TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           41’inci Birleşim

                                                                                  15 Aralık 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434)

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Halep’te bir insanlık dramı yaşandığına, orada uygulanan terörü bir kez daha nefretle kınadığına, masum insanların güvenli bir şekilde tahliyesi için gayret sarf edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, HDP il binasına yapılan saldırıyı şiddetle reddettiğine ve bu bağlamda geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, masum insanların, sivil yurttaşların hayatlarını kaybettikleri bir ortam yaratılmasına izin verilmemesi ve bütçe görüşmeleri yapılırken Genel Kurulda AKP Grubunun sayısal çoğunluğunun bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Halep’te tahliye edilmek üzere bekleyen sivillerin bulunduğu konvoya ateş açılmasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, çatışma bölgelerinden insanların güvenli bir şekilde çıkarılması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğine, insan hakları ihlallerinin uluslararası örgütlerce de tespit edilip kınanmasını talep ettiklerine ve Türkiye’de işkence iddialarının ciddi biçimde dile getirildiğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Halep’te âdeta bir soykırım işlendiğine, dünyanın bu konuya duyarsız kaldığına ve sivillerin tahliye edilmelerinin yolunun açılmasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin, başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere Kızılayın açmış olduğu Halep’e Yardım Kampanyası’na tam destek verdiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Üsküdar Belediyesinin resmî aracından yapılan anonslara ve sanki ülkenin bir bölümü İslam’ı istiyor bir bölümü İslam karşıtıymış gibi toplumsal kamplaşma üzerinden bir algı yönetiminin oldukça tehlikeli olduğuna ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in ifadelerinin hakaretamiz bir anlam ifade etmediğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İnsan Hakları Derneğinin cezaevlerinde bulunan HDP milletvekillerinin koşullarına ve çok yoğun gündeme gelen işkence iddialarına yer verdiği raporuna ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bir saldırganın HDP Genel Merkezine pompalı tüfekle ateş ettiğine ve bu saldırıların Hükûmet tarafından yapılacak itidal ve barış çağrılarıyla son bulabileceğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’un gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

16.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Şırnak’ta aç ve açıkta kimse olmadığına, ihtiyacı olana nakdî veya ayni yardım yapıldığına ve Cizre ve Silopi’de 16 bin vatandaşa hasar bedeli ödendiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

15 Aralık 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (x)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 9’uncu maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yatırım Harcamaları, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler

Yatırım harcamaları

MADDE 9- (1) 2017 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz.

Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç) 2017 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2017 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde 10’undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2017 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt projeleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projeler ile ilgili işlemlerde 2017 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esasları uygulanır.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerine yatırım projeleri ile ilgili olarak yapılacak ödenek ekleme, devir ve aktarma işlemleri 2017 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usul ve esaslara göre yatırım programı ile ilişkilendirilir.

(4) 2017 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2017 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

(5) 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 28/A maddesi ve geçici 10 uncu maddesi gereği 2017 yılı bütçesine devren kaydedilecek ödenekler, Kalkınma Bakanlığına bilgi vermek kaydıyla proje sahibi ilgili kurum tarafından Yatırım Programında yer alan projelerle ilişkilendirilir.

BAŞKAN – 9’uncu madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Ankara Milletvekili Mustafa MİT’e aittir.

Buyurun Sayın MİT. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, ülkemizde meydana gelen terör saldırılarında şehit düşen polislerimize, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, barış, sevgi, kardeşlik, adalet, demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kimsenin itiraz edemeyeceği kavramların arkasına saklanılarak Türkiye bölünmeye çalışılmaktadır. Bunu hep beraber engellemek zorundayız. Vatandaşına şefkatle yaklaşan devlet, hainlere güç ve kudretiyle çelik yumruğunu göstermelidir. Milliyetçi Hareket Partisi terörle mücadelede sonuna kadar devletin ve milletinin yanındadır.

Değerli milletvekilleri, bütçe, ekonomide en önemli düzenleyici araçlardan biridir, bir diğer özelliği ise gelir paylaşımını düzenleyen sosyal bir mukaveledir. Yatırımlardan maksat, kalkınma, sosyal ve ekonomik gelişmedir. Bu sonuçların alınabilmesi için uygun iklimin oluşturulması siyaset kurumunun temel görevlerindendir. Siyasi ve ekonomik istikrarın tesisi hukuk sisteminin bütün kurumlarıyla istikrara kavuşmasına bağlıdır. Hukuk sisteminin güven vermediği bir ortamda siyasi ve ekonomik istikrardan söz etmek mümkün değildir.

Ülkemizde an itibarıyla siyasi ve ekonomik bir kriz yaşanmaktadır. Parlamento çoğunluğuna rağmen yaşanan siyasi belirsizliğin sebebi, kadroların geleceğe ilişkin öngörülerindeki yetersizliktir. Öngörülmez bir görüntü veren siyasi hayatımız içte ve dışta güven veren yapıya kavuşturulmalıdır. On dört yıllık AKP iktidarlarının temel siyasi konularda farklı siyasi tercihler ve farklı ittifaklar içinde bulunması güven sorunu yaratmıştır. Birbirine taban tabana zıt görüşleri uygulamaya koyma gayretleri, örtülü koalisyonların düşmanlık derecesinde dağılmasına yol açmıştır. 15 Temmuz bu örtülü koalisyonun bir göstergesidir.

Türkiye’nin temel sorunları olan bölücü terör ortadan kaldırılamamıştır. On dört yıldır, sıfır terörden bugünlere, kitlesel terör noktasına ulaşmış bulunmaktayız. Sorunların sebepleri hakkında kafa karışıklığının siyaset kurumuna egemen olması bu sonucu doğurmaktadır. Terörle müzakere değil, mücadele edilmelidir. FETÖ yapılanmasında devletin bir bölümünün tamamen teslim edilmesi siyaseten sorunlu bir uygulamadır. Sorumluluk siyaset kurumunda, ancak yetki cemaatlerdedir. On dört yıldır tek başına iktidar olan AKP’den beklenen, herhâlde, siyasi istikrarı sağlamaktır. Siyasi istikrarın olduğu bir ülkede darbe girişimi olmaz, 15 Temmuzlar yaşanmaz. Emanet edilen devlet, kim olursa olsun başkalarıyla asla paylaşılamaz.

Temel siyasi sorunların çözülemediği ortadadır. Birliğimizi, dirliğimizi kaybetme noktasındayız. İçeride ve dışarıda Türkiye’nin bölünmesi konuşulmaktadır; bölünmenin hukuki ve fiziki şartları ve şekli tartışılmaktadır. Devletin en yüksek makamlarında beka problemleri ifade ediliyor. Bu mudur istikrar?

AKP, siyasi olarak bu millete hiçbir şey vadetmemektedir. Onun için, siyasi kriz diyoruz. Terör meselesini çözdünüz de biz mi engelledik, birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiniz de biz mi 36 etnik gruba ayırdık?

Değerli milletvekilleri, siyasi hayatımız bu durumda. Ekonomi de bundan farklı değildir. 2001 krizi sonrasında büyük siyasi riskler alınarak ortaya konulan ekonomik program sayesinde bugünlere kadar gelmiş bulunmaktayız. Koalisyon hükûmetinin ekonomi programının temel ayağı olan üretim uzun yıllar ihmal edilmiştir.

Ekonomiyi faiz, kur, borsa ve kupon arsadan ibaret gören bir anlayış son zamanlarda üretim ekonomisinden bahsetmeye başlamıştır. Yetersiz olan tasarruf oranı, üretime yönelik yatırımlardan ziyade ranta yönelik gayrimenkul yatırımlarına yönlendirilmiştir. İnşaat sektörünün lokomotif olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz ancak kısıtlı tasarruflardan oluşan sermaye birikiminin üreten ekonomiye kaynak olarak yönlendirilmesi gerekmektedir.

İki gün önce yayımlanan 3’üncü çeyrek büyüme verisi de eksi 1,8 olarak açıklanmıştır. Bir önceki çeyrek büyüme yüzde 4,5 olduğuna göre, gelişmenin istikameti endişeden de öte bir durumu işaret etmektedir.

Bu dönem verisi olarak, hane halkı tüketim harcamaları yüzde 3,2 azalırken devletin tüketim harcamaları yüzde 23,8 artmıştır. Sayın Maliye Bakanı devlet harcamalarındaki artışı ekonomiye pozitif katkı olarak değerlendirmektedir. Ekonomi kendi dengeleriyle değil, taşıma suyla çevrilmeye çalışılmaktadır. Sayın Bakan bu veriler ile kalkınma planlarına esas stratejik plan ve orta vadeli planlardaki hedefleri de açıklasa sorunun kaynağını da bulmuş olacağız.

Görüşmekte olduğumuz bütçe tasarısında temel alınan beklentilerin daha kanunlaşmadan sapma vermesi endişe yaratmaktadır. Dolardaki yükselişi dünyadaki gelişmelerle açıklama gayretleri TL/dolar paritesinin benzer ülke paralarına nazaran nerdeyse 2 misli negatif ayrıştığını görmemize sebep olmuştur. Sorunu bir yerlere havale ederek ortadan kaldıramayacağımızı artık kabul edip konuya gereken ciddiyetle yaklaşmalıyız. Küresel güçleri suçlamak neyi çözecektir?

Bunları öngörüp tedbir almak zorunda olan Hükûmet, yakınmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Hükûmet şikayet, yakınma makamı değildir; “Küresel güçler şunu yaptı, bunu yaptı…” İyi de siz ne yaptınız, onlar bunu yaparken siz ne yapıyordunuz?

Yolsuzluk sıralamalarındaki yerimiz, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve hukuk sistemindeki bozukluklar istikrarı ortadan kaldırmaktadır. Sonuç ekonomik krize doğru gitmektedir. Siyasi eleştirilerimiz, sadece siyasi eleştiri olarak kalsa mesele yok. Ancak, Hükûmetin yanlış politikaları ve yanlış öngörüleri sadece siyasi eleştirilerden de ötesini hak etmektedir. Memleket yangın yerine dönmüş, Hükûmetin yeni haberi oluyor, yeni paketler açıklanıyor. Bir taraftan birikmiş borçları yapılandırıp piyasadan para çekiyoruz, üç gün geçmeden 2017 yılının ilk üç ayına ait sosyal güvenlik primleri ödemelerini dokuz ay sonrasına erteliyoruz.

Değerli milletvekilleri, en kıymetli yatırım insana yapılan yatırımdır. Kalkınmışlık değerlendirmelerinde eğitim seviyesinin önemli bir gösterge olduğu hepinizin malumudur; bu konuda da Hükûmetin sicili bozuktur. Burada çokça dile getirildi, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı sonuçları ortadadır. Ekonomiden Sorumlu eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan “Ortalama yedi senelik eğitimle ekonomik başarı sağlamış bir ülke yoktur.” derken bizim Hükûmetimiz hâlâ yedi yılda diretmektedir.

Değerli milletvekilleri, bunları öngörüp tedbir almak zorunda olan Hükûmet yakınmaktan başka hiçbir şey yapmamaktadır. Ekonomiyi faiz, kur ve kupon arsadan ibaret gören iktidarın bundan vazgeçerek dünyanın gerçeklerini, etrafımızda dönen gelişmeleri iyi değerlendirip kendi iç piyasamıza uygun ekonomik bir tedbiri acilen ortaya koymasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılında OECD tarafından PISA verisi kullanılarak yapılan ekonomik modellemede, Türkiye’nin 2010 ile 2030 arasında PISA sonuçlarına göre 25 puanlık artış sağlamasının yaratacağı artı ekonomik değerin bugünkü karşılığı 3,5 trilyon dolardır. Bu, Hükûmete duyurulur.

Değerli milletvekilleri, birçok konuda buna benzer eleştirilerimiz bulunmakla beraber ancak sınırlı sürede meseleyi anlatmak için bazı konulara temas etmiş bulunuyoruz. Bütün sorunların temeli esasen adil, anlaşılabilir, öngörülebilir bir hukuk sistemidir. Bir örnek olarak vermek istersek Sayın Adalet Bakanı geçtiğimiz hafta bir konuşmasında mealen, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun mevcut sistemle seçimi hâlinde sonucun felaket olacağını ifade etmiştir. Bu kaçıncı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçim sistemi? Hukuk sistemi hiçbir komplekse kapılmadan geniş bir katılımla yeniden ele alınmalı diyor, 2017 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Mit.

Şimdi, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Tacettin Bayır’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bayır.

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – Yatırım harcamaları başlıklı 9’uncu madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış durumdayım.

Bizleri televizyonları başında izleyen değerli yurttaşlarımıza ve yüce Meclisimize saygılarımı ve selamlarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, hatırlayacağınız üzere 9’uncu madde… Daha önce Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesiyle birlikte, iptal ettiği gerekçeyi sizlerle paylaşmak istiyorum önemsediğim için.

“Bütçe hakkı, vergi ve benzeri gelirlerle kamu harcamalarının çeşit ve miktarını belirleme ve onaylama hakkıdır. Bu hak, halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşan yasa organına aittir. Bütçe, hükûmetin Meclise karşı temel sorumluluk mekanizmasıdır. Meclis, bütçeyle hükûmete gelir toplama ve gider yapma yetkisi vermekte, uygun kullanılmasını da kesin hesap kanunuyla denetlemektedir.

Yasama organının halk adına kamu gelirlerini toplama ve harcama konusunda sahip olduğu yetkinin, kısmen ilgili bakanlara ya da kurumlara verilerek hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın geniş yetkiler tanınması, Meclisin sahip olduğu bütçe hakkının, bütçe kanununa bütçe dışı hükümler konularak mevcut kanun hükümlerinin açıkça veya dolaylı olarak değiştirilmesi veya zımnen kaldırılması, bütçe kanuna bütçeyle ilgili olmayan hükümler konulamayacağı ilkesinin ihlalidir.”

Anayasa Mahkemesinin bütçe hakkına yani halk tarafından seçilen temsilcilerin oluşturduğu yasama organına ait olan bütçe hakkına aykırı bularak iptal ettiği bir düzenlemede hâlâ ısrar edilmektedir. Yeni anayasayla da Anayasa Mahkemesinin baypas edilmek istendiğini hepimiz biliyoruz.

Bütçeden kamu yatırımları için ayrılan pay son beş yılda artmadı, aksine azaldı. Örneğin, 2011 bütçesinde yüzde 11,97 olan merkezî yönetim bütçesine “sermaye gideri” ve “sermaye transferi” adı altında konulan ödeneğin bütçe harcamaları içerisindeki payının 2016 yılında yüzde 11,60’a indiği tahmin edilirken 2017 yılında 11,95 olacağı öngörülmektedir ancak yatırım tercihlerinde bir yanlışlık söz konusu olmalı ki kamu yatırım harcamalarında gözlenen reel büyüme ne yazık ki özel sektörde yatırımları tetiklemiyor.

Kamu yatırım harcamaları artarken özel sektör yatırımlarının azalması, kamu yatırım projelerinin tercihinde ya büyük hatalar yapıldığını ya gerçekçi olmayan yüksek fiyatlarla yaptırıldığını ya da büyük yolsuzluklar yaptırıldığını akla getiriyor. Bu, şuna benziyor: Örneğin, bir yere liman yapıyorsunuz ancak gemi gelmiyor, köprü yapıyorsunuz ama araba geçmiyor, konut yapıyorsunuz ama alıcısı yok.

Ulaştırma sektöründe gerçekleştirilen projelerde talep kullanım garantisi verilmektedir. Talep gerçekleşmesi projeksiyondan düşükse aradaki fark sözleşmede belirtilen ücretten yani devlet tarafından yatırımcıya ödenmektedir, Osman Gazi Köprüsü’nde olduğu gibi. Bu sözleşmelerde asgari gelir garantisi sağlanmaktadır. 4 ulaştırma projesinde yatırım tutarı 37,2 milyar euro, verilen gelir garantisi ise 22,5 milyar eurodur. Avrasya Tüneli, Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Gebze-İzmir Otoyolu, Osman Gazi Köprüsü ve otoyol için verilen borç üstlenim garantisi 8,7 milyar dolardır; Anayasa Mahkemesi bu nedenle bunu iptal etmiştir. Peki, neden böyle oluyor diye baktığımızda, ne yazık ki çok patronlu bir şirket gibi yönetildiğini görüyoruz ülkemizin. Bakan ayrı, Başbakan ayrı, bir de büyük patron var; hepsi ayrı telden çalıyorlar, o zaman sistem doğal olarak çöküyor çünkü Mecliste grubu bulunan siyasi parti milletvekilleri olarak bizler komisyonlarda istediğimiz kadar bu gemiyi doğru yüzdürmeye çalışsak da bizi dikkate almıyorlar.

Bakın, geçenlerde, bu güzel ülkenin Cumhurbaşkanı “Hepiniz karşı oy verseniz ne yazar!” dedi. Bunu kime dedi? Sıkı durun arkadaşlar, toplam ihracatımızın yüzde 45’ini yaptığımız Avrupa Birliğine. Kime dedi? Ülkemizdeki yabancı yatırımların yüzde 73’ünü yapan Avrupa Birliğine, âdeta posta koyar gibi, fırça atar gibi, devlet ciddiyetinden uzak bir üslupla. Hadi ayıklayın şimdi pirincin taşını. Kim ayıklayacak? Ülke ekonomisine katkı koyan, katma değer yaratan sanayici ve iş adamı, tabii ki üretici.

İçim acıyarak söylüyorum: Bir ülkenin idarecisi kendi ülkesinin ekonomisine böyle bomba koyar mı? En iyi müşterisine böyle kötü davranabilir mi? Nasıl üretimi artıracağız? Ürettiğimizi kime satacağız? Üretimi artıramazsak milyonlarca işsizimize nasıl iş bulacağız? Aslında, ekonomiyi yöneten bakanlarımız, bürokratlarımız da bunu çok iyi biliyorlar ama çareleri yok, ses çıkaramıyorlar çünkü büyük patron ne derse o olur; kimin vekil, kimin bakan, kimin rektör, kimin vali olacağına o karar verir, hatta dolar kurunun ne olacağına bile o karar verir. 3,51’ken çıkar konuşur, “Bozdurun yastıkaltındaki dolarları.” der ama yetmez, dolar bugün 3,54. Seçim öncesinde “İstikrar için bize oy verin.” diyenler, insanları kandırırlar ama sonra çıkar, “Kandırıldık.” derler. Bazen Rusya’ya, bazen Avrupa Birliğine, bazen Amerika’ya, bunlar inandırıcı olmazsa bazen de 15 Temmuz darbesini ısıtıp önümüze koyarak ekonomideki çöküşü buna bağlarlar, sanki o ülkelerle ilişkileri kendileri bozmamışlar gibi, sanki 15 Temmuz darbecileriyle eskiden kol kola girmemişler gibi, onları devlet içinde o kadrolara kendileri yerleştirmemişler gibi. Bırakalım bu bahaneleri arkadaşlar, halk artık buna inanmıyor, halkı saf yerine koymaktan vazgeçin, halkın aklıyla dalga geçmeyin.

Sahi, on dört yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Güzel ülkemi bu hâle kimler getirdi? Hafızalarımızı tazeleyelim. Soruyorum: Seçim öncesinde “istikrar” dediniz, istikrar nerede; “demokrasi” dediniz, yargı, demokrasi nerede; “insan hakları” dediniz, özgürlükler nerede; “Terör bitecek.” dediniz, barış ve çözüm nerede? Soruyorum: “Çağdaş eğitim” dediniz, öğretmenlerimiz nerede; “emekliye ikramiye” dediniz, emekli maaşı nerede; “özgür medya” dediniz, gazetecilerimiz nerede; “Yoksulluk bitecek.” dediniz, zenginlik nerede? Dilenen insanlar ülkesi olduk. Soruyorum: “Dış politikada itibar” dediniz, itibarımız nerede; “tarımda kalkınma” dediniz, köylü, çiftçi nerede; “emek, asgari ücret” dediniz, işçimiz ne hâlde; “Türk Silahlı Kuvvetleri” dediniz, askerlerimizin istikbali ne hâlde, nerede; “fedakâr polisimiz” dediniz, polislerimiz şimdi nerede; “üretim, sanayicimiz” dediniz, üretimimiz ne hâlde? Sahi, Başbakan nerede? Bakanlar, yürütme nerede? “Güçlü Hükûmet” dediniz, sahi, Hükûmet nerede?

On dört yılda doğru olarak söylediğiniz tek bir şey vardı bütün halkın onayladığı: “Tulumbanın suyu bitti.” dediniz; sahi, tulumba nerede, su nerede, hatta tulumbacı nerede?

Bu nedenle, biz bu bütçeye ret oyu vereceğiz. Tulumbanın suyunun nerede olduğunu sorana da söyleyecek kısa bir ifadem var: Biraz araştırırsanız, 17-25 yolsuzluğunda hortumlayanların orada tulumbanın suyunu bulabilirsiniz, 17-25 Aralıkta bulabilirsiniz tulumbanın suyunu. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu bütçeye ret oyu vereceğimizi ifade ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, gruplar adına üçüncü ve son söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım.

HDP GRUBU ADINA BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı merkezi yönetim bütçesinin 9’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, sizinle ve ekran başında bizleri izleyen halkımızla bir mesajı paylaşmak istiyorum. “Bugüne kadar ezilen halklarımızın barış, demokrasi ve özgürlük taleplerine baskı, zor ve çatışma yöntemleriyle cevap verenler, bir kez daha bizlerin şahsında tarihi tekerrür ettirdiler.

6 milyon oy almış, Meclisin en büyük 3’üncü siyasi partisinin eş başkanlarını, grup başkan vekillerini, milletvekillerini, hukukun en temel ilkelerini tuzla buz edecek şekilde tutuklamak, hiç şüphe yok ki tarihe kara bir leke olarak şimdiden kazınmıştır.

Elimizdeki son derece kısıtlı ve eşitsiz olan mücadele araçlarıyla bizimle baş edemeyenler, tıpkı öncekiler gibi, tutuklama, zindan ve tecrit yöntemlerini devreye koyarak baş etme yöntemini seçtiler. Şahsımızda barış ve özgürlük iradesini kırmak, demokratik, özgür yarınlara duyduğumuz umudu ve inancı teslim almak istediler. Kuşkusuz, bu hukuk garabetlerine, vicdanları kanatan bu zulümlere karşı daha büyük bir umudu ve inancı geliştirdiğimizi, daha kararlı bir iradeyle onurlu mücadelemizi devam ettirdiğimizi belirtmek istiyorum.

Bütün yıldızları yutacak şekilde karanlığı koyulaştırma zulümleri, her gün, toplumsal, siyasal, sosyal yaşamın her alanında devam ediyor ama unutulmamalı ki karanlık ne kadar koyulaşırsa koyulaşsın, yıldızlar, eninde sonunda bu karanlığı yırtarak parlamaya devam ettiler tarih boyunca. Üstelik, zifirî karanlıklar hemen yanı başında duran aydınlık şafakları haber verdiler.

Bu anlamda, tüm halklarımıza bu hakikatleri gösterme ve yürüyen onurlu mücadelemizi büyütme gibi tarihî bir görev ve sorumlulukla her birimiz karşı karşıyayız. Bu görevi yerine getirirken tüm toplumumuzu ilgilendiren onurlu barışı tek adam ya da tek parti iktidarı hesabıyla kendi çıkarına kurban edenleri kapı kapı, ev ev dolaşarak teşhir etmek son derece önemlidir. Özellikle AKP’ye oy veren milyonlara, bugüne kadar demokratik çözüm, barış, özgürlükçü sivil bir anayasa konusunda nasıl bir yanılsamayla karşı karşıya kaldıkları gerçeği, mutlaka gösterilmeye çalışılmalıdır. Topluma huzur, refah ve istikrar sözü verenler, kaos, çatışma ve istikrarsızlık dışında hiçbir şey vermediler. Hiç kimse, günün birinde, 6 milyon oy almış bir partinin eş başkanlarını, milletvekillerini, belediye başkanlarını tutuklayıp, var olan sorunları derinleştirsin diye AKP’ye oy vermedi. Bu gerçeklik, gidilen her yerde iyice bilince çıkarılmalıdır.

Daha fazla çalışma, daha büyük bir dayanışma, bu karanlık günleri atlatacağımıza olan inancım tamdır. Şu dörtlük her şeyi özetlemiş, şair şöyle diyor:

‘Düşlerin sonsuza koştuğu yerde,

Sabrın çiçeklerini açtığı yerde,

Asla kapanmaz yaşanan defter.

Çünkü tarihin en güzel yerinde,

Son sözü direnenler söyler.’

Sizi, tüm arkadaşları, dayanışma içerisinde olan tüm kesimleri, yurtsever ve onurlu halkımızı en içten sevgilerimle selamlıyorum.

İdris Baluken

2 no.lu F Tipi Kandıra Cezaevi, Kocaeli”

Ben de buradan İdris Baluken şahsında tüm tutsakları selamlıyor, saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; üç gün önce burada çok talihsiz bir olay yaşandı, sayısal çoğunluktan kaynaklı orantısız bir güç kullanıldı. Bu, ne Meclise -tırnak içerisinde söylüyorum- ne de millî ve yerli vekillere hiç yakışmadı. Ama çok büyütülmemesi kanısındayım, o gece biraz fazla abartılı haber yapıldı, revire falan gitmedim. Yine de gerek sosyal medya üzerinden gerekse beni direkt telefonla arayan yurt içindeki, yurt dışındaki tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Ama şunu samimi olarak söylüyorum arkadaşlar: Yemin olsun, öldürmeye kalkışsanız da doğruları söylemeye devam edeceğim. Onurlu bir barış için değil yumruk yemek, canımı seve seve vermeye hazırım. Yıllarını cezaevinde geçirmiş barış elçisi, koca çınar Ahmet Türk’ün dediği gibi “Türkiye’ye barış gelecekse beni Taksim’de asmalarına razıyım.” Biz böyle bir gelenekten geliyoruz.

O gece gerginliğin ana nedeni, adı Sağlık Bakanı olan ama resmen savaş bakanı gibi konuşan Recep Akdağ’ın tutumuydu, söylemleriydi. Eğer biz doktorlar teşhisi doğru koyamazsak tedaviyi yanlış ve yetersiz yaparız. Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmamda Türkiye halklarının çok gerildiğini, kutuplaştığını belirtmiştim. O gün çok açık ve net çağrılar yaptım Sağlık Bakanına: “‘Burada şu hastaneyi yaptık, şu kadar para harcadık.’ demekle, rakamlarla, istatistiklerle kamuoyu tatmin olmuyor, somut adımlar atın. Toplum barış istiyor, huzur istiyor, yarınlara güvenle bakmak istiyor.” demiştim. Ama Sayın Bakan konuşmasının yarısından fazlasını Meclisin üçüncü büyük partisini karalamalarla, iftiralarla geçirdi. Evet, gergin olabilir, Beşiktaş’taki o elim saldırıdan dolayı uykusuz da olabilir ama bu, ona bizlere saldırma hakkını vermez ki o saldırıyı en şiddetli şekilde grubum da, ben de, cezaevindeki arkadaşlarım da, eş başkanım da şiddetli bir şekilde herkesten önce kınadık, kınıyoruz. Toplumu daha tahrik edici söylemler haricinde bir tek cümle duyamadım kendisinden. Öncelikle, 10 Temmuzdan beri gerek o gece yaşananlar gerekse 15 Temmuzdan sonra yaşanan OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerden dolayı toplumun çok gerildiğini, kutuplaştığını, mutsuz ve huzursuz olduğunu belirttim. “Bunu düzeltmek de en başta bizlere, Sağlık Bakanlığına düşer.” demiştim. Tansiyonu düşürmesi gerekir, çözüm üretmesi gerekir, inisiyatif alması gerektiğini belirttim. Onun için, rakamlardan önce, bütçeden önce bu zihniyeti sorgulamamız gerekir. Artık maalesef, bütçeyi tartışacak hâlde değil, onu çok aşan önceliklerimizin olduğu kanısındayım. Bu nedenle, önce uyguladığımız politikaların sonuçlarını sağlıklı tahlil etmemiz gerekiyor. İktidarı devraldığınız bir kriz döneminde dahi insanlar can güvenliğinden, özgürlüğünden, hürriyetinden ve huzurundan bu kadar kaygılı değildi. Kusura bakmayın, bugün toplumun tümünde bir güvensizlik ortamından kaynaklı bir güvensizlik duygusu hâkim. Yarının ne olacağına dair kimsenin bir öngörüsü yok, yarına dair bir garantisi yok. Yine bu, sadece, iktidarın zulmüne uğramış muhalifler, halklar ve inançlar için değil; bizzat size oy veren insanlarda da mevcut. Bu savaşın dışında kaldığını düşünenler bile, bu toplumun her bir bireyi, her bir ferdi artık belirsizliklerle dolu bir hayat yaşamaktadır. Topyekûn ülke psikolojisi bozulmuş, geleceğini öngörmeyen, kaygılı, sağlıksız bir toplum hâline getirilmiş durumdayız ama tam tersi, toplumun gazını almak adına içerideki ve Meclisteki biz vekilleri suçlamaktan başka bir şey yapmadı Sayın Bakanımız.

4 Kasım sivil darbesinden sonra Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dâhil 10 milletvekili arkadaşımız tutuklandı, daha doğru bir deyişle rehin alındılar. Yetmedi, iki gün önce Grup Başkan Vekilimiz Çağlar Demirel ve milletvekilimiz Besime Konca tutuklandı; dün de Dersim Milletvekilimiz Alican Önlü arkadaşımızı gözaltına aldılar ve Diyarbakır’a götürdüler. Dokunulmazlıkların kaldırılması üzerine konuşanlar, “yargının işi” diyenler, hadi bakalım, binlerce hâkimi görevden aldınız, binlerce hâkimi cezaevine attınız. Bugün bu koşullarda bile yargıya güvenip kürsü dokunulmazlığı dışında bütün dokunulmazlıkları kaldırmaya var mısınız?

Bugün bu koşullarda bile buna cesaretiniz yok çünkü yargıya güvenmiyorsunuz; sanki bütün bu yaşananlar burada değil başka bir ülkede yaşanmış gibi, tutuklamalar yargının işiymiş gibi. Ortada bir yargı mı kaldı ki yargının işi olsun.

Halkın iradesini gasbettiniz, halkın iradesini tutukladınız ama o kadar çaresizsiniz ki Meclisteki fotoğraflara bile tahammülünüz yok. Bize “Bu fotoğrafları kaldırın.” diyenler önce bu haksız ve hukuksuz tutuklamalara karşı çıkıp birkaç cümle kursun. Halkın vergileriyle, halkın bütçesiyle ayakta kalan TRT, Meclisteki vekillerin fotoğrafı çıkmasın diye neredeyse Meclisin tavanını gösteriyor. Bu ayıp size yeter. Ancak şunu iyi bilin ki vekillerimizi, partimizi Meclisten çıkarabilirsiniz, fotoğraflarımızı ekrandan çıkarabilirsiniz, ancak, arkadaşlarımızı ve partimizi halkın gönlünden çıkaramayacaksınız; bu da size dert olsun. Ne yaparsanız yapın size boyun eğmedik, eğmeyeceğiz; bu da size sadece dert değil, ders de olsun.

2017 yılı bütçesi tüm Türkiye’ye, halkımıza hayırlı olsun, barışa vesile olsun diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahısları adına ilk söz, İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kocabıyık, süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN KOCABIYIK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı bütçemiz bundan önceki on dört yılda olduğu gibi vatandaşlarımızın refahını artıran, ihtiyaç duydukları hizmetleri karşılayan, faize değil, kamu hizmetlerine kaynak ayıran ve yatırımlarla büyümeyi esas alan bir bütçe olma özelliğini taşımaktadır. 2002 yılında bütçe giderlerimizin yüzde 43’ü faiz harcamalarına giderken 2017 yılında bu oranın yüzde 8,9 olacağını öngörmekteyiz. Yüzde 43,2’den yüzde 10’un altına inen bir faiz harcaması gerçekten bütçe ve faize getirdiğimiz disiplinin net göstergesidir. Kabaca bir hesapla, 2002 yılında her 100 lira verginin 86 lirası faize giderken 2017 yılında her 100 lira verginin sadece 11 lirası faize gidecektir. Geriye kalan kısmı ise eğitim, sağlık, tarım, ulaşım yatırımlarına ve sosyal yardımlara, kısaca, halkımızın ihtiyaçlarına ve refahına harcanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz 2008-2010 ve 2011-2013 dönemlerini kapsayan Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planlarını başarıyla tamamlamıştır. Şu anda 2015-2017 dönemini kapsayan Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı’nı uygulamaktayız. Yapılan hesaplamalara göre, 2002 yılında kayıt dışı ekonominin millî gelir içindeki payı yüzde 32,4 iken 2015 yılında bu oran yüzde 27’ye düşmüştür. Kayıt dışı istihdam oranıysa 2002 yılında yüzde 52,1 iken 2015 yılı sonunda 19 puan azalarak yüzde 33’e kadar düşmüş oldu. Kayıt dışı ekonominin seviyesi yaklaşık 5,5 puan daha azalmış olsa, gerçekten, Türkiye'nin kayıt dışı ekonomideki oranı gelişmiş ülkeler seviyesinde olacaktır.

Hükûmetimiz faize giden harcamaları ve kayıt dışı ekonomide kaybedilen miktarı disipline ederek yatırımlara aktarmaktadır. Her bütçe döneminde olduğu gibi, artırarak yatırımlara kaynak ayırma politikamız 2017 yılında da devam edecektir.

2016 yılında bütçeden yatırıma ayırdığımız kaynak 60 milyar lira düzeyindeydi, 2017 yılında yatırıma ayıracağımız kaynağı yüzde 30 oranında artırarak 78 milyar liraya çıkarıyoruz. Köylerin altyapısını güçlendirmeyi hedeflediğimiz KÖYDES projesine bugüne kadar toplam 10 milyar lira kaynak aktardık. 2017 yılında da KÖYDES için ayırdığımız kaynağı yüzde 100 artırarak 1 milyar liraya çıkarıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçimizi güçlü bir şekilde desteklemeye devam ediyoruz. 2017 yılında bütçemizden tarıma ayırdığımız kaynağı 31 milyar liraya çıkardık. Diğer taraftan, yemde ve gübrede KDV’yi kaldırarak çiftçimize buna ilaveten, dolaylı yoldan 2,7 milyar lira kaynağı ayrıca aktaracağız.

İktidarlarımız dönemlerinde bölünmüş yol ağımızı 4 kattan fazla artırarak 6.101 kilometreden yaklaşık 25 bin kilometreye çıkardık. Bu suretle, 6 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlıyken bugün 76 ilimiz birbirine bağlanmış oldu. Bugüne kadar sadece bölünmüş yollar için 112 milyar lira yatırım harcaması yaptık. Toplamda 1.213 kilometrelik Ankara-Eskişehir-İstanbul, Ankara-Konya, Konya-Eskişehir-İstanbul hatlarında yaklaşık 30 milyon vatandaşımıza ulaşımda yüksek hızlı tren kullanma imkânı sunduk. 2019 yılına kadar Adana, Afyonkarahisar, Bursa, İzmir, Karaman, Kırıkkale, Manisa, Mersin, Sivas, Uşak ve Yozgat olmak üzere toplam 11 ilimizden hızlı tren ve yüksek hızlı tren hattını geçirmeyi planlıyoruz. Hızlı tren yatırımlarımız 2003 yılından beri 20 milyar doların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KOCABIYIK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, AK PARTİ’nin 15’inci bütçesi olan 2017 yılı bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kocabıyık.

Şahısları adına ikinci söz Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’e aittir.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, bugün, 2017 bütçesinin tahminî bütçesini yapıyoruz. Ülkemizin bütçesi, devletimizin yatırımları, işçi, memur, emekli, sanayici, esnaf, çiftçinin tüm yaşam haklarının 2017’de iyileştirilmesi için, yaşam endeksinin iyi olması için yapılmalıdır. Bütçede gelir gider tahminleri doğru yapılmalıdır; denetlenir, şeffaf olmalıdır. Devletin bütçesi devlet tarafından denetlenebilir; devletin gelir ve giderlerini çiftliğiniz gibi kullanmamanız gerekir.

2016 yılı bütçe açığı 29,7 milyar TL idi. 2017 yılı bütçesi 47 milyar bütçe açığıyla ortaya konulmuştur. Bu bütçe açığıyla çalışanların ve yaşam endeksiyle gelecekte beklentisi olan insanların yüzde artırımları da bu şekilde olacak mıdır? 2017’deki bütçe açığı, bütçe farklılığı yüzde 13 artırılmıştır geçen yılki bütçeye göre. Bu seneki bütçe açığıyla beraber işçimizin, memurumuzun, dar gelirli insanlarımızın da yüzde 13 artırımı devlet tarafından desteklenecek midir?

Fındıkta taban alım fiyatlarını açıklamadınız. Türkiye’deki fındık üreticileri fındık alımlarını tekelci sermayeye terk etmiştir, onların kucağına atmışsınızdır. AKP yanlısı troller korunuyor. Devlet Rekabet Kurulu devreye girmemektedir. Çiftçimizi koruyan taban fiyatları açıklanmalıdır. Tahıl, arpa, buğday, çeltik, ayçiçeği, domates, patates, soğan, sebze, üzüm, incir, narenciye, elma gibi tüm ürünlerimiz ya yok pahasına satılmaktadır veya tarlada, bahçede bırakılmaktadır. Çiftçimiz doğal afetlerle, don veya doluyla kaderleriyle baş başa bırakılmaktadır.

Millî eğitimde AKP’nin iktidarları, “Dindar, kindar gençlik yetiştireceğiz.” diye yurtları cemaatlerin insafına bırakmaktadır. Tacizde ve istismarda seyirci kalıyorsunuz.

Suriye’de, Mısır’da, Irak’ta, Libya’da mezhepçi, ırkçı, kinci düşüncelerinizle ülkemize düşman yaratıyorsunuz. Dış politikada stratejik derinlikten bahsedenler, memleketimizi ne hâle getirdiniz.

AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dünyada sözüne güvenilmeyen, itibar edilmeyen duruma gelmiştir. Ülkeyi Orta Doğu bataklığına sapladınız.

NECİP KALKAN (İzmir) – Rüya görüyorsun, rüya.

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – BOP Eş Başkanı olarak emperyalist güçlerle Orta Doğu’yu dizayn etmeye kalktınız. Ne yazıktır ki karanlık güçler, kötü yönetiminiz sonucunda ülkemizi dizayn etmeye başladılar.

Suriye’de, Irak’ta dinci örgütlere yardım, yataklık yapmaktasınız. IŞİD terör örgütünün kontrolünde olan yerlerde, sakallı IŞİD militanları sakallarını keserek… Özgür Suriye Ordusu görünümlü IŞİD’le beraber oldunuz. Suriyeliler ülkemizin her köşesinde rahatlıkla gezerken bizim insanlarımız ülkemizde rahat değillerdir.

Sayıştay tarafından kamu idarelerinin, KİT’lerin gider ve yatırımlarında harcamaların denetiminin yapılmaması kirliliktir, denetim yaptırmayanlar da kirlidir. Bu ülkenin gelir giderlerinin denetimini yaptırarak halkın parasının hesabını vermek zorundasınız.

Barış, özgürlük, gelecek ülkemiz için olması gerekiyor. Orta Doğu’da, ülkemizde barışın, geleceğin umutlarını beklerken bu şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – …yönetimlerin hareket etmesini diliyoruz.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İddialarının tamamını reddettiğimizi bir kere burada belirtmek isterim. Temelsiz ve dayanaksız iddialar ortaya atıldı, bunların hiçbir tanesini kabul etmiyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi hiçbir zaman ırkçı bir parti olmamıştır, böyle bir felsefeye hiçbir zaman da sahip olmamıştır. Toplumun tamamını kucaklayan, toplumun tamamından oy alan bir partidir. Irkçı bir parti bu şekilde oy alamaz.

Emperyal güçlerle işimiz olmaz, biz her zaman mazlumun ve Orta Doğu halklarının yanında olduk. DAEŞ’le de en kapsamlı mücadeleyi… Bakın, şu an Suriye’de, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, sınırlarımızı güvence altına almak kaydıyla, DAEŞ’e, orada PYD’ye, terör örgütlerine karşı verdiği mücadele ortadadır. Bu ithamları bir kez daha kesin bir dille reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

Sayın milletvekilleri, böylece konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz. On dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sürenin yarısını soru, yarısını da cevap olarak kullanacağız.

Evet, sisteme giren sayın milletvekillerine sırayla söz veriyorum beş dakika süreyle.

Sayın Öz, buyurun.

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, Eceabat Kilye mevkisinden sapılarak 8 kilometre sonra Bigalı köyüne ulaşılıyor. Mustafa Kemal Atatürk 19. Tümen Komutanlığına atandıktan sonra 19. Tümen’i Bigalı köyü civarına yerleştirir. 19. Tümen’in Bigalı köyünde kaldığı süre zarfında Mustafa Kemal’in misafir olarak kaldığı bu ev daha sonra Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı’nın kuruluşuyla beraber 1973 yılında müze olarak düzenlenmiş, Mustafa Kemal’in o dönem kullandığı eşyaların ve üniformaların sergilendiği Bigalı Köyü Atatürk Karargâh Müzesine dönüştürülmüştür. 2014 Çanakkale depremi sonrası ziyarete kapatılan müze hâlen kapalıdır. Restorasyon çalışmaları ne zaman tamamlanacaktır?

Ayrıca, Mustafa Kemal Atatürk’ün Anafartalar Muharebesi’ni yönettiği dönemde Büyük Anafarta köyünün 700 metre kuzeyinde kurduğu Çamlıtekke Karargâhı bugün yıkık bir durumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) - Çamlıtekke Karargâhı’nın da bir an önce aslına uygun olarak yeniden yapılması düşünülmekte midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erkek…

MUSA ÇAM (İzmir) – Yok.

BAŞKAN - Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dolardaki artıştan dolayı millî gelirin 7.000-7.500 dolara düşeceği bekleniyordu Türkiye’de, bütün ekonomistler bu şekilde yorum yapıyordu ama “Yüzde 20’lik bir revizyon yaptık.” dediniz, millî geliri 11 bin dolara çıkardınız. Ben şimdi buradan soruyorum: Yüzde 30’luk bir revizyon yapsaydınız millî gelir 12 bin dolara mı çıkacaktı? Bu revizyonu neye göre yaptınız? Bu hesaplarda bir yanlışlık yok mu? Türk milleti buna inanıyor mu? Gerçekten Türkiye’de millî gelir kişi başı 11 bin dolar mı şu anda?

Bir de özellikle cep telefonu, elektronik eşya, kaçak sigara, bunlarla nasıl mücadele ediyorsunuz? Mersin’de Silifke Caddesi’ne şu anda bir ekip gönderin ne kadar kaçak telefon var, kaçak sigara satılıyor diye. Namuslu insanlar kaçakçılarla başa çıkamıyorlar. Maliye Bakanlığı olarak devletin olduğu yerde kanunları işletin ve kaçakçılarla mücadele edin, aksi taktirde haksız rekabet oluşuyor ve namuslu insanlar iş yerlerini kapatmak zorunda kalıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Bu konuda gerekli mücadeleyi göstereceğinizi umuyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Geçen günkü oturumda Sağlık Bakanına sormuştum ama doğru dürüst bir yanıt alamadım çünkü Sağlık Bakanı sürekli saldırmakla meşguldü, onun için sorumu Sayın Maliye Bakanına sorayım. Sağlık çalışanlarının emekli maaşlarının çok düşük, çok komik olduğunu belirtmiştim. Otuz kırk yıl devlette çalışıp emekli olan doktorlar bile hayatlarını idame ettirmek için ikinci bir ek iş yapmak zorundalar, tabii, ikinci bir iş bulabilirlerse ya da sağlıkları el verirse. Sağlık çalışanlarının emekli maaşları için bir çalışmanız var mı? Bir de yıpranma payından bahsedilmişti, onunla ilgili bir çalışma vardı. Meslektaşlarımız bu konuda sizden açıklama bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2017 yılı bütçesinden Bursa’ya kamu yatırımları olarak ne kadar bütçe ayırdığınızı merak ediyorum. Bildiğiniz üzere Bursa ödediği vergi bakımından Türkiye’de ilk üç il içinde olmasına rağmen aldığı payda en son sıralarda geliyor. Buradaki çelişkinin giderilmesiyle ilgili 2017 yılında bir düzenlemeniz olacak mı?

Ayrıca, Bursa’nın güneydoğusu olarak bilinen 4 dağ ilçesi, Orhaneli, Keles, Büyükorhan, Harmancık ilçelerinin de bu fakirlikten ve göçün durdurulabilmesi için kamu yatırımlarını artırmada ve bütçeden daha fazla pay ayırmakla ilgili bir düşünceniz var mı? Varsa bunları da öğrenmek isteriz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanın dün akşam öğretmen maaşlarıyla ilgili soruma vermiş olduğu cevaba karşılık bir açıklama yapmak istiyorum: Sayın Bakan, yoksulluk sınırı ve enflasyon artışı üzerine maaş artışları, önemli meslek grupları ve özellikle öğretmenlerimizin maaşlarının, yaşam standartlarının artırılması elbette hepimizin, bizim de en önemli isteği ve önceliğidir. Hükûmetinizin bu yöndeki politika uygulamalarını eleştirmek, eksiklikleri dile getirmek, bütçe görüşmelerinde vatandaşlarımızın bu taleplerini gündeme getirmek bizim en doğal sorumluluğumuz. Hükûmetleriniz dönemlerinde öğretmenlerimizin maaş artışları yeterli değildir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal koşullarında bir refah artışı olmadığını tekrar belirtmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, soruları cevaplandırmak üzere şimdi söz sırası sizde, buyurun.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, yirmi saniye var daha ya.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yani daha devam edilebilir aslında.

BAŞKAN – Süre kalırsa tekrar dönerim arkadaşlar, beş dakika kaldı.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, Sayın Öz, Eceabat’taki müzeyle ilgili bir soru sordular; uygun görürlerse Kültür ve Turizm Bakanlığından bilgiyi aldıktan sonra kendileriyle bu bilgiyi paylaşacağım, şu anda elimde hazır bilgi yok.

Sayın Şimşek, millî gelir revizyonu çalışması Türkiye İstatistik Kurumu tarafından, Türkiye İstatistik Kurumunun da raporlama yaptığı Eurostat standartlarına göre, ESA 2008 standartlarına göre yapılmış bir güncelleme. Türkiye İstatistik Kurumu bu güncellemeyi yaparken diğer Eurostat üyesi ülkeler hangi standartları kullanmışsa bu standartlara uygun bir güncelleme yapmıştır ve bu güncelleme sonucunda da millî gelirde bir revizyon yapmıştır. “Yapılacak revizyonun oranı şu kadar olmalıdır, bu kadar olmalıdır, şu kadar olursa inanırız, bu kadar olursa inanmayız.” diye bir yaklaşım olamaz. Millî gelir revizyonları, Türkiye dışındaki diğer ülkelerde de yapıldığında yukarı yönlü artış her zaman için görülmüştür. Türkiye’de özellikle istatistik kapasitesinin artırılması noktasında son yıllarda büyük bir çaba sarf edilmiştir. Özellikle millî gelir hesaplarının oluşturulmasında ilgili kurumlarla daha yakın bir çalışma ortamı oluşturulmuş, tüm taraflardan toplanan bilgiler bu çalışmalara yansıtılmıştır.

Ayrıca, edindiğim bilgiye göre, Türkiye İstatistik Kurumu yapmış olduğu revizyonun dayanakları, metodolojisi ve açıklamaları konusunda da paylaşımlarda bulunmuştur. Tabii ki, yapılan revizyonun varsayımları, tutarlılığı konusunda herkesin bunu sorma, doğruluğunu araştırma hakkı vardır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bu sene mi çıktı bu standartlar Sayın Bakanım? Geçen yıl yok muydu bu standartlar?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu anlamda yaklaşımınızı doğru bulurum ama yani “Millî gelir hesapları şu şekilde oldu, biz bunu beğenmeyiz.” diye bir yaklaşımı da kabul etmek...

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hayır, yeni bir para mı girdi? Bu standartlar geçen sene yok muydu, yeni mi çıktı? Neye göre bu değişiyor?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, niye heyecanlanıyorsunuz? Uluslararası standartlara göre Eurostat’a üye bütün ülkelerin yaptığı bir uygulamayı Türkiye'de Türkiye İstatistik Kurumu yaptı ve bu yapmış olduğu revizyon çalışmasını yayınladı, varsayımlarını, dayanaklarını yayınladı.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Siz inanıyor musunuz buna Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Şimşek, sorunuzu sordunuz, Sayın Bakan cevap veriyor. Takdir kamuoyunun. Lütfen ikili diyaloğa girmeyelim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Burada sorular sorulmasına hak veriyorum, doğru ama bunları, bu yapılan açıklamaları veya İstatistik Kurumunun ortaya koyduğu revizyonu sanki arkasında başka bir şey varmış gibi bir töhmet altına koyma çabasının doğru olmadığını söylemeye çalışıyorum. Her şeyi soralım, ben de sorarım yani yapılan bir açıklamanın arkasında yeterli veri var mı, metodolojisi doğru mu, varsayımları doğru mu? Bu işin profesyonelleri de bu konuda açıklamalar yapıyor, Türkiye İstatistik Kurumu da kendi açıklamalarını yapar fakat “Türkiye İstatistik Kurumu bir revizyon yapacaksa bu mutlaka aşağı yönlü olmalıdır.” yaklaşımını çok politik bir yaklaşım olarak görüyorum.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ben öyle bir şey demedim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Öyle bir şey demedi Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – TÜİK’in tamamen profesyonel bir anlayışla istatistik kurallarını, kaidelerini kullanarak bunu yaptığını da söylemekte yarar var, onu farklı bir şeye götürmeye gerek yok.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – O dediği gerçekçilik Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sigara kaçakçılığı, telefon kaçakçılığı, bu konularda Bakanlık olarak ilgili kurumlarla beraber yoğun çalışmalar sarf ediyoruz ama ben, şimdi Mersin’le ilgili, arkadaşlara söyledim yani bu konu da hepimizin duyarlı olması gereken bir husus. Bakanlık olarak inşallah bu çalışmalara devam edeceğiz. Söylediğiniz yerle ilgili de gerekli çalışmaları, Bakanlıktaki arkadaşlara talimat verdim, süratle yapacaklar. Başka illerde de zaman zaman bunlarla karşılaşıyoruz. Gerek Emniyet birimlerimiz gerekse kaçakçılıkla mücadelede görev alan diğer kurumlar bizimle müştereken bu çalışmaları yürütüyorlar. Ben, duyarlılığınızdan dolayı sizlere de teşekkür ediyorum.

Sayın Yıldırım sağlık çalışanlarımızın emekliliklerine ilişkin bir değerlendirmede bulundular. Öncelikle, tabii ki 2002 yılında bütün kamu çalışanları bakımından emeklilikle ilgili mevcut bir sistemi AK PARTİ hükûmetleri devraldı ve o günden bu yana da bütün emekliler bakımından emekli aylıklarındaki artışlar hep enflasyonun üzerinde oldu. Emeklilerin bu dönemde alım gücü ve refah düzeyi arttı ama sağlık çalışanlarına dönük onların bir talebi olduğunu biliyoruz. Bu konuda Sağlık Bakanlığımızın çeşitli çalışmaları da var. Bu, bir taraftan Sosyal Güvenlik Kurumunun dengelerini, diğer taraftan diğer sosyal kesimlerle olan adalet perspektifini de koruyarak bir şey yapabilir miyiz diye çalıştığımız konulardan bir tanesi, onu da ifade edeyim. Ama, Sosyal Güvenlik Kurumundaki genel kaidelere uygun olmak koşuluyla ne yapılabilir, ona Bakanlığımız çalışıyor, biz de o çalışmalara Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla beraber teknik destek veriyoruz, bir noktaya geldiğinde de bunlar kamuoyuyla zaten paylaşılacak.

Sayın Aydın, Bursa’yla ilgili yapılan yatırım rakamları bende yok ama onu temin edelim, onları da sizlerle paylaşalım. 2017 yılında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 11.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir söz alabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Söz vereceğim de bir saniyenizi alayım Sayın Gök. Benim de kısa bir açıklamam olacak.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Halep’te bir insanlık dramı yaşandığına, orada uygulanan terörü bir kez daha nefretle kınadığına, masum insanların güvenli bir şekilde tahliyesi için gayret sarf edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, maalesef son dönemlerde Halep’te insanlar katlediliyor, masum insanlar can veriyor. İnsanlarla birlikte aslında orada ciddi bir dram yaşanıyor ve insanlık katlediliyor, bir medeniyet, bir şehir maalesef yok olmakla karşı karşıya.

Uzun zamandır yaşanan insanlık dramında, son günlerde, sivil ve masum Halep halkının üzerine uçaklar bombalar yağdırarak kadın, çocuk, yaşlı katlediliyor. Şu an 4 mahallede 3 kilometrelik bir alanda 100 binin üzerinde insan, tarihin en büyük trajedisiyle karşı karşıya bir durumda.

Türkiye’nin, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, Hükûmetimizin yapmış olduğu yoğun temaslar neticesinde sivillerin tahliyesi için ateşkes ilan edilmesine rağmen, maalesef çok kötü haberler de alıyoruz. İnsan haklarından bahseden modern Batı dünyasının tavrı yine insanlık adına kahredici.

Değerli milletvekilleri, caretta kaplumbağalarına gösterdikleri ilgiyi, şefkati, tavrı, maalesef söz konusu Halep olunca, söz konusu Arakan olunca, söz konusu Lahor olunca, söz konusu İstanbul olunca sergileyemiyorlar. Paris’te, Brüksel’de bir saldırı olduğunda bütün dünya o saldırıya karşı, teröre karşı kenetlenerek “Je suis Paris.”, “Je suis Brüksel.” diye dünyada hep birlikte teröre karşı ortak mücadele adına bir birliktelik sergilendi ama maalesef, Batı dünyası, söz konusu Müslümanlar olunca, ezilenler, mağdur edilenler belli bir bölge halkı olunca “Je suis Lahor.” diyemiyorlar, “Je suis İstanbul.” diyemiyorlar, “Je suis Halep.” demekten kaçınıyorlar.

İşte, değerli milletvekilleri, burada bu drama mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hepimizin dikkat çekmesi gereken husus, tüm parlamenterler olarak, sivillerin bir defa güvenli bir şekilde tahliyesi için en azından… Ki onların üzerine de ateş açıldığı haberlerini alıyoruz ve yüreğimiz yanıyor.

Aylan bebeğin hesabını kim verecek? Oradan gelecek olan insanlara âdeta utanç duvarları ören Batı’nın, o ölen masumlara sessizliği de, orada ölümlere karşı körleri ve sağırları oynaması da hakikaten esef vericidir. Dolayısıyla, bu yürek yangınına, hepimizin en azından duamızla, desteğimizle katkı sunması gerekir diye düşünüyorum. Bir an önce Halep’teki bu acının, gözyaşının dinmesini arzuluyorum ve orada uygulanan terörü bir kez daha şiddetle, nefretle kınıyorum. Masum insanların güvenli bir şekilde tahliyesini, en azından bunun için bir gayret sarf edilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Gök, evet, sisteme girmiştiniz.

Buyurun Sayın Gök.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, masum insanların, sivil yurttaşların hayatlarını kaybettikleri bir ortam yaratılmasına izin verilmemesi ve bütçe görüşmeleri yapılırken Genel Kurulda AKP Grubunun sayısal çoğunluğunun bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Dünyadaki bütün çatışmalarda, savaşlarda olan ne yazık ki her zaman mağdur sivil yurttaşlara oluyor. Bu, dünyanın her yöresinde yaşanılan çok açı bir gerçeklik. Dolayısıyla, bütün dünyanın, dünyanın neresinde olursa olsun ve şu anda gündemde olan Halep’te olmak üzere, masum insanların, sivil yurttaşların, çocukların, kadınların, gençlerin bir çatışma ortamı içerisinde hiç gereği yokken hayatlarını kaybettikleri bir ortamın yaratılmasına izin vermemesi gerekir. Bu, acı bir çığlıktır, önemlidir, çok önemli bir insanlık dramıdır. Dolayısıyla, böyle sivillere yönelik her türlü tehdidin ve can alıcı uygulamaların bir an önce sona erdirilmesi ve sivillerin, hak ettikleri ölçüde insana yaraşır bir şekilde yaşam koşullarına kavuşturulması ve savaş ortamından da tahliyeleri bence bütün dünyanın şu anda üzerinde durması gereken bir konudur. Biz de bu acı çığlıkları duyuyoruz ve tüm dünyanın bütün gücüyle bu acıları sona erdirmesini diliyoruz.

Sayın Başkan, bir cümlem daha olursa izin verirseniz eğer.

Sayın Başkan, az önce ara verdiniz. Anlaşılıyor ki AKP milletvekili arkadaşlarımız günler süren bütçe maratonunun yorgunluğunu üzerlerinde taşıyorlar ama bütçeyi savunacak bir AKP Grubunun burada daha dikkatli olması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Ankara) – İzin verirseniz…

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani bir bütçe hakkının konuşulduğu ortamda, bütçe görüşmelerinin yapıldığı, eleştirilerin yapıldığı bir ortamda AKP Grubunun burada sayısal çoğunluğunu bulundurmadan görüşmeleri takip etmesi, bence bütçe hakkına ve yapılan bütün eleştirilere ve görüşmelere karşı uygun bir tutum değildir. Bunu bir netleştirelim.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay, size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Halep’te tahliye edilmek üzere bekleyen sivillerin bulunduğu konvoya ateş açılmasını kınadıklarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriye’nin Halep kentinde önceki gece bir ateşkes ilan edilmişti fakat bu ateşkes bozuldu ve sabaha karşı tekrar ateşkes sağlandığını öğrenmiştik ancak aldığımız haberlere göre, Halep’te İran’ın yönlendirdiği bir kısım milislerin kuşatma bölgesinden tahliye edilmek üzere bekleyen sivillerin bulunduğu konvoya ateş açtıklarını, ölen ve yaralananların olduğunu öğreniyoruz. Bu tahliye edilen yaralılara, masum çocuk, kadın ve yaşlıları taşıyan konvoya ateş açılmasını şiddetle kınıyoruz. Ayrıca, bu tür iç kargaşalardan ve iç savaşlardan, maalesef, öncelikle yine masumların ve mazlumların mağdur olduğunu görüyoruz.

Ayrıca, gözümüzün önünde cereyan eden bu hadiseler, ülke olarak birlik ve beraberliğe, Türkiye Cumhuriyeti’nin dirayetine ne kadar ihtiyacımız olduğunu; ordusuz ve devletsiz toplumların ayak altında ezildiğini gösteren, maalesef, çok acı ibretlerdir. O bakımdan, Türkiye’de hepimiz bu hadiseleri dikkatle takip ederken Türkiye’nin de bir alarmda olduğuna da dikkatleri çekmek istiyorum.

Bu düşüncelerle, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kerestecioğlu, size de söz veriyorum.

Buyurun.

3.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, çatışma bölgelerinden insanların güvenli bir şekilde çıkarılması için herkesin elinden geleni yapması gerektiğine, insan hakları ihlallerinin uluslararası örgütlerce de tespit edilip kınanmasını talep ettiklerine ve Türkiye’de işkence iddialarının ciddi biçimde dile getirildiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Savaş, zaten en çok sivilleri, çocukları, kadınları özellikle yaralar ve önemli olan şu anda çatışma bölgelerinden, nerede olursa olsun, insanların çıkarılması için, güvenli bir şekilde bir koridor açılarak çıkarılması için herkesin elinden geleni yapmasıdır ve bu hassasiyetin, Suriye’nin ya da dünyanın neresinde olursa olsun ayrım gözetmeksizin, kim tarafından yapılırsa yapılsın gösterilmesi lazım yani mayıs ayında olduğu gibi bir Alevi –Zara- köyüne Suriye’de yapıldığında da gösterilmesi lazım, Halep’te de şu anda olduğunda gösterilmesi lazım. Bunda herkesin samimi olması lazım ama öncelikle, galiba, herkesin, özellikle siyasilerin samimi olması gereken şey, savaş çıkmadan önce bunu çıkartmamak gerektiği yani bununla ilgili mücadele etmek gerektiği ve önlemek gerektiği. Buna ilişkin olarak biz de oradaki sivil halka özellikle sabır diliyoruz ve yapılması gereken her türlü insani desteğin yapılmasını, insan hakları ihlallerinin uluslararası örgütlerce de tespit edilip kınanmasını talep ediyoruz.

Bu arada, bir şeye daha dikkat çekmek isterim. Şu anda “sıfır tolerans” diye yola çıktığınız Türkiye’de işkence iddiaları da ciddi biçimde dile getirilmektedir. Ben burada da aynı şekilde ayrımsız olarak bir hassasiyet gösterilmesini, Türkiye’nin yeniden, işkence yapılan bir devlet olarak anılmamasını ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – …Türkiye’nin yeniden, işkence yapılan bir devlet olarak görülmemesini, bunu kimsenin, hiçbirimizin hak etmediğini, işkencenin gerçekten ağır bir insanlık suçu olduğunu hepimizin sadece sözlerimize değil, kalbimize yerleştirmemiz gerektiğini ifade etmek isterim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Halep’te âdeta bir soykırım işlendiğine, dünyanın bu konuya duyarsız kaldığına ve sivillerin tahliye edilmelerinin yolunun açılmasını ümit ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halep’te uzunca bir zamandır sivil, çoluk çocuk, hastane, eğitim kurumu ayırt etmeksizin şehir bir saldırı altındaydı ve her geçen gün sivillerin kaldığı alan daralmaktaydı ve bugün itibarıyla, son birkaç gün itibarıyla sivillerin yaşadığı alan tamamen daralmış durumda ve burada bir ateşkes tesis etmek suretiyle burada yaşayan sivillerin oradan tahliye edilmesi için bir çaba sarf ediliyor. Fakat, dün gerçekleşen bir ateşkesle bu sabah tekrar başlayan tahliyeler, yine orada bulunan çeşitli örgütler, milisler, terör örgütleri, her kimse, bunların saldırısına maruz kaldı. Koca koca dünyaya bakıyoruz, koca koca kurumlar var. Birleşmiş Milletler deklarasyon yayımlar durur, Avrupa Birliği insan hakları dersleri verir fakat burada yaşanan insan hakları ihlaline karşı bir adım atılacağı zaman ciddi bir girişimde bulunulmadığını maalesef üzülerek görüyoruz. Halep’te âdeta bir soykırım işleniyor; maalesef dünya kör, gözleri körelmiş durumda.

Halep’in böyle bir durumda kalmasının sebebi, orada yaşayanların Müslüman olması mı? Neden güçlü bir ses çıkmıyor ve oradaki siviller tahliye edilemiyor? Başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Hükûmetimiz, orada hem ateşkesin hem de tahliyelerin sağlanması için büyük bir çaba içerisinde. 80 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti, tüm milletimiz, oradan geleceklere ve oraya yardım gönderme noktasında kampanyalar düzenliyor; oradaki masumların, sivillerin yaralarının sarılması için büyük bir çaba ve girişim içerisinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş.

Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ümit ediyorum, oradan sivillerin tekrar tahliye edilmesinin yolu açılır. Bununla alakalı Hükûmetimizin de girişimleri devam ediyor ve bir an önce… Orada hem yaşlılar hem çocuklar hem siviller hem yaralı olanlar var. Çünkü, hastaneler bombalandığı için tıbbı müdahalede bulunulamıyor, ilaç sıkıntısı var, gıda stokunda problemler olduğu için gıda problemi var, beslenme sıkıntıları var.

Bir an önce o insanlar tahliye edilir de bizim de Türkiye olarak, millet olarak oranın yaralarının sarılması için elimizden gelen çabayı ortaya koyacağımızı ifade etmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Milet Meclisi olarak bizler de buradan Halep, Halepçe olmasın diyoruz, Halep, Srebrenitsa olmasın diyoruz ve kadın hakları savunucularını, çocuk hakları savunucularını, tüm insan hakları savunucularını ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları bir kez daha göreve davet ediyoruz. Tüm Meclisimiz ve tüm milletvekilleri olarak Halep’le ilgili süreci yakından takip ediyoruz. Tüm mazlum ve mağdurların umudu olan Türkiye'nin güçlü olması bölgesine ve tüm insanlığa barış ve güven verecektir diyor ve tekrar hepinize bu duygularınız, ortak yaklaşımınız için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 9’uncu madde üzerinde aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "(Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç)" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Zekeriya Temizel                                         Kazım Arslan                                              Musa Çam

                          İzmir                                                       Denizli                                                       İzmir

                       Ali Yiğit                                                  Çetin Arık                                           Kadim Durmaz

                          İzmir                                                       Kayseri                                                       Tokat

               Mehmet Bekaroğlu                                          Akif Ekici

                       İstanbul                                                   Gaziantep

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Mustafa Kalaycı                                      İsmail Faruk Aksu                                          Erhan Usta

                        Konya                                                      İstanbul                                                     Samsun

                    Arzu Erdem                                           Deniz Depboylu

                       İstanbul                                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin “…değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.” hükmü gereğince önergelerin gerekçelerini okutuyorum.

Gerekçe:

TBMM’de 16/11/2016 tarihinde kabul edilen 6761 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi ile 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine "İlk yıl için öngörülen ödenek" ibaresinden sonra gelmek üzere “,yılı merkezi yönetim bütçe kanununda belirlenen stratejik öneme sahip yatırımlar veya projeler hariç olmak üzere," ibaresi eklenmiştir.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla 2017 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamayacağı ve bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere 2017 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2017 yılı yatırım ödeneğinin proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamayacağı belirtilirken, parantez içine alınan “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri" bu kurallardan istisna tutularak parantez içinde sayılan söz konusu projelerin 2017 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alması ve 2017 yılı yatırım ödeneğinin proje maliyetinin yüzde 10'undan az olmaması kurallarının aranmayacağı hüküm altına alınmaktadır.

Görüşülmekte olan 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı'nın 9’uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç" ibaresi yukarıdaki düzenlemeye atıf yapmakta ise de 2015 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu’nun 9’uncu maddesinde yer alan benzeri bir hükmün iptali konusunda yapılan başvuruyu değerlendirip söz konusu düzenlemeyi Anayasa’nın 87 ve 161’inci maddelerine aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesinin 26/5/2016 tarih ve E.2015/7, K.2016/47 sayılı Kararı’nda belirtilen tespit ve açıklamalara da uygun bulunmamaktadır.

Parantez içinde sayılan projeler için bütçeden harcama yapılabilmesi için 2017 yılı merkezi yönetim kanununda ödenek tahsis edilmiş olması ve ayrıca bütçe kanununun yürürlüğe girmesinden sonra Kalkınma Bakanlığı tarafından hazırlanacak 2017 Yılı Yatırım Programı’na ek yatırım cetvellerinde yer alması, 641 sayılı KHK'nın 32’nci ve 5018 sayılı Kanun'un 19’uncu maddesinin gereği ve zorunlu bir sonucudur. Bundan böyle ödeneği olmayan ya da yeterli ödeneği olmayan yatırımlara başlanılmasına, seçim yatırımlarının yeniden hortlamasına ve zaten sınırlı olan kamu kaynaklarının çarçur edilmesinin yolu açılacaktır.

Anayasanın 161’inci maddesinin dördüncü fıkrasında, bütçe kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı açık bir şekilde belirtilirken, 163’üncü maddesinde bütçede değişiklik yapılabilmesi esasları ayrıca düzenlenmiş, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapma yetkisi dahi verilmemiştir.

Bütçe kanunlarını diğer kanunlardan ayrı tutan anayasal kurallar karşısında, yasayla düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe yasasıyla düzenlenmesi veya yürürlükte bulunan herhangi bir yasada yer alan hükmün bütçe yasalarıyla değiştirilmesi, kaldırılması, uygulanmaması veya aykırı düzenlemeler yapılması olanaksızdır. Söz konusu hüküm Anayasa'nın 87, 88, 89, 161’inci maddelerine aykırı bulunduğundan bu önerge verilmektedir.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okuyorum:

Gerekçe:

Ödeneği olmayan bir yatırıma başlanmaması ve Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği üzere bütçe dışı hükümlerin taslakta yer almaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere ilişkin işlemler

MADDE 10- (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanun uyarınca il özel idarelerine devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemelerini karşılamak üzere il özel idarelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.09-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi (SUKAP) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine,

tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır. SUKAP kapsamında ihtiyaç olması hâlinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.

(2) Birinci fıkranın (a) bendine göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından birlikte belirlenir.

(3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2017 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkçenin büyük şairi Ali Akbaş’ın Bosna’da tecavüze uğrayarak hamile kalan bir annenin ağzından yazdığı, yine Bayram Bilge Tokel’in çok güzel bir şeklide bestelediği “Bizim için çalar çanlar,/ Kana bulandı Balkanlar./ Gözlerimiz yolda kaldı,/ Ey insanlar! Ey insanlar!” diye devam eden şiirine konu olan katliamdan çeyrek asır sonra bugün Halep’te çok ciddi bir katliam yapılmaktadır. Burada tabii yüreğimiz yanıyor. Bu katliamı dualarımızla, elimizden ne geliyorsa onunla engellemeye çalışıyoruz ama bunu yaparken tabii ki gerçekleri görmemiz de gerekmektedir. Bir güzel söz var, der ki: “Savaşın ilk kurbanı hakikattir, savaşın ilk öldürdüğü şey hakikattir.” Eğer biz herhangi bir İnternet sitesinden Suriye’deki toprakların hangi gruplarda olduğunu günlük olarak, iki günde bir gösteren haritalara bir bakarsak, Halep’in doğusunda, bu Hatay istikametinden gelen koridorun kapanmasından ne kadar gün, ay geçtiğini de görürüz. Maalesef, Halep’te doğru dürüst bir muhabiri bile olmayan, bu sürecin en büyük müsebbibinin, kuzeyimizdeki komşumuzla 27’sinde bir araya geleceğiz, çok güzel, onlarla bu işi çözmek için görüşmeler yapıyoruz, yine, doğumuzdaki komşumuz ve onun oradaki milisleri tarafından olduğunu, bir kere, unutmamamız gerekiyor.

Türk basınının hiçbirinde yer almadığı hâlde, beğenmediğimiz, ikide bir çifte standartla itham ettiğimiz uluslararası kuruluşlar 30 binden fazla kadının tecavüze uğradığını haber vereli bir-bir buçuk ay oldu. Bizim neyimiz var oradan haber alacak ki burada dert ediyoruz? Efendim, bu zamana kadarki kendi yaptığımızı, yapamadığımızı da sorumlu bir şekilde de önümüze koymamız lazım.

Cenab-ı Allah öyle yaratmış, insanın fıtratında kendisini sürekli teyit etme gibi bir tarafı var. Hani derler ya herkesin aklını pazara çıkarmışlar, üzerine hiçbir şey yazmamışlar, sonra insanları salmışlar, pazara gitmişler ve herkes kendi aklını almış. Bu insani bir şey, kendimizi savunma doğru bir şey ama arkadaşlar, insani olan başka hasletler de var. Bunlardan birisi utanma, birisi de merhamet. Eğer, bu iki haslet bir insanda varsa insan nereye düşerse düşsün, nereye savrulursa savrulsun oradan yeniden bir başlangıç yapabilir ama utanması ve merhameti gitmişse, kendini teyit adına bu iki duyguyu köreltmişse o zaman işimiz zor demektir.

Yine, bu konunun, devlet birikiminin, diplomasi birikiminin bir tarafa atılmasının nelere yol açabileceğini göstermesi bakımından bundan sonraki kendi tavırlarımız için de hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yine, son günlerde zirveye ulaşan, “Artık bıçak kemiğe dayandı.” dedirten terör olaylarının da bir an önce bitmesi, bunlara karşı müşterek tavrın meyve vermesi ve teröre karşı yaptığımız bu mücadelenin bizi 80 milyon olarak büyük ve onurlu, şerefli bir aile olma duygusunu hisseden bir toplum hâline getirmeye vesile olmasını diliyorum, yani ayrışmaya, birbirimizle kamplaşmaya değil, birbirimizi kucaklamaya, birbirimizin kıymetini bilmeye vesile olmasını diliyorum. Orada da yine birlikte yaşamayla ilgili yüzlerce, binlerce yıllık birikimimizin devre dışı bırakılmaması gerektiğini bir kere daha hatırlatmak istiyorum.

Bundan önce burada söyledim, dedim ki: Göz bildiğini görür. Hükûmetimiz belediye kadrolarından geldi. Diğer kadrolardan gelenler de bir kişiye tabi oldukları için belediyelerde olan alanlarda 10 liralık işi 12 liraya yapsalar bile, 15 liraya yapsalar bile bir şeyler yapıldı: Havaalanı, bölünmüş yol, sosyal yardım, alt geçit, üst geçit. Ama belediyede olmayan alanlarda, diplomaside, adalette, emniyette, istihbaratta, yargıda, eğitimde, burada rakamlarını üzülerek verdiğim için… Ben bir Türk milliyetçisiyim ve Türk milliyetçisinin nihai hedefi, bu toplumu milletler ailesinde itibar bakımından, prestij bakımından en üst sıraya getirmektir. Bizim hedefimiz, bir insana sorulduğunda “Bilmediğiniz bir ülkede bir odada 2 kişi kalacaksınız, aşağıda diğer milletlerden, şu, şu milletlerden insan var, kiminle kalmak istersiniz?” denildiğinde kahir ekseriyetle “Türk’le beraber kalmak isterim.” cevabının olmasıdır. Onun için bu istatistikler bizi duyanlardan daha fazla yaralıyor ama bu istatistiklerin verdiği bir hakikat var: Özellikle altı, yedi senedir bütün alanlarda sekiz sıra, on sıra geriye doğru gidiyoruz.

Bunu ben anlıyordum, hani belediyeden gelindi, insan bildiği işi yapar, bildiğini görür ama maalesef mahallî idareler alanında da Türkiye iyiye gitmiyor arkadaşlar. Ben o zaman aktif görevdeydim bürokrat olarak, bir mahallî idare birimi olan özel idarenin de başındaydım. Bu bütünşehir gelirken, etrafımda bununla ilgili -hasbelkader literatürü de takip eden bir insanım- ne bir literatürde tartışma oldu bütünşehir gelsin diye ne bir talep var… Bana birisi göstersin, 2013’ten önce böyle “Büyükşehir olmalıdır.” diye -2010’da, 2011’de- bir yazı, bir tartışma vesaire… Bir kişi sabahleyin bunu dedi, hatta ilçe belediyeleri buraya toplandı vazgeçireceğiz diye ama Kızılcahamam’da, zannediyorum, bir toplantı yapıldı, ondan sonra herkes kanaatini değiştirdi. Bu, mahallî idarelerde mahallî, medeni, müşterek ihtiyaçların giderilmesiyle ilgili müktesebata aykırıdır arkadaşlar. “Subsidiarite ilkesi” diyoruz, “hizmette yerellik” diyoruz; bu Hükûmet de bunu çok yüksek sesle dillendirdi, nedir bu? Bir hizmet, prensip olarak, vatandaşa en yakın idari birim tarafından yerine getirilmeli. Eğer o idari birim bu hizmeti hiç yapamıyorsa ya da etkin bir şekilde yapamıyorsa ancak ondan sonra bir sonraki birim bunu üstlenmeli.

Bugün köylerimizin tüzel kişiliği ortadan kaldırılmıştır. Tüzel kişilik de -bakın, hukuk “kişilik” diyor- bir kişiliktir. Üç yüz, beş yüz yıldan beri, bazıları, benim köyüm gibi altı, yedi yüz yıldan beri birlikte yaşayan, köy derneğinde bütün seçmenlerin karar organı olduğu, demokrasinin beşiği olan köyleri ortadan kaldırdık. İnsanların, orada karar alma, gündem oluşturma, kendi meselesini çözme konusunda kapasite ve kabiliyetlerinin gelişmesinin önünü durdurduk.

İlçe belediye başkanlarımız şu anda memur hükmündedir ve ilçe belediye başkanları çöp toplamaktan başka herhangi bir etkin, yetkin göreve sahip değildir bütünşehirler içinde. Vatandaşımızın da kafası allak bullaktır. Hangi konudan şikâyet etse, kime ulaşsa o diğerini göstermektedir. Büyükşehire ulaşabilirse -ki zor- “Efendim, ilçe belediye başkanımıza biz orada verdik, o yapacak.” İlçe belediye başkanına ulaştığında “Efendim, kanunen bu mezarlık işi, kanalizasyon işi, su işi büyükşehirdedir.” İnsanımız derdini anlatacak bir yer bulamamaktadır. Bu konular düzenlenirken, gene şu anda hiç tartışma da olmadığı hâlde bir kahvaltıda baktık, bu bütünşehirlerin sayısının 60’a çıkarılması gündemdedir. Bari bu sefer bu konuyu masaya yatıralım, dünyada denetimle, kaynakların etkin kullanımıyla ilgili alınan tedbirler nedir, bunların nasıl sonuçları olmuştur, bu tecrübeden istifade edelim. Akıllı insan başkalarının tecrübelerini bizzat yaşayarak tecrübe etmeden kararlarına dâhil eden insandır; akıllı devlet de böyle bir devlettir, böyle davranan bir devlettir. Unutmayalım ki ülkemiz, herkesin kendi yanılgısını, hevesini tatbikata geçirip daha sonra döndüğünde “Aldanmışım, yanılmışım.” diyeceği kadar kapasitesi, kaynağı çok olan bir ülke değildir.

O bakımdan, ben, bu bütçede de Anayasa Mahkemesi kararlarının dikkate alınmaması gibi aynı tutumun devam ettiğini ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koçdemir.

İkinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır’a aittir.

Sayın Sındır, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu ve yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle sözlerime 10 Aralık günü İstanbul Beşiktaş’ta yaşanan ve bütün ulusumuzu derin bir yasa boğan hain terör saldırısına değinerek başlamak istiyorum. İstanbul’da, Beşiktaş’ta yaşadığımız hain saldırı ve yitirilen 44 can, 44 şehidimiz, ocaklara düşen 44 ateş… Bu vesileyle, bu alçakça saldırıda şehit olan polislerimize ve sivil yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine, sevenlerine ve bütün milletimize başsağlığı ve sabır, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.

Dünya İnsan Hakları Günü’nde insanlığa karşı apaçık suç işleyen bu saldırının faillerini, azmettiricilerini ve arkasındaki güçleri bir kez daha lanetliyoruz. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kamu düzeninin sağlanması, huzur ve güven ortamının kurulması, terörle mücadele edilmesi, doğal olarak, o ülkeyi yönetenlerin yani hükûmetlerin asli görevidir. Tekrar söylüyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi terörle mücadelede Hükûmete her türlü desteği vermeye hazırdır.

Değerli milletvekilleri, bu acı olay ve bunun gibi yüzlercesini geride bıraktığımız menfur saldırılar sonrasında, dirayeti olan ve terör belasından bu ülkeyi kurtarma azmi ve kararlılığında olduğunu iddia eden bir iktidardan, bugün bu devleti yönetme sorumluluğunu almış bulunan Hükûmet yetkililerinden normal şartlar altında, yani normal siyasi ahlak ve sorumluluklarının gereği olarak ne beklenir? Herhâlde bugüne kadar işe yaramamış olan, iflas etmiş olan politikalarını itiraf etmeleri ve ülkemizin bekası için akılcı, bilimsel, tutarlı, katılımcı ve demokratik çözüm önerileri sunmaları, değil mi? Peki, iktidar sahipleri ne yaptılar? Bir sayın bakan çıktı ve polisimize yaptığı bir konuşmada “Allah nasip ederse ben de şehit olayım, inşallah sizler de şehit olun.” tavsiyesinde bulundu. Benzeri bir konuşmayı Ağustos 2015’te bir başka sayın bakan da yapmıştı ve “Benim amacım, Allah nasip ederse, şehit olmaktır.” demişti. Aman sayın bakanlar, biliyoruz, vatan için şehit olmaya hazırsınız. Ancak, şehit olmayı değil de her gün şehit verdiğimiz terör faaliyetlerini bitirmeyi, vatanımıza ve milletimize hizmet etmeyi deneyiniz. Allah’a hizmet etmek istiyorsanız önce halka hizmet etmeyi deneyiniz. Bu halk size şehit olmanız için değil, kendisine hizmet etmeniz için görev verdi.

Çaresizlik, çözümsüzlük ve zavallılık içerisinde olan ve Yüce Allah’ımızın adını kullanarak sadece kendilerinin himaye edildiklerini düşünen iktidar sahiplerine soruyorum: Peki, ya siz memurumuzu, işçimizi, esnafımızı, çiftçimizi, köylümüzü, emeklimizi, işçimizi, ezcümle bütün yurttaşlarımızı himaye edebiliyor musunuz? Polisimizin, askerimizin haklarını koruyabiliyor musunuz? Mesela, sormak istiyorum: 10 Aralıkta Beşiktaş Stadı’nda görev yapan ve sadece orada değil, yurdumuzun her köşesinde her gün, hafta sonu demeden, spor müsabakalarında, toplumsal olaylarda, gece gündüz, bayram seyran demeden, cumartesi pazar demeden verilen her göreve hiç tereddüt etmeden giden ve hatta “Belki de akşama eve dönemeyebilirim.” düşüncesiyle her evden ayrılışında anasıyla, babasıyla, eşiyle, yavrularıyla, sevdikleriyle helalleşerek görevine giden, kimi zaman memleketin her köşesindeki kontrol noktalarında her an silahlı teröristlerle, canlı bombayla veya bomba yüklü araçla karşı karşıya kalma riskine rağmen vatanı, milleti için gözünü kırpmadan şehit olmaktan hiçbir tereddüdü dahi olmayan polisimizi himaye edecek misiniz? Özlük haklarını verecek misiniz? 3600 ek gösterge verecek misiniz? Normal çalışma sürelerinin dışındaki görevlerine ücret, harcırah ödeyecek misiniz? Çalışma sistemi koşullarını insani düzeye getirecek misiniz?

Değerli milletvekilleri, madde hakkındaki görüşlerime girmeden önce bir talebimi de ifade etmek isterim. Başbakan Sayın Binali Yıldırım Ödemiş’te, Erzincan’da yapmış olduğu konuşmada kendi ağzından aynen şu ifadeyi kullanmıştır: “Geçtiğimiz on beş yıl içerisinde tarım ve hayvancılığa verdiğimiz destek tam 90 milyar lira, yanlış duymadınız, tam 90 katrilyon; helalühoş olsun.” Esasen çiftçilerimizin hakkı olan desteklemenin ne kadar eksik verilmiş olduğunu itiraf etmiştir. Zira, Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesini hepimiz çok iyi biliyoruz, bu kürsüden de defalarca ifade edildi: “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olamaz.” Bu hüküm gereği on beş yıllık AKP İktidarı döneminde toplamda en az 156 milyar lira kanuni destekleme yapılması gerekirken -ki bu Haziran 2016’ya kadar- Sayın Binali Yıldırım ısrarla 90 milyar verildiğini söyleyerek aslında 66 milyar lira eksik ödeme yapılmış olduğunu açıkça itiraf etmiştir. Sayın Başbakan, sizlerden ricam, çiftçimizin yasal ve helal hakkı olan, eksik ödemiş olduğunuz 66 milyar lira borcunuzu da lütfen derhâl çiftçimize ödeyiniz, eminim faiz maiz de istemeyeceklerdir.

Değerli milletvekilleri, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi KÖYDES ve SUKAP projeleri kapsamında ödeneklerin kullandırılma usul ve şekilleri konusunda hükümler içeriyor. Bilindiği gibi, 2005 yılına kadar köylerimize yol, su, kırsal altyapı ve benzeri bütün yatırım ve hizmetleri götüren Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bu iktidar döneminde tasfiyesi sonrası, taşınır ve taşınmaz bütün varlıklarının ve vasıflı personelinin il özel idarelerine, İstanbul ve Kocaeli’de büyükşehir belediye başkanlığına devirleri sonrasında köylerimiz uzun bir dönem hizmet yoksunu bir duruma sokulmuştur maalesef.

