TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 38’inci Birleşim

                                                                                         12 Aralık 2016 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10 Aralık 2016 Cumartesi günü İstanbul’da yaşanan terör saldırısını lanetlediğine ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bir milletvekili tarafından Cumhuriyet Halk Partisinin terör örgütleri listesinde gösterilmesini kesinlikle kabul edilemez bulduğuna ve bu davranışı kınadığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Selahattin Demirtaş’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10 Aralık gecesi Beşiktaş’ta yaşanan ve bütün toplumu üzüntüye boğan olayın gerginliğinin bütçe görüşmelerine de yansıdığına, bütün parti gruplarını sükûnetli bir politika izlemeye davet ettiğine, yaşanan gerginlik nedeniyle sağlık durumu olumsuz etkilenen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a şifa dilediğine ve cinsiyetçi ifadeleri onaylamadığına ilişkin konuşması

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, sabaha karşı bazı illerde çok sayıda HDP il ve ilçe başkanının gözaltına alınmasına, Emniyet görevlilerinin İstanbul il binalarına gelerek duvara yazı yazmalarına ve devletin işinin intikam almak değil katliamları önlemek olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Başbakan tarafından Anayasa değişikliğine ilişkin teklifle ilgili AK PARTİ kapalı grup toplantısında gerekli bilgilendirmenin yapıldığına ilişkin açıklaması

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Yeni Şafak gazetesinde Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın yazısının AKP’ye ideoloji tarif eden, kendi seçmenine istikamet veren, Cumhuriyet Halk Partisine karşı yapılan haksız saldırıları, hedef göstermeleri organize ve koordine eden akıl almaz bir yaklaşım olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, kişilerin şahsi fikri olarak kabul edilebilecek ve aynı mecralarda cevaplanması gereken konuların Meclise taşınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Bakandan, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın Yeni Şafak gazetesindeki değerlendirmelerini kınayıp kınamadıkları konusunda açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın Yeni Şafak gazetesinde yazdığı hususların AK PARTİ’nin görüşü olmadığına ilişkin açıklaması

9.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Cumhuriyet Halk Partisinin terör örgütlerinin isminin sıralandığı bir liste içerisinde sayılmasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, devletin hukuk ve demokrasiden ayrılmaması gerektiğine ve Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Türkiye’de Kürt sorunu değil terör sorunu olduğuna ve ayrıştırıcı dilden kaçınmak gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kürt meselesinin bu ülkenin yüz yıllık toplumsal kanayan yarası olduğuna ve bunun HDP’nin meselesi veya herhangi bir siyasi partinin ipoteğinde bir mesele olmadığına ilişkin açıklaması

14.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün, gündemin Kürt sorunu değil 3 Bakanlığın bütçesi olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, kalp spazmı geçiren HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumuyla ilgili cezaevinden verilen bilgilerin yetersiz ve sağlıksız olduğuna ve tutuklu HDP milletvekillerinin durumlarının hukuk dışı bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, KCK davasında yaşanan gelişmelere ve zorla getirme kararı verilmesine ilişkin açıklaması

23.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Didem Engin’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Tokat Milletvekili Celil Göçer’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Tokat Milletvekili Celil Göçer’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Kastamonu Milletvekili Murat Demir’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen'in, Kars'taki esnafın sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8435)

2.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, e-reçete yerine kağıt reçete düzenlenebilmesi yönündeki uygulamaya ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8718)

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, emekli maaşlarının bir banka aracılığıyla ödendiği yönündeki iddiaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8799)

4.- Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen'in, Adana İşkur İl Müdürlüğü tarafından işe alınacak kişilere siyasi tercihlerini ilgilendiren sorular sorulduğu yönündeki iddialara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8804)

5.- Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan'ın, Hatay'ın Payas ilçesinde bir işçinin hayatını kaybettiği olayın soruşturulmasına ve olayın meydana geldiği yükleme alanında yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8806)

6.- Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan'ın, İstanbul'un Kadıköy ilçesinde bir işçinin hayatını kaybettiği olayın soruşturulmasına ve olayın meydana geldiği inşaat alanında yapılan denetimlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8807)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, Van depremi sonrası geçici işçi statüsüyle istihdam edilip daha sonra işten çıkarılan depremzedelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8809)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, son on yıl içinde Diyarbakır iline yapılan kamu yatırım miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/8830)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, son on yıl içinde Samsun ve Rize illerine yapılan kamu yatırım miktarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın cevabı (7/8832)

10.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan'ın, Belediye-İş Sendikası Başkanlar Kurulu sırasında yaşanan bir olayın soruşturulmasına ve sendikayla ilgili yolsuzluk iddialarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8930)

11.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş'in, Ekonomi Bakanlığının halkla ilişkiler veya organizasyon/tanıtım hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/8937)

12.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu'nun, Bosna Hersek'ten Türkiye'ye un ithal eden firmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8942)

13.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, İşsizlik Sigortası Fonu'nun kullanımına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8993)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 16 Temmuz - 7 Kasım 2016 tarihleri arasında Başbakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda hakkında işlem yapılan personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/9057)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan personelden maaşında icra takibi bulunanlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/9109)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 16 Temmuz - 7 Kasım 2016 tarihleri arasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda hakkında işlem yapılan personele ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/9110)

17.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal'ın, işsizlik verilerine ve üniversite mezunu genç işsizlerle ilgili verilere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/9112)

18.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, kekik üreticilerinin sorunlarına ve kekik ihracatına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/9126)

19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Ekonomi Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan personelden maaşında icra takibi bulunanlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı  (7/9127)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 16 Temmuz - 7 Kasım 2016 tarihleri arasında Ekonomi Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda hakkında işlem yapılan personele ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/9128)

 

12 Aralık 2016 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10 Aralık 2016 Cumartesi günü İstanbul’da yaşanan terör saldırısını lanetlediğine ve hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, yaşadığımız terör olayıyla ilgili duygularımı sizinle paylaşmak istiyorum.

Bildiğiniz üzere, 10 Aralık 2016 Cumartesi günü büyük bir acı yaşadık. Eli kanlı terör örgütünün İstanbul’da, birbirine çok yakın iki noktada gerçekleştirdiği bombalı saldırılarda ne yazık ki 40’ı aşkın insanımız hayatını kaybetti, 155 kişi de yaralandı. Emniyet teşkilatımızı hedef alan ancak nihai hedef olarak tüm toplumu korkutmayı ve sindirmeyi amaçlayan bu alçak saldırıyı bir kez daha şiddetle lanetliyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum. Şehitlerimizin aileleri ile Emniyet teşkilatımıza ve 2 mensubunu saldırılarda kaybeden Beşiktaş Jimnastik Kulübüne ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün yedinci tur görüşmelerini yapacağız.

Yedinci turda, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Türk Akreditasyon Kurumu bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (x)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (x)

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir.

Şimdi yedinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

İlk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu konuşacaktır, konuşmacılar şu şekilde: Ahmet Selim Yurdakul, Antalya Milletvekili; Oktay Vural, İzmir Milletvekili; Mehmet Necmettin Ahrazoğlu, Hatay Milletvekili; Kamil Aydın, Erzurum Milletvekili; Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili.

İkinci sırada Cumhuriyet Halk Partisi Grubu konuşmacıları yer alıyor, konuşmacılar şu şekilde: Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili; Çetin Arık, Kayseri Milletvekili; Bülent Yener Bektaşoğlu, Giresun Milletvekili; Ali Yiğit, İzmir Milletvekili; Hüseyin Çamak, Mersin Milletvekili; Tahsin Tarhan, Kocaeli Milletvekili; Yaşar Tüzün, Bilecik Milletvekili; Didem Engin, İstanbul Milletvekili; Süleyman Sencer Ayata, İstanbul Milletvekili; Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul Milletvekili; Onursal Adıgüzel, İstanbul Milletvekili.

Üçüncü sırada AK PARTİ Grubu konuşmacıları yer almaktadır, konuşmacılar şu şekilde: Hüsnüye Erdoğan, Konya Milletvekili; Yılmaz Tezcan, Mersin Milletvekili; Hatice Dudu Özkal, Afyonkarahisar Milletvekili; Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Çorum Milletvekili; İsmail Tamer, Kayseri Milletvekili; Recep Şeker, Karaman Milletvekili; Emine Yavuz Gözgeç; Bursa Milletvekili; Şahin Tin, Denizli Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Gaziantep Milletvekili; Hulusi Şentürk, İstanbul Milletvekili; Murat Demir, Kastamonu Milletvekili; Suat Önal, Osmaniye Milletvekili; Cemil Yaman, Kocaeli Milletvekili; Erkan Kandemir, İstanbul Milletvekili; Selim Dursun, Sivas Milletvekili. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bir konuşmacı ismini daha bildirecektir.

Son sırada, Halkların Demokratik Partisi Grubu konuşmacıları yer alıyor, konuşmacılar şu şekilde: Behçet Yıldırım, Adıyaman Milletvekili; Sibel Yiğitalp, Diyarbakır Milletvekili; Müslüm Doğan, İzmir Milletvekili; Mehmet Ali Aslan, Batman Milletvekili; Filiz Kerestecioğlu Demir, İstanbul Milletvekili; Feleknas Uca, Diyarbakır Milletvekili; Mithat Sancar, Mardin Milletvekili.

Daha sonra şahıslar ve Hükûmet konuşmaları yer alıyor. Şahıslardan lehinde Celil Göçer, Tokat Milletvekili. Sayın Göçer’in konuşmasından sonra Hükûmet konuşacak. Hükûmet konuşmasından sonra da aleyhinde olmak üzere Sibel Özdemir, İstanbul Milletvekili konuşacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi konuşmalara başlıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ahmet Selim Yurdakul, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi iki dakikadır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, ben grup adına söz almıştım aslında. Onun için girmiştim sisteme. Sonrasında lütfen…

BAŞKAN – Sayın Yurdakul konuşmasını bitirdikten sonra vereyim Sayın Demir.

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer vatandaşlarım; 2017 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun.

AKP Hükûmeti, sizlerin de bildiği gibi, 2003 yılından itibaren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulamaktadır. Peki, Sağlıkta Dönüşüm Programı nereden çıkmıştır? Ülkemizde sağlık sektörünün büyüklüğü şu anda yaklaşık olarak 230 milyar TL’dir. 2023 yılında bu rakamın yaklaşık olarak 580 milyar TL’ye çıkacağı tahmin edilmektedir. Sadece 2017 yılı Sağlık Bakanlığı kamu sağlık harcamaları için ayrılan paranın miktarı 136 milyar TL’dir. İşte, küresel güçler ve sermaye bu pastayı sadece kendileri paylaşmak ve yemek istiyorlar.

Peki, 2003 yılında Dünya Bankası, IMF ve Dünya Sağlık Örgütünün ortaya koyduğu ve Sayın Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Türkçeye çevirdiği ve uyguladığı bu yurt dışı Sağlıkta Dönüşüm Programı gerçekten başarılı bir sistem midir yani Türk milletinin menfaatine midir?

Gelin, şimdi, ulusal ve uluslararası göstergeleri kullanarak, tarafsız olarak, hep birlikte bir değerlendirme yapalım. Bir ülkede uygulanan sağlık politikasının başarılı olduğunu göstermek için ilk kriterimiz sağlık göstergelerinde düzelmeler olması gerekmektedir. Yani Sağlık Bakanımızın ifade ettiği gibi, örneğin bebek ölüm hızları düşmeli, anne ölüm hızlarında bir düşüş sağlanmalı.

Şimdi, bakın, devletin resmî rakamlarını içeren bir tabloyu size gösteriyorum, bebek ölüm hızlarını içeren bir tablo. Maalesef, 2010 yılından –bugün- 2016 yılına kadar bebek ölüm hızları binde 10’ların altına bir türlü inmemekte ve 10’larda seyretmektedir. Bir ilginç tablo ise, bebek ölüm hızını, 2015 yılı rakamlarıyla, devletin resmî rakamlarıyla değerlendirdiğimizde, bakın, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu bebek ölüm hızını binde 10, Türkiye İstatistik Kurumu binde 10,7; OECD binde 10,8 olarak göstermektedir. Ancak, Sağlık Bakanlığı yetkilileri bebek ölüm hızını 7,6 olarak göstermektedir. Niçin biliyor musunuz? Çünkü Sayın Sağlık Bakanımız, bebek ölüm hızını düşük göstermek ve algı operasyonu yapmak için, sadece bir yıl içerisinde 28 hafta üzerinde doğan ve bin gramın üzerinde doğan bebekler arasından ölenlerin sayısını bize vermektedir. Yani Sayın Sağlık Bakanına “2015 yılında kaç bebek öldü?” diye sorulduğunda kendisi, 10.351 bebek öldüğünü ifade etmektedir. Ancak, gerçek rakam, Türkiye İstatistik Kurumunun açıkladığı, 14.164 bebektir yani 3.813 bebek Sağlık Bakanlığı tarafından gizlenmektedir. İşte, sevgili vatandaşlarım, Sağlık Bakanımızın ifade ettiği gibi, Sağlıkta Dönüşüm Programıyla bebek ölüm hızları maalesef düşmemektedir, sadece algı operasyonu yapılmaktadır. Bu Sağlıkta Dönüşüm Programı tüm Türkiye’de uygulanmaktadır, peki, bebek ölüm hızları örneğin niçin Kilis’te binde 25,3’tür, niçin Gaziantep’te 17,2’dir, niçin Rize’de 5,2’dir?

Peki, gelin bu bebek ölüm hızlarını bir de bizim gibi gelişmekte olan ülkelerle birlikte değerlendirelim. Örneğin, OECD ülkelerinde bundan iki yıl önce bebek ölüm hızı kaçtı? Binde 4. Avrupa’da kaç? Binde 2,5, şu anda binde 1’lere düşmüş vaziyetteler. Yani Sağlık Bakanımızın ifade ettiği gibi bebek ölüm hızları maalesef düşmemektedir.

Peki, anne ölüm hızları nasıl? Bakın, yine devletin resmî rakamlarını veriyorum: 2010 yılı ile 2016 yılında yani son altı yılda anne ölüm hızları binde 15’in altına maalesef düşmemektedir. İşte, Dünya Bankasının 2015 tablosu, anne ve bebek ölüm hızlarını gösteren tablo. Ne diyor biliyor musunuz? Maalesef, Meksika ve Şili’den sonra OECD ülkelerinin arasında sondan 3’üncüyüz.

Bir diğer önemli nokta ise, hastalık sayılarının azaldığı ifade edilmekte. Devletin resmî rakamlarına göre şu an 7 milyon 122 bin şeker hastası var yani yüzde 14,5. 20 milyonun üzerinde hipertansiyon hastası var. 2016 yılında 2 milyonun üzerinde kanser hastası var. Dünyada HIV enfeksiyonunun yüzde 450 arttığı tek ülke Türkiye. Niçin biliyor musunuz? Maalesef koruyucu sağlık hizmetlerine yeterince önem vermememizden kaynaklanmaktadır.

Peki, sağlık çalışanlarımıza gelelim. Ülkemizde yaklaşık olarak 741 bin sağlık personeliyle hizmet vermekteyiz, bunların 141 bini doktor. Sayın Sağlık Bakanımız diyor ki: “Doktor sayımız az.” Bunun için ne yaptılar biliyor musunuz sevgili vatandaşlarım? Türkiye’deki yaklaşık her ile tıp fakültesi açtılar. Şu anda tıp fakültesi sayımız 85 ve buralara öğrenci almaya başladılar, kontenjanları artırdılar. Ne oldu biliyor musunuz? O periferdeki sadece kurdukları binalarda eğitim veremediler çünkü orada eğitim veren öğretim üyeleri yok, fiziksel yetersizlikler var ve donanım eksikliği var. Oradaki öğrenciler ne yaptı biliyor musunuz? Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlere geldiler. Şu anda Ankara’daki tıp fakültelerinde 100 kişilik amfilerde 200-300 kişiye ders vermek zorunda kalıyoruz. O zaman ne oluyor biliyor musunuz? Eğitimde niceliği artırırken niteliği yani kaliteyi sıfırlara doğru götürüyorsunuz. Ancak burası insan hayatı; burada eğitimden, kaliteden taviz veremezsiniz. Allah’tan ki YÖK Başkanı uyardı da kontenjanı şu anda 12 binlerde sınırlandırdınız.

Peki, gelelim bir diğer önemli noktaya, aile hekimliği sistemi. Şu anda yaklaşık 3.520 aileye 1 aile hekimi düşüyor. Bu aile hekimlerimizin sırtındaki yük maalesef günden güne giderek artış gösteriyor. Üstelik sağlık hizmeti vermek için fedakârca çalışan hekimlerimiz bu yükün altında son nefeslerini vermek üzereler. Aile hekimliği uygulaması başladığında hekimlerimiz büyük bir heyecan ve enerjiyle, mesleklerini severek birinci basamak sağlık hizmetlerini yani koruyucu sağlık hizmetlerini vermeye başladılar. Bu, çok sevindirici bir olaydı ülkemiz için ancak aile hekimlerimizin statü belirsizliği, ceza puanı uygulamaları, nöbet uygulaması ve sözleşme fesih tehditleri, defin ruhsatı ve adli tıp problemleri gibi ek angarya işler, günden güne artan giderler ve aile sağlığı merkezlerindeki eleman ihtiyaçlarının giderilmemesi gibi sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Bu durum kabul edilemez. Hekimlerimiz sağlık mı dağıtacak, koruyucu tıp uygulamalarını vatandaşlara mı ulaştıracak, yoksa muayenehanenin sarf malzemelerini, kâğıt havlularını, yazıcı tonerlerini ya da elektrik ve su faturalarını mı takip edecek? Böyle bir aile hekimliği sistemi kesinlikle olamaz.

Sağlık Bakanının övündüğü bir diğer konu ise, “Sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırdık.” diyorsunuz. Evet, ne oldu, biliyor musunuz, 2015 yılında 78 milyonluk bir nüfusta tam muayene sayısı ne kadar, biliyor musunuz? 660 milyon yani 1 vatandaşımız bir yıl içerisinde kaç kez doktora gidiyor, biliyor musunuz? 8-9 kez. Bu, OECD ülkelerinde ne kadar? 6 kez. Üstelik, biz genç bir nüfusa sahibiz. Bunun sebebi nedir, biliyor musunuz? Bunun sebebi, sadece, uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucunda meydana çıkarılan kışkırtılmış sağlık talebi yüzündendir.

Sayın Sağlık Bakanımız diyor ki: “Tüm hastanelerimize tomografiler aldık, MR’lar aldık.” Doğrudur ama bunun sonucunda ne oldu, biliyor musunuz? Sadece yataklı tedavi kurumlarında, 78 milyonluk nüfusumuzda, radyasyon içeren tomografi çekilen hasta sayımız ne kadar, biliyor musunuz? Şu anda, 2016 yılında tam olarak 15 milyonun üzerinde, MR çekilen sayı 12 milyonun üzerinde. Bu rakamları nasıl izah ediyorsunuz Sayın Sağlık Bakanı? Peki, ben izah edeyim istiyorsanız: Performans sistemi adı altında bir sistem getirdiniz, doktora diyorsunuz ki: “Ne kadar çok hasta, o kadar çok para; ne kadar çok tetkik, o kadar çok para.” O zaman ne oluyor, biliyor musunuz, sevgili vatandaşlarım, saygıdeğer milletvekillerim, 1 doktor günde 100 hasta bakmak zorunda kalıyor yani 1 hastaya dört, beş dakika ancak ayırabiliyor. Ben buradan, vatandaşlarımın önünde, Sayın Sağlık Bakanına yani sayın meslektaşıma, hekim arkadaşıma soruyorum: Bir hastanın şikâyetini dinlemek, onu muayene etmek ve tetkiklerini yazmak için dört, beş dakika yetebilir mi? Eğer “yeter” diyorsanız ben bu kürsüden özür dileyeceğim. Bunun standart süresi on beş yirmi dakikadır. O zaman ne oluyor, biliyor musunuz; sevgili vatandaşlarım, size hitap ediyorum, ne oluyor, biliyor musunuz; hastalıklarınızın tanısı ve tedavisinde gecikmeler oluyor. Doktor kardeşlerimiz ne yapıyor, biliyor musunuz? Gereksiz tetkikler istemek zorunda kalıyor ve komplikasyonlar ortaya çıkıyor. Gelin, buna bir dur diyelim.

Bütün bunlara rağmen, yapılan sağlık harcamaları ne kadar, biliyor musunuz? 2015 yılında tam olarak 104 milyar TL, 2016 yılında yaklaşık 115 milyar TL. Maalesef, bu, Sosyal Güvenlik Kurumunun harcamaları yüzünden, tam on dört yılda Sosyal Güvenlik Kurumuna bütçeden ayrılan transfer ne kadar, biliyor musunuz? Maalesef, 702 milyar TL yani eski parayla 702 katrilyon. Bakın, bu parayla genç işsiz kardeşlerimize, memurlarımıza, emeklilerimize, çiftçi ve esnaf kardeşlerimize neler yapılır sevgili vatandaşlarım? Başbakanımız diyor ya: “Tasarruf yapmalıyız.” Evet, Sayın Sağlık Bakanı, burada tasarruf yapmalıyız, bu 702 milyardan tasarruf yapmalıyız.

Sağlık politikasının başarılı olduğunu gösteren ikinci önemli nokta neresi? Vatandaşı finansal riskten korumamız lazım yani vatandaşımızın cebinden para harcamaması lazım. Sizin uyguladığınız politikayla, 2009 yılında vatandaşımız tam 8,1 milyar TL cebinden para harcadı; 2015 yılında ise bu rakam tam 17 milyar, şu anda 20 milyara doğru gidiyor. Üstelik ne yaptınız, biliyor musunuz? “Katastrofik sağlık harcaması” denilen yani yıllık gelirinin yüzde 40 ve daha fazlasını sağlık harcaması yapan ailelerin oranı ne kadar, biliyor musunuz? Tam on binde 35’lere yükseldi. İşte bütün bu gerçekleri gördüğümüz zaman vatandaşlarımızın sağlık için para harcamasına izin vermememiz gerekiyor.

Peki, ne yaptı Sağlık Bakanlığımız Sayın AKP Grubu? “Katkı payı” adı altında 15 kalemden para almaya başladınız. Yani daha, hasta telefonla randevu alacak, para; doktora muayene olacak, para; hoca farkı, para; tetkik para, muayene para, ameliyathane para, ilaç para. Bu, adalet mi?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Toplamı kaç lira Hocam ya bir hasta için?

AHMET SELİM YURDAKUL (Devamla) - Peki, toplamın ne kadar olduğunu söyleyeceğim.

Sayın Kavuncu, Sayın Sağlık Bakanı; madem bu katkı paylarını alacaksınız niçin vatandaşlarımızdan “sağlık sigortası” adı altında prim topluyorsunuz? Üstelik yetmiyor, sevgili vatandaşlarım, size ne diyorlar biliyor musunuz? “Hastaneye geldiğinizde hastalığınızın tanı ve tedavisinin yeterli, tamamıyla olabilmesi için aynı arabalardaki kasko sigortası gibi tamamlayıcı sigorta yaptırmak zorundasınız.” diyorsunuz Sayın Kavuncu. Yani ne diyorsunuz biliyor musunuz? “O tamamlayıcı sigortayı yaptırmazsanız o zaman ben sizin hastalığınızın yeterince tanı ve tedavisini yapamam.” İşte, biz bu adaletsizliğe karşı çıkıyoruz. Bu mu sosyal devlet, bu mu adalet?

Peki, bir diğer önemli konu ise kamu hastane birlikleri yani Sayın Sağlık Bakanımız -ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın özlemiyle- diyor ki: “Biz kamu-özel ortaklığıyla 34 tane şehir hastanesi yapıyoruz.” Ve bize soruyor, diyor ki: “Sevgili milletvekilleri, 5 yıldızlı otel konforunda hastane istemez misiniz?” Biz de diyoruz ki: Kesinlikle isteriz Sayın Sağlık Bakanım. Ancak bu 5 yıldızın maliyeti nedir? Önemli olan budur, önemli olan bunun parasıdır çünkü bu Türk milletinin parasıdır, yetimin hakkı vardır burada. Şimdi, bakın, sevgili vatandaşlarım, ne yapıyorlar, biliyor musunuz bu özel sektöre bu şehir hastaneleri için: Devletin arazisini bedavaya veriyorlar, yanlış söylüyorsam Sayın Sağlık Bakanım düzeltsin. Bu bedava verilen arazi üzerine hastane yapabilmeleri için bankalardan kredi imkânı veriyorlar ve hazine garantisi veriyorlar. Daha sonra, hastane bittikten sonra bu hastaneye yüzde 70 doluluk garantisi getiriyorlar. Ha, bu da yetmiyor, diyorlar ki o özel sektöre: “O hastanenin etrafındaki arazilere istediğin ticari tesisi yani otopark, kantin, AVM, restoran, ne kurarsan kur. Buradan gelen parayı da kendin kazan.” Buradan gelen rantı onlara bırakmamak lazım çünkü burada Türk milletinin, yetimin hakkı vardır. Bütün bunlar da yetmiyor, devlet ne yapıyor biliyor musunuz Sayın Sağlık Bakanımız? “Personel desteği bizden.” diyor. Bu da yetmiyor sevgili vatandaşlarım, tam yirmi beş yıl boyunca, bu özel sektörün kurmuş olduğu şehir hastanelerine yıllık yüksek kira veriyorlar. Peki, diyeceksiniz ki Sayın Kavuncu’nun söylemiyle: “Ne kadar canım bunun parası?” Bakın, 2017 yılı bütçe sunumunda Maliye Bakanı aynen şunu söyledi, dedi ki: “34 hastanenin sabit yatırım tutarı 27 milyar TL.” Peki, yirmi beş yıl boyunca bu özel sektörün kurduğu şehir hastanelerinde yaklaşık olarak 130 ile 160 milyar TL para ödeyeceksiniz.

Peki, bu yatırımlar daha ucuz olabilir mi? Şimdi, ben Sayın Sağlık Bakanının memleketinden bir örnek vereyim, Erzurum’dan. Erzurum’a 1.200 yataklı, 7 ameliyathane ve yoğun bakım ünitesi olan bir hastane yapalım. Bunu gelin, tüm 81 ilimize yayalım. Hepsinin maliyeti 2015 yılı rakamıyla ne kadar biliyor musunuz? 17 milyar TL. Peki, şimdi siz elinizi vicdanınıza koyun ve hep birlikte bir değerlendirme yapın.

Bütün bunlar sonucunda, “Hocam siz değerleri veriyorsunuz fakat hep devletin resmî rakamlarını verdiniz ama hiç uluslararası rakam vermediniz.” Peki, gelin onları da verelim. Uygulanan, Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucunda, bakın, 187 ülke arasında sağlık endeksi açısından kaçıncı sıradayız biliyor musunuz? 69’uncu. Peki, dünyaca tanınan Lancet dergisinin 2015 yılında açıkladığı bir rakamı da ben size söyleyeyim: Sağlık hizmetlerinin kalitesi Türkiye’de nedir? Hani, hep övünüyorsunuz ya, vatandaşlarımıza algı operasyonu yapıyorsunuz ya, nedir biliyor musunuz? 188 ülke arasında, maalesef 103’üncü sıradayız. İşte, bakın, bu gerçekleri size niçin söylüyorum biliyor musunuz? Bu küresel sermaye güçleri, bu sağlık sektöründeki büyük payın hepsini almak istiyorlar. Lütfen gelin, buna birlikte izin vermeyelim. Yoksa, burada Sayın Komisyon Başkanımız Kavuncu’nun, Sayın Bakanımız Recep Akdağ’ın bir suçu olmayabilir ama buna hep birlikte izin vermememiz gerekiyor.

Peki, sağlık personelimize gelelim. Sağlık personelimiz, ülkemizin her köşesinde büyük fedakârlıklar içinde hizmet vermeye devam ediyor ama onların özlük haklarına gelince yani maaşlarında, emeklilik ikramiye ve maaşlarında artışa gelince susuyorsunuz. “Döner sermayelerini emekli maaşlarına aktaralım.” diyoruz, yine susuyorsunuz. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak sağlık çalışanlarımızın özlük haklarının artmasına yönelik bir kanun teklifi hazırladık. Ben, burada, tüm sağlık personelimizin önünde, Sayın Sağlık Bakanına ve AKP Hükûmetine teklif ediyorum: Gelin, burada, başarıyı artırmak için bu kanun teklifini birlikte değerlendirelim ve sağlık personelimizin bu özlük haklarını birlikte artıralım.

Bir diğer önerdiğiniz nokta ise yıpranma payı. Biliyorum sağlık çalışanlarım, hep sizi oyalıyorlar. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? İşte, 14 Mart geldiği zaman, kendi internet sayfalarında “Müjde, sağlıkçılara yıpranma payı.” adı altında bunu maalesef gösteriyorlar ama ne yapıyorlar biliyor musunuz? Ha bire oyalıyorlar sizi, yıpranma payını bir türlü getirmiyorlar. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne öneriyoruz biliyor musunuz? Kısa ve öz: Her dört yıla bir yıl yıpranma payı, bu kadar. Buradan, bunu, Sayın Sağlık Bakanımıza da teklif ediyorum.

Son olarak, sizlerden, Türk gençleri adına, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir isteğimiz var: Lütfen, sağlık personeli atamalarında şu taşeron sisteminden vazgeçin. Şu anda, yaklaşık 350 bin atanamayan yardımcı sağlık personeli var. Bunlar, zorluk içerisinde okumuş, eğitim almış, donanımlı ve eğitimli gençlerimiz. Bu gençlerimizin, yeni yapılacak bu şehir hastanelerine, yeni yapılacak yaşam merkezlerinize -sizin ifadenizle- aile sağlığı merkezlerine ve il sağlık müdürlüklerinin taşra merkezlerine birer atamasını yapalım. Bu durumda olan gençlerimize ve ailelerine bir müjde verelim Sayın Bakan. Niçin bunu söylüyorum biliyor musunuz? Bakın, inanın -size de gelmiştir- maalesef bu gençlerimiz ve aileleri psikolojik zorluk içerisinde. İnanın, çok büyük kısmı burada söyleyemeyeceğim durumlara gelmiş durumdalar, her gün benim yanıma geliyorlar. Buradan sizden istirham ediyorum: Bu yeni yapılacak hastanelere -bakın- bu eğitimli ve donanımlı gençleri, hem de aralarından istediğiniz, isterseniz sizin partinizle uyumlu veya sizin ideolojinizi destekleyen kişileri, yeter ki eğitimli ve donanımlı bu gençlerimizi alalım. Çünkü, geçen gün bir kardeşimiz bana WhatsApp’tan bir ayakkabısını gönderdi. Ne oldu biliyor musunuz, o ayakkabının altı nasıl biliyor musunuz Sayın Sağlık Bakanı? Maalesef delik. Bakın, bu gençlerimizi lütfen atayalım çünkü bunları siz okuttunuz, siz açtınız bu sağlık meslek liselerini. Bu hemşire kardeşlerim, bu yardımcı sağlık personellerim, tıbbi sekreterlerim şu anda açıkta bekliyor. Ama, ondan sonra diyorsunuz ki: “Hemşirelerimiz az, kalite düşük.” İşte gelin, hep birlikte kaliteyi artıralım. Burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak kendi adımıza biz bir şey istemiyoruz.

“Peki, Milliyetçi Hareket Partisi olarak siz ne öneriyorsunuz?” diye sorduğunuz zaman tek tek sayıyorum. Bir: Tedavi edici hizmetlerden ziyade koruyucu sağlık hizmetlerine önem vereceksiniz. Bu sayede ne olacak biliyor musunuz? Tedavi edici hizmetlerdeki yoğunluk azalacak ve sağlık harcamaları azalacak. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması olacak yani kalite, koordinasyon ve hasta mutluluğunun sağlandığı, geliştirilmiş multidisipliner yani temel röntgen ve laboratuvar tekniklerinin olduğu, örneğin diş hekimlerinin, psikologların olduğu sağlık merkezleri yapalım. Kültür değişimi gerçekleştirelim yani yüksek performanslı sağlık sistemleri yapalım. Sağlık çalışanlarını değersizleştirme politikalarından uzak duralım. Hem hastalarımızı hem de çalışanlarımızı birlikte mutlu eden, ikisinin birlikte güvenliğini sağlayan bir sistem ortaya koyalım. İlla performans sistemi uygulayacaksanız, burada hacim değil, değere önem verin. Hesap verebilir sağlık kurumları yaratalım. Eğitim, AR-GE çalışmaları ve enformasyon teknolojilerine önem veren bir Türk sağlık sistemi kuralım.

İşte, son olarak şunu söylüyorum ki: Vatandaş ve sağlık çalışanlarını göz ardı eden, ülke gerçeklerini göz önüne almayan, tüm ilgili tarafların görüşünü ve onayını almayan hiçbir sağlık sisteminin başarıya ulaşma imkânı yoktur.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yurdakul.

Sayın Kerestecioğlu’nun İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz talebi vardır. Kendisine söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, sabaha karşı bazı illerde çok sayıda HDP il ve ilçe başkanının gözaltına alınmasına, Emniyet görevlilerinin İstanbul il binalarına gelerek duvara yazı yazmalarına ve devletin işinin intikam almak değil katliamları önlemek olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün sabaha karşı Adana, Mersin, İstanbul, Ankara, Manisa, İzmir, Hakkâri, Urfa, Antep illerinde çok sayıda il ve ilçe başkanımız gözaltına alındı.

15 Temmuzdan bu yana, bu ülkede bir darbe hukukunun işlediğini görüyoruz. Dün İçişleri Bakanı yaşanan elim saldırıdan, katliamdan sonra şöyle bir ifadede bulunmuş: “Devletin öncelikli işi intikam almaktır.” demiş. Şimdi, devletin öncelikli işi intikam almak değil, bir yılda 20 patlamayla katliam olan bu ülkede bu katliamları önlemektir. Devletin önleme sorumluluğu vardır ve kalkıp da siyasi sorumluluğu başkalarına atmaya çalışarak bundan da kurtulmanın mümkünü, imkânı yoktur.

Bu söylemin kışkırttığı sözde Emniyet görevlileri İstanbul il binamıza girerek “Geldik, yoktunuz.” yazmışlar duvarlara, bina tarumar edilmiş. Bir partinin, Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin il binasından söz ediyorum. Böyle bir şey yapmak kimsenin haddi değildir, bu tamamen hedef şaşırtmaktır. Ülkede kimse bize yapılan saldırılarla huzur bulmayacaktır. Biz hepimiz ödememiz gereken bir bedel varsa ödemeye hazırız zaten. Yıllardır bu ülkede, düşünen, düşüncelerini ifade eden insanlar bedel ödüyor, bizler de öderiz; bu başka bir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız, açıyorum mikrofonunuzu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama, binamıza girerek “Geldik, yoktunuz.” yazmaya hiç kimsenin haddi, hakkı yoktur.

Bu nedenle, Hükûmetseniz, İçişleri Bakanıysanız -bu naif bir istek olabilir belki bugünün koşullarında ama demokrasi ve hukuk devleti bunu gerektirir- derhâl, o binaya giren Emniyet görevlilerinin tespit edilip görevden alınması ya da haklarında soruşturma açılması gerekir.

Yine -tamamlıyorum- son bir söz eklemek istiyorum. Bugün, gazeteci İrfan Aktan çok güzel bir yazı yazmış: “İntikamın intikamının intikamı.” diye. “Kimse artık ülkede intikam istemiyor ve barış, demokrasi, iyi insanlık veya erdem demek gerekiyor.” diye yazmış. Bu sesler az duyuluyor ama bu seslerin artması lazım. Bu ülkede siyasi sorumluluğunuz sizdedir, bizde değildir. Bunların hesabını vermeniz lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bakan, sayın grup başkan vekillerinin söz talebi var, onlar konuşsunlar, size söz vereceğim efendim.

Sayın Bostancı…

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Yaşanan gayriinsani, gayriahlaki -ve başka benzeri bütün sıfatlar hatırlanabilir- terör eylemi neticesinde bu memleketin çok çeşitli yerlerindeki insanlarımız hayatlarını kaybetti, gençlerimiz hayatını kaybetti.

Genel olarak şiddete karşı çıkmak şeklindeki ifadelerin ötesinde -bu eylemi yapan failin kendisi belli, esasen, failler bir propaganda unsuru olarak bunu üstleniyorlar da- doğrudan doğruya, bu ahlaksızca eylemi gerçekleştiren çevreyi hedef alan ve onların bu durumlarını teşhir eden bir siyasi tavrı, esasen Türkiye herkesten bekliyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ee…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Genellikle HDP’nin bu konulara ilişkin tavrı, genel bir şiddete karşı olmak bağlamı içerisinde failleri belirsizleştirme şeklinde anlaşılıyor kamuoyu tarafından.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Fail bizim il başkanımız mı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - Oysaki fail belli, fail açık..

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Nasıl bir konuşma bu ya?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) - …ve doğrudan doğruya faili teşhir etmek, meşru siyasetteki herkesin boynunun borcudur. Dolayısıyla, beklenti budur.

Diğer taraftan, devlet intikamcı değildir. Biz bir kabile devleti değiliz. Devlet, hukuk içerisinde, suçlulara soğukkanlı bir akıl, muhakeme ve referanslar çerçevesinde davranır ve o şekilde cezalandırır. Bu tür duygular insanlara aittir. Biz devlet aklıyla davrandık, davranmaya da devam ederiz.

Teşekkür ediyorum.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bu söyleminizi Bakandan bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Bakan, buyurunuz.

3.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Kerestecioğlu “Devletin önleyici çalışma yapması gerekir.” dedi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sorumluluğu” dedim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bu ifade doğrudur. Barış, iyi insanlık, erdemden de bahsetti.

Biz 36 polisimizin ve 8 sivilin hayatını kaybettiği çok ağır, kanlı bir saldırıyla karşı karşıya kaldık ve iki gündür uykusuz bir biçimde Sağlık Bakanı olarak ben doğrudan doğruya meselenin içindeyim.

Sayın Kerestecioğlu’na bir çift lafım var. Lütfen bu çatı altında artık samimi olalım birbirimize karşı ve mugalata yapmayı bırakalım. Size bir teklifim var, çok basit bir teklif. Hepimizin yüreğini yakan bu hain saldırıların müsebbibi belli, PKK terör örgütü. Şu cümleyi Meclis kürsüsünden ifade eder misiniz -yalnız, lütfen mugalata yapmadan- basit bir cümle: “Alçak terör örgütü PKK’yı ve destekçilerini lanetliyorum.” Şu cümleyi tekrarlayın, içinizden birisi bir kere bu cümleyi tekrarlasın, o zaman işler çok kolaylaşacak. Yapamıyorsunuz, bir kere bile yapmadınız. “Alçak terör örgütü PKK’yı ve destekçilerini lanetliyorum.” diyeceksiniz, söyleyebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Söyleyemezler.

SALİH CORA (Trabzon) – Söylemezler!

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Şehitlerin müsebbibi bunlar!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Söyleyemezler, yan yanalar!

BAŞKAN - Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

Süreniz iki dakikadır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi, 1990’ları gördüm, 1980’leri gördüm…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Biz de gördük.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) –…ve bunu söylemediği için yani sizin çizdiğiniz çerçevede konuşmadığı için öldürülen insanları gördüm.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – PKK hakkında ne düşünüyorsunuz, bir onu söyleyin. Kendi çizginizle söyleyin, kendi teriminizle söyleyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Gerçekten, yapmak istediğiniz her zaman aynıydı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Mugalata yapmak için çıktınız oraya, biliyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – PKK’yla alakalı ne düşünüyorsunuz?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – PKK’yla ilgili sen ne düşünüyorsun?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben halkıma konuşuyorum, size değil.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen hatibi dinleyiniz efendim, lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yapmak istediğiniz hep aynıydı. Kırk yıldır “Kınıyor musun, kınamıyor musun? Kınıyor musun, kınamıyor musun?” siyasetiyle…

SALİH CORA (Trabzon) – Tamam, kınıyor musun?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Kınama değil, lanetliyor musunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …ya da “Lanetliyor musun, lanetliyor musun?” siyasetiyle ülke yönetmeye çalıştınız.

SALİH CORA (Trabzon) – PKK hakkında ne düşünüyorsun, söyler misin.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Demagoji yapmayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tahir Elçi böyle öldürüldü.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bizim yüreğimiz yanıyor.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – PKK hakkında ne düşünüyorsun, net olarak onu söyle.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Başka arkadaşlarımız böyle öldürüldü, aynı şekilde.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) – Tamamen demagoji yapıyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Polislerimize “şehit” diyebiliyor musunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu olay, gerçekten o üstlendiğini söyleyen TAK tarafından yapılmışsa ben nefretle ve şiddetle kınıyorum.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Neyi kınıyorsun?

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Neyi kınıyorsun?

SALİH CORA (Trabzon) – Neyi kınıyorsunuz, neyi? Kim yaptı bunları?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu ülkede bir yılda yirmi katliam oldu diyorum. Siz morgdaysanız Ankara katliamının ardından ben de morgdaydım.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Cenazelerine gidiyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Orada küçücük lambaların altında cesetleri tanımaya çalışıyordu insanlar.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir kere de “PKK terör örgütüdür.” deyin, bir kere de “PKK’yı lanetliyorum.” deyin. Diyemeyeceksiniz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sizin konuştuğunuz dilden konuşmak zorunda değilim ben.

SALİH CORA (Trabzon) – Konuşamazsın.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Konuşamazsın.

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Polislerimizi kim şehit etti?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben savaşın bitmesini istiyorum bu ülkede. Bu sadece PKK’yi lanetleyerek olmaz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ülkede savaş yok, ülkede PKK terörü var!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu, devlet terörünü de aynı zamanda lanetleyerek olur.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Devlet terör yapmaz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sizin dilinizle konuşmak zorunda değiliz biz; hiçbir zaman konuşmadık, bundan sonra da konuşmayacağız. Biz her zaman aynı şeyi söyledik. Barış diliyle konuştuk, barış diliyle konuşacağız. Hayatında eline ne silah almış ne bir karıncayı incitmiş bir insan olarak ben, sizin dilinizle, hele sizin cinsiyetçi, militarist, erkek egemen dilinizle asla konuşmam.

SALİH CORA (Trabzon) – Demagoji yapma.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Biz onun adına “demagoji” diyoruz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hadi oradan sen de!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – PKK’yı lanetleyemeyene lanet olsun!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Söyleyemediniz ve söyleyemeyeceksiniz de. Söyleyemeyeceksiniz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hedef gösterin, Twitter’dan da yazın, “Söyleyemedi.” deyin, gelip vursunlar.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Kim PKK’yı lanetlemiyorsa lanet olsun ona!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Bir tane polis cenazesine gidin de görelim sizi, hadi bakalım.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sizin yüzünüzden gidemiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Biz canımızı kaybettik.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Biz insanımızı kaybetmedik! Kimin insanı? İnsanları mı ayırıyorsunuz? Dün de söyledim burada, ölüleri ayırmayın artık bu ülkede.

BAŞKAN – Sayın Vural, süreniz yirmi dakikadır.

LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Sen ancak terörist cenazesine gidersin!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Bu ülkenin vekili olmaz sizden!

GARO PAYLAN (İstanbul) – Onlar hepimizin polisi, vatandaşı. Kimi hedef gösteriyorsunuz?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkanım, kürsüde hatip var.

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Vural, bir saniye efendim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Dün gördük bu sıralarda, biz gözyaşı döktük ölen polisler için.

GARO PAYLAN (İstanbul) – Siz cesetleri ayırıyorsunuz, aramızdaki fark bu.

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Kerestecioğlu, sayın milletvekilleri; lütfen efendim, lütfen… Sayın Oktay Vural kürsüdedir, kendisini dinleyelim.

Sürenizi baştan alıyorum Sayın Vural.

Buyurunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2017 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Evet, bugünlerde acımız çok büyük gerçekten, yüreğimiz yanıyor, milletimizin yüreği yanıyor. İstanbul’da kalleşlerin saldırısı sonucunda şehit olan polislerimize ve vatandaşlarımıza yüce Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifa diliyorum.

İnsanlıktan nasibini almamış bu canilerin yaşattığı acıları ifade etmemize kelimeler gerçekten yetersiz ancak şunu bütün kalbimle, imanımla ve inancımla ifade ediyorum ki teröristler asla amaçlarına ulaşamayacaktır. Aziz milletimizin ve devletimizin, birliğini ve bütünlüğünü, demokrasimizi, hukukumuzu, huzurumuzu korumaya olan inancı ve kararlılığı yeterli olacaktır. FETÖ darbe girişiminin yapıldığı 15 Temmuz gecesi bu Parlamentoda oluşan irade Türk milletinin teröre ve darbelere karşı en büyük güvencesidir. Türk milletinin egemenliğinin yegâne temsilcisi olan bu Gazi Meclis bu kararlı duruşunu ortaya koymaya devam edecek; teröristler, bölücüler, taşeronlar, iş birlikçiler, uzantıları hüsrana uğrayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanoğlunun faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ekonomik, kültürel, siyasal ve benzeri sistemler aynı iç ve dış çevre değişkenlerinin etkisine tabi olduğundan birbirini etkilemekte ve gelişmelerin yönünü belirlemektedir. Böyle bir ortamda bir ülkenin hayatta kalabilmesi, rekabet gücü elde edebilmesi için sistemin tüm iç çevre unsurlarını dikkate alan bir doğrultuda hareket ederek dış çevreden gelen tehdit ve fırsatları çok iyi değerlendirmesi gereklidir. Bilim, sanayi, teknoloji meselesini ne ülkemizdeki diğer faaliyetlerden ne de dünyadaki diğer gelişmelerden ayırmak, soyut bir şekilde ele almak mümkün değildir. Siyasi kurumların, siyasi çevrenin, iktisadi sistemin birbirini nasıl etkilediğini ortaya koyan politik ekonomik değerlendirmeler yapmak ve sonuçlar ortaya koymak kaçınılmazdır.

Milliyetçi Hareket Partisinin bilim, teknoloji ve sanayi bakımından politik ekonomik tercihlerine geçmeden önce, aslında bir durum tespiti yapmak lazım: Neredeyiz? Bilgi üretiminde, bilimsel çalışmalarda, yüksek teknolojide, sanayimizin ve ekonomimizin rekabet gücünde neredeyiz diye baktığımızda, maalesef, iç açıcı bir durumda olmadığımızı görüyoruz.

PISA testi sonuçlarına göre, öğrencilerimizin bilim, matematik, okuma alanlarında OECD ortalamasının çok gerisinde olduğu görülmektedir. Öğrencilerimiz, fen, matematik ve okumada 72 ülke içerisinde 50’nci sırada yer almıştır. 2015 yılında puanlarımız OECD ortalamasının altında olmuş, fende puanımız 2003’te 434’ten 425’e, matematikte 423’ten 420’ye, okumada 441’den 428’e düşmüştür.

Bilimsel bilgiye olan inançta da Türkiye, maalesef, OECD ülkelerinin ortalamasının altındadır. Akademik performansa dayalı üniversite sıralamasının temeli, bilimsel üretkenlik ve akademik ürünlerin kalitesidir. Dünya üniversiteler sıralamasında 500 üniversite içerisinde sadece 2 üniversitemiz bulunmaktadır.

Ticari amaçlı olarak kullanılmak istenen teknolojiler, dinamik bir süreç içerisinde araştırma, icat ve geliştirme safhalarından sonra yeni ürün ya da üretim yöntemi ortaya çıkarırlar. Maalesef, Türkiye'nin, gerek AR-GE harcamaları açısından gerekse yüksek teknoloji üretimi açısından, yine mukayeseli olarak bakıldığında iyi bir durumda olmadığı ortaya çıkmıştır.

2002 yılında gayrisafi millî hasılanın binde 53’ü olan AR-GE harcamaları, 2015’te yüzde 1’e yükselmiştir. Bu olumlu olmakla birlikte, Avrupa Birliği ortalamasının yarısıdır neredeyse.

AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2018 yılı için 1,8; 2023 yılı için yüzde 3 olarak belirlenmiştir, ancak bundan umutlu bir gelecek elde etmemiz mümkün değildir. Geçmiş on üç yılda sadece binde 48 puan artış gösteren bu oranın, üç yılda 0,79; sekiz yılda ise 2 puan artış kaydetmesi gerçekçi değildir.

Ülkemizde, 2003 yılında 5,7 olan yüksek teknoloji ürünlerinin sanayi üretimi içindeki payı 2015 yılında yüzde 4,2 düzeyinde olup, gerilemiştir. 2002 yılında yüzde 6,2 olan yüksek teknoloji ürünlerinin ihracat içindeki payı da 2015 yılında yüzde 3,9’a düşmüştür.

Türk sanayisinin ithalata bağımlılığı giderek artmıştır. İmalat sanayisinde 100 dolarlık üretim yapabilmek için 80 dolarlık ithalat yapılmıştır. Sanayicilerimizin borçlarının toplam varlıkları içindeki payı 2012 yılında yüzde 52,8 iken 2015 yılında yüzde 60,1’e yükselmiştir. Finansal kesim dışındaki firmaların varlıkları ile yükümlülükleri yanı sıra net döviz açığı 2002 yılında 6,5 milyar dolar iken bugün 196 milyar dolara çıkmıştır.

Sanayi istihdamı millî gelirin yüzde 4 büyüme gösterdiği 2015’te 42 bin kişi azalmıştır. Tüm dünyada büyümenin motor gücü olan imalat sanayisine dayalı ihracat yapabilme kapasitesi dikkate alındığında maalesef yine Türkiye iç açıcı bir durumda değildir. İmalat sanayisinin millî gelir içindeki payı 2002 yılında yüzde 17,8 iken, 2009’da yüzde 15,2’ye kadar gerilemiş; bugünlerde yüzde 15,6 düzeyindedir.

Dünya Rekabet Gücü Endeksi’nde 2016 yılında 55’inci sıradayız, 2015 yılında ise 51’inci sıradaydık. Bu endeks içerisinde yükseköğrenim ve iş başında eğitim 2014’te 50, 2015’te 55, 2016’da 50’nci sıraya gerilemiştir. İnovasyonda ise 2016’da 65, 2015’te 60, 2014’te 56’ncı sıradayız. Teknolojik yeterlilik açısından 60’ıncı sıradayız. Burada, bakıldığında, gerçekten Dünya Rekabet Gücü Endeksi’nde de ciddi bir gerilemeye şahit olmaktayız.

Bütün bunlar, aslında, bilim, teknoloji ve sanayide rekabet gücü kazanmak için yeni bir politik ekonomi içinde stratejik bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Sayın milletvekilleri, küreselleşmeyle birlikte değişen uluslararası iktisadi sistemin en önemli unsurları, müdahaleci ve korumacı devlet politikalarından vazgeçilmesi, bölgeselleşme, çok uluslu firmalarla dolaysız yabancı sermaye yatırımları olmuştur. İktisadi sistemin tümünde, özellikle dış ticarette müdahaleci ve korumacı devlet politikalarından vazgeçilmesi esas olmuştur. İşte, Milliyetçi Hareket Partisi olarak politik ekonomik tercihler ortaya koyarken hem küresel hem de millî seviyedeki bu gelişmeleri değerlendirmemiz gerekiyor.

Bugün “küreselleşme” dediğimiz gelişmelerin çok farklı boyutlara doğru geliştiğini müşahede etmekteyiz. Bilgi, teknoloji, serbest ticaret, dışa açılma, iletişim teknolojisinin hızlandırdığı bu sürecin devlet ve millet anlayışlarını dahi değiştireceği ileri sürülmüştü. Sınırlar yok olacaktı, millî kimlik yok olacaktı, millet kavramı yerine etnik kimlik ve yerelleşme söz konusu olacaktı. Neoliberalizmin ortaya koyduğu uluslararası düzen, tek pazarların oluştuğu bir düzen. Piyasa devletinde, piyasaya müdahale edilmediğinde “görünmez el”de piyasa çalışacak, ekonomik büyüme kendiliğinden oluşacaktı.

Nobel Ekonomi Ödülü’nün sahibi Stiglitz, piyasaların çalışmadığı bir ortam olduğunu ve hükûmetlerin muhakkak burada bir rolü olması gerektiğini ifade ederek neoliberalizmin sona erdiğini göstermektedir. Bütün bu süreç içerisinde, özelleştirme politikaları, borçlanma politikaları, ithalat politikaları, yabancılaştırma –bankaların, stratejik sektörlerinin yabancılaştırılması- sermaye kontrollerinin kaldırılması, sıcak para politikası, dolarizasyon, devletin düzenleyici rolünün azaltılması, aslında, neoliberal ekonominin tercihleriyle Türk ekonomisini de derinden etkilemiştir. Bu süreçlerden sonra, önümüzdeki tablo, nerede olduğumuzu ortaya koyuyor. Şu anda, artık neoliberalizmin yok olacağının öngörüldüğü dünyada, sınırların, devletlerin ve milletlerin varlığı, millî ekonomi gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmeler, İngiltere’nin Avrupa Birliğinden çıkma süreci, Avrupa’da yapılan tartışmalar, öte yandan, kapitalizmin odağına aldığı bireysel menfaat ve kâr maksimizasyonunun değer üretmediği, bu bakımdan da toplumsal bir refah fonksiyonu oluşturmakta âciz kaldığı görülmüştür. Kapitalizm ve neoliberalizm politikaları krizdedir. Fertlerin bireysel menfaatleriyle etkinlik alanı sağlanması, ancak ve ancak toplumsal bir refah fonksiyonu içinde mümkün olmaktadır. Sırf “benden” diye övülecek, dara düştüğünde kurtarılacak, bir halta yaramaz malları satın alacak, silahla donatılacak stratejik ortaklar yok artık. İkili ilişkilerin, çırılçıplak millî çıkarların ön plana geçtiği bir yeni dünya düzeni bu. Millî çıkarların, millî hesapların ve milliyetçiliğin dünyasıyla karşı karşıyayız. İçinde bulunduğumuz küreselleşme çağında bizleri bekleyen sınav, kimlik, vatan, millet olma duygusunu korumak ile küresel sistem içerisinde ayakta kalmayı sağlayacak şeyleri yapmak arasında sağlıklı bir dengeyi ortaya koymaktır.

Sayın milletvekilleri, çağlar boyunca yürütülen ekonomi politikalarının en büyük hedefi güç kazanmak ve refahı sağlamak olmuştur. Bir devletin güçlü devlet olup olmayacağı, milletin ekonomik faaliyet alanında kullanmakta olduğu teknoloji seviyesine, milletin kendi teknolojik imkânlarıyla anında ortaya çıkarabileceği askerî kapasitesine, ülkenin siyasal, ekonomik politikalarının ve toplumsal kurumların durumu ile uluslararası diplomatik sahadaki gücüne bağlı olmuştur.

Üçüncü binyıla damga vuran en önemli gelişmeler bilgi teknolojisinde meydana gelmektedir. Bilgi çağı olarak değerlendirilecek önümüzdeki binyılın kalkınma politikalarında önemli değişikliklerin meydana gelmesine yol açacağı açık bir gerçektir. İkili bir güç yapılanması yerine üçlü bir yapı oluşmaktadır. Bilgiye hâkim olan ülkeler en üstte, sanayileşmiş ülkeler ortada, tarım ülkeleri en altta yer alacaktır. Bilginin dolaşımını ve ulaşımını son derece kolaylaştıran teknolojiler sayesinde ülkelerin güçlü ülkeler sıralamasında en üste çıkma umutları daha fazla olacaktır. Bu umutları gerçekleştirmek için bilgiyi kullanmak ve yeni bilgi üretmek gerekiyor. Toplumsal değişimin klasik araçları arasında yer alan ekonomi, medya, uluslararası ilişkiler ve siyaset, çok önemli bir kavram hâline gelen “bilgi” etrafında yoğunlaşmaya başlamışlardır. Bu nedenle, bilgiyi hayatın merkezine yerleştiren, onu büyüten toplumlar milletler camiasının yol göstericileri olacaktır. Yeni toplumun temel ekonomik kaynağı, Sanayi Devrimi’nin üretim araçlarından sermaye, emek ve doğal kaynaklar değil, bilgidir. Zihinsel faaliyet olmadan ekonomide katma değer ve servet oluşturulamaz. Bilgi toplumunun özü bilgili insandır. İyi eğitim almış insanların sayısal çoğunluğu milletlerin göreceli zenginliği için şarttır ama yeterli değildir. Önemli olan, çağdaş üretim için gerekli bilgi ve becerilere, teknolojik, kurumsal ve kültürel alt-üstyapıya, uluslararası rekabet edebilecek güçte firmalara ve mali güce sahip olmaktır.

Gelecekle ilgili öngörülerde teknoloji son derece kritik bir öneme sahip olmaktadır. Teknolojik gelişmenin ülkelere, topluma ve insana olan etkileri uzun vadeli öngörülerle ortaya çıkmıştır. Bu öngörülere göre, teknolojik gelişmelerden herkesin eşit bir şekilde faydalanmayacak olmasına karşılık, teknolojinin hızlı ve küresel dağılımı devam edecektir.

Teknolojik beyin gücü iki yolla sürecektir: Gelişmekte olan bazı ülkelerde teknolojik yönden bilgi sahibi olan iş gücü oranının artması. Şirketlerin ileri teknoloji faaliyetlerini artırması.

Bilim ve teknolojideki gelişmelerin ortaya koyacağı yeni teknoloji uygulamaları, insanın sahip olduğu bilgiyi ve bizatihi insanın kendisiyle ilgili gelişmeleri hızlandıracaktır. Bilgi çağına geldiğimiz bu dönemde artık dünya dördüncü sanayi devrimiyle karşı karşıyadır. Birinci sanayi devrimi su ve buhara, ikinci sanayi devrimi kitlesel üretim için elektriğe, üçüncü sanayi devrimi elektronik ve enformasyon teknolojilerine dayanmaktaydı. Dördüncü sanayi devrimi ise fiziksel, dijital ve biyolojik alanlarda teknolojik füzyonlara dayanıyor. Nanoteknoloji, üç boyutlu yazıcı, robot teknolojisi dördüncü sanayi devriminin açıkçası unsurları hâline gelmiştir.

Gelecekte ortaya çıkacak teknolojik eğilimler, nanoteknoloji ile biyoloji ve materyal teknolojilerinin birleşmesiyle hayatın tüm yönlerini değiştirebilecektir. Uyum sağlayan ülkeler için teknoloji büyük bir fırsattır. Yeni teknolojiyi benimseyebilen, uygulayabilen ülkeler daha fazla fayda elde edecek, diğerlerine nazaran ülkeler arasındaki uçurum daha da genişleyebilecektir.

İnsani ve ahlaki bakış açısıyla, insanların iyiliği için fikrî mülkiyet haklarından insanların daha fazla faydalanması yönünde bir baskı oluşması beklenmelidir. Hassas teknolojilerin kontrol edilmesi ve yasaklanması konusunda ciddi sorunlarla karşılaşılacak, aynı teknolojiyle günlük bir dizi uygulamaya yönelik geliştirilen ürün ve araçların kontrolü daha zor hâle gelecektir. Bilginin gizli kalması, biyolojik madde araştırması ve biyometrik araçlar gibi teknolojik alanda ortaya çıkan etik uygulamalar, uluslararası ticaret politikası ve dış ilişkilerde ortaya çıkan önemli bir faktör olacaktır. Önümüzdeki dönemde, 2020’lerde büyüme merkezleri, teknolojik gelişmeleri ve değişimi sağlayan insan sermayesinden elde ettikleri kazanımlara bağlı olacaktır. Bilim ve teknolojik gelişme ve değişimi sağlayan insan sermayesi rekabet gücünün ve büyümenin temelini teşkil edecektir.

Dördüncü sanayi devriminin yaşandığı bu çağda eğitim artık dört boyutlu hâle gelmiştir. İnsanımızı eğitirken bilgi sahibi olmak, kabiliyetlerini ortaya çıkartmak, aynı zamanda bir karakter sahibi olması kadar bu büyük meta gelişimleri kavrayacak ve adapte edebilecek bir mahiyette bir eğitim sistemine Türkiye'nin ve dünyanın ihtiyacı olmaktadır.

Rekabetin küreselleşmesi, milletlerin önemini azaltmak yerine daha da artırmaktadır. Milletler arasında kültür ve karakterdeki farklılıklar, küresel rekabetin yok edebileceği hususlar olmak yerine rekabet gücü kazanmanın iç dinamiklerini oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim ve teknoloji stratejik bir öneme sahiptir. Sanayi toplumunun yakıtı paraydı, bilgi toplumunda yakıt da güç de bilgidir. Dünya, artık, emek yoğun, malzeme yoğun, enerji yoğun değil, bilgi yoğun olmaktadır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler milletlerin rekabet gücünü, refah seviyesini ve yaşam kalitesini doğrudan belirleyebilmektedir.

Sayın milletvekilleri, milletlerin sürdürülebilir rekabetçi üstünlükleri muhafaza edebilmesindeki temel faktör verimlilik ve teknolojidir. 21’inci yüzyılın rekabet yapısı ve boyutları doğrudan veya dolaylı biçimlerde verimlilik ve teknolojik faktörlerin belirleyiciliği noktasında buluşmakta, ekonomik gelişmenin, üretim yapısının ve ihracat sektörünün rekabetçi üstünlüklerinin bu olgu tarafından şekillendirileceğini ifade etmektedir.

Makro ekonomik açıdan millî rekabet gücünün kazanılması, milletin sahip olduğu kaynakların verimli kullanılmasına bağlıdır. Rekabet gücünün en anlamlı kavramsal açıklaması “millî verimlilik”tir. Verimlilik artışı, toplumsal ve şirket düzeyinde gelişmeyi gösteren en önemli olgudur. Soyut ve genel verimlilik artışı, ülkelerin zenginliğinin bir açıklamasıdır. Teknolojik yeniliklerin uzun dönem toplumsal ve bireysel refah artışının kaynağı olduğu dikkate alındığında, bunu sağlayan insanın zihinsel emeği kritik bir öneme sahiptir. Rekabetin esasının bilgiye ve bilginin kullanılmasına kaydığı bir ortamda milletin rolü daha da artmıştır. Millî değerlerdeki farklılık, kültür, ekonomik yapılar, kurumlar, tarih, hepsi rekabet gücüne katkı yapar. Bu bakımdan, politik ekonominin bu değerleri dikkate alması gerekir. Bunları inkâr ederek rekabet gücü kazanılmaz. Dünya, bir milletler mücadelesidir. Bu mücadelede hedefe ulaşabilmek için güçlü, her bakımdan kuvvetli bir millet olmak gerekiyor. Bu itibarla rekabet gücünü hedeflemeyen bir politik ekonominin bu mücadelede başarılı olması mümkün değildir.

Bilgi, bilim ve teknolojide geriliğin sebebi olarak zaman zaman dinî inançların etkili olduğu iddia edilmiştir. Din ile ekonomik gelişme arasında illiyet bağı olduğuna dair kabulle Protestanlık’ın ekonomik gelişmenin ajanı, İslam'ın ise önleyicisi olduğunu ifade eden Neoweberyan görüşlerle iktisadi gelişmemiz sorgulanmıştır. Oysa İslam'da bilgi teorisi sadece dinî ve ahlaki bilgiyle değil, genel bilgiyle de mezcedilmiştir. Bilgi, araştırma ve incelemenin eseridir. Hakikate ulaşma yolunda insan, duyularını ve aklını kullanmak, dış dünya ve kendi nefsi üzerinde devamlı düşünüp araştırmak ve incelemek suretiyle bilgi sahibi olabilir. Eşyanın hakikati ve dış dünya arızi ve hayalî değildir. Bilgi, İslam düşüncesinde, Allah'a kâinatın delalet etmesini sağlar.

Büyük bir medeniyet anlayışını insanlığa sunmuş olan Türk milletinin tarih sahnesinde var olmasını sağlayan unsurlarda da bilim büyük bir pay sahibidir. Nobel Kimya Ödülü sahibi Aziz Sancar'ın dediği gibi, bilgiyi içselleştirmek, gelenekselleştirmek gereklidir. Bunun içinde inançlarımız, tarihimiz ve kültürümüz bizim itici gücümüzdür.

Milliyetçi politik ekonomi tercihlerinin temel dayanakları, medeniyet anlayışımızın temelleri, küresel öngörüler, gelişmeler ve güçlü millet, güçlü devlet olma ülkümüzdür.

Milliyetçi Hareket Partisinin bilim ve teknoloji stratejisi, bilim-teknoloji-yenilik-üretim arasındaki etkileşimi dikkate alan bütüncül bir anlayışa dayanmaktadır. Bu bakımdan parti programında bilim ve teknolojiye özel önem verilmiş ve ilgili olduğu her alanda atıflar yapılmıştır. Geçmişten geleceğe mevcudiyetimizi taşımamız için ileri teknolojiye ve güçlü bir ekonomiye sahip olmamız önceliklendirilmiş, bilim ve teknoloji temel ilkelerimiz içine alınmış, bilim ve teknolojiye egemen olmamız ve yeni teknoloji üretim kapasitelerini geliştirmemiz hedeflenmiştir. Bu çerçevede, bilim ve bilim adamına önem veren politikayla bilgili insanların yetiştirildiği bir eğitim sistemi esas alınmıştır.

Bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisi, bilim, teknoloji ve sanayi genel stratejisinde 6 stratejik amaçla bu amaçlara ulaşmak için politikalar benimsemiştir. Milliyetçiliği odağına almış Milliyetçi Hareket Partisinin politik ekonomi tercihlerine dayalı olarak uygulanacak bilim, teknoloji, sanayi stratejisi sonucunda yüksek teknoloji, yenilenmiş teknolojik altyapı, istihdam, refah, kalite ve rekabet gücünde artma olacaktır.

