktir. Muhalefet sorunları tespit eder, iktidar da bu sorun alanlarını çözüme kavuşturur. Normalde de olması gereken budur. Adalet Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülmesi gereken tasarının bir hafta gibi kısa bir süreye sıkıştırılması doğru bir uygulama değil ne yazık ki, bunu da belirtmek isterim. Fikrî ve sınai mülkiyet haklarının yapılmış ve yapılacak marka, patent, coğrafi işaretleme, geleneksel ürünler ve tasarım başvurularını hukuksal bir zemine oturtmak önemli ama asıl sorun buradan kaynaklanmamaktadır aslında. Adalet, Avrupa Birliği Uyum, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşülse tasarı, sorunun kanun çıkarmakla çözülemeyeceğini, meselenin daha derinlerde, başkanlık rejimine doğru gidişten ve yürütülen sermaye odaklı zihniyetten kaynaklandığı da görülecektir. 7 Haziran sonrasında giderek merkezîleşen ve tek bir adam rejimine dönüşen bir ülkenin bilimi ve sanayisi de, üretimi de, sporu da hep sorunludur. Sporu erkekleştirmek için futbola indirgeyen, futbolu da stadyumların açılışlarıyla siyasi propagandaya dönüştürülen bir ortamda spordan ne bekleyebiliriz ki? Futbolumuza bakalım örnek olarak. Geçenlerde yayın ihalesi 500 milyon dolardan alıcı buldu. Sponsorlar ve ekstra gelirlerle de bu rakamlar milyar doları buluyor. Sonuç ne oldu? Her yıl giderek artan bir vergi borçları, kulüplerimizin dünya liglerindeki başarısı ortada. Üstelik millî takım da spor kulüplerini aratmamaktadır fakat bir teknik direktörün maaşı neredeyse asgari ücretlinin yirmi beş yıllık emeğine karşılık olan tazminata denk getirildiğini görüyoruz. Asgari ücrete zam da bu sene sıfır olarak düşünülüyor ama erkek egemen sporda bir teknik direktöre çuvallarla para veriyoruz. Bakış açımızın, hâlimizin de, bakışımızın da özeti budur değerli milletvekilleri: Emeğe yok ama emek sömürüsüne çok para veriyoruz.

Sayın Başkan, sanatta da durum farklı mı? Önce arabesk müzikle uyuşturulan zihinler şimdilerde TV’lerde ses yarışmalarıyla uyuşturuluyor. Kendilerini jiletle sakinleştiren, acıdan zevk alarak onu kutsayan insanların yerini bir anda şöhreti yakalamak isteyen eğitimsiz insanlar almaktadır. Dünyanın en önemli müzik ödülü olan Beethoven Uluslararası Ödülü’nü alan Fazıl Say’ın konserlerini satırlarla basılırken tamamen bir kurgu içerisinde hareket eden ve sadece duyguları sömürmek üzerine kurulu programlar rating rekorları kırmaktadır. Halkın gerçekleri görmemesi pahasına yapılan bu programların bu ülkenin gelecek ufkunu öldürdüğünü ne zaman göreceğiz? Ne üretiyoruz? Hiçbir şey. Zenginliğimiz yok sayılıyor; dengbejler, ozanlar, âşıklar yok oluyor. Bir kültür sanki daha önce hiç var olmamış gibi ortadan kayboluyor. Markadan bahsediyoruz. Markayı çok mu uzaklarda arıyoruz? Bizim markamız, Âşık Veysel, Âşık Daimi, Muhlis Akarsu, Şakiro, Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş, Ciwan Haco, Nizamettin Ariçlerdir. Biz daha kendi kültürümüzü bir türlü markalaştıramıyoruz.

Ayrıca, yeri gelmişken söyleyeyim “O Ses” yarışmalarında her dilden şarkılar söylenebiliyor ama bu toprakların en kadim dillerinden Kürtçeyi kullanamıyoruz, kullandırmıyorlar. Bu durum kabullenilecek bir durum mu sayın milletvekilleri? Ülke barışına bu durum zarar vermiyor mu? Hani kardeşlik, hani bir arada yaşam söylemleri?

Değerli milletvekilleri, eğitimde de ne durumda olduğumuza bir iki örnek sunmak isterim. OECD’nin üç yılda bir gerçekleştirdiği ve özellikle bilim ve matematik alanında öğrencilerin seviyelerinin ölçüldüğü PISA raporunda 72 ülke arasında 50’nci sırada olduğumuzu biliyoruz. 2015 yılında gerçekleştirilen üniversiteye giriş sınavlarında tam 42 bin öğrenci sıfır puan aldı. Çocuklarımız en temel problemi çözmekten artık uzaktır. Türkiye'nin en iyi liseleri proje okul kapsamında yeniden dizayn edilmekte; en iyi üniversiteleri kendi rektörünü bile seçemez duruma gelmiştir. Liseler kendi içinde hiyerarşiye tabi tutulmakta, sonra “Bu sıralamayı meslek liseleri ile imam-hatipler bu kötü noktalara çekiyor.” denilmekte. Hiç kusura bakmayın ama bu tablo maalesef sizin eserinizdir.

1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, en temel hukuki ilkeler ayaklar altına alınarak, tek seferde 28.163 öğretmen adil yargılama ve savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevlerinden ihraç edildi, barış için imza atan değerli akademisyenler meslekten ihraç edildi. Öğretmenleri ihraç ederek, akademisyenleri korkutarak, üniversite gençliğini sindirerek mi marka yaratacağız? Her yere imam-hatip liseleri açarak mı marka üreteceğiz? İmam-hatip liselerinin ihtiyaç olduğuna inanırım ama bu kadar çok açılması da kabullenilecek bir durum değildir. Bunun fikir üretimine katkısı nedir değerli milletvekilleri? Eğitimde bir marka yaratabildik mi? On dört yıllık iktidarınız boyunca 6 Millî Eğitim Bakanı değiştirerek mi marka yaratacağız, yoksa, sermayeye ucuz iş gücü olarak çocuklarımızla mı markalarımızı yaratacağız?

Sanayimiz farklı mı peki? Öncelikle imalat sanayisine bakalım, toplam ithalatın yüzde 80’ini imalat sanayisi oluşturmakta. Katma değeri bu kadar düşük yatırım malına bağımlı bir sanayiyle mi marka yaratacağız? Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayisi ihracatı içindeki payı yüzde 3,7; ithalatı içindeki payıysa yüzde 16,1’dir. Motoru, makine parçalarını, yazılımı ithal ederken nasıl yüksek teknoloji ürünü geliştireceğiz ve bunu nasıl markalaştıracağız? Ne üretiyoruz, neyi markalaştıracağız?