2012 yılında yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla yapılan düzenlemelerin, topraklarımız ve özellikle meralarımız bakımından giderilmesi imkânsız sonuçlar doğuracağını dün söyledik ve bugün de söylemeye devam ediyoruz. Bildiğiniz gibi, söz konusu kanunla 34.434 olan köy sayısı 18.214’e geriledi. 1.977 olan belde sayısı 394’e düşürüldü. 16.220 köy ve 1.583 belde bir anda mahalle yapılarak şehirlere bağlandı ve köy statüsünü yitirdi. Böylece köy ve beldelerin tüzel kişiliği ortadan kaldırıldı. 2012’de yüzde 77,3 olan kentli nüfus oranı 2013’te bir anda yüzde 91,3’e yükseltildi yani 17 milyonu aşan köylü nüfusu bir kalemde 6 milyona düşürüldü. E, tabii, kâğıt üzerinde memlekette köy kalmayınca KÖYDES projesinin yükü de azaltılmış oldu. Şaka gibi, değil mi?

6360 sayılı Kanun’la mahalleye dönüşmüş olan köylerde köy tüzel kişiliğine ait tüm varlıklar belediyelere devredilmiş, tarım arazileri, meralar ve yaylakların imara açılmasının önü açılmıştır. Böylelikle, tarımsal üretimden zaten kazanç sağlayamayan çiftçinin, elindeki araziyi satıp üretimden çekilmesi için de zemin hazırlanmıştır.

Büyükşehir belediyelerinin önemli bir kısmının, tarımsal sulama hizmetleri başta olmak üzere, tarımsal kırsal altyapı hizmetlerini yerine getirmede, parasal ve insan kaynakları bağlamında yetersiz kaldığı ve merkezî yönetimin sorumluluğunda olduğu düşünülerek de ilave kaynak verilmeyen bu hizmetlere bütçelerinden kaynak ayırmada isteksiz, hatta kayıtsız kaldıkları da gözlemlenmektedir.

6360 sayılı Kanun’la kapatılan il özel idarelerinin sorumluluklarının büyükşehirlere devredilmesine rağmen mahalleye dönen köylerimizin KÖYDES yani Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi ve SUKAP, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi kapsamında desteklerden yararlanmalarının da önüne geçilmiş oldu yani kısaca, mahalle statüsü verilmiş olan ancak aslen köy olan 16.223 köyümüzün KÖYDES’ten yararlanabilmeleri artık mümkün değildir.

Diğer yandan, “…ödeneklerinin 2017 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.” hükmü ise bir başka endişeyi beraberinde getirmektedir.

Başbakan ve 7 bakandan oluşan yani Hükûmet yetkililerinden oluşan YPK’nın KÖYDES ve SUKAP ödeneklerinin hangi özel idarelere, hangi belediyelere hangi kriterlere göre dağıtılacağı ve ne kadar adil olabilecekleri konusunda endişelerimiz olduğunu söylemem gerekir. Böylesi ödenek dağıtımlarından bağımsız ve tarafsız kurullar tarafından, önceden belirlenmiş, nesnel, ölçülebilir, denetlenebilir nitelikte kriterlerle dağıtımın olması gerektiğini söylemeye bile gerek yok.

Değerli milletvekilleri, dün bu kürsüden Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu da Bakanlığın çalışmaları hakkında bilgilendirme yaptı ve GAP hakkında konu gündeme geldi. Şunu özellikle belirtmek istiyorum ki 1,8 milyon hektar alanın sulamaya açılmasını öngören projenin şu anda yüzde 26’lık kısmı tamamlanmıştır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – …AKP iktidarının on beş yıllık döneminde ise sadece yüzde 15’lik kısmı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi burada sonlandırırken 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce milletimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sındır.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen değerli halkımız ve değerli Meclis emekçisi arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Gerek Türkiye’de gerekse Orta Doğu ve dünyanın farklı yerlerinde, gerçekten, kötülüklerin sıradanlaştığı, akan kanın her geçen gün, maalesef, sıradan duygularla karşılandığı günlerden geçiyoruz. En son, 100 bini aşkın insanın Halep’te yaşam mücadelesi verdiği, açlık mücadelesi verdiği, temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir trajediyle son birkaç günümüzü geçiriyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki her ne kadar son birkaç günde Halep’te artmış olan insanlık suçuna dair uygulamalar bugünün sorunu değildir. Halep sadece üç beş gündür bir trajedi yaşamıyor. Halep ve Suriye topraklarının büyük bir bölümü beş yılı aşkın bir süredir bu trajediyi kesintisiz yaşıyor. Belli dönemlerde sağlanan kısmi anlaşmalarla tansiyon düşmüş olsa bile, insanlığa dair suçlar azalmış olsa bile hiçbir zaman kalıcı bir istikrar orada sağlanamamıştır.

Yine, özellikle Türkiye’de farklı siyasi çevrelerin ve Hükûmetin son günlerde Halep’te insanlığa karşı işlenen suçlara dair göstermiş olduğu hassasiyeti anlamlı bulmakla birlikte bunun sadece Halep’e indirgenmesi ve sadece Halep’teki birkaç günlük uygulamaya indirgenmesi geçici bir çözüm dışında hiçbir şeye hizmet etmeyecektir. Türkiye ne yapabiliyorsa ülke olarak varını yoğunu ortaya koymalı, başta Halep olmak üzere Suriye’de barışçıl bir ülke olmanın koşullarına katkı koyabilmelidir. Bu anlamda Halep’te yaşanan trajediyi giderebilme konusundaki çabalar Bab’a yapılan operasyonlardan daha evladır bizim için. Türkiye eğer içte ve dışta ilkeli ve istikrarlı bir tutum belirleyemezse asla ama asla uluslararası düzlemde söylemlerinin ve politikalarının inandırıcılığının olmasını hiç kimse bekleyemez. Bir yandan Bab’a operasyon yapılıyor, bir yandan Suriye’nin farklı bölgeleri için farklı ülkelerle birbirine zıt ve çelişkili sözleşmeler ve anlaşmalar, görüşmeler yapılıyor, bir yandan İran-Rusya hattıyla Suriye’nin belli bölgeleri için görüşmeler yapılırken bir yandan Avrupa ve ABD’nin oluşturmuş olduğu koalisyon güçleriyle görüşmeler yapılıyor. Bunlar oradaki insanların sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine dönemsel pragmatik girişimler dışında başka bir şey değildir. Şimdi, şunu soruyorum: Allah aşkına, gerek ülke içinde gerekse yurt dışında, Türkiye’nin, Suriye’de insancıl bir politika izlediğini, Suriye’de istikrarın sağlanmaya çalışılmasına, kalıcı bir barışın tesis edilmesine dönük bir pozisyonunun olduğunu biz şu dünyada çevreye ne kadar inandırtabiliyoruz? Türkiye gerçekten, Suriye’yi oluşturan bütün halkların, bütün dinlerin, bütün mezheplerin kendisini mutlu hissedebileceği ve yarınlara güvenle bakabileceği bir politikanın, bir dış politikanın sahibi midir? Yine, Sayın Başkan aradan sonra yaptığı o anlamlı açıklamasında, dünyanın birçok çevresinde yaşanan trajediler ile doğal olarak bugün Halep’te yaşanan trajediyi kıyaslama gibi bir söylemde bulundu. Bunu anlamlı ve değerli buluyoruz. Ancak, geçen yıl bu vakitler, ülkenin kötüye gittiğini, ülkenin doğusunda ve güneydoğusunda Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde kamu güvenliği adına orantısız güçlerle insanların ve sivil yerleşim alanlarının ciddi zararlar gördüğünü söylediğimizde -üzülerek ifade ediyorum- Hükûmet yetkililerinden ve iktidardan veya Meclis yönetimimizden duyarlı, bugünküne benzer minvalde bir açıklamayı görememiş olmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Biz, bundan dört ay önce neden Şırnak ve Hakkâri’nin il olmaktan çıkarılmaya çalışıldığını Şırnak’ın kapıları açıldıktan, sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan ve biz Şırnak’a intikal ettiğimizde aslında bir ilin ortada kalmadığını gördükten sonra anladık.

Sayın Başkan ve değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Türkiye 81 ile sahip olabilir ama 81 tane il merkezine sahip değildir, 80 tane il merkezi vardır. Bugün, Şırnak’ın kent merkezi yoktur; orada sadece emniyet, askeriye, adliye, valilik ve resmî kurumlar vardır. Yine ifade edeyim, asla bu söylemlerim Halep’e yapabileceklerimizi engelleme değildir. Ne yapabiliyorsak el birliğiyle yapmalıyız. Ancak, bugün Şırnak’ta on binlerce insan çadır dahi bulamıyor. Ciddi ciddi barınma ihtiyacı yaşıyor, ciddi ciddi açlık problemi yaşıyor. Bunu, neye gerekçelendirirseniz gerekçelendirin ama ortada, hâlâ insanların kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve bunun birçok yerleşim biriminde süregittiği bir ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Cizre’de, Sur’da, Yüksekova’da farklı seyretmemiştir ve ilginçtir, biz, geçen yıl bu vakitler, bu gidişin bu ülkenin geleceği açısından iyi bir gidiş olmadığını söylediğimizde oturup kalkan iktidar sahipleri, 15 Temmuzdan sonra istisnasız operasyonların yapıldığı ve sivil ölümlerine neden olan bütün il merkezlerindeki operasyon komutanlarını, sonradan terör örgütü olarak ilan edilen Gülenci subaylar ve güvenlik güçlerinin elemanlarından müteşekkil bütün kadroları içeriye attılar. Bu, iktidarın siyasi sorumluluğunu ortadan kaldıramaz. Bugün, Şırnak operasyonunun komutanı içeride, Yüksekova operasyonunun komutanı terörist suçlamasıyla içeride; Sur’un, Nusaybin’in, Cizre’nin hakeza öyledir.

Şimdi, hâlâ geçen yıl bu vakitler yaşanan ve trajediye tekabül eden uygulamaların arkasında mıyız, değil miyiz? Arkasındaysak o terörist olarak suçlanan komutanların içeride olma hâlini masum görmemiz lazım bizim. Onlar yaptılar ve terörist suçlamasıyla içerideler şu anda.

Değerli milletvekilleri, şunu ifade edelim: Gerçeklerle yüzleşmek, hakikatle yüzleşmek yarına daha güvenli hazırlıklar yapmamızı beraberinde getirir. George Orwell’in söylediği üzere, bir topluluk hakikatten ne kadar uzaklaşırsa onu dile getirenlerden o kadar çok nefret eder. “Bir topluluk gerçeklerden, hakikatlerden ne kadar uzaklaşırsa o hakikatleri dile getirenlerden o kadar çok nefret eder.” diye George Orwell söylüyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Sayın Maliye Bakanımızı bütçe sürecinde ilk bir iki gün gördük ve son bir iki gündür görmüşken birkaç dakika özellikle rakamlar üzerinden bir iki hususu hem bilgisine hem sorularla cevap vermesi üzere kendi dikkatine sunuyorum:

Şimdi, Sayın Bakan, ben, özellikle Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi olarak -iki bütçe dönemi geçirdik sizinle- bürokratlarınızla birlikte yaptığınız çalışmaları, çabaları asla küçümsemem. Ülkenin bu mali krizden ve küresel etkilerden de en az hasarla bu süreci atlatması için bir çabanız var ama öyle bir ülke gerçekliğine dönüştük ki artık sizin çabalarınızın kifayet etmediği bir ekonomik tabloyu ve süreci yaşıyoruz. Keşke bu ülkenin ekonomik yönetimi sadece sizin ve bürokratlarınızın elinde olsaydı, eminim, çok daha iyi sonuç ortaya çıkarırdı. Ama, neredeyse -sözümü mazur görün ve size dönük değil- bir paralel ekonomi yönetimini Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kurmuş olan ve oradaki akıl hocalarının, ekonomiyle ilgili akıl hocalarının geriye dönük başarısızlık öyküsü ortadayken bu ülkenin düze çıkması mümkün değildir. Merkez Bankası faizlerine müdahale eden, dolar bozdurup alma süreçlerine müdahale eden bir Cumhurbaşkanlığı ve Hükûmet yönetimiyle karşı karşıyayız.

Sayın Bakan, 2 rakam veriyorum. Dolar mevduatı, Cumhurbaşkanının halka “Dolar bozdurun.” çağrısı yaptıktan sonra bütün bankalardaki dolar mevduatı 27 milyar dolar arttı mı, artmadı mı? Yani, insanlar, belki 3-5 kuruşu olan, destek olsun diye bunu yapmış olabilir ama 27 milyar dolar mevduat artmıştır, alım artmıştır açıklamalardan sonra.

Bir diğeri Sayın Bakan, bütçemiz 641 milyar TL. Bakın, siz ekim ayının sonunda bütçenin taslağını bizim Plan Bütçe Komisyonuna sunduğunuzda kurumuz 3,07’ydi ve o 641 milyar lira 208,7 milyar dolardı; bugün ise -bugünkü kur üzerinden az önce hesapladım, ne kadarmış- 181,4 milyar dolar. Bir defada 28 milyar dolarımız uçtu gitti Sayın Bakan ve uluslararası rekabette, ihracatta, ithalatta ilişkilerimizi hâlâ döviz üzerinden kurguladığımıza göre, neredeyse biz paramızın yüzde 13’ünü, bütçemizin dış ilişkilerdeki değerinin yüzde 13’ünü kaybetmiş durumdayız diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada yapılan konuşmada Hükûmete yönelik eleştiriler ortaya koymuştur, onlara Bakan zaten takdir ettiği noktada cevap verir. Fakat, bizim ülkeyi kötüye götürdüğümüzü, burada kendilerinin uyarılar yaptığını ve güneydoğu ve doğuyu çok daha kötüye götüren politikalar izlediğimizi sarf etmiştir. Bu açık bir sataşmadır grubumuza dair. Bu açıdan söz istiyorum

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben asla karşı değilim, kendi düşüncesini ifade etsin ama parti grubuna dönük bir cümlem yoktur ya, Allah aşkına Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kendi grubuna ait bir algı içerisinde, öyle yaptığınızı…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Hayır, öyle bir şey yok ki yani.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ama bu algı üzerinden somut bir şey gösteremezsiniz Sayın Başkan ya.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O zaman, Sayın Başkan, bugün tamamen böyle herhâlde gidecek, sizin açınızdan öyle olması lazım.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin belli bölgelerinde yaşanan hadiselerle alakalı bu kürsüden defaatle aslında açıklamalar yaptık. Fakat, hafızayıbeşer nisyan ile maluldür, aynı açıklamaları yapmak durumundayız.

Bakın, PKK terör örgütü Suriye’nin kuzeyinden esinlenmiş, oradaki uzantısının yaptığının aynısını Türkiye’nin içinde de yapmak istemiştir. Özellikle, dikkat edin, seçtiği il ve ilçe merkezleri Türkiye’nin Suriye sınırında olan merkezlerdir ağırlıklı ve burada kantonvari bir yapılanma içerisine girmek istemiştir, burada kendisine bir egemenlik alanı oluşturmaya çalışmıştır.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde devlet hiçbir şekilde buna müsaade edemez. AK PARTİ iktidarı vardır bugün, Adalet ve Kalkınma Partisi bugün milletimizin teveccühüyle göreve gelmiştir, buna müsaade etmesi söz konusu değildir.

Bakın, Halep ile oraların karıştırılması büyük bir talihsizliktir. Halep’te sivil insanlar, şehirler yok edilirken Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi illerine karşı niye bir operasyon yapsın? Orada yapılan operasyonlar terör örgütlerinin, teröristlerin şehir merkezlerinden temizlenmesi adına yapılan bir mücadeledir. Orada yaşayan vatandaşlarımızın canlı kalkan olarak kullanılmasının engellenmesine yönelik yapılan bir mücadeledir. Şehirlerin içerisine, sokaklara, binalara tuzaklama yapacak; ee devlet bunları tabii ki temizlemek suretiyle buranın etkisiz hâle getirilmesini sağlayacaktır, maksat budur.

Ve şu an, oradaki tahribattan sonra, operasyonlar sırasında yıkılan evlerin veya yerleştirilen bombaların temizlenmesi esnasında çıkan hasarların temizlenmesi adına hem imar planları hem şehirlerin yeniden inşası noktasında ciddi bir kaynak aktarıldı ve yoğun bir çalışma içerisindedir devlet.

Bakın, buraya dikkat çekiyorken şunun da şu kürsüden ifade edilmesini isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Devlet durup dururken mi orada operasyon yaptı? Hayır, terör örgütü kendisine bir egemenlik alanı oluşturmak istediği için devlet oraya operasyon yapmak durumunda kaldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben sadece kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN - Sayın Yıldırım, buyurun.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Benim, bir devletin kamu güvenliğini sağlaması adına silahlı güçlere dönük operasyonlara dair Hükûmeti veya devlet gerçekliğini eleştiren bir cümlem olmadı…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Terör örgütüne eleştiri yapmadınız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – …ama eğer bu operasyon bir kenti tümden ortadan kaldırıyorsa, bakın, bu ülke için çok kötü bir algıya tekabül eden cümleler kullandığınızın farkına varın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ahmet Bey, bir şey söyledim, bir soru sordum size.

AHMET YILDIRIM (Muş) – O zaman o kentin tamamı silahlı mıydı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Size bir soru sordum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir kent yok diyorum size.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ahmet Bey, şöyle bir soru sordum: Bunu yapan terör örgütü değil mi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bunu özellikle ifade etmek isterim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ahmet Bey…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Söz alabiliyorsunuz değil mi Mehmet Bey?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ahmet Bey’le konuşuyorum Filiz Hanım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – O zaman siz sonra söz alın.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Kamu güvenliğini sağlamak ile orada yaşayan sivilleri de işin içine katıp topyekûn bir imha konsepti izlemenin açığa çıkarmış olduğu bir sonuçtan söz ettim ben.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben hatibe şunu sordum.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada operasyon yapılmasının sebebi neydi? Burada terör örgütü kendisine bir egemenlik alanı oluşturma çabası içerisine girdi. Bu kürsüden hatip Hükûmeti eleştirebilir, AK PARTİ’yi eleştirebilir ama bunun sebebine dair tek kelime edilmemiştir. Ona dikkat çekmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunun sebebi PKK terör örgütüdür.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Peki, tutuklanan komutanlarla ilgili de ben soru sordum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, tutuklanan komutanlara bir cevap…

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Evet, şimdi şahıslar adına ilk söz Elâzığ Milletvekili Ömer Serdar’a aittir.

Buyurun Sayın Serdar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER SERDAR (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bugün, bundan sonraki hayatımızda ciddi bir yara olarak kalacak olan Halep’i konuşmak istiyorum.

“Vuruldun, aklıma güller çiçekler geldi.

Vuruldun, aklıma gül bakışlı çocuklar,

Öfke yüzlü kadınlar geldi.

Vuruldun, anlardan o an,

Aklıma birtakım ayetlerin mutlaka kanla okunmaları geldi.”

“Umeyr” adlı kuşu ölen Zeyd’e taziyeye giden bir Peygamber’in, torunları sırtında namaz kılan merhamet abidesi bir Peygamber’in ümmetinden kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden diri diri yakarak öldüren, kendilerini Müslüman olarak adlandıran barbarların, katillerin postallarının altında Halep şu anda.

Ah Halep, kocaman bir kabristana dönmüş Halep, sen neredesin? Onurlarından ödün vermeden ölmeyi becerebilen bir ümmeti sırtında taşıyan Halep, sen neredesin? Dünya arenada katilleri alkışlamaya devam ededursun; şu anda senin semalarında izzetiyle, namusuyla, şerefiyle şehit olmak için gözyaşı dökerek dua eden kadınların feryatlarını taşıyan Halep, sen neredesin? İşkencesiz bir ölümün, namusu kirletilmeden gelecek bir ölümün hasretini taşıyan, her şeye rağmen mazlumların yıkık duvarlarının yanı başında namaza durdukları yer Halep, sen neredesin? Peygamber’in sırtında taşıdığı yetimleri öldürmekten zevk alan alçakların, aşağılık mahlukların kirlettiği yer Halep, sen neredesin? Bizi bağışla. Tarih şahit olsun ki, gökler şahit olsun ki, toprak şahit olsun ki, çöl şahit olsun ki acımasızca öldürülen kimsesiz her bir çocuğun, acımasızca öldürülen kimsesiz her bir kadının, acımasızca öldürülen kimsesiz her bir yaşlının hesabını sormazsak bunun hesabını eninde sonunda tarih bizden soracak. Dünyanın gözü önünde Ebu Gureyb’de Müslümanlara işkence yapan, mümin kadınların namuslarını kirleten vahşi neoconlar ile zalimlikte yarışan ve Halep’te çocukları, kadınları, yaşlıları diri diri yakarken zafer naraları atan münafıklar arasında fark olmadığını gördük. Garip geldik, garip gidiyoruz ey Halep!

“Zulmü engelleyemiyorsanız en azından onu herkese duyurun.” diyen Ali Şeriati, keşke uyansan da müstekbir, zalim ve barbar hemşehrilerinin zulümde kâfirlerle nasıl yarıştığını görsen. Şimdi onlar abdestli kocaman sakallarıyla, cübbeleriyle Esed’in arkadaşları oldular. Şehit Hüseyin’i dillerinden düşürmeyenler şimdi, Haşdi Şabi katillerinin eliyle Kerbelâ’ya çevirdi Halep’i. Her fırsatta “büyük şeytan” dedikleri neoconlarla kol kola oldular. Efendimiz “Kim bir kişinin zalim olduğunu bilerek ona yardım etmek üzere zalimle birlikte yürürse İslam’dan dışarı çıkmış olur.” buyuruyor ve zulme karşı bizi uyarıyor. Tam da bu yüzden, Türkiye olarak ağır bir sorumluluk altındayız. Çünkü, böyle giderse Batılı ve Doğulu emperyalist mahfillerin desteğinde bir mezhep faşizmi de Kâbe kapılarına kadar dayanacak, bu tehdit altında İslam coğrafyası. Bunun için, Halep sadece bir şehir hatırlatması değil bizlere; çünkü Halep Müslüman kimliğin direnişinin sembolüdür; çünkü Halep, bizim evimiz.

Ey kimsesizlerin sahibi olan Rabb’im, ey mazlumları koruyan ve gözeten Rabb’im, ey mutlak güç ve kudret sahibi Rabb’im, ey merhametlilerin en merhametlisi Rabb’im, Halepli mazlumların çığlığı hakkına, izzeti ve namusu için kâfirlerle karşılaşmadan önce ölmeyi dileyen Halepli kadınlar hakkına, su, yemek ve ilaç bulamadan ölümü beklerken hiçbir şey yapamadıkları için göz bebekleri kuruyan yatalak Halepli yaşlıların duaları hakkına, sen onları koru. Senden başka kimsemiz yok ki bizim. Sen, zalimleri perçeminden yakala ve onları kahrüperişan eyle.

Rabb’im, nasıl bir zamana kaldık? Dünya kör ve sağırı oynuyor. Parçalanmış Müslüman cesetlerini çiğneyerek sevinç çığlıkları atan alçakların, barbarların, lanetlilerin sevinçlerini kursaklarında koy Rabb’im. Sen Ebabil kuşlarınla, görünmeyen ordularınla Ebrehe’nin ordusunu kırdığın gibi bu zalimlerin ordularını kır, onları hezimete uğrat.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER SERDAR (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika istirham ediyorum.

BAŞKAN – Kimseye vermedim Sayın Serdar. Bitirin lütfen. Hiç kimseye vermedim, haksızlık olmasın.

ÖMER SERDAR (Devamla) – Ve ey başı koparılan şehit yavru, artık emin ellerdesin, senin yurdunda ekmek de var, su da var, aç da kalmayacaksın, susuz da kalmayacaksın.

Ve ey namuslu şehit olan kadın, artık emin ildesin. Senin yurdunda güvende olacak ve asla ağlamayacaksın çünkü iyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.

Ve ey Halep halkı, siz kazandınız, herkes kaybetti; hepimiz kaybettik… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Serdar.

Şimdi, şahıslar adına ikinci söz Samsun Milletvekili Hayati Tekin’e aittir.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Beşiktaş’ta düzenlenen hain saldırı sonucu şehit olan polis memurlarımıza ve hayatlarını kaybeden sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Halep’teki katliamları kınıyorum. Yalnız, duygusal konuşmaları da dinledik; dilerdim ki tüm müsebbipleri kınarken ilk müsebbibi olan Amerika’nın ismi bilfiil zikredilmeliydi.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, yaklaşık üç yıl önce yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Yasası çerçevesinde birçok belde belediyeleri kapanırken köylerin de tüzel kişilikleri kaybedilerek mahalleye döndü. Ne köylüye soruldu ne şehirliye; büyükşehir belediyeleri kral, ilçe belediyeleri muhtarlık hâline geldi. Kadir Bey o zamanlar benim müdürümdü, ben de on beş yıllık belediye başkanıydım. Kendisi bu yasanın çıktığında kimseye sorulmadığını söyledi, değiştirilenlere de sorulmadı. Mahalle muhtarlıkları da kendileriyle doğrudan alakalı olmayan konularda şakşakçı oldu. Niçin şakşakçı oldu? Çünkü en başta köylünün bütün hakları elinden alındı, avuç açar hâle geldi, köylerde mülkiyet hakkı ve dayanışma ruhu bitti; şimdi mezarlığı bile yok. Köylü ve belde halkları çaresizlik içinde “Acaba bana da bir hizmet gelir mi?” diye ilçe başkanına yalvarıyor, ilçe başkanı da elindeki imkânlar alındığı için büyükşehir belediye başkanına yalvarıyor, neticede büyükşehir belediye başkanı da elindeki kaynakları o ilçenin en gösterişli merkezlerine veya o mahallenin en büyük meydanlarına yapıyor. Elbette ki bu arada harcadığının 2 katı, dev panolarla reklam yapmayı da unutmuyor. Belde ve köylerde yaşanan hadiselerin külfeti sadece vatandaşa kaldı. Şimdi, sırada emlak vergisi, arazi vergisi, su parası, yetmedi atık su, yapacakları binalarda ruhsat harcı ödeyecekler. Bakalım sırada başka hangi vergiler var, hep birlikte göreceğiz.

Peki, gelişmiş ülkelerde durum ne? Bizim de kabul ettiğimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı imzaladığımız o uluslararası yükümlülüklerimize baktığımızda, nüfusumuza orantılı, Fransa’da 35.552 belediye, Almanya’da 8.506 belediye varken, biz belediyeleri nasıl kapatırız diye uğraşıyoruz.

Son aldığımız duyumlara göre de Sayın Cumhurbaşkanımız 30 yeni büyükşehir ilan edeceğini açıkladı. Eskiye baktığım zaman amacı görüyorum, amaç vatandaşın sorunlarını çözmek değil, inisayitifi tek elde toplamak, aynı zamanda imarda rantı yakalamak. İnşaatta rant ekonomisi bitti, bunu da açıkça görmek lazım, duvara dayandık.

Peki, çözüm ne? Çözüm, belediyelerimizin üretim kaynaklarını artırıp bütçelerini kendilerine yetebilen hâle getirmektir, aksi takdirde hep borç içinde yüzmeye devam edeceklerdir. Ayrıca, kapatılan yakın beldeler birleştirilerek, güçlendirilerek, hizmet de vatandaşın ayağına götürülebilir.

Daha vahim olan başka bir konu, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’nın uygulanmasıyla doğu ve güneydoğu da ayrı bir facia. Büyükşehir Yasası’yla yetkileri tek elde topladınız, ama denetim mekanizmasını çalıştırmadınız. Bu nedenle, teröre destek çalışmaları yapan belediyelere ait iş makinelerinin kazdığı çukurlar, patlayıcı taşıyan kamyonlar, çalışmayanlara ödenen maaşlar gibi uygulamalar ayyuka çıkarken AKP ihanete varır derecesinde sustu.

15 Temmuz ihanetini gerçekleştiren FETÖ olayında da aynı şeyler yaşandı; göz yuma yuma 17-25 Aralığa gelindi, her nedense ortaklık bitti, bakanlar istifa etti, dolarlar sıfırlandı, inkâr edilen paraların faizleri bile alındı. Kısaca her şey kılıfına uydu, fakat vatandaş için tuzaklar devam etti.

Nasıl olduğunu izah edelim. Madem AKTİF EĞİTİM-SEN suçtu, niçin kapatılmadı? Bank Asya hakeza. Dershaneler açıktı, FETÖ okulları eğitime devam etti; televizyonları, gazeteleri, abonelikleri açıktı; iş adamları derneği açıktı. Niçin kapatmadınız? Dolayısıyla bu insanları tongaya siz düşürdünüz. Mağdurların sorumlusu da Hükûmettir. Hükûmet kendi adından, kendi yapısından gedik vermezken, FET֒cü diye, olan garibana oldu.

Şimdi yeni algılar başladı. Dün, bakıyoruz, millî seferberlik ilan edildi. Ben de zannettim Rusya’yla savaş açıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Yanlış politikalarla beslediğiniz, göz yumduğunuz teröristler sadece bizim imajımızı küçültür. Bu konular son noktalardır. Dikkat edilmesinde netice itibarıyla fayda görüyorum.

Teşekkür eder, Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tekin.

Şimdi soru-cevap işlemi yapacağız…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip çok ağır, yersiz ifadeler kullanmıştır.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Arkasındayım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - “İhanete varır derecesinde” gibi ifadeler kullanmıştır. Bu, parti grubumuzu…

BAŞKAN – Nasıl? Ben anlamadım tam olarak, pardon.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İhanete varır derecesinde göz yumduğumuzdan bahsetmiştir. Bu, ağır bir ithamdır. Böyle bir şey kabul edilemez bizim açımızdan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, yani eleştirinin de bir şeyi var…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, evet, eleştiri düzeyinde kalanlar için sataşmadan söz vermiyorum ama eleştiriyi aşan birtakım sataşmalarda da karşılamam lazım.

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Samsun Milletvekili Hayati Tekin’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada eleştirileri biz dikkatle dinliyoruz. Tabii ki eleştirebilir. Bu eleştiriler noktasında bizim söz aldığımız yok fakat siz çıkıp da bizi ihanetle suçlarsanız, kusura bakmayın, bu, eleştiri değil, hakarete girer. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Kaldı ki burada terörle mücadele noktasında bizim ortaya koyduğumuz anlayış milletimizin gözleri önünde cereyan etmektedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hiç mi hata yapılmadı ya?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Aynı ifadeleri veya sizin ortaya koyduğunuz ithamları sizler seçimden önce de ortaya koydunuz. Kitapçık falan da hazırladınız, milletin karşısına çıktınız. Millet size muhalefet görevi verdi. Söylediklerinizin millette bir karşılığının olmadığı en iyi şekilde orada tecelli etmiştir.

Bir diğeri, bakın, değerli milletvekilleri, biz 17-25’ten sonra bu yapıyla, FETÖ terör örgütüyle amansız bir mücadele içerisine girdik ve devlet kurumlarından temizlenmesi noktasına kadar her türlü mücadeleyi verdik.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ya, kim soktu oraya? Kim soktu ya?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bütçe konuşmamda gösterdim ama aynı şeyleri buradan söylemek, inanın, beni üzüyor. Bakın, 17-25’ten sonra biz böyle amansız bir mücadele içerisine giriyorken, FET֒nün kanallarında “Tayyip Erdoğan bu ülkeden kaçacak, başka çaresi yok. Kaçarsa onu geri getireceğiz.” diyen, Genel Başkanınızdı. Arkadaşlar, burada mücadeleyi ortaya koyuyorken siz de iktidarın yanında bu mücadeleye destek vereceksiniz. Bu, sadece bir örnektir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Verilmedi mi?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – 17-25 doğru mu, değil mi?

MELİKE BASMACI (Denizli) – Açık çek veriliyordu bununla ilgili.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, bunu yok sayarak, bunu görmezden gelerek bu kürsüde bunları söyleyemezsiniz. Bunun örneklerini artırabiliriz, bunun örneklerini çoğaltabiliriz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – 17-25 doğru mu, değil mi, onu söyle. Yok, darbeymiş! Ortağınız yaptı.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Aynı şekilde, FETÖ kanallarına operasyon yapılıyorken onların kapatılmaması için kendini siper edenlerin de kim olduğunu bu kürsüden söyleyeceksiniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – “Ne istedilerse verdik.” diyen kimdi?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – 17-25 doğru mu, değil mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Kim kendini ortaya koyuyordu? Genel yayın yönetmeninin odasına gidip ağlayarak “Engelleyemedik.” feryat figanlarını basanların da kim olduğunu bu kürsüden söyleyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Evet, söyleseniz iyi olur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başınızı bağlıyordunuz karşısında. El pençe divan! Arkasında namaz kılıyordunuz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hepiniz Pensilvanya’dan icazet alarak milletvekili, bakan, belediye başkanı oldunuz.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, Sayın Gök’e söz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Genel Başkanımıza atfen de bir değerlendirmede bulunarak bir sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika size söz veriyorum sataşmadan. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Ziyaret edenler yanında oturuyor, ayıp ayıp!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Beraber namaz kılıyordunuz, başınızı bağlıyordunuz böyle…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, sayın grup başkan vekilinizi kürsüye davet ettim. Lütfen sayın milletvekilleri…

Buyurun.

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, burada AKP sözcülerini izlerken hayatın bir bölümünde beraber yürüdükleri bir yolda -hem PKK’yla da ilgili bu, hem FET֒yle de ilgili- o günkü söylemleri inkâr eden başka bir tavra geçtikleri anda da bir önceki tutumlarını inkâr eden bir tutumla karşılaşmak, gerçekten bizler açısından şaşırtıcı değil.

Bakın, sizin Cumhurbaşkanı “Beraber ıslandık bu yollarda, beraber yürüdük bu yolda.” demedi mi?

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Milletle yürüdük, milletle!

HALİS DALKILIÇ (Samsun) – Cumhurbaşkanı, milletin tamamının Cumhurbaşkanı. “Bizim Cumhurbaşkanımız” diye bir ifade yok; Cumhurbaşkanımız, milletin tamamının Cumhurbaşkanı.

LEVENT GÖK (Devamla) – İktidarda olan, Cumhuriyet Halk Partisi mi? İktidarda olan, AKP.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Evet!

LEVENT GÖK (Devamla) – Beraber yürürken iyi.

Sizin bir grup başkan vekiliniz diyor ki, ismini vermeyeyim buradan… Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi “FETÖ çok tehlikeli bir örgüt. Bu örgütle mücadele edin.” dediği zaman, iki yıl önce çıkıyor bu kürsüye, Fetullahçılara seslenerek “Arkadaşlar, bakın, CHP istismar ediyor. Fetullah Gülen’i biz kurtardık, ona af getirdik, onu ceza verilmekten kurtardık.” diyor. Bunu diyen sizin grup başkan vekiliniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisinden bir tek kişinin Fetullah Gülen’le fotoğrafı yoktur Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Genel Başkanınızın var.

LEVENT GÖK (Devamla) – …ama ben AKP Grubu içerisinde pek çok arkadaşımızın fotoğrafını çıkarırım, ondan sonra ona cevap da veremezsiniz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – El öperken hem de, saygıda dururken!

LEVENT GÖK (Devamla) – PKK’yla ilgili de böyledir. Yine Cumhurbaşkanı “Biz, valilere, kaymakamlara talimat verdik, ‘Onları görmezden gelin.’ dedik.” dememiş midir? Bunu diyen kimdir? Bunlara cevap verebiliyor musunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Veriyoruz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Şimdi, bakın, yöntem bu değil. Biz, FET֒yle mücadelede de, PKK’yla mücadelede de yanınızdayız; bunu da söylüyoruz, altını çiziyoruz. Hiç yanlış yapmayalım, yanlışların üzerine gitmeyelim; yanlışlardan doğru çıkmaz, bu mücadeleyi saptırır. Biz bu konuda koşulsuz -FET֒yle, PKK’yla, DHKP-C’yle, IŞİD’le- sonuna kadar Hükûmeti destekliyoruz arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Teşekkür ederiz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bu konuda hiç tereddüt yok ama yaptığımız yanlışları da göreceğiz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatibin son kısımda söylediği terörle mücadele noktasındaki… Bir ana muhalefet partisinden beklenen budur. Ana muhalefet partisi, iktidara talip bir partidir; bu terörle mücadele noktasında Hükûmete destek olması kadar doğal bir şey yoktur. Benim eleştirdiğim, bu yapının, FET֒nün, organize bir yapı olduğu ortaya çıktıktan sonra Adalet ve Kalkınma Partisinin buna karşı ortaya koyduğu tavır ve tutuma… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu noktadan sonra, partimiz, Hükûmetimiz bütün gücüyle bu yapıyla mücadele etmiştir. Keza, hiçbir zaman, bakın, hiçbir zaman emniyet birimlerine “PKK terör örgütü üyelerini, PKK teröristlerini görmeyin, görmezden gelin.” diye bir talimat verilmemiştir. Bunu ortaya koyacaksınız, varsa bir talimat çıkaracaksınız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Muş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, kapatalım isterseniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kapatalım.

Şimdi, AKP Grubunun şöyle bir ruh hâli var: Yani, bir olayla ilgili, bir başka dönemde farklı bir pozisyon alınıyor, daha sonra farklı bir pozisyon alınıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, FET֒yle de, PKK’yla da hep aynı pozisyonda kalmak suretiyle karşılarına çıkmıştır.

Az önce ifade ettiğim Cumhurbaşkanının sözünü ben çıkarır, burada kendisine gösteririm. Ha, Cumhurbaşkanı, o sözü hangi anlamda söyledi, niçin söyledi, onun değerlendirmesini herhâlde Sayın Cumhurbaşkanı yapar ama bu sözler söylenmiştir. Sayın Bülent Arınç, Sayın Hüseyin Çelik gibi eski AKP Bakanlarının da söyledikleri çok önemli sözler vardır.

Daha vahimi, Diyarbakır eski Emniyet Müdürü PKK’yla ilgili “Bunlar hendekleri kazarken, cephaneleri yerleştirirken hepimizin haberi vardı.” gibi bir cümleyi de söylemiştir. Şimdi bizim eleştirdiğimiz nokta bunlardır. Bunlar niçin görmezden gelinmiştir, niçin müsamaha edilmiştir?

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Türkiye bir yangın yerine dönmüştür. Yani bu konuda elbette muhalefetin sorumluluğu olamaz ki, biz yönetmiyoruz ki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Doğal olarak Türkiye’de gerçekleşen her olayda iktidar partisinin ister bilerek ister bilmeyerek bir siyasi sorumluluğu vardır; bu, siyasetin doğası gereğidir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yalnız Sayın Gök, Cumhurbaşkanı “Beraber yürüdük biz bu yollarda” derken bunu aziz milletiyle birlikte ifade ediyor, milletle birlikte yol yürüdüğünü ifade ediyordu, bunun başka yere çekilmemesi lazım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir cümle Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanı, şu sözleri ifade etmiştir Sayın Başkan: “Biz, aynı menzile giden iki hareketiz.” Bunu dememiş midir Sayın Başkanım? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milletiyle beraber yol yürüdüğünü ifade etmiştir.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştiriyoruz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine birer dakika süreyle sırayla söz vereceğim,

Sayın Engin, buyurun.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Bakan, sorum 4/C statüsündeki çalışanlarımız ve üniversiteli işçilerimizle ilgili.

Geçtiğimiz yıllarda özelleştirmeler sonrasında kamuya 4/C’li statüsünde geçirilen çalışanlar, bütün kazanılmış özlük haklarından mahrum bırakılmıştı ve mağduriyetleri hâlâ devam ediyor. Unvanlarını kullanamıyorlar, imza yetkileri yok; görevde yükselme, derece, kıdem gibi haklardan yoksun olarak aynı işi yapan kadrolu çalışanlara göre daha düşük maaş alarak çalışmak mecburiyetinde bırakılıyorlar.

2015 yılı Ağustos ayında Hükûmet, kamu görevlilerinin 2016-2017 yıllarını kapsayan üçüncü dönem toplu sözleşmesini imzalamıştı ve bu sözleşmede hem üniversiteli işçilerin hem de 4/C’li çalışanların mağduriyetini giderme sözünü vermişti. Toplu sözleşmenin üzerinden bir buçuk yıl geçti ve hâlâ bu konuda somut bir adım atmadınız. Seçim öncesinde verdiğiniz sözü ne zaman yerine getireceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, iki hafta önce AKP Meclis Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Almanya’da havaalanında kötü bir muameleyle karşılaşmıştır.

Dün de saat 13.00’te İstanbul’dan Moskova’ya giden 7 Türk vatandaşı, saat 15.40’ta Moskova havaalanına inmişlerdir ve havaalanında hiçbir gerekçe sunulmaksızın dört saat bekletilmişlerdir. Konsoloslukla ve havaalanındaki Dışişleri temsilcileriyle görüşmelerine rağmen sonuç alınamamıştır. Bu vatandaşlarımıza Rusya tarafından uygulanan kötü muamelelere son verilmesini, Bakanlık olarak bu konuda Dışişlerini göreve davet etmenizi bekliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum, Maliye Bakanına. BÜRO EMEKÇİLERİ Sendikasına mensup olup Maliyede çalışan toplam 143 kişi, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilmiştir. Aralarında BES Genel Başkanı ve şube başkanları olan bu çalışanlarınız hakkında herhangi bir soruşturma yoktur. Bu çalışanlarınızın suçu nedir, göreve dönüşlerini sağlayacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğu Anadolu fay hattı üzerinde olan ve birinci derece deprem bölgesinde bulunan Malatya ilinde 29 Kasım 2015 tarihinde Hekimhan ve Kuluncak merkezli başta Dursunlu, Sarıkız olmak üzere birçok köyde deprem meydana gelmiştir, çok sayıda bina ağır hasar görmüştür. Depremin üzerinden bir yıl geçti, bir yıldır depremzedelere yardım yapılmıyor. Bürokrasi maalesef engel oluyor, depremzedelere bürokratik engellerle yardım yapılmıyor. Hak sahiplerinin yaşadığı en önemli sorun afetzedenin kendisine ve eşine ait il sınırları içerisinde ikinci bir konutunun bulunması. Bilindiği gibi köylerde herkesin evi var, mecburen illerde de birer tane evi var. Bu nedenle yardım yapılamıyor. Bu anlayışın değişmesi gerekiyor. Ayrıca, köylülerden deprem sigortası istenmesi de köylüleri mağdur ediyor, “Köydeki kerpiç evin sigortası mı olur?” diye soruyorlar köylüler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Güzelyurt Mahallesi’nde 297 hasarlı evin sadece 2’sinin deprem sigortası olduğu düşünüldüğünde durum daha rahat anlaşılacaktır. Bu konuda yardımların yapılmasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, buyurun.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, veteriner, gıda, ziraat mühendisleri meslek gruplarının kamu kurum ve kuruluşlarına atanmalarında yeterli kadro tahsis edilmediği konusunda talepler tarafımıza yoğunlukla iletilmektedir. Önümüzdeki dönemde bu talep ve beklentileri dikkate alacak düzenlemeler yapmayı planlıyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Arslan...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Maliye Bakanına soruyorum: Emeklilerimizin aldıkları maaşlar çok düşüktür. Bu yılın artışı da ocakta yüzde 3, temmuzda yüzde 4 olarak tespit edilmiştir, yapılan artış, hayat pahalılığına eş değer değildir. Emeklilerimize Ramazan ve Kurban Bayramı’nda birer ikramiye vermeyi düşünüyor musunuz?

İki: Kamu personelinin enflasyon karşısında aldıkları maaşlar çok düşük kalmıştır. Tüm kamu personeline Ramazan ve Kurban Bayramı’nda birer ikramiye vermeyi düşünüyor musunuz?

Üç: Sigara üzerindeki özel tüketim vergisi çok yüksektir, hâlâ da yükseltilmeye devam ediliyor. Özellikle yabancı sigaraların üzerine konulan bu yükler, ÖTV nedeniyle kaçak sigarayı devamlı destekliyor, piyasada fazlasıyla satılıyor, bu durum, devlete çok büyük zarar veriyor. Bu nedenle satıcılar arasında haksızlık yaratılıyor. Bunu düzeltmek için yabancı sigaralar üzerindeki ÖTV’yi düşürmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Purçu, son olarak size de söz vereyim, az bir zaman kaldı.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sorum, Sayın Maliye Bakanımıza: Sayın Bakanım, özellikle sormak istiyorum, İzmir’e ve İzmir’deki yatırımlara kamu olarak bu yıl ne kadar ödenek ayırdınız?

Ayrıca, Roman strateji ve eylem planıyla ilgili bu yıl da bütçede maalesef hiçbir şey göremedik, önümüzdeki yıllarda görmeyi arzu ediyoruz. Bu konuda bir çalışmamız var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi soruları cevaplandırmak üzere sözü, Sayın Bakana bırakıyorum.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Sayın Engin’in özelleştirme kapsamında 4/C statüsünde çalışan arkadaşlarımızla ilgili bir değerlendirmesi oldu. Öncelikle şunu ifade edeyim ki: Özelleştirme uygulamaları neticesinde Devlet Personel Başkanlığı emrine alınan ve kamu kurumlarında görevlendirilen bu arkadaşlarımızla ilgili olmak üzere önemli iyileştirmelerin yapıldığı da bir gerçek. Özellikle bu arkadaşlarımızın hem kamu kurumlarında geçici personel olarak istihdamlarına imkân sağlandı hem de önce on ay olan çalışma süresi 2010 yılında on bir aya, 2012 yılında ise on bir ay yirmi sekiz güne çıkarıldı. Yine sonraki yıllarda sürekli bir şekilde özlük haklarında iyileştirmeler yapıldı, bunu da ifade etmekte fayda var.

2004-2016 Aralık döneminde geçici personelin maaşlarında kümülatif olarak yüzde 336 ile yüzde 388 arasında değişen oranlarda artışlar sağlandı. Bu dönemde gerçekleşen enflasyon oranının yüzde 152 olduğu dikkate alınırsa gerçekten bu personelimizin özlük haklarında önemli iyileştirmeler yapıldığını da görmek mümkün olacaktır.

DİDEM ENGİN (İstanbul) –Toplu sözleşmede ilgili maddeyi…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Şimşek, Rusya’da sanıyorum yolcularla ilgili bir mesele söyledi ama uygun görürseniz onu bir araştıralım, bilgimiz olan bir konu değil. Bilgi aldıktan sonra sizlerle onu paylaşırız.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Dışişlerinin ve konsolosluğun da bilgisi var Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Olur. Dışişlerinden arkadaşlara sorduracağız.

Sayın Tarhan, Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışıp da kanun hükmünde kararnameyle atılan personel hakkında bir soru sordular. Biliyorsunuz, bütün bu tasarruflarda bulunurken olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerdeki kurallara tabi olarak bu işlemler yapılmaktadır. Terör örgütlerine üye olanlar, iltisakı olanlar, intisabı olanlar, ilişkili olanlar tespit edilmek suretiyle bunların tespit yöntemleri de kanun hükmünde kararnamenin uygulanması bakımından genel çerçevede belirlenmektedir. Buna uygun olarak Maliye Bakanlığından da belirli sayıda kamu personelinin görevine son verilmiştir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Soruşturma yok Sayın Bakan, hiç soruşturma yok.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Fakat, şunu ifade etmekte fayda var, şöyle bir yanlış anlamaya meydan vermemek lazım: Kişilerle ilgili bu tasarruflarda bulunurken hiçbir şekilde kişinin bir sendika üyesi olmuş olmasını bir faktör olarak, belirleyici bir neden olarak öngörmüyoruz. Kişinin kendisine ait bilgilerden hareketle bu tasarrufta bulunuyoruz. Nitekim, söz konusu ettiğiniz sendika üyesi olan çok sayıdaki arkadaşımız, Maliye Bakanlığında çalışmaya devam etmektedir.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Soruşturma yok Sayın Bakanım, liste elimde.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Ağbaba, Malatya’da meydana gelen deprem nedeniyle bir mağduriyetlerini ifade ettiler. Öncelikle, bütün köylülerimize geçmiş olsun. Rabb’im inşallah bu tür felaketlerle bir daha karşılaştırmasın. Uygun görürseniz, AFAD’dan bu konuyla ilgili bir bilgi rica edeceğim. Onlardan geldikten sonra da sizlerle paylaşacağım.

Sayın Özdemir, tabii, öğrencilerimiz, mezun olduğu zaman öncelikle kamuda iş sahibi olmak istiyorlar. Bunu anlayışla karşılıyorum ama bir taraftan da bütçenin imkânları, kamu idarelerinin personel ihtiyaçları dikkate alınarak planlama yapılıyor. Çok farklı branşlarda, farklı öğrencilerimiz okullardan mezun oluyor. Bu çerçevede, inşallah, bunların hepsini dikkate alarak 2017 yılı personel planlamasını yapacağız.

Sayın Arslan emeklilerimizin aldığı maaşlar konusunda birtakım değerlendirmelerde bulundu. Bendeki veriler farklı bir resim gösteriyor. Yani, 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde bir emekli maaşı vardı, kamu çalışanlarının maaşları vardı. O tarihten bugüne –yani, öncekine dair olan olmuş ama- 2002 yılından bu tarafa, bakın, ortalama memur maaşı, 2002 yılında 578 liraymış, şu anda ortalama memur maaşı 2.979 liraya çıkmış.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Bayramlarda ikramiye verelim Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla, burada yaklaşık olarak yüzde 415 artış yapılmış, reel artış yüzde 57. Şimdi, benim bunları tekrar tekrar sizlerle paylaşmama gerek yok. Rakamlar devletin resmî rakamları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Gerek memurlarımız gerek diğer kamu çalışanlarımız gerekse emeklilerimiz bu dönemde, her dönem enflasyonun üzerinde artış almışlardır; refah düzeyleri bu dönemde artmıştır, satın alma güçleri bu dönemde artmıştır. Özellikle, onu da söyleyeyim.

Sigara üzerindeki özel tüketim vergisi uygulamasına, yıllar itibarıyla bir bütün olarak bakacak olursanız, yıllar itibarıyla bir bütün olarak… Bir taraftan, biliyorsunuz, sigara üzerinden alınan vergi maktu vergidir. Maktu verginin yıllar itibarıyla düzenlemelerle ayarlanması söz konusudur. Diğer taraftan da tabii ki sigarayla ilgili olarak hepimizin, sizlerin, bizlerin duyarlılığı var, bunu da hesaba katmakta fayda var diye düşünüyorum.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Piyasa kaçak sigaradan geçilmiyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Purçu, İzmir’deki yatırımlarla ilgili bilgileri bulacağım ama Roman kardeşlerimizi seviyoruz -bütün sosyal kesimleri seviyoruz tabii ki- yani, Aile Bakanlığımızda strateji belgesiyle ilgili bir çalışma varsa Bakanlığımızla görüşmek suretiyle her zaman için tüm sosyal kesimlerle ilgili Hükûmet olarak olumlu çabalarımız olmuştur. Bu konuda da olumlu çabaları sergileriz inşallah.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Purçu’yu bizler de seviyoruz, taleplerinin dikkate alınmasını istirham ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, 10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinin sonuna “Mahalleye dönüştürülen köyler için ilçe belediyelerine” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Mustafa Kalaycı                                      İsmail Faruk Aksu                                          Erhan Usta

                        Konya                                                      İstanbul                                                     Samsun

                    Arzu Erdem                                           Deniz Depboylu

                       İstanbul                                                      Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

KÖYDES Projesi’nden mahalleye dönüştürülen köylerin de ilçe belediyeleri aracılığıyla yararlandırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.51

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 11’inci maddeyi okutuyorum:

Fonlara ilişkin işlemler

MADDE 11- (1) Türk Silahlı Kuvvetlerinin stratejik hedef planı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaç planları uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar; 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdî imkânlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

(2) Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden birinci fıkra hükümleri gereğince tespit edilecek tutarları; Emniyet Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden zırhlı araç, uçak ve helikopter, insansız hava araçları (İHA), uçuş simülatörü ve Elektronik Harp (HEWS) projesine ilişkin tutarları; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları; Orman Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden Helikopter Alım Projesine ilişkin tutarları; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden araştırma gemisi alımına yönelik tutarları; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesi ödeneklerinden petrol ve doğalgaz boru hatları entegre güvenlik sistemi tedarikine ilişkin tutarları; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden Afet Sonrası Görüntü İşleme İstasyonu Kurulması Projesine ilişkin tutarları; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumuna bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Kurum bütçesine kaydedilen ödeneklerden yüksek hızlı rüzgar tüneli yapımına yönelik tutarları; Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden Özgün Helikopter Projesi Sertifikasyonu, Bölgesel Sivil Uçak Projesi Sertifikasyonu ve diğer uçuşa elverişlilik sertifikasyonu faaliyetlerine dair projelere ilişkin tutarları; ilgili hizmetleri gerçekleştirmek üzere Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye ilgisine göre; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından sorumlu Başbakan Yardımcısı, Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Orman ve Su İşleri Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı veya Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı yetkilidir.

(3) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak tutarları bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) İlgili yıllar bütçe kanunları uyarınca, yürütülmesi öngörülen projeler için Savunma Sanayii Destekleme Fonuna aktarılan tutarlardan kullanılmayan kısımlar, Savunma Sanayii Destekleme Fonundan ilgili genel bütçeli idarenin merkez muhasebe birimi hesabına; özel bütçeli idarelerde ise muhasebe birimi hesabına yatırılır ve ilgili idarenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar karşılığını ilgili idare bütçesine ödenek kaydetmeye genel bütçeli idarelerde Maliye Bakanı, özel bütçeli idarelerde ise ilgili özel bütçeli idare yetkilidir. Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dışındaki idarelerde ödenek kaydı yılı yatırım programı ile ilişkilendirilerek yapılır.

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü görüşmelerde de gündeme getirdiğim Halep'teki dram ve saldırılardan biraz bahsetmek istiyorum.

Suriye Türkmenleri, yirmi dört yıl Fransız mandasına, elli üç yıl Baas diktatörlüğünün baskılarına rağmen millî hassasiyetlerini korumuşlar, dil ve kültürlerinde baskılar, devlet yönetiminde yok sayılmak gibi nice acılar yaşamışlar ve millî değerler için ağır bedeller ödemişlerdir. Türkmenler, muhalif olarak Suriye rejimi karşısında saflarını en başından belirlemiştir. Humus Türkmenleri savaşın en başında büyük bir zulme maruz kalmış; Zara, Babı Amr Türkmenleri rejim tarafından etnik temizliğe uğratılmıştır. Şam ve Golon Türkmenleri savaşın başından bu yana tümüyle rejimin ablukası altında büyük bir yaşam mücadelesi vermektedirler. Özellikle Türkmen Dağı’na yönelik yoğun bombardıman nedeniyle bölgenin büyük bir kısmı Türkmenlerin elinden çıkmış, bölgede sivil insan kalmamış, gençler ise hâlen topraklarını koruma mücadelesi vermektedir. Önce DEAŞ'ın, geçen yıl mayıs ayında da PYD/YPG'nin bölgeyi kontrol etmesiyle Rakka Türkmenleri de tehcire maruz kalmıştır.

Son gelişmelerle birlikte aylardır dünyanın en korkunç ablukası ve bombardımanına maruz kalan Halep'te, bugün insanlık tükenmiş, sözler bitmiştir. Halep'teki Türkmen mahalleleri tamamen rejim ve PYD teröristlerinin eline geçmiştir.

Halep'e yağdırılan füzeler, Telafer'de sıkılan kurşunlar, Ankara'da, İstanbul'da patlayan bombalar, aynı sinsi odakların kirli oyunlarıdır. Türkiye'nin güvenlik hattı Kerkük'ten başlar, Musul'dan, Rakka'dan, Halep’ten geçer, Bayır Bucak dâhil Akdeniz'e ulaşır. Bu coğrafyada Türkmenlerin korunması Türkiye'nin millî güvenliğinin garantisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı bütçesi 11’inci maddesi, fonlara ilişkin işlemlerin nasıl yürütüleceğini ve bu kapsamda özellikle Savunma Sanayii Destekleme Fonu kaynaklarının nasıl oluşturulacağını hükme bağlayan düzenlemeler içermektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin stratejik hedef planı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının ihtiyaç planları uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamaların ne suretle karşılanacağına ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca Savunma Sanayii Destekleme Fonu aracılığıyla yapılacak alımlar ve Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan Hazineye yatırılacak tutarların kullanılmayan kısmının bütçeleştirilmesine ilişkin hükümlere yer verilmektedir.

Değerli milletvekilleri; fonu, belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için ayrılmış bulunan, gerektiği zaman kullanılmak üzere belli bir hesapta toplanan ve harcanabilen paralar olarak tanımlayabiliriz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin dünyanın en caydırıcı ordularından biri hâline gelebilmesi, Türkiye'nin jeopolitik, jeostratejik konumunun, tarihî ve kültürel mirasının yüklediği sorumluluk gereğidir. Bu doğrultuda, fiziki, teknolojik ve beşerî kapasitesinin artırılmasına yönelik gelecek planlamasının sağlıklı bir şekilde yapılması zorunludur ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin silah ve teçhizat yönünden dışa bağımlılığını azaltarak ihracat kapasitesi yüksek, bağımsız ve yerli bir harp sanayisinin gelişmesi ve yerli müteşebbisin de silah ve askerî teçhizat üretimine yatırım yapması teşvik edilmelidir.

Malzeme teknolojileri, elektronik harp, havacılık, uzay ve uydu teknolojileri, ağ merkezli savaş, insansız hava araçları, güdüm ve kontrol teknolojileri gibi savunma sanayisi teknolojilerinin AR-GE çalışmaları ve üretimi desteklenmelidir. Savunma sanayisinde bilgi güvenliğini sağlamak amacıyla mutlaka millî yazılım sistemi geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Bu da ancak Türkiye’nin her şeyi yapmaya çalışmaktansa savunma sanayi alanındaki öncelikli alanları belirlemesi bu yolda adım adım ilerlemesiyle mümkündür.

Türkiye'nin şu anda yürütmekte olduğu silah sistemleri projeleri, AK PARTİ hükûmetlerinin söylediği gibi yansıtılanın aksine yüzde 100 millî değildir. Birçok proje yabancı firmalardan alınan parçalar ve danışmanlıklarla yapılmaktadır. Bu projeleri yüzde 100 millî olarak yansıtmak kendimizi aldatmaktan öteye gitmeyecektir. Mesela tank veya helikopter motoru dışa bağımlı olduğumuz sürece Türkiye'nin yeni pazarlara açılması ancak alt sistemleri bize satan ülkelerin rızası olduğu sürece mümkündür. ATAK helikopterini Azerbaycan ya da Pakistan gibi ülkelere satabilmemiz için Amerika Birleşik Devletleri’nden ya da Birleşik Krallıktan izin almamız gerekmektedir. Kısaca, Türkiye'nin pazar payının artması ancak kritik alt sistemlerde bağlı olduğu ortaklarının rızasına bağlıdır, bu da projelerin millî olmasının en büyük engelidir. Türkiye'nin savunma sanayi politikasının öncelikli hedefi Türk Savunma Sanayi şirketlerinin sürdürülebilir hâle gelmesi, belirli alanlardaki ithalatımızın zamanla azaltılması olmalıdır.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak savunma sanayinin tamamen bağımsız hâle getirilmesi gerektiğini ve bağımsız bir millî savunma sanayinin kurulmasını öngörmekteyiz. Savunma sanayi teknoloji transfer eden değil teknoloji üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır. Savunma sanayi lojistik ihtiyaçlarda dışa bağımlı olmaktan büyük ölçüde kurtarılmalıdır.

Savunma harcamalarının öncelikle millî tedarik sistemi içerisinde yapılması sağlanmalı ve tedarik ihtiyaçlarının belirlenmesinde ilgili birimlerin eşgüdüm içinde karar almasına önem verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik ve jeostratejik durum bu bölgede güçlü olmamızı zorunlu kılmaktadır. Ülke olarak güçlü olmamız güçlü ve modern bir orduya sahip olmaktan geçer. Kısaca ordu, millet olmak millî harp sanayi kurmakla mümkün olmaktadır. Türk milletinde yerleşmiş bir ifade vardır: “Ordu, bizim göz bebeğimiz.” der, evlatlarını askere gönderirken davulla, zurnayla, kına yakarak gönderir “Vatana kurban olsun.” diye. Bana göre ordu, göz bebeğimizden ziyade yüreğimizdir, kalbimizdir. Yürek atmaz, kalp durur ise bütün vücut ceset olur.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarları döneminde birtakım çevrelerin ve özellikle FETÖ yapılanması dolayısıyla Türk ordusu itibarsızlaştırılmak istenmiş, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Kozmik Oda gibi suçlamalara maruz bırakılmış, birileri de bu davaların savcısı, hâkimi olmuştu. Ancak 15 Temmuzda gördük ki orduyu yıpratmak, itibarsızlaştırmak isteyen zihniyet, çeşitli oyunlar sonucu orduya sızmış, harekât kademelerine, ordunun karargâhına kadar yükselme fırsatını bulmuştur.

Çok şükür ki vatanını ve milletini seven, ordu-millet duygusuyla yetişen Türk ordusu mensupları, kahraman Türk polisleri ve aziz Türk milleti tarafından hain, kalleş darbe kalkışması önlenmiştir.

Bugün kahraman Mehmetçik ve polislerimiz içeride ve dışarıda destanlar yazmaktadır. Ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birlik ve beraberliği için hain terör örgütlerine karşı vermiş oldukları mücadelede Rabb’im onları başarılı kılsın. Bu vesileyle, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize şifa diliyorum.

Bütçenin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, Halep’te yaşanan insanlık dramını kınıyor ve dualarımızın onlarla olduğunu belirtiyor, Gazi Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ahrazoğlu.

Şimdi, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’e aittir.

Buyurun Sayın Özdiş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kimden gelirse gelsin; PKK, IŞİD ve diğer terör eylemlerini lanetliyorum. Terör saldırılarında yaşamını yitirenlere, canlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine başsağlığı, yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, on beş yıllık AKP iktidarında katma değeri yüksek hiçbir yatırım göremiyoruz. Duble yol, köprü ülke ekonomisine ne gibi bir katkıda bulunuyor; anlamak mümkün değil. Ekonomik ve bilimsel kalkınmayı sağlayacak, katma değeri yüksek bir yatırım neden konuşulmuyor? Varsa yoksa köprü… Yok, efendim, Avrupa bizi kıskanıyormuş. Bakın, bir örnek vereceğim. Almanya’nın Volkswagen firmasının 2013 cirosu 200 milyar avro, Türkiye’nin 2013 yılı gayrisafi millî hasılası 800 milyar dolar. Yani Almanya’nın tek bir otomobil firmasının cirosu bizim ülkemizin, ülke gelirimizin dörtte 1’i. Şimdi soruyorum; biz mi onları kıskanacağız yoksa onlar mı bizi kıskanacak? Geçiyorum bunları.

Değerli milletvekilleri, Nabi Avcı, Bakan, “Memleket sıkıntıda, dua bekliyorum.” diyor. Mehmet Şimşek, Başbakan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yardımcısı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – “Türkiye Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en zor günlerini yaşıyor.” diyor. Dönemin Başbakanı Erdoğan, yıl 2015, “Biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz…” Çünkü halk size oylarını benim can ve mal güvenliğimi sağlayacaksın diye veriyor. Yine, daha dün, Sayın Cumhurbaşkanı “İşsizlik yüzde 11’in üzerinde bu ülke, bu hâle düşmeli mi? Yatırım, üretim yok.” diyor. Kendilerinden alıntı yapıyorum burada.

Peki, on dört yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? Bu sözleri söyleyenler yönetiyor. Peki, bu söylenenler ne anlama geliyor? Şu anlama geliyor değerli arkadaşlar: Bu ülkeyi iflasın eşiğine getirmişiz. Yani demek istiyorlar ki, diyorlar ki: “Yö-ne-te-mi-yo-ruz.” Çok açık ve net. (CHP sıralarından alkışlar) Bu itiraftır değerli dostlar. Ee, biz ne diyoruz? “Yönetemiyorsunuz, gereğini yapın.” “Yok yapmayız.” Diyorlar ki: “Durun hele, gerisi geride. Daha başınıza neler getireceğiz.”

Denilebilir ki, başımıza bundan daha kötü ne getirebilirler ki? Söyleyeyim: Siyasi literatürde tam tarifi yapılamayan, yasama, yürütme, yargıya egemen olan, gerektiğinde Meclisi feshetme yetkisiyle tüm yolsuzluk suçlarının gündeme getirilmesinin engelleneceği garabet, ucube bir sistem. Bu Türkiye'nin kaderini, rejimini, Anayasa’sını bir kişinin çıkarına göre şekillendirmeye kalkmaktır değerli arkadaşlar. Bu gaflettir, dalalettir, hatta hıyanettir değerli dostlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanı, kendinize yönelik bu tek adam sistemini getirmek için, seçim sandığında daha çok oy kazanmak uğruna toplumu kutuplaştırmaya, keskin cephelere ayırmaya devam ederseniz, dünya tarihi göstermiştir ki ülke olarak varacağımız yer gözyaşı, kan yani cehennem çukuru olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı, kişisel hırsınız için iç savaşı göze almış bir lider görüntüsü veriyorsunuz. Bu inadınızın, politikalarınızın, uygulamalarınızın başka bir tarifi, başka bir gerekçesi yok. Öteleyen, bölen, parçalayan bir ikinci isim yok bu ülkede. (CHP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Tam tersi, tam tersi!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, on dört yıllık süreç göstermiştir ki Türkiye’nin…

BAŞKAN – Sayın Özdiş, Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerinize dikkat edin.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Dikkat ediyorum Sayın Başkan, ben.

BAŞKAN – Dikkat etmeniz gerekiyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Çok dikkatli konuşuyorum, bilerek konuşuyorum, ısrar ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Tek partili iktidar dönemini hatırla.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin yararına olan her şey Sayın Cumhurbaşkanının aleyhine. Sayın Cumhurbaşkanının işine yarayan her şey de Türkiye’nin aleyhinedir maalesef.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Saçmalama!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Kendisi ve çok yakın çevresinin pozisyonunu sağlama almak için kendi seçmeni dâhil, bütün ülkenin hayatını tehlikeye atıyor.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sen git, onu Kılıçdaroğlu’na söyle.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanının seçildiğinden bugüne kadar…

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Kılıçdaroğlu’na söyle.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – …defalarca, kendi işine gelmeyen, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararları tanımadığını, yine yemin etmesine rağmen tarafsız olarak görevini yapmadığını biliyoruz.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Kendiniz söylüyordunuz “Anayasa Mahkemesi yanlış karar veriyor.” diye.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Bu bir anayasal suçtur. Anayasal düzene karşı bir kalkışmadır. Anayasal düzene karşı yapılan kalkışmalar karşısında halkın direnme hakkı vardır ve bu, Cumhurbaşkanı tarafından da kabul edilmiştir FETÖ kalkışmasında halkı sokaklara çağırdığı gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Çağırmasa mıydı?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Gezi direnişi sırasında sokağa çıkanlar için “çapulcu” diyenler, kendi çıkarları söz konusu olduğunda halkı sokağa çıkarmaya davet etmekte, sokakları işaret etmekte sakınca görmüyorlar. Gezi eylemlerinin ne kadar doğru bir hak arama yöntemi olduğu, demokrasimizi kökleştirme adına bir eylem olduğu, FETÖ darbesinden sonra bugün daha iyi ortaya çıkmıştır. Ve diyoruz ki sizin bu garabet, ucube rejim değişikliğiyle ülkemizi karanlığa sürükleme tasarınıza sonuna kadar karşı çakacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yakışır, yakışır!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Sizin tabirinizle çapulculuğa devam edeceğiz. Bunun için ödenmesi gereken ne tür bedel varsa sonuna kadar ödeyeceğiz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Elini niye sallıyorsun ya? Ne demek istiyorsun?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, vatanseverlik liderin etrafında kenetlenmek midir; yoksa, vatanseverlik lidere rağmen doğru, gerçek bildiğini halkına ve siyasilere söyleyebilme cesareti midir?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Vatanseverliğini bu millet 15 Temmuzda gösterdi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Büyük devrimci Deniz Gezmiş’in de söylediği gibi, “Vatan, onu parsel parsel satanların değil, uğrunda darağacına gidenlerin vatanıdır.”

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Tarihinize bir bakın bakalım, bu millet için, bu vatan için ne yaptınız?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Bu vatan bizim vatanımızdır, bu vatanı böldürmeyeceğiz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne ortaya koydunuz? Bu millet için, bu vatan için ne ortaya koydunuz; onu söyleyin, onu konuşun. Söylediğiniz sözlere dikkat edin!

BAŞKAN – Sayın Özdiş, bakın, sizi uyarıyorum! Lütfen, konuşmanızı toparlayın.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanı, gelin bir insanın kişiliğine, ahlakına, çalışkanlığına zerre kadar katkısı olmayan yani iyi insan olmamıza etkisi olmayan etnik köken, inanç, yaşam biçimi farklılıklarını bir kenara bırakın; sadakati değil, liyakati esas alın; kişisel geleceğinizi değil, ülkemizin geleceğini düşünün; rejim değişikliği inadınızdan vazgeçin ki çocuklarımıza el birliğiyle yaşanacak bir Türkiye bırakalım.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sürünmeye devam edelim diyorsunuz, sizi tebrik ediyorum, onun için de millet size oy vermiyor işte.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Hüsnü Mahalli iki gün önce akşam saatlerinde gözaltına alındı. Uyardık, sağlık problemi yaşayabilir dedik, yaşadı dün gece. 67 yaşındaki bir insanı, bir yurtseveri, bu ülkenin geleceği için her türlü çabayı gösteren kişiyi, maalesef, gözaltına aldınız.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yargı aldı, yargı.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Yargı aldı, yargı. Yargıya da mı itiraz ediyorsunuz?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) - Eğer Hüsnü Mahalli’yi dinleseydiniz, Orta Doğu bataklığına bugün sürüklenmez olurduk.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yargı aldı, yargı. Yargıyla gittiler.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, CHP Grubu olarak halkımıza her zaman olduğu gibi doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyor, saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Vatandaş da karşılığını veriyor size.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, bakın, sizi birkaç kez uyardım. Vatanseverlik çapulculuk demek değildir, bunu da özellikle size ifade etmek istiyorum.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Cumhurbaşkanının ağzından söyledim efendim, hayır. O “çapulcu” benim değil Sayın Cumhurbaşkanının.

BAŞKAN – Vatanseverlik, vatanını, milletini her türlü tehdide karşı kefenini giyerek meydanlara çıkmakla olur, bunu bilmenizi istiyorum.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Vatanseverlik demokrasiyi savunmaktır. O “çapulcu” lafı benim değil, Sayın Cumhurbaşkanınındır.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı bölen değil, Sayın Cumhurbaşkanı birleştirendir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ben Sayın Cumhurbaşkanından alıntı yaptım.

BAŞKAN – Anayasa’nın 104’üncü maddesini açın, okuyun. Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hayır, ihlal etmiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Anayasa’nın 104’üncü maddesi “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.” diyor. Bölen değil, birliği temsil eden biridir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Efendim, Cumhurbaşkanından alıntı yaptım ben, alıntı yaptım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hoşunuza gitmeyebilir ama bu milletin yüzde 52’sinin oyuyla iş başına gelmiş, seçilmiş bir Cumhurbaşkanıdır, azami saygıyı göstermek zorundasınız. Hiç kusura bakmayın, bu kadar hakareti hak etmiyor; bu millet de hak etmiyor, Sayın Cumhurbaşkanımız da hak etmiyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hakaret etmiyorum, ayna tutuyorum. Sayın Başkan, ayna tutuyorum, ayna. Hakaret etmiyorum, bakın “Sayın Cumhurbaşkanı” diyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, söz vereceğim.

Eleştirebilirsiniz, eleştirinizi hepimiz saygıyla karşılarız ancak, ağır eleştiriyi de aşan bu tür ithamları kabul etmemiz mümkün değildir, bunu bilmenizi istiyorum. Çünkü, Anayasa’ya göre milletin, devletin birliğini temsil eden, devletin başı olan Sayın Cumhurbaşkanıdır.

OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) – Tarafsız…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Tarafsız…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Cumhurbaşkanı diye hitap ettim, daha ne diyeceğiz?

BAŞKAN - Ona karşı ifadelerinize lütfen ama lütfen dikkat edin. Eleştirin, itham etmeyin.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ayna tuttum efendim, ayna.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tamam efendim.

BAŞKAN – Tahkir etmeyin, hakaret etmeyin ama eleştirinizi yapın.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Etmiyorum, hayır, etmiyorum hakaret.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, neymiş hakaret, anlamadık?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Bunun neresinde hakaret Sayın Başkan?

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, bir saniye, Sayın Gök’e de vereceğim, size de vereceğim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Efendim, size de vereceğim.

Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, konuşmacımız Cumhurbaşkanına ait olan bir sözü ifade etti orada. Siz o sözü arkadaşımızın söylediği şekilde bir değerlendirmeyle bir cevap veriyorsunuz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ya, etme eyleme ya!

BAŞKAN – Siz de dinlediniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bakın, hayır. Bakın, sizin yanlış anladığınız bir konu olduğunu ifade ediyorum.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Herkes dinledi. Yanlış anlamadık, yanlış konuşuyor.

METİN GÖNDOĞDU (Ordu) – Ne söylediğini duyduk. Bu kadar adam yanlış anladı! Kendisi de itiraf etti, çapulcular dedi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tutanakları getirip bakarsanız, siz yanlış anladığınız bir konu üzerinden arkadaşımızı eleştiriyorsunuz.

Şimdi, burası tabii milletin kürsüsü. Burada hakaret olmamak kaydıyla en sert eleştirilere herkes tahammül etmek durumunda. Bir kere, bizim arzumuz ve isteğimiz, tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsun ama Cumhurbaşkanının tarafsız olduğu yönünde sizin bir inandırıcı kanıt ortaya koymanız mümkün mü bize? Eğer siyasetin içerisine bu kadar girer, Türkiye'yi şekillendirmeye bu kadar kalkışırsa Cumhurbaşkanı da elbette bizim bütün arkadaşlarımızın eleştirilerinden nasibini alır. Bundan çekinmemek gerekir. Hakaret olmamak kaydıyla ağır eleştirilere tahammül etmek bütün siyasetçilerin üstlenmesi gereken bir sorumluluk alanıdır.

BAŞKAN – Evet, Sayın Gök, eleştirmek ayrı bir şey ama hakaret etmek bambaşka bir şey. Bunu da kabul edemeyiz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada grubumuza ağır hakaretler var. İhanete kadar suçlamalarla karşı karşıyayız. Bu açık bir sataşmadır. Eleştiri boyutu ayrı bir şey ama bizi bu şekilde itham etmesi ayrı bir şeydir. Söz istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Sayın Gök, Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili ben zaten söyleyeceğimi söyledim ama gruba yönelik ithamlarına dönük olarak grup başkan vekilinin de kalkıp söz istemesi gayet doğaldır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Grupla ilgili ne söylemiş acaba?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim lütfen.

LEVENT GÖK (Ankara) – Grupla ilgili bir şey yok ki burada.

BAŞKAN – Gruba yönelik olan ifadelerini dinledik efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, grupla ilgili hiçbir şey yok ki.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kimsenin sizin aynanıza ihtiyacı yok, siz aynayı kendinize bir tutun da görün kendinizi ne durumdasınız.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Öyle mi diyorsun?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada rejim değişikliğini dillerine pelesenk yapmışlar.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Evet…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Rejim değişikliği yok arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti bakidir, baki kalacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, son teklifiniz neyi değiştirdi kardeşim?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada hükûmet etme sistemi tartışılıyor ve hükûmet etme sisteminin değişikliği söz konusudur. Ne demek? Bir tarafta parlamenter sistem, diğer tarafta cumhurbaşkanlığı sistemi; bunun millete gitmesi kadar doğal bir şey ne vardır? Milletin iradesinden neden ve niçin çekiniyorsunuz? Millete sormaktan neden korkuyorsunuz?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne alakası var?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerekçesinde “başkanlık” yazıyor. Suçlu ne kadar kaçarsa gerisinde delil bırakır. Gerekçesine bakın. Gerekçesinde, son paragrafta, son cümle “Başkanlık sistemi” diyor. Halkı kandırıyorsunuz, dolandırıyorsunuz ya!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir ikincisi, değerli milletvekilleri, bakınız, milletten kimsenin korkmasına gerek yok, millete sorarız millet hangi kararı veriyorsa başımızın üstüne koyarız. Cumhuriyet sizin tekelinizde değildir, cumhuriyet 80 milyon yurttaşın ortak bir değeridir. Her kürsüye çıkan hatip buradan… Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı Sayın Cumhurbaşkanıdır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Sayın” dedik zaten biz de. “Sayın Cumhurbaşkanı” dedik. Ne dedik?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Yüzde 52’yle seçilmiştir, devleti temsil etmektedir. Burada birazdan tutanakları da ortaya koyacağız, burada tutanakları da çıkaracağız, hukuki anlamda da ne gerekiyorsa bu anlamda ben bir milletvekili olarak, bir parti grubu olarak da gereken adımları atacağımızı buradan ifade ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mahkemeler sizi bekliyor, savcınıza talimatı verin.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Böyle bir şey kabul edilebilir bir şey değildir. Sürekli hakaret üzerinden, Cumhurbaşkanı üzerinden kendince bir eleştiri oluşturmaya çalışıyor.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Ne yapalım? Gelen Cumhurbaşkanıyla ilgili.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Tek adam rejimiymiş. Değerli milletvekilleri, bu millet rejimin ne olduğunu, hükûmet etme sisteminin ne olduğunu bilmiyor mu? 80 milyon vatandaşa gidip sormaktan neden biz korkuyoruz da sürekli tek adamdan bahsediyoruz?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Tek adam!

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Hayatlarında yüzde 50 oy almış mı?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu açıdan, bütün bu ortaya atılan iddiaların tamamını reddettiğimizi ifade ederim, Genel Kurula yakışmayan ifadelerdir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin temsil makamında bulunan bir kişiyle alakalı da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – …ifadelerinizi daha temiz bir dille kullanmaya davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Çok temizdir dilim çok. Çok temizdir. “Sayın Cumhurbaşkanı” diye hitap ettim. Eleştiri yapıyorum burada, benim en büyük görevim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kirli bir dil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, sayın konuşmacı, konuşmasında hitaben…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Eleştiri yapıyorum burada, benim en büyük görevim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çok kirli bir dil, aynayı kendinize tutun, öyle bir dil yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen, sayın milletvekilleri, Sayın Gök'ü dinliyorum.

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Konuşmasında sayın konuşmacı az önce değerli konuşmacımızın konuşmasına ithafen vermiş olduğu cevapta tüm grubumuzu itham ederek “neden korktuğumuzu, bundan niçin çekindiğimizi” ifade etmiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Halktan korktuğunuzu söyledim. Halktan niçin çekiniyorsunuz? Ona cevap verecek herhâlde. Sayın Gök, halktan korktuğunuzu söyledim.

BAŞKAN – Buyurun size de iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tam bundan üç dört gün önce İstanbul’da bir bombalı saldırı oldu, 44 yurttaşımız hayatını kaybetti; ağır bir terör saldırısı. Daha ölenlerin kanları yerden temizlenmedi, ağır travma devam ediyor. Bir yas hâlindeyiz. Bu yas durumu içerisinde Türkiye’nin bir bütünleşmesi, kenetlenmesi gerektiği çok açık. Biz, terör saldırısı olduğu andan itibaren her türlü yasal teklif buraya gelmek kaydıyla bütçe konuşmalarımızı da geri çekmeyi taahhüt ettik.

Değerli arkadaşlarım, milletçe bir araya gelinmesi gereken nadir dönemler vardır, bütün toplumu etkileyen dönemler. Böyle bir dönemde terörün yarattığı ve teröristlerin de arzuladığı toplumu kutuplaştırmak, ayrıştırmak noktasına acaba iktidar partisinin aceleci bir şekilde önümüzdeki hafta Anayasa değişikliğini Meclise getirmesi neden olmuyor mu?

Yani böyle bir durumda daha soğukkanlı bir bekleyiş içerisinde olmak gerekirken, tam da hepimizin birleşmesi, kenetlenmesi gereken bir ortamda -hepimizin siyaseten pozisyonları malum Anayasa değişikliğiyle ilgili- bu ayrıştırmayı, bu kutuplaştırmayı ortama getirmek, gündeme getirmek neden değerli arkadaşlarım? Neden?

HASAN TURAN (İstanbul) – Terörün istediğini mi yapalım?

LEVENT GÖK (Devamla) – Neden? Yani terörün tam da istediği bu. Tartışın, kavga edin…

HASAN TURAN (İstanbul) – Terörün istediğini mi yapalım yani?

LEVENT GÖK (Devamla) – Tartışın, kavga edin, ayrışın. İşte buradaki manzara bu.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Hiçbir şey yapmasın mı?

LEVENT GÖK (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Kendi konuşmacınızın konuşmasına bir bakın bakalım, kutuplaştırma nerede var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

LEVENT GÖK (Devamla) – Cumhurbaşkanı anayasal sınır içinde olmak kaydıyla her zaman bizden saygıyı görmüştür, görecektir de. Bunda tereddüt yoktur.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Cumhurbaşkanına hakaret edeceksiniz, sonra birlik, beraberlikten konuşacaksınız.

LEVENT GÖK (Devamla) – Ama arkadaşımızın söylediklerinin hiçbirinde hakaret yoktur. Ağır eleştiriler vardır. O da Cumhurbaşkanının kendisinin çizdiği pozisyondan kaynaklanmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı kendisini bu pozisyon içerisine itmişse bizler ne yapabiliriz? Bizlere de eleştirmek kalır. Arkadaşlarımız da onu yapıyorlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.57

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, olağan dışılığın olağanlaştırılmaya çalışıldığı, kuralsızlığın kural olarak gösterilmeye çalışıldığı, keyfîliğin hüküm sürdüğü bir ortamda kalkıp Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde görüş belirtmem aslında bu olağan dışılığa katkı sunmuş olur, olağanlaştırmış olur. Dolayısıyla, ben, genel fikirlerimi bu vesileyle sizlerle paylaşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; egemen siyaset biçimleri tarihsel ve toplumsal olarak erkek egemenliğine dayanan güç ve istismar siyasetine bağlanırlar. Kuşkusuz bunlar iç içe ve birbirlerini tamamlayan tarzda yürütülürler. Biri, boyunduruk altına alıp bağımlı kılmaya yönelik baskı, tehdit, şantaj, korku, zorbalık ve benzeri yollarla yürütülen zor siyasetidir; fetih ve talan siyaseti olarak da açımlanabilir, faydacılık ve çıkarcılığın kaynakları burada aranabilir. İkincisine “yumuşak güç siyaseti” de denilebilmektedir yani istismar siyasetine “yumuşak güç siyaseti” de denilebilmektedir. Amiyane bir ifadeyle havuç-sopa politikasının havuçla avlama yönünü ifade etmektedir. Bu yöntem işlemediğinde ise sıklıkla sopayla haddini bildirme, uslandırma yöntemleri devreye girmekte, bunlar birbirlerini takip eden süreçlerle ve genellikle iç içe yürütülmektedir. Bitmek tükenmek bilmeyen krizler, savaşlar ve giderek kaos yönetimine dayanan çözümsüzlük siyasetleri bunlarla bağlantılıdır ve nihayetinde bunların hepsi siyasetin inkârıyla maluldürler.

Alman hukukçu ve siyaset felsefecisi Carl Schmitt’in, politikanın dostlar ve düşmanlar, biz ve onlarla ilgili olduğu yolundaki tanımlaması bu yönleriyle dikkat çekicidir. Kaldı ki çok daha öncesinde kapitalist modernitenin siyaset felsefesinin Hegel’de en sistemli hâline ulaştığını söyleyebiliriz. Hâlen sisteme damgasını vuran, esas olarak Hegelci yapısal zihniyetin kalıplarıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarcı zihniyet tarafından askerî bir deha olarak görülüp lanse edilen Prusyalı General Clausewitz’e göre savaş, siyasetin farklı araçlarla yürütülmesidir. Burada savaş, çelişkilerin asli çözüm platformu olarak görülüp ele alınır çünkü siyaset, yalana ve devletli diplomasiye indirgenmiştir. Hakikat, anlam savaşından ziyade askerî savaşta aranır.

Foucault’ya göre ise bunun tersi doğrudur. Siyaset, savaşın farklı araçlarla sürdürülmesidir, yürütülmesidir ve toplumu bu bakımdan savunmak gerekir. Foucault görüşlerini “Doğa gereklerine ya da düzenin işlevsel ihtiyaçlarına inanmamamıza yol açan unutuşların, hayallerin ve yalanların altında savaşı bulmak gerekir çünkü savaş, barışın şifresidir. Tüm toplumsal varlığı da sürekli olarak bölüp durur, her birimizi bir kampa ya da başka bir kampa yerleştirir.” şeklinde temellendirir.