Huzurlarınıza sunulan 2017 yılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinin bütün milletimize hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum. Sayın Bakan ve çalışma arkadaşlarına başarılar diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Bütçe görüşmelerine gerek Komisyon gerek Genel Kurulda katkılarda bulunan milletvekillerimizi ve yüce heyetimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Mehmet Necmettin Ahrazoğlu, Hatay Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ahrazoğlu, konuşma süreniz on üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı’nda yer alan Küçük ve Orta Ölçekli Sanayileri Geliştirme İdaresi Başkanlığı, Türk Standartları Enstitüsü ve Türk Patent Enstitüsü kurumlarının bütçeleri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi gün geçtikçe emsal ülkelerden negatif yönde uzaklaşmaya başlamıştır. Ekonomi politikalarında rant temelli yaklaşım, üretimden uzaklaşma, işsizlik, enflasyon, artan borçluluk, yolsuzluklar, öngörülebilir bir hukuk ve adalet düzeninin olmaması ekonomik gelişmeleri olumsuz etkilemektedir.

2017 bütçesi de iç ve dış borçlarda tehlike çanlarının çaldığı, borç faizi ödemelerinin arttığı, kamu istihdamında daralmaların olduğu, yatırımlarda azalma, eğitim ve sağlık gibi temel sosyal alanlarda yaşanan ticarileştirme ve piyasalaştırma uygulamalarının yaşandığı, vergi adaletsizliğinin, gelir dağılımının daha da bozulduğu bir ortamda bu sorunları çözmekten çok uzaktır. Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına çözüm getirecek bir yaklaşım içermemektedir. Kaynak ve harcama dengesini kuramayan, sağlıklı ve stratejik öncelikleri bulunmayan, bu nedenle de üretken olmayan alanlara kaynak tahsis eden, sürdürülebilir nitelikli büyümeyi teşvik etmeyen, istihdamı artırmayan, tasarruf ortamını büyütemeyen bir bütçe niteliğindedir.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir devam eden başarısız ekonomi politikaları ülkemizi uzun ve orta vadeli hedeflerinden hızla uzaklaştırmıştır. Ülkemiz adına önümüzdeki yıllarda ekonomik açıdan büyüme hızı, kişi başına düşen gelir, ihracat, işsizlik oranı gibi temel makro hedefleri gösteren kalkınma planı, orta vadeli program ve orta vadeli mali plan artık kamuoyuna heyecan vermemektedir. Ortaya konulan hedefler gerçekleşmemekte, her yıl olumsuz yönde revize edilen rakamlar güvensizlik yaratmaktadır. Genç işsizlerin oranının yüzde 19,3 olduğu bir ülkede geleceğe umutla bakmanın mümkün olmadığı açıkça görülmektedir. Onuncu Kalkınma Planı hedeflerinin çok gerisinde kalınmış, 2023 hedefleri ulaşılması mümkün olmayan hedefler hâline gelmiştir. Bütün bu ekonomik kötüleşmenin temelinde Türkiye’nin meselelerinin iyi tanımlanmaması, günübirlik politikalarla işlerin yürütülmeye çalışılması, ekonominin ihtiyaç duyduğu reformların sürekli ertelenmesi yatmaktadır. Geçen yıl yapmış olduğum bütçe konuşmasında çizdiğim tablonun daha da gerisine gidilmiştir. Bu da, hükûmetin her geçen gün daha kötüye giden gidişata çözüm bulmaktan uzak olduğunu, iyileştirmeye yönelik stratejiler belirleyemediğinin açık göstergesidir.

Ülkemizin kalkınması ve milletimizin hak ettiği refah seviyesine ulaşması için, günübirlik politikalarla ekonomiye yön vermekten vazgeçilmelidir. Bugün yastık altındaki dolarları bozduralım, yarın altınları; ertesi güne bozduracak neyimiz kalacak? Hükûmetin iş başına gelir gelmez yaptığı ilk iş, devletin elindeki kamu mallarını satmak, zararına özelleştirmeler yaparak birilerine rant sağlamak oldu. Daha bu milletin hakkı olup da satamadığınız neyi kalmıştır?

Tüm bu ekonomik olumsuzlukların yanı sıra ikaz ve önerilerimize rağmen, “Anaların gözyaşı akmasın.” gibi kutsal bir anlayışın arkasına sığınarak çeşitli sıfatlarla başlatılan, “barış süreci” denilen ihanet sürecinin sonucu yalnız 2016 yılında 20 defa çeşitli şehirlerimizde bombalar patlatılmış, yüzlerce canımız katledilmiştir. 15 Temmuz gibi hain bir kalkışma ve istilayla ülkemiz karşı karşıya kalmıştır.

Şimdi sormak gerekir;

Terörle ve teröristle müzakere olmaz, mücadele olur dediğimizde ne yaptınız?

Oslo görüşmelerinde yapılanın yanlış olduğunu söylediğimizde “Vali ve askere ‘Teröristi görmezden geliniz.’ diye biz talimat verdik.” dediniz ancak sonucu göremediniz.

Habur’da kurduğunuz çadır mahkemeleriyle neyi amaçladınız?

“Ne istediler de vermedik.” dediğinizde acaba neleri verdiniz?

Daha birçok ihmal, dalalet ve öngörüsüzlük içerisinde oldunuz.

Burada Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabesi’nden bir bölüm okuyacağım: “Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” ifadesinin bilincinde olarak Milliyetçi Hareket Partisi, önce ülkem ve milletim demektedir.

Değerli milletvekilleri, geçen yıl Milliyetçi Hareket Partisi olarak “KOSGEB'den değişime ve gelişime uyum sağlayabilen, girişimcilik kapasitesi yüksek, uluslararası rekabet gücüne sahip, kurumsal yönetim anlayışını benimsemiş KOBİ'leri Türk ekonomisinin temel dinamiği hâline getirmesini bekliyoruz.” demiş, eleman alımındaki haksızlıklardan, verilen desteklerdeki uygunsuzluklardan bahsetmiştik. Bugün KOSGEB’in çok daha kötü durumda olduğu Sayıştay raporlarıyla ortadadır.

KOSGEB Başkanlığı tarafından 2015 yılı içerisinde destek pozisyonlarında boş bulunan 78 adet kadro için atama yapılmış olup ve bu atama ve personel alım işlemi, boş kadrolar ilan edilmeden yapılmış ve bu kadrolara başvuru yapan 78 kişinin tamamının açıktan ataması yapılmıştır.

Buna göre, bahsedilen atama süreci, insan kaynakları yönetiminin temel unsurları olan devlet personel rejiminin adil, ayrımcılığa yol açmayan, kolay ve ihtiyacı karşılayan başvuru yönetimlerine sahip olması ve sınav sürecinin güven verecek şekilde ilgililere açık olması ilkelerine uygun olarak yürütülmemiştir.

Bunun ardından kamu kurumlarında siyasi yapılanmaya gidilmediğini söyleyebilir miyiz? Eleman alımı bir yana, KOSGEB’de 10 daire başkanlığı bulunmasına rağmen 12 daire başkanı ataması yapılmıştır. Boşuna eskiler “Beterin de beteri var.” dememiş. Daire başkanlığı sayısından daha çok daire başkanı atanması ve bazı daire başkanlıklarında 2 adet daire başkanının görevlendirilmesi hem 5018 sayılı Kanun’un mali sorumluluk ve iç kontrol sistemine ilişkin hükümlerine hem de kamu mali yönetim yapısında öngörülen hiyerarşik örgütlenme sistemine aykırıdır. Ama zihniyet farklı, “Benden olsun da kanuna aykırı olsun.” Evet, “Benden olsun.” dedikleriniz de maalesef -özellikle KOSGEB’de- FET֒cü çıkmıştır. Yapılan yolsuzluk ve usulsüzlüklerden de bunlar sorumlu tutulmuş ancak onlara haksız kadro açanlara bir şey olmamıştır.

Bu kurumda, ülkücü personellere kıyımlar yapılmış ve mobbing uygulanmıştır. “Benden olsun.” anlayışının sonucunda da, 15 Temmuzda Türk milleti olarak hep birlikte gördük, yüce Türk milletinin dirayeti sayesinde büyük bir felaketin eşiğinden dönülmüştür.

KOSGEB’in maceraları bunlarla da bitmiyor. Proje desteklerinin yerinde tespit yapılmadan, yalnızca sunulan belgelerle verilmesi, destek ödemesi öncesinde mevcut duruma yönelik sorgulamaların yapılmaması gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

Değerli milletvekilleri, benzer durumların olduğu bir diğer kurum da Türk Standartları Enstitüsüdür. Sayın Bakanım, Komisyondaki sunumda standardizasyon ve belgelendirme alanlarındaki başarılarından bahsettiğiniz kurum için maalesef Sayıştay raporları öyle söylemiyor.

Geçen yılki bütçe görüşmelerinde, kurum içindeki farklı ücret politikalarının personel barışını bozduğundan, gerekli düzenlemelerin ivedi yapılmasını vurgulamıştık. Haksız makam ve atamaların kurum performansını olumsuz yönde etkilediğinden bahisle liyakatin önemini bir kez daha anlatmıştık. O günden bugüne hizmet performans kriterlerinde iyileşme sağlanamadığı gibi, kurumun itibarı da oldukça zedelenmiştir. Aynı alanda hizmet yarışında oldukları yabancı belgelendirme kuruluşları Türkiye’deki pazar paylarını artırırken, TSE yabancı bir iki belgelendirme şirketiyle yaptığı gözetim protokolünü başarı gibi göstermektedir.

2010 yılında Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi Yönetici AŞ ile imzalanan protokolde TSE'nin, şirketin yüzde 20 oranında hissesine sahip kurucu ortak olarak yer alması kararlaştırılmış, şirketin daha sonra, sermayesini artırması sonucu TSE'nin ortaklık payı yüzde 2'ye inmiştir. Türkiye’de kendi parasını kaybeden bir kurum hâline gelen TSE elindekine sahip çıkamamaktadır. Bu sermaye artırımı sırasında TSE yöneticileri ne yaptı? Kârsız bir yatırımsa neden baştan para aktararak kurucu ortak oldu? Bu para aktarılırken kime, neye hizmet edilmiştir? Madem kurumda bu kadar çok para var da neden Türkiye Büyük Millet Meclisinde 18 Ağustos 2016 tarihinde görüşülen 411 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 42’nci maddesinde yapılan düzenlemeyle TSE, 1991 yılındaki İkraz Anlaşması’ndan doğan hazine alacaklarının terkini Meclisin onayına sunmuştur?

TSE’nin bir de “ICAS” diye “Uluslararası Uygunluk Değerlendirme Servisi Anonim Şirketi” adında bir şirketi var. Şirketin Genel Müdürü, yöneticileri, personeli mevcut ancak ne iş yaptıkları meçhul. Bugüne kadar ne hizmet üretti, ne kadar para kazandı, bilen yok; en azından Sayıştay raporlarında belirtilmemiş. Şirketin tamamı TSE'ye ait ve kayıtlı sermayesi 100 milyon Türk lirasıdır. İlk etapta ödenen sermaye 25 milyon TL’dir. TSE bu sene yine bu şirkete 75 milyon sermaye aktaracak. Bu sermaye nasıl aktarılacak? TSE bu aktarım sonrasında kendi personeline nasıl maaş ödeyecek? Bunları da sanırım ileriki dönemlerde bir başka torba kanun içerisinde çözmeye çalışacağız.

Geçen sene de bahsetmiş olduğum Otomotiv Test Merkeziyle ilgili her sene bütçe belirlenip bir miktar para aktarılmaktadır ancak bir arpa boyu da yol alınamamıştır. Birimleri kurdunuz, amirleri atadınız, personel görevlendirdiniz yani un var, şeker var, yağ var ama maalesef helva yapmayı bilmeyenleri göreve getirdiniz. On beş yıldır görevden aldığınız konusunda uzman olmuş, yetişmiş, liyakatli ülkücü bürokratlara söyleyelim, onlara ne yapmaları gerektiğini tarif versinler. Ayrıca TSE elindeki yetişmiş personeli iyi değerlendiremez, atıl durumda tutarken yeniden personel alımına çıkması da manidardır.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay raporlarıyla Türk Patent Enstitüsünün çok dikkatsiz ve düzensiz bir muhasebeleştirme faaliyetinin olduğu tespit edilmiş, mali bilgi ve yönetim bilgisinin zamanında ve güvenilir olarak üretilmesini sağlayacak bir kontrol sisteminin bulunmadığından bahsedilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi Komisyonunda büyük bir özveriyle 200 maddeye yakın yeni kanun taslağıyla Türk Patent Enstitüsünün yeniden yapılandırılması hedeflenmiş, faaliyetlerinde uluslararası mevzuatla birliktelik sağlanması amacıyla çalışılmıştır. Çalışmanın etkin ve verimli yürütülmesini teminen muhalefet partileri olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi ile AKP temsilcilerinden bir alt komisyon kurularak çalışmalar yapılmış ve nihai şekli verilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Devamla) - Ancak bu kanun tasarısı Meclis gündemine bugüne kadar getirilememiştir. Umarım ki bu kanunun yasalaşmasıyla Türk Patent Enstitüsü kuruluş amacına uygun olarak layık olduğu yerlere getirilebilir.

Değerli Milletvekilleri; 2017 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ahrazoğlu.

Şimdi konuşma sırası Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’da.

Buyurunuz Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de Milliyetçi Hareket Partisi adına iki güzide kurumumuz olan TÜBA ve TÜBİTAK hakkında düşüncelerimi ifade edeceğim.

Ona geçmeden önce, önceki gece Beşiktaş’taki hain saldırıdan dolayı, bugün sayısı 38’i polis, 6’sı sivil vatandaş olmak üzere 44’e çıkan bir can kaybımız söz konusu. Yüreğimiz yanıyor, içimiz kanıyor. Allah’tan rahmet diliyoruz. Elimizden fazla bir şey gelmiyor ama vicdanımız rahat değil.

Değerli milletvekilleri, bakın, terör ya da daha şiddetli, daha büyüğü, uluslararasına dönüşmüş hâli savaş; inanın söylem olarak savaş ya da terör ya da saldırı adı altında gelmez. Bunlar, aynen elma şekerine kamufle edilmiş zehirvaridir. Bunlar hep çok naif kelimelerle süslenir. Terör de öyledir savaşlar da öyledir. Barış gibi, demokrasi gibi, insan hakkı gibi, kardeşlik gibi, eşitlik gibi böyle olumlaması yüksek kelimeler içerisine kamufle edilir ve öyle sunulur.

Tipik bir örnek isterseniz, hep beraber tanıklık ettiğimiz için yakın tarihten bir örnek vereyim: Orta Doğu’da son olanları, bırakın yüz yıl öncesini, şu son on yılda yaşadıklarımıza dikkatinizi çekiyorum. Bir domino taşı etkisiyle, bir özgürleştirme projesiydi. O dönemin ABD Başkanının ifadesi: “Biz Irak’ı özgürleştirmeye geldik.” Yıl 1991. Özgürleştirmeye geldiler ama kan, gözyaşı, geriye bölünmüş bir ülke. Aynı senaryo devam etti tabii. Aslında eskilerin bildiği, uluslararası ilişkiler uzmanlarının teorik olarak bildiği, literatüre geçen bir kavram vardır Lübnanlaştırma projesidir aslında bu; Yugoslavyalaştırma projesidir. Yani, efendim daha önceleri böl, küçült, parçala, yut idi ama şimdi öyle değil. Şimdi, özellikle inanç ve etnisite bağlamlı, özgürleştirme adı altında küçültüp küçültüp o Lübnan’ı biliyorsunuz, dört başlı bir yönetim şekline dönüştürüp özgürlük adı altında daha önceleri daha müreffeh bir ülke olan şimdi bir terör cennetine dönüşen bir yapıya dönüştürmek. Aynı şey Irak’ta oldu, maalesef Libya’da oldu, Yemen’de oldu ve yavaş yavaş sınırlarımıza geldi, Suriye’de oldu ve Allah korusun, en son Türkiye üzerinde aynı senaryolar denenmektedir yani Lübnanlaştırma projesi.

Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, dikkatli olmak zorundayız. Söylemler hep naiftir, hep barış ağırlıklıdır, kardeşlik ağırlıklıdır ama yaşadıklarımıza bakıyoruz, gerçekten büyük bedeller ödüyoruz, bir terörle mücadele noktasında büyük bedeller ödüyoruz. Peki, o zaman, Türkiye, geldi, biraz tıkandı, bedeli ağır ama biraz tıkandı. Çok da ümitsiz değiliz Allah’a şükür. Niye tıkandı biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti devleti, gerçekten, Allah’a şükür, güçlü bir millet olma kabiliyetini göstermiş ve bunu da sistematik bir devlet yapısına dönüştürerek Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuş ve bu ortak payda olmuş bütün simgeleriyle. Tek tek saymama gerek yok, hepiniz biliyorsunuz ezbere. Nedir bu? İşte, dün organize edilen yürüyüşlerde, daha önce 15 Temmuzda yaşadıklarımızın akabinde, milletin her türlü bireysel mülahazalarını, ideolojisini, etnik kökenini, mezhep aidiyetini bir tarafa bırakıp bir araya gelme kabiliyeti ortaya kondu. Bu, millet olma şuurudur; bu, bir milletin, devletleştikten sonra buna sahip çıkma, demokrasisine sahip çıkma şuurudur ama bizlerin de çıkarması gereken dersler var. Elbette ki bu birlik çok güzel ama bu birliği zaafa uğratacak söylemlerden uzak duralım. Bakın, iki gündür bu Mecliste hakikaten yastayız ama hâlâ daha bazı arkadaşlarımız, buradan acaba nasıl bir siyasi ön alma pozisyonunu elde ederim... Türkiye Cumhuriyeti devletinin işte 80 küsur yıllık geçmişiyle mukayese edici birtakım aktivitelerden bahsediyor. Allah aşkına, burada, artık, ülkemizin bir beka sorunu sıkıntısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde bunları söylemenin bir anlamı yok. Hatırlarsanız çok güzel bir kıssadan hisse vardır: “En masumunuz ilk taşı atsın.” Kim en masumumuz? Taşı en son atacaklar en başta konuşmayacaklar, onlar en son atacaklar. Ne? Biraz önce Sayın Bakan bir cümle söyledi, söylenilmesini istedi ama ben hatırlıyorum, hafızam çok taze, şu koltuklarda oturup da elinde avucunda 40 bin insanımızın kanı olan bir bebek katili hakkında hangi övgülerin, hangi dizgelerin yazıldığını, söylendiğini hatırlıyorum. Dolayısıyla, iki düşünüp bir konuşmak lazım, en son taşı atacaklar buna riayet etsin lütfen.

Evet, kötümser değiliz Allah’ın izniyle. Birlik, beraberliğimiz olduğu sürece bu kardeşlik hukukumuz inadına… Bakın, bu tür eylemler bizde iki şeyin tezahür etmesine neden oldu: Bir, milletçe bir araya geldik; iki, terörle mücadelede kararlılığımız arttı Allah’a şükür. Bunu korumak zorundayız; terörle mücadelede artık, ama, fakat, şu, bu, şartla martla değil, artık müzakere, terörle müzakere olmaz, yılanla torbaya girilmez, buna büyük bedeller ödedik.

Bakın, güvenliğimizi sağlayacak ana güvenlik arterlerimiz saldırı altında. Hep cumhuriyetle mukayese ettik. Allah aşkına, 12 Eylülü yaşayan kuşaktanım ben. O en kötü günlerde bile bir bomba saldırısında 40 polisimizi kaybettiğimizi ben hatırlamıyorum, 100 vatandaşımızı kaybettiğimizi hatırlamıyorum; olay bu kadar vahim. Dolayısıyla, bizim, birlik, beraberlik içerisinde teröre karşı mücadelede en ufak bir akamete uğramamamız lazım.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Bilimler Akademisinin -Değerli Bakan burada- vizyonuna baktım, hakikaten, biz hep öyle yazarız, teoride çok güzel, böyle üstün idealler ifade ederiz ama uygulamada birtakım sıkıntıları görüyoruz. İnşallah, ben Bilim ve Sanayi Bakanımızdan çok umutluyum -kendisini tanıma imkânım olduğu için, aynı komisyonda çalıştım- bu vizyonda yazılanları, bugüne kadar akamete uğratılan, yapılmayan şeyleri gerçekleştirme imkânı bulur.

İşte, FET֒yle mücadele sürecinde bu kurumlarda 1.297 FET֒cü çıkmış. Şimdi, düşünebiliyor musunuz? Bilimin öncelendiği bir kurumdan bahsediyoruz. Nedir bu, bunun öncelediği faaliyetler? Bilim politikalarına yön vermeye, bilim temelli danışmanlık hizmeti sunmaya yönelik çalışmalar yapmak, bilim adamlarını özendirmek, kurumlar arası ilişkiyi kurmak, artı, üniversiteler başta olmak üzere, bilgi, bilim üreten kurumları teknolojiye aktarırken ara bulucu olmak yani bir nevi köprü vazifesi görmek. Bilgi, bilim, burada da teknoloji; köprüyü kim kuracak? Bu tür kurumlarımız kuracak.

Peki, bunu kuracağız da Sayın Millî Eğitim Bakanı ısrarla üzerinde duruyor; bu proje okulları. Ya arkadaşlar, proje okullarından… Gerçekten bunlar köklü, yerleşik bir yapı, çok başarılı liseler. Yani, biz bekleriz ki bu tür görevi olan kurumlar bunlara müdahale etsin. “İlle de değiştireceğiz.” Niye, sebep ne? On dört yıl, on beş yıl, yirmi yıl bir hoca orada olmazmış.

Şimdi, bir taraftan siyasi iktidarımızı yirmi, otuz, kırk, ellili yıllara taşımaya çalışıyoruz, burada “istikrar” diyoruz ama eğitimde bunu yapan kurumlara diyoruz ki “Olmaz, bir kurumda on beş yıldan fazla bir öğretici varsa burada artık kalite yoktur, o zaman dağıtalım.” Bu çelişkiye müdahale edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Efendim, bakın, ülkemizde 2003 yılında yüzde 5,7 olan yüksek teknoloji ürünlerinin sanayi üretimindeki payı 2015’te maalesef 4,2’ye düşmüş. Hani biz yüksek bilgi üreten, teknoloji üreten bir yapıydık? Niye böyle bir düşüş söz konusu? Yine, bakıyorsunuz, AR-GE kaynakları, evet, göreceli olarak bir artış göstermiş ama OECD ülkeleriyle kıyasladığımız zaman, AB ülkeleriyle ya da gelişmiş ülkelerle ya da gelişmekte olan ülkelerle kıyasladığımız zaman, inanın birçok ülke çiftli rakamlara gelmesine rağmen biz hâlâ tekli rakamlardayız, bu da ayrı bir sıkıntı. Ya da ülkemizde alınan patentlere baktığımızda, 100 tane patent alımının 85’i yabancı.

Şimdi, bunları tabii ki inşallah bir an önce deruhte edip, düzenleyip, gerçek amacına, vizyonuna uygun bir kurum hâline getirirsek ben başarılacağına inanıyorum. Niye? Çünkü önümüzde bir Güney Kore örneği var. Türkiye, Güney Kore’den daha büyük sıçrama yapma kabiliyetine sahip.

Biliyorsunuz, Güney Kore, efendim, 20’nci yüzyılın başlarında bir Japon sömürgesiydi, 1945’te bağımsızlık aldı, 1950’de ikiye bölündü ve savaş çıktı. Daha sonra ne oldu? İkiye bölündükten sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL AYDIN (Devamla) - …bizim de bir tugay gönderdiğimiz olayda bir sıçrama yaptı, inanın, birçok öz kaynağı olmamasına rağmen kişi başına düşen millî gelirini 36 bin dolarlara kadar çıkardı. Demek ki imkânsızı başarmak da mümkün, yeter ki biz bilgiyi, bilimi, bilen insanı önceleyelim diyorum.

Bütçenin hayırlara vesile olmasını dileyerek hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Arzu Erdem, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum. Bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletini ve basın mensuplarını da saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Vodafone Arena Stadı yakınında 2 terör saldırısı meydana gelmiştir. Maçın bitiminde, tam da aslında tüm seyircilerin ve Emniyet mensuplarımızın sokakta olduğu sırada gerçekleşen hain saldırıda onlarca yiğidimiz toprağa düşmüştür. Bu alçakça hain terör saldırısını nefretle ve lanetle kınıyorum. Bu hain saldırıda, yaşları henüz 20’lerde olan onlarca yiğidimizi kaybettik. Ruhları şad, mekânları cennet olsun; kederli ailelerine sabır, büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum. Hâlâ tedavisi süren yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Rabb’im bu yiğitlerimizi ailelerine, evlatlarına ve Türk milletine bağışlasın. Dualarımız kahramanlarımızla.

Değerli milletvekilleri, hepimizi yasa boğan bu elim terör saldırısı son olsun. Ne analar ne babalar ne evlatlar ne de Türk milleti ağlasın. Şehitlerimizin kanlarını yerde bırakmamak hepimizin boynunun borcudur. Mücadelemiz vatanımız ve milletimiz içindir. Hiçbir hain saldırı birliğimizi, dirliğimizi bozamayacaktır. Türk milleti tek vücut olmuştur ve olacaktır. Aziz Türk milletini hedef almış olan her türlü terör saldırısı birliğimizi bozamayacaktır, aksine daha da kenetlenmemize vesile olacaktır.

Buradan tüm hainlere, alçaklara, kalleşlere, vatan hainlerine ve terörü doğrudan veya dolaylı destekleyenlere sesleniyorum: Ana, baba, evlat, eş yüreği yaktınız, Rabb’im de sizi, hainleri cayır cayır yaksın, kahretsin. Karşınızda her daim vatan aşkı, bayrak aşkı ve millet aşkıyla yanan kahraman yürekleri bulacaksınız, bundan emin olunuz. Azalmayacağız, çoğalacağız, unutmayacağız, unutturmayacağız, ant olsun, yemin olsun. Rabb’im Türk’ü korusun ve yüceltsin. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği, 28 üye ülkesi bulunan ve 500 milyondan fazla nüfusa sahip olan bir birliktir. Avrupa Birliği, Dünya Ticaret Örgütü üyesidir, G8 Zirvesi’nde ve Birleşmiş Milletlerde temsil edilmektedir. Türkiye, Avrupa Birliğiyle müzakerelere 12 Eylül 1963 tarihinde başlamıştır yani bundan elli üç yıl önce. Ben doğmadan başlamış olan bu sürecin sonuçlanmadığını görüyoruz ve eminim ki sizlerden bir kısmı görmedi, görmeyecektir, bundan sonrası için de herhâlde ölümümüze kadar görmeyeceğiz.

Bu süre içerisinde dönemsel durağanlıklar ve dönemsel hızlanmalar oldu ancak bilinmelidir ki hızlanma da durağanlaşma da Avrupa Birliğinin kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmiştir. Bu süre zarfında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini yorumlamıştır ve yönlendirmede bulunmuştur.

Bilhassa iktidar partisinin son on dört yılında söylediklerimizi bir hafızaları tazelemek üzere de hatırlatmak istiyorum.

Tarih 22 Mayıs 2003: AKP iktidarı, Avrupa Birliği yönetiminin Türkiye karşısında izlediği ince stratejinin farkında olmadığı gibi dayatmaları ve çifte standartları tabii ev ödevi olarak görmektedir. Bunun için AKP yönetimi ve iktidarı Avrupa Birliği yönetimi karşısında gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım anlayışı içindedir. Eğer iktidarın sergilediği tavır bu değil ise mesele görünenden çok daha vahim ve ağırdır çünkü bu durumda AKP iktidarı muhtemel Avrupa Birliği üyeliğini bir araç olarak kullanıp gizli gündemini uygulamak istemektedir. Her iki durumda da Türkiye’nin millî varlığı, üniter yapısı ve geleceği büyük bir tehdit altındadır. Hiçbir sağduyu sahibi Türk vatandaşı, Kopenhag siyasi kriterlerinin Türkiye’ye karşı sürekli genişletilip ön şart olarak dayatılmasını kabul edemez. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bile uygulanmayan bazı kriterlerin Türkiye’ye özel olarak ve ısrarla dayatılmasının üzerinde kafa yorulmalıdır. Ülkemize ve demokrasimize iyilik etmeyeceği kesindir. Bir siyasi partinin bölücü terörizme karşı çıkmadığı için kapatıldığı ülke olan İspanya, yoksa Avrupa Birliği ülkesi değil midir? Aynı İspanya’da son olarak ayrılıkçı harekete destek olanların seçimlerdeki adaylığının reddedilmesi ne manaya gelmektedir? Irak Savaşı esnasında olduğu gibi, siyasi konularda da Avrupa Birliği içinde farklı kriterler mi uygulanmaktadır? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle sorunlarını çözememiş ve hatta meşru bir devlet olup olmadığı bile tartışmalı olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tamamını temsilen üye yapılması Avrupa Birliği kriterlerine çok mu uygundur? Bu tür sorunların sayısını çoğaltmak mümkündür. Bugün meseleye çok yönlü ve gerçekçi bir perspektiften bakmamız gerekmektedir. Bu, millî ve ahlaki bir görevdir.

Türkiye adına hareket eden ve konuşan mevcut siyasi iktidarın, her şeyden önce başkalarının sözcüsü ya da siyasi taşeronu durumuna düşmemesi gerekmektedir. Türkiye’yi anayasal kurallar çerçevesinde hükûmetlerin yönettiği doğrudur ancak unutulmamalıdır ki hükûmetlerin de Türkiye’nin millî varlığını, onurunu ve çıkarlarını göz bebeği gibi koruması gerekmektedir. Kıbrıs’tan sonra, Ege meselesinin de Türkiye’nin de Avrupa Birliği yönetiminden müzakere tarihi almasının ön şart hâline getirilmek istendiği yeterince açık değil midir? Bilinmelidir ki bu gidişatta Türkiye’deki teslimiyetçi tutum ve politikaların payı büyüktür.” Bu, sene 2003 idi.

Tarih 14 Haziran 2006. Avrupa Birliğinin Türkiye’yi sürekli olarak hırpalamayı amaçlayan dışlayıcı yaklaşımı ve bunun karşısında AKP Hükûmetinin Avrupa Birliğine karşı sergilemiş olduğu teslimiyetçi tutum, ilişkilerin geleceği olmayan kör bir çıkmaza sürüklendiğini göstermektedir. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, senaryosu yalan, aldatmaca ve samimiyetsizlik olan bir pembe diziye dönmüştür. Bu anlayışlarda köklü bir değişiklik olmadığı sürece ilişkilerin böylesine ağır ön şartların gölgesinde sağlıklı bir şekilde ilerlemesi de mümkün değildir.

Gelelim yakın tarihe, 16 Ekim 2012 Avrupa Birliği İlerleme Raporu’ndan bahsetmek istiyorum. Avrupa Birliği ilerleme raporunda yeni anayasa yapım sürecinin sözde Kürt sorunu için bir fırsat olduğu ifade edilmiştir.

Yerel yönetimlerde mahallî dillerde kamu hizmeti verilmeyişi ve KCK tutuklamaları eleştirilmiştir. Avrupa Birliği bu kapsamda geleneksel çizgisini korumuş ve Türkiye’yi dinamitlemek isteyen kesimlere zımnen destek vermiştir.

Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü konularında sınırlı ilerleme kaydedileceği manidar bir biçimde gündeme getirilmiştir. Azınlık dinlerine inananların ya da herhangi bir inancı olmayanların ayrımcılıkla karşılaşmaya devam ettiklerini ve tüm gayrimüslim cemaatlerin ve Alevi kardeşlerimizin kısıtlamalar olmaksızın faaliyet gösterebilmelerini temin edecek hukuki çerçevenin henüz oluşturulmadığı iddia edilmiştir bu raporda.

Dinî veya başka türlü gerekçelerle zorunlu askerlik hizmeti yapmayı reddeden vicdani retçilere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının henüz uygulanmadığı ve bu kişilere vicdani ret hakkı tanınmadığı için Türkiye ağır eleştirilere maruz bırakılmıştır.

Raporda ayrıca, AKP Hükûmetinin medya ve sivil toplum kuruluşları tarafından seslendirilen görüşlere hoşgörüsüz tavrına ve bundan dolayı dava seçeneğine başvurmasına da olumsuz eleştiriler yapılmıştır.

Avrupa Birliği bu raporuyla ezberlerini tekrarlamıştır. Hırvatistan’ı kısa bir süre sonra üye yapmaya hazırlanan -o dönem için söylüyorum- Avrupa Birliğinin yıllardır mesnetsiz ve boş gerekçelerle ülkemize engel olması, sudan bahanelerle zorluk çıkarması açıkça bir Batı komedisi hâline gelmişti o dönemde.

Tam üyelik çerçevesinde Türk sorununun varlığına işaret eden bazı bozuk zihniyet sahiplerinin, aslında birlik ruhunun sağlandığını ve Avrupa Birliği gemisinin ekonomik ve sosyal patinajdan dolayı su almaya başladığını görmemeleri basiret noksanlığından başka hiçbir anlama gelmemektedir.

Değerli milletvekilleri, buradan da anlaşılacağı gibi, bir inişli, bir çıkışlı; bir kavgalı, bir barışık; bir küskün, bir barışık Avrupa Birliği, Türkiye'yle ilişkilerini sürdürmüştür.

Türkiye-Avrupa Birliği müzakere süreci, Milliyetçi Hareket Partisi tarafından üzerine basa basa tanımlanmıştır ve çözüm önerileri de getirilmiştir. 2015 senesinin son döneminde, Avrupa Birliği, her nedense Türkiye'ye karşı inanılmaz bir aşk yaşamaya başlamıştır ve bize, “Gelin, müzakerelere hız verelim, fasılların tamamını açalım, fasılları açtıktan sonra da sizlere vize serbestisi verelim.” dediler ve bu müzakereler hızlandı; 72 tane fasıl kalmış olmasına rağmen, sizin de bildiğiniz gibi, son kalan 7 fasıl, özellikle darbe girişimi akşamından sonra açılmamıştır.

Bu arada, en önemlisi, mart ayında imzalanan geri kabul anlaşması olmuştur. Geri kabul anlaşmasıyla, aslında, Avrupa Birliği elde etmek istediği çıkarı elde etmiştir ve 3,5 milyar euro vereceğini vadeden Avrupa Birliği, bunun sadece 200 milyon eurosunu vermiştir, kalanının da üzerine yatmıştır.

Şimdi, buradan göreceğimiz aslında şu: Avrupa Birliği, müzakerelere hız verirken, mevcut mülteci krizine karşı kendi ülkelerini korumak için Türkiye'yi aslında siper etmeye çalışmıştır ve Türkiye'yle sözde dostluk yaparak “Sizin yanınızda olacağız.” vaadiyle bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma da Türkiye'den istediği geri kabul anlaşmasıydı ve fasılların tamamlanmasıydı, kendisinin vereceği ise vize serbestisiydi ve bunun yanında 3,5 milyar euroydu, ancak, bildiğiniz gibi, geri kabul anlaşmasını almış olan Avrupa Birliği, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi akşamı sonrasında ülkemizi demokratik olmamakla suçlamıştır. Devlet refleksi olarak mutlaka gündeme gelmesi gereken olağanüstü hâli bahane etmek suretiyle, önümüze farklı dayatmalarda bulunmuştur.

Bu dayatmaların başında ise, “Demokratik değilsiniz, terörü tekrar tanımlamalısınız.” demişlerdir. Terör nasıl tekrar tanımlanabilir? Terörün benim bildiğim kadarıyla uluslararası tanımı vardır, evrensel tanımı vardır. Terör terördür, ama Avrupa ülkelerinde, maalesef, çadırlarda PKK terör örgütünün paçavralarla birlikte gösteri yapmalarına müsaade edilmiştir; para toplamalarına müsaade edilmiştir, bunları da göz ardı etmememiz gerekiyor.

İşte, burada, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi akşamından sonra bir ay boyunca Avrupalı dostlarımızdan hiç haber çıkmamıştır, hiç ses gelmemiştir. Arayıp “Geçmiş olsun.” diyenler bile olmamıştır. Bir aydan sonra tekrar görüşmeler başlamıştır. Bu görüşmelerin akabinde, sizin de bildiğiniz gibi, özellikle dayatmalarla birlikte 24 Kasım 2016 tarihinde Avrupa Parlamentosunda Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle sürdürdüğü müzakerelerin geçici süreliğine dondurulmasına karar verilmiştir.

Peki, bu kararın hukuki bir geçerliliği var mı? Yok. Ancak, siyasi anlamda önemli bir mesaj vermişlerdir. Bu mesaj, önümüzdeki günlerde, 15 ve 16 Aralıkta yapılacak olan toplantıda doğrulanacaktır ya da reddedilecektir, bunu da hep birlikte izleyeceğiz. Avrupa Parlamentosunun bu kararı, 15-16 Aralıkta alınacak kararla onanırsa, işte o zaman, gerçekten, bugüne kadar Türkiye aldatılmış olacaktır. Bunu da hep birlikte göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

İşte, yine, burada, Genel Başkanımız son grup toplantısında Türkiye Avrupa Birliğine ilişkin tespitlerde bulunmuştur. Bunları da tekrar aktarmak istiyorum: “Biz Avrupa Birliğine muhtaç değiliz, Şanghay meraklısı da değiliz, Türk’üz, Türkçüyüz. Turan’ın sevda ve hedefindeyiz. Ne Avrupa Birliği ne Şanghay İşbirliği, biz diyoruz ki sonuna kadar Türk birliği. Niye tek millet iki devlet olduğumuz Azerbaycan’la ayrı duralım? Niye sınır ve duvarlarımızı aramızdan kaldırmayalım? Nüfusu 300 milyonu aşan Türk dünyasıyla soğuyan ilişkilerimizi neden canlandırmayalım? Irak’tan Suriye’ye, Afganistan’dan Hindistan’a, İran’dan Asya stepleri ve Avrupa içlerine kadar her yerde Türklüğün cevher bir damarı vardır. Hareket noktamız çift başlı Selçuklu kartalı sembolüyle ruh ve anlam kazanacaktır. Bir ayağı Batı’da, diğer ayağı Doğu’da, bir başı Batı’ya dönük, diğeri Doğu’ya dönük çift başlı kartal, ecdadımızın güç ve kudretinin simgesi, bizim de stratejik irademizdir. Batı’dan kopmayalım, Doğu’ya sırt dönmeyelim.

Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet ve yeni bir dünya tesisini kendisine siyasi misyon edinmiştir. Bu misyonumuzun kökleri, Türk milletinin tarihî ve kültürel gerçeklerine dayanan ve geleceği kucaklayan bir anlayışın tezahürüdür. İçe kapanmak yerine dışa açılmak, kültür ve medeniyet havzalarımıza tutunmak, Türk milletinin geleceği açısından mecburiyettir. Anadolu’nun merkezi olduğu bir Türk medeniyeti, huzurun adresi, kardeşlik ve dostluğun güvencesi, bölge ve dünya istikrarının yegâne seçeneğidir.

İşte bunun için Türk birliği, bundan dolayı tüm Türklerin birleşmesi gayesi, muradımız ve Türkiye için tarihî bir tercihtir. Yel üfürdü, sel götürdü demeyelim, harekete geçelim.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU ERDEM (Devamla) – 2017 bütçesinin tüm Türk milletine hayırlara vesile olmasını temenni eder, saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi sıra, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılacak olan konuşmalarda.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sakalınız bir hayli uzadı Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sakalımın, olağanüstü hâli protesto sakalı olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Umarım, bu ocak ayında yeniden bir uzatma olmaz, Hükûmet de bu karardan vazgeçer, ben de sakalımı derhâl keserim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. İnsanın sağlıklı olma hakkını inşaat şirketlerine satmayan ve sağlık hakkı satılırken sessiz kalmayan herkesi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önceki gün şehit olan polislerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum. Bu katliamı yapanları, arkasındaki güçleri ve varsa medet umanları lanetliyorum. Ülkemizi yönetemeyen, ülkemiz kan gölüne dönmüş iken başkanlık hayalleri kuran AKP Hükûmetini esefle kınıyor ve istifaya davet ediyorum.

Bırakın Sağlık Bakanlığının bütçesini, Hükûmetin bütün bütçesi, akan bir tek damla kanın bedeli olamaz. Doktor, hemşire, ebe, kısacası bütün sağlık personeli, bir çocuğu yaşatmak için seferber oluyor; aile, canını dişine takıyor, çocuğunu büyütüyor; Hükûmet, görevini yapamadığı için kınalı kuzular teröre kurban veriliyor. Hükûmet, vatandaşlarımızı teröre bağlı ölümden bile koruyamadıktan sonra hastalıktan korusa ne olur, korumasa ne olur.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanı diyor ki: “Hükûmetimiz, sağlığa 111 milyar lira para ayırdı.” Sağlık Bakanı diyor ki: “Valla ben halkın sağlığı için sadece 32 milyar lira kullanmaya memur edildim.” Yani, sağlığa ayrılan toplam bütçenin sadece yüzde 29’unu Sağlık Bakanı harcıyor. Geriye kalan 79 milyar nerede? Kim kullanıyor? Ben söyleyeyim: 79 milyar Türk lirası, inşaat şirketlerine, yurt dışı ilaç firmalarına, araç gereç ithalatçısına aktarılıyor.

Peki, halkın sağlığı için ayrılan bütçe, Halk Sağlığı Kurumunun bütçesi ne kadar dersiniz? 111 milyar bütçenin sadece 10 milyarı yani yüzde 10’u bile değil. Bu paradan elektriği, suyu, personeli çıkardığınızda halkın sağlığına ayrılan bütçenin sadece yüzde 0,3’ü -bakın, yüzde yarımı bile değil- halk sağlığına yatırım için ayrılmıştır. İşte, sorun tam da buradadır. Bütün Sağlık Bakanlığının bütçesinin özeti de budur. Daha hiçbir şey konuşmaya gerek yok değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sağlığa ayrılan paraları Hükûmet, inşaat şirketlerine verince, hastalanan vatandaş tabii ki elini cebine atmak zorunda kalıyor. Hem ödediği vergilerden sağlığa 11 milyar lira para ayıran hem de cebinden ayrıca birçok para harcayan vatandaşa sizce acaba kaç dakika muayene hakkı tanınıyor? Sadece beş dakika. Yanlış duymadınız, sadece beş dakika. Bunu nereden biliyoruz? İşte ispatı: Girin Merkezî Hekim Randevu Sistemi’ne. Bu sabah girdim ve beşer dakika aralarla randevu verildiğini gördüm. Acaba yanılıyor muyum, bir yanlışlık mı var diye tuttum randevu aldım. Beş dakika arayla 2 tane randevu aldım, beş dakika arayla 2 ayrı hastaya randevu aldım. Yani, bir hekim, bir hastasına beş dakika, öbür hastasına beş dakika ayıracak, beş dakika. Ne karşılığında? 111 milyar Türk lirası karşılığında. Elbette, bu şekilde iyileşemeyen hasta ne oluyor? Tekrar tekrar geliyor, şifa bulamayan hasta tam 8,3 kez doktorun kapısını çalıyor. Peki, iyileşemeyince ne oluyor? Çareyi üfürükçüde arıyor. İstanbul’da büyü bozma ve cin çıkarma tedavisi reklamı yapan manevi şifa merkezi açılıyor. Daha ben ne diyeyim? İşte, AKP’nin sağlığı getirdiği nokta bu. Ayıptır, ayıptır arkadaşlar! Sağlığın geldiği bu nokta elbette AKP Hükûmetine bir madalya olacaktır.

Sağlık sisteminin iflas ettiğini söylüyoruz. Neden söylüyoruz? Üç nedeni var: Bir, AKP Hükûmeti, hastalarından bıçak parası alır gibi paralar almaya başladı, çok ciddi paralar alıyor. İki, hastalar başlangıçta memnun gibi görünüyordu, sistemin foyası düşünce bir de baktılar ki AKP’nin kendi yaptığı anketlerde bile memnuniyet oranları düşmeye başladı. Üç, Sağlık Bakanı kendi ağzıyla itiraf ediyor, diyor ki bütçe konuşmasında: “Bizim yeni bir sisteme, yeni bir bakışa, yeni bir organizasyona ihtiyacımız var.” Evet, iflas etti sisteminiz, olmadı, yeniye ihtiyacınız var ama sistemi bozanlar iyi bir yeni sistem yapamazlar.

AKP nasıl bıçak parası alıyor? İki türlü bıçak parası alma yöntemi var: Bir, “Cebine nüfus cüzdanını koyan herkes özel hastane dâhil bütün sağlık kurumlarına, istediği hastaneye gidecek.” diyen Sağlık Bakanına ve Başbakana inanan vatandaşlar, 2008 yılında özel hastaneye gittiğinde tedavinin yüzde 30’unu cebinden ödedi; 2009’da yüzde 70’ini, 2012’de yüzde 90’ını, 2013’te yüzde 200’ünü ödedi. Bakın, bunun adı, bıçak parasıdır, yüzde 200’ünü vatandaştan aldınız.

Sigorta primleri dışında vatandaşın direkt cebinden çıkan sıcak para ne kadar, biliyor musunuz? 2001 yılında da vardı, Allah için, şimdi sadece AKP döneminde değil; 2001 yılında 35 dolardı, 2014 yılında 100 dolar; çarptım nüfusla, yepyeni bir Sağlık Bakanlığı bütçesi, 27,3 milyar TL yapıyor yani neredeyse Sağlık Bakanlığının bütçesine denk.

Bir başka pencereden bakalım, gayrisafi yurt içi hasıla. Bakıyorum bizden iyi olan devletlere, utanıyorum. Letonya, Estonya, Slovakya, Macaristan; yahu, Yunanistan bile bizden çok daha ileride, gayrisafi yurt içi hasılası içerisinde sağlığa ayırdığı para yüzde 8,1. Biz ne ayırıyoruz? Yüzde 5. Yani, Yunanlının canı benim halkımın canından daha mı kıymetli, bunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Dünya Tabipler Birliği diyor ki Türkiye’ye: “Ekonomik hassasiyetlerin halk sağlığı programlarının önüne geçmesi engellenmeli.”

Peki, az harcadı, çok harcadı; “Para doğru yere harcandı mı, işe yaramış mı?” Soru bu. Hayır. Türkiye İstatistik Kurumu diyor ki: “Ölüm sayısı 2015 yılında yüzde 3,6 arttı.” Yani, AKP’nin yarattığı sağlık sisteminde insanlar daha çok ölmeye başladı. Kim söylüyor bunu? TÜİK söylüyor. Doğuma bağlı anne ölüm hızları ilk defa AKP döneminde arttı. Doğuma bağlı, doğumdan sonraki, 1 yaş altındaki bebek ölüm hızı ilk defa AKP döneminde arttı. Değerli arkadaşlar, rakamları vereceğim ama çarpıcı bir rakam vereceğim size. Her gün, her gün 39 bebek, önlenebilir nedenlerden dolayı ölüyor benim ülkemde ve Nüfus İdaresi diyor ki: “2015 yılında 14.164 bebek doğum gününü kutlayamadan bu ülkede öldü.” Tütün kullanımı arttı, kanser arttı, AIDS arttı, bütün bunlar arttı. Çözüm, çözüm ne? Herkesin, eşit, ulaşılabilir, kaliteli ve bıçak parası ödemediği, sosyal demokrat bir sağlık sistemidir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Çetin Arık, Kayseri Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, kahraman şehitlerimizi rahmetle anıyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Terörü bir kez daha lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe görüşmelerinde, aldığımız her kararda, attığımız her adımda 78 milyonun vebalini üzerimizde taşıdığımızı unutmamalıyız. Gerçekten çok büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Millî şairimiz Mehmet Akif, bu büyük sorumluluğu “Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu/Gelir de adl-i ilahi sorar Ömer'den onu." dizeleriyle ne güzel de anlatmış. Değerli milletvekilleri ama bugün ülkemizde ülkenin nimetlerini sonuna kadar kullanan, külfeti de hep vatandaşın sırtına yıkan, on dört yıldır hesap vermeyen, ülkeyi yönetemeyen bir iktidar var.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda tarihimizin en büyük ihanetini hep beraber yaşadık ancak bu ülkeyi kuranlara “iki ayyaş” diyenlerin, “başimamları” tarafından arkalarından hançerlenenlerin, 15 Temmuzdan ders çıkarmadıklarını üzülerek görüyoruz. Nitekim, ülkemizin her yerini yangın yerine çeviren FET֒nün çıkardığı yangının külleri hâlâ sıcak iken Aladağ’daki yangın için uyardığımızda iktidar partisinin sözcüsü “Cemaatler her gün yangın mı çıkarıyor?” diyerek yine başka cemaatlerin avukatlığına soyundu. Aladağ’da yaşanan olay ne yazık ki ülkemizin geri kalmışlığını ve yönetilemediğini bir kez daha yüzümüze vurdu.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz gerçekten iyi yönetilmiyor. Dünyanın en eski ve köklü devletlerinden birisi olan Türkiye’miz, Orta Doğu’nun kukla aktörlerinin bile ayar verdiği bir ülke hâline geldi. Maalesef, Atatürk’ün bize bıraktığı, büyük güçlerle çoklu ve dengeli ilişkiler kurma, Arapların iç işlerine karışmama, sınırlarımızın dışında kalan Türkmenlerin varlığını koruma, ülkemizde ve çevremizde barışı güvence altına alma amacını güden dış politika anlayışı terk edildi. Dış politikadaki bu hatalar, içeride de mevcut terör örgütlerinin yanı sıra yeni terör örgütleriyle Türkiye’yi karşı karşıya bıraktı.

Bütün bu hatalar, al bayrağa sarılı şehit cenazeleri olarak her gün milletimize fatura edilmektedir. İktidarın yanlışlarının faturalarını ne yazık ki Sur’da, Cizre’de, Dağlıca’da, Dolmabahçe’de, 15 Temmuzda, Aladağ’da, Soma’da olduğu gibi aziz milletimizin fedakâr evlatları ödemektedir. Bu yanlış politikalar yüzünden aziz milletimizin fedakâr çocukları, “öz yurdunda garip, öz yurdunda parya” edildi. Bakınız, Kayseri’de Suriyeli bir esnafı ziyaretimizde “Türk çalıştırıyor musun?” sorumuza aldığımız yanıt: “Yabancı çalıştırmıyorum.” oldu. Kendi yurdumuzda, Kayseri’mizde yabancı olmuşuz da haberimiz yok. AKP’lilerin sık sık referans aldığı şairin de dediği gibi “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya/Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” dizeleri, AKP iktidarının ön dört yılını da özetliyor aslında.

Saygıdeğer milletvekilleri, hepimiz aynı gemideyiz, ülke hepimizin ve Türkiye’nin tek adam anlayışıyla değil, kurumsal bir akılla yönetilmesi gerekiyor. Ne Sayın Cumhurbaşkanının ne de herhangi bir faninin her şeyi bilmesi mümkün değil. İnsanız, yanılırız, hata yaparız, kandırılırız. Bu yanlış politikalar, bu yönetim kusurları Ankara’da düzeltilmediğinde Bağdat’tan, Şam’dan ya da bir telefonla Moskova’dan veya bir beyzbol sopasıyla Washington’dan geri dönmektedir. (CHP sıralarından alkışlar)

Geldiğimiz noktada maalesef ki Sayın Cumhurbaşkanına AKP içerisinde hiç kimse yanlış yaptığı noktada “Bu yaptığımız, yanlıştır.” deme cesaretini gösterememektedir. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. AKP’nin ekonomi bakanlarından birinin cesaretle çıkıp Sayın Cumhurbaşkanına döviz kuru, faiz, enflasyon, FED faizi arasındaki ilişkileri anlatması lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Cumhurbaşkanının döviz kuru ve faizle ilgili çıkışları, piyasa dinamikleriyle örtüşmüyor, piyasa aktörlerini tedirgin etmekten, hukuk devleti algısını yerle bir etmekten, bu duruma endişelenen sermayenin yurt dışına çıkışına yol açmaktan başka bir sonuç doğurmuyor. Bu gidişat, dış politikada olduğu gibi ekonomimiz açısından da büyük bir tehlikedir.

Değerli milletvekilleri, son olarak, geçtiğimiz günlerde yüce Meclise sunulan Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili Anayasa değişikliği önergesi hakkında birkaç değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Verilen önergede yer alan bazı hususların, Tanzimat Dönemi’nden beri büyük çabalarla geliştirmeye çalıştığımız demokrasimiz açısından tehlike oluşturduğunu görüyorum. Özellikle, cumhurbaşkanının parti genel başkanı olabilmesi, demokrasimizi tehdit edecek maddelerden biridir. Bu durum, yasama ve yürütme erkleri arasında güçler dengesini bozacaktır. Hatta, yarısının Meclis tarafından seçilmesi öngörülen HSYK atamaları da tek kişinin elinde toplanabilecektir. Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olduğu bir yönetim sistemi, ülkemizi şahıs devletine, parti devletine dönüştürecektir. Bu sistem, süreç içerisinde, olsa olsa Halep’i kan gölüne çeviren Esad rejiminin kötü bir kopyasına dönüşecektir. Diktatör Esad’a parlamenter sisteme geçmesini tavsiye ederken, Türkiye’yi parlamenter sistemden tek adam rejimine getirme çabası en hafif tabiriyle gaflettir. Ayrıca, “Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık.” diyenlerin, bugün milliyetçiler üzerinden başkanlık hayali kurması da anlaşılabilir bir durum değildir. Tarih, tek adam rejimini dayatan ve buna karşı mücadele edenleri de not edecektir.

Sayın milletvekilleri, Türkiye gerçekten iyi yönetilmiyor. Eğer ki içinde ne olduğunu bilmediği boş bir kağıda 316 milletvekili imza atıyor, dilinden düşürmediği millî iradeyi bir kişiye ipotek ediyorsa Türkiye iyi yönetilmiyor demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izleyenleri saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Bülent Yener Bektaşoğlu, Giresun Milletvekili. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sayın Bektaşoğlu, ben, elinizde bir fındık paketi bekliyordum, şaşırttınız beni! Yani, Genel Kurula materyal getirmeme yönünde bir uygulamamız var ama benim yönettiğim oturumlarda sizin fındık getirme izniniz var, bunu bilginize sunuyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bektaşoğlu.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Dün, önceki gün ve bugün kaybettiğimiz şehitlerimizi rahmetle anıyorum, kendilerine rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, sağlıksız bir ortamda sağlık bütçesinden bahsedeceğiz, sağlıktan konuşacağız. Bu arada bir hakkı da teslim etmem lazım. Bütçe görüşmelerinden bugüne kadar grubumuz çok büyük bir hassasiyet içinde bütçe görüşmelerine katıldılar, güzel öneriler sundular; ben grubumuza bir alkış rica ediyorum, hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar) Şu anda Genel Kurulun çoğunluğu bizde. Çok teşekkür ediyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, bir ülkenin kalkınması ve gelişmesinin ana unsurunun başında sağlık gelir, sağlık çok önemli bir unsurumuzdur. Sağlık hizmetleri alanlarını güçlendirerek halkın sağlığını koruyan, geliştiren politikalar uygulayan ülkelerin demokrasileri de, insan hakları da güçlü olur. Sağlıktaki olumsuzluklar ise o ülkenin demokrasi ve insan hakları karnesine düşük not olarak yansır. Sağlık Bakanlığına, şimdi görüştüğümüz bütçesine, bütçenin hizmet kalemlerine ve 2002’den bu yana iktidarınızın uygulamalarına ve sağlık kuruluşlarında yaşananlara baktığımız zaman Türkiye’nin sağlıkta sınıfta kaldığını görürüz. Yani, on dört yıldır her gelen bakanın “Sağlıkta reform yaptık.” diye övünmesinin hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur, gerçeklerle çelişmektedir.

Ülkemizin sağlık sisteminin odak noktasında ne yazık ki insan değil, rant vardır. Sağlık bir kamu hizmeti olmaktan maalesef çıkmıştır. Sağlıksız bir sağlık politikası vardır. Yurttaşlarımız, paralarına göre sağlık hizmeti alabilmektedir. Yurttaşlarımız, maalesef ekonomik durumlarına göre Türkiye’de sağlık hizmeti alabilmektedir. Katkı payı, bunun sadece bir örneğidir. Oysa, tıpkı eğitim, sosyal güvenlik gibi sağlık hizmetleri de parasız olmalıdır; sosyal devlet olmanın gereği de budur değerli arkadaşlarım.

Cumhuriyet Halk Partili olarak biz bunu savunuyoruz, savunmaya da devam edeceğiz. Yine biz, teşhis ve tedavi hizmetlerinde uluslararası tekellerin medikal araç gereçleri ve ilaçları üzerinden kurdukları rant düzenini yıkacağız. Sağlığın bütün alanlarındaki taşeronlaşma sistemini ortadan kaldıracağız. Bu, bizim önemli hedeflerimizden bir tanesi.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetler bir taraftan hasta olanlara sağlık hizmetleri sunarlar ama diğer taraftan da yurttaşlarımızın koruyucu sağlık politikalarıyla hasta olmamalarını da sağlarlar. Bunun için kademeli sağlık hizmetlerinin sağlıkta finansman modelinin ve hizmet sunumunun hizmet alanlar ve hizmet verenler açısından organize edilmesi çok önemlidir. Özellikle aile hekimliği sisteminin ve tıp fakültesi hastanesi hizmetlerinin kalitesinin yükseltilerek yaygınlaştırılması şarttır. Bugün sayıları 85’i bulan tıp fakültesindeki okullarımızda maalesef çoğu öğrencilerimiz kadavra görmeden okuldan mezun olmaktadırlar.

Sağlığın sadece büyük il ve ilçe merkezlerinde değil kırsal alanlarda da kurumsal olarak örgütlenmesi temel bir görevimizdir. Hastalarımız kırsaldan şehir merkezine gelirken maalesef can kaybetmektedir. Yoğun bakım hastalarının beş altı saat uzaktaki illere sevk edilmesi ayrı bir skandaldır. Yoğun bakım konusunda -siz de takdir ettiniz Sayın Bakanım- gerçekten Türkiye’de büyük bir sıkıntı vardır. İlim Giresun’dan bazı hastalarımızın Gaziantep’e, Erzincan’a, Erzurum’a sevk edildiğini bilmekteyim, duymaktayım, görmekteyim.

Değerli milletvekilleri, güvenlik ve savunma için büyük bir bütçe ayrılırken toplumun temel ihtiyaçları olan sağlık ve eğitime ayrılan pay geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da ihtiyaçları karşılamaktan uzaktır; biraz önce Aytuğ Hocam detayını anlattı.

Savunma ve güvenlik eksenli harcamalara ayrılan bütçenin tamamı merkezî bütçenin yüzde 10’luk bir bölümüne denk gelmektedir. Güvenlik ve savunma harcamaları açısından dünyanın ilk 10 ülkesi arasındayız. Türkiye her geçen gün savunma ve güvenlik bütçesine daha fazla pay aktarır hâle gelmiştir. Türkiye sağlık ve sosyal güvenlik bütçesinde meydana gelen açıkları kapatmak adına sağlıkta dönüşüm programının yürürlüğe konulmasından bu yana sağlıkta tasarruf söylemine bağlı kamu ilaç politikasını devreye sokmuştur.

Sağlık harcamalarının azaltılması noktasında ilk akla gelen ise maalesef ilaç fiyatları olmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda ilaç maliyetlerini azaltmak amacıyla bedeli geri ödenecek ilaçlar listesinin belirlenmesi, global bütçe uygulanmasıyla ilaç fiyatlarının düşürülmesi, kamu kurum iskontolarının artırılması, ilaç katılım paylarının yükseltilmesi ve nihayet buna bağlı olarak reçeteye üç kutudan fazla ilaç yazılması durumunda ilave ücret alınması gibi yöntemlere maalesef başvurulmuştur. Bunlar halkımızda ciddi bir kaygı uyandırmaktadır sağlığa erişim açısından. İlaç harcamalarını kontrol altında tutma amacıyla katılım paylarını sürekli artırarak ve çeşitlendirerek vatandaşın cepten yapacağı ödemelerin artırılması, kamusal sağlık hizmetlerine ulaşmada en büyük engellerden biri hâline gelmiştir.

2017 yılı bütçesi sağlık harcamaları kalemi içerisinde ilaca ayrılan rakam 24 milyar olarak belirlenmiş. İlaca ayrılan payın bu rakama çıkmış olması ilk başta olumlu olarak görülmektedir ancak daha yakından bakıldığında ilaca ayrılan bütçenin önemli bir kısmının ilaç sanayisine aktarıldığı görülmektedir. İlaç fiyatlarındaki artış kuşkusuz eczanelere yansıyacak ancak bu artış da sınırlı olacaktır. Sağlık sisteminin kilit taşı olan eczanelerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesi bakımından maalesef bunlar yetersizdir.

Diğer yandan, sağlık göstergeleri dikkate alındığında OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin sağlığa ve ilaca yaptığı harcamaların pek çok ülkenin gerisinde kaldığı gözden kaçmamıştır. 2012 yılı Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre, OECD ülkelerinde toplam sağlık harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılasına göre Türkiye’deki payı yüzde 5 ama diğer ülkelerde, OECD ülkelerinde, İspanya’da 8,1, Yunanistan’da 9, Portekiz’de 9,1; OECD ortalaması 8,9. Yani onların hastalığı bizimkinden daha kıymetli bu tabloya göre.

Yine, kişi başına ilaç harcaması 170 dolar iken ülkemizde, OECD ortalaması 527 dolar civarındadır. Demek onların ilaçları daha etkili, daha faydalı. Elbette ülke kaynaklarını etkin ve verimli kullanılması amacıyla tasarruf politikasına gidilmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, ek süre verin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Asıl söyleyeceklerim gerideydi. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Alkışlar nedeniyle süre kaybettiniz, size ek bir dakika süre veriyorum Sayın Bektaşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Devamla) – Efendim, çok teşekkür ederim.

Tabii selamlamak isterim en azından.

Hükûmetler bir tarafta hasta olanlarla uğraşırken tabii sağlık hizmetlerinde koruyucu hekimliği de göze almak mecburiyeti var. Onun için koruyucu hekimliği çok önemsiyorum. Ülkemizin daha sağlıklı, güzel günlere gitmesi hepimizin istek, temenni ve arzusudur. Sağlık Yüce Yaratıcı’nın bize verdiği kutsal bir emanettir. Onu en iyi şekilde korumak ve kollamak bizim görevimizdir. Akabinde bu görev Hükûmetimize düşecektir.

OECD ortalamalarını dünya standartlarında değerlendirirsek sağlıkta pek de başarılı yıllar geçirmemiş gibi gözüküyoruz. Bundan sonraki uygulamalarımız inşallah ülkemizin, milletimizin yararına ve faydasına olur.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun efendim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bektaşoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, iki dakika yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Başbakan tarafından Anayasa değişikliğine ilişkin teklifle ilgili AK PARTİ kapalı grup toplantısında gerekli bilgilendirmenin yapıldığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Bülent Bey’e zarif konuşması ve aynı minval üzere giden değerlendirmeleri için teşekkür ediyoruz öncelikle.

Biraz önce Çetin Bey buradan konuşma yaparken AK PARTİ’li milletvekillerinin Anayasa teklifini görmeden boş kâğıda imza attıkları şeklinde, bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm ama buradan bir suizanın çıkartıldığı bir değerlendirmesi oldu. Anayasa değişikliği teklifine ilişkin AK PARTİ Grubunda kapalı grup toplantısında gerekli bilgilendirme yapılmıştır Sayın Başbakan ve Genel Başkanımız tarafından. İmzalar o bilgilendirme sonrasında alınmıştır; bu bir.

İkincisi: Her türlü yasaya ilişkin -bir yasa geleceğinde- bu iş başlangıcında, tabii buradaki kurullara intikal etmeden önce muhakkak milletvekilleri tarafından konuşuluyor ve tartışılıyor.

Kayıtlara geçsin.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Ali Yiğit, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yiğit.

CHP GRUBU ADINA ALİ YİĞİT (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kamu Hastaneleri Birliği bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, ülkemizi bir kez daha yasa boğan; kardeşliğimizi, bir arada yaşama irademizi hedef alan terörü lanetliyorum. Beşiktaş’taki hain saldırıda yaşamını yitiren polislerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, ülke olarak iyi değiliz ve ne yazık ki her geçen gün daha da kötüye gidiyoruz. Ülkemizin geleceğiyle ilgili, her vicdan sahibinin yüreğinde çok derin kaygılar, korkular yatmaktadır. Geçmişi mumla arar olduk. Hiçbir şeyin tadı tuzu yok ve ne acıdır ki acılara alışır olduk, çünkü ortak aklı devre dışı bıraktık. Güç zehirlenmesine uğradık. Kendi doğrumuzun dışında bütün doğruları yok kabul ettik. İşte, böyle bir ortamda bütçe görüşmelerini yapıyoruz. İnanın içimden hiçbir şey söylemek gelmiyor. Çünkü geçen sene de kamu hastaneleri bütçesiyle ilgili söz almış, “sağlıkta dönüşüm” adı altında nereden nereye gelindiği konusunda çeşitli kıyaslamalar yapmıştım. Ama ne yazık ki uyarılarımızın dikkate alınmadığını, hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz.

Geçen yıl paylaştığım konuşmada şunları söylemişim: “Katkı payları, ödenen ücretler, vergiler, randevu sisteminde yaşanan sıkıntılar vatandaşı canından bezdirmiş, hastalananlar çareyi acil servislere koşmakta bulmuşlardır. Performans uygulamasıyla daha fazla hasta bakmak teşvik edilmiştir. Bu sistemle hasta sayısında artış olmuş ama hasta bakım süresi düşmüştür, ilaca harcanan para artmıştır; zorlayıcı ameliyatlar yerine basit ameliyatlar öne çekilmiş, komplike hastalar ortada bırakılmıştır. Merkezî randevu sistemiyle hastaya verilen randevular beş dakikada bire çekilmiş, daha sonra tepkiler nedeniyle on dakikada bire dönüştürülmüştür. Kamu ya da üniversite hastanelerinde doktorlar artık riskli ameliyatlardan kaçar olmuşlardır, çünkü ameliyat başarısız olduğunda dayak yeme, canından olma, mahkemeye verilme, tazminat davalarıyla uğraşma korkusu içindedir.” Bunları hep yaşadık, hepsini beraber gördük.

Hasta başına düşen yatak sayısında artış olmuştur ama kamu hastanelerinin yatak sayısında gözle görülen bir artış yoktur.