Değerli milletvekilleri, mesele patent almak, patent başvurusu yapmak ya da çok fazla patente sahip olmak değildir; önemli olan, üretim yapmaktır, önemli olan, fikirdir. Patent rakamlarına bakıyoruz, Avrupa’nın oldukça gerisindeyiz. Korsan ve taklit üründen de ülkemiz geçilmiyor. Patent başvurusu sıralamalarında ilk 20’ye girdiğimiz bir alan var mı? Yok elbette. Patent başvurularının dağılımına baktığımızda 4 büyük şehrin ağırlığını görmekteyiz. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa patent başvurularının yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Peki, ya diğer iller? Patent alabilmek için iyi bir şeyler üretmek gerekiyor. Bu da, AR-GE çalışmalarına ağırlık vermekle, planlama ve programlamakla, AR-GE çalışmalarıyla ilk sırayı almakla ilgili bir husustur. Peki, bunun için AR-GE’ye ayırdığımız kaynak yeterli mi değerli milletvekilleri? Türkiye bütçesinin yalnızca yüzde 1’ini AR-GE’ye ayırıyoruz. Bu, Avrupa ortalamasının 2,5 kat altında bir rakam. AR-GE’ye ayırdığımız harcamaların uluslararası bir şirketin harcamalarının altında olduğunu geçen bir konuşmamda belirtmiştim. Toyota firmasının AR-GE’ye ayırdığı miktar bizim 2 katımız değerli milletvekilleri. Artık doygunluk seviyesine gelmiş inşaat sektörüne harcanan paralara baktığımızda bu rakam kabul edilebilir bir seviyede değildir. Bu eğitim sistemiyle, bu sanayiyle, bu sanatla ne yazık ki marka yaratmak da, özgün fikir üretmek de artık çok zordur. Şimdi, ortaya koyduğum bu tablo sonucunda Sınai Mülkiyet Yasası’nı bir daha incelemek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bir sınai mülkiyet yasası olmadığı için bugüne kadarki düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle yapılmaya çalışılmış ancak Anayasa Mahkemesince, temel hakların, kişi hakları ve ödevlerinin ve Dördüncü Bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerin kanun hükmünde kararnamelerle düzenlemeyeceği belirtildiği gerekçesiyle, marka tasarım, patent ve coğrafi işarete ilişkin kanun hükmünde kararnamelerin bazı maddeleri bildiğiniz gibi iptal edilmiştir. AK PARTİ Hükûmeti ve sermaye çevreleri de sınai mülkiyet hakkı alanında söz konusu olabilecek muhtemel iptaller nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunların ve hak kayıplarının ortadan kaldırılması amacıyla kanun hükmünde kararnamelerin bir an önce kanunlaşması maksadıyla bu yasa tasarısını hazırlamıştır.

Sınai mülkiyet, büyük firmaların üretim, pazarlama ve dağıtım gibi süreçlerini rekabette tekel varlığını korumak ve güvenceye almak adına çıkarılmaktadır. Tasarının gerekçesi olan “hak kayıpları ve sorunlar” Anayasa Mahkemesinde iptal edildiği için sermaye ve tekellerin yaşadığı sorunların ve sözde hak kayıplarının önüne geçmek için hazırlandığı bilinmektedir. Tasarım, buluş ve teknolojik yenilik kimsenin mülkiyeti altında gizlendirilemez. Bu buluşlar insanlığın ortak mirasıdır ve insanların ortak kullanımı için geliştirilen değerlerdir. Buluş, fikir ve üretim biliminin gereği ve kolektif çalışmanın ürünüdür. Dolayısıyla, yeni bir buluş bir kişiye ya da zümreye değil insanlığın tamamınadır ve insanlığa hizmet için ortaya konmaktadır.

Bir buluşun, bir keşfin, bir fikrin ortaya çıkmasında mutlaka birilerinin ya da bazı grupların emekleri daha fazladır, bu konuda mutlaka birileri daha fazla çalışmıştır veya teşvikler bu konuda daha özendirici olmuştur ancak -bu teşviklerin de Türkiye’de bu konuda yeterince özendirici olduğunu da söyleyemeyiz- bu hakkın muhatabı çok uluslu şirketler değildir. Biz, bu kanunda mühendislerin, tasarımcıların, mimarların emeğinin yeterince verilmediğini, kanunlarla yeterince korunmadığını görmekteyiz. Tasarının 60’ncı maddesinin (10)’uncu fıkrasında “Başvuru sahibi tasarımcı değilse tasarımcılardan tasarım başvuru hakkını nasıl aldığını açıklaması yeterlidir.” ifadesi bunun çok açık bir göstergesidir değerli milletvekilleri.

Yasa değişikliğiyle, katma değer ve yaratıcılık emekleri zaten sömürülen iş görenlerin tasarım hakkını da kullanmaları zorlaştırılmakta. İşveren ile iş gören arasında olan iş hayatı akışında hak iddia etmesinin zorlukları bilinirken, bu kanunla birlikte, tasarım emeği verenin emeğinin işverenler tarafından çalınması da daha kolay hâle getirilmiştir. Patent başvurularında başvuru sahibinden açıklama yerine, tasarımcının haklarını nasıl hak ve hangi koşullarda devrettiğini gösteren bir sözleşme talep edilmesi zorunludur ve aslında gerekmektedir de.

Kapitalizm tarihi, şirketlerin tasarım ve buluşlarının oluşturulmasını sağlayacak ortamları nasıl da sinsice himayesine aldığı ve mülkleştirdiğini göstermektedir. Kamu yararı bulunan bir tasarım ya da buluşun yaygınlaştırılıp kamu yararına ve hizmetine sunulması gerekirken, mülkleştirerek sermayenin koruması altına alması elbette ki tarafımızdan kabul edilemez. Bu da Anayasa Mahkemesinin daha önceki iptal gerekçelerinde doğru bir şekilde belirttiği gibi, temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ve dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevlerine aykırı bir durum oluşturmaktadır.

Bunun yanında, sadece makroekonomik bakış açısıyla düşündüğümüzde dahi, söz konusu Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’nın yasalaşmasının, Türkiye'nin ekonomik gelişimi için faydadan çok zarar getireceği hususunu da burada belirtebiliriz. Bunun en temel sebebi de Türkiye ekonomisinin bir üretim değil, borca dayalı bir tüketim ekonomisi olduğu ve tasarı yasalaşırsa yerli üreticilerin uluslararası tekeller karşısında zararlı çıkacağı gerçeğidir.

Türkiye'de, işçi ve emekçileri güvencesizleştirerek yabancı sermaye için ucuz iş gücü hâline getiren kiralık işçilik yasası nasıl yabancı sermaye çıkarlarına hizmet için çıkarılmışsa, söz konusu yasa da ülke pazarını yabancı sermaye için daha cazip hâle getirme çabasından başka bir motivasyona hizmet etmemektedir.

AK PARTİ’nin siyasi ideolojisinin dayandığı neoliberal kalkınmacılık anlayışı, kısa vade için kaynak sorununu çözüyor gözükse de orta, uzun vadede ülke tasarımcılarını, emekçilerini ve küçük üreticilerini eskisinden çok daha savunmasız ve bağımlı hâle getirecektir. AK PARTİ’nin on dört yıllık ekonomi politikaları bize bunu defalarca göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, ekonomi, işçi ve emekçiler için değil işverenler için büyümüş, bu büyüme de işçi katliamları, artan yoksulluk ve borç köleliği olarak emekçi halklara ödetilmiştir.

Özetle, tasarım, buluş ve bunun gibi süreçlerin tek taraflı mülkleştirilmesini tescilleyecek ve somut olarak da yabancı sermaye karşısında kamu ekonomisinin kooperatifleri ve KOBİ’leri yaşayamaz duruma getirecek bu yasa tasarısının bu sorunları çözemeyeceğini ve bir çözüm sağlamayacağını burada belirtmek isterim.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Nedir talebiniz?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Kahramanmaraş olaylarıyla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum Kahramanmaraş Milletvekili olarak.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika süre veriyorum.

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş olayları, karanlık odakların tezgâhladığı bir provokasyondan ibarettir. Bu elim olaylardan Alevi ve Sünniler, bütün Kahramanmaraş halkı ve ülkemiz insanı hep beraber zarar görmüştür. Biz bu olaylardan önce de, sonra da, şu anda da -Alevi ve Sünniler- kardeşane yaşadık ve yaşıyoruz ve kardeşane yaşamaya da niyetli ve kararlıyız. Olayların her yıl dönümünde olup bitenleri kaşıyanları art niyetli olarak görüyoruz ve hemşehrilerimizin bunlara kanmamalarını ve prim vermemelerini diliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

 

 

1- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 341) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan konuşacak.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı’yla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta Kayseri’de, dün de Ankara’da gerçekleştirilen hain terör saldırılarında hayatını kaybeden Mehmetçiklerimize ve Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’a Allah’tan rahmet diliyor, her iki terör saldırısını da nefretle kınıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teknik pek çok detayı olan kapsamlı bir tasarı; tasarı 5 bölüm, 193 maddeden oluşuyor. Marka, coğrafi işaretler, geleneksel ürün, faydalı model ve patente ilişkin düzenlemelerin yanında ortak hükümler bulunuyor. Bu tasarının kanunlaşmasını genel hatlarıyla destekliyoruz ancak var olan teknik ayrıntılarına da değineceğiz elbette. Fakat, önce çerçeveye bakalım: Çelişkiler yumağı bir yönetim anlayışı var. Üç ay önce “çok önemli” dediniz, Komisyondan apar topar geçirdiniz, sonra Avrupa Birliğine rest çektiniz, bir anda bu tasarı değersizleşti, şimdi ise Genel Kurul gündeminde. Öyleyse sormak gerekiyor: Yasalar niye yapılıyor, halka faydalı olduğu için mi, üretim için mi, yoksa siz istediğiniz için mi? Bugün geldiğimiz noktada anlıyoruz ki sadece ve sadece siz istediğiniz için.