Genel olarak savaşın kendisi iktidar amaçlı olup, çelişkileri çözerek aşmaya değil, daha da yozlaştırmaya ve siyasetin tasfiyesine hizmet eder, böyle bir rol üstlenir. Bu yaklaşımın temelinde çelişkiye zemin olan ikilem ve taraflardan birinin tümüyle boyunduruk yani tahakküm altına alınarak bu yolla çelişkinin ortadan kaldırılması veya kaldırılabileceği kavrayışı bulunmaktadır ki, gerek tarihsel deneyimler gerekse bilimsel gerçeklik bu bakışı doğrulamamaktadır. Çünkü çelişkiye taraf olan ikilemler zor yoluyla ortadan kaldırılamaz, ancak zamanla işlevsizleştirilerek aşılabilirler.

Nasıl ki doğada karşıtların birbirlerine yüklenerek dönüşmesi söz konusuysa, toplumsal ikilemlerde de bunun bire bir aynısı olmamakla birlikte, karşıtların mücadelesini, zıtların birbirlerini yok etmesi temelinde kavramak yanlıştır. Bu durum demokrasi ile devlet arasındaki ilkesel farklılıkları gözden kaçırmamız anlamına gelmez. Karşıt sistemi yok etmek değil, ilkeli mücadele yoluyla aşmak gerekir. Bu da devletin demokrasiyle aşılması mücadelesidir. Buna bağlı olarak, demokrasi ile devlet arasında, demokrasinin iktidar ve devletleşmeyi hedeflemediği, devletin ise demokrasiyi bastırıp kendi içinde eritmesine müsaade edilmediği ilkeli bir ilişki ve çelişki dâhilinde, ne inkâr ve yok etmek ne de birbirinin içinde erimek şeklinde özetlenebilir. Bu durumda her ne kadar uzun süreli bir arada yaşamaları söz konusu olsa da demokrasinin meziyetleri ve de sorunları çözüm gücü karşısında devletin gerileyeceği tarihsel öngörüsüne bağlı olarak devletli siyasetin de tarihsel süreçte etkinliğini giderek yitireceğini de söyleyebiliriz. Burada Engels’in devletin sönümlenmesi perspektifi geçerliliğini korumaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sermaye ve iktidar tekeli siyasetin en temel, başta gelen toplumsal sorunsalıdır. Bu kategoriler dışında siyaseti yeniden inşa etmek toplumsal sorunların ertelenemez çözüm yoludur. Tahakkümü süreklileştiren iktidar tuzaklarına düşmeden, devlete karşı direnişin ahlaki ölçülerini yaratan, netleştiren bir toplumsallık olarak siyaseti yeni bir yol olarak düşünmemiz gerekiyor. Demokratik değişimin doğasını, özgür gelişimin diyalektiğini, değişik yöntemleri, çeşitli biçimleri, farklı sorumluluk ve katılım düzeylerini kendinde birleştiren bir toplumsal doğanın varoluş temeli olarak siyaseti yeniden anlamlandırmak bu ihtiyacın sonucudur. İktidar ve devlet eleştirisi temelinde, ahlaki ve politik toplum ışığında yeni bir alternatif siyaset icra etmek görev ve sorumluluğuyla yükümlüyüz. Dolayısıyla yeni bir siyasi ilişkinin kurulması gerektiğine ve bu yeni ilişkinin biricik kaynağının ahlaki toplum doğası olacağına inanıyoruz. Bu ilişki sadece yeni bir siyaset değil, yeni bir sistemi inşa ederek toplumsal özgürleşmenin ufku olarak yaşam bulmaktadır.

İşlev, anlam ve yapısallık bağlamlarında baktığımızda, demokrasi tarafında ahlakı esas alan ilişkiler, sözleşmeler, ortakçılık, çoğulluk bulunmaktadır. Burada paylaşım ve kullanım değerine dayalı demokratik, katılımcı, topluluk ekonomisi, ekolojik yaşam, özgür kadın duruşu ve ideolojisi, toplum ve halk için bilim, vicdan, din ve inanç özgürlüğü, halkın örgütlenmesi, demokratik otorite ve özgür yurttaşlık ile demokratik tarzda işleyen komün, Meclis, kongre, akademi, üretim ve tüketim birlikleri örgütlenmeleri başlıca ilke ve kurumlaşmalar oluyor. Devlet açısından bakıldığında ise bunların yerine kâr ve iktidar tekelini, tekçi, inkârcı, baskıcı, ayrıcalıklı ve istismarcı anlayışlar olarak cinsiyetçilik, dincilik, milliyetçilik, pozitif bilimcilik gibi zihniyet köleliklerini, zorunlu vatandaşlık, zorunlu askerlik, zorunlu eğitim gibi yasal ve hukuksal kılıflara büründürülmüş tahakkümcülüğü, zora dayalı otorite ile toplum aleyhine ur gibi büyüyen, toplumu giderek nefessiz bırakan bürokrasi ve orduyu, polisi ve benzeri militarist kurumları görmekteyiz.

Şimdi demokratik siyasetle, özgür bir dünyanın var olduğunu yaşayarak ve yaşatarak haykırmanın vaktidir. Ben de bu vasıtayla, bu kürsüden sonuna kadar demokratik siyasette ısrar edeceğimizi haykırmak istiyorum. Gasbedilen halklarımızın iradesini temsil eden, başta eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız ve tüm seçilmiş arkadaşlarımızla birlikte sonuna kadar direneceğiz ve daha özgür, daha demokratik ve barış dolu bir ülke için mücadele edeceğiz. Umudumuz tamdır, mutlaka kazanacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Ordu Milletvekili Oktay Çanak’a aittir.

Buyurun Sayın Çanak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OKTAY ÇANAK (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

10 Aralıkta menfur saldırı sonucunda şehit olan tüm güvenlik güçlerimizi ve sivil kardeşlerimizi bir kez daha, burada rahmetle yâd ediyorum.

Sözlerime başlamadan önce Halep’ten, Halep’teki insanlık dramından da söz etmek istiyorum.

Yakın bir zamandan beri hiç şüphesiz Halep’te bir insanlık suçu işleniyor. Oysa Halep şehri dünya tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir ilimiz, bir sevgi şehri, bir aşk şehri olmuş ve her dönemde güzellikleriyle, iyilikleriyle görevini çok ziyadesiyle yerine getirmiş bir şehir. Âşık Ömer “İşte geldim, gidiyorum/ Şen olasın Halep şehri.” sözleriyle bu aşkı anlatırken Âşık Emrah sevgilisini yıllarca Halep’te aramıştır. Kerem, Aslı’nın aşkıyla Halep’te yanmış, kül olmuştur ve yine, Türk edebiyatında birçok yerde Halep beyti, Halep deyimi hep geçmiştir.

Bugün kendini çağdaş diye, medeni diye gösteren birçok ülke maalesef Müslümanlar ölünce, Müslümanlara soykırım yapılınca sessiz kalmakta, sesini bile çıkarmamaktadır. Âdeta orada bir insanlık suçu maalesef işlenmeye devam etmektedir. Hiç şüphesiz bu medeni ülkeler için 2 kriter vardır: Bir, değerler; iki, çıkarlar. Değerler ile çıkarları çatıştığında yani o hamasi nutuklarla bahsettikleri insan hakları, özgürlükler, demokrasi, çıkarlarıyla çatıştığında hiç şüphesiz çıkarları öne çıkmakta, birçok insanın, çocukların, kadınların ölümüne sessiz kalmaktadırlar. Tabii, bunu engelleyen dünya tarihinde hep Türk milleti olmuştur, tarihiyle birlikte bu mazlumların ahını işiten hep Türk milleti olmuştur. Güçlü bir devlet, güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti, kendi savunmasını yapabilen bir Türkiye Cumhuriyeti, kendi silahını üreten, kendi tankını üreten, kendi helikopterlerini üreten bir Türkiye Cumhuriyeti, hiç şüphesiz, dünyanın çıkarlarına uygun bir devlet değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3 Kasım 2002 tarihinden itibaren Türkiye, yaklaşık on yıldan beri, bu sivil savunma konusunda, savunma sanayi konusunda çok ciddi atılımlar göstermiştir. Tabii, bunu arzu etmeyenler, bundan hoşnut olmayanlar her zaman olacaktır çünkü bu tavır, bu güç ister istemez mazlumların eli olacak, mazlumların sesi olacak, mazlumların gücü olacaktır.

Biraz önce buraya çıkan hatip Sayın Cumhurbaşkanımızla ilgili birçok söz söyledi. Yabancı ülkeleri anlıyoruz, Türkiye düşmanlarını da anlıyoruz; onlar Sayın Cumhurbaşkanımızı istemeyebilir, sevmeyebilir ama bu sıralarda oturan insanların bu kadar düşmanca, bu kadar öfkeli bir şekilde bu sözlerle Cumhurbaşkanımızı yermesi kesinlikle hakkaniyetli bir durum değildir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hiç alakası yok.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız Ordu ilinde yüzde 67 oyla seçilmiş birisidir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Olabilir.

OKTAY ÇANAK (Devamla) – İşte “Olabilir.” demeyeceksiniz, o iradeye saygı göstereceksiniz çünkü Cumhurbaşkanı bu milletin iradesiyle seçilmiştir. Dün Cumhurbaşkanımızın eleştirdiği Anayasa Mahkemesi kararını, bugün, siz, işinize gelmeyince daha sert bir şekilde eleştirebiliyorsunuz.

Evet, Cumhurbaşkanımız taraftır; Cumhurbaşkanımız her zaman milletinin yanında, milletin tarafındadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve dün olduğu gibi bugün de dünyanın neresinde olursa olsun, Halep’teki Müslüman kardeşlerimiz gibi, Somali’deki mazlumlar gibi onlara destek vermeye onunla birlikte devam edeceğiz diyorum.

Bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çanak.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Batman Milletvekili Saadet Becerekli.

Buyurun Sayın Becerekli. (HDP sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz beş dakikadır.

SAADET BECEREKLİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü süreçlerden geçtiğimiz bir dönemdeyiz. Olağanüstü hâl ve kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyoruz ya da yönetilemiyoruz da diyebiliriz çünkü yönetilememenin ağır yüklerini hepimiz üzerimizde çok ciddi biçimde hissediyoruz.

“Allah’ın bir lütfu” olarak görülen 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu lütfun elbette olanakları kullanılacaktı ve öyle oldu. Bu olanakların gerekleri yerine getirilince de Türkiye içinden çıkılmaz bir hâl aldı yani OHAL içinde aslında içinden çıkılmaz bir hâl oldu. Hükûmet, yapmak istedikleri ve normal koşullarda asla yapamayacakları ne varsa adım adım hayata geçirmek için hızlı hareket etti. Amacına uygun parti devletini inşaya… Bu süreçte, olağanüstü hâle yaslanarak inşa edilmek istenen ve genişletilmiş yetkilerle donatılmış başkanlık sistemi için yol temizliği yapılmalıydı ve öyle yapıldı. Onun için, bu sisteme karşı duran, muhalefet yapan, eleştiren kim varsa tutuklandı ya da adli, idari soruşturma dahi yapılmadan, somut ve hukuki delil ileri sürülmeden binlerce insan tamamen Hükûmetin siyasi tasarrufuyla işinden uzaklaştırıldı, ihraç edildi. Tabii, bu arada tutuklananların, ihraç edilenlerin yeri hızla doldurulmaya başlandı, nitekim öyle oldu. Hâkim, savcı, rektör, vali, polis, bunların üst örgütlenmeleriyle benzeri yapılanmalarla devlet-parti bütünleşmesi neredeyse tamamlandı diyebiliriz. Ne yazık ki bu gelişmelerle birlikte hukuksuzluk bir kurala döndü. Bütün bu antidemokratik uygulamalar topluma demokrasi, hatta ileri demokrasi diye yedirilmeye çalışılıyor.

Bir de bugün Türkiye koşullarında söylenecek en tehlikeli şey nedir biliyor musunuz arkadaşlar? “Barış” sözcüğüdür. Korkunç bir taleptir barış istemek. Barış isteyen, sorunların barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesini isteyen kim varsa neredeyse vatan haini ilan ediliyor. Olağanüstü hâl süreciyle Hükûmet ısrarla hukuku yok sayarak… Demokrasi derseniz hak getire, barış isteyenler susturuluyor, cezaevleri tıklım tıklım. Partimiz HDP’nin eş genel başkanları ve milletvekili arkadaşlarımız başta olmak üzere, gazeteciler, akademisyenler tutuklandı. Ne yazık ki bu süreç hâlâ devam ediyor, hızlı gözaltı ve tutuklama süreci olağanüstü bir biçimde gelişiyor.

Bütçeden açık görülüyor ki yine adil bir paylaşım yok; emekçi itilmiş bir köşeye kendi hâline, sermaye gözetilmiş, bu çok açık. Yani, hiçbir alanda olmadığı gibi, adil bir paylaşım yok. Savaş ve rant bütçesi gibi bir bütçe olduğunu söylemek çok mümkün. İş güvencesi derseniz yaşanan iş cinayetlerine bir bakmak gerekiyor.

“İnsan Hakları Haftası”ndayız ama insan hakları ihlalleri had safhada. Yalnız iç hukuk değil, uluslararası sözleşmelerden doğan hakları da hiçbir vatandaş ne yazık ki kullanamıyor, hatta dile bile getiremiyor. Örnek çok fazla bu alanda. Yalnızca il, ilçe örgütlerimize yapılan baskınlar, ayrım yapmadan gözaltına alınan yöneticilere şiddet, işkence uygulamaları, kırılıp âdeta yağmalanan il binaları, bunların hepsi çok açık hak ihlalidir.

Kadının adı yok, birey olmaktan kaynaklanan hiçbir hakkı bu bütçede gözetilmedi. Görüşmeler süresince kadınların toplumdaki durumlarını iyileştirecek tek bir söz, tek bir proje duydunuz mu? Biz duymadık açıkçası. Kadın yalnızca aile içine hapsediliyor ve kazanılmış hakları bile yok sayılıyor.

Öyle görünüyor ki uzun bir dönem sürecek olan olağanüstü hâl, kanun hükmünde kararnamelerle askıya alınan Anayasa, yok sayılan hukuk ve bunlardan doğan vatandaşlık hakları ve taleplerin yok sayılmasına karşı, toplumu bir arada tutan kurallar bütününün yok sayılması anlamına gelir ki aslında en tehlikelisi budur çünkü bu durum beraberinde bir daha onarılamayacak bir biçimde toplumsal bir çözülmeyi beraberinde getirir.

Her zaman övünürdük, Türkiye çok renkli mozaikler ülkesi diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAADET BECEREKLİ (Devamla)- Ne yazık ki giderek görüyoruz ki bu çok renkli mozaik dağıtılıyor. Dağılan mozaikleri bir arada tutmak zorlaşabiliyor. Bizlere düşen, büyük bir sorumlulukla bu çok kültürlülüğü bir arada tutma zeminini yaratmaktır.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Becerekli.

Sayın milletvekilleri, böylece madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sırasıyla, sisteme giren sayın milletvekillerine soru sormaları için söz vereceğim.

Sayın Engin…

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Bakan, 2016 yılı bütçesi görüşülürken dile getirdiğimiz sosyal güvenlik sistemi sorunları hâlâ çözüm bekliyor.

İlk sorum: Devletin emekli olmak için genç bulduğu, işverenin ise iş vermek için yaşlı bulduğu, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarına ne zaman çözüm bulacaksınız?

İkinci olarak, mevcut sosyal güvenlik sistemimizde ne yazık ki emekli olmak isteyen annelerimizle ilgili çok ciddi bir haksızlık söz konusu. Anneler sigortalı olduktan sonra doğum borçlanması yapabiliyorken sigortalı olmadan önce doğum yapmışlarsa bu hakları yok. Bu haksızlığı ve adaletsizliği ne zaman düzelteceksiniz?

Üçüncü olarak, çıraklık ve meslek stajı yapılan dönemler hâlâ emeklilik hesaplamasında dikkate alınmıyor. 2017 bütçesinin bu vatandaşlarımız için bir hayal kırıklığına dönüşmemesi için neler yapacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçen yıl da bu soruyu sormuştum. Sürekli vergi affı çıkıyor. Neden, vergisini gününde ödeyen vatandaşlarımız, esnafımız ve sanayicilerimiz ödüllendirilmiyor? Açıklamalarınız var “Bonus sistemi getirilecek.” diye. Bir yıl geçti, sadece açıklamada kalınıyor. İndirim yapılamaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Suriyeli sığınmacılar ülkemizin birçok köşesinde yaşıyorlar. Mersin Mezitli ilçemizin nüfusu 180 bin ama ilçede 60 bin civarında Suriyeli de yaşıyor. Mezitli Belediyesi 240 bin civarında kişiye hizmet verirken İller Bankasından aldıkları bütçe, sadece ilçede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının sayısına göre veriliyor. Avrupa’daki birçok ülkede yerel yönetimlerin bütçeleri, gelen turist ortalamaları bile hesaplanarak yapılıyor fakat Türkiye’de kalıcı olarak ikamet eden yabancılar bile dâhil edilmemekte. İller Bankasından belediyelerimize aktarılan bütçelerin Suriyeli nüfus da dâhil edilerek yapılması düşünülemez mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tekin.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Samsun şehrimiz 2 kilometre eninde, 52 kilometre uzunluğunda bir altere sıkışmış vaziyette ve 600 bin nüfusu bu arada barındırmakta. Samsun şehrinin trafik açısından, keşmekeşlik açısından, inşaat açısından, modernleşmesi açısından doğu-batı çevre yollarına acil ihtiyacı var. Karayolları bu konuda Büyükşehre topu atıyor, Büyükşehir Karayollarına, Karayolları nihayetinde diyor ki “Maliye Bakanlığı bunun kamulaştırma ve yapımı için ödenek ayırmadı.” Ayırmayalı dört yıl oluyor, her yıl aynı şey, beşinci yıla giriyoruz. Bu konuda, yatırım konusunda sizin desteğinizi bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kara.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidara mensup partinin vekilleri bütçe görüşmelerinde ısrarla Halep’teki durumu tahlil ediyorlar ve özellikle Müslümanların orada kırıma uğradığından bahsediyorlar. Acaba, Halep ve Musul’da bugün Müslümanların savaştığı karşı gruplar hangi dine mensuptur? Burada insan odaklı mı davranmak gerekiyor, mezhep mi?

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizin ve ekonomimizin dayanıklılığını artıracak önlemleri Hükûmetin hızla alması gerekiyor ancak bu konuda siyasi belirsizlik artıyor, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü bir kenara itilmiş durumdadır. İçeride ve bölgemizdeki gelişmelere karşı iktidarınız ülkemizi savunmasız ve güvencesiz bırakmıştır. Hükûmetiniz dönemindeki en ciddi yönetim kriziyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda, OHAL’in kaldırılmasına ilişkin tavsiyeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Rejim tartışmasının ve önümüzdeki yıl bahar aylarında yapılması öngörülen referandumun ekonomimiz üzerinde nasıl bir etkisi olacağı öngörülmektedir?

BAŞKAN – Sayın Köksal…

Sayın Köksal yoksa, Sayın Tanal, siz buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Bakanlar, Düzce Belediyesi tüm çöplerini Hecinler mevkisine dökmekte -Hecinler mevkisi aynı zamanda köyün ortak alanı, ortak yeri- vatandaş çöp içerisinde kalmakta. Tabii, çöp içerisinde Hecinler, Düzce vatandaşımız yaşamak istemiyor. Halkın sağlık ve esenliği açısından -iktidarların ve tüm devletin amacı o zaten, halkın esenliğini ve sağlığını korumakla yükümlüdür- Hecinler’e bu çöplerin dökülmemesi için ne gibi bir işlem yapacaksınız? Orada belediyenin çöp araçları sırada bekliyor, vatandaş karşısında dikilmiş vaziyette. Yani, âdeta birbirine saldırmak üzere karşı karşıya duruyorlar. Devlet ile vatandaşın karşı karşıya gelmemesi lazım, bu doğru bir olay değil. Asıl olan vatandaşın sağlığı ve sıhhatidir. Bununla ilgili Hükûmetin bir çalışması var mı, yok mu? Bu karda kışta gündüz kadınlar nöbet bekliyor, gece erkekler nöbet bekliyor, yani düşmana karşı değil devlete karşı. Böyle bir işlem olabilir mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Ağbal.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Engin emeklilik sisteminde zaman zaman tartışılan bazı konulara temas ettiler, gerçekten önemli konular ama bir taraftan da sosyal güvenlik sisteminde aktüeryal dengenin bir disiplin içerisinde sürdürülmesi ihtiyacı var. Sistemde bir taraftan iştirakçiler prim öderken diğer taraftan iştirakçilikten emekliliğe geçenler için de aylık ödemeleri yapılmaktadır. Bu sistemin dengesi ister istemez kamu genel dengesi içerisinde mütalaa edilip bütün vatandaşlarımız tarafından da finanse edilmektedir. Bugün, sosyal güvenlik sistemi dengede değil, açıklar veren bir sistemdir. Özellikle 1990’lı yıllarda çok da disipline uygun olmayan birtakım kararlar nedeniyle, bugün sosyal güvenlik açıkları belki de daha düşük olabilecekken hâlâ belli bir seviyede devam etmektedir ama gündeme getirilen konuların da tartışıldığını söylemek mümkün.

Sayın Tarhan, vergisini zamanında ödeyen vatandaşlarımızla ilgili bir yıldır değil ama birkaç aydır açıklamalarım var ve özellikle yeniden yapılandırma yasası ağustosta gündeme geldiğinde bu konuyu ben kendim gündeme getirdim. “Özellikle gelir ve kurumlar vergisi başta olmak üzere vergilerini düzenli ödeyen, bütün vergi denetimlerinde herhangi bir şekilde bir sorun ortaya çıkmayan vatandaşlarımıza göstermiş oldukları bu gönüllü uyuma karşılık bir vergi indirimi çalışabiliriz.” demiştim. Bunu da yeni yılla birlikte getireceğimizi, Gelir İdaresi Başkanlığının birtakım çalışmalar yaptığını söyledim. Getireceğim, o lafımın arkasındayım. Doğru bir talep, onu da söyleyeyim.

Sayın Çamak Suriyeli vatandaşlarımız nedeniyle belediyeye yapılan ödemeler konusunda bir talepte bulundular. Bir süredir, aslında, belediyelere ödenen gelirden ayrılan paylara ilişkin çok farklı talepler var. İllerimizin, belediyelerimizin yaz nüfusu farklı, kış nüfusu farklı, turistik bölgelerde yine aynı şekilde farklılıklar var. Yine, söylediğiniz gibi, gerek sizin bölgenizde gerek diğer illerde benzeri durumlar var. Şu anda İçişleri Bakanlığımız özellikle gelirden ayrılan payların dağıtımında yeni ne kriterler belirlenebilir diye, bu sizin söylediğiniz konuları da dikkate alan bir çalışma yapıyor, biz de çalışmanın içerisindeyiz. İnşallah, bu konuları daha uygun bir dağıtım formülüyle çözeceğiz.

Sayın Tekin, Samsun hakikaten, gittiğimiz, gördüğümüz bir yer. Gerçekten de Samsun’un büyümesi ve gelişmesi lazım ama söylediğiniz manada çevre yollarının genişlemesiyle ilgili kamulaştırma ihtiyacı nedir, o konuda elimde bir bilgi yok.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Karayollarından aldım bilgiyi efendim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Yani, özel olarak bir bilgim yok ama konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ediyorum. Bakanlıklar arasında görüşmeler yapılır. Bütün vilayetlerimiz için nerede bir hizmet varsa biz de gereken çalışmaları yaparız.

Sayın Kara’nın değerlendirmelerine katılmadığımı söyleyeyim yani kendisinin yaklaşımı farklı bir yaklaşımı çağrıştırıyor ama ben de o tartışmanın içerisine girmek istemem. Halep’te, Musul’da meydana gelen olaylar gerçekten bir insanlık trajedisi. Hepimiz için de, bu coğrafyada yaşayan bizler için de bir parti ayrımı olmaksızın ortak bir endişe, ortak bir üzüntü kaynağı. Onun için, bu konuları bir siyasi polemik konusu olarak konuşmak doğru olmaz diye düşünüyorum.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Soruya cevap verin, sorunun cevabı ne Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Özdemir, özellikle olağanüstü hâl sürecinin, referandum sürecinin ekonomiyle olan ilişkileriyle ilgili bir değerlendirmede bulundu. Genel anlamda bakacak olursak, özellikle 2016’nın son çeyreğinden itibaren global düzeyde ekonomilerde bir kırılganlık var. Özellikle ABD seçimlerinin oluşturduğu yeni politik ekonomik koşullar gerek gelişmiş ülkelerde gerek gelişmekte olan ülkelerde bir kırılganlığı da beraberinde getirdi. Dün, biliyorsunuz, FED faiz oranlarında 0,25’lik bir artış yaptı. 2017 yılı bütün ülkeler açısından, global ekonominin geneli itibarıyla gerçekten belirsizlikleri, riskleri, zorlukları içeren bir yıl olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Türkiye’de bu global belirsizlikler karşısında Hükûmet olarak gereken tedbirleri alma noktasında çalışmalar yapıyoruz. Zaman zaman aldığımız kararları sizlerle paylaşıyoruz, kamuoyuyla paylaşıyoruz, yasal düzenlemeler yapıyoruz. İnşallah, 2017 yılında Türkiye ekonomisi sahip olduğu olumlu faktörleri daha da avantaja dönüştürmek suretiyle diğer gelişmekte olan ülkeler içerisinde iyi bir performans oluşturur, bu, hepimizin ortak dileği.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Böylece 11’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hecinler’le ilgili Sayın Bakanımız acaba yazılı mı cevap verecek?

BAŞKAN – Yazılı cevap verecek. Kalan sorulara, Sayın Bakan, yazılı olarak lütfen cevap verin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani mümkünse… Orada vatandaş da bekliyor diye.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Mikrofonunuza açıyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, bilgim olan bir konu değil. Belediye başkanlığı herhâlde bu konuda gerekli çalışmaları yapıyordur, onun için benim bu konuyla ilgili yazılı cevap vermemi gerektiren bir durum yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Hazine garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti ile borç üstlenim taahhüt limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler

MADDE 12- (1) 2017 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak; garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti 4 milyar ABD dolarını aşamaz.

(2) 1 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde 1’ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.

(3) 2017 yılında 4749 sayılı Kanunun 8/A maddesi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca sağlanacak borç üstlenim taahhüdü 4 milyar ABD dolarını aşamaz.

BAŞKAN – Gruplar adına madde üzerinde ilk söz Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’a aittir.

Süreniz on dakikadır.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; Milliyetçi Hareket Partisi adına Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi için söz almış bulunuyorum. Öncelikle, her işe hayır dualarıyla başladığımız gibi yeni bütçenin de Türk milletine hayırlı olması dileklerimi sunmak istiyorum.

Ülkemizin sosyal ve ekonomik yapısını kökten etkileyen bir bütçe görüşülürken Türk milletinin ve iş dünyasının yaşadığı ekonomik sorunları gözetmek ve bunları dile getirmek gibi yükümlülüklerimiz var. Ülkemizin 2002’den 2016’ya gelirken başına neler gelmiş, hep birlikte bir değerlendirme yapalım.

2002’de büyüme yüzde 6,2 imiş, 2015’te yüzde 4’e düşmüş, an itibarıyla yüzde 3,9; 2016 yılı üçüncü çeyrekte ise maalesef, yüzde 1,6 oranında küçüldük. Keşke şu meşhur müteahhitlerimize yaşattığınız büyüme oranlarının onda 1’ini Türk milletine kazandırsaydınız; onda 1’i bile bu millete yeterdi, hatta artardı bile.

Devam edelim; üretim sanayisi 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 17,8’i iken bugün bu oran yüzde 7,7’ye düşmüş durumda.

“IMF’ye borcumuz bitti.” diyorsunuz, hakkınız da var lakin neden, 2002 yılında 129 milyar dolar olan dış borcumuzun 2016 itibarıyla 421 milyar dolara yükseldiğini Türk milletinden saklıyorsunuz? 2002’de vatandaşımızın 4,3 milyar lira olan kredi borcu bulunuyordu, bugün sevgili vatandaşlarımızın borcu maalesef, tam 80,6 milyar TL.

Bakın, bu kredi kartı borçlarının üstünde çok durmamız lazım, ancak borcunu kredi kartından çekerek ödeyen vatandaşlarımızın Hükûmetin ilgi alanında olmadığını biliyoruz.

Sayın milletvekilleri, değerli vatandaşlarım; geriye dönüp baktığımızda, ülkemiz ve milletimiz için çok muazzam bir fırsatı elimizden kaçırdığımızı görebiliriz. Yoksa, bu dönemi fırsata çeviren, iki elin parmakları kadar müteahhitleri kastetmiyorum. Onlar, milletin kaynaklarını kendi keselerine koymaya devam ettiler. Onları iyi biliyoruz, onların hangi siyasi partiye etiketlendiğini de bu millet gayet iyi biliyor. Maalesef, muazzam bir dönemi kaybettiğimizi söylüyoruz. Küresel para arzının yükseldiği bir dönemde, gelişmekte olan ülkelere oluk oluk sermaye akmaya devam etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi koalisyonu dönemi reformlarının da etkisiyle önünü gören yatırımcılar, çoğunlukla sıcak para ve finansal yatırım enstrümanlarını kullanarak ülkemize geldi. İşte, bu dönemde reel sektör yatırımcılarının önünün açılması gerekiyordu. Lakin, AKP ülke ekonomisini kısa dönemli yatırımlara ve rant çıkmazına soktu.

Özet geçersem, başlı başına bir propaganda imparatorluğu olan AKP Hükûmeti, 10 tane istihdam yaratmak yerine, köprüler, viyadükler ve AVM’ler yaptı.

Köyde, kentte kıraathanede insanlarla bir araya geldiğimizde soruyorum: “Şu viyadük güzel oldu değil mi?”, “Duble yolları beğeniyorsunuz değil mi?” Çoğunlukla “İyi oldu.” diye yanıtlar alıyorum ve akabinde şu soruyu soruyorum: “Hangisini tercih edersiniz? Bir yıl boyunca yapımında 40 kişinin çalıştığı bu köprüyü mü; yoksa bu mahalleden 20 kişinin çalışacağı bir fabrika mı daha iyi olurdu?” 36 yaşında üniversite mezunu oğlu olduğunu hatırlayan amcam başını öne eğiyor ve “Keşke istihdam yaratılsaydı iyi olurdu.” diyor. Bu soruyu sorduğum her kişi istisnasız “istihdam” diye yanıt veriyor çünkü şu anda işsizlik oranı yüzde 11,3; gençlerimiz arasında yüzde 19,9. Eh, haklılar da. Bakın, Osman Gazi Köprüsü her gün Türk milletine zarar veriyor. Hedeflenen araç geçişini bir türlü yakalayamayan bu köprü, Türk milletine atılan en büyük kazıklardan biri olarak maalesef tarihe geçti. Antalya’nın Alanya Okurcalar’ında veya Aksu köylerinin kahvelerinde vatandaşlar kulaklarınızı çınlatıyor AKP’liler. İşsiz kalan her üniversite mezunu bilimsel metotlarla Hükûmetinizin yaptığı yanlışları artık köy kahvelerinde anlatmaya başladı. Her hanede işsiz gençlerimiz, insanlarımız var; her hanede geleceğinden endişe eden bir genç var.

Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri; kaybettiğimiz dönemden bahsettim. Küresel sıcak para kaynaklarını üretime ve AR-GE’ye ayıramayan AKP şimdi kalkmış vatandaşın yastık altındaki 200-300 dolarına göz dikiyor. Tamam, dolarlar Türk parasına çevrilsin ancak Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın AKP Hükûmeti yetkilileri; vatandaşa yaptığınız bu çağrının aynısını şu köprücü, kara yolcu müteahhitlere de yapın. “Vatanı seviyorsan elindeki doları bozdurursun.” dedikten sonra kamu bankalarından kullandıkları kredilerle zengin olanlara “Şu elinizdeki dolarları bozdurun.” diye çağrıda bulunsanıza! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Niçin onlara sesiniz çıkmıyor? Nerede onlar? Eğer sizin sesiniz çıkmıyorsa biz buradan sesleniyoruz: Sizler de dolarınızı Türk parasına çevirin, görelim hep birlikte. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Size bir çağrımız daha var. Hadi, bugünden itibaren geçerli olacak şekilde köprü geçiş ücretlerini Türk parasına geçirelim ve hep Türk parası olarak kullanalım.

Vatandaş “ekonomi” dediğinizde ne anlıyor, biliyor musunuz? Kendi 4,5 lira öderken şu gemicik sahiplerinin 1,5 liraya aldığı mazotu biliyor. Akaryakıt pompasının başına geçen her araç sürücüsü AKP ekonomi yönetimini yâd ediyor, bilesiniz.

Muhterem Türk milleti, biliyorum, AKP Hükûmetinin her yanlış kararının bedelini siz ödüyorsunuz. Bugün, millî iş adamlarımız, ağır vergi ve ekonomi politikaları nedeniyle iş yapamaz hâle geldiler. Ülkemizde sermaye artık el değiştiriyor. Üretim ve imkânlar doğrultusunda gelişen sanayicimiz yerine, kazandığı ilk parayı İsviçre’ye kaçıran müteahhitler yer alıyor. Kırk yıldır üretim yapan, Anadolu’dan bir sanayicimiz uluslararası rekabete dayanamayarak fabrikasını kapatıyor. Sebebini sorduğumda verdiği yanıt şu: “Kendi ülkemde üretilen elektriği Iraklıdan daha pahalıya bana satan Hükûmet, bana ‘Fabrikanı kapat.’ diyor. Hükûmete göre ben makul bir iş adamı değilim.” diyen yarım yüz yıllık bir sanayiciye bile “Acaba AVM inşaatına başlasam mı?” dedirttiniz. “Hiçbir millete hizmetkâr olmaz.” dediğimiz Türk milletini üretimden aldınız ve küresel sermayeye hizmet çalışanı hâline getirdiniz.

2002 yılından beri Türk eğitim sistemini kevgire çevirdiniz. Bunu yaparken Türk milletini AVM’lerde tezgâhtar hâline getirmeyi amaçladınız ama başaramayacaksınız. AKP Hükûmetinin eğitim politikalarını hep birlikte kaç gündür tartışıyoruz. İşte, diyoruz ki öğrencilerimiz 64 ülke içerisinde bu PISA sonuçlarına göre matematikte 45’inci, okumada 37’nci, fende ise ancak 41’inci sıraya girebildi.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak altını çize çize söylüyoruz: Odaklanmanız gereken mesele eğitim, eğitim, yine eğitimdir. Ancak eğitimle katma değer üreten bir ekonomiye geçebilirsiniz. Yoksa, ülke olarak orta gelir tuzağında maalesef patinaj çekmeye devam edersiniz. Sonra siz ülke imajınız düzelsin diye Türk Hava Yollarının milyonlarca dolar zarar etmesine göz yumarsınız.

Şimdi, son olarak, biraz önce de baktım, Sayın Sağlık Bakanı -şu anda çıkmış ama- Maliye Bakanımızla birlikte sohbet ettiler. Buradan, her ikiniz de buradayken sizlere bir teklifim var Sayın Bakan. Bakın, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Meclise bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifinde… Sağlık çalışanlarımız bizi dinliyordur. Sağlıkta başarıya ulaşmak istiyorsanız sağlık çalışanlarımızın maaşlarında, emekli maaşlarında ve ikramiyelerinde bir düzeltme yapalım; onlara çalışırken vermiş olduğunuz döner sermayelerini emeklilik haklarına yansıtalım. Bakın, bu kanun teklifini birlikte değerlendirelim, uygun bulmadığınız yönleri birlikte istişare ederek, düzelterek sağlık çalışanlarımıza bir müjde verelim. Dört yıl boyunca sağlık çalışanlarımıza her 14 Martta “Müjde, yıpranma payı.” dediniz ama bir türlü yıpranma payını çıkarmıyorsunuz. Gelin, hep birlikte bu yıpranma payını çıkaralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Son olarak size teklifim ise şu atanamayan 350 bin yardımcı sağlık personeline 2017’de bir kadro verin lütfen. Yani, 2017’de 20 bin kadro ilan etmeyin. Bakın, Sayın Bakan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdakul, süreniz dolmuştur.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Son cümlelerim.

Bakın, Sayın Sağlık Bakanı dedi ki: “Yardımcı sağlık personelleri için ben de uğraşıyorum, ben de bunlara kadro istiyorum.” Sayın Bakan benim arkadaşım. O zaman, benim size burada teklifim: Lütfen, şu yeni kurulacak şehir kamu hastanelerinde ve yaşam merkezlerinde şu yardımcı sağlık personeli gençlerimize bir kadro istihdamı yapalım, aynı atanamayan öğretmenler gibi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Onlar zaten kadrolu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yurdakul.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Ama, hayır, efendim…

BAŞKAN – Tamam, Sayın Yurdakul, siz şöyle buyurun. Ben kürsüye diğer konuşmacıyı davet ettim. Siz burada anlaşırsınız, konuşursunuz.

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) – Eğer bir kadro ihdası yaparsanız çok sevinirim.

Çok teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam, konuşalım ama hepsi kadrolu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yurdakul.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın dış borçlanmaya ilişkin işlemler üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde en temel insan hakkı olan yaşam hakkına karşı PKK/TAK terör örgütü tarafından üstlenilen hain saldırı sonucu hayatını kaybeden polislerimize, yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum. Terörü lanetliyorum. Altı aylık ikizler Elif ve Erva’nın babası 24 yaşındaki polis memuru Emre’den 19 yaşındaki tıp fakültesi öğrencisi Berkay’a 44 genç kardeşimiz toprağa verildi; tıpkı “Ya 400 Vekil Ya Kaos” başlıklarının atıldığı 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden yüzlerce vatandaşımız gibi. Bazı siyasiler acıların paylaşıldığı cenaze törenlerini ölümü kutsama törenlerine çevirdi. En son bir bakan, katıldığı cenaze töreninde, Çevik Kuvvet polislerine “İnşallah siz de şehit olun.” dedi maalesef.

Radikal terör örgütleri de bedenlerine bomba sarıp ölüme ve öldürmeye gönderdikleri gencecik insanlara “Şehit olacaksınız, cennete gideceksiniz.” diyorlar.

Beşiktaş patlamasının hemen ardından Dolmabahçe’ye geçtim, bir şey yapabilir miyim diye sabaha kadar hastaneleri dolaştım. Hayatını kaybeden gençleri, acılar içerisindeki yaralıları, yakınlarını arayan aileleri gördüm, aynı Merasim Sokak, Suruç ve Ankara Garı katliamları sonrasında olduğu gibi.

Marifet yaşatmaktadır arkadaşlar. Hepimizin görevi insanları yaşatmaktır, ölümü kutsamak değil. Yaşatamadıklarınıza payeler verip kusurlarınızı örtmeye çalışmayın.

Değerli milletvekilleri, bir tarafta ihracatımızın yüzde 55’ini gerçekleştirdiğimiz, kişi başı ortalama gelirin 35 bin dolar olduğu Avrupa varken, iktidarınız, alternatif olarak ihracatımızın yüzde 5’ini bile gerçekleştiremediğimiz, kişi başına ortalama gelirin 8 bin dolarda çakılı kaldığı otoriter rejim olan Şanghay’ı adres gösteriyor. TÜİK ise, şu elimde göstermiş olduğum verilerde AB’ye uyumu bahane ederek verileri hesaplama yöntemini değiştirdi, rakamlara takla attırdı; gittikçe fakirleşirken cin fikirlilikle bir anda zenginleşiverdik.

TÜİK’in pazartesi yayınladığı bu raporda, ülkemizin 2015 yılındaki toplam geliri 720 milyar dolar değil, 861 milyar dolarmış. Bir evde 4 kişi yaşıyorsa ailenin toplam gelirinin 44 bin dolar olduğu ve bugünkü kurla da 155 bin TL olması gerekiyor bir yılda eve giren para. Peki, bu durumda 4 kişilik bir eve ayda 13 bin lira para girmesi gerekmiyor mu? Bu parayı aldıysanız sorun yok vatandaşlar, almadıysanız paranızın hesabını sorun, bu geliriniz nerede ve kimlerin cebinde?

Değerli arkadaşlar, Hazinenin borç yükünü anlamak için bir tek ihraç ettiği tahvillere değil, Hazinenin verdiği garantilere ve gelecek seneler için girdiği yükümlülüklere de bakmak gerekiyor. Komisyonda kabul edilen Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun “Sağlanacak garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti 4 milyar doları aşamaz.” diyor.

Kalkınma Bakanlığının verilerine göre 2015 yılı itibarıyla kamu-özel iş birliğiyle yapılan sözleşme büyüklüğü 115 milyar doları geçmiş durumda. Kamu-özel iş birliği projelerinde projeyi üstlenen firmalar Hazineden talep garantisi istiyorlar ve Hazine de bu garantiyi veriyor onlara.

Elimdeki belge, Sayıştayın Karayolları Genel Müdürlüğü 2015 Denetim Raporu. Bu rapor, “Kamu-özel iş birliği modeliyle yürütülen projelerde Hazinenin garanti verdiği borç yükünü muhasebe hesaplarında göstermediniz.” diyor. Borçları Meclisten ve halktan gizliyorsunuz, kamuoyunu kandırıyorsunuz, aldatıyorsunuz.

Sayıştay raporuna göre, Kuzey Marmara Otoyolu ve Gebze-Orhangazi Otoyolu geçiş projelerinde köprüler dâhil 2015 sonu dolar kuru üzerinden yapılan hesaplamalara göre garanti edilen rakam yaklaşık 57 milyar liraydı, bugünkü kurla bu rakam 70 milyar lira yapıyor arkadaşlar. Bir senede kur farkından halkın sırtına binen ek yük 13 milyar lira. Söz konusu Körfez geçişi ve bağlantı yolları, üçüncü boğaz köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nun toplam proje maliyeti 3 milyar 456 milyon dolar. Bu yatırım için müteahhitlere kullandırılan Hazine garantili kredi tutarı 2 milyar 738 milyon dolar. Müteahhit projenin yüzde 20’sini cebinden, kalan yüzde 80’ini de devlet garantili krediden gerçekleştiriyor. Yani, siz bu yatırım için cebinden 2 milyar 89 milyon lira koyacak olan yandaş müteahhidin cebine çocuklarımızın geleceğinden bugünkü kurla 70 milyar lira koymayı taahhüt ediyorsunuz; 33 katından daha fazla bir rakam bu. Bunlar kapitülasyon değil de nedir?

Şehir hastaneleri projelerinde de aynı, benzeri bir talan düzeni var. Anne ve babalarımız biz evlatlarını gözünden bile sakınırdı, biz de kendi çocuklarımızın üzerine titriyoruz. Ancak siz çocuklarımıza bırakacağınız çevreyi, doğayı bir yandan talan, tahrip ederken aynı zamanda onlara altında ezilecekleri borçlar yüklüyorsunuz, ekonomik geleceklerini çalıyorsunuz çocuklarımızın. 1 milyar dolar için tezkereye “Evet.” diyen, çocuklarımızı ölüme göndermeyi dahi göze alan sizler, çocuklarımıza daha bugünden sadece bu projelerle 10 milyarlarca dolar borç yüklüyorsunuz. Borca devlet kefil oluyor, sefasını yandaş müteahhit sürüyor, sefaleti ise çocuklarımıza miras olarak kalıyor. Sahi, bu müteahhitlerin ortakları kimler acaba?

Değerli milletvekilleri, biraz önce açıklanan rakamlar 2015 Eylül ayına göre 420 bin vatandaşımızın daha işsizler kervanına katıldığını söylüyor. Evlerine ekmek götüremeyecek işsiz sayısı 3,5 milyon kişi oldu. 2003 yılında hane halkı borçları 13,5 milyarken 2016 yılının başında 441 milyar lirayı geçmiş durumda. Tüketici kredisi, konut kredisi, kredi kartı borçları patlamış durumda. Sık sık yaptığınız gibi “Özel sektörün, vatandaşların borçlarından bize ne?” diyebilirsiniz. Geçmişte yaşananlardan da görülmüştür ki özel sektörün borcu olarak gözüken borç bir gece içerisinde kamu borcuna dönüşüveriyor. Biz bu durumu banka krizlerinde gördük. Çünkü ekonomiye yönelen tehditler karşısında devlet önlem almak durumunda kalıyor ve bu borçları üstleniyor.

Sevgili arkadaşlarım, Gezi isyanında dolar kuru 10 kuruş artmıştı diye “faiz lobisi” dediniz, kıyamet kopardınız. OHAL döneminde kur 52 kuruş birden arttı ve 3,54 liraya ulaştı. Bu kur farkı ülkemizin 421 milyar dolar dış borç stokundan dolayı borçluların sırtına bir anda 220 milyar lira daha ek yük bindirdi. OHAL süreci içinde, hiçbirinizden ses yok, çıt yok.

Türkiye, borçlarından ötürü gerçek anlamda bir ödemeler dengesi kriziyle karşı karşıyadır. Ülkemizin bu borçlarını çevirebilmesi için hukukun üstünlüğüne, mülkiyet hakkına saygıya ve evrensel hukuk kurallarına göre işleyen bir mali sisteme yani otoriterleşmeye değil daha fazla demokrasiye ihtiyaç var. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, kafanız o kadar karışık ki hazırladığınız Anayasa teklifinin gerekçe metninde aynı cümlenin başında “Cumhurbaşkanlığı seçimi, sonunda başkanlık seçimi.” diyorsunuz ama biz biliyoruz ki adı başkanlık da olsa Cumhurbaşkanlığı da olsa siz, aslında sizlerden hesap sorulamayacak bir düzen istiyorsunuz; günün birinde sizleri yargılayacakları siz tayin etmek istiyorsunuz, tıpkı 12 Eylül faşist askerî darbesinin lideri Kenan Evren ve arkadaşları gibi.

Sevgili arkadaşlar, biz doktorlar, şikâyetlerden, bulgulardan, tahlillerden sonra teşhis koyarız, doğru teşhisi koyamazsak tabii ki tedavide başarılı olamayız. Siyaset bilimciler, siyasetin sorunlarını, hastalıklarını araştırmışlar. Faşist Hitler, Mussolini, Franco ve Pinoşe rejimlerini inceleyen akademisyenler, faşizmin ortak özelliklerini tespit etmişler: Devletin denetim mekanizmalarının felç edilmesi, ırkçılığın yükseltilmesi, insan hakları ihlallerinin sıradanlaşması, toplumun kutuplaştırılması, yandaşların kollanması, kamu kaynaklarının talan edilmesi, iktidarın dini kullanması, kadına şiddet ve cinsiyet ayrımcılığı, medyanın iktidar tarafından baskı altına alınması ve kontrol edilmesi, korkunun yayılması, emek düşmanlığı, hileli seçimler, olağanüstü yetkilerin kullanılması, akademiyi, sanatçıyı ve sanatı aşağılamak gibi ortak özellikler belirlemişler.

Elimde gördüğünüz şu metin yeni başlayanlar için 14 Derste Faşizm makalesinden. Tecrübeli bir hekim olarak söylüyorum. Bu özellikler ülkemizde son yıllarda yaşadıklarımızda bire bir gördüğümüz şeyler, teşhis gittikçe kesinleşiyor.

Bir başka bilim insanı Timothy Snyder ise “Faşizm Geliyorsa Nasıl Yaşamalı?” başlıklı makalesinde şöyle diyor: “Faşizmde yalanın toplumsal olarak örgütlendiğine tanıklık ederiz. Halkın bir kısmının bunu kabul ettiğini ve gerçekle ilgilenmediğini görürüz. Muktedirin topluma söylediği yalanların, çelişkilerin, tutarsızlıkların, saçmalıkların önemi yoktur.”

Bunun için diyoruz ki: Faşizme geçit yok! Faşizme geçit yok! Faşizme geçit yok! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “1 milyar dolar için tezkereye ‘Evet.’ diyen, çocuklarımızı ölüme gönderdiniz...” gibi bir şey söyledi.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Yalan söyledi, öyle bir şey yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu kabul etmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletine bu büyük bir saygısızlıktır her şeyden önce çünkü kadim devlet hiçbir dönemde bu ifade edilen şeylere tevessül etmiş bir devlet değildir. Bunları reddediyoruz.

Bir diğeri, bu faşizmi herkesten daha şiddetli biz reddediyoruz. Irkçılıktan bahsetti bu ülkede, kutuplaşmadan, hileli seçimlerden, talandan… Herhâlde hatip başka bir ülkede yaşıyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Siz hayal dünyasında yaşıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu saydıklarının olduğu bir ülkede, ana muhalefetin -iktidar alternatifi- olduğu bir ülkede bir iktidar kalabilir mi? Millet onu ilk sandıkta değiştirir.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kenan Evren de yüzde 92 oy aldı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Demek ki bu ortaya atılan iddialar ve ifadeler gerçeği yansıtmıyor ki millet iktidarıyla yürüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hitler de seçimle geldi, Kenan Evren de.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök, açıyorum sistemi.

Bir dakikada toparlayın lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin, başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere Kızılayın açmış olduğu Halep’e Yardım Kampanyası’na tam destek verdiğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Halep’te süren ve pek çok masum insanın da ölümüne neden olan bu çatışma ortamının sona ermesi ve sivillerin korunaklı, güvenli bölgelere nakledilmesi konusunda tüm dünya ülkelerine yaptığımız çağrının ötesinde, Cumhuriyet Halk Partisi, başta Genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde Kızılayın açmış olduğu Halep’e Yardım Kampanyası’na tam destek vererek insani görevimizi yerine getirmek açısından bir nebze de olsa bir gayret içerisindedir. Bunu kamuoyuyla paylaşmayı uygun gördük.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, gruplar adına, üçüncü ve son söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’e aittir.

Buyurun Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12’nci madde üzerine söz aldım.

Ben de Halep’le ilgili değerlendirmelerde bulunacağım ama öncesinde tabii, bu kürsüye çıkacağımızı duyunca özellikle ekonomik mağduriyeti olanlar arıyor ve dertlerinin dillendirilmesini istiyorlar.

Kars’ta, Akyaka ilçesi başta olmak üzere, çoğu ilçede tarım kredi borçlarının, Ziraat Bankası borçlarının ertelenmesiyle ilgili muhtemelen bürokratik süreç tamamlanmamış ama kamuoyuna ilan edildiği için de haklı olarak beklenti yükselmiş durumda. Ertelemeyle ilgili somut bir düzenleme olmadığı için, yerelde hâlâ sıkıntı devam ediyor. Bununla ilgili beklentilerini iletenlerin en azından mesajını buradan paylaşmış olayım.

Değerli arkadaşlar, devletler savaşır, bedelini sivil halk öder, insanlar öder; devletler barışır, yine bedelini sivil halk öder. Ne yazık ki elbette barış ile savaşın kıyası olmaz ama Suriye’de beş yıldır bir devletler savaşı var fakat nasıl devletler savaşırken orada binlerce, on binlerce, yüz binlerce insan, kimisi yerinden edilerek, kimisi hayatıyla -çocuklar, kadınlar hayatıyla- bunun bedelini ödedilerse şimdi gerçekleşen uzlaşmanın bedeli ödeniyor.

Değerli milletvekilleri, bundan yirmi beş yıl önce çok benzer bir süreci Irak yaşadı. Biz iki yıldır bu kürsülerde Irak’ta Türkmenlerin yaşadığını hatırlatıyoruz, diyoruz ki: O zaman da Türkmenler Türkiye tarafından örgütlendirildi, desteklendi ama sonra Türkiye'nin siyasi tavrı değişti, Türkmenler ortada bırakıldı; Türkiye tarafından desteklenen Türkmen liderleri bulundukları pozisyondan geri adım atmadıkları için -gayet doğal olarak- kendilerini savunmaya devam ettikleri için, Türkiye ile Irak rejimi arasında, Saddam arasındaki ilişki Türkiye’deki iktidar değişikliğiyle birlikte değiştiği için bunun bedelini Irak Türkmenleri ödedi. Şimdi, Türkiye’de bir iktidar değişikliği yok ama Suriye politikasında bir değişiklik var. Dolayısıyla, bunun bedelini de galiba en ağır biçimde şimdi, Suriye’de daha çok Sünni, Türkiye tarafından da desteklenmiş kitleler ödemek zorunda kalıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bunun ne karşılığında olduğunu, bundan birkaç hafta önce, özellikle Halep’le ilgili Rusya’dan gelen ricaların içeriğinin ne olduğunu ne yazık ki biz öğrenemedik ama yaşananlardan tahmin edebiliyoruz. Oradan çekilip başka bir talepte bulunulduğunu, başka bir kırmızı çizgide ısrar edildiğini yani artık Esad’ı devirmenin zaten mümkün olmadığı gibi diğer muhalif grupları da -sadece ÖSO’yu kastetmiyoruz- Nusra, Ahrar-ı Şam gibi grupları da desteklemenin reel koşulları kalmadığı için bunun bedeli sivil toplum tarafından, halk tarafından, çocuklar tarafından ödeniyor ama bu taahhütle yerine gelmişse yani “Biz oradan çekilmeyi sağlarız ama karşılığında siz de işte, Rojava’da, Kobani’de Kürtlerle ilgili birtakım taleplere fırsat vermeyin.” uzlaşmasıysa bu ne yazık ki ne akılcı bir politika ne de insani bir politika.

Değerli milletvekilleri, devletler bazen böyle durumlarda bir hesap yaparlar, “Ne getiriyor, ne götürüyor?” hesabı yaparlar. Biliyorsunuz, Rusya geçtiğimiz yıllarda, on yıllarda Çeçenistan’la ilgili çok sert bir mücadele yürüttü, katliamlar gerçekleşti. Orada direnenlerin hepsi teröristti, İstanbul’da miting yapanlar bile birtakım suikastlara kurban gittiler. Bu konuyu kendisine dert edinen Medet Ünlü’yle ilgili suikast hâlâ aydınlatılamadı. Ama devletler arası ilişkiler değiştiğinde o döneme göre birtakım çalışmaları rahat yürütenler bunun bedellerini ne yazık ki ödüyorlar. Ama şimdi, Rusya-Çeçenistan ilişkisine baktığınızda şunu görüyorsunuz: Eğer tümden tasfiye mümkün değilse, Çeçen halkının bir kavgası, bir mücadelesi varsa Rusların da çıkarına olan, Rus askerlerini Çeçenistan topraklarına gömmek değildir, bir biçimde bir uzlaşma aramaktır, bir çözüm aramaktır. Bu, devlet aklının gereğidir, insanlığın yararına olan da bunu sergilemektir.

Bakın, Bush da terörle mücadele ediyordu, şüphesiz, Obama da terörle mücadele ediyor. Bush dönemiyle ilgili insanlık tarihine, Amerikan tarihine Guantanamo, Ebu Gureyb geçti ama Obama döneminde en azından -tabii, bilmediğimiz bir sürü insan hakları ihlali vardır şüphesiz ama- bu kadar büyük dramlar, büyük ayıplar yaşanmadı.

Değerli milletvekilleri, Suriye politikasında ne yazık ki Kürt sorunu bir kez daha Türk dış politikasını esir almıştır, rehin almıştır. Yani sırf Suriye’de Kürtlerin bir bölgesel etkinliği, gücü olmasın uğruna bunun Türkiye’de oluşturduğu kompleks, sendrom ne yazık ki Türkiye’ye de zarar veriyor, Türkiye içindeki halkları da tehdit ediyor, Türkiye'nin barışını tehdit etiği gibi Suriye’deki aslında Sünni Araplara da zarar veren bir noktaya gelmiş durumda.

Değerli milletvekilleri, elbette, toplum başka bir soru daha soruyor. Bu karşılaştırmayı yapmaktan belki hoşlanmıyor olabilir bazıları ama nasıl şimdi Halep’le ilgili insani yardım çağrıları son derece doğalsa, zorunluysa, hayatiyse, insaniyse Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta mağdur olan insanlar… Sebebine girmiyorum, bu kısa sürede hiçbir polemik yapma niyetinde değilim, bir insanlık dramı üzerinden polemik yapmayı asla doğru bulmam ama sonuçta oralarda da evinden olmuş insanlar varsa, hiç olmazsa Af Örgütünün verdiği rakamlarla yüz binler civarında insan yerinden ayrılmak zorunda kalmışsa –hangi nedenle olursa olsun- o dayanışmanın Türkiye'nin batısında gösterilmemiş olması, Halep için gösterilen duyarlılığın Cizre için, Sur için gösterilmemiş olması toplumda bir kırılmaya, bir incinmeye ve bir ortak yaşama iradesiyle ilgili ciddi kayba dönüşmektedir. İddiaları elbette farklıdır, elbette her ülkenin koşulları, her toplumun durumu farklıdır ama Suriye haber sitelerini takip edenler varsa aranızda gayet net bir karşılaştırma yapabilirler. Suriye resmî yayın organlarına ve Suriye rejimi yanlısı çevrelerin yayın organlarına baktığınızda aslında beş yıldır Suriye’de sadece terörle mücadele edilmektedir, hiçbir sivil zarar görmemektedir, siviller asla hedef alınmamaktadır, Suriye rejimine karşı kafa tutan terörist örgütler imha edilinceye kadar, son terörist öldürülünceye kadar mücadele yürütülmektedir. Bunun kabul edilmesi elbette imkânsız, bunun onaylanması, normal görülmesi asla doğru değil ama bir yöntem tartışması, bir ilke tartışması ortaya koyuyorsanız bunu her yer için tutarlı biçimde yapmak zorundasınız. Çin’in Doğu Türkistan’da Uygurlara yaptığı neyse, İsrail’in Filistin’e yaptığı karşısında ne tavır sergiliyorsanız Suriye için ya da başka ülkeler için de aynı tutarlıkla ve tabii kendi ülkeniz için de aynı yaklaşımla hareket etmek zorundasınız. Bu tutumun, bu tavrın bir tutarsızlığa dönüşmesi durumunda da aslında sadece halk kaybetmiyor, bir süre sonra siyasi iktidarlar da kaybediyor değerli arkadaşlar.

Bakın, üç tane çok basit bir vaka, son günlerde gündemde olduğu için söylüyorum. Birisi, Rusya’nın Birleşmiş Milletlerde gündeme taşıdığı ama şimdi belki çok güncellemediği ama bir yıl önce hepimizin çok sıkça duyduğu petrol ticaretiyle ilgili iddialar. Kamyonların, tırların Rusya tarafından vurulması, Birleşmiş Milletlerde de bu tırlarla ilgili Türkiye aleyhinde başlatılmış olan süreçler. Parantezi bu kadar açtım, kapatıyorum. İkincisi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Reza Zarrab davası. Bu davayla ilgili hepiniz biliyorsunuz ki ayrıntı doğrudan doğruya terörün finansmanıyla ilgilidir. Türkiye’deki birtakım bankalar da kullanılarak Suriye’deki… Tırnak içinde söylüyorum ifadeyi çünkü terör ifadesini, terör kavramını ben dünyanın her yerinde aynı ölçülerle değerlendirmekten yanayım ve tırnak içinde kullanmaktan yanayım çünkü devletler her şeyi çok kolayca terör sayarlar. Amerikan mahkemeleri de Suriye’deki -kime destek vermiş Reza Zarrab bilmiyorum, kime para göndermiş, onun üzerinden kim kime ne yapmış bilmiyorum ama- terörün finansmanı kapsamında görüyorlar ve Türkiye’deki bazı bankaları da teröre destek vermekle bu davanın içerisine katmaya çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bu tablo, bu fotoğraf ve son olarak da bir parantez de Telafer’de bulunan silahlarla ilgili ifade edeyim. Telafer’de IŞİD’e ait yakalanan silahların menşeiyle ilgili… İngiltere’de çok uzman bir kuruluş var. Silah sevkiyatlarının Türkiye üzerinden yapıldığına dair çok somut bir rapor yayımladı. İddia bu, belki de yanıltmak için, kamuoyunu saptırmak için yapmış olabilir ama ben sadece aktarıyorum. Dünyada en saygın kabul edilen otorite kuruluşlardan birisi dedi ki: “Bu silahların menşei şurasıdır, yapılış biçimleri -işte el yapımı olanlar var, farklı biçimde üretilenler var- birçoğu şuradan temin edilmiştir. Evet, Türkiye bu konuda mevzuatında iyileşme yapmıştır özellikle gübre kullanımıyla ilgili ama buna rağmen Türkiye’nin de payı vardır.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu konudaki sözlerimizi lütfen tehdit falan gibi yorumlamayın.

Herkesi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilgen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Muş...

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Amerika’nın sevkiyatlarından niye bahsetmiyorsun, niye Türkiye’nin sevkiyatları bu kadar ilgilendiriyor? Niye Amerika’nın sevkiyatlarından bahsedemiyorsun ya? Yazıklar olsun ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Muş’a söz verdim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sabah yapılan konuşmalarda benzer bir mukayese yine yapılmıştı, o zaman verdiğimiz cevaplar kayıtlardadır.

Türkiye’de bütün devlet imkânları terör temizlendikten sonra oradaki vatandaşlarımız için seferber edilmiştir. Orada, çıkmak zorunda olan vatandaşlarımız batıdaki akrabalarının yanına gelmişlerdir, başka bir yere gitmemişlerdir. Yardım kampanyaları, değerli milletvekilleri, yani burada hem devletin ilgili kurumları hem yerel yönetimler hem de vatandaşların, oradaki vatandaşlarımızın, terörden kaynaklı olarak, ihtiyaçlarının karşılanması noktasında ortaya koydukları yardım kampanyaları ortadadır. Bakınız, kendi ülkesi aleyhine, şurada bir rapor çıkmış, burada böyle bir şey çıkmış, bu iddiadır. Bunları söyleyeceğinize, terör örgütü PYD’ye gelen silahlar PKK’ya gelip askerimize sıkılıyorken buna da tek laf etsenize burada. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özcan, süreniz beş dakikadır.

HALİL ÖZCAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul’da güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza yapılan hain terör saldırılarını şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.

2017 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanan 15’inci bütçedir ve bundan önceki on dört yılda olduğu gibi, vatandaşlarımızın refahını artıran, ihtiyaç duydukları hizmetleri karşılayan ve faize değil kamu hizmetlerine kaynak ayıran bir bütçe olma özelliğini taşımaktadır.

Gündemin yoğunluğu nedeniyle, bütçe yerine abluka ve kuşatma altında olan Halep’te yaşanan katliama dikkat çekmeye çalışacağım.

İslam coğrafyasında, özellikle Halep’te can çekişen ve yerle bir edilen İslam medeniyetinde kız kardeşlerimiz ve Müslüman kardeşlerimiz hunharca katledilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek 2014 yılında gerekse bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmada “Dünya 5'ten büyüktür ve dünyayı 5 ülkenin iki dudağı arasına mahkûm edemezsiniz.” diyerek Suriye'de ve Halep'te işlenen insanlık suçuna sessiz kalan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yapısını eleştirmişti.

DEAŞ'ın Kobani'ye saldırması sonucu ayağa kalkan ABD ve tüm Avrupa ülkeleri, dünyanın en köklü ve kadim şehri olan Halep’in, katil Beşşar Esed ve destekçileri tarafından yok edilmesi karşısında sessiz kalmaktadır. Dün, Türkiye ara buluculuğunda Halep’in doğusunda muhalifler ile Rusya öncülüğündeki rejim güçleri arasında varılan ateşkesin üzerinden saatler geçmeden, rejim güçleri ateşkesi bozup yeniden sivillere saldırmaya çalışmıştır.

Dün gece yarısı Türk ve Rus yetkililerin görüşmesi üzerine taraflar arasında ateşkes yeniden sağlandı ve varılan anlaşma sonucunda bugün sabah saatlerinde sivillerin ve yaralıların tahliyesine başlandı. Ancak, İranlı General Seyyid Cevad komutasındaki 7 bin Şii milisinin yaralıları taşıyan konvoya ateş açması sonucunda 4 vatandaş hayatını kaybetti ve konvoy geriye dönmek zorunda kaldı.

Bugün Halep yanıyor, Halep'te bir medeniyet yok ediliyor. İnsanlar ölüyor, bütün dünyada da insanlık ölüyor. Halep'te katliam en şiddetli ve acımasız günlerini yaşıyor. Müslüman kadınlar ve çocuklar kaçırılarak tecavüz ediliyor. 6 kilometrekarelik bir alanda sıkışan ve tahliyelerine izin verilmeyen Halepli Müslümanlar sokaklarda diri diri yakılıyor. Son iki günde yüzlerce kadına tecavüz edildiği bilgisinin yanı sıra dünyayla irtibat kurabilen az sayıdaki Müslüman kadınlar tecavüze uğramamak için intihar fetvası beklediklerini söylüyor.

Bu zulme sessiz kalmayan Sayın Cumhurbaşkanımız dünkü konuşmasında tüm dünyaya, mazlumun umudu olan Türkiye'nin Halep halkını yalnız bırakmayacağını ve ne pahasına olursa olsun tek bir masum canı kurtarmak için bile olsa elimizden geleni yapacağımızı ifade etti.

Halep’ten kurtulan kardeşlerimize insani yardım ulaştırmak için hem Türkiye içinde hem de Suriye'nin kuzeyinde oluşturulacak kamplarda insani ve tıbbi yardım konularında her türlü desteği vermeye hazırız. Vicdan odaklı dış politikamız çerçevesinde Suriyeli, Iraklı ve diğer ülkelerden gelen 3 milyondan fazla insanı ülkemizde misafir ediyoruz. Haksızlığa uğrayanların ve mazlumların sorunlarını uluslararası gündeme taşıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olarak, PKK, DEAŞ, FETÖ, DHKP-C ve tüm terör örgütlerine karşı millî bir seferberlik ilan etmiştir. Ulusal güvenliğimiz için risk ve tehdit oluşturan bu terör örgütleriyle eş zamanlı olarak kararlı bir şekilde mücadele ediyor ve bundan sonra da etmeye devam edeceğiz. Bu terör örgütlerinin etkisiz hâle getirilmesi temel önceliğimizdir.

Bu vesileyle, 15 Temmuzda milletimizin destansı direnişi sonucu engellenen, millî iradeye ve demokrasiye karşı yapılan alçak darbe girişimini şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Tüm ülkemizde olduğu gibi bugün Şanlıurfa’mızda da teşkilatlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız tarafından düzenlenen “Teröre Lanet, Kardeşliğe Davet” yürüyüşüne katılan tüm değerli hemşehrilerime Gazi Meclisimizden selam ve saygılarımı sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

HALİL ÖZCAN (Devamla) – Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyor, ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın hatip, Cumhurbaşkanının “Terör örgütlerine karşı millî seferberlik ilan ettiği” cümlesini kullandı. Bu deyim çok yanlış bir deyim. 2941 sayılı Seferberlik Kanunu’muz var. Seferberlik ilanı, meşru yani devletler arası savaşlarda olur. Terör örgütlerine karşı seferberlik, onu resmen tanıma anlamına gelir ki hukuken imkânsız olan bir şey. Terör örgütlerine karşı seferberlik denilen bir şey…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu, devletlere has bir şey. Bu kavramı yanlış yerde kullanmamak lazım. Doğru bir kavram değil değerli arkadaşlar. Bilginize sunmak için söyledim.

BAŞKAN – Millet ne demek istediğini anladı Sayın Tanal.

Teşekkür ediyorum.

Şahısları adına ikinci ve son konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yıl görev zararları için bütçede 7 milyar 205 milyon lira ödenek öngörülmüştür. Bu miktarın 2 milyar 958 milyon lirası KİT görev zararları için ayrılmıştır. Toplam yatırım harcamaları için ayrılan ödenek toplamı 77,5 milyar liradır, 46,8 milyar lira bütçe açığı öngörülmüştür. Görev zararları, bütçe açığı, yüzde 11,3 işsizlik gibi, kanser gibi problemleri alt alta yazdığımızda kaynakları kullanırken çok titizlik gösterilmesi gerektiği açıktır. Hele hele kamu kaynaklarını har vurup harman savurmak işsizimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın istikbaline kastetmek demektir. Tabii ki terör birinci meselemizdir. Her halükârda her türlü tedbir alınarak bir an önce sonlandırılmadır. Bu mücadelede samimi olmak lazımdır, vatandaşa güven vermek lazımdır. Vatandaş Habur rezaletini unutmamıştır. “Çözüm süreci” adı altında şehirlerin terör yuvası yapıldığını, devamında da yüzlerce masum insanımızın şehit olduğunu da unutmamıştır. “Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor. Bebek katili denilen adam bize geleceği gösterdi.” “Öcalan Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağladı.” “Onların yerinde ben de olsam dağa çıkarım.” “Bana Serok Ahmet diyorlar.” gibi burada sayamayacağım çok sayıda öngörüsüz, siyasi çıkar beklentili, terörü, teröristi şımartan demeçleri de unutmamıştır. Terör hem büyük ekonomik kayıplara sebep olmaktadır hem de ülkemize olan uluslararası güveni sarsmaktadır. Terörü çözmeden ekonomik kalkınma olmaz. Bu sebeple terör konusunda seferberlik söylemleri MHP’nin yıllardır söylediği noktaya gelinmesi bakımından fevkalade önemlidir. Terör konusunda ilan edilen seferberlik ne kadar önemliyse, bugün, Türkiye, içinde bulunduğu ekonomik durum nedeniyle, ekonomik seferberlik de ilan etmek durumundadır, ekonomik seferberliği de harcamalardan başlatmalıdır. Bugün Türkiye’nin israf edecek 5 kuruş parası yoktur. Yolsuzlukla ilgili çok ciddi tedbirler alınmalıdır, olaya “Benim adamım.” diye bakılmamalıdır, görmezden gelinmemelidir.

Bakınız, çok yakın geçmişte vuku bulan bir olayı dikkatlerinize sunmak istiyorum: Güney Kore Devlet Başkanı Bayan Park, hakkında ileri sürülen yolsuzluk suçlamaları neticesinde, Parlamentoda gerçekleştirilen oylama sonucunda, 56’ya 234 oyla görevinden uzaklaştırıldı ve tüm yetkileri Başbakana devredildi. Devlet Başkanı hakkında ortaya atılan yolsuzluk suçlamalarının temel nedeni, resmî bir görevi olmayan yakın danışmanının nüfuz ticaretinde bulunarak, kendisine ait olan vakıflara Samsung, LG gibi firmalardan 70 milyon dolar civarında bağış toplamasıdır. Şu ana kadar Devlet Başkanı Bayan Park’ın bu toplanan paralarla ilgili olarak doğrudan veya dolaylı olarak bir çıkar sağladığı yönünde herhangi bir iddia ve delil olmamasına rağmen Güney Kore halkı yolsuzluk iddialarına çok sert tepki göstermiştir. Yaklaşık iki aydır devam eden ve tahminen 2 milyon kişinin katıldığı gösteriler, Güney Kore halkının yolsuzluk ve hukukun üstünlüğü hususlarındaki hassasiyetini gösterirken, Devlet Başkanı Park neden olduğu ulusal kaostan dolayı halkından özür diledi, adli sürece yardımcı olacağı sözü verdi.

Sayın Bakan, bu anlayışın bizde de hâkim olmasını yüce Mevla’dan niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, böyle olduğu için, Türkiye’mizin ancak yedide 1’i kadar olan iklim, coğrafi konum, yer altı ve yer üstü zenginlikleri bakımından ülkemizden katbekat geri olan Güney Kore’nin 1954 yılında fert başına düşen millî geliri 70 dolarken, 2015 yılında 30 bin dolara yükselmiştir. Biz ne yaptık? 1954 yılında 244 dolar iken, yani Kore’nin 3 katından fazla millî gelire sahipken, bugün “9 bin dolar mı, 10 bin dolar mı?” tartışması yapıyoruz. Türk insanı Güney Kore insanından yolsuzluğa, hırsızlığa daha az duyarlı değildir, dürüst yönetime, şeffaf yönetime Güney Kore insanından daha çok layıktır.

Kendimizi hiç aldatmayalım, yolsuzluk iddialarını görmezden gelmeye, israfa, yandaşlara çıkar sağlamaya, ayrımcılığa, işi ehline vermemeye, adaletle hükmetmemeye devam edersek hedefe varamayacağımızı belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan.,,

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, 60’a göre…

BAŞKAN – Buyurun, 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Üsküdar Belediyesinin resmî aracından yapılan anonslara ve sanki ülkenin bir bölümü İslam’ı istiyor bir bölümü İslam karşıtıymış gibi toplumsal kamplaşma üzerinden bir algı yönetiminin oldukça tehlikeli olduğuna ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, az önce AKP Grubundan hatibin yapmış olduğu konuşmada özellikle seferberlikle alakalı olarak ifade ettiği hususlar hukuk ve Anayasa açısından nasıl problemli bir yere tekabül ediyor çok iyi biliyoruz. Ancak, gerek bu seferberlik çağrısı gerekse Halep çağrıları sonrasında dün İstanbul’da yapılan bir Halep mitinginde Üsküdar Belediyesinin resmî aracından yapılan ve tekrarlanan anonslarda özellikle “En kısa zamanda İslam birliği yeniden tesis edilmeli ve halifemizi seçmeliyiz.” anonsları sıklıkla yapılmıştır.

Şimdi, sanki ülkenin bir bölümü İslam’ı istiyor bir bölümü İslam karşıtıymış gibi toplumsal kamplaşma üzerinden bir algı yönetimi oldukça tehlikelidir; ya değilse, özellikle önümüzdeki hafta Komisyona gelecek olan Anayasa paketi teklifinin kimileri tarafından “Partili cumhurbaşkanlığı” kimileri tarafından “başkanlık” olarak ifade edilse de neye tekabül ettiğinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafında kapatıldı)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen cümlelerinizi.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim.

Neye tekabül ettiğini biz isimlendirmeler üzerinden değil yönetilen toplumsal algı ve açığa çıkmış beyanlar üzerinden değerlendiririz ki bunun adı partili cumhurbaşkanı mı, ya değilse başkanlık sistemi mi… Ama bakın, bir AKP’li belediyenin resmî aracından sıklıkla tekrarlanan anonsta ise çok daha ileri götürülerek belki de Cumhurbaşkanını bile rahatsız edecek bir ifade biçimiyle “Halifemizi seçmeliyiz.” noktasına varmıştır. Bunun çok tehlikeli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Muş, size de bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, burada, getirilen Anayasa’yla alakalı değişiklik basınla, kamuoyuyla paylaşıldı. Ne getirdiği, ne götürdüğü, hangi düzenlemeleri yaptığı, hangi yetkilerin Mecliste ne olacağı, yürütme erkinde ne olacağı çok iyi şekilde hazırlanmış bir metin. Burada, isminin ne olacağı, seçimin nasıl olacağı, ne kadar zamanda bir seçime gideceği, hangi yetkileri kullanacağı, Parlamentodan gelen yasalar noktasında hangi yetkilere sahip olacağı, Parlamentonun “kuvvetler ayrılığı”na göre hangi yetkilere sahip olacağı çok açık şekilde belirtilmiş. İsmi yazılmış, yetkileri belirlenmiş; Anayasa’nın ne yapacağı yazılmış. Bunun üzerinden farklı isimlendirmelere, tanımlamalara, “Şurada şunu yapmışlar, burada bunu yapmışlar. Bu iş başka yere gidiyor.” gibi bir anlamlandırma veya söyleme gerek yok. Zaten metin ortadadır; neyi söylediği, isminin ne olduğu gayet açık bir şekilde ifade edilmiştir.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet…

AHMET YILDIRIM (Muş) - Ben kayıtlara girmesi açısından söylüyorum: Şimdi, ben, sayın grup başkan vekilinin, biz neyi konuşursak konuşalım, sataşmadan söz alıp bir şeyleri ifade etmesini bir yönüyle yadırgarken konuşmasından hiç rahatsız değilim. Ancak Cumhurbaşkanına, Hükûmete veya bir yerel yönetime dair bir eleştirimizde istisnasız, kim konuşursa konuşsun -sabahtan beri dikkatimi çekti- her şeye dair sataşmadan söz istiyor. Ben beklerdim ki sayın grup başkan vekili “Evet, bu belediye bizim partimizde. Bir soralım, soruşturalım neyin nesidir…” Biz Anayasa paketini sormadık ki size, sizin belediyenizden yapılan, onun aracından yapılan bir anonsu ifade ettik. Beklerdim ki sayın grup başkan vekili “Biz soralım, Genel Kurulu bilgilendirelim.” desin.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Sayın Yıldırım, nasıl ki size söz veriyorsak aynı şekilde diğer gruplardaki özellikle grup başkan vekili arkadaşlarımıza söz veriyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, burada bir ifade ortaya çıkıyor: “İşte, bir sistem kurulmaya çalışılıyor. Bir paket geliyor. İşte, burada böyle bir anons yapılmış.” İşte, aslında ne yazıldığı, bunun nasıl yönetildiği değil de toplumsal algılar üzerinden ne anlama geldiği ifade ediliyor; bizim buna duyarsız kalmamız, buna cevap vermememiz söz konusu olamaz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – On dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğim. Sürenin yarısı soru, yarısı da cevap olacak.

Evet, sırayla söz veriyorum.

Sayın Akkaya, buyurun.

YAKUP AKKAYA (İstanbul) – Taşeron işçilerle ilgili soruyorum: 2014 yılından beri taşeron işçiler kandırılıyor. Bu konuyla ilgili bir çalışma yapılacaktı, esas iş-yardımcı iş ayrımı yapılacaktı. Bu esas iş-yardımcı iş ayrımı yapıldı mı? Her seçim öncesi taşeron işçileri oya tahvil etme anlayışınız bu dönemde devam edecek mi? Olası bir referandum öncesi “Referandumdan sonra taşeron işçileri kadroya alacağız.” aldatmacası tekrar yapılacak mı?

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu… Yok.

Sayın Çamak…

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ülkemizde ikamet eden bazı Suriyeliler doğal olarak geçimlerini sağlamak için kendi iş yerlerini açıyor. Çok sayıda iş yerleri var ama bunların sadece çok azının çalışma izni var. Bunların hepsine belediye tarafından gerekli hizmetler verilmesine karşın, yasal olarak kayıt altında olmadıkları için belediyelere herhangi bir katkıda bulunmuyorlar. Belediyeler Türk vatandaşlarından istedikleri gerekli yasal zorunlulukları Suriyelilerden de istediklerinde merkezi idareye bağlı birimler idare etmeleri için baskı yapıyor. Kayıt dışı iş yeri çalıştıran Suriyelilerin kayıt altına alınması için bir şey, bir çözüm düşünülüyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sorum Maliye Bakanına: Az önce kendisine bir liste verdim. O listeyi en iyi şekilde değerlendireceğine kesinlikle güveniyorum ama ben burada yine de şu tespitleri yapmak istiyorum: Bu kanun hükmünde kararnamelerle on binlerce kişi ihraç edildi. Bunlardan sadece 2.077 kişi KESK üyesiydi ve 143 tanesi BES yani BÜRO EMEKÇİLERİ Sendikasındandır, 98’i Maliye çalışanıdır, bunlardan 39’u Ankara’da yönetici… Az önce Meclise gelmişlerdi. “Adil yargılanalım. Biz sadece muhalefet ettiğimiz için atıldık, bir yemek boykotu için atıldık, bazı uygulamalara karşı çıktığımız için atıldık...” Siz de takdir edersiniz ki bu fezlekeleri hazırlayan polisler şu anda içeride. Bu arkadaşlar mağdur olmamayı ve adil yargılanmayı bekliyorlar, bir an önce işlerine dönmeyi bekliyorlar. Bu konuda bir şeyler yapmanızı bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan’ın yerine Sayın Purçu...

Buyurun.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Taşeron yasasıyla ilgili ciddi sorular geliyor ve baskılar var vatandaştan bizlere. Bu konuda gerçekten ciddi bir çalışmanın yapılması gerekiyor. Ben bu konuda net bir cevap varsa istiyorum.

Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinin içerisinde de çalışan birçok kardeşimiz var, onların da ciddi mağduriyetleri var. Hem taşeronda çalışan kardeşlerimizin hem yardımcı hizmetler sınıfında çalışan kardeşlerimizin hem de teknik hizmetler sınıfında çalışan -Mecliste çalışan- kardeşlerimizin ciddi sıkıntıları var, 4/C’lilerin ciddi sıkıntıları var. Hem Divanın görevi hem de Hükûmetin görevi aslında. Bu konuda Meclis çalışanlarına da ve Türkiye’nin diğer tüm bölgelerinde çalışan kardeşlerimize ciddi çalışmalar yapılacak mı, bunu merak ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, soruları cevaplandırmak üzere Sayın Bakana söz veriyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – On beş saniye var Sayın Başkan, bir arkadaşımız alırdı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Daha var Başkan. Sıra bana gelince kesiyorsunuz. Bakın, daha süre var.

BAŞKAN – Ben kesmiyorum, süre doldu. Sayın Tanal, kalırsa zaman size geri döneceğim.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Akkaya kamuda hâlihazırda taşeron firmalar yanında çalışan personele ilişkin Hükûmetimiz tarafından yürütülmekte olan çalışmalar hakkında bir soru sordular ve değerlendirmede bulundular. Bugüne kadar Hükûmet olarak gerek seçimlerde gerek Hükûmet programlarında ifade ettiğimiz, vadettiğimiz her şeyin mutlaka takipçisi olduk ve gerçekleştirdik. Taşeron firma yanında çalışan arkadaşlarımızla ilgili olarak da görevli Bakanlık olarak, Maliye Bakanlığı olarak biz çalışıyoruz. Bu konuda bir geçiş düzenlemesi yapılabilmesi için bir kanun çalışması yapılması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili Bakanlık olarak başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olmak üzere diğer ilgili bakanlıklarla birlikte çalışmaları yürüttük. Sağlık Bakanlığıyla, üniversitelerle, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla yine taşeron firma elemanı çalıştıran diğer kamu kurumlarından bilgileri topladık. Geçiş düzenlemesine tabi personelin tanımını yapma konusunda ilave çalışmalarımız oldu çünkü kurumlarda birbirinden çok farklı sözleşme türleri var, sözleşmelerde farklı hükümler var. Dolayısıyla, yapmış olduğumuz düzenlemenin uygulanabilmesine imkân sağlamak amacıyla bu bilgileri kurumlardan topladık.

Yine özellikle bir geçiş düzenlemesinin mutlaka bir başlangıç tarihi olması gerekir. Bu tarihin belirlenmesine dönük olarak kurumlardan ilave bilgiler topladık. Bir de kurumsal kapsam olarak hangi kurumlar bu çalışmanın içerisinde olmalıdır? Sadece merkezî yönetim bütçesine dair idareler değil daha geniş bir kapsamda idarelerden bilgileri derledik ve gerçekten çok kapsamlı bir çalışmayı, en azından mutfak veya teknik çalışmayı belli bir aşamaya getirdik. Buna dayalı olarak bir yasa taslağı çalışmasını da kurumlarımızla paylaştık. Kurumlarımızdan da gelecek görüşlere göre belli bir noktaya getirdikten sonra tekrar Bakanlar Kurulunda değerlendireceğiz. Umuyorum ki bu çalışma da uygulamaya konulduğu zaman başlangıçtaki amaca hizmet eden bir noktada sonuçlanmış olacak. Onun için burada siyaseten herhangi farklı bir anlayışımız asla söz konusu değil. Bu şekilde çalışan personelimizle ilgili gerek 7 Haziran seçimlerinde gerek 1 Kasım seçimlerinde ifade ettiğimiz hususlar var. Bu hususlarla ilgili çalışmalarımızı da devam ettiriyoruz.

Sayın Çamak Suriyeli vatandaşlarımızdan farklı illerde iş yeri sahibi olup da çalışanlara dönük birtakım kayıt dışılıkla ilgili sıkıntılardan bahsettiler. Tabii ki uygulamadan gelen bazı zorlukları siz de takdir edersiniz, biz de hepimiz biliyoruz. Ama, özellikle Maliye idaresi olarak kayıt dışı iş yerleriyle ilgili gerekli çalışmaları biz yaparız. Burada kim olursa olsun kurallara uygun bir şekilde, kayıtlı bir şekilde bu çalışmaların yapılması gerekir. Bu konuyla ilgili herhangi bir düzenleme ihtiyacı varsa bu kayıtlılığı artıracak şekilde, onları da beraber çalışma ihtiyacı var.