Hastaneler geçen yıl da zarar ediyordu, yine zarar etmekte devam ediyor. Kamu ve üniversite hastaneleri borç batağı altında. Özellikle üniversite hastaneleri açısından durum çok daha da kötü. Burada bir örnek vermek istiyorum: 9 Eylül Üniversitesi geçen yılı 200 milyon lira borçla kapattı. Yani yıllardır değişmeyen SUT fiyatları -beş altı yıldır SUT fiyatları aynı, hiç değişmedi- ve bunun içinde sarf malzemeleri için ödenen para farklı ama kamu hastanelerinin birçoğu zarar etmekte ve üniversite hastaneleri ise borç batağı içindedir. Bunu dile getirdiğimiz zaman da aldığımız cevap şu oluyor: “Zarar ediyorlarsa versinler, biz işletelim.” İyi de sizin işlettiğiniz kamu hastaneleri de zarar ediyor. Kamu Hastaneleri Kurumunun 2014 zararı 538 milyon; bu, 2015’te 1 milyar 826 milyon liraya çıkmış, yani zarar bir yılda neredeyse 3-4 kat büyümüş. Bu durum Sayıştay raporunda da yer almıştır. Sayıştay diyor ki: “Sağlık tesislerinin, hastanelerin mali açıdan ödeme gücünün yetersiz olması nedeniyle faaliyet açısından etkin olmadıkları ve çoğunun zarar etmekte olduğu sonucuna varılmıştır.” Bunu biz demiyoruz, Sayıştay diyor değerli arkadaşlar. Yani sağlık hizmeti verecek kurum ve kuruluşların kendileri bile sağlıklı olmaktan çıkmıştır. Rakamlar üç aşağı beş yukarı değişse de sağlıkta değişen bir şey yoktur. Dolayısıyla bu sistemden memnun olanlar ne hastalar ne doktorlar ne de sağlıkta çalışanlar.

Değerli arkadaşlarım, sağlıklı yaşam hakkı en temel haklardan biridir. Bu hakkın yerine getirilmesinde birinci derecede sorumlu olan devlettir. Ancak hukukun, sosyal adaletin, eşitliğin, işsizliğin, huzurun olmadığı bir yerde sağlıklı yaşamak da mümkün değildir. Bu nedenle, devlet bu sorumluluktan sıyrılmak adına kamu-özel ortaklığını teşvik etmekte, gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaktadır.

TOKİ’nin yapacağı bedelin 5 katına inşaat firmalarına hastaneler yaptırılmakta, üstelik kira ve yüzde 70 doluluk garantisi verilmektedir. Bu da yetmezmiş gibi, yurt dışından alınacak kredi konusunda hazine güvencesi sağlanmaktadır. Şehir hastaneleri tedavi merkezinden çok bir rant aracı modeline dönüştürülmüştür. Bu bağlamda, kamu ve özel ortaklığında kaynakların halk yararına mı kullanıldığı yoksa yüksek maliyetlerle bir yerlere transfer mi edildiği ciddi bir tartışma konusudur.

Değerli milletvekilleri, aslında Sağlık Bakanın da Bakanlığın da işi gerçekten çok zordur çünkü bizim ülkemizde kendilerini de aşan bir durum söz konusudur. AKP’nin iktidar olduğu bu on dört yılda Türkiye’nin sadece sağlığı değil psikolojisi de bozuldu, kimyası da bozuldu. Ülkemizin dirliği de düzeni de kalmadı. Hiç kimse yarınına güvenle bakmıyor ama bütün bunlar sanki bir anda olmuş gibi Sayın Cumhurbaşkanımız çıkıyor diyor ki: “Bu ülke bu hâle nasıl geldi?” Ardından Başbakanımız diyor ki: “Ayakta durmaya çalışıyoruz.” Daha da yetmiyor, Sayın Turizm ve Kültür Bakanımız da diyor ki: “Kadınların duasına ihtiyacımız var.” Böyle bir durumdayız. En sonunda Mehmet Şimşek de dayanamıyor, diyor ki: “Evet, arkadaşlar, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri en sıkıntılı dönemimizi yaşıyoruz.”

Değerli arkadaşlarım, hepsi de doğru, doğru söylüyorlar; birileri de çıkıp şu soruyu sormuyor: Bu ülkeyi on dört yıldır kim yönetiyor? Bu ülkeyi on dört yıldır bu duruma kim düşürdü? Değerli arkadaşlar, bütün bu soruların tek bir cevabı vardır; o da AKP’dir. Devlet yönetmek ciddi iştir, devlet yönetmek öngörü işidir. Devleti yazboz tahtasına çevirirseniz, deneme yanılma yöntemiyle yönetmeye kalkarsanız bu duruma düşersiniz. Daha da vahimi, bütün bunlar olurken varlığını demokratik parlamenter sisteme borçlu olanların bütün enerjilerini bu sistemi yok etmek için seferber etmeleridir. Demokrasiyi, demokratik iradeyi, hukuku, yasamayı, yürütmeyi, denetimi kendi kaderine, tek başına bir kişinin iradesine teslim etmek. Böyle bir Parlamento herhâlde dünyanın hiçbir ülkesinde yok, başka bir parlamento yok. İlk ve son Parlamento olacak herhâlde.

“Be kirvem, burada ne nüshayız ne asıl;

Susmuş kanun, bitmiş fasıl!

Bizi hiçliğe yazıyorlar.

Bizi hiçliğe yazıyorlar…”

Evet, değerli arkadaşlar, sizi de hiçliğe yazacaklar.

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğit.

Şimdi, konuşma sırası Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ta.

Buyurunuz Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı Türk Halk Sağlığı Kurumu ve Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bütçeleri hakkında Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi, ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı, Meclis çalışanlarını ve basın mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

Beşiktaş saldırısında yaşamını kaybeden tüm vatandaşlarımıza rahmet, sevenlerine başsağlığı; yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

2011 yılında kurulan Halk Sağlığı Kurumuna, temel sağlık hizmetleri dâhil birçok önemli birimin bağlı olduğunu görüyoruz. Kuruluş gerekçesi olarak, daha kaliteli sağlık hizmetleri sunmak için bu birimlerin hepsinin tek çatı altında toplanması gerektiği belirtiliyor.

Daire başkanlıkları dâhil toplamda 38 birim, bu kuruma bağlı olarak çalışıyor. Fakat bu birimlerin çoğu sadece kâğıt üzerinde duruyor. Her birimi tek tek irdelemeye, ne yazık ki zamanım el vermiyor.

Örneğin, çok önemli bir işleve sahip olması gereken aile hekimliği uygulaması bile ancak kör topal bir şekilde yürüyor. 1’inci basamak, görevini yerine getiremediğinden 2’nci ve 3’üncü basamaklarda gereksiz hasta yığılmaları olmaktadır.

“Obezite” biriminin de işlevsizliğini her geçen gün artan obezite vakalarından biliyoruz. Şu an Türkiye’de 15 milyon obez, 17 milyon da fazla kilolu insan var; yani, her 3 insanımızdan 1’i fazla kilolu. Şeker hastalığı son yıllarda pik yapmış durumda.

Yine, bu kurumun sorumluluk alanlarından olan çalışma sağlığı ve güvenliği konusu ise Türkiye’nin hâlen kanayan yaralarındandır. İş cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Çalışma Bakanlığıyla bu konuda koordineli bir çalışma yürütülmesi gerekmektedir. Sadece kasım ayı içerisinde 190 işçimizi bu iş cinayetlerine kurban verdik. Kurumun mali saydamlık ve hesap verilebilirlik ilkesi gereğince de oldukça sorunlu olduğunu Sayıştay raporlarından anlıyoruz. Raporda kurumun hâlen yeterli niteliklere sahip olmadığı ve çok ciddi eksiklikleri olduğuna vurgu yapılıyor fakat burada belirtilen tüm sorunlar bugün de olduğu gibi duruyor.

Ayrıca, tüm tıp fakültelerini tek elden Sağlık Bakanlığının çatısı altında toplama ve AR-GE çalışmaları ile inovasyon stratejilerini geliştirme hedefiyle 2014 yılında kurulan Türkiye Sağlık Enstitülerinin tamamen işlevsiz bir durumda olduğunu görüyoruz. Bu kuruma bağlı 6 birimin şu an sadece 4’ü oluşturulabilmiş durumda.

Dolayısıyla, sağlığı ön plana alan bir devlet vatandaşları için birçok ayrıntıyı da göz önünde bulundurarak kararlar alır. Örneğin, yaz saati uygulamasına en başta Sağlık Bakanlığının itiraz etmesi gerekirdi çünkü karanlıkta kalkan öğrencilerde depresyon, kaygı bozukluğu gibi sorunlar artabilir, var olan psikiyatrik hastalıklar alevlenebilir, büyüme, gelişme olumsuz etkilenir. Duyumlarımıza göre çocuklar okula gitmek istemiyor, aileler bu konuda sıkıntıda. Yetişkinler ise mutsuz uyanma, yorgunluk, kaygı, gün içinde konsantrasyon sorunu yaşamaktadır. Yaz saati inadı ihracatçıyı da vurdu. Türkiye’nin ihracattaki kaybının 13 milyar olabileceği ve cari açık üzerinde olumsuz etkileri olacağı vurgulanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de uzun yıllar boyunca, ortalamalara göre, GDO’lu mısır nişastasının yaklaşık yüzde 20’sinden glikoz, yüzde 80’inden ise izoglikoz üretilmiş ve pazarlanmıştır. Bu durum Avrupa Birliğinde Türkiye’dekinin tersine yüzde 20 izoglikoz, yüzde 80 ise glikozdur. İnsan sağlığı açısından sakıncalı olan izoglikozun en fazla tercih edildiği ülkelerden birisi durumdayız. Rastgele tatlıcılara girdim ve sordum; çoğu nişasta bazlı şurup kullandıklarını söyledi. Bu konuda yeniden bir düzenlemeye gereksinim vardır.

Sayın milletvekilleri, işsiz evlat vergisi olarak tanımladığımız genel sağlık sigortası mağdurlarının zorunlu borçlandırılıp, bu, milyarlara varan borçlandırmalara rağmen herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanmaması garabeti devam etmektedir. Vatandaşlara sağlık hizmetinin sunulmasındaki sıkıntılar açısından devlet yeni mağdurlar yaratmadan çok daha hassas davranmalıdır. Güvencesi olmayan hasta hastane kapılarından dönmemelidir.

Bu iktidarın sağlık açısından ülkeye yaptığı en büyük iyilik tütünle mücadele anlamında sigara kullanımına karşı tavrıydı. Ölümlerin 3’üncü sırasında yer alan KOAH hastalığının en büyük nedeni tütündür. Fakat son zamanlarda bununla ilgili de çok ciddi bir gevşeme olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, gördüğünüz üzere sağlık alanındaki sorunların işlevselliği sağlanamayan halk sağlığı kurumları veya sağlık enstitüleri kurularak çözülemediği açıktır. Bunun için her şeyden önce sağlık alanında yapısal bir değişime ve sağlıkla ilgili bir vizyon geliştirmeye ciddi anlamda gereksinim vardır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Süreyi de çok güzel kullandınız, tam zamanında bitirdiniz. Onun için ayrıca teşekkür ediyorum.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Ben de zamanında bitirdim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çetin Arık da zamanında bitirmiş konuşmasını. Ona da teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Tahsin Tarhan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesiyle ilgili söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sanayi Bakanlığı ülkemizin gelişmesi ve büyümesine en çok katkı sağlayan bakanlıklarımızdan biridir. Bu yılki bütçesi bağlı kuruluşlarla birlikte toplam 10 milyar Türk lirasıdır. Genel bütçe geçen yıla oranla yüzde 9,5 artarken Bakanlığın bütçesi yaklaşık olarak yüzde 17 artmış. Dileğimiz bu bütçenin sanayi ve sanayicinin, üretim ve üreticinin desteklenmesi için kullanılması, rüya projeler için değil.

Değerli milletvekilleri, sanayi ekonominin itici gücüdür ancak geçmişe baktığımızda hep hatalar zinciriyle dolu. Yüzlerce kapatılan fabrika, sürekli açıklanan teşvik paketleri, ne zaman ki ekonomi kötüye doğru gidiyor hemen bir teşvik paketi açıklanıyor. Teşvik paketinde ne var? “Pul parasını, damga vergisini, noter harcını kaldırıyoruz.” diye propaganda yapılıyor. Denizler dolduruluyor, diğer taraftan zeytin alanları talan ediliyor, askerî araziler kamulaştırılıyor, yandaşlara anahtar teslim fabrika veriliyor. Teşviklerin etkisi, analizi nedir bilmiyoruz; teşviklerin sonuçlarını bilmiyoruz. Gerçekten, bu teşvik paketleri niçin?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üreticinin, sanayicinin ihtiyacı olan teşvik değil, üreticinin ihtiyacı olan üretim maliyetlerinin, girdilerin düşürülmesidir. Enerji giderlerine, vergi yüküne bakın, SSK işveren payına bir bakın; navlundaki, taşımadaki vergi yüküne bir bakın. Asgari ücrette vergi yükü yüzde 49, enerji içerisinde yüzde 50, bir de yüzde 18 KDV var. Bankaların verdiği kredilere bir bakın, üretime değil ticarete kredi veriliyor. Üretime, ihracata bakıp sadece ciroyla değerlendirmeyin -Sayın Bakan da buraya geldi mi? Evet- ihracatta miktar ve kilo başına tutar değerlerine bakılmalı, tüm veriler beraber değerlendirilmeli. Dünya sanayisi 4.0’ı konuşurken bizim önceliğimiz katma değeri yüksek ürünler üretmek olmalı. İleri teknoloji ürünlerin ihracattaki payı yalnızca yüzde 3,7; Avrupa’da ise yüzde 15’in üzerinde. Sanayide gerek kısa gerek uzun vadeli planlar yapılmalı. İleri teknoloji ürünlerin üretim artışı desteklenmeli. Acil olarak Türkiye’nin sanayi planlamasını yapmamız gerekiyor. Bölgesel planlamalar yapılması gerekiyor. Mesela, Antep’te, Denizli’de tekstil; Karadeniz’de tarım; Bursa’da, Kocaeli’de otomobile dayalı bölgesel planlamalar yapılmalı. Bölgesel girdilerde girdi maliyetleri düşürülmeli. Tekrar söylüyorum: Sanayicinin teşvike ihtiyacı yok, rekabet açısından maliyetlerini düşürün.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidarı boyunca sanayide gördüğümüz: Kapanan fabrikalar, ezilen sanayici; izlenen gereksiz, ranta dayalı politikalar. Tarım arazileri, altyapısı hazırlanmadan rant sağlasın diye OSB’ye dönüştürülüyor. OSB’lerin doluluk oranına bakın, anlarsınız. Bazı OSB’ler yüzde 50, bazılarında ise bu oran yüzde 30 ve yüzde 20 civarlarında.

OSB’lerden söz etmişken hazırlanmakta olan üretim reform paketinden söz etmeden geçmeyeceğim. Bu tasarı kesinlikle bürokrasiye bırakılmamalı, muhalefetle birlikte hazırlanmalı.

Bu pakette sanayinin TOKİ’si olarak tanımlanan Sanayi Gayrimenkul Yatırım Anonim Şirketi’nden söz ediliyor. Sınırsız yetkiler, acele kamulaştırma ve OSB yönetimlerinden bağımsız yönetim oluşturmak isteniliyor yani yeni bir TOKİ yaratılıyor.

Sayın Bakan, bir an önce sanayicinin, üretimin önünü açıp sanayi 4.0 devrimini gerçekleştirmek için adım atın, AR-GE’ye ayrılan yüzde 1’lik payı yüzde 2’ye çıkarın. Üretimin alt yapısını, eğitim sitemini gözden geçirin.

Sayın Bakan, yıl 2011, “Millî trenimizi, millî uçağımızı yapacağız.” sözü verdiniz; yıl 2016, 78 milyon dolara Tunus’tan uçak alıyoruz.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – İhtiyaç var onun için, ihtiyaç!

TAHSİN TARHAN (Devamla) - “Millî otomobilimiz geliyor.” dediniz, tüm bunları seçim malzemesi yaptınız; yapmayın, etmeyin, millete hayal satmayın. Biz millî otomobile karşı değiliz ama siz hurda Saab’a verdiğiniz 40 milyon doların hesabını verin. Hangi firmayla nasıl bir sözleşme imzalandı, hangi banka kanalıyla ödemeler yapıldı?

Türkiye öyle bir hâle geldi ki ülkemizde her şey inşaata ve emlak rantına dönüştü. Oysa, ekonominin çarkını döndüren sanayici, KOBİ ve ihracatçılarımız, üreticilerimizdir. Sayın Bakan, eğer ekonominin güçlenmesini gerçekten istiyorsanız, eğer sanayici büyüsün istiyorsanız, eğer bu ülkeyi birazcık seviyorsanız önce dış politikanızı gözden geçirin, OHAL’i kaldırın, hukukun üstünlüğünü sağlayın, ülkemizin parlamenter demokrasiden vazgeçmeyeceğinin güvencesini verin, kişilerin koltuk sevdasının kurbanı olmayın. Var olan değerlerimizi birilerine peşkeş çekmek yerine güzel ülkemizi tekrar yatırım yapılacak bir hâle getirin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KOSGEB bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Sevgili arkadaşlar, biliyorsunuz, KOSGEB, ekonomide küçük ve orta ölçekli işletmelerin payını ve etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini yükseltmek, KOBİ’lere destek programlarıyla geri ödemeli ya da ödemesiz destek sağlamak amacıyla faaliyet gösteren bir kuruluşumuzdur; bu anlamda devletin veren elidir. Ne yazık ki bugünlerde ekonomimiz bir darboğaz içerisinde, dolar, euro aldı başını gidiyor, ciddi bir durgunluk yaşanıyor. Karşılıksız çek, protestolu senet ve sorunlu kredi tutarında yüksek artışlar görülüyor ve iflaslar çok daha fazla artmış durumda. On ayda, bakınız, on ayda dükkanının kapısına kilit vuran esnaf sayısı Sayın Bakanım, 70 bine ulaştı. Güvensizlik nedeniyle sanayicilerimiz yeni yatırım yapamıyor, kaybeden Türk ekonomisi oluyor. İstatistik Kurumu bu sabah açıkladı, ekonomimiz yüzde 1,8 küçüldü yani bugün 12 Aralık, krizin resmen ilan edildiği tarih.

Geçen hafta yeni bir destek paketi açıkladınız. Bunlar sadece günü kurtarmaya yönelik yani pansuman tedbirler. Buradan uyarıyor ve soruyorum: Sadece günü kurtarmaya çalışanlar gelecek günleri kaybetmeye mahkûmdur Sayın Bakan. Bu arada, Anayasa’mızda var olmasına rağmen, huzurunuzda soruyorum: Ekonomik ve Sosyal Konsey bugün toplanmayıp da ne zaman toplanacak? Hükûmete ve iktidara geldiğiniz günden beri maalesef, Anayasa'da yazılı olmasına rağmen, Ekonomik ve Sosyal Konsey toplanmıyor. Günübirlik politikalardan vazgeçip ekonominin ihtiyacı olan alanlara yani yapısal reformlara hızla geçmeniz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, AKP'nin gerek 2015’in 7 Haziran sürecindeki gerekse 1 Kasım sürecindeki seçim broşürlerini hatırlıyoruz. Hani sembolik bir kira bedeliyle anahtar teslimi, karşılıksız fabrika yapacaktınız? Bir tane örneğini gösterebilir misiniz? Organize sanayi bölgesi olmayan il bırakmayacaktınız, OSB’lerdeki iş yerleri hızla kapanmaya devam ediyor. KOBİ’lerin borsaya açılma faaliyetlerini destekleyecek, Kredi Garanti Fonu’nun kefalet sağladığı KOBİ sayısını artıracaktınız, girişim sermayesi fonlarını yaygınlaştıracaktınız. Bunlar sizin seçim beyannamenizde olan konular. Hani enerji verimliliği alanındaki KOBİ'lere yönelik özel destek programları gerçekleştirecektiniz? Maalesef, bunların hiçbiri olmadı. Ne oldu peki? “25 binden fazla girişimcimiz KOSGEB desteğinden yararlanarak kendi işinin patronu oldu.” diyorsunuz, güzel, ancak 15 Temmuz FET֒cü teröristlerin darbe girişiminin ardından ortaya şu çıktı ki maalesef, sizin KOBİ destek kredinizden en çok faydalanan firmalar yani FETÖ terör örgütüne üye olmuş şirketler olmuştur. Milyarlarca lira destek dağıttığımız kurumlara şimdi el konuluyor.

KOSGEB’de 71 personelin görevine son verdiniz. Bu personel KOSGEB kaynaklarını kime dağıtmış veya hak edenlere verilmiş mi, verilmemiş mi? Bunun sorusunu bir kez daha sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakana, Sanayi ve Ticaret Bakanına şu soruyu da sormak istiyorum: 15 Temmuzdan sonra KOSGEB’in desteklediği kaç şirkete el konuldu, bunların mal varlığı ne oldu ve bunlar hâlâ çalışmaya devam ediyor mu? Yine, Sayıştay raporlarına baktığımızda, örnek bir Bakanlıktasınız ve KOSGEB’in 10 daire başkanlığı var iken bugün 12 daire başkanlığını görevlendirmişsiniz. Dolayısıyla, yeni Bakan oldunuz, saygı duyuyorum, Bakanlıkta bilmediğiniz eksiklikler olabilir ama bunları hatırlatmak ve tekrar bunların hayata geçmesi noktasında uyarı görevimizi yapıyoruz.

Sayın Bakanım, doların yükselişi, euronun yükselişi hızlı bir şekilde ilerliyor. İhracat yok. İhracatçı firmalar özellikle Türkiye'ye gelmeye çekiniyorlar. Güvensizlik almış başını gitmiş. Türk malı etiketine bugün tepki var Sayın Bakanım. Bakın, lojistik firmalarına, ihracat yapan firmalara, yani kara yoluyla taşıma yapan firmalara başta Almanya olmak üzere birçok ülkede bilerek, kasıtlı olarak Türk plakalı araçlara ceza yazılıyor. On günlük bir ihracat sonrası bir nakliye firmasının bir tırının getirisi, kazancı 2 bin dolar iken bugün Almanya’da en az ama en az 3 bin dolar ceza yazılıyor. Bu kötü gidişi denetlemeniz ve bir dur demeniz gerekiyor.

Yine, OSB’lerde ciddi sorunlarımız var. Biliyorsunuz, yasa gereği organize sanayi bölgelerinin üçte 2 doluluk oranı gerçekleştiğinde müteşebbis heyet genel kurul toplar ve OSB’nin gerçek sahiplerine genel kurulla devreder. Ancak bu, maalesef bu şekilde gerçekleşmiyor, üçte 1’lik kısmını oradan 2/B orman arazilerinden parselleyip OSB’nin içine katıyorsunuz ve müteşebbis heyet yani sizin görevlendirdiğiniz heyet; kaymakamı, valisi, il genel meclis üyesi maaş almaya, artı gelir almaya devam ediyor. Bu kötü gidişe dur demeniz gerekiyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığına yeni görevlendirildiniz, bu anlamdaki eksiklikleri gidereceğinize yürekten inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzün.

Şimdi konuşma sırası İstanbul Milletvekili Didem Engin’de.

Buyurunuz Sayın Engin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önceki gece milletçe İstanbul’da çok derin bir acı yaşadık. Ne acıdır ki terör saldırıları ülkemizde sistematik hâle gelmiş durumda. Her hain terör saldırısından sonra terörü lanetliyoruz ama lanetlemek acımızı dindirmiyor.

Hükûmetin görevi terörü bitirmektir. Yüzlerce kilo patlayıcının İstanbul’un kalbine nasıl getirildiği ve masum insanlarımızın hayatına kasteden bu alçak teröristlerin neden durdurulamadığı konusunda halkımız, AKP Hükûmetinden somut açıklama bekliyor.

Bugün Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesini konuşuyoruz, yani on dört senedir AKP Hükûmetinin önceliği olmayan konuları. Rivayete göre, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşatıp toplarıyla İstanbul surlarını döverken şehrin ileri gelen Ruhban sınıfı Ayasofya’da toplanıp “melekler erkek mi, dişi mi” tartışması yapıyorlarmış. Ülkemiz içte ve dışta tarihinin en zor dönemini yaşarken, AKP’nin, başkanlık tartışmasını en öncelikli konu olarak gündeme getirmesi açısından manidar bir rivayet. (CHP sıralarından alkışlar)

İhracatımız sürekli gerilerken, sanayi üretimimiz düşerken, temel tarımsal ürünleri bile ithal etmek mecburiyetinde kalırken, ülkemiz her geçen gün yoksullaşıp vatandaşlarımızın borçları katlanırken, yatırımlar düşmüş, iflaslar çığ gibi büyürken, işsizlik hızla artarken, yargı bağımsızlığı yok olup, gazeteciler ve bilim insanları hapse atılırken, terör saldırıları ve şehit haberleriyle milletimiz kahrolurken, kısacası hem ekonomik ve siyasi alanda hem de dış politikada ülkemiz sonu belirsiz bir kaosa sürüklenirken “Şanghay Beşlisine katılma”, “Türk lirasıyla ticaret yapıp ekonomiyi kurtarma” gibi söylemlerle millî duygular kullanılarak “başkanlık” adı altında tam bir dikta yönetimi getirilmeye çalışılıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Gelmiş olduğumuz bu nokta, AKP iktidarının on dört yılın sonunda tam bir iflasıdır ve AKP gemisinin karaya oturmasıdır.

Şimdi, merak ediyorum, Sayın Bakan, sanayinin gerilemesine, ihracatın düşmesine –bugün de gayrisafi yurt içi hasıla rakamları açıklandı, yüzde 1,8 azaldı- nasıl bir kılıf uyduracak.

Sayın Bakana soruyorum: 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olma ve ihracatı 500 milyar dolara çıkarma vaatlerinizin arkasında mısınız? Hayal satmadan gerçekleri bize dürüstçe itiraf etmenizi bekliyoruz.

İhracatımız, ülkemize yapılan doğrudan yatırımlar, turizm gelirlerimiz ağırlıklı olarak Avrupa Birliği kaynaklı iken dış ilişkilerimizi gerginleştirip iç politika malzemesi yaparak ekonominin çarklarını nasıl döndüreceksiniz? Anlatın ki sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız anlayabilsin. Kendi ayağımıza mı kurşun sıkıyoruz, yoksa bizim bilmediğimiz bir sırrınız mı var?

Bize anlatın Sayın Bakan, on dört yıl boyunca bilime, teknolojiye, AR-GE’ye, inovasyona, eğitime neden öncelik vermediniz? Bugün dünyadaki yerimizi hayal satmadan gerçeklerle anlatın.

Üretimimizin yüzde 38’inin düşük teknolojili ürünler olduğunu, ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payının sadece 3,7 olduğunu, bu nedenle ihracatımızın artırılamadığını anlatın, anlatın ki bir batağa saplanmış olduğumuzu halkımız iyi anlasın.

Anlatın ki yaşadığımız bu ağır krizin, Cumhurbaşkanının dediği gibi bir ekonomik kriz olmadığına dışarıdan kaynaklanan bir siyasi kriz olduğuna inanalım.

Yabancılar mı size kalkınma stratejinizi inşaat sektörüne, gayrimenkul satışına bağlayın dediler? Yabancılar mı size on dört yıl boyunca bilime, teknolojiye, çağdaş eğitime gereken önceliği vermeyin dediler? Anlatın ki biz de AKP iktidarının nasıl kandırıldığını öğrenelim. Yabancılar mı sizi kandırmış, yoksa birileri gerçekleri saklayarak halkımızı mı kandırmaya çalışıyor anlayalım.

Bakın, biz padişahlık sistemini konuşurken Türkiye’de dünya nerelere gidiyor, birkaç örneği paylaşmak istiyorum. Endüstri 4.0 yani 4’üncü sanayi devrimi kapsamında dünyada çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanıyor. Verimliliği artıran ve maliyetleri azaltan akıllı sistemlerin entegre olduğu akıllı fabrikalardan robotik teknolojilere, nesnelerin İnternet’inden üç boyutlu modellemeye varıncaya kadar sağlıktan lojistiğe, sanayiden tarıma her sektörde dönüşüm yaşanıyor.

Uluslararası araştırmalara göre, 2020’ye kadar endüstri 4.0 kapsamında 907 milyar dolar yatırım yapılacak ve yıllık 493 milyar dolar ciro artışı sağlanacak. Nesnelerin İnternet’inin 2025’te 4 ile 11 trilyon dolar arası ekonomik etki yaratması öngörülüyor. Bu da küresel millî gelirin yüzde 11’ine tekabül ediyor. Amerika dünyanın en büyük dijital ekonomisi, iş gücünün yüzde 43’ü dijital ekonomiyi destekliyor. Almanya, dijitalleşme yarışında en önde yer almak için milyarlarca avroluk yatırım öngören 2025 Dijital Stratejisi yol haritasını ve on maddelik eylem planını açıkladı. İnovasyonda ise Asya ülkeleri ön planda. Patent başvurularında ilk üç sırada Güney Kore, Japonya ve Almanya var. Dünya bu gelişmelerle hızla dönüşürken Hükûmetiniz neden ülkemizi bu kısır tartışmalara hapsediyor, anlatın.

Dış politikada ise cumhuriyet tarihinin en küçültücü dönemini yaşıyoruz. AKP Hükûmeti bütün komşu ülkelerle kavgalı hâle gelmiş durumda. Kardeşiniz Esad’a şimdi “Katil Esad” diyorsunuz. “Suriye’ye Esad’ı yıkmak için girdik.” dediniz, ertesi gün sözlerinizi geri aldınız. Irak Başbakanına ağır hakaretlerde bulundunuz, sonra kapalı kapılar ardında irtibat kurmaya çalıştınız. “Emevi Camisi’nde namaz kılacağız.” deyip Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırma operasyonu düzenlediniz. Osmanlı’yı yeniden canlandırmak isterken Arap dostlarımızla aramızda kolay silinemeyecek yaralar bıraktınız. Orta Doğu’nun kaosa sürüklenmesinde en önde rol aldınız. Tüm bu sorunları görmezden gelip Cumhurbaşkanının “Kanun benim.” demesi için Anayasa paketi hazırlayıp Meclise sunuyorsunuz.

Yaptıklarınız demokrasi tarihimizin kara sayfalarında yerini alacaktır. Halkımız engin sağduyusuyla referandumda size gereken yanıtı verecek ve o padişahlık hevesinizi kursağınızda bırakacaktır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Engin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Padişahlık hevesi, diktatörlük getirme çabası… Bu minvalde gruba yönelik açık sataşmalar söz konusu.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Didem Engin’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Sayın Engin burada yedi dakika içerisinde on dört yıllık AK PARTİ Hükûmetine eleştiri namına ne söylerim mantığıyla çok renkli bir konuşma yaptı. Tabii, bu eleştirileri ifade ederken sözlerim de birer mermi gibi olsun anlayışıyla davrandığı için zaman zaman jestlerle tahkim edilerek gerçeklikten kopan öfke ve husumet gibi anlaşılabilecek tarzda bir dille konuştu. Tabii, böyle bir dille konuştuğunuzda ne olup bittiğine ilişkin analitik mantıktan da koparsınız.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Aynen… Aynen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Biz, ne padişahlığı getirmek istiyoruz ne diktatörlük getirmek istiyoruz. Anayasa teklifimiz ortada, komisyonlarda tartışılacak, acele etmeyiniz; Mecliste de konuşulacak, bol bol orada konuşacağız.

Sayın Engin referandumda halkın gereken cevabı vereceğini söyledi. Biz her zaman halkımızın güzel cevaplar verdiği kanaatindeyiz. Emin olun, referandumda halkımızın vereceği cevap bizim başımızın üstündedir. Eminim, Sayın Engin’in de ve herkesin başının üstündedir.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Didem Engin herhâlde bir söz talebinde bulunacak efendim, sonra ben farklı bir konuda.

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, AKP grup başkan vekili kürsüde sataşmadan söz alıp da konuşma yaptığı zaman öfke ve husumet dolu konuşma yaptığımı…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Engin. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önceki konuşmam AKP grup başkan vekilini son derece rahatsız etmiş, daha kürsüden inmeme kalmadan hemen söz alıp sataşmadan ifadeleri açıklama ihtiyacını hissetti. Ben de memnun oldum çünkü sorduğum sorulara yanıt vereceğini düşündüm ama maalesef sormuş olduğum soruların hiçbirisine yanıt vermedi, tam tersine öfke ve husumetle gerçekleri saptırdığımı bu on dört yıllık AKP iktidarında ve analitik mantıktan uzak bir konuşma yaptığımı söyledi. Hâlbuki ben somut rakamlarla, somut verilerle ülkemizin performansının ne kadar kötü olduğunu açıkladım burada. Siz bana eğer yanıt vermek istiyorsanız somut rakamlarla, verilerle çıkmanız lazım karşıma, genel olarak böyle ifadelerle… (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, AKP bizim burada ifade ettiğimiz eleştirilere yanıt veremeyeceği zaman, her zaman aynı üslupla geliyor buraya, kürsüye ve sandık sonuçlarının arkasına gizleniyor, “Biz şöyle seçimleri kazandık, böyle seçimleri kazandık; her istediğimizi yaparız.” şeklinde.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yalan mı?

DİDEM ENGİN (Devamla) – Evet, bugün iktidarda olabilirsiniz ama ilelebet iktidarda olacağınız anlamına gelmez. Halkımıza karşı sorumluluklarınız var. Biz de muhalefet partisi olarak tabii ki görmüş olduğumuz eksiklikleri burada gelip ifade edeceğiz. Sorumlu bir iktidarın yapması gereken, gerçekçi olmak ve halkımıza karşı samimi olmaktır. Hata yaptığınız zaman “Evet, hata yaptık.” diyeceksiniz ve bu hataları tekrarlamamaktır sizin göreviniz.

Çok somut verilerle ben burada ifade ettim, Sayın Bakana sordum, Sayın Bakan yanıt verecek diye düşünmüştüm. Bakın, daha bugün gayrisafi yurt içi hasıla verileri açıklandı ve yüzde 1,8 azaldık. Neden azaldık? Bunun somut açıklamasını yapabilecek misiniz?

Referandumda çıkacak sonucun tabii ki yeri başımızın üzerindedir ama padişahlık sistemini bu ülkeye getiremeyeceğiniz konusunda halkımıza son derece güveniyoruz. Önümüzdeki günlerde göreceğiz halkımızın ne yanıt vereceğini.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Engin.

Sayın Özel, 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz olduğunu görüyorum, mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Yeni Şafak gazetesinde Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın yazısının AKP’ye ideoloji tarif eden, kendi seçmenine istikamet veren, Cumhuriyet Halk Partisine karşı yapılan haksız saldırıları, hedef göstermeleri organize ve koordine eden akıl almaz bir yaklaşım olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Yeni Şafak gazetesinin bugünkü sayısını elimize aldığımızda, Adalet ve Kalkınma Partisinin Ankara Milletvekili, geçmiş dönemlerde Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı yapmış, Adalet ve Kalkınma Partisinin Kurucu Genel Başkanının “O benim dilim, sözüm, aklımın yarısı.” dediği Aydın Ünal’ın terör sözlüğü gibi bir yazı kaleme alıp, “Terör: Kim kimdir?” diye, sırasıyla “DEAŞ, PKK, DHKP-C, Fetullahçı terör örgütü, PYD” dedikten sonra aynı dizin içinde Cumhuriyet Halk Partisini bir terör örgütü olarak sıraladığını ve içeriğinde de bırakın kabul edilmesini, akılla, mantıkla, izanla bağdaşmayacak değerlendirmelerde bulunduğunu üzülerek okuduk. Bu değerlendirmeler en hafif deyimle partimize haksızlıktır, hadsizliktir, vicdansızlıktır, bir siyasi ahlaksızlıktır.

Bu bahsettiğim yazıyı biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın grup başkan vekiline ve Hükûmetin değerli temsilcisi Sayın Bakana da biraz önce ilettim. Elbette hukuki, yasal haklarımızı arayacağız. Bu, herhangi bir köşe yazısı değil. Bu, AKP’ye ideoloji tarif eden, sahadaki kendi okuruna, seçmenine istikamet veren, partimize karşı yapılan haksız saldırıları, hedef göstermeleri organize ve koordine eden bir akıl almaz yaklaşım.

Şimdi buradan soruyorum AKP Grubuna ve sayın Hükûmete: Bu hadsizliğin, bu haksızlığın, bu vicdansızlığın, bu ahlaksızlığın neresinde duracaklar; karşısına mı geçecekler, yoksa arkasında mı duracaklar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel.

Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 15 Temmuz akşamı aşağıda bir sığınakta bu Parlamentonun iradesini, bir bildiriyi kaleme alırken AKP adına eline kalemi verdikleri Aydın Ünal -biz de orada Cumhuriyet Halk Partisi adına kalemi tuttuk- Cumhuriyet Halk Partisinin darbeye, teröre, FET֒ye tavrını o gün gördü. Dün burada, hem de içerik olarak bu ülkenin beklediğinin çok gerisinde, sadece ve sadece “Acaba bir ayrıma gider miyiz?” diye ortaya koydukları yaklaşıma karşı CHP’nin teröre karşı tavrını gördü. Sayın Bakanlar okudular.

Şimdi, bu ahlaksızlığın, bu hadsizliğin, bu haksızlığın, bu siyasi namussuzluğun yanında, arkasında mı duracaklar, yoksa karşısında mı olacaklar? Bu açıklamayı beklemek hakkımız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Bostancı, buyurunuz.

6.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, kişilerin şahsi fikri olarak kabul edilebilecek ve aynı mecralarda cevaplanması gereken konuların Meclise taşınmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

CHP ve AK PARTİ birbirini yeni keşfediyor değil. Bu Meclis ortamında uzun yıllardan bu yana birlikte Meclisin çalışmalarını yürütüyoruz. Ben Sayın Özel’den bugüne kadar Mecliste böylesine öfkeli bir konuşma, AK PARTİ’ye karşı “Bizi bu şekilde değerlendiriyorsunuz.” tarzında bir değerlendirme duymadım. Mecliste yapılan çalışmalar, konuşmalar zaten AK PARTİ’nin bir parti olarak, bir grup olarak meselelere nasıl baktığına ilişkin kurumsal yapısıyla herhâlde herkese bir fikir veriyor.

Bunun dışında, zaman zaman gazetelerde, sosyal medyada kimi milletvekilleri bazı beyanlarda bulunuyorlar. Esasen bu tür beyanlara itiraz edeceğimiz mecraların yine aynı mecralar olduğu kanaatindeyim. Eğer biz o mecralarda… Nedenini, mantığını burada uzun uzun belki ayrıca tartışabiliriz ama şu konuyla ilgili değil. Burada tartışırsak bu defa, o tartışmaya ilişkin, ayrı bir, grup asabiyelerinin ortaya çıktığı, insanların başka tür tavır ve davranışlar geliştirmek zorunda kaldıkları bir atmosfer doğar. Biz bunu istemeyiz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Siz neresindesiniz?” diye soruyor. Siz neresindesiniz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunu, sadece AK PARTİ’li vekiller, CHP’li vekiller adına demiyorum, bütün vekiller zaman zaman sosyal medyada, çeşitli yerlerde beyanlarda bulunuyorlar. Benim önerim, başka tür mecralarda kişilerin şahsi fikri olarak kabul edilebilecek ve aynı mecralarda cevaplanması gereken konuların Meclise taşınmamasıdır.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Kınıyor musun, kınamıyor musun Naci Bostancı?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz ne diyorsunuz? AKP olarak kabul ediyor musunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bizim, AK PARTİ olarak tavrımız açıktır, bu konudaki değerlendirmelerimiz ortadadır. Cumhuriyet Halk Partisini, ana muhalefet partisini bizim herhangi bir kategoriye koymamız söz konusu değildir. Halktan oy almış bir parti olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum. Tamamlayınız Sayın Bostancı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz neresindesiniz, onu söyleyin. Kınıyor musun, kınamıyor musun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Açık, aleni bir şekilde faaliyetlerini sürdüren, halktan oy alan her tür siyasi parti ve çalışma gibi saygıdeğerdir.

Bizim görüşümüz budur.

Teşekkür ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hâlâ kınamıyorsunuz. Kınamıyorsun, bak, kınamadın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Özel, söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurunuz.

7.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Bakandan, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın Yeni Şafak gazetesindeki değerlendirmelerini kınayıp kınamadıkları konusunda açıklama beklediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Biraz önce, bir Sayın Bakan ve AKP Grubunun kahir ekseriyeti, bir hatibe, bir terör örgütünü kınayıp kınamadığını, bir terör örgütüyle arasına mesafe koyup koymadığını, onu nasıl nitelendirdiğini, kendilerince son derece meşru bir siyasi argüman ve kullanabilecekleri bir hak olarak burada kullandılar. Şimdi, eğer öyle bir hakları varsa aynı hakkı Cumhuriyet Halk Partisi olarak kullanmak isteriz.

Sayın Naci Bostancı, Sayın Bakan; bu içinde kin olan, nefret olan, hedef gösterme olan, dezenformasyon değil misenformasyon olan, apaçık yalan olan bu aşağılık değerlendirmelerin neresindesiniz? Kınıyor musunuz, arkasında mı duruyorsunuz? Bana açıklayın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, mikrofonunuzu açayım, buyurunuz.

8.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Aydın Ünal’ın Yeni Şafak gazetesinde yazdığı hususların AK PARTİ’nin görüşü olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Bunlar partimizin görüşleri değildir Sayın Başkanım.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Kınıyor musunuz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ya, kınıyor musun, kınamıyor musun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Şahıs bir gazetede yazmış, aynı şekilde cevap verilebilir, veriliyor da zaten o mecralarda.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kınıyor musun, kınamıyor musun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ben partimizin duruşunu ve görüşünü açıklamakla mükellefim. Bizim görüşlerimizin olmadığını beyan etmeyi kâfi görüyorum.

Teşekkürler.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yani kınamıyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın milletvekilleri, gazetelerde çıkan…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Adam yazmış işte, çevir çevir oku kardeşim. (CHP sıralarından gürültüler)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Yuh, yuh!

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne bağırıyorsun oradan ya, ne bağırıyorsun!

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – “Çevir çevir oku.” Sen oku, sen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Provoke etme. Bak, Bakanınız bir şey söylüyor.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, Hükûmetin söz talebi vardır.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Konuştuğu lafa bak ya! “Çevir çevir oku.”

BAŞKAN – Sayın Ömer Çelik, buyurunuz efendim, buyurunuz Sayın Bakanım.

9.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Cumhuriyet Halk Partisinin terör örgütlerinin isminin sıralandığı bir liste içerisinde sayılmasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, kendi üslubumuzla…

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Evet, aynen öyle, çevir çevir oku, yetmiyorsa bir daha oku. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, Hükûmetin söz talebi vardır.

Sayın Ömer Çelik, buyurunuz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Müsaade eder misiniz.

Değerli arkadaşlar, kendi üslubumuzla konuşacağımız bir konuyu daha zora sokmayalım. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin ana muhalefet partisidir, Cumhuriyet Halk Partisi 15 Temmuz darbe girişiminde darbe girişimine karşı millî iradenin yanında durmuştur, dün de teröre karşı ortak bildiriye imza atmıştır. O sebeple, Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir şekilde terör örgütlerinin sayıldığı bir listede sayılması doğru değildir, kabul edilemez, bu, net bir durumdur.

Fakat şuna dikkat etmek gerekir: Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin veya herhangi bir partinin demokratik eleştiri içerisinde çeşitli politikalarının eleştirilmesi ile herhangi bir terör örgütü listesinin içerisinde, şu veya bu değerlendirme içerisinde yan yana yazılması aynı şekilde değerlendirilemez. Açık ve net söylüyorum: Herhangi bir şekilde ana muhalefet partisinin, 15 Temmuz darbe girişiminde bu millî iradeye saygıyı göstermiş, dün yaşadığımız sıcak gelişmede teröre karşı ortak bildiriye imza atmış bir partinin terör örgütleriyle aynı listede değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım değildir, hiçbir şekilde kabul edilemez. Fakat şu hususa da dikkatinizi çekmek isterim, bunun dışında bir şey söylüyorum şimdi: Bakın, burada bu ne kadar inciticiyse -ki Cumhuriyet Halk Partisinin bu incinmesini doğru buluyorum, anlayışla karşılıyorum ve bu yaklaşımı reddettiğimi söylüyorum- burada çıkıp da AK PARTİ’nin birtakım değerlerine karşı diktatörlük suçlaması gibi, Türkiye’yi iç savaş ortamına götürme gibi değerlendirmelerin yapılması da aynı üslup bakımından, aynı üslup değerlendirmesi bakımından doğru kabul edilemez. Dolayısıyla, bir tartışmayı yaparken bunu bağlamı içerisinde yapalım, bağlamı içerisinde yürütelim.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Kınayın Sayın Bakan, kınayın ki cevap vermeyelim.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) - Bakın, ben Türkçeyi kullanan birisiyim, Türkçenin kelimelerine hâkimim, söylediğim cümlenin açık bir cümle olduğunu söylüyorum. Açık ve net bir şekilde söylüyorum bunu, değil mi? Yani birbirimizi de tanıyoruz, açık ve net bir şekilde son cümle olarak söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili olarak, ana muhalefet partisinin terör örgütlerinin isminin sıralandığı bir liste içerisinde sayılmasını doğru bulmuyorum, meşru bulmuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Bir milletvekili tarafından Cumhuriyet Halk Partisinin terör örgütleri listesinde gösterilmesini kesinlikle kabul edilemez bulduğuna ve bu davranışı kınadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gazetelerde yer alan köşe yazıları birleşimi yöneten Meclis Başkan Vekili olarak benim ilgi alanıma girmez ancak bu yazıyı yazan eğer bir milletvekiliyse -bugünkü tartışmalara konu olması nedeniyle bunu öğrenmiş bulunuyorum- benim de görüşüm şudur, bir görüş beyan etme ihtiyacını duyuyorum: Terör örgütlerinin bir milletvekili tarafından listelendiği yazıda o örgütler arasına Cumhuriyet Halk Partisini de koymayı kesinlikle kabul edilemez buluyorum, çirkin buluyorum, yakışıksız buluyorum, bu davranışı kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Birleşime saat 14.45’e kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılan konuşmalara devam ediyorduk. En son, İstanbul Milletvekili Sayın Didem Engin konuşmuştu.

Şimdi, konuşma sırası İstanbul Milletvekili Süleyman Sencer Ayata’da. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ayata.

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN SENCER AYATA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; üzüntü, keder, dualarımız, her zamanki gibi kınamamız, lanetlerimiz; bunlarla dolu bir toplumsal yas ortamında konuşmak gerçekten zor. Ama bir yandan da çalışmalarımıza devam etmek durumundayız.

Sadece TÜBİTAK üzerinde duracağım yani tek bir odak var konuşmamızda. Hepimiz biliyoruz, TÜBİTAK Türkiye'nin en önemli kurumlarından birisi. Şöyle izah edebiliriz belki: Günümüzde askerî gücün kaynağı, günümüzde siyasi gücün kaynağı, diplomasinin temel kaynağı ve desteği, her alanda -başta da ekonomi olmak üzere- hepsinin temeli günümüzde AR-GE kuruluşları ve üniversiteler yani en önemli itici güç. Onun için TÜBİTAK dediğimiz zaman böyle bir gözle bakmamız lazım. AR-GE harcamalarının tam yedide 1’ini yapan bir kuruluş.

Şimdi, TÜBİTAK’la ilgili çok teknik bir konuşma elbet yapılabilir. Ben de hasbelkader geçmişte de ilgilendim ama çok teknik bir konuşma yapma günü değil.

Değerli arkadaşlarım, kuruluş amacını kısaca hatırlatayım TÜBİTAK'ın. Nedir? Bilim ve teknolojinin geliştirilmesi, bilim ve teknolojinin geliştirilmesi için AR-GE’nin geliştirilmesi, yenilikçiliğin teşvik edilmesi; bunlar temel amaçları. İşte bu amaçla kuluçka merkezleri, teknolojiler, proje geliştirme, bilgi aktarım merkezlerinin oluşturulması ve geliştirilmesi, başka çok önemli, çok çok önemli hizmetler.

Şimdi, bütün bunlardan amaç ne? Ülkenin rekabet gücünü artırmak, ekonomiyi büyütmek, ülkenin refahını artırmak ve ülkenin uluslararası saygınlığını artırmak.

Şimdi “On beş yılda bir şey yapılmadı.” gibi bir konuşma yapmayacağım. Ben kendim de bir akademisyen olarak bu iktidar döneminde TÜBİTAK'ta yapılan birçok olumlu değişimi, gelişimi yaşadım, ilerlemeyi de gördüm. Bu şekilde bir iddia yürütmeyeceğim. “Hiçbir şey yapılmadı.” dediğimiz zaman her zaman haksızlık yapmış da oluyoruz. Ama buradaki soru şu: Biz kendimizi küresel bir rekabet dünyası içinde düşünüyoruz, ona göre değerlendirme yapmak önemli. Şimdi, o açıdan baktığımız zaman hele hele bu siyasi iktidarın şöyle bir özelliği var yani on beş yıldır bizim gösterdiğimiz ilerleme, bizim gösterdiğimiz gelişmenin neredeyse dünyada emsali yok. Ama, bakın, daha kritik olanı şu: “Onun için dünya bizi kıskanıyor, üstün başarımızdan dolayı, bütün bu belaları da bizim başımıza onun için sarıyor.” Şimdi, bir açıklama var burada. Şimdi, soru da şu: Peki, dünya belki bu belayı sarıyor -ben onu tartışmayacağım- ama bu belanın sebebi bizim üstün başarımız mı? Kritik olan soru bu ve burada TÜBİTAK ve benzer kuruluşlar çok kritik bir yerde yer alıyor.

Şimdi, onun için TÜBİTAK’a 3 açıdan bakalım. Bir: Maddi kaynak boyutu nedir? Ben kıyaslamayı bilerek, madem bu kadar üstün başarı gösteriyoruz, bizden her bakımdan kopmuş olan, gelişen ülkelerle yapmayacağım ama bir emsal ülke var, otuz yıl önce aynı yerdeydik, on beş yıl önce bize yakındı, şimdi bizden tamamen koptu. En ibret verici örnek Kore’dir.

Şimdi Kore’ye kısaca bakacağım. Dünya neden yerinde saymadı, biz nerede kaldık, onu göstermektir önemli olan. Şimdi, Kore’ye bakalım. Kore bundan on beş yıl önce AR-GE için gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 2,2’sini ayırıyor, Türkiye de o tarihte yüzde yarımını ayırıyor. Tebrik edelim, yüzde yarımdan yüzde 1’e çıkmış bizim harcamalarımız, bu güzel ama şimdi, aynı dönemde Kore yüzde 2,2’den yüzde 4,3’e çıkmış. Şimdi, bu tamam, bu rakamlar çok bir şey ifade etmiyor ama miktar olarak bakalım. Bu ülke de bizim 2,5 katımız, ne beklersiniz? Eğer bizim AR-GE harcamalarımız 7 milyarsa Kore’nin de 20 milyar olmasını beklersiniz. Hayır, Kore’nin 72 milyar, tam bizim 10 katımız yani biz 7 milyar ayırırken Kore bugün 72 milyar ayırıyor. Bir de şöyle küçük bir örnek vereyim, biraz eğlenceli olsun: Kore’de Samsung sadece, AR-GE için bizim toplam, toplam, sadece devlet değil, toplam AR-GE harcamalarımızın 2 katını, 14 milyar dolar yatırıyor, tek başına Samsung. Şimdi, buradan bir kıyaslama sonucu elde ediyoruz.

Patent -biliyorsunuz- Kore’de Türkiye’nin 100 katı, 1, 10 değil, 100 katı daha fazla. Ayrıca, biraz önce arkadaşlarımız da dile getirdiler, yüksek teknoloji ürün ihracatında hiç mi hiç başarılı değiliz. Şimdi, bu inkâr edilemez kıyaslamalı bir AR-GE tablosu, başka yerlerle kıyaslayabiliriz filan ama bu inkâr edilemez, karşımızda duran bir şey.

Şimdi, ben burada maddi kaynak açısından görülmemiş bir başarı, aman, dünyada kimsenin erişemediği bir başarı görmüyorum. Onun için, bu kaynak bu miktarlarda tutuldukça biz istediğimiz kadar bütün bütçe konuşmalarında her kurulan, geliştirilen 37 kuruluşun listesini verelim, çok güzel, müthiş bir sandık endüstrisi, orada ilerleme kaydederiz, ben buna inanıyorum, takdir de ediyorum.

Şimdi, peki, kıt kaynak da, kıt kaynak iyi mi kullanıldı, bir ona bakalım. Biliyoruz ki FET֒nün -polemik kullanmayacağım- oraya bir şekilde girmiş olması ve temizlenmesi, tasfiyesi bütün kurumun motivasyonunu altüst etmiş durumda, bunu hepimiz biliyoruz, bağımsız bir araştırma da yaptırılabilir.

Şimdi, ben bu tahribatı yani bu dönemde yapılan büyük tahribatı hiçbir şekilde bir muhalif yazarın, düşünürün görüşlerinden söylemeyeceğim. Üç tane alıntı; birincisi, Sayın Başbakan diyor ki: “Ordu, bürokrasi de bir yana da TÜBİTAK’a yaptığımız atamalar hiç olmamış.” İkincisi, Sayın Bakan diyor ki: “byLock, işten çıkarılan FET֒cü TÜBİTAK çalışanları tarafından gerçekleştirildi.” Hatta ekleme de var burada. Şimdi, daha önemli olan üçüncüsü, Sayın TÜBİTAK Başkanı diyor ki: “Bilim ve teknolojiyi desteklemeye ayrılan kaynakların en az yüzde 20’si FET֒ye gitmiş.” Şimdi, tablo bu yani bu açıkça kaynakların heba edilmesi. Rakamlar ortada, FET֒yle ilişkili TÜBİTAK personeli sayısı 800’lerde veriliyor, bu fark edildi. Peki, fark edilip ne oldu? Onu göreceğiz.

İki: Kurum, profesyonel kurumların değil, bakın, Sayıştayın denetiminden bile geçmiyor. Sayıştaya göre her şey eksik, durum bu. Peki, bu şimdi kaynakların başarılı kullanılması mıdır?

Son olarak da, kısaca, insan kaynağı. Şimdi, hepsinden önemlisi AR-GE’yi yapacak insanlar, TÜBİTAK’ta, bu kurumda çalışanlar ve üniversiteler. Oradaki manzarayı, bakın lütfen gizlemeyelim, hepimiz biliyoruz, hepimiz. Herkes müthiş bir gelecek endişesi içerisinde. İstediğimiz kaynağı ayıralım, o orada duruyor.

Benim sonuç olarak söyleyeceğim şu: Burada çıkalım, boyumuz uzadı diyelim. TÜBİTAK’IN boyu 2 santim uzamış olabilir, Türkiye’de AR-GE de uzamış olabilir fakat dünyaya göre başkalarının çocuklarının boyu, bizimki 2 santim uzarken 5-6 santim uzadı. Onun için sadece kendi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN SENCER AYATA (Devamla) – …çocuğumuza bakıp bizim boyumuzu minare zannetmeyelim. Önerim budur. (CHP sıralarından alkışlar)

Siyasetten el çektirilmedikçe -Sayın TÜBİTAK Başkanı, ben eminim çok iyi niyetlidir, Sayın Bakan da iyi niyetlidir ama- TÜBİTAK özerk bir kuruluş olmadıkça, siyasetin güdümünde kaldıkça bu kaynaklarla hiçbir başarı şansı yoktur TÜBİTAK’ın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayata.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz sırası İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da.

Buyurunuz Sayın Salıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ KAAN SALICI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, önceki gün İstanbul’da gerçekleşen hain terör saldırısında hayatını kaybedenlere başsağlığı, yaralanan yurttaşlarımıza, polislerimize de acil şifalar diliyorum. Umarım, tekrardan olmaz ve Hükûmet bu terör saldırılarını engelleme konusunda daha yoğun bir çaba içine girer.

Değerli arkadaşlar, ben Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Sayın Bakan da karşımda; onun için de doğrudan ona karşı ifade etme imkânımız da olacak.

Şimdi, Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri konusunda bir süreden beri çok gerilimli bir siyaset izleniyor Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti tarafından. Bu izlenen gerilimli siyaset, Hükûmet tarafından, partinin yetkilileri ve Hükûmetin bakanları tarafından yapılan açıklamalara da yansıyor.

Ama tabii, şunu ifade etmek lazım: Uluslararası ilişkiler ya da dış politika, hamasetle ya da iç politika malzemesi hâline getirilerek çözülebilecek bir şey değil ama 2002 yılından beri -ilk birkaç yıl hariç- Adalet ve Kalkınma Partisi dış politikayı iç politikanın temel meselesi hâline getirip, meydanlarda, bizim dışarıda muhatap olduğumuz devlet başkanlarını ismen anarak, bazı yerlerde yuhalatarak dış politikamızı doğrudan miting meydanlarına taşıdı.

Bu bize üzüntü veriyor, biz böyle bir şeyi istemeyiz. Bunun şöyle bir sonucu ortaya çıktı: “Üç bin yıl bile geçse Türkiye Avrupa Birliğine üye olamaz.” diyen Avrupalı siyasetçiler türedi, Adalet ve Kalkınma Partisinin kötü vasıflarını örnek alan kötü Avrupalı siyasetçiler türedi ve onlar da dönüyorlar Türkiye’yi her yaşadıkları seçimde kendi iç politikalarının malzemesi hâline getiriyorlar. En son Avusturya’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağcı aday çıktı ve dedi ki: “Eğer Türkiye Avrupa Birliğine girerse biz Avrupa Birliğinden çıkma konusunu referanduma sunarız.” Yani biz şu anda İngiliz “pub”larında ya da Alman restoranlarında masalarda meze olmuş durumda bir ülkeye dönüşmüş durumdayız ki bu da herhâlde Adalet ve Kalkınma Partisinin istediği o büyük lider ülke Türkiye olmasa gerek.

Şimdi, 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde Avrupa Birliğiyle ilgili bizi de şaşırtan bir siyaset izledi. Tutarlı, Avrupa Birliğine girmeyi hedef aldığını ifade eden, hatta Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye yapılan haksızlıklarda “Gerekirse biz Kopenhag Kriterlerini Ankara kriterleri hâline dönüştürürüz, Maastricht Kriterlerini de İstanbul kriterleri hâline dönüştürürüz.” diyen başmüzakerecileri ve Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ı gördük. Ama devir öyle bir döndü ki bugün Avrupa Birliğindeki ülkelerin tamamı dış mihrak, bunlar Türkiye’nin altını oymaya çalışıyorlar, hatta Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri bol keseden “15 Temmuz hain darbe girişiminin arkasında bu mihraklar vardı.” diye televizyonlarda isim isim sayıyorlar.

Şimdi ben buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Amerika Birleşik Devletleri var mıydı? Bunu çıkın lütfen bu kürsüden ifade edin. Sayın Numan Kurtulmuş Türkiye’de başka konuşuyor, Avrupa’ya ya da Amerika’ya gidiyor, “Elimizde böyle bir kanıt yok.” diyor. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri Hükûmete yakın gazetelerde ve televizyonlarda “Bu işin arkasında Avrupa Birliği vardı, hatta şu şu ülkeler vardı.” diye liste çıkarıyor. Buyurun onu da söyleyin, Avrupa Birliği bu işin arkasında destek olan bir şekilde var mıydı? Biz de Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi gözden geçirme ihtiyacı duyacak mıyız duymayacak mıyız muhalefet olarak bunu sizin ağzınızdan, en azından güvenilir bir kaynaktan söyleyelim.

Sayın Bakan tabii ki bu konuyla ilgili görüşlerini ifade edecektir ama bu sıralar Sayın Bakanın işi zor çünkü Sayın Bakan genellikle Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinden yana mesajlar veriyor ama partinin kurucusu, önceki başkanı, şu anda tarafsızlık yemini etmiş ama taraflı Cumhurbaşkanı Şanghay İşbirliği Örgütünden bahsediyor. Şimdi, bunu da bir açıklığa kavuşturalım. Bizim bir Şanghay İşbirliği Örgütü hedefimiz var mı Sayın Bakan? Yani, biz ya da Hükûmete yakın seçmen, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri bundan sonra çocuklarını okumaya Özbekistan’a, Kırgızistan’a, Tacikistan’a mı gönderecekler; yoksa, “gelişmiş Batı” dediğimiz, “değerler Avrupası” dediğimiz ve dünyada en yaşanabilir kentlerin olduğu Batı ülkelerine turizme ya da çocuklarını okutmaya mı gidecekler? Türkiye’nin bu konudaki vizyonu nedir, bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım.

Aslında, Şanghay İşbirliği Örgütü, bildiğiniz gibi, Avrupa Birliğine alternatif bir örgüt değil, NATO’ya alternatif olabilecek bir örgüt yani daha vahim bir şeyden bahsediyoruz. Yani, bir ekonomik temeli olan bir örgüt gibi değil de daha askerî çerçevede olan bir örgüt. Bizim bu konudaki tavrımız çok açık ve net. Cumhuriyet Halk Partisi değerler Avrupa’sında olmayı, oraya tam üye olmayı, özel statü gibi, herhangi bir şekilde -özellikle Alman Hristiyan Demokratlar tarafından icat edilen- yöntemlerin doğru olmadığını düşünen bir siyaset izliyor. Avrupa Birliğine yakınlaşacak, oradan birilerinin Adalet ve Kalkınma Partisine ya da Türkiye Cumhuriyeti‘ne yönelik yapmış olduğu olumsuz değerlendirmeleri hasmane bir tutumla değil de Türkiye’nin çıkarları, Türkiye’nin geleceği üzerinden bakacak bir siyaseti Cumhuriyet Halk Partisi geçmişte destekledi, bundan sonra da desteklemeye devam eder. Bizim Avrupa Birliğiyle ilişkimiz sadece bazı başkentlerle yapılan bir ilişki değildir. Avrupa Birliğinin, Türkiye’nin ekonomisine de, Türkiye’nin ihracatına da, Kıbrıs sorununa da, Türkiye’de yargı bağımsızlığına da, Türkiye’de parlamenter demokrasinin kökleşmesine de ciddi etkileri vardır.

Hükûmetin gazetelerinde yer almadı ama bundan iki üç gün önce, Avrupa yargı birliği, Türkiye’de HSYK’nın gözlemci statüsünü ortadan kaldıran bir karar aldı. Bu, açıkça şu demek: Biz, HSYK’nın bağımsız olduğunu, siyasetten, Hükûmetten bağımsız olduğunu düşünmüyoruz demek ki, bu Türkiye’ye gelecek olan yabancı yatırımların tamamının önünü keser.

Bakın, arkadaşlar, size AB’yle aramızdaki ticari bağlarla ilgili yani daha somut şeylerle ilgili bir iki rakam vereyim, oradan bunu anlamış olacağız. Türkiye, ihracatının yüzde 49’unu Avrupa Birliğine yapıyor. Bizim, Avrupa Birliğiyle ilişkileri koparmamız demek, çok kolay yapılabilecek bir şey değil. Türkiye’deki yatırımların yüzde 70’i Avrupa Birliğine ait şirketler tarafından, Avrupa Birliğiyle kurulmuş şirketler tarafından yapılıyor. Dünyadaki yatırımların yüzde 49’u, Türkiye’deki yatırımların yüzde 70’i doğrudan burası tarafından yapılıyor. Dolayısıyla, bizim, Avrupa Birliğiyle ilişkileri hamasetle değil, soğukkanlılıkla ele alan bir siyaset izlememiz gerekiyor. Ben de Hükûmeti böyle bir tavır izlemeye davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Salıcı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, Onursal Adıgüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Beşiktaş’taki hain saldırıda katledilen tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum. Ülkemizin başı sağ olsun. Bir kez daha burada ifade etmek isterim ki biz milletvekillerinin halkımıza karşı, yasa yapmak ve terörü kınamaktan daha önemli bir sorumluluğu var, bu ülkede huzuru sağlamak.

Değerli milletvekilleri, Türk Akreditasyon Kurumu bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım fakat Hükûmetin uluslararası değerlendirmelere bakışını ve dün hayretle izlediğimiz Millî Eğitim Bakanının PISA değerlendirmesine bakışını gördükten sonra, dünya standartlarından, kaliteden, ölçme ve değerlendirmeden bahsetmenin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Onun için, Türkiye’nin yakın dönem dış politikasına birlikte bakalım istiyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin hatırladığı, 2004 yılının Aralık ayındaki o meşhur günü hatırlatmak istiyorum. Hani, Ankara’nın, dünya tarihine gündüz vaktinde havai fişek patlatılan şehir olarak geçtiği gün. İşte o gün dönemin Başbakanı şöyle diyordu: “Bayramımız kutlu olsun. Her şey Türkiye için.” Bu sözlerle AB’yle müzakerelerin başladığının müjdesini veriyordu o gün. Bugün, AB karşıtı söylemlerle, devlet yönetmenin ağırlığından ve sorumluluğundan bihaber uygulamalara imza atarak Türkiye’yi hem uluslararası dünyada hem de iç politikada itibarsızlaştıranlar bakın o günlerde ne demişler: “Aydınlık yarınlar için, çağdaş Türkiye için çıktığımız bu yolda AB müzakere süreci için tarih almış bulunuyoruz. Hayırlı olsun.” Kuşkusuz o günler Türkiye-AB ilişkileri için kritik günlerdi ve Hükûmet, AB treninden inmeye daha karar vermemişti; aksine, o dönemin Başbakanı yüz elli yıllık modernleşme tarihine referansla Türkiye'nin Avrupalı olduğunu ifade ediyordu hiç çekinmeden. Ne diyordu dönemin Başbakanı: “Türkiye’yi Avrupalı yapan Avrupa’nın temsil ettiği değerleri, katılımcı demokrasiyi, çoğulculuğu, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, laikliği, düşünce ve vicdan özgürlüğünü benimsemesidir.” diyordu, hatta ve hatta Sayın Başbakan AB konusunda yöneltilen eleştirilere de şunu söylüyordu: “AB’nin temsil ettiği hangi değer Türkiye'nin kabul edemeyeceği unsurlar içermektedir? Demokrasi mi, hukukun üstünlüğü mü, vicdan ve teşebbüs özgürlüğü mü, ekonomik refah mı?” Ben de buradan Sayın Bakana soruyorum: AB’nin temsil ettiği hangi değer Türkiye'nin kabul edemeyeceği unsurlar içeriyor? Demokrasi mi, hukukun üstünlüğü mü, ekonomik refah mı?