Bu tasarı Komisyonda görüşülürken uyarılarda bulunduk, söyledik, samimiyetle de çalıştık; marka, patent, faydalı model, coğrafi işaretler, “Hepsinde de gerideyiz.” dedik. Ne var ki Avrupa Birliği Bakanlığı bu tasarıyla ilgili verdiği görüş yazısında tam uyum olmadığını belirtiyor çünkü bazı düzenlemeler yapılmıyor, bu düzenlemeler tasarı kanunlaşınca çıkarılacak yönetmeliklere bırakılıyor. Doğru ve gereken her türlü düzenlemeyi hemen yapalım. İlerleme değil, sıçrama yapalım ama siz ne yaptınız? Bir gün efelenip bir gün sindiğiniz dış politika anlayışınızla yasaları bir gün rafta tutup diğer gün Genel Kurul gündemine getirdiniz. Mademki Avrupa Parlamentosunun aldığı kararı önemsemiyorsunuz ve Avrupa Birliğine de “Kimmiş?” yaklaşımındasınız, o zaman neden bu yasayı Meclis gündemine getirdiniz? Dış politika tutarlılık ister. Bugün Türkiye’nin dış politikasındaki tavrı ise sadece itibarsızlık sonucunu doğuruyor.

Ekonomi dibe vurmuş, işsizlik alıp başını gitmiş, insanlar mutsuz, umutsuz, terör tehdidi var, herkes kendini güvensiz hissediyor; bir kişi istiyor diye rejim değişikliği dayatılıyor, halka sürekli talimat veriliyor, OHAL ortalığı kasıp kavuruyor. Böyle bir ortamda, halk iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinde patent, marka, faydalı model konuşalım diyorsunuz. Oysa bugün konuşmamız gereken demokrasi, özgürlükler ve ekonomidir. Çünkü bu ortamda istediğiniz yasayı çıkarın, bir tane yeni marka, bir tane faydalı model ortaya çıkaramazsınız. Bu güvensizlik içinde bunlarla kim, neden ve hangi parayla uğraşacak?

Değerli milletvekilleri, sektörde köklü bir geçmişe sahip olan firmalar, bugün yeni ürünler geliştirmek, dünyayla rekabet edecek yeni markalar yaratmak için çalışmak yerine neyle uğraşıyor biliyor musunuz? Enerji maliyetleri ile SSK primleri, taşıma maliyetleri altında eziliyorlar. Sanayi, tekstil, tüm sektörler zor durumda. Ayakta duramayan fabrikalar, işletmeler bir bir kapanıyor, sanayiciler artık üretimi çocuklarına miras olarak bırakmak istemiyor. Yabancılar bu güvensiz ortamda çoktan kaçtı gitti, gençlerimiz yurt dışına gidiyor, pırıl pırıl beyinler bu güvensiz ortamda kalmak istemiyor çünkü bu ortamda muhalif olan her sesi susturmaya yemin etmiş bir anlayış var.

Size hem bu tasarıyla hem de yaşanan beyin göçüyle ilgili bir örnek anlatayım. Bize TÜBİTAK’ta çalışan ama son süreçte hiçbir gerekçe gösterilmeden görülen lüzum üzerine açığa alınan bir genç geldi. Kendisini dinledim, herhangi bir örgüt ile hiçbir bağlantısı olmadığını inandığı her şey üzerine yemin ederek anlattı. Çok önemli bir aşı projesi üzerine çalıştığını ve projede sona yaklaştığını anlattı. Açığa alınma nedeniyle projenin ne olacağını bilemediği söyledi. Zaman geçti, bu gencimiz tekrar yanıma geldi, işe dönmesine karar verilmiş ancak bu süreçte yurt dışında pek çok yerden teklif almış, geri dönmek istemediğini, yurt dışına gideceğini ve bu kadar güvensiz ortamda herhangi bir şey üretemeyeceğini söyledi. Bunun gibi pek çok gencimiz olduğunu sizler de biliyorsunuz. Belki bu gencimizin çalıştığı aşının patenti alınacak, dünya çapında hem insanlığa hem de ülkemize katkı sağlayacak bir çalışma olacaktı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, sanayiden hizmete, enerjiden tarıma her işin yapılma biçimi değişiyor. Dünyada her şey yeni teknolojiye uyum sağlıyor. Bakınız, dünya bugün bunları değil, Endüstri 4.0’ı, Mars’ta interneti konuşuyor. Sanayi politikaları gelişmiş ülkelerde bu teknolojik değişimlerle beraber planlanıyor, yenileniyor. Daha önce belirttim, sınai mülkiyet kanununun çıkarılmasını destekliyoruz. Neden? Çünkü, bu ve benzeri kanunların çıkartılması, AB’ye uyum çerçevesinde olumlu bir gelişmedir, yatırım için cazip bir ortam yaratmaktır. Evet, ileri teknolojinin ve böyle bir üretimin bu ülkeye yatırım yapmasını sağlamak, ülkenin ileri teknoloji ürünler üretip ihracatını yapmasının önünü açmak… Ancak, sınai mülkiyet bunun yalnızca bir ayağı, başka bileşenleri de mevcut.

Sizi rakamlara boğmak istemiyorum ama birkaç rakam bize çok fazla şeyi anlatıyor. 2015 yılı biyoteknoloji ekosistemi sıralamasında, Türkiye, 54 ülke arasında 45’inci sırada yer alıyor. Bu sıralama, ekosistemin 7 ana bileşeni değerlendirilerek yapılıyor. Bunlar; fikrî mülkiyet, AR-GE yoğunluğu, şirket teşvikleri, eğitim ve beşerî sermaye, kurumlar ve politika ile istikrar. Bu 7 bileşen de toplam 27 alt bileşen kullanılarak oluşturuluyor. Ancak, sonuca baktığımızda, Türkiye'nin endekste kullanılan 27 alt bileşenden herhangi birinde öne çıkmadığını görüyoruz. 7 ana bileşene tek tek baksanız, ülkeyi nasıl bu kadar geride bıraktığınızı göreceksiniz. Bir bakalım bu bileşenlere: Fikrî mülkiyet… Söylediğim gibi, bu kanun, gerçekten, teknoloji anlamında fikrî mülkiyeti korumak için atılmış bir adım. Ne var ki fikrini söyleyenin içeri atıldığı bir dönemde, iktisadi açıdan bir değeri olan fikirlerin korunmasında ne durumdayız, siz takdir edin. AR-GE’ye ayrılan kaynağın yetersiz olduğu ortada zaten. Bir Alman otomobil markasının AR-GE için ayırdığı kaynak bizim ülkemizin ayırdığı kaynağın 2 katı. Şirket teşvikleriyle ilgili söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Teşvik değil, maliyetteki yükü kaldırın.

“Eğitim, beşerî sermaye” başlığı en çok sorumlu olduğumuz noktalardan biri. Eğitim yapboz tahtası, bırakın geniş vizyonu, sorgulayan, araştıran beyinler yetiştirmeyi; dayatan, ezberleten, sınavdan sınava koşturduğumuz, yarış atı gibi gördüğümüz çocuklarımız bir yana, bir yanda, yangın merdiveninin kilitli olması gibi ilkel bir nedenle yanan çocuklarımız.