Sayın Yıldırım biraz önce bana, doğru, bir liste verdiler. Baştan beri söylüyoruz, kanun hükmünde kararnameyle atılan, görevden uzaklaştırılan personelin nasıl tespit edildiği, bunların hangi unsurlar itibarıyla atıldığına ilişkin kurallar belli. Bakanlık olarak biz de titiz çalışmalar yürütüyoruz, ilgili kurumlardan bilgileri derliyoruz ve bu bilgilere dayalı olarak bu tasarrufta bulunuyoruz. Ama, olur ki sizin de bize vermiş olduğunuz listede de eğer bir yanlışlık varsa, eksiklik varsa, düzeltilecek bir husus varsa, sadece bu listede olanlar değil, bütün arkadaşlarımız için bu çalışmaları titiz bir şekilde yürütüyoruz; mutlaka belli bir belgeye, belli bir bilgiye dayalı olarak bu tasarruflarda bulunuyoruz.

Sayın Purçu taşeron işçilerle ilgili biraz önce sorulan soruyla aynı mahiyette bir soru sordular, ona daha fazla açıklama yapmayayım. Ama, şunu net olarak söyleyebilirim ki bu çalışmalar teknik seviyede hemen hemen bitmek üzeredir. Bu kadar uzun sürmesinin sebebi de çok farklı kamu kurumlarında çok farklı türde sözleşmelerin olması ve Kamu İhale Kurulundaki bu sözleşmelerin teker teker incelenerek ortak bir noktanın tespit edilmesidir, onun temel faktör olduğunu söylemem gerekiyor.

Tabii Mecliste çalışan personelle ilgili değerlendirmeleri de bu çalışmaların kapsamında yapmak gerekir diye düşünüyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal, çok arzu ettiniz, sorunuzu çok kısa bir şekilde sorabilirseniz.

Buyurun, açıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tek soru, tek cümle: Dış borcumuz 2002’de ne kadardır, bugün dış borcumuz ne kadardır?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan, şimdi mi cevap verirsiniz, yazılı olarak mı?

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu konuya yazılı olarak cevap vereceğim.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ediyorum.

Evet, 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi okutuyorum:

Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler

MADDE 13- (1) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca il özel idareleri ve belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Kalkınma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar, 5302 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında hesaplanan faiz dâhil borç limitinin hesaplanmasına dâhil edilir. Ancak, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50’sinden fazlasına sahip oldukları şirketler tarafından Avrupa Birliği ile katılım öncesi mali iş birliği çerçevesinde desteklenen projelerin finansmanı için yapılan borçlanmalar, çok taraflı yatırım ve kalkınma bankalarından doğrudan veya İller Bankası Anonim Şirketi aracılığıyla yapılan borçlanmalar ile SUKAP kapsamında yürütülecek işler için İller Bankası Anonim Şirketinden yapılan borçlanmalarda söz konusu borç stoku limitine uyma şartı aranmaz. (2) Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının ve olağanüstü yedek akçelerinin tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye ve bu işlemlere karşılık gelen tutarları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan da Hazine Müsteşarlığı bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. (3) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(4) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Baki Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti büyük bir millettir. Türk devletleri belirli dönemlerde dünyanın ve tarihin en büyük devletlerini kurmuşlardır. Hun İmparatorluğu’ndan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar Türkler cihana hükmetmişlerdir. Bugünkü Türkiye, Türk tarihinin varisi, ilerideki Türk birliğinin kurucusu olacaktır.

Bu aziz millet, sayısız felaket atlatmış, sadece son beş yüz yıllık tarihinde 270 savaş görmüştür. O bakımdan, bu millet, hainlik ve kahpelikle bir bombanın patlatılması sonucu 44 şehit verdiğimiz bu kara günleri, sınırımızın hemen yanı başında tüm ülkeyi kan gölüne çeviren, sınırımızın içinde canlı bombalarla ülkemizi kana bulayan IŞİD’i, 15 Temmuz gecesi millete saldıran FETÖ illetini, en önemlisi de yaşlı-çocuk, asker-sivil, öğretmen demeden katleden, dış güçlerin maşası, hain, vatansız ve bayraksız PKK belasını da elbette atlatacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki taviz, bir fedakârlıktır ve sadece dostlara verilir, teröre verilmez. Geçmişte, bilerek ya da bilmeyerek terör örgütlerine verilen tavizlerin telafisi için şu anki terörle mücadeleye devam edilmelidir. Sahada terör örgütüyle mücadele edilirken toplum içerisinde PKK sempatizanlarına gerekli cezalar verilmelidir. İstanbul patlamasından sonra “Oh olsun! Çevik’e yapıldıysa sıkıntı yok.” diyen hainlere en ağır ceza verilmelidir çünkü artık Türk milletinin sabrı taşmıştır, artık anaların gözünde ağlamaktan yaş kalmadı.

Değerli milletvekilleri, hepimizin yakından takip ettiği Halep’te bir insanlık dramı yaşanmakta, âdeta katliam yapılmaktadır. Ne yazık ki Halep, yaşlıların ve çocukların kurşuna dizildiği, kadınların ise tecavüze uğradı yerdir. 3 yaşındaki çocuğun “Anne, cennette yemek var mı? Varsa ölelim, karnımız doyar.” dediği yerdir. Erkeklerin, eşlerine tecavüz edilmesin diye eşlerini öldürmeye karar verdiği yerdir. Kısacası Halep, yaşamak için teslim olmanın bile yetmediği yerdir, “Biz küçüğüz, korkuyoruz, kulaklarımızı kapatıyoruz ama siz gözlerinizi kapatmayın.” diye haykıran çocukların yaşadığı yerdir. Halep katliamıyla ilgili kim etnik kökenine göre, kimliğine göre, mezhebine göre bakıyorsa yazıklar olsun. Halep’te katledilen, çocuklar; katledilen, kadınlar; katledilen, insanlıktır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dünyanın neresinde bir mazlumun başına bir saldırı gelirse, katliam yapılırsa hepsini lanetliyoruz. Bu sebeple değerli milletvekilleri, Halep yanıyor, insanlık ölüyor. Yardım elini uzatıyoruz ama sesimizi daha güçlü çıkartalım, hep birlikte sesimizi çıkartalım ve Halep’teki yangına bir son verelim.

Değerli milletvekilleri, tabii, Bakanlıkla ilgili, Maliye Bakanlığıyla ilgili mutlaka değerlendirmeler yapacağız. Yalnız, her Hükûmet üyesi, her Sayın Bakan kürsüye çıktığı zaman “2002 yılında şöyleydi, 2016 yılında böyle oldu. Selam, saygı ve hürmetler.”… 1970 yılıyla 1980 yılını nasıl kıyaslayamayacaksak, 1980 yılıyla 1990 yılını nasıl kıyaslayamayacaksak, 1990 ile 2000’i, 2000 ile 2015’i de kıyaslamak yanlıştır. 2002 yılında iPhone 6 vardı da Türkiye’ye getirmediniz mi? Olayları yaşandığı yıllara göre değerlendirmek gerekiyor. 2002 yılında Türkiye’de petrolün litresi, benzinin litresi 1,5 TL’ydi; bugün dünyanın en pahalı benzinini kullanıyoruz, benzinin litresi 5 TL. 2002 yılında petrol 120-130 dolarlarda seyrediyordu, bugün ham petrolün varili 50 dolar ama buna rağmen Türkiye dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanıyor.

Bugün köylülerimize, çiftçilerimize destekler veriyoruz, “Köylerimiz kalkındı.” diyoruz. 2002 yılında iktidara geldiğiniz zaman köylerde yaşayan insan sayısı 24 milyondu. Kalkınan, gelişen, tarımı desteklediğiniz ülkede bugün köyde yaşayan insanların sayısı 17 milyon, yaklaşık 7 milyon insan köyleri terk etti. Tarıma destek veriliyor. Şu anda da mazot desteği ve gübre desteği verilecek. Çiftçi bunu sabırsızlıkla bekliyor. Yalnız destek üretene verilmelidir. Ben, geçtiğimiz yıl Van’ın Özalp ilçesine gittim bir arkadaşımın misafiri olarak. Orada bir köyde köy kahvesine misafir oldum. Özalp’ta arazilerin çoğunluğu boş, ekilmiyor. Köylülere sordum: Ne yapıyorsunuz, burada ne yiyip ne içiyorsunuz dedim, hayvancılık da çok yok köyde. Şunu söylediler: “Ay sonu geldiği zaman Ziraat Bankasına gidiyoruz, bankamatiğe sokuyoruz, devlet bize ne vermiş diye bakıyoruz. Ne verdiyse onu alıyoruz ve bunu yiyoruz.” dediler. Maalesef bugün geçmişte verilen destekler gibi tarıma verilen mazot ve gübre desteği de herkesin sadece tapusuna göre verilirse bu insanlar tembelleşmeye, üretmemeye devam edecekler. Onun için, üreten çiftçi desteklenmeli; üretim yapan insan, üretim yapan hayvancı desteklenmeli. Bununla ilgili Tarım Bakanına gerekli uyarıları yapmanızı ve özellikle mazot desteği ve gübre desteğini tarlasını eken çiftçiye vermenizi bekliyorum. Türkiye’de 2002 yılından bu tarafa ekilen arazi 3 milyon kilometrekare azalmıştır.

Yine, köylerimizle ilgili… Tabii, ben, Sayın Bakanımın memleketini de ziyaret ettim, Bayburt’un da köylerini gezdim. Maalesef Bayburt da göç veriyor. Bayburt’un köyleri şu anda belki medeni ülkelerin elli altmış yıl daha gerisinde yaşıyorlar; toprak damlı evler, çok zor şartlarda yaşayan insanlar; aynı Mersin’in, Pozantı’nın, Adana’nın, Ulukışla’nın köylerindeki insanlar gibi.

Mersin’in diğer bir problemi de -seçim bölgem olan Mersin’le ilgili- Türkiye'nin birçok büyük fabrikası Mersin’de yer alıyor; Şişecam, azot, cam sanayisi gibi yüzlerce tesis, ATAŞ’a ait çok sayıda rafineri. Yalnız, bu firmaların tamamının vergi dairesi İstanbul Sayın Bakanım. Size daha önce de bunu dile getirmiştim. Bu tesislerin tozunu toprağını, çamurunu, hava kirliliğini Mersinli çekiyor ama bunun nimetinden İstanbul faydalanıyor. Aynı şekilde, yine, Mersin’de faaliyet gösteren birçok firmanın -akaryakıt firması, inşaat firması, bakliyat firması- vergi dairesi Cizre, Silopi, Hakkâri, Şırnak. Bunun niye böyle olduğunu biliyorsunuz. Ben bunu geçtiğimiz yıl da gündeme getirdim. Bu insanlar vergi kaçırmak için, denetimden kaçmak için, Mersin’de ticaret yapıyorlar, vergi dairelerini doğuda, güneydoğuda, Türkiye'nin başka bölgelerinde gösteriyorlar. Bununla ilgili de gerekli önlemleri almanızı bekliyorum.

Soru-cevap sırasında da sormuştum size, Türkiye’de millî gelir gerçekten artmamıştır. Yani gözümüzün içine baka baka hiç kimse bize yalan söylemesin. Dolardaki bu kadar artışla, ekonomideki bu kadar daralmayla Türkiye’de hiç kimse millî gelirin 11 bin dolara çıktığını bize anlatamaz. Eğer 11 bin dolar millî gelir varsa bu para şu anda nerede arkadaşlar? İki ay içerisinde hesabı değiştirdiniz kitabı değiştirdiniz, çıktınız, bu milletin gözünün içine baka baka yalan söyleyerek “Millî gelir 11 bin dolara çıktı.” diyorsunuz. Paralar nerede, ben size soruyorum, madem 11 bin dolara çıktı.

Yine, aynı şekilde, kaçak mazotla ilgili de gerekli tedbirlerin alınmasını bekliyorum.

Seçim öncesinde ucuz konut vaadi verdiniz, “1+1 sosyal konutlar yapacağız.” dediniz. Hatta parası olmayan insanlarımıza “Bunun parasını sosyal yardımlaşmadan ödeyeceğiz.” dediniz ama seçim bölgemde bugüne kadar verilen bir 1+1 konut görmedim. Bununla ilgili de herhangi bir çalışma göremiyorum.

Elektrik kesintileri milleti canından bezdiriyor. Bugün itibarıyla -TEDAŞ’ın sayfasından girip bakabilirsiniz- Mersin Akdeniz, Anamur, Bozyazı, Erdemli, Tarsus, Mut Kemenli köyünde iki gündür elektrik kesik. Toroslarda da elektrikler kesiliyor. 2016 yılında –bitiyor 2016 yılı- medeni bir ülke, gelişen bir ülke, kalkınan bir ülkede elektrik kesintisi olmaz Sayın Bakanım, bununla ilgili de gerekli tedbirleri almanızı bekliyoruz.

İşsizlik eylül ayı itibarıyla, geçen yılın aynı dönemine göre 420 bin artarak yüzde 11,3’e çıktı. Bu, devletin resmî rakamları ama bu rakamların tamamı yanlış rakamlar. Gerçek işsizlik yüzde 20’nin altında değil çünkü tarımda, köyde, kırsalda yaşayan insanların birçoğunun İŞKUR’da veya başka bir yerde başvurusu yok, sizin kayıtlarınızda gözükmüyor. Ekonomi sürekli daralıyor.

Yine, Türkiye'de, özellikle seçim bölgem olan Mersin’de yaşanan başka bir sorun: 300 bin Suriyeli yaşıyor, insanlar, kadınlar bir meta gibi alınıp satılıyorlar. Çocuk gelinler, başlık parasıyla evlendirilen kadınlar; bunlar 21’inci yüzyılda insanlık adına utanç vericidir. Ingmar Bergman’a soruyorlar, “Dünyanın kurtuluşu nedir?” diyorlar. Bergman diyor ki: “Utanç; herkes yaptığından utanırsa bu dünya kurtulur.”

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Gruplar adına ikinci söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Nurettin Demir’e aittir.

Buyurun Sayın Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer basın mensupları ve sevgili yurttaşlarım; öncelikle sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Halep’teki, gerçekten insanlık dışı katliamları lanetliyorum hem kendi adıma hem de partim adına.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın sonuna geliyoruz. Yeni bütçemizi sizlerin ve bizlerin katkılarıyla tamamlayıp Hükûmete teslim edeceğiz. Bu bütçe halkımıza ne kadar merhem olur ne kadar umutlara yol açar, neler getirir, neler götürür hep birlikte göreceğiz. Halkın vekili olarak bu bütçeden endişeliyim. İşsizliği, yoksulluğu yok eden bir bütçe değil, vatandaşımızı daha da darboğaza sürükleyen, israf bütçesidir. Kemerlerimizi sıkmamıza yol açacak dar bir bütçedir.

Değerli milletvekilleri, bütçe gelir ve giderlerine ilişkin diğer harcamalar üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubum adına söz aldım.

Özel idare, yerel yönetimler, büyükşehir belediye yasalarından sonra yetki ve yönetim tam bir kara düzen gidiyor. Bu yasalarda yetkilendirme, mali sorunlar gibi pek çok sorunlar var. Maalesef, tam anlamıyla bir kaos ortamı var. Hükûmet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kargaşayı ortadan kaldıracak, özellikle ilçe belediyelerinin ekonomik sorunlarını çözecek önlemleri ivedilikle almalıdır. Gerekli yasal düzenlemeler ve yönetmelikler çıkmalıdır.

Pek çok örnek var bununla ilgili. Ben bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli milletvekilleri, özellikle büyükşehir milletvekillerinin bunu çok yakın yaşadığını düşünüyorum. Kırsal kesimde bir vatandaş tarlasını sulamak istediği zaman ya da kanal, sulama sorunu olduğu zaman Devlet Su İşlerine gidiyor, Devlet Su İşlerine gidince diyor ki: “Büyükşehre gidin.” Büyükşehre gittiğiniz zaman da “Efendim, bizim görevimiz değil, bizim yetkimiz değil. Başınızın çaresine bakın.” diyorlar ve böylece hem köylüler hem çiftçiler maalesef mağdur duruma düşüyorlar.

Aynı şekilde muhtarlar konusunda da söyleyeceklerim var. Muhtarlar, özellikle yaşamış oldukları günlük yaşamlarda, özellikle 7/24 halkına, yaşlısına, gencine hizmet veriyor, şehre iniyorlar ama para yetmiyor çünkü üçte 1’inden fazlasını BAĞ-KUR’a, sosyal güvenliğe yatırıyor, diğer kısmı da işte muhtarlığın elektrik, su parası ya da günaşırı ya da her gün şehre inerken ulaşım parası veriyor. Ama maalesef bunlara yetmiyor para. Yetmeyince de tabii, bizler, siyasetçiler, bürokratlar oraya gittiğimiz zaman da ağırlama noktasına gelince de “Büyükşehir Yasası’nı çıkardınız, kümesleri, ahırları da kaldırdınız. Tavuk da kalmadı, yumurta da kalmadı. Biz sizi nasıl ağırlayacağız?” diyorlar.

Sevgili yurttaşlar, bu FETÖ olayı, biliyorsunuz, özellikle iktidar partisinin boynunda büyük bir madalya olarak kalacaktır çünkü onlarla iş birliği yaptılar, Ergenekon, Balyoz demediler ve özellikle de Türk Silahlı Kuvvetlerinin belini kırdılar, daha sonra da bunları başından beri besleyerek 15 Temmuz darbe girişimine yol açtılar. Peki, ne oldu? Bundan sonra, özellikle, binlerce kurban, yüz binlerce de mağdur yarattılar.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu dramlarla sizler de karşı karşıyasınız, pek çok telefon, mektup, e-posta geliyor, bu insanlar “Biz ne yapacağız, aç mı kalacağız?” diyorlar. Dün bölgemde, Muğla Seydikemer Cezaevinde bir dram yaşandı. Mehmet Koçar çocukluğunda, ortaöğretiminde Fetullah Gülen yurtlarında kalmış ve ondan sonra zar zor üniversiteyi bitirmiş, matematik öğretmeni olmuş. Sadece FETÖ yurtlarında kaldı diye hem görevinden, mesleğinden uzaklaştırılmış hem de cezaevine atılmış. Ne oldu biliyor musunuz? Dün bir dram yaşandı değerli arkadaşlar, intihar etti. 2 çocuğu var, biri 4, biri de 6 yaşında, 1 kız, 1 oğlan. Bunlar da dünyadan bihaber, maalesef yetim kaldılar. Bunun vicdanını ve vebalini nasıl taşıyacaksınız?

Eğitim ve sağlıkla ilgili Hükûmet maalesef son on dört yılda sınıfta kalmıştır. Pek çok bakan geldi geçti, 6 bakan geldi geçti eğitimde, pek çok proje getirdiler 4+4+4 gibi. “Efendim, şöyle iyileşecek, böyle iyileşecek.” ve sonunda da biliyorsunuz, özellikle FATİH Projesi’yle ilgili olarak da insanlara -bazılarına tabii- bütün Türkiye’ye İnternet ve tablet dağıtacaklardı ama insanlar maalesef bunları kullanamadılar, yeterince çalışmadığı için ama size bir gerçeği söylemek istiyorum.

Bakın, bu resim Şanlıurfa’da kırsal kesimde bir ilkokulun bahçesi, çocuklar burada oynuyor, bu da kız tuvaleti. Bu okulun damları akıyor, kaloriferleri yanmıyor, çocuklar soğuktan gidemiyorlar. Bu çocuklar, acaba rüyalarında tablet mi görürler yoksa sıcak bir dershane mi? Sizin takdirinize bırakıyorum. Bakanın bulunmuş olduğu memleketindeki köy okulları da böyle, doğuda da böyle, Anadolu’da da böyle, biraz önce hatip de söyledi, Mersin’de de böyle maalesef. Siz eğer sıcak bir okul, sınıf sağlayamıyorsanız o çocuklar tabii ki uluslararası sınavlarda da, PISA’da da, Türkiye, sondan ikinci olur, sondan üçüncü olur.

Sağlık konusuna gelince, özellikle yine bölgemden… Geçenlerde Sayın Başbakan “111 milyar para ayırdık.” diye övünerek konuşuyor. Benim köyümden, Fethiye’den 25 yaşında Emine Urkun diye bir kız var; bu kız köyün güzeli, köyün sevileni. Kusma, bulantı nedeniyle doktora gidiyor. Doktor, başka bir hastaneye sevk ediyor, 8 tane hastaneyi dolaştıktan sonra bu hasta maalesef hastaneler arasında gelgitler sonunda, on iki gün sonra ölüyor. Eğer bu hastanın yüzüne baksalar, bir doktor onun solukluğunu, sarılığını görse karaciğer yetmezliğini fark edecekler, bugün aramızda yaşıyor olacaktı Sayın Bakan. Sağlık Bakanımız da burada, özellikle de belirtmek istiyorum.

Birçok insanın, özellikle Başbakanın övünerek anlattığı sağlıkta dönüşüm, bir gencimizi aldı götürdü. Şimdi, kızın ailesine ve nişanlısına nasıl anlatalım bunu? Özellikle, marifet günde üç beş dakika arayla 150 hasta bakmak değil, sağlık hizmetlerini kaliteli yapabilmektir; hastaya şifa verebilmek ve hayatta bırakabilmektir. Siz isterseniz 222 milyar ayırın, koruyucu hekimliğe, kaliteye yeterince önem vermezseniz sonuç alamazsınız, ister sağlıkta ikinci kademeye geçin ister üçüncü, ister de kent hastaneleri yapın. Siz o 25 yaşındaki insanı kurtaramamışsanız istediğiniz kadar burada maval okuyun.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye bütün unsurları ve kurumlarıyla yapısal bir çürüyüş sürecine sokulmuştur. Bunu bir parti üyesi zihniyetiyle değil, bir yurtsever olarak söylüyorum. Aynı gemideyiz ama gemimiz çürüyor, su alıyor. Bu çürüyüş sürecinden çıkıp bir an önce diriliş sürecine geçmeliyiz. Bu nasıl olacak? Ortak temel değerlerde birleşmekle olacak. Bu ortak değerler aslında sizlerin de bildiği temel değerlerdir. Nedir bu temel değerler? Geleceğimize, çocuklarımıza güzel Türkiye bırakabilmek için bu değerler gerçek, bilim, hak ve hukuktur. Gerçeği bilimlerden anlayıp gerçeğe göre hukuk kuralları üretip toplumu buna göre yönetmeliyiz. Ülkemiz bilime, gerçeğe ve hukuka göre yönetilmelidir. Yönetim artık bilimin konusudur. Kişisel hırslarla ülke yönetilirse çöküş hızlanır. Bilimle, imkânlarımızla, bilgi birikimimizle hep birlikte, el birliğiyle bu çöküşü durdurabiliriz. Peki, öncelikle neler yapmalıyız? OHAL’e son vermeliyiz, hukuk devletini kurmalıyız, gelir dağılımını sağlamalıyız; bilime, eğitime, sanata, kültüre, AR-GE’ye daha çok kaynak ayırmalıyız; özellikle genç işsizliğe çözüm bulmalıyız, başkanlık sevdasından vazgeçmeliyiz. Fiilî başkanlık ülkeyi bu hâle getirdiyse anayasal başkanlığın bizi nerelere götüreceğini tahmin bile edemiyorum.

İçinde insan olmayan, barış olmayan, çevre olmayan bütçeye destek vermemiz mümkün değil.

Size sağlıklı ve mutlu yeni bir yıl diliyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demir.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın hatip bana hitaben bir şey söyledi, müsaade ederseniz cevap vereceğim.

BAŞKAN – Sayın Bakanın bir söz talebi var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Saygıdeğer hatibin kendisini tanığım kadarıyla çok da beklemediğim bir ifadesi oldu “İstediğiniz kadar maval okuyun.” diye. Bunu, biraz da herhâlde konuşmanın seyri içerisinde ağzından kaçmış bir ifade olarak duymuş olduğumu doğrusu düşünmek isterim.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Niye ağzından kaçsın? Bilinçli söylüyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Böyle düşünmek isterim.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sen öyle düşün.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz avukatı mısınız arkadaşımızın?

BAŞKAN – Size söylemedi efendim, size söylemedi.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz konuşan hatibin avukatı mısınız Beyefendi?

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Biraz daha farklı söylerseniz…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Lütfen nezaketli olun.

ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Nezaketli olun.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Biraz daha farklı söylerseniz daha nazik olur. Siz de nezaketli olun lütfen.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Beyefendi, bakın, ben arkadaşımla konuşuyorum.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Siz daha nezaketli olun lütfen.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Bakana söz verdim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Saygıdeğer bir milletvekiliyle konuşuyorum, lütfen siz avukatlığa soyunmayın, olur mu?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz devam edin Sayın Bakan.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Siz devam edin, her cümleye cevap vermeyin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, bir ifade… Şimdi, bazı şeyler sürekli söylenince bir müddet sonra milletin hafızasında gerçekmiş gibi kalıyor, o da şu: “Maharet üç beş dakika içinde bir hasta bakarak 150 hasta bakmak değil.” diye bir ifade kullanılıyor. Türkiye’de böyle bir şey yok. Türkiye’de kıymetli hekimlerimiz, sayılarının azlığını da dikkate aldığımızda, canla başla hastalarına hizmet ediyorlar.

Bir hastaya on beş ila yirmi dakika ayrılması bizim Sağlık Bakanlığı olarak hedefimizdir. Şu anda ortalama olarak bir hastaya on dakika ayırıyoruz. Eğer bundan daha az bir vakit -nadiren de olsa- doktorlarımız, uzman doktorlarımız hastalarına ayırıyorlarsa bunun bir tek sebebi var; Türkiye’deki doktor sayısının eksikliği.

Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde doktor sayısı nüfusuna göre hâlen en az olan ülkedir. Dolayısıyla, bu kadar canla başla çalışan doktorlarımıza sanki hastalarına karşı bir başka türlü davranıyorlarmış gibi bir intiba uyandırmamamız lazım, sanki Sağlık Bakanlığının oluşturduğu sistem buna sebep oluyormuş gibi bir intiba da uyandırmamamız lazım.

Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla reel olarak -bakın, nominal olarak değil- koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan para 5 kat artmıştır, Sağlıkta Dönüşüm Programı böyle bir programdır. Türkiye, çocuklarına 13 aşıyı ücretsiz yapabilen bir ülkedir, bir misal için söylüyorum. Dolayısıyla, bu “üç beş dakika” lafını istirham ediyorum arkadaşlarımdan, fazla kullanmayalım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bunu kullandığımız zaman, bu sanki gerçekten Türkiye’de her yerde böyleymiş gibi algılanabilir, bir yanlışa mahal vermiş oluruz.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök, siz de sisteme girmişsiniz.

60’a göre söz veriyorum, buyurun.

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in ifadelerinin hakaretamiz bir anlam ifade etmediğine ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın konuşmacımız, benim izlediğim bugünkü görüşmelerde olabildiğince sakin bir üslupla ve gerçekleri dile getirerek bir konuşma yaptı. Sayın Bakan “Bana maval okuma.” sözü üzerine alındı.

Şimdi, “Bana maval okuma.” denildiği zaman ne anlaşılıyor Türk Dil Kurumunda? “Sorumluluk mevkisinde olanların sorumluluğu yerine getirmediği durumlarda sorumlu kişiden hesap sorulduğunda, söz konusu sorumlu kişinin desteksiz bir şekilde sıraladığı bahaneler ve anlamsız nedenler.” Dolayısıyla, bunun bir hakaretamiz amaçla söylenmesi zaten mümkün değil. Kelime o anlamıyla da o anlamı ifade etmiyor. Sayın Bakan da biraz hassasiyet gösterdi ama konuyu bu şekilde bağlamakta yarar var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – 60’a göre size de söz veriyorum, buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İnsan Hakları Derneğinin cezaevlerinde bulunan HDP milletvekillerinin koşullarına ve çok yoğun gündeme gelen işkence iddialarına yer verdiği raporuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle bu Parlamentoyu yakından ilgilendirdiği için İnsan Hakları Derneğinin dün yayınladığı bir raporla ilgili söz almak istedim.

İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde bulunan vekillerimizin onlarla yaptığı görüşmelerde sürekli kayıt yapıldığını, tecrit koşullarında bulunduklarını genel olarak ifade ettikten sonra, özellikle de hasta olan ve muayene olması gereken durumlarda kelepçeli olarak hastaneye götürülmek istendiği için vekillerin bunu reddettiğini ifade ediyorlar.

Biliyorsunuz, Sayın Ahmet Türk kalp pili taşıyor ve kendisi kelepçeli olarak hastaneye götürülmek istendiği için henüz sağlık kontrolü yapılamamış durumda.

İkinci bir husus ise işkence iddialarının -sabah da söylediğim gibi- çok yoğun olarak gündeme gelmesi. Özellikle Filiz Çolak adını vermek istiyorum, bu raporda da ayrıca özel olarak belirtiliyor. Çıplak aramadan sonra bir polisin ışıkları söndürüp göğüs ve genital bölgesine darbe yaptığı ve sürekli özellikle kadın gözaltıların tecavüz tehdidiyle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor.

Başkaca isimler de var, uzun bir rapor yayınlamışlar. Bu Parlamentodaki her vekilin, özellikle de insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları komisyonlarında yer alan vekillerin hepsinin bu raporu incelemek ve gerçekliği konusunda yerinde inceleme yaparak bunu yerine getirmenin bir vazifesi olduğunu ifade etmek isterim. Bununla ilgili ciddi önlemler alınması gerekiyor.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına son konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Toplumun ülke siyasetine yön vermesine olanak sağlayan, bu anlamda cumhuriyet ve temsilî demokrasi geleneğinin göz bebeği konumunda olan Meclis kurumu halkın seçtiği milletvekillerinden oluşmaktadır, yüceliğini, saygınlığını, itibarını ve gücünü buradan almaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki sivil siyasete musallat olmuş ve demokratik kriterler bakımından kaygı düzeyini çoktan aşmış bir tehditle karşı karşıyayız. Artık siyaset ile şiddet, şiddet ile hukuk, hukuk düzeni ile olağanüstü hâl ve benzeri kavramlar arasındaki eşiği aydınlatabilecek pek az şeye sahibiz maalesef. Benzeri türden bir başka tutum ise suç ile siyaseti, cezai kavramlar ile siyasi kavramları, kriminal şiddet ile siyaseti birbirinden ayıran eşiğin muğlaklaştırılması, belirsizleştirilmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de siyaset belki de hiçbir zaman olmadığı kadar cezai terimlerin, usullerin baskısı altına girmiş bulunmaktadır. Bugün itibarıyla parti eş başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ tutukludurlar ve tecrit altında tutulmaktadırlar; Grup Başkan Vekillerimiz Sayın İdris Baluken ve Çağlar Demirel tutukludurlar ve tecrit altında tutulmaktadırlar. Yine, tutuklanan diğer milletvekillerimiz tecrit altındadırlar.

Diğer taraftan, seçimlerde halkın yüksek desteğiyle göreve gelmiş olan toplam 43 belediyemize kayyum atanmış, 62 belediye eş başkanımız tutuklanmıştır. Ömürlerini barışa adamış olan Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Sayın Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak bu bağlamda son derece çarpıcı örneklerdir.

Bakınız, son bir yıl içerisinde 15 bin civarında HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi üyesi yurttaşımız gözaltına alınmıştır, bunların yaklaşık 5 bini tutuklanmıştır. Açıkça belirtmek gerekir ki bir siyasi yapının ve bu yapıya gönül vermiş olan milyonlarca yurttaşımızın topyekûn kriminalize edilmesi, siyasetten medyaya birçok alanda hedef hâline getirilmesi, Türkiye’de alternatif siyaset geliştirmenin, alternatif fikir beyan etmenin karşı karşıya bulunduğu baskı seviyesini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geldiğimiz noktada, siyasetçilerin meşru bir siyasal fikir beyan etme veya meşru bir siyasal eylemde bulunma özgürlükleri hiç olmadığı kadar baskı altındadır. Bir siyasetçi için meşru siyasetin nerede başlayıp nerede bittiğini, suç fiilinin nerede başlayıp nerede bittiğini tayin eden şey, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin hiçbirisiyle izah edilemeyecek keyfî biçimlerde kullanılan ve alabildiğine esnekleştirilmiş kodlara göre iktidara ve güce sahip olanlarca belirlenmesidir. Meşruiyet kavramının çerçevesinin siyasi iktidarın tekelinde bulunması hiçbir demokratik rejimde kabul edilemez. Son derece olağan bir siyasi faaliyetin, hatta içerisinde şu veya bu ölçüde belirli bir siyasal motivasyonun bulunduğu herhangi bir faaliyetin kolayca ceza yargılamasının konusu hâline getirilmesi demokratik ve siyaseti önemseyen hiç kimsenin savunacağı bir tutum olamaz. Bu bağlamda, görmek gerekir ki sivil siyaset, keyfî uygulanan cezai kovuşturmaların nesnesi hâline getirildikçe çağdaş dünyayla ve evrensel demokratik değerlerle olan bağımız daha da zarar görmeye devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, Türkiye’de bir yılı aşkın zamandır yaşanan yoğun hak ihlalleri ve altı aydır sürdürülen OHAL uygulamaları neticesinde Avrupa Parlamentosunun Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin geçici olarak durdurulmasını öngören tavsiye kararının ardından Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi tarafından alınan yeni müzakere başlığı açmama kararı, demokratik değerler bütünü olarak kabul ettiğimiz Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geldiği nokta bakımından içler acısıdır. Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığını siyasi kriterler olarak belirleyen Kopenhag Kriterleri’ni görmezden gelmeye çalışmak bizi iyi bir noktaya asla ulaştırmayacaktır. Yine, Venedik Komisyonunun yasama bağışıklığına dair, milletvekili dokunulmazlığına ilişkin altını çizdiği esaslar yokmuş gibi davranmak ülke demokrasimizi daha da baltalamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’mızın 15’inci maddesinde karşılığını bulan “dokunulamaz çekirdek haklar” ve “masumiyet karinesi” görmezden gelinemeyecek ilkelerdir. Bu bağlamda, âdeta birer siyasi rehin muamelesi yapılan seçilmiş milletvekili ve belediye başkanlarımızın bir an önce serbest bırakılmaları Türkiye’nin geleceği adına önem arz etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; altı aydır hukukun en asgari ilkelerini dahi görmezden gelerek ısrarla sürdürülen olağanüstü hâl uygulamalarında yaklaşık 150 gazeteci tutuklandı, yine 150’yi aşkın yayın organı kapatıldı, yüzlerce sivil toplum örgütü, dernek ve vakfın kapısına mühür vuruldu.

Nitelikli bilimsel çalışmalar yapmak konusunda çağdaş dünyanın zaten oldukça gerisinde bulunan üniversitelerimizin içerisinde bulunduğu baskılanmış ortam yetmiyormuş gibi, olağanüstü hâl uygulamaları neticesinde yaklaşık 4 bin akademisyenin çeşitli yöntemlerle görevlerine son verilmiş bulunmaktadır. Sürekli bir biçimde YÖK baskısıyla terbiye edilen üniversitelerin rektörlerini bile kendilerinin seçmesine tahammül edemiyoruz artık. Bu hâliyle, üniversitelerden nitelikli bilimsel çalışmalar yapmasını beklemek en hafif tabirle abesle iştigaldir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, siyasi ve toplumsal zeminde iktidarca yürütülen gerilim politikalarının en negatif sonuçlarından birisini de ekonomi alanında görmekteyiz maalesef. Bir yıl içerisinde döviz karşısında yüzde 20 değer kaybeden bir para birimine sahibiz. Basit bir hesapla, sanayide, günlük yaşamda kullandığımız petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarını ithal eden bir ülke konumundayız ve bu ithalatı Türk lirasıyla yapmadığımızı hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, döviz karşısında bu yüzde 20’lik değer kaybı yaşamın her alanında herkesi olumsuz etkileyecek enflasyon rakamlarına yansıyacaktır. Cari işlem açığını kapatmak için daha fazla döviz ihtiyacının ortaya çıktığı bir süreçte, halka yapılan “Dövizlerinizi bozdurun.” çağrılarının, kampanyalarının absürtlüğü ortadadır. Yalnızca bu kampanya bile içinde bulunduğumuz, sürdürülemez derecede vahim, ekonomik gidişatın itirafı niteliğindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Asgari Ücret Tespit Komisyonu geçtiğimiz günlerde ilk toplantısını yaptı. Toplantıda işçileri temsilen bulunan TÜRK-İŞ yüzde 23 zam talebinde bulundu, asgari ücretin 1.600 TL’ye çıkması talebine karşı işverenlerin yanıtı “sıfır zam” oldu. Yani geldiğimiz noktada, asgari ücretle çalışanın bu ücretle geçimini sağlama imkânı kalmamış, diğer taraftan ekonomik daralma neticesinde işverenlerin de bu ücreti bile ödeyebilecek gücü azalmış bulunmaktadır. TÜİK’in Türkiye'de 2016 yılı 2’nci çeyreği itibarıyla 15’le 35 yaş aralığı için açıkladığı işsizlik oranı yüzde 13,2 oldu. Elbette fiilî işsizliğin bu rakamın da üzerinde olduğunu hepimizi gayet açık olarak biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı sonlandırmadan, parti olarak sürekli biçimde dile getirdiğimiz çağrılarımızı bir kez daha Parlamentoya açıklamak ve bildirmek istiyorum. Siyasetten ekonomiye her alanda istikrarsızlığa yol açan asayişçi ve güvenlikçi politikalardan, keyfî cezai uygulamalardan ve özellikle olağanüstü hâl uygulamalarından ülkemiz adına, demokrasi adına bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini bir kez daha Türkiye kamuoyuna ve Parlamentoya haykırmak istiyoruz. 21’inci yüzyıl dünyasında Türkiye için büyük bir ayıba dönüşen başta Kürt sorunu ve inanç hürriyeti bağlamında eşit yurttaşlık talepleri sürekli ötelenen Alevi sorunu olmak üzere, çözüm bekleyen tüm demokratik hak talepleri acilen gündeme alınmalı, demokratik çözüm ve barış sürecine dönülerek güçlü demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, özgür ve eşit yurttaşlığa hizmet edecek çağdaş ve makul düzenlemelerin önü açılmalıdır diyor, bir kez daha Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Şahısları adına ilk söz, Tekirdağ Milletvekili Metin Akgün’e aittir.

Buyurun Sayın Akgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Ben de Halep’te yaşanan insanlık dramını nefretle kınıyorum, Halep halkının bir an önce kurtulmasını temenni ediyorum.

Sözlerime başlamadan önce, 10 Aralık Cumartesi günü İstanbul Beşiktaş’ta meydana gelen hain terör saldırısını lanetliyor, hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi, içeride ve dışarıda yaşanan her türlü olumsuzluklara rağmen büyümeye devam etmiştir. Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede büyüme dalgalı seyrederken Türkiye 27 çeyrektir kesintisiz büyümüş, diğer gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrışmaya devam etmiştir.

Türkiye ekonomisi, 2016 yılının ilk yarısında yurt içi talepten gelen destekle, yüzde 3,9’la, Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkelerin 2,5 katı hızla büyümüştür, ancak 15 Temmuz darbe girişimi, terör saldırıları, turizmdeki daralma ve zayıf dış talep yılın 2’nci yarısında büyümeyi zayıflatmıştır.

15 Temmuz darbe gecesi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine yerleşmiş FETÖ üyesi bir grup terörist, örgüt liderinin emir ve talimatıyla kapsamlı ve organize bir darbe girişiminde bulunmuştur. Halk tarafından demokratik yollarla seçilmiş meşru Cumhurbaşkanımızı, Hükûmeti ve Parlamentoyu devre dışı bırakarak kendi iradesini ülkeye egemen kılmak amacıyla, şiddet, adam öldürme, baskı ve tehdit yöntemlerinin her türlüsünü devreye sokmuştur. FETÖ üyesi bu terörist grup, başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a suikast düzenleyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kontrol altına almak, halkımızın sivil direnişini silah zoruyla engellemek, medya organlarını baskıyla denetim altına alarak kendi gayrimeşruluğunu örtbas etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve devletin önemli kurumlarını saldırı yoluyla ele geçirmek, iradesini zorla tesis etmek amacıyla hareket etmişlerdir. Ancak, halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Emniyet teşkilatımız, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarımız ve aziz milletimizle birlikte bu hain darbe girişimi püskürtülmüştür. Buna sebep olanlar bedelini ağır ödeyeceklerdir. Son nefesimize kadar demokrasimize ve millî irademize sahip çıkmaya devam edeceğiz ve sahip çıkacağız.

Bu kez de bu hainler ekonominin dengesini ve istikrarını hedef almışlardır. Türkiye üzerinde oyun oynayanlar, asker elbisesi giymiş piyonlarıyla amaçlarına ulaşamayınca ellerinde para desteleri olan diğer piyonlarını sahneye sürdüler ama bu sefer de başarılı olamayacaklar. Çünkü, bunlar ne matematik ne ekonomi biliyor, ne siyasetten ne de tarihten anlıyorlar. Şayet matematik bilseler Türkiye’nin son on dört yılda ekonomisinin 3 kat büyüdüğünün farkına varırlar, ekonomiden anlasalar 2002 yılında yüzde 61,5 olan kamu net borcunun gayrisafi yurt içi hasıla oranını yüzde 8,3 olarak düşüren bir Türkiye’yle karşı karşıya bulunduklarının farkına varırlar. Bu FET֒cüler tarihten anlasalar, tüm yokluk, yoksulluk içinde Çanakkale’de yedi düveli denize dökmüş, Anadolu’yu döneminin en modern askerî gücüne dar etmiş bu milletin diz çökmeyeceğini idrak ederlerdi.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akgün.

Şimdi söz sırası, şahısları adına Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’ya aittir.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Halep’teki drama değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, Halep’te sivilleri taşıyan konvoylar bombalanıyor, siviller öldürülüyor; ellerinde silah taşımayan yaşlılar, kadınlar, çocuklar öldürülüyor. Çocukların öldürüldüğü bir dünya masumiyetini ve vicdanını yitirmiş demektir. Hele bunca insan bu vicdansızlığa, bu katliama sadece gözlerini yumarak ya da sesini çıkarmayarak tepkisiz kalabiliyorsa, o zaman insanlık değerlerine bakacak olursak, hepimiz birçok değerimizi kaybetmişiz demektir. O nedenle, bu katliama, bu acıya son vermek adına sesimizi yükseltmek, bu sıkıntıya, bu drama dur demek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemize sığınan 3 milyon mülteci mevcut. Sayın Bakan bir konuşmasında, bölgede Türkiye'nin cazibe merkezi hâline geldiğini ifade etmişti. Aslında, bakarsanız, ben biraz anlamakta zorluk çekiyorum. Turizme bakıyorum, turist gelmiyor yani turizm için cazibe merkezi olmaktan çıkmışız. Ben, kendi seçim bölgem olan Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, yaz aylarında, akşam saat 17.00’de ilk kez kepenklerin indirildiğini gördüm. Bakıyoruz, maalesef, yatırımcılar da gelmiyor Türkiye’ye. O zaman biz ne için cazibe merkezi olduk? Sayın Bakan bu konuda gelen mültecilerin sayısına bakarak mı değer verdi bilmiyorum ama bu mültecilerin de sorunlarını dikkate almamız gerekiyor, o da ayrı bir nokta. Kaldı ki bu mültecilerin, 3 milyona yakın mültecinin yarısının çocuk olduğunu da unutmamamız gerekiyor. Bu çocuklar, kendi çocuklarımızın sorunlarını çözerken onları da unutmamamız gereken emanetlerimiz. Mültecilerin ve çocukların yaşadığı sorunların çözülmesi için uzmanlar tarafından yapılacak ciddi çalışmalara ihtiyacımız var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı böyle bir birimin olduğunu biliyorum ancak bu birimde çalıştırılan görevlilerin hangi kriterlere dayanarak işe alındığı, hangi alanlardan mezun olduğu noktasında da ciddi endişelere sahibim.

Değerli milletvekilleri, bizim üniversitelerde sosyal hizmetler uzmanlığı olarak açılmış bölümlerimiz var. Bana geliyor mailler, mutlaka sizlere de geliyordur; sosyal hizmet uzmanı mezunlarının sayısı 5 bini geçmiş bulunmaktadır ancak istihdam sorunu yaşamaktadırlar. “Sosyal çalışma görevlileri” adıyla çalışma alanı olan diğer uzmanları düşünürsek sosyal hizmet uzmanlarının, bu konuda asıl eğitim almış uzmanların dışarıda bırakılması çok da mantıklı değil.

Zor bir coğrafyada, tarihin farklı dönemlerinde zorluklarla, ağır bedeller ödeyerek koruduğumuz eşsiz vatanımızda, yine farklı sorunlarla mücadele ederek yarınlarımızı inşa etmeye çalışıyoruz. Okuma hakkını tamamlayamayan çocuklarımız var. Henüz kendi çocuklarımızın sorunlarını da çözmüş değiliz. İyi bir eğitim alamayan çocuklarımız var. PISA değerlendirmesindeki sonuçlar bizi üzüyor ama Millî Eğitim Bakanlığının, Sayın Bakanın bu konuda yaptığı yorumlarsa daha da endişelendiriyor. Okuduğunu anlamayan bir nesil yetiştiriyoruz. Bu çocuklar okuduğunu anlayamıyorsa aralarındaki iletişim ileride nasıl olacak acaba? Kavgayla dövüşle mi anlaşacaklar? Mesleki becerileri, yetenekleri nasıl olacak? Yine, yapılan açıklamaları da değerlendirdiğimizde, 72 ülke içerisinde 50’nci sırada olmayı nasıl başarı olarak kabul edebiliyorsunuz, anlamak mümkün değil.

Hükûmet yaptıklarıyla övünmeyi bir kenara bırakmalı, bardağın boş tarafına bakmak durumunda olmalı çünkü dolu tarafına bakmakla sorunları çözmek mümkün değil. Bazen bu kürsüye çıkan değerli AKP milletvekilleri ve bakanlar öyle şeyler söylüyorlar ki bazen aynı yerde mi yaşıyoruz, aynı yerde yaşıyorsak aynı boyutta mı yaşıyoruz diye endişe ediyorum, anlamakta zorluk çekiyorum. Hangi perde arkasından bakılıyor ülkenin sorunlarına? Ama, biz başta çocuklarımız olmak üzere ülkemizin tüm sorunlarını çözmek zorundayız.

Çocuklarla ilgili olarak da günlük politikalarla bu sorunları çözmek mümkün değil. Çocuklar için ayrı bir bütçe ayrılması gerektiğini sizlere hatırlatıyor, gereğinin yapılmasını da rica ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Depboylu.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Erdem, buyurun.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Maliye Bakanına. Dün de bu konuyla alakalı, kürsüden, Kapalıçarşı’yla ilgili son durumu gündeme getirmiştim. Kapalıçarşı esnafı kan ağlıyor. İstanbul benim seçim ilim, bu manada da oranın desteklenmesi gerekiyor. Özellikle içerisindeki tarihî yollar dışarıdaki caddeler gibi değil ve belediye tarafından işgaliye alınmaktadır Sayın Bakan. Bu konuyla alakalı, esnaf sizden bir bilgi beklemektedir. Bu işgaliye iki günde bir gelen zabıta ekipleri tarafından… “Zaten belimiz bükülmüştü, belimizi kırmaktadır…” Bu konuyla ilgili, en azından bir yıllığına, ekonomik kriz biraz atlatılana kadar bir destek verilebilir mi, işgaliye kaldırılabilir mi? Bu manada Kapalıçarşı esnafı müjde beklemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sorum Sayın Maliye Bakanına: Sayın Bakanım, Rize-Artvin Havaalanı Yüksek Planlama Kurulundan geçmiş ve ihalesi için teklifler alınmıştır. Size daha evvel sorduğum soruya verdiğiniz cevapta, bu havaalanının 1 milyar 350 milyon TL’ye mal olacağını söylemiştiniz ve 2017 yılı için de 150 milyon TL ödenek ayırdığınızı ifade ettiniz, bin günde yapılacağını söylüyorsunuz. Peki, bu havaalanı 1 milyar 350 milyon TL’ye mal olacaksa ve senede 150 milyon TL ayrılacaksa dokuz yılda bitmiyor. Bu konuyla ilgili ek ödenek veya başka şeyler yapmayı düşünüyor musunuz? Bir de ihalelerle ilgili teklifleri aldınız. Bu teklifler iki ayı geçti, ne zaman sonuçlanacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Düzce’de devlet hastanesi yapıldı ancak eksiklikler bitmiyor, çok fazla eksikliği var Düzce Devlet Hastanesinin.

1) Burada ameliyatlar yapılamıyor.

2) Yatak tedavisine ihtiyacı olan hastalar için yatak yok, yatırılmıyor.

3) Hastanenin otoparkı yok.

4) Yeni hastanede acil bölümü yok, acil servis hizmeti verilmiyor.

5) Sadece poliklinik hizmeti veriliyor.

6) Depremden kalma eski hastane onarılarak acil hizmet orada veriliyor.

Bu açıdan, Düzce’de yeni hastanedeki bu eksiklikler ne zaman bitirilecek? Düzce’deki vatandaşımızın bu sağlık sorunu -sağlığa erişim hakkı- ne zaman halledilecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, esnafa daha önce 30 bin lira sıfır faizli kredi desteği verileceği söylendi. Ancak “borcunun olmaması” gibi koşullar yüzünden 2 milyon esnafın içerisinden yaklaşık 48 bini bu krediden yararlanabildi. Şimdi ise 50 bin lira faizsiz kredi verileceği söyleniyor fakat sicil affı olmadığı için, ne yazık ki esnafların büyük bir bölümü bu krediden de yararlanamıyor. Sicil affı, özellikle ekonomik koşulların çok kötüye gittiği ülkemizde esnaf için olmazsa olmazlardan birisi. Sicil affıyla ilgili bir çalışma yapılması düşünülüyor mu? Bu paket içerisinde sicil affı neden verilmedi? Bu konuyla ilgili Bakanlığınızca herhangi bir çalışma yapılacak mı, aksi takdirde esnaflar yararlanamayacaklar?

BAŞKAN – Sayın Yiğit…

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepimizin bildiği gibi, bazı özel idarelerin kapanmasıyla özel idare malları o bölgedeki yerel yönetimlere yani belediyelere verildi. Yani, Bursa’daki mallar -özel idarenin malları- oradaki belediyeye, Trabzon’daki mallar da Trabzon Belediyesine verildi. Ama, İzmir’de öyle olmadı, İzmir’de farklı oldu; oradaki malların tamamı ya Maliye Bakanlığının kendisine devredildi veya oradaki Valiliğin emrine verildi. Bunlar İzmirlilerin malıydı. Bu İzmirlilere ait olan malların devri yapılacak mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ahrazoğlu…

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, gemi ve yatlara ucuz mazot verilmektedir. Çiftçi ve kamyoncu esnafımıza ne zaman ucuz mazot verilecektir?

Taksici esnafımızdan ÖTV alınmamasıyla ilgili bir açıklamanız vardı. Bu uygulama bugüne kadar uygulanmış mıdır? Bundan kaç kişi faydalanmıştır? Kamyoncu esnafımızdan ÖTV -muafiyeti- almamayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, kamyoncu esnafından istenen SRC gibi birtakım belgeler var. Bu belgelerin fiyatlarında indirim düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan, soruları cevaplandırmak üzere.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Erdem esnaflarımızla ilgili bir değerlendirme yaptılar. Uygun görürlerse bu konuda yazılı cevap vermek isterim.

Sayın Bekaroğlu, Rize havalimanıyla ilgili olarak ödenek hususunda daha önce de yanıt vermiştim ama merak etmeyin, bugüne kadar hiçbir projeyi eksik de bırakmadık. Bu konuyla ilgili de özellikle Rize havalimanının süratle tamamlanması konusunda ilgili bakanlıklar olarak çalışır ve inşallah, o bölgedeki bütün insanlarımızın heyecanla beklediği bu projeyi de yakın bir zamanda tamamlarız. Burada bir tereddüt olmasın. Bugüne kadar, en fazla kaynağı her zaman yatırıma ayırdık. Dolayısıyla, bu projenin de Türkiye için, o bölge için önemli bir proje olduğunu hepimiz biliyoruz. Başlangıçta böyle bir başlangıç ödeneği öngörülmüş olsa da önümüzdeki süreçte orada inşallah, iş başladıktan sonra, hızlı bir şekilde gerçekleşmelere bağlı olarak ilave kaynak temin edilir ve en son Ordu-Giresun Havalimanı’nı nasıl bitirmişsek Rize havalimanını da inşallah en kısa sürede bitirir, o bölgedeki bütün vatandaşlarımızın hizmetine açarız. Orada bir endişeniz olmasın.

Sayın Tanal Düzce’deki devlet hastanesiyle ilgili olarak birtakım aksaklıklardan bahsetti. Sayın Sağlık Bakanımız burada, kendisi belki birazdan bu konuyla ilgili detaylı cevap verebilecektir. Benim özel bir bilgim yok, onu ifade edeyim.

Sayın Köksal sicil affı konusunu gündeme getirdi. İnşallah, bu konuda olumlu bir gelişme olacak. Dolayısıyla, bunun detayları da uygun şekilde açıklanır ama esnafımızın hem finansa erişiminin kolaylaştırılması hem de mevcut finansman yapılarının iyileştirilmesi konusunda Hükûmet olarak çalışmalarımız bulunmaktadır. Sizin gündeme getirdiğiniz konular da üzerinde çalıştığımız konular, çok yakın bir zamanda, belki yarın bugün bu konuda bir çözümü üretmiş olacağız. Onu da uygun yollarla açıklamış oluruz.

Sayın Yiğit, özel idare malları bu büyükşehir belediyesiyle ilgili yasa çıkarken fiilî kullanıma bağlı olarak hangi idareler tarafından kullanılıyorsa o idareler bakımından tahsis işlemleri yapıldı. Bazı illerde burada valilikler tarafından yapılan tahsis işlemlerinin uygunluğu konusunda tereddütler çıktı veya ihtilaflar çıktı; İzmir de bunlardan bir tanesi, biliyorum hatta yanlış hatırlamıyorsam, konu mahkemeye de intikal etmiş durumda. Yani, burada tarafların kendilerince talepleri var. Bu talepleri değerlendirerek belki de mahkemeye kalmadan çözmek lazım yani gerek belediyelerimizin ihtiyaçları gerek merkezî idarenin ihtiyaçları için ortak bir anlayışla bir çözüm üretmekte fayda var. Ama, o dönemde valilikler bünyesinde kurulan komisyonlar kanunun öngördüğü fiilî kullanım veya fiilî tasarrufa bakarak bu kararları verdiler. Hiçbir şekilde, merkezî idarenin valilik komisyonları üzerinde bir denetimi ve onaylaması da söz konusu olmadı. Valilikler tamamen yerel bilgilerden, yerel komisyonun çalışmalarından hareketle bunları yaptı. Yanlışlıklar varsa da bunlar düzeltilir, o konuda bir endişemiz olmasın. Ama, özellikle bu büyükşehir belediyelerinin bütünşehir hâle getirilmesi suretiyle de hizmetlerin sunumunda daha koordinasyon içeren bir yapı da oluşturulmuş oldu. O uygulama sırasında bazı değişiklikler de gündeme geldi, o konularla ilgili çalışmaları da yürütüyoruz. Yakın bir zamanda önceki yapılan kanun düzenlemesine dönük bir değişiklik çalışması da gündemimize gelecek.

Çiftçilerimize dönük olarak, gerçekten 2002 yılından bu yana her zaman, çiftçilerimizin gerek üretimlerini daha düşük maliyetle yapmaları gerekse gelir düzeylerinin yükseltilmesi için, yaşadıkları yerlerde kalmaları için, yaşadıkları yerlerde tarım işletmeciliğini en iyi şekilde yapabilmeleri için devlet olarak çok sayıda destek programını uygulamaya koyduk. Vermiş olduğumuz destek miktarını yıllar itibarıyla artırdık ve özellikle sübvansiyon ödemeleri dâhil olmak üzere, vergi indirimleri dâhil olmak üzere çiftçilerimizin üretim maliyetlerini aşağı çekecek düzenlemeleri de ardı ardına yaptık. Mazot desteğini de en son Sayın Başbakanımız açıkladı. Mazot maliyetinin yarısının, inşallah 2017 yılında uygulanmaya başlayacak, 2018’de de ödemeleri başlayacak. Burada önemli bir iyileştirme yapıldı. Ayrıca, Tarım Bakanlığımız, tarımsal destekleme ödemelerinin daha az sayıda destek unsurundan oluşacak, daha basit, daha yalın, çiftçilerimizin destekleme ödemelerini yılın birkaç ayında toplulaştırılmış olarak almalarını sağlayacak bir çalışma yapılıyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 1/1/2017 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’e aittir.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin 14’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi, ekranları başında bizi izleyen aziz Türk milletini, kıymetli basın mensuplarını ve Gazi Meclisimizin çalışanlarını saygılarımla selamlıyorum.

Bu arada, konuşmama başlamadan önce, dün Gümrük Bakanımız sicil affıyla alakalı “Sicil affı gelecek.” diye kürsüden müjde verdi ancak şimdi, Maliye Bakanımız bu konuyla alakalı “Çalışmalarımız sürüyor, yakında bir açıklama yapacağız.” dedi. Herhâlde, Hükûmet yetkilileri arasında bu manada bir iletişimsizlik veya mutabık olmama durumu var. Bunu da buradan tekrar belirtmek istiyorum. Bu konuyla ilgili de bir açıklama beklediğimizi belirtmek isterim.

Ülkemizde tarımsal üretimin ne kadar düşük olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Ülkemizde son on yılda gıda harcamaları yaklaşık yüzde 30’un üzerinde artarken üretim neredeyse sabit kalmıştır. Aynı süreçte nüfusumuz da yüzde 12 civarında artmıştır. Son on iki yılda ekilen, dikilen arazi miktarı yaklaşık 10 milyon hektar azalmıştır. Gıda denetimi yeteri kadar yapılmamaktadır, zararlı gıdalar maalesef, piyasada dolaşmaktadır. Merdiven altı üretimler her geçen gün artmaktadır. Hayvancılık en önemli sorunlarımızdan biri hâline gelmiştir. İthalat politikası hayvancılığa darbe vurmaktadır. Hayvan hastalıkları artmıştır ve hayvancılık gelirimizin zararı yüzde 30 civarında olmuştur.

Hayvancılıkta verim düşüşünün başlıca sebepleri ise hayvan ıslahında yetersizlik, ilkel ahırlarda hayvancılık, yetersiz ve hatalı beslenme, genç yaşta hastalığa yakalanma, salgın hayvan hastalıkları gelmektedir ve buradan belirtmek isterim ki bizler dünyada en pahalı eti yiyen ülkelerden birisiyiz. Aşılamanın zamanında yapılmaması nedeniyle her yıl 400 bin civarında buzağı kaybı yaşanmaktadır, bu sayı, ithal ettiğimiz sığır miktarına eşittir. Hayvansal üretimi teşvik etmek için sadece ucuz kredi vermek, ucuz hayvan dağıtmak yeterli değildir, hayvansal üretimi artıracak, kârlı kılacak çalışmaların bir an önce yapılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, üç tarafı denizlerle çevrili olan bir ülkeyiz biz ve su ürünleri yeterli oranda değerlendirilmemektedir, bu hususta da ne yazık ki projeler üretilmemektedir. Aciliyetle, millî deniz projelerinin yapılması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, sağlıklı gıda üretimi ve tüketimi, hayvansal besinlerin sağlıklı bir biçimde ve yeterince üretilebilmesi, su ürünlerinin en ekonomik şekilde bizlere ulaştırılabilmesi, ülkemizin ekonomisinin gelişmesi ve doğru tarım ve hayvancılık politikalarının izlenmesi amacıyla daha fazla ziraat, gıda, su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendislerinin, veteriner hekimlerin, tekniker ve teknisyenlerin istihdamı şart. Bu manada, kadro bekleyen gençlerimizin de yüzünü güldürmemiz gerekmektedir. Böylelikle, ithal etmek yerine üretim yapabilmek ve aynı zamanda, söz konusu bölümlerden mezun olan binlerce gencimize de iş imkânı sağlamış oluruz. Bu vesileyle, ithalat yerine ihracata yönelmiş oluruz.

Ülkemizdeki aylık ve ücret seviyelerinde asgari ücretliler, emekliler, kamu çalışanları ile küçük esnaf ve çiftçinin elde ettiği ücret ve geliri dikkate alacak olursak toplumun büyük bir bölümü yoksulluk sınırının altındadır. Mevcut göstergeler ise işsizlik ve yoksulluk sınırının önümüzdeki yıllarda da değişmeyeceğini, belki de artarak derinleşeceğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, gençlerimizin iş gücüne katılım oranı oldukça düşüktür. Gençlerimizin, eğitimden sonra iş piyasasına kazanım noktasında umutları tamamen tükenmiştir. Mesleki eğitimin yetersizliği önemli sorunlarımız arasındadır. Genç işsizlik oranı ise genel işsizlik oranının 2 katı kadardır. Üniversite mezunları arasında işsizlik oranı çok daha yüksektir maalesef. Öğretmenlerimiz, orman mühendislerimiz, iktisadi ve idari bilimler mezunlarımız, adalet, emlak ve emlak yönetimi, tıbbi sekreterlik, muhasebe, laborant ve veteriner sağlık teknikerleri, harita kadastro, iş sağlığı ve güvenliği gibi ön lisans mezunlarımız ve burada saymakla bitiremeyeceğim birçok bölümün mezunları maalesef umutsuz. İstihdam sağlayamayacaksak bu üniversitelerin bu bölümleri neden hâlâ açık, neden oradan mezun vermekteyiz?

Ülkemizde, öğretmen olup da kendi mesleğini yapamayan binlerce kişi devletin farklı kademelerinde memur olarak çalıştırılmaktadır. Kendi mesleğini yapmak umuduyla bekleyen birçok gencimiz umudunu yitirmiştir ve çözüm beklemektedir. Eğitimlerinin karşılığını alamayan binlerce gencimiz ne yazık ki iktidar partisine seslerini duyuramamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisinin bir neferi olarak kıymetli gençlerimizin sorunlarını bu kürsüden her daim gündeme taşıdık, bundan sonra da taşımaya devam edeceğiz, yorulmayacağız, yılmayacağız. Gençlerimiz kıymetlilerimizdir, onların seslerine lütfen kulak verelim, elimizi vicdanımıza koyalım, artık çırpınmalarını göz ardı etmeyelim.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 60’ıncı maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” hükümleri yer almaktadır. Bu anlamda, devlet, sosyal güvenlik politikalarının en önemli amaçlarından biri olan tüm bireyler için eşit hak ve yükümlülükleri içeren bir sosyal güvenlik sistemi kurmak zorundadır. Ancak, işe girdikleri tarihte tabi oldukları mevzuata göre emeklilik için gereken sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayılarını tamamlamalarına rağmen yani emekli olma hakkını kazanmış olmalarına rağmen yaş mağduru olan insanların sesine kulak vermiş olmamız gerekiyor. Kazanılmış hakları ellerinden alınan emeklilikte yaşa takılanlar haklarını aramakta ve mağduriyetlerini dile getirmeye çalışmaktalar ancak bu konuyla ilgili hâlâ çözüm bulunamamıştır.

Devlet üniversitelerinde araştırma görevlileri iki farklı statüde istihdam edilmektedir. Aynı kriterlerde işe alınan ve aynı işi yapan 33/A, 50/D ve ÖYP statüsünde çalışanların arasında hak ve adaletsizlikler var, mutlaka eşitsizliğin giderilmesi gerekiyor.

Kadınlarımız yine seslerini çıkarmaya çalışıyor ve “Sesimizi duyun.” diyor, “Sigortalılık öncesi doğum borçlanmasıyla ilgili gerekli işlemler yapılsın.” diyor. Bu konuda da mutlaka çözüm bekleniyor.

Değerli milletvekilleri, iktidar partisi 1 Kasım seçim beyannamesinde “Taşeronluk çerçevesinde kamunun ihtiyaç duyduğu işlerde çalışan taşeronları kamuda istihdam edeceğiz.” şeklinde vaatte bulunmuştur. Aradan bir yıl geçti, bu söz de suya yazıldı. Taşeronlar hayal kırıklığına uğratıldı, birçok seçim vaadi gibi taşeron konusu da rafa kaldırılmıştır. Buradan iktidar partisine seslenmek istiyorum: Seçim beyannamenizde bulunmasına rağmen taşeronlara istihdam sağlayamamanızın önündeki engel nedir, bu konuya lütfen cevap verin.

Kamu kurum ve kuruluşlarında 4/C statüsünde yani geçici personel olarak çalışanlara kadro verilmesi konusu da önemli sorunlardan bir tanesi, bu konuya da lütfen kulak verin ve bu konuyu gelin hep birlikte çözelim. Bunlar, aziz Türk milletimizin talepleri, bunlar bizlere düşen görevler, onlar bize emanet, bizim bunları yerine getirmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, kıdem tazminatı, çalışanın iş akdi feshedildiğinde işverenin 4857 sayılı İş Kanunu gereğince çalışana ödemekle yükümlü olduğu tazminat şeklinde denmektedir. Çalışanın kıdem tazminatını almaya hak kazanabilmesi için aynı iş yerinde veya aynı iş yerine bağlı iş yerlerinde en az bir yıl çalışmış olması gerekmektedir. Bizler, milletvekilleri olarak bu Gazi Meclis çatısı altında birçok iş üretmekteyiz, birçok başarıya belki imza atmaktayız. Bu çalışmalarımızda gizli kahramanlarımız var arkadaşlar. Bunlar kim? Danışmanlarımız; gece yarılarına kadar bizimle birlikte mesai harcayan, bizlerle birlikte kahırlanan, bizlerle birlikte sevinen, bizlerle birlikte mücadele eden… Hani bir söz vardır ya: “Mutfakta biri mi var?” diye, işte mutfakta danışmanlarımız var, hazırlıklarımızı yapan kardeşlerimizle ilgili de iyileştirmeler yapmamız gerekiyor. Çalışmalarımızın mutfağı konumunda bulunan danışmanlarımız ne yazık ki kıdem tazminatı ve işsizlik parası alamamaktadırlar. Kıdem tazminatı insani bir haktır, kıdem tazminatı alamayan tek çalışan kesim de ne yazık ki bizim kıymetli danışmanlarımızdır. Danışmanlarımıza haklarını vermemiz gerekmektedir; Milliyetçi Hareket Partisi bunun mücadelesini verdi, verecektir. Bu konuda Sayın Grup Başkan Vekilimiz Erkan Akçay Beyefendi bir kanun teklifi verdi, bu kanun teklifini gelin hep birlikte değerlendirelim ve bu manada danışmanlarımıza hak ettikleri hakkı verelim.

Gazi Meclis çatısı altında bulunan emektarlarımız da var, her yerde bizimleler. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında çalışan yardımcı hizmetler sınıfını oluşturan 290 kadrolu personelimizi hiç dinlediniz mi? Her gün onların yanından geçiyoruz ve sorunları var. Onlarla ilgili, incelendiği zaman, haklarının verilmesi noktasında sadece bir cevap beklemekteler çünkü emin değiller yerlerinden, “İki dudağın arasında bizim işimizin sağlamlığı.” diyorlar. Ayrıca, diğer kamu kurumlarında bir kadroya atanan ve iki yıl görev yapan personelimiz yani “sekretarya” dediğimiz, başka kurumdan gelen arkadaşlarımızla alakalı ek gösterge sıkıntısı var, bunun da mutlaka incelenmesi gerekiyor.

Yine, Mecliste çay ocaklarında ve odalarımızda bizlere hizmet eden kardeşlerimizi unutmamalıyız, kadro müjdesi beklemektedirler.

Dün gazi ve şehitlerimizle ilgili övgü dolu sözler söylendi bu kürsüden. Bu manada eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Gazilerimiz ve gazi yakınları, şehit yakınlarımız ve onların ailelerine mutlaka istihdam konusunda öncelik tanınmalı ve bu manada onlara hak ettikleri hakkın verilmesi gerekiyor. Terör sırasında yaralanıp gazi sayılmayanlar da mutlaka hak iadesi bekliyorlar ve o şerefi hak ettiklerini zaten biz biliyoruz, onlar bizim kahramanlarımız. Bu manada da hepinizin desteğini bekliyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

İkinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Meral Danış Beştaş’a aittir.

Buyurun Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 14’üncü madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Gündemimize, şu anda hâlâ cezaevinde olan Eş Genel Başkanımız Sayın Demirtaş’ın büyük zorluklardan sonra Meclis Başkanlığına ulaştırdığı soru önergesini açmak istiyorum.

Bu sorular tabii ki sadece Sayın Demirtaş’ın kendisi için değil, soru önergesini verdiği tarihte kendisiyle birlikte 10 milletvekilinin cezaevinde olduğunu fakat cevabın geldiği tarihte bu sayının 12’ye çıktığını da belirtmek isterim.

Soruları tekrar hatırlamak lazım.

1’inci soru: “Başkanlığını yaptığınız TBMM’nin 10 milletvekilinin herhangi bir Meclis kararı olmaksızın tutuklanmış olmaları hususunda herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?” Cevap yok.

2’nci soru: “10 milletvekilinin hâlen F tipi hücrelerde tek başına tecritte tutuluyor olmaları hakkında herhangi bir girişiminiz olacak mı?” Cevap yok.

Üçüncü soru: “Milletvekillerinin hâlihazırda dokunulmazlıkları devam ediyor olmasına rağmen bu soru önergesi dâhil bütün yazışmaların denetime tabi tutulmasını, Meclis İçtüzüğü ve Anayasa’ya uygun görüyor musunuz?” Cevap yok.

Dördüncü soru: “Meclisin saygınlığına bir saldırı olarak değerlendirebilecek bu uygulamaların HDP’li vekillere yapılıyor olması karşısında sessiz kalmanın parlamenter demokratik siyaseti ve Parlamentomuzu hiçleştirdiğini düşünüyor musunuz?” Cevap yok.

Beşinci soru: “Bizimle ilgili daha yargılamalar bile başlamadan kesin hüküm beyan ederek yargıyı tesir altına almaya çalışan Hükûmet sözcüleri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı beyanlarına karşı Meclis Başkanı olarak Parlamentoya verilen adil yargılanma hakkını koruyacak tedbirler almayı düşünüyor musunuz?” Cevap yok.

Altıncı soru: “Başkanlığını yaptığınız Parlamentonun 10 üyesinin cezaevinde hangi koşullarda tutulduğunu ve ne tür uygulamalarla karşılaştıklarını yerinde incelemeyi düşünüyor musunuz?” Buna şöyle bir cevap verilmiş değerli milletvekilleri, cevabının bir bölümünde en azından: “Aziz milletimizin, millî iradenin temsilcileri olan milletvekilleri, hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini, Anayasa’yı ve yasaları kabul ederek ve demokrasiyi tam manasıyla özümseyerek tek bayrak, tek vatan, tek devlet ve tek millet bilinciyle ülkemizi daha ileri noktalara taşıma gayreti içinde olmalı ve olmaya devam etmelidir.”

Bunun bir yanıt olup olmadığını siz değerli milletvekili arkadaşlara bırakıyorum. Ama, biz de Sayın Meclis Başkanına şunu söylemek isteriz, gerçekten, biz milletvekilleri olarak, hepimiz adına söylüyorum, tabii ki, cezaevinde tutulan milletvekilleri ve eş başkanlarımız adına: Biz, Sayın Cumhurbaşkanının teklik hayalinin, gerçekten hayalinin uygulayıcıları olmak zorunda mıyız? Böyle bir zorunluluğumuz mu var? Bu cevapla “Siz bu teklik hayalinin uygulayıcılarısınız ve parti farkı gözetmeksizin hepiniz bu zorunluluktasınız.” denilmek isteniyor, bizim bu zorunlulukta olmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii diyeceksiniz ki soru önergesinin cevabında ne var? İlk bölümde oldukça dolambaçlı bir yol seçilmiş sorulara yanıt vermemek için ve uzun bir cevap vermek zorunda hissetmişler ama çok hazin bir durum var, maalesef, bu cevabı bir hukukçu yazmış. Yani bunu anlamak için aslında hukukçu olmaya gerek yok ama maddelerle ve mahiyetiyle hukukçunun yazdığı çok açık.

Birinci paragrafta, Anayasa’nın 83’üncü maddesi zikrediliyor -aynen yazılıyor- ve sonra dokunulmazlıkların bir defaya mahsus olarak kaldırıldığı söyleniyor -şu satıra kadar- sonra Sayın Demirtaş’ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin 77 dosyasının olduğu ve ilgili makamlara gönderildiği dercediliyor.

Bu arada, Sayın Meclis Başkanına şuradan hatırlatmak istiyorum: Sayın Demirtaş’ın 77 dosyası yok, 102 dosyası var. Çünkü öyle bir acele ettiler ki, talimatlar yerine o kadar hızlı ulaştı ki… Bugün izlediğimiz Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesi dava dosyası bir “tweet” sebebiyle açılmıştı ve bu “tweet”in fezleke tarihi 20 Mayıstı değerli milletvekilleri, abartmıyorum, 20 Mayıs 2015’te o fezleke gelmiş, o kadar acele etmişler ki Meclis Başkanının dağarcığında bile “77” diye kalmış, sonradan bir sürü dosya, işte 30’a yakın dosya da eklenmiş; bunu da biz belirtelim.

Yine, Adalet Bakanlığının ne zaman tutukladığını yazmış ve -şu paragrafta da- tutukluluğun yargı erkine ait bir karar olduğunun, buna müdahale edilemeyeceğinin, Anayasa’daki kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü prensipleri karşısında bu konuda hiçbir tasarrufta bulunulamayacağının malumumuz olduğunu, yani Sayın Demirtaş’a cevaben söylüyor, böyle bir cevap vermiş. Ve dediğim paragraftan sonra son paragraf yani Sayın Meclis Başkanı gerçekten hoş bir cevap da vermiş -son cümleler arkadaşlar- “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı olarak, soru önergenizde -aslında tek yanıt bu- belirttiğiniz hususlarda yasaların verdiği yetki ve imkânlar dâhilinde elimizden gelen gayreti ve hassasiyeti göstermekte olduğumuzu ve göstereceğimizi tekrar belirtiriz.” diyor ama tek yanıt olduğunu aslında cevap olarak önemle ve özenle belirtmek istiyorum.

Vallahi, uygulamaları görünce… Tek kişilik hücre, avukat denetimi altında görüşüyor, ses kaydı alınıyor, hastaneye gidemiyor yeterince –dün götürüldü ilk kez- soru önergelerine sansür uygulanıyor, Meclise konuşma gönderemiyor. Eğer Meclis Başkanlığının hassasiyeti buysa aman ha hassasiyet göstermesin, her şey bari yasalar çerçevesinde yürüsün, hiç değilse birkaç kişiyle birlikte kalsın, yazdığı mektuplar normal bir vatandaş gibi incelensin demek geliyor içimden çünkü bu hassasiyetin tersten gösterildiğini, çok özel bir hukukla, orada –tırnak içinde- hukuksuzlukla tutulduğunu bu kürsüden defalarca ifade ettik. Bu söylediklerim sadece Eş Başkanımız Sayın Demirtaş’la ilgili değil, şu anda cezaevinde tutulan bütün milletvekili arkadaşlarım içindir bu beyanımız.

Yine, değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, dün değil önceki gün Sayın Meclis Başkanı grup başkan vekillerini acil toplantıya çağırdı. Neymiş? Biz böyle küçücük de olsa, binde bir, “Acaba tutuklu milletvekilleriyle ilgili bir gelişme mi olacak?” diye kamuoyunda böyle küçük bir hareket oluştu ama niye biliyor musunuz? Cezaevlerinde tutulan kendi Parlamentosunun, Başkanı olduğu Parlamento üyelerinin fotoğrafları kaldırılsın diye toplantıya çağırmış ama kendi üyeleri gözaltına alınırken, tutuklanırken sessizliğini büyük bir kararlılıkla devam ettiren bir Meclis Başkanıyla maalesef yürüyoruz.

Şimdi, gerçekten, verdiği cevaba istinaden biz de soruyoruz Sayın Meclis Başkanına: Hiç merak etmiyor musunuz? Bu Başkanlığını yaptığınız kurumun üyelerinin şu anda cezaevinde tutulduğu koşulları niye merak etmiyorsunuz? Niye ziyarete gitmiyorsunuz? Şunu da söylemek isterim: Siz, bir apartman yöneticisi olsanız, Meclis Başkanı olmasanız, bir komşunuzun başına bir şey gelse gerçekten “geçmiş olsun” demeye gitmez misiniz? Gidersiniz. Hadi onu da bıraktık, komşunuza “geçmiş olsun” demeye gitmediniz, peki ailesini, eşini, babasını, annesini arayıp bir “geçmiş olsun” deme zahmetinde bulunmaz mısınız? Sayın Meclis Başkanına soruyorum bunu. Bunun Anadolu’nun örf ve âdetlerinde yeri var mı bizim geleneklerimizde? Hiçbir yeri yok. Ve yerinde incelemeyi düşünmüyor belli ki. Burada yani cidden Sayın Meclis Başkanının… Daha önceki Meclis Başkanlarımız en azından sözlü olarak bu durumun Türkiye’ye, Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışmadığını söylüyorlardı, bunu aşmaya çalıştıklarını söylüyorlardı. Yapamasalar bile bu konuda bir gayret vardı ama şu anda bu cevapla gerçekten Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı bir kez daha zedelenmiştir. Ve hepimiz milletvekilleri olarak bu tabloya itiraz etmezsek hiç kimse bundan azade değil. Hangi sırada olursa olsun bütün milletvekilleri bu uygulamalara maruz kalabilir ama biz hepsinin hak ihlallerini takip edeceğimize söz veriyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Danış Beştaş.

Özellikle soru önergesiyle ilgili şu konuyu ben de ifade edeyim, biliyorum, bilgim de var benim verilen cevaptan, ki benim imzamla verildi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biliyorum, biliyorum. Pardon Sayın Başkan, benim muhatabım Meclis Başkanı.

BAŞKAN – Aynen.

İç Tüzük’ün 96’ncı ve 97’nci maddelerinde hangi soruların sorulabileceği çok açık bir şekilde yazılmış yani kişisel görüş ileri sürülmemesi gerekiyor. Yine, istişare mahiyetindeki soruların olmaması gerekiyor. Bunu İç Tüzük belirlemiş. Bir de fezleke sayısıyla ilgili bir ifade kullandınız.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Siz öyle yorumlarsanız Sayın Başkan, yanlış yorumluyorsunuz.

BAŞKAN - İç Tüzük yazıyor Sayın Adıyaman, açın, bakın, 96 ve 97’nci maddeler.

Fezleke sayısı 77 olarak, Mecliste bulunan fezleke sayısı o. Tabii, Meclisin dışında bulunan, Adalet Bakanlığında veya başka yargı kuruluşlarında bulunan fezleke sayısından bizim bilgimiz yoktu o an itibarıyla. Dolayısıyla, Meclise sevk edilen hem Karma Komisyonda, Meclis Başkanlığında olan fezleke sayısı ne kadarsa onu olduğu gibi… 77 tane fezleke vardı, o fezleke sayısını o şekilde ifade ettik.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, sizin beyanınıza bir yanıt vermek durumundayım. Ben cevabımda şunu dedim: 77 değil, 102 fezleke var ve bu da sizin cevabınızı…

BAŞKAN – Tamam, aynen. Biz 77 bildirmiştik çünkü Meclis Başkanlığındaki toplam fezleke sayısı 77’ydi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İsterseniz karşılıklı olmasın diye...

Benim söylemek istediğim tam olarak şu: Şu anda, Meclis Başkanlığınız, kırk beş gündür cezaevinde olan milletvekillerinin ve 20 Mayıstan beri savcılıklarda soruşturma konusu olan fezlekelerin sayısını bilmiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sizden 102 tane çıkmış.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben, sizde 102 tane fezleke yok, bunu demeye çalışıyorum.

BAŞKAN – İşte, biz de o yüzden 77 olarak bildirdik, doğru.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Öyle bir acele edilmiş ki hemen, hızla, 20 Mayıs tarihli yüzlerce fezleke tanzim edilip savcılıklara gönderilmiş.

BAŞKAN – Şimdi, dokunulmazlıklar kalktıktan itibaren, ilgili fezlekeler ilgili yargı birimlerine, bu sadece sizlerle ilgili değil, tüm milletvekilleriyle ilgili fezlekeler yetkili yargı mercilerine bildirilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ayrıca, burada hiçbir kişisel soru olmadığını da…

FİLİZ KERESTECİOĞLU (İstanbul) – Kişisel bir soru yok orada.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hiçbir kişisel soru yok, hepsi tutuklu milletvekillerinin cezaevindeki durumuyla ilgili sorulardır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, gruplar adına üçüncü söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’ye aittir.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEYNEL EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasında, anlaşılan, bu sene de, tıpkı geçtiğimiz senelerdeki yerleşmiş uygulama gibi, muhalefet ne söylerse söylesin, tutanağa geçirmekten, belki de bir anlamda tarihe not düşmekten başka bir anlam ifade etmeyecek. Bu bütçe burada yine her zamanki gibi oylanıp geçecek.

Dikkat edilirse, kamuoyunun da bütçeye ilgisi sınırlı çünkü kamuoyunun önceliği olan konu, vatandaşımızın önceliği terör sorunu, vatandaşımızın önceliği yaşam hakkı, vatandaşımızın önceliği, kısaca, Türkiye ve Türkiye’nin güvenliği.

Türkiye olarak zor günlerden geçiyoruz. En son Beşiktaş’ta meydana gelen terör saldırısının acısı hâlâ içimizde. Özellikle de son bir yıl içerisinde, Türkiye, başta PKK olmak üzere, terör örgütlerinin yoğun saldırısı altında ve ülkemize verdiği zarar da çok büyük.

Değerli milletvekilleri, ülkelerin tarihlerinde bazı çok önemli dönüm noktaları olur. O özel dönemlerde parlamentoların işlevi her zamankinden daha fazladır çünkü verdiği kararlarla tüm milletin nesiller boyu kaderini belirler. Meclisimizin bu konudaki sicili de esasında çok parlaktır. Kurtuluş Savaşı’mız bizzat bu Meclis tarafından yönetilmiştir. Meclisimiz, en zor zamanlarda göstermiş olduğu cesaret, kararlılık ve öngörüyle, tam “bitti” denilen noktada bağımsız ve güçlü bir devlet kurmayı başarmıştır. Yakın tarihte, 1 Mart 2003’te, emperyalist bir tezgâhın aracı olmayı kabullenmemiş, kendisine büyük bir baskıyla dayatılan tezkereyi reddetmiştir; ülkemiz sonu belirsiz bir maceradan korunmuştur. En son 15 Temmuzda tüm partilerin ortak bildirisiyle, darbecilerin siyasi kutuplaşmadan müttefik devşirme hayallerini suya düşürmüş ve öfkelerin hedefi olmuş, savaş uçaklarıyla bombalanmıştır.

Şimdi, Meclisimiz yeni bir sınavla karşı karşıya, yine bir dayatma söz konusu. Bölgesel savaşlar, terör, ağırlaşan ekonomik koşullar, yargının ve eğitimin içler acısı hâli, siyasi kutuplaşmanın artık toplumsal barışı tehdit etmesi gibi çok ağır sorunlar için çözüm bulmamız gerekirken bugün başkanlık sistemi hedefiyle önerilen Anayasa değişikliği teklifini tartışıyoruz, sorunlarımıza çok daha ağır ve devletimiz açısından belki de hayati tehlikede başka bir sorun eklemeye çalışıyoruz.

Şimdi sayın milletvekillerinden bir ricam var: Bu kasvetli, sıcak siyasi atmosferden bir an olsun kendimizi kurtarıp tüm siyasi kimliklerimizden, ön yargılarımızdan soyutlanıp âdeta bir kuş misali yükseldiğimizi varsayalım ve en yüksekten dünyamıza bakalım, hangi ülkelerde huzur ve refah var, hangi halklar mutlu, kimler daha özgür? Bu konuda dürüst olmalıyız. Liderlerimizi, ideolojilerimizi, partilerimizi, hayallerimizi sevebiliriz, onların peşinden gitmeyi tutkuyla da isteyebiliriz ama dürüst olmak zorundayız; bu, bizim millete borcumuz. Milletvekilleri olarak birincil sorumluluğumuz bizi buraya gönderen halkımıza karşıdır. Onların huzuru ve refahı en öncelikli görevimizdir. İşte, bu samimiyetle meseleye baktığımızda hep aynı resmi görürüz. Eğer bir ülkede kuvvetler ayrılığı varsa, siyasal ve bürokratik güç etkin denetim ve denge mekanizmalarıyla sınırlandırılmışsa, “hesap verilebilirlik” ve “şeffaflık” devlet organizasyonunun temel unsurları ise, tarafsız, bağımsız ve etkin bir yargı mekanizması tesis edilmişse, rasyonel bir ekonomi yönetimi ve özerk kurumlar varsa, bilimsel bilgiyi esas alan bir eğitim sistemi varsa, düşünce, ifade ve medya hürriyeti söz konusu ise o ülkede huzur da, refah da oluyor; bu şaşmaz bir denklem arkadaşlar. Bunlar olmayınca yoksulluk, şiddet, bağnazlık, yolsuzluk ve her türlü melanet için uygun bir ortam oluşuyor. Önerdiğiniz Anayasa değişikliği bu “şaşmaz” dediğimiz denkleme uymuyor.