Değerli milletvekilleri, Türkiye, kurulduğundan bu yana çok hükûmet gördü ama sanırım, kendini bu kadar hızlı yalanlayanını görmedi. Bir zamanlar “kardeş Esad” vardı, hani bu kardeş Esad’la birlikte televizyon kameraları karşısında aile fotoğrafları veriyordu gülücükler içinde, sonra “kardeş Esad” oldu “hain Esad.”

24 Kasım 2015 gecesini hatırlayın, tarihte bir ilk yaşandı ve NATO üyesi bir ülke, tarihte ilk defa bir Rus uçağını düşürdü. Dönemin Başbakanı çıktı “Emri ben verdim.” dedi, sonra ne hikmetse, çark etti. Bu krizin faturası da her zaman olduğu gibi vatandaşa çıktı. İktidar, Rusya’dan özür dileyerek işin içinden sıyrıldığını düşünedursun bu ülkenin turizmcileri, çiftçileri hâlâ o sözde restlerin bedelini ödüyor.

Değerli milletvekilleri, “Gazze’ye gideceğiz.” dendi ama yıllar geçmesine rağmen bu iddianın sahipleri hâlâ Gazze’ye gidemedi, hatta 2014 yılında “Otorite bizdik, Mavi Marmara’ya biz izin verdik.” diyenler, Mavi Marmara’yla Gazze’ye yardım götürenlere “Siz kalkıp da kimden izin aldınız?” diye bir de fırça attılar. Sonunda da Mavi Marmara’yı 20 milyon dolara kapattılar. Biz de böylece Türkiye'nin itibarının ve 9 insanımızın değeri kaç liraymış, kaç milyon dolarmış gördük ne yazık ki.

Değerli milletvekilleri, ben bugün hem Hükûmet yetkililerine hem de iktidara bir zamanlar vatandaşlık sözü verilen mültecileri bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Daha düne kadar Aylan bebeği ağızlarınızdan düşürmüyordunuz ama bugün vicdanınız dahi sızlamadan çıkmışsınız, binlerce, milyonlarca mülteci çocuğu sınırlara sürmekle tehdit ediyorsunuz ve merak ediyorum bu konuda ne düşünüyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) 18 Martta AB'yle birlikte imzalanan anlaşmanın yanlışlarını iktidara en başından beri anlatmaya çalışıyoruz. Bizler, Kayseri pazarlığı yapmakla övündüğünüz bu anlaşmanın insan haklarını hiçe saydığını o gün sizlere söylerken, sizler, “Millete vize serbestisi geliyor.” diye müjdeler veriyordunuz ama gördük ki, bugün sonuç ortada, verdiğiniz sözleri de müjdeleri de unuttunuz.

Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz bu süreçte bir de “Şanghay” diye tutturmuş gidiyorsunuz, Şanghay aşağı Şanghay yukarı. “Şanghay, AB'ye alternatif olabilir mi?” sorusunu size sormuyorum, onu bir kenara bırakıyorum. Zaten geçen hafta Sayın Başbakan da çıktı, “Şanghay, AB'nin alternatifi değildir.” dedi. Bizim haftalardır söylediğimize dönüp gelmeniz tabii ki sevindirici. Ama diğer taraftan da sormak istiyorum: Madem Şanghay alternatif değildi de bu milleti niye oyalıyorsunuz?

Diğer taraftan, sizlerin de çok iyi bildiği gibi, dış politikayı yönetmek bir ciddiyet ve sorumluluk ister. Bu ülkenin çocuklarının ve gençlerinin geleceği üzerinden restleşerek dış politika yönetemezsiniz. Başka bir deyişle, en iyi yaptığınız şeyi yapıyorsunuz, sorumluluğu üzerinizden atmaya çalışıyorsunuz. Ama unutmayın ki, bugün Aladağ’da 11 çocuk yanarak öldüyse bunun sorumlusu sizsiniz, çünkü gerekli denetimleri yapmadınız, bu ülkenin çocuklarını cemaatlerin ve tarikatların kucağına mahkûm bıraktınız. Eğer bugün Türkiye'de çocuklar okuduklarını anlayamıyorsa bunun sorumlusu da on dört yıldır iktidarda olan sizlersiniz. Hiç öyle sizden öncekilere de çamur atmaya çalışmayın. Okuduğunu dahi anlamayan bu çocuklar siz iktidara geldiğinizde sadece 1 yaşındaydı. Eğer bugün bu ülkenin babaları 20’li yaşlarındaki evlatlarını toprağa gömüyorsa bunun sorumlusu da sizsiniz. Böyle bir süreçte “başkanlık” diye tutturan aklınız da, sisteminiz de yerin dibine batsın!

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıgüzel.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, söz sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Hüsnüye Erdoğan, Konya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İstanbul’da mübarek Mevlit Kandili arifesinde meydana gelen hain terör saldırısındaki şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar, ailelerine ve milletimize sabrıcemil ve metanet diliyorum. Konya’da bugün öğle namazını müteakip ebedi yolculuğuna uğurlanan şehitlerimiz Metin Düzgün, Oğuzhan Duyar ve 6 aylık Elif ve Erva’nın babası Emre Horoz’a da Allah’tan rahmet diliyorum. Allah şehadetlerini kabul eylesin.

Herkes şunu iyi bilsin ki, meydanları bu alçaklara, bu hainlere asla bırakmayacağız ve mutlaka hepsinin hesabını tek tek soracak, köklerini kazıyacağız.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının 2017 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. AK PARTİ iktidara gelir gelmez Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulamaya koymuş, SSK ve devlet hastanelerini tek çatı altında toplamıştır. Genel sağlık sigortasının hayata geçirilmesiyle sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşmış, kurumlar arası hastane ayrımı tarihe karışmıştır; mevcut sağlık hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak standartları yükseltilmiş, sosyal devletin bir gerekliliği olarak, insanlarımızın, gelişmiş ülkelerde bile karşılanmayan sağlık harcamalarının karşılanması ve herkesin eşit şekilde tedavi alması için tüm imkânlar seferber edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, koruyucu hekimliğin de önemli olduğunu bilmekte ve sağlık politikalarını buna göre belirlemektedir. 2005 yılında başlatılan ve 2010 yılında ülkemizin tamamına yayılan aile hekimliği uygulamasıyla da sorunlar en aza indirgenmiş, birey merkezli tıbbi takip, tedavi ve bakım sistemine geçilmiştir.

Ülkemizin yaşadığı 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra OHAL kararnamesiyle GATA ve bağlı eğitim hastaneleri, askerî hastaneler ve bağlı sağlık kuruluşları Sağlık Bakanlığına devredilmiştir.

Bu hastanelerde sağlık hizmetleri eskisinden de güçlü olarak devam ettirilmiş, Sağlık Bakanlığı bünyesinde bir hizmet birlikteliği oluşturulmuştur. Ayrıca, FET֒yle bağlantılı olarak 35 sağlık kuruluşunun da devri tamamlanmış, bunlardan 16’sı hemen hizmete açılmıştır. Vatandaşlarımız bu kurumlarda ücret ödeyerek hizmet alırken, şimdi daha kaliteli sağlık hizmetine hiçbir ücret ödemeden ulaşmaktadır.

Bu güzel gelişmeler olurken, maalesef, sınır ötemizde mezhebî ve etnik savaşların körüklendiğine üzülerek şahit olmaktayız. Temel insani ihtiyaçların karşılanamadığı, sivillerin yaşama haklarının elinden alındığı Suriye’de, durum her geçen gün daha kötüye gitmektedir. İlaç sıkıntısı, yeterli sağlık personelinin olmaması yetmiyormuş gibi, hastane ve ambulansların bombalara hedef olması ve tıbbi altyapının çökertilmesi insanlığa karşı işlenen bir suçtur.

Daha birkaç gün önce kuşatma altındaki Halep’te 7 çocuğunu kaybetmiş bir annenin sokak sokak doktor ararken son nefesini verişine hepimizi üzülerek şahit olduk. Bu zulümden kaçıp ülkemize sığınan savaş mağduru kardeşlerimiz için, Sağlık Bakanlığımız süratle organize olarak 3 milyon Suriyeli kardeşimize ücretsiz hizmet vermiştir. Hizmetlerin hızlı ve etkin bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşması için göçmen sağlığı merkezleri oluşturulmuştur. Yine sınır ötesinde yürütülen Fırat Kalkanı operasyonu dâhilinde Cerablus’ta 70 sağlık personeli konuşlandırılmış, 4.320 hasta muayene edilmiş, 581’i Türkiye’ye getirilerek tedavisine başlanmıştır. Görüldüğü gibi her alanda sağlık hizmeti devam etmektedir ve standartları artarak devam etmektedir.

Sözlerimi Hazreti Mevlâna’nın bir sözüyle tamamlamak istiyorum: “İnsan, değer bakımından arştan da üstündür.” O değerli varlığın hayatını ve sağlığını korumak da bizim görevimizdir. Milletimize ve sizlere sağlıklı, afiyetli günler diliyor, bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Yılmaz Tezcan, Mersin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tezcan.

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TEZCAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığı 2017 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, cumartesi günü Beşiktaş’ta gerçekleştirilen alçak, hain ve şerefsiz terör eylemini bir kez daha lanetliyorum. Millet olarak, genciyle, yaşlısıyla, polisiyle, askeriyle meydanı bu kahpelere bırakmayacağız. Polisimizin yanındayız, polisimizin yanındayız ve polisimizin yanındayız. Bu vesileyle şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ayrıca âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamber Efendimiz’in aziz ve şerif doğum yıl dönümü olan Mevlit Kandili’ni de tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri olarak bizler, sağlık alanında her zaman “önce insan, herkes için sağlık” düsturuyla hareket ettik. Sağlık Bakanlığımızın 2017 yılında gerçekleşmesi öngörülen bütçesi toplam 64 milyar 43 milyon Türk lirasıdır. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı sağlık göstergeleri açısından incelediğimizde, biliyorum ki bu rakamları hem ben hem Sayın Bakanımız hem de değerli milletvekili arkadaşlarımız paylaştılar, paylaşacaklar ama buradan bunu paylaşmakta ben de beis görmüyorum. Özellikle 2002 yılında, doğumda beklenen yaşam süresinin 72 yıldan 78 yıla çıktığını biliyoruz. Anne ölüm oranı, 100 bin canlı doğumda 64’ten 14,7’ye düşmüştür. Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı yüzde 39,5’tan yüzde 72,3’e çıkmıştır.

Halk sağlığı hizmetleri olarak uyguladığımız sağlıklı yaşam kültürünü teşvik programlarından tütünle mücadele programına dikkat çekmek istiyorum. Türkiye, tütünle mücadelede, Hükûmetin sergilediği kararlılık ve liderlik sayesinde model bir ülke olmuştur. Tütünle mücadele programında dünya 1’incisi olduk. Vatandaşlarımıza daha kapsamlı teşhis ve tedavi imkânları sağlıyoruz. Kapsamlı onkoloji merkezi 2002 yılında sıfır iken 2016 yılında 13’e yükseldi. Onkoloji tanı ve tedavi merkezi 2002 yılında sıfır iken 2016 yılında 33’e yükseldi. Radyoterapi merkezi 2002 yılında sıfır iken 2016 yılında 47’ye çıktı. Tıbbi teknoloji kapasitesini artırdık. Bunu rakamlarla açıklarsak MR sayısı 2002 yılında 18 iken 2016 yılında 290’a çıkmıştır, tomografi sayısı 120 iken 516’ya çıkmıştır, Linac radyoterapi sayısı 2002 yılında 0 iken 2016 yılında 57’ye çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir onkolog olarak, kanserle mücadele konusunda AK PARTİ hükûmetlerinin eline su dökülemez. Bu bağlamda, tıbbi ekipmanlara yapılan yatırımlar, açılan onkoloji ve radyoterapi merkezleri sayesinde kanserin erken teşhis, tedavi ve hastalarımızın bu merkezlere ulaşılabilirliği en iyi noktadadır. Kanserle mücadele programlarını geliştirdik. Yılda 5 milyon vatandaşımıza ücretsiz kanser taraması yapıyoruz. Her yıl yaklaşık 22 bin kişiyi erken evrede teşhis etmeyi başardık.

Sayın milletvekilleri, Mersin’imize yaptığımız ve yapacak olduğumuz bazı sağlık yatırımlarını da buradan değerli Mersinli hemşehrilerimle paylaşmak istiyorum. Özellikle, yakında açacağımız 1.294 yataklı şehir hastanesi ve Mut devlet hastanesi; ilk defa açılacak, ilk olacak bu şehir hastanesinin açılmasında desteklerini esirgemeyen Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza, Sayın Sağlık Bakanlarımıza ve teşkilatımıza çok teşekkür ediyorum. Mersin’imize ayrıca çeşitli hastaneler yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, sağlık açısından akılda kalması kolay birkaç tane mesajı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi, özellikle, doğal beslenme uzmanları olmalıyız. İkinci mesajımız: Yiyecek ve içeceklerimizin içindeki katkı maddelerini çok iyi araştırmalı, sağlıklı ve helal beslenmeyi tüm çevremize öğretmeliyiz. Kendimizi, genç ya da ihtiyar, kadın ya da erkek ayrımı yapmadan, suni mazeretler üretmeden her gün, her an eğitmeli ve sürekli geliştirmeliyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle 2017 yılı bütçemizin milletimize, ülkemize ve Mersin’imize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Hatice Dudu Özkal, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özkal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2017 bütçesiyle ilgili AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, geçtiğimiz cumartesi akşamı İstanbul’da Çevik Kuvvete yapılmış olan bombalı menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum. Saldırılarda şehit düşen 44 canımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Terörün toplumumuzu sindirme, yıldırma ve korkutma çabası, halkımızın birlik ve bütünlüğünü, düzenini bozma gayretleri boş ve sonuçsuz bir gayrettir. Bu saldırıyı gerçekleştiren maşaların ve arkalarındaki şer güçlerin amaçlarına hiçbir zaman ulaşamayacaklarını bir kez daha vurgulamak istiyorum. Türkiye, DAEŞ, PKK, FETÖ gibi terörist gruplarla bugüne kadar kararlılıkla mücadele etmiştir ve etmeye de devam edecektir, bu böyle bilinmelidir.

Değerli milletvekilleri, kuruluşu bulaşıcı karantina hastalıklarının yayılmasını önlemek amacıyla, Genel Müdürlüğün tarihçesi 1839 yılında kurulan Meclis-i Umur-u Sıhhiyeye kadar uzanmaktadır. Sağlık Bakanlığının dünyaya açılan penceresi olan Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, uluslararası önemi haiz halk sağlığı risklerinin ülkemize girmesini önlemek amacıyla, uluslararası giriş noktalarında gerekli her tür sağlık tedbirini almak, halk sağlığını etkileyecek etkenlere karşı alınacak kontrol önlemlerini belirlemek ve uygulamakla görevlidir.

Ulusal ve uluslararası anlaşmalar ve sözleşmelerden kaynaklanan yetkilerini kullanarak görevlerini yerine getiren ve Osmanlı’dan bugüne kadar yaklaşık iki asırdır kesintisiz hizmet vermekte olan Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, geçtiğimiz yıllarda ve günümüzde, küresel salgın hastalıklarda uyguladığı acil müdahalelerle ülkemizin önemli bir kamu kuruluşu olduğunu ortaya koymuştur.

Kurum, sağlık denetimleri, seyahat sağlığı hizmetleri, tele sağlık hizmetleri, gemi adamları sağlık işlemleri gibi hizmetleri yerine getirmektedir.

Kurum, sağlık denetimleri hizmetleri kapsamında, uluslararası önemi haiz halk sağlığı risklerinin ülkemize girmesini önlemek amacıyla, uluslararası giriş noktaları ve boğazlarda gerekli her tür sağlık tedbirini almakta ve uygulamaktadır. 2016 yılında Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü tarafından 31.797 gemiye serbest pratika, 31.350 gemiye patenta verilmiş, ayrıca 2.715 gemiye de gemi sağlık sertifikaları düzenlenmiştir.

Seyahat sağlığı hizmetleri kapsamında yurt dışına seyahat eden vatandaşlarımıza karşılaşabilecekleri sağlık riskleriyle ilgili bilgilendirme yapılmış, 47.934 kişiye seyahat sağlığı hizmeti verilmiştir. 26.565 sarıhumma aşısı, 10.175 tifo aşısı uygulanmış ve 167.420 adet sıtma ilacının dağıtımı yapılmıştır.

Tele sağlık hizmetleri kapsamında 2016 yılında 1.179 kişiye uzaktan sağlık hizmeti ve yardımı verilmiştir. Gemi adamı sağlık işlemlerinde hizmetler kapsamında 38.569 kişiye gemi adamı sağlık sertifikası düzenlenmiştir. Ayrıca, elde edilen gelirlerle de Sağlık Bakanlığının belirlediği hastanelere tıbbi cihaz alımları yapılmaktadır.

Bu vesileyle, cumhuriyet tarihimizdeki gizli devrimlerden olan, sağlıkta dönüşümü gerçekleştiren başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Başbakanımız, Bakanımız ve tüm emeği geçen sağlık personeline, çalışanlarına milletimiz adına teşekkür ederim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Lütfiye İlksen Ceritoğlu Kurt, Çorum Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ceritoğlu Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİYE İLKSEN CERİTOĞLU KURT (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığımızın ilgili kuruluşu olan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 10 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Beşiktaş’ta görevi başındaki polislerimizi hedef alan hain ve kalleş bombalı saldırıyı düzenleyen terör örgütünü ve bu işin içinde kim varsa, bundan nemalanıyorsa hepsini lanetliyorum. Başta hemşehrim Mehmet Zengin olmak üzere aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletime başsağlığı diliyorum.

Millî Mücadele’nin devam ettiği 1920’li yıllardan başlayarak çeşitli adlar altında görev yürütmüş olan kuruluş, 2012 yılı itibarıyla ilaçlar, ilaç üretiminde kullanılan etken ve yardımcı maddeler, ulusal ve uluslararası kontrole tabi ürünler, ileri tedavi ürünleri, kozmetik ürünler, homeopatik tıbbi ürünler, özel amaçlı diyet gıdalar hakkında düzenleme yapmakla görevli, Bakanlığa bağlı, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz düzenleyici, denetleyici, yönlendirici politikalar geliştirme, uygulama ve insan sağlığına hizmet etme görevini yürütmektedir. Kurumda çalışan personelin yüzde 53’ü lisans, yüzde 28’i yüksek lisans, yüzde 9’u da doktora mezunu olup 326 eczacı ve 150 uzmanlaşmış personelle görev ve yetkilerinin bilincinde adımlar atmaktadırlar. Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun halkımızın etkili, kaliteli ve güvenli ilaca erişimini sağlamak temel misyonudur. Bu maksatla ilaçların ruhsatlandırma süreci büyük bir titizlikle yürütülmektedir. 2012 yılından 2016 yılı ilk on bir ayına kadar olanki dönemde 3.947 beşerî ürün ruhsatnamesi düzenlenmiştir.

Geleneksel bitkisel tıbbi ürünler açısından ülkemiz hepinizce malum olan florası gereğince avantajlı bir konumdadır. Bu yüzden, kurumumuz bitki kaynaklarımızın doğru kullanılarak standardize ilaç etkin maddesi elde edilmesi, bunların ürüne dönüştürülmesi, ülkemiz iç pazarında ve dünya pazarında hak ettiği yeri alması adına çalışmalarını sürdürmektedir. Bu konuyla ilgili paydaşları olan Tarım Bakanlığı ve Orman Bakanlığıyla da görüşmelerini devam ettirmektedir.

Konunun ekonomik ve mesleki önemi nedeniyle tüm eczacı vekiller olarak iş birliği içinde çalışmalara destek verdiğimizi belirtmek isterim.

Eczacı Yerleştirme Sistemi’yle eczanelerin açılışında ve dağılımında çok daha etkin bir planlama yapılmaya başlanmıştır. Bu sayede sağlık hizmeti veren eczanelerin belli bölgelerde yığılmaları yerine tüm uç noktalara kadar ulaşıp halka hizmeti, ilaca erişilebilirliği yükseltmek hedefimizdir.

Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik’le ikinci eczacı istihdamının önü açılmıştır. Bu sayede fazla reçete ve ciro yapan eczanelerin ikinci eczacı ataması zorunlu kılınmış, eczacıların ilaç danışmanı rolünü yani görevlerini yapması sağlanmıştır. Muvazaa konusunda gerekli mevzuatın oluşturulup saha ekiplerimizin eğitimleri de tamamlanmıştır. Hükûmetimizin eylem planında açıklandığı üzere, eş değeri olan ithal ilaçların yerli üretime döndürülmesiyle ilgili bir çalışma başlatılmıştır. Bu hususta Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzca kararlar alındı. Sürecin sonunda, inşallah, 2 milyar 691 milyon TL’lik ithal ilacın yerli üretime dönmesi hedefleniyor.

Akılcı ilaç kullanımının yaygınlaştırılması kapsamında 6 başlık 20 hedef ve 99 faaliyetten oluşan projemiz çerçevesinde 2012 itibarıyla başta antibiyotikler olmak üzere, ilaçların doğru kullanımı hedeflenmektedir. Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Ulusal Bilgi Bankasıyla ülkemizde imal ve ithal edilen ürünlerin kayıt altına alınarak vatandaşın güvenli ürüne erişimi sağlanmıştır.

İlacın profesyonelleri olan eczacılar aracılığıyla vatandaşa ulaştırılmasında olduğu gibi, dünyada ilk olarak tıbbi cihazların da profesyonelleri tarafından güvenli bir şekilde vatandaşa ulaştırılmasına yönelik Tıbbi Cihaz, Satış, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği çıkarılmıştır.

Ülkemizde kaliteli ürün, üretimin teşvik edilen yüksek teknolojiyle geliştirilmesine katkıda bulunmak, güvenli ürüne erişmek, kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek, tıbbi cihazlar ile kozmetik ürünü kayıt altına almak adına Ürün Takip Sistemi Projesi başlatılmıştır.

Halkın sağlığıyla oynayan kaçak, sahte ilaç satışı yapıldığı tespit edilen 1.273 web sitesinin erişimi engellenmiş, kaçak sahte satış ilacı yaptığı tespit edilen 209 web sitesine ise suç duyurusunda bulunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli vekiller; sağlık alanında ilaç sektörünün ilerlemesi, yerli üreticilerin teşvik edilmesi, sağlık meslek etiğinin korunması, hedeflenen yerli millî üretim seviyesine ulaşılması, kendi kendine yeten Türkiye'nin ilerlemesi için Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumunun 2017 yılı bütçesinin ülkemize, sağlık sektörüne, halkımıza hayırlı olmasını diliyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ceritoğlu Kurt.

Söz sırası, Tekirdağ Milletvekili Ayşe Doğan’da.

Buyurunuz Sayın Doğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE DOĞAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı 2017 yılı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, diğer konuşmacılarımız gibi ben de İstanbul’da iki gün önce yapılan hain saldırıyı lanetliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ iktidarımızda hayata geçirdiğimiz Sağlıkta Dönüşüm Projesi neticesinde ülkemiz sağlık alanında çağ atlamıştır. Sağlık Bakanlığımız, 2002 yılından önce, acil servislerde rehin kalan vatandaşlar, saatlerce ambulans beklerken hayatlarını kaybeden insanlar, sabah ezanından itibaren ilaç kuyruklarında çile çeken hastalar ve daha birçok skandalla anılmaktaydı; şimdi, yurt dışından hasta kabul ederek gerek hastanelerde hastaların fiziksel durumları gerek hastanelerimizin teknolojisi gerekse personel kapasiteleri olarak yüz akı bir kurumumuz hâline gelmiştir.

2002 yılından sonra sağlık alanında yapılan çalışmalardan özetle bahsetmek gerekirse: Ülke çapında 18 olan MR sayısı 290’a, 121 olan BT sayısı 516’ya, 1.500 olan diyaliz cihazımızın sayısı 5.115’e çıkarılmıştır. Ülkemizde yine 2002 yılından sonra, 10 robotik cerrahi merkezi, 33 onkoloji tanı ve tedavi merkezi, 47 radyoterapi merkezi ve 20 perinatal merkezi kurulmuş ve hastalarımıza hizmet vermeye başlamıştır.

Eskiden 4-6 kişilik koğuş tipi hastanelerde şifa bulmaya çalışan hastalarımız, şimdi ise modern, teknolojik ve hasta odaklı hastanelerimize kavuşmuştur. Bu bağlamda, 2003 yılında yüzde 39 olan hasta memnuniyet oranı 2016’da yüzde 73’e çıkmış ve hastaların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak için ülke çapında Merkezî Hastane Randevu Sistemi uygulanmaya konulmuştur.

Hâlihazırda, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, 89 genel sekreterlik ve ağız diş sağlığı merkezleri dâhil olmak üzere 864 hastaneyle sağlık hizmeti vermeye devam etmektedir. Sağlığımızın neferi olarak hizmet veren hekim sayımız 2016 itibarıyla 87 bine ulaşmış, bunun yanında yardımcı sağlık personelimiz 260 bin sayısına ulaşarak AK PARTİ iktidarları döneminde sağlık alanında gerçek bir devrim yapılmıştır. Ülkemizde son on dört yılda, bu anlattıklarıma ilave olarak hastanelerin tek çatı altında toplanması, sağlık turizminde önemli çalışmalar yapılması ve hava ambulans merkezlerinin kurulması bizleri gururlandırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Hükûmeti kendi gelenek, kültür ve medeniyetimizden aldığı ilhamla milletimizin bizi iktidara taşıdığı günden bu yana tüm vatandaşlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın yanında olmuş ve olmaya devam edecektir. “İnsanı yücelt ki devlet yücelsin.” anlayışını benimsemek suretiyle hastalarımızın, vatandaşlarımızın sorunlarını kendi meselemiz olarak gördük ve görmeye devam edeceğiz.

Sağlık alanında önemli katkılar sağlayacak olan 2017 bütçemizin hayırlı olmasını diliyor ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma sırası Tokat Milletvekili Celil Göçer’de.

Buyurunuz Sayın Göçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CELİL GÖÇER (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul’da Beşiktaş’taki hain saldırıdan dolayı üzüntülerimizi ifade ediyorum. Cenab-ı Hak milletimize sabır versin, başsağlığı diliyorum. İnşallah, bu tür acılar bir daha yaşanmaz.

Elbette, AK PARTİ, sağlık politikalarına insancıl bir bakış açısıyla bakar. Kalkınmanın temelinde insan vardır, her şey insan içindir; bütün kurumlar, siyaset de dâhil olmak üzere, parti dâhil olmak üzere insanın mutluluğu içindir. Bu anlamda, Sağlık Bakanlığımızın bütçesinin de geçen yıla göre yüzde 20 artırılması Hükûmetimizin politikalarında sağlığa ve insana ne denli önem verdiğini de burada göstermiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, tabii, pek çok örnek var sağlıkta ülkemizin geldiği noktayı anlatacak, bir tanesini ifade etmek istiyorum. Çocukluğumda, babamın görevi sebebiyle yurt dışındaydım, hayatımda unutamadığım tablolardan bir tanesidir; bir yaralıyı helikopter ambulans geldi, aldı, kaldırdı. 10 yaşındaydım, o bende derin izler bıraktı. Şimdi, şu gün baktığımızda, sadece memleketimden, Tokat’tan ileri tedavi ihtiyacı olan 50 kişi, 50 hastamız, 50 insanımız helikopter ambulansla, uçak ambulansla sevk edilmiştir.

Pek çok rakamlar vardır, bunları ifade etmeye gerek yok. Benden önce konuşan, meslektaşım olan CHP’li milletvekili arkadaşımız birtakım örnekler verdikten sonra şunu söyledi: “AK PARTİ’nin sağlıkta geldiği nokta bu, daha ne söyleyeyim!” Tabii, değerli meslektaşım yenidoğan profesörü; ben pek çok rakamı ifade etmek yerine sadece bebek ölüm hızını anlatayım, ona göre, nereden nereye geldiğimizi anlatmak, zannediyorum, yeterli olacaktır. AK PARTİ’den önce, bin canlı doğumda 31,5 ölüm varken bugün 7,6. Şimdi, şunu merak ediyorum ben tabii: Muhalefetten milletvekili olmak acaba her şeye siyah gözlüklerin arkasından bakmak mıdır? Eleştirilebilir, muhalefetin doğal görevidir ama iyi yapılan şeylere de “Allah razı olsun.” demek yakışmaz mı? İnsan olarak da milletvekili olarak da bu güzel kaçmaz mı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli hocamız, meslektaşımız insan hayatına çok önem veriyor, “Bütçeyi falan bırakalım, saldırıda bir kişi yaşasın, biz her şeyi bırakalım.” Son derece doğru, biz de zaten bunu söylüyoruz. AK PARTİ milletvekilleri olarak bir kişi yaşasın biz siyaseti bırakalım, eğer bunun için gerekiyorsa, biz siyasete bu anlamda meraklı değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama, lütfen, yapılan bu çalışmaları… Bakın, rakama vurduğumuzda, 1 milyon 325 bin doğum var, AK PARTİ öncesinde 31,5; hesap ettiğinizde 41 bin bebek ölümü oluyordu ama bugün sayı 7,6; 10 bin. İnşallah, Bakanlığımızın çalışmalarıyla bunlar çok daha düşecek. Sayın milletvekilimizden, meslektaşımızdan bundan dolayı Hükümetimize “kırk bin kere teşekkür”, “maşallah”, “Allah razı olsun” demesini beklerdim, siyaset bunu gerektirir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, fırsat bulmuşken tabii, sağlıkta şiddet konusunu da kısaca ifade etmek istiyorum. Bakanlığımızın bu konuda pek çok çalışması var sağlıkta şiddetin önlenmesiyle ilgili çünkü sağlık çalışanları son derece özverili bir şekilde bu görevi yerine getiriyorlar. Sağlıkta şiddetin önlenmesiyle ilgili de son derece güzel çalışmalar var, onları da ben size kısaca ifade etmek istiyorum. Bu konuda farkındalığın oluşturulması için “Şiddetin Her Türlüsüne Karşıyız” sloganını içeren afişler hazırlanmıştır, gönderilmiştir, dizi ve senaryolarda bu konuya ağırlık verilmektedir, televizyon ve gazete genel yayın yönetmenleriyle bu konuda duyarlılık çalışması yapılmaktadır, sağlık çalışanlarının her zaman yanında yer alınmıştır çünkü biz bu başarıyı, bu destanı sağlık çalışanlarımızla beraber yazdık, onlara buradan teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz perşembe günü, 8 Aralıkta bir televizyon dizisi, ismi de “Cesur Yürek” belki izlediniz, bilmiyorum, orada şöyle bir sahne var: Bir kişi elinde tabancayla ameliyathaneye giriyor ve diyor ki: “Ya babamı yaşatırsınız ya da siz de ölürsünüz.” Bakın, ben medyaya, televizyona, senariste buradan seslenmek istiyorum: Bu, en hafif tabirle şiddete çağrıdır, çok kötü bir örnektir. O anlamda, bütün halkımızın, basın-yayın organlarımızın sağlık çalışanlarımızın yanında, halkımızın yanında yer alması lazım ve duyarlılık içerisinde olması lazım.

Yüce Meclisi Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Göçer.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında beni kastederek her şeye siyah gözlüğün arkasından baktığımı, kötümser bir tablo çizdiğimi ifade etti, sataştı.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – İsmi geçmedi ki, ismi geçmedi.

SALİH CORA (Trabzon) – İsim söyledi mi? Genel Kurula hitap etti Sayın Göçer.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yenidoğancı olduğumu, meslektaşım olduğunu açıkça ifade etti.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Tokat Milletvekili Celil Göçer’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, şimdi, işi ehline bırakacaksınız, işin ne olduğunu bileceksiniz ve kimsenin günahını almayacaksınız. Bakın, biz bugüne kadar hiçbir zaman buraya dersimizi çalışmadan çıkmadık.

SALİH CORA (Trabzon) – Görelim, görelim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sayın KBB Profesörü olan meslektaşım, benim kendi mesleğimle ilgili bilmediğiniz konulara girdiniz, şu tabloya bakmanızı istirham ederim. Bebek ölüm hızları 1945 yılından beri elimizde var. Kim veriyor bunları? Dönemin hükûmetleri, ta bugüne kadar. Yıl 1945, bebek ölüm hızı yaklaşık binde 250 ve şu sert düşüşleri görüyor musunuz değerli meslektaşım, bunların hepsi sizden önce oldu, bunların hepsi doktorların, hemşirelerin, ebelerin el birliğiyle çalışmasıyla oldu. 1945’ten bugüne kadar bir kere, sadece bir kere bebek ölüm hızı yükseldi, o da sizin döneminizde.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hocam ne kadar yükseldi?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – 600 bebek fazladan öldü Hocam, hesabı meydanda.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayı… 2001’de kaç bebek ölüyordu?

SALİH CORA (Trabzon) – Nüfusa göre değerlendirsene.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin döneminizde, 2012 yılında, 2013’ü kapsayan döneme baktığımızda, tam tamına 600 bebek fazladan ölmüş oldu. Aynı şey anne ölüm hızları için geçerli, yine anne ölüm hızları ilk defa bu ülkede, bu tarihte ilk defa sizin döneminizde yükseldi ve fazladan 6 anne doğuma bağlı sebeplerden öldü.

SALİH CORA (Trabzon) – Böyle bir hesap olmaz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer bunun yanlış olduğunu söyleyen varsa işte Sağlık Bakanı burada, buyursun size izah etsin.

SALİH CORA (Trabzon) – Sağlık Komisyonu Başkanımız burada, o da söylüyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Hayır, bizim dönemimizde hiçbir zaman yükselme olmadı.” desin, ben de çıkıp buradan özür dileyeyim. Herkes bildiğini konuşacak.

SALİH CORA (Trabzon) – Hocam, Sağlık Komisyonu Başkanımız bahsetti.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bilmeden konuşmayacaksınız, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma sırası Karaman Milletvekili Recep Şeker’de…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, sataşma var Celil Bey’e.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Şeker…

CELİL GÖÇER (Tokat) – Efendim, bu konuyu…

BAŞKAN – Buyurunuz, dinliyorum sizi.

CELİL GÖÇER (Tokat) – Sayın Başkanım, bu konuyu bilmeden söylediğimizi, fikir sahibi olmadan söylediğimizi ifade ederek sataşmıştır, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Göçer. Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

5.- Tokat Milletvekili Celil Göçer’in, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

CELİL GÖÇER (Tokat) – Değerli meslektaşım, elbette doğruları ortaya koyalım. Burada rakamlar hiçbir şekilde yalan söylemez. Tabii ki biz buraya çıkarken bir hazırlıkla geldik, rakamları alarak geldik. Elimizdeki rakamları, hemen konuşmadan önce Sağlık Bakanlığımızın genel müdüründen -ki o genel müdür arkadaşımız da yenidoğan profesörüdür- aldım; tek tek okuyayım, siz bu rakamlara göre bildiğinizi yine söylersiniz, efendim.

2007 yılında bebek ölüm sayısı, tüm haftalar -28 haftayı saymıyoruz- 21.713; 2008’de 19.485, 2009 yılında 17.127, 2010 yılında 13.025, 2011 yılında 12.207, 2012 yılında 12.311, 2013’te 13.148...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İşte yükselmiş.

CELİL GÖÇER (Devamla) – ...2014’te 13.712...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İşte yükselmiş, okuduğunuzu anlayın.

CELİL GÖÇER (Devamla) – ...2015’te 13.309.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gördünüz mü, duydunuz mu?

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Yükselmiş.

CELİL GÖÇER (Devamla) – Rakamlar budur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İşte yükselmiş, 600 bebek ölmüş.

CELİL GÖÇER (Devamla) – Eğer bebek ölüm haftasını 28 hafta ve üzerinde olarak ayırt ediyor iseniz, orada rakamlar benzer şekilde gösterilmektedir. Yani, rakamları söyledim, takdir yüce heyetindir.

Saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Göçer.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, ben teşekkür etmek için söz aldım, beni doğruladığı için. Yıl yıl rakamları verdi, ben de verecektim, çok teşekkür ediyorum. Bebek ölüm hızında ben oransal artışı söyleyecektim ama rakamsal artışı, daha çarpıcı bir şekilde ifade ettiği için teşekkür ediyorum arkadaşa. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Hocam, rakamlarla oynamayın. 2002 senesinde kaç tane bebek ölüyordu ona bir bakın. Şu anda on binlerce az bebek ölüyor 2002 yılına göre, doğru mu yanlış mı?

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Evet, Sayın Recep Şeker, Karaman Milletvekili.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ŞEKER (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının...

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – 2002 yılında kaç bebek ölüyordu, onun rakamını bir verin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hocam, demagoji yapma.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Demagoji değil.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Demagoji yapma.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Siz rakamlarla oynuyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben ne konuştuğumu biliyorum, demagoji yapma.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Rakamlarla oynuyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Demagoji yapma oradan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, kürsüde hatip var.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Rakamlarla oynuyorsunuz. Bir yıllık 600 bebek ölümü üstünden...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, yakışmaz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Ya yakışır, söylüyorum ama yanlış bilgi var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayır efendim, yanlış bilgi yok. Kendi hatibiniz söyledi...

BAŞKAN – E siz böyle devam edecekseniz sayın hatip konuşamaz, lütfen.

Süreyi baştan alıyorum Sayın Şeker.

Buyurunuz.

RECEP ŞEKER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının 2017 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, İstanbul’da meydana gelen, yüreğimizi yakan menfur saldırıda şehit olan kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

İktidara geldiğimizde “Hakk’a hizmet halka hizmetten geçiyor.” düsturuyla merkeze insanımızı koyduk. İnsanımızın sağlıkla ilgili ne problemleri var, doktora mı ulaşamıyor, malzeme mi eksik, ilaç mı eksik, alet, teçhizat mı eksik, binalar mı eksik, sağlıkta ne problem var; tüm bunlar masaya yatırıldı ve bu problemlerden yola çıkılarak çözüm önerileri belirlendi ve bu doğrultuda Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulamaya koyduk. Bununla da SSK hastaneleri başta olmak üzere tüm kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığına devredilerek birleştirildi: Her hekime bir muayene odası açıldı. Gece yarılarında girilen kuyruklar bitirildi. Yeşil kartlılara tüm sağlık hizmetleri ücretsiz oldu. Hasta haklarıyla insanımıza değer verildi. Hastaların, cenazelerin hastanelerde rehin kalması bitirildi. Yatak sayıları, cihaz sayıları 8-10 kat arttı. Önceden olmayan yüksek tıbbi teknoloji cihazları insanımızın hizmetine sunuldu. Toplam 2.718 sağlık tesisi tamamlanarak hizmete girdi. İlaç fiyatları düşürüldü. 112 istasyon sayıları, ambulans sayıları artırılarak helikopter, uçak ve bot ambulanslar hizmete alındı. 1’inci basamakta aile hekimliğine geçildi. Anne ölüm hızı yüz binde 64’ten 15’e, bebek ölüm hızları da binde 31’den 7,5’lere geriledi. Doğuşta beklenen yaş 72’den 78’e çıktı. Aşılarda 13 ayrı aşı çeşidiyle tama yakın aşılama oranları yakalandı. Evde bakım hizmetleri, sahada sağlık taramaları, Suriyeli mültecilere sağlık hizmetleri, yurt dışında kardeş ve dost ülkelerde açılan sağlık tesisleri gibi sayamayacağımız birçok hizmete imza atıldı.

Tüm bu başarılar Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla yakalandı ve artık sağlıkta dönüşümün 2’nci fazı başlıyor. Bunun bir ayağı olarak 2015 yılında Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı kuruldu. Başkanlığın kurulma amaçları, bilimle AR-GE’yi entegre ederek ileride büyük sorunlara neden olabilecek hastalıkları koruyucu yöntemlerle engellemek, insanımızın sağlıklı, uzun ve kaliteli ömür yaşamasını sağlamak, oluşabilecek bütün maliyetleri de erken dönem tanı ve tedaviyle düşürerek ülke ekonomisine katkı sağlamak ve ayrıca, bütün dünyaya bu konuda önder olarak dünya pazarında ekonomik gelir elde etmek sayılabilir. Başkanlık bünyesinde Türkiye Kanser Enstitüsü, Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü, Türkiye Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü, Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü, Türkiye Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü kurulmuştur. Ayrıca, Sağlık Sistemleri Enstitüsü faaliyetlerine 2017 yılında başlayacak olup ihtiyaç olması hâlinde yeni enstitüler kurulacaktır.

Açılan enstitülerden Türkiye Kanser Enstitüsünce Türkiye Kanser Genom Projesi hazırlanmış ve ön çalışmalar başlamıştır. Bu projeyle ilgili, kanserde hem erken tanı hem de kişiye özgü tedavi dönemi başlayacaktır. Türkiye Genom Projesi’yle kanser dışı hastalıkların ve risk faktörlerinin hem erken tanı hem de kişiye özgü tedavi dönemini başlatıyoruz. Bu amaçla, Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı Aziz Sancar Araştırma Merkezini hizmete açtık. Bununla birlikte, 2017 yılından itibaren TÜSEB Aziz Sancar Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri verilmeye başlanacaktır. Türkiye Mikrobiyom Projesi’yle mikroorganizmaların gen yapısını tespit ederek hastalıklarla mücadele etmeyi planlıyoruz.

Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü alanında aşı, plazma ve plazma ürünlerinin ülkemizde üretilmesi konusunda ulusal ve uluslararası Türk bilim insanlarından oluşan Aşı Bilim Kurulu oluşturulmuş, çalışmalar devam etmektedir.

Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsüyle sağlıkta bir standart, kalite artırımı hedeflenmektedir. Kronik hastalıkların araştırılması boyutunda da Türkiye’de özellikle ulusal çapta insan sağlığını yakından ilgilendiren, Türkiye ekonomisine de büyük katkı sağlayacak olan, külfet getiren hastalıklar araştırılmaktadır.

Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü ruhsal ve bedensel sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin altyapısını oluşturacaktır.

Tüm bu başarıların elde edilmesinde emeği geçen başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Başbakanımız, Sağlık Bakanlarımız, Bakanlık teşkilatımız, taşra teşkilatımız ve tüm sağlık personelimize milletimiz adına şükranlarımı sunuyor, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığının 2017 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına sekizinci konuşmacı Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç.

Buyurunuz Sayın Yavuz Gözgeç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öncelikle hain terör saldırısında hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesi hakkında grup adına söz almış bulunmaktayım. Bir ülkede ilmin gelişmesi, istikrarın devamı ancak güven unsurunun tesisine bağlıdır. Asıl olan, öncelikle milletin devletine, devletin milletine güvenidir. AK PARTİ’nin en önemli vizyonu ve misyonu devlet-millet kaynaşmasını sağlamak olmuştur.

Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç diyor ki: “İnanılan ve onun için çaba sarf edilen ütopya, ütopya olmaktan çıkar.” Kurucu Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği, AK PARTİ ailesinin samimi çalışmaları, milletimizin liderine olan güveni ve gönül bağı sayesinde ütopyalar hayat bulmuş, gerçek olmuştur. Bu güven sayesindedir ki cumhurun başı 15 Temmuzda “Milletin iradesinden başka güç tanımıyorum.” dediğinde, milletimiz canı pahasına vatanına, bayrağına, demokrasiye sahip çıkmıştır.

Güveni milletin dışında arayanların, isteklerini halka zorla kabul ettirmeye alışmış olanların, “Çobanın oyu ile benim oyum bir olur mu?” diyerek halkı küçümseyenlerin, bu güven ve gönül birlikteliğini anlamalarını bekleyemeyiz. Milletimizde bu inanç ve güven var oldukça hayal etmeye devam edeceğiz inşallah.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın “Hayal et, geleceğin dünyası senin hayallerinle gerçekleşsin.” anlayışıyla yeni ve ileri teknolojinin üretilmesi hedeflenmiştir. 2015 yılında AR-GE harcamaları bir önceki yıla göre yüzde 17’lik bir artış göstermiştir. Harcamaların yarısını özel sektör, yüzde 40’ını da üniversitelerimiz gerçekleştirmiştir. Özel sektöre, girişimcilere, üniversitelere, akademisyenlere ve öğrencilerimize yönelik destek modelleri sürekli geliştirilmektedir. Teknogirişimci gençlere 150 bin liraya kadar teknogirişim desteği verilmektedir. 51 tanesi aktif hâle gelmiş 64 teknoloji geliştirme bölgesi, 310 AR-GE merkezi yanı sıra Bakanlığa bağlı kuruluşlardan TÜBİTAK’ın, KOSGEB’in önemli destek programları bulunmaktadır. SAN-TEZ Programı kapsamında üniversite-sanayi iş birliğinin kurumsallaştırılması, yeni ürün ve üretim yöntemlerinin geliştirilmesi, sanayinin ihtiyaçları doğrultusunda yüksek lisans, doktora tez çalışmalarını içeren projelerin desteklenmesi amaçlanmaktadır. TÜBİTAK’ın yeniden yapılandırılması, dördüncü sanayi devrimiyle ilgili bir platform oluşturulması, sınai mülkiyet kanununun yasalaşması, üretim, reform paketi gibi atılacak yeni adımlar bilim, teknoloji ve yenilik ekosistemine büyük güç katacaktır.

Sanayimizin en önemli şehirlerinden biri olan Bursa, tarihî kimliği, kültürel mirası, tarım ve sanayideki büyüme dinamizmiyle ülke ekonomisine büyük katkı koymaktadır. Özellikle sanayi alanında, Bursa denince akla gelen sektörler olan otomotiv, tekstil ve hazır giyim ülke sanayisinin önemli sektörleri durumundadır. Bursa’da 1 teknoloji geliştirme bölgesi, 44 AR-GE merkezi bulunmaktadır. AR-GE merkezlerinde Bursa 2’nci sıradadır.

Yine, Türkiye’nin ilk yerli İpekböceği tramvayı Bursa Büyükşehir Belediyesinin öncülüğüyle özel sektör tarafından Bursa’da üretilmektedir. Bakanlığımızın üzerinde çalıştığı otomotiv test merkezi Yenişehir ilçemizde kurulacak olup 2017 yılında çalışmalara başlayacaktır inşallah.

Yine, ilk tasarım merkezi belgesi Bursa merkezli bir firmaya verilmiştir. SAN-TEZ Programı kapsamında Uludağ Üniversitesinde hâlen 35 proje yürütülmektedir. Bilim ve teknoloji merkezimiz geleceğin bilim insanlarının yetişmesine katkı koymaktadır.

Yine, Bakanlığımızın yerli marka otomobil projesinin gerçekleşmesi otomotiv sektörüne çok daha büyük güç katacaktır. Bu süreçte yerli marka otomobil tasarım ve üretimine Bursa’mızın öncülük edeceğine yürekten inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, “Tarih sadece sürekli değişimin değil aynı zamanda ve devamlı olarak imkânsız ve beklenmeyenlerin gerçekleşmesinin hikâyesidir.” der bilge kral. Bizim hikâyemizin kahramanları zorluklar karşısında yılmayan, imkânsız görüneni ve beklenmeyenleri gerçekleştirecek gücü kendisinde taşıyan asil milletimizdir diyor, hayallerimizi gerçekleştirmede önemli rol oynayan Sayın Bakanımız Faruk Özlü ve tüm Bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyor, bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavuz Gözgeç.

Konuşma sırası, Denizli Milletvekili Şahin Tin’de.

Buyurununuz Sayın Tin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞAHİN TİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Terör, İstanbul’da karanlık ve kalleş yüzünü bir kez daha gösterdi. Kahpece bomba patlatan insanlık düşmanı katiller masum kardeşlerimizi şehit etti. Tek hedefleri birliğimizi, kardeşliğimizi bozmak, vatanımıza kastedip ülkemizi yok etmek olan uluslararası güçlerin başını çektiği Haçlı zihniyeti ve maşaları, bu emellerine asla ulaşamayacaklardır. İnsanlıktan nasibini almamışların kahpece saldırıları bu ülkenin kahraman evlatlarını yıldıramayacaktır. Sadece bu kirli tezgâhları kuranlar değil, ihanet taşeronluğu yapan sözde “aydın, siyasetçi, sanatçı ve gazeteci” diye geçinen alçaklar da bunun bedelini ağır ödeyeceklerdir. Birlik ve beraberliğimize, omuz omuza dimdik durmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bu vesileyle, vatan savunmasında kahramanca hayatını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize minnet duygularımızı sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sanayici ve üreticilerimizin on dört yıllık AK PARTİ iktidarında yapılan icraatları ve atılımları sayesinde güven ve istikrar içinde yatırımlar gerçekleştirilmektedir. Seçim bölgem olan Denizli bir sanayi şehri olup, tekstilden turizme, mermerden enerjiye birçok alanda ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamaktadır. Geçtiğimiz dönem Meclisimizde yasalaştırdığımız AR-GE reform paketinin yürürlüğe girmesiyle yeni bir dönem başlamıştır. AR-GE reformuyla birlikte sanayicilerimize ve üreticilerimize sağlanacak olan destek ticari ve teknolojik gücümüzü daha da artıracaktır. AR-GE reform paketinde birçok önemli eylem bulunuyor. Özellikle, 10 tasarım personeli istihdam eden firmaların tasarım merkezi kurabilecek olmasının bir tekstil ve hazır giyim şehri olan Denizli başta olmak üzere, sanayi şehirlerimiz için ayrıca önemli olduğunu belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştıracak en önemli unsur reel sektörün göstereceği performanstır. İcraatçı ve reformist bir Hükûmet olarak, yatırım ortamının iyileştirilmesi, sanayicimizin önündeki yatırım engellerinin kaldırılması ve yerli yatırımların teşvik edilmesi kapsamında Hükûmetimiz üzerine düşen görevi titizlikle yapmaktadır. Hükûmetimiz, ülkemiz açısından stratejik olarak büyük önemi haiz konularda ihtisaslaşmayı teşvik ederek katma değeri yüksek teknolojik ürünler geliştirmenin yolunu açmıştır.

Bu bağlamda, Denizli’mizde, Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ve gıda organize sanayi bölgelerinin kurulması için çalışmalar yapılmaktadır. Denizli makine imalatı, artık, tekstil ve mermer gibi yeni bir sektör konumuna gelmiştir. Denizli’de üretilen makineler birçok ülkeye ihraç edilmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın da her fırsatta vurguladığı gibi; üretim tabanlı olmayan hiçbir ekonomi uzun vadede ayakta kalamaz, ülkemizin geleceği için yerli üretim son derece önemlidir.

Değerli milletvekilleri, son olarak ifade etmeliyim ki, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, ülkemizin rekabet gücünü, refahını artırmak ve sürekli kılmak için toplumun her kesimiyle ilgili, kurumlarımızla ve STK’larla iş birliği içerisinde, ulusal önceliklerimiz doğrultusunda önemli çalışmalar yaptığına yürekten inanıyorum.

Bu vesileyle, Sayın Bakanımız Faruk Özlü ve tüm Bakanlık çalışanlarına şükranlarımı sunuyorum, 2017 bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tin.

Şimdi konuşma sırası Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan’da.

Buyurunuz Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımız Ekonomik Kuruldan, Ekonomi Koordinasyon Kurulundan çıktığında yaptığı açıklamalarda 650 milyara varan 2017 bütçesinin aktif bir şekilde kullanımıyla kamunun, halkın ve ülkenin kalkınmasına yönelik açıklamalarda bulunuyordu ve bu açıklamalarda KOBİ’lere, büyük işletmelere, iş alanlarına, yatırımlara ve ülkenin kalkınma bütçesine tam 250 milyarlık kaynakları anlatıyordu. 500 bin istihdamdan bahsediliyordu, yüzde 4,4 büyümeden bahsediliyordu ve bu topyekûn kalkınma içinde gördük ki AK PARTİ iktidarı döneminde bütçede faize ayrılan payın yüzde 86’lardan 11’lere düştüğünü hep birlikte müşahede ettik. Ama ne oldu? Bir anda dolar üzerinde ciddi bir operasyon başladı; şak şak şak dolar fırladı ve dış kaynaklı ciddi bir şekilde dolar alımı ve doların Türkiye’den çekilmesini gözlemledik. Bu neyi getirecekti? Bu, doğrudan doğruya ekonomi üzerinde bir terör estirmeydi ve bu terör neticesinde dış borçlarımızın ağırlığı artacak, sanayicinin makine ve ara mal borçları yükselecek TL cinsinden ve ülke sıkıntıya doğru gidecek. Tam bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımız devreye girdi ve yastık altındaki dolarları piyasaya sürmeye davet etti. Halkımız buna -bütün siyasi partileri de buna katıyorum çünkü izledik, gördük- çok güzel bir cevap verdi ve ellerindeki yastıkaltı birikimlerini, bankadaki paralarını bozdurdular ve Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağladılar. Ama onlar da boş durmadı, olaylarına devam ettiler, çalışmalarına devam ettiler, alımlarına ve dışarıya dolar çekmeye devam ettiler. Tabii, bu adımlar atılırken benim aklıma 1999 geldi. 1999’da Türkiye, biliyorsunuz, Uzak Doğu’dan gelen bir ekonomik baskının altında kalmış ve onun dışında, iç dinamiklerdeki zayıflık da birleşince Türkiye 1 milyar dolar için, evet, kapı kapı dolaşıyordu. Ve o dolaşmaya rağmen “İstanbul Yaklaşımı” adı altında bazı iş çevreleri devletin kalan imkânlarını da çekmeyi başarabildiler. Keşke o gün onu başaranlar bugün de deseler ki: “Bu ülke benim ülkem. Yurt dışında 150 milyar dolarlık fonlara hükmediyoruz, 150 milyar dolarlık gücümüz var. Bunun, hiç olmazsa bir kısmını ülke insanlarım için, ülkem için, vatanımın kalkınması için getirsem.” dese olmaz mıydı? Ama hâlâ demiyorlar. Hâlâ halkımız onlardan bu adımı bekliyor. Bu ülke iflas noktasındayken, bu ülkenin kaynaklarını kullanan İstanbul Yaklaşımcı iş adamlarına sesleniyorum: Bugün ülkenize dövizi bozdurmayacaksınız da ne zaman bu ülkeye sahip çıkacaksınız?

Evet, bugün şehrimde Adem Serin diye bir polis kardeşimizi toprağa verdik. 40’ın üzerinde insanımız öldü. Sadece şunu söyleyeceğim: 15 Temmuz gecesi Gölbaşı’na güdümlü füze atıldığında 40’ın üzerinde polisimiz şehit olmuştu, yapan FET֒ydü. Bugün PKK yaptı, yine ölen 40 civarında polis. Peki, DAİŞ’in yaptığı eylemlere baktığımızda, yine polis, yine siviller, sınırda askerler. Ve bütün bu şehitlerin noktası aynı: Üst akıl bunu istiyor. Üst akıl ekonomik terörü de beraberinde getirdi, aradaki fark bu. Onun için, değerli kardeşlerim, el ele vermeliyiz. Başka Türkiye’miz yok. Teröre karşı, her türlü teröre karşı dik durmayı becermeliyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on birinci konuşmacı, Hulusi Şentürk İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Şentürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Standartları Enstitüsü 2017 bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünya pazarları büyük oranda tek standart, tek belge yapılanmasına dönüşmüş olup OECD verilerine göre de uluslararası ticaretin yüzde 80’i standardizasyon faaliyetlerinden etkilenmektedir. Bu gelişmeler ışığında standartlar artık ürün ve hizmetlerin küresel pazara girmesinde pasaport işlevi görmeye ve dolayısıyla da küresel ekonomide stratejik bir rol almaya başlamıştır. Almanya, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalar da standartların bir başka boyutunu ortaya koymaktadır ki o da ülkelerin ekonomik büyümesinde standartlar çok büyük bir rol oynamaktadır, hatta bu etkileri yüzde 25’lere kadar ulaşabilmektedir. Standartların bu öneminden dolayı gelişmiş ülkelerde standardizasyon ve uygunluk faaliyetleri devlet tarafından desteklenmekte, devlet tarafından stratejiler ve politikalar belirlenmekte ve ülkeler arasında adına “standartlar savaşı” diyebileceğimiz kıyasıya bir rekabet yaşanmaktadır. İşte, tam da bu rekabet ortamında ülkemizin tek millî standartlar kuruluşu ve en büyük yerli ulusal uygunluk değerlendirme kuruluşu olan Türk Standartları Enstitüsü de mücadele etmektedir. Enstitümüz, küresel rekabette daha güçlü olabilmek adına da 2011 yılından itibaren ciddi bir politika değişimi içine girmiş ve büyük hamleler gerçekleştirmeye başlamıştır. Eskiden yılda 3-4 milyon yatırımı ancak yapabilen enstitü yerine, son beş yılda 250 milyon yatırım yapan enstitü ortaya çıkmıştır ki sadece 2015 yılında yapılan yatırım miktarı bile 90 milyon lirayı aşmıştır. Enstitümüz bir yandan bu tür yatırımlarla kapasitesini artırırken diğer yandan da test metotlarında, ürün belgelerinde yüzde 100’ün üzerinde artış sağlayarak ülke ekonomisine çok ciddi bir katkı sağlamaktadır. Bunların yanı sıra TSE yıldız ve çift yıldız, beyan doğrulama, ADR, yeşil liman belgelendirmesi gibi çok yeni alanlarda da sanayicimize ve ekonomimize hizmet vermeye başlamıştır. Bunların arasında özellikle ülke ihracatı için büyük önem taşıyan helal belgelendirmenin ayrı bir önemi bulunmaktadır. Enstitümüzün bu açılımları sayesindedir ki daha beş sene öncesine kadar yıllık 4 milyon lira bile muayene geliri olamayan kuruluş bugün sadece muayene gözetimden 50 milyon liranın üzerinde gelir elde etmeye başlamıştır ki bunda da özellikle TANAP gibi dev bir projenin gözetiminde yer alıyor olmasının da katkısı çok büyüktür.

Değerli arkadaşlar, enstitümüz sadece yurt içerisinde değil yurt dışında da gerçekten büyük bir performans sergilemektedir. Türkiye AB üyesi olmadığı hâlde -Türkiye AB üyesi olmadan- AB’nin ilgili kurumlarına tam üyeliği başarabilen tek kuruluş Türk Standartları Enstitüsüdür, CEN ve CENELEC’in tam üyesi olmuştur. Enstitümüz aynı zamanda uluslararası alandaki performansının semeresini görmektedir. 2014 yılında Uluslararası Standartlar Teşkilatının yönetimine aday olduğunda aday ülkeler içerisinde de en yüksek oyu alarak seçilmiştir ki bu enstitünün uluslararasındaki itibarının güzel bir göstergesidir. Enstitümüz aynı zamanda Türki cumhuriyetler arası standartlar kuruluşu olan BASB’ın ve 32 İslam ülkesinin üye olduğu İslam Ülkeleri Standartlar ve Meteoroloji Merkezinin de başkanlığı görevini yürütmekte ve saydığım tüm bu kuruluşların da teknik komitelerinde güçlü uzman kadrosuyla yer almaktadır.

Değerli arkadaşlar, enstitümüz bütün bu çalışmaları gerçekleştirip de Türk ekonomisine katkı sağlarken aynı zamanda faaliyet kârlılığını da sürdürmekte, devlet bütçesinden herhangi bir yardım almamakta, hatta elde ettiği kârlarla da az önce rakamlarını verdiğim büyük yatırımları gerçekleştirerek 2023 yürüyüşüne ciddi bir katkı sağlamaktadır.

Dolayısıyla, 2017 bütçesi, bu değerlendirmeler ışığında baktığımızda, ülkemize ve kurumumuza hayırlı olsun diyor; bu çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkürlerimi arz ediyor, hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şentürk.

Şimdi konuşma sırası Kastamonu Milletvekili Murat Demir’de.

Buyurunuz Sayın Murat Demir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT DEMİR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 bütçesine ilişkin görüş ve değerlendirmelerimi yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin son on dört yılda katetmiş olduğu mesafenin en net şekilde görülebildiği konuların başında sınai mülkiyet haklarının geldiğini görüyoruz. Dünya ortalamalarının çok üzerinde artışların meydana geldiği patent, marka ve tasarım başvurularımızın son on dört yıldaki seyrine bakıldığında yerli patent başvuru sayısı 414’ten 5.212’ye, marka başvuru sayımız 36.429’dan 110.679’a ve tasarım sayımız 20.302’den 40.236’ya ulaşmıştır. Bu artışlar geride bıraktığımız on dört yılın canlılığına işaret ederken aynı zamanda bir öncü veri olarak bilim ve teknolojide 2023 hedeflerine sağlam ve kararlı adımlarla ilerlediğimizi göstermektedir. Bunun yanında 2016 yılının ilk on bir ayında yerli patent başvurularımızın yüzde 18 artması, 15 Temmuz darbe girişiminin ve ülkemize farklı yöntemlerle yapılan saldırıların hızımızı kesemediği ve kesemeyeceğini, milletimizin geleceğine güvenle ve umutla baktığını ve sınai mülkiyet alanında yatırım yapan bir sanayicinin kendisine bugünü değil, yarını hedef olarak seçmiş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Türk Patent Enstitüsü, geçtiğimiz ekim ayında uluslararası patent araştırma ve inceleme otoritesi olmayı başarmıştır. Türkiye'nin sınai mülkiyet konusunda uluslararası alandaki gücüne güç katmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yıldan itibaren İstanbul’da gerçekleştirilmeye başlanan İstanbul Uluslararası Buluş Fuarı’na dünyanın birçok ülkesinden katılım sağlayan buluşçular Türkiye'nin buluş ve yenilik alanında bir cazibe merkezi hâline geldiğini göstermektedir. Buluş sahiplerini ve yatırımcıları bir araya getirmek için kurulan Teknoloji Transfer Platformu’nun kullanımının daha etkin hâle getirilmesi konusunda çalışmalar yapıldığını… Borsa İstanbul bünyesinde kuruluş çalışmaları devam eden patent borsasının da yakın zamanda faaliyete geçmesini bekliyoruz. Patent borsasının hayata geçirilmesiyle birlikte sınai mülkiyet sisteminin en önemli aşamalarından biri olan ticarileşme aşaması da çok etkin işleyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu bölümde Kastamonu ilimizle ilgili bilgilendirme yapacaktım fakat önceki gün Beşiktaş’ta hain ve alçakça yapılan saldırılar sonucu şehitlerimiz ve yaralılarımız varken bunu uygun bulmadım. İçimiz acıyor. Allah yolunda, vatan yolunda millet uğruna çarpışan şehitlerimize ve sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, mekânları cennet olsun. Yaralılara da acil şifalar diliyorum. Fakat, buradan bir şey söylemek istiyorum: Dün, bu Meclis çatısı altında grubu bulunan siyasi partilere AK PARTİ grup başkan vekilimiz tarafından terör örgütünü kınamak için bir çağrı yapıldı. O kınama metni altına 3 parti grubu imza atarak ortak açıklama yaptılar ama bazıları o metni imzalamadı. Acaba, metinde terör örgütü PKK, DHKP-C yer aldığı için mi imzalayamadınız, onu merak ediyorum. Sebebi ise: İcazeti milletten mi, örgütten mi alıyorsunuz? Bunu da bu halk bilmek istiyor.

Bakın, bu kürsüye çıkıp buradan “PKK, DHKP-C ve tüm terör örgütlerini lanetliyoruz.” diye asla diyemiyorsunuz. Bugün Sayın Bakanımız da sizlere bunu sordu. Burası milletin temsil makamı. Sizin burada sadece size oy verenlerin temsil görevini yapmanız gerekiyor. Bu kürsüye çıkıp terör savunuculuğundan artık vazgeçin.

Milletin kürsüsünden bazı siyasilere de seslenmek istiyorum: Bırakın terör destekçilerinin ailelerine ziyarete gitmeyi, şehitlerimizin ailelerini ziyarete gidin, onlara taziyede bulunun; gazilerimizin ailelerine gidip onlara geçmiş olsun dileklerinizi iletin ve moral verin diyorum.

Şunu herkesin bilmesi gerekli ki terör her ne pahasına olursa olsun bitirilecek inşallah. Bu ülkeyi teröristlere ve destekçilerine dar edeceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bu vesileyle 2017 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, partimize yönelik olarak yine aynı sataşmada bulunuldu, “Neden imza atmadınız?” şeklinde.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

Süreniz iki dakikadır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Kastamonu Milletvekili Murat Demir’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bunu size de göstermek istiyorum. Bugün İstanbul il binamız, bir partinin il binası. Bir yıl önce aynı şeyi Cizre’de yapmışlardı, duvarlara yazmışlardı, hatta cinsiyetçi yazılarla “Kızlar geldik, yoktunuz.” yazılarıyla donatmışlardı bütün şehri, şimdi aynı şeyi İstanbul’a taşıdılar.

Şimdi, defalarca bu kürsüden söyledim. Bir yılda 20 patlama oldu. İktidarda olan sizsiniz, bunları önleyecek olan sizsiniz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Destek olan da sizsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Biz burada yirmi dört saat hep beraber “Kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz, kınıyoruz.” diyebiliriz.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – “Terör örgütü” diyeceksiniz, “PKK terör örgütüdür.” diyeceksiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Sabah da söyledim, sizin ağzınızla konuşacak değiliz. Biz bu ülkede barışı kurmak istiyoruz ama sivil siyaseti engellerseniz bu ülkenin her şehrinde, maalesef, kaosa neden olan sizler olursunuz. Bizler değiliz bunun sorumlusu.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Tek sorumlu sizsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - Bu il binasına yapılan saldırıyı buradaki bütün partilerin görmesi, kınaması lazım.