Diğer bileşen ise kurumlar ve politikayla ilgili istikrar, bunlar da en çok söylenecek sözümüzün olduğu konular. İstikrardan anlaşılması gereken, on dört yıldır ülkeyi bir krizden diğer krize sürükleyen, işsizlerin günden güne arttığı bir anlayış ise evet, istikrar var. Kurumlar Hükûmetin ağzının içine bakıyor, bağımsızlık, özerklik yok; tek adamcılık, merkezden yöneticilik zihniyeti var, uzman olmayanlar bu kurumları oturdukları yerden yönetmeye çalışıyor. Politikada ise her alanda tek tip bir anlayışın dayatıldığı, “OHAL” adı altında bir yönetim anlayışı izleniyor.

Değerli milletvekilleri, üretim, pazarlama, koruma ve tanıtım bir bütünün zinciri, biri olmazsa diğeri bir anlam ifade etmiyor. Ülkemiz, özellikle, yöresel ürünler açısından oldukça zengin. Pek çok kentimiz kendine has ürünleriyle ön plana çıkıyor. Şöyle bir hatırlayacak olursak: Gaziantep’in baklavası, Afyon’un sucuğu ve kaymağı, Malatya’nın kayısısı, Niğde’nin patatesi, Rize’nin çayı, Giresun’un fındığı, Aydın’ın inciri ve zeytini var, Amasya’nın elması, Çorum’un leblebisi, Diyarbakır’ın karpuzu, Kahramanmaraş’ın dondurması, Kayseri’nin pastırması, Tekirdağ’ın üzümü, Kocaeli’nin pişmaniyesi var.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Edirne’nin ciğeri var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Edirne’nin ciğerini unuttun.

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Peki, bunca yöresel ürünün kaçı tescilli sizce? Sadece 2’si, 2 tane, Gaziantep’in baklavası ve Aydın’ın inciri. Oysa az önce saydıklarımızın hepsi aynı korumayı hak eden yöresel ürünlerimiz.

Sadece bu değil, coğrafi işaretler var: Bir mal ya da ürünün veya canlının coğrafi olarak kökenini gösteren işaretlere denir. Bu coğrafi işareti taşıyan ürün ya da mala güven duyulur çünkü üretimin belli bir standarda göre yapılması gerekiyor. O mal ya da ürünün üretildiği bölgede üretim yapanlar tescilin sağladığı korumadan öncelikli olarak yararlanıyor. Üretimde getirilen standart kaliteyi, bu da malın değerini yükseltiyor. Üreticiyi koruyan, ekonomik olarak destekleyen ve üretimin yapıldığı bölgeyi geliştiren bir durum. Yani üretilen mal belli kalitede oluyor. Bu tescili aldığı için güven duyulan, dolayısıyla tercih edilen ürün oluyor. Ürünün elde kalma riski ise neredeyse sıfır. Dünyada pek çok ülke için önemli bir kazanç kaynağı. Üreticileri de içinde bulundukları zor durumdan bir nebze de olsa kurtaracak bir uygulama.

Değerli milletvekilleri, kapatılan şeker fabrikaları, cam fabrikaları, özelleştirilen Tekel, kâğıt fabrikaları aslında hepsi dünya markası olacak ürünler üretiyordu fakat iktidar partisi bu fabrikalardaki değeri göremedi. Nerede inşaat var, AKP orada, nerede bir köprü, bir hastane, bir rant var, bunlar orada. Ama, “Gelin, bu ülkeye bir değer katalım.” derseniz, kimseyi bulamazsınız. Siz ne zamanki ekonomiyi canlandıracak unsurun üretim olduğunu anlayacaksınız, işte o zaman satmayı ya da kapatmayı bırakacaksınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kore köprü yaparak, tünel yaparak gelişti değil mi?

TAHSİN TARHAN (Devamla) – Sizin yarattığınız markalar var, haksızlık etmeyelim. İlk defa sizin döneminizde sözleşmeli öğretmenlikle karşılaştı bu ülke, OKS, SBS, TEOG, KPSS milletin başına birer markadır bu ülkede. Deve kesen Türk Hava Yolları Genel Müdürü, dolar yükselirken bile artan millî gelir, hayvanat bahçesinden TÜBİTAK’a transfer olan müdürün marka olmadığını kim söyleyebilir ki?

Değerli milletvekilleri, bu kanun kapsamında önemsememiz gereken bir konu daha var; o da faydalı model. Faydalı model, sanayiciler için önemli. Sanayide 4.0 devriminden söz edilen şu dönemde sanayideki yeniliklerin önünü açmamız gerekiyor. Bir buluşu yeni ve sanayiye uygulanabilir olması şartıyla faydalı model olarak tescil ettirebiliyorsunuz. Belli bir süre bu tescilin korumasından faydalanıyorsunuz. Bu sürede ürünü geliştirebiliyor ve pazarlama konusunda da adım atabiliyorsunuz. Yapılması gereken, bu tip girişimleri desteklemek çünkü sanayi, ekonominin can damarıdır.

Sanayiyi faydalı model, marka, patent gibi konularda desteklemek, teşvik etmek, aslında, ekonomik iyileşme ve gelişmenin de yolunu açacaktır. Elinizdeki telefonun bir Türk markası olmasını eminim hepiniz istersiniz. Kullandığınız bilgisayarın, onun yazılımının ülkemizde üretilmiş olması ne büyük bir gururdur. Bunlar olanaksız değil ancak bunları gerçekleştirmek için günü kurtaracak, geç kalmış kanunlar yetmez. Türkiye’nin on yıllık, yirmi yıllık kalkınma planları yapması gerekiyor. Sanayideki yeniliklerin önünü açmak, ileri teknolojinin öne çıkması için adım atmak gerekiyor.

Avrupa Birliğine uyum kapsamında bu tasarıyı kanunlaştırıyoruz. Evet, Türkiye, Avrupa Birliğinden ayrı düşünülemez. Ne var ki şunu da unutmamak lazım: Türkiye Türkiye’dir, bir Amerika olalım demiyoruz, bir Almanya, bir Japonya olalım demiyoruz, bizim Türkiye olmamız gerekiyor. Bunu da eğitimde, ekonomide, sanayide tutarlı adımlar atarak başarabiliriz. Ancak tüm bunlar güvenli bir ortamda demokrasi ve insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla yaşatıldığı bir ortamda olabilir. Biz yalnız böyle bir ortamda Türkiye olabiliriz. Hepimiz eğer sanayide bir adım ileri gideceksek öncelikli olarak yaptığımız Meclisteki yasaları gözden geçirerek öncelikli olarak sanayinin altyapısı olan eğitim sistemini bir gözden geçirmeliyiz. Eğitim seferberliği bu ülkede başlatmazsak üretimi ayağa kaldıramayız, yatırımcının önünü açamayız. Türkiye eğer bir adım öne gidecekse ben üretimin önündeki engellerin bir an önce kaldırıp eğitim seferberliğiyle birlikte yatırım politikalarını tekrar gözden geçirerek, üreticiyi destekleyerek Türkiye’nin önünü açabiliriz diyorum.

Genel Kurul saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz mü istiyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kalan iki dakikayı kullanabilir miyim?

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz izin verirse hayhay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vermiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Şimdi şahsı adına konuşmaları dinleyeceğiz.

İlk olarak şahsı adına Denizli Milletvekili Kazım Arslan konuşacak.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

 

Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu konuda, geneli hakkında sizlere genel bilgi vermek düşüncesindeyim.