Sizin “cumhurbaşkanlığı” diyerek kısmen perdelemeye çalıştığınız başkanlık sisteminin dünyada başarılı olduğu tek ülke var: Amerika Birleşik Devletleri. Amerika Birleşik Devletleri’nde, federal hükûmet ve onun başkanı, yerel hükûmetlerle, iki parçalı Parlamentoyla, bağımsız ve yetkili bir yargıyla sınırlandırılıp denetim altına alınmış durumda. Sizin önerdiğiniz sistemde denge ve denetim çok zayıf. Tüm güç başkanda toplanmış, parlamento seçimi ile başkanlık seçimi aynı anda yapılarak yürütme ve yasamanın aynı siyasi irade tarafından belirlenmesi hedeflenmiş.

Meclisi fesih yetkisi tarafsız bir cumhurbaşkanına çok özel koşullar altında verilmiş bir hakken partili başkana böyle bir hak verilmesi bizim siyasal sistemimize uygun değildir. Önerdiğiniz sistemde sadece yasama değil, yargı da yürütmeye bağlanacak. Kendisine çok önemli görevler tevdi edilen cumhurbaşkanı yardımcılarının seçimi ve kriterleri tamamen başkanın keyfiyetine bırakılmış. Başkana verilen “kararname çıkarma” yetkisi de yasamanın egemenlik alanını ihlal eder nitelikte.

Detaylarına uzun uzadıya girmek istemiyorum ama samimiyetle söylüyorum: Teklifin dökülmeyen, aksamayan hiçbir yanı yok. Eğer birileri istikrar adına bu sistemi öneriyorsa inanın vahim bir hata yapılıyor. İstikrar, olumlu anlamıyla, kamu ve hukuk düzenindeki devamlılıktır. Eğer istikrar, karar alma mekanizmalarının bir kişiye emanet edilmesi olsaydı bugün en istikrarlı devletlerin krallıklar ve diktatörlükler olması gerekirdi. (CHP sıralarından alkışlar) O tarz bir rejimi bu çatı altında hiç kimsenin arzulamadığını düşünmek isterim. Karar alma mekanizmasının hızlı olmasından daha önemli olan bir şey, o mekanizmanın doğru çalışması, isabetli kararlar üretebilmesidir. Güçlerin dengeli dağıtıldığı açık bir toplumda kararlar uzlaşma, istişare, demokratik katılım ve etkin bir denetim altında alınır. Şayet zaten böyle alınırsa kimse de kandırılmaz, kimse de kimseyi kandıramaz. Bu otoriter istikrar arayışına en büyük gerekçe olarak geçmişteki bazı başarısız koalisyon hükûmetleri gösteriliyor. Hâlbuki, koalisyon hükûmetlerinin ülkemiz için çok faydalı işlere imza attığı da olmuştur. Almanya on yıllardır koalisyon hükûmetleri tarafından yönetilir, tabii kimse kötü yönetildiğini iddia edemez. Biz on dört yıldır tek parti yönetimi tarafından, iktidarı tarafından yönetiliyoruz, herhâlde yine kimse iyi yönetildiğimizi iddia edemez. Vahim durumumuz ortadadır. Ayrıca, koalisyon hükûmetleri toplumda uzlaşma kültürünü geliştirdiği, siyasi kutuplaşmayı törpülediği oranda iç barışı da desteklemektedir. Demek ki sorun sistem sorunu değil. Bugün yapılması gereken, parlamenter sistem deneyimimizi çöpe atmak değil, aksayan yanlarını güçlendirmek, tarafsız Cumhurbaşkanı ve güçlü Başbakana dayalı yürütme sistemini tekrar tesis etmektir. Çocuklarımızın ve vatanımızın geleceği milletvekillerimizin göstereceği sağduyuya emanettir.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu başkanlık tartışması Türkiye'de belli aralıklarla hep yapıldı ancak son dönemde fiilî durumdan bahsedilerek, bir fiilî durum oluştuğu iddia edilerek bu değişikliğin elzem olduğu belirtildi. Şimdi, fiilî durumdan kastımız şu: Fiilî durum Anayasa’nın bazı maddelerinin uygulama yoluyla uygulanmaması ya da o maddelere uyulmaması. Şimdi, buradan şu sorunun cevabını sizlerden almak isterim: Anayasa’nın 175’inci maddesi Anayasa oylamalarının nasıl yapılacağını karar altına almış. Yani sizin değişiklik teklifinizde 175’inci madde olmadığına göre sizin açınızdan fiilî durum oluşturup da sizin rahatsız oluğunuz bir madde değil. Dolayısıyla, bahsettiğiniz şekilde Anayasa değişikliği olursa bir daha fiilî durum oluşmayacağını kabul etmemiz lazım sizin mantığınızla. Öyleyse burada çok kısa bir zaman sonra yapılacak Anayasa değişikliği oylamasını 175’inci maddede yer aldığı gibi gizli oylamaya saygı göstererek mi yapacaksınız yoksa bundan önceki Anayasa değişikliklerinde yaptığınız gibi orada da bir fiilî durum yaratacak mısınız? (CHP sıralarından alkışlar) Şayet siz bugün buna da uymayacaksanız tüm Türkiye bilmelidir ki bundan sonra yapacağınız hiçbir Anayasa değişikliğinin de bir anlamı yoktur, nasıl olsa onlara da uymayacaksınız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz Bursa Milletvekili Osman Mesten’e aittir.

Buyurun Sayın Mesten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OSMAN MESTEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama geçmeden önce millî irademizin tecelligâhı Gazi Meclisimizi saygıyla selamlarım.

İnsanlığımızdan utandığımız zamanları yaşıyoruz. Bir taraftan yeniden büyük Türkiye’nin önünü kesmek için yapılan hain darbe girişimi ve patlatılan bombalar sebebiyle verdiğimiz şehitler, yetim kalan masum çocuklar içimizi yakıyor. Diğer taraftan Halep’te, Arakan’da ve Afrika’da sivillere yönelik katliamlar, diri diri yakılan insanlar, işkence gören bebek çığlıkları kalbimizi titretiyor.

Evet, Halep düştü, insanlığa talep düşünce Halep düştü. Suriye’yi intikam sahası olarak gören vahşi mezhepçi anlayışın yüzündeki maske ve başındaki sarık da düştü. Hain, gaddar, zalim, soykırımcı yüzlerini bütün dünya görmüş oldu. Bir halkın zulme karşı meşru direnişini, arkasına aldığı büyük güçlerle birlikte bütün gaddarlığıyla bastırmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin ara buluculuğunda ilan edilen ateşkesi bile ihlal edip bir tek çocuk kalmamacasına soykırıma devam etmek istiyorlar. Yardım konvoyları vuruluyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD Srebrenitsa’da, Gazze’de soykırıma göz yumduğu gibi burada da maalesef göz yumuyor. Batı’nın çifte standartlı insan hakları anlayışını bir kez daha görüyoruz. Batı sadece göz yummuyor, bir taraftan da PYD ve DEAŞ gibi terör öğütlerini silahlandırıp eğiterek Orta Doğu’daki yangını körüklemeye devam ediyor. İslam dünyasının bir türlü birleşememesi, Türkiye'den başka cesaretli bir sesin çıkmaması da Batılıların işlerini kolaylaştırıyor. Dua ve insani yardım dışında hiçbir şey yapamamanın hüznü içimizi kavuruyor. Kalbimize en çok dokunan da Halep’teki katliamı “zafer” diye nitelendiren içimizdeki birtakım nasipsizler. Bombaların parçaladığı insan bedenlerini, hele ki masum çocuk bedenlerini gördükten sonra dahi zafer narası atabilenler için yapabilecek bir şeyimiz yok. Yeryüzünde kalbinden merhamet duygusu alınmış bir insandan daha canavar hiçbir varlık yoktur. Ancak şunu Meclis kürsüsünden haykırmak istiyorum: Aynı canavar ruhun ülkemizi esir almasına asla müsaade etmeyeceğiz. Ülkemizi de Suriye ve Irak’a benzetmeye çalışan Haçlı güruhu ve onların iş birlikçisi yerli uzantılarını milletimiz gayet iyi tanımıştır. PKK, FETÖ, DAEŞ, DHKP-C adı her ne melanet olursa olsun ışığı yakınca açıkta yakalanan hamam böcekleri gibi hepsi suçüstü yakalanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hepsinin aynı elden oynatılan birer kukla olduğu ayan beyan ortadadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanımızın ilan ettiği teröre karşı millî seferberlik ilanı milletimize yeniden bir millî kurtuluş ruhu vermiştir. Hem ülkemiz hem bölgemiz için oynanan kanlı oyunları nasıl Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda millî seferberlikle bozduysak bugün de bozacağız. 15 Temmuz seferberlik ruhu bunun en canlı örneğidir. Gün birlik günüdür. Siyasi görüş farklılıklarımızı bir kenara koyup milletimizin ve devletimizin beka sorunu karşısında büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etme günüdür. Din, ideoloji, etnisite ve mezhep farklılıklarımız ayrışmamıza vesile olmamalı. Bu ayrım üzerinden provokasyon yapmaya çalışan karanlık çevrelere prim vermemeliyiz. Gezi kalkışmasından bu yana ülkemizde hep bu farklılıklarımızdan bir iç savaş çıkarmak isteyen mihrakların oyunları nasıl birlik ruhuyla bozulduysa yine bozulmalı. Sağduyu ve feraset, bizim milletimizin temel özelliğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim bu ülkeden başka gidecek bir toprağımız yok. Bizi bu topraklarda huzurla yaşatmak istemeyen zihniyete ve yerli uzantılarına karşı seferberlik ruhuyla mücadele etmezsek ülkemizi Suriye ve Irak’a çevirme planlarını engelleyemeyiz, yeni Sevr planlarını da engelleyemeyiz. Nasıl Millî Kurtuluş Savaşı’nda Türkiye Büyük Millet Meclisi öncü olduysa yeni millî seferberlikte de bu Gazi Meclisin şerefli üyeleri olarak öncü ve örnek olmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

Ülkemizin güçlenip müreffeh bir Türkiye olmasına, bölgesinde huzur ve denge unsuru olan bir Türkiye olmasına vesile olması için 2017 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahısları adına ikinci ve son konuşmacı Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, az önce Sayın Başkan ile parti grubumuz adına konuşan Sayın Danış Beştaş arasında, özellikle eş genel başkanımızın bir soru önergesi üzerine, hukuk çerçevesi dışına çıkmış bir sürece dair bir tartışma yürüdü. Ben buraya çıkacağımı düşünürken bu konu yoktu ama şunu ifade edeyim Sayın Başkan: Bakın, yine, sizin mensubu olduğunuz partinin iktidarı döneminde, 2011 seçimlerinde 3 muhalefet partisinin 8 tutuklu vekiliyle ilgili yürümüş bir süreci siz benden çok daha iyi bilirsiniz ve onlar, milletvekili olmadan önce açılmış bir dava dosyası kapsamında tutuklu idiler. Partiniz, siyasi iktidar, bakın, milletvekili olmadan önce açılmış bir dava dosyası ve o dosyalar kapsamında gerçekleşmiş tutuklulukların ortadan kaldırılması için büyük çaba sarf etti. Yani, biri vekil olduktan sonra önceki tutuklanma gerekçelerini ortadan kaldıracak bir çabanın sahibi olan bir iktidar partisi, vekil iken vekillikten kaynaklı çalışmalardan ötürü açılmış fezlekelerle alakalı olarak tutuklanmaları yargı bağımsızlığına havale ediyor ve öylece kalıyor. Buna dair acaba bir cevabınız var mı Sayın Başkan? Bir hukukçusunuz. Şimdi, düşünün: Vekil olmadan önce, belki de vekilliği etkilemeyen bir tutukluluk hâlini ortadan kaldıran bir anlayış; vekilken, şu kürsüdeyken yapılmış konuşmalar fezleke konusu olmuş, verilmiş soru önergeleri fezleke konusu olmuş, vekil olduğu için alanlarda yaptığı konuşmalar fezleke ve tutuklama gerekçesi olmuş ama bu tutuklulukların ortadan kaldırılmasına dair taleplerimize, bu yasamanın üzerine halel düşüren uygulamalara “yargı bağımsızlığı” deyip geçeceksiniz. Geriye dönük inceliyorum; özellikle o tutukluluklarla ilgili başta dönemin Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in çabaları ve sizin söylemleriniz var orta yerde, “Hiç kimsenin yasama faaliyeti kesintiye uğramamalıdır.” demişsiniz ve iktidar olarak bunun için ciddi bir çaba sahibi olmuşsunuz ama vekilken vekil olmaktan, siyasetçi olmaktan kaynaklı iş ve işlemlerin, söylemlerin, eylemlerin tutuklanma gerekçesi yapılmasını ise yargı bağımsızlığı olarak ifadelendirmeniz çok gerçekçi değildir.

Bir diğer husus, ekonomiye dair bir iki hususu ifade edeceğim. Maliye Bakanımız burada değil ama mevcut siyasi iktidar döneminde 4 defa vergi affı çıktı ve Maliye Bakanı, son iki haftadır, vergi aflarıyla ilgili bunun ne kadar iyi bir düzenleme olduğunu ve sonuç alıcı olduğunu ifade ediyor. Ben de direkt Maliye Bakanlığı verileri üzerinden bir rakamı sizinle paylaşayım değerli milletvekilleri. Siyasi iktidar döneminde 4 defa vergi affı çıkmış, 4 defa. Bu vergi aflarından faydalanmak için başvuru oranı 4’ünde ortalama yüzde 78. Peki, tahsilat kaç? Yüzde 13. Yani, bir vergi affının çıkması insanların geriye dönük… Yüzde 78’lik başvuru neyi ifade ediyor? Kendi borçlarını kapatma istencini, iradesini ortaya koyuyor. Peki, bunun tahsilatının yüzde 13 gibi cüzi bir noktada kalması neyi ifade ediyor? O da insanların ne alım gücünün ne borç ödeme gücünün ortada kalmadığını gösteriyor. İnsanlar hiç kimseye, devlete de, kimseye de, şahsa da, gerçek ve tüzel kişilere de borçlanmak istemiyorlar; var olan borçlarını gidermek istiyorlar, bunun için bir irade ortaya koyuyorlar ama böyle bir güçleri yok işte. İnsanları bu hâle düşürmüşüz. Önce borçlandıran, sonra o borçları ödeyemeyen bir toplum gerçekliği ve ülke gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Yine, keşke, Maliye Bakanımız burada olsaydı; bürokratları var, aktarırlar. Bakın, bütün Meclisin huzurunda nasıl izah edileceğini ve cevabının ne olacağını benim de çok merak ettiğim bir hususu dikkatinize sunayım.

5 Ekim 2016, bu yılın ekim ayının 5’i, iki ay önce -iki ay on gün işte- Maliye Bakanlığı buradan bir düzenlemeyle yasa geçiriyor. Elektrikli otomobillerde ÖTV oranını yüzde 90’dan yüzde 45’e düşürüyor -çok iyi- elektrikli otomobil alımını teşvik etmek için. Peki, bundan sadece bir buçuk ay sonra aynı ÖTV oranı elektrikli otomobiller için yüzde 45’ten tekrar yüzde 60’a çıkıyor. Ya bir buçuk ayda ne değişti? Böyle plansız, böyle programsız, bir buçuk ayda böyle temel bir değişikliği yapabilecek hükûmet ve iktidar gerçekliği olabilir mi? Bunu da bütün Genel Kurulun ve bizi izleyenlerin, dinleyenlerin dikkatine sunmak istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Şimdi soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Sisteme giren sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Sayın Ahrazoğlu, buyurun.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şoför esnafının 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamında alınması gereken zorunlu yetki belgelerini federasyon veya bağlı meslek odalarından alması konusunda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

İki: Haksız rekabeti önlemek için C2 yetki belgesi sahiplerinin yalnız uluslararası eşya taşımacılığı yapması konusunda bir çalışmanız var mıdır?

Üç: Yurt içi eşya taşımacılığında ton çarpı kilometre esasına göre taban fiyat belirlemesi yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, TÜİK’in eylül ayı iş gücü istatistiklerine göre, Türkiye genelinde 15 ve yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 420 bin kişi artarak 3 milyon 523 bin kişiye ulaşmış. İşsizlik oranı ise 1 puanlık artışla yüzde 11,3 seviyesinde gerçekleşmiş. Aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı 1,3 puanlık artışla yüzde 13,7 olarak tahmin edilmiş. 2017 yılında istihdamı artırmak, işsizliğe çare üretmek adına ne yapacaksınız? İşsizliği, topluma koalisyonları bitirecek, istikrarın, siyasi ve ekonomik krizlerden kurtuluşun sihirli formülü olarak dayattığınız başkanlık sistemiyle mi çözeceksiniz? On dört yıldır tek başına Hükûmetsiniz, sorunu çözmek istediniz de Cumhurbaşkanı mı engel oldu ya da o çözmek istedi de grubunuz mu engel oldu? Bu konuda sizden samimi olarak cevap istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Maliye Bakanına sormak istiyorum: 2014 yılı sonunda Yükseköğretim Personel Kanunu’nda değişiklik yapılarak öğretim elemanlarının maaşlarında iyileştirme yapılmıştı. Bu düzenlemeyle, öğretim elemanlarının özlük hakları iyileştirilirken idari personel bu kapsamın dışında tutulmuştu. İdari personele yükseköğretim tazminatı ödenmemesiyle aradaki fark iyice açılmıştır. İdari personel için de yükseköğretim tazminatı ödemesi yapılması talebi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önce Düzce ili Hecinler köyüyle ilgili soru sorduğumda “Benim alanım değil." dediniz, öyle kapattınız. Siz yokken Maliye Bakanına bu sefer sizin alanınızla ilgili sordum, dedim ki: Düzce ilinde yeni bir hastane yapıldı ancak burada eksiklikler bitmiyor. Yeni hastanede ameliyatlar yapılmıyor, yatak tedavisi olacak olan hastalar burada yatırılamıyor, sadece poliklinik hizmeti veriliyor. Yeni hastanede acil hastane hizmeti verilmiyor ve hastanede aynı zamanda otopark sorunu var. Daha önce depremde zarar görmüş olan yer onarılarak ancak orada ameliyatlar yapılıyor. Hastanenin kantini kime kiraya verilmiş? Bu konularla ilgili soru sorduğumda bu sefer o “Benim alanım değildir." dedi. Bu kimin alanı Allah rızası için? Yani bu Düzce’yle ilgili sorular sorduğum zaman her iki bakanlık topu taca atıyor. Şimdi, tam siz buradayken bu sizin alanınıza giriyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Düzce milletvekili olmadığınız için aslında Düzce de sizin alanınıza girmiyor ama “Türkiye milletvekili” sıfatıyla bütün iller hepimizin alanına girer.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Anayasa’nın 80’inci maddesi, milletvekili seçildiği bölgenin, ilin değil, tüm Türkiye’nin milletvekilidir diyor.

BAŞKAN – Türkiye milletvekili.

Sayın Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Fetullah’a ait yurt ve okullara devlet tarafından el konuldu. Gençlik ve Spor Bakanlığı 800 yurda el konulduğunu söylerken bunun birçoğunun cemaate yakın vakıflara devredildiği söylenmektedir. Hâlâ 10 binlerce öğrenci yurt bulamazken bu yurtların YURTKUR’a değil de malum vakıflara devredilmesi, Hükûmetin 15 Temmuz darbe girişiminden hâlâ ders çıkaramadığını göstermektedir. İktidar, yurdu olmayan öğrencileri bu cemaatlere yönlendirmekte. Devletin en temel görevi bu öğrencilere devletin yurtlarında yer bulmak değil mi? Hâlâ, Fetullah’dan vazgeçip diğer cemaatleri büyütme hangi mantıktır, bilemiyoruz. Hakikaten, devlet, bir cemaati devletten çıkarırken diğer cemaatleri güçlendirmekte. Bunu da kabul etmek mümkün değildir diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan, son olarak.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bütçe yapıyoruz, Maliye Bakanına sorular soracağız, Maliye Bakanı yok. Sağlık Bakanı burada, Sağlık Bakanına bir soru sorayım.

Sayın Bakan, Gebze’de inşaatı devam eden Fatih Devlet Hastanesi hâlâ bitmedi. Gebze, Darıca, Çayırova gündüz nüfusumuz 1 milyon. 1 milyon nüfusu olan yerde yoğun bakım ünitesinde büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Çayırova’da yapılacak hastane sözü verildi. 2017 bütçesinde Çayırova’da hastane için yatırım, programda var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soruları cevaplandırmak üzere Sayın Bakana söz veriyorum.

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, buyurun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım çok teşekkür ediyorum.

Özellikle istihdam konusunda önemli bir soru soruldu; Türkiye’de istihdamın artırılması için Hükûmetimizin neler yaptığı ya da neler yapmayı düşündüğü konusu. Bu soruyu çok önemli bir soru olarak görüyorum çünkü gerçekten genç nüfusun fazla olduğu bir ülkedeyiz ve istihdamı artırmak da son derece önemli. Birkaç hususa işaret edeyim.

Uluslararası İşgücü Kanunu’nu yaptık; biliyorsunuz, Meclisimiz böyle çok önemli bir kanunu gerçekleştirdi. Kadınların iş gücüne katılımını güçlendirmek için kadınlarımızın lehine birçok düzenlemeler yaptık; hem iş gücüne doğrudan katılırken talep açısından onlara talebi artıracak hem de kendi arzları açısından işlerini kolaylaştıracak düzenlemeler yaptık. Çalışan kadınların doğuma bağlı izin ve haklarını güçlendirdik. Yeni iş kuran gençlere üç yıl boyunca 75 bin Türk liralık kazanç istisnası getirdik. İlk kez iş bulan her gencimizin ücretini devlet tarafından karşılıyoruz. Bir esnek çalışma modeli geliştirdik; uzaktan çalışma kanunen tanımlanmış oldu. Özel istihdam bürolarının faaliyet alanını genişlettik. Turkuaz Kart’la nitelikli bir insan gücü çekmek istiyoruz. Bu, Türkiye’de yatırımı ve istihdamı artırabilecek bir husus. Kreşlerin işletilmesinde elde edilen kazançlar 5 vergilendirme dönemi gelir vergisinden istisna edilerek iş gücü piyasalarının etkinleştirilmesine katkıda bulunmaya çalıştık. Öğretim elemanlarının AR-GE ve tasarım merkezlerinde çalışabilmesine imkân sağladık. Mesleki ve teknik eğitimin altyapısını güçlendiriyoruz. Bunlar, iş gücü piyasasının etkinleştirilmesiyle ilgili hususlar.

Tabii, bir taraftan da teşvik programlarıyla ülkenin belli bölgelerinde, belli şehirlerinde yatırımı artırmaya çalışıyoruz gerek yabancı sermayeyi çekmek gerekse Türkiye’deki yatırımı artırmak açısından. Başbakanımızın Diyarbakır’da açıkladığı 23 ildeki Cazibe Merkezleri Programı bunlardan biri. Benim de milletvekili olduğum, milletvekili seçildiğim Erzurum ilinin de içinde olduğu 23 ilimizde bu Cazibe Merkezleri Programı’na çok yakın bir zamanda başlayacağız. Bakanlar Kurulunda ilgili konuyu detaylarıyla tartıştık, şimdi Bakanlar Kurulu kararı da çıkmış olacak. Ve ben inanıyorum ki bu 23 cazibe merkezindeki yeni yatırımlar ve istihdam, bir taraftan istihdamı iyileştirirken öbür taraftan da bölgeden göçü büyük ölçüde engelleyecek.

İdari personel için yükseköğretim tazminatı verilmediğinden bahisle bir değerli milletvekilimiz soru sordular. Malumunuz, idari personelin mali hakları açısından 2011 yılında yapılan düzenlemelerle kurumlar arasında bir eşitlik sağlandı ve iyileştirmeler de yapıldı. Dolayısıyla yeni düzenlemelerle kurumlar arasında yine farklılaştırmaların yapılması başka problemler oluşturabilecektir.

Düzce’yle ilgili olarak… Geciktiği doğrudur, sayın milletvekilimizin sorusu haklı çünkü orada müteahhitten kaynaklanan bazı problemler yaşadı TOKİ. Ben, meseleyi bizzat takip ettim ve Düzce’de bir taşınma işlemi başlandı; eksikliklerin de çoğu tamamlandı, bir ay içerisinde bütün birimlerin taşınmasını planlıyoruz.

Kantine sıra gelince… Kantin işleri Türkiye’de artık ihalelerle veriliyor sayın milletvekilim. Bizim Sağlıkta Dönüşüm’ün birinci döneminde kantinler hastane başhekimleri ve oradaki maliyedeki defterdarların ortak kararıyla verilebiliyordu, şimdi açık ihalelerle veriliyor.

Fatih Devlet Hastanesinin 2017 yılı içerisinde tamamlanarak hizmete alınmasını planlıyoruz. Bu arada, çok yakın bir zamanda Millî Savunma Bakanımızla birlikte Kocaeli’nin sağlık meselelerini masaya yatırdık ve tartıştık. Bu sene Kalkınma Bakanlığımıza Çayırova’da bir hastane yapılması için de talepte bulunuyoruz.

Çok teşekkür ediyorum.

Diğer soruları da yazılı olarak cevaplayacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.47

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 15- (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

ç) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

d) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları,

f) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin 15’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Tabii, yürürlüğü belirli, geçti. Yürütmeyi kimin yapacağı önemli bir olay, o da bu maddeyle detaylandırılmış oluyor.

Şimdi, burada, tabii ki netice itibarıyla son maddesi bütçenin, bir şeyler söylemek lazım genel anlamıyla. Bu işin, öncelikle, ciddi tutulması lazım. Orta vadeli program, orta vadeli mali plan, bütçe çağrısı, yatırım genelgesi; hepsinin aynı gün çıktığı bir altyapısı olan bütçe kanununun çok ciddiye alınır bir tarafı olmaz. Genelgeyi ta eylül, ekimde çıkarıyorsunuz da biliyoruz ki, yatırımların önceden çıkması lazım, sonra genelgenin gelmesi lazım ki herkes hazırlık yapıp gelsin. Bunlar bütçenin basit kuralları. Orta vadeli program, esasen, mayısın sonu, haziranın başında oluyordu. İlgisiz bir yetki kanun hükmünde kararnameyle çıktı -onun hukuku da tartışılır aslında- buna rağmen muhalefet yardımcı da oldu; düzenlendi ama vaktinde buraya getirilemiyor.

Şimdi, şu, 2017 programı; bu, 2017 Yılı Programı Genel Ekonomik Hedefler ve Yatırımlar; şu da Orta Vadeli Program, Temel Makroekonomik ve Mali Hedefler. Bunların içindeki rakamlardan birbiriyle tenakuzlu olanlar var. Hadi bundan geçtim. Sayın Bakan dün millî gelir serisini yenilediniz, evlere şenlik; gelirler bir tarafta, harcamalar bir tarafta. Burada yazdığınız millî gelire oranlar orada çok farklı bir şekle geliyor. Tasarruflar yüzde 13,5’tan yüzde 25’lere geliyor. Harcamalarda farklılık, gelirlerde farklılık… Hiç olmazsa bunun bir zamanlaması olur da açıklamalı ilmihal gibi bir şey yaparsınız, herkes de bunu okur, anlar, mukayese etme imkânı doğar. Biz bu bütçe kanunuyla, bu programla ele güne karşı çıkacağız -hadi bizim uyguladığımız neyse oluyor öyle böyle de- adama diyeceğiz ki: Bizim yatırımımız şu kadar, millî gelire oranı bu kadar, bunun şunu bu kadar. Bir kere söyleyeceksin ki yabancı yatırımcıya istikrarın ötesinde bir de güven telkin edeceksin. Böyle bir şeyi görmüş değiliz, bu son dakika olan bir iş olmaz. Yani bir de tasarruflar millî gelirin yüzde 13,5’undan yüzde 25’ine ertesi gün nasıl çıkıyor, nasıl oluyor bu hesap? Bunu açıklarsınız, herkes bilir, herkes görür, herkes o anlamıyla ne yapar, değerlendirir.

Şimdi, 3 OVP çıkardınız, orta vadeli program, birbirinden arızalı, yakın tarafı yok. Bu bütçede büyüme 2016’da yüzde 3,2’ye düştü, 2017’de 4,4’e çektiniz, bazı bakanlarınız sağda solda hâl⠓5” diye konuşuyor. Tahminleriniz yüksek, 4,5’tan 5’e çıktı.

Şimdi, aynı gün -biraz önce söyledim- yatırım genelgesi, bütçe çağrısı, orta vadeli program, orta vadeli mali plan; Allah ne verdiyse... Orta vadeli program ve bütçe programı, hepsi kadük oldu, bu rakamlar değişti. Yani hesapladığınız ortalama dolar kuru geçti, şu anda 3,5. 2,90’larda olana baktığınız zaman, 3,18’de yaptığınız hesaba baktığınız zaman hiçbir hesabın kitabın tutmayacağını, bunun ortaya konulamayacağını gayet net bir şekilde ifade ediyorum. Neden? Dolar varsayımınız sıkıntılı, bütçe büyüklükleriniz sıkıntılı, millî gelir büyüklüğü hesaplarındaki değişiklik… Şimdi, bütçede 2017 yılında 47 milyar açığa çıkıyorsunuz, oradaki özelleştirmeyi hariç tuttuğunuzda açık 60 milyara çıkıyor. “Enflasyon yüzde 6,5’ta kalacak.” diyorsunuz, döviz kurları bir ayda yüzde 15 artmış. Bu yansımadı mı, yansımıyor mu? Yansımak üzere, yansıdı zaten.

Cari açık tekrar burnunu yukarı doğru çevirdi, gidiyor yukarı doğru. Zaten, cari açığın azalması sizin gayretinizden falan olan bir şey değildi. Nedendi? Petrol fiyatlarının azalmasından kaynaklanan bir olaydı büyük ölçüde. Çünkü siz hesabı kitabı da daha önce yüksekken, petrol dışı cari açık, petrol dâhil cari açık diye yapıyordunuz. Şimdi onu da yapacak hâli kalmadı işin.

Kamu maliyesi disiplini kayboluyor. Faiz dışı fazla diyordunuz, en güvendiğiniz, en övündüğünüz alandı, bu negatife döndü, faiz dışı açığa başladı uzun yıllar sonra. Kurdaki hareketlilik, uluslararası ekonomik gelişmeler enflasyonu yukarı çekecek, bu gözüküyor. “Enflasyon burada kalacak.” diyorsunuz ama herkes buna inanmıyor. “Bu bütçe, gerçekten, bu iki açığı düzeltecek, büyümeyi sağlayacak.” diyordunuz. Şimdi bütçede açık var, cari açık yükseliyor, büyüme de aşağı doğru geliyor. Adım gibi eminim, söylediğine Hükûmetteki bakanlar da inanmıyor. Çünkü onlarla da görüşüyoruz biz, burada da görüşüyoruz, dışarıda da görüşüyoruz, nereye geleceğini biliyor.

Şimdi, tasarrufların yurt içi hasılası dünyada yüzde 25, gelişmişlerde 21,30, gelişmekte olanın diğerinde 31, bizde 13,5’tu. Biraz önce söyledim, Allah razı olsun, evvelki gün TÜİK bu işi halletti, yüzde 25’e çıktı. Aslında, TÜİK’e bir yetki daha vermek lazım, dövize onlar karar vermeli. Çünkü, onlar geriye doğru düzeltiyorlar nasıl olursa ama o imkânları olmuyor baktığınız zaman.

İmalat sanayisi tükenmiş durumda, gerçekten sıkıntılı bir hâli var. Yabancı sermaye girişi 50 milyar dolardan 20 milyar dolara gerilemiş. İşsizlik hedefiniz, geldiğinizden beri biçaresiniz o konuda, hep yüzde 10’ların üzerinde. Tek “digit”e düştüğü nadiren olsa bile, çift “digit”e çok yakın oldu, şimdi 11,5’a geldi. Kaldı ki, bir de orta vadeli programda hiç öngörmüyorsunuz, bu konuda bir düzelme, iyileşme öngörmüyorsunuz. Sokakta 6 milyon işsiz geziyor, OVP’ye göre ben bununla uğraşmayacağım diyorsunuz; bu oran zaten onu gösteriyor. Turizm baş aşağı gitmiş durumda. Zaten Maliye Bakanı burada olsa ona -bir siyasi latife olsun- diyecektim: Siz gelirleri torbayla topluyorsunuz. Hakikaten torba yasa geliyor, anlaşıyorsunuz, öyle topluyor.

Şimdi, yakında her yere birer mültezim atarsınız siz. Kadroları verirsiniz, AKP il başkanlarını da başına atarsınız mültezim, onlar da toplar. Bu iş öyle geliyor, yoksa Vergi Kanunu diye bir şey niye koyuyoruz biz oraya? Torbadan şu kadar alırız, şu kadar veririz, bitiyor.

Adama diyorsun ki: “Sen gel, şu beyanda bulunan matrahını bu kadar artır, geçmiş yıllara ait ben seni incelemeyeceğim.” Böyle bir pazarlık olur mu Sayın Bakan? Hakikaten sıkıntılı vatandaş. Gidiyorsun, gırtlağına çöküyorsun “İlla bana şu kadar fazla ver.” Bunun anlaşılır bir tarafı yok.

Bakınız, üretim daralıyor. İmalat sanayisinin hem yatırımı hem üretimi sıkıntılı. Şimdi, evvelki gün “Talimatla faiz, seferberlikle kur indiriyorsunuz.” diye söyledik. Devlet bankalarının faizlerine narh koydunuz, bunları işte, ne yaptınız, yarışmayın birbirinizle diye. Dolarizasyonu Cumhurbaşkanı gittikten sonra idare edemediniz, herkes dolar hesabı açtırmaya başladı, hakikaten önemli bir kısmı da oraya gitti. Bir de işin garibi kayyumlar var, hani bu atanıyor ya. Kayyumlar bu şirketlerin dolar hesaplarını bozduralım mı, TL'ye çevirelim mi çevirmeyelim mi diye birbirine girdiler, yumruk yumruğa karakolluk oldular, bilmiyorum duydunuz mu? Bir de bu iş çıktı şimdi.

Polis araçları para yok diye köprüden geçemez oldu, onlar da dolarla, yüksek ya, bu da çıktı ortaya, böyle bir sıkıntı var. Allah hayırlısını versin diyoruz.

Zaten süre de bitiyor. İnşallah bütçe hayırlı olur, iyi bir şekilde yürürlüğü devam eder, memlekete de faydalı olur diye düşünüyoruz; hayırlı olmasını diliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın.

Buyurun Sayın Adıyaman (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi hakkında Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben, dün Sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği ya da ilan ettiği millî seferberlikle ilgili birkaç hususa öncelikle değinmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı dün muhtarlarla yaptığı toplantıda ülke genelinde millî seferberlik ilan ettiğini ifade etti ve bu millî seferberliği ilan ederken de birçok örgütü saydıktan sonra, devamında “tüm diğerleriyle” diye isim zikretmeden, belirsiz birçok, belki siyasi alanı, grubu kastederek adı, söylemi, yöntemi ne olursa olsun hepsine karşı bir millî seferberlik ilan ettiğini ifade etti.

Tabii, millî seferberlik, daha doğrusu seferberlik ve savaş ilanının hangi koşullarda, hangi yasal, anayasal veya hukuksal dayanağa dayandığı kanunda açık. Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’nın 104’üncü maddesine dayanarak bu ilanı ifade ettiğini söylüyor ama Anayasa’nın 104’üncü maddesinde Sayın Cumhurbaşkanına seferberlik ilan etme yetkisini veren bir hüküm yoktur. Dolayısıyla, hukuken seferberlik ve savaş ilanı kararı hakkında özel bir kanun söz konusu. Dolayısıyla, bu kararı 2941 sayılı Kanun’a göre Cumhurbaşkanı değil, Bakanlar Kurulu alır; Resmî Gazete’de ilan edildiği gün de Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı gerekiyor. Hadi bu uygulanmadı, biz alışkınız; Sayın Cumhurbaşkanı bütün uygulamaları fiilen gerçekleştiriyor. İşte, Anayasa’daki yetkilerini aşarak başkanlık sistemine uygun faaliyetler yürütüyor, fiilen diyoruz. Benzer pekçok, fiilen gerçekleştirdiği faaliyeti var. Bunu da fiilen diye kabul edelim ama daha da vahimi şu: Cumhurbaşkanının başdanışmanı bir açıklama gereği duyuyor bu seferberlik ilanına ilişkin ve Sayın Cumhurbaşkanının seferberlik ilanına ilişkin bu ilanını yorumlarken şunu ifade ediyor: “Bu çağrı hukuki değil, millî bir davranıştır.”

Şimdi, biz bu millî davranıştan ne anlayacağız ve millî davranışın çerçevesini neye göre ölçeceğiz? Mesela, Halkların Demokratik Partisinin bütün il, ilçelerine yönelik bu son, kaç gündür veya 7 Haziran öncesi, 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arası 400’e yakın il, ilçe teşkilatlarımıza yönelik saldırılar bu millî davranış içinde midir? Ya da mesela, Üsküdar Belediyesinin hilafeti ifade eden, daha doğrusu hilafeti açıkça çağıran anonsları millî bir davranış mıdır? Veya hemen yine AKP’li ya da yandaş olan bir üniversite öğretim görevlisinin Alevilere ve Caferi Şiilere yönelik katliam çağrısını, biz, millî bir seferberlik davranışı olarak mı kabul edeceğiz? Bunun ölçütünü kim koyacak? Ya da daha vahimi, AKP seçmeni ve AKP yandaşı dışındaki tüm halk kesimlerinin AKP karşıtı bir söz ifade etmesi, bir eleştiri getirmesi, bir gösteri, yürüyüş ifade etmesi sonucu millî davranış çerçevesinde saldırıya uğramaları, linç edilmeleri mümkün olacak mıdır? Bunlar tabii tamamen Hükûmetin takdirine, Sayın Cumhurbaşkanının takdirine bırakılmıştır.

Mesela, sosyalist görüşlü birisinin Cumhurbaşkanını eleştirmesi, çok kolay; AKP polisi tarafından tutulan bir tutanakla DHKP-C veya herhangi bir illegal sol örgüt üyesi olarak savcıların önüne getirilebiliyor ama halifeliği istemek, halife seçimi istemek, hilafeti istemek, örneğin DAİŞ’in ya da IŞİD’in üyesi olarak değerlendirilmeyecektir. Peki, bu millî davranışı biz nasıl belirleyeceğiz? Ya da Alevilere ve Caferilere yönelik katliam çağrısı yapan bir öğretim görevlisini –ki bana göre sözde öğretim görevlisi- bunu destekleyen yandaş ve açıkça AKP taraftarı olan, AKP’yi köşe yazılarında savunan bir köşe yazarının bu söyleme sahip çıkmasını hangi millî davranış içerisine koyacağız?

Değerli arkadaşlar, soyut kavramlar üzerinden, belirsiz kavramlar üzerinden, toplumu mezhep üzerinden ya da etnik köken üzerinden ya da kendi partisi görüşü çerçevesindeki ideolojik yapıların dışındaki herkesi millî davranış dışında görmek demek, bu ülkeyi bir iç savaşa, iç çatışmaya götürmek demektir. Yarın, AKP dışındaki herhangi bir partinin seçmenine, yöneticisine, milletvekilline toplu hâlde bir saldırı durumunda “Bu benim millî davranışımdır.” diye kendisini savunacak saldırganlara karşı ne söyleyeceğiz?

Şimdi, değerli arkadaşlar, bütün bu kapsamlar içerisinde bir hususu ifade etmeden geçmek istemiyorum. Özellikle, evet, bugün Halep’te yaşanan vahşetle ilgili olarak pek çok milletvekili arkadaşımız yaşanan dramı, yaşanan vahşeti ifade etti. Bu çok doğrudur. Ben de Suriye’de sadece Müslümanlara değil -özellikle altı çizilerek “Müslümanlar” deniliyor- Suriye’de iç savaş boyunca vahşete uğramış, katliama uğramış -kim olursa olsun, hangi inançtan, hangi etnik kökenden olursa olsun- sivil, çocuk, savaş dışı unsurlara yönelik tüm saldırıları şiddetle kınıyorum ama unutmamak gerekir ki şu anda bu dramı yaşatan Beşar Esad iktidarının temel savunma argümanı şudur: “Halep’te mahsur kalan tüm kesimler teröristtir, hepsi silahlı gruptur ve katledilmeleri gerekiyor.” Bu sözleri biz bir yerlerden hatırlıyoruz değerli arkadaşlar. Bu, şunu gösterir: Tüm antidemokratik yönetimler, tüm diktatöryal sistemler ya da demokrasiyi hiçe sayan tüm iktidarların ortak söylemidir. Siviller katledilirken bu ülkede de, biz bu kürsüden defalarca bağırırken “Siviller var Cizre’de, Şırnak’ta.” dediğimiz zaman ne yazık ki aynı söylemle karşı karşıyaydık: “Orada mahsur kalanların hepsi teröristtir.” Hatta hatırlıyorum, ben buradan bir çocuğun resmini gösterdiğimde AKP sıralarından bir vekil arkadaşımız “Orada ne arıyor?” diye tepki göstermişti. Oysa o çocuk kendi evinde mahsur kalmıştı ve Cizre çatışmalarında maalesef o çocuk öldürüldü.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröristin onun evinde ne işi var?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu söylemler yetmiyor. Bakın, sadece bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Cizre olaylarından dolayı 34 başvuru hakkında Türkiye’den savunma istedi. Savunma istediği bu hususları kısaca söyleyeyim. Bir: Hukuka aykırı öldürme vakaları. Bakın, imza attığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin mahkemesi olan ve yetkisini kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yaşam hakkının hukuka aykırı bir şekilde yok edilmesi, açıkça ifade etmiştir, hukuka aykırı öldürme. Yine, ikinci bir savunma nedir? Bakın, yaşam hakkının korunması konusunda gerekli önlemlerin alınmaması. Ama üçüncü, belki istediği savunma konusu: Başvurucuların uzun süre boyunca evlerinde mahsur kalmaları yani Hükûmetin dört ay boyunca sokağa çıkma yasağı ilan ettiği ve rehin aldığı insanların hakkını… Ve dördüncü bir husus: Kötü muamele yani işkence, yani zulüm.

Değerli arkadaşlar, samimi olmamız lazım, bizim kendi ülkemizde sorunları çözmeden Suriye’de ne işimiz vardı? IŞİD ve FETÖ terörü AKP iktidarı döneminde doğan iki terör örgütüdür; biri AKP’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) - …bağrından çıkmıştır, diğeri de AKP’nin desteklediği ve başımıza bela ettiği terör örgütüdür.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – PKK nereden çıktı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İfadeler ortada; bu, açık bir sataşmadır grubumuza.

BAŞKAN – Ne dedi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Terör örgütlerinin bizim bağrımızdan çıktığını iddia etmektedir.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Başka yerden çıkmıştır belki.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kaldı ki, “AKP üyesi bir polisin, tutanakla DHKP-C üyesi yaptığını, yapmadığını…” gibi ifadeler ortaya koymuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, burada, Sayın Cumhurbaşkanımızın terör örgütlerine yönelik ülkede millî birliği ve beraberliği vurgulayan bir açıklaması olmuştur. Bundan rahatsız olması gerekenler terör örgütleridir, terör örgütleri dışında bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor çünkü bu açıklama milletin tamamının terör örgütlerine ve teröristlere karşı bir millî duruş, bir millî irade ortaya koyması gerektiğini ifade etmektedir. Bunun, bir kere altını özellikle çizmemiz gerekiyor.

Bakın değerli milletvekilleri, etnik merkezli siyaset, mezhep merkezli siyaset AK PARTİ döneminde kesinlikle ve kesinlikle bizim kabul etmediğimiz ve hiçbir zaman parti ilkelerimizle buluşmayan bir yöntemdir. Öyle olmuş olsaydı eğer, biz, Türkiye’nin illerinin tamamından oy alıp tamamına yakınından milletvekili ve temsilci bu Parlamentoya getiremezdik.

Bir diğeri değerli milletvekilleri, bugün defalarca bunu tekrar ettim, yine tekrar ediyorum, hafızayıbeşer nisyan ile maluldür: Halep’te katliamları yapan bir cani diktatör ile Türkiye’nin kendi sınırları içerisinde egemenlik alanı kurmaya çalışan bir terör örgütüne karşı yapmış olduğu operasyonları birbirine benzetmek büyük bir talihsizliktir; bu, kabul edilebilir bir şey değildir. Türkiye’nin içerisinde yapılan, o terör örgütlerinin kendilerine kurmaya çalıştıkları egemenlik alanının temizlenmesi ve vatandaşların yaşam alanının tekrar onlara kazandırılması sürecidir. Peki, vatandaşları orada canlı kalkan olarak kullanan, vatandaşların evlerine giren, duvarları kırıp binalardan binaya geçen bu teröristlere neden burada tek laf edemiyorsunuz? O teröristler insanları canlı kalkan olarak güvenlik güçlerine karşı kullanmadı mı? Neden burada tavrınızı net bir şekilde, hem o dönemde hem şimdi koyamıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, burada bir suçlu aranacaksa, bu, orada vatandaşlarımızı canlı kalkan olarak kullanıp mahremlerine kadar giren, kendisine egemenlik alanı kurmaya çalışan PKK terör örgütü ve onun destekçileridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu kesinlikle unutmayalım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Muş.

Sayın Adıyaman…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili ifade etmediğim hususları bana atfen söylemiştir.

BAŞKAN – Ne söyledi mesela size?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Efendim, mesela ben DAEŞ, PKK, DHKP-C gibi örgütleri değil, cümlenin devamında olan diğerlerinin belirsiz olduğunu, dolayısıyla polisin…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Polis” kullanmadı ya, “polis” diye bir şey geçmedi ki. Sataşma yok burada Başkanım.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Tutanaklara bakın Başkanım, tutanaklara.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – …bu “diğerleri” cümlesinin somut, açık olmadığını, işte, onun üzerinden örnek vererek “Örneğin, HDP, CHP veya MHP’li seçmeni yarın herhangi bir örgüt üzerinden alabilir.” şeklinde ifade ettim. Oysa tam tersine, bunları savunuyormuşum gibi bir yorum yapmıştır.

BAŞKAN – Tamam, buyurun madem, terör örgütlerini hep birlikte kınayacaksak.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK’yı kına bakayım şimdi.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Kınamaz, kınayamaz.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – PKK’yı da kına.

BAŞKAN – Buyurun.

7.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, ben sayarken okuyun siz de. Örgüt isimleri sayıldıktan sonra “diğerleri ve hangi sıfatla olursa olsun…”

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hangi diğerleri? Hangi terör örgütleri? Örgütleri bir daha sayar mısınız.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – …cümlesiyle devam ediyor ve bunu tekrar altını çizerek söylüyorum, diyorum ki: Bu husus belirsiz. Yarın öbür gün, yine iddia ediyorum, AKP yandaşı olmayan herkesin şu veya bu şekilde bir örgütle özdeşleştirilerek tutuklanmasına, cezaevine atılmasına, susturulmasına… Nitekim gazeteciler, akademisyenler mutlaka bir yaftayla tutuklanıyor, bir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Cezaevlerine vatan hainleri girer, başka kimse girmez.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – İkincisi, az önce Cizre’ye ilişkin… Sayın Grup Başkan Vekili, şu anda, bakın, Esad da Halep’teki dramı, vahşeti örtbas etmek için ne diyor, biliyor musunuz? “Biz sivillere dokunmuyoruz. Orada sivilleri teröristler kalkan yapıyor.” Ben bu cümleyi bir yerlerden hatırlıyoruz diyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O teröristin ismini söyle, ismini.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bu bir gerçek. Onlarca, biz burada sivil insanların Cizre’de… Taybet anayı unuttuk mu, o çocukları unuttuk mu?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yasin Börü’yü unuttun mu, doktoru vurduğunuzu unuttun mu, ambulanslara açtığınız ateşleri unuttun mu?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Telefon görüşmelerinde, burada, bu Mecliste seslerini dinlettiğimiz sivil insanları unuttuk mu? Sivil insanların Cizre’de, Şırnak’ta öldürüldüğünü bu Hükûmet ve AK PARTİ Grubu inkâr etmekle yok edemez.

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – PKK’ya sor onu, PKK’ya!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bu bir realite, bir gerçek ve az önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi örneklerini verdim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK’yı bir söyle oradan, bak ciddiyim.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Yani, bu söylediğimiz… Elbette Esad’ın uygulamalarını vahşet olarak görüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, sadece Müslümanlara değil; insanlığa, sivil insanlara karşı yönelen her türlü saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Bu, dünyanın öbür ucunda, Afrika’da da olabilir, Kuzey Kutbu’nda olabilir ama biz Müslüman, Hristiyan, şu, bu ayrımı yapmıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – İnsana, sivillere yönelik her saldırı vahşettir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yasin Börü sivil değil miydi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu, terör örgütleri; PKK, FETÖ, DHKP-C, MLKP, aklımıza ne kadar terör örgütü geliyorsa, bunlara karşı bir duruştur, bunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İsim yine söyleyemedi, ne yazık ki söyleyemedi isim. PKK diyemiyor, hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Evet, bunların hepsi birer terör örgütüdür ve tüm terör örgütleri ile bütün yaptıkları terör eylemlerini bir kez daha lanetliyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Melike Basmacı.

Buyurun Sayın Basmacı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin 15’inci maddesi olan yürütme maddesinde söz almış bulunmaktayım.

2016 yılı yürütme görevini Hükûmet çok iyi yaptığı için 2017 bütçesine de “Hayır.” diyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü, 2017 bütçesi ekonomideki sorunları çözmek için ya da kötü gidişi durdurmak için hazırlanmamış; bu bütçe, devletin kamu ve özel sektöre olan borcunu kapatmak için ya da işsizliği bitirmek için ya da büyüme hedeflerini büyütmek için hazırlanmamış; o yüzden, tamamına ve tek tek her bakanlığa “Hayır.” diyeceğiz.

Ey AKP’li Tarım Bakanı, Çal’ın, Buldan’ın üzümü satılmazken üzüm ithal ettiğin için; Çivril’in, Acıpayam’ın, Honaz’ın elması, kavunu, kirazı satılmazken meyve ithal ettiğin için; Tavas’ın, Beyağaç’ın, Güney’in tütünü satılmazken tütün ithal ettiğin için; ülkemde 1,5 milyon ton pamuk işlenirken üretemeyip 38 ülkeden ithal ettiğin için...(CHP sıralarından alkışlar) ...yemi artırıp, sütü düşürüp, hayvancılığı zehir edip eti de “Angus” ettiğin için Tarım Bakanlığı bütçesini onaylamayacağız.

Ey AKP’li Millî Eğitim Bakanı, saraylar yaptıracak paralar bulup da yurt yaptıracak paralar bulamadığınız için... (CHP sıralarından alkışlar) ...çocukları yarış atı gibi YGS, KPSS, TEOG’da koşturttuğun için; çocukların aklını bilgiyle, ahlakla değil de hurafelerle doldurduğunuz için... (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) ...emekli ve çalışan öğretmenlerimize hak ettiği saygınlığı ve ücreti vermediğiniz için; yeni mezun öğretmenlerimizin atamalarını yapmadığınız için Millî Eğitim Bakanlığının bütçesini de onaylamayacağız.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – “Maaşları almıyoruz.” de!

MELİKE BASMACI (Devamla) – Ey AKP’li Adalet Bakanı, liyakatle değil mülakatla adam atayarak ülkenin hukuk sistemini çökerttiğiniz için; gece yarıları tecavüzcülere yasalar çıkartmaya çalıştığınız için... (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZCELİK (Burdur) – “Hastaneye gitmiyoruz.” de!

MELİKE BASMACI (Devamla) – ...”senden-benden” yaratıp akılla, vicdanla değil de taraflı gözle mağdurlar yarattığınız için; “Adalet mülkün temelidir.” felsefesini “Mülk adalete güvenmez.” hâline getirdiğiniz için sizin bütçenizi de onaylamayacağız.

BAYRAM ÖZCELİK (Burdur) – “Bölünmüş yollardan geçmiyoruz.” de!

MELİKE BASMACI (Devamla) – Ey AKP’li Ekonomi Bakanı, saç kesmek ve dikiş dikmek dışında her şeyi yaparak ve satarak esnafın elinden işini alan market ve AVM’leri destekleyip sayılarını arttırdığınız için...

BAYRAM ÖZCELİK (Burdur) – “Hızlı trene binmiyoruz.” de!

MELİKE BASMACI (Devamla) – ...antidamping yasalarına karşı dik duramadığınız için; hesap yöntemlerini değiştirerek bir gecede enflasyonu düşürüp kişi başına düşen geliri arttırdığınız için; “Pazardan patatesi dolarla mı alıyorsun?” deyip aklımızla oynadığınız için sizin bütçenizi de onaylamıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Pazardan alışveriş yaptınız mı?

MELİKE BASMACI (Devamla) - Ey AKP’li Dışişleri Bakanı, neredeyse dünyanın tüm ülkeleriyle kavgalı hâle getirdiğiniz için; yanlış Suriye, Kıbrıs, adalar politikaları ürettiğiniz için; bilmediğimiz diyarlara, kişilerine göre askerler gönderdiğiniz için Dışişleri Bakanlığı bütçesini de onaylamıyoruz.

Ey AKP’li Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, kadınlar sokakta dayak yemeden özgürce yürüyemediği için; kız çocuklarının üçte 1’i eğitimine devam edemediği için; kadın şiddeti on dört yılda yüzde 1.400, fuhuş da yüzde 790 arttığı için senin de bütçeni onaylamıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Ey AKP’li Sağlık Bakanı, “Sağlık parasız.” derken hastaneler paralı olduğu için; hastalar ilaçlarını parayla bile alamadıkları için; musluktan damlayan su hızıyla hasta baktığınız için…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İlaç paraları çok düştü, orada yanlışın var. İlaç paraları çok düştü, eczacılar sıkıntıda şimdi.

MELİKE BASMACI (Devamla) - …hastanede çalışan paramedik, radyolog, hemşire, doktorlar özlük haklarını ve görevlerini alamadığı için sizin de bütçenizi onaylamıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Her hafta düşüyor ilaç paraları.

MELİKE BASMACI (Devamla) - Ey AKP’li Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, emeklilere intibak sözü verip yapmadığınız için; yaştan emekli olacakları…

HALİL ETYEMEZ (Konya) – Yaptık, yaptık.

MELİKE BASMACI (Devamla) - …duymadığınız için; promosyon ödemelerini deyip -Ne yaptığınız için?- açlık sınırı asgari ücretin üstüne geçtiği hâlde hâlâ pazarlık yapmaya çalıştığınız için sizin de bakanlığınızı onaylamayacağız.

ABDULAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Refah seviyesine bakın bir insanların.

MELİKE BASMACI (Devamla) - Ey AKP’li Orman Bakanlığı ve Bilim, Teknoloji Bakanlığı, sizin de bütçelerinizi onaylamayacağız ama farklı bir nedenden.

ABDULAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Biz onaylarız, onaylarız, rahat olun.

MELİKE BASMACI (Devamla) - Çünkü, ülkemde ormanlar betonarme binalara, nehirler HES yuvalarına, çaylar kanalizasyona dönüştü. Bölgemde 2 bölge var, Büyük Menderes ve Dalaman artık yok olmakta. Yani, sizin aslında bütçeye de ihtiyacınız yok ki, her şey olmuş. Tıpkı Bilim ve Teknoloji Bakanlığı gibi ülkemizde ne bilim ne bilim adamı ne de teknoloji var. O yüzden, bence sizin de bütçeye ihtiyacınız yok.

Ey AKP’li vekiller, aslında biz bütçenin hepsine “Hayır.” diyeceğiz. Bu bütçeden kim kazanıyor biliyor musunuz? İhtişamlı padişahın biri uyguladığı politikaları ve etkilerini ölçebilmek için zaman zaman kıyafet değiştirip halkın arasına girermiş. O günlerden bir gün padişah kıyafetini değiştirmiş ve bir kahvehaneye gitmiş.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Bir varmış, bir yokmuş…

MELİKE BASMACI (Devamla) – Kahvehanede herkesin yüzü asıkken keyifle gülen bir adam görür önünde bal börek ve bir fincan kahveyle. Sorar: “Çok iyi kazanıyor olmalısın.” Adam der ki: “Padişahım sağ olsun, 2 bin lira kazanıyorum.” Padişah sorar: “Peki, büyük padişahınız halkın vergilerini biraz daha artırsa, halkın çalışma şartlarını ağırlaştırsa ne kadar kazanırsın?” Adam der ki: “5 bin.”

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sen onu CHP Grubunda anlat.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Padişah şaşırır, “Biraz daha halkın kemerlerini sıksak.” O zaman der: “10 bin.” Padişah hiddetlenir, kendisiyle dalga geçildiğini zanneder “Bre adam, sen ne iş yapıyorsun?” Adam der ki: “Ben tabutçuyum.”

İşte arkadaşlar, bu bütçe ancak tabutçuya, mezar taşçıya ve padişaha yarar. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tayyip Erdoğan, kırk yıldır halkın arasında, halkın arasından geldi.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Çünkü bu bütçede işçi yok, çünkü bu bütçede çiftçi yok, çünkü bu bütçede memur yok, esnaf yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir zaman halkın arasından gitmedi Tayyip Erdoğan. Yanlışın var, bilmiyorsan öğren.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Çünkü, bu bütçede baktığınızda teşvik yok, vergi çok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen, halkın arasına ara sıra katıl.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Sevgili vekiller, Sayın Başkan; şu saatten itibaren söyleyeceklerimi bir vekil olarak değil de bir annenin barış çağrısı veya duası olarak dinleyin lütfen.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – CHP’den istifa mı ediyorsun yoksa?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Anne olarak saygımız var.

MELİKE BASMACI (Devamla) – Bir kez olsun dinlemenizi rica ediyorum. Bizler bu ülkeden sorumlu insanlarız, 550 milletvekilimiz de, Türk insanının, bu ülkede nefes alan her çocuğun vebalini taşıyoruz. Ve bir annenin duasıdır bu. Hadi hep birlikte parti rozetlerimizi çıkartalım, hadi hep birlikte etiketlerimizi bir yana bırakalım, hatta kimliklerimizi, etniklerimizi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bırakalım her şeyi, bütçeyi, ekonomiyi, başkanlığı, hadi terörü konuşalım ve öyle çözümler bulalım ki biz buradan çıktığımızda hiçbir anne, çocuğu eve geç kaldığında, arkasına bakıp da “Niye geç kaldı?” diye kaygılanmasın ve dostlarım, bu ülkenin kurucu değeri Mustafa Kemal Atatürk’ümün sözüyle bitirmek istiyorum. Diyor ki Mustafa Kemal Atatürk: “Birlik ve beraberlik, ölümden gayrı her şeyi yener.”

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Basmacı.

Şahısları adına ilk söz Adıyaman Milletvekili İbrahim Halil Fırat’a aittir.

Buyurun Sayın Fırat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “Tüm bakanlıkların hepsini onaylıyorum.” diyeceksin herhâlde. “Ey CHP” diyerek başla!

İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Onaylıyorum zaten.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2017 yılı bütçemiz, kazanımları koruyup büyümeyi hedef alarak on dört yılda olduğu gibi vatandaşlarımızın refahını artıran, ihtiyaç duydukları hizmetleri karşılayan, kamu hizmetlerine kaynak ayıran bir bütçedir. AK PARTİ olarak hep şeffaf olduk, ilk günden bu yana da hesap verilebilirliğe büyük önem verdik. On dört yıl boyunca icraata ve değer üretmeye devam ettik. Bugün, dünyanın 18’inci, Avrupa’nın 7’nci büyük ekonomisine sahip bir ülkeyiz.

AK PARTİ, gücünü hep milletten aldı. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla hareket ederek güçlü, saygın ve söz sahibi ülke olduk. Bütün olumsuzluklara ve engellemelere rağmen Türkiye olarak son on dört yılda birçok alanda AK PARTİ iktidarlarıyla önemli başarılara imza attık. Hep birlikte yeni Türkiye’nin inşası için var gücümüzle çalışıp yepyeni başarılara imza atacağız inşallah.

Sayın milletvekilleri, gelişen ve kalkınan bir Türkiye’ye engel olmaya çalışan güçlerin olduğunu görüyoruz. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunların farkındayız. Bugün içeride ve dışarıdaki fitne ve nifak odaklarının oyunlarına gelmemeliyiz. Milletimiz zulme ve zalime karşı hep dik durdu. 15 Temmuz gecesi iktidar, muhalefet bütün milletvekilleri olarak hepimiz bu çatının altındaydık. Bütün milletin iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin bombalanmasıyla tüm milletimizin iradesi, birliği ve kardeşliği hedef alındı. FETÖ terör örgütü mensubu teröristlerin bu hain darbe girişimlerine bu vatanın asil ve şerefli evlatları hep birlikte “Dur.” dedi. Ülkemizi kaosa sürüklemek isteyenlerin tuzağına düşmeyeceğiz. PKK, DEAŞ, PYD, YPG, DHKP-C ve FETÖ terör örgütlerinin ipleri hepsi aynı odağın elindedir. Tüm bu örgütler Türkiye’nin büyümesine ve ilerlemesine karşı harekete geçirilmiş şer ve terör şebekeleridir. Fitnenin değirmenine su taşıyanlar hakikate değil nefislerine hizmet ederler. Üç beş soytarıyı ciddiye alıp geleceğimizden ümidimizi kesmek yerine ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu görüp daha çok çalışacağız.

15 Temmuz darbe girişiminde kayaya toslayan kanlı örgütler Türkiye’de yaşayan insanları birbirine düşürmek, halkı kin ve nefrete sürüklemek peşindeler. Başaramayacaklar. Bakın, tüm ülkemizi derinden yaralayan 10 Aralık gecesi Beşiktaş’ta kalleşçe, vahşice ve alçakça gerçekleşen hain terör saldırısında 44 canımız şehit oldu, 150 civarında kişi yaralandı. Bu milletin onurunu korumak için şehit olan vatandaşlarımıza ve güvenlik görevlilerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

Dış güçlerin taşeronları olan hain terör örgütleri son zamanlarda ağır hasarlar aldı. Türkiye’nin süper güç olma yolunda ilerlemesine daha fazla tahammül edemiyorlar, böyle kalleş ve hain saldırılar yaparak boyun eğeceğimizi sanıyorlar. Evet, başaramayacaklar. Unuttukları bir şey vardır, bu millet birbirine kenetlidir, etle tırnak gibidir, birdir, beraberdir. Bu millet her zaman yapılan tüm kalleşliklere ve alçaklıklara misliyle karşılık vermiştir. Ülkemizin birliğine, kardeşliğine ve demokrasimize karşı olanların karşısına dikileceğiz, bunların ne bayrak ne devlet ne vatan gibi bir dertleri yoktur. Ama gerekirse hepimiz ayakta ölürüz, diz çökmeyiz. Hiçbir hain çete ve oluşum bizi kutlu yolumuzdan bu aziz millete hizmet etmekten alıkoyamayacaktır. Hiç kimse bizi 2023 ve ötesine geçen ufkumuzdan koparamayacak, birlik ve kardeşlik içinde, güçlü Türkiye idealinde bu milleti ve devleti geri koyamayacaktır.

Bugün hem bölgemiz ve ülkemiz üzerinde derin ve sinsi, alçakça oyunlar oynanıyor ve ülkemizin geleceği karartılarak nifak tohumları ekilmeye çalışılıyor.

Uzun zamandır Halep kentinde yaşanan insanlık dramı artık dayanılmaz boyutlara ulaşmış, yaşam şartları iyice zorlaşmıştır. Enkaz yığını hâline getirilen Halep’te insanlık dramı yaşanıyor. Evet, yanı başımızda katliam gerçekleşiyor. Tüm zulüm ve haksızlıklara karşı mazlumun yanında yer alan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ateşkesin sağlanması için yoğun çabalar harcamaktadır. Neredesin Birleşmiş Milletler? Neredesin sözde insan hakları savunucuları? Halep’teki bu insanlık dramına “Ey Allah’ım dünya bizi unuttu, sen bize katında yer ver.” diyen Halep’in bu çığlığına sessiz kalın bakalım, ama bütün hesapların üzerinde de aziz ve hakim olan Cenab-ı Allah’ın da bir hesabı vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halep’teki katliamın bir an önce durması ve bu acının dinmesi temennisiyle, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Fırat.

Şimdi şahısları adına ikinci ve son konuşmacı İzmir Milletvekili Özcan Purçu.

Buyurun Sayın Purçu. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili kardeşlerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul Beşiktaş’ta şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum, bütün terör örgütlerini de buradan kınıyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bizim ülkemiz bu ölümleri hak etmiyor arkadaşlar, bizim ülkemiz bugünleri hak etmiyor, bizim vatandaşlarımız bugünleri hak etmiyor.

Ama Hükûmete de kızıyorum. Neden kızıyorum: Niye önleyemiyorsunuz arkadaşlar, neden önleyemiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Nasıl oturuyoruz biz burada ya? Her gün insanlar ölüyor bu ülkede ya, her gün şehitlerimiz oluyor. Onların çocukları var, anaları, babaları yüreklerine taş bağlıyor. Ömürleri boyunca onların akıllarından çıkmayacak o evlat acısı. Onun için Hükûmete acilen, acilen hem de: Ne yapacaksanız yapın bunların önlemini alın arkadaşlar. Bunun çaresi sizde, bu ülkeyi sizler yönetiyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hükûmete destek olacaksınız.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bizden bir katkı bekliyorsanız da Cumhuriyet Halk Partisi olarak arkanızdayız her zaman. (CHP sıralarından alkışlar) Terörle mücadele konusunda yirmi dört saat emrinizdeyiz, eve bile gitmeyeceğiz ama siz de görevinizi yapın. Bu konuda sizleri göreve davet ediyorum.

Arkadaşlar, bütçeyi konuşuyoruz. İşsizlik, yüzde 11, kayıtlı işsizlik, kayıtsız işsizliği hesap edersen yüzde 20’lere varıyor belki ama bunu maalesef hiç önemsemiyoruz. Şu an 100 kişiden 20 kişi eve bugün ekmek götürmedi arkadaşlar, 80 milyonu hesap edin bakalım. Bunun önlemini Hükûmetin acilen alması lazım. Neden almıyor?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesi 24,3 milyar lira; bunun 20,5 milyarı sosyal yardımlara. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı -bak, “Sosyal Politikalar Bakanlığı”- sosyal yardımlar bakanlığı değildir. Sosyal yardımı ne kadar çok veriyorsanız o kadar başarısızsınız demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Bütün dünya bunu böyle uygular. Bu başarı olayı değildir arkadaşlar, yoksulluk artmış demektir. Eğer bütçesi artıyorsa yoksulluk artmış demektir. Bununla övünmeyin sakın. Sosyal politika geliştirmeniz lazım, yoksulluğu önleyici sosyal politikaları artırmanız lazım. Sosyal politikaları artırmazsanız bu böyle gider, ülke böyle kangrene dönüşür.

Ekonomi durmuş durumda arkadaşlar, üretim yapacaksınız, üretime döndüreceksiniz kendinizi. Üretim yok. Yol yapabilirsiniz, o devletin zaten görevi, köprü de yapabilirsiniz; bununla övünmeyin. Fabrika açacaksınız vatandaşı üretime yönlendireceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Tarımı, turizmi geliştireceksiniz, hayvancılığı geliştireceksiniz arkadaşlar. Bu konuda da katkı bekliyorsanız Cumhuriyet Halk Partisi burada, yirmi dört saat arkanızdayız bu konuda ama yok, görmüyoruz. Her gün fakirleşiyoruz arkadaşlar, fakirleştikçe de dolar artar, euro artar, dünya ekonomik düzeni bizim üzerimize basar.

Strateji Belgesi, Roman Strateji Belgesi, az kaldı… Arkadaşlar, bakın, Sayın Bakanım orada, dün dedi ki: “Roman stratejisiyle ilgili çalışma yapıyoruz.” Hiçbir çalışma yapmıyorsunuz Sayın Bakanım, bütçe bile ayırmadınız, çocuk ölü doğdu. “Strateji Eylem Planı” diyorsunuz, eylem planı ne demek ya? Harekete geçeceğim, sahada çalışacağım. Hani para nerede? Hani para nerede? Bakanlık para ayırmadı ya! Çocuk ölü doğdu, bizi kandırmayın. Romanları kandırmayın artık, yeter. (CHP sıralarından alkışlar) Yeter yani. Arkadaşlar, ciddi olun, bizi böyle kandırmaca olaylarıyla şey yapmayın.

Bak, 3,5 milyon Roman var, resmî rakam bunlar. Bakın, bütün Romanlar bekliyor. Yüzde 90’a yakın işsizlik var, eğitim sıkıntısı had safhada. Sayın Bakan da burada. Sayın Bakanım, SİROMA Projesi; 8,5 milyon euro Avrupa Birliğinden para geldi Romanlara. Millî Eğitim Bakanlığı bu SİROMA Projesi’ni takip etmiyor. Proje geçen sene kasım ayında başladı, hâlen hiçbir şey yok arkadaşlar. Bir yıl geçti, 5 milyon euro para harcandı, harcanacak, Romanların mahallesine dahi girilmedi. Para gidiyor Sayın Bakan ama Millî Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hiçbir şey yapmadı.

Haziran ayında eylem vardı, yaptı mı, strateji belgesine göre? Saha çalışması vardı, aralık ayında saha çalışması vardı; Bakanlık çıksın söylesin bakalım, yaptı mı yapmadı mı saha çalışmasını? Yapmadı, yok, ben takip ediyorum, yok, yok, yok.

SİROMA Projesi kasım ayında, geçen sene başladı, bir yıl oldu, hiçbir şey yok. Roman mahallelerine gelen giden yok. Romanların 5 milyon euro uçtu, gitti. Fakirin, garibanın, çoluğun çocuğun hakkı var orada.

Sayın Bakanım… Millî Eğitim Bakanına soruyorum, Millî Eğitim Bakanlığı da projenin içerisinde ama takip etmediklerini anladık; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aynı; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı aynı şekilde. İki projeyle ilgili de hiçbir şey yok, bilmiyorlar.

Strateji Belgesi… Sayın Bakan dedi ki: “Bütçe var.” Bütçe yok. Avrupa Birliğinden gelen bütçeyi Strateji Belgesi’nde varmış gibi göstermeyin arkadaşlar, lütfen.

Romanların işsizlik, eğitim, barınma sıkıntısı had safhada. Bu konuyla ilgili acil önlem alın. Yeter ya, vallahi, biz de bu ülkenin vatandaşıyız, yeter artık, yeter yani! (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Ben burada dimdik ayaktayım, herkese yardımcı olurum, herkese. Bakanlık çağırsın, gelirim; Romanlarla ilgili çalışma yapılacaksa yaparız.

Bakın, barınma sıkıntımız had safhada, işsizlik sıkıntımız had safhada ama hiçbir şekilde, Eylem Planı’nda yazmasına rağmen, yapmıyorsunuz. Sayın Bakan da orada bilmeden konuştu. Bunları lütfen takip edin. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı acilen önlem alsın. Millî Eğitim Bakanlığı çalışmasını devam ettirsin, yapsın.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Purçu.

Sizi buraya alalım bu güzel konuşmadan sonra, Sayın Köprülü sizi bekliyor.

Tebrik ediyoruz. Hep birlikte takipçisi olalım inşallah.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) - Sayın Başkan, tebrik edecektik arkadaşımızı.

BAŞKAN - Özcan Bey’i buraya aldık. Bakın, güzel bir konuşma yaptı; ona göre arkadaşlar, konuşmanıza göre.

Sayın milletvekilleri, böylece konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Köprülü, siz tekrar sisteme girin. Sayın Aydın’a söz vereyim, size döneceğim.

Sayın Aydın, buyurun.

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Maliye Bakanına ancak burada değil.

Geçen hafta Sayın Başbakan bu desteklerle ilgili bir paket açıkladı; burada, 50 bin lira, on iki ay ödemesiz, faizsiz, KOSGEB üzerinden kredi verileceğini söyledi. Şu anda 750 milyon gibi kaynak ayrıldığı ama 780 bin KOSGEB’e kayıtlı üyenin hangi kriterlerle ve kimlere verileceğini… Bunu o 50 bine böldüğümüzde yüzde 2’si yapıyor. Bu yüzde 2’yi toplam üye içerisinden nasıl belirleyeceksiniz? Buradaki kriterler ne olacak? Çünkü şu anda bütün KOSGEB binalarının önü kuyruk olmuş, sistem de çalışmıyor, ancak gece dörtlerde, beşlerde girebiliyor vatandaşlar. Bu konunun aydınlatılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Köprülü…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, Sayın Maliye Bakanı burada değil ama bürokratlar burada. Herhâlde bürokratların verdiği bilgi çerçevesinde de Hükûmetimizin Sayın Millî Eğitim Bakanı cevaplandıracaktır diye tahmin ediyorum.

Sayın Bakanım, şimdi, Tekirdağ ilimiz devlete karşı yükümlülüğünü yerine getiriyor ve vergi ödemede Tekirdağ ili Türkiye'de 9’uncu sırada. Benim geçen dönem verdiğim bir önergeye, bir soru önergesine Bakanlığın verdiği cevapta 81 il içerisinde 9’uncu sırada vergi ödeyen Tekirdağ ili kamu yatırımları tahsisleri açısından 50’inci sırada devletten pay alıyor fakat kişi başına düşen kamu yatırımlarında ise 81 il içerisinde tam 75’inci sırada pay alıyor. Elbette ki aynı oranda olmasını bekleyemeyiz ama bir hakkaniyet vardır, bir adalet vardır. Devlete yükümlülüğünü 9’uncu sırada ödeyen bir ile Hükûmet de sorumluluğunu ve yükümlülüğünü 75’inci sırada kamu yatırımlarına pay vererek karşılamamalıdır. Bunun çözülmesi için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yeni kurulan devlet üniversitelerinde görev yapan akademik personel geliştirme ödeneğinden pay alırken idari personele böyle bir hak tanınmamıştır. Geliştirme ödeneğinden idari personelin de faydalanması konusunda Hükûmetin bir çalışması var mıdır? Akademik teşvik ödeneği bütçesinden bugüne kadar ne kadar ödeme yapılmıştır? Hangi üniversiteye hangi alanlarda ne kadar akademik teşvik ödemesi yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek… Yok.

Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Sayın Bakan, dün bir kitaptan bahsetmiştim; AKP’li belediyenin, Kütahya Belediyesinin dağıttığı fantezilerle dolu bir kitaptan, ahlaksız bir kitaptan. Bu konuda birçok AKP’li de benimle hemfikirdi. Bugün yeni bir kitaptan haberdar oldum; Pamukkale Belediyesinin -yine AKP’li- aynı mahiyette “Evlilik ve Mahremiyetleri” isimli, yine aynı fantezilerle dolu bir kitap ne yazık ki. Diyor ki: “Bale şeytan ocağı, tiyatro şeytan yuvası. Kadınlar spor sahalarına ve parklara gitmemeli. Sen kadını dövdükçe o seni daha çok sevecek, daha çok isteyecek. Çocuklar güneye doğru sıcak iklimlerde 10-12 yaşlarında evlendirilebilir.” gibi gibi bir sürü ahlaksız şeylerin yer aldığı, evli çiftlere, yeni evlenen çiftlere belediyenin dağıttığı bir kitap. Bunun da ötesinde bununla birlikte bir Kur’an-ı Kerim dağıtılıyor ama Diyanetin bastırdığı değil, Said Nursi Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Hayrat Neşriyatı’nın hazırladığı bir kitap, insanları tarikatlara yönlendiren. Millî Eğitim Bakanı olarak soruyorum: Ne yapacaksınız bu konuda Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Öz…

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Sayın Bakan, yıllarca çalıştıktan sonra emekli olan öğretmenlerin maaşlarında ciddi bir azalma meydana gelmektedir. Fiilen görev yapılan süre içerisinde yaptıkları mesai karşılığı olarak verilen ek ders ücretleri ve ödemeler emekli keseneklerine yansıtılmadığı ve emeklilikte ek ders ücreti alınmadığı için emekli olan bir öğretmenin aldığı maaş ile görev yapan bir öğretmenin aldığı maaş arasında çok büyük bir fark oluşmaktadır. Oluşan bu ücret farkı sebebiyle pek çok öğretmenimiz emekliliğe hak kazanmış olmasına rağmen ülkenin sosyoekonomik koşulları ve aile ekonomileri nedeniyle emekli olamamaktadırlar. Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullar da dikkate alınarak yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve emekliye ayrılacak öğretmenlerin de emeklilik sürecine teşvikini sağlamak ve yeni atanacak öğretmenlere alan açmak için öğretmenlerimizin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması konusunda bir çalışmanız olacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İçişleri Bakanına soruyorum: Üsküdar Belediyesinin aracı içinden hilafete çağrılar yapıldığını öğrenmiş bulunmaktayız. Laik cumhuriyetle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nin Üsküdar Belediye Başkanının yetkisinde olan bir belediye aracından yapılan bu hilafet çağrılarına karşı bir soruşturma başlattınız mı? Laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya ve rejimi değiştirmeye yönelik olarak yapılan bu eylemin gerçekleştirilmesine yardımcı olan, göz yuman, fırsat veren Üsküdar Belediye Başkanını görevden almayı düşünüyor musunuz? Bunu gerçekleştiren belediye personeli açığa alınacak mı? Bu tür eylem ve işlemlerin bir daha olmaması için tüm belediyelere bir genelge göndermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü Millî Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz Bey’e bırakıyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum.

Muhterem Başkanım, önce bir sayın milletvekilimizin vergi ödemede iller sıralamasında Tekirdağ 9’uncu sırada ancak kamu yatırımı almada 75’inci sırada, dolayısıyla, ödediği kadar alması uygun olur diye bir talebi var. Bu konuda biz 81 ilimize, birini diğerini ayırt etmeden, hangi ilimizin ne ihtiyacı varsa, önceliklerini dikkate alarak hizmeti götürmeye çalışıyoruz. Bizim iddiamız şu: Geçmişe kıyasla daha iyi hizmet veriyoruz ancak illerimizin daha iyi hizmet talep etme hakkının olduğunu da biliyoruz. İnşallah Türkiye'nin ekonomisi daha iyi oldukça, millî geliri arttıkça, tasarrufumuz arttıkça, üretimimiz arttıkça, ihracatımız arttıkça illerimizin bu yatırımlardan aldığı paylar da artacaktır.

Yine bir başka sayın vekilimizin sorusu: Kütahya Belediyesi ve Pamukkale Belediyesiyle, evlilik ve mahremiyetle ilgili bir kitapla ilgili ne düşünüyorsunuz diyor. Vallahi, çağa, bilime uymayan -her bir kitabı ne biz okuyabiliriz ne bakabiliriz- hiçbir kitaba itibar etmesin vatandaşım. Herkes dağıtır. Dağıtır ama vatandaşın da elinde bir terazi var. Herkes iyi söyler, kötü söyler ama biz…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Belediye dağıtıyor, belediye. Ne işlem yapacaksınız, ne düşünüyorsunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Güzel kardeşim, aynen böyle. Bak, diyoruz ki: Vatandaşın gözü terazidir. Kim neyi doğru yapıyor, yanlış yapıyor. Onların dediğine siz katılıyor musunuz? Katılmıyorsunuz. Vatandaş da katılmıyor.

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Burdur Millî Eğitim Müdürü ne olacak, Burdur Millî Eğitim Müdürü?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, vatandaş da katılmazsa bu kitabın bir değeri yok ama buna rağmen vatandaş katılıyorsa o zaman acaba bir düşünelim mi diye farklı bir düşünceye sahip olmamız lazım.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Ne işlem yapacaksınız Bakanım?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama biz çağa uygun olmayan, bilime uygun olmayan hiçbir görüşe itibar etmiyoruz.

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Ne işlem yapacaksınız Sayın Bakanım?

MUSTAFA AKAYDIN (Antalya) – Burdur Millî Eğitim Müdürü ne olacak Sayın Bakan?

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Ne işlem yapacaksınız? Soruma cevap vermediniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sordunuz cevap veriyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka, öğretmenin maaşlarının dediği gibi geçmişe kıyasla… Bakın, OECD’nin en son raporu da yayınlandı. OECD raporunda diyor ki: “Millî gelirine oranla öğretmen maaşı diğerlerinden daha iyi olan…” Yani millî geliri kadar bir pay alıyor deseydi, değil öyle. “Millî gelirine oranla öğretmen maaşları Türkiye'de çok daha iyidir." diyor. Geçmişe kıyasla öğretmenlerin özlük haklarını çok… OECD’nin raporu. Aleyhte olanlar olunca bizim önümüze getiriyorsunuz, OECD raporunda bizimle ilgili var.

“Öğretmenlerin ek ders ücretleri emekli maaşına yansımıyor?” Doğru, yansımıyor.

“3600 ek gösterge doğrultusunda bir talep var. Ne düşünüyorsunuz?” Türkiye’nin ekonomik gelişmesi ilerledikçe, Türkiye zenginleştikçe -öğretmenlerimiz Türkiye’nin geleceğinin mimarıdırlar- Türkiye’nin ekonomisi geliştikçe onların da daha iyi pay almaları doğrultusunda biz elimizden gelen katkıyı vereceğiz.

Şunu çok net olarak söyleyeyim: İnanın, Türkiye’de AK PARTİ döneminde laik anlayış da güçlendi. Eğer turizm 40 milyona çıkmışsa, turizm tesisleri artmışsa… Turizm, kültürler arasında geçişi, insanlar arasında, uluslararasında farklı kültürler arasında birbirini tanımayı da sağlar. AK PARTİ’den önce Türkiye’ye gelen turist sayısı 9 milyonken bir ara 40 milyona yaklaştık, düşmüş dahi olsa şimdi 20 milyonun üzerindeyiz.

Yine, üniversitedeki kadın öğretim üyelerinin oranı yüzde 29,5; Avrupa Birliğinde yüzde 15 civarında. Kadının istihdamına bakın -aynen bu kitapta da var, Naci Bey’in, biliyorsunuz, Meclis sunumunda- kadının istihdamı arttı. Dolayısıyla, kadının istihdamı artarsa, turizm artarsa, kadın öğretim üyelerinin istihdamı artarsa Türkiye’de laikliğin güçlendiği doğrultusunda vatandaşımızın bilgisi, kanaati vardır. Kimsenin inancına karışılmaz, kimsenin kıyafetine karışılmaz, kimsenin düşüncesine katılınmaz. Dolayısıyla da bu ülkede millet neye inanıyorsa inansın; devletin, hiçbir grubun inancını tanımlama, belirleme hakkı, yetkisi yoktur. Bu hak devlete ait değildir, vatandaş kendisi belirler.

Bir başka soru: “Geliştirme ödeneğinden idari personel neden yararlanmıyor?” Geliştirme ödeneği, sosyoekonomik bakımdan, öğretim elemanlarının istihdamında sorun yaşanan yerleşim yerlerinde sadece akademik personele ödenmekte olan bir ödemedir. İdari personele de verilmesi hâlinde kurumlar arasındaki aynı unvanlı personel arasında maaş farkı oluşmasına neden olur ki bu da bizim istediğimiz bir husus değildir diyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, akademik faaliyet ödeneği, faaliyetlere göre akademik personelin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …akademik faaliyetlerine göre elde ettikleri puanlara bağlı olarak yapılan bir ödemedir, bu ödeme herkese yapılan bir ödeme değildir. Akademik faaliyet ödeneği 879 Türk lirası ile 185 lira arasında değişmektedir Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Köprülü.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Şimdi, ben sorumda açık olarak şöyle demiştim: “Tekirdağ ilinin ödediği vergiyle devletten 75’inci sırada pay almasını adaletli görüyor muyuz?” Sayın Bakan, benim söylemimi “Tekirdağ 9’da ödüyor, milletvekili de 9’da pay alsın. Bu mümkün değil.” şeklinde bir cevapla geçiştirdi, benim sorumu çarpıttı. Aslında sataşmadan söz almam lazım ama 60’a göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Köprülü, size 60’a göre söz vereyim bugünün anısına ama şunu söyledi Sayın Bakan: Her ilin önceliklerine ve ihtiyaçlarına göre biz dikkate alıyoruz. 81 ile de ihtiyaçları ve aciliyetleri doğrultusunda yatırım yapıyoruz.