Az önce Balıkesir il binamıza da ateş açıldı silahlı kişiler tarafından, haberiniz var mı? Biz burada sivil siyaset, demokratik siyaset yürütüyoruz diyoruz; siz eş başkanlarımızı, milletvekillerimizi, belediye başkanlarımızı tutukluyorsunuz, rehin alıyorsunuz. Onların sesi buradan çıkmadığı zaman, ondan sonra kalkıp bize, kendi yaptıklarınızın, önleyemediğiniz ve idari sorumluluk almadığınız şeylerin hesabını HDP’den sormaya kalkıyorsunuz. On dört yıldır HDP mi iktidarda? On dört yıldır siz iktidardasınız. Bu ülkede artık herkes barış, huzur istiyor; bu şiddet çığırtkanlığını istemiyor, “İntikam! İntikam!” laflarını istemiyor. Bizlerden bu lafları duyamayacaksınız, bizler hiçbir zaman ne “İntikam.” diyeceğiz ne başka bir şey. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Siz bizzat teröre destek veriyorsunuz.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Terörü lanetlemeni bekliyoruz senden, “İntikam.” demeni beklemiyoruz.

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Terörü destekliyorsunuz.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Niye demagoji yapıyorsunuz?

ALİM TUNÇ (Uşak) – Yüzünüz kızarmadan konuşuyorsunuz ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşma sırası Osmaniye Milletvekili Suat Önal’da.

Buyurunuz Sayın Önal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SUAT ÖNAL (Osmaniye) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 mali yılı bütçe kanunu tasarısında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, TÜBİTAK bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “yüksek teknoloji çağı” olarak da tanımlanan günümüzde teknolojik alanda yeterli ve gerekli altyapıyı oluşturamamış ve teknolojik dönüşümü sağlayamamış olan ülkelerin her alanda diğer ülkelerin gerisinde kaldıkları ve rekabet edemedikleri görülmektedir. O hâlde, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer almanın, güçlü olmanın temel şartı sadece teknolojik transferleri sağlama değil, aynı zamanda teknolojik gelişmeleri de üretebilmektir. İşte, TÜBİTAK da ülkemizde bu fonksiyonu üstlenen önemli kuruluşlarımızdan biridir.

TÜBİTAK, ülkemizdeki bilim insanı sayısını ve niteliğini artırmak, ülke öncelikleri kapsamında projeleri desteklemek ve yürütmek, ülkemizdeki bilim ve teknoloji kültürünün gelişimini sağlamak, ilgili tüm kesimlerin AR-GE, yenilik ve girişimcilik faaliyetlerini desteklemek, uluslararası programlar ve iş birlikleri vasıtasıyla ülkemizin gelişimine katkı sağlamak için çeşitli faaliyetler yürütmektedir.

TÜBİTAK, Akademik AR-GE Destek Programları çerçevesinde 2015 ve 2016 yıllarında 2.949 projeye toplam 1 milyar 235 milyon TL’lik destek sağlamıştır. TÜBİTAK’ın özel sektöre yönelik programlar kapsamında ise 2015 ve 2016 yıllarında 2.885 projeye 820 milyon TL’lik desteği olmuştur.

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu tarafından belirlenen otomotiv, makine imalat, bilgi, iletişim teknolojileri, enerji, su, gıda, sağlık, savunma ve uzay teknolojisi gibi öncelikli alanlarda projeleri desteklemek için hem akademi hem de özel sektöre yönelik destek mekanizmaları oluşturulmuştur. Bu programlar kapsamında özel sektörden 92 projeye 112,6 milyon TL, akademiye ise 136,68 milyon TL’lik destek sağlanmıştır. TÜBİTAK’ın Bilim İnsanı Destekleme Programları çerçevesinde 2015 ve 2016 yıllarında toplam 36.015 kişiye 263 milyon TL’lik desteği olmuştur.

Önemli bir husus olarak da TÜBİTAK enstitülerinde de ülke önceliklerimiz doğrultusunda çeşitli projeler yürütülmektedir. Bunlardan SAGE olarak bilinen Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsünde hareketli hedeflere karşı taarruz yeteneği kazandıracak olan Hassas Güdüm Kiti-1 mühimmatının seri üretimine başlanmıştır. Ayrıca, yine, geliştirilen farklı hassas güdüm kitleriyle Türk Hava Kuvvetlerinin elindeki konvansiyonel mühimmatlara güdüm yeteneği kazandırılmakta ve ülkemiz bu alandaki kısıtlamalardan millî sistemlerle kurtulmuş olmaktadır. Artık, savaş uçaklarımız daha fazla mühimmat taşıyarak tek sortide daha fazla hedefi imha edebilecek, maliyet ve zaman avantajı kazanacaklardır.

SAGE çalışmalarından Nüfuz Edici Bomba Geliştirme Projesi’yle yüksek korunaklı hedeflerin imhasında dünyadaki sayılı sığınak delici mühimmatlardan biri olan mühimmatın seri üretimine de başlanmıştır.

TÜBİTAK SAGE tarafından son dönemlerde geliştirilen en önemli mühimmatlardan birisi de kendi sınıfında dünyanın en iyilerinden biri olan Satha Atılan Orta Menzilli Mühimmat (SOM) füzeleridir.

TÜBİTAK SAGE’nin savunma sanayimizi güçlendirecek birçok çalışması da devam etmektedir.

Bu vesileyle TÜBİTAK’ı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızı ve Hükûmetimizi bu başarılı çalışmalarından dolayı kutluyor, 2017 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önal.

Şimdi, konuşma sırası Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’da.

Buyurunuz Sayın Yaman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEMİL YAMAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul’da yaşanan alçak terör saldırısını kınıyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum, aziz milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle 1990’lı yıllarda gerçekleşen teknoloji devrimiyle başta haberleşme, bilişim teknolojileri olmak üzere tıp, mühendislik, uzay bilimi gibi birçok alanda baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak dikkat edersek matematikten evrenin keşfine çıkan uzay mekiğine, amansız hastalıkların tedavisinden geliştirilmekte olan son yeniliklere kadar neredeyse tüm bilimsel yeniliklerde İslam medeniyetinin ayak izlerini görmek mümkündür. “İlim ilk olarak şüpheyle başlar.” diyen bu kadim ve köklü medeniyetin mimarlarından Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin kendi geliştirdiği teleskopla gerçekleştirdiği astronomi çalışmaları, İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin’in Batılı ilim adamlarından iki yüz yıl önce mikrobu keşfetmesi, Batı’da yaşanan büyük Rönesans ve bilimde aydınlanma döneminin temelini oluşturmuştur. Benzeri şekilde, Hazreti Hasan’ın torunu Cafer-i Sadık ve onun 20 yaşındaki talebesi Cabir olmasaydı cebir kitabı hiç yazılmayacak ve belki de televizyon bin yıl daha keşfedilmeyecekti. Ne acıdır ki İslam dünyasında bu olağanüstü keşifler gerçekleştirilirken örneğin Biruni’nin gündüz ve gecenin dünyanın güneşin etrafında dönmesinden kaynaklandığını açıkladığı dönemlerde Avrupa’da kilise baskısıyla dünyanın öküzün üzerinde olduğu söyleniyordu. Galileo dünyanın döndüğünü söylediğinde kilise tarafından aforoz ediliyor; İslam ülkelerinin psikolojik sorunların müzikle tedavi edilecek düzeye ulaştığı bir çağda, Avrupa’da zekâ özürlü kişiler içine şeytan kaçtığı gerekçesiyle diri diri yakılıyordu. Hülasa, Müslümanlar, hiçbir dogmatizme sapmadan, özgürce ve cesaretle Allah’ın tabiat üzerinde yarattığı kendi sanatını keşfetmenin sevdasıyla yüzlerce yıl bilimin ve sanatın sancaktarlığını yapmışlardır.

Yüzyıllarca Müslüman bilim adamları keşfettikleri her yeni bilimsel bilgiyi cömertçe insanlığın hizmetine sunmasına rağmen, günümüzde, bilim, bilimsel bilgi ülkeler arasında rekabet ve üstünlük sağlamada en önemli silah olarak kullanılmaktadır. Tıp, mühendislik, bilişim ve askerî alanlarda geliştirilen son teknolojik yenilikler tüm insanlığın hizmetine sunulmak yerine, sadece bu gelişmeyi gerçekleştiren ülkelerin diğer ülkelere göre ticari, askerî, siyasi üstünlük sağlaması için birer argüman olarak kullanılmaktadır. Gelişmiş ülkeler dediğimiz ekonomik refah seviyesi yüksek, bilim ve teknolojide ilerlemiş ülkelerin bilhassa AR-GE çalışmalarına bütçeden ayırdıkları pay, gelişmekte olan ülkelere göre mukayese edilmeyecek düzeyde yüksektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim adamlığı, uzun yıllar gerektiren eğitim ve araştırmalarla geçen son derece zahmetli ama bir o kadar da ulvi ve değerli bir meslektir. Ülkemizin yetiştirdiği değerli bilim adamlarımızın ülkemize hizmet etmeleri için, AK PARTİ hükûmetleri olarak her türlü desteği sağlamaktayız.

Ayrıca, gerek bütçeden ayrılan payların artırılması gerekse de bilimsel çalışmaların artırılması için her türlü araştırmalara desteklerinizi sağlamanız konusunda elimizden geleni yapmalı ve Türkiye Bilimler Akademisi gibi kuruluşları desteklemeliyiz. Bilimsel ilerlemenin ve teknolojik gelişmenin süreklilik kazanması için AR-GE, AR-GE çalışmalarının zenginleştirilmesi için planlar yapmalıyız. Keza, bunun için, Kocaeli’mizde 3 milyon metrekare üzerine kurulan Bilişim Vadisinin hızla inşa edilmekte olup gelecekte hizmete gireceğini belirtmek isterim. Unutulmamalıdır ki kalkınmanın temeli, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminden geçer.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en kıymetli ilim kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in izinde bilimsel çalışmalara her türlü destek ve hız vererek ecdadımızın bıraktığı yerden sancağı devralıp İslam medeniyetinin yeniden parıldaması için elimizden geleni yapmaya çalışmalıyız. “Ben ilmin şehri, Ali ise kapısıdır.” diyen, “İlim Çin’de de olsa arayınız.” hadisiyle ilmi aramayı emreden bir Peygamber’in ümmeti olarak hem de bu kadim medeniyetin temsilcileri olarak bilimin peşinde koşmak zorundayız.

Sözlerime son verirken 2017 bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaman.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına on beşinci konuşmacı Erkan Kandemir, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kandemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ERKAN KANDEMİR (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmanın başında, tüm diğer milletvekillerimiz gibi, cumartesi gecesi yaşamış olduğumuz acı olayda kaybettiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu topraklara en ufak bir aidiyeti olmayan, alçakça saldırmayı bir yöntem hâline getirmiş olan PKK’yı ve destekçilerini de bir kere daha lanetliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya önemli bir zaman diliminden geçiyor. Sıra dışılıkların öne geçtiği bir tarih diliminde yaşıyoruz. Haksızlıklar, eşitsizlikler, adaletsizlikler beraberlerinde çatışmayı, savaşı ve ölümleri getiriyor. Ötekileştirme, kendi acısını mutlaklaştırma, trajedilerin sıradanlaşması günlük birer pratiği hâline geliyor dünyanın.

İşte, tam bu noktada, ekonomik bir birlik olarak doğan ve değerler birliği ideasındaki Avrupa da, tüm bu gelişmelerin kalbinde, bir kimlik krizi yaşıyor. Yükselmekte olan kimlik siyaseti Avrupa Birliğinin bu krizi yaşamasının bir sonucu olarak önümüze geliyor. Yükselen aşırı milliyetçi dalgaya teslim olmak üzere Avrupa. Küreselleşmenin yıkıcı etkisi, yükselen İslamofobi yabancı düşmanlığını beraberinde getiriyor.

Değerli milletvekilleri, işte, tam burada Türkiye ise yeni bir dilin inşasında çok önemli bir vazife görüyor. Bu hikâyeyi başka bir yerden okuyor; bu toprakların, bu coğrafyanın, bu medeniyetin değerleriyle yeni bir hikâye yazıyor. İnsan onurunu merkeze alarak cesur bir şekilde itirazlarda bulunuyor, bu itirazlarının gereği üzerine düşen vazifeyi tarihin bu çok keskin döneminde hakkıyla yerine getiriyor. Ne yapıyor? 3 milyon mülteciye ev sahipliği yapıyor. Dünyanın meselelere belli kodlarla baktığı bir dönemde, Türkiye, insani ve vicdani bir sorumluluk üstleniyor; insanlığın vicdanı olmak adına itirazlarda bulunuyor, hem öznesi hem de nesnesi olduğu bir tarihin aktif olarak içinde yer alıyor ve inisiyatif alıyor. Tüm acılara eşit yaklaşıyor; Brüksel’de yaşanan terör olayına da, Fransa’da Paris’te yaşanana da, İstanbul’da yaşanana da “Bir insanın ölmesi insanlığın ölmesi gibidir.” diye bakıyor, acılar arasında hiyerarşi kurmadan meseleye yaklaşıyor. Avrupa’nın 300 bin mülteciyi ülkesine almamak için soğuk savaş boyunca ördüğü duvarlardan ve tel örgülerden daha fazlasını inşa ettiği bir dönemde dünyaya örneklik teşkil ediyor, milyonlarca insana ev sahipliği yapıyor ve bunu da “Bizim kültürümüzde misafir berekettir.” diyerek yapıyor. Aslında bu durum bir sonuç; Avrupa’nınkisi de Türkiye’ninkisi de. Avrupa’nın ehliyetsiz ve öngörüsüz liderleri, vizyonsuz liderleri Avrupa’yı bu noktaya getirdiler. Üzülerek ifade edelim ki, işte, bu vizyonsuzluk aslında Avrupa Birliğinin Türkiye’yle kurduğu ilişkilere de yansıyor.

Değerli milletvekilleri, bakınız, AK PARTİ hükûmetleri, Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılım iradesinin güçlü bir göstergesi olarak sadece bu meseleyi merkezine alan bir bakanlık kurmuş; bugün görüşüyoruz. Bu, aslında, AK PARTİ’nin duruşunu, felsefesini de çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Hiç kuşkusuz Avrupa Birliği Türkiye’nin demokratikleşmesi adına önemli bir kaldıraç vazifesi de gördü fakat bugün Avrupa, ön yargılarının esiri olmuş; terör kapısını çaldığında tepki veren, oysa mesele Türkiye olduğunda sırtını dönen bir anlayışla içine düştüğü kimlik krizinde maalesef sınıfta kalıyor.

Türkiye egemen bir devlet. Hemen her tavrını bir koşula bağlayan, had bildiren, üstten bir dille parmak sallayan, bize değer dayatan bir anlayışı reddediyoruz. Çoluk çocuk demeden binlerce masum insanımızı katleden terör örgütlerine parlamentosunu açan Avrupa Birliğini elbette eleştiriyoruz fakat değer merkezli, eşit kurulmuş bir birlikteliğe “Evet.” diyoruz, üstten konuşan bir tavra “Hayır.” diyoruz.

Bakanlık bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kandemir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına son konuşmacı Selim Dursun, Sivas Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Dursun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELİM DURSUN (Sivas) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türk Akreditasyon Kurumu bütçesi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, geçtiğimiz cumartesi günü menfur, hain bir saldırı neticesinde İstanbul’da şehit olan polislerimize, güvenlik güçlerimize, sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum; yaralılarımıza acil şifalar, milletimizin ve ailelerinin de başı sağ olsun diyorum, sabır diliyorum efendim.

Teröristler ve onlara destek olanlar da şunu unutmasınlar ki bu memlekette bu millet, bu devlet, devletiyle milletiyle beraber terörün kökünü kazıyıncaya kadar, sonuna kadar devam edecek ve onları destekleyenlere, himaye edenlere karşı bu şanlı bayrağımızı şafaklarda dalgalandıracağız; Türkiye Cumhuriyeti de ebed müddet devam edecektir.

Hükûmetlerimiz on dört yıl boyunca eğitimden sağlığa, enerjiden toplu konuta, tarımdan ulaşıma, ülkemizi ve milletimizi kalkındıracak hizmetleri başarıyla gerçekleştirmiştir. Bu manada Türk sanayicisinin ve iş adamlarının ürettiği mal ve hizmetlerin küresel ekonomide rekabet edebilmesinde TÜRKAK kurumumuzun da yaptığı akredite çalışmaları önem arz etmektedir.

Kalite altyapısının bir bileşeni olan akreditasyon hizmetini ülkemizde TÜRKAK’ımız sunmaktadır. 1999 yılında kurulmuştur, bugüne kadar da 1.280 kuruluşumuzu akredite etmiştir. Bunlar arasında kamu ve özel sektörden, yurt içi ve yurt dışından deney laboratuvarları, kalibrasyon laboratuvarları, tıbbi laboratuvarlar, muayene kuruluşları, ürün ve hizmet belgelendirme kuruluşları gibi kuruluşlar yer almaktadır.

Yapılan akreditasyonla piyasada güven oluşumu, kaliteli ürün ve hizmetlerin hem iç piyasada hem dış ihracatımızda yaygınlaşması, üretilen mal ve hizmetler için düzenlenen belgelerin de uluslararası geçerliliği sağlanmaktadır. TÜRKAK; Avrupa Akreditasyon Birliği, Uluslararası Laboratuvar Akreditasyon Birliği, Uluslararası Akreditasyon Forumu’na üye olmuş ve çok taraflı tanıma anlaşmaları imzalamıştır. Böylece, TÜRKAK’ın verdiği akreditasyon hizmeti uluslararası düzeyde tanınır, akredite kuruluşlarının da belge ve raporları anlaşmaya taraf ülkelerde kabul edilir hâle gelmiştir. TÜRKAK, 2016 yılı Avrupa Akreditasyon Birliği denetimlerinden başarıyla geçmiş ve hizmet verdiği alanlarda da yeterli kabiliyet ve kapasitede olduğunu bir kez daha tescil ettirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda kurumun yapısında da, işleyişinde de önemli iyileştirmeler sağlanmıştır ve sistem modernize edilmiştir. Uygunluk değerlendirme alanındaki paydaşlarla da iş birliğine önem verilmiştir. Dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak da sera gazı salınımı, iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemleri, enerji yönetim sistemleri gibi yeni alanlarda da akreditasyon hizmetinin verilmesi çalışmaları sürdürülmektedir. Piyasanın genişlemesine bağlı olarak akreditasyon başvuru sayısı 2016 yılında 241’e ulaşmıştır. Bu arada, ayrıca, sertifikalı referans malzemeleri üreticilerinin akreditasyonuna da başlanmıştır.

Kurumun bir önemli faaliyeti de ihtiyaç duyulan eğitimleri kamu ve özel sektördeki kişilere vermesidir. Yetkin ve uzman personeliyle bu yıl 3.450 adam/gün-saat eğitim verilmiştir. Ayrıca, TÜRKAK’ımız bazı ülkelerin akreditasyon kuruluşlarıyla iş birliği yaparak o ülkelere teknik destek ve personel eğitim destekleri vermektedir; bunlar Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Moldova, Arnavutluk, Tunus ve Sudan gibi. Bu hizmetleri yürüten personelin de denetçi ve teknik uzman havuzunun geliştirilmesine önem verilmektedir.

Mali kaynaklarına gelince, TÜRKAK’ımız 2004 yılından bu tarafa Hazineden hiç destek almadan tüm giderlerini kendi gelirleriyle karşılayan, finanse eden bir kurumumuzdur. 2016 yılı Kasım sonu itibarıyla gelirleri toplamı 31 milyon 692 bin Türk lirası, giderleri 20 milyon 94 bin Türk lirasıdır. 2017 yılı bütçesi incelendiğindeyse kuruma 16 milyon 277 bin lira bütçe ayrıldığı, ödenek tahsis edildiği görülmektedir. Buradan şu anlaşılıyor ki: Son yıllarda TÜRKAK’ın gerçek gelirleri ve giderleri öngörülen meblağlardan çok fazladır. Ayrıca, TÜRKAK, bütün bu hizmetleri yaparken sizlerin de takdir ve tasvibinize sunulan bütçesiyle bu hizmetleri devam ettirecektir.

Bu vesileyle bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dursun.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.44

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz talep eden sayın milletvekillerine söz vereceğim.

İlk konuşmacı Behçet Yıldırım, Adıyaman Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Yasası Tasarısı üzerinde, Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili görüşlerimizi belirtmek üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen yıl Sağlık Bakanlığıyla ilgili konuşmayı 4 Kasımdaki sivil darbeyle şu an cezaevinde tutsak, rehin alınan grup başkan vekilim, meslektaşım Doktor İdris Baluken yapmıştı. Konuşmasına 1994 yılında Kürt parlamenterlere yapılan darbeyle yaka paça gözaltına alınan Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak arkadaşlarımızı anarak başlamıştı. Maalesef, bugün de ben, yirmi iki yıl sonra benzer bir operasyonla gözaltına alınan eş genel başkanlarımızla birlikte 10 vekil arkadaşımızı anarak başlamak istiyorum. Yirmi iki yıl sonra yapılan uygulama daha kötü çünkü bugün arkadaşlarımız cezaevinde tecrit altındadır, bizimle görüştürülmüyor. Arkadaşlarımızın suçu, Türkiye’nin tam demokratikleşmesi, halkların, inançların kardeşliği mücadelesiydi. Buradan, tutuklu tüm arkadaşlarımızı selamlıyorum. Barışta ısrarcı olacağımızın sözünü veriyorum onlara.

Bir de, son zamanlarda, partilerimize yönelik siyasi soykırımlar yapılıyor. Bugün bile 300 arkadaşımız gözaltına alındı. Bu siyasi operasyonları da buradan şiddetle kınadığımı belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlık şöyle tanımlanıyor: “Ruhen, bedenen ve sosyal olarak tam iyilik hâlidir.” Peki, öyle miyiz? Aklı başında kime sorarsanız sorun, sağcısına solcusuna, ihtiyarına gencine sorun, cevap en azından sosyal olarak tam iyilik hâlinde olmadığımız kanısında hemfikirdir.

Maalesef Türkiye iyi yönetilmiyor, iktidarın en önemli bakanlıklarından biri olan Sağlık Bakanlığı burada gerçek rolünü oynamıyor. Bakın, bu ülkede 15 Temmuz travması yaşandı. Bu travmaya sebebiyet veren ortamı hangi yanlış politikalar yarattı? Bu darbe mekaniğine sebep olan politikaları kim uyguladı? Niye ülke bu hâle geldi? İnsanlar yarın bir darbe daha olur mu diye kaygılı. Sizce sağlıklı bir ortam mı? Sağlıklı bir psikolojiyle mi yaşıyoruz?

15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamuda yaşanan açığa alma ve ihraçlar kanun hükmünde kararnameyle tam bir cadı avına dönüşmüştür. Bugüne kadar yapılmış olan hataların üzerini örtmek adına muhalif tüm kesimleri kamudan ihraç etme yoluna gidilmiş, halkı bu şekilde sindirmeye ve iktidarlarının ömrünü görece uzatma yoluna gidilmiştir.

Sağlık Bakanı OHAL ve kanun hükmünde kararnamelere imza atarak sorumlu olduğu halkın sağlığına ihanet etmiştir. OHAL'de askıya alınan tüm haklar gibi, sağlık hakkı da askıya alınmıştır. Yaşanan tüm bu gelişmeler sağlığın bozulmasına yeterlidir. “Yarına bir darbeyle mi uyanacağız, yarın bir kararnameyle işimizden mi olacağız ya da tutuklanacak mıyız?” Uyguladığınız bu politikalarla, halkın sağlığını bozduğunuzun farkında değilsiniz herhâlde.

Yine, kanun hükmünde kararnameyle binlerce KESK üyesi açığa alındı, ihraçlar oldu. Adıyaman’da da 2 şube eş başkanım, SES şube eş başkanım açığa alındı. Urfa’da 90’a yakın, hatta 90, ihraçlarla birlikte 100’ü aşkın arkadaş açığa alındı. Bunlardan bir arkadaşıma sorulan soruyu ben burada sizinle paylaşmak istiyorum, bir doktor arkadaşıma. SES eş başkanı bir doktor arkadaşıma şu soru soruluyor arkadaşlar, ne kadar korkunç bir şey: “Kobani’den getirilen hastalara itinayla bakmak.” Savaşta bile doktorların esirlere itinayla bakması her doktorun görevidir. İtinayla bakmıyorsa suç işliyordur. Ki o yaralılar barbar, tecavüzcü, kendi yurtlarını işgal etmeye çalışan IŞİD çetelerine karşı savaşıyorlardı ve bizim resmî ambulanslarımızla hastaneye geliyorlardı. Bunun adı “Biz getiriyoruz ama siz doktor olarak bakmayın, bırakın, ölsünler.” mi? Bu nasıl bir anlayıştır?

Toplum çok gerilmiş, kutuplaşmış. İnisiyatif alın Sayın Bakanım, kimseden korkmayın, halkın sağlığı her şeyin önündedir. Tabii, özgür iradenizle hareket edemiyorsunuz, en ufak eleştiriye tahammülü olmayan, tam biat kültürü ve tüm benliğinizle bağlı olduğunuz Saray buna izin vermiyor. Saray’la ters düşmeme adına onlarca hataya ses çıkarmadığı gibi o hatalara kılıf bile bulmaya çalışan bir Sağlık Bakanlığıyla karşı karşıyayız. Mayıs ayı içinde Rize Güneysu’ya ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk Kızılayı tarafından “Hastanın kana, ülkenin ve ümmetin sana ihtiyacı var.” afişiyle karşılandığı basına yansımış. Sağlık Bakanı kan teminini emanet ettiği kurum olan Kızılayın siyasi mesajı hakkında en ufak bir refleks göstermemiştir, belki bakan olmak için onun da Saray’a ihtiyacı vardır. Kadın haklarında Saray’ın düştüğü hataları âdeta aklama yarışına girmiştir, cinsiyet ayrımında yerini belli etmiştir. Yine, Başbakanın, acil servislerde binbir güçlükle çalışan, hem sözel hem de fiziksel tacizlere maruz kalan sağlık emekçilerinin bu emeğini görmezden gelerek “Vatandaş acil servislere kız bakmaya gidiyor.” cümlesine en ufak bir tepkisi olmamıştır.

Şüphesiz sağlıkta çok yanlış politikalar oldu, uygulamalar oldu ama uzun uzun bunu anlatmaya zaman yetmez. Kısaca özetlersem, en iddialı olduğunuz Sağlıkta Dönüşüm Projesi çökmüş, sağlık tamamen piyasaya açılmış, hastaneler birer ticarethaneye, hastalar deyim yerindeyse birer müşteriye dönüştürülmüştür. Ortaya çıkan bu sağlıksız projelerin faturası ise sağlık emekçilerine kesilerek üzeri örtülmeye çalışılmaktadır. Bugün ortaya çıkan durumda sağlıksız bir toplum, mutsuz bireylerle karşı karşıyayız. Sağlıkta dönüşümün ilk etabında hastalardan ücret alınmamasıyla âdeta yurttaşların ağzına bir parmak bal çalınmış, daha sonra yapılan düzenlemelerle özel hastanelerde bile ek ücretler yüzde 30’dan başlayarak yüzde 200’lere varan fark ücretleri üzerinden maalesef yurttaşın önüne getirilmiştir. Bugün hastaneye başvuran bir hasta en az 11 kalem üzerinden ek ücret ödemek durumuyla karşı karşıya.

Öğleden önceki arkadaşlarım, meslektaşlarım bebek ölüm hızlarıyla, anne ölüm hızlarıyla ilgili bilgiler verdi. Muhalefetten benim doktor arkadaşım Aytuğ’un söylediği rakamlara bire bir katılıyorum, ben burada tekrar söylemeyeyim ama burada şunun açığa çıkması gerekir: Sağlık Bakanlığı, TÜİK ve Dünya Sağlık Örgütünün istatistikleri arasında ciddi farklar var, özellikle bebek ölüm hızlarında ve anne ölüm hızlarında ciddi farklılıklar var. Gerçekler sürekli halktan gizleniyor.

“Hastaları ilaç kuyruğundan kurtardık.” diyorsunuz ama şimdi devlet hastanelerinde, eğitim araştırma hastanelerinde sıra bulmak için kuyrukta bekliyor. Adıyaman’dan telefonlar alıyoruz, kadın doğum polikliniğinde bir gün önceden sıraya giriyorlar ve maalesef muayene olmak için sıra bile alamıyorlar.

“Bıçak parasını kaldırdık.” dediniz. Bugün gidin sınıflandırdığınız özel hastanelere, A sınıfı bir hastaneye, basit bir muayene için binlerce TL, operasyon için on binlerce TL ödemek zorundasınız. Bıçak parası değil, keser parası alınıyor.

Ve şunu belirtmek durumundayım, bunlardan daha önemlisi, en önemlisi Sayın Bakanım, iyi hekim yetişmiyor. Üniversitelerin, tıp fakültelerinin içi boşaltıldı, deneyimli hocaların çoğu yanlış politikalarınız yüzünden özel hastanelerde çalışmak zorunda. Şu anda tıp fakültelerinin içi boş olduğu için, yeterince eğitim öğretim alamadıkları için iyi hekim yetişmiyor. Bu, bence sağlık politikalarının en kötü tarafı.

Sağlık çalışanları her gün şiddete uğruyor. Daha geçen hafta Ankara'da Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesinde doktor arkadaşımız asansörde saldırıya uğruyor ve ayağı kırılıyor, ameliyat ediliyor. Bunun gibi yüzlerce örnek verebiliriz. Ama şöyle iyi bir çalışmanızın da olduğunu belirteyim Sayın Bakanım: Doktorlara, sağlık personellerine saldıranlar hakkında bir uygulama yapacağınız sözünü vermişsiniz. İnşallah bu sözünüzü yerine getirirseniz size teşekkür edeceğim.

Yine, benim gibi otuz yıldır devletle çalışıp emekli olan arkadaşların maaşı çok komik arkadaşlar. Burada söylemek istemiyorum, ikinci bir iş yapmak derdinde ya da eline… Tabii, ikinci bir iş yapmak için ya iş bulacak ya da sağlığı elverecek. Maalesef, emekli maaşları çok çok düşük. Yıpranma payını gündemde tutmuştuk ama bugünlerde ne uygulamada ne pratikte bunu görüyoruz.

Bakanım, önemli bir şeyden size bahsedeceğim. Sizin din hassasiyetinizin fazla olduğunu biliyor, saygı da duyuyorum. Aynı şeyi sizden de bekliyoruz. Başkalarının inançlarına saygılı olmayı, tüm sağlık çalışanlarının buna uyması gerektiğini hatırlatmanız gerektiği kanısındayım.

Hiçbir sağlık çalışanı inançlarından dolayı mağdur edilmemelidir ister özelde olsun ister devlette olsun. Bakın geçen haftalarda bir doktorun başına gelenlere. Bakanım, bakın lütfen, zahmet olacak. Okulda oğluna dayatılan namaz eğitimine itiraz ettiği için işten atıldı. Yazık değil mi bu doktora? Ve bu doktor, Yalova’da çalışan Doktor Abuzer Meral, Ankara'dan verilen emirle işinden atılıyor. Bunlara müdahil olun lütfen.

Karaman Ensar Vakfının yaptığı rezalete benzer bir olay da seçim bölgem olan Adıyaman’ın Gerger ilçesinde yaşandı. Gerger imam-hatip yatılı kısımda okuyan 30’un üzerinde çocuk cinsel istismara uğradı. Müdahil olmanız gerekmiyor muydu? Üstünün örtülmesine seyirci kaldınız Sayın Bakanım, tek bir cümleniz yok bu konuda.

Geçen ay 16 işçimizin yaşamını yitirdiği Siirt’in Şirvan ilçesine dört gün sonra gidiyor ve “Gördüğüm kadarıyla ihmal yok.” gibi hafızalara kazınan talihsiz bir cümleyle tarihe geçiyorsunuz.

Yine, Adana’nın Aladağ ilçesinde 12 çocuğun yanarak can verdiği olayda Sağlık Bakanının tutumunu yetersiz görüyoruz. Peki, öteki çocuklar ne oldu? Bir çalışmanız var mı, hiç haberimiz yok.

Bakın, Sayın Bakanım, siz bir çocuk hekimisiniz, ben de bir çocuk hekimiyim. Gelin, 2017 yılını çocuklara atfedelim. Buna Bakanlık olarak önayak olun. Yurt içinden, yurt dışından görüş ve destek alalım. UNICEF gibi çocuk haklarıyla uğraşan onlarca ciddi kurum var, onları da arkamıza alarak dünyaya örnek olacak bir proje geliştirelim. Bunun ilk adımı iç barıştan geçer. Aylarca, hatta yıllarca sokağa çıkma yasağının sürdüğü bölgelerdeki çocuklardan başlayalım. Bu iç çatışmalardan kaynaklı korunmasız ve savunmasız çocuklar olmuştur. Binlerce, hatta milyonlarca çocuk, bırakın sağlık hizmeti almayı, şu an barınma ihtiyacını dahi gideremiyorlar. Bu ortamda, hiçbir suçu olmayan bu çocukların gidebilecekleri bir evi, özgürce koşabilecekleri bir sokağı kalmadı. Bu çocuklar bu travmadan nasıl kurtulacaklar? Yetişkinler dahi bir gece süren 15 Temmuz travmasını atlatamamışken sokağa çıkma yasaklarında tank, top seslerine, şiddetin envaitürüne bir gün değil her gün maruz kalmış çocuklar nasıl atlatsın?

Yine, Suriye’de bir vahşet uygulandı, vahşet hâlâ devam ediyor. Oradan kaçıp gelen mültecilerin çocukları var. Bu çocukları Avrupa Birliğiyle para için pazarlık konusu yapmayalım, Aylan Kurdilerin cesetleri bir daha sahile vurmasın, sahip çıkalım. Yine, cezaevlerinde çocuk mahkûmlar var. Gelin, devlet yurtlarında, özel cemaat yurtlarında kalan fakir fukara çocuklara kol kanaat gerelim, tacizcilerin insafına bırakmayalım. Bu tür olayların üstünü örtmek yerine kararlı bir şekilde üstüne yürüyelim, suçluları adalet önüne çıkaralım. Yurtların denetimi, bu özel yurtların denetiminde Bakanlık olarak aktif rol alalım diyorum.

Kısaca, ben, sağlık sistemiyle ilgili birkaç cümlemi paylaşmak istiyorum sizinle. Öncelikle, hasta ve koruyucu hekimliğe önem vermeliyiz. Sağlığa ayrılan bütçenin yüzde 45’i Kamu Hastaneleri Kurumuna yani sağlık hizmeti üretmeyen sadece yöneticilere veriliyor. Sağlık hizmeti alımında vatandaşın cebinden yüzde 75 çıkıyor. Halk Sağlığı Kurumunda en düşük pay birinci basamak sağlık hizmetine ayrılıyor. “Birinci basamak sağlık hizmeti” dediğimiz koruyucu sağlık hizmetidir. Koruyucu sağlık hizmeti, Bakanlığın en asli görevidir. Ülkede yaşayan herkesin yararlanabileceği eşit, parasız, ulaşılabilir, nitelikli ve ana dilinde sağlık hizmeti sunulmalıdır. Sağlık hizmetlerindeki prim uygulamasına son verilmeli; ilave ücret, katkı, katılım payı gibi cepten ödemeler kaldırılmalı; döner sermaye, performansa dayalı ücretlendirme, yalın üretim gibi kâr odaklı uygulamalara son verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Tüm çalışma yaşamında olduğu gibi sağlık alanında da taşeronlaştırmaya, güvencesiz istihdama, esnek çalışmaya, angaryaya son verilmelidir. En fazla taşeronlaşma Sağlık Bakanlığındadır, bunu bilginize sunuyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Sibel Yiğitalp, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili görüşlerimizi belirtmek üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Geçen sene, Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili grubumuz adına bu kürsüde Eş Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken konuşmuştu. Sayın Baluken’in şu anda bu kürsüde ve bu sıralarda oturması gerekirken maalesef kendisi cezaevinde rehin olarak tutulmaktadır. Eş başkanlarımızın ve milletvekillerimizin hâlâ rehin tutulduğunu hatırlatır ve bunu kınadığımı tekrar altını çizerek söylemek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı bütçesiyle ilgili grubumuzun bazı görüşlerini ifade edeceğim. Hükûmetiniz iktidara geldiğinde sağlık hizmetleriyle ilgili “SGK kuyruklarında beklenmeyecek.”, ”Hastanelerde rehin kalmaya son.” vaatlerini arka arkaya sıralamıştı. Evet, söylendiği gibi, hastanede rehin kalınmıyor çünkü parası olmayan hastaneye gidemiyor. Yine, söylendiği gibi, kuyrukta beklenmiyor çünkü evde günlerce, haftalarca, aylarca sıra bekleniyor.

Sağlık Bakanlığına 2016 yılında 25,5 milyar TL’lik bir ödenek ayrılmıştı, bu meblağın yaklaşık yüzde 60’ı yani yaklaşık 15 milyar TL’si personel giderleri için. Türkiye İstatistik Kurumunun kasım ayında açıkladığı 2015 yılı sağlık harcamaları istatistiklerine bakarsak toplam sağlık harcamalarının yalnızca yüzde 7’si yatırım için harcanmış. 2017 yılında ise ayrılan bütçe 32 milyar, yine bunun yüzde 53’ü yani 17 milyar TL’si personel gideri. Bu da bize gösteriyor ki ayrılan bütçe aynen geçen senelerdeki gibi sadece mecburi harcamalar düşünülerek hazırlanmış; yatırım yok, koruyucu hizmetler yok, kadın ve çocuk odaklı bütçe yok.

Devlet genel cari sağlık harcamalarına baktığımız zaman ise görüyoruz ki Sağlık Bakanının eli halkın cebinde. 2015 yılında sağlık hizmetlerine harcanan her bin TL’nin 730 TL’sini, fazlasını yurttaş kendi cebinden harcamış. Bu harcamalar tam 16 ayrı kalemden oluşuyor. Bu harcamaların bir kısmı hastaneler tarafından, bir kısmı da Maliye Bakanlığının vergi toplama yerlerine dönüştürülen eczaneler tarafından maalesef tahsil ediliyor.

Sağlık Bakanlığının bütçesinden en büyük payı alan ise Kamu Hastaneleri Kurumu. Kamu-özel ortaklığıyla başlatılan bu modelde devlet hastanenin hem kiracısı hem de hizmet satın alanı durumunda. Hastane yapmak için alınan uluslararası kredilere tam hazine garantisi sağlanıyor. Koruyucu sağlık hizmetleri sağlayacağınıza, bunun yerine, otelcilik hizmeti verir gibi hastanelerin yüzde 70 doluluk oranıyla çalışacağını garanti ediyorsunuz.

Sormak isterim ki bir hastaneye doluluk garantisini nasıl verebiliyorsunuz? Sağlık Bakanlığı olarak önceliğin koruyucu sağlık hizmetlerinin olması gerekmez mi Sayın Bakan? Bunu, tekrar altını çizerek sormak isterim.

Sağlık Bakanlığının, bugüne kadar bu minvalde yaptığı ihalelerle önümüzdeki yirmi beş yıl için 50 milyar TL’nin üzerinde bir kamu borcu olduğu iddiası var. Sayın Bakan, bu iddialar için ne diyeceksiniz? Bu hastaneler için yapılan yatırımın 8 katı kadar sadece kira ödenmesi doğru mudur? Üstelik, bu şirketlere sadece kira bedeli değil, yapılacak tetkiklerden tutun, güvenliğe kadar aklınıza gelen bütün hizmetlere “hizmet bedeli” adı altında ödeme yapılmaktadır. Kamu hastanelerinin bir yatırım değil, sağlığın ticarileşmesi ve sermayeye para kazandırmak amaçlı olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

Kamu hastaneleri, daha önce İngiltere ve Kanada’da da yıllarca kullanılmış, yarattığı kamu zararı nedeniyle ciddi eleştirilere neden olmuş, pek çok hastaneyi iflasa sürüklemiş bir yönetim biçimidir. Bunu da size tekrar hatırlatmış olalım.

Bu hastanelerden bir örnek: Erzurum’da klasik ihale yöntemiyle yaptırılan 1.200 yataklı hastane 193 milyon TL’ye mal olmuştur. Şehir hastanesi olarak kamu-özel ortaklığı modeliyle yaptırılan Kayseri’deki 1.500 yataklı hastane için 3 milyar 443 milyon lira kira ödenecektir. Bu hastanenin sabit yatırım tutarı ise 420 milyon TL’dir. Sabit yatırımın 8 katı, benzer yatak kapasitesindeki bir hastaneye ödenenin 17 katı para ödenecektir. Neden, bunu açıklayabilir misiniz? Neden 1 TL’ye alacağımız hizmeti 17 TL’ye alıyoruz? Buna cevap vereyim: Çünkü, 16 TL halkın cebinden çıkacak.

Neden hastaneleri Sağlık Bakanlığı İnşaat Onarım Daire Başkanlığı yapmıyor? Sosyal devlet olma sorumluluğu özel sektörlere uzun vadeli sözleşmeler yapmak ve piyasalaştırılan hizmetler vermek değildir. Burada yandaşlara ve özel sektöre rant sağlanıyor. Uzun yıllara dayalı sözleşmelerle sizden sonra gelecek hükûmetlerin hem sağlık alanındaki politika tercihlerini ipotek altına alıyorsunuz hem de siyasi sorumluluğunu bundan sonraki hükûmetlere vermiş oluyorsunuz.

Sağlık Bakanı il sağlık yöneticileri değerlendirme toplantısında aynen şunu demiştir: “Sağlık göstergelerimiz iyileşti, bebek ölüm hızları binde 30’lardan binde 7’lere, binde 7,5’lara geldi.” Bakanlığınız ve TÜİK verileri beyanınızı, birbirinizi desteklemiyor. Ülkemizde canlı doğan bin bebeğin yaklaşık 10’u 1 yaşını doldurmadan ölüyor. Sayın Bakan istatistikleri açıklarken bir yıldız işaretiyle 2013 yılında 3.887, 2014 yılında ise 4.966 ve 2015 yılında ise 3.813 bebeğin ölümünü yok saymış oluyor. Doğduğunda 28 haftalıktan küçük olması ya da ağırlığının bin gramın altında olması bu gerçeği değiştirmez. Türkiye’de bebek ölüm hızı binde 7 değil, binde 10,7’dir.

Veriler çok önemli değerli milletvekilleri. Açıklanan veriler kadar açıklanmayan, açıklanamayan veriler de çok önemli. Mesela, kanser, AIDS, hepatit, verem gibi hastalıkların verileri nelerdir, bağımlılık oranı nedir bilemiyoruz. Bir de açıklanmayınca yok olacağı sanılan, açıklanmasına rağmen kıymetiharbiyesi olmayan veriler var. Bebek ölüm oranı, bulaşıcı hastalık oranı, aşılama sayısı, hastane sayısı gibi verilerin bölgeler arası farklılıkları çok yüksek. Bu verileri hesaplattığınıza göre belki bu farklılıkları kapatmak için bir politikanız vardır. Çünkü, cumhuriyetin en temel ilkesi her alanda eşitlik, eşit yurttaşlıktır. Çünkü, sosyal devlet olmanın gereği, sağlık hizmetleri ülkede yaşayan her bir yurttaşa eşit, ücretsiz, ulaşılabilir ve aynı zamanda ana dilde olmalıdır. Bu bir lütuf değil, temel bir hakkın teslimidir.

Değinmek istediğim bir başka sorun ise, sizin “fıtrat”, bazen “kader” dediğiniz ama aslında iş cinayeti olarak tanımladığımız meslek hastalıklarıdır. Giderek artan ama tanı konulmayan, tarama kayıt sisteminde olmayan kaç tane hastalık olduğu konusunda henüz bir bilgiye sahip değiliz. Bu konuda Bakanlığın yapmış olduğu bir çalışma var mıdır, varsa yeterli midir?

Can yakıcı bir başka sorun daha var. “Cezaevinde kalamaz.” raporları olmasına rağmen, hasta tutsakların tahliye edilmemeleri ve ölümlerinin izlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yine bir başka sorun, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası kamuda yaşanan açığa alma ve ihraçlardır. OHAL’in uygulanmasının başlandığı tarihten itibaren, Sağlık Bakanlığında 5.544, üniversitelerden akademik personel olarak 3.850 kişi olmak üzere, kamudan toplam 79 bin üzerinde kişi ihraç edildi. İhraçlar bu kişilerin aileleri, çocukları, eşleri ve yakınlarını da bu özlük haklarından mahrum etti. Bu aynı zamanda hem onları yoksulluğa mahkûm etti ve onlarla birlikte bütün aile cezalandırılmış oldu.

Sağlık Bakanlığı bünyesinde 4/A, 4/B, 4/C gibi aile hekimi sözleşmesi, Kamu Hastaneleri Birliğinin kendi içindeki sözleşmeleri, taşeron personel gibi farklı mali ve sosyal haklara sahip istihdam modelleri var. Taşeronlaşmanın en fazla olduğu bakanlık Sağlık Bakanlığıdır. Bu farklı istihdam modelleri nedeniyle çalışanlar arasında idari, mali, sosyal haklar yönünden birçok farklılıkların bulunmasının, Anayasa’daki -yine söylüyorum- eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olduğu gibi, çalışma barışını da bozduğunu hatırlatırım. Sağlık emekçilerinin sorunlarıyla ilgili 2017’de planlarınız var mı, yoksa bunu yine seçim vaadi olarak sonradan açıklayacak mısınız?

Tüm bunların üzerine, şu an yaşanan ciddi bir ekonomik kriz de var. Bu krizle birlikte, sağlıkta yaşanan sorunların daha çok ciddileşeceğini söylemek mümkün. Bakanlıkça alınması planlanan tıbbi cihaz ve sarfların alım sözleşmelerinin döviz kuru üzerinden yapıldığı konusunda iddialar var. Bunu açıklayabilecek misiniz Sayın Bakan? Eğer, “kamu-özel iş birliği” adı altında sunduğunuz ticarileşen sistemin de dövizle yapılacağı isteği var ise bunun krizdeki payını tekrar hatırlatmak isteriz.

Sağlık Bakanlığı bütçesi, kâr için üretim anlayışı, erkek egemen iktidar ilişkileri ve doğayı yok eden, sağlıksızlığı yaratan, hayatı yaşanmaz kılan tüm toplumsal sorunları görmezden gelerek hazırlanmıştır. Özellikle şu anda kürdistanda bir yılı aşkındır süren ablukalar, sokağa çıkma yasakları, şehirlerin boşaltılmış olması, göçe, yoksulluğa, yoksunluğa ve daha sayamayacağımız onlarca hasta edici etkene maruz bırakılmış iken sağlık sisteminden nasıl bahsedeceğiz? Sağlık Bakanına hatırlatmak isterim ki göreviniz halkın sağlığının bozulmasını önlemek ve koruyucu sağlık hizmetleri vermektir. Geldiğimiz nokta da niteliksiz, parası olana hizmet veren, hastayı müşteri olarak gören, ranta dayalı sistemdir. Biz, HDP olarak kamusal, parasız, ana dilde sağlık hizmeti istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, “sağlıkta dönüşüm” politikaları adı altında sağlıksızlık politikalarının bütçeyle ilgili sorunlu kısımlarından bahsettim. İktidarın her gün ekranlarda kullandığı mezhepçi, cinsiyetçi, militarist, öfke ve nefret dilinin Türkiye halklarında kaygı ve her geçen gün endişeyi artırdığını söylemek ve bunu hissetmek mümkün. Toplumda oluşan bu endişe ve kaygı bireylerin ruh sağlığını bozuyor. Bakınız, Türkiye’de antidepresan tüketimi 2003 yılında 14 milyon kutu iken -devam edeceğim ama zamanım kısıtlı olduğu için çok hızlı geçmek zorundayım- 2008 yılında 31 milyon kutu olmuş, yüzde 120 oranında artmıştır ve yine 2012’de 36 milyon kutuyla bu oran 2003 yılına oranla yüzde 160 oranında artmıştır. Ayrıca, antipsikotiklerde ise tüketim 7 milyon kutudan 12 milyon kutuya çıkmıştır. Bu rakamlardan anlaşılacağı üzere, AKP Hükûmeti uyguladığı savaş konseptiyle birlikte travmatik bir toplum yaratmıştır. Maalesef ki yaratığı travmatik toplumun iyileştirilmesi için de herhangi bir girişimi olmadığı gibi nefret suçu işlemeye devam etmektedir.

Taybet İnan’ı hatırlar mısınız? Cenazesi tam yedi gün sokakta bekletilmişti. Taybet İnan’ın ailesinin yaşadıklarını düşünün, empati kurun. Taybet ana, bu ülkede yaşanan bir buçuk yıllık kaosun en büyük simgesidir. “Ya başkanlık ya kaos.” denmişti. Şu anda hem başkanlık hem kaos aynı anda, eş zamanlı gidiyor. Savaş ve yıkım politikalarınızla gerçekleşen ölümler ve sonrası gelişen travmalarda ülkeyi yöneten AKP iktidarı sorumludur. Ülkenin bir tarafında sokağa çıkma yasakları uygulayarak insanları sokağa çıkartmazken diğer tarafta da patlayan bombalarla insanların sokağa çıkma konusundaki kaygıları maalesef çok yüksek artmıştır. İki ayrı güvenlik… Fırat’ın batısı ve doğusunda yapılan uygulamanın da, güvenlik politikalarının da fikir babası aynı zihniyettir. Çocukların geleceğini ve bundan sonra olacak nesillerin geleceğini barış içinde ve huzur içinde sağlamak gibi hepimizin bir sorumluluğu vardır.

Bakın, dün geceden beri il ve ilçe örgütlerimizde, eş başkanlarımız da dâhil olmak üzere, 235 kişi gözaltına alınmıştır ve orada yine bir nefret suçu işlenmiştir. Bir buçuk yıl önce ağustos ayında Silvan’da sokağa çıkma yasaklarında yazılan bu nefret suçunu yazan Emniyet, kolluk kuvvetleri, aynı zihniyet ve aynı politikalarla ne yazık ki dün bizim gibi siyasi, legal, meşru, 6,5 milyon oy almış bir siyasi partinin il binasına aynı ırkçı zihniyet, hastalıklı zihniyetiyle devam eden bir yaklaşımla sürdürmeye devam etmektedir.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – O resmi tam göstersenize, o resmi tam gösterin, teröristbaşı var öbür köşede, o resimde.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Şimdi, burada amacımız ve bizim muradımız şudur: Bizler şunu iyi bilmeliyiz ki hepimiz, özellikle de Hükûmet ülkeyi yönettiği için bu toplumun bu kaosundan ve bu savaş ikliminden sorumludur. Bunun başka bir açıklaması da yoktur. Burada günlerdir hepimize her türlü nefret suçu işliyorsunuz ama yapılan bunca ağır insan hakları ihlallerinin de sorumlusu olduğunuzu tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum. İşte, bu nefret dili düşmanlık yaratmaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Toplum, Türkiye halkları bir bütün olarak kaygılı, huzursuz ve gelecekle ilgili ciddi endişeleri var. Bu endişeleri gidermek, toplum için toplumları bir arada, Fırat’ın batısı ve doğusu arasında barış köprüsü kurmak, çözüm ve müzakere sürecini başlatmak bu Parlamentonun görevidir.

Şunu da hatırlatmakta fayda görüyorum: Bu Parlamento, bu ırkçı ve nefret suçunu işlemeye devam ederse -ki, ediyor ne yazık ki maalesef- inanın, sokakta yaşanan en küçük linçten, illerde il binalarımız da dâhil olmak üzere hepsinden sorumludur.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Nefretimiz teröristlere, sade vatandaşa nefretimiz olamaz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Eğer bugün, insanlar yüreğini açıp gerçekten objektif ve aklınca, eğer aklını kullanıp dinlemeyi becerirse, var olan zekâsını buna harcarsa bu süreci hepimiz gerçekten yüzümüzün akıyla geçiririz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Allah’tan korkanlarla bizim işimiz yok, bizim işimiz Allah’tan korkmayanlarla, insanlardan utanmayanlarla.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ancak böyle oturduğunuz sırada, sadece öfke dili ve nefret diliyle götürürseniz maalesef bu gemi batıyor, en başta da siz bu gemide batacaksınız ve bu, sadece sizin geminiz değil, bu ülke sadece sizin ülkeniz değil, bu ülke hepimizin ülkesidir. Biz, bu ülkede binlerce yıldır yaşayan bir halkız ve halk olmanın getirdiği taleplerimiz vardır. Bu talepleri de bu Parlamentoda aklıselim, sağduyulu ve gerçekten birbirini anlamaya niyet ederek, o muradı ederek oturup çözebiliriz. Ancak ısrarınız savaş ve nefret dili…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz kardeşlerimizi çok seviyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - … nefret suçu işlemek gibi bir derdiniz varsa da tarih sizi buna mahkûm edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Ölen her çocuğun, ölen her gencin, yaşamını yitiren her insanın da bu konuda sorumluluğunuzda olduğunu tekrar hatırlatmak isterim.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Aklıselimle davrananları çok seviyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Irkçı dil, öfke ve nefret dili, etnik temelli bir kalkışma peşinde olan ve bunun için gayriinsani, gayrimeşru yol ve yöntemleri kullanan terör örgütüdür.

Bu ülkede, Osmanlı’dan cumhuriyete ve sonraki dönemlere intikal eden, sosyolojik süreçle perçinleşen kardeşlik hukukunun yanında olanların öncelikle bu etnik temelli terörist kalkışma… Kendisini de toplumsal olarak beslemek için etnik ırkçılığı ve düşmanlığı sürekli buradaki atmosfere zehirli bir şekilde yaymaya çalışan bu terör örgütüne karşı çıkması gerekir. Terör örgütüne, bu nefret ve öfke diline, aynı zamanda elinde silahla bunu dilde bırakmayıp fiiliyata taşıyan, durmaksızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – ...buna karşı çıkmaksızın barış adına, kardeşlik adına söyleyeceğimiz her söz sadece demagoji, sadece karanlık birtakım amaçların aracı olarak kullanılan politik, tabiri caizse, tırnak içinde edebiyat olarak kalır. O yüzden, söylenen sözlerin toplumdaki gerçekliğine, karşılığına, ne tür anlamları çağrıştırdığına, yerinin ne olduğuna bakmak gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Sayın Yiğitalp…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bir açıklama yapmak istiyorum bunun üzerinden. Benim sözlerimi…

BAŞKAN – Duyamıyorum.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Söz hakkı istiyorum. Konuşmalarımda özellikle militarist bir dil kullandığımı, cinsiyetçi bir dil kullandığımı söyledi.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açayım Sayın Yiğitalp.

Buyurunuz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sataşmadan söz istiyorum, kürsüden.

BAŞKAN – Tam sataşma cümlesini söylerseniz sataşmadan da verebilirim tabii ki.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Cinsiyetçi ve militarist bir dil kullandığımı söyledi.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yiğitalp.

Sataşma cümlenizi alamadım ilkin, o nedenle yerinizden vereyim dedim.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bakın, çok yakın bir hafızamız var, olması gerekir, hatırlatırım. Bu ülkenin Cumhurbaşkanının “Kadın mı kız mıdır bilmiyorum.”, “Ya baş vereceksiniz ya baş eğeceksiniz.”, “Ezeceğiz.”, “Ya herro ya merro.”, “Affedersin Ermeni.” Alevilik, Sünnilik ve mezhepçilik üzerinden söylenen yüzlerce kelimesini burada size okuyabilirim. “Kadın mıdır, kız mıdır?” Yine, aynı şeyi söylüyorum ve yaklaşım sadece erildir, yaklaşım sadece militarizmdir. Eğer bugün bunların militarizm ve ırkçı bir dil olmadığını söylüyorsanız bunu bana nasıl açıklayacaksınız?

Bir emniyet, bir kolluk kuvveti gidip bir yerde siyasi operasyon yapıyor ise bunu neden yazıyor? Bunu yazması için neden buna ihtiyaç duyuyor? Bunu sormak isterim. Yine, aynı şekilde, bu, bir buçuk yıl önce, bu fotoğrafı da kendim çektim, bakın, bunu okumak istemiyorum. Bunu neden yazıyor ve bunu yazdıktan sonra bu insanlar üzerinde hiçbir işlem yapıldı mı? Yine bunu göstermek isterim, bir tuvaletin klozetidir, oranın il eş başkanının resmini ve ismini oraya atmış olması ırkçılık, savaş suçu değil midir? Nefret suçu işleniyor. Burada istediğiniz kadar nefret suçu olmadığını söyleyin, bu bir nefret suçudur. Üç dört yıl önce Manisa’da bir Kürt işçiye Atatürk büstünün öptürüldüğünü hepimiz iyi hatırlarız. Buna dair bu Mecliste bizim dışımızda bir cümle kuran oldu mu veya bunu engelleyecek bir şey oldu mu? Yine, iki gün önce Bursa İnegöl’de Kürt işçilere oradaki insanların onların bulunduğu yere etnik farklarından dolayı saldırı ve bir gerilim olduğunu biliyor musunuz? Yine, iki yıl önce Eskişehir’de aynı buna benzer bir saldırı olduğunu biliyor muyuz? Bunların hepsi kullanılan nefret dili ve nefret suçudur. Bunu her yerde, her platformda tartışabiliriz, bunu bilimsel platformda da tartışabiliriz, siyasi platformda da tartışabiliriz; pratik sonuçları bunun başka bir açıklaması olmadığını gösteriyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Kayıtlara geçmesi için sadece şu kadarını söyleyeyim: 1984’ten beri kanlı bir terör örgütünün ortaya çıkarttığı son derece vahşi tabloları her gün yaşayan bir halkız. Bunların, bu etnik temelli kalkışma dolayısıyla insanların kafalarında çok çeşitli karışıklıklar yaratması normaldir. Sosyolojik süreçler, bu ülkede insanların kökenlerinden bağımsız olarak cumhuriyetin ortak vatandaşları olmaları yolunda bir mecrada bu insanları birbirlerine yaklaştırırken etnik temelli bir kalkışma yine sosyolojik düzeyde insanları birbirinden ayırır. Yaşanan çok çeşitli örneklerden bahsetti hanımefendi, başka örnekler de söylenebilir, tersine örnekler de söylenebilir. Aslolan, burada bu etnik temelli terörist kalkışmaya karşı çıkmaktır ve bu ülkenin kardeşliğini barış içerisinde demokratik zeminlerde sağlayacak tarzda bir akıl, fikir, dil ve eylemle davranmaktır. Benim söyleyeceğim budur.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ben de kayıtlara geçmesi açısından birkaç cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Şimdi, bu ülkenin kırk yıldır süren bir çatışmalı zemini var ve bir Kürt sorunu var. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanken de bir Kürt sorunu olduğuna dair kendisinin kullanmış olduğu bir cümlesi vardır ve bundan sonrasında hiçbir yasal, anayasal bir sistem ve bir uygulama getirmediği gibi, sadece o an seçimin getirmiş olduğu bir talep üzerinden, belki de bir seçim çalışması üzerinden götüren ve ondan sonra da hiçbir şey yapılmayan bir süreçten geçtik.

Eğer, bugün Kürtler kendi dili üzerinden kamusal hizmet alıyorsa, eğer ana dilde eğitim alabiliyorsa ve bunlar üzerinden bir yasal güvence var ise, kesinlikle haklıdır, ama bunların hiçbiri uygulanmadığı için süreç çatışmalı bir sürece dönüşmüştür ve bunun tek antidotu da tek çözümü de demokratikleşmeden geçer ve bu demokratikleşme hepimiz için en iyisi olabilir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yiğitalp.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Terörün hiçbir meşruiyeti olmaz, burada teröre mazeret üretmeyelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ya, terörden bahsediyor, terör sanki havadan gelmiş bir şey gibi!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Terörden bahsetmedim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Değerlendirme yaparken dikkatli bir dil kullanalım, “Bunlar olmadığı için terör oluyor.” tarzda bir okuma biçimi yanlıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Öyle bir şey değil yani!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şu konuyu bilginize sunmak istiyorum: Şimdi, kürsüye çıkan konuşmacılar muhalefet partilerine mensup iseler, doğal olarak iktidar politikalarını, Hükûmet politikalarını eleştiriyorlar. Bütçe konuşmalarının mahiyeti icabı, bu eleştirilere cevap vermesi gereken, asıl olarak Hükûmettir.

Biraz önce, Sayın Yiğitalp konuşmasında, eleştirilerini “siz” öznesini kullanmak suretiyle yaptı. Evet, “siz” deyince, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun buradan bir sataşma gerekçesi çıkarması mümkündür, ama esas olan -söylediğim gibi- doğru olan, sayın bakanların bu eleştirilere cevap vermesidir. Yoksa, sayın bakanların görev alanına girilmiş olur ki bunu sayın bakanların arzu edeceğini tahmin etmiyorum.

Evet, bu tartışmayı burada sonlandırmış olalım, tartışma değil daha doğrusu, medeni bir şekilde bir görüşme gerçekleşti.

Sayın Özel söz istiyor.

Buyurunuz Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, devletin hukuk ve demokrasiden ayrılmaması gerektiğine ve Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Ne kadar canımız yanarsa yansın, ne kadar hırslanırsak hırslanalım, “devlet” dediğimiz yapının ağzına alacağı laf “intikam” değil, ayrılmaması gereken şey hukuk ve demokrasidir. Devlet, hukuktan ve demokrasiden ayrılmadığı sürece devlet olarak kalır. Bir siyasi partinin il binasında, elbette usulüne uygun, hukuka uygun bir şekilde arama yapılabilir. Ama o il binasındaki biraz önce bahse konu yazılamalar devlete olan güveni sarsar ve demokratik siyaset alanı dışında başka bir alanı tarif eder ki bu doğru olmaz. Bunu hangi parti için olursa olsun kabul etmek kesinlikle mümkün değildir ama bir diğer yandan da, Halkların Demokratik Partisinden sayın hatip kürsüdeki konuşması sırasında, seçim bölgem olan Manisa’nın da ismini vererek geçtiğimiz yıl böyle bir olayın Manisa’da yaşandığını söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel, tamamlayınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben emindim olmadığına ama hafızama güvenmeyerek İnternet’e başvurdum, bir başka il ama buralarda zaten -ben o ilin adını söylemeyeceğim- doğru olan bu illerin isimlerini hukukla bağdaşmayacak birtakım muamelelerle birlikte anmak değildir. Türkiye seksen bir iliyle bir bütündür. Yanlışlıkların tamamı şahsi, suçların tamamı şahsidir; illerle, kurumlarla, kuruluşlarla da bağdaştırmamak gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, madde 60’a göre…

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurunuz.

12.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Türkiye’de Kürt sorunu değil terör sorunu olduğuna ve ayrıştırıcı dilden kaçınmak gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, az önceki tartışmalarla ilgili olarak, bir defa, “Kürt sorunu” diye bir şeyi asla kabul etmiyoruz. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, olsa olsa bir terör sorunu vardır. Kürtler bizim kardeşimizdir, Türk-Kürt kardeştir. Bunu bölmek, parçalamak, ayrıştırıcı dil kullanmak kesinlikle bu ülke açısından son derece yanlış ve son derece tehlikelidir.

Orada Kürt sorunu olmadığı gibi bir istismar sorunu var esasında işin bir diğer yönüyle de yani terör sorunu var, bir de istismar var. Bölgemize devlet aslında bir sürü yatırım yapmasına rağmen veya bir sürü para transfer etmesine rağmen bir kalkınma sorununun olduğu da malumdur. Bu kalkınmamışlık veya gelir farklılığı sorunundan ortaya çıkarak bunu bir Kürt sorununa doğru götürmek, terör sorununu başka isimler altında adlandırmak son derece yanlış olur. Bu ayrıştırıcı dilden kesinlikle kaçınmak lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, ben de İç Tüzük 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, şimdi, aynı bağlamdaysa her gruptan arkadaşlar konuştu.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır, Sayın Yiğitalp şahsı adına aldı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, o zaman grup adına size söz veriyorum.

Buyurunuz.

13.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Kürt meselesinin bu ülkenin yüz yıllık toplumsal kanayan yarası olduğuna ve bunun HDP’nin meselesi veya herhangi bir siyasi partinin ipoteğinde bir mesele olmadığına ilişkin açıklaması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu ülkenin yüz yıllık bir toplumsal kanayan yarası olarak Kürt meselesi vardır ve bu mesele de HDP’nin meselesi değildir, herhangi bir siyasi partinin ipoteğinde olan bir mesele de değildir. Bu konuda, gerek akademik gerek siyasal gerekse toplumsal süreçlerde çok farklı düşünen aydınlar, yazarlar, çizerler, akademisyenler bunun üzerine ciddi kafa yormuşlar, kitaplar, ciltler yazmışlar ve bu mesele çözülmediği sürece, bu ülkenin hiçbir bileşeni olarak hiçbirimizin gün yüzü görmeyeceği ve hiçbirimizin arzulamadığı bu şiddet eylemlerini sonlandıramayacağımız gün gibi ortadadır.

Sayın Bostancı demokratik siyasetten söz etti. Sadece şu örneği vereyim: Bu ülkenin kamu güvenliğine dönük eğer bir mücadele yürütülecekse bu devletin ve Hükûmetin hakkıdır. Ancak, bakın, bir örnek üzerinden söyleyeyim: Terörle mücadele adı altında bir siyasi partinin bütün organları, Meclis grubu hedeflenirse buradan başka bir şey çıkar. Son bir buçuk yılda 7.340 il, ilçe ve genel merkez yöneticimiz, belediye başkanımız, milletvekilimiz gözaltına alınmış, 2.350’si tutuklanmıştır. En yüksek oy alan iktidar partisine böyle bir operasyon yapılsa siyaset yapamaz hâle gelirdi.

Bu anlamda, biz meseleyi doğru tanımlamadığımız müddetçe bu ülkede hiçbirimizin çok aydınlık gelecekler için siyaset üretebilme şansımızın olmayacağını düşünüyorum. Bu ülkenin bir Kürt meselesi vardır, yüz yıllık bir geçmişe sahiptir ve bu mesele herhangi bir siyasi partinin de ipoteğinde değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, ben de yerimden söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, peki, buyurunuz, bir dakika da size söz veriyorum.