Tasarı, 1995’ten bugüne sınai mülkiyet haklarına ilişkin kanun hükmünde kararnamelerin tamamını bir başlık hâlinde toplaması açısından taşıdığı bazı eksikliklere rağmen ana kapsamı itibarıyla olumlu bir düzenlemedir. Tasarı, Avrupa Birliği mevzuatı, patent, marka, coğrafi işaret, faydalı model gibi alanlardaki uluslararası mevzuatla uyum açısından geç kalmış olmakla birlikte olumlu hükümler içermektedir. Tasarının olumlu yönlerine karşın uluslararası sözleşmeler, Avrupa Birliği mevzuatıyla tam uyum sağlanamamış, kanunla açıkça düzenlenmesi gereken bazı konular yönetmeliklere bırakılmıştır. Yasama organının açıkça düzenlemesi gereken alanlarda yürütmenin talimatıyla günü kurtarmaya yönelik olarak hazırlanan bu yönetmeliklere bir çerçeve çizilmeye çalışılmaktadır; bunun da yasa yapma tekniği, etiği, evrensel hukuk kuralları açısından doğru bir yöntem olmadığını açıkça belirtmek istiyorum. Bu nedenle, tasarıya bağlı olarak çıkarılması öngörülen yönetmeliklerin tasarının yasalaşmasını takiben en kısa sürede ilgili mevzuatla uyum içerisinde çıkarılması yönelik tavsiyemizin dikkate alınmasını belirtmek istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, geneli itibarıyla olumlu bulduğumuz bu yasa tasarısıyla ilgili olarak patent, marka, tasarım, faydalı model ve coğrafi işaretlere ilişkin bu düzenlemelerin Türkiye açısından gelişen, değişen teknoloji doğrultusunda vizyonel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğini de belirtmek istiyorum.

Ülkemizdeki patent ve marka başvuru sayılarındaki artışı öne çıkarmanın tek başına küresel rekabette ve iç piyasalarda bir kalıcı anlamı yoktur. Patent ve marka başvurusu sayıları nitelikli bir ürüne dönüşmediği ve küresel bir marka hâline gelmediği, patent olarak ifade etmediği sürece sadece niceliksel bir artışla sınırlı kalacağı açıktır. Sınai mülkiyetin korunması, marka, patent, coğrafi işaret gibi düzenlemelerin ülkemizin üretimini geliştirmesi ve pazar alanlarına genişletmesi açısından ortak bir hedefimizin olması gerektiğini düşünüyorum. Yerli ürünlerimizin ihracat ve ithalatta, küresel rekabette öne çıkacak bir değere kavuşmaları adına devlete fazlasıyla görev düşmektedir. Özellikle iş başında olan iktidarımızın bu konuda üzerine düşen görevleri fazlasıyla yapmasının gerekli olduğunu belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, sanayileşmek önemli bir olay; tabii, sanayideki tasarım, marka gibi olayların da sanayinin gelişmesi açısından önemli bir faktör olduğunu belirtmek istiyorum. Ancak ne var ki sanayileşmek için, yatırımların artması için, üretimin artması için, ihracatın artması için ülkede gerçek anlamda bir güvenliğin olması, vatandaşın, öncelikle yurttaşın kendi ülkesine güvenmesi, yatırıma kendisini heveslendirmesi, ayrıca yurt dışından gelecek olan yatırımlara da bu konuda cazip hâle gelen bir ülke konumunda olması gerekmektedir. Ama ne yazık ki ülkemizde böyle bir durum maalesef bugün yoktur. Ülkemiz çok büyük kötü süreçlerden geçmektedir, sıkıntıları hayli fazladır. Özellikle terör  kıskacının içinde olan bir Türkiye ortaya çıkmıştır. Biliyorsunuz, 2002 yılında sadece PKK terörü var iken bugün FETÖ terör örgütü, bir de IŞİD terör örgütüyle mücadele etmek zorunda kalmış bulunmaktayız. Tabii, bunların büyümesine, güçlenmesine, her ne kadar bazı siyasi hesaplar yapılarak bugünlere gelmesine olanak tanınmış ise de artık bunların ülkemizden  temizlenmesi ve Türkiye'nin huzura, barışa kavuşması ve gerçek anlamda bir yatırım ortamının, bir üretim ortamının, bir çalışma ortamının oluşturulmasına ihtiyaç olması gerektiğini belirtmek istiyorum.

Bu kadar önemli sorunlar varken iktidar sanki ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya maalesef devam etmektedir. Beşiktaş’ta meydana gelen terör olayı, Kayseri’de meydana gelen terör olayları ve ayrıca dün akşam Rusya büyükelçisinin öldürülmesi sebebiyle ortaya çıkan terör olaylarının artık ciddi olarak bir devlet anlayışının ortada olmadığını, istihbarat eksikliğinin olduğunu ve devletin gerçek anlamda herkesin hem yurttaşların hem yurt dışından gelenlerin güvenliğini sağlayamadığını açıklıkla ortaya koymaktadır. Bu sorunun bir an önce giderilmesi gerekmektedir.

Şimdi, buraya çıkan arkadaşlarımız özellikle iktidar yanlısı arkadaşlarımız diyorlar ki: “Yenikapı ruhunu yaşatmak zorundayız.” Değerli arkadaşlarım, eğer Yenikapı ruhunu yaşatmak istiyorsak başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan ve bakanların ve siz milletvekillerin bu anlayışta olması gerekir. Eğer siz bu anlayışı sürdürmezseniz, siz ülkede gerginliğin sürmesini devam ettirseniz, siz insanlar arasındaki uzlaşmayı, anlaşmayı, beraberliği, birliği sağlama yönünde bir gayret sarf etmezseniz kesinlikle ülkede bu konunun tesis edilmesi, kesinlikle bu ruhun yeniden Türkiye'de yaşatılması mümkün olmayacaktır. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi ülkede bir meşhur bir laf vardır. İmam bozulursa cemaat daha çok bozulur. Eğer yukarıdakiler bozulursa gerçekten ülkedeki yöneticiler bozulursa, gerçekten ülkenin geleceğini düşünmeden sadece siyasi istikballeri için düşünceleri ortaya koyup yeni gerginlikler, yeni tartışmalar ortaya koyarlarsa kesinlikle bu tür davranışların ülkeyi huzura, rahata kavuşturmayacağını belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, son zamanlarda hiç gereği yokken bir de başkanlık tartışmasının içine girdik. Ülkemizin, değerli arkadaşlarım, başkanlık derdi yok. Ülkemizin çok önemli problemleri var. Bu problemlerin öncelikle çözülmesi gerekir. Siz önemli olan, öncelikli olan bu problemleri çözmeden başkanlık rejimini, başkanlık sistemini getirmeye yönelik referandum ve seçimleri birlikte getirir, bu ülkenin önüne koyarsanız vatandaş arasında kamplaşmaya, bölünmeye, ayrışmaya neden olacak, kutuplaşmaya neden olacak sebepleri yaratmış olursunuz. Öncelikle, bu konunun gündemden çekilmesi ve ortadan kaldırılması gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye öyle bir noktaya geldi ki inanın, Orta Doğu’da bulunan ülkelerin yaşamlarında her gün değişik şekillerde terör olaylarıyla, öldürme olaylarıyla, mezhep kavgalarıyla, din kavgalarıyla gördüğümüz dönemleri artık ülkemizde yaşamaya başladık. Türkiye’yi bugün bir Orta Doğu ülkesi konumuna getiren iktidarınız, bu konuyu çözmek zorundadır. Artık, ülke bu terör havasıyla, terör yuvasıyla, terörün ülke içinde yaşattığı korkuyu, baskıyı aşamadan ülkede yeni bir dönemi başlatmak, sanayiyi geliştirmek, ülkeyi geliştirmek, kalkındırmak, insanlarımızın eğitimini, gelişmesini sağlamak kesinlikle mümkün değildir. Onun için güvenlik sağlanmalıdır, istihbarat en iyi bir şekilde yerine getirilmelidir, istihbarati bilgiler en  iyi bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeler ölçüsünde de ülkenin yönetimi yapılmalıdır diyorum, hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Arslan.

Şahsı adına şimdi de Bolu Milletvekili Sayın  Ali Ercoşkun konuşacak.