Buyurun.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Denizli 79’uncu sırada.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, açık olarak şunu söylemiştim: Bir il var, devlete karşı sorumluluğunu en üst noktada, tahsilat noktasında, gerçekleştiriyor ve sorumda da aynen dedim ki bu 9 olmayabilir devletin 81 ili, bu illerde yaşayan 80 milyon insanına hizmet etme yükümlülüğü var, elbette ki 9 olması gerekmez ya da 8’de ödüyorsa 8 olması gerekmez ama devlete yükümlülüğünü 9’uncu sırada vergi olarak ödeyen bir il de 75’inci sırada devletten pay alıyorsa bu noktada da Hükûmetin bir üyesi olarak sizin bir sorumluluk hissetmeniz gerekir. Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya dönük birkaç çalışma yapmanız, gerekiyorsa o ile birkaç yatırım yapmanız gerekir noktasında bir soru sordum ama sizden gelen cevap böyle bir düşüncenizin olmadığı noktasında bende ve Tekirdağ halkında bir kanaat oluşturduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 79 milyona ve 81 ile karşı sorumluluğumuzun farkındayız ve vatandaşımız da bunu değerlendirecektir. Arz ederim.

BAŞKAN – Tekirdağ’a da ihtiyacı oranında yatırım yapılacaktır.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tabii, muhakkak. Tekirdağ da 81 ilin içindedir.

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, böylece görüşmeler tamamlanmıştır.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Şimdi program uyarınca sırasıyla 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini görüşüp oylamalarını yapacağız.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2015 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 22/12/2014 tarihli ve 6583 sayılı 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 464.163.399.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 53.069.588.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 3.212.692.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2015 yılı bütçe giderleri toplamı 491.864.454.769,49 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2015 yılı bütçe giderleri toplamı 78.095.077.559,43 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2015 yılı bütçe giderleri toplamı 3.037.046.230,62 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2015 yılı merkezi yönetim net bütçe gideri toplamı 506.305.092.576,61 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.58

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 2’nci maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 442.586.345.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 7.789.211.000 Türk Lirası öz gelir, 45.894.085.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 53.683.296.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 3.192.332.000 Türk Lirası öz gelir, 20.360.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.212.692.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin 2015 yılı bütçe gelirleri toplamı 466.679.074.745,44 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2015 yılı bütçe gelirleri 15.245.715.721,54 Türk Lirası öz gelir, 57.034.370.892,19 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 72.280.086.613,73 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2015 yılı bütçe gelirleri 3.509.051.145,27 Türk Lirası öz gelir, 20.360.000,00 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 3.529.411.145,27 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2015 yılı merkezi yönetim net bütçe geliri toplamı 482.779.899.561,53 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama yoğun bir şekilde iletilen bir talebi dile getirerek başlayacağım. 6736 sayılı Kanun’la ilgili süre uzatım talebi var; önemli sayıda başvuramayanlar olmuş, ilk taksitini yatıramayanlar olmuş. Bunlarla ilgili bir düzenleme yapılması, hem Maliyenin hem de vatandaşın yararına bulunmaktadır; umarım bu konu dikkate alınır, gerekli düzenleme yapılır.

Görüştüğümüz madde bütçe gelirlerini içermektedir. 2015 yılı bütçe gelirleri bir önceki yıla göre yüzde 13,5 oranında artarak 482,8 milyar lira tutarında gerçekleşmiştir. Bu gelirlerin yüzde 84,5 oranında 407,8 milyar lirası vergi gelirleri, geriye kalan 75 milyar lirası da diğer gelirlerdir. Vergi gelirleri 2015 yılında yüzde 15,7 oranında artırılmıştır. Vergi gelirlerinde 2016 yılında yüzde 10,3; 2017 yılında da yüzde 13,6 oranında artış öngörülmektedir.

Hükûmet kepçeyle almakta ama emeklilere ve çalışanlara kaşıkla bile vermemektedir. Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelere ve artan hayat pahalılığına karşın, emeklilerin ve çalışanların maaşlarına yapılacak artış çok yetersiz kalacak olup, 2017 yılı zor bir yıl olacaktır. 2017 yılında uygulanacak asgari ücretle ilgili çalışmalar hâlen sürüyor. Yıllardır asgari ücret belirlenirken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri göz ardı edilmiş, TÜİK tarafından belirlenen bir işçinin geçim şartları için gerekli harcama tutarı hiç dikkate alınmamıştır. Yapılan açıklamalar, durumun yine aynı olacağını göstermektedir. Ayrıca, bireysel emeklilik sistemine zorunlu katılım nedeniyle birçok çalışanın çok düşük zam alması söz konusudur.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, net asgari ücretin açlık sınırının üzerine çıkarılmasını, asgari ücretlilere büyük şehirlerde ulaşım desteği verilmesini, asgari ücretten vergi alınmamasını ve çalışanların asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılmasını gerekli görüyoruz. Asgari ücretin vergi dışı bırakılması, prim matrahını düşüreceğinden, işveren maliyetini de azaltacaktır.

Asgari ücret, çalışanları sefalete mahkûm etmiştir. TÜRK-İŞ’in araştırmalarına göre kasım ayı itibarıyla dört kişilik bir ailenin yapması gereken sadece gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 1.417 liradır; yoksulluk sınırı ise 4.512 liradır. Buna göre, mevcut asgari ücret, çalışanların gıda harcamasını bile karşılamamaktadır. Zaten çalışanlar, şiddetli geçim sıkıntısı çekmekte, geçimini borçla sürdürebilmekte ve borç batağına girmiş durumdadır.

Hükûmet iki gün önce millî geliri bir gecede yüzde 20 artırdı, milleti yaklaşık 2 bin dolar zengin etti! Acaba bu zenginlik, çalışanlara ve emeklilere hiç koklatılmayacak mıdır? Millî gelir artırılırken gösterilen mahareti, asgari ücret ve emekli aylıklarını artırarak yapmalarını da bekliyoruz ama biliyoruz ki Hükûmetin emeklilerin ve çalışanların haklarını vermek gibi bir anlayışı hiç olmadı.

Değerli milletvekilleri, emekli aylığı, bugün milyonlarca kişinin tek gelir kaynağıdır. Ülkemizde emekli, dul ve yetim aylığı alanlar, eylül ayı itibarıyla 11 milyon 656 bin kişidir. Ocak ayında esnaf ve çiftçi emekli aylıkları son altı aylık enflasyon, yani tahminen 3,73 oranında, memur emeklilerinin aylığı ise yüzde 3 oranında artırılacaktır. Buna göre, 6’ncı basamaktan emekli tarım BAĞ-KUR’lunun aylığı 39 lira, esnaf BAĞ-KUR’lunun emekli aylığı ise 48 lira düzeyinde artacaktır. Diğer emekli aylıkları da genel olarak 50-60 lira civarında artacaktır.

Emeklilerin enflasyona ezdirilmediği söyleniyor. Hükûmetin, yaptığı zamlardan ve hayat pahalılığından acaba haberi var mı? Bugün sadece elektrik, gaz ve su faturaları ile sağlık kesintileri emekli aylığının önemli bir kısmını alıp götürmektedir. Evi olmayan, kira ödemeye gücü yetmeyen emekliler, ev almayı hayal bile edememektedir. "Sağlık hizmetleri ücretsiz." deniyor ama muayene, ücret farkı ve katılma payı kesintileri nedeniyle emekliler, maaşlarının ne olduğunu bile bilememektedir.

Lafa gelince “Ekonomi büyüdü, milli gelir arttı, zenginleştik.” diyorsunuz. Öyleyse büyümeden payını, refah payını emekliye niye vermiyorsunuz? Emekli, artan millî gelirden kendine düşeni niye alamıyor? Emekliyi sadece resmî enflasyonu esas alıp düşük zamma talim ettiriyorsunuz.

Emeklilerin ortak derdi geçim sıkıntısıdır. Emekli aylıkları yetmemektedir. Emeklilerimiz aldığı aylıkla ay sonunu getiremiyor. Emekliler, geçimlerini sağlamak için ek iş arıyor, ek gelir sağlamak için olumsuz şartlarda bile çalışıyorlar.

Milletvekilleri dâhil herkes sekiz yıldır banka promosyonu alırken, emeklilere verilmiyor. Hükûmet, söz verdiği hâlde emeklilere banka promosyonu ödenmesini bir türlü becerememiş, emeklileri hep oyalamıştır. Şimdi de haftaya ve Başbakana bırakıldığı açıklanmıştır.

Emeklilerden en fazla aldığımız şikâyet, aylıklarının düşüklüğü ve emekli aylıkları arasındaki eşitsizliktir. "Prim gün sayım daha fazla, daha çok prim ödedim ama aylığım filancadan az.” diye dert yanıyorlar. “Hükûmet 100 lira zam sözü verdi ama kimisi 10 lira kimisi 20 lira zam aldı.” diyorlar.

İşçi, memur ve esnaf emeklileri arasında nimet-külfet dengesizliği ve emekli aylıklarındaki adaletsizlikler artarak devam etmektedir. Emekli aylıklarındaki eşitsizliklerin giderileceği sözü verilmiş ama maalesef giderilmemiştir. 2000 öncesi SSK emeklileriyle ilgili kısmi bir artış yapılmış, BAĞ-KUR emeklileri ve 2000 sonrası emeklilere dair düzenleme verilen söze rağmen yapılmamıştır.

2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı Kanun’la, özellikle emekli aylığı bağlamada refah payının yüzde 100’den yüzde 30’a düşürülmesi nedeniyle emekli aylıklarındaki eşitsizlik iyice artmış, daha da eşitsiz hâle gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emekli aylıkları arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, emeklilere büyümeden pay verilmesi ve “emekli destek ödeneği” altında yılda 2 kez net asgari ücret tutarında ikramiye ödenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz ve emeklilerin sorunlarının artık çözüme kavuşturulması için çağrıda bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları toplu sözleşmeyle belirlenmektedir. Son toplu sözleşmeyle kamu çalışanlarının aylıklarına 1/1/2017 tarihinde yüzde 3, 1/7/2017 tarihinde yüzde 4 oranında artış yapılacaktır.

AKP Hükûmeti, yandaş sendika eliyle kamu çalışanlarını ve emeklilerini oyuna getirmektedir. Özellikle, 2014 ve 2015 yıllarında ciddi boyutta ekonomik kayba uğrayan kamu çalışanları ile emeklilerin uğratıldığı zarar giderilmemiştir. Geçmiş enflasyon kayıplarının telafisi amacıyla, çalışanlara ve emeklilere mutlaka iyileştirme zammı verilmelidir.

Kamu çalışanlarına çeşitli adlar altında yapılan bazı ek ödemeler, prime tabi tutulmamakta ve emekli aylığına yansıtılmamaktadır. Özel sektörde ücret gelirini düşük gösterene bir dünya idari para cezası kesilmekte iken kamunun kendi çalışanlarının gelirlerini düşük göstermesi büyük bir çelişkidir. Bu itibarla, kamu çalışanlarına yapılan tüm ek ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını sağlayacak yasal düzenleme bir an önce yapılmalıdır.

Kamu çalışanlarının özel hizmet tazminatıyla ilgili sorunları çözüme kavuşturulmalı, ek göstergelerde ve ek ödemelerdeki adaletsizlikler giderilmelidir.

Kamu görevinden daha önce emekli olanlar, otuz yıl üzerindeki hizmetlerine karşılık emekli ikramiyesini alamamakta, yargıya başvurmaktadır. Kamu görevlilerinin otuz yılın üzerindeki hizmetleri için ikramiye ödenmesine dair tasarıya, ödenecek ikramiyede güncelleme yapılacağına dair hüküm eklenmeli ve tasarı, bir an önce yasalaşmalıdır, emeklinin mahkemelerde sürünmesi önlenmelidir.

Kamu Personeli Danışma Kurulunda hayata geçirilmesi için görüş birliğine varılan konular hızla gündeme alınmalıdır. Kamu görevlilerinden bir derece hakkından daha önce yararlanmamış olanlara mevcut eşitsizliğin giderilmesi amacıyla bir derece verilmesi için gerekli düzenleme yapılmalıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalaycı.

İkinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine Halkların Demokratik Partisinin görüşlerini ve önerilerimizi sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve kamuoyunu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de en ciddi sorunlardan biri, gelir dağılımındaki adaletsizliktir. Bugün gelir ve kurumlar vergisi gibi servetin esas alındığı vergi kalemlerinin bütçe içindeki payı düşerken tüm topluma dayatılan KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin oranı yüzde 70’i aşmış durumdadır. Zengin-fakir ayrımı yapılmaksızın ÖTV, KDV gibi dolaylı vergiler üzerinde oluşturulan bu baskı, Anayasa’nın 73’üncü maddesinde yer alan “Vergi ödevi” kısmının da açık bir ihlalidir. 73’üncü madde, açık bir dille “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” demektedir fakat pratikte bunlar kesinlikle örtüşememektedir.

Gıda, akaryakıt, otomobil gibi birçok harcamadan alınan dolaylı vergiler, beş yılda yüzde 140 artarak tüm vergi türleri içindeki en büyük paya sahip olmuştur. Özel tüketim vergisi 2015 yılında devletin tahminî beklentisinin de 12 milyar üzerine çıkmıştır. 2013 yılı mukayeselerini yaparsak dolaylı vergilerin Türkiye’deki payı yüzde 69, Avrupa Birliği ülkeleri ortalaması ise yüzde 27 civarındadır. İktidar partisi, artan bütçe açıklarını kapatmak için ÖTV’yi artırarak dar gelirli vatandaşları ekonomik sistem içerisinde ezmeye devam etmiştir. Hâlbuki, esas olan, gelir ve kurumlar vergisinin artırılmasıdır. Küçük üreticiler ezilerek ekonomik ve finansal piyasaya yön veren büyük sermayedar, çok uluslu şirketlerin desteklendiği bir yapı oluşturulmuştur.

Ekonomik olarak zaten açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan yurttaşlar, daha da ağırlaştırılan yüksek dolaylı ve doğrudan vergi oranıyla âdeta nefes alamaz duruma getirilmiştir. Vahşi kapitalizmin baskı ve sömürü taktikleri ustaca sahnelenmektedir. Sistem, parası olanı otomatik olarak desteklemeye devam ederken yapısal düzenlemelerle orta ve uzun vadede de bu durumun sürmesinin âdeta altyapısı oluşturulmaktadır.

Vergi uygulamalarında gelir grupları arasında adil davranılmamakta, açık olarak zengin ve parası olana ödül mahiyetinde vergi indirimi yapılmaktadır. Bu ülkenin çiftçisine, köylüsüne, emekçilerine yaşam ile ölüm arasında ince bir marj bırakılmıştır. Bakın, buna küçük bir örnek vereyim: Üst gelir grubu insanlarının genellikle satın aldığı altın, yakut, zümrüt gibi ürünlerde yüzde sıfır oranında katma değer vergisi uygulanırken diğer dar gelirli yurttaşların ve çiftçilerin aldığı gıda, giyim, mazot gibi temel ihtiyaçlara uygulanan vergiler, yüzde 18’den başlayarak daha yukarılara çıkmaktadır. Yat ve gemi sahiplerine mazot, piyasadan daha ucuza verilirken çiftçiye ise piyasa fiyatlarından verilmektedir. Bu nasıl bir adil vergi sistemidir? Sermaye sahipleri büyük devlet destekleriyle desteklenirken yanında çalışan işçinin yükü artırılmış, kazancı makaslanmıştır. Emekçinin, işçinin kazancının yüzde 33,5’u sigorta primi, işsizlik sigortası primi, gelir vergisi, damga vergisi gibi vergilerle kesilmektedir. İşçiler ve emekçiler açlık sınırının altına itilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, gelir dağılımının ve vergi politikalarının bu kadar adaletsiz olduğu ortamda, Hükûmet, adil gelir dağılımını ve adil vergi politikalarını üretmek ve uygulamak zorundadır. Bu durum, Hükûmetin yurttaşlarına karşı anayasal sorumluluğudur. Sadece son yirmi günde Türk lirasının dolar karşısındaki kaybı yüzde 11’dir; bunun anlamı, yüzde 11 fakirleşmiş durumdayız.

Bankacılık sektörünü yüzde 50’nin üzerinde yabancı sermayenin kontrol ediyor olması ise bu krizlerin kaçınılmaz olarak hep karşımızda duracağını göstermektedir. Buradan hamasi söylemler geliştirerek ekonomik kötü gidişatı kamuoyundan gizlemenin bir anlamı yoktur. Türkiye İstatistik Kurumu ulusal hesaplar sisteminde sözüm ona yenileme yapıyor ve bu yenilemeler sonrası yanlış rakamlar veriyor ve halk uyutulmaya çalışılıyor. TÜİK’in hazırladığı bu iyimser tabloyla bugünkü yaşadığımız kriz ortamını ve devamı gelecek olan kötü gidişatı iyi göstermeye çalışmak nasıl bir hayalciliktir; ben, takdirlerinize sunuyorum.

Ne yazık ki, yapılan bütçe için profesyonelce hazırlanmış bir bütçe olduğunu söyleyemeyeceğim. Tekniğe uygun bütçe şeffaf, sorgulanabilir ve denetlenebilir olmalıdır, denetim de profesyonelce yapılmalıdır. Mademki her şey Maliye Bakanlığından geçiyor, size daha kolay bir yol önereyim: Torba yasalar gibi her bakanlığın adı yazılı olan torbalar hazırlansın, bütçe, torbalarla bakanlara dağıtılsın. Nasıl olsa bütçeye Meclis denetimi gerekmiyor. İstediği bakanlığa istediği torbayla ödenek versin.

Her defasında “On dört yılda ülkeyi şuradan şuraya taşıdık.” diye böbürleniliyor. On dört yıl çok uzun bir süreçtir. Çin’le mukayese edilirse, Çin on yıl içinde bir hamle yaparak bugünkü durumuna gelmiştir. Gerek coğrafyası ve gerekse nüfus yoğunluğuyla mukayese edildiğinde on dört yıl nasıl heba edilmiş çok net olarak ortaya çıkar.

Ben mühendis kökenli bir milletvekili olduğum için… Mühendisliğin temel kuralı ekonomidir; sağlam, güvenilir ekonomik işler yapmak. Bize bir hocamız -geçen sefer de bunu anlatmıştım, süre kalmadığı için onu tekrarlayayım- “Bir aptalın 2 liraya yapabildiği işi 1 liraya yapmasını bilen kişiye mühendis denir.” diye tarif etmişti. Ne yazık ki bugün biz, 1 liralık işin, bırakın 2, 3, 4, hatta 5 liraya yapıldığına bile şahitlik ediyoruz.

Sayın Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ’la birlikte 10 vekil, daha sonra da 2 daha ilave edildi, 12 milletvekilimiz bugün siyasi bir operasyonla cezaevlerinde tecride maruz kalmakta ve halkın özgür iradesine ambargo uygulanmaktadır. Bu siyaset ile yargının iş birliği, barışın ve diyaloğun önünü kapatmaktan, parlamenter zeminde siyasetin yasaklanmasından başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Unutulmaması gerekir ki bugün bozduğunuz yargının terazisi bir gün sizleri de tartacaktır.

Anayasa’nın gündemde olduğu bugünlerde şunu hatırlatmakta da fayda var: Anayasalar toplumu içinde barındırmalıdır fakat sizin Meclise sunduğunuz değişiklik teklifinde 6 milyon insanın iradesi yer almamaktadır; onlar Edirne’de, Kandıra’da ve Silivri’de rehin olarak alıkonulmuşlardır. Bir de milletvekili olduğum Bitlis ilinde son kalan 3 belediye başkanımız da tutuklanmıştır. Halkın iradesine kelepçeler vurularak yapılan bu uygulamaları şiddetle kınıyorum. Demokratik yöntemlerle alamadığınız her yeri hukuk dışı yöntemlerle almak ne insan haklarına ne hürriyete ne de etiğe uygundur. Bizler, ölüm değil, çözüm istiyoruz. Çatışma değil, barış istiyoruz. Ne yazık ki barış elçimiz Tahir Elçi öldürülüyor, barış isteyenler de tutuklanıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara.

Buyurun Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve bizleri ekranları başında takip eden halkımızı saygıyla selamlıyorum.

Gelirlerle alakalı bir madde üzerinde konuşunca Hükûmetimizin gelirlerle başardığı işlerden bahsederek başlamak gerektiğini düşünüyorum.

Arkadaşlar, bugünkü durumumuz nasıl, beraber bir bakalım. Bugün dolar 1,5 lira seviyelerine geldi, yakında TL ile dolar ve avro eşitlenecek. Petrol fiyatlarındaki düşüş yansıtıldı vatandaşa. Rusya’yla ilişkilerimiz çok iyi, ticaret hacmimiz 100 milyar doları aştı. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz gelişti, artık AB üyesiyiz, vize serbestisi tamam. İçeride tutuklu hiç gazeteci, yazar kalmadı. Asya devletleriyle ilişkilerimiz, Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerimiz gelişti. Türkiye’nin Kürt politikası Orta Doğu’da örnek oldu, hatta gerilimler azaldı. Millî gelirimiz, huzur ve refahımız hızla artıyor. Demokrasimiz gelişti. Basın, yazarlar, yayın kuruluşları özgürce yayın yapıyorlar.

Bu arada, uluslararası sermaye Türkiye’de yatırım yapmak için kuyrukta bekliyor. Dinî inançlar, çıkar örgütleri tarafından sömürülemez oldu. Sayenizde, birbirinin inancına, ibadetine, yaşam tarzına saygılı bir toplum olduk. Unutuyordum, sağlık politikalarınız Türkiye’deki araştırmalara göre çocuk ölümlerini sıfıra indirdi.

Ya terör? Terörden eser kalmadı, polisler artık silah taşımıyor. Başbakan geçen gün vatandaşlarla sinemadaydı. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanımız mı? Böyle bir ülkenin Cumhurbaşkanı olma gururuyla, ülkede geçtiği yollarda, yolları kapattırmadan güven içerisinde halkıyla seyahat edebiliyor.

AKP’yi bu başarılı politikalarından dolayı kutluyorum. Dediklerinizin hepsini yaptınız. Biz mi? Biz CHP olarak bunların hiçbirisini yapamazdık herhâlde(!) Ne kadar güzel değil mi? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ama maalesef sadece hayal edebiliyoruz bunları sayenizde. Peki, gerçekler nedir? Dünyada en çok vergi toplayan Hükûmet olduğunuzu söylemeye gerek yok. Havadan suya, benzinden mazota ve elektriğe, aklınıza gelen her şeye yaptığınız zamlarla gelirlerdeki artışı sürdürüyorsunuz. Sağlıktan eğitime, yollardan köprülere kadar her şeyin paralı olduğu Hükûmetin bütçesinde, gelirler bir yana, yüzlerce milyar dolarlık borç vatandaşın sırtına sarılmış durumda.

Cumhuriyet tarihi boyunca kurulmuş ne kadar tesis ve fabrika var ise özelleştirmeyle 60 milyar dolara satıldığı ve en kötüsü, vatan topraklarının satıldığı, Ege adaları ve Süleyman Şah Türbesi’nin toprakları gibi toprakların peşkeş çekildiği bir dönemde Hükûmetsiniz.

On dört yıldır ülkeyi yönetiyor, on dört yıldır bütçe hazırlamakla övünüyor, parayı çok iyi yönettiğinizi her vesileyle söylüyorsunuz. Parayı yönetme konusundaki maharetlerinizi biliyoruz. Kutularda sıfırlanan dolarları ve hainlik edip bunları halkın gözüne sokanları gördük iktidarınız döneminde.

Sayın Cumhurbaşkanı ekonomideki tıkanıklığı aşmak için “Doları bozdurun, Türk lirasına çevirin.” diyor ama “Altın alın.” diyor. Ama bilmediği bir şey var; Çin, Avustralya ve Amerika dünyada en çok altını üretiyor, herhâlde onların Türk lirasına geçtiğini düşünüyor. Ve “Bu dolarlar bozdurulsun.” derken bir diktatörün uçağını satın aldık maalesef.

Değerli arkadaşlar, bir zamanlar bütün dünyayı dolaşıp “Ülkeyi pazarlayacağız.” derken ülkeyi satacağınızı hiç hayal edemedik. Biz, tartışmaya açmak gafletinde bulunulan Lozan Anlaşması’ndan sonra Hatay’ın ülkemize katılması ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nın sonunda uygulanan ambargolar sonunda 12 Eylül darbesinin niye yapıldığını, ülkede eğitimin nasıl çökertildiğini, insanlarımızın adım adım PKK’yla ayrıştırıldığını, tarikatlar aracılığıyla dinimizin sömürüldüğünü, hatta emperyalistlere hizmet eder hâle geldiğini, bugün son noktada ordumuzun kumpaslar -Casusluk, Ergenekon, Balyoz gibi- ve son olarak 15 Temmuz hain darbesiyle güçsüz ve güvenilmez hâle getirildiğini göremedik.

Peki, ne oldu bu darbeden sonra arkadaşlar? Yine başkanlık gündeme gelirken Sayın Cumhurbaşkanının danışmanı -Tanrıverdi mi, Allahverdi mi, neydi soyadı hatırlayamıyorum- “Türkiye büyük bir ülke, eyalet ve özerklik tartışılmalıdır.” dedi. Cevap verdiniz mi parti olarak buna? (CHP sıralarından alkışlar) Peşine takıldığınız sistem, sizin “üst akıl” deyip adını koyamadığınız emperyalistlerin de önerisi. Peki, dik duruş sergileyebildiniz mi? Gerçekten Türk milletinin karşısında bu bölünme sistemini anlatırken yüzünüz kızarmayacak mı arkadaşlar? Bu ülke on dört yıldan beri parlamenter sistem, demokrasi yüzünden bu hâle gelmedi. Parlamenter sistemi yok eden proje aslında bugün terör örgütü olarak saydığınız IŞİD, PKK, FETÖ terör örgütlerinin de önerisiydi size, niye hâlâ aynı yolda gidiyorsunuz, “Yeter artık!” demeyecek misiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Ülkenin egemenliğini ne olduğu belirsiz cemaat ve tarikatlarla paylaştığınız için bugün bunları sorgular hâle geldik. Bu sorguladığınız sistemi bu hâle siz getirdiniz arkadaşlar.

Sıkıştığınız yerde CHP’yi suçluyorsunuz. Bu bombalar CHP yüzünden mi patlıyor? 7 Haziran 2015’ten sonra yaşanan 24 bombalı saldırıda 400’den fazla vatandaşımız, CHP, terör örgütleriyle aynı masada oturdu diye mi öldü, biz mi yaptık bunları? (CHP sıralarından alkışlar) Her gün gelen şehit haberleri yüreğimizi dağlarken terörle müzakere eden Cumhuriyet Halk Partisi miydi arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Kadınlar CHP yüzünden mi şiddete uğruyor, hatta hayatlarını kaybediyor? Çocuklarımız CHP yüzünden mi istismara uğruyor, hatta istismarı CHP mi meşrulaştırmaya çalıştı Mecliste? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, çocuklarımız CHP iktidarlarının denetimsizliği nedeniyle mi yurtlarda can verdi?

Dış politikada sıfır sorundan sıfır dost seviyesine CHP mi getirdi?

Avrupa Birliği ilişkileri CHP yüzünden mi gerildi, bu hâle geldi?

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti CHP’nin sağlıkta dönüşüm politikası mı bu hâle getirdi? Yaptığınız ve söylediğiniz hiç birbirine uymuyor arkadaşlar.

Sağlıkla ilgili eleştirilerimizden önce Sayın Bakana teşekkür etmek istiyorum. Sağlık Bakanlığının 2017 bütçesinde bir artış var ve burada dedikleri bir şey var, “Difteri, tetanos aşılarının ve plazma fraksiyon ürünlerinin Türkiye’de üretimi için tesisler kuracağız.” dedi. Burada Sayın Bakana ve Hükûmete teşekkür ediyorum. Bir başka şey daha var ama “İkinci faza geçiyoruz.” diyor, çünkü tıkandı sistem. Aslında Sağlıkta Dönüşüm Programı tıkandı çünkü yürüyecek hâli yok.

Sayın Bakana sormak istiyorum… Sabah MHP’nin temsilcisi de söyledi. Daha önce AKP temsilcileri ile biz, beraber, Bakanlık bürokratlarıyla oturduk “Sağlıkta şiddet yasasını çıkaralım.” dedik. Neyi bekliyor Sayın Bakan? Var mı cevabınız? Kim engelliyor?

BAŞKAN – Millî Eğitim Bakanı burada şu anda.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Sağlık çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili yasa tasarısı hazır ve elinizde bekliyor, Sayın Başbakanın imzasını bekliyor. Kim engelliyor sizi? Elinizi kim tutuyor? Bunun bir cevabını verin bize. (CHP sıralarından alkışlar)

Sağlık sistemini özelleştirirken, halkın kendi sağlığını parayla satın alır hâle getirmeniz affedilir bir şey değil. Üniversite hastaneleri borç sebebiyle ameliyat yapamaz hâle geldi. Buradan, büyük ve özel bir sağlık işletmesiyle FETÖ terör örgütünün bağlantısı nedeniyle üniversite hastanelerinin çalışamaz hâle gelmesini sağlayarak batırılmasını araştırmanızı salık vermek görevimizdir. Bank Asya, hastane ve AVM ortaklığı olan bu amiral gemilerini sorgulamanızı sizlere söylüyorum. Ürettikleri bilimle övünmemiz gereken üniversite hastanelerimiz maalesef özerkliğini kaybetmiş durumda. Eğer üniversite rektörlerini FET֒cülerden atamak yerine, üniversite çalışanlarının, öğrencilerinin, öğretim üyelerinin hepsinin seçtiği -demokrasiyle yönetilecek şekilde- rektörlerle yönetseydiniz bunlar olmayacaktı ve demokrasiyi bizim insanımız oralarda öğrenecek ve bunlar başımıza gelmeyecekti.

Değerli arkadaşlar, süre bitiyor. Son olarak, bütçe hazırlanırken dolar 3 TL’ydi, şimdi 3,5. Yüzde 15 kayıpla mazota, gübreye, suya ve elektriğe zam yaptığınız gibi asgari ücretliye, işçiye, memura ve emekliye de yüzde 15 ek zam yapar mısınız diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip ülkeyi sattığımızdan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ülke kaynaklarını, Mehmetciğim, “ülkeyi satmak” derken ülke kaynaklarını…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …parti olarak bir cevabımızın olmadığından, bir sistem tartışmasından bahsetti. Bazı ifadelerin kullanıldığını, bizim bunlara bir cevap veremediğimizi ifade etti. Bu bir cevap hakkı doğurur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

Lütfen iki dakikada tamamlayın, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatan toprağı satılmaz. Türkiye’de hiçbir iktidar, milletin oyuyla iktidara gelmiş hiçbir parti vatan toprağını satmaz. Millet hiçbir zaman böyle bir şeye de müsaade etmez. AK PARTİ hiçbir dönemde böyle bir şeyi ne aklından geçirmiştir ne de böyle bir şeyin gerçekleşmesine müsaade etmiştir.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Yunan adalarını kim işgal etti?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hâlâ orada mısın?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ordumuz güçlenerek, bu darbe girişiminden sonra, içerisindeki, bu darbe teşebbüsüne kalkışan, ona destek veren, bu darbe girişiminin içerisinde her kim varsa bunları temizlemek suretiyle çok daha güçlenecek şekilde ülkemizin savunmasında etkin bir şekilde görevini yerine getirecektir. Ordu bizim ordumuzdur, ordu Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin emrinde olmaya devam edecektir. İçerisinden bu darbe girişimine karışanlar ayıklanacaktır. Bu, ordumuzu çok daha fazla güçlendirecektir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ergenekon, Balyoz davalarında “Bu ordu bizim ordumuz değildi.” diyordunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Burada bir acziyet söz konusu olamaz ve hemen bu darbe girişiminden sonra Fırat Kalkanı operasyonu da aslında Türkiye Cumhuriyeti devleti ordusunun manevra kabiliyetini de ortaya koymaktadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ergenekon’da, Balyoz’da “Bu ordu bizim ordumuz değil.” diyordunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada, aslında, yani “Eyalettir, odur, budur.” gibi ifadeleri kullanmak çok yersiz.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Niye?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şundan dolayı yersiz: Anayasa değişiklik teklifini biz Parlamentoya sunduk. Orada ne diyor? Üniter sistemden bahsediyor. Böyle, sizin bahsettiğiniz gibi bir şey yok. Bunu okumanızı tavsiye ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerekçesini okumamışsın, gerekçesinin son cümlesini oku.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Başbakan nerede? Başbakanı ortadan kaldırıyorsunuz.

BAŞKAN – Sakin olun arkadaşlar, lütfen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bak, Komisyon Başkanı da orada gülüyor.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Başbakanı ortadan kaldırıyorsunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başbakanı “yok bakan” yapıyorsunuz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu size…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Komisyon Başkanı karşıda gülüyor. Gerekçenin son cümlesini oku.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu okumayı size tavsiye ederim. Okuyun önce, ondan sonra metinde böyle bir ibare görürseniz bunu gelir söylersiniz.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sen oku, sen, sen!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başbakanı ortadan kaldırıyorsunuz, Başbakanı! Başbakanın olmadığı bir demokrasi olabilir mi?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Biz bunu defaatle ifade ettik, üniter sisteme dayalı bir model getireceğimizi ve getirdiğimizi söyledik. Buna bakmanızı tavsiye ederim.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, milletin talimatıyla ve milletin gösterdiği istikametle hareket eder.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başbakan “yok bakan” oluyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Başkalarını bilmem ama bizim istikametimiz, milletin çizdiği ve gösterdiği istikamettir; ondan talimat alırız ve onun talimatlarının gereğini yerine getiririz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben de tutanaklara geçmesi açısından ifade ediyorum. Konuşmacımızın ifade ettiği…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz sorulara, cevaplara girelim ya, bu kadar…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Başbakan yok hükmünde.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın grup başkan vekiliniz konuşuyor, lütfen.

Buyurun Sayın Gök, sizi dinliyoruz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, konuşmacımızın kastettiği, ülke kaynaklarının satılmasıdır. Ülke kaynaklarıyla ne kastediliyor? Örneğin, PETKİM’den tutun TEKEL’e kadar, limanlardan tutun, aklınıza gelebilecek, Türkiye’nin sanayileşmesiyle övündüğü, ta Atatürk zamanında, cumhuriyet zamanında övündüğü bütün tesisler. AKP’nin de övündüğü, “Bunları biz sattık.” demişlerdir; kendi ifadeleridir. Yani, Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan bütün kazançlar, kaynaklar satılmıştır. Bu da zaten AKP’nin övünerek söylediği bir husustur yani “Özelleştirmeyi biz bu noktaya getirdik.” demişlerdir. Kastedilen budur. Kayıtlara geçmesini istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahıslar adına ilk söz, Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’a aittir.

Buyurun Sayın Ulupınar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Bütçe görüşmelerinin son günlerine yaklaşıyoruz. İnşallah yarın bütçe Genel Kuruldan geçecek, kabul edilecek. Ülkemizin bu bütçeye ihtiyacı var. Savunmadan eğitime, sağlıktan altyapıya inşallah bunlar yatırıma dönüşecektir. Tabii, sadece bu yatırımlar değil, bir taraftan da ülkemiz, PKK terörüyle mücadele etmektedir, FET֒yle mücadele etmektedir. Suriye ve Irak’taki mesele bizi yakından ilgilendirmektedir, orada mülteci kardeşlerimize sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Ve yine terör geçtiğimiz günlerde yüreğimizi dağladı. İstanbul’daki patlamada 44 kardeşimiz şehit oldu. Zonguldak’ımızdan da 2 şehidimiz vardı, 1 gazimiz vardı. Allah rahmet eylesin, mekânları cennet olsun; Rabb’im onların yakınlarına hayırlı ömürler nasip etsin, sabırlar versin. Ateş düştüğü yeri yakıyor. İnşallah son olur. Bunun için de mücadele etmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yine, Halep’teki katliamı izliyoruz. Bir an için empati yapalım. 15 Temmuz akşamı ben burada değildim, memleketteydim. Eşim evden kalkıp Genel Kurula geldi, o bombardımanı burada yaşayanlardan, hâlâ o travmayı atlatamadı. Düşünün, şu anda buranın Halep olduğunu düşünelim bir an için, Allah göstermesin. Sınırımızın 30 kilometre ilerisinde bu hadiseler yaşanmaktadır. Oradaki bombardımanın şu an burada olduğunu, yaşandığını hayal edelim, düşünelim. İnanın, bu elektrikler kesilir, yollar kesilir, İnternet kesilir, haberleşme sağlayamayız; Ankara’da ailemizle buluşamayız, çocuklarımıza kavuşamayız, onlar bize ulaşamazlar. Bir sürü can yanmaktadır, onlara da kol kanat germeye çalışıyoruz ama maalesef Batılı ülkeler, maalesef İran, Rusya, Amerika, AB, bunlar daha fazla silah satmak için, daha fazla oranın petrolünü alabilmek için bu iç savaşa çanak tutmaktadırlar. Biz de ülke olarak inşallah bunun durması için mücadele ediyoruz. Şu anda oradan sivil vatandaşlar tahliye ediliyor. İnanın çok canlar yanıyor. Hepimiz üzgünüz. Hepimiz, yüreklerimiz dağlanıyor, bunları izliyoruz, sessiz kalmamaya çalışıyoruz. İnşallah, buradaki dökülen kan da son olur; inşallah bu coğrafyaya da barış gelir, huzur gelir, sağlık gelir; inşallah bu tür hadiseler ülkemizde yaşanmaz ve dünyada yaşanmaz diyorum.

Değerli milletvekilleri, ben Zonguldak Milletvekiliyim. İktidarlarımız döneminde Zonguldak’ımıza da 8 katrilyonluk yatırım yapılmıştır hükûmetlerimiz tarafından. 2 tane beldemiz ilçe olmuştur.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 6 sıfır atıldı.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Yollarımız yapılmıştır. Cumhuriyet tarihinde ilk kez dönemimizde tren yollarımız, vagonlarımız yenilenmiştir, havaalanımız açılmıştır.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) - Sayın Vekilim, Ereğli-Devrek yolu bitmedi hâlâ. İlçelerimiz arasındaki yol bitmedi.

ÖZCAN ULUPINAR (Devamla) - Filyos Vadi Projesi hayata geçirilmiştir, yüz yıllık projedir. İnşallah, orada Türkiye’nin 3’üncü büyük limanı yapılmaktadır. Orada ilk etapta 12 bin kişi, bittiğinde 40 bin kişi iş sahibi olacaktır. 25 milyon ton kapasiteli bu liman sadece Zonguldak’ın değil, Orta Anadolu’nun, Batı Karadeniz’in kurtuluşu olacaktır. Bu ve benzeri yatırımlar da inşallah önümüzdeki günlerde devam edecektir.

Yine, Zonguldak’ımızın mülkiyet yasası dönemimizde hayata geçirilmiştir, 50 bin vatandaşımız tapu sahibi olmuştur. Zonguldak’ın stadyumu yapılmaktadır. Hastaneyle ilgili sıkıntılar olmuştur, inşallah önümüzdeki günlerde hastane de farklı bir yerde inşa edilecektir. İlçelerimizdeki kamu yatırımları tamamlanmıştır. Zonguldak’ta TOKİ çalışmaları devam etmektedir ve inşallah Zonguldak da bu bütçeden hak ettiği payı alacaktır.

Ben, bu bütçenin hazırlanmasında emeği geçen bütün bürokratlarımıza, milletvekillerimize, Komisyonumuza, Başkanımıza, bakanlarımıza, Bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Bütçenin ülkemize, milletimize, vatanımıza hayırlı olması dileğiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ulupınar.

Şimdi söz sırası şahıslar adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

2’nci maddede, 2015 yılı merkezî yönetim bütçe geliri 482,8 milyar TL. Ancak -bildiğiniz gibi- 12 Aralık 2016 günü İstatistik Enstitüsü, millî gelir serisinde ulusal hesaplarda bir revizyon yaptı; millî gelir rakamlarında, hem toplam Türkiye millî gelirinde hem de bununla paralel olarak kişi başına gelirde bir değişiklik yaptı, bir artış yapıldı. 2015 yılı rakamları yıllık bazda yüzde 19,7 oranında arttı. 2015 yılında buradaki artış yaklaşık 335 milyar TL. Bunun detaylarına şu anda girmeyeceğim, grup başkan vekilimiz bu konuda dün gece detaylı bir değerlendirme yaptı.

Şimdi, kesin hesap kanununda bütçe geliri 482,8 milyar TL; TÜİK’in dün açıkladığı tablolarda bu 551,9 milyar TL gözüküyor. Benim bir yanlışım varsa lütfen bürokrat arkadaşlar -detayıyla Sayın Bakan bilmeyebilir- söylesinler, izah etsinler; bu önemli bir şey. Dolayısıyla 2015 yılı TÜİK rakamlarında, millî gelir rakamlarında yaptığı revizyon sonrasında yayımlanan bu rakamlarda, orta vadeli program ve Hükûmetin bütün belgelerinde, bütçe gerekçelerinde olan rakam arasındaki merkezî yönetim bütçe gelirleri açısından da şu anda 69,1 milyar TL fark oluşuyor. Yanlışımız varsa lütfen düzeltin, yoksa -biraz önceki konuşmamda söyledim- hakikaten bir açıklamalı ilmihâl lazım. Bunları birilerinin ne yapması lazım? Şeffaf bir şekilde hem izah edebilmesi lazım hem de öğrenebilmesi lazım.

Şimdi, burada bütçe görüşülürken TÜİK hesapları değiştiriyor, birtakım revize rakamları yayınlıyor. Biz Genel Kurulda hangi rakamları onaylayacağız şimdi? Bu, ciddi bir iş, devlet işi de ciddiyet ister. Alelacele, paldır küldür, zamansız, mesnetsiz işler işi bozuyor. Devletin kamu giderlerini karşılamada temel gelir kaynağı elbette ki vergilerdir. Vergilerin oluşturduğu yük ve bu yükün adaletli dağılımı önem arz eder. Herkesin mali gücüne göre vergi ödemesi anayasal bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün adaletli ve dengeli bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması da iktidarın en önemli görevidir.

2017 yılı bütçesinde öngörülen vergi gelirlerinin yüzde 30,3’ü gelir ve kazanç üzerinden alınan vergiler, yüzde 2,3’ü mülkiyet üzerinden alınan vergiler, yüzde 41,5’u dâhilde alınan mal ve hizmet vergileri, yüzde 19’u uluslararası ticaret ve muamelelerden alınan vergiler, yüzde 3’ü damga vergisi, yüzde 3,9’u da harçlardır. Dolayısıyla dolaylı vergilerin son derece yükseldiği ve adaletsiz bir vergileme sisteminin olduğu net bir şekilde ortadadır.

Vergi artışının yapılan son düzenlemeler neticesinde ÖTV artışı gibi dolaylı vergiler üzerinden yapılması, zaten toplam vergiler içinde çok yüksek olan dolaylı vergilerin payını daha da artırıyor, gelir dağılımına da ne yapıyor? Olumsuz etki ediyor.

Türkiye’de vergideki adaletsiz dağılım kronikleşmiştir. İktidar, gerçek bir vergi reformu yapmayı siyasi risk olarak görmektedir. Hükûmetin, düzenli olarak vergi tahsil edemediği ve neredeyse her yıl yapılandırma düzenlemeleri getirmek zorunda kaldığı bir vakıadır. 2015 yılında sadece kurumlar vergisinden kaynaklanan 16,1 milyar liralık vergi harcaması ile tahsil edilemeyen 32,3 milyar liralık KDV toplamı olan 48,4 milyar lira 2015 yılı bütçe açığının yaklaşık 2,5 katıdır.

Türkiye’de üretim üzerindeki vergi yükü ağırdır ve bu durum işletmelerin rekabet gücüne zarar vermektedir. Dolayısıyla kesin hesap olmasına rağmen bunların bir mukayese edilebilir bazının yeni hesaplarla da dikkate alınması lazım.

Ben, hassaten, Sayın Bakan, aracılığınızla, Maliye Bakanlığından bunu istiyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

Bütçenin de hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz. 60’a göre mi söz vereyim size?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soru-cevap Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki. Bir tek siz girmişsiniz. Grupların şeyi vardı ama ben size bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakanım, 4 Kasım 2016 gününden önceki tarihte, şirketler veya gerçek kişilerden, dolar veya euro alan kaç şirket ve kaç şahıs vardır? 4 Kasım 2016 tarihinden bugüne kadar bu şirketlerden ve şahıslardan dolar veya euro alanlardan kaç kişi bozmuştur? Ne kadar para bozmuştur?

Bir başka soru: 2002 tarihinden bugüne kadar yıllık vergi kaybı ve kaçak bedellerinin artışı ne şekildedir?

Bir başka soru: Bakanlık tarafından kayıp kaçak bedellerini azaltmak için yürürlükte olan uygulamalar ve geleceğe yönelik çalışmalarınız nelerdir?

Bakanlığın denetim mekanizmaları kayıp kaçak bedellerinin artmaması için yeterli midir?

Vergi kayıp kaçak bedellerinin bölgelere ve sektörlere dağılımı ne şekildedir?

1905 sayılı Kanun’la düzenlenen vergi kayıp ve kaçak ihbarı ve ihbar ikramiyesi uygulamasının kayıp kaçak bedelinin azalmasındaki etkisi nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakan, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yazılı olarak versin Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkanım, bunların hepsine… Hem döviz alan şirketleri ve gerçek kişileri sordu. “4 Kasım 2016’dan itibaren alanlardan ne kadarı sattı?” diye sordu. Kayıp kaçak oranlarını sordu. Bölgelere göre dağılımını sordu. İhbar nedeniyle ikramiye alanları sordu. Geniş bir çalışma neticesi, arkadaşlar bir çalışma yapıp Sayın Tanal’a ileteceklerdir.

Bilgilerinize Muhterem Başkanım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başka sorularım da var Sayın Başkan, süre var çünkü.

BAŞKAN – Tamam, buyurun, bir tane daha sorun, Sayın Bakanım da o zaman gazel okusun orada, devamında.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul ilinde…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakan gazel okumaz Sayın Başkan! Hiç yakışmadı!

BAŞKAN – Size söylemedim. Sizi ilgilendirmez Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakan gazel okumaz Sayın Başkan!

BAŞKAN - Sizi ilgilendirmez Sayın Atıcı.

Buyurun Sayın Tanal.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Beni ilgilendirir! Orası Başkanlık makamı!

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizi dinliyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hepimizi ilgilendirir! Ciddiyete davet ediyorum sizi, ciddiyete davet ediyorum!

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizi dinliyorum.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İstanbul ilinde 1999 depreminden sonra deprem anında toplanma ve yardım merkezi olarak ayrılan kaç tane alan vardır?

Soru iki: İstanbul ilinde 2016 tarihi itibarıyla deprem anında toplanma ve yardım merkezi olarak belirlenmiş kaç tane alan vardır?

Soru üç: İstanbul ilinde, deprem anında toplanma ve yardım merkezi olarak belirlenen alanların büyük bir kısmı imara açılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, yine, deprem anında toplanma alanlarının yıllar itibarıyla sayısını ve bunlardan da ne kadar kısmının imara açıldığı şeklinde bir sorusu oldu; Sayın Tanal’ın sorusuna ilişkin, Çevre Bakanlığından ve AFAD’dan gereken bilgileri alıp yazılı olarak kendisine ileteceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başka bir sorum daha var.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Peki. O alandan herhâlde başka bir alana geçeceğim şimdi.

Yapımı devam eden Sancaktepe Belediyesinin yeni hizmet binasının toplam maliyeti ne kadardır?

Soru iki: Yeni hizmet binasının giderleri hangi kurum tarafından karşılanmakta olup yüklenici firma kimdir?

Soru üç: Kamuoyunda sürekli yüklenici firma değişikliği yapıldığı yönünde çıkan iddialar ve inşaatın devam edemediği iddiaları doğru mudur? Doğruysa sebebi nedir?

Soru dört: Sancaktepe Belediyesi yeni hizmet binası ne zaman tamamlanacaktır, projeye başlanırken hizmete açılma tarihi belirlenmiş midir?

Soru beş: Projenin yapımının uzaması, yüklenici firma değişikliği maliyeti artıran etkenlerden değil midir?

Soru altı: Yapımı devam eden hizmet binasının yapım sebebi eski binanın yetersiz kalması mıdır, eski bina kaç metrekarelik alan üzerinde bulunmaktadır?

Soru yedi: Projenin yapıldığı alan tapuda hangi kurum adına tescillidir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sorun, biraz daha sorun, Sayın Bakana daha sonra söz veririz, zamanınız var Sayın Tanal.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soru sekiz: Sancaktepe Belediyesi tarafından hâlihazırda kullanılan hizmet binası yeni binaya taşınıldıktan sonra hangi alanda kullanılacaktır?

Şimdi, bunlara bilmiyorum yine cevap verecek misiniz, devam mı edeyim?

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir başka konu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2002 tarihinden bugüne kadar kaç ihale açılmıştır? Bunlardan kaçı BELTUR Anonim Şirketi üzerine kalmıştır? İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ihaleyi alan şirketler hangileridir?

BELTUR Anonim Şirketi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında kaç ihale yapıldı ve ihaleler hangi tarihlerde ve ne usulle yapıldı? Hangi ihale usulü uygulandıysa BELTUR A.Ş teklifinin dışında teklif sunuldu mu; sunulduysa tekliflerin ayrıntıları nelerdir?

BELTUR Anonim Şirketinin mali işlerle ilgili ne tür denetimler ve ne şekilde, ne sıklıkta yapılmaktadır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BELTUR Anonim Şirketinin mali işleriyle ilgili hâlihazırda bir inceleme veya çalışma var mıdır?

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin BELTUR Anonim Şirketi hakkında 2004 yılından bu yana yapılmış herhangi bir denetimi var mıdır?

BELTUR Anonim Şirketinin mali işleri hakkında Sayıştayın denetimi ve raporları var mıdır; varsa nelerdir?

BELTUR Anonim Şirketi ve bu işletmelerin işletmesiyle ilgili kira bedeli, borçlanma yetkisi ve benzeri konularda herhangi bir imtiyaz verilmiş midir; verildiyse nelerdir?

BELTUR Anonim Şirketi tarafından işletilmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinden kiralanan taşınmazlarla ilgili kira bedelleri dışında yıllık kâr veya ciro, herhangi bir pay alınmakta mıdır?

BELTUR Anonim Şirketinin 165,1 milyon TL’lik cirosuna karşı sadece binde 5 kâr etmesine sebep olan gider ve harcamalar nelerdir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tekrar girin sisteme; buyurun, bekliyoruz sizi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çekmeköy ilçesinde yer alan 2/B kapsamındaki arazilerin ölçümü ne kadardır ve nitelikleri açısından hangi arazi kapsamındadır? Üzerinde taşınmaz mevcut mudur? Bu arazilerin satış bedeli nedir? 2/B arazileri hangi tarihte 2/B arazi sınıfına girmiştir? Çekmeköy’deki 2/B arazilerinin hak sahipleri kimlerdir? Bu kişiler, yerlere hak ettikleri araziler için başvuru yapmış mıdır? Yaptıysa başvurular sonrası ne kadar hak sahibine 2/B arazisi tescil yapılmıştır? Haklarında işlem yapılmayan taşınmazların tapu kütüklerinde yer alan 2/B kullanıcı ve muhdesat belirlemeleri Maliye Bakanlığının talebi üzerine Tapu İdaresince terkin edilir ve bu taşınmazlar Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu yerlerden kamu hizmetlerinde kullanılanlar, kamu idarelerinin ihtiyaçları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tanal, Sayın Bakana bir söz verelim, görev alanıyla ilgiliydi. Belki bütün sorulara cevap verecektir.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Teşekkür ediyorum Muhterem Başkanım.

Bir tanesi, bir önceki sorudan da devam: Vergi kayıp kaçağıyla mücadelede, ihbar müessesesi çerçevesinde, vatandaşlar kayıp ve kaçağa neden olduğunu iddia ettikleri gerçek ve tüzel kişiler hakkında yazılı veya sözlü ihbarda bulunabilmektedirler. İhbar her türlü şekilde olabilmekte, internet üstünde dahi. İhbarlar yazılı olarak Vergi Denetim Kurulu Başkanlığına, Gelir İdaresi Başkanlığına, Vergi Dairesi Başkanlığına, Defterdarlıklara sözlü olarak da, telefonla da yapılabilmektedir.

1905 sayılı Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiye Hakkında Kanun gereğince, idarenin bilgisi dışında kalan vergi kaçakçılığı olaylarını ihbar edenlere, ikramiye taleplerinin olması, şikâyet edilen mükellefin ne şekilde vergi kayıp ve kaçağına sebebiyet verdiğine ilişkin somut bilgi ve belge sunulması ve inceleme elemanı tarafından ikramiye alınabilmesinin uygun görülmesi hâlinde kati tahakkuku verilen ve tahsil edilen vergi ile vergi aslına bağlı ceza toplamının yüzde 10’u tutarında ihbar ikramiyesi ödenmektedir.

2002 yılından itibaren işlem yapılan ihbar dilekçeleri, ikramiye verilen kişi ve sayısı da: 2002’den bu yana ikramiye verilen kişi sayısı yaklaşık 338 kişi, işlem yapılan ihbar 1.215 kişi, verilen ikramiye de 6 milyon 45 bin 626 liradır Muhterem Başkanım.

Yine “Sancaktepe Belediyesinin maliyeti ne kadar? Yüklenici ne kadar değişmiştir? Yüklenici değişmesi gecikmeye neden olmuş mudur? Kaç metrekaredir?” Eskisiyle ilgili olarak da bununla ilgili bilgiler de sorulup kendisine iletilecektir.

Yine, Büyükşehir Belediyesiyle, BELTUR AŞ’yle ilgili talepleri vardır; Çekmeköy’de 2/B’yle ilgili talepler de vardır, onlar da kendisine iletilecektir.

Bir de, 2/B arazileriyle ilgili sordu Sayın Başkanım. 31 Aralık 1981… Son cümlem Muhterem Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 2/B arazileri, 31 Aralık 1981 tarihinden önce orman vasfını kaybeden yerler 2/B olarak belirlenmektedir. Bu tarihten önce konut, sanayi ve tarımsal amaçlı kullanılıyor olması, 2/B olarak nitelendirilmesi için de gerekli bir unsurdur diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şimdi, B cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Bir saniye, daha bir okutalım, daha oylamaya geçmedik Sayın Tanal, sakin ol, buradayız.

B cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                            442.586.345.000,00

Tahsilat                                            525.045.890.827,96

Ret ve İadeler (-)                                 58.366.816.082,52

Net Tahsilat                                       466.679.074.745,44

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Oylamaya geçmeden birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.39

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ), Ömer SERDAR (Elâzığ)

----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, bir önceki oturumda okunan (B) cetvelini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) işaretli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi 3’üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) 2015 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 25.185.380.024,05 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 5.814.990.945,70 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 492.364.914,65 Türk Lirası bütçe gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2015 yılı merkezi yönetim net bütçe gider fazlası 23.525.193.015,08 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili İsmail Faruk Aksu’ya aittir.

Sayın Aksu buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın 3’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe dengesi, bütçenin ödenekler toplamı ile gelirler toplamı arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir. Merkezi yönetim bütçe tasarısında ödenekler toplamı ile tahmini gelirler arasındaki farkın borçlanmayla karşılanacağı öngörülmek suretiyle esasen daha başlangıçta bir dengesizlik durumunun kabulü söz konusu olmaktadır. Kesin hesap kanununda denge ise soyut olmaktan çıkarak somut hâle gelmiş farkın harcamalar yapıldıktan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine onaylatılması anlamına gelmektedir. Bütçenin denetim işlevinin amacı, yasama organının yürütme organına bütçeyle vermiş olduğu yetkilerin bütçe yasasında belirtilen sınırlar doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi olduğu hâlde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı olmadan gerçekleştirilen yüksek düzeydeki ödenek üstü harcamalar, bütçe hakkının tam anlamıyla kullanılamadığı bir durumu ifade etmektedir.

Anayasa’da çizilen genel çerçeveye göre bütçe hakkı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Sayıştay Kanunu’yla uygulanmaktadır. Bu iki kanun, bütçe hakkının iki sacayağı olan bütçenin kabul edilmesi ve denetlenmesi hususlarını düzenlemiştir. Sayıştayın 2015 genel uygunluk bildiriminde ifade edildiği üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin verdiği harcama yetkisinin yürütme tarafından yine bütçe kanunlarına monte edilen ödenek aktarmalarına ilişkin maddelerle aşıldığı ve başta verilen harcama yetkisinin üzerine çıkıldığı görülmektedir.

2015 yılı kesin hesapları ödenek aktarma işlemlerine göre, 15 idarenin aktarılan ödenek tutarı bütçe ödeneğinin yüzde 63,7'sine ulaşmıştır. Yani, bütçeyle yapılan tahsisin yüzde 63,7'si farklı harcamalar için kullanılmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkı ihlal edilmiştir. Anayasal bir kuruluş olan Sayıştay, Anayasa’nın 160'ıncı maddesine göre, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idarelerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek, hesap ve işlemleri kesin hükme bağlamakla görevlidir. Son on dört yıllık dönemde genel olarak denetim fonksiyonunu etkisiz kılacak düzenleme ve uygulamalar yapılmış, denetim bulgu ve sonuçları dikkate alınmamıştır. Bu süreçten Sayıştay da nasibini almıştır. Sayıştayın genel olarak işlevsiz hâle getirilmesi ve etkinliğinin azaltılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu alanda etkisizleşmesi ve bütçe hakkının gereğini tam manasıyla yerine getirememesi sonucunu doğurmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kesin hesap rakamlarına bakıldığında, öngörülen bütçe hedefleri ile gerçekleşenler arasında farklılıklar oluştuğu ve bütçe açığının da beklenenin üzerinde gerçekleştiği görülmektedir. 2015 yılı bütçe giderleri 506,3 milyar lira, bütçe gelirleri 482,8 milyar lira ve bütçe açığı 23,5 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. 2015 yılı bütçe giderleri bütçe başlangıç tahminine göre yüzde 7,1 oranında, yıl sonu gerçekleşme tahminine göre yüzde 0,7 oranında artmıştır. Buna karşın, bütçe gelirleri bütçe başlangıç tahminine göre yüzde 6,8 oranında, yıl sonu gerçekleşme tahminine göre ise yüzde 0,9 oranında artış göstermiştir. 2015 yılında 23,5 milyar lira olarak gerçekleşen bütçe açığı, başlangıçta öngörülen bütçe açığının 2,6 milyar lira üzerindedir. Gelir ve gider dengesinin kurulması, kamu hizmetlerinin sunumunda aksaklıkların ortaya çıkmaması açısından önemlidir. Özellikle, giderlerde ortaya çıkan artışlar, gelirlerin giderleri karşılamaması sonucu borçlanma ihtiyacını ortaya çıkarmakta, artan bütçe açığı da kamunun daha fazla borçlanmasına yol açmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi, tarım ve sanayi üretiminde yapısal dönüşümü gerçekleştiremeyen, hizmetler sektörünün ağırlığının arttığı bir durumdadır. Emlak rantına ve inşaata dayalı büyüme modelini dönüştürecek programların daha somut alt odaklarının belirlenmesi ve bunların yapısal dönüşüme katkı sağlayacak şekilde uygulamaya konulması gereği her geçen gün artmaktadır. Büyüme, cari açık azaldıkça ekonominin küçüldüğü, cari açık arttıkça ekonominin büyüdüğü yapısal bir tahterevalli hâline gelmiştir.

Bütçe açığı ve borçlanma politikası sonucunda kamu iç borç stoku yükselmektedir. Tasarrufların yetersiz olması ve kamunun borçlanma ihtiyacının iç kaynaklardan karşılanamaması sonucu dış borçlar giderek artmaktadır. Uzun dönemli iş yaratan, istihdam dostu ekonomi politikalarının hayata geçirilemiyor olması, işsiz sayısını artırmaktadır. Bugün açıklanan rakamlara göre, bir önceki yıla göre işsizlik 1 puan artmış ve yüzde 11,5 olarak gerçekleşmiştir. Gerçek işsiz sayısı ise 6 milyon kişiye ulaşmış, gençlerdeki işsizlik yüzde 1,4 puanlık artışla yüzde 19,9’a yükselmiştir.

Ekonomide devam eden kırılganlık ve risklerin belirgin hâle gelmesi, ülkemizin rekabet gücü yarışındaki konumunu daha da olumsuz etkilemektedir. Bunlar ekonominin sıhhati bakımından Hükûmetin mutlaka dikkate alması gereken işaretlerdir ve yapısal tedbirlerin bir an önce alınması gereğini ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, devletin en büyük gelir kaynağı olan vergiler Hükûmetin ekonomi politikalarının önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Vergilemede gelir dağılımının ve fiyat istikrarının sağlanması gibi etkiler beklenirken, verginin sadece harcamaların finansmanı çerçevesinde değerlendirilmesi “adalet” kavramını da zedelemektedir. Günümüzde adaletsiz vergiler, genç işsizlik, kayıt dışılık ve sosyal hayata ilişkin çarpıklıklar toplumsal uzlaşma dinamiklerini de tehdit etmektedir.

Bütçe harcamalarının gelir dağılımı adaletini sağlama, dezavantajlı grupları kollama, yatırım, üretim ve istihdamı artırmaya dönük içeriği; harcamaların kalitesini, aynı zamanda bütçenin adilliğini gösteren kriterlerdendir.

Bu anlayış çerçevesinde, bütçelerin esnaf, çiftçi, emekli, işçi, memur gibi dar ve sabit gelir grubunda yer alan vatandaşlarımızın gelirlerinin artırılmasına ve onlar aleyhine oluşan ekonomik ve sosyal politikaların adaletli hâle getirilmesine hizmet etmesi gerekmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde hem kayıt dışılığın hem de vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin payının yüksek düzeylere çıkmış olması, bu kesimlerin aleyhine adaletsizliğin giderek artmakta olduğuna işaret etmektedir. Türkiye, bu anlamda adaletsizliğin en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Vatandaşlarımız üzerindeki bu ağır vergi yükü dikkate alındığında kamu harcamalarının ilave vergi yüküyle finanse edilmesi yaklaşımı doğru olmayacaktır. Ayrıca, vergilerdeki artışın dolaylı vergiler üzerinden yapılması vergi sistemini daha adaletsiz hâle getirecek, gelir dağılımını olumsuz etkileyecektir.

Bütçe gelirleri içinde özelleştirme gelirleri gibi vergi dışı bazı geçici nitelikli gelirler bulunmakla birlikte, asıl olan kalıcı gelirlerin niteliğidir. Bir defalık gelirler geçici iyileşme görüntüsü vermekle birlikte, bu gelirler azaldıkça aradaki fark ya vergileri artırarak ya da borçlanılarak giderilmektedir ki bu yük de yine dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın omuzlarına yüklenmektedir.

Kayıt dışı ekonominin yüksekliği, kayıtlı mükelleflere daha fazla yük getirmekte ve vergi tabana yayılamamaktadır. On dört yıldır el altındaki mükellefleri yüklenmek yerine vergi tabanının yaygınlaştırılacağı söylenmektedir ancak bu yöndeki girişimler bir türlü sonuca ulaşamamış, yıllardır vergisini düzenli ödeyen vatandaşlarımızı ödüllendirmeye dönük bir düzenleme de yapılamamıştır.

Değerli milletvekilleri, bu sorunları aşmak için ekonomik tedbirlerle birlikte, öngörülebilir bir hukuk ve kamu yönetimi düzeninin tesisi son derece önemlidir. Kamu gelir ve harcamalarının kalitesi iyileştirilerek kamu açıklarının kalıcı bir biçimde kapatılması ve kamu borç stokunun azaltılması gerekmektedir. Kaynak dağılımında adalet ve etkinlik, hizmet üretiminde verimlilik sağlanmalı, harcamalar yeniden önceliklendirilerek mali disiplin çerçevesinde israf ve verimsizliğin önüne geçilmelidir. Basit, açık, uygun, düşük oranlı, eşit ve adil vergi uygulamaları ve vergi tabanının genişletilmesi suretiyle vergi gelirleri artırılmalı, vergilemedeki adaletsizlik giderilmelidir. Makroekonomik amaçları gerçekleştirmek ve gelir dağılımı adaletini sağlamak için maliye politikası etkin bir araç olarak kullanılmalıdır.

Bu düşüncelerle, bütçenin milletimiz için hayırlı olmasını; daha çok iş, daha çok aş, daha huzurlu ve güvenli bir Türkiye tablosuna katkı sunmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksu.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben size bugün gelen bir mektubu okuyacağım; saçları benimkinden daha fazla beyazlamış, barış için, demokrasi için mücadelesi de aslında benimkinden çok daha fazla yıllara yayılmış olan bir kadının mektubunu.

“Sevgili Filiz, seni ve tüm kadın arkadaşları sevgiyle selamlıyor, özlemle kucaklıyorum.

Öncelikle, bir an önce yaşanan ölümleri durduracak kan ve gözyaşına son verecek bir siyasi aklın ön plana çıkması yönündeki düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Herkesin en keskin kılıçları kuşandığı, en ölümcül hamleleri yaptığı bir ortamda barışı savunmanın ne kadar zor olduğunu yaşayarak öğrendik ama başka bir seçenek yok. Barışın karşısına çıkarılabilecek insancıl bir alternatif yoktur. Barışta ısrar, insanlıkta ısrardır. Bedeli ne olursa olsun bu bedeli göze almazsak yeni kuşaklara savaştan, çatışmadan bitap düşmüş bir gelecek bırakmanın utancını yaşarız.

Bu genel insani ve vicdani doğrular, biz kadınlar için bin kat daha geçerlidir. Çünkü, biliyoruz, savaşların en ağır bedelini kadınlar ve çocuklar ödüyor. Binlerce yıldan beri dünyanın dört bir yanında yaşanan savaşlarda ortaya çıkmış en genel hakikat budur. Keşke bunu kitaplardan okuyarak öğrenseydik. Ne yazık ki yaşayarak bu kötü tecrübeyi biz de edindik. Hâlâ da her gün yeniden, yeniden bunu yaşıyoruz.

Eril zihniyet yenmek, ele geçirmek, hükmetmek, iktidarını korumak için baskı uygulamak üzerine kurulu. Başka bir yol bilmiyor, bilmek işine gelmiyor. Yenme, yenilmenin yerine uzlaşıyı, hükmetme yerine paylaşımı, baskı yerine özgürlüğü koysak daha yaşanılır bir dünya yaratabiliriz. Bu değerlerin üzerine kurulmuş ortak bir gelecek inşa etme umudu insana güç veriyor. Bu umudu korumalı, büyütmeliyiz. Savaşın, çatışmanın ölüm, kan, gözyaşı, göç, yıkım, yoksulluk, travma, umutsuzluk, çaresizlik olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Bildiğinden, yaşadığından ders çıkarmamak nasıl bir çılgınlık, akıl tutulması. Biz kadınlar yılmadan, usanmadan çılgınlığı değil, ölümü değil, yaşamı savunmaya devam edeceğiz.

Sevgili Filiz, benim içeride olmam, bireysel olarak sıkıntı çekmem fazlaca önemli değil ancak durum bunun çok ötesinde. Yaklaşık 400 bin kişinin oylarıyla seçildim. Yedi yıl milletvekilliği yapmıştım. Barış ve Demokrasi Partisinin Eş Genel Başkanlığını yapmıştım. İnsanlar beni tanıyor, düşüncelerimi biliyorlardı. Tercihlerini buna göre yaptılar. Şimdi ben 400 bin insanın oy verdiği siyasi görüşlerim nedeniyle iki yüz otuz yıl hapis istemiyle yargılanıyorum. Gizli, saklı, illegal bir faaliyet değil, kamuoyu önünde, Meclis kürsüsünde ifade ettiğim görüşlerim yargılanıyor ve halkın iradesi hiçe sayılıyor. Tabii, Türkiye kamuoyu bu gerçekleri bilmiyor. Son bir yılda öylesine bir algı yaratıldı ki sabah akşam en etkili, yetkili ağızlardan ‘teröre destek’ sözü defalarca tekrarlandı. Medya da bu yalanı döne döne işledi, yazdı.

Evet, en çok da meslektaşlarıma, gazetecilere sitemim var. Bir kez olsun sormadılar, ‘Bu iddialara ne diyorsun?’ demediler. Benimle aynı durumu yaşayan özgür kalemleri tenzih ederek söylüyorum. Bir tek cümle sözümüz Türkiye kamuoyuna yansımadı. Bu durum yargısız infaz değil de nedir? Vicdanlar körelirse kaosa kapı aralayan çok olur. Kaosun da kazananı olmaz.

Demokrasinin en temel kuralıdır: Seçimle gelen seçimle gider. Bunun dışındaki her türlü müdahale halkın iradesine darbedir. Bu darbeyi kabul etmedim, etmeyeceğim. Mahkemede tabii ki gerçekleri anlatmaya gayret edeceğim ama siyasi sorunlar adliye koridorlarında çözülemez. Demokratik siyasete her zamandan daha fazla ihtiyacımızın olduğu bir dönemdeyiz. Umarım yanlıştan dönülür. Yerelde ve genelde demokratik siyasete yönelik müdahaleler son bulur.

Benim ve diğer belediye eş başkanlarının tutuklanmasının bir de aşkın müdahale boyutu var. Yerel yönetimlerde belediye başkanı idareyi, yürütmeyi temsil eder; belediye meclisleri de yasama ve denetim organıdır. Birçok yetki meclistedir. Başkan ayrı, meclis üyeleri ayrı seçilir. Şu anda kayyum atanan tüm belediyelerde fiilî olarak belediye meclisleri de ortadan kaldırıldı. Kayyum istemediği için belediye meclisleri toplanmıyor. Meclisin yetkilerini kayyum kullanıyor yani yürütme, yasama ve denetim yetkisini ele geçirmiş. Örneğin idare, yürütme, bütçe taslağını meclise sunar; meclis bütçeyi görüşür ve karara bağlar. Şu anda 2017 yılı belediye bütçelerini kayyum hazırlıyor, meclislerin onayına da sunmuyor. Kısacası, sorun, benim, bizim tutuklanmamız değil. Yerel yönetimler tümden tasfiye edilmiş, yerel seçimlerin tüm sonuçları ortadan kaldırılmış durumda.

Bir de özellikle vurgulamak isterim ki yerel yönetimler kadınlar için yepyeni ufukların açıldığı bir zemindi. Kadınların güç kazandığı, karar mekanizmalarında yer aldığı, kentlerimizin kadın bakış açısıyla yeniden şekillendiği bir zamandı. Kadına yönelik şiddeti önlemede yerel ve etkin çözümler üretmek, ekonomik hayata katılabilmenin olanaklarını yakalamak, kamusal alanları kadınların kullanımına açmak gibi son derece önemli çalışmalar yürüttük belediyelerde. Kadınlar yerelde eş başkanlığı yaşadı; artık bunun gerisine düşülmez, bir çıta aşıldı bir kez.

Ben, kadınların bu kazanımlara sahip çıkacağına inanıyorum. Bu günler gelip geçecek, erkek egemenliği zihniyeti yerelde çözülecek. Kadınlara olan güvenim her zamankinden daha güçlü, mutlaka başaracağız. Biz kadınlar parklarda özgürce spor yapacağız, kentlerimizdeki tüm kamusal alanları da kullanacağız.

Tüm kadınları sevgiyle selamlıyor, barış ve özgürlük umutlarımı sizlerle paylaşıyorum.

                        Gültan Kışanak

            Kocaeli 1 no.lu F Tipi Cezaevi

                      Kandıra/Kocaeli”

Evet, arkadaşlar, Gültan Kışanak bunları yazıyor.

Kadın psikolojik danışma merkezleri, çamaşırevi -3 yoksul mahallede- ekmek fırını -ki o ekmek fırını sadece ekmek fırını değil, kadınların ev ekonomilerine katkı sundukları ve çocukları için de oyun alanının olduğu bir ekmek fırını- kreşler -Diyarbakır Belediyesine bağlı 6 kreş- kadın semt pazarı, kadın otobüs şoförleri ve bir de müze… Evet, hep insan kalmaktan söz eden, insanlık için mücadele eden Gültan Kışanak, Diyarbakır Cezaevinde, hani o 12 Eylülün meşhur, hepinizin, hepimizin “Diyarbakır zindanı” diye andığımız Diyarbakır Cezaevinde kalmıştı ve bir gazeteciye verdiği röportajda, onun bu müze hâline getirmek istediği Diyarbakır Cezaeviyle ilgili olarak “Müzenin içinde sizin anılarınızdan nelerin yer almasını isterdiniz?” sorusuna Gültan Kışanak şu cevabı verdi: “Bu zor bir soru, cevap vermek kolay değil.” Herhâlde milletvekilleri için de bunu dinlemek kolay değil, Gültan Kışanak’ın 12 Eylül anısını. “Diyarbakır Cezaevinde kadınları ‘35’inci koğuş’ denen hücrelere götürmediler. Kadınlara hücre cezası verdiklerinde cezaevinin işkenceci müdürü Esat Oktay Yıldıran’ın köpeği Co’nun kaldığı odada tutuyorlardı. Orada uzun süre kaldım ve oranın bütün özellikleriyle canlandırılması gerekiyor. Ayrıca, gece gündüz canları istediği her dakika içeri giriyorlardı. Geldiklerinde uykuda yakalanmayayım diye o odada ne kadar ses çıkaracak şey varsa onları orada bırakıyordum.”

Evet, Kışanak’ın sözleri, kadınlara sözleri, barış, özgürlük ve umut… Onu saygıyla selamlıyorum.

Saygılar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’a aittir.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, geçtiğimiz cumartesi gecesi Beşiktaş’ta yaşanan alçak terör saldırısını şiddetle lanetliyor, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır ve yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ülkemizin ve halkımızın bugün en çok ihtiyaç duyduğu, huzur ve güvenliktir. Bu da iktidarın asli görevi ve sorumluluğudur.

Değerli milletvekilleri, konuştuğumuz madde bütçe dengesiyle ilgili. Kesin hesap kanunu raporuna göre 2015 yılında merkezî yönetim konsolide bütçesi 23 milyar 525 milyon 193 bin 15 lira açık vermiş durumda. Yani devletimiz topladığı vergilerle giderlerini karşılayamamış. Elbette, Hükûmet, buna farklı gerekçelerle birçok neden ve bahane gösterebilir. Yalnız, halkımızın bütçesi de maalesef her ay açık veriyor ama onlar gerekçeler ve çareler bulamıyor, alacaklılar bahane dinlemiyor, borçları hızla artmaya devam ediyor, aileleri yıkılıyor. Devlet borçlu, özel sektör borçlu, hane halkı borçlu; kısacası tüm Türkiye borçla yaşamaya çalışıyor.

Şapkadan tavşan çıkarır gibi karşılığı olmadan, hesap yönetimi değişikliğiyle, bir gecede, sanal olarak kafanıza göre verdiğiniz bir kararla millî geliri kişi başına 2 bin dolar artırdınız. Daha önce yine Hükûmetiniz tarafından millî gelir aynı yöntemle artırılmıştı ama vatandaşımızın borçları azalmıyor, aksine de artıyor. Bu yöntem değişikliğine gerekçe olarak AB standartlarını gösteriyorsunuz. AB’nin hak, hukuk, özgürlükler ve demokrasi standartları için demediğinizi bırakmıyorsunuz ama işinize geldiği için bunu hemen uyguluyorsunuz. Hâlbuki demokrasi standartlarını AB standartlarına yükseltmiş olsanız, zaten üretim de, refah da, zenginlik de artacak ve millî gelir artışı için böyle numaralara başvurmak zorunda kalmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Son günlerde döviz kurundaki artışa yetişmek mümkün değil. Milleti lütfen kandırmayın değerli arkadaşlar. “Başkanlık istikrar getirecek.” diyorsunuz. Kapalı kapılar ardında Anayasa değişikliği hazırlıyorsunuz, Meclise getiriyorsunuz, döviz yükseliyor; her “başkanlık” dediğinizde, ağzınızdan her “başkanlık” çıktığında döviz fırlıyor. Bu nasıl bir istikrardır, bilmiyoruz.

Ekonomimizde tehlike çanları çalıyor ama sizin başkanlık sevdanız maalesef devam ediyor. Değerli arkadaşlar, bırakın şu başkanlık sevdasını. Siz iktidardasınız; sevdanız millet olsun, sevdanız halkımız olsun, sevdanız garibanlar olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Demokrasinin, şeffaflığın, denetimin, özgürlüğün, güvenilir hukuk sisteminin olmadığı bütün ülkelerde ekonomiler istikrarsızdır ve yatırımcılar da böyle ülkelerde durmaz, buralardan kaçar gider.

Meclise getirdiğiniz başkanlık sistemi, her şeyin bir kişiye bağlı olduğu, açık ve net olarak bir tek adam sistemidir. Bu sistem, tek adamın başkan, cumhurbaşkanı, başbakan, parti başkanı, bakan, Başkomutan, başsavcı, başyargıç, başrektör, başmemur, başkonsolos, başmuhtar, başöğretmen, başekonomist, başantrenör olduğu ve ülkemize büyük baş belası olacak bir sistemdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu sistem sizin demokrasi anlayışınızla uyuşabilir ama halkımıza ve dünyaya bunu “demokratik bir sistem” diye satmaya çalışmayın, çok mahcup olursunuz, komik duruma düşersiniz; ülkemizin itibarıyla oynamaya hakkınız yok. Dünyanın belli ülkelerinde, kurmak istediğiniz sistemin benzerleri var, onlara da ne dendiğini siz daha iyi biliyorsunuz. Ama dünyanın gelişmiş ülkelerinin hiçbirinde böyle bir sistem, sizin istediğiniz gibi bir sistem yok. Sizi herkes aldatıyor, rahatlıkla kandırıyor; bunu artık bütün Türkiye biliyor. Yeter artık, halkımızı da kandırmaktan vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar)

AKP iktidara geldiğinde 1,67 olan dolar kuru, bugün 3,5 lirayı geçti. 1 litre benzin 2002 yılında 1,6 lira iken bugün 5 lirayı geçti. Döviz kurundaki en ufacık artışı hemen akaryakıta zam olarak yansıtırken ham petrol fiyatlarındaki büyük düşüşlerde dahi herhangi bir indirim uygulamıyorsunuz. Akaryakıt, elektrik ve doğal gaz devlet için en kolay vergi toplama aracı olarak görülüyor. Bu ürünlerde vicdanları zorlayan vergiler de var. Mesela ısınma. Siz ısınmayan bir evde yaşayabilir misiniz değerli arkadaşlar? Yaşayamazsınız. Ama doğal gazdan hem ÖTV hem de lüks tüketimmiş gibi, yüzde 18 oranında KDV alıyorsunuz. Evlerde ısınma amacıyla kullanılan doğal gazda ÖTV’nin kaldırılması ve KDV’nin yüzde 1’e indirilmesi için bir kanun teklifi verdim. Halktan yana olduğunuzu her fırsatta iddia ediyorsunuz, işte size bunu kanıtlamak için bir fırsat. Gelin, kanun teklifime destek verin, halk yararına olan bu teklifi hep birlikte yasalaştıralım. Borç içindeki halkımızın hiç olmazsa ısınma faturasını bir nebze olsun düşürelim.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde enerji konusunda yaşanan bazı gelişmeleri de bu vesileyle dikkatinize sunmak isterim.

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre 2015-2040 yılları arasında küresel ölçekte enerji sektörüne toplam 68,2 trilyon dolar yatırım yapılacağı tahmin ediliyor. Dünya ölçeğinde yapılacak yatırımlarda 21,8 trilyon dolarla en büyük payı enerji verimliliği alıyor. Enerji verimliliği de önemli bir enerji kaynağıdır. Türkiye’de artan enerji talebinin karşılanması, özellikle enerji verimliliğine önem verilmesi ve bunun bir devlet politikası hâline getirilmesiyle gerçekleşir. Türkiye birim gayrisafi hasıla üretebilmek için OECD ülkelerinden yüzde 30 daha fazla enerji harcıyor. Ülkemizde bina sektöründe yüzde 30, sanayide yüzde 20, ulaşımda yüzde 15 olmak üzere 4 Keban Barajı inşa edebilecek yaklaşık 7,5 milyar lira değerinde enerji tasarrufu etme potansiyelimiz var.

Değerli milletvekilleri, 2008 yılında yayınlanan Enerji Performans Yönetmeliği hükümlerine göre, ülkemizde bulunan yaklaşık 9 milyon binanın 2 Mayıs 2017 yılına kadar enerji kimlik belgelerini almaları gerekiyor. Bu sürenin sonuna yaklaşılmasına rağmen, binaların sadece 442.500 adedinin yani yüzde 5’lik bir kısmının bu belgeyi alması enerji verimine verilen önemin ve değerin örneğini açık ve net olarak sergiliyor.

Enerjide dışa bağımlılık oranımız yüzde 75. Bu oran 2000 yılında yüzde 67’ydi. Sadece 2010 ile 2014 yılları arasında bağımlılığımız yüzde 4,6 oranında daha da arttı.

Değerli milletvekilleri, ülkemizi enerjide dışa bağımlılıktan kurtarmanın yolu, yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızı hızla devreye almaktan geçer. Hükûmet yerli kaynak anlamında yaptığı düzenlemelerle yerli kömürü öne çıkarırken temiz ve yenilenebilir kaynaklarımız hak ettiği ölçüde öne çıkarılmıyor. Çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz güneş ve rüzgârdan istediğimiz oranda faydalanamıyoruz. Bakın, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak enerji politikalarında devamlı çözüm önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Dünyada çok sayıda örneklerini görebileceğimiz, dışa bağımlılığımızı azaltacak, temel ihtiyaç olan enerjide halkımızı yüksek fiyatlı rant sisteminin eline bırakmadan üretimde söz sahibi yapabilmek için enerji kooperatifleri güzel bir yoldur. Elektrik sektöründe kamu payı, yapılan özelleştirmelerle hızla azalıyor. Bu ortamda, enerji kooperatifleri sektörde önemli bir aktör hâline gelecek ve kamu yararına önemli işlevler gerçekleştirecektir. Biz, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizde enerji kooperatiflerimizi kurmaya başladık. Yakın zamanda halkımızla beraber, halkın çıkarına, temiz, ucuz yenilenebilir enerji projelerimizi hayata geçireceğiz.

Lisanssız elektrik üretiminde var olan karmaşık ve zor izin süreçlerine bir de kooperatiflere özgü sıkıntılar, zorluklar eklenince, kooperatiflerin kısa sürelerde enerji üretimine başlamaları mümkün olmuyor. Bu açıdan, lisanssız elektrik üretiminin önündeki engeller kaldırılmalı ve izin prosedürleri basitleştirilerek hızlandırılmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz, Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal’a aittir.

Buyurun Sayın Soysal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle sizleri ve sizlerin nezdinde aziz milletimizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

Sözlerimin başında, 10 Aralıkta alçak teröristlerin yapmış olduğu menfur saldırı neticesinde şehit olan yiğit insanlara yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralılara yine yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum.

Yine, içimizi acıtan, ciğerlerimizi dağlayan Halep’te yapılan zulmü şiddetle kınıyor, bu zulmü yapanları da lanetliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ’nin, on dört yıl boyunca yapmış olduğu hizmetlerle, üretmiş olduğu eserlerle ülkeyi nereden nereye getirdiği hepinizin malumu. Tabii, kurulduğu günden, iktidara geldiği günden itibaren bugünlere gelirken nelerle karşılaştığımızı, nasıl ön kesmelerin olduğunu, nasıl önümüzü tıkamak isteyenlerin olduğunu hatırlamamız gerekiyor. Ben, kısaca kronolojik olarak, kurulduğumuz andan itibaren nelerle karşılaştığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, daha iktidar olduğumuzun beşinci ayında, Genelkurmay Başkanı normal, mutat görüşmesini yaptığı günde bir gazeteci çıkıyor ve bir başlık atıyor “Genç subaylar tedirgin, rahatsız.” diye. Tabii, bu sözün ne manaya geldiği hepinizin malumu.