14.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün, gündemin Kürt sorunu değil 3 Bakanlığın bütçesi olduğuna ilişkin açıklaması

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, şimdi, bugünkü toplantımızın konusu bakanlıkların bütçeleri, Kürt sorunu değil. Lütfen gündeme gelmelerini söylerseniz çok memnun olurum. Yani, bugünkü konumuz Kürt sorunu değil, 3 Bakanlığın bütçesini konuşuyoruz. Arkadaşlarımız lütfen gündemin içinde kalsınlar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakan, laf atıldığı için cevap verildi.

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Sana mı soracağız!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Evet, evet, konuya gelin.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Bakan, bu ülkenin bütün sorunlarını burada konuşmalıyız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye, efendim, lütfen…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Lütfen konuya gelin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen efendim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Toplumun sağlıksızlığını mı söyleyelim?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, açıklama yapacağım.

Bütçeler, hükûmet programlarının uygulama aracıdır. Yani, bütün hükûmet politikaları bütçelerle uygulamaya geçirilir. Dolayısıyla, bütçe görüşmelerinde bütün hükûmet politikaları konuşulur. Sayın milletvekilleri bunları uygun bakanlıkların bütçesinde konuşabileceği gibi, bir başka bakanlık bütçesinde de konuşabilir. Tartışmanın başlangıcının nereden çıktığını hepimiz gördük. Bir sayın konuşmacı bütçeyle ilgili konuşurken vermiş olduğu örnekler nedeniyle konu buralara geldi. Dolayısıyla, görüşmeler bütçe dışında değildir, hepsi bütçe içerisindedir.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Evet, söz sırası İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’da.

Sayın Doğan, süreniz on dakikadır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Beşiktaş’ta yapılan katliamı şiddetle kınıyorum. Halkımıza başsağlığı diliyorum, yaralılara acil şifa diliyorum.

7 Haziran sonrası Hükûmetin yürüttüğü politikalar nedeniyle yeniden gündemimize giren çatışma ortamı, Meclis iradesine yapılmış siyasi darbe, dokunulmazlıkların kaldırılması, dış siyaseti okuyamama, 15 Temmuz darbe girişimi ve seçilmişlere yönelik operasyonlar ne yazık ki bütçe konuşmamın ve değerlendirmemin önüne geçmektedir.

Bugün ülkemizin yaşadığı süreç, yakın tarihimizde siyasetin üretim anlamında en kısır ve Hükûmetin uygulamaları nedeniyle de Hükûmetin cinnet hâli olarak tarihe geçecektir. Seçilmişlere karşı geliştirilen kayyum, dokunulmazlıkların kaldırılması ülke barışına, demokrasiye ve geleceğimize vurulmuş çok büyük bir darbedir. Toplumsal değeri olan, toplum geleceğini inşa etmek üzere ortaya konulan yeni paradigmanın sahibi Halkların Demokratik Partisinin Eş Genel Başkanları ve milletvekillerinin tutuklanması hiçbir demokrasinin kabul edebileceği bir boyut değildir. Bu durumdan acilen çıkmamız gerekmektedir.

Kürt meselesini çözmeyen, Alevi toplumunun sorunlarını çözmeyen bir ülkenin geleceği olmaz. Birlikte yaşamak zorundayız değerli milletvekilleri, sorunları da birlikte çözmeliyiz. Eşit yurttaşlık ekseninde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Biz her türlü hukuksuzluğa rağmen, sorunlarımızı, iç hukuk temelinde, birlikte yaşadığımız halklar ve inançlarla çözmek istiyoruz. Kadim bağları yeni süreçleri geliştirerek hazırlamalıyız.

Alevi toplumunun inancı ve öğretisinin ibadethanesi olan cemevlerinin yasal bir düzleme alınması artık kaçınılmaz bir durumdur. Hukuki statüleri diğer inanç merkezleri gibi belirgin olmalıdır. Alevi çocuklarına zorunlu din dersi vermekten vazgeçilmesi gerekmektedir. Yeni asimilasyon araçlarının devreye alınmasından vazgeçilmesi gerekmektedir. Alevi gençlerinin kamuda görev almalarını engellememeniz gerekmektedir.

Size sormak istiyorum değerli milletvekilleri, aslında bu soruyu sorarken de üzüldüğümü ifade etmek isterim. Gerçekten, bu soruyu bu Meclise sormamam gerekirdi ama toplumsal olarak nerede olduğumuza ilişkin bazı verileri elde etmek için bu soruyu soruyorum ama üzgün olduğumu da ifade etmek istiyorum.

Bakın, 919 kaymakamdan 1 Alevi kaymakam yok, iddia ediyorum. 81 vilayette bir vali yok.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama bakan var!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, bunları sorarken inanın üzülüyorum çünkü işin nereye geldiğine ilişkin, işin boyutuna ilişkin, kamu idarelerinin nasıl yönetildiğine ilişkin -hatta bazı bakanlıklara, Sağlık Bakanlığına ilişkin de bazı verileri veririm ama burada gereksiz bazı tartışmalara da girmek istemiyorum- işin vahametine ilişkin örneklerdi.

Değerli milletvekilleri, yine bir konuya daha işaret etmek istiyorum. CNN Türk’ün Ankara temsilcisi bir hanımefendi partimizin katliama ilişkin açıklamasını bildiği hâlde partimizi hedef gösteriyor ama aynı hanımefendi kendi televizyonlarındaki bir programda eski bir belediye başkanının ifadesini size okumak istiyorum arkadaşlar. Veli Bey de duysun, kendi belediye başkanı, diyor ki bu eski belediye başkanı: “Türkiye’de Aleviler öldürülse de yakılsa da sineye çekiyor, bu bizim için bir avantajdır.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, bunları yanlış anlamışsın herhâlde.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Ya, belediye başkanı, sen ne yapmak istiyorsun? Alevileri nasıl itibarsızlaştırabilirsin? Aleviler hayatın tüm mücadele alanlarında, demokratik alanlarda mücadele vermektedir. Bu senin haddini aşar ve bu hadsizliğin de bedelini -hukuk mahkemelerine başvurduk, hukuki süreçleri başlattı- bunun bedelini hukuk muhakemeleri ölçüsünde verecekler.

Değerli milletvekilleri, yeni anayasa çalışmaları yukarıda anlatmaya çalıştığım sorunlarla ilgili olarak hiçbir gelişmeye olanak vermemektedir. Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı sistemi bu ülkede hiçbir sorunun çözümü için altyapı oluşturamayacaktır, var olan demokrasi deneyimlerinin ve kazanımlarının heba edilmesinden başka da bir anlam ifade etmemektedir.

AK PARTİ Hükûmetinin uyguladığı rant odaklı inşaat ve emlak politikalarının iflas etmesinin, doların önlenemez yükselişinin sanayi üretiminin ekonomi içindeki ağırlığının azalmasına ve katma değerinin düşmesine neden olduğunu biliyorsunuz. Türkiye sanayisinin ithalata bağımlılığı artmakta ve bağımlılık ekonomisinin kan kaybetmesine yol açtığını da biliyorsunuz. “Ekonomimiz büyüyor.” diyorlar, gerçekte durum böyle midir? Son açıklanan rakamı da yine iyi biliyorsunuz.

Ülkemiz kalkınıyor mu sayın milletvekilleri? Ekonomik kalkınma ile ekonomik büyümeyi birbirinden ayıran en temel özellik nicel ve nitel büyüklüklerle ilgili olmasıdır. Diğer bir deyişle, ekonomik büyüme rakamsal bir büyümeye tekabül ederken ekonomik kalkınmayı adil gelir dağılımı, okuma-yazma oranları, altyapı hizmetleri, hasta başına düşen doktor ve öğrenci başına düşen öğretmen sayısı belirlemektedir.

Ülkemizde yaşanan hak ihlallerinin, basın özgürlüğünün, sağlık ve eğitim sisteminin ne durumda olduğunu da görüyoruz.

Tüm bu bilgiler ışığında ekonomimizi ve sanayimizi gelin birlikte yeniden değerlendirelim, öncelikle imalat sanayisine bakalım. Toplam ithalatın yüzde 80’ini imalat sanayisi oluşturmakta. Katma değeri bu kadar düşük, yatırım malına bağımlı bir sanayimiz var. Üstelik dolar bu kadar yükselmişken, ithal girdilerin maliyeti artmaktayken sanayimizin küresel pazarda rekabet etmesini nasıl bekleyebiliriz? Ekonomiyi durgunlaştıran ve belirsizlik ortamı yaratan bir başka neden de piyasalarımızdaki nakit sıkışıklığıdır. Ekonomideki ve sanayideki durgunluğu, yüksek teknolojili katma değeri yüksek ürünleri ihraç ederek aşabiliriz. Bunun için de AR-GE çalışmalarına önem vermemiz gerekmektedir. Dönüp hemen AR-GE çalışmaları için ayrılan bütçeye bakıyoruz. Türkiye ekonomisinin yüzde 1’ine tekabül ediyor. Bu rakamlar, Avrupa Birliğinin genel ortalamasının yarısından daha azına denk düşmektedir. AKP Hükûmetinin 2023 hedefine baktığımızda bu rakamın yüzde 3 olduğunu görüyoruz. Peki, gerçekçi bir hedef midir? Peki, yeterli bir hedef midir? Gelin, o zaman yüksek teknoloji ürünlerinin sanayi ve üretim ihracatındaki paylarına birlikte bakalım. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatının içindeki payı yüzde 3,7; ithalat içindeki payı yüzde 16,1’dir. Rakamlar ortada. Bu mudur sanayi reformu? Sanayimizi geliştirmekten bahsediyoruz. Motoru, makine parçalarını, yazılımı ithal ederken nasıl yüksek teknoloji ürünü geliştireceğiz ve bunu nasıl ihraç edeceğiz? AR-GE konusunda çarpıcı bir rakam vereyim. Yalnızca geçen senenin rakamlarından bahsedersek AR-GE konusunda Toyota 10 milyar dolar, G20 ülkesi Türkiye ise 8 milyar dolar harcama yapmıştır. AR-GE’ye bir otomobil şirketinden daha az kaynak ayırdığımız ortadadır. Dünya ekonomilerinde bir ülkenin sanayisinin gücünü belirleyen şey imalata dayalı ihracattır.

Değerli milletvekilleri, sanayide sorunlarımız bunlarla bitiyor mu peki? İhracat rakamlarına baktığımızda Türkiye İstatistik Kurumunun eylül ayında açıkladığı rakamlara göre sanayi üretiminin yüzde 3,1; ağustos verilerine göre de 3,8 azaldığını görüyoruz. Geçmiş döneme göre ekim ayı ihracatımız 11,7 milyar dolar gerilemiştir. Peki, istihdam? İstihdam da gerileme trendine uymuş görünüyor. Temmuz 2016 rakamları ile geçen senenin rakamlarını karşılaştırdığımızda, sanayi istihdamında geçen seneye göre işsiz kalmış 80 bin insanımız var. Resmî rakamlara göre işsiz sayısı 3,5 milyona yaklaşmış vaziyettedir. İmalatın ve az olan ihracatın ithalata bağımlı olması demek halkımızın emeğinin ucuza getirilmesi demektir. AK PARTİ Hükûmeti, bu ülkenin iş gücünü sermayenin sömürüsüne terk etmiştir.

Değerli milletvekilleri, organize sanayi bölgeleri için de durum farklı değil. 294 organize sanayi bölgemiz var ama iş yapma seviyesi ve doluluk oranları istenilen seviyelerde maalesef değiller. Mesela İzmir’de 13 tane organize sanayi bölgesi bulunmakta. Tam kapasite çalışıyorlar mı? Hayır. Üstelik organize sanayi bölgelerinin kurulması için belirlenen alanlar rant kapısına dönüştürülmüştür. Nereye, hangi amaçla ve hangi program neticesinde yapılacağı konusunda meslek odalarının görüşleri alınmamıştır.

AK PARTİ Hükûmetinin dillerinden düşürmediği ekonomik istikrar artık sadece bir söylem olarak ortada durmaktadır. Artık ne yerli yatırımcı ne de yabancı yatırımcılar Türkiye’yi güvenilir bir alan olarak görmemektedirler. Yabancı yatırımcılar hızla ülkeyi terk etmekte, yerli yatırımcılar ise günü kurtarma gayreti içerisine girmişlerdir, işsizlik rakamları da bunu doğrular niteliktedir.

Değerli milletvekilleri, yine Bakanlığa bağlı hizmet binası amacıyla özellikle şeyi belirtmek isterim.

Son olarak Bilim ve Sanayi Bakanlığının KOSGEB ve Sayıştay raporları hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Ölçü ve tartı aletlerinin yerinde muayenesinde elde edilen paraların bütçeye gelir kaydedilmeden özel bir hesapta toplanıp harcanması konusu nedir, bunu soruyorum. Nereye harcandı bu paralar, açıklanmalıdır.

Yine Bakanlığa hizmet binası amacıyla tahsisli taşınmazın özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir kooperatifin kullanımına bırakılarak kooperatif tarafından misafirhane olarak işletilmesi ve misafirhanenin giderinin genel bütçeden karşılanması durumu var, bunun da incelenmesi gerekmektedir. Bunun adı devletin kurumlarını yağmalamaktır.

KOSGEB’de de durum farklı değil. KOBİ’leri desteklediğinizi söylüyorsunuz ama bakın Sayıştay raporu ne diyor: “KOBİ bilgi ve beyannamelerinin güncelliğinin araştırılmasında proje başvuruları kabul edilmekte, proje amaçlarına ulaşılmasına...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - ...rağmen projenin kurulca başarılı kabul edilmesi.” ifadesi bulunmaktadır. Kim bilir hangi projelere ne destek verildi, bilmiyoruz.

Yine bir son cümle Sayın Başkan.

Yine Sayıştay denetiminde KOSGEB Başkanlığı tarafından 78 adet kadronun ilana verilmeden açıktan atama yapıldığı belirtilmiştir.

Yeni KOSGEB’in organizasyon yapısı içerisinde 10 adet daire başkanlığının bulunmasına rağmen 12 daire başkanının görevlendirilmesini Sayın Bakanın burada açıklaması lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Müslüm Doğan yapmış olduğu konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin bir belediye başkanının, burada olmayan bir kişinin ama partimize geçmiş dönemlerde belediye başkanlığı yapmış, aidiyeti olan bir kişinin hem ismini kürsüde anıp daha sonra Sayın Genel Başkan Yardımcımızın da ismini anıp onunla da irtibatlandırarak ve kendisi hakkında da bir hadsizlik yaptığını ifade ederek grubumuza bir sataşmada bulunmuştur.

Uygun görürseniz Sayın Veli Ağbaba cevap verecek.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Ağbaba, süreniz iki dakikadır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın konuşmacı, tabii, biraz önce, dün akşam bir televizyon programında belediye başkanımızın, eski belediye başkanının söylemiş olduğu sözleri biraz da saptırarak bir sataşmada bulundu bize. Aslında, orada, sayın başkan dün akşam bununla ilgili bir özür de yayınladı, bir açıklama da yaptı. Oradaki işin özü, Türkiye’deki, Orta Doğu’daki her türlü mezhep savaşlarına rağmen, her türlü kirli savaşlara rağmen burada bulunan Alevilerin her zaman barışa, demokrasiye, özgürlüğe sahip çıktığını, “İncinsen de incitme.” dediğini, Alevilerin Türkiye için bir şans olduğunu, hiçbir zaman şiddete başvurmayacağını, Alevilerin hiçbirisinin katliam yapmadığını, her türlü dışlanmaya rağmen cumhuriyete bağlılıklarını değiştirmediklerini, her zaman zalime karşı mazlumun yanında yer aldıklarını, her zaman nefrete karşı hoşgörünün, savaşa karşı barışın yanında yer aldıklarını ifade etti. Aslında, bunun yanlış anlaşılmasında, biraz da çeşitli organlarda sayın konuşmacı gibi art niyetli arkadaşlarımızın olduğunu düşünüyoruz.

Tabii, burada HDP’nin geçmiş dönemdeki hastalıklarına da vurgu yapmak istiyorum. HDP, geçtiğimiz dönemde AKP’yle ortaklık yaparken, örneğin Uludere katliamını konuşurken dört dakika elli saniye Dersim’i konuşurdu, on saniye lütfen Uludere’yi konuşurdu. Yine, geçtiğimiz dönemde eğer özel yetkili mahkemeleri eleştirecekse dört dakika elli saniye istiklal mahkemelerini eleştirir, on saniye lütfen özel yetkili mahkemeleri eleştirirdi.

Sayın Bakana söyleyeceğim, eski Bakana söyleyeceğim laf şu: 63’üncü Cumhuriyet Hükûmetinde Bakandınız, Başbakanınızın kim olduğunu hatırlıyor musunuz, bilmiyorum. Bu konuda sizi biraz vicdana ve bu konuda biraz vicdanlı olmaya davet ediyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin her bireyi her zaman bu konuda mezhepçiliğe karşı çıkmış, her zaman eşit yurttaşlık temelinde savunmuştur.

Bunları da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Doğan…

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Veli Ağbaba benim konuyu saptırdığımı, konuyu düzleminden çıkararak kötü niyetli olduğum hususunu da belirtmiştir.

BAŞKAN – “Kötü niyetli” kelimesini kullanmadı. Kullandı mı?

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – O anlama gelen efendim, saptırma ve art niyet…

BAŞKAN – Peki, buyurunuz Sayın Doğan.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

Süreniz iki dakikadır.

9.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eski bir belediye başkanının Alevilere ilişkin bu konuyu gündeme getirmesini, herhangi bir parti gözetmeksizin gündeme getirmemin temel hususu, ülke barışına verdiğim önemdir. Yani, bu, Aleviler, zaten inanç ve öğretileri itibarıyla maalesef doksan yıldır yok sayılmakta, inançları ve öğretilerine ilişkin…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Daha evvel daha mı iyilerdi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ortaklık yaptınız, bakanlık yaptınız; çözseydiniz ya!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – İnançlarını ileri kuşaklara aktarmasında engeller söz konusu. Bunu aşma çabamızdır. Esas olarak, Alevi inancı ve öğretisinin özgün hâlini ileri kuşaklara aktarma çabası içerisinde olduğumu size belirtmek isterim. Tüm inançlara burada saygımız var ama Alevi inancı ve öğretisinin kurumları olan cemevinin de diğer inanç kurumlarının hukuk düzlemindeki yeriyle aynı statüde olmasını isteyen bir toplumun insanlarıyız.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, doksan yıl önce çok mu iyilerdi, doksan yıl önce?

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Elbette ki konuşmayı değerlendirdiğimizde, sayın belediye başkanı iyi niyetli veya kötü niyetli fakat bu kadar birikim sahibi bir insanın bunu gündeme getirmesini çok anlamlı bulmadığımızı, doğru bulmadığımızı…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Buradan politika yapmak da doğru değil, bunu keşke…

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – …bir kardeşlik iklimine ihtiyaç olduğunu, Alevilerin en çok da barışa ihtiyaç hisseden, en çok ihtiyaç duyan bir toplum yapısı içerisinde yer aldığını burada belirtmek isterim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, bakanlık yaptınız ya, yapsaydınız ya bunları.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Tekrar saygılarımı sunarım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakanlık yaptınız, yapsaydınız ya bunları! CHP’yi eleştireceğinize biraz AKP’yi eleştirin!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bakanlık yaptığımızda arkadaşlar, anayasal bir gereklilik üzerine yaptığımız bakanlığı burada abartmamak gerekir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biraz eski ortaklarınızı eleştirin! Eski ortaklarınızı eleştirin!

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) – Bunda, anayasal bir gereklilik üzerine Hükûmette yer almamızın da haksız bir şekilde eleştirisi vardır.

Tekrar arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Doksan yıl önce çok mu iyilerdi, doksan yıl önce Sayın Doğan?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan, Sayın hatip bütünüyle grubumuza…

BAŞKAN – “Sayın Hatip” derken Sayın Doğan mı?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Hayır hayır.

Sayın Ağbaba, “HDP’nin hastalıklı yaklaşımı” diyerek grubumuza sataşmada bulundu, İç Tüzük 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

10.- Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Ağbaba eski bir belediye başkanını savunmak adına partimize saldırıyor ama saldırırken de gerçekliği olmayan, tümüyle spekülatif söylemler üzerinden saldırıyor. Bakın, sadece son iki yıl, son üç yıl, son beş yıl değil, bizden önce, geleneğini devraldığımız ve bugün kapatılmış bütün partilerin tarihiyle birlikte söylüyorum: Biz, iktidar, muhalefet, bu sorunun bileşeni, muhatabı olan herkesle diyalog yoluyla, görüşme yoluyla, bu yüz yıllık toplumsal yaranın kapanmasına hizmet edebilecek her türlü görüşmeyi evla görürüz, bunu bizim parti politikalarımızdan da öncelikli görürüz. Ama sizin parti yönetiminizin -bakın, partinizi söylemiyorum- ve yönetim anlayışınızın şu boyutunu sorgulamanızı isterim: HDP veya önceki partiler, iktidarlarla, hükûmetlerle görüşürken görüştüğü süreler içerisinde bu ülkede bir şey sağlanmış; akan kan durmuş, gençlerin ölümü durmuş ve bunların ilanihaye bitmesini hedeflemiştir. Biz görüşürken bunlar sağlanmış, peki, sizin iyi ilişkiler sağladığınız dönemlerin hep darbelere ve hep akan kanın arttığı döneme denk gelmesi sizce bir tesadüf müdür?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ya, o dönemde akmayan kan, altı ayda üç katı, beş katı arttı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizim hiç yok, hiç yok; biz her zaman demokrasiye sahip çıkmışızdır.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Hangi demokrasiye?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – “Bizim hiç yok.” diyorsunuz, Saray’da yaptığınız görüşmeler, Yenikapı ruhu… Bunları boylu boyunca uzatabiliriz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yani, siz AKP’yle uzlaşınca iyi mi oldu?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Biz görüşürken, akan kan dursun, ölümler dursun ve bu işler nihayetlensin diye görüşürüz, bugün olsa yine görüşürüz

TUFAN KÖSE (Çorum) – Durdu mu?

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Yıllardır bunu savunuruz, bu ilkeli duruşumuzdan en ufak bir taviz de vermeyiz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – “Çirkin pazarlık” diyelim ona “ilkesiz pazarlık.”

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Ama, sizin görüştüğünüz ve iyi niyet ilişkileri geliştirdiğiniz her dönem, şiddetin arttığı, kanın aktığı dönemdir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Özel…

Sayın Mehmet Ali Aslan, sizi kürsüye davet edeceğim ama büyük bir engellemeyle karşı karşıyayız, görüyorsunuz.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Şansımıza…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, HDP Grubu adına gruplarına sataşıldığı iddiasıyla söz hakkını kullanan Sayın Hatip Ahmet Bey, yapmış olduğu konuşmada doğrudan Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğini hedef alan ve CHP’nin iktidar partisiyle görüşmeler yaptığı dönemlerin ülke açısından kötü dönemler olduğunu…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekrar Veli Ağbaba cevap verecek.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

Süreniz iki dakikadır.

11.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bizim tabii, muhalefete muhalefet etme gibi bir anlayışımız yok ancak on dört yıllık AKP iktidarı varken Cumhuriyet Halk Partisine laf söylenmesine de biraz şaşırıyorum, geçmişteki ortaklığa da biraz bağlıyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, birkaç örnek vereceğim, siz de dikkatle dinleyin. Cumhurbaşkanı seçildiği zaman Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda tavır gösterdi, Recep Tayyip Erdoğan’ı ayakta alkışlayan grup sizdiniz, biz değildik. Yine o dönemki Başbakan, Gezi’ye “darbe” derken sizin vekilleriniz ve sizin başkanlarınız kalkıp Gezi’yi “darbe” olarak ifade ettiler. Diyarbakır’da Başbakanı nasıl karşıladığınızı bizler unutmadık.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ayıp bir şey! Bu ülkenin Başbakanı.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yine, Cumhurbaşkanlığının devir teslim töreninde Abdullah Gül’ün Recep Tayyip Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığını teslim ettiğinde Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde hangi HDP milletvekillerinin Recep Tayyip Erdoğan’la kocaman kucaklaştığını biz hatırlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Belki siz de utanırsınız, hatırlamak istemezsiniz ama biz o HDP milletvekillerinin Recep Tayyip Erdoğan’la, AKP’li politikacılarla nasıl kucaklaştığını unutmadık arkadaşlar.

Bakın, sayın konuşmacı diyor ki: “Saray’a gittiğinizde siz vardınız, biz yoktuk.”

AHMET YILDIRIM (Muş) – Böyle bir şey demedim ben, bunları nereden çıkarıyorsun? Yalan bu, bunu nereden çıkarıyorsun?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, Dolmabahçe Sarayı’nda siz konuştunuz, beraberdiniz el ele, kol kola, Başbakanlıkta el ele, kol kola görüşmeler yürüttünüz, MİT binalarında görüşmeler yürüttünüz, AKP ile HDP birçok yerde, birçok mekânda beraberdi…

HAMZA DAĞ (İzmir) – AK PARTİ, Türkiye’yi yöneten parti.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …biz nerede olduğunuzu sormadık ama biz “Saray’da niye HDP yok? diye söyledik, “4 partinin imzası var.” diye söyledik.

Size bir iki laf söyleyeyim. Bakın, belki geçmiş dönemi bilmezsiniz ama AKP ile HDP Grubu kol kola, ele ele yürüdüler, bize o zaman “Barış istemiyor.” diyen iki grup, şimdi bizi demokrasiyi bilmemekle suçluyor, geçmişinizi de hem AKP Grubuna hem HDP Grubuna şiddetle size hatırlatırım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Daha geçmişe git, ortaktınız zaten.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım...

HAMZA DAĞ (İzmir) – 1991’e git sen istersen… Bir de konuşmayı öğrenmiş olsan var ya…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri bir saniye efendim, bir saniye…

Sayın Yıldırım...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tümüyle polemikler üzerine kurgulu bir yapısının ve mizacının olduğunu biliyoruz beyefendinin. Ancak ispatlayamayacağı mesnetsiz iddialar kullanıyor. Çıksın bizim partimizden birinin Gezi’ye “darbe” dediğini ispatlayamaz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet, tarih tarih söylerim. Tarih tarih söylerim, Sayın Ahmet Türk’ü söylerim, Sayın Sırrı Sakık’ı söylerim…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir müsaade edin, bir müsaade edin…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, bir saniye efendim, bir saniye…

Siz devam edin Sayın Yıldırım, tutanaklara geçiyor.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ancak biz tekrar söylüyoruz, bu ülkede silahın ve şiddetin hak arama yöntemi dışına çıkarılması için herkesle, Parlamentoda iktidar-muhalefet herkesle diyalog yürütmeyi parti politikalarımızdan önde görürüz, bunları yaptığımıza pişman değiliz çünkü bu görüşmeleri yapma amacımız bellidir, o görüşmelerin bugün arkasında duran tek siyasi partiyiz diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Sataşmasız bir noktaya getirdik gibi Sayın Bostancı, eminim siz bunu noktalayacaksınız burada.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Sayın Ağbaba konuşurken “On dört yıldır AK PARTİ iktidarı var.” dedi niye birbirimizle uğraşıyoruz, ortak uğraşmamız gereken adres belli anlamında bir zeytin dalı uzattı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yok, beraberdiniz diyorum Sayın Bostancı, canciğerdiniz yani.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – On dört yıldan bu yana ülkeyi yöneten ve yönetme hakkını meşru bir şekilde halktan alan o çerçevede Cumhurbaşkan, Başbakan temsillerini üstlenmiş olan bir siyasi geleneğe karşı saygı ve dikkat, halka karşı saygı ve dikkattir. “Cumhurbaşkanını, Başbakanı karşıladınız.” diye buradan ayıplayıcı bir ifade çıkartmak çok ayıp bir davranıştır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Karşıladı” demedim, ayakta alkışladılar demiştim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Burada hem Parlamentoda sürekli uzlaşmadan, anlaşmadan, kardeşlikten, barıştan bahsedeceğiz, sonra da herhangi bir siyasi parti uzlaşma, anlaşma adına bir hamle yaptığında bunu ayıplayan ve kınayan bir dil geliştireceğiz, bu, tutarsızlık olur.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bostancı.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun konuşmalarına devam ediyoruz.

Şimdi, grup adına dördüncü konuşmacı, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan.

Buyurunuz Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

Nihayet sizi çıkarabildik kürsüye.

HDP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Evet, aslında komşu olmasalar söyleyeceğim bir şey olacaktı ama neyse bugün Peygamber (ASM)’ın da doğum günüdür, onun hakkı için, hatırı için sataşmayacağım.

Sayın Başkan ve Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Beşiktaş’ta maalesef bir saldırı olmuştur ve insanlarımız hayatını kaybetmiştir, hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Ahsenitakvim suretinde yaratılan insana, canlıya doğru yapılan her türlü bütün saldırıları buradan kınıyorum.

Sayın Sağlık Bakanımız da burada, unutmadan söyleyeyim. Geçmişte güzel hizmetleri olmuştur, tebrik ediyorum, kutluyorum ama son bir buçuk yıldır özellikle 7 Hazirandan bu yana doğu illerinde maalesef çok aksaklıklar ve ihmaller olmuştur. Batman’da 250 yataklı bir hastane yapılacağına dair basından haberler okuduk, şayet doğruysa 250 yatak yetmeyecektir çünkü Batman’ın 600 bine yakın bir nüfusu vardır ve büyükşehir olmaya adaydır. Çevre il ve ilçelerden de Batman’a sağlık konusunda başvuranlar oluyor, en az 2.500 yataklı hastaneye ihtiyaç vardır. Batman’daki sivil toplum kuruluşları ve halk da bu yönde yatak sayısının artırılmasını talep etmektedir.

Tabii, Peygamber (ASM) doğmuştur, 1445’inci yılındayız. İnşallah bu 1445’inci yıl, sadece İslam âlemine değil, bütün insanlığa ve bütün mahlukat ve mevcudata sulh ve selamete sebep olur.

Bu arada, şu anda İsrail’in zalim yönetimi altında zalimane bir şekilde, halkın reyleriyle seçilmiş, tutuklu, zindanlarda bulunan Filistin Meclis Başkanı Aziz Duveyk’e, yine aynı şekilde Filistin Milletvekili Mervan Barguti’ye, yine aynı şekilde Ahmed Sedat’a, yine aynı şekilde Azzam Salhab’a, Riad Raddad’a, kadın milletvekili Halide Cerrar’a, yine Mısır’da Firavun’u aratmayacak bir zulümle, hukuksuzlukla içeride bulunan Mısır Parlamento Başkanı Doktor Muhammed Saad el-Katatni’ye, Muhammed Beltaci’ye, Essam el-Erian’a ve Osama Yassin’e buradan selamlarımızı gönderip, Mevlit Kandillerini kutladığımız gibi, 12 Eylülü ve 28 Şubatı aratmayan zulümlerle, baskılarla, hukuksuzluklarla şu anda içeride bulunan Eş Genel Başkanımız Sayın Selahattin Demirtaş’a, Eş Başkanımız Sayın Figen Yüksekdağ’a, Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken’e, Sayın Vekilimiz Abdullah Zeydan’a, Sayın Vekilimiz Selma Irmak’a, Sayın Vekilimiz Ferhat Encu’ye, zorla evimizden alınan Sayın Vekilimiz Leyla Birlik’e, Sayın Vekilimiz Nursel Aydoğan’a, Sayın Vekilimiz Nihat Akdoğan’a ve Sayın Vekilimiz Gülser Yıldırım’a da buradan selamlarımızı gönderip, Peygamber (ASM)’ın vilâdetini kutluyoruz. “…”(x)

Az önce AK PARTİ’den bir hatip güzel bir ifadede bulundu. Ben kendisine katılıyorum, kendisini de kutluyorum. Sayın Cemil Yaman “En kıymetli ilim kitabı olan Kur'an-ı Kerim'in izinde bilimsel çalışmalara her türlü destek ve hız vererek ecdadımızın bıraktığı yerden Kur'an’ı sahiplenelim ve Kur'an’ın öngördüğü bir şekilde çalışmalara girelim.” diye bir paragraf sarf etti. Biz de bunu istiyoruz ve bugün, burada, Türkiye’de oluk oluk kan akarken aslında bütçeyle ilgili konuşmayı da ben gerçekten çok manasız ve gereksiz buluyorum yoksa bütçeyle ilgili hazırlığı yapmıştım ama insan hayatının üzerinde hiçbir değer kabul etmediğimizden ve her yıl bütçe görüşmeleri mümkün olduğundan ama giden insanların geri gelmesinin mümkün olmadığından bu kanı durduracak çalışmalara girmeliyiz.

Her yıl yaklaşık iki hafta, on beş gün bütçe görüşmelerini görüşüyoruz ama her yıl maalesef bir günümüzde, bir haftamızda “Bu akan kanı nasıl durdururuz”un hesabına, çalışmalarına maalesef girmiyoruz ve üzülerek söylüyorum ki on yedi aydır yaklaşık 5 bin insanımızı kaybettik. Bu, günde 10 insana tekabül etmektedir yani yazıktır, günahtır. Evet, rahmet okuyabiliriz ama burası gerçekten kınama yeri değil. Kınama, bir âcizliğin ifadesidir. Neden? Çünkü bize burada bu kanı durdurma yetkisi vermiş toplum. Bu Parlamento toplumun yüzde 100’ünü temsil etmektedir. Dolayısıyla bizim sözel duaya değil fiilî duaya ihtiyacımız vardır. Biz eğer irademiz doğrultusunda hareket edersek bu akan kanı durdurabiliriz.

Peygamber’in doğum günü diyoruz. Mehmet Akif’in güzel bir sözü var, diyor ki: “Kur’an-ı Kerim ayetleri sadece ölülere okumak için ya da ezberlemek için değildir, inmemiştir.” Bakın, Peygamber’le ilgili ayetlerde ne deniyor, Ahzab suresi 21:

(Hatip tarafından Ahzab suresinin 21’inci ayetinin okunması)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Allah’ın Resulü’nde sizin için güzel, ibretlik örnekler vardır.” Ve bakınız Allah’ın Resulü ne buyurmuş: “İnsanlar arasında en çok sevmediğim kimse barışa yanaşmayan inatçı hasımdır.” Hadisi Buharî nakletmiş, Ahkaf 34’te geçiyor. “Kıyamet günü insanların Allah’a en sevgili ve mekân olarak en yakın olanı adil yöneticidir. Allah’a en menfur ve en uzak olanı da zalim sultandır.” diye buyurmuş, yine Tirmizî bunu nakletmiş. Bir hadisişerifte de “İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber getiren kimse yalancı sayılmaz.” demiş. Yani yalana orada bir cevaz vardır. Oysaki Peygamber (ASV)’ın en sevmediği davranış, söylem yalandır. Ama sırf insanlar arasında barış tesis edilecekse ona da dinimiz, Peygamberimiz cevaz vermektedir.

Ama maalesef, bu son bir buçuk yıldır, hele hele bu son iki gündür etkili ve yetkili bazı kişiler ve edepli olması gerekirken edipler, gazeteciler edepsizce HDP’yi hedef göstermektedirler. Ya, Allah’tan korkun, ilk kınayan ve dört partiye ilk çağrı yapan Sırrı Süreyya Önder Vekilimizdi. Ve hepimiz kınadığımız hâlde esas sorunu bırakıp hedef göstermek bir algı operasyonudur, bir zulümdür. Enfal 73’üncü ayet “Eğer siz aranızda dost olmazsanız, yeryüzünde kargaşa, fitne ve büyük bozgun çıkar.” diyor. Ya, bu ayetler ölülere okumamız için inmemiş ki, bize inmiş. Biz bunları uygularsak, emin olunuz ki, hiçbir problem kalmayacaktır ve bu akan kanı durdurmamız gerekiyor. 550 vekilin bu anlamda sorumluluğu vardır, her yerde biz barışı haykırmaya devam edeceğiz; her ne kadar, maalesef, bazı hatipler barış söylemlerimizi, barış girişim ve istemlerimizi farklı yorumlamışlarsa da, maske olarak yorumlamışlarsa da ayetikerimede diyor: “Ves sulhu hayrun”, “Barış daha hayırlıdır.” O hatipleri de o ayetin muhatabiyetine sevk ediyoruz ve inanın, Bediüzzaman’ın İttihat Terakkiye söylediği bir şey var, “Bu hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlal.” diyor. Bu gidiş izmihlale götürüyor. Gelin, hep beraber, insanımıza, ülkemize, toprağımıza, gençlerimize, çocuklarımıza sahip çıkalım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Filiz Kerestecioğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Avrupa Birliğiyle müzakereler çerçevesinde şimdiye kadar 16 fasıl açıldı; yargı ve temel haklar, adalet, dış politika gibi önemli ve köklü reformları gerektiren fasıllar ise açılmadı ve bu konuda bir ilerleme de kaydedilmedi.

2005’ten beri sürdürülen müzakere sürecinde, henüz, elimizde, tamamlanmış, somut, herhangi bir fasıl bulunmuyor. Son yılların en eleştirel AB ilerleme raporu ise 9 Kasımda yayınlandı. Raporda bazı önemli maddeler şöyle:

“Suçun bireyselliği ancak güçler ayrılığı, yargının tam bağımsızlığı ve avukata etkili erişim hakkı dâhil olmak üzere her bireyin adil yargılanma hakkına tam olarak saygı gösterilmesiyle sağlanır. Mayıs ayında çok sayıda milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması ve kasım ayında eş başkanlar da dâhil birçok HDP milletvekilinin gözaltına alınması ve tutuklanması derin bir endişe yaratmaktadır. Birçok seçilmiş temsilci ve belediye yöneticileri görevlerinden alınmış veya terörle ilgili suçlamalarla tutuklanmıştır. Bunların bir kısmı OHAL kararnameleri temelinde gerçekleşmiştir.

Kürt sorunu için tek çözüm yolu siyasi bir süreçtir. Yeniden uzlaşı ve yapılanma devlet için dikkate alınması gereken ana konulardır. Sivil toplum etkili olmak için çaba içerisindedir fakat sivil toplum kuruluşları yasa ve politika oluşum süreçlerine ender olarak dâhil olmakta ve baskı görmektedir.

Özellikle bağımsız yargı konusunda son yıllarda gerileme vardır. Yüksek mahkemelerin yapı ve üyeliklerinde yapılan geniş çaplı değişiklikler Avrupa standartlarıyla uyumsuzdur.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yargıç ve savcıların beşte 1’i görevden alınmış ve mal varlıklarına el konulmuştur. Yargı erki, görevini bağımsız ve tarafsız bir şekilde yapabilmeli, yürütme ve yasama erkleri güçler ayrılığına tam saygı duymalıdır.

OHAL çerçevesinde bazı suçlamalarda gözaltı süresi 30 güne çıkarılmıştır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyumsuzdur.” Evet, raporun önemli başlıkları böyle…

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Muiznieks de 2 Aralıkta sokağa çıkma yasakları ve Kürt illerine yönelik operasyonlara ilişkin yeni bir memorandum yayınladı. Memorandumda bölgede güvenlik güçlerinin işlediği çok sayıda insan hakkı ihlali iddiasının son derece ciddi ve tutarlı olduğuna ve hem güvenlik güçleri tarafından işlenen geçmiş insan hakları ihlali kalıplarının devam ettiğine hem de geçmişte görülen cezasızlık durumunun bugün de sürdüğüne dikkat çekti. Türkiye’de sokağa çıkma yasağının kesintisiz, yirmi dört saat uygulandığını hatırlatan İnsan Hakları Komiseri, bunun eşi benzeri olmayan bir uygulama olduğunu belirtti.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği her aday ülkeden farklı bir kriter beklemiyor, tüm aday ülkelerden Kopenhag Kriterlerini yerine getirmesini bekliyor. Buna göre ise, siyasi kriterler olarak demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarını güvence altına alan, azınlıklara saygı gösteren istikrarlı kurumlar aday ülkede mevcut olmalı. Ekonomik olarak ise, ekonomik kriterler olarak ise, aday ülke işleyen bir pazar ekonomisine sahip olmalı, AB içindeki rekabete ve piyasa güçlerine karşı koyma kapasitesini bünyesinde bulundurmalı. Oysa, bugün baktığımızda, tüm ülkemizi, tüm yurttaşlarımızı, hepimizi ilgilendiren bir anayasa teklifi dahi siyasi partiler ve halktan kaçırılarak, kapalı kapılar ardında getirildi. Örneğin, Avrupa Konseyinde en ufak bir sözleşme dahi aylarca tartışılarak müzakere ediliyor, bunu Avrupa’da komisyonlarda yer alan milletvekillerinin hepsi gayet iyi biliyorlar. Dün önümüze getirilen, hatta getirilmeyen, bu Parlamentonun üyelerinin de sosyal medyadan öğrendiği anayasa teklifi tamamen bir saltanat, monarşi metnidir. AB kriterleri, Kopenhag Kriterleri bir yana, Türkiye'nin asgari parlamenter demokrasisine dahi uymamaktadır. Ve daha dün henüz onlarca yurttaşımızı yitirdiğimiz saldırının ardından ülkenin yandaş gazeteleri hangi manşetlerle çıktı biliyor musunuz? “Başkanlık hayırlı olsun.” diyerek. Aslında bugün partimize, Halkların Demokratik Partisine yapılan operasyonların siyasi nedeni de budur: Başkanlık sistemine ve bu tek adam anayasasına muhalefeti engellemek, bizlerin sesini kısmak; siyasi neden tamamen budur. “Ey Avrupa!” demek için öncelikle ülkemizde demokrasi kurallarını işletmemiz gerekiyor. Avrupa’yı tabii ki eleştirebilirsiniz, çifte standartlar uyguladığını söyleyebilirsiniz. Örneğin, mülteci politikası nedeniyle eleştirebilir, bu politika nedeniyle Cizre’nin, Sur’un yıkımını görmezden geldiğini de pekâlâ söyleyebilirsiniz ancak kendi halklarına uyguladığı demokratik kurallar açısından Avrupa’yı eleştirmek pek de Türkiye'deki iktidarın harcı olmasa gerek. Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland ve İnsan Hakları Komiseri Muiznieks’e yazdığı mektupları değerlendirmeye cüret edebilecek bir cezaevi disiplin kuruluyla yönetiliyorsa bu ülke, hangi ifade özgürlüğünden, hangi AB kriterlerini yerine getirmekten söz edebilirsiniz?

Daha dört gün önce Kuzey Avrupa ülkelerinden milletvekilleriyle birlikte eş başkanımızı ziyaret amacıyla Edirne’ye gittik ve ziyaretimiz engellendi. Danimarka, Finlandiya, İsveç ve Norveç’ten gelen o insanlar cezaevi önünde açıklama yaptılar, dediler ki: “Parlamenterlerin yeri Parlamentodur. Hepsinin özgürlüklerine kavuşması için elimizden geleni yapacağız.” Bu vekiller “Biz onların görüşlerini alkışlıyoruz, HDP’yi çok beğeniyoruz.” demediler; sadece ve sadece demokrasiyi ve olması gerekeni ifade ettiler, bunu savundular.

Evet, buradan Parlamentodaki bütün parti milletvekillerine seslenmek istiyorum: O insanların demokrasi için katettikleri onca yolun bir adımını dahi atamaz mıydı bu Parlamentodaki vekiller? Onların taşıdıkları endişenin bir nebzesini taşıyamaz mıydınız? Ortada korkunç bir demokrasi ayıbı varken hangi AB kriterlerini yerine getirmekten söz edebilirsiniz?

Evet, bütün bedeller eşitlik, özgürlük ve adalet için ödeniyor bu ülkede. Nazımların, Orhan Kemallerin, Cigerxunlerin, Suat Dervişlerin soyundan geliyoruz. Bu ülkede muhalif olan, düşüncesini ifade eden herkes, yazarıyla, çizeriyle, vekiliyle hep bedeller ödedi.

Fransa’nın Cezayir’i işgal altında tuttuğu yıllarda Sartre Paris’in sokaklarında bildiri dağıtıyordu ve Cumhurbaşkanı De Gaulle’e kendisiyle tamamen görüşleri zıt olan Sartre’ın kulağını çekmesini söylediler. De Gaulle ise “Sartre’a dokundurtmam çünkü Sartre Fransa’nın ta kendisidir.” dedi. Bugün bizler neredeyse adını ananın bile ihbar edildiği Cumhurbaşkanına hakaretten binlerce davanın görüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Fransa Sartre’ı, Simone de Beauvoir’ı hapsetmedi ama biz Yaşar Kemal’i, Nazım’ı, Aslı Erdoğan’ı, Ahmet Altan’ı hapsettik. Sabahattin Ali gibi olağanüstü bir yazarı öldürttü bu ülkenin derinleri ve artık bunlar olmasın istiyoruz, biraz izan, biraz geçmişten ders çıkarma diyoruz. Yoksa ki bunlar özgür olduğunda merak etmeyin, hep birlikte deriz ki: “Ey Avrupa, ben özgür bir ülkeyim; benim demokrasim senin demokrasini yener, hiç merak etme.”

Ben, Sabahattin Ali gibi, her dönem hapishanelerde bedel ödemiş olan herkes için ve özellikle eş başkanlarımız, 10 vekilimiz ve belediye başkanlarımız için onun sözleriyle seslenmek istiyorum:

“Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül aldırma.

Ağladığın duyulmasın,

Aldırma gönül aldırma.

Görmesen bile denizi,

Yukarıya çevir yüzü,

Deniz dibidir gökyüzü,

Aldırma gönül aldırma.

Dertlerin kalkınca şaha,

Bir sitem yolla Allah'a,

Görecek günler var daha,

Aldırma gönül aldırma.”

Bu ülkenin bütün yurttaşları, hepimizin göreceği daha çok güzel günler var, asla umudunuzu yitirmeyin. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sabahattin Ali, Sinop Cezaevinde yazdı sanıyorum o şiiri.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, Mahpushane şiiri, Mahpushane Türküsü.

BAŞKAN – Evet, şimdi konuşma sırası Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’da.

Buyurunuz Sayın Uca. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İstanbul’daki saldırıda yakınlarını kaybedenlere başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Yeni Şafak gazetesinin birkaç gün önce "Avrupa'ya kaçtı." şeklinde hakkımda yaptığı yalan habere buradan cevap vermek istiyorum. Benim bir yere kaçtığım yok, buradayım. Ben, 7 Haziran seçimlerinde, umudu büyütmek için, umuda bir damla su olabilmek için Avrupa'dan geldim. Benim ve diğer milletvekili arkadaşlarımın kimseye veremeyecek hesabı olmadığını da belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 3 Ekim 2005’te müzakereler başlamış, tüm aday ülkelerden olduğu gibi Türkiye'den de Kopenhag Kriterlerinin karşılanması istenmiştir. Buna göre, demokrasiyi, hukuk devletini ve insan haklarını güvence altına alan, azınlıklara saygı gösteren istikrarlı kurumlar aday ülkede mevcut olmalıdır. Bu amaçla, Türkiye'nin tam üye olabilmesi için on yıl boyunca Avrupa Parlamentosunda çaba harcadım. Hâlâ da arzum ve temennim bu yöndedir. Ancak, maalesef, yargı, temel haklar, adalet ve dış politika gibi önemli ve köklü reformları gerektiren fasıllarda bir ilerleme de kaydedilmemiştir. 2005'ten beri sürdürülen müzakere sürecinde elimizde tamamlanmış somut herhangi bir fasıl yoktur.

Özellikle OHAL süreciyle birlikte tam üyelik müzakereleri bugün tıkanma noktasına gelmiştir. Avrupa Parlamentosunda gerçekleştirilen, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında süren üyelik müzakerelerinin geçici olarak dondurulmasına ilişkin karar 37 oya karşı 479 oyla kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan 2005'te Avrupa Birliği tam üyelik müzakereleri için Avrupa Parlamentosundaki tarihî oylamada “evet” oylarına atıf yaparak "Avrupa Parlamentosunda, bugünlere kadar Türkiye'nin lehinde acaba 10 tane ‘evet’ oyu çıkar mıydı? Şimdi, Türkiye'nin lehine, oradan, 400'ü aşkın ‘evet’ oyu çıkıyor." demesi üzerinden on iki yıl geçtikten sonra bugün tam tersi bir durum söz konusudur. O gün Erdoğan Türkiye’nin lehine 400'ün üzerinde "evet" oyuna büyük bir öz güvenle sahip çıkarken, bugün "İsterlerse tamamı ‘hayır’ desin, ne yazar? Biz de kapıları açarız.” tehdidiyle on iki yılda nasıl bir dönüşüm yaşadığını gözler önüne sermektedir.

Söz konusu oylamadan hemen önce, 9 Kasımda Avrupa Komisyonunun Türkiye’yle ilgili sert eleştiriler içeren ilerleme raporu açıklanmıştı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportöründen Türkiye ile Avrupa Birliği üyelik görüşmelerinin hemen dondurulması açıklaması gelmişti. Raporda, yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve diğer temel demokratik standartlar konusunda geriye gidiş olduğu ifade edilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapılan görevden alma ve tutuklamalara, işkence ve kötü muameleye vurgu yapılan raporda sokağa çıkma yasakları boyunca uygulanan hukuksuzluklara dikkat çekilmiş, Kürt sorununun çözümü için tek yolun siyasi müzakereler olduğu belirtilmiş, özellikle bağımsız yargı ve ifade özgürlüğü konusunda gerileme olduğu ifade edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu açık bir şekilde belirtmek gerekir ki bu karar Türkiye halklarına karşı değil, söz konusu antidemokratik uygulamalara karşıdır. AKP Hükûmetinin özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında "terörle mücadele" adı altında muhalif toplumsal kesimler üzerinde uyguladığı baskı ve saldırılar, ilan edilen OHAL, Avrupa Birliğiyle ilişkileri kopma noktasına getiren temel sebeptir. Yüz binlerce insanın mağdur edildiği, yüzlerce medya organı ve sivil toplum derneklerinin kapatıldığı bir ülke, Avrupa Birliği ilkelerinden her geçen gün daha da uzaklaşmaktadır.

Hükûmet, hep Fransa’daki OHAL’i örnek veriyor. Bakın, Fransa’daki OHAL ile buradaki OHAL'in alakası yok. Fransa'da “OHAL kanun hükmünde kararnamesi” diye bir kurum yoktur, tam tersine, OHAL süresince Parlamentonun yetkileri artırılmıştır. Fransa’da tek bir gazete kapatılmamıştır, tek bir kurum kapatılmamıştır, tek bir kişi görevinden atılmamıştır. Fransa'da kanun hükmünde kararname çıkarılmamıştır. Kanun hükmünde kararnamelerle keyfî bir şekilde bir ülkenin yönetilmesi tamamıyla bu topraklara özgüdür.

Değerli milletvekilleri, Venedik Komisyonunun 14 Ekim 2016 tarihinde Türkiye'de dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin yayınladığı raporda da belirtildiği gibi, dokunulmazlıkların kaldırılması hem Anayasa'ya hem de Avrupa hukuk normlarına aykırıdır. Bu hukuksuz ve gayrimeşru süreç sonucunda 59 milletvekilimizden 55'inin dokunulmazlıkları kaldırılmıştır.

4 Kasım tarihinde partimize yönelik saldırlar zirve yapmış, şu an cezaevinde eş başkanlarımız dâhil olmak üzere 10 milletvekilimiz rehin alınmıştır. 2014 belediye seçimlerinden bu yana 28 kadın belediye eş başkanı tutuklanmış, 72 belediye eş başkanlarından çoğu kadın eş başkanlar görevden alınmıştır. Belediye eş başkanlarının tutuklanması ve kayyumların atanması en çok kadın kazanımlarını hedef almıştır. Bu uygulamalar kadınların onlarca yıldır mücadele ederek inşa ettiği toplumsal cinsiyet eşitliğine vurulan bir darbedir.

AKP Hükûmetinin ülke içinde izlediği hukuk dışı, baskıcı, otoriter uygulamaları, bölgesel ve uluslararası düzeydeki çatışmacı politikaları, Türkiye'yi Batı ve Avrupa Birliği nezdinde güvenilir bir müttefik olmaktan tamamen uzaklaştırmıştır. Suriyeli mülteciler krizine ve Kürt meselesine yaklaşımı başta olmak üzere bölgesel nitelikli acil ve temel sorunlara karşı şantajcı politikalar izlemekte ısrar eden Hükûmet, Batı dünyasına karşı Rusya, Avrupa Birliğine karşı da Şanghay Beşlisiyle ilişki geliştirme şantajıyla uluslararası kamuoyunu esir almak istemektedir. Suriye ve Irak'ta gelişen cihatçı terörizme karşı yaklaşımı da bu pazarlıkçı politikanın ekseninde gelişmektedir.

AKP Hükûmeti bu bakımdan Avrupa Birliğine adeta "Ne yaparsam ona göz yumacaksınız." demektedir. Hükûmet bu gücü de ülkemizde barınan mültecilerden ve Avrupa Birliğiyle yapılan geri kabul anlaşmasından almaktadır. İnsan hayatını ve özgürlüğü bir koz ve şantaj gerekçesi olarak kullanmanın ne siyaseten ne de ahlaken savunulur bir tarafı vardır. Cumhuriyet tarihi boyunca yüzünü Avrupa'ya dönmüş, ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan Avrupa'ya hâlihazırda entegre olmuş olan Türkiye'nin yürüteceği siyaset bu anlamıyla Avrupa Birliği normlarını ve değerlerini esas alır nitelikte olmalıdır. Bu kapsamda, Avrupa Birliğiyle müzakerelerde demokratik reform sürecine hızla başlanmalıdır. Bunun için de Kürt sorununun barışçıl ve siyasi yöntemlerle çözümü hedeflenerek müzakere sürecine dönülmeli. Bütünüyle otoriter nitelikteki OHAL kaldırılıp kanun hükmünde kararnamelerle yönetime son verilmelidir. Başta neredeyse tüm Avrupa kurumları açısından büyük eleştiri konusu olan Terörle Mücadele Yasası olmak üzere antidemokratik yasalar değiştirilmelidir. AKP komisyonu gibi işleyen yargı mekanizmaları bağımsız ve adil kılınmalıdır. Yerel yönetimlerden gasbedilen haklar bir an önce geri verilmelidir. Cezaevlerinde rehin tutulan tüm siyasetçi ve yerel seçilmişler serbest bırakılmalıdır. Avrupa Birliğine tam üyelik süreci taktiksel siyasetle değil, stratejik bir ittifak anlayışıyla yürütülmelidir. Birlik ülkeleriyle tarihsel olarak süregelen ilişkiler de göz önüne alınarak, katılım müzakereleri demokratik reformlar ve karşılıklı diyalog esas alınarak devam ettirilmelidir.

Buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: 16 Aralık 1999'da “Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır'dan geçer." diyen Mesut Yılmaz'ın sözleri sağlıklı bir sürecin başlangıcıydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FELEKNAS UCA (Devamla) - Bir dakika verirseniz bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

FELEKNAS UCA (Devamla) - Şimdi de böylesi bir sürecin yeniden başlamaması için engel nedir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? O sürekli bahsettiğiniz muasır medeniyetler seviyesine Şanghay İşbirliği Örgütüyle mi, yoksa Avrupa Birliğiyle mi ulaşacağız?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uca.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına son konuşmacı Meral Danış Beştaş, Adana Milletvekili…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, geçmeden önce, benim 60’a göre bir söz talebim olacaktı.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Beştaş.

Buyurunuz Sayın Demirel, açıyorum mikrofonunuzu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, kalp spazmı geçiren HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumuyla ilgili cezaevinden verilen bilgilerin yetersiz ve sağlıksız olduğuna ve tutuklu HDP milletvekillerinin durumlarının hukuk dışı bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bir noktaya dikkat çekmek istiyorum, basında yer aldığı için özellikle vurgulamak istiyorum. Biliyorsunuz, eş başkanlarımız, grup başkan vekilimiz ve toplam 10 milletvekili arkadaşımız şu anda cezaevinde rehin tutuluyor. Şimdi, basında da bugün ifade edildiği gibi -biz daha önce Adalet Bakanlığına da bu konuda bilgi aktardık- Sayın Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş 3 Aralık tarihinde bir kalp spazmı geçirdi ve biliyorsunuz ki tek kişilik bir hücrede tecrit altında tutulan Sayın Demirtaş’ın gece yarısı saat iki sularında göğsünde ağrı… Daha önce de böyle bir durum gerçekleşmişti, buna ilişkin raporları da var. Böyle bir öyküsü daha önce de vardı. Gece saat iki civarında göğüs ağrısıyla uyanan ve uzun bir süre -kırk dakikaya yakın- bu ağrıyı gören eş genel başkanımızın o sürede hem tek başına, yalnız, tek kişi olması itibarıyla hem de o anki o ağrıdan kaynaklı herhangi birini çağırma durumu ya da işte, bir müdahale durumu gerçekleşmiyor. Daha sonraki süreçte, sağlıkla ilgili bir revir talebi oluyor. Ama -sağlıkçı arkadaşlarımız var, Sağlık Bakanımız da burada, ben de bir sağlıkçıyım, doktor arkadaşlarımız da var- bu tür öykülerde ilk başta bir EKG çekilmesi ve ilk başta tıbbi bir müdahalenin yapılması gerekiyor ki o anda yaşadığının ne olduğunun bilinmesi gerekiyor. Oysa, daha sonraki gün revire gittiğinde sadece kan örnekleri alınıyor ve kan örnekleri üzerinden tahliller yapılıyor, bazı tahlillerinde değerlerin yüksek olduğu biliniyor.

Şu anda benim ifade etmek istediğim iki nokta var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün bizim parti sözcümüzün ifade ettiği gibi, birincisi, sayın eş genel başkanımızın 4 Kasım darbesinden bugüne kadar ve diğer milletvekili arkadaşlarımız, belediye eş başkanlarımız da olmak üzere herkesin tek başına bir tecrit altında olduklarını ifade edelim. Bu tür öyküsü olan ve bu tür bir kalp spazmı geçiren birinin tek başına kalmasının zaten doğru olmadığı ve o süreçte de yaşanan sıkıntı bir kez daha ifade edilmesi gereken bir durum.

Çok önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: Kendisinin talebi olmasına rağmen birlikte kalması gereken Abdullah Zeydan’la birlikte kalması hâlâ gerçekleştirilmedi. Bu da ayrı bir durum. Tek başına böyle bir spazm geçiren birinin herhangi birini çağırma ya da bir sağlık kontrolünden geçme gibi bir durumu gerçekleşmiyor ve dolayısıyla hem bu hem sağlık durumu hem de tecrit durumuna dikkat çekmek istedim. Ve o gece biz Adalet Bakanlığına bildirdik ve cezaevi yetkilileri de bunun doğruluğunu onaylamasına rağmen bugün cezaevinden gelen bir açıklamayla böyle bir şeyin gerçekleşmediği ifade ediliyor. O yüzden hem başta birinci derecede sorumluluğu olan Parlamento ve bu Parlamentonun bir üyesi, yasama organının bir üyesi olan eş genel başkanımız ve milletvekillerimiz açısından ifade edeyim hem de genel toplumsal anlamda da kamuoyunu bilgilendirme adına buradan bu konuya dikkat çekmek istiyorum.

Şu anda tecrit altında olan eş başkanlarımızın sağlık durumuna ilişkin bilgilerin de cezaevinden yetersiz ve sağlıksız olduğunu ifade ediyorum. Dün yine aradık, bu konuyla ilgili görüşmek istediğimizde telefonlarımıza ne yazık ki cevap verilmedi Bakanlık düzeyinde ve geri dönüş de olmadı. O yüzden, ben bunu hem Genel Kurula hem tüm Türkiye kamuoyuna duyurmak istiyorum.

Ve yaşanan durumun da bir kez daha aciliyetini, şu anda tecrit durumunda olmaları, sağlık sorunlarından öte, aynı zamanda onların aslında şu anki rehin durumlarının hukuk dışı bir uygulama olduğunu ve bu hukuk dışı uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini, onların yerlerinin Meclis olduğunu tüm Türkiye kamuoyuyla bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Selahattin Demirtaş’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Demirtaş’a geçmiş olsun ve şifa dileklerimi iletiyorum. Sayın Sağlık Bakanı burada, belki o konuda bir değerlendirme yapabilir ama verdiğim ilk arada ben de bu sağlık sorunuyla ilgileneceğim.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, güne yine partimize karşı operasyonlarla başladık. Dün gece, daha doğrusu sabaha karşı saat 05.30’da Adana, Mersin, İstanbul, Antep ve Urfa’da eş zamanlı operasyonlar yapıldı ve bu operasyonlarda başta il eş başkanları, ilçe eş başkanları, il yöneticileri, belediye eş başkanları olmak üzere şu ana kadar tespit ettiğimiz rakamlara göre 290 arkadaşımız gözaltında. Hatta Adana’da o kadar ileri gittiler ki İl Eş Başkanımız Hüseyin Beyaz ve Seyhan İlçe Eş Başkanımız Suzan Kılıç bir buçuk aya yakındır ev hapsinde oldukları hâlde gidip evlerinden tekrar ikinci bir şekilde gözaltına alındılar. Herhâlde yakında cezaevindekiler de belki yeni bir gözaltı işlemine ayrıca tabi tutulabilir. Bu kadar vahim bir tabloyla karşı karşıyayız. Peki, nedir bunun arka planı? İntikam, intikam söylemleri. Bu söylemler aynı zamanda savcılara, emniyetlere birer talimat niteliğindeydi. İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu kendi kişisel Twitter hesabından söyledi -gerçi burada da söyledi ama- bir iki tanesini okumak isterim: “Güvenlik güçlerinin birinci öncelikli işi bunu yapanlardan intikam almaktır karada, havada, denizde, nerede olursa olsun.”

Diğer “tweet”i: “Kırk yıldır bu ülkeyi terörle uğraştıranlar ve onların destekçilerine soruyorum: Ne elde ettiniz? Kuracağınızı iddia ettiğiniz ülke nerede? Geberip gittiğinizde arkanızdan ağlayacak, hayırlı dua edecek kimseniz var mı? Hayır. Bizden ayırdığınız topraklar nerede? Dağlarda, mağara kovuklarında hayvan gibi yaşamaktan öteye geçebildiniz mi? Hayır.” Bu, bu ülkenin İçişleri Bakanı, “tweet”leri attıktan sonra sabah 5.30’ta düğmeye basılıyor ve 5 ilimizde bütün yönetim kurulu üyeleri gözaltına alınıyor.

Bunun diğer bir sebebi: Dün, burada, İstanbul’daki korkunç patlamaya, saldırıya karşın biz parti bildirimizi okuduk. Bunu buradaki arkadaşların tümü biliyor ve basında bize yönelik bir linç kampanyası başlatıldı her zaman olduğu gibi. Ne zaman bomba patlasa HDP hedefe konuyor ve saldırıya maruz bırakılıyor, tek merkezden yönetiliyor.

Dün burada söylemiştim, bir kez daha söyleyeyim: Bizim İstanbul ya da diğer patlamaları, katliamları hiçbir tereddüt olmadan kınadığımızı bu Meclis de çok iyi biliyor, Türkiye biliyor mu, emin değilim çünkü açıklamalarımız televizyonlarda verilmiyor, ciddi bir sansürle karşı karşıyayız.

Dün biz o bildiriyi imzalamak için gittiğimizde, bizim adımıza Sayın Sırrı Süreyya Önder 3 partinin zaten bildiriyi yazdığını, bizim önerilerimizin dikkate alınmayacağını, anlaştıklarını gördü ve bunun üzerine, biz, buradan… Kendi önerilerimiz dikkate alınmayacaksa o bildiriye imza atmamız söz konusu olamaz. 15 Temmuzda yaptık birlikte, dün de yapabilirdik. Ama dün o bildiride bizim imzamız olsaydı bugün bu linç kampanyası yapılamazdı. Bizim 290 il ve ilçe yöneticimiz gözaltına alınamazdı. Bu şekilde bu operasyonlara zemin hazırlanması için, HDP’nin kriminalize edilmesi için, HDP’nin tümüyle etkisizleştirilmesi için bizim o bildiride imzamızın olmaması gerekiyordu. Hazırlık buna yönelikti ve şu anda bu linç kampanyası hâlâ devam ediyor. Ben Türkiye’deki tüm yurttaşlara söylüyorum: Bu, tümüyle HDP’ye yönelik bir saldırının parçasıdır. Biz, demokratik siyasi bir parti olarak, burada tıpkı sizler gibi düşüncelerimizi, barış özlemlerimizi, siyaset yapma hakkını kullanıyoruz ve bu ülkede gerçekten çatışmalarla, ölümle, bombalarla, katliamlarla hiçbir sorun çözülmeyecek; tam da bunun yolunu açmaya çalışıyoruz. Biz, büyük tehlikelere, büyük saldırılara rağmen, bu sözlerimizi, demokrasi, hak, özgürlük, barış istemlerimizi hep söylüyoruz, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, gerçekten öyle bir dönemdeyiz ki, bir de biliyorsunuz Başkanlık tartışmaları var; aynı gün bombaların patlaması başkanlığa giden yoldaki tartışmaları da tetikledi. Şimdi, şöyle deniyor: Efendim, HDP… Sanki biz bombayı attık, sanki biz o saldırıyı yaptık. Böyle bir şey olabilir mi? Biz, burada, milletvekilleri, il, ilçe örgütlerimiz, her şeyi göze alarak, bu saldırılara rağmen burada siyaset yapmaya çalışırken ve çözüm sürecinin, barış sürecinin, konuşmanın, diyaloğun önemini anlatırken birileri ısrarla bizi çatışma tarafına itmeye çalışıyor. Bu, bilinçli bir politika ama, tabii ki, bunun sorumlusu iktidardaki partidir başta.