Buyurun Sayın  Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 341 sıra sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

1871 yılında Alametifarika Nizamnamesi’yle başlayan yol, bugün gerçekten önemli bir dönüm noktasında. Çünkü, 24’üncü Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinde Sanayi, Ticaret Komisyonunda görüşmüş olduğumuz kanun, maalesef, geçtiğimiz dönem neticelenmemişti. 26’ncı Dönemde tekrar tasarı olarak Komisyonumuza geldi ve Komisyonda tüm partilerin ortak katılımıyla bir alt komisyon kuruldu. Ben öncelikle, tabii, tüm Sanayi Komisyonu üyelerine teşekkür etmek istiyorum ama Başkanlığını yaptığım alt komisyondaki arkadaşlarımıza da özellikle teşekkür ediyorum çünkü iktidarıyla muhalefetiyle gerçekten çok uyumlu, olumlu bir çalışmayı hep birlikte sergiledik ve bu çalışma neticesinde gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerekse Milliyetçi Hareket Partisinden verilen önerileri hep birlikte değerlendirdik, konuştuk, karara bağladık ve bazı değişiklikleri alt komisyon çerçevesinde gerçekleştirdik.

Bakanlıkta ve enstitüde yapılan çalışmalarla hazırlanan tasarıda oldukça detaylı bir çalışmaya şahitlik ettiğimizi söyleyebiliriz çünkü Bakanlıkta yapılan 10 toplantı, akabinde Ankara'da ve İstanbul'da yapılan çalıştaylar, bundan sonra internet üzerinde tüm kesimlerin görüşüne açılması neticesinde tüm kamu kurum kuruluşlarının yanında, sivil toplum örgütlerinden, çeşitli derneklerden 118’in üzerinde değişiklik görüşü alındı ve bizim de alt komisyon çalışmaları esnasında 12 bakanlığın yetkililerinin yanında, TOBB, TESK, TÜSİAT, MÜSAİT, YASED, Fikri Mülkiyet Hakları Koruma Derneği, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, İlaç Sanayi Derneği, işverenler sendikası, İhracatçılar Meclisi, Patent ve Marka Vekilleri Derneği, Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu gibi, bu konuda söz söyleyebilecek tüm kurum ve kuruluşların, burada sayamadığım kuruluşların da görüşlerini Komisyon çalışmalarında alma fırsatımız oldu. Bu katkılardan dolayı ben bütün kuruluşlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz süreçte, 369 maddeden oluşan 4 kanun hükmündeki kararname bu tasarıyla beraber tek bir kanun çatısı altına toplanmış bulunuyor ve 193 madde, ek maddelerle beraber 201 madde olarak, inşallah, yasalaşacak.

Tasarı 5 kitaptan oluşmakta. “Marka”, “Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı”, “Tasarım”, “Patent ve Faydalı Model”, “Ortak ve Diğer Hükümler” şeklinde 5 ayrı kitapta tüm bu yasa detaylı bir şekilde değerlendiriliyor.

Tabii, son iki yüzyılın ekonomik ve teknolojik gelişiminin kilit rolünü “Sınai Mülkiyet Kanunu” olarak adlandırabileceğimiz bu kanun aslında oluşturmakta ve bu çerçevede, bu temel yasada sürelerin kısaltılması, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan çözülmesi en önemli hedeflerden bir tanesi.

3’üncü kitaptaki “endüstriyel tasarımlar” ifadesinin sadece “tasarımlar” olarak değiştirilmesi tüm tasarımların bu çerçevede değerlendirilmesini sağlıyor. Aynı şekilde, üniversitelerde tasarımdan elde edilen gelirin en az yüzde 50’sinin tasarımcıya verilecek olması, bu üniversite-özel sektör, üniversite-sanayi, diğer kurumlarla olan iş birliğini ciddi manada ileriye götürecek.

4’üncü kitaptaki buluşlarla alakalı, gene, süreçlerde üniversitelerdeki buluş potansiyelinin ortaya çıkarılması ve buradan elde edilecek gelirin en az üçte 1’inin buluşu yapan üzerine verilmesi, gene, bu birlikte çalışma işlemini ciddi manada destekleyecek.

5’inci kitapta, “Ortak ve Diğer Hükümler”de Türk Patent Enstitüsünün adının “Türk Patent ve Marka Kurumu” olarak değiştirilmesi söz konusu. Dolayısıyla, kurumun yapısı güncel ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılıyor, yeni daire başkanlıkları oluşturuluyor, Fikrî Mülkiyet Akademisi ve Sınai Mülkiyet Hakları Eğitim Merkezi de bu çerçevede oluşturuluyor.

Marka ve patent vekilliğinin meslek kuralları tanımlanmakta, aynı zamanda disiplin hükümleri ve disiplin kurulu da bu çerçevede getirilmekte.

Değerli arkadaşlar, burada, bütün partilerde ciddi bir mutabakat söz konusu. Dolayısıyla, biz de iktidar partisi olarak iyi niyetimizi ortaya koyarak kalan konuşma süremi kullanmıyorum. Desteklerinden dolayı tüm milletvekilli arkadaşlarımıza ve Patent Enstitüsü başta olmak üzere Bilim ve Sanayi Bakanlığımızın değerli bürokratlarına teşekkür ediyorum.

Bu kanunun ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap bölümündeyiz.

Süremiz yirmi dakika. Bu sürenin on dakikası sorular için ayrılmıştır, diğer on dakikasında da Sayın Bakan sorulara cevap verecektir.

Sayın Gürer’den başlıyoruz.

Buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizde üretilen ve mevcut yasal düzenlemeyle patent almış firmalar yurt dışına ürününü gönderdiğinde o ülkede -yasalara göre- aynı ürün için farklı kişiler patent almışsa o ürünün o ülkeye girişine engel teşkil ediyor. Bu konuda bir düzenleme düşünülüyor mu? Yani, Türkiye’deki ismini yurt dışında başka bir kişi aldığı zaman Türkiye’den gönderilen ürünün o ülkede satışı engelleniyor ve bunun karşılığında ya o kişiyle anlaşarak bir ücret ödüyor ya da o ürün o ülkeye giremiyor. Bununla ilgili bir düzenleme düşünülüyor mu?

Niğde ilinde patent için başvuru yapılmış mıdır, eğer yapılmışsa kaçtır? Niğde’de patent alan herhangi bir ürün var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

KOSGEB veri tabanında güncel kaydı bulunan KOBİ’lere on iki ay ödemesiz toplamda otuz altı ayda ödemeli sıfır faizli kredi veriyorsunuz, bu iyi bir şey ancak KOBİ’ler kim? En az 8-10 kişi çalıştıran iş yerleri. Örneğin, Keşan’da kaç işletme bundan alabiliyor, ben size söyleyeyim: En fazla 8 işletme. Neden küçük esnafa da böyle bir olanak sağlamayı düşünüyor musunuz? Esnafın bankalarda kredibilitesi yok. Ayrıca, bırakın artık kredi vermeyi; artık emekliye, işçiye ve çiftçiye destek verin, bakın esnafın işleri nasıl açılıyor.

BAŞKAN – Sayın Aydın? Yok.

Sayın Tümer…

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Bakan, bilindiği gibi 2006 yılından bu yana, Bakü ve Kerkük petrolü, hizmete giren boru hatları nedeniyle Adana ve Ceyhan’a akıtılmaktadır. Limanlardan tankerler aracılığıyla dünyaya dağıtılan bölgedeki ham petrolün işlenmesi, pazarlanması ve ihraç edilmesi amacıyla 2007 yılında kurulan Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi’nin hayata geçmesi, Çukurova’nın yanı sıra Türkiye açısından son derece önem taşımaktadır. Ceyhan Enerji İhtisas Endüstri Bölgesi’nin hizmet üretmeye başlaması için kamulaştırmalar ne zaman tamamlanıp yatırımcılara yer tahsisi yapılacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arık…

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, ülkemizde bürokrasinin azalacağı sıkça dile getiriliyor, ancak pratikte sorun devam ediyor.