Yine, biz hizmet üretmeye devam ederken yıl 2007, 2007’de ne olacak? Cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. Tabii, Cumhurbaşkanı mevcut iktidar içerisinden millî görüşe sahip, eşleri başörtülü olan birisi Cumhurbaşkanı olacak; bu, birilerini rahatsız etti tabii. Ve bunun önüne geçmek, engellemek, hatta ve hatta Hükûmetimizi, devletimizi, iktidarımızı erken seçime götürmek adına düzenlenen cumhuriyet mitinglerini de unutmayacağız değerli kardeşlerim.

Yine, kendisini hukuk büyüğü farz eden Sabih Kanadoğlu’nun 2006 Aralığında ortaya attığı 367 ucubesini de unutmayacağız. Ne demişti Kanadoğlu? “Karar yeter sayısı 367 doğru ama bu, aynı zamanda toplantı yeter sayısı.“ demişti ve bu sözün arkasına düşen, bu sözü önceleyen o zamanki muhalefet partisi ne dedi: “Eğer bizimle uzlaşmadan aday çıkarırsanız biz Meclisi terk edeceğiz.” Ve dediğini de yaptı. 27 Nisan günü yapılan oylamada 357 oy alındı ve aynı gün, yine muhalefet partisi aldı, Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi, 30 Nisandan itibaren otuz gün beklemek suretiyle 30 Mayısta bir karar verdi ve dedi ki: “Doğru, toplantı yeter sayısı da 367 olacak.” O zamanki muhalefet partisi lideri aynen şunu demişti, ben hiç unutmuyorum: “367 önerisini ortaya atan Sabih Kanadoğlu’nu dikkate alın.”

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – O dönemdeki muhalefet partisi lideri Tayyip Erdoğan’ı milletvekili yaptı. Niye onu söylemiyorsun? Niye söylemiyorsun?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Zoruna mı gitti? Zoruna mı gidiyor? Ne oldu? Çok mu zoruna gitti?

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – O gün de Anayasa Mahkemesi bunu kabul etti ve Meclis, Cumhurbaşkanını seçemedi ve bir kaos oluştu.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Siz o dönemde Ergenekon, Balyoz’u yargılayanlardan mıydınız? Siz o zamanki FET֒cülerden miydiniz?

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Biz de ne yaptık? İktidar olarak millete başvurduk, milletimize sorduk, referanduma gittik.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Söylesene hadi. Kumpası yapanlardan değil miydiniz? İtiraf et!

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Ezici bir çoğunlukla, yüzde 68 oyla milletimiz “Biz seçeceğiz Cumhurbaşkanımızı.” dedi ve bu kaosu da önce Allah’ın, sonra milletimizin desteğiyle aşmış olduk.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – FET֒yle beraber kumpas kuruyordunuz.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Kumpasları yapan siz miydiniz? Söyle bakalım, içinde miydin?

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Bütün bunlardan sonra, yine 27 Nisan günü -biliyorsunuz- e-bildiri -bana göre muhtıra idi- muhtıra yayınlandı, Türk Silahlı Kuvvetleri kendine göre ifadeler kullandı ve AK PARTİ Hükûmetinin sözcüsü de muhtıraya karşı muhtıra verdi, “Herkes görevinin başına.” dedi ve herkes görevinin başına geçti, elhamdülillah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sonra, hız alınamadı tabii. Ne oldu? Artık baktılar, yapacak bir şey kalmadı, “Bari, o kadar çoğunluktaki AK PARTİ’yi kapatalım.” dediler. Bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı çıktı, gazete kupürleri ve internetteki haberleri bir araya getirdi ve AK PARTİ’yi temelli kapatma davası açarak yokluğa terk etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Ek süre verebilir miyiz Sayın Başkan?

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Ama, tabii, bilmiyordu ki bu millet bizimle beraber, Yüce Allah bizimle beraber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Netice itibarıyla muvaffak olamadılar.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Zekeriya Öz nerede, Zekeriya Öz?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – FET֒cüler nerede, FET֒cüler?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Soysal.

ERTUĞRUL SOYSAL (Devamla) – Yani, aslında daha yarıya gelmedik ama Sayın Başkanım…

Ben bu vesileyle, inşallah, ileriki oturumlarda kaldığım yerden devam etmek üzere hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Allah’ı üçkâğıdınıza alet etmeyin.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sen orada kalmışsın, orada kalmaya devam et.

BAŞKAN – Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer.

Buyurun Sayın Biçer. (CHP sıralarından alkışlar)

TUR YILDIZ BİÇER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyin başı sağlık denen günlerden, her şeyin başı para denen günlere geldik ne yazık ki.

Sizleri bugün doğan bir çocuğu, 25 yaşına kadar 30 milyar lira hastane borcu altına sokacak olan kamu-özel ortaklığı yani şehir hastanelerinin gerçek yüzüyle tanıştıracağım.

Değerli milletvekilleri, sizlere Recep Erdoğan’ın “Benim kişisel bir projem, benim on dört yıllık hayalim.” dediği şehir hastaneleri gerçeğini anlatacağım ve bazılarının hayalinin aslında hepimiz için nasıl kabus olduğunu göreceksiniz.

Kamu-özel ortaklığı ne demek? “Özelleştirme” ya da “imtiyaz” kelimelerinin hem politik hem de psikolojik karşı duruşuna engel olmak için bulunmuş bir sözcük oyunu. Aslında, tam bir illüzyon, tam bir yalan. Kamu-özel ortaklığında -yandaş olduğunu söylememe gerek yok elbette- özel bir şirket, bir hazine arazisine bir hastane binası yapıyor. Kırk dokuz yıllığına kadar devlete kiralıyor bu binayı ve burada temel hizmet dışındaki bütün ticari işletmeyi kendisi yapıyor. Özü itibarıyla yap-işlet-devret modeline benziyor ama ondan da bir adım ötesi, yap-işlet; hem kirala hem devret.

Devlet hem bu hastanenin kiracısı hem de hizmet satın alıcısı oluyor. Yani, binasında kiracı, hizmetinde taşeron Sağlık Bakanlığının devlet hastanesini şirket yönetiyor. Şirket, hastane içinde morgdan gasilhaneye kadar, hastane dışında da taksi durağından kreşe kadar her yeri işletip para kazanıyor.

Bu şirketler büyük imtiyazlara sahipler. KDV’den, damga vergisinden ve bütün harçlardan muaf tutuluyorlar. Aldıkları uluslararası kredilere tam hazine garantisi veriliyor. ÇED raporu almadan istedikleri orman arazisine istedikleri hastane binasını yapabiliyorlar ve işin en ilginç yanı, devlet bu hastanelerin yüzde 70 oranında doluluk oranıyla çalışacağını yani vatandaşını hastalandıracağını şirketlere garanti ediyor. Hastalandırılması konusunda yandaş şirketlere garanti verilmiş vatandaş ise tamamen durumdan habersiz. Onlar, şehir hastanelerinin sahibinin Sağlık Bakanlığı, kiracısının şirketler olduğunu sanıyorlar. Sağlık Bakanlığı da kendi hastanesinde kiracı olacağını, bu binalara kira ödeyeceğini kesinlikle açıklamıyor.

2011 yılından beri yürüyen bu süreç gerçekten çok vahim. Yandaş şirketlerin yapılmış ihale şartnamesine, kapatılan ve artık şehir merkezlerinde çok büyük bir ranta sahip olan, çok büyük değeri olan eski hastanelerin arazilerine de AVM, rezidans yapma, otel yapma izni konuluyor. Bunlar nasıl konuluyor, biz bilmiyoruz. Daha bilmediğimiz binlerce soru var. Hükûmet yetkilileri buradayken sormak istiyorum: Sağlık Bakanlığı şehir hastanelerine verdiği kur farkı garantisini, bu “Doları bozdur.” kampanyasında bu kapsamda kaldıracak mı ya da hazinenin borç üstleniminde kur yerine Türk lirası hesabı olacak mı ya da… İhale alan şirketler Dünya Bankasının yatırım sigortası birimine, bakın, siyasi risk sigortası yaptırıyorlar. Neden Sayın Bakanım, bilmiyoruz?

Sayın milletvekilleri, Manisa, Ankara, İstanbul, Elâzığ, Yozgat, Kayseri, Adana, Mersin, Gaziantep, Isparta, İzmir, Kocaeli, Konya ve Bursa olmak üzere tam 17 şehir hastanesi için bu şirketlerin cebinden 9 milyar dolar para çıkacak ama bunun karşılığında devlet, bakın, tam 27 milyar dolar ödeyecek yani tam 3 katı. İşte, 1 koyup 3 almak bu olsa gerek.

Hepsi bu kadar da değil; hastanelerin yıllık kira bedelleri 3 milyar lira. Hekimler daha çok çalışıp, para getirmeyen hastayı sevk edecekler.

Sağlık Bakanlığı satışa çıkarılmıştır, geçmiş olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2015 yılı içinde harcanmayan toplam 655.403.256,44 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2015 yılı içinde harcanmayan toplam 28.415.423,15 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2015 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin toplam 23.866.025.888,75 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin toplam 4.126.517.217,18 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların toplam 660.578.687,26 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2015 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için toplam 31.207.551.183,33 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için toplam 123.312,79 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Deniz Depboylu’ya aittir.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde konuşmak için söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimizin kurumlarının bütçesini konuşurken aynı zamanda, milletimizin bütçesine de şöyle bir bakıp değerlendirme yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Yine memura, emekliye, BAĞ-KUR’luya yapılacak zamları dikkate alırsak belki de onların bütçelerini daha rahat değerlendirebiliriz. Bu zamları az çok biliyoruz. Memurlar ve memur emeklileri yüzde 3 oranında zam alacak, memur böylece 67 lira, emekli ise 55 lira zam almış olacak, durum bunu gösteriyor. Yine, SSK, BAĞ-KUR emeklileri yüzde 3,73 oranında zam alacak ki bu, tarım emeklisi 39 lira, esnaf BAĞ-KUR emeklisi ise 48 lira zam alacak demek. Benzine, mazota, yine, ete, süte, yumurtaya, sebzeye yapılan zamlar ortada ancak bir de maalesef, büyükşehir belediyelerinin kendi keyfiyetine göre yaptığı zamlar söz konusu. Yapılan tüm itirazlara rağmen, seçim bölgem olan Aydın’da Büyükşehir Belediyesi tarafından alınan kararla yapılan son zamlarda 1 Ocak 2017 itibarıyla 1 ton su Efeler, Nazilli ve Söke’de hanede yüzde 45 zamla 2 lira 20 kuruş liradan 3 lira 20 kuruşa çıkıyor, ticarethanelerde ise yüzde 35 zamla 2 lira 90 kuruştan 3 lira 93 kuruşa çıkıyor. Kuşadası’nda yüzde 42 zamla 3 lira 20 kuruştan 4 lira 55 kuruşa çıkıyor su ücreti; yine, ticarethanelerde ise yüzde 34 zamla 4 lira 25 kuruştan 5 lira 71 kuruşa yükselmekte. Didim’de yüzde 37 zamla 3 lira 50 kuruş olan su ücreti 4 lira 80 kuruşa, ticarethanelerde ise yüzde 29 zamla 4 lira 75 kuruştan 6 lira 17 kuruşa çıkmakta. Yine, Bozdoğan, Buharkent, Çine, Germencik, İncirliova, Karacasu, Koçarlı, Köşk, Kuyucak, Karpuzlu, Sultanhisar ve Yenipazar’da yüzde 42 oranında yapılan zamla 2 liradan 2 lira 84 kuruşa, ticarethanelerde ise yüzde 28 zamla 2 lira 90 kuruştan 3 lira 72 kuruşa çıkmış durumda. Yapılan tüm bu zamlar enflasyonun üzerindedir. Su tarifesine yapılan artışların normal hayat şartlarına uygun olmadığı da aşikârdır. Türkiye’nin en sıcak illerinden biri olan Aydın’ın bu yüksek fiyatlarla su almasının, memleketimizde yaşayan insanlar, arazilerini sulayan çiftçilerimiz ve hayvan besicilerimiz için haksızlık olduğunu ve onlara büyük bir yük getireceğini hatırlatmak istiyorum.

Ayrıca, ilçe belediyelerinin sayılı gelir kalemlerinden biri olan ve uzun zamandır yine keyfî bir şekilde büyükşehir belediyesi tarafından tahsil edilmeyen katı atık bedeli, yargı vasıtasıyla tekrar toplanmasına karar verilince vatandaşlarımıza hem toplu olarak hem de faiziyle iletilerek tepkilere sebep oldu ve vatandaşlarımızı da zor duruma düşürdü. Devletin bu tarz keyfî uygulamalarının önüne geçmek için mevcut büyükşehir ve bütünşehir yasalarında, bunlarla ilgili kanunlarda alınacak önlemlerle vatandaşımızın bütçesine getirilen bu yükün, verilen zararın önlenmesi gerekmektedir. Bu uygulama tekrar göstermektedir ki büyükşehir, bütünşehir yasası uygulaması çok kötü sonuçlar doğurmaktadır. Bu yasa üzerinde ciddi çalışmalar yaparak hizmetlerin düzgün bir şekilde yerine ulaştırılması gerekmektedir.

Tarıma dayalı ekonomiye sahip Aydın’da tarım sektöründe yaşanan olumsuzluklar, üreticinin malını değerinden satamaması, girdi fiyatlarının yüksek maliyeti nedeniyle sıkıntı yaşayan çiftçilerimizden bize gelen şikâyetlerden bir tanesi de her yıl yaşanan Menderes Nehri taşkınlarıdır. Menderes havzasında en son 2015 Aralık ayında sette yırtılma sonucu arazileri su basması şeklinde münferit taşkınlar yaşanmıştır. Maalesef bu taşkınlar aşağı yukarı her yıl yaşanmaktadır. Ekili alanlarda 5 bin dönüm tarım arazisi su baskınından etkilenmiştir. Menderes havzasında geçen sene havza başına düşen yağış, ortalamaların yüzde 88,5 üzerindedir. Değişen iklim şartları, artan yağışlar ve taşkınlar sebebiyle benzer mağduriyetler yaşanmaması için gerekli önlemlerin bir an önce alınması gerekmektedir. Her taşkında ekili alanlar zarar görmekte, çiftçilerimiz zarar görmekte, üreticilerimiz zarar görmekte ve daha da kötüsü toprak kaybı yaşamaktayız çünkü Menderes Nehri’nin taşkınlarıyla birlikte toprağımız denize doğru akmakta.

Yapılan çalışmalar yetmiyor, beraberinde alternatif çözümlerin üretilmesi gerekiyor. Eğer bu daha da gecikmeye uğrarsa kaybımız daha da fazla demektir. Sorun sadece taşkınlar da değil, Menderes Nehri ve havzasının temizliğiyle ilgili de sorunlarımız var. Menderes Nehri’nin doğduğu Dinar Afyon’dan, Uşak, Denizli, Aydın, bütün havzada, nehrin kirliliği nedeniyle yaşadığımız çevre kirliliği söz konusu. Bu sadece Aydın’ın sorunu değil; Aydın’ın ürettikleriyle beslenen tüm Türkiye’nin veya ihraç mallarını da düşünürsek, yurt dışına giden ürünleri de düşünürsek herkesin sorunu.

Aslında, şöyle bir bakarsak, bütçeden Aydın’ın tam anlamıyla hak ettiği payı da alamadığını görüyoruz. Değerli milletvekilleri, 23/10/2016 tarihli İhlas Haber Ajansı haberinde -burada mı kendisi, bilmiyorum ama- Adalet ve Kalkınma Partisi Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem, Aydın-Denizli Otobanı’nın 2016 yılı içerisinde ihale edileceği zamanı, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından yapılan açıklamayla birlikte kendi röportajında belirtmişti. Lakin, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından dağıtılan bütçede, biz bu yolun 2016 değil de 2023’te bitirilmesinin hedeflendiğini görüyoruz. Hemşehrilerimizi ve İzmir Limanı ile iç kesimler arasındaki bu hattı kullanarak otobanın bir an önce bitmesini bekleyen, açılmasını bekleyen uzun yol sürücülerini bu karar hayal kırıklığına uğratmıştır.

Yine, maalesef Çıldır havalimanı da, bu da seçim vaatleriniz arasındaydı, hayal olmuştur.

Bütçeyle ilgili söylenmesi gereken elbette çok fazla şey var. Ben, bununla birlikte, kadrolara da değinmek istiyorum ama her şeyden önce bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki seçim bölgem olan Aydın, bütçeden hak ettiği hizmeti alamamaktadır. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bütçelerle ilgili, yine, kadrolarla ilgili ben biraz konuşmak istiyorum. Kadro bekleyen çok sayıda mezun adaylarımız var, iş bekleyen gençlerimiz var. Keza, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan projelerle atanmayı bekleyen ziraat mühendisleri, su ürünleri mühendisleri ve veterinerler için projelere bir an önce başlanması gerekmektedir. Üniversite tercihlerini yaparken ve okula başladıklarında bu projelere istinaden kafalarında gelecekleriyle alakalı plan kuran gençlerimiz, bu projelerin iptali ve doğru orantılı olarak kadroların atanamaması sebebiyle eğitimli işsizler sınıfına katılmak zorunda bırakılmışlardır.

Aynı şekilde, tıbbı personel atamalarında gerçekleştirilen taşeron ve eğitimsiz personel yerine, mesleğin eğitimini almış kişilere yer verilmesi ve taşeron sistemden vazgeçilmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 128’inci maddesi “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” demektedir. 35 bin öğretmen ve ön lisans mezunu tıbbi sekreter atama beklerken de taşeron sistemle, taşeron firmalar aracılığıyla veri hazırlama elemanı çalıştırılması büyük bir haksızlıktır.

Benzer bir konu da öğretmen atamalarıyla ilgili. Tüm branşlarda yapılan, hakkaniyete ve liyakata dayalı atama sistemi olan KPSS’den vazgeçilmemesi gerekiyor. FETÖ-PDY soruşturmaları nedeniyle biz 53.854 öğretmenin açığa alındığını ve bunun ancak 7 bininin iade edildiğini biliyoruz. Bunun yanı sıra, emekli olan öğretmenlerimiz de mevcut. 2017 Şubat ayında 30 bin öğretmenin göreve alınacağı belirtilmişti ancak şu anda çok sayıda bekleyen öğretmen adayımız, mezunumuz mevcut. Bu öğretmen adaylarımızın hayallerinin yıkılmaması ve boş kadrolara bir an önce atamalarla iş sahibi yapılmaları, istihdam edilmeleri gerekiyor. Yine, bu adayların bilimsel bilgilerinin ve eğitim becerilerinin yansız, objektif bir şekilde ölçüldüğü bir yöntemle göreve alınmaları gerekiyor. Sözleşmeli öğretmenlik doğru bir uygulama değil. Mülakat sistemi kalkmalı, kaldırılmıyorsa mülakatlar kamerayla kayıt altına alınmalı.

Bütün bunları dikkatinize sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yıldırım.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi gecenin bu saatinde saygılarımla selamlıyorum.

Benim konuşmakta olduğum bütçe maddesinin altındaki ifadeye baktım, “denge” yazıyordu. Tabii, en çok ihtiyaç duyduğumuz ama bir türlü tutturamadığımız bir olgudur denge. Çünkü, dengeli bir bütçe ancak dengeli bir Mecliste, dengeli bir toplumda, dengeli bir muhalefette ve dengeli bir devlette mümkündür ki maalesef bu dengeyi tutturmuş değiliz.

Evet, çok deniliyor, “Sözün bittiği yerdeyiz, söylenecek bir şey kalmadı.” Ben, aynı kanaatte değilim, Meclis söz söyleme yeridir, millet adına söz dile getirme mekânıdır çünkü söz devreden çıktı mı silah, yerini doldurmaya her zaman hazır bir adaydır. Dengeli söz, dengeli muhalefet her zaman bir rahmet olarak görülmelidir. Bizzat Peygamber Efendimiz (SAV) “…”(x) demiş yani benim ümmetimin içerisinde muhalefetin oluşması, muhalif görüşlerin olması, muhalif seslerin olması bir rahmettir. O hâlde bu Mecliste CHP bir rahmettir, MHP bir rahmettir, HDP bir rahmettir. İktidara düşen, bunların söylediklerini dinlemek, yanlış bulduklarını “Yanlıştır.” diye uygun bir üslupla söylemek, doğru bildiklerinin de kabulüne peşinen yanaşmak.

Değerli milletvekilleri, böyle bir dengesizlik tablosunun ortaya çıkmasında âdeta kangrenleşmiş olan Kürt sorununun bir türlü çözüme kavuşmaması neden olarak yatmaktadır. Aslında Kürtler her zaman gözlerini yabancıya umut olarak dikmek yerine günün modasıyla bu çözüme millî ve yerli olarak, Kürt’üyle, Türk’üyle ulaşmanın ümidini taşıdılar ama her seferinde hayal kırıklığına maalesef uğradılar.

Bakın, Fransızlar, Rojava’yı ve Suriye’yi bir bütün olarak işgal ettiklerinde Kobani’de Fransızlar tarafından oradaki Kürtlere şu teklifte bulunuldu: “Siz bizi oradaki Araplarla baş başa bırakın, biz sizi Kobani çevresinde özerk bir Kürdistan’a kavuşturalım.” Ama Kürtler, Türk, Arap ve Fars kardeşliği çerçevesinde bu teklife yanaşmadılar, böyle bir teklifi kabul etmediler. Ama bağımsızlık gerçekleştikten sonra Suriye’de, Kürtler kendilerini ketum muamelesi içerisinde gördüler, ecnebileştiler ve yabancılaştılar, kimliksizleştiler.

Irakta da aynısı oldu. Bakın, Osmanlı Devleti yıkıldığında Kürtler en son gemiyi terk eden insanlardır. Saymayacağım burada kimlerin ilk terk ettiğini ama Kürtler en son terk eden insanlardı. Ama biz şimdi “Kobani” ismini duyduğumuzda tepki gösteriyoruz. Bakın, tarih okuyalım arkadaşlar, Kobani ismi Ayn El Arap değil. Kobani’nin orada oturan Kürtleri… Bir zamanlar Rakka civarından gelen Araplar, Kobani’nin içerisinde bir çeşme var, bir pınar var, orada dinlenip geçiyorlardı, Kürtler bu yüzden o çeşmeye, pınara Kaniya Ereban yani Arap Çeşmesi, Arap Pınarı dediler ki Arapçası Ayn El Arap’tır. Hafız Esed, Kürtlerin koymuş olduğu, vermiş olduğu bu ismi bütün Kobani’yi içine alacak şekilde resmîleştirdi yani Ayn El-Arap ismini Hafız Esed koydu ama onun Kürtçesi olan Kaniya Ereban’ı Kürtler bizzat o çeşmenin başında dinlenen, su içen, sonra giden Araplardan dolayı o ismi oraya verdiler. Bundan dolayıdır ki Arap bir şair olan Doktor Muhammed Mağut merak ediyor Kobani’yi ve gidiyor. Şöyle diyor Arapça şiirinin ilgili parçasında: “…”(x) Yani “Ayn El Arap’a gittim ama orada ne Arap gördüm ne de su gördüm, pınar gördüm çünkü kurumuştu gittiğim zaman.”

Şimdi, işin bu noktaya gelmesinde karşılıklı hatalar olmuş; bu bir gerçek. Devlet de hata yapmıştır, örgüt de yapmıştır, muhalefet de yapmıştır, iktidar da yapmıştır. Bu sorunu nasıl ki ortak olarak ortaya çıkarmışsak ortak olarak da çözmek zorundayız.

Bakın deniliyor ki: “Suriye’de, Irak’ta, bilmem nerede YPG’den Amerika yararlanıyor, PKK’den Amerika yararlanıyor, Rusya yararlanıyor, bilmem kim yararlanıyor.” Peki, bize ne olmuş, biz niye yararlanmasını bilmiyoruz?

Bakın, buraya çıkan birkaç bakan arkadaşımız, başkanımız, vekilimiz -her neyse- “Bunlar bizim evlatlarımız.” dedi. Çok doğru, uzaydan gelmiş insanlar değil. Eğer günün modasıyla yerli ve millî bir çözüm arıyorsak Amerika’nın bunlarla ortaklaşmasındansa, Rusya’nın bunlarla ortaklaşmasındansa, o hâlde bu millî ve yerli proje çerçevesinde biz onlardan yararlanalım ve biz onlarla ortaklaşalım. Biz onları Kürt ve Türk halkına kazandıralım. Bu sağlanmadığı sürece bu kangren böyle devam edecek.

Bakın, Osmanlılar bunu çok iyi becerdi. Osmanlılar ne yaptı? Bizzat kendilerinin kurmuş oldukları Kürt beyliklerinin gücü ile kendi devlet gücünü birleştirmesini başardı ve becerdi. Bu sayede de Osmanlı Devleti yükseldi. Malazgirt Savaşı’na katkı sağlayan Kürtler sayesinde yükseldi. Çaldıran Savaşı’nda katkı sağlayan Kürt beylikleri sayesinde yükseldi. Ama ne zaman ki 19’uncu yüzyılda modernleşme ve merkezîleşme ilkeleri devreye konulduysa işte orada olan oldu. Modernleşmeye eyvallah, kimsenin itirazı olamaz, Tanzimat Fermanı’dır, İkinci Mahmut’un ıslahatıdır. Ama merkezîleşme yanlış oldu. Merkezîleşme Kürtlerin Türklerden, Osmanlılardan, yönetimlerinden uzaklaşmasına neden oldu çünkü binbir güçlükle kazanmış oldukları o özel Kürt beyliklerini yitirdiler ve sorun da ondan sonra başladı, günümüze kadar da sorun devam ediyor. Bu böyle devam ettiği sürece de ne yurtta sulh olur ne de dünyada sulh olur. O hâlde tekrar söyleyelim, bunları, bu evlatlarımızı -ki bakanların ifadesidir- biz nasıl daha iyi bir şekilde Kürt ve Türk halklarına kazandırabiliriz, ki kazandırırsak inanıyorum ve güveniyorum ki Türkiye, dünyanın en süper devleti olacak. Bunu başaramadığınız takdirde de böyle belalar ve musibetler içerisinden geçeceğiz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Kerestecioğlu, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bir saldırganın HDP Genel Merkezine pompalı tüfekle ateş ettiğine ve bu saldırıların Hükûmet tarafından yapılacak itidal ve barış çağrılarıyla son bulabileceğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi aldığımız bir habere göre, genel merkezimize bir saldırgan pompalı tüfekle dört el ateş etmiştir ve daha sonra, merkezin dışında sivil polislerce -paltosunun içerisinden çıkararak silahı, ateş etmiş- oradaki sivil polis olduğunu söyleyen kişilerce teslim alınmış bu saldırgan. Biz artık bunun bir sonu olması gerektiğini ve bu sonun da ancak, gerçekten, Hükûmet, iktidar edenler tarafından yapılacak itidal ve barış çağrılarıyla olabileceğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çünkü partimizin bu denli kriminalize edilmesi, her gün nereden alınacağı belli olmayacak şekilde bir milletvekilimizin gözaltına alınması, yüzlerce parti yöneticimizin gözaltına alınması, ardından silahlı saldırıların başlaması, ardından bizim tarihimizde çok iyi bildiğimiz “Siyasi cinayetleri mi getirecektir acaba?” sorusunu düşündürtüyor. Bunu önleyecek olan ve buna gerçekten itidal sağlayacak olan, bu ülkede yaşayan bütün vatandaşların yaşam hakkını sağlayacak olan Hükûmettir, iktidardır ve tabii ki intikam ve seferberlik çağrıları değildir. Artık herkesin bu ülkede, ister polis olsun ister sivil vatandaş olsun, kim olursa olsun, ölmek değil yaşama isteği vardır. Bunu bir kez daha bu Parlamentoda ifade etmek istiyorum ve şiddetle bu saldırıları kınadığımızı, bizi demokratik siyasetten kimsenin vazgeçiremeyeceğini de yüksek sesle söylemek istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kerestecioğlu.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, HDP il binasına yapılan saldırıyı şiddetle reddettiğine ve bu bağlamda geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Evet, bu saldırıyı bizler de şiddetle reddediyoruz, kabul etmiyoruz ve bu bağlamda da geçmiş olsun diyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Eren Erdem’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA EREN ERDEM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Aralıkta İstanbul’da gerçekleşen terör saldırısını bir kez daha lanetleyerek başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe maratonunun sonuna geliyoruz. Bir bütçe hazırladınız; el çokluğuyla kaldırarak, indirerek geçiriyorsunuz. Bütçenizde bolca rakam var ama bu bütçede mazlumlar yok, emekliler yok, taşeron işçi yok, öğrenciler yok, yurt yok, burs yok, asgari ücrete zam yok, kadınlar yok, çevre yok, kültür, sanat yok; gerçi sayenizde artık, bütçe yapacak para da yok arkadaşlar. Para yok ama olsun, hayatta paradan çok daha değerli şeyler var. Mesela, davası zorla kapatılmış Mavi Marmara mağdurları var, KHK’yla işinden atılmış, hiçbir suçu olmaksızın işinden atılmış mağdur öğretmenler var, öğretmensiz bırakılmış öğrenciler var, bu bütçeye vergileriyle katkı sunup ibadethanesine hizmet almak şöyle dursun her fırsatta horlanan, itilip kakılan Aleviler var, tutuklu gazeteciler var, açlığa terk edilmiş asgari ücretliler var.

Sayın Bakana sormak istiyorum, asgari ücretli çalışanların Mehmet Cengiz kadar değeri yok mu? (CHP sıralarından alkışlar) Peygamber Efendimiz’in bir sözü var: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Şimdi, bu söze kulak vermediğimiz takdirde ne kadar bu sözü taşıdığımızı iddia edebiliriz? Açlık sınırının altında asgari ücretliler inim inim inlerken nasıl yatağa girip de başımızı yastığa koyabiliriz? Tabii, Cengiz’in vergi borcunu sıfırlarken gösterdiğimiz hassasiyetin yarısını asgari ücretlilere ne zaman göstereceğiz, bunu sormak lazım.

Ee, bütçeye geri dönelim. “Adana Otogarı’nda annesinin kucağında açlıktan ölen 1,5 yaşındaki Garam bebek.” dediğimiz zaman “Köprü yaptık.” diyorsunuz. “Samsun’da açlıktan ölen Kübra bebek.” diyoruz “Köprü yaptık.” diyorsunuz. Akşama kadar mültecilerden bahsediyorsunuz. Evet, mültecilerin bir şekilde korunması erdemli bir davranıştır. Biz de “İzmir’de 3 yaşında Nouf bebek açlıktan hayatını kaybetti.” diyoruz; “E, köprü yaptık.” diyorsunuz.

Sayın Bakan, Hükûmetsiniz, köprü de yapacaksınız, yol da yapacaksınız ama şöyle bir sorun var: Köprüyü yaparken köprüden geçişlerdeki tahsilatı da dolarla yapmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar) Özellikle de doların yükseldiği bu dönemde bu işlere dikkat edeceksiniz. Bu köprüleri yaparken başka köprüleri de yıkmayacaksınız.

Gazze dediniz, Mavi Marmara’yı işte gördük, İsrail’e teslim ettiniz. “Emevî Camisi’nde namaz kılacağız.” dediniz, Halep bugün kan gölüne dönmüş durumda. Suriye lirası -arkadaşlar, çok ilginç bir veri, bilen var mı, bilmiyorum- Türk parası karşısında yüzde 10 değer kazandı. “Dünya liderimiz” dediniz, Esad’la aynı klasmana sıkışıp kaldınız. Arkadaşlar, IŞİD hücreleri… İzlediniz, gördük defalarca. Aynı şekilde, Ankara’da katliam yapıldı, katillerin defalarca tutuklanıp serbest bırakıldığı ortaya çıktı. Devlet FET֒ye, ordu NATO’ya, dış politika da Putin’e teslim edildi. (CHP sıralarından alkışlar) Biz bunlardan bahsedince “Uzaya uydu fırlattık.” dediniz. Evet, güzel, uydu fırlattınız ama oradan sadece yandaşların yayın yapacağı bir zemin yarattınız. Halkın vergisiyle halka sövdürdünüz, uysa da uydurdunuz, uymasa da uydurdunuz arkadaşlar.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; bu halka çok büyük bir haksızlık ediyorsunuz. Niçin, biliyor musunuz? Ekonomiyi çökertirsiniz, halk dolar bozdurur; FET֒yü devlete yerleştirirsiniz, gelir darbe yapar, halk canıyla, kanıyla bunun bedelini öder; halktan topladığınız vergilerle sosyal medya trollerine maaş verdirirsiniz, halkın seçtiği vekillere küfrettirirsiniz ve halk buna da susar; aldatılırsınız, susar; açlığa mahkûm edersiniz, sabreder; ama unutmayın, cumhuriyetini, demokrasisini elinden almaya kalkarsanız gelir, sandıkta demir yumruğunu indirir arkadaşlar, bunu unutmayalım. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL YILDIZ (Şanlıurfa) - Demir yumruğu defalarca yediniz, hâlâ akıllanmadınız.

EREN ERDEM (Devamla) - Bu halk, Amerikan emperyalizminin maşası olan faşist FETÖ darbesine nasıl direndiyse…

İBRAHİM HALİL YILDIZ (Şanlıurfa) - Demir yumruğu defalarca yediniz, hâlâ konuşuyorsunuz.

EREN ERDEM (Devamla) - …cumhuriyeti yıkmaya çalışanlara da sandıkta mutlaka hesabını soracaktır.

Ama, bakın, ben size hodri meydan diyorum bir konuda, Sayın Grup Başkanınız İlknur Hanımefendi’ye de buradan çağrı yapıyorum: Gelin, bu Meclise getirdiğiniz Anayasa paketini, bugüne kadar yaptığınız gibi yapmayın, hep beraber TRT’yi organize edelim, bütün siyasi parti liderleri çıksın, halkın önünde şeffaf biçimde bu Anayasa paketini tartışsın. Var mısınız? Varsanız buyurun, bunu yapalım. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL YILDIZ (Şanlıurfa) – Milletten korkmayın, korkmayın.

EREN ERDEM (Devamla) - Televizyonları ele geçirdiniz, gazeteleri ele geçiriniz, sizin gibi düşünmeyen herkesi cezaevine tıktınız. Buyurun, benim söylediğim öneriyi yapalım, halk ak koyun kara koyun, neyin nasıl olduğunu görsün.

Sayın Bakan, bakın, size bir örnek vermek istiyorum. Sizin Basın İlan Kurulu üzerinden sahte tirajlarla, sahte tirajlarla arkadaşlar, bugün bu tiraj listesindeki gazetelerin yüzde 90’ı, özellikle de bizim “havuz medyası” diye tanımladığımız gazetelerin tirajlarının yüzde 90’ı sahtedir arkadaşlar. Ben gazeteci kökenli biriyim, o işleri nasıl yaptıklarını da biliyorum. Akşama kadar bu gazeteler muhalefete saldırıyor. 28 Şubat medyanız sizin vekillerinizin de yer aldığı Selam Tevhid dosyasına defalarca “kumpas” dedi. FET֒cüler yaptı, “Selam Tevhid dosyası kumpas.” Bu grupta arkadaşlar Selam Tevhid dosyasında adı geçen bir sürü kişi var, ben de onlardan biriyim. Birçok insan bu dosyada örgüt üyesi olarak anıldı. Bakın, şimdi, sizin bu beslediğiniz havuz medyası ne yaptı arkadaşlar? Medyanız diyor ki: “Bu dosya kumpastır, sahtedir, kurgudur ama sadece Eren Erdem’in adının geçtiği yerler doğrudur.” Akşama kadar Fetullah Gülen’in Selam Tevhid dosyasındaki haberlerini şişirip şişirip parlatıyor. Bizim orada şöyle bir çağrımız var bu havuz medyasına: Açsınlar, madem bu Fetullah’ın dosyası bu kadar gerçek, içindeki bütün ifadeleri yayınlasınlar da halk bunu görsün diyorum arkadaşlar. Bu 28 Şubat medyasının çok çok ilerisinde olan bir durumdur değerli arkadaşlar. İftira, yalan, dolan, bu medya hedef gösteriyor, kaç yaşında MS hastası Hüsnü Mahalli tutuklanıyor, cezaevine koyuluyor. Kabul edilebilir bir şey mi, vicdanınıza sığıyor mu, hangi örgütün üyesi, hangi örgütle ilişkisi olduğu iddiası var? Hiçbir şey.

Arkadaşlar, medyanız tetikçi, yargınız paketçi, köprü geçiş ücretiniz dolarlı, reisiniz atarlı, sermayeniz Katarlı, müsteşarınız byLock’çu, kabineniz biatçı, sarayınız kaçak, piyasa tahminleriniz uçuk, Anayasa’nız kaçık, madenleriniz göçük, sağlık sisteminiz bitik, kaşlarınız çatık, istihbaratınız batık. Olmaz arkadaşlar, böyle bir düzen yok, böyle bir dünya yok. Bu hâl, OHAL değil arkadaşlar, öyle bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sonuç; CHP muhalefet.

EREN ERDEM (Devamla) – Şimdi, İsmet Uçma buradaysa eğer… AKP’li İsmet Uçma’nın çok güzel bir hizmeti var, Türkiye’ye büyük bir hizmeti var.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sonuç; CHP muhalefet. Devam et.

EREN ERDEM (Devamla) – Bakın, İsmet Uçma İşaret Yayınlarından Ali Şeriati’nin kitaplarını yayınladı, kendisini tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sonuç ne? Kaç seçim oldu? Muhalefet. 11 seçimdir kaybediyorsun, konuşuyorsun be.

EREN ERDEM (Devamla) – Ali Şeriati diyor ki arkadaşlar: “Sadece devletin konuştuğu bir yerde söylenen her söz yalandır.” Bu sözü çok iyi dinleyin arkadaşlar.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Anlat, anlat! CHP muhalefet, netice. Netice ne, netice? CHP muhalefet, altmış altı yıldır ya.

EREN ERDEM (Devamla) – AB’ye rest çekiyorsunuz, ondan sonra “Şanghay” diyorsunuz. “Esad’ı devirmek için Suriye’ye girdik.” diyorsunuz; tüm ipleri teslim ettiğimiz Putin bir telefon açıyor, bir anda “Öyle demedik.” diyorsunuz. Bir de gidip bölgede tam zıddı istikamette konumlandığınız Rusya’yla Türk Akımı, nükleer santral gibi anlaşmalar imzalıyor, ülkeyi enerji açısından bağımlı hâle getiriyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Esad Halep’te katliam yapıyor, hâlâ Esad’ı savunuyorsunuz ya! Ayıptır be!

EREN ERDEM (Devamla) – Yahu, dün bize “Rus ajanı” diyordunuz, şimdi Moskova’dan çıkmıyorsunuz; “Komünist! Komünist!” diye sövüyordunuz, şimdi Çin’den medet umuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle ülke yönetilmez değerli arkadaşlar, böyle olmaz. Türkiye’yi idare edemiyorsunuz. Kolayı bulmuşsunuz nasılsa; “Bizim karaladığımız kişi kendisini savunamaz, savunacak bir ekran bulamaz.” deyip her türlü operasyonu yapıyorsunuz.

Gazeteciler tutuklu. Yahu, Atilla Taş bile tutuklu. Gerçi arkadaşlar, Ham Çökelek adlı parçasıyla ülkemizin demokrasisine vurulmuş büyük bir darbe gerçekleştirmişti Atilla Taş, bunu kabul ediyorum yani! (CHP sıralarından alkışlar) Evet, ama bu bir tutuklanma gerekçesi değildi arkadaşlar. Kendisi Atatürkçü bir yurtseverdi.

Halep’le ilgili görüşlerinden dolayı MS hastası olan Hüsnü Mahalli gözaltında büyük bir ızdırap çekti. Bakın, arkadaşlar, her gün bacağına elektroşok uygulanması gereken bir isim. Onun tutuklanma gerekçeleriyle alakalı önemli iddialar var ama bununla ilgili elimde bir belge olmadığı için burada zikretmeyeceğim. Ben belgesiz konuşmam arkadaşlar, zannediyorum, bizi tanıyorsunuz.

Sizin fikirlerinize karşı olanlar ajan, sizin fikirlerinize karşı olanlar vatan haini, sizin gibi düşünmeyenler bu ülkenin düşmanı! Arkadaşlar, bakın, buradan söylüyorum; halkımız için, 81 milyonun hak ettiği demokrasiyi yaşatmak, onu anayasal ve gerçekten demokratik bir ülkenin zemini içerisinde yeşertmek için hiçbir şekilde mücadeleden geri adım atmayacağız. Medya da hedef gösterse, talimatlı savcılar, paketçi yargıçlar da hedef gösterse geri adım atmayacağız.

Sözlerimi tamamlarken sizlere anlamlı bir şiiri okumak istiyorum değerli arkadaşlar. Nazım Hikmet diyor ki:

“Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,

Ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

Vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

Vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

Vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

Ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

Vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

Vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

Ben vatan hainiyim.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, kayıtlara girmesi açısından söylüyorum. Konuşması içerisinde “Sizin gibi düşünmeyenleri vatan haini ilan ediyorsunuz.” şeklindeki ithamlarını kabul etmediğimizi, asla böyle bir şeyin olmadığını, hak ve özgürlükler konusunda ülkemizde son derece genişletici adımlar attığımızı, burada tutuklanmaların vesairelerin hangi sebeplerden olduğu 79 milyonun huzurunda herkesin bilgisi dâhilindedir. Bütün eleştirilere her zaman açık olduğumuzu da belirtmek istiyorum. En ağır eleştirileri de zaten burada dinliyoruz.

Kayıtlara girmesi bakımından önemliydi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnceöz.

Şimdi, şahıslar adına ilk söz Muğla Milletvekili Hasan Özyer’e aittir.

Buyurun Sayın Özyer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN ÖZYER (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Halep’te büyük bir insanlık dramı yaşanmaktadır. Bu drama maalesef başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Batı dünyası sessiz kalmaktadır. Temennimiz ülkemizin temasları sonucu sağlanan ateşkesin kalıcı olması ve bölgenin bir an önce huzur ve barış ortamına kavuşmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz hiçbir dönemde olmadığı kadar çok sayıda terör örgütü ve terör olayıyla mücadele etmektedir. Milletimiz daha FETÖ terör örgütü tarafından yapılan hain darbe girişiminin acısını yüreklerinde hissederken yeni bir alçakça saldırıyla karşı karşıya kalmıştır. İstanbul’da yaşanan son PKK terör saldırısında maalesef çok sayıda Emniyet mensubumuz, vatandaşlarımız şehit olmuştur. Hain saldırıyı buradan lanetliyorum. Vatanımız için canını veren bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bu saldırılar Türkiye’nin bağımsızlığına, Türk milletinin birlik ve beraberliğine, egemenliğine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik saldırılardır. Terör saldırılarının Türkiye’yi yolundan döndürmeye gücü yetmeyecektir. Türkiye her zamankinden daha kararlı ve azimli bir şekilde yoluna devam edecektir. Türk milleti, bu azim ve kararlıktadır; bundan hiçbir kimsenin şüphesi olmasın.

Türkiye ne zaman ilerlese, kalkınsa ve güçlense ülkemize karşı yapılan alçakça saldırılar artmaktadır. Türk milleti bunu görmüştür, devlet-millet kaynaşmasıyla sorunların çözümü için harekete geçmiştir. Türkiye’yi hedeflerine ulaştırmak için öncelikle istikrara, huzura, millî iradeye, demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne büyük ihtiyaç vardır. Bu değerlerin olmadığı yerde kalkınmadan ve gelişmeden söz etmek mümkün değildir. Ülke sorunlarını ancak vatanını, milletini seven, ortak akılda buluşan, tecrübeli, ehliyetli ve liyakat sahibi insanlarla çözebiliriz. Akla, bilgiye, denetime, kurumsallaşmaya, millî şuura, bağımsız bireylere, hür düşünceye her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye son yıllarda yapılan başarılı çalışmalarla pek çok alanda büyümüş ve gelişmiştir. Ulaşım, telekomünikasyon, sağlık, eğitim, dış ticaret, turizm gibi birçok sektörde önemli gelişmeler yaşanmıştır. AR-GE çalışmalarına hiçbir dönemde olmadığı kadar yatırım yapılmış ve savunma sanayisinde önemli başarılara imza atılmıştır. Türkiye, artık, yerli uydusunu, tankını ve silahını yapar duruma gelmiştir. 2002’den bu yana kişi başına millî gelir ciddi biçimde artmıştır. Enflasyon ve faizlerde yüksek bir düşüş gerçekleşmiştir. Yüzde 70’lere varan devlet iç borçlanma senetlerinin faiz oranı bugün yüzde 10’ların altına gerilemiştir. Kaynaklarımız reel ekonominin hizmetine sunulmuştur. Artık, devlet korumacılığıyla hantal ve sürdürülebilir olmayan yatırımlara destek bitmiştir. Katma değeri yüksek ve ithalat bağımlılığını ortadan kaldıran alanlarda üretim yapan küresel rekabete açık sektörlere teşvik artmıştır. Sosyal devlet uygulamaları konusunda da birçok Batı ülkesinden daha ileri durumdayız ancak tüm istihdamı devletten bekleme gibi bir yanlışa da düşmemeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunlar yeterli midir? Tabii ki hayır. Her geçen gün büyüyen ve gelişen Türkiye’de, başta hukuk olmak üzere, eğitimde, ekonomide, Siyasi Partiler Yasası’nda ve pek çok alanda yeni reformlara ihtiyaç duyulmaktadır. Evrensel standartlar için çıta artık çok yükselmiştir. Bu kapsamda Avrupa Birliğiyle yaşadığımız kriz, bizi, Avrupa Birliği normlarından kesinlikle uzaklaştırmamalıdır, tam aksine Avrupa Birliğinin çifte standartlarına ve kendi değerleriyle çelişmesine rağmen Türkiye’yi geliştirmek, Avrupa ve dünyayla bütünleştirmek için Kopenhag ve Maastricht Kriterleri’nin bile üzerinde bir yapıya kavuşturmalıyız. Türkiye’nin geleceği; yatırım, üretim ve istihdam üçgeninden geçmektedir. Sermaye birikimi, iş gücü, istihdam artışı ve yatırımlar ekonomimizin büyümesi için en önemli unsurlardır.

Ekonomide yapısal reformlar hızlandırılmalıdır. Reel sektör güçlendirilmeli ve küresel piyasalarla rekabet gücü artırılmalıdır, daha fazla yatırım yapmaları sağlanmalıdır. Türkiye bilimsel çalışmalara fizik, kimya gibi, fen bilimlerine, nanoteknoloji ve AR-GE çalışmalarına daha fazla önem vermelidir. Marka değerler oluşturmalıdır. Sanayi Devrimi’ni ıskalayan ülkemiz, bilgi toplumunu ve 4.5G çağını kesinlikle kaçırmamalıdır. Özgürlükçü, üretken, bağımsız bireyler yetiştiren; rekabetçi, nitelikli ve çağın gereklerine uygun bir eğitim sistemiyle bilgi toplumuna ulaşmalıyız. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan ülkemiz, dinamik yapısıyla her türlü musibetle baş edecek kudrete sahiptir. Siyasi ve ekonomik istikrara sonuna kadar sahip çıkılmalı, millî şuur ve millet şuuru ön planda tutulmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle 2017 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özyer.

İkinci ve son söz şahısları adına, İzmir Milletvekili Sayın Müslüm Doğan konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de bugün Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesiyle ilgili, cumhuriyetimizle hemen hemen yaşıt olan bir kurumun bütçesi üzerinde görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Alevi Bektaşi Federasyonunun yöneticisi, aynı zamanda Alevi Kültür Dernekleri Sarıgazi Pir Sultan Abdal Cemevi Derneği Başkanı Zeynel Odabaşı hukuksuz, haksız ve hiç de kabullenemeyeceğimiz bir yöntemle gözaltına alınmış, üç dört gündür sorgulanıyor. Açıkça, bir cemevi başkanının bu şekilde, hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasını burada kınıyorum ve derhâl bu canımızın serbest bırakılmasını istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, biliyorsunuz, 3 Mart 1924 yılında aslında Osmanlı’nın bir kurumu olan şeyhülislamlık kurumunun yerine inşa edilen bir kurum. Bu kurumumuz teşkil edilirken, yasası çıkarılırken şöyle bir gerekçe ortaya konuyor, deniyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti'nde insan ilişkilerine ilişkin olan hükümlerin yasalaştırılması Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun kurduğu hükûmete ait olup, iyiyle kötüyü ayırt edici İslam dininin bundan başka inançları ve tapınmaları için cumhuriyetin başkentinde Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” Sadece İslam dini değil, diğer dinler için de hizmet vermesi gereken bir kurum olarak cumhuriyetin kurucu unsurları, o dönemdeki cumhuriyet kadroları böyle bir kurumu esas olarak oradaki dinî faaliyetleri kontrol altına alma, devletle ilişkilendirmek için böyle bir kurum teşkil ediyor.

Şimdi, maalesef bu kurum objektif olmayan, aslında kime de hizmet ettiği bilinmeyen, Sünni yurttaşlarımıza da hizmet ettiğini düşünmediğim, maalesef, böyle bir kurum hâline dönüşmüş ve korkunç bir bütçeye ulaşmış durumda. Size ifade etmek istiyorum şimdi değerli milletvekilleri: Bakın, her türlü inanca, ülkemizde var olan tüm inançlara saygı duyduğumu ifade etmek isterim, yanlış anlaşılmayı da kesinlikle istemiyorum.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Anlaşıldınız bile, anlaşıldınız bile.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Size göre anlaşılmış olabilirim ama ben Sünni yurttaşlara da saygı duyuyorum, Müslüman olmayanlara da saygı duyuyorum.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Alevi, Sünni diye ayrımcılık yapıyorsunuz. Bakın, hepimiz kardeşiz.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan herkesin inancına saygı duyuyorum, sizin de saygı duymanız iyi olur diye düşünürüm.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Alevi, Sünni, hepimiz kardeşiz burada.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Evet, tabii ki.

Şimdi, bakın arkadaşlar, 2006 yılında 1 milyar 452 bin lira bütçesi olan Diyanet İşleri Başkanlığının bütçe miktarı 2017’de 6,8 milyara çıkarılıyor. Yine size bir bilgi daha vereyim: 1927 yılında, ilk defa, Bütçe Kanunu’yla bir personel istihdamı yapılıyor, 7.172 kadro var ama günümüzde, 2015 sayılarıyla söylüyorum, 117.378 kadro var. Bu 117.378 kadrodan bir Alevi memur bulamazsınız. Kesinlikle iddia ediyorum, böyle bir kadro yok. Uzman kadrosu var, genel müdürlükler var, daire başkanlıkları var. Ayrım yaptığım için söylemiyorum, “Niye olmasın?” diyorum.

Bu teşkilat, Türkiye'deki tüm dinî yapıların koordinesi için -başka amaçlar için kullanılmasın- devletin koordinasyonu için kurulmuş. Devlet koordine etsin, karışmasın diye kurulmuş bir… Cumhuriyetin kurucu iradesi o zaman demiş ki: “Bunları koordine edelim, özgür olsunlar.” Ama, gelinen nokta itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı maalesef sadece bir mezhebe hizmet eder duruma gelmiş. Buna karşıyız biz. Bu kurumun aslında esas olarak bütçelendirilmesi de yanlıştır, bu bütçenin verilmemesi gerekmektedir. Bu bütçeye Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının hepsinin katkısı varken, vergisini verirken sadece bir mezhebe hizmet etmesi de doğru değildir. Bunu nasıl kabulleneceğiz? Elbette ki doğru değil. Aslında, bu Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesi lazım, inançların özgür olması lazım. Demokratik gelişme süreçlerine hizmet edecek sadece bir koordinasyon kurulu kurulması vasıtasıyla artık bu kuruma ihtiyaç duyulmadığını belirtmek isterim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

Devlet borçları

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2015 yılı sonu itibarıyla;

a) 440.124.283.273,14 Türk Lirası orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 237.985.062.341,18 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 46.723.012.515,02 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Halep’te devam eden vahşeti lanetliyorum, bu vahşetin bir an önce sona ermesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Yine, bu akşam saatlerinde Muğla’mız 4,2’lik bir depremle sallandı, bütün hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Tabii, 2016 yılı terörle mücadele bakımından yorucu bir yıl oldu. Ülkemizin tamamında olağanüstü hâl devam ederken ülkemizin birliğini ve bekasını tehdit eden bütün terör örgütleriyle anladığı dilden konuşarak hepsinin defterini dürme zamanıdır. Terör ülkemizin gündemini işgal ettiği müddetçe milletimizin gerçek dertlerini konuşamamaktayız. Bu bakımdan, olağanüstü hâlin terörle mücadele konusunda sağladığı imkânları doğru ve hızlı bir şekilde kullanarak ülkemizin gündeminden terörün tamamen çıkartılması lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarı 2/B sorununu çözeceğiz diye bir kanun çıkarttı, bu kanunu farklı tarihlerde burada üç defa görüştük ve her seferinde yanlışlıklarını, eksikliklerini anlattık. Bugün geldiğimiz noktada 2/B ve köylünün kullandığı tarım arazisi kapsamındaki hazine arazileri sorunu içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Büyükşehir Kanunu’ndan dolayı köyden bile daha kötü duruma düşen beldelerde yaşayan vatandaşlarımız, kullandıkları hazineye ait tarım arazilerini 2/B kapsamında satın alamadılar.

Geçtiğimiz günlerde Seydikemer ilçemizde eskiden belde olan Karadere Mahalle’mizdeki vatandaşlarımızın dertlerini dinledik. Vatandaşlarımızla yaptığımız görüşmelerimizde “Borcu olmayan var mı?” diye sorduk. Üretici vatandaşlarımızdan sadece bir kişi borcu olmadığını söyledi. Sonra sohbet ilerleyince öğrendik ki o kardeşimiz de dört yıldır BAĞ-KUR primlerini ödeyememiş. Ürettikleri domatesi bugün üretim maliyetinin yarı fiyatına satan bu kardeşlerimizin kendilerine gelen ecri misilleri ödemeleri mümkün değil Sayın Bakan. Muğla’da hem üreticilerimiz hem de turizmcilerimiz bugün çok zor durumdadır. Kimsenin bu büyük yüksek ecri misilleri ödemesi mümkün değildir.

Sayın Bakan, vatandaşlarımızın bu yüksek ecrimisil sorununu çözmek gibi bir niyetiniz var mıdır? 2/B sorununa kalıcı bir çözüm üretmeyi düşünüyor musunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarının uyguladığı yanlış ve beceriksiz dış politikanın sonucu olarak, bugün, Muğla'mızda turizm sektörü de tarım sektörü de nefes alamaz hâle gelmiştir. Yaş sebze ve meyve ihracatı durmuştur. Bu sebeple Muğla'mızda mülk el değiştirmektedir. Tabii ki bu sektörlerin tamamen çökmesi sonucu Muğla'mızda esnafımız da nefes alamaz hâle gelmiştir.

Sayın Maliye Bakanı, siz, bu durumda, öngördüğünüz vergileri kimden alacaksınız? Bu durumda ne esnaf ne köylü ne de turizmcinin vergi ödeyecek takati kalmamıştır. Bu şartlarda, 2017 bütçesiyle ilgili beklentilerimizin, umudumuzun tükendiğini artık şairin dilinden sizlere ifade etmeye çalışacağım. Belki şairin dediklerinden nasiplenirsiniz!

“Bütçe

Bu bütçeyle artacak gemicik filoları,

Yandaş iş adamının çıkacak kiloları,

Kemer sıkmaya devam. Görünen o ki artık,

Bu yıl da dolmayacak çiftçinin siloları.

 

Haber vereyim size memleketim Muğla'dan,

Her gün isyan türküsü duyuluyor sıladan,

Yurttan sesler korosu; vatandaş feryat figan,

Bir dokun bin ah işit; Ortaca'dan, Ula'dan.

 

Her çiftçinin başını almış geçim tasası,

Ona teğet geçiyor yine bütçe yasası,

Zirai ilaç almış bankadan para çekip,

Borçludur herkese, para görmez kesesi.

 

Bir liraya mal olur kilosu domatesin,

Satsa altmış kuruşa, Allah bereket versin,

Karın tokluğuna da çalışılmıyor şimdi,

Geliri yoksa artık, söylen, çiftçi ne yesin?

 

Muğla'nın dört yanında kan ağlıyor seracı,

Esnaf dükkân açamaz, rehin vermiş aracı,

Bodrum'da, Marmaris'te kapanıyor oteller,

Mal sahibinden kaçar köşe bucak kiracı.

 

Bu öyle bir fiyat ki verilmez dilenciye,

Ancak otuz kuruşa satılır narenciye,

Banka kapar elinden, alırsa bedelini,

Baba gönlünce harçlık veremez öğrenciye.

 

Fethiyeli çiftçinin malı çürür elinde,

Yaprak kıpırdamıyor Karaçulha hâlinde,

Düşünür kara kara, Yatağan, Kavaklıdere,

Altı lira kilosu, bereket yok balında.

 

Kâr etmiyor Milas'ın zeytini, zeytinyağı,

Dalaman, Köyceğiz'in kuru bağı, bahçesi,

Yerli malına destek verin biraz bütçede,

Sadece rantiyeye yapmayın bu kıyağı.

 

Büyükşehir Kanunu ile çöktü beldeler,

Hiç haberiniz var mı ne hâlde Seydikemer,

Rayici yüksek tuttu sahile yakın diye,

Ne eken var ne biçen, acınacak hâldeler.

 

2/B kanunuyla ektiği tarla gitti,

Maliye beş yıllık ecrimisil hesap etti,

Dört sene BAĞ-KUR borcu, bunu katma hesaba,

Sorduk Karadere'de, borçsuz bir kişi çıktı!

 

Karadereli kızgın yüksek ecrimisile,

Mahkûm olup kalmışlar bürokratik usule,

İndirin bedelleri, derman olun dertlere,

Yoksa bırakacaklar borç, gelecek nesillere.

 

Bütçe değil esnafa sunulan, darağacı,

Satamazsa narını, kesilir nar ağacı,

Burada turizmci, tarım, direği ekonominin,

Nasıl dursun ayakta, kesersen her ağacı.

 

Türkü der "Ferayi'dir gızın adı Ferayi"

Sayenizde eritti, gitti dolar lirayı

Artık çıkacak düze, ödeyecek borcunu

İşçi, memur, emekli, bulabilse parayı

 

Asgari ücret arttı, lakin gören olmadı

Dolar fırladı gitti, elde zam mam kalmadı

Ölür diye umdunuz, amma çok çetin çıktı

Direniyor emekli, inadına ölmedi

 

Bakılmıyor yüzüne, ne diyek eşe dosta?

Durdu inşaat işi, ne yapsın işçi, usta?

Satamıyor taşını, ticaret tümden bitti

Mermercinin işi zor, sanki hepisi yasta

 

Fırladı yem fiyatı, balıkçılık bitiyor

Millet üretip yok pahasına satıyor

Kredi faizine yetişmiyor güç şimdi

İşletmelerin çoğu dükkânı kapatıyor

 

Bütçede bir kalem yok yüzleri güldürecek

Can çekişen sektörü büsbütün öldürecek

Güvenme vergisine mazotun, sigaranın

Üretemezse millet, nasıl vergi verecek?

 

"Çökertme'den çıktım da başım selamet.” değil

Bunu herkes biliyor gizli malumat değil

Terör vurur her yerde, ülke kan gölü oldu

Dış politika çökmüş, hayra alamet değil

 

Bomba, silah patlıyor, vuruluyor fidanlar

Durdurun bu terörü, geri gelmez gidenler

Sade lafla olmuyor, uyanın tedbir alın,

Cezasını çekmeli bize bunu edenler

 

AKP döneminde işsizlik rekor kırdı

Dertlerin, şikâyetin kesilmiyor hiç ardı

Millet karamsar şimdi, umutları tükendi

Sahi sonu ne oldu, AB rüyası vardı

 

İktisadi idari bilimler fakültesi

Altı yüz bin mezunla işsizlik abidesi

Atanmayı bekliyor yüz binlerce öğretmen

İşsiz gezer altmış bin ziraat mühendisi

 

Bütçe derman sunmuyor talebe dertlerine

Bir kez de ciddi bakın eğitim şartlarına

Fakir, köylü gücü yok, ev tutamaz şehirde

Ağırlık verin artık öğrenci yurtlarına

 

Bu tutarsız bütçeye beklemeyin methiye

Ne bir otel çalışır ne de açık şantiye

Bodrum, Marmaris, Datça umutsuzca bekliyor

Tursitler gelmez oldu, sinek aylar Fethiye

 

Değerli vatandaşlar; bu sözüm herkes için

"Çıkıp Belen Kahvesine" bir soğuk su için

Sizi duyan yok artık, herkes kendi işinde

Fark edin gücünüzü, doğru iktidar seçin

 

Sizden umudu kesti şu Ege'nin efesi

Kısılmış, duyulmuyor Kerimoğlu'nun sesi

Âdet yerini bulsun diye konmuş kalemler

Derman olmaz yaraya, AKP'nin bütçesi

 

Diyeceğim odur ki, Aşşa Köylü Haçça'ya

Bu sene de zırnık yok Menteşe'ye Muğla'ya,

Sevgili vatandaşlar, kıymetli hemşeriler

Umut başka bahara; bel bağlaman bu bütçeye.”

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’a aittir.

Buyurun Sayın Erdoğmuş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı, hakikaten, bizim için ağır bir imtihan senesi oldu. Ağır imtihan derken NFK’dan ben de bir şiir okuyayım:

“Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”

Ve yine Akif’in veciz birkaç mısrasını paylaşmak istiyorum:

“Bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?

Mahşerde mi yoksa biçarelerin felahı.

 

Nur istedik, sen bize yangın verdin

'Yandık! 'dedik, boğmaya kan gönderiyorsun.”

İSMET UÇMA (İstanbul) – Yanlış okuyorsun, yanlış.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Düzelteyim.

İSMET UÇMA (İstanbul) – Düzeltelim, evet.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Düzelteyim.

 “…bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?

Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahı!

Nur istedik, sen bize yangın verdin.”

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – “…yangın gönderiyorsun.”

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – “…gönderiyorsun” değil, “…veriyorsun”, ona lütfen bakın.

“…‘Yandık’ dedik…”

İSMET UÇMA (İstanbul) – Hocam, her şeyi bozuyorsun böyle ama yani.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – “…boğmaya kan gönderiyorsun.”

Muhtevası anlaşıldı.

Değerli arkadaşlar, değerli dostlar; aslında 2016 yılı, zorunlu iki buluşmanın yılıydı. Bu zorunlu buluşmalardan bir tanesi, bunalım ve krizlerin, diğeri de fırsatlar ve imkânların buluşmasıydı. Eğer bu buluşma, bu zorunlu birlik, gerçekten demokrasiyle taçlandırılsaydı eminim ki tarihe bu şekilde, kanlı bir yıl, acı bir yıl, ızdıraplı bir yıl olarak geçmezdi.

Bakınız, bir hususu paylaşmak istiyorum: Şimdi, bizim eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız içeride, tutuklu. Eğer bu yöntemle Halkların Demokratik Partisini zayıflatmak ve sonuç itibarıyla da demokratik siyasetin dışına bırakma gibi bir çaba, bir gayret içerisindeyseniz mümkündür bu; “Bu, mümkün değil.” diyemeyiz. Çünkü siyasi partilerin hayatı inişli çıkışlıdır.

Diyarbakır’dan bir konuyu sizinle paylaşarak bu sözümü tamamlamak istiyorum. Aslında zayıflayan, partiler falan değil, emin olun, şu anda zayıflayan, siyasetin kendisidir. Yarın siyaseti yeniden güçlendirmek için belki sizler yerde değil, gökte bu partinin çaba ve gayretini arar olacaksınız. Eğer siyaset tükenirse… Kırılma demiyorum artık. Neden kırılma demiyorum? Çünkü bazen kemikte –üzerinize afiyet- bir kırılma olursa o kemik kendi kendini tamir edebilir, hekim olmasa da onun kendi fıtratında köprü şeklinde kendisini tamir etme istidadı var fakat ben bir kırılma kaygısından bahsetmiyorum, bir kopuştan, duygusal bir kopuştan bahsediyorum, tıpkı bir sinir damarının kopması gibi. Nasıl ki sinir damarı kopunca kendisini tamir etme istidadı yerine büzülme, çekilme ve o kopuşun derinleşerek mefluç, sakat bir sonuç doğurması, onun tabii bir sonucuysa eğer siyaset bu şekilde zayıflarsa ülkenin demokrasisi ve siyaseti de çok ağır yaralar alır.

Ben bir örnek vermek istiyorum, konu biraz hekimlikle ilgili, mesleğim değil ama okuduğum şeylerdir, paylaşmak istiyorum. Çağının en ölümcül hastalığı olan çiçek hastalığının aşısını bulan Doktor Edward, bunu ilk önce kendi çocuğunda dener; bu, çok önemli bir şeydir. Şu anda ülkenin gelmiş olduğu noktada bunu biraz daha düşünmekte fayda var, yarar var diyorum.

Değerli vekiller, değerli arkadaşlar; bir mirasımız var, ortak bir mirasımız var. Ben bu ortak mirasın ayrıntısına girmeyeceğim ama sadece bizim ortak mirasımızdan bir örneği arz etmek istiyorum. Bizde kullanılan bir deyim var, bir söz var. Deniliyor ki: “Kemiklerimiz aynı mezarda.” Bu, genellikle düşmanlıklar için kullanılan bir sözdür. Eğer düşman kardeşler birbirlerine girmişlerse onların geçmişini, babalarını, tarihteki o babalarının, atalarının birlikteliğini hatırlatan veciz bir sözdür. Biz bunu Zazaca’da “…”(x) “Kemiklerimiz bir mezardadır.” şeklinde ifade ediyoruz. Eğer ortak geleceğimiz için, gelecek nesillere bu düşman kardeş vebalini devretmek istemiyorsak şu anda devam eden bu ağır imtihanın belki de kazananı olabiliriz.

Bakınız, en ağır imtihan, fitne olarak zikredilir. Hatta fitne, o kadar ağır, o kadar aşılmaz bir imtihan ki “ahir zaman fitnesi” olarak tabir edilen ve işin içinden çıkamayacağımız, bizi aşan büyük problemlerin âdeta adı olmuş. Böyle bir fitnenin… Şu anda tam da imtihan olarak kastediyorum, fitne teriminin, fitne kavramının 20’ye yakın -malumatfuruşluk olmasın- anlamı var. Ben imtihan anlamındaki fitneyi kastediyorum. Bu, öylesine bir imtihandır ki, yaş ile kurunun beraber yanacağı ve âdeta büyük bir yangının tarifinin bir izahı ve ifadesi şeklindedir.

Bu yılı tamamlarken ve bütçenin de bu son saatlerinde burada bu şekilde mesaimizi paylaşırken bütçenin hayırlı olmasını ve 2016 yılındaki bu ağır imtihanın hep birlikte 2017’de bir kardeşlik barışıyla, bir kardeşlik buluşmasıyla tamamlanmasını temenni ediyor, hepinize hayırlı geceler, hayırlı yıllar diliyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 bütçesinin görüşmelerinin son günlerine geldik, yarın bitireceğiz ama muhalefet partilerinin milletvekilleri çok açıklıkla dile getirdiler; bu bütçede ne Türkiye'nin yakıcı sorunlarına dair ne insana dair ne milletimize dair hiçbir biçimde herhangi bir ileriye götüren, düzelten bir şey görmediğimizi üzülerek belirtmek istiyorum.

Bütçeyi görüştüğümüz bugünlerde devletimiz, ülkemiz, 80 milyon insanımız, yurttaşımız zor günler geçiriyor. Cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyoruz. Nereye dokunsak lime lime dökülüyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde Beşiktaş’ta yapılan bombalı saldırıda, 34’ü 20’li yaşlarda polis memurumuz olmak üzere 44 yurttaşımızı kaybettik. Ben, hepsinin anısı önünde saygıyla eğiliyorum, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum, hepsinin mekânlarının cennet olmasını diliyorum. Milletimize de başsağlığı diliyorum.

Tabii, bu saldırıda katledilenler, yalnızca Emniyet görevlileri, sivil yurttaşlarımız değil; aynı zamanda, bu saldırıda katledilen, eşit ve özgür vatandaşlar olarak bir arada yaşama zeminimizdir; aynı zamanda, eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir arada yaşama irademizdir; aynı zamanda, geleceğimiz de bu saldırılarla katledilmiştir, katledilmektedir.

Şimdi, birkaç gündür Halep konusu, Meclisimizde de, Türkiye basınında da hararetlice tartışılıyor, ben de bu konuya biraz değinmek istiyorum. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Amasız, fakatsız, dünyanın neresinde olursa olsun, kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sivil insanların, masum insanların öldürülmelerini, katledilmelerini şiddetle kınıyoruz. Esad rejiminin bu anlamda yaptığı katliamları da, sivil yurttaşlara dönük yaptığı katliamları da kınıyoruz. Ancak, Nusra gibi, kimisi doğrudan El Kaide bağlantılı terör örgütlerinin yaptığı sivil katliamları da aynı yüreklilikle, aynı cesaretle ve aynı şiddetle kınıyoruz. Halep’ten ayrılmak isteyen, gitmek isteyen oradaki sivil yurttaşlara karşı yapılan katliamları da ben, özellikle iktidar partisinin ve iktidar partisinin diliyle konuşan basın mensuplarının da kınamasını buradan diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Irak ve Suriye’ye, bütün İslam coğrafyasına huzur ve istikrar gelmesini istiyoruz. Şunu kabul etmek zorundayız ki oralarda savaş sürdükçe huzur ve istikrarın ülkemize de gelme ihtimalini görmüyoruz. Orada savaş devam ettiği sürece bizim de kanayan yaralarımızı kaşımak isteyen, deşmek isteyen kötü niyetli insanlar, emperyalist ülkeler her zaman olacaktır, buna izin vermememiz gerekiyor.

Şunu da kabul edelim: Halep’te kontrolün Şam yönetimine geçmesiyle Suriye’de savaşın sona erme ihtimali kuvvetlenmiştir. Suriye’de ve Irak’ta savaşın sona ermesi ihtimali, bizim kanayan yaralarımızın deşilmesine de engel olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, Esad Suriyesi’nde hüküm süren bir dikta rejimidir. Ancak, mesele şu ki iktidarın, bölgenin başka dikta rejimleriyle, Suudi Arabistan’la, Katar’la kol kola girip Esad’ı devirmeye çalışması ya da bir zamanlar Esad’la kol kola olması, iktidarın bugünkü Esad karşıtlığının samimiyetini sorgulanır hâle getirmiştir. Bu tavrı, bizim, bir demokratik tavır olarak ya da zalime karşı bir duruş olarak görmemiz mümkün değildir. Bu anlamda, iktidarın bugünkü Esad’a bakışı, bizim aklımıza başka sorular da getiriyor, bunu başka bir konuşmamda değerlendirmek isterim.

Dahası, bu iktidar, Şam’da namazı çoktan unuttu, Halep’teki ateşkese katkı sunmakla övünür hâle geldi. Hepimiz izliyoruz, bu arada biliyoruz ki Esad rejimiyle de bu iktidarın görüştüğü artık açığa çıktı. Zannediyorum, Rusya üzerinden görüşüyorlar, bu anlamda “Biz ateşkese katkı sunuyoruz.” diyebiliyorlar.

Nereye dokunsak lime lime dökülüyoruz demiştim. Yoğunlaşarak yaşadığımız terörün artmasındaki en önemli nedenlerden birisi, iktidarın dış politikadaki aymazlıklarıdır. Farkında mısınız, dünyada Pakistan’dan başka dostumuz kalmadı. Ha, bu arada bir de İsrail var. Nasıl bir anlaşma yapıldı ise İsrail’le, 20 milyon dolarlık bir lütufla -bakın, tazminat falan değil- Mavi Marmara gemisinde katledilen insanlarımızın kanı, iktidar tarafından, maalesef satıldı.

Şimdi, bu anlamda, Sayın Cumhurbaşkanının Başbakan iken, 2014’te, zannedersem 16 Temmuz 2014’te yaptığı bir konuşma var, diyor ki: “İnsani Yardım Vakfı, İnsani Yardım Kuruluşu nereye gitmiş? Somali’de, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Myanmar’da, ta Açe’de bile insani yardım yapıyordu. Siz ne istediniz bundan? Götürenler, ölümü göze alan bir yardım kuruluşu.” diyor. Dönüyor, 2016 yılının 29 Haziranında “Böyle bir insani yardımı götürmek için kimden izin aldınız?” diyor. Hâlbuki “Otorite olarak izin veren bizdik.” dediği konuşmasından iki sene geçmeden, oraya insani yardım için giden yurttaşlarımızı -bana göre- satıyor, İsrail’e teslim ediyor.

Değerli arkadaşlarım, dış politikadaki aymazlıklar dedim; Avrupa Parlamentosuyla kötüyüz, Avrupa Birliğiyle kötüyüz, komşularımız Mısır’la kötüyüz, Libya’yla kötüyüz, Yunanistan’la kötüyüz, Rusya’yla kötüydük. Turist gelmiyor Rusya’dan, Almanya’dan da turist gelmiyor bu sene. Ticaret de yapamıyoruz, o anlamda esnafımız filan da çok çok zor durumda.

Nereye atsak lime lime dökülüyor; eğitim sistemi iflas etmiş. Ortaöğretimdeki klasik ortaokul ve liselerin yerini imam-hatip liseleri almış. Biz imam-hatip liselerine karşı değiliz ama klasik eğitim, imam-hatip olamaz değerli arkadaşlar, böyle bir eğitim sistemi yok. Örnek olsun, kendi memleketim Çorum’da bile, merkezde 21 tane imam-hatip lisesi olmuş. Soruyorum, bu kadar imam-hatibe ihtiyaç var mı, bu kadar imama ihtiyaç var mı? Hafta sonu OSTİM ve Sincan Organize Sanayideydim. İlanlar asmışlar duvarlara, diyorlar ki: “CNC operatörü arıyoruz, kaynakçı arıyoruz.” ama “İmam arıyoruz.” diyen bir ilanı ben görmedim maalesef. Diyaneti doldur boşalt yeri yaptınız; oradan imam, ondan sonra kamu kuruluşlarına aktarma.

Şimdi, 5 Aralık 2016’da OECD’nin Uluslararası Öğrenci Performansını Değerlendirme yani PISA sonuçları açıklanmış; biz, 72 ülke arasında bilimde 52’nci, okumada 50’nci, matematikte 49’uncuymuşuz. 2003’te bunlar tam tersi, bilimde 33’üncüyüz, 52’ye gerilemişiz; okumada 35’e ve matematikte 35’teymişiz. Yani neredeyse yarıya yakın azalmışız.

Şimdi, ekonomi, derin bir kriz içerisinde. Rakamlara takla attırıyorsunuz. Bir günde millî geliri -hâlbuki son çeyrekteki 1,8 daralmaya rağmen, küçülmeye rağmen- artırdınız, 1.700 dolara kadar artırdınız ama yemiyorlar artık, herkesin bu işe karnı tok.

İşsizlik oranı yüzde 20’lere çıkmış. Her 5 gencimizden 1’i işsiz. 17 milyon yoksulumuz var. 27 milyon insan, iki günde bir evine tavuk, et, balık sokamıyor, sofrasına koyamıyor. 2002’de 100 liralık gelire karşın 97 lira olan borcumuz bugün 118 liraya çıkmış. Cari açık 37 milyar doları bulmuş. Dolar 3.500 TL olmuş. Gelir dağılımı dünyada en bozuk 5 ülkeden birisi hâline gelmişiz. Yani ne millî gelirimiz artmış ne de gelirimiz artmış.

Peki, ne artmış biliyor musunuz değerli arkadaşlarım, sevgili AK PARTİ’liler, neyimiz artmış? Bakın, 2004’te 100 bin olan hayat kadını sayısı, 2014’te 300 bine çıkmış döneminizde. Ben demiyorum bunu, Millî Gazete diyor, “Günaha Batıyorsunuz” başlığıyla vermiş: “Kendisine muhafazakâr demokrat tanımlamasını yakıştıran bir Hükûmet. ‘Dindar nesil yetiştireceğiz.’ palavralarıyla geçen on iki yılda hayat kadını sayısını 3’e katladı.”

Uyuşturucu kullananların sayısı artmış. AMATEM’e başvuranların sayısı yani alkol ve madde bağımlılığıyla mücadele eden kuruluşa başvuranların sayısı bu süre içerisinde yüzde 1.781 artmış ve uyuşturucu kullanma yaşı 15’in altına inmiş.

Boşanmalar artmış, yüzde 1,6; evlilikler azalmış. Milliyetçi, muhafazakâr iktidarınız döneminde en çok artan yani millî gelirimiz artmamış ama hayat kadını sayısı maalesef artmış.

Basın özgürlüğü… Tutuklu gazetecilerin sayısı 150’yi aştı. Bakın, az evvel Eren Erdem kardeşim söyledi, MS hastası Hüsnü Mahalli sadece Halep’le ilgili görüşlerinden dolayı bugün tutuklandı maalesef. Cumhuriyet gazetesi basıldı. Havuz medyasının dışında neredeyse basın kalmadı, medya kalmadı arkadaşlar.

İş böyleyken -konu aslında çok uzun- yönetilebilir bir ülke olmaktan çıktık, OHAL kararnameleriyle yönetiliyoruz. Ölümü kutsayan bir ülke olduk. Devletin görevi ne? İnsanları öldürmek mi, yaşatmak mı? Yaşatmak olan bir ülkede gidiyor bakanlar, belediye başkanları “Şehit olun, ben de şehit olmak istiyorum.” diyor, bakıyorsun adam bedelli askerlik yapmış, bunu söyleyen adam.

İş böyleyken Sayın Cumhurbaşkanı “İlle de başkan olacağım.” diye tutturuyor, “Fiilî durumu, Anayasa’ya uydurun.” diyor. Kardeşim, Anayasa’ya sen uy, fiilî durum Anayasa’ya uydurulur mu, böyle bir şey var mı?

Yani hâl böyleyken, terör, ekonomi bataktayken, Cumhurbaşkanı AKP’liyken, Başbakan AKP’liyken, İçişleri Bakanı, MİT Başkanı, Millî Savunma Bakanı, valiler, hepsi AKP’liyken suçlu kim? Cumhuriyet Halk Partisi! Vallahi insaf diyoruz, pes diyoruz, Allah’tan korkmuyorsanız kuldan utanın diyoruz. Sizi Allah’a havale ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köse.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge’ye aittir.

Buyurun Sayın Bürge. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Dolayısıyla zatıalinizi, değerli milletvekili arkadaşlarımı, aziz milletimi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerimin başında İstanbul Beşiktaş’ta hain terör saldırısına kurban verdiğimiz, “canlı bomba” diyorlar ama ruhsuzların, ruhunu başkalarına satmışların terör saldırısında kaybettiğimiz polis kardeşlerimizi, sivilleri ve bütün şehitlerimizi Rabb’imden rahmetle anmak istiyorum. Gazilerimize de Cenab-ı Hak’tan acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Halep’te insanlık suçunu -bütün milletvekili arkadaşlarımız dile getirdiler- görmezlikten gelemeyiz. İnsanlığın katledildiği Halep’te insanlık suçunun, yine dünyanın gözü önünde, ikiyüzlü Avrupa’nın gözü önünde, Birleşmiş Milletlerin yüzsüzlüğü önünde devam ettiğini hep birlikte görüyoruz. Çok geçmedi, Gazze’de de bunları gördük, 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa katliamında da yine Birleşmiş Milletlerin gözü önünde katledilen kardeşlerimizi gördük. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. “Besmeleyle geldik, şehadetle giderim.” diyen Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın “Dünya 5’ten büyüktür.” derken neyi kastettiğini bir kere daha anlamış bulunuyoruz. Sadece Halep’ten açılan yolla yine merhametin ülkesi Türkiye’mize gelen kardeşlerimiz yine merhamet ocağımızda inşallah şifa bulacaklardır diye düşünüyorum.

Merkezî bütçenin görüşüldüğü zaman içerisinde muhalefet partisindeki milletvekillerimizin gündeme getirdikleri, yani “Biz, yine, AK PARTİ’nin yaptığı bütçeye ret oyu veriyoruz.” demek, zaten marifet değildir diye düşünüyorum. On beş yıldan beri merkezî bütçe yapan, AK PARTİ iktidarıdır. Demokrasilerde onay makamı, sadece ve sadece millettir. Millete rağmen siyasetin olmadığının bir kere daha altını çizmek isterim.

Saygıdeğer milletvekilleri, duymayanların duyması için, görmeyenlerin görmesi için, anlamayanların anlaması için, bütçeyle alakalı, emek veren bütün kardeşlerimize, bakanlarımıza, Bütçe Komisyonumuza, Başkana ve arkadaşlarımıza teşekkür ediyorken birkaç başlıktan ben de size bahsetmek isterim. Türkiye’de 2002 yılında -gerçi 2002 yılını gündeme getirdiğimizde bazı arkadaşlarımız kırılıyorlar ama- ifade edelim ki 100 liranın faize 86 lirası gidiyorken 100 liranın 14 lirası faize gider olmuş. Döviz rezervleri 2002 yılında 28 milyar dolar iken şu anda 100 milyar doların üzerine çıkmış. 2016 yılında bütçe yatırımlarına ayrılan 60 milyar TL’lik kaynağın 2017 yılında yüzde 30 artışla 78 milyar olması öngörülüyor. Kişi başına gelirin 2002 yılından bu yana 3 kat arttığını ifade edelim. Ayrıca 2002 yılında…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Borçlar ne kadar arttı, borçlar?

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Söyleyeceğim.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Hah, söyleyin.

HÜSEYİN BÜRGE (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarımız; Sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi, bölünmüş yollardan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne, Osman Gazi’den hızlı trene, bütün yapılan işlerin millete arzımız olduğunu ifade etmek istiyorum ancak sözün sonunda, çok şiir okunduğu için, Necip Fazıl Kısakürek’in bu şiirlere de cevap verdiğini varsayarak “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış / Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.” Derdimiz Allah’ı aramak, derdimiz Allah’ın rızasına koşmak; çelikle çomakla oynamak da kimin işidir bilmem. Arzımız aziz milletimizedir.

2017 yılı bütçemizin hayırlı olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyor, her birinize saygılarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bürge.

İkinci ve son söz, Bursa Milletvekili Erkan Aydın’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı hakkında dış borçlar üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisinizi ve ekranları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

İki haftadır bu kürsüde hem siyasetimize hem de ekonomimize ilişkin önemli değerlendirmeler yapıyor, ciltlerce sayfa bütçe üzerinde de oylamaları yapıp geçiştiriyoruz ama bu durumu, geldiğimiz noktayı aslında en iyi şekilde Başbakan Yardımcı Mehmet Şimşek çok güzel özetledi, dedi ki: “Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en zor günlerini yaşıyor.” Başka söze de sanırım gerek yok. Sayın Bakan, AKP iktidarının Türkiye’yi nasıl bir yaşam mücadelesine getirdiğini çok güzel ifade etmiş.

Şimdi, bakalım dış borca. Türkiye’nin 2016 üçüncü çeyrek itibarıyla dış borçları 421,4 milyar dolar, özel sektörün yurt dışından sağladığı kısa vadeli kredi borcu ekim ayında 16,8 milyar dolar, uzun vadeli dış borcu ise 207,6 milyar dolar. Döviz sıkıntısı bulunan bir ülke, er ya da geç, harcadığından daha fazla kazanarak bu borçları ödemek zorunda. Üstelik, dış borçların ekonominin yıllık üretimine oranı 2001 krizinden sonra en yüksek düzeye ulaşmış ama bugün yüzde 60’lara dayanmıştır. Türkiye’nin Eylül 2016 itibarıyla bir yıl içerisinde ödemesi gereken dış borç miktarı 164,7 milyar dolardır. Üzerine son bir yılın cari açığını da eklediğinizde 200 milyar dolara yaklaşan bir para ihtiyacı vardır.