Şimdi, nedir? İstanbul’da meydana gelen bombalı saldırıların başat sorumlusu AK PARTİ’dir. “Bu sorumluluk -öyle sadece şey diye söylemiyorum- iktidardadır, ne olursa olsun o sorumludur.” şeklinde söylemiyorum, şüphesiz bu da anayasal bir ilkedir ama şu şekilde söylüyoruz: Bir yandan iktidar partisi şiddet dilini artırıyor, bir yandan siyaset alanını daraltıyor, partimizin eş genel başkanları ve bütün kademeleri tutuklanıyor, siyaset alanını daraltıp şiddet alanını artırmak için bu dili artırıyor -ki 1 Kasımdan önce başlayan ve bugüne kadar devam eden konsept tam da budur- diğer yandan da yok ederek bu alanı bize kapatmaya çalışıyor ve diyor ki: “Bu şiddetin sorumlusu sizsiniz.” Böyle bir şey kabul edilemez. Bu konuda HDP’nin hiçbir sorumluluğu, ne hukuken ne siyaseten yoktur. Tam da aksine, biz bu bombaların önlenmesi için -ne yapılması gerektiğini- her fırsatta bir yol bulalım diyoruz, ortak akıl bulalım diyoruz. Bu ülkede iki buçuk yıl çözüm süreci varken bombalar patlamadı, insanlar ölmedi diyoruz. Dünya çözdü, FARC çözdü. Türkiye üçüncü gözlemci ülke olarak şu anda masada oturuyor. Başka ülkelerdeki çatışma çözümlerinde hakem rolü oynayan Türkiye, kendi çatışma zeminini ortadan kaldırmak için intikam naraları atıyor. Böyle bir şey kabul edilemez. Polisin görevi, devletin görevi intikam almak değildir; sorumluları cezalandırmaktır, sorumluları bulmaktır, failleri tespit etmektir, bunun bir daha yaşanmaması için önlem almaktır. 40 bin polisle bir huzur operasyonu yapıldığının sabahı bu bombalar patlıyor. Bunu sorma hakkımız yok mu? Bunu sorma hakkımız var.

Peki, bu bombalar patladıktan sonra istifa müessesesi ne durumda? Ya, bir polis bari istifa etsin ya. Böyle bir şey olabilir mi? Dünden beri bütün herkes diyor ki: “Uzun süre keşif yapılmış.” Peki, nerede bu devlet? O halk deyimiyle, nerede güvenlik personeli? İçişleri Bakanı nerede? İçişleri Bakanının görevi intikam naraları atmak değildir. İntikam, bir hukuk devletinde başvurulacak bir yöntem değildir. Burada herkesin can güvenliğinden iktidar, devlet ve Parlamento sorumludur; bu anayasal hükümdür, bunu biz söylemiyoruz ve bunun yerine çıkıp bizi karşı tarafa itip sanki “Bu ülkenin iktidar partisi biziz, biz önlem almadık, bu nedenle bunlar oldu.” şeklinde bir psikoloji yaratılmaya çalışılıyor.

Şimdi, size küçük bir pasaj okuyacağım, Sayın Cumhurbaşkanı 13 Şubat 2015 tarihinde şöyle bir konuşma yapmış: “Biz siyasiler ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Tavrımızı ortaya koymak zorundayız çünkü halk bize oylarını verirken ‘Benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın.’ diye oy veriyor.” Evet, biz de bunu söylüyoruz. Halk bize can güvenliğini, bütün haklarını tesis etmemiz için oy veriyor ve iktidar partisinin sorumluluğu bu konuda tartışmasızdır, her şeyin dışındadır.

Bu sürecin başka bir amacı da başkanlığa giden yolda HDP’yi devre dışı bırakmaktır, HDP’nin çalışamaz duruma getirilmesidir. İstanbul’un, Adana’nın, İzmir’in, Ankara’nın, diğer bütün illerin yönetim kurullarının alınmasının tek sebebi, bir siyasi partinin propaganda, kampanya, kendi anayasal düşüncelerini bile ifade etmesini engellemektir. Zaten, şimdiden, bu referandum, eğer eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz serbest bırakılmazsa gayrimeşrudur, hukuk dışıdır, Anayasa’ya aykırıdır. Her bir oy Anayasa’daki nisabı değiştirecek güçtedir. 329’da kalsa belki bizim milletvekillerimizden biri farklı bir oy verecek. Şu andan söylüyoruz, bu etkisizleştirme çabalarınız nafiledir. Bununla HDP bitse Kürt sorunu mu bitecek, emekçilerin sorunu mu bitecek, Alevilerin sorunu mu bitecek, kadınların sorunu mu bitecek? Hiçbir şey bitmeyecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – …bu sorunlar orta yerde duracak ve çözüm bekleyecek diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında, AK PARTİ’nin siyaset alanını daraltıp şiddet alanını artırdığını iddia ediyor.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş, 69’uncu maddeye göre iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak şimdiye kadar siyasi geleneğimiz Türkiye’de hep ülkeye güzellikler kazandırmak olmuştur; şiddet, kırmak, dökmek bizim lügatimizde hiç olmamıştır.

Bakın, bugün, aynı buna benzer başka açıklamalar da geldi. “Şu illerde partimize operasyon yapılıyor. Bu, şiddeti artıracaktır.” Siz kimi tehdit ediyorsunuz, ülkeyi mi tehdit ediyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz niye operasyon yapıyorsunuz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Böyle bir şeyi kim söyledi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Nereden anlıyorsunuz siz?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu nasıl bir ifadedir? “Bunu yaparsanız bu daha da fazla şiddet getirir.” Yani, şunu mu demek istiyorsunuz: Daha fazla bomba mı patlatacak PKK, buna mı girişecek?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne demek… Ne alakası var, ne alakası var.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne iddia ediyorsunuz, neyi ima ediyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Saptırma, saptırma.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne demek “Daha fazla şiddet getirecek.” ifadesi? Neyi ima ediyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye saptırıyorsun? Niye manipüle ediyorsun?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Kimi tehdit ediyorsunuz, kimi tehdit ediyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Manipülasyon yapma, manipülasyon yapma.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Böyle bir ifade olabilir mi, böyle bir ifade olabilir mi.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Önce anla, dinlediğini anlamıyorsun ya.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Herkes hukuk kuralları içerisinde kalmak zorundadır, kimse layüsel değildir. Kimin ağzından ne çıkıyorsa, hangi fiilde bulunuyorsa şunu unutmamalıdır: Adalet mekanizması diye bir mekanizma vardır ve bu devreye girer.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye sizden bir tanesi tutuklanmıyor?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu unutmayacağız, bunu kimse unutmayacak, bunu kimse unutmayacak.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye bir AKP’li vekil tutuklanmıyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Herkes buna göre hareket edecek.

Bir de, bu tehdit dilini kesinlikle reddediyoruz, böyle bir şey olamaz, böyle bir şey kabul edilebilir bir şey değildir. Ne demek operasyon yapıyor emniyetin ilgili birimleri. Burada hukuk vardır, kanun vardır, nizam vardır; orada bir karar verilecektir, bunun karar vericisi bizler değiliz.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Kapıyı kırmak mı hukuk, duvara yazı yazmak mı hukuk?

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Bunu yaparsanız daha fazla şiddet gelir.”, bu nasıl bir lisandır, bu nasıl bir ifadedir. Neyi ima ediyorsunuz, açık konuşun, açık.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Hukukta kapı kırmak mı var? Hukuk kapı kırmak mı, eşyaları kırmak mı, bu mu hukuk?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın grup başkan vekili konuşmasında doğrudan konuşmama ve bana sataşmıştır. Söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Tam duyamadım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tehdit ettiğimi iddia ederek…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Danış Beştaş.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

13.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çıktı almaya zaman bulamadım, yeni gördüm; şu “tweet”i beğenen AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan. Tweet’te HDP’nin ağacının her bir dalı bomba. Bu konuda AKP Grubundan cevap bekliyoruz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Lanetle o zaman, lanetle.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – AKP’nin hiçbir dalı bomba değildir. Beğenmiştir, buna siz de bakabilirsiniz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Lanetleyin o zaman.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – HDP’nin her bir dalı özgürlük, barış, demokrasi, eşitlik ve kardeşlik demektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz gerçekten, bize cevap verirken hep aynı ezberden veriyorsunuz. Üç dört kelimelik bir dağarcıktan, işte “Şunu kınayın.”, “Şunu lanetleyin.”, “Niye böyle konuşuyorsunuz?” diyorsunuz.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kendine bak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Lütfen bizim sözlerimizi nasıl anladığınızı izah edin. Türkiye bizi izliyor. Ben hiç kimseyi ne tehdit ettim ne ederim. Ben siyaset bilimini burada anlatmaya çalışıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Türkiye’nin yüz yıllık bir probleminin bu şekilde bitirilemeyeceğini, bugüne kadar bitmediğini ve bundan sonra da bu şekilde bitmeyeceğini, daha büyük acılar yaşayacağımızı, bu nedenle demokratik siyaseti hepimizin koruması gerektiğini söylüyorum.

Burada sıralardayız, 10 arkadaşımız içeride. Bu operasyonu yargı yapmadı, bu ezberi bize anlatmayın. “İntikam.” diye tweet atan İçişleri Bakanından sonra 5 ilin savcısına talimat gitmiştir, bunun başka bir izahı yoktur, aynen 4 Kasımda olduğu gibi. Yarın bu sıralarda olmayabiliriz, aynı talimat gereğince bizler de cezaevine gönderilebiliriz ve kürsüdeki konuşmalarımızdan dolayı, öyle başka bir fiilden falan da değil. Bu nedenle gerçekten hukuk devleti olmalıyız, hukukun üstünlüğü olmalı, bunu sonuna kadar her türlü bedeli vererek savunuyoruz ve bundan sonra da yapacağız ama gerçekten HDP’nin bu şekilde kriminalize edilmesi ne bize ne size ne Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmaz, sadece hepimize birden kaybettirir ve Türkiye kaybeder diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tekrar kürsüden söz istemeyeceğim fakat şunun kayıtlara girmesi lazım: Burada parti grubumuza söylenen her şeye biz bunun ne olduğunun cevabını vermek durumundayız.

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Muş) – Mesele herkese aynı cevabı vermiş olmak.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Eğer aynı şeyleri duymak istemiyorsanız kürsüden aynı şeyleri tekrarlamayacaksınız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi şahsı adına lehinde olmak üzere İsmail Tamer, Kayseri milletvekili konuşacak.

Buyurunuz Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 2017 bütçesiyle ilgili grubum adına lehte söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Bugün öğle saatlerinde, öğleden sonra grubumdaki diğer konuşmalarda aslında konuşma sıram vardı ama… Dünkü elim hadisede, İstanbul Beşiktaş’taki o kalleşçe, haince saldırı nedeniyle 2 gencimiz şehit oldu. Kayseri’de şehit cenazesini toprağa verirken yüreklerimiz yandı. İnsan olan herkesin de yüreğinin yanması gerek. Değerli arkadaşlar, hiçbir şekilde hak aramak, özgürlük aramak ve demokrasi aramak öldürmekle olmaz. Ölüm, hiçbir şeyin çözümü değildir. Konuşmak lazım, konuşmak gerekirken de hendekleri kazmamak lazım, bu ülke bayrağı altında yaşıyorsak hepimizin, 79 milyon insanın hep bir ağızdan tek bir vücut olmamız lazım diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ben doktor olarak karşınıza çıktım. Erzurum Atatürk Üniversitesinde tıp fakültesini bitirdim, yine aynı üniversitede genel cerrahi uzmanlığı yaptım. Tıp fakültesini bitirince herkes gibi ben de mecburi hizmet görevimi -Artvin’de- yaptım yani sağlık ocağında yaptım. O zaman Türkiye’nin şartları, sağlık şartları neydi biliyor musunuz? Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Yani çok çabuk unutuyoruz. Benim burada o günkü sağlık hizmetlerinin ne olduğunu tekrar hatırlatmam lazım.

Değerli arkadaşlar, değerli doktor arkadaşlar, benden önce konuşan değerli doktor arkadaşlarım, o günleri siz de yaşadınız, siz de doktorluk yaptınız. Hastayı yatırırken bir yatakta 2 kişinin yattığını unutmayın, kanlı çarşafları unutmayın, fizikî şartların hiçbirini unutmayın.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Şimdi de var.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Öyle değil, Çetin en iyi sen bilirsin, Kayseri’de en iyi sen bilirsin. Sağlığın nereden nereye geldiğini daha sonra ben sana yine anlatırım istersen değerli kardeşim.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ağrı Devlet Hastanesine gidin görürsünüz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kötü zamanlarda ne iş yapıyordunuz?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Hiçbir şey. Ben her zaman şunu yaptım, bir yatakta 2 kişiyi yatırdık, bir kuruş para almadan…

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ağrı Devlet Hastanesi var öyle.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bakın bir kuruş para almadan bir sürü hastanın –kendisi bilir, Çetin bilir- ameliyatını yapıp gerçekleştirmiş olduk.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Hâlâ öyle, hâlâ.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Defalarca… Değerli arkadaşlar 2002 yılı sonrasında sağlıkta geldiğimiz yer artık bir devrim niteliğindedir.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Bugünü söyle, bugünü.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Bugün, bakın bugün benden önceki konuşan arkadaşlarımız yine inşaatlarla ilgili, özellikle nitelikli yataklarla ilgili eleştirilerde de bulunmuşlar. Fizikî yataklar nasıldı değerli arkadaşlar? O dönemi bir hatırlatmak istiyorum. Doktor arkadaşlarımın hepsi bilir. O açıdan, Türkiye, ne yaparsak yapalım, on dört yıl gibi kısa bir zaman içerisinde sağlıkta devrim yapmıştır.

Nitelikli yatak sayımız bugün 50 binlere gelecektir. 2019’da 35 bin nitelikli yatak ve daha sonra da şehir hastaneleri bittiğinde, 37 ildeki şehir hastanesi bittiğinde de 50 bin yatağa ulaşacağız, yoğun bakım yatakları.

Bakın, çok fazla ileri gitmeyelim, sene 1997, ben bir kalp spazmı nedeniyle Ankara’ya, buraya Yüksek İhtisasa anjiyo olmaya geldim. Bugün, doğudaki büyük hastanelerin hepsinde anjiyo yapılıyor.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ağrılılar hâlâ olamıyor.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Kesinlikle aynı şekilde, Ağrı’da da ben çalıştım.

DİRAYET TAŞDEMİR (Ağrı) – Ağrı’da hâlâ anjiyo testi yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ağrı’yı bana hiç izah etmeyin. Ben askerliğimi Ağrı’da yaptım, askerî hastanede halkın hepsini kabul ederek ameliyat yaptım. Ağrı’yı da çok iyi bilirim. Bugün Ağrı’daki hastane ile o günkü hastaneler arasındaki farkı sizin görmeniz lazım.

Değerli arkadaşlar, yoğun bakım yataklarının haricinde her konuda Türkiye bir öncülük yapmıştır. Sağlıkta dönüşümü sadece Türkiye için de yapmamıştır; diğer yeni gelişen tüm ülkeler, Yemen, Nahçıvan, Moldova, Tacikistan, Kosova ve Irak yönetimi, Gabon, Azerbaycan, dünyada pek çok ülkede bu hizmetleri verecektir ve vermeye devam ediyor.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Bir tane örnek ver, örnek.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Ben Sağlık Bakanlığı çalışanlarını tebrik ediyorum. Çocuk ölüm hızlarında, otuz yıl içerisinde başka ülkelerin gerçekleştirdiğini biz on yılda gerçekleştirdik.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Bebek ölüm hızları.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Binde 30’lardan, bugün, çocuk ölüm hızlarını, bebek ölüm hızını 7,6’ya çektik.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Doğru değil.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Evet, özellikle 2013 yılında artışlar söz konusuydu ama o zaman da Suriye’den gelen kabul etmiş olduğumuz bir sürü çocuk vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Doğru değil. Doktor Bey, doğru değil.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizleri saygıyla selamlıyorum. Bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamer.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan... Sayın Başkan, lütfen...

Biraz önce sayın hatip sağlıktaki reformlardan bahsetti ama ben özellikle kendi seçim bölgemden örnek vererek söylemek istiyorum. “Biz işte şu kadar hastane yaptık, bilmem şu sayıda yatak getirdik, kalite şöyle, böyle.” diyor. Ya, Allah aşkına, yaptığınız hastanelerde doktor yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, teşekkür ederim, kayıtlara geçmiştir efendim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Niye yok, neden yok doktorlar?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Afyon’da, seçim bölgemde insanlar köyden iğne vurulmak için bir hemşire bulamıyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, kayıtlara geçmiştir.

Şimdi Hükûmete söz vereceğim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Geçen hafta Karabük’teydim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Burcu Hanım, konuşma sıranız geldiğinde konuşursunuz, lütfen.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Karabük’te devlet hastanesi yok, birçok ilçe hastanesinde doktor yok. Hangi reformdan bahsediyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.23

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi Hükûmete söz vereceğim.

Hükûmet adına Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Faruk Özlü ve Avrupa Birliği Bakanı Sayın Ömer Çelik konuşacaklardır.

İlk konuşmacı, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, süreniz otuz dakikadır.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2017 yılı Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki görüşlerimi ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Konuşmama başlarken, öncelikle 10 Aralık saat 20.29’da Beşiktaş’taki hain saldırı ve bombalama sonucunda şehit olan değerli kardeşlerime, polis kardeşlerimize, sivillere Cenab-ı Haktan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum.

Başbakanımızın talimatlarıyla, Bakan arkadaşlarımızla birlikte yirmi dört saate yakın bir süre bu bombalamalardan sonra sahada olduk. Gerçekten, bunları yaşamadan, yoğun biçimde ne olduğunu görmeden, ailelerin, çocukların, annelerin, babaların, kardeşlerin, onların duygularını yaşamadan gelip burada “barış” diye, “demokrasi” diye konuşanlar, aslında beyhude konuşuyorlar.

Ben size, müsaadenizle, konuşmamın başlangıcında, yaralı polislerimizin tedavi gördüğü Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Hemşire Özlem Şeko’nun ifadeleriyle, satırlarıyla öncelikle seslenmek istiyorum. Hemşire Özlem şunları söylüyor: “Dün gece 26 yaşında, bacağı ve kaburgaları kırılmış, vücudu yanık et ve barut kokan polis bir hastam ‘Hemşire hanım, çok ağrım var, dayanamıyorum, bağırıyorum, diğer hastaları çok mu rahatsız ediyorum?’ dedi. O durumda bile hâlâ kendini değil, diğer insanları düşünüyordu. Ara ara arkadaşlarının durumunu ve şehit sayısını soruyordu. İsyan etmiyordu, özel ilgi istemiyordu, söylediklerimize harfiyen uyuyordu. Yakınları da ortalığı yakıp yıkmıyor, üstümüze yürümüyorlardı, yoğun bakımın kapısında metanetle bekliyorlardı. Sadece o değil, dün gece baktığım ve konuşabilecek durumda olan bütün hastaların, bütün yaralıların durumu böyleydi, tutumu böyleydi. Gözyaşlarımızı tutamadan çalıştık bütün gece. Televizyondan izlemek gibi değil orada olmak; çiçeği burnunda gençlerin ellerinizin arasından kayıp gitmelerini izlemek, yaşasalar bile engelli kalabileceklerini bilerek yaralarını sarmak… Televizyondaki birer sayıdan ibaret değil onlar; hepsinin bir hikâyesi ve ellerinden alınmış bir gelecekleri var. Nasıl kıydınız onlara? Nasıl vicdanınız el verdi? Nasıl hesabını vereceksiniz bu gencecik vatan evlatlarının?”

Şimdi buraya çıkıp demokrasiden, buraya çıkıp siyasetten, demokratik siyasetten, barıştan bahsedenler, belki kendilerini aptal yerine koyan, aptal rolünü mükemmel oynayan bazı Avrupalı politikacıları kandırabilirler. Onları kandırdıklarını sananlar, ne bizi ne de aziz Türk milletini kandıramayacaklar. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakın, bugün bütçe konuşmalarına bir sayın milletvekilinin çıkışıyla başladık ve ben de bir çağrıda bulundum, çok net, açık, basit bir çağrıda bulundum. Zor mu bu kadar, çağrı yaptığım hususta konuşmak sizce bu kadar zor mu? Şunu söyledim: Buraya çıkın, eğer demokrasiden bahsediyorsanız, eğer demokratik siyasetten bahsediyorsanız, eğer o büyük Peygamber-i Zişan’dan, Resulullah (SAV) Efendimiz’in mevlidişerifinden bahsediyorsanız çıkın buraya, yahu ne olur, bir kere PKK terörünü lanetleyin, adını söyleyerek lanetleyin. Öyle “Her türlü şiddeti kınıyoruz.” falan gibi kimseye yutturamayacağınız ifadelere bizim de karnımız tok, Türk milletinin de karnı tok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Helal olsun!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çıkın bir kere söyleyin ama söyleyemezsiniz. Ben size çok görmüyorum ki, neden söyleyemeyeceğinizi de biliyorum, milletimiz de biliyor çünkü iradeniz sizin elinizde değil, çünkü iradeniz o bombayı oraya koyanların elinde, çok net söylüyorum, çünkü sizin iradeniz elinizde değil. Aslında biz size bu çağrılarda bulunuyoruz ama bu çağrıların karşılıksız kalacağını bilerek bu çağrılarda bulunuyoruz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sağlık Bakanı değil, savaş bakanısın, savaş! Sağlık Bakanı olamazsın, savaş bakanısın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Gücünüz yok, iradeniz yok! Demokrasiden bahsediyorsunuz ama, siz demokrasiden bahsediyorsunuz ama siz aslında demokrasinin yanından bile geçemediniz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Bize dönmeyin, Genel Kurula dönün, Genel Kurula dönün!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bir kere burada terörü, PKK terörünü lanetleyemediniz! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Başkanım, yönünü Genel Kurula dönsün, savaştan bahsediyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Gözaltına alınan ya da tutuklanan milletvekillerinden bahsedenler var. Bu Meclisin çatısı altına “Dokunulmazlıkları kaldırın.” diye getiren sizler değil misiniz ve bu Meclisin iradesi değil midir ki bu dokunulmazlıkları kaldırdı?

AYHAN BİLGEN (Kars) – 17-25’i niye söylemiyorsunuz? Bakanlarınızı bile yargılatmıyorsunuz, bakanlarınızı! 4 tane bakanı niye kaçırdınız? Niye kaçırdınız 4 bakanı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Bakın, değerli arkadaşlar, demokrasiden bahsediyorsanız eğer Meclisin iradesine saygı göstereceksiniz.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Yargılatacaksınız 4 bakanı o zaman! 4 bakan, 4, 4, Rabia, Rabia, 4 bakan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi normal olarak hukuk çerçevesinde kendisinin önüne gelen dosyaları almış, incelemiş ve bunlar için hukuka “Buyurun, yargılayın.” şeklinde bir irade beyanında bulunmuştur.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Buyurun, siz de yargılayın, siz de yargılayın.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hani, ne oldu, o kadar bahsettiğiniz demokrasi nereye gitti zihninizde?

AYHAN BİLGEN (Kars) – 4 bakan, 4…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İktidarda kim var şimdi Sayın Bakan?

AYHAN BİLGEN (Kars) – 17-25 Sayın Bakan, 17-25’i unutmayın.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Neden sıra buraya gelince demokrasiyi hiç aklınıza bile getirmiyorsunuz?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – On dört yıldır iktidarda kim var, kim var iktidarda on dört yıldır?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Ayakkabı kutuları Sayın Bakan…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu çatı altındaki bütün sayın milletvekillerinin birinci görevi, milletin iradesi dışında bir irade tanımamaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir yıldır 20 patlama oldu, 20…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Şunu da size açıkça söyleyeyim, bakın…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – 20 patlama, 20… Siyasi sorumlu sizsiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ya, öyle oradan laf atmakla falan beni susturacağınızı zannetmeyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ama siz bize laf atıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Burada gelip bir tiyatroda konuşur gibi konuşup yerinize oturuyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sağlık Bakanısınız, Sağlık…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sağlık Bakanı olarak konuş.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Gerçekler acı, gerçekler o 44 şehitle beraber çok acı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Gerçekler sizin için acı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu acıyı bizimle beraber siz de hissetmek zorundasınız, yüreğinizde hissetmek zorundasınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bunun sorumlusu Hükûmettir, Hükûmet, kimsede aramayın!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Canlı bombanın cenazesinde ne işiniz var sizin?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Öyle terörist cenazelerinin, tabutlarının altına girmekle hissettiğiniz acıyı burada hissetmediğiniz müddetçe demokrasiden bahsetmeyin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sorumlusu sizsiniz, sorumlusu. Polisin de askerin de, her ölümün sorumlusu sizsiniz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bunun sorumlusu sizsiniz, siz! Bütün iktidarda siz vardınız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Doğru konuşmuyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sorumlusu olduğunuz için zaten, üstünüzden atmak için bize yönelmeye çalışıyorsunuz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İktidarda sizsiniz, suçlusu da siz olacaksınız, sizsiniz önce.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Teröristlerle ilişkiniz ne, bunları açıklayın.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, aziz Türk milleti tarihi boyunca ateş sağanaklarını hep kahramanca göğüsledi. Bu millet vatanı için yılmadı, yakınmadı, kavgadan dönmedi. Bugünkü alçak saldırıları da kardeş dayanışmasıyla yiğitçe püskürtecektir. Bedeli eksiksiz ödedik. Ne zaman bu millet bedel ödemesi gerektiyse bu bedeli ödedi. Bu millet 15 Temmuzda 247 şehidiyle bir bedel ödedi ama Türkiye üzerinde oyun oynamaya çalışanların heveslerini de kursağında bıraktı. O hevesi kursağında bırakan millet, bütün bu adi, alçak, şerefsiz saldırıları da onların kursağında bırakmasını bilecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çok açık ifade ediyorum, diz çökecek yüreğimiz, terk edeceğimiz toprağımız yoktur. Ay yıldızlı bayrağı yükseltmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Nasıl bir üslup bu Bakan? Sağlık Bakanısınız, Hipokrat Yemini etmişsiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın, ben çok basit bir şey söylüyorum, tekrarlıyorum. Aslında, burada sağlık hizmetleriyle ilgili çok güzel bir konuşma hazırlamıştım, vakit bulursam yine bahsedeceğim elbette ancak değerli kardeşlerim, o kadar basit ki, alçak terör örgütleri, adı ne olursa olsun “PKK”, “DAEŞ” ya da “PKK” diyemedikleri için “takunya”, “TAK”, “FET֔ bunların kanlı eylemlerini ve altını çizerek ifade ediyorum, destekçilerini, açık, örtülü destekçilerini lanetliyorum; Allah’ın laneti onların üzerine olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kanlı terör örgütlerinin arkasında duran, sırtını sıvazlayanlar bilsinler ki bu millete güç yetiremezler.

Değerli kardeşlerim, dün, söylediğim gibi, yirmi dört saat biz bu meseleyle yattık. Sabah 07.00’de polisevindeki yatağımıza girdik, saat 08.30’da kalktık, yine bu kardeşlerimizle beraberdik ve sonra Sayın Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımızla beraber Eyüp Sultan’a gittik. Orada ben milletin gözlerinde onların ne dediklerini çok iyi gördüm. Onlar, tıpkı benim de Kürt kardeşlerimin Erzurum’da yaşadığı ilçelerde gözlerinde şimdi neyi görüyorsam onu bize gösterdiler. Bugün bu milletin Türk’ü de, Kürt’ü de, Arap’ı da birbirinden hiçbir fark gözetmeksizin, zihinlerinde ve gönüllerinde hiçbir fark olmaksızın PKK terörüyle mücadele eden Hükûmetin yanındalar, PKK terörüyle kahramanca mücadele eden, canlarını bu uğurda feda eden, kanlarını döken şehitlerinin arkasındalar ve onların kıymetini de çok iyi biliyorlar. Şükürler olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Millet şunu da çok iyi biliyor: Herhangi bir ilçede, herhangi bir beldede, herhangi bir şehirde bir taraftan PKK teröristlerinin silahları olacak, onların silahları yoksa da selamları olacak ve siz orada demokrasiden bahsedeceksiniz öyle mi? Hadi oradan! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sonra orada siz demokrasiden bahsedeceksiniz. Kime inandıracaksınız bunu? Bakın, tekrar söylüyorum: O kendilerini aptal gibi gösteren, hiç de aptal olmadıkları hâlde, aptal rolü oynayan birtakım Avrupalı politikacılara bunu yutturduğunuzu zannedebilirsiniz. Ama biz bunun ne olduğunu çok…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye hakaret ederek konuşuyorsunuz?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Siz Hükûmetsiniz Sayın Bakan, siz Hükûmetsiniz, Hükûmetsiniz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sağlık Bakanısınız.

AYHAN BİLGEN (Kars) – İnsanların can güvenliğini sağlamaktan siz sorumlusunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Biz Hükûmet olduğumuz için o kanlı terör örgütüyle mücadele ediyoruz ve edeceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz. Kefenlerimizi bunun için giydik! Sonuna kadar mücadele edeceğiz! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz Sağlık Bakanısınız. Neden bu kadar şiddet dili kullanıyorsunuz? Şiddet dili niye kullanıyorsunuz bu kadar? Nefret suçu niye işliyorsunuz her dakika?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – On dört yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz, on dört yıldır, on dört yıldır.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Evet, ben Sağlık Bakanıyım. Şimdi oradan “Siz Sağlık Bakanısınız.” diye laf atanlar var. Evet, ben Sağlık Bakanıyım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Evet, yaşatmak için konuşun, yaşatmak için konuşun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben Sağlık Bakanıyken 6 sağlıkçı kardeşim o çukur siyasetinde hain PKK teröristleri tarafından şehit edildiler.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bunu söylemenin yolu bu mudur?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Biliyor musunuz bunu?

HAMZA DAĞ (İzmir) – PKK’nın avukatı mısın sen?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hastaneleri bombalayan, ambulansları…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu ülke, o hain PKK teröristleri yüzünden çukur siyasetinin güdüldüğü şehirlerde zırhlı ambulanslar edinmek zorunda kaldı.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Kim ambulansları bırakmadı? Kim? Kim? Kim bırakmadı? (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz orada mıydınız? Gördünüz mü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Lütfen efendim…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Görmediğiniz şey hakkında konuşmayın.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Bakan konuşuyor, lütfen dinleyiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Bakanı da uyarın ama.

BAŞKAN – Hayır, cevabı verecek olanlar söz alırlar, cevap verirler. Lütfen…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ama Sağlık Bakanı yaklaşık yirmi dakikadır bizi tehdit ederek konuşuyor.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Otur yerine otur! Otur yerine!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Otur dinle be! Otur da dinle!

METİN AKGÜN (Tekirdağ) – Otur yerine!

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Otur yerine, otur, elini kaldırma! Kaldırma o elini!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Seni ilgilendirmez oturup oturmayacağım. Ona biz karar veririz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Evet, ben Sağlık Bakanıyım, evet, ben Sağlık Bakanıyım.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bütün ülkenin Sağlık Bakanısınız. Rica ediyorum. Bütün ülkenin Bakanısınız.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, söylediklerinizi duyamıyorum. Lütfen…

Sayın Bakan, devam ediniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Dün, nefesi boğazında canıyla mücadele eden, kolunu bacağını kaybetmiş o şehitlerin gözlerine baktım ben, onların ailelerinin gözlerine baktım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Onlar ne anlar onu?

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Anlamaz, PKK’lı anlamaz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Hepimiz üzülüyoruz. Üzülmeyen var mı?

ZİYA PİR (Diyarbakır) – Ankara Garı’ndaki patlamada baktınız mı? Roboski’de…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hayır, bu çatı altındaki milletvekillerinin büyük bir ekseriyeti, çok büyük bir ekseriyeti, evet, bu hissiyatın aynına sahiptir ancak çok açık ifade ediyorum…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – İnsan olan üzülür, insan olan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …herhangi bir milletvekili eğer bir PKK teröristinin cenazesinin altına girmişse…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – O da PKK’nın ta kendisidir!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …kusura bakmasın, hiç kusura bakmasın! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – İnsan olan her şeye üzülür. İnsan olmak budur zaten. Biz insanız, her şeye üzülürüz.

ALİM TUNÇ (Uşak) – Onlar alçaklar. Onlar esfel-i sâfilîn, en alçaklar onlar. Onların altına girdiğinizde onlar da alçalıyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, bugün burada Sağlık Bakanlığı bütçesi konuşulurken 111 milyar Türk lirasının sadece 32 milyarını Sağlık Bakanının kullandığından bahsedenler oldu. Yanlış. Sağlık Bakanlığı bu bütçenin 62 milyarını kullanmaktadır.

Yine “Türkiye’de 230 milyar lira sağlık harcaması var.” diyenler oldu, bu da yanlış. İşte bahsettiğimiz gibi, bütçe için 111 milyar Türk lirası kullanıyoruz. Bu bütçenin aşağı yukarı yarısı genel bütçeden geliyor, bu bütçenin aşağı yukarı diğer yarısı da döner sermaye bütçemizden geliyor.

Şimdi, biz ne yaptık AK PARTİ olarak? Biz AK PARTİ olarak iktidara geldiğimizde… Vatandaşın hangi ihtiyacı olur sağlık açısından? Hastalandığı zaman; köyde, kentte, bir yerde başı dara düştüğü zaman bir ambulans ister, değil mi? Bu ülkede köylere ambulans gitmiyordu ki. Değerli kardeşlerim, bu ülkede bir hamile ambulans istediğinde ona şöyle söyleniyordu: “Bizim ambulans politikamızda hamileleri taşımak yok. Siz kendiniz nasıl gidiyorsanız gidin.” Bu ülkenin çocukları, üçüncü dünya ülkelerinin, Afrikalı çocukların hastalıklarıyla, ishallerle, zatürreyle, kızamıkla, aşıyla korunabilir hastalıklarla maalesef hayatlarını kaybediyordu.

Çok enteresan bir biçimde, konuşmacılar geldiler ve bebek ölümleri üzerinde durdular; hatta onlardan bir kısmı çok büyük, iyi laflar da etti. Burada bizim konuşan arkadaşlarımıza “Bunları öğrenin de gelin. Biz çok iyi biliriz.” falan şeklinde laflar da etti. Değerli arkadaşlar, evet, bugün Türkiye’de bebek ölümleri, Sağlık Bakanlığımızın istatistiklerinde, her bin bebekten 7,6’sının hayatını kaybettiği şeklindedir. Hiç teknik ayrıntıya girmeyeceğim. Aynı hususta, Dünya Sağlık Örgütü farklı bir hesaplama kullandığı için, bebeklerin “gestasyon yaşı” dediğimiz yani anne rahmine düştüğünden itibaren geçirdiği aylar itibarıyla bunu binde 10 olarak ifade etmektedir. E hadi, binde 7 değil de binde 10 olsun canım. Yani, bu teknik bir mesele. Bunu oturup enine boyuna tartışmalıyız da değil mi ki bunu binde 30’lardan binde 10’a düşüren AK PARTİ iktidarlarıdır, değil mi ki bunu binde 30’lardan binde 10’ların altına, binde 7’lere, 8’lere düşüren AK PARTİ iktidarının Sağlıkta Dönüşüm Programı’dır? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, şunlar da konuşuldu, değerli arkadaşlar, koruyucu sağlık hizmetleri için çok bütçe ayırmak lazım.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, doğum oranları düştü.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın arkadaşlar, lütfen oradan laf atmayın; rahat rahat anlatayım, kendimi ifade edeyim. Burada oturduk, milletvekilleri olarak, bakanlar olarak saatlerce sizleri dinledik, değerli katkılarınızı aldık; ben 12 sayfa not tuttum, müsaade edin de -yarım saat konuşacağım- en azından ifade etmem gerekenlerin bir kısmını hem yüce Meclisimize hem de büyük Türk milletine ifade edebileyim.

Şimdi, bazı ezberleri tekrarlayarak bütçe konuşması yapılmaz. Evet, elbette koruyucu hizmetlere daha fazla önem vermek lazım. Bakın biz koruyucu hizmetlere ne yaptık; ayrılan bütçeyi -2016 yılının güncellenmiş rakamlarını söylüyorum, nominal olarak değil- 4,6 kat yani 5 kat artırmışız. AK PARTİ hükûmetleri koruyucu sağlığa ayrılan bütçeyi 5 kat artırdı. Şimdi diyoruz ki “Koruyucu sağlığa kaynak verin.” Doğru, 5 katı 10 katına da çıkarabiliriz, 7 katına da çıkarabiliriz ama bu bizden önce 5 kere daha azdı değerli arkadaşlarım, reel olarak 5 kere daha azdı. Bunun parasal değerine bakarsak 928 milyon Türk lirasıydı, biz Allah nasip ederse 2017 yılında 12 milyar 706 milyon Türk lirası koruyucu sağlık hizmetlerine para harcayacağız ve Maliye Bakanıyla da benim aram çok iyidir, onun üstüne biraz daha para alabileceğimi de biliyorum, yıl içerisinde.

Anne ve çocuk sağlığı açısından -bakın, koruyucu sağlık hizmetlerinden bahsediyorum değerli arkadaşlar- doğum öncesi bakım hizmetini en az bir kere alan anne ya da bebek yüzde 70’lerdeyken bugün yüzde 99’dadır. Sağlık kuruluşlarında gerçekleşen doğum oranları yüzde 75’ken yüzde 99’dadır. Bu, güneydoğuda olabilir, doğuda olabilir, benim Doğu Anadolu’daki, Kuzeydoğu Anadolu’daki Erzurum’umda olabilir ya da başka, Tekman ilçesinde olabilir Kürt kardeşlerimin yaşadığı, fark etmez. Bugün bu ülkede doğum yapan kadınların yüzde 99’u hastanelerde doğumunu yapıyor.

Bebekler için tarama testleri vardır -ben çocuk sağlığı ve hastalıkları profesörüyüm- değerli arkadaşlar, bu tarama testlerinden sadece 1’i doğan bebeklerin yarısına yapılıyordu. Bugün Türkiye’de 6 tarama testini, şimdi 2017’de 1 tarama testini daha ilave ediyoruz, 7 tarama testini neredeyse bütün çocuklarımıza uyguluyoruz. Mesela, bunlardan işitme taraması yaptığımız 1 milyon 238 bin yavrumuzdan 2.329’una erken teşhis koyduğumuz için o çocuklarımız işitebilecekler ve konuşabilecekler.

Hep koruyucu hizmetlerden bahsedildi ya… Bugün Dünya Sağlık Örgütü aşılamada Türkiye’yi örnek ülke olarak gösteriyor. Aşılama oranlarımız yüzde 97’ye ulaştı, Avrupa’daki aşılama oranlarının üstündeyiz ve 13 antijeni bütün çocuklarımıza bedava olarak yapıyoruz. Bunun içinde aslında çok az ülkenin ancak bizden çok daha zengin ülkelerin uygulayabildiği, halk arasında zatürre, menenjit aşısı diye bilinen pnömokok aşısı da var.

Peki, ne oldu, o biraz önce bahsettiğim bebek ölümleri açısından biz, bizden önceki yıllarla kıyasladığımızda daha hızlı mı ilerledik, daha yavaş mı ilerledik? Evet, Türkiye öteden beri bebek ölümlerini azaltır. Ama, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla biz dünyada bebek ölümlerini en hızlı düzelten 8’inci, 9’uncu ülkeyiz. Ki Türkiye ölçeğinde büyük bir ülke de bu 9 ülkenin içerisinde yok, genelde küçük ülkelerden bahsediyorum. Tabii, bu nasıl oldu? Biraz önce bahsettiğim düzenli gebelik ve bebek izlemleri, sağlık kuruluşlarında yapılan doğumlar, yenidoğan tarama uygulamaları, anne ve bebeklere uygulanan ücretsiz D vitaminleri, demir gibi birtakım koruyucu sağlık hizmetleriyle gerçekleşti.

Değerli arkadaşlarım, biz kışın çok ağır geçtiği Ağrı gibi, Erzurum gibi, Kars gibi illerimizde annelerimizi doğumdan on beş gün önce, bir ay önce şehre alıyoruz, anne misafirhanelerine alıyoruz ve doğumlarını orada beklemelerini sağlayabiliyoruz.

Aile hekimliği uygulamamız yeni dönemde gelişerek devam edecek. Yıl sonuna kadar her 3.250 vatandaşımıza 1 aile hekimi şeklinde bir yoğunluk kazandırmayı umut ediyoruz, şu anda çalışmalarımız aşağı yukarı tamamlandı. 2017 yılında da her 2.900 kişiye 1 aile hekimi olacak şekilde aile hekimi sayılarımızı artırıyoruz.

Burada değerli konuşmacılar aslında zaman zaman çelişkili konuşmalar yaptılar. Bir taraftan, neden tıp fakültelerine fazla öğrenci alındı, öbür taraftan Türkiye’de neden doktor sayısı az? Nasıl olacak? Yani, AK PARTİ iktidara gelinceye kadar Türkiye’de tıp fakültelerine yılda 4.500 öğrenci alınıyordu ve biz Avrupa’da öğrenci sayısı açısından en geride olan ülkeyiz, ülkeydik, hâlen o sıradayız; bir tek önümüzde Bosna-Hersek var. Elbette öğrenci sayımızı artıracağız, onun için 12 binlere, 13 binlere çıkardık. Bu demek değildir ki, eğitim kalitesiz hâle gelsin. Bir taraftan da yeni kurulan tıp fakültelerini ya da eski tıp fakültelerindeki öğrenci sayısını artırırken bir taraftan da kaliteyi artırarak yolumuza devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, tütün mücadelemiz -hatırlayacaksınız- çok büyük bir muvaffakiyet kazanmıştı ama açıkça ifade etmem lazım tütün mücadelemizde gerileme var. Gençler arasında tütün içme oranları arttı, onun için yeni bir programa başlıyoruz. 2017 yılında “düz paket uygulaması” dediğimiz bir paket uygulamasına geçmek için hazırlıklarımızı tamamladık. Ayrıca, açıkta sigara satılmaması hususunda da yeni adımlarımız olacak.

Bağımlılıkla mücadele konusunda… Bunun sigara içimiyle bir ilişkisi var; maalesef, bağımlılık sigara içenlerde çok daha fazla oranda görülüyor. Bununla ilgili olarak Uyuşturucuyla Mücadele Yüksek Kurulu oluşturduk ve bağımlılıkla çok ciddi bir mücadele içerisindeyiz.

Kanserden bahsedildi. Evet, kanserde en önemli husus değerli arkadaşlarım, erken teşhistir. Eğer bir ülkede ortalama ömür uzamışsa, yaşam süresi uzamışsa, işte bulaşıcı hastalıkları da yenmişseniz, aslında birkaç hastalık ön plana çıkar, kalp ve damar hastalıkları, kanserler, akciğer hastalıkları bunun başındadır. Kanserle ilgili çalışmalarımız, erken teşhis ve tarama faaliyetlerimiz sayesindedir ki kanserde uzak metastaz oranlarını kısa süre içerisinde düşüren nadir ülkeler arasındayız. Bakınız, meme kanserinde 2002’de teşhis koyduğunuzda uzak metastazı olan yani yayılımı olan kadınlarımızın oranı yüzde 22 iken bugün yüzde 10’a düşmüştür. Aynı oranları kadınların rahim ağzı kanserinde de görüyoruz. Kolon kanserlerinde de yine yüzde 10’luk bir uzak metastazı önlemiş durumdayız. Tabii ki bu hususta daha yapacak çok şeyimiz var.

Bulaşıcı hastalıklardan bir misal vereyim: Tifo vaka sayımız sadece 27’dir; yanlış işitmediniz. 2002’de bu sayı 24.390’dı değerli arkadaşlar, yılda kayıtlı tifo vakası sayısı. Ben Erzurum’da üniversitede çalışırken bize bir haftada 27 vaka gelirdi bazen. Şimdi, aşağı yukarı tifoyu yenmiş durumdayız. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Türkiye temiz su içiyor, Türkiye sebzelerini temiz suyla suluyor demektir, medeniyet ifadesidir bu.

Türkiye’de her yıl görülen yeni veremli sayısı Avrupa ortalamalarından daha düşüktür. Dünya Sağlık Örgütü verilerinde her 100 bin nüfusta Avrupa’da 21 yeni veremli görülürken Türkiye’de her 100 bin nüfusta 19 yeni veremli görülmüştür 2014 yılında.

Şimdi, bütün bunlar, Türkiye’nin aslında nereden nereye geldiğini söylüyor. Biz “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ikinci fazına geçeceğiz, yeni bir hazırlık içerisindeyiz.” deyince, böyle bir şey söyleyince, bazı arkadaşlarımız diyorlar ki: “İyi ama ne oldu, ne yanlış gitti de siz bunu yapıyorsunuz? Siz dönüşüm yapmamış mıydınız?”

Bizim sağlık sistemciler olarak çok sık işittiğimiz ve kullandığımız bir ifade vardır değerli arkadaşlar, o da şudur: Sağlık sistemlerinde başarılarınız sizi yeni sorunlarla baş başa bırakır. Yanlış duymadınız, siz bulaşıcı hastalıkları hallettiğiniz zaman, anne-çocuk sağlığıyla ilgili problemleri hallettiğiniz zaman, Türkiye’de olduğu gibi ortalama yaşam süresi sağlık hizmetleriyle ve refahın artışıyla 72 yıldan 78 yıla Allah’ın izniyle çıktığı zaman, o zaman karşınıza kanser sorunu çıkmaya başlar çünkü kanser ileri yaşlarda daha sık görülür. Ne yapacaksınız? Yeni bir program yapacaksınız, programınızı geliştireceksiniz, revize edeceksiniz. Onun için, biz, sağlıkta dönüşümün ikinci fazından bahsediyoruz. 2017 yılında bu hususta ciddi bir çalışmanın içerisindeyiz. 2017 yılının öyle zannediyorum ki ilk üç ayında bu çalışmaları bitireceğiz ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ikinci fazına inşallah başlamış olacağız.

Şimdi, biraz önce acilden bahsetmiştim değerli arkadaşlar, 618 acil -112 acil- ambulansıyla hizmet veriyordu Türkiye 2002 yılında. Bugün 5 bin ambulansla hizmet veriyoruz. Şimdi, bu sayıları böyle söyleyip geçince hani olabilirmiş gibi geliyor da, nasıl olmuş ki yani 618 ambulans, 5 bin ambulanstan bahsediyoruz. Hava ambulansıyla taşıdığımız vatandaşlarımızın sayısı 40 bine ulaştı. Bu sadece Türkiye’nin içinde değil hacca giden kardeşlerimiz… Güney Amerika’dan ambulans uçağımızla biz hasta getirdik Türkiye’ye.

Değerli milletvekilleri, hastane hizmetlerinde geldiğimiz bir nokta var. Yoğun bakım meselesinden arkadaşlarım zaman zaman haklı olarak bahsediyorlar. Peki, ne durumdaydık? Türkiye’de toplamda 869 yoğun bakım yatağımız vardı. Şimdi 13.223 yoğun bakım yatağımız var. Allah nasip ederse 2017’de 14.200 yoğun bakım yatağına sahip olacağız. Peki, buna rağmen bazen sevkler olmuyor mu? Evet, oluyor. Ben bu sevk oranlarını da çıkardım. Türkiye’de yoğum bakım ihtiyacı olduğu için bir şehirden başka bir şehre naklettiğimiz kardeşlerimizin, vatandaşlarımızın oranı yüzde 2,4’tür. Evet, şimdi ikinci dönemde bu yüzde 2,4 de olmasın diye uğraşacağız. Ama aslında yoğum bakım gerektiren bir hastayı bütün oranın içinde bu yüzde 2 de olsa bir ilden alıp başka bir ile uçak ambulansla, helikopter ambulansla ya da kara ambulansıyla en iyi şartlarda götürmek de sağlık sisteminin bir başarısıdır.

Mesela yanık tedavi yatak sayımız 35’ten 426’ya ulaşmış durumda.

Değerli arkadaşlarım, bugün, Türkiye’de merkezî randevu sistemiyle vatandaşlarımıza randevu veriyoruz. Vatandaşlarımız 182 numaralı telefonu arayarak hastanelerde muayene olacakları saatte gidip muayene olabilirler. 3 bin kişi çalışıyor bu sistemde, 3 bin operatör.

Bugün bahsedildi, beş dakika muayene araları verilmiş. Evet, nasıl olmuş? Sistemdeki bir arızadan dolayı 120 bin kişiye böyle bir randevu verilmiş.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – “Hep öyle.” diyorlar.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Ya hep böyleyse?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu bizim günlük, bir günde muayene ettiğimiz hasta sayısının dörtte 1’i.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Yapmayın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bütünü bundan ibaret yani. Şimdi bunu getirip de sanki sistemin bütünüymüş gibi burada anlatırsanız bunun adına “Gerçekleri söylemek.” diyemeyiz, buna “El insaf!” deriz yani. Bilgisayardaki, sistemdeki bir meseleden dolayı sadece 120 bin hastaya böyle bir randevu verilmiş, bu fark edilmiş, üstelik randevuya gelenlere de “Size beş dakika randevu verilmişti, kusura bakmayın ama biz yine size on dakika ayıracağız.” diye de verilen talimatla gerekli hizmetler yerine getiriliyor.

Evet değerli arkadaşlarım, AK PARTİ döneminde, tamamlanan tesisler itibarıyla, 13 milyon metrekare tesis yaptık.

Şimdi bu şehir hastanelerinden bahsediliyor, Erzurum örneği verildi. Dedim ya, herhangi birisi bir ezberi kaç senedir yürütüyor. Ben Bakanlıktan ayrılmadan önce, 2013’ün başlarında bu konuşuluyordu, geldim, şimdi bugün yine bu bütçede, 2016 bütçesinde bu konuşuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Bakan, öyle bir tablo çizdiniz ki insanın hasta olası geliyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli Başkanım, tamamlayayım kısaca.

BAŞKAN – Tamamlayınız, bir dakika ek süre veriyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, şimdi, güncellenen fiyatlarla, Erzurum’da klasik yöntemlerle yapılan ihalelerle -ki bunların bir kısmı kaç sene önce yapılmıştı, güncellemek zorundasınız bu fiyatları, bunlarla- aşağı yukarı içindeki cihazlarla beraber 833 milyon liraya mal oluyor. Aynı metrekareyle kıyaslarsanız, Kayseri’deki kamu-özelle yapılan hastane de 954 milyon liraya mal oluyor. Yani maliyetleri aşağı yukarı birbirinin aynı. Ve paranın değer analizini yaptığımız zaman, mesela Bilkentteki büyük hastane modelinde, değerli arkadaşlarım, toplamda, klasik usulle yaparsanız yirmi beş yıllık masrafınız 5 milyar 200 milyon lirayı bulurken -çünkü bunun içinde sadece bina yapımı yok, bunun finansmanı var, daha birçok işler, birçok hizmetler var- kamu-özel ortaklığıyla yapılanda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Yarım dakika daha istiyorum, cümlemi bitireyim.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, ikinci bir dakikayı diğer sayın bakanların konuşma sürelerinden alacağım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Verirler efendim onlar.

BAŞKAN - Size verirler sanıyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bir dakika daha verirseniz…

BAŞKAN – Buyurunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu, kamu-özel ortaklığıyla yaptığımız zaman yirmi beş yıllık toplam maliyeti, bütün risklerini ortaya koyarak, bütün para değerini belirleyerek 5 milyar 200 milyon liraya mal olacakken aynı hastane bugün 3 milyar 950 milyon liraya mal oluyor; yani sonuç, yüzde 24’lük bir para değeri var. Bir taraftan da biz beş sene, on sene beklemiyoruz, bu hizmetleri bir an önce vatandaşımıza verme imkânı buluyoruz.

AK PARTİ’miz bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da bir taraftan refaha yönelik hizmetlerini devam ettirirken bir taraftan da başından beri ifade ettiğim gibi, terörle ve terör destekçileriyle amansız mücadelesini devam ettirecektir. Bizim milletimizden aldığımız emir ve talimat budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz milletimizin emirleriyle hareket ederiz.

Hepinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bilgen…

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Bakan konuşmasında grubumuza yönelerek “Nasıl kıydınız onlara?” ifadesini kullandı. (AK PARTİ sıralarından “Yalan mı?” sesleri)

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Bilgen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK’yı lanetle o zaman.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın milletvekili onun için çıktı zaten, biliyoruz(!)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Şimdi, dinleyin, anlayacaksınız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanı olarak bir terör eyleminden sonra dönüp, eğer terör örgütüne hitap ediyorsanız, “Nasıl kıydınız onlara?” ifadesini örgüte hitaben söylüyorsanız…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Her zamanki mugalatayı yapmayın.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – …sizi bunu açıklamaya davet ediyorum Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ben bir hemşirenin ifadelerini okudum, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen efendim…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bakanın muhatabı, bir ülkede, Türkiye Cumhuriyeti Bakanının muhatabı terör örgütü değildir Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hemşirenin ifadesini okudum!

BAŞKAN – Sayın hatibi dinleyelim Sayın Bakan, lütfen efendim.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ya Bakan olduğunuzu bilmiyorsunuz ya sorumluluğunuzun farkında değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından “Bu tarafa” sesleri, gürültüler)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir kere de ağzınızdan PKK’ya lanet ifadesi çıksın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim.

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ben Bakana cevap veriyorum, nereye döneceğimi biliyorum.

Sayın Bakan, bize iradeden bahsediyorsunuz. Bu imzaları hangi metni görüp de imzaladınız? Hangi iradeden bahsediyorsunuz? Bu imzaları, neyi gördünüz?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gördük, gördük, sen merak etme! Sen merak etme. Sana Kandil’den geliyor mesaj.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Yarın burada Anayasa oylaması yapılacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Gördük, gördük onu, merak etme!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Anayasa oylamasında milletvekillerinin…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sen merak etme!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sana Kandil’den geliyor talimat, onu söyle!

BAŞKAN - Lütfen hatibi dinleyiniz.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …oy pusulalarına, komiser koyup bakacak mısınız, bakmayacak mısınız?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kandil’den geliyor talimat, konuşma!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Bu, millî iradeye gösterdiğiniz saygıdır sizin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sen iradeni PKK’nın elinden kurtar önce!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kandil’den geliyor talimatınız!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Ama size, Sayın Bakan, başka bir şey…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sen iradeni PKK’nın elinden kurtar önce!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Başka bir şey söyleyeyim Sayın Bakan, şimdi, sabredin, dinleyin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Yazık, yazık, yazık!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Sabredin, dinleyin: Siz Erzurum…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Sen PKK’ya söyle, PKK’ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …Karayazı’da Belediyemizin herhangi bir hendek, iş makinesini başkasına kullandırma ya da hakkında kayyum atanmasını gerektirecek, tutuklanmasını gerektirecek herhangi bir suç biliyor musunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Sur’da olmadı mı? Silopi’de olmadı mı?

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Bu, iradeye saygıdır işte.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ben bütün detayları biliyorum!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Karayazı’nın iradesine azıcık saygınız olsaydı bu durumdan rahatsız olurdunuz, biliyor musunuz?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sen bilmiyorsun, ben biliyorum!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Ya, sen nerede oturuyorsun ya?

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Ama başka bir şey sorayım size, başka bir şey sorayım: Kars’ta…

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - PKK’yı anlat! İstanbul bombasını anlat!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …değerli arkadaşlar, altı aydır -Sağlık Bakanlığına soruyorum- tomografi cihazı kayıp, kayıp; tomografi cihazı! Hasta cebine koyup götüremez tomografi cihazını, doktor evine götüremez ama…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Ya, geç, ya geç! Zavallı duruma düşmeyin, geç!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Ya, hastaneleri kim yaktı, hastaneleri?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …ben soru önergesiyle bunu soruyorum…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hastanelere kim roket attı?

AYHAN BİLGEN (Devamla) - …bana Sağlık Bakanlığı broşür gönderiyor, broşür!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hastaneye kim roket attı, kim?

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Sağlık Bakanlığının broşürünü gösteriyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Kim yaktı hastaneyi? Ona bir şey söyle!

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Siz tomografi cihazının hesabını verin. Kayıp altı aydır ya, ayıp ya! (HDP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) - PKK çalmıştır!

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Sayın Başkan…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Terör örgütüne bir şey söyle!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Teröre cevap veremiyorsun, teröre!

AYHAN BİLGEN (Kars) - Ben cevabımı verdim.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Teröre cevap vermiyorsun!

AYHAN BİLGEN (Kars) - Ben verdim!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Nasıl kıydınız, ona cevap ver! Nasıl kıydınız, ona cevap ver!

AYHAN BİLGEN (Kars) - Bekleyin, yarın cevabı alacaksınız!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Terörün cevabını siz vereceksiniz be; on dört yıldır iktidardasınız.

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri…

AYHAN BİLGEN (Kars) - Bekleyin, yarın cevabı alacaksınız! Bekleyin, yarın cevabı alacaksınız!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Bir de “Mazlumları savunuyorum.” diyorsun!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Yani, insan bu kadar zeytinyağı olmaz yani!

AYHAN BİLGEN (Kars) - Yarın cevabı alacaksın, sabret!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Utanmıyorsun! Nasıl kıydınız insanlara!

AYHAN BİLGEN (Kars) - Yarın cevabını alırsınız!

BAŞKAN - Yani, isterseniz ben böyle bekleyebilirim, saatler geçirebiliriz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Allah, Allah!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, bazı milletvekillerimiz ayağa kalktı, söz istiyorlar.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Sataşma var Başkanım.

BAŞKAN - Şimdi, Sayın Bakanın HDP Grubuna yönelik sataşması üzerine Sayın Bilgen söz aldı, kendisine söz verdim. Eğer gruba yönelik sataşma dışında şahsınıza yönelik bir sataşma olduğunu ifade ediyorsanız sizi dinlerim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Evet, evet.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Evet.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Resulullah’tan hadisler okuyarak samimi olmadığımıza dair şeyler söyledi.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Şu, PKK’nın bombasını da anlat bakalım! Ona bir cevap ver!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - PKK’yı lanetle, hadi!

15.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Arkadaşlar, bir dinleyin ya!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Yüreğin yetiyorsa cevap ver!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Dinlemek istemiyoruz seni!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Ona bir cevap ver!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Benim aklım bana yetiyor…

HAMZA DAĞ (İzmir) - Sus be, sus!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Seni dinlemiyoruz!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - …sizin aklınız bir size yetsin.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Yüreğin yetiyorsa…

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Lütfen, süreyi yeniden başlatır mısınız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Aslan, bir saniye…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Dinlemek zorunda mıyız seni? Allah Allah! Dinlemiyorum kardeşim.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – 44 şehidin hesabını vereceksiniz.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, eğer laf atmalar nedeniyle hatibin konuşma imkânı olmazsa konuşma süresini uzatmak zorunda kalırım. Rica ediyorum… Görüşlerini açıklar, kendi grubuna, şahsına yönelik bir sataşma olduğunu değerlendiren gruplara ve milletvekili arkadaşlarıma söz hakkı veririm.

Sürenizi yeniden başlatıyorum Sayın Aslan.

Buyurunuz.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Teşekkürler, sağ olun.

On üç yıl öğretmenlik yaptım ama öğrencilerim sınıf adabına uygun hareket ediyordu, hatip konuşurken konuşulmuyordu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Adap öğretme bize.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) - Burası senin sınıfın değil, biz de öğrencin değiliz.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) - Senin yetiştirdiğin öğrencilere yazık!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Her neyse… Sayın Bakan, ben ilk önce şunu söyleyeyim, millet adına size bu sorunu ileteyim de: Midyat Devlet Hastanesinde yoğun bakım servisi için monitör lazım, beyin cerrahi ameliyat mikroskobu lazım, aynı şekilde göz ameliyatı için de ameliyat mikroskobu ve renkli üç boyutlu ultrason cihazı. İlk önce milletin bir sorununu size ileteyim.

MUHAMMET BALTA (Trabzon) - Yakmak için mi lazım?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yakılmak için mi lazım?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) - Ambulans da lazım mı kurşunlamak için?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Onları tahrip etmeyecektiniz. Yakmadınız mı?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Bir de…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, hastaneleri yakmadınız mı ya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Ya, bir dinle ya! Bir saniye, Başkan var.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hastaneleri yakmadınız mı?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Osman Bey, gel gel, burada iki mikrofon var, birinde sen konuş, birinde ben. Böyle karşılıklı tartışalım.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ben konuşurum, sen kendi işine bak, konuşma! Anlat, anlat! Gel, sıkıntı yok!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Şimdi, AKP’li vekiller Kur’an’ın referans alınmasından zaman zaman söz ediyor.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Allah’tan korkun!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Biz de, “Buyurun, Kur’an-ı Kerim hakemliğine, Hazreti Muhammed (SAV) hakemliğine gidelim.” diyoruz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kur’an-ı referans alarak mı KCK’yı destekliyorsun sen? Teröristleri onun için mi destekliyorsun?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Bakın, Nisa 59’da diyor?

(Hatip tarafından Nisa Suresi’nin 59’uncu ayetinin okunması)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Bırak laf söylemeyi. Onu söyle sen bana Mehmet Ali Aslan? Yapmadığın şeyi niye söylüyorsun? Kur’an-ı Kerim sana söylüyor.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - “Ey, iman edenler, eğer tartışırsanız bir şeyde, Allah’a ve Resul’üne müracaat edin. Eğer inanıyorsanız ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu sizin için daha hayırlı olur.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sen terörist cenazelerine gitmiş, şerefsizin tekisin! Yazıklar olsun sana!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Buyurun, Kur’an-ı Kerim’i hakem yapalım. “Kur’an-ı Kerim yok.” diyorsanız İncil, Zebur, Tevrat, Mushafireş… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun sana!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kandil’le konuş sen, Kandil’le! Kandil’le tartış, Kandil’le!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – …Nehсü'l Belâga, Hinduizm, Bahaizm, Budizm, neyi istiyorsanız… (AK Parti sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Git, oradan talimat al gel! Git, Kandil’le tartış!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Arkadaşlar, hakem belli, hakemi kabul edin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kandil’le tartış, Kandil’le!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Otur yerine!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Hakemi kabul edin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, git Kandil’e, Kandil’e!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – PKK’yı lanetlemiyorsan lanet olsun!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Biz size Kur’an’a buyurun diyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – …ama siz hâlâ nefsinizi başınızın üstüne koyuyorsunuz. Nefsinizi ayaklar altına koyduğunuzda her şey düzelecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Aslan, teşekkür ederim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – PKK’yı lanetlemeyene lanet olsun!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen Kandil’e git, Kandil’e! Kandil’le tartış!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu şekilde görüşmeleri sürdüremeyiz, ara vermek zorunda kalırım, rica ediyorum.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Teröristlerin yanında olamazsınız, olamazsınız!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz milletvekili misiniz! Meclis mi burası ya!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Olamazsınız teröristlerin yanında, olamazsınız!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Ne teröristi ya! Ne teröristi!

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sen FET֒yü anlat, FET֒den bahset.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, hatip bana hitapla cevaplar vermemi istedi. Müsaadenizle cevap vereyim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Siz kimsiniz!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Konuşma! Konuşma! Tarafız biz, tarafız. Biz şehitlerin tarafındayız. Sen hiç konuşma!

AYHAN BİLGEN (Kars) – Yarınızın fotoğrafı var, yarınızın fotoğrafları… Arkadaşlarının yarısının fotoğrafı var.

BAŞKAN – Tüm talepleri değerlendireceğim Sayın Bakan. Bir saniye efendim…

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.09

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10 Aralık gecesi Beşiktaş’ta yaşanan ve bütün toplumu üzüntüye boğan olayın gerginliğinin bütçe görüşmelerine de yansıdığına, bütün parti gruplarını sükûnetli bir politika izlemeye davet ettiğine, yaşanan gerginlik nedeniyle sağlık durumu olumsuz etkilenen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a şifa dilediğine ve cinsiyetçi ifadeleri onaylamadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime ara vermeme neden olan bu gerginlik üzerine bir değerlendirme yapmak istiyorum. Biraz önce sayın grup başkan vekilleriyle arkadaki odada bir değerlendirme toplantısı yaptık. Sayın grup başkan vekilleri, Meclis başkan vekili, hepsi çalışma arkadaşıdır. Hepsinin ortak görevi buradaki atmosferi sükûnet içerisinde bir duruma kavuşturmak ve görüşmelerin bir gerginliğe meydan olmadan sürmesini sağlamaktır. Bu amaçla bir değerlendirme yaptık. Değerlendirme sonucunda, benim Meclis Başkan Vekili olarak bir açıklama yapmam daha uygun olur şekilinde ağırlıklı bir görüş ortaya çıktı. Ben de bu çerçevede görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, 10 Aralık gecesi Beşiktaş’ta yaşanan ve PKK bünyesindeki TAK örgütü tarafından üstlenilen silahlı bombalı eylemde 44 insanımız şehit oldu, son rakamlara göre 155 insanımız yaralandı. Bu sayılar belki şu an itibarıyla daha farklı olabilir, onu bilemiyorum ama son rakamlar bugün itibarıyla bu şekilde elimdeydi. Bu, tabii ki son derece acı bir olay, bütün toplumu yasa, üzüntüye boğan bir olay. Terörü Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak hiçbir zaman onaylayamayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi daima terörün karşısındadır. O eylemin olduğu gecenin sonrasında ertesi gün ben Vatan Caddesi’ndeki törene katıldım. Sonrasında hastanelerdeki yaralıları ziyaret ettim. Gerçekten çok acı bir tablo, tabii, çok acı bir tablo. Bütün toplum bu acının gerginliğini yaşıyor, böyle bir atmosfer içerisindeyiz. Doğal olarak bu gerginlik, bu atmosfer bütçe görüşmelerine de yansıyor ancak bize düşen görev, bu toplumdaki gerginliği buraya taşımak değil, bu gerginliği olabildiğince burada görüşmeleri sükûnete kavuşturarak atlatmaktır. Ben bütün siyasi parti gruplarını bu çerçevede bir politika izlemeye davet ediyorum. Bu gerginliği hiçbir zaman onaylamıyorum. Genel Kurulda kürsüye çıkan hatiplere -hangi hatip olursa olsun- yerinden laf atmayı, onu konuşmasını yapamayacak ölçüde bir lafa boğmayı kesinlikle doğru bulmuyorum. Bu hatip iktidar partisinden olabilir, muhalefet partilerinden olabilir, Hükûmetten olabilir. Hatip konuşmasını yapar, sonra kendisine sataşma olduğunu düşünen siyasi parti grupları, milletvekilleri ya da Hükûmet gerekçesini belirterek söz ister, ben de söz veririm.