Kayseri Yeşilhisar ilçesinden hemşehrim Mustafa Kumral KOSGEB’le ilgili sorunu bana göndermiş. Diyor ki: “Ticaret Sicil Gazetesi’ndeki adresimiz eski iş yerimize ait. Geçen sene iş yerimizi 500 metre ileri taşıdık. Sicil gazetemizi güncellememiz gerekiyor, fakat minimum bir ayda güncelleniyor. Bu sebeple KOSGEB başvurumuzu kabul etmiyor. Bir tanıdığınız var mı sayın vekilim?”

Sayın Bakan, teknolojinin bu kadar ilerlediği günümüzde bu güncelleme niçin bu kadar uzun sürüyor? Mustafa kardeşimin sorununu nasıl çözeriz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sanayi Bakanına soruyorum:

1) Sanayide ve üretim alanlarında kullanılan elektriğin üzerindeki yüzde 2’lik TRT katılım payını kaldırmayı düşünüyor musunuz?

2) Yine, doğal gazın fiyatını ucuzlatacağınızı vadettiniz. Yeni yılda sanayide ve üretimde doğal gaz fiyatını düşürmeyi düşünüyor musunuz?

3) Elektrikte kayıp kaçak bedelleri ile dağıtım şirketlerinin yaptığı yatırım harcamalarının tüketiciler üzerine yüklenmesi için bir çalışma yapılıyor. Bunu kaldırmayı düşünüyor musunuz?

4) Üretimin, yatırımın, istihdamın ve ihracatın artırılması için bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Saab marka otomobili soracaktım. Bize tanıtım yapılacaktı, hâlâ haber yok. Bu platformdan bataryalı araç çıkacak mı? Birinci sorum bu.

İkincisi, bu aracın hangi firmadan satın alma işlemi yapıldığı -o firmanın ismini istiyorum, vermiyorlar bana- ve kaç liraya alındığı bu platformun. Hâlâ cevap verilmiyor, 2-3 sefer soru önergesi verdim, cevap verilmiyor. Bunun cevabını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, esnaf ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla esnafımıza kredi veriliyor. Yalnız, verilen krediler borcu olmayan esnaflara veriliyor. Bu ortamda zaten borcu olmayan bir esnaf yok. Faizsiz kredilerin tamamı borcu olmayan esnafa veriliyor. Bununla ilgili yeni bir düzenleme yapmanızı bekliyoruz. Borcu olan esnaflar da mevcut borçlarını ödeyip yeniden kredi kullanabilirler. Bu haktan faydalandırmanızı bekliyoruz.

Esnaf ve kefalet kooperatifleri üyelerine tanıdığınız bu hakkı ticaret odası üyelerine niye tanımıyorsunuz? Türkiye’de 100 binlerce ticaret odası üyesi var ama bunların hiçbirisi faizsiz kredi kullanamıyorlar. Bir de “Faizler düştü.” diyoruz, “Faizler yüzde 8-10.” diyoruz. Benim cep telefonuma dün bir mesaj gelmiş İş Bankasından, “Aylık kredi kartı faizlerini yüzde 2,34’e düşürdük.” diyor. Aylık 2,34, yıllıkta yüzde kaça tekabül ediyor Sayın Bakanım? Faiz lobisi kim? Bu bankalara niye müdahale etmiyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Kayseri’de askerlerimize ve sivil vatandaşlarımıza yapılan hain saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum. Ayrıca, dün akşam meydana gelen, Rusya Büyükelçisine canice yapılan terör saldırısını da aynı şekilde kınıyorum.

Terörün acımasız saldırılarından dolayı birçok canlarımız yok ediliyor, ülkede tam bir kargaşa ve kaos yaşanıyor. Cumhurbaşkanı başkanlık derdine düşmüş, terörün önlenmesi yönünde gerekli tedbirleri alacağı, toplumu toparlayacağı ve kucaklayacağı yerde gerginliği sürdürmeye devam ediyor, sorumluluk da hissetmiyor, başkalarını suçlayarak sorumluluktan kurtulmak istiyor. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Cumhurbaşkanının başkanlık sevdasından vazgeçerek toplumda barışı ve huzuru sağlayacak girişimlerde bulunmasını, ülkemizin artık normalleşmesini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

EREN ERDEM (İstanbul) – Önceki günlerde Trabzon’da açılışı yapılan Şenol Güneş Stadı’nda Katar Emiri Temim Bin Hamed Al Sani’nin posteri asıldı. Üstelik, Başbakandan önce asıldı. Şimdi, Orta Doğu’daki tek adam rejimlerine, diktatörlüklere karşı bu kadar hassas olan Hükûmetinizin Katar’daki tek adam rejimine, faşist diktatörlüğe, hanedanlığa karşı bu sempatisinin nedeni nedir? Yani bir taraftan bir tek adam rejimini yıllardır çok sert bir şekilde eleştiriyorsunuz, diğer tarafından iş Suud, Katar hanedanlığına gelince… Orada demokrasi mi var? Yani orada faşist bir diktatörlük var, onun posterlerini asıyorsunuz. Bu çelişkiyi hangi kavramlarla açıklayabileceğinizi çok merak ettiğim için bu soruyu sormak istiyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan “KOBİ’lere 50 bin lira kredi vereceğiz.” dediniz, ayırdığınız bütçeyle 15 bin KOBİ’ye ancak verilebiliyor. Şu an KOSGEB’in sitesi çökmüş, cevap verilemiyor. Yaklaşık 300 bin KOBİ var. Neye göre bu krediler belirlenecek, neye göre 15 bini ayırıp vereceksiniz? Bunun cevabını istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi çok sayıda soru geldi, bir kısmını not aldım, bir kısmını not almakta zorlandım, arkadaşlarımız hızlıca sordular.

İlk soru, Türkiye’deki patent ile yurt dışı patent konusuydu ve Niğde ilindeki patent durumuydu. Sanıyorum Niğde Milletvekilimiz “Kaç patent var?” diye soruyor. Niğde ilinden 2015 yılında 4 adet patent başvurusu var, 2 adet faydalı model başvurusu var, 69 adet marka başvurusu var, 3 adet de endüstriyel tasarım başvurusu yapılmış. Şu anda ulaşabildiğim rakamlar bunlar.

İlk sorunuzdaki konuyu doğrusu anlayamadım. Türkiye’de patent alıyor, yurt dışında…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Şöyle anlatayım: A markasına sahip firma bu ürününü gidip Almanya’da satacağı zaman, oradaki o ürünü başka birisi kendi adına tescil ettirmişse götürüp bu ürünü o isimle satamıyor, o kişiyle anlaşmak zorunda.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz buyurun, devam edin lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sordular, söylüyorum.

BAŞKAN – Süre kalırsa siz tekrar sorunuzu sorarsınız.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - İki dakika süremiz vardı.

BAŞKAN - Ama, cevapları vermesi için Sayın Bakana söz verdim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Bakan “Anlamadım.” dedi Sayın Başkan, anlamadığını anlatıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Gürer, lütfen…

Buyurun Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Milletvekilim, bunda anlaşacağız.

İkinci soruya geçelim. KOSGEB’le ilgili soru vardı, “KOSGEB destekler veriyor, benzer destek esnafa neden verilmiyor?” şeklindeydi. Esnaf kefalet kooperatifleri destek veriyorlar. Önümüzdeki dönemde, 2017’de bu destekler artarak devam edecek.

Ham petrol, Ceyhan İhtisas Endüstri Bölgesi konusu vardı, soruldu. Bu konuda maalesef yerel yönetimler tarafından açılan mahkemeler devam ediyor, hukuki süreç devam ediyor. Bununla ilgili önümüzdeki günlerde belki radikal bir tedbir almak durumunda kalacağız, çalışıyoruz.