Bu rakamlar uzayıp gider. Peki, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en zor günleri geçirmenin sebebi kimdir? Nasıl oldu da bu duruma geldik? Hangi politikalar buna sebep oldu? Tabii ki sonuç, on dört yıllık AKP iktidarının uyguladığı politikalar, ekonomiler.

Herkes biliyor ki ülkedeki demokrasinin, özgürlüğün standardı, bağımsız kurumların varlığı, ekonomiyle doğru orantılı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, aynı zamanda hem Merkez Bankası Başkanı hem de Cumhurbaşkanı olursa sonuç buraya gelir. Yani, yatırımcı, OHAL kararnamesiyle bir gecede insanların malına mülküne el konulan, bağımsız kurumları, işleyen hukuku olmayan, tek adamın her şeye karar verdiği bir ülkeden kaçar -nitekim de öyle oluyor- ve ülkenin ekonomisi de zayıflar veya çöker. Özellikle, bizim gibi ekonomisi yabancı kaynakla ayakta duran ülkeler için de bu kaçınılmaz bir sondur. Eğer illa burada kalacaksa da riskine karşılık yüksek kazanç ister yani yüksek faiz oranı bekler. Güven veremiyorsanız yüksek faiz verirsiniz. Bu da -gösterir ki- bir neden değil, sonuç olarak ülkemizin ekonomisini kötüye götürür.

Durum bu kadar açık iken, Hükûmet halka “Bozdurun dövizlerinizi, verin şunların parasını, gideceklerse gitsinler.” diyor. Ben de diyorum ki: Öyleyse önce söküğü kendiniz dikiniz. Biraz önceki hatip de söyledi, dört beş sene önce dolar ve avro üzerinden yaptığınız şu sözleşmeleri tarafları, şirketleri çağırın da TL’ye çevirin. Kimisini yirmi iki yıl, kimisini otuz yıla varan sözleşmelerle bağladınız. Üçüncü havalimanı Cengiz-Limak-Kolin’e, üçüncü köprü İçtaş-Astaldi’ye, Osman Gazi Köprüsü Nurol-Özaltın-Makyol gibi hep yandaş şirketlere verilmiş. Yani, kapitülasyonların postmodern versiyonu sayılabilecek, her biri yüz-yüz elli yıllık sözleşmelerle doğmamış bebekleri bile borca soktunuz.

Bakın, geldiğimiz noktada, dış politikada, ekonomide, iç politikada her alanda büyük bir yıkım yaşıyoruz ve tüm bunlar ortadayken hâlâ bunlardan ders çıkarıp yanlış politikalardan vazgeçmiyorsunuz.

Geldiğimiz noktayı gene sizin Kabinenizden Kültür Bakanı Nabi Avcı tek cümleyle özetlemiş, “Duaya ihtiyacımız var.” demiş. Ben de buradan, Allah Türkiye’yi bu duruma sokanlara akıl, fikir, vicdan versin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Ben de sözlerime terör kurbanlarını saygıyla anarak başlıyorum, Allah rahmet eylesin.

Değerli arkadaşlarım, bütçe yapma, bu beğenmediğimiz 1982 Anayasası’nda bile Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevi olarak geçer. Birçok maddede, bütçenin ne anlama geldiği, nasıl yapılacağı anlatılır.

Değerli arkadaşlarım, bütçe, bütçe hakkı gerçekten önemli, ciddi bir mücadele sonucunda elde edilmiştir ve demokrasinin vazgeçilmezidir. Millet egemenliği esas, bütçe hakkının hakkıyla kullanılmasıyla tescil edilebilir. Ama, maalesef Türkiye’de bir göstermelik demokrasi var. Biraz evvel konuşan arkadaşımız “çelik çomak” dedi, Sayın Başkanımız da “Bakan gazel okuyacak.” dedi. İşte, biz bütçe hakkını böyle kullanıyoruz, ondan sonra da diyoruz ki: “Bu parlamenter sistemle olmaz.”

Değerli arkadaşlarım, insanlık tarihi aslında bir hak, hukuk mücadelesidir. Habil ve Kabil’den bu yana böyledir bu iş. İşte, bütçelerle beraber, bütçe hakkıyla beraber bu hak, hukuk mücadelesi kayıt altına alınmıştır, hukukla tescil edilmeye çalışılmıştır, Anayasa’mız da bunu kayıt altına almıştır. Ama, maalesef biz bunları gereği gibi kullanmıyoruz.

Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim ben, orada görüyorum. Biz, hele hele kesin hesapları, hiç konuşmadan, tartışmadan, ne anlama geldiğini bilmeden geçiriyoruz. Bu Meclis ayrıca bir kesin hesap komisyonu kurmadan hiçbir şekilde bütçe hakkını, milletin hakkını kullanamayacağız.

Değerli arkadaşlarım, siz birtakım şikâyetlerle geldiniz, “vesayet sistemi” dediniz, haktan, hukuktan, adaletten söz ettiniz ama sistemi ele geçirdikten sonra bu sistemi tepe tepe kullanıyorsunuz; hiçbir şikâyetiniz de yok, bütün kurumlarını tepe tepe kullanıyorsunuz. Şimdi de diyorsunuz ki: “Bu parlamenter sistem, olmuyor, işlemiyor; biz başkanlık sistemine geçeceğiz.” Bu parlamenter sistem niye işlemiyor değerli arkadaşlarım? Bu parlamenter sistem 12 Eylül Anayasası’yla, darbe hukukuyla sakatlandığından dolayı işlemiyor. Bunları düzelteceğiniz yerde, bundan daha sakat bir şeyi getiriyorsunuz.

Burhan Hoca karşımda oturuyor, Sayın Burhan Kuzu; başkanlık sistemi deyip de başka bir şey demiyor. Nasıl bir başkanlık sistemi getiriyorsunuz siz? Getirdiğiniz başkanlık sistemi şu: Cumhurbaşkanı parti başkanı olacak, parti milletvekillerinin listesini yazacak, aynı anda seçim yapacağız; sonra geleceğiz, yüksek yargının yarısını Cumhurbaşkanı atayacak, diğer yarısını Cumhurbaşkanının atadığı Meclis atayacak; ondan sonra yürütme, yasama, yargı diyeceğiz. Böyle bir şey yok, böyle bir şey yok yani.

Değerli arkadaşlarım, aslında -arkadaşlarımız konuştu, söyledi- hiçbir şey yolunda gitmiyor. Gerçekten, ekonomi yolunda gitmiyor, bunu bütçe çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bundan önce böyle panik hâlinde alınan palyatif tedbirlerle filan bunları gördük. Ciddi problemler var. Demokrasi sakat, olmuyor. Hak ve özgürlükler konusunda elli tane şey söylendi, ben tekrarlamayayım. Hiçbir şey yolunda gitmiyor, bunu siz de biliyorsunuz ve herkes biliyor ama en önemlisi, toplumsal barış çok ciddi bir şekilde zedelendi. Cumhuriyet tarihinde toplumsal barışın bu kadar bozulduğu, insanların bu kadar kutuplaştığı, birbirlerine düşmanlaştığı başka bir dönem olmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, eğer biz toplumsal barışı tesis etmezsek, ister başkanlık sistemi ister parlamenter sistem olsun, hiçbir yere gidemeyiz. Muhalefetiyle iktidarıyla, değişik kimlikler, mezhepler, yaşam tarzları ne olursa olsun herkesin kendisini içinde bulacağı bir siyasal sistem inşa etmekle ancak toplumsal barışı kurabiliriz ama öyle bir şey yok maalesef. Toplumun ruhsal yapısı ciddi bir şekilde bozuk, bozdunuz. Ondan sonra diyorsunuz ki: “Üst akıl var.” Yok öyle bir şey arkadaşlar. Üst akıl diye esrarengiz bir sorumlu aramayın. Bu ülkeyi on beş seneden beri siz yönetiyorsunuz arkadaşlar. Üst akıl kim? Her zaman vardı; Amerika var, Avrupa var, Rusya var, İran var, Körfez var, krallıklar var, Sisi’si var, Esad’ı var, diktatörler, körfez kralları; bunların hepsi vardı. Terör örgütleri de var; PKK’sı var, IŞİD’i var; bunların hepsi var. Peki, biz neredeyiz? Bizim aklımız yok mu? Niye sorumluluğu müphem, esrarengiz bir güce havale ediyoruz değerli arkadaşlarım? Esas sorun bunlar değil, esas sorun biziz, sizsiniz değerli arkadaşlarım. On beş seneden beri bu ülkeyi kim yönetiyorsa esas sorun bu. Şimdi üst akılla milleti yeniden yeniden kandırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, sizin temel sorununuz hırslarınıza yenilmenizdir. Sizde bir güç zehirlenmesi var arkadaşlar. Evet, ama altında da bir korku var. Üzerinde durduğumuz zemin ayağımızın altından kayacak korkusu var, sadece güç zehirlenmesi değil. Bu, güç zehirlenmesini tetikliyor.

Başka bir şey daha var, ciddi bir problem, demokrasi anlayışınız. Siz bir çoğunluk fetişizmine esir oldunuz arkadaşlar. Osman arkada, şimdiye kadar niye bağırmadı “Yüzde 49, yüzde 49.” diye, anlamıyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Beni mi çağırıyorsunuz? Sataşma var.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Evet, yüzde 49 aldınız ve bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Buna hiç kimsenin bir itirazı yok ama demokrasi, çoğunluk demek değildir arkadaşlar. Demokrasi, esasen, az olanın hakkının, hukukunun korunduğu, söz hakkının korunduğu rejimin adıdır değerli arkadaşlar ama siz ikiye ayırdınız milleti, yüzde 49 bir yana, yüzde 51 bir yana. “72 milyon tek millet” diyorsunuz ama bu milleti tekleştirdiniz değerli arkadaşlarım. Herkesi susturarak, muhalif olan herkesi susturarak bir yere gidemezsiniz. Sizin Genel Sekreteriniz çıktı, “Bu memleketin, bu ülkenin ulusal güvenlik sorunudur Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, Ana Muhalefet Partisinin Başkanı.” dedi; utandım. Sizin bir başka milletvekiliniz çıktı, Cumhuriyet Halk Partisini terör örgütleri listesinde saydı. Utanın arkadaşlar ve ne yaptığınızı düşünün.

Bir kere durup, o üst akıl, onu bunu ararken bir kere “Biz ne yanlış yaptık, nerede yanlış yaptık?” diye sormayacak mısınız değerli arkadaşlar? Evet, buradan başkanlık da çıkabilir ama bir milleti böldükten sonra, bir halkı ikiye bölüp birbirine kışkırttıktan sonra buradan çıkacak başkanlıktan kime ne hayır gelecek değerli arkadaşlar? Bu değil, yapılan iş bu değil.

Bakın, size milleti tanımlayayım, siz yanlış tanımlıyorsunuz. Tek kimliğin üzerine dayalı, tek yaşam tarzı üzerine dayalı bir millet yok, olmaz. Bu, demokrasi değildir; insani de değildir bu, dinî de değildir. Peygamber Efendimiz Medine’de böyle bir millet kurmadı değerli arkadaşlarım. Peygamber Efendimiz, Medine’de ontolojik, ırka dayalı, mezhebe dayalı, dine dayalı bir devlet kurmadı; ahlaka dayalı, hakkaniyete dayalı bir millet oluşturdu. (CHP sıralarından alkışlar) Doğrusu budur değerli arkadaşlarım, siz bunu maalesef yapmıyorsunuz.

Bir milleti bağlayacak olan, yurttaşları birbirine bağlayacak olan şey vatan ve anayasadır, vatan ve toplumsal sözleşmedir. Vatan da sadece toprak parçasından falan ibaret değildir. Evet “önce vatan” diyoruz, “önce Türkiye” diyoruz ama sadece bir toprak parçası olduğundan dolayı değil, insanın özgürlüğünün ve onurunun garanti edildiği bir yer olduğu için biz vatanı kutsuyoruz, “önce vatan” diyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar) Ama bütün insanların, insanın derken bütün insanların, iktidarıyla muhalefetiyle, A kimliğiyle B kimliğiyle, şu din bu din, fark etmez, yaşam tarzı ne olursa olsun herkes. Ama demokrasilerde netice itibarıyla son söz, karar parmakla alınır ve bunu da seçilmiş çoğunluk yapar. Ama bu seçilmiş çoğunluk ülkeyi hukuk içinde yönetir. Az olanların muhalefet yapma hakkını tanır. Siz tanımıyorsunuz değerli arkadaşlar, “biziz” diyorsunuz. “Millet böyle karar…” Böyle bir millet yok arkadaşlar, yanılıyorsunuz. Böyle bir millet yok, böyle bir millet olmaz. Bu anlayış netice itibarıyla totaliterizme gider, otoriterizme gider, faşizme gider değerli arkadaşlarım.

Bakın, seçeceğiniz tek adam, yargıyı, yasamayı, yürütmeyi havale edeceğiniz tek adam melaike değildir, insandır. Böyle bir şey olmaz değerli arkadaşlarım. Bütün insanlar denetlenecek. Din de bunu emreder, “uyarın” der “uyarın”, “iyiliği hatırlatın” der çünkü insanlar unutur değerli arkadaşlarım. Sizin lideriniz böyle normal bir insan değil mi? Başka bir şey mi değerli arkadaşlarım? Ben Sayın Genel Başkanımızın böyle bir sistemde başkan, cumhurbaşkanı olmasını istemem değerli arkadaşlar. Yanlış yapıyorsunuz (CHP sıralarından alkışlar).

Bakın, Türkiye hepimizin evidir, Türkiye hepimizin yurdudur, hepimizin namusudur, bunu unutmayalım.

Bir şey daha hatırlayın. Bakın, siz İslamcı bir partisiniz ya da geçmişi öylesiniz, gömleği falan çıkardınız.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Muhafazakâr demokrat.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama kaybettiniz. Size bir öneride bulunayım. Biraz Tunus’a bakın…

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Sen kendine bak önce!

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – …Gannuşi’ye bir bakın, inceleyin, ondan sonra demokrasinin ne olduğunu, muhafazakâr, dindar bir ekibin nasıl demokrasi örneği olduğunu görün.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Önce kendine bak sen!

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ben kendime bakıyorum zaten ben kendime bakıyorum; siz aynaya bakın, siz aynaya bakın, dev aynasında görmeyin kendinizi!

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bekaroğlu, burada bir konuşma yaptı, bizi de eleştirdi. Tabii, eleştirmesi doğal bir şeydir. Ben kendisine bir tavsiyede bulunacağım. Şimdi, burada farklı zamanlarda çıkan hatipler şu ifadeyi kullanıyorlar: “Türkiye’yi kutuplaştırdınız, toplumsal barışı yok ettiniz, insanlar kutuplaşmış, insanlar birbirinden uzaklaşıyor.” Böyle bir ifade. Şimdi bunun bir dayanağı olması lazım. Kendisine tavsiyem şu…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Gerçekler bunlar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu konuyla alakalı bir kamuoyu araştırması yapsınlar, bir baksınlar toplumda böyle bir şey var mı, yok mu? Çünkü, toplumu yanlış okuduğu için, maalesef ama maalesef, üzülerek söylüyorum, diğer tespitleri de yanlış oluyor. Üzülerek bunları ifade etmek durumundayım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sanal gerçekliğinizin farkında değilsiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir de şunu hatırlatmak isterim Sayın Bekaroğlu’na: Burada “Genel Başkanımıza, işte, Genel Sekreteriniz böyle bir şey söyledi.” diyor. Ya, ben daha önce de kendisine söyledim, dedim, Sayın Bekaroğlu, tabii ki siyasette bir eleştiri olur ama…

BURHAN KUZU (İstanbul) – Yandın Bekaroğlu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …yani seçilmiş bir Cumhurbaşkanına “diktatör” demek bir eleştiri midir?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Eleştiridir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Eleştiridir.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Eleştiridir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle bir şey olamaz.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Ne demek olamaz? Niye olamaz ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Eleştirirsiniz icraatını ama “diktatör” demek başka bir şeydir, “diktatör” demek seçimle gelmeyen birisi demektir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Demirel’e niye “diktatör” demediler, Ecevit’e niye “diktatör” demediler?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, buna önce bir ses çıkarması lazım Sayın Bekaroğlu’nun. Herkesten önce kendisinin tepki göstermesini beklerdim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hitler seçimle geldi, Hitler!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Fidel Castro hayranlarına Cumhurbaşkanımıza “diktatör” demek yakışmıyor.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Diktatör olsa böyle konuşamazdınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

MEHMET BEKÂROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hocam, “Bu nasıl başkanlık?” diye size de aslında bir sataşmada bulundu ama siz nasıl başkanlık olduğunu her yerde anlatıyorsunuz zaten.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hocamın klasında değil.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, buyurun, sizi dinliyorum şimdi.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hocamın klasında değil, lütfen…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen, Sayın Bekaroğlu’nu dinliyorum.

Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden 60’a göre bir dakika söz vereyim.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ama sonuç ne, sonuç? CHP muhalefet. Yapacak bir şey yok kardeşim. Çalışın, iktidar olun. Sonuç? CHP muhalefet. 11 seçim, sandığa gömül.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Az kaldı, az! İki yıl kaldı!

BAŞKAN – Sayın Bak, Sayın Bekaroğlu’na söz verdim.

Buyurun.

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; ben Adalet ve Kalkınma Partisinin yüzde 49 oy almadığını söylemedim, tam da problemlerinin bu olduğunu söyledim. Bu arkadaşlar çoğunluk olmayı her şey olmak sanıyorlar ve kendilerini milletin yerine koyuyorlar, problem bu; sizin probleminiz ve Türkiye’nin problemi bu. Siz kendinizi, çoğunluğu bütün milletin hamisi ilan ederek, diğerlerini görmeyerek, diğerlerini düşmanlaştırarak, şeytanlaştırarak bu ülkeyi bölüyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Asla, hepsi bizim arkadaşımız. Böyle bir şey düşünmek yanlış, kabul etmiyoruz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Başkanlık da çıkartsanız size de, hiç kimseye de yaramayacak; bunu söyledim. Dolayısıyla, sayın grup başkan vekilinin millete tekrar kamuoyu yoklaması yapmasına falan gerek yok. Benim söylediğim budur, Türkiye’nin problemi de budur; demokrasi kültüründen nasiplenemeyen arkadaşların durumu da budur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Sayın Botan, sizin şahıslar adına da konuşmanız var; dolayısıyla ikisini birleştiriyorum, sürenizi on beş dakikaya çıkartıyorum.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bu akşam Genel Merkezimize yapılan silahlı saldırıyı şiddetle kınıyorum. Bu kurşunlar barışa, demokrasiye, özgürlüğe, kardeşliğe sıkılmıştır. Aslında burada şunu da beklerdik: Bütün grup başkan vekillerinin söz alıp bunu kınaması gerekiyordu fakat maalesef bu olmadı.

Değerli arkadaşlar, birilerinin çağrılarından birileri vazife çıkarıyor ve bu vazife çıkaranların da ülkeyi nasıl bir teröre, nasıl bir kaosa sürüklediklerini dehşetle görüyoruz. Onun için grup başkan vekillerinin bu konuda söz alıp bu saldırıyı kınamalarını bekliyoruz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Niye terör bildirisine imza atmadın? Niye atmadın imza, onu söyle!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine şahsım ve grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bizler halkın hür iradesiyle, 6 milyon oyla seçilip buraya gelen HDP’nin milletvekilleriyiz. Bu, kesinlikle AKP’nin bir lütfu değildir. Bu, bombalanan eylemlerimize, mitinglerimize ve yağmalanan binalarımıza rağmen halkımızın büyük fedakârlığı ve cesaretinin bir sonucudur. Sıkıştığında elini seçim sandığına vuran ve millet iradesine sığınanların anlaması gereken şey de budur.

Tabii, geldiğimiz noktada, HDP’ye oy çıkan sandığa ve oy veren iradeye saygı duyulmadığını görüyoruz. Bugün itibarıyla 62 belediye eş başkanı ve eş başkan vekilimiz tutuklanmış, 57 belediye eş başkanımız görevden alınmış ve partimizin eş genel başkanları, grup başkan vekilleri dâhil 12 vekilimiz rehin alınmıştır. Hepimizin acı duyduğu ve kınadığı İstanbul’daki saldırıdan sonra ise birçok il ve ilçe teşkilatımız saldırıya uğramış, 500’ü aşkın yöneticimiz hukuksuz, adaletsiz bir şekilde gözaltına alınmıştır. Tek kelimeyle, bu cadı avını kınıyorum. Bu ülkenin üçüncü büyük partisine yapılan bu saldırılar karşısında sessizliği tercih edenleri esefle kınıyorum. Öyle bir garabettir ki milletvekillerinin rehin alınmasından rahatsızlık duyması gerekenler onların fotoğraflarından rahatsızlık duyuyorlar; barış için acil çağrı ve toplantı yapmaları gerekenler, yasamanın üyesi olan arkadaşlarımızın fotoğraflarının kaldırılması için çağrıda bulunuyorlar. Bu manzaraiumumiyeden tek kelimeyle sorumlu olan merci AKP Hükûmetidir.

Değerli milletvekilleri, bugün Hakkâri’de DBP’li belediye eş başkanları ve HDP’li milletvekillerinin tümü tutsak alınmıştır. Koskoca Hakkâri’de hiçbir seçilmiş bırakmadınız. Çünkü yüzde 83,71 oya tekabül eden 114.211 kişinin oyuyla seçilen Hakkâri milletvekilleri Sayın Abdullah Zeydan, Sayın Nihat Akdoğan, Sayın Selma Irmak 4 Kasım 2016’da rehin alınarak, âdeta 7 Haziran seçimlerinin rövanşını almış bulunmaktasınız.

Şu anda Sayın Abdullah Zeydan Edirne F Tipi Kapalı Cezaevinde tek başına tecrit altındadır. Aynı şekilde, Selma Irmak ve Sayın Akdoğan da İstanbul Silivri Cezaevinde benzer bir muameleye tabi tutulmaktadır. Rehin tutulan bu arkadaşlarımız, tarihin en zor dönemlerinde bile iradesine sahip çıkan Hakkârililer tarafından ezici bir çoğunlukla seçilmişlerdi, bunu hatırlatmak isterim. Arkadaşlarımızın, tek bir kişinin siyasi istikbali uğruna, hukuku katlederek, ayak altına alınmak suretiyle tutuklanması, tek kelimeyle Hakkâri’nin, Gever’in, Şemdinli’nin, Çukurca’nın iradesinin yok sayılmasıdır; daha açık bir ifadeyle, Hakkâri’nin siyasi tercihinden dolayı cezalandırılmasıdır, sandıkta alınamayan belediyelerimizin kayyumlar eliyle gasbedilmesidir. Hakkârililere sormadan Hakkâri’nin adını bile “Çölemerik” yaptınız, oysa oraya “Colemerg” denir.

Bütün bu süreçler işletilirken Anayasa Mahkemesinin içtihat kararları dikkate alınmadığı gibi, hukuki süreçler de işletilmemiştir. Bütün bunlar, 15 Temmuz darbe girişimini bir lütuf olarak gören OHAL oyunuyla, KHK oyuncağıyla âdeta planlanmış bir psikolojik süreç olarak, bir zulüm süreci olarak yürütülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’li kadrolar, havuz kalemşörleri, sosyal medya trolleri aleyhimize her türlü manipülasyonu ve dezenformasyonu oluşturabilirler; sesimize ve görüşlerimize yer veren gazeteleri, televizyonları, sosyal medya sayfalarını kapatabilirler ama emin olun ki hiçbir şey ceylan derili koltuklarda veya yüzlerce koruma arasında görüldüğü gibi değildir. Dolayısıyla, halkın vergileriyle ayakta duran kurumları propaganda aygıtına çevirdiniz. Her türlü algı operasyonları yapsanız da Türkiye kürdistanındaki realiteyi değiştiremeyeceksiniz.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) - Türkiye kürdistanı diye bir yer yok.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Bunu ayağının tozuyla Şırnak’tan, Hakkâri’den, Van’dan gelen bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Eğer Halep’e yüreğimiz yanıyorsa -ki bu insani bir dramdır- Halep’te siyasi sorumluluğu olan… Binlerce ton bombayı, 2 bin tır bombayı oraya gönderenlerin de siyasi sorumluluğu vardır. Mezhepler üzerinden Esad’ı devirme arzusuyla, Emevi Camisi’nde namaz kılma arzusuyla yanıp tutuşanların da siyasi sorumluluğu vardır Halep’teki mevcut durumdan. Ancak, Şırnak’a da bir bakmanızı isterim. Ben gözlerimin gördüğüne inanırım, Şırnak da bir Halep’tir. Burada size iki tane fotoğraf göstereceğim değerli arkadaşlar. İyi bakın arkadaşlar, hangisi Halep, hangisi Şırnak? Aradaki farkı siz söyleyin. Bakın, bu sağ elimle tutuğum Şırnak’tır. Yıkımı görüyor musunuz? Bu yıkımı görüyor musunuz?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Niye öyle oldu? Hendekler kazılırken neredeydiniz?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sebeplerine girmeyeceğim ancak manzara ortadadır, manzarayı görüyorsunuz.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sebeplerine girmeyin, onu konuşamazsınız.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şırnak, hayalleri çalınmış, geleceği çalınmış, umudu çalınmış bir kenttir, bir kent. Şırnak’ın yüzde 60’ı haritadan silindi. Öfkeyle, nefretle, düşmanlıkla varacağınız nokta bakın bu yıkım oldu.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – PKK teröristlerine göster, bize değil; git teröristlere göster onu.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – İşte, şu an eserinizi beğeniyor musunuz? Bunu bir tarafa bırakıyorum.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – O sizin eseriniz, sizin.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Şırnak’ı o hâle getiren kim? O hâle kim getirdi, onu söyle.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Git teröristlere göster onları, onlardan hesap sor.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Beni iyi dinleyin, beni iyi dinleyin değerli arkadaşlar. Şimdi, Şırnak’ın yıkılma sebebi ne olursa olsun ben mevcut durumda size insani bir şeyi söyleyeceğim.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Yalan! Yalan sözlerle milleti kandırmayın!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ben dün Şırnak’tan geldim değerli arkadaşlar.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Ben de bugün geldim.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şırnak’ta şu anda insanlar bodrumlarda yaşıyor, insanlar şu an dükkânlarda yaşıyor. Şırnak’ta aileler kalabalıktır; üç aile, beş aile, 30 nüfus şu an rutubetli bodrumlarda yardım bekliyor.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Çukur kazdıklarında neredeydiniz, çukur, çukur? Niye önlerine geçmediniz?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ve bakın, Şırnak’a bugüne kadar Kızılay tek bir çadır dahi götürmemiştir. Şırnak’a Kızılay niçin gitmedi peki? Niçin gitmedi? Hadi yıkılma sebebi şu veya bu, Kızılay nerededir, niçin Şırnak’a bir tane battaniyeyi dahi götürmüyorsunuz?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sebebi konuş, sebebi.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Niçin bir paket gıda götürmüyorsunuz ve götürülen, hayırsever vatandaşlarımızın gönderdiği yardımlara niçin el koyuyorsunuz?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kim, neye el koyuyor ya? Devlet yardım ediyor, devlet.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Size soruyorum; Sayın Bakanım, Sayın Hükûmet, Sayın Başkanım, sizlere soruyorum: Şırnak’a giden yardımlara, hayırseverlerin gönderdiği yardımlara, bodrumlarda battaniye bekleyen insanların niçin battaniyesine el koyuyor güvenlik güçleri? Camını penceresini onarmaya çalışan insanların niçin camına el koyuyorsunuz, penceresine, malzemesine el koyuyorsunuz? Yahu, biraz vicdan, vicdan, vicdan!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bak, bunun için çok kendini zorlama; gerçekleri böyle çarpıtamazsın.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bakın, siz gerçekten öfkelerinize yenilmişsiniz, siz gerçekten nefrete teslim olmuşsunuz. Manzara bu, bu. Başka bir şey demiyorum. Yüce Meclisin…

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Terör örgütüne sırtınızı dayamışsınız!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Onunla kurtulamazsınız, böyle bir şeyle sorumluluktan kurtulamazsınız. Hükûmetsiniz, sorumlusunuz.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sorumlu sizsiniz orada.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Kızılay niçin bir tane çadır götürmüyor? Oraya buraya göndereceğinize oraya bir battaniye gönderin. Göndermiyorsanız, gönderilenlere el koymayın.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Çadırlara gerek yok, aile için kira desteği veriyoruz. Çadıra muhtaç etmeyip normal evler için kira ödüyoruz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Geçin bunları. Dolayısıyla, halkın…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen geç bunları, sen geç!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, evet, Halep’te şu an insani bir dram yaşanıyor ve Hükûmetin girişimleri var. Bu, bir yönüyle insani bir sorumluluktur, buna bir şey demiyorum, takdir de ediyorum hatta.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Sen neredeydin kardeşim, sen neredeydin?

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Ama gelin görün ki Cizre’de 300 tane gencimiz diri diri yakıldı. Yaşam koridorunun açılması için o kadar uğraştık. Halep için gösterdiğiniz duyarlılığın aynısını…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Teröristlerle normal insanları bir tutmayın!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Bizzat kendiniz, sorumlu olduğunuz kolluk güçlerine niçin talimat vermediniz?

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yalan söylüyorsun! Konuştuğun yalan!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İftira, iftira!

ZEHRA TAŞKESENLİĞİOĞLU (Erzurum) – Ambulanslara niye ateş açtırdınız?

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Niçin oralarda 300 genci bodrumlarda yaktınız? Neden aynı insani duyarlılığı göstermediniz? Siz vicdanınıza sorun, vicdanınızla baş başa bırakıyorum sizi. Biraz vicdan, biraz vicdan!

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – İran’ın Şiileri gibi, ambulanslara ateş açtınız.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Sizler de biliyorsunuz, bir Kürt sorunu var arkadaşlar.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Esed gibi, ambulanslara ateş açtınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İftira!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Bir problem var, bir sorun var ortada.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Problem sizde.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – PKK sorunu var, terör sorunu var, terör.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Orta Doğu’nun, Türkiye'nin bir Kürt realitesi bulunuyor.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Türkiye'de kürdistan olduğunu düşünen zavallı bir adamsın.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Güneş balçıkla sıvanmaz, sıvanmaz. Realiteden kaçamazsınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Siz de kaçamıyorsunuz, insan içine çıkamıyorsunuz o bölgede. Gittiğiniz yerde 10 tane insan bile sizinle muhatap olmuyor ya!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Adaletten kaçamazsınız, hakikatten kaçamazsınız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Burada kabadayılık edeceğine oradaki insanların yanına gidip konuşuyor musun?

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Hiçbir ordunun gücü, hiçbir imparatorun gücü, hiçbir diktatörün gücü hakikatin gücünden daha güçlü değildir.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Güneşi kapatmaya çalışan sizsiniz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - En büyük silah erdemdir, erdem; insani değerlerdir. İnsani değerlerinizi yitirdikten sonra, hepimiz için söylüyorum, herkes için söylüyorum, biz bu ahlaki değerlerimizi yitirdikten sonra, erozyona uğradıktan sonra…

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Doğru.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - …süper devlet olacakmış, şu olacakmış, bunlar hikâye; geçin bunları.

Değerli arkadaşlar, bizler de başta Kürt halkı olmak üzere bizi seçen millet iradesi tarafından, Kürt sorununun bir tarafı olarak, sorunun demokratik yollarla çözülmesi için buraya gönderildik. Sadece sizin sesinizi duyurmak zorunda bırakılan “400 kanal, tek ekran” anlayışı… Açıyorsunuz, bilmiyorum kim.

Bakın, çok vahim bir şeyi söyleyeyim size.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Demokrasi size yaramıyor.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Bir tane AKP milletvekili… Şimdi, yıllarca AKP dedi ki: “Biz derin devletle mücadele ediyoruz. Ergenekon’la mücadele ediyoruz.” Ergenekon sopasıyla muhalefeti, bir sürü günahsız insanı suçladınız, cezaevlerine attınız. KCK adı altında aynı şekilde Kürtleri terbiye etmeye kalktınız. Şimdi de, bakın, çıkıyor bir milletvekiliniz televizyon televizyon geziyor…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bak, karıştırıyorsun, terörle mücadele ile Kürt meselesini birbirine karıştırma. Her sıkıştığınızda Kürt meselesini teröre kalkan yapıyorsunuz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Aslında, derin devlete ihtiyacımız varmış. “Derin devlete ihtiyacımız var…” Derin devlete güzellemeler yapıyorsunuz. Ne oldu, hani derin devletle mücadele ediyordunuz? “Derin devletle mücadele” adı altında o kadar tonlarca laflar ettiniz.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Biz derin devletle de mücadele ediyoruz, PKK’yla da ediyoruz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bakın, “derin devlet” demek ne demek size söyleyeyim: “Derin devlet” demek, Musa Anter’i öldürmek demektir; “derin devlet” demek, Türkiye’de yüzlerce aydını öldürmek demektir, Uğur Mumcu’yu öldürmek demektir ve onlarla mafyalaşmak demektir. Onlarla yapacağınız suç ortaklığında yarın öbür gün geldiğinde diyecek “Gel, bakayım buraya, sen bana şunu yaptırdın, bunu yaptırdın.” İpleri kaptıracaksınız. Derin devlete gerek yok.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Askeri kim öldürüyor?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Devletin derin bir akla ihtiyaca var, stratejik bir akla ihtiyacı var, derin bir vicdana ihtiyacı var. Derin devlet… Zaten MİT örgütü niçin var, Millî İstihbarat Teşkilatı ne için var arkadaşlar? Ne demek yani bir vekiliniz çıkıyor, her yerde bağırıyor, güzellemeler düzüyor, derin devlete ihtiyacımız varmış. Derin devlet bir kedi değildir; seveceğiniz, başını okşayacağınız bir kedi değil. Derin devlet, büyük bir canavardır. O canavar önce kendisini okşayanları yutar. Bunu asla unutmayın, aklınızdan çıkarmayın.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Tıpkı Kandil’in sizi yuttuğu gibi, değil mi? Sırtınızı dayadığınız PKK ve PYD’nin sizi yuttuğu gibi!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Kürt sorunu, “Bizden bu kadar şehit var ama karşı taraftan da şu kadar öldürdük.” meselesi değildir. Bakın, bunların hepsi can, hepsi bu ülkenin insanları.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – O insanlar bu ülkenin insanlarıysa niye silah verdiniz onlara?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristler, teröristler!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – İşte, ahlaki erozyona uğrarsak geleceğimiz nokta budur: “Şu kadar öldü, bu kadar öldürdük.”

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Niye dağlara çıkarmak zorunda hissediyorsunuz o aileleri?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ya, arkadaşlar, bunların hepsi, bakın, bizim insani kaynaklarımız, bizim değerlerimiz, bizim canlarımız.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ailelere gidilip tek tek tehdit edildiği zaman niye mücadele etmiyorsunuz?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – İstanbul’da ölen de benim canımdır, Suruç’ta ölen de benim canımdır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Arkadaşlar, sakin olun, PKK terör örgütüne “Terör örgütü” diyemeyenlerin, lanetlemeyenlerin bu kürsüde hiçbir sözünün itibarı yok.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu anlayışla sorun çözemezsiniz.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – İstanbul, İstanbul… İstanbul’a gel.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – İstanbul benim canımdır, aynı şekilde Ankara da benim canımdır, hepsi de benim canlarımdır, hepsi için aynı düzeyde üzülüyoruz. Hepsinin üzerindeki hiçbir ananın, hiçbir babanın çocuğu karşısında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terörle aranıza mesafe koyun.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bu sizin yanlış politikalarınızın, kirli politikalarınızın bir sonucu olarak ülkeyi kaosa soktunuz. “400 vekil verin, her şey hoşuyla olsun.” diyen bir zihniyetin sonucudur. Siyasi sorumluluğunuzdan kurtulamazsınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – PKK, terör örgütü mü, değil mi? Onu söyle.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Askerleri kim öldürüyor, PKK mı?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bu sebeple…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, Türk-Kürt kardeştir, PKK kalleştir, bunu söylüyoruz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben sözlerime son vermeden önce, özellikle Sayın Bakanım buradayken…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ya, vallahi imandan çıkmazsın, bir sefer de ki “PKK terör örgütüdür.” ya.

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Sayın Bakanım, şu an ekranları başında sizden müjde bekleyen, haksız bir şekilde görevinden uzaklaştırılmış; sendikal faaliyetlerinden, demokratik haklarından dolayı görevlerinden uzaklaştırılmış ve öğrencilerine kavuşmayı bekleyen, sizden müjde bekleyen yüzlerce öğretmenimiz…

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Son yarım dakikan, haydi söyle, “PKK terör örgütüdür.” de. Fırsatı kaçırıyorsun, hadi!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - Burada sabahtan beri telefonlarım susmuyor, mesajlar susmuyor, sizden müjde bekliyorlar. Uğramış oldukları mağduriyeti ve haksızlığı sonlandırmanızı bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Barış kazanacak, kardeşlik kazanacak!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Terör kaybedecek, PKK kaybedecek!

LEZGİN BOTAN (Devamla) - İnadına, inadına, inadına barış ve kardeşlik mutlaka kazanacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türk-Kürt kardeştir, PKK kalleştir!

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türk-Kürt kardeştir, PKK kalleştir!

LEZGİN BOTAN (Van) – Biz kardeşiz. Osman kardeşiz, kardeşiz Osman!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Türk-Kürt kardeştir, PKK kalleştir, bitti.

LEZGİN BOTAN (Van) – Vallahi de kardeşiz, billahi de kardeşiz.

AKP’nin bugüne kadar yaptığı tek iyi şey çözüm süreciydi ama maalesef şu an geldiği nokta belli.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var kardeşim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bizi vicdansızlıkla itham etmiştir, parti grubumuzu vicdansızlıkla, merhametsizlikle itham etmiştir, açık bir sataşmadır.

LEZGİN BOTAN (Van) – Hayır, ben öyle bir şey…

Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Van Milletvekili Lezgin Botan’ın 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bu Halep’in ülkemizin özellikle Suriye sınırındaki ilçelerinde terör örgütü PKK’nın ve onun destekçilerinin egemenlik alanını kurmasıyla alakalı Emniyet birimlerimizin yaptığı operasyonlardan bahsetmiştim. Buradaki maksat, terör örgütü PKK’nın ve onun yandaşlarının ve destekçilerinin kendilerine egemenlik alanı oluşturmasının önüne geçilmesi operasyonuydu.

Bakınız, burada, oradan koridorlar açılıyor sivil vatandaşların tahliyesi için, terör örgütü ateş ediyor. Ambulanslar gönderiyoruz, ambulanslara ateş açılıyor. Bakın, sivillere zarar gelmesin diye onlarca şehit verdik oralarda. Niçin? Teröristlerin temizlenmesi için, yeter ki sivil halka zarar gelmesin diye bu çalışma yürüdü.

Bakın, burada vicdandan bahsedecekseniz, bütün bu işin, bütün bu olayların müsebbibi olan terör örgütünü önce burada bir lanetleyeceksiniz, ondan sonra gelip vicdandan bahsedeceksiniz.

Ankara’da, Kızılay Meydanı’nda, anne karnında altı aylık bebeği katleden canlı bombaya tek laf edemeden vicdandan bahsedemezsiniz, böyle bir hakkınız yok. Burada, olayların müsebbibi çok önemli değil, nasıl olduysa oldu… Peki, o hendekleri kazanlara cici çocuk muamelesi yapan, şirin çocuk muamelesi yapan kimlerdi?

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Görmezlikten gelen…

LEZGİN BOTAN (Van) - Valilerinizdi, valiler, valiler…

MEHMET MUŞ (Devamla) – Onlara “terörist” bile diyemeyen kimlerdi?

SAİT YÜCE (Isparta) – Diyemeyenler de katildir, diyemeyenler de katildir.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bir kere bunları ortaya koymamız lazım, ondan sonra çıkıp da bize vicdandan bahsetmek gerekir.

Bakınız, devletimiz bölgeyle alakalı tüm imkânlarını seferber etti. İnşallah, en kısa zamanda o yerler çok daha güzel şekilde inşa edilecek, Şırnaklının, Cizrelinin tekrar hizmetine, istifadesine sunulacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Sayın Başkan, grup adına Hüda Hanım bir açıklama yapacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş’un gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Bakan, sayın arkadaşlar; biraz önce, on- on beş dakika önce gurubumuz adına konuşma yapan Sayın Vekilimiz Nimetullah Erdoğmuş, konuşmasını yapıp evine girdiğinde, şu anda gözaltına alınmış durumdadır. Alınma sebebi ise, Diyarbakır’da bir cuma namazında, Peygamberimiz’in Hudeybiye Antlaşması’nı örnek vererek barışı gündem etmesinden dolayı hakkında açılan bir fezleke ve açılan bir soruşturmadan dolayı gözaltına alınmış bulunuyor. Biraz önce işte “Yok mu biçarelerin felahı?” diye konuşan arkadaşımız şu anda hâlâ böylesine demokratik duruşun, barış taleplerinin linç edilme politikalarıyla karşı karşıya bulunuyor. Bilginize sunuyorum.

Teşekkürler.

ŞAHAP KAVCIOĞLU (Bayburt) – Ne kadar masum bir açıklama değil mi?

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yazık!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Evet sayın milletvekilleri…

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Botan.

LEZGİN BOTAN (Van) – Hatip bizzat benim söylemlerimi çarpıtarak farklı bir yöne çekti. Ben, sataşmadan dolayı 69’a göre…

BAŞKAN – Hayır, siz ne söylediniz, hatip nasıl çarpıttı?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hangisini?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır efendim, PKK’ya biz söyledik. “PKK teröristtir.” dedik, başka bir şey demedik.

LEZGİN BOTAN (Van) – Bir saniye, lütfen, lütfen…

BAŞKAN – Bir saniye.

Dinliyorum.

LEZGİN BOTAN (Van) – Bakın, gruba dönerek benim söylemlerimi çarpıtıyor.

BAŞKAN – Ne dedi? Yani, nasıl?

LEZGİN BOTAN (Van) – Şunu diyor: Yani, sanki İstanbul’da, Ankara'da, Suruç’ta terör saldırıları sonucunda hayatını kaybeden insanları şey yaptı. Bu katliamları savunuyormuşuz gibi bir algı yaratmaya çalışıyor. Ben iki dakika, sataşmadan söz hakkı istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Botan.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Değerli arkadaşlar, tek suçu, şu an AKP’ye karşı demokratik muhalefet misyonunu üstlenmiş milletvekillerimizin, işte, az önce de aramızda olan bir milletvekilimizin bu şekilde derdest edilmesi hepimiz tarafından kınanması gereken bir şeydir. Bakın, bugün bize, yarın size. Bu konuda…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Terörist cenazesine katılanları niye savunacağız?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ne alakası var? Teröre 2 bin tırı gönderenler sorumlu, onu geçin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var be! Kim gönderdi, ne diyorsun? Nerede? Bu Hükûmeti terörle özdeşleştiremezsin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, müdahale etmeyelim.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benim burada söylediğim şey şudur: Şırnak’ın yüzde 60’ı şu an haritadan silinmiş ve Şırnak’taki çocuklar üşüyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Biz terörle mücadele ediyoruz.

SAİT YÜCE (Isparta) – Senin gibi, teröristi savunmuyoruz.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Şırnak’taki insanlarımız şu an evsiz. Bu, Şırnak’taki sizin sorumluluğunuzu ortadan kaldırmaz. Ben diyorum ki: Kızılay niçin oraya gitmemiş Sayın Başkan? Ya, niçin gitmemiş?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bütün imkânları seferber ettik.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Lütfen, çık, burada söyle.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söyledim. Bütün devletimizle oradayız zaten.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Kızılay gitmiyor çünkü ailelere kira yardımı yapıyoruz, onu niye söylemiyorsun?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sen niye sözlerimi saptırıyorsun? Kızılay niçin gitmiyor? Niçin bir paket… Hadi gitmiyor, tamam, anladık; Kızılay çok mağdur şu an, devleti batırdınız, dolar fırladı…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Saptırıyorsun, saptırıyorsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bütün imkânlarıyla AFAD orada, devletin imkânları orada.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, hayırsever insanlar oraya yardım götürüyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Adres versenize, Şırnak’ın neresinde problem var?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Hayırsever insanların götürdüğü battaniye, götürdüğü yardım paketlerine el konuluyor.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Yıllardır o bölgeden PKK silinmiş olsaydı -sizin sayenizde ki yapamadık- bugün o insanlar üşümeyecekti.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bunun izahatını yapar mısınız Sayın Başkanım? Bunun mantığı nedir? Bunun mantığını bir açıklayın. Şırnak’ı niçin cezalandırıyorsunuz? İnsanlarını niçin cezalandırıyorsunuz? Orayı terk etmedikleri için mi?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nerede problem var?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Ya, demagoji yapmayın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen yapıyorsun demagoji.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Bakın, ben size net bir şey söylüyorum, somut bir şey söylüyorum. Oraya Kızılay niçin yardım göndermiyor?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nerede problem var? Şırnak’ın tamamında mı, mahallesinde mi?

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Göndermiyorsa götürülen yardımlara niçin engel oluyor, onu soruyorum; son derece basit, net. Bakın, siyasi kimliğimden sıyrılarak insani bir şey soruyorum Sayın Başkan; insani bir şey, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Devletimiz bütün imkânlarıyla orada, sen merak etme.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, devletin tüm imkânlarının seferber olduğunu söyledim. Kaymakamlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, AFAD ekipleri, hepsi bölgede. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız bir taraftan, evlerin inşası için büyük bir çaba içerisine girmiş. Bütün bunları izah ettik, hâl⠓Nerede?” diyor.

LEZGİN BOTAN (Van) – O zaman Sayın Başkan, demek ki yanlış bilgilendiriliyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bütün imkânlar orada seferber edildi.

LEZGİN BOTAN (Van) – Ya, yanlış bilgilendirilmişsin o zaman, yanlış bilgilendirilmişsin. Yok böyle bir şey.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Şahısları adına, ikinci ve son konuşmacı Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu.

Buyurun Sayın Köseoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bütçe görüşmeleri vesilesiyle milletin Meclisinden aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan önce İstanbul’da yaşanan hain terör saldırısı neticesinde hayatını kaybeden şehitlerimize ve onların şahsında tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Ülkemiz terör belasıyla mücadele ederken hemen yanı başımızda Halep’te bir insanlık dramı yaşanıyor. Katliamın en acımasız günlerini yaşayan, dünyanın sırt çevirdiği Halep’te insanlar diri diri yakılıyor. Kadınlar ve çocuklar kaçırılarak tecavüze maruz bırakılıyor. Şurası bir gerçek ki: Savaşların en büyük mağduru kadınlar ve çocuklardır. Bosna’da, Ruanda’da, Irak’taki kadınlarla aynı akıbete maruz kalmamak, tecavüzden kaçınmak adına intihar etmek için fetva isteyen Halepli kadınlar bugün insanlığın geldiği son noktayı gözlerimizin önüne seriyor. Bir kadın ve bir anne olarak buradan tüm dünyaya sesleniyorum: İnsanların değil, insanlığın öldüğü Halep’teki bu vahşete dünya sessiz kalmamalı. Cumhurbaşkanımızın üstün gayretleriyle oluşturulan ateşkesin devamı mutlaka sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe hakkındaki beyanlarımıza gelince; bilindiği gibi, bütçeler hükûmetlerin sosyoekonomik politikalarının bir aynasıdır. Ülkenin gittiği yön hakkında gerçekçi bir öngörü sunarlar. Geçmişten edindiğimiz tecrübelerden görüldüğü gibi bütçeyi yönetemeyenler ülkeyi de yönetemezler. AK PARTİ iktidarları olarak geçtiğimiz on beş yıllık sürede hazırlanan diğer bütçelerde olduğu gibi bu yıl da temel hedefimiz insanımızın yaşam standardını yükseltmek ve ülkemizin geleceğine yön vermektir. Ne mutlu bizlere ki ülkemizde hemen her alanda seksen yıldır yapılamayan, hayal gibi görünen icraatları gerçekleştirdik. Eğitime, sağlığa, ulaştırmaya, altyapıya, savunma sanayisine, Türkiye’nin hedeflerine yakışır kaynaklar aktardık. Bütçenin yaklaşık yüzde 20’sinin, yani beşte 1’inin eğitime ayrılması bunun en somut göstergesidir.

Yine, vatandaşlarımıza verdiğimiz değerin bir göstergesi olarak sağlık alanında yaptığımız yatırımlarla artık hastanelerimiz bir otel konforunda, hastalarımız ise birinci sınıf sağlık hizmeti almakta.

Ne mutlu ki birliğimize, beraberliğimize, demokrasimize kasteden iç ve dış düşmanlara rağmen Türkiye kendi ekonomik politikalarını kendi belirleyen, on yıllık, elli yıllık hedefler koyabilen, dünyanın gıptayla baktığı dev yatırımlara imza atan bir ülkedir. Türkiye’nin bu onurlu yürüyüşünü durdurmaya hiçbir odağın gücü yetmeyecektir. Bu yolda en büyük güvencemiz, milletimizin bize güveni, desteği ve teveccühüdür.

Türkiye’nin her bir köşesinde AK PARTİ’nin hizmetlerini ve insanımızın bize olan inancını görmenin gururunu yaşıyoruz. Kendi memleketimden örnek vereyim. Biz Trabzonluların her zaman gururla söylediğimiz bir şey var: Trabzon Türkiye’nin çimentosudur. Ben buna bir ilave daha yapmak istiyorum: Trabzon aynı zamanda Türkiye’nin bir özetidir de. Trabzonluların terör karşısındaki, darbeler, hain saldırılar karşısındaki dimdik, sapasağlam, tavizsiz duruşu, hiç şüphe yok ki Türkiye’nin bütününün kristalize olmuş bir özeti, bir yansımasıdır. Aynı şekilde, Trabzon’da son on beş yılda yaşanan gelişme, Türkiye’nin her köşesindeki gelişimin yalnızca küçük bir örneğidir. Bu bütçeyle daha da fazlasını yapmayı hedefliyoruz. Örneğin Trabzon’umuzu bir üniversite kenti yaptık. KTÜ ve vakıf üniversitesinden sonra, şimdi, kurulumu tamamlanmaya çalışılan ikinci devlet üniversitesiyle Trabzon’un üniversite şehri kimliğini daha da pekiştirmiş olacağız.

Yine, Sayın Cumhurbaşkanımızın “On dört yıllık hayalim.” dediği şehir hastaneleriyle beraber Trabzon da şehir hastanesine kavuşmuş olacak. Ayrıca, Trabzon’da yapılması planlanan Yatırım Adası ve Endüstri Bölgesi Projesi, bizleri heyecanlandıran, Doğu Karadeniz’i Kafkasya’ya ve Orta Doğu’ya bağlayacak çok önemli bir projedir.

Son olarak, metrekaresine en fazla spor tesisi düşen ve bu özelliğiyle “sporun başkenti” unvanını alan Trabzon’umuz yeni bir spor kompleksine kavuşuyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 18 Aralık Pazar günü gerçekleşecek olan Akyazı Spor Kompleksinin açılışına tüm vekillerimizi ve sporseverleri buradan davet etmek istiyorum. 41.461 seyirci kapasiteli, Türkiye'nin en modern ve özel statlarından biri olan Akyazı Stadyumu inanıyorum ki Trabzonspor’a özlenen ve hak ettiği büyük başarıları da beraberinde getirecektir.

Sözlerime son verirken 2017 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ve 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz günlerde, pazartesi gecesinde HDP İstanbul il binamıza, biliyorsunuz, bir operasyon düzenlendi. Duvarlara yazılar yazıldı, kitaplıklar, raflar, masalar ortalığa atıldı, kırıldı; bir enkaza dönüştürüldü ortalık ve orada yaptığımız basın açıklamasında ben bir konuşma yapmıştım. O konuşmamın, çarpıtılma değil tamamen saptırma bir şekilde, bir tarafını alarak, polemik yaparak, manşetlere çekerek şahsımı hedef gösteren, sanki örgüt adına “Hüda Kaya örgüt sözcüsü olarak, askere, polise şantaj yaptı.” ifadeleriyle çok ağır, linç edici, hedef gösterici, satır başlarıyla manşetler atıldı, yorumlar yapıldı ve en son dün, TGRT kanalında Cem Küçük, yine şahsımı defalarca hedef göstererek “Bu kadına haddi bildirilmeli, bu kadına hemen cezası verilmeli. Nasıl askerimize, polisimize böyle laf eder?” diyerek konuşmamı da vermeden televizyondan, sadece kendi attıkları satır başını alıntılayarak ekranda göstererek -yiğitlerse keşke konuşmamı olduğu gibi verebilselerdi, yürekleri varsaydı fakat vermediler, iftira ve çarpıtmalarına devam ettiler ve bugün de bu gündem edilmeye devam edildi- her şekilde, çok ağır bir şekilde hakaret ve korkunç bir tehdit ifadeleriyle hâlâ bunlar bana gelmeye devam ediyor.

Ben, burada, tarihe geçmesi açısından, bütün vekillerimiz, sizler de şahit olmanız açısından orada yaptığım konuşmayı kelimesi kelimesine burada ifade ediyorum, tabii ki vaktim yettiğince. Sizler ne söylediysem bunu burada kendiniz vicdanlarınızda değerlendirebilirsiniz.

Basını selamlıyorum ve konuya giriyorum, diyorum ki: “HDP varoluşundan bugüne hatta HDP’den öncesinde hangi kurumsal adıyla var olduysa bu mücadeleyi verenler birlikte barış ve özgürlük içinde bir yaşamı talep etmişler ve bunun mücadelesini vermişlerdir. Bugün savaşın politikasına teslim olmuş bir yönetimle karşı karşıyayız. Gece gündüz, her saat, her saniye ekranlarda, meydanlarda, mitinglerde, kürsülerde bu halka aylardır nefret empoze ediliyor. Nefret ekiyorlar, nefret biçiyorlar ve utanmadan kalkıp bunun sorumlusu olarak HDP’yi gösteriyorlar; utanmadan kalkıp katliamların sorumlusu, ölenlerin, acılı insanların sorumlusu, hayatlarında sadece barışı isteyen, barıştan başka bir dertleri olmayan, ‘Birlikte özgür olalım, eşit olalım, adalet içinde olalım.’ diyen sevgiden ve güzellikten başka bir şeye hizmet etmemiş olan bizim yöneticilerimiz, bizim vekillerimiz, eş başkanlarımız ve halkımız sorumlu tutuluyor. Yok öyle yağma, bu acıların sorumlusu kimlerdir, kendileri de iyi biliyorlar. Bu kanın, katliamların, acılı insanların yüreğini yakanların, bütün bunların hesabını verecek olanlar savaş politikalarını bizlere dayatanlardır, savaş ve saray entrikalarıyla barışı hain ilan edenlerdir.

‘Her şeye rağmen sevgi, kardeşlik, barış.’ diyen bu insanları bu kandan sorumlu tutamayacaksınız. İmam Ali’nin sözünü bilirsiniz ‘Kim ki barışa yanaşıyor, sen de ona yanaş.’ Bir gün kendilerine ‘mazlum’ diyenler eğer siz gerçekten bu halkın huzurunu, bu ülkenin huzurunu ve barışını istiyorsanız yirmi dört saatte bunu gerçekleştirmenin önünde hiçbir engel yok. Gerçekten samimiyseniz, gerçekten acılı insanlar ölmesin istiyorsanız, hiçbir insanımız katledilmesin, annelerin, babaların, eşlerin, evlatların yüreğine ateş düşmesin, evlere tabutlar gelmesin, gençler de yaşlılar da asker de polis de, kimse katledilmesin diye gerçekten istiyorsanız, yirmi dört saatte bu ülkeyi birlikte cennete çevirebiliriz, barış cennetine çevirebiliriz.

Bir kez daha buradan haykırıyorum; vekillerimizin, başkanlarımızın, yöneticilerimizin, bütün halkımızın talebini buradan bir kez daha haykırıyorum: Gelin, ey bütün arkadaşlarımız, gelin, ey sevgili halkımız, ey HDP’li olmayanlar ama kan istemeyenler, ‘Katliam istemiyoruz.’ diyenler, büyük bir savaş hamlesiyle karşı karşıyayız; gelin, hep birlikte bu büyük savaş hamlesine karşı büyük bir barış hamlesi gerçekleştirelim, büyük bir barış hamlesi başlatalım. İnanın, inanın, er geç direnen barış kazanacaktır.” şeklinde konuşmamı tamamladım ve bütün halkımızı, HDP’li olmayan bütün çevreleri de bir büyük barış hamlesine davet ettim.

Bu konuşmamın neresinde askeri, polisi hedef göstererek şantaj yapıyorum. Bunu, Türkiye halkının, kamuoyunun ve sizlerin huzurunda tarihe bir şahit olsun, kayıt olsun diye burada ifade ediyorum. Bunu, bakın, biraz önce konuşma yapan Değerli Vekilimiz Nimetullah Erdoğmuş bir cuma namazı kıldırdı diye ve o cuma namazında… Şu anda hapiste olan Sayın Eş Başkanımız Demirtaş da cuma namazına iştirak etmişti. Diyarbakır’da on binlerin katıldığı bir cuma namazıydı ve orada, eski bir müftü olan Değerli Vekilimiz Nimetullah Hoca Hudeybiye Antlaşması’nı anlattı. “Aleyhimize bile olsa yeter ki barışa teslim olalım, barışı birlikte güçlendirelim.” diye o cemaate, ona dâhil olan cemaate ifadelerinden dolayı, şu anda buradan ayrıldı, on dakika geçmeden gözaltına alındı arkadaşlar. Biz böyle bir Türkiye’yi hak etmiyoruz, sizler de hak etmiyorsunuz, hiçbirimiz hak etmiyoruz.

Bakın, yürekten söylüyorum, 2017 yeni bir başlangıç olsun, halkımızın yüzü gülsün, linçlerden, nefret dilinden kurtulalım ve hep birlikte, yüzleri gülen, gelecekten endişesi olmayan, ölümlerden, korkulardan arınmış bir Türkiye bizim ellerimizde yeniden doğsun. Barış için dayanışalım değerli arkadaşlar.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi, gruplar adına son söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e aittir.

Buyurun Sayın Pavey. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Sayın Başkan, yüce Parlamentonun değerli mensupları; boğazlarımız düğümlenmiş, teselli sözcükleri nafile. Yine vahşi bir katliamın yasındayız. Ne hazindir ki yapabildiğimiz tek şey bir daha yaşanmaması için dua etmek.

Bir ülkenin en ilkesiz, en vasıfsız insanlar tarafından yönetilmesine Antik Yunan dilinde “kakistokrasi” deniyor. Kakistokrasilerde yönetim köklü cehalet ve organize yalanla desteklenir çünkü yönetenin başa çıkamadığı birçok sorun yığılmıştır. Şiddet, yoksulluk, işsizlik, çökmüş bir eğitim, sınav çılgınlığı, çökmüş bir sağlık sistemi gibi hayatlarımızı etkileyen sorunları çözemedikleri için halkı umutsuzluğa ve kapanmaya sürükleyen algı operasyonlarına, siyasi çarpıtmaya ve bilgi kirliliğine başvururlar. Kakistokrasilerde toplum devlet eliyle yaygınlaştırılan yalanlar tarafından rehin alınır. Artık gerçekle, olgularla ilgilenilmez. Normal zamanlarda ahlaksızlık olarak görülen davranışlar olağanlaşır. Çelişkilerin, tutarsızlıkların, saçmalıkların önemi yoktur. Çoğunluk güçten yana görünmeyi hasarsız yaşamın koşulu olarak kabul eder. Oysa söylenenleri unutup sadece karşımızda duran gerçeğe bakmamız lazımdır bazen.

Ne yazık ki ülkemiz en tehlikeli ülkeler sıralamasında 163 ülke arasında 18’inci sıraya yükseldi. Tarihin en ihtiyaç duyulan zamanında Türk ordusu bir cemaatin eliyle paramparça edildi. “Fetullah’ın sefasını sürenler cefasını da sürmeliydi.” dediler elbette ama Darbe Komisyonunda görüldüğü üzere ortaklığınızı belleklerinizden silmişsiniz. Bu yıl 846 çocuğumuzu kaybettik. Adana’da tarikat yurdunda yanan ceylanlarımızı bu sayıya dâhil edecek gücü kendimde bulamadım. Bir babanın ceylanı olmak sadece güçlü ailelere özgü değildir. Yoksul, zengin, her babanın kızı ceylandır. Her yer çakmak taşı gibi. Ülke, şiddet felaketi, ahlak çürümesi içinde savruluyor. Geçen yıl terör nedeniyle yüzlerce insanımızı kaybettik, hangi kesin hesaptan bahsediyoruz?

Hükûmet uzunca bir süredir sistematik bir biçimde Cumhuriyet Halk Partisini terörle yan yana getirmeye çalışıyor. Bu politika sadece ana muhalefet partisi mensuplarının siyasi cinayetlere kurban gitmesiyle sonuçlanmaz arkadaşlar, aynı zamanda kendisini kanunların üstünde görmeye alıştırılmış toplulukların kontrol edemeyeceğiniz katliamlarıyla sonuçlanır. Belçika/AKP örgütlenmesinde yer alan Yusuf Tezel ve kiraladıkları, şehit cenazesinde partimizin çiçeklerini parçalamış, devlet erkânının gözü önünde Genel Başkanımızın ayaklarına kurşun koyarak tehdit etmişti. Ardından, Hükûmet kontrolündeki medyada tehlikeli mesajları olan haberler dolaşıma sokulmuştu. Elbette, Tezel ve kiraladıklarına bir şey olmadı. Bir bakanınızın söylediği üzere, refah ve huzur içinde yaşayan 510 milyon Avrupalıdan biri olarak Brüksel sokaklarında dolaşıyor. Kayseri’de bir şehidimizin cenazesinde yine partimizin çelengi parçalandı ve yine il başkanımız can güvenliği nedeniyle uyarıldı. Hemen ardından, milletvekiliniz partimizi terör listesinde gösterdi.

Dünyanın normal yönetilen her ülkesinde terörün önlenmesinden hükûmetler sorumludur. Kaybettiğimiz gencecik polislerimizin, gencecik askerlerimizin, gencecik sivillerimizin sorumlusu olarak partimizi hedef göstermekten beklediğiniz sonuç nedir? Sadece çiçeklerimizi değil, bizi de mi parçalatmak istiyorsunuz? Sonrasında ne olacağını umuyorsunuz?

Bir toplum için en büyük kayıp gerçeğin kaybıdır. Dünyanın en kontrol edilemez katliamları, toplumların gerçeği çarpıtıldığında yaşanmıştır. Kontrolsüzlük öyle bir hâle gelir ki kederli bir çocuğun bakışı, yürüyüşe çıkan hamile bir kadın, bir şarkıcının bir mitinge katılması için daveti geri çevirmesi, bir gazeteyi okumak terör işareti olarak algılanır. Sonrasını kestiremezsiniz. Kini yaygınlaştırmanız değil, önlemeniz hayati önem taşıyor.

Bütçe konuşması yerine kırmızı alarm vermek istedim. Çünkü insanın yaşama hakkı bütçeden ve diğer her şeyden kutsaldır diye düşünüyorum. Umarım buna katılıyorsunuzdur. (CHP sıralarından alkışlar)

Size bir milletvekili olarak değil, çok endişeli bir vatandaş olarak sesleniyorum. Tıpkı, Suriye batağında debelenmenizden önce defalarca nafile seslendiğimiz gibi. Gözünüze küçük görünen bir ülkeyi, mesela Suriye’yi küçük düşürmek kolaydır ama koruyucusunu mesela Rusya’yı küçük düşürürseniz kendinizi defalarca o koruyucuya yalvarırken bulmanız işten bile değildir.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Günah, günah! Halep’te yaşananları kına.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Bu arada, Ruslar ülkemizin içinde bulunduğu durumu ve Orta Doğu politikanızı, kendi vekilleriniz dâhil olmak üzere, bu Parlamento mensuplarından daha fazla biliyor. Bu nasıl olabilir?

Şanghay Beşlisine girebilecekmiş gibi herkese gözdağı vermeye çalışıyorsunuz. Nasıl gireceksiniz? Şanghay Beşlisinin güçlü ülkesi Çin, 1 Şubat 2016’dan itibaren, Uygur Türkleri ile IŞİD bağlantısındaki payınız nedeniyle Türk vatandaşlarına vize vermiyor. Ne cevap verdiğinizi bilmiyoruz.

Her seviyede sınav soruları çalarak, sahte tezler vererek hak edilmemiş statü ve imkânları sistematik olarak taraftarlarınıza dağıttınız. Benim çok merak ettiğim, halkımızdan esirgediğiniz ve temelini yıktığınız evrensel eğitimi niye kendi imtiyazlı çocuklarınıza hak görüyorsunuz? Tam da bu nedenle, oğullarınız ve kızlarınız master ya da doktora yapmaya, en güçlü ittifakınız Suudi Arabistan yerine -sizin teriminizle- gâvur memleketlerine gidiyor.

Sözlüğümüzden birçok kelimeyi çıkardınız, mesela “onur”, mesela “sorumluluk”...

SAİT YÜCE (Isparta) – Başörtülü okuyamadıkları için Amerika’ya gittiler.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Yerine “resmî arsızlık”, “resmî yaygara” gibi devlet adabıyla asla yan yana gelmeyecek kelimeler girdi.

Devlet yönetimi ve diplomaside onurun değerli bir rolü vardır, itibarımızı belirler.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de beraber sağladınız, HDP’yle beraber sağladınız öyle mi?

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Uluslararası itibar, uluslararası güven, ihracat, turizm seküler toplumun kazancıdır. Hukuk, evrensel ahlak hükûmetlere çok şey ifade etmeli.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Halep’i kınayın, Halep’i; Halep’te yaşananları kınayın.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Güçlü olan beğenmediğini yok edemez, aksi hâlde haydutlardan farkımız kalmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – “Onur” kelimesine önem veriyorsanız Halep’te olanları anlatın.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Halep’te yaşananları söyle, Halep’te yaşananları!

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Akılları tekrarlanan yalanlarla rehin alınanlar adaletsiz tutuklamalarla, hukuksuzlukla hiç ilgilenmiyor olabilirler...

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Halep’e gel, Esed’i kına.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – ...ama tanıştıkları imkânları kaybettiklerinde hiç sormadıkları soruları sormaya başlayabilirler. Bunu bildiğiniz için eğitimi bir tür zehir gibi algılıyor ve önlemek için elinizden geleni yapıyorsunuz. On dört yılda eğitim politikasını 14 kere değiştirdiniz. Çaresiz ailelerin ve öğrencilerin yeterince kafasını karıştırdınız, öğrencilerimizin artık hayat bilgisi bile kalmadı. İlkokul çocukları idam ilmeğiyle resim çektiriyorlar; bu, sizin yarattığınız bir fotoğraf.

Rejimi değiştirmek arzusundan sıtmaya yakalanmış gibisiniz. Bu ülkenin insanlarını hem zihinsel hem fiziksel olarak yıldırdınız, ürküttünüz. En büyük rüyanız, toplumun DNA’sını değiştirmek. Sunduğunuz çare yarattığınız hastalıktan daha korkunç ama lütfen unutmayın, hastalık önce hastanın kendisini yok eder. Kapalı bir hayata saklanmak, kendini yıldırmanın akışına teslim etmek, adaletten umut kesmek aradığınız vatandaşlık özellikleri olabilir; oysa, 21’inci yüzyılda modern devletler, vatandaşlarına güven ve refahla birlikte ortak mutluluğu sunanlardır.

Cumhuriyetten rövanş almak isteyeceğinize tarihi doğru okuyun derim. Birinci Dünya Savaşı’nda sadece Osmanlı değil, savaş ihtiraslarıyla kendi ölüm fermanlarını imzalayan 4 hanedan çöktü, bazıları soylarındaki en küçük bebeğe kadar katledildiler. Kurulurken içinden geçilen çağa bakarsanız, cumhuriyet, 20’nci yüzyılın en şefkatli ülke kuruluşudur. Şu anda oturduğunuz makamı, bu koltukları o şefkate borçlusunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Millete borçluyuz, millete! Biz bunu millete borçluyuz.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Umarım, değerini kaybettiğinizde değil, içindeyken hâlâ ve şimdi fark edersiniz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Milletten uzaksınız.

SAİT YÜCE (Isparta) – Gerçek cumhuriyet başka, CHP’nin cumhuriyeti başka.

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Yüce Meclise kederli saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Halep’te yaşananları kınayın siz.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Esad’ı kınayamadın, Esad’ı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Aslında, burada bir cevap verebilirdik kürsüden ama inanın, cevap vermeye bile değer görmüyoruz, bu kadar açık. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler) Bu Gazi Meclisin iki dakikasını almayacağım, cevap vermeye bile değer görmüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Şimdi şahıslar adına…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Gök…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – HDP’yle el sallamışlardı, Demirtaş’la el sallamışlardı en son.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri...

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 7 Haziran seçimleri sonrası.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Millet görüyor ya.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Millet salladı.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, her konuşmanın bir değeri vardır ve laf varacağı yeri bilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Saygılarımla.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – 7 Haziranda el sallamışlardı; salladı millet, millet sallıyor şunu.

BAŞKAN – Evet, şahıslar adına ilk söz, Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetimizi, milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, biraz önceki hatipten sonra, biraz vaktim olsaydı -beş dakikalık süre değil de biraz süre olsaydı- ben bu ülkeyi yönettikleri zamanki sürecin çok kısa böyle bir şeyini çizebilirdim. Bir tarihte şunu hatırlıyorum, bunu çok iyi bilmelerini temin için söylüyorum: Emin olun Allah’tan, sola oy vermeyen bir dostumuzun söylediği bir laf, dedi ki: “Ben bu seçimlerde CHP’ye oy vereceğim.” Sebebi ne dedik, 3-5 kişiyiz; dedi ki: “Benim bir tane bacanağım var, o bacanağıma demişler ki: ‘Sen falan yerde şu mevkiye geleceksin.’ O da bana söz verdi, dedi ki: ‘Ben başa gelirsem sana 2 kilo yağ vereceğim.’ Bunun üzerine ben bu sefer CHP’ye oy vereceğim.” Türkiye böyle yönetildi.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yağı veren, tuzu veren sizsiniz, biz değiliz. (AK PARTİ sıralarından “Dinle, dinle!” sesleri)

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Hayır, bunu inkâr etmenizin bir manası yok.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne yağı ya?

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Türkiye böyle yönetildi. Onun için, burada bunları anlatırken biraz insaftan uzak olmamak lazım.

Değerli arkadaşlar, cumartesi günü ülkemizde, İstanbul’umuzda meydana gelen terör olayından sonra şehitlerimize Allah’tan gani gani rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Beşiktaş saldırısı, 15 Temmuz ihaneti, Gazze, Srebrenitsa, Felluce, Halepçe ve Halep’in acısı birbirinden bağımsız değil. Kadın, çocuk, ihtiyar ve hastaların acımasızca öldürüldüğü; insanların ilaçsızlıktan, susuzluktan, açlıktan hayatını kaybettiği Halep için susanlar, bu vahşet ve katliama tarih önünde hesap vermek zorunda kalacaklardır.

Hiçbir doğru kararda ittifak edemeyen, birleşemeyen Birleşmiş Milletler; İslam dünyasının ittifak edemeyen teşkilatı; her geçen gün kan kaybeden ve Hristiyan kulübü olmaktan öteye gidemeyen terör destekçisi Avrupa Birliği; konu İslam dünyası olunca kendi gücüne göre beceriksiz hareketleriyle kendini meşgul eden ve silah deneme ve satışlarıyla uğraşan sözüm ona güçlü ülkeler; kendi kardeşlerinin yok olmasında dahi bir araya gelemeyen Arap ülkeleri; Halep’te Kerbelâ’nın intikamını almak için Haşdi Şabi gibi katil ordular kurarak insanlığın ölmesine neden olan, isminin içindeki “İslam Cumhuriyeti”ne yakışmayan İran ve birlik olamayan Müslümanlar, timsah gözyaşları dökerek Halep’in yok olmasına neden oldunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatırlayın, Millî Mücadele’de işgalci güçler yaklaşırken sivil halkımız camilere sığınmış, Ege’de birçok yerdeki camiler içindeki insanlarla birlikte yakılmıştı. Şimdi, şer güçlerinin Suriye’de halka karşı toplu kıyımı yaşanıyor. Mağrur ve mazlum Halep işgale uğramış, yağmalanmış, kana bulanmış, “medeniyet” denilen arsız yılanın simgesi hâline dönüşmüştür. Halkı ise bütün dünyanın gözleri önünde, caddelerde, cami köşelerinde, okul bahçelerinde ceset olarak yatmaktadır.

Hiçbir kutsal değere saygı duyulmadan Yüce Yaradan’ın evinde can çekişen masum insanları görüyoruz. Şer güçlerinin acımazsızca saldırılarına karşı tüm milletimizin nefret ve kınama duygularının kabardığı bir dönemde yaşıyoruz. Suç ortaklığı yapan büyük güçlerin Orta Doğu’ya evrensel değer pazarlamaya kalkmaları, insanlık tarihine yeni bir yüzsüzlük örneği olarak geçecektir. Böyle bir ortamda dünyadaki güçlerin egemenliğinin acımasızca ve hunharca uygulanması sürerken bunlar karşısında güç birliği yapması gerekenler -başta Müslümanlar olmak üzere- bundan çok uzak şekilde, hâlâ birbiriyle uğraşmaya devam ediyorlar. Halep kuşatmalarının ve katliamlarının Orta Çağ Haçlı Seferlerinden ne farkı var Allah aşkına? Kentin elektriği yok, suyu yok, insanlar aç, insanlar hastalıktan kırılıyor. Böyle bir soykırım, böyle bir vahşet hiçbir siyasi gerekçeyi meşrulaştıramaz. Suriye’de altı yılda öldürülen insan sayısının 700 bini bulması artık sözün bittiği yeri ifade ediyor. Dağda, ormanda kuşların, böceklerin ölmesine tepki koyanlar bu katliamı sadece seyrediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Beş dakika daha, bizde sıkıntı yok.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – Coğrafyamızda insanlık trajedisinin bitirilmesi için samimiyetle uğraşan ve elini taşın altına koyan tek ülke Türkiye’dir. 3 milyon mülteciyi barındırıyoruz.

Değerli arkadaşlar, zaman çok kısa.

1988 yılında Türkiye’ye gelen… Siz bunu iyi dinleyin.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Bitti süreniz.

ERDİN BİRCAN (Edirne) – Yok, yok; beş dakika bizden.

FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Esad’ın katliamından çok mutlu görünüyorsun!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Başkanım, bir dakika, son konuşmacı ya.

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Devamla) – O zaman Halepçe katliamından sonra gelen insanlara biz yemek veremiyorduk. Ben onlara dört sene idarecilik yaptım, çok iyi biliyorum. Ama hamdolsun, şu anda 3 milyon insanı hiçbir şekilde sıkıntıya sokmadan ömürlerinin idamelerini sağlıyoruz.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

MUSA ÇAM (İzmir) - Kimin parasıyla yapıyorsun, kimin parasıyla? Cebinden mi yapıyorsun, cebinden mi? Ödediğimiz vergilerle yapıyorsun!

EREN ERDEM (İstanbul) – Açlıktan ölen çocuklar var, açlıktan! Mülteciler açlıktan öldü, küçücük çocuklar açlıktan öldü İzmir’deki kampta, küçücük bebek ya! Mülteciler açlıktan ölüyor İzmir’de ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, günün son konuşmacısı Muğla Milletvekili Akın Üstündağ.

Buyurun Sayın Üstündağ. (CHP sıralarından alkışlar)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerinin en sorunlu bölümünü görüştük. Sağlıklı bir çalışma olmadığını özellikle belirtmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisinin bütün itirazlarına rağmen, geçmiş dönem kesin hesaplarının bütçe yasa tasarılarıyla birlikte görüşülmesi zaman baskısı dikkate alındığında sağlıklı bir şekilde incelenmeden Meclise getirilmektedir. Alt komisyon dahi kurulmamıştır. Sayıştay raporlarının ayrıntılı incelenmesi dahi mümkün olmamıştır.

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Adamlar Anayasa’yı incelemeden getiriyor.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Vatandaş adına kamu gelirlerini toplama ve harcama yetkisini, aynı zamanda da denetlenmesini ifade eden bütçe hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığı, nasıl denetlendiği ve Meclisin bu yetkisini nasıl kullandığı hiçbir şekilde anlaşılamamıştır. Sayıştay raporları etraflıca irdelenmeden sağlıklı bir denetleme nasıl yapılacak? Hükûmet verilen yetkileri yerinde kullanmış mıdır? Kamu zararı oluşmuş mudur? İşlem ve eylemler mevzuata uygun yapılmış mıdır? Üstelik, her kurum ve kuruluşa hâkim olma anlayışı içerisinde on dört yıldır tek başına iktidar olan AKP hükûmetlerinin baskısı altında Sayıştay denetçilerine görevini yapma imkânı verilmiş midir? Yargılamaya esas raporlar Meclise neden getirilmiyor? Neden sadece tavsiye kararları Meclise gönderiliyor? Bir iktidarın yönettiği bütçeye ilişkin kesin hesapların saydam ve denetlenebilir olması demokratik ülkelerde olması gereken en önemli özelliklerdendir. Harcanan her kuruşun hesabının burada verilmesi gerekir. Maalesef, AKP iktidarları dönemi, üstü örtülü olarak kullanılan harcamaların had safhaya ulaştığı, hesapsız ve sorgulanamayan iktidarlar dönemidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak temiz siyaset anlayışı içerisinde kesin hesap komisyonu kurarak, başkanının da muhalefetten olmasını sağlayarak bu şekilde iktidarın saydam ve hesap verebilir bir noktaya getirilmesi seçim bildirgemizde yer alan bir konudur. Bu komisyonun önemi, her geçen yıl daha da iyi anlaşılmaktadır. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Sayıştay Kanunu kapsamındaki yeni düzenlemeler gereğince bir önceki yılın kesin hesap kanunu tasarısı, bir sonraki yılın bütçe tasarısı, Sayıştay denetim raporları, bir önceki yılın faaliyet raporu, stratejik plan ve performans planları gibi 6 adet birbirinden değişik ve aynı zamanda da birbirini etkileyen raporların aynı anda Plan ve Bütçe Komisyonunda sağlıklı olarak görüşülmesi olanaksızdır. Bu nedenle kesin hesap komisyonu mutlaka kurulmalı ve sisteme dâhil edilmelidir.

2015 yılı kesin hesabı bize gösteriyor ki kamu idarelerinin işleyişi, planlaması, yönetimi ve harcamaları son derece eksikliklerle, mevzuata aykırılıklarla doludur. Yedek ödenekler, başlangıç ödeneklerinin limitlerinin aşılması ve aynı zamanda da özel hesaplar ve kaydedilmeyen ödenekler ile ödeneküstü harcamalar devam etmiştir. 2017 yılı bütçesi ise yine rantiyenin ve zenginlerin bütçesidir, yoksuldan alıp zengine veren bütçedir. Bu bütçede de yoksul yok, fakir yok, memur yok, işçi yok, esnaf yok, dar gelirli yok, maalesef emekli yine unutulmuş. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, emeklileri garanti oy olarak gören iktidara sesleniyorum: Artık emeklinin canına tak etti. Çok yakında emekliler sizi de siyasetten emekli edebilirler, haberiniz olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Siz altmış altı yıldır emeklisiniz ya, altmış altı yıldır emeklisiniz, altmış altı yıldır! Ne diyorsun? Altmış altı yıldır emeklisin.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Esnaf canından bezmiş, siftah yapamıyor, sigortasını, kirasını ödeyemiyor. Haberiniz var mı? Çiftçinin hakkını on dört yıldır yediniz. 65 milyar lira çiftçinin sizden alacağı var. Çiftçiyi bitirdiniz, tarımı bitirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, Muğla’da, Fethiye’de, Seydikemer’de domatesin kilosu kömürün kilosuyla aynı. (CHP sıralarından alkışlar) Şu anda seralarda Rus kömürünü yakmaya başladılar. Haberiniz var mı? Yok. Yanlış iç ve dış politikalarla turizmi bitirdiniz. Turizmciler ve turizme bağlı sektörler iflas etmiş durumda. Haberiniz var mı? Yok.

Geniş halk yığınları o kadar büyük sorunlarla uğraşmasına rağmen, ekonomik kriz içerisinde halk daha da fakirleşirken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – …AKP varsa yoksa “başkanlık sistemi” diyor, başka bir şey demiyor. Allah size akıl fikir versin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Gözün aydın Türkiye, başkanlık sistemi geliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Oylamadan önce Hükûmetin pek kısa bir açıklaması var.

Buyurun Sayın Bakan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Şırnak’ta aç ve açıkta kimse olmadığına, ihtiyacı olana nakdî veya ayni yardım yapıldığına ve Cizre ve Silopi’de 16 bin vatandaşa hasar bedeli ödendiğine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Daha önce konuşan hatiplerden birisi “Halep’le ilgili bütün şikâyetleri dile getirdiniz ama bakın, burada da Şırnak var. Şırnak’ta da buna benzer durumlar var.” dedi resim göstererek. “Buraya Kızılayın müdahale etmesine, yardım etmesine veya sivil toplumun bile yardımına müsaade edilmiyor. Dolayısıyla, çifte standartlı bir davranışınız olmasın.” gibi bir imada bulundu.

Bu arada, Şırnak Valimiz Ali İhsan Su Bey’le görüştüm. Verdiği bilgi doğru bilgidir, onları Genel Kurulun bilgisine sunmak isterim.

Çukur açılan yollar oldu, patlayıcı döşenen evler oldu. Dolayısıyla, bu patlayıcıları yok etmek istediğimizde, yok edildiğinde, patlayıcı döşenen evler de yıkıldı. Evi yıkılanlara 1.500 lira, evi hasarlı olanlara 1.000 lira nakdî ödeme yapıldı. Evi yıkılanların bir kısmı Mersin’e, bir kısmı Cizre’ye, bir kısmı da Diyarbakır’a göçtü. Ancak, şu anda 8.500’e yakın evde vatandaşlarımız kendi evinde oturuyor. 6 bine yakın konut yapacağız. Ve esnafın hepsine 1.500 ila 3.000 lira arasında değişen bir nakdî destek yaptık. Gıda yardımı isteyen herkese yapıyoruz. Yardımları da Sosyal Dayanışma Vakfı üzerinden yapıyoruz.

Bu arada, Belediyenin bodrumunda da 17 havan topunun çıktığını söylemekteyim. Dolayısıyla, dışarıdan gelen bir sivil toplum vasıtasıyla doğrudan vatandaşla muhatap olunmasını istemedik diyorum. Açta, açıkta kimse yok, herkes evinde. İhtiyacı olana nakdî, ihtiyacı olana ayni yardım yapıyoruz.

Sadece burada değil, Cizre’de ve Silopi’deyse hasar bedeli 30 bin liranın altında olan 16 bine yakın vatandaşımıza hasar bedeli ödendi. Bu kapsamda ödenenler 150 milyon TL’yi buldu. Hasar tespitinde, yine, mutabık kalınan insanlara, evine karşılık ev vereceğiz. Eğer 100 metrekarelik bir evi, terör örgütünün patlayıcı döşemesinden dolayı yıkılmışsa devlet yapacak ve kendisine verecek. Bu arada, bu protokol imzalandıktan sonra aylık 560 lira da kira parası ödeniyor.

Yine, Cizre’nin, Silopi’nin ve Şırnak’ın altyapısı yapılıyor; kanalizasyonu yapılıyor, suyu yapılıyor ve Şırnak için de 105 kilometre sıcak asfalt yapılacak.

Son cümlem, Sayın Başkanım. Şırnak merkezinde, toplum yararına çalışmada, bu zarar gören vatandaşlardan 1.000 kişi istihdam edildi, Cizre’de 2.000 kişi istihdam edildi, Silopi’de 1.200 kişi istihdam edildi, İdil’de de 750 kişi istihdam edildi. Bunların süresi dolanlar da yine uzatılacaktır.

Genel Kurulun bilgisine sunmak istedim. Dolayısıyla, kıyasikabil iki tane durum yoktur.

Arz ederim Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

BAŞKAN – Evet sayın milletvekilleri, 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Böylece, programa göre, bütçenin tümü üzerindeki son konuşmaları ve 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın açık oylamalarını yapmak için 16 Aralık 2016 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı geceler, hayırlı cumalar diliyorum.

Kapanma Saati: 01.21



(x) 433, 434 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 05.12.2016 tarihli 31’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) )Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x)Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.