Şiddeti asla onaylamıyorum. Bir milletvekili arkadaşımızın revire kaldırıldığını öğrendim -sağlık durumu nedir- Sayın Behçet Yıldırım olduğunu duydum. Bilemiyorum, onun dışında başka arkadaşlarımız var mı sağlık durumu buradaki tartışmalar veya yaşanan gerginlik nedeniyle olumsuz etkilenmiş olan ama o arkadaşımıza, Behçet Yıldırım’a şifa diliyorum.

Tutanaklara baktım, orada göremedim ama verilen arada cinsiyetçi yaklaşımların, cinsiyetçi sözlerin olduğu, kadın milletvekillerimize yönelik bu tip lafların olduğu bana milletvekili arkadaşlarımız tarafından ifade edildi. Bunu da asla onaylamıyorum, asla onaylamıyorum; doğru değil. Lütfen, bu yaklaşımlardan uzak duralım.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Söz sırası, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Faruk Özlü’de.

Buyurunuz Sayın Özlü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dört dakikadır.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarımızın 2017 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Bakanlığımız ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken cumartesi gecesi İstanbul’da gerçekleşen menfur terör saldırısında şehit düşen kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum, tüm milletimize başsağlığı diliyorum. Terörün her türlüsünü lanetliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerek dünyada gerekse ülkemizdeki gelişmeler açısından oldukça zor bir yılı geride barakmış bulunuyoruz. ABD seçimleri, İngiltere ve İtalya’daki referandum sonuçları, komşumuz Irak ve Suriye’de artarak devam eden kriz, Rusya’yla ilişkilerimizin seyri, ülkemizde yaşanan darbe girişimi, FETÖ, PKK ve DAEŞ gibi 3 terör örgütüne karşı sürdürdüğümüz amansız mücadele ve küresel ekonomideki durgunluk; 2016’da yaşanan bütün bu gelişmeler doğal olarak Türkiye’yi etkiliyor. Diğer taraftan, bu gelişmeler bir yönüyle de Türkiye’nin özellikle de Türkiye ekonomisinin ne kadar sağlam, güçlü, dirençli olduğunu da cümle âleme ilan ediyor.

Değerli milletvekilleri, 2016 yılı Türkiye için zor bir yıl olarak kayıtlara geçecek. Ancak, bu yıl aynı zamanda Türkiye’nin, özellikle de iş dünyasının önünü açacak olan yapısal reformların hayata geçtiği bir yıl olarak tarihe geçecek. Gerçekten de bu yıl aktüel gelişmelerin bütün yoğunluğuna ve şiddetine rağmen orta ve uzun vadeye yönelik çok ciddi düzenlemelerin hayata geçtiği bir yıl oldu. Mevcut yatırım teşvik sisteminde iyileştirmeler yaptığımız gibi, yeni yatırım teşvik araçlarını da devreye aldık. Teşvik sisteminde hazır giyim mantığının ötesine geçerek “terzi usulü” diye isimlendirebileceğimiz yeni bir dönemi başlattık. Yatırımın, üretimin, ihracatın üzerindeki birçok yükü kaldırdık veya azalttık. Şirketlerin kuruluşlarını kolaylaştırdık. KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla taşınır varlıklarını da rehin bırakabilmelerinin önünü açtık. Başta zorunlu bireysel emeklilik sistemi olmak üzere tasarrufları teşvik eden adımlar attık. Türkiye’nin dev projelerini finanse etmek amacıyla Türkiye Varlık Fonu’nu kurduk. İhracatçımıza yeşil pasaport verme kararı aldık.

Bir yandan bu yapısal düzenlemeleri hayata geçirirken özel sektörün güncel ihtiyaçlarına yönelik acil tedbirleri de alıyoruz. Bilhassa, döviz kurlarındaki artışın neticesinde piyasaları rahatlatacak adımlara ihtiyaç doğmuştu. Perşembe günü Sayın Başbakanımızla birlikte bu yeni tedbirleri de açıkladık. Özellikle, KOBİ’lerin finansmana erişimi, piyasanın canlanması, yatırımların artması, iş gücü yükünün azalması gibi konulara ilişkin önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. KOSGEB aracılığıyla KOBİ’lerimize 50 bin TL kredi veriyoruz. 15 bin KOBİ’nin yararlanmasını beklediğimiz bu kredi bir yılı ödemesiz olmak üzere toplam üç yıl olacak; daha da önemlisi, bu kredinin faizini KOSGEB karşılayacak. Hükûmet ve Bakanlık olarak iş dünyamızın, KOBİ’lerin, esnafın, tüccarın, sanayicinin, ihracatçının, girişimcinin yanında olmayı bundan sonra da sürdüreceğiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin bilgi tabanlı bir ekonomiye geçişini hızlandırmak, daha nitelikli bir üretim yapısına geçmek, sanayimizin ürettiği katma değeri artırmak ve böylece dünya ticaretinden daha fazla pay almak için çalışmalarımıza yoğun bir şeklide devam ediyoruz. Bu vesileyle, Bakanlığımızda gerçekleştirdiğimiz çalışmaları sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum.

2015 yılında AR-GE harcamalarımız bir önceki yıla göre yüzde 17’lik bir artış gösterdi ve 20,6 milyar liraya ulaştı. 2014’te kırdığımız rekoru biraz daha geliştirdik ve AR-GE harcamalarının millî gelire oranını yüzde 1,06’ya yükselttik. Çok daha sevindirici olan husus ise şudur: AR-GE harcamalarımızın yarısını özel sektörümüz, yüzde 40’ını da üniversitelerimiz yapıyor.

Yine, yakın zamanda açıklanan Küresel Yenilik Endeksi’nin 2016 yılı sonuçlarına göre, bir önceki yıla nispetle 16 basamak birden yükselerek 42’nci sıraya çıktık. 42’nci sıranın Türkiye için yeterli olmadığını biliyoruz ancak bir yılda 16 sıra birden yükselmenin de önemli bir başarı olduğunu düşünüyoruz. AR-GE istatistikleriyle ilgili bu gelişmelerde AR-GE’ye sağladığımız desteklerin önemli bir rolü bulunuyor.

2017 yılı bütçesinin tamamında araştırma geliştirmeye ayrılan kaynak 5,8 milyar liraya yükseldi. Meseleye sadece bütçe büyüklüğü olarak bakmak doğru ve yeterli değildir. Bu bütçeyi nasıl kullandığımız çok daha büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bugün bir AR-GE projesiyle ilgili fikir aşamasından üretim aşamasına kadar bütün süreçlere destek veriyoruz. Araştırma geliştirme projesi yapmaya ve projeleri ticarileştirmeye uygun altyapıları kuruyoruz. Bu yıl Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşan en önemli düzenlemelerden biri olan AR-GE Reform Paketi’yle ilgili uygulamalarımız devam ediyor. Zaten oldukça güçlü olan AR-GE ve yenilik ekosistemini bu kanunla birlikte çok daha güçlü bir hâle getirmiş olduk.

Kısaca özetleyecek olursak bu paketle araştırma geliştirme merkezi kurmak için gerekli personel sayısını 15’e düşürdük. Türkiye'de ilk defa tasarım faaliyetlerini destek kapsamına aldık. Araştırma geliştirme merkezlerinde ve teknoloji geliştirme bölgelerinde daha fazla ve daha nitelikli personel istihdam edilmesi ve bu personelin daha fazla gelir elde etmeleri için adımlar attık.

Yine, öğretim üyelerimizin araştırma geliştirme projelerinde daha fazla yer almalarını teşvik edecek mekanizmalar geliştirdik. Reform paketinin hayata geçmesinin ardından özellikle AR-GE merkezi sayımız hızlı bir şekilde artmaya başladı ve bugün 310’a ulaştı. Hemen her geçen gün birkaç tane yeni AR-GE merkezi kuruluyor. İnşallah, önümüzdeki dönemde AR-GE merkezi sayımızı ilk etapta 500’e, ardından 1.000’e yükselteceğiz.

Geçtiğimiz yıl önemli bir adım daha attık. Biliyorsunuz, yüksek teknolojili ürünlerle ilgili yatırımlar teşvik sisteminde 5’inci bölge desteklerinden yararlanıyor. Artık orta yüksek teknolojide seçilmiş bazı ürünlerle ilgili yatırımlar da 4’üncü bölge desteklerinden yararlanıyor. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Türkiye sağladığı destek ve teşviklerle sadece üretim yapmak için değil, AR-GE yapmak için de dünyanın en avantajlı ülkelerinin başında geliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde Bakanlığımızda önümüzdeki dönemde yoğunlaşacağımız çalışmaları sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum: Özellikle şu anda Genel Kurul gündeminde olan Sınai Mülkiyet Kanun Tasarı’mızı muhalefetle iş birliği içinde yasalaştırmayı hedefliyoruz. Sınai mülkiyet hakları iş ve yatırım ortamının en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Özellikle uluslararası yatırımcılar karar alma süreçlerinde ülkenin sınai mülkiyet sistemini muhakkak dikkate alıyorlar. Çıkaracağımız kanunla patentlerin, markaların ve tasarımların başvuru süreçleri kolaylaşacak, tescil süreleri kısalacak ve ortaya çıkan haklara daha etkin bir koruma sağlayacağız. Bu kanun, ülkemizdeki AR-GE projelerinin patentlere dönüşmesi, patent ve tasarımların ticarileşmesi ve güçlü markaların oluşması için büyük önem taşıyor.

Üzerinde çalıştığımız bir diğer önemli konu ise üretim reform paketidir. AR-GE reform paketi ile üretim reform paketini iki kanat gibi düşünüyoruz. Birinci kanat olan AR-GE reform paketi bu yıl devreye girdi. İkinci kanat olan üretim reform paketi de önümüzdeki yıl devreye girecek ve sanayimiz âdeta uçuşa geçecek. Bu paketle sanayicilerimize yatırıma uygun, ucuz, lojistik imkânları güçlü ve altyapı imkânları zengin üretim alanları oluşturacağız. Organize sanayi bölgelerinin üzerindeki mali yükümlülüklerinin bazılarını kaldıracağız veya miktarları düşüreceğiz.

Parsel maliyetlerinde belirli kriterlere göre üst sınır getireceğiz. Organize sanayi bölgelerinde üretim yapan firmalarımızın üzerindeki emlak vergisi, yapı denetimi gibi yükleri daha da makul seviyelere çekeceğiz. Şehir merkezlerinde kalmış sanayi sitelerini dönüştüreceğiz. Modern finansman yöntemleri ve araçları geliştirerek sanayicimizin parasını arsaya veya binaya bağlamaksızın doğrudan üretime aktarmasını sağlayacağız.

Önümüzdeki dönemde TÜBİTAK’ı yeniden yapılandırmak için de bir çalışma yürütüyoruz. Artık iyice olgunlaşma aşamasında bulunan bu çalışmayla TÜBİTAK’ı araştırma geliştirme konusunda özel sektörle rekabet eden değil, özel sektöre refakat eden bir kurum hâline getireceğiz. TÜBİTAK desteklerinde teknolojinin ruhuna uygun olarak hızlı karar alma mekanizmaları oluşturacağız. Araştırma geliştirme projelerinin ticarileştirmesine daha fazla odaklanacağız.

Yine bu çalışmayla, TÜBİTAK’a bağlı enstitülerle ilgili önemli düzenlemeleri hayata geçireceğiz. Bu projelerden biri olan yerli marka elektrikli otomobil projesi sonucunda bir araç üretmenin ötesine geçeceğiz ve bir marka oluşturacağız. Sadece Türkiye pazarında ilgi görecek bir marka ve araç üretmeyeceğiz; dünya pazarlarına da hitap edecek bir marka ve araç geliştireceğiz.

Sayın milletvekilleri, bir başka önemli çalışmamız 4’üncü sanayi devrimidir. Teknolojideki yeni dalga, ürünleri, üretim süreçlerini ve tüketim alışkanlıklarını köklü bir şekilde sarsacak. Açıkçası bu konuda erken bir farkındalık oluşmasının dahi önemli bir kazanım olacağını düşünüyorum. Geleceğin dünyasında büyük veri, robotlar, sensör teknolojileri, nesneler arası İnternet, üç boyutlu yazıcılar gibi teknolojiler damgasını vuracak. Bir yandan bu teknolojileri yerli imkânlarla üretmemiz gerekiyor, aynı zamanda bütün sektörlerimizin üretimde bu teknolojileri kullanması gerekiyor. Bu iki temel amacı gerçekleştirmek üzere stratejik planlarımızı ve eylem planlarını oluşturacağız. Bu süreci reel sektörümüzle birlikte yürüteceğiz. Bu ayın sonunda reel sektörümüzün temsilcileriyle ilk toplantımızı da gerçekleştireceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada en önemli hususlardan biri insan kaynağımızı bu yeni sürece en iyi şekilde hazırlamaktan geçiyor. Özellikle mesleki eğitimi geleceğin ihtiyaçlarına göre revize etmemiz gerekiyor. Bu amaçla, okullarımızda sanayi 4.0 laboratuvarları kurmak, bu konuya özel meslek liseleri açmak, kodlama derslerini yaygınlaştırmak, organize sanayi bölgelerinde model fabrikalar oluşturmak gibi eylemleri hayata geçireceğiz.

Burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum: Bu yıl AR-GE reform paketi Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşırken muhalefetimizin genel olarak olumlu bir tavır sergilediğini gördük. Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı Genel Kurul gündemine gelince muhalefet partilerimizin grup başkan vekilleriyle yaptığım görüşmeler olumlu bir atmosfer içerisinde gerçekleşti. Bu vesileyle, muhalefet partilerimize teşekkür etmek istiyorum.

Bahsettiğim çalışmaları hayata geçirirken Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve sizlerin kapısını sık sık çalacağız. AR-GE reform paketinde ve Sınai Mülkiyet Kanun Tasarısı’nda gösterdiğiniz tavrı yeni düzenlemelerde de göstereceğinize, bu konularda da siyaset üstü bir tavır sergilemeyi sürdüreceğinize inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanoğlu bir fiil işlediğinde ana hatlarıyla şu üç hususu yerine getirir: Ya geçmişten gelen bir sıkıntıyı çözer ya da bugüne ait bir ihtiyacı giderir veya yarın ortaya çıkacak olan bir soruna şimdiden çözüm üretir. Özellikle bu üçüncüsünü yapabilen kişiler, kurumlar, şirketler veya devletler rakiplerine üstünlük sağlarlar. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının yürüttüğü çalışmaları böyle bir perspektifle değerlendirmeliyiz. Biz toprağa bir tohum ekiyoruz, o tohumun yavaş yavaş fideye dönüştüğünü, ağaca dönüştüğünü meyve vermeye başladığında görüyoruz. Biraz sabredelim; inanın, çoğu gitti azı kaldı. İnşallah, kısa süre içerisinde ağaçlarımız bol bol meyve vermeye başlayacak. Türkiye çok daha nitelikli ve yüksek katma değerli bir üretim yapısına geçecek, Türkiye artık teknoloji üretecek. Her zaman söylüyorum, bizim sorunumuz cari açık veya dış ticaret açığı değildir, bizim sorunumuz teknoloji açığıdır. Teknoloji açığı kapanırsa diğer iki açık da kapanır.

Bakınız, bakanlığımız verilerine göre, geçtiğimiz yıl tasarım yapan firmaların faaliyet kârlılığı, yapmayanların neredeyse 2 katına eşittir. Düşük teknolojili firmaların kârlılık oranı yüzde 5,2’yken yüksek teknolojili firmaların kârlılık oranı yüzde 8’dir. Geçtiğimiz yıl ihraç ettiğimiz elektrikli teçhizatın ortalama kilogram değeri 4,6 dolardır, aynı sınıftan ithal ettiğimiz ürünlerin ortalama kilogram fiyatı ise 11,7 dolardır. Aradaki bu fark, kaliteden, teknoloji seviyesinden, tasarımdan veya marka değerlerinden kaynaklanıyor. Bu farkı kapatmak hepimizin görevi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı işte bu farkları kapatmak için çalışıyor. Bu yüzden, bakanlığımıza ayrılan bütçe büyük önem taşıyor. Bizim kullandığımız her bir kuruş, yatırım, üretim, ihracat ve teknoloji olarak geri dönüyor.

Bakanlığımız ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarımızın 2017 yılı toplam bütçesi 10 milyar 99 milyon TL’dir. Bize tahsis edilen bu sınırlı ödeneği en etkin kullanacağımıza söz veriyoruz. Her zaman olduğu gibi bütçenin bir emanet olduğunu, her bir kuruşta tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu muhakkak aklımızda tutacağız. Yaptığımız her işi doğru, hızlı ve kaliteli yapmak için azami gayret göstermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde kalan kısmı Bakanlığımız bütçesi üzerinde söz alan hatiplerin dile getirdikleri konulara cevap vermek üzere kullanacağım.

Şimdi, konuşmacılardan bir kısmı AK PARTİ döneminde Türkiye'nin yüksek teknoloji üretimindeki oranın düştüğünü ifade etti. Bizdeki verilen rakamlar, evet, yüksek teknolojili ürünlerin üretimdeki payında bir düşüş var ama orta yüksek ve orta altı teknolojilerin üretimdeki payında yükselme var. Örneğin, orta yüksek teknoloji 2003’te yüzde 21,9 iken 2015’te yüzde 25,2’ye yükseliyor. Yine, orta altı teknolojiler yüzde 25 iken yüzde 32’ye yükseliyor. Yani orta yüksek ve yüksek teknolojilerin üretimdeki payında bir yükselme var, düşük teknolojilerin ve yüksek teknolojilerin üretimdeki payında bir azalma var.

Yine, gayrisafi millî hasıla içerisinde imalat sanayisinin payının 2002 yılından sonra düştüğü ifade edildi. Bu bilgi doğru değil. Doğrusu, 2002 yılından sonra bugüne baktığımızda bu payda yüzde 2’lik bir artış var yani imalat sanayisinin toplam gayrisafi millî hasıla içerisindeki payında bir artış var.

Bu 4’üncü Sanayi Devrimi konusunda soruları oldu konuşmacılarımızın. Onlarda da biz bir çalışma platformu oluşturduk. Bu platformda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri var yani sanayicimizin temsilcileri var, onlarla bir protokol imzalayacağız. Burada icra kurulu var, danışma kurulu var, çalışma grupları var. Bu 4’üncü Sanayi Devrimi çalışma grubu ve platformuyla bu dönüşümü beraber takip edeceğiz.

Yine, bir konuşmacımız patent konusuna değindi ve “Patent başvurularının yüzde 85’i yabancı.” dendi. Bu bilgi tam doğru değil, düzeltmek gerekiyor. Ülkemize sözleşme kapsamında patent belgesi almış Avrupa patentleri giriş yaptığı için bu kategorideki girişler belge karşılığı olmakta, dolayısıyla yabancı patent başvurusu gibi gözüküyor. Oysa patent başvurularının oranı geçen yıla göre yüzde 17 artış gösterdi.

Yine, uygulamalı girişimcilik eğitimleri konusunda sorular vardı. 2016 yılı Ocak-Aralık döneminde düzenlenen 4.287 adet uygulamalı girişimcilik eğitimi programında 135 bin girişimci adayı eğitim aldı.

Yine, bir milletvekili arkadaşımızın sorusu vardı KOSGEB’le ilgili, KOSGEB’de 10 daire başkanlığı olduğu ama 12 daire başkanı atandığı şeklinde. Bu bilgi de yanlış.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayıştay raporlarında var.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Devamla) – Bu bilgi yanlış. Bu bilginin yanlış olduğunun belgesi buradadır, Resmî Gazete’de KOSGEB Yönetmeliği var. KOSGEB Yönetmeliği’nde, bakın, ekindeki tabloda daire başkanı sayısı 12 olarak görülüyor. Bunu da sizlere arz ediyorum.

Yine, KOSGEB’e alınan elemanların sınavla alınmadığına ilişkin bir soru vardı. KOSGEB’e alınan bütün elemanlar KPSS sınavına göre alınıyor. Bunda da bir yanlış bilgilendirme olduğunu düşünüyorum.

Yine, bir başka milletvekili arkadaşımız, Kocaeli milletvekili, stratejik planlarımızın olmadığını söyledi. Oysa internet sitesine girildiğinde Türkiye kimya sektörü, Türkiye demir çelik sektörü, seramik sektörü, elektrik elektronik gibi çok sayıda sektörel alanlarda planlarımız var. Bu bilgi doğru değil.

Yine, bir başka milletvekili arkadaşımız Türkiye’nin uluslararası değerlendirmelerde araştırma geliştirme bakımından gerilerde kaldığını söyledi. Oysa Küresel Yenilik Endeksi’nde önceki yıla göre 16 sıra birden yükseldik, 42’nci sıraya geldik. Yine, inovasyonda iddiası olmayan ülkeler grubundayken orta seviyede inovatif ülkeler statüsüne yükseldik.

Bir başka soru vardı. Ticarileşme ve etki analizi çalışmaları yapmadığımız söylendi. Oysa Bakanlığımız bünyesinde bir daire başkanlığımız var, Etki Değerlendirme Daire Başkanlığı. Bütün çalışmalarımızın etki analizi bu Daire Başkanlığımız bünyesinde yerine getiriliyor.

İzmir’le ilgili birkaç soru vardı. İzmir’deki OSB’lerin doluluk oranı yüzde 50, Türkiye’deki OSB’lerin doluluk oranı da yüzde 71’dir; bu bilgiyi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Hâlen 295 OSB var ve bu OSB’lerde 1 milyon 640 bin kişi istihdam ediliyor.

Kalan soruları yazılı cevaplandıracağım.

Çok çok teşekkür ediyorum.

Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hükûmet adına üçüncü konuşmacı…

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Başkanım, kayıtlara geçmesi adına bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Birleşime ara vermeden önce Afyonkarahisar Milletvekilimiz Burcu Köksal Karabük’te devlet hastanesinin olmadığını ve doktor bulunmadığını belirtmiştir.

Milletvekilimize yanlış bilgi vermişlerdir. Karabük’te eğitim araştırma hastanesi vardır, 440 yataklıdır; 203 uzman hekim vardır, bunlardan 81 tanesi akademisyendir; 150 pratisyen hekimimiz var, 42 diş hekimimiz var, 723 ebe ve hemşiremiz var.

Değerli milletvekilimizi iyi misafir edememişler Karabük’te. Hastaneyi gezdirmek ve doktorlarımızla tanıştırmak istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tutanaklara geçmiştir.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma yok burada Sayın Köksal.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Hayır, tutanaklara geçsin.

Karabük’te devlet hastanesi yok ve Karabük’te geçen hafta bütün sivil toplum örgütleri ve muhtarlarla bir araya geldik, hepsinin ortak isteği bir devlet hastanesi açılması. Eğitim ve araştırma hastanesi ve bir özel hastane var ancak devlet hastanesi yok. Ayrıca Yenice ilçesinde de hastanede birtakım uzman doktorlar yok. Orada Kaymakamlıkla ve sivil toplum örgütleriyle, Yenicelilerle yaptığımız görüşmede uzman doktor sıkıntısından bahsettiler. Bütün bunları geçen hafta bizzat yaşadık.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Tutanaklara geçmiştir.

İki milletvekilimizin sanıyorum bir araya gelip konuşması gerekiyor.

Hükûmet adına üçüncü konuşmacı Avrupa Birliği Bakanı Sayın Ömer Çelik.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, konuşma süreniz yirmi beş dakikadır.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şehitlerimize rahmet diliyorum, Allah hepsine rahmet eylesin, mekânları cennet olsun. Ebedi hatıralarını ebediyen kalbimizde taşıyacağız, hatıralarına her zaman sahip çıkacağız.

Bu arada biz birleşimdeyken Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir uçak Diyarbakır’da düştü. Pilotun sağ olduğu söyleniyor, inşallah herhangi bir şeyi yoktur fakat uçağın düştüğü söyleniyor. Bu vesileyle de Türk Silahlı Kuvvetlerine ve milletimize geçmiş olsun diyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, Avrupa Birliği meselelerini tartışırken sadece Avrupa Birliğiyle katılım müzakereleri ve fasıllar gibi meselelerin çok ötesine geçen bir ajandayı tartışıyoruz. Terör, demokrasi, özgürlük-güvenlik dengesi, güvenlik ve demokrasinin nasıl bir arada yaşatılacağı gibi çok geniş bir gündem içerisindeyiz. Bir an için Türkiye haritasını gözümüzün önüne getirelim. Türkiye haritasının tam ortasından bir çizgi çektiğimizde çizginin güneyinde kalan kesimde, Suriye ve Irak bölgesi başta olmak üzere ağır bir güvenlik kriziyle dünya karşı karşıya, ağır bir demokrasi kriziyle dünya karşı karşıya. Benzer şekilde, çizginin yukarısına baktığımızda bir değerler krizi, bir ekonomik kriz, Avrupa Birliği topraklarında bütün bir Batı sistemini sarsacak bir biçimde kendisini gösteriyor.

2017 yılı herkes açısından kritik bir yıldır. Avrupa’daki 5 tane ülkede ciddi bir şekilde aşırı sağın anketlerde yükseldiği seçimler yapılacak. Dolayısıyla, Avrupa’daki bu 5 ülkede ortaya çıkacak seçimlerdeki tablo Avrupa’nın ve Batı sisteminin geleceğini etkilemek bakımından fevkalade önemli sonuçlar doğuracak. Nitekim, Amerika Birleşik Devletleri’nin seçilmiş başkanı Trump’ın korumacılığa meyilli bir politika izleyeceğini ifade etmesi, NATO konusunda Avrupa’yı daha fazla yükümlülüğe, Amerika Birleşik Devletleri’ni daha az yükümlülüğe davet eden bir politik tutum serdetmesi, önümüzdeki dönemin yine güvenlik açısından da yeni tartışmalara gebe olduğunu gösteriyor.

Nitekim, Brexit sonrası Avrupa’nın nasıl bir Avrupa olacağı da ciddiyetle tartışmamız gereken, takip etmemiz gereken bir gündem. Çünkü, Avrupa düzeni fikri esasında İngilizlerin zihninde çok geniş yer eden bir fikirdir. Napolyon’un Avrupa’yı altüst etmesinden sonra Avrupa’da bir daha sınırların radikal bir biçimde değişmemesiyle ilgili ciddi bir fikriyat ortaya koymuşlardır. Hatta genç Henry Kissinger doktora tezini bunun üzerine yapıp, bunun üzerinden Birleşmiş Milletler düzenine dönük birtakım fikirler geliştirmiştir. Ama şimdi Avrupa düzeninden İngiltere’nin ayrılması demek ve üstelik ne İngiltere nasıl ayrılacağını biliyor, bununla ilgili bir yöntem var ne de Avrupa Birliğinde bu ayrılmanın nasıl olacağına dair bir yol haritası ortaya çıkmış durumda. Tüm bu belirsizlik ortamı, önümüzdeki dönemde istikrarın, güvenliğin ve demokrasinin ciddi bir türbülansın içerisine gireceğini gösteriyor. Dolayısıyla, Avrupa Birliğiyle ilgili konuştuğumuzda bütün bu ajandayı da göz önünde tutmamız gerekiyor.

Bizim hükûmetlerimiz döneminde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri her zaman stratejik önemde bir mesele olarak ele alındı. Avrupa Birliğine tam üyelik perspektifi sistematik bir çerçeveye oturtuldu ve tam üyelik müzakereleri yapıldı. Fakat bugün karşı karşıya olduğumuz soru şudur, zaman zaman arkadaşlarımız da eleştiriyorlar “Geçmişte Avrupa’yla ilgili şöyle söylemiştiniz, bugün böyle söylüyorsunuz.” diye. Aslında karşımızda sabit bir Avrupa yok, değişen bir Avrupa var ve hangi Avrupa Birliği olduğundan bahsetmek durumundayız. Örneğin, bu seçim yapılacak ülkelerdeki anketleri ben takip ettiğimde ortada çok kaygı verici bir durum görüyorum. Aşırı sağ, İslamofobik kesimler net bir biçimde iktidar olmaya son derece yakın gözüküyorlar. Nitekim, en son Avusturya’daki seçimlerde gördük, aşırı sağ bir aday, İslamofobik, antisemitik, ırkçı, yabancı düşmanı, göçmen düşmanı bir aday kıl payı seçimi kaybetti.

Burada şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız, bu aşırı sağcılar önlerine şöyle bir siyaset üretmiş durumdalar: Türkiye'ye dönük olarak bir siyasi matruşka oluşturmuşlar matruşka bebeği gibi. Bunun en üstüne Avrupa basınında da görüldüğü gibi bir Erdoğanfobya yerleştiriliyor. Gece gündüz Türkiye'nin Cumhurbaşkanına karşı düşmanlık üreten, kamuoylarını bu çerçevede zehirleyen bir propaganda devam ediyor. Matruşkanın üstündeki o büyük bebeği kaldırdığınızda altından Türkiyefobya çıkıyor, onu kaldırdığınızda altından İslamofobya çıkıyor, onu kaldırdığınızda aslında antisemitizm var ama köke indiğinizde, en derine baktığınızdaysa aslında Avrupa değerlerine düşmanlık eden, eurofobik diyebileceğimiz bir siyasetin giderek yükseldiğini görüyoruz. Burada tehlikeli olan şu: Ana akım siyasetçiler de maalesef bu aşırı sağa karşı, ırkçılara, faşistlere karşı yeterince tedbir alamadıkları için, onları idare etmeye çalıştıkları için sonuçta birçok yerde seçimi kaybediyorlar ve bazı yerlerde de seçimi kazansalar bile geriye aşırı sağın aşırı yükseldiği bir siyasi miras bırakmış oluyorlar.

Nitekim, aşırı sağcıları idare etme yönündeki seçim stratejisinin bir neticesi olarak Cameron’un siyasi hayatı bitmiştir, Almanya’daki yerel seçimlerde ana akım siyasiler zayıflamıştır, İtalya ve diğer yerlerde bu faşist partiler ciddi bir yükselişe geçmiştir, en son Avusturya’da ırkçı adayın kıl payı seçimi kaybetmesi ciddi bir tablo olarak önümüzde durmaktadır. O sebeple, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerindeki krizi değerlendirirken haksızlık etmemek lazım. Bunu sadece bir Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri krizi olarak değerlendirirsek tabloyu eksik görürüz. Bu, Avrupa Birliğinin içine girdiği değerler krizinin Türkiye'ye yansımasıdır, bunu net bir biçimde görmemiz lazım.

Bakın, ekonomik krizden sonra, 2008’deki avro krizinden sonra Avrupa’daki değerlerin tartışıldığı ciddi bir düzleme girildi. Arkasından, mülteci krizi karşısında Avrupa, maalesef, insanlığa karşı vazifesini yerine getiren bir siyasi perspektif ortaya koyamadı.

Avrupa Birliğindeki bütün siyasetçilere söylüyorum, en büyük gurur kaynağı Türkiye’nin şudur: Evet, 3 milyon mazlum insanı misafir ediyoruz; evet, sivil toplumla birlikte 25 milyar dolar para harcadık ama bunları övünç meselesi olarak görmüyoruz. Övünç meselesi olarak gördüğümüz şey şudur: Türkiye’de hiçbir siyasi parti ya da siyasi tartışmaların hiçbirinin merkezinde mültecileri iç siyaset malzemesi olarak kullanma, onlara karşı ırkçılık üretme, onlara karşı faşist yaklaşım üretme gibi, birtakım marjinal yaklaşımlar haricinde, hiçbir ana akım yaklaşım olmamıştır. Bu bakımdan, bir Avrupa devleti ve bir Avrupa demokrasisi olarak Türkiye’nin mültecilere karşı ırkçılık üretmeme, faşist söylemler üretmeme konusunda yegâne ülke olduğunu sürekli olarak temaslarımızda belirtiyoruz ve bu, gurur duyduğumuz bir meseledir.

Tabii, bu kriz önümüzdeki dönemde de sürecek. Dolayısıyla, Brexit, 5 seçim, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının yeni görevine başlaması ve birtakım serbest ticaret anlaşmaları Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni dinamiklerin ortaya çıkmasına sebep olacak.

Tabii, ilerleme raporlarından bahsediyoruz. Bu ilerleme raporlarıyla ilgili söylediğimiz şey şudur: Türkiye’deki gerçekleri net yansıtmayan raporlardır bunlar ve bu raporlarda genelde seçmeci bir yaklaşım ileri sürülüyor. Özellikle de -açık bir şekilde belirttim- dünyanın her tarafında artık demokrasinin birinci şartı terörle mücadeledir. Terörle mücadele, demokrasinin gelişmiş olup olmamasından bağımsız olarak yerine getirilmesi gereken bir kavramdır. Bundan on sene evvel, yirmi sene evvel şu tartışılabiliyordu: “Eğer demokrasi gelişirse terör minimize olur.” deniyordu fakat bugün görüyorsunuz ki dünyanın en gelişmiş demokrasileri terör tehdidiyle karşı karşıyadır. Dolayısıyla, terör örgütlerinin, terörün yapısında geçmişteki yapıya göre ciddi bir genetik değişikliği vardır ve terörle mücadele demokrasiyi korumanın bir ön şartı hâline gelmiştir. Bu sebeple, Türkiye’nin kararlılıkla mücadele ettiği ve etmeye devam edeceği PKK terör örgütünden bahsederken, Avrupa Birliğindeki herhangi bir raporun orantılılıktan bahsetmesini kesinlikle kabul etmiyoruz, bunları yok hükmünde sayıyoruz. Niçin? Açık ve net bir biçimde de söylüyoruz; DAEŞ terör örgütüyle mücadele ederken orantılılıktan bahsetmiyorsunuz, kendi canınızı yakan terör örgütlerinden bahsederken orantılılıktan bahsetmiyorsunuz, PKK terör örgütünden bahsederken orantılılıktan bahsediyorsunuz.

Nitekim, net bir şekilde söylediğimiz şey de şudur: Sakın ola ki Türkiye’deki terör eylemlerinden bahsederken, cümlelerinizi kurarken “Şiddete karşıyız.” gibi genelgeçer cümleler kurmayın. “Şiddete karşıyız.” gibisinden meşru devlet otoritesi ile terör örgütünü eşitleyen cümleler kurulması, aslında terör örgütlerine örtülü destek verilmesi anlamına gelir. Bu sebeple de “barış” ve benzeri kelimeleri kirletmeyin çünkü “barış” dediğiniz şey, iki meşru güç arasındaki çatışma neticesinde olur. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokrasisine karşı, hukuk devletine karşı ve toplumsal istikrarına karşı bir terör tehdidiyle karşı karşıyadır, verilen mücadele de buna karşıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, bu bağlamda, hiçbir şekilde “iç savaş” kelimesinin kullanılması da doğru değildir. “İç savaş” kelimesi ya da ortada “Güneydoğuda savaş koşulları var.” gibisinden bazı raporlara giren ifadeler şunun için kullanılıyor: Meşru ve egemen bir devletle, yöneticilerinin seçim yoluyla geldiği bir devlet ile bir terör örgütünü eşitleme çabasıdır. Bunun farkındayız, bu ifadelerin hepsinin ne manaya geldiğini biliyoruz. Bu ifadeleri DAEŞ terör örgütü için kullanmanız nasıl mümkün değilse, PKK, DHKP-C ya da Fetullahçı terör örgütü için de kullanmanız mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada tabii tartışılıyor, olağanüstü hâlin ilanından ve diğer konulardan bahsediliyor. Temel konu şudur: Olağanüstü hâl, demokratik sistem içerisinde meşru bir mekanizmadır. Bir devlet, ağır bir terör tehdidiyle ya da ağır bir varoluş kriziyle karşı karşıya kaldığı zaman buna başvurabilir. Bizim Anayasa’mızın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesi bunu düzenlemektedir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadı, olağanüstü hâl ilan edilip edilmemesini dış şartlara bağlamıyor, en iyi o ülkelerin değerlendireceğini, o ülkelerin yetkili makamlarının değerlendireceğini söylüyor. Ve dikkatinizi çekerim, Fransa’da tek bir terör saldırısı oldu, olağanüstü hâl ilan edildi; biz benzer onlarca saldırı karşısında bile olağanüstü hâl ilan etmedik ama ne zaman ki devlete karşı bir işgal girişimiyle, Türkiye’nin millî egemenliğini ele geçirerek bir yabancı güce peşkeş çekme şeklinde bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldık, o zaman olağanüstü hâl ilan ettik. Dolayısıyla, bizim olağanüstü hâl ilan etme içeriğimiz Fransa’nın olağanüstü hâl ilan etme içeriğinden 10 kat daha fazladır.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – 100 kat.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Nitekim, Venedik Komisyonu Raporu da Türkiye'nin olağanüstü hâl ilan etmek için yeterli ve meşru sebepleri olduğunun altını çizmektedir. Bu hâlde, temel haklara ve burada hangi derogasyonları uygulayacağımıza, hangi istisnaları uygulayacağımıza da kesin bir karar verdik.

Bakın, şöyle bir tablo düşünelim: Irak ve Suriye sınırımızın ötesinde askerî otorite yok, sürekli terör tehdidiyle karşı karşıyayız, Fetullahçı terör örgütü Türkiye’ye karşı bir darbe girişimi yapmış, 3 milyon kişiyi ülkemizde misafir ediyoruz, böylesi şartlar altında dahi bütün dünyaya şunu söylüyoruz: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bağlıyız. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesine göre derogasyon hakkımızı kullanıyoruz ve olağanüstü hâl ilan ediyoruz. Dolayısıyla, yaptığımız iş mucizevi bir iştir.

Fransa’da, Türkiye’deki gibi tek bir terör saldırısı olduğunda bu ilan edilmiştir. Dolayısıyla, karşı karşıya kaldığımız durumda herhangi bir hukuki sıkıntı yoktur.

Ha, şu söyleniyor, o konuda da bir yanlış bilgi var: “Efendim, Fransa’da olağanüstü hâl ilan etmede kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi yokmuş.” Fransa’ya olağanüstü hâl yetkisi tanıyan kanun, bizim tek tek kanun hükmünde kararnamelerle çıkardığımız bütün tedbirleri alma hakkını Fransa Hükûmetine toptan vermektedir.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Aynen öyle.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Dolayısıyla, biz aslında, Fransa’nın toptan aldığı hakkı yani terör örgütüne karşı mücadele konusunda toptan aldığı hakkı, gerektiği zaman kullanmak üzere ve perakende bir şekilde kanun hükmünde kararname çıkararak uyguluyoruz. Hukuk felsefesi açısından bizim tutumumuz daha doğrudur. Hiç kimse bizim önümüze “Fransa’da olağanüstü hâlde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi yok.” demesin çünkü onlara bu hak, bu tedbirleri alma hakkı topluca verilmiştir, bunun delilleri de açıktır.

Şimdi, Avrupa’yla olan ilişkimizde dışarıdan konuşmuyoruz. Avrupa’yla olan ilişkimizde bir Avrupa devleti olarak konuşuyoruz. Bizim devletimiz, Orta Doğu boyutuna kavuşmadan evvel Avrupa boyutuna sahip bir devletti. Kayseri’yi elde etmemiz Edirne’yi elde etmemizden elli sene sonradır. Tarih boyunca bir Avrupa devleti olduk. Avrupa’da misafir değiliz, Avrupa’da ev sahibiyiz ve yüz yıldır da bir Avrupa demokrasisiyiz.

Karşı karşıya olduğumuz darbe girişimi, Jagland’ın ve Carl Bildt’in söylediği gibi, Avrupa topraklarında ve bir Avrupa demokrasisine karşı olmuştur ama bunun karşısında, taraflara itidal tavsiye eden açıklamalar gelmiştir. Taraflara itidal tavsiye eden açıklamalar gelmiştir. Taraflara itidal tavsiye eden açıklamayı biz bir yerden hatırlıyoruz, o da şu: Mısır’da Sisi darbe gerçekleştirdiği zaman “Taraflara itidal tavsiye ediyoruz.” dediler yani seçilmiş Cumhurbaşkanı ile faşist bir generali eşit tuttular. Dolayısıyla, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’yle ilgili açıklamada da “Taraflara itidal tavsiye ediyoruz.” ifadesini kabul etmediğimizi, bu ifadenin gayrimeşru bir ifade olduğunu açık ve net bir biçimde ifade ettik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şu anda Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey demokrasi ve dayanışmadır. Demokrasisini tanklara karşı, savaş uçaklarına karşı kullanan bir millete karşı bu dayanışma duygusunun yerine getirilmesi gerekir.

Bu mesajların bu süre içerisinde doğru alındığını değerlendiriyoruz ve mesela bugün dün yaşadığımız terör saldırısından sonra daha doğru mesajların verildiği, doğrudan terörün kınandığı, terörün lanetlendiği açıklamaların yapıldığını görüyoruz. Bu memnuniyet verici bir ilerlemedir.

Bizim açımızdan -burada yine ifade edildi, her seferinde eksik ve seçmece ifade ediliyor- evet, İnsan Hakları Komiseri Muiznieks’in birtakım açıklamaları var, eleştirilerini biliyoruz. Bu eleştirilerle ilgili de herkesle açık ve net bir görüşmeye hazır olduğumuzu söylüyoruz. Hatta, özellikle Türkiye temel haklar konusunda, basın hürriyeti konusunda, ifade hürriyeti konusunda eleştirildiği zaman aynen şunu söylüyorum: “Gelin bunları gerçekçi bir biçimde ve öz güvenle tartışalım. Basın hürriyeti, ifade hürriyeti, temel haklar, yargı bağımsızlığı, güvenlik-adalet dengesi, güvenlik-demokrasi dengesi, güvenlik-özgürlük dengesi, tüm bunları içeren fasıllar 23’üncü, 24’üncü fasıllardır. Ben Türkiye’nin Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecisi olarak söylüyorum: Buyurun, 23’üncü, 24’üncü fasılları açalım. Bu fasıllardaki gerekleri ne kadar hızlı bir şekilde yerine getirdiğimizi göreceksiniz.” Zannediyorlar ki biz “ifade hürriyeti”, “basın hürriyeti” gibi kavramlar kullanıldığında bu kavramlardan çekiniyoruz. Tam tersine, biz bu kavramların olmadığı bir Türkiye hayal etmiyoruz, hayal etmedik, bunlar için mücadele ettik ama şunun adının iyi koyulması lazım: Sivil siyaset ile terör arasına, basın hürriyeti ile terör arasına çizgi çekilmediği takdirde demokrasi bir hayal olur, bir yalan olur.

Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de onayladığı, İspanya Yüksek Mahkemesinin aldığı Batasuna kararı -o bir partiyi kapattı, biz parti kapatmalara karşıyız- aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Bir milletvekili -İspanya’da da değil, Venezuela’da- ETA terör örgütünün övüldüğü bir mitinge katıldığı için Batasuna Partisi kapatılmalıdır.” “ETA terör örgütü Sosyalist Partiyi tehdit etmiştir. ETA terör örgütü Sosyalist Partiyi tehdit ettiği için, Batasuna ETA’yı kınamadığı için bu kapatma kararı doğrudur.” diyor. Bir milletvekilinin terörist cenazesine katılması demokratik haklarla ve milletvekilliği göreviyle bağdaşmaz ve bir partinin terör örgütünü kınamaması bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre suçtur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, eğer biz sivil siyasetle, demokrasiyle terör arasına bir çizgi çekemezsek, burada muğlak bir alan oluşturursak, burada gri bir bölge oluşturmaya kalkarsak…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Peki, gazetecileri niye yargılıyorsunuz? 140 tane gazeteci…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynı şekilde…

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Aynı şekilde, bütün bu dosyaları… Bakın, toptancı bir şekilde değerlendirmeyin.

Şimdi, önüme “gazeteci” diye getiriyor…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Cumhuriyet yazarları hangi teröre bulaştı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Cevap veriyorum size, cevap veriyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen Sayın Bakanı dinleyin efendim.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Önüme getiriyorlar, “Bu gazeteyi niye kapattınız?” Ben de gösteriyorum ona buradaki köşe yazısını. Diyor ki: “PKK terör örgütünün sadece güneydoğuda askerlerle savaşması yetmez. Bu mücadelesini AVM’lere ve batı şehirlerine taşıması gerekir.” Eğer buna herhangi bir Avrupa devletinde “izin verilecek köşe yazısı” diyorsanız, sizde böyle bir basın hürriyeti düzenlemesi varsa bana bunu gösterin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Karikatürist niye içeride?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – O sebeple, genel bir şekilde “tutuklu gazeteciler”, “tutuklu şunlar bunlar” diyerek genel başlıklar altında konuşmayın. Bunu tek tek dosyalar hâlinde konuşacağız, tek tek dosyalar hâlinde değerlendireceğiz bunu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Benim adaşım Musa Kart niye içeride?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Dolayısıyla, burada, bakın, İnsan Hakları Komiserinin de sözleri seçmece alınıyor. Komiser bu eleştirileri yaptıktan sonra -ki biz bu eleştirileri Muiznieks’le de tartışıyoruz, başkalarıyla da tartışıyoruz- aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Bu memorandumdaki hiçbir şey PKK’nın eylemlerini veya güneydoğudaki terör faaliyetlerini mazur gösteremez.” Bunlar İnsan Hakları Komiserinin raporundan ifadeler ve yine devam ediyor: “Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terör tehdidinin büyük olduğu, terörün her türüyle mücadelenin Türkiye’nin hakkı ve görevi olduğu” aynı raporda da altı çizilerek belirtilmektedir.

Şimdi, bakın, etrafımızda çok büyük bir türbülans var. Demokrasimizi korumak, geliştirmek, hukuk devletimizi korumak geliştirmek için bu kimlik siyaseti meselesinde daha çok hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Kimlik siyaseti hiçbir demokrasiyi iflah etmez, hele de kimlik siyasetinin terörle muğlak bir ilişki kurduğu, terör örgütünü bir şekilde mazur göstermeye dönük bir yaklaşımla ele alınması demek bir ülkenin demokrasisi için felakettir. “Demokrasi”, “hukuk devleti”, “özgürlük” bu kavramları tek başına kullanmak yetmez. Bakın, Almanya’daki ırkçı partinin adı Alternatif Partisi, Hollanda’daki ırkçı partinin adı Özgürlük Partisi, Avusturya’daki ırkçı partinin adı Özgürlük Partisi. Dolayısıyla, “demokrasi”, “özgürlük” dediğimiz zaman bu kavramları doğru yerde ve doğru siyasetlerle konumlandıracağız. Eğer bütün dünyada PKK hakkında terör örgütü hükmü verildiği hâlde -Avrupa Birliği açısından da PKK terör örgütüdür- Türkiye Büyük Millet Meclisinde birisi çıkıp da “PKK terör örgütü değildir.” diyorsa bu, sivil siyasetle ilgili imkânların terörü savunmak, terörün propagandasını yapmak üzere kullanılması, araçsallaştırılması anlamına gelir. Bu, meşru değildir. Bu, hiçbir şekilde meşru görülemez ve açık ve net olan bir şey vardır: Demokrasinin artık bütün dünyadaki birinci maddesi terörle mücadeledir. Eğer terörle mücadele konusunda net bir tutum içerisine girmezsek bu konuda yanlış bir iş yaparız. Hele de bugün çok şaşırdığım bir şey oldu, terör örgütü ile devleti eşit göstermek için Kur’an’dan ayetler okundu burada. Bakın, Hazreti Ali’ye karşı da terör faaliyeti yapanlar Hazreti Ali’yi öldürmek için attıkları okların üstüne Kur’an yaprakları yapıştırmışlardı, takmışlardı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) En meşru kavramları, maneviyatımızdaki en meşru kavramları, siyaset alanındaki meşruiyet içerisindeki en meşru kavramları bu şekilde konumlandırırsak bu kavramların içini boşaltmaktan, bu kavramları yanlış bir şekilde araçsallaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Değerli arkadaşlarım, fasıllarla ilgili ilerlemeler konusunu da arkadaşlarımız söyledi. Geçen bir yıl içerisinde iki tane fasıl açtık fakat, tabii, açmak istediğimiz fasılların pek çoğu Güney Kıbrıs’ın blokajı yüzünden ilerleyememektedir. Peki Türkiye’de durum nasıldır? Türkiye’de fasıllar açılmamasına rağmen, Türkiye fasıllarla ilgili reform sürecinden kopmuş mudur; reform süreci konusundaki iradesi sürmekte midir, sürmemekte midir?

Bakın, 2016 yılı İlerleme Raporu’nda 33 faslın 30’unda Türkiye’nin uyum düzeyinin iyi olduğu söyleniyor. Bakın, bu kadar siyasi çifte standarda rağmen, bu kadar engellemeye rağmen 33 faslın 30’unda Türkiye’nin uyum düzeyinin iyi olduğu söyleniyor.

AK PARTİ hükûmetleri her zaman reform hükûmetleri oldu. Olağanüstü hâl döneminde bile askerî vesayeti azaltan, askerî otorite üzerinde sivil denetimi artıran çeşitli düzenlemeler hayata geçirildi. Kuşkusuz, çok daha yüksek reform iradesi ortaya çıkması için Türkiye’nin terör konusundaki şartlarının doğru bir bağlama oturması, Türkiye’nin bu terör tehdidi karşısında bir güvenlik kaygısına, bir güvenlik riski içerisine girmemesi gerekiyor.

Reform sürecinde vize serbestisi, göçmenlik konuları, mali iş birliği konularında, bunları çeşitli şekillerde sizlerle paylaşıyoruz ama söylemek istediğim şey şudur: Ben muhataplarımla bu meseleleri konuştuğum zaman açık ve net bir şekilde şunu söylüyorum; “Açıkça konuşalım ve arkadaşça konuşalım. Ortaya çıkan tablo, eğer siz Türkiye’nin Avrupa Birliği ilişkileri konusunda objektif kriterlere dayanan bir müzakere yapmak istiyorsanız biz Türkiye olarak buna hazırız.” Sık sık şu ifade ediliyor: “Türkiye bizden istisnai kriterler beklemesin.” Bizim de ifade ettiğimiz şey şudur: “Türkiye sizden hiçbir şekilde fasıllar konusunda ve diğer konularda indirim beklemiyor ama söz konusu Türkiye olunca, büyük bir stratejik güç olunca siz de bu kriterlere zam yapmayın; biz indirim beklemiyoruz, siz de zam yapmayın.”

Bakın, çok çarpıcı bir şeydir, biz Türkiye’nin sadece Avrupa Birliğine üyelik meselesiyle ilgili bir müzakere yürütmenin ötesinde, Avrupa’nın geleceği hakkında da kaygılarını iletmek durumunda olan bir ülkeyiz. Avrupa’da aşırı sağ yükselirse, Müslüman varlığı, oradaki soydaşlarımız ırkçıların ve faşistlerin saldırısıyla karşı karşıya kalırsa, bu bizim için iyi bir Avrupa tablosu olmaz. Güvenlik kriziyle ve ekonomik krizle karşı karşıya kalan bir Avrupa tablosu, Türkiye’nin millî çıkarları açısından doğru bir Avrupa tablosu olmaz.

O sebeple, millî çıkarlarımız açısından şunu söylüyoruz: Biz bir değerler Avrupa’sına tam üyelik için yolumuzda yürümeye devam ediyoruz. Ama, tabii ki Sarkozy’nin Avrupa’sını istemiyoruz, tabii ki Le Pen’in Avrupa’sını istemiyoruz, tabii ki ırkçı Wilders’in Avrupa’sını istemiyoruz, tabii ki Avusturya Dışişleri Bakanının zihnindeki Avrupa’yı kesinlikle istemiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim istediğimiz Avrupa, gerçek demokratik değerlere dayanan bir Avrupa’dır. İçinde bulunduğumuz şartlarda gerçek demokratik değerlere dayanan, bu değerler etrafında konsolide olmuş bir Avrupa Birliği için Türkiye’nin tam üyelik perspektifi aynı şekilde devam etmektedir. Ama, mültecileri dışlayan, sınırlar ören, bunları engelleyen bir Avrupa’da Türkiye’nin bir işi yoktur.

Bakın, tarihî bir ironidir. Büyük tarihçi Braudel, aslında Avrupa’nın güney sınırının Akdeniz olmadığını, güney sınırının Sahra Çölü olduğunu söyler. Akdeniz’e bile inememiş, Doğu Roma’nın büyümesinde olduğu gibi Türkiye’yi bile içerememiş bir Avrupa, Akdeniz’i bırakın, Güney Sahra’ya inemediği, bu genişlemeyi sağlayamadığı için bugün Sahra’dan gelen göç dalgasıyla âdeta Kavimler Göçü gibi bir ortam içerisinde bütün değerlerin, Avrupa haritasının altüst olduğu bir altüst oluşla, bir türbülansla karşı karşıya.

Dolayısıyla, genişleme perspektifinin durması demek, sadece Türkiye’yle ilgili bir konu demek değildir, Avrupa Birliğinin geleceğiyle de ilgili bir konudur. Dolayısıyla, hep beraber, sadece Türkiye-Avrupa Birliği ajandasıyla ilgili konuları değil, onun ötesinde, Avrupa’nın değerler Avrupa’sı temelinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakikalık ek süre veriyorum, tamamlayınız lütfen.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Devamla) – Çok teşekkür ederim Başkanım.

Diğer konulara değinmek isterdim, onlara artık yazılı olarak cevap veririz.

Umudumuzu kaybetmeyelim. Çok zor bir döneme giriyoruz. Bunu da halledeceğiz.

İçindeki kelimelerin mecaz olduğunu, gerçek olmadığını söyleyerek Nazım Hikmet’ten bir şiirle bitiriyorum.

“Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm

Bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm

Gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm

Unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm”

Türkiye’ye kurşun işlemez, Türkiye Büyük Milet Meclisine kurşun işlemez, millî iradeye kurşun işlemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Umutla, çalışarak yolumuza devam edeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aslan…

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Okuduğum ayetlerle ilgili bir çarpıtmadan söz etti, bu konuda cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan “Terör örgütü ile devleti eşit kılmak için Kur’an’dan ayetler okundu.” şeklinde bir cümle kullandı.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Ben öyle bir şey demedim ki, bunu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Bu cümleyle ilgili mi...

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Yani ben herhangi...

BAŞKAN – Hayır, hayır, siz bu cümleyle ilgili mi söz istiyorsunuz?

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz.

Süreniz iki dakikadır. Lütfen bir sataşmaya meydan vermeyiniz Sayın Aslan.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Birincisi şunu bilelim: İslamiyet 610 yılında Peygamber’e Kur’an nazil olmuştur, o zaman ne Türkiye Cumhuriyeti vardı, ne herhangi bir örgüt vardı. Ben bütün bunlardan bağımsız olarak Kur’an’ın hakemliğini, sünnetin hakemliğini önerdim çünkü AKP’den zaman zaman hatipler Kur’an’ı övücü -haklı olarak- sünneti övücü tabirler kullanarak onlara başvurmamız gerektiğini söylüyorlar. Ben de her ne sorun olursa olsun ki...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Laik bir cumhuriyette yasaların hakemliği olur, burası laik bir cumhuriyet!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – O sizin fikriniz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Burası Parlamento, burası!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Nisa 59’da, aramızdaki sorunları Allah’a ve Resul’üne dönerek çözebileceğimize dair bir emir vardır. Yani, ben herhangi, meşru ya da meşru olmayan güçleri ifade ederek bu ayetleri, bu hadisleri okumuyorum. İbni Abbas –Hazreti Peygamber’in amcasıdır kendisi- inanırsınız inanmazsınız, gülen olur, ağlayan olur, kendisi buyuruyor, diyor ki: “Benim devemin ipi kaybolursa ben Kur’an’dan çıkarabilirim.” Çünkü bir ayetikerime var:

(Hatip tarafından Enam suresinin 59’uncu ayetinin okunması)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki Kur’an-ı Kerim’de, Kur’an-ı Mübin’de bulunmasın.” Bu anlamda, ben hâlâ şahsi fikrim olarak bütün sorunların Kur’an ve sünnet ışığında çözüleceğine inanıyorum, bu benim dinî inancım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HARUN KARACA (İstanbul) – Grubunla ilgili konuş, grubunla.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Artık benimseyen olur, benimseyen olmaz, onlar da buyursun kürsüde dile getirsin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Ben teşekkür ederim.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Söz doğru ama murat hayırsız, murat.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Usta, mikrofonunuzu açıyorum, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanımızın birkaç konuda verdiği rakamlara ilişkin bir açıklama yapmak istiyorum işin doğrusu.

Şimdi, bizim konuşmacı arkadaşlarımızla “Bu imalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payında düşme var.” şeklinde tespitimiz olmuştu, ona “Orada düşme yok, artış var.” dedi. Aslında, rakamlar tabii onu söylemiyor. Hem bugün açıklanan yeni seride baktığımızda hem de eski seride, cari fiyatlarla imalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payında 2002-2015 döneminde eski seride 2 puan, yeni seride 2,5 puan bir düşüş var. Sanayi Bakanımız muhtemelen bunu sabit fiyatlarla olan seriye bakarak söylüyor, orada hakikaten düşüş yok. Ama, onu bence hiç söylememek lazım, o başka bir probleme daha işaret ediyor. Onun anlamı şudur: Yani cari fiyatlarla payda düşüş olup sabit fiyatlarla yoksa biz boşa çalışıyoruz demektir. Yani, fiyat işin içerisine girdiği zaman yani deflatörü fiyattan arındırdığınız zaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir şeyleri üretiyorsunuz ancak daha düşük teknolojili bir şeyler üretiyorsunuz veya rekabet edemiyorsunuz. Yani, bunun hakikaten çok daha fazla kötü anlamları olur, o yüzden burada esas olan cari fiyatlara bakmaktır, orada düşüşü kabul etmemiz lazım.

Hemen bununla ilintili olarak teknoloji seviyesinde de bir düşüş var. Yani, 2002’yle mukayese ettiğimizde hem üretimin hem de ihracatın teknoloji seviyesinde düşüş var. Doğrudur, 2002’ye göre baktığımızda düşük teknolojiden orta teknolojiye bir kayma var. Ancak, orada da Sayın Bakanım, şeye bakmak lazım, 2007’yle, 2010’la mukayese ettiğinizde -ona illaki Hükûmetin başlangıç dönemi diye bakmayalım lütfen çünkü Türkiye’yi konuşuyoruz- 2007’ye göre orta teknolojiden tekrar aşağı doğru bir düşüş var, bunu da görmemiz lazım.

Son olarak da bu inovasyonla ilgili olarak… Küresel inovasyon endeksini verdi ama ona benzer bir başka endeks de küresel rekabet endeksinin altındaki inovasyonun alt bileşeninde bir yılda tam 11 puan endekste yerimizde bozulma var; bunları görmek lazım. Yani, bu kötü gidişi görmezsek hakikaten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – …çok mahzurlu olur, politikalarımızı buna göre organize etmek lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Usta konunun uzmanı olarak bir açıklamada bulundu.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bazı milletvekili arkadaşlarımın el kaldırdığını görüyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Hayır, grup adına…

BURCU ÇELİK ÖZKAN (Muş) – Sayın Başkan, grup adına…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye arkadaşlar.

Şimdi, bütçe görüşmeleri yapıyoruz. Bütçe görüşmelerinde konuşmacılar görüşlerini kürsüye gelip açıklarlar daha sonra Hükûmet bunlara kendi konuşma hakkı çerçevesinde kürsüden yaptığı konuşmayla gerekirse cevap verir, gerekmezse vermez, bilemem. Hükûmet tarafından kürsüde yapılan konuşma her grubun seksen dakikalık konuşma hakkı çerçevesinde Hükûmetin de yapmış olduğu bir konuşmadır. Ama milletvekillerimizin yirmi dakikalık soru-cevap süresi içerisinde soracakları sorulara sayın bakanlar İç Tüzük’ümüze göre cevap vermek zorundadır, veremedikleri cevapları yazılı olarak verebilirler.

Şimdi soru-cevap işlemine geldik.

Grupların söz talebi oldu, ilk önce Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna verdim.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Ahrazoğlu konuşmacıydı, cevap vermesi lazım.

BAŞKAN – Bir saniye sayın arkadaşlar…

Şimdi, bunu taşırıp da 60’ıncı madde çerçevesinde milletvekillerine söz veremem.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkanım, Sayın Bakan benim konuşmama atfen verdiğim rakamların yanlış olduğunu... Ben 12 daire başkanlığının oluşturulduğunu, 10 daire başkanlığı olmasına rağmen 12 daire başkanlığının oluşturulduğunu ve bunu da Sayıştay raporlarından aldığımı söyleyeceğim. Kayıtlara geçti, söz verip vermemek sizin takdirinizde. Ama benim konuşmam üzerine Sayın Bakan benim verdiğim rakamların yanlış olduğunu söylediği için söz istiyorum. Takdir sizin.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Ahrazoğlu, siz bir konuşma yapmışsınız Sayın Bakan da bir açıklama yapmış, rakamlarınız arasında bir farklılık var. Yani söylediğiniz tutanaklara geçti, bunu tekrar yeni bir sataşma olarak değerlendirmiyorum.

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Hayır, düzeltme anlamında benim söylediklerim.

BAŞKAN – Evet, tutanaklara geçmiştir Sayın Ahrazoğlu.

Sayın Erhan Usta’ya söz vermiştim, HDP Grubundan bir söz talebi var.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

18.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Grubumuz adına ben de grup başkan vekilimize vekâleten söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun, o çerçevede söz verdim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet, teşekkür ederim.

Şimdi, öncelikle şunu ifade etmek istiyorum, evet, “OHAL kanuni bir rejimdir.” deniliyor ancak bunun yanı sıra Venedik Komisyonu ve Muiznieks’in, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin raporlarında “Anayasa ve temel insan hakları sınırları aşılmıştır.” deniliyor. Şimdi, buna örnek olsun diye de sadece “terör” kavramının arkasına sığınarak bir şey açıklamak mümkün değil. Daha iki gün önce bir yazarın sadece Bilal Erdoğan’a “üstün zekâlı” dediği için hakkında açılan hakaret davasından sonra Yazar Seray Şahiner, Bursa Tabip Odasının edebiyat matinelerinde konuşmacı olarak gittiği Bursa’da gece otel odasına resepsiyonca polislere anahtar verilerek kendisi uyurken –bir kadından söz ediyorum otel odasında uyuyan- polislerin girmesiyle gözaltına alınmıştır. Şimdi, bu çerçevede baktığımız zaman biz nasıl bir ülkede yönetildiğimizi görüyoruz.

Musa Kart bir karikatüristtir ve şu anda içeridedir Musa Kart. Aslı Erdoğan bir yazardır, içeridedir Aslı Erdoğan. Bunlara baktığınızda yüzlerce gazetecinin de içeride olduğuna… Bunun sınırları Avrupa İnsan Hakları içtihatlarıyla da çizilmiştir, şok edici düşünceler, düşünce olarak sadece ifade edilen şeyler özgürce kullanılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Bunun için kaç defa Türkiye mahkûm olmuştur Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında.

Şimdi, ayrıca Fransa’da -karşılaştırdığımız zaman- OHAL’de kanun hükmünde kararname diye bir kurum yoktur, OHAL kapsamında İçişleri Bakanı veya valiler tarafından alınan bütün idari kararlar derhâl meclise ve senatoya bildirilir, parlamento gerek gördüğü her konuda detaylı bilgi ister, parlamento derdest edilmez Fransa’daki OHAL’de.

Son olarak, Sayın Vekilimiz Mehmet Ali Aslan’ın yanlış anlaşılan bir durumunu düzeltmek istiyorum. Kendisi CHP sıralarından gelen herhangi bir sesi duyarak cevap vermemiş ve “Laik cumhuriyetin gereği olarak ben dinî inancımı ifade ediyorum.” demektedir. “İnanırsınız, inanmazsınız; o size bağlı” sözünü kullanmıştır kendisi. Bunu da onun adına düzeltmiş olayım.

BAŞKAN – Sayın Aslan’ın o şekilde söylediğini duyduk.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) - Yani o söze bir cevap değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Yani o araya giren “Burası laik cumhuriyet” lafına karşı değil aslında söylenen şey.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır, tutanaklara geçmiştir Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurunuz.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle, ilk olarak, bu konuya “Burası laik bir Parlamento”ya cevaben “O sizin fikriniz.” dendi diye sandığımız için bir Anayasa ve üzerine edilen yemini hatırlatacaktık ama bu açıklamadan sonra onun sadece bir kez daha altını çizmiş olayım.

Sayın Bakana, öncelikle, sabahki bizim itiraz konumuzdaki AKP Grubundan o beklediğimiz yaklaşımı göremediğimiz noktada, Hükûmet adına, bir bakana yakışır bir tavır ve tutum içinde verdiği cevap için öncelikle teşekkür ediyoruz, sabahki tutumu için. Ancak biraz önceki konuşmalarında “Toptancı bir yaklaşım olmasın.” dedikten sonra bir tutuklu gazetecinin olduğunu tahmin ettiğim iddianamesiyle ilgili kabul edilemez şeyler söyledi ama bu bir toptancı yaklaşıma dönüştü. O zaman Sayın Bakana şunu sorarız: Musa Kart gibi sadece karikatür çizen birisinin ya da Cumhuriyet gazetesinin cumhuriyetin değerlerini savunan yazarlarının tutuklu olmasıyla ilgili nasıl bir açıklaması olabilir?

Sayın Bakanın yapmış olduğu dünyayla karşılaştırmalı OHAL güzellemelerinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …akla burada çok anlatılması uygun olmayacak bir fıkra geliyor. Birisi ailesinin başına gelen bir felaketi çok olumlu bir şey gibi anlatıyor. Arkadaşı diyor ki: “Ya, kusura bakma, o felaketi biz de yaşadık ama senin kadar güzel anlatamıyorum.” diye. Sayın Bakan, Nazım Hikmet’ten bir şiir okuyunca Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bundan büyük bir memnuniyet duyar ama eğer Nazım Hikmet böyle bir Türkiye’yi, böyle hukuksuzlukları ve bu olağanüstü hâl durumunu meşrulaştırmak için bu şiirin araçsallaştırılacağını bilseydi tahmin ediyorum o şiiri hiç yazmamayı tercih ederdi. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkan, bir ifade var, bir şey söylemem lazım, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Elbette Sayın Bakanım.

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

20.- Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Özgür Bey, açık ve net bir şekilde söylüyorum, arkadaşça söylüyorum, bu üslup yakışıksız bir üslup.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok artık Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Bak, bir