Yine, KOSGEB başvurusuyla ilgili bir başka soru vardı. Sayın milletvekilleri, şimdi, bu KOSGEB kredisi konusu, küçük KOBİ’lerin, küçük işletmelerin içerisinde bulundukları durumu rahatlatmak, onlara destek vermek amacıyla başlatıldı. Başlangıçta düşündüğümüz 15 bin KOBİ’ydi. Bu, 2016 yılı bütçesi içerisinden KOBİ’leri desteklemek maksadıyla düşünüldü. Her bir KOBİ için 50 bin lira, ilk on iki ayı ödemesiz, otuz altı ay vadeli ve 2016 yılı bütçesi içerisinden yaklaşık bize maliyeti 150 milyon TL olacak şekilde KOBİ’lerimize 750 milyon lira kredi sağlanmasıydı programın kapsamı. Tabii, çok sayıda başvuru oldu. Bu başvurular değerlendiriliyor. Sistemle ilgili eleştiriler de alıyoruz. Şimdi, iki şeritli bir yol düşünün, normalde günde 100 araç geçerken birdenbire bin araç geçmeye çalışıyor. Tabii, sistem biraz zorlanıyor, bunu aşıyoruz. Bu kredilerle ilgili konu sadece 2016 yılında değil, 2017 yılında da devam edecek. 2016 yılı bütçesi içerisinden yani bu ay sonuna kadar ayırdığımız rakam ya da vereceğimiz rakam 750 milyon TL’dir. Bu, hani başvuru süresi kapandı ya da başvuru yapamayacağız anlamında değil, 2017 yılı içerisinde KOBİ’lerimize yeni kredi paketlerimiz olacak. Bu dönem ilk 15 bin KOBİ arasında yer almayacak olanların üzülmemesi gerekir, 2017 yılında desteğimiz devam edecek.

Yine, sanayicimizden alınan yüzde 2 elektrik katılım payı soruldu.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – TRT katılım payı.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Şimdi, bir paket hazırlıyoruz “Üretim Reform Paketi” diye, onun içerisinde bu konu var sayın milletvekilim. Bu pakette sanayicimizin üzerindeki muhtelif vergi yüklerinin kaldırılması var. Bunlardan birisi de elektrik konusudur. Çevre katkı payı yine bu pakette yer alıyor. Dolayısıyla, sorduğunuz soruların cevabı önümüzdeki günlerde yine Meclise getireceğimiz Üretim Reform Paketi içerisinde olacak.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kaldıralım, kaldıralım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Şimdi, Sayın Tarhan’ın bir sorusu vardı yerli marka otomobille ilgili. Sayın Tarhan, siz Kocaeli Milletvekilisiniz, TÜBİTAK size yakın, o bölgedesiniz, bir gün TÜBİTAK’ı ziyaret edin, arkadaşlarımızdan detaylı bilgi alın. Şimdi, şöyle: Otomobil konusunda bir iş modeli üzerinde çalıştık. Önümüzdeki dönemde özel sektörün öncülüğünde ve devlet desteğinde yerli marka otomobilin üretilmesine ilişkin bir iş modeli üzerinde mutabık kaldık. Dolayısıyla, bundan sonraki süreçte TÜBİTAK değil, özel sektör öncülüğünde fakat devletin desteğinde bir modelle devam edeceğiz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın bakanım, ilk gün bunu söylediniz.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) - Sayın Bakanım, davet edin de gidelim, yani o şekilde Komisyon üyelerini, görelim madem.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Davet ederiz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Uçak ile otomobili bir görebilseydik yerli uçak ile otomobili.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Göreceksiniz, merak etmeyin, yok, göreceksiniz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ortalığa atalı on sene oldu da.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Yok, göreceksiniz, göreceksiniz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Allah büyük.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Şimdi Saab firmasından bahsedildi. Biz, tabii, Saab firmasının lisansını almıyoruz, markasını almıyoruz. Bizim otomobilimiz kendi markamızı taşıyacak, kendi adınızı taşıyacak, Türk tasarımı olacak ve elektrikli bir otomobil olacak.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, bir araştırın kaça alındığını. Ne olur, bir cevap verin.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Yine, esnafla ilgili, esnafa destekle ilgili sorular vardı. Esnafa verilecek olan destekleri Gümrük ve Ticaret Bakanımızla görüşeceğim. Detayları çalışıyor, bir sicil affı üzerinde de çalışıyor. Dolayısıyla, bu konuyu Sayın Bakanımıza ileteceğim.

Yine, Sayın Arslan’ın sorusu vardı terör konusuyla ilgili. Şimdi, bakın, bu terör konusu sadece Türkiye'nin sorunu değil; bu, küresel bir sorun. Sadece Türkiye’de bombalar patlamıyor, sadece Türkiye’de insanlar öldürülmüyor; dün akşam Berlin’de de hadiseler oldu. Dolayısıyla, küresel bir sorunla karşı karşıyayız ve bütün devletlerin el birliğiyle bu sorunun üstesinden gelmesi gerekiyor.

Sayın Erdem’in sorusu Katar’la ilgili. Şimdi, bir başka ülkenin yönetim şekli, bir başka ülkenin devlet başkanı konusunda… Yani, bu yorumları yapmak çok doğru değil Sayın Erdem. O ülkenin kendine has şartları var ve dost ve müttefik bir ülke. İyi ilişkilerimiz var.

EREN ERDEM (İstanbul) – Orta Doğu’daki bütün ülkelere “tek adam rejimi”, “diktatörlük” diye tanımlar yaptınız. Katar’da demokrasi mi var?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Dolayısıyla, Katar’ın nasıl yönetileceğine, bırakın Katarlılar karar versinler, biz ona karışmayalım.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – O zaman, Suriye’ye niye karışıyorsunuz Sayın Bakan? Katar’ın ne özelliği var? Suriye’ye niye karışıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Katar para veriyor ya.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Doğru.

BAŞKAN - Sayın Yarkadaş… Sayın Erdem… Soru-cevap yapıyoruz. Soru sordunuz, cevap veriyor Sayın Bakan. Lütfen…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Bakın, iyi ilişkilerimiz olan bir ülkeden bahsediyoruz, Katar’dan bahsediyoruz.

EREN ERDEM (İstanbul) – Demokrasi yok o ülkede, diktatörlük rejimi var. Niye iyi ilişkilerimiz var? Orta Doğu’ya demokrasi ihraç ediyorsunuz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Dolayısıyla, bırakın Katar’ın nasıl yönetileceğini, Katar Emirliği’nin ne olduğunu bırakalım…

EREN ERDEM (İstanbul) – Niye o zaman Suriye’ye müdahale ediyorsunuz?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Suriye’ye niye karışıyorsunuz Sayın Bakan o zaman? Esad’a niye karışıyorsunuz? Katar’da dolar var diye mi?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sayın milletvekilleri, bakın, şu andaki gündemimiz Patent Kanunu, Patent Yasası. Lütfen, konuyu başka alanlara çekmeyelim. Biz patenti konuşuyoruz, patenti konuşuyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakanım, siz Genel Kurula hitap edin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz, lütfen, konuyla ilgili sorulan sorulara cevap veriniz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sayın Tarhan’ın son sorusu vardı KOBİ’lerle ilgili. Yine, 15 bin KOBİ…

2016 yılı içerisinde 15 bin KOBİ’ye destek vereceğiz, 2017’de bu desteğimiz devam edecek. Onun sayısı –biliyorsunuz- geçen kabul edilen bütçede KOSGEB’in bütçesi, destek bütçesi 1,1 milyar TL. 2017 yılı içerisinde KOSGEB’den KOBİ’lerimize gerek hibe gerek faiz desteği şeklinde 1,1 milyar TL destek vereceğiz.

Sayın Başkan, çok çok teşekkür ediyorum. Cevaplandırılamayan sorular varsa onları yazılı cevaplandırayım.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.40

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Oy birliği olduğunu tutanaklara geçirin Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.42

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ali Haydar HAKVERDİ (Ankara)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

341 sıra sayılı Kanun’un görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan 443 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

2- Serbest Bölgeler Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/666) ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı 443)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3- Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma ve Suçluların İadesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı 439)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 21 Aralık 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.48



(x) (10/393) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) 341 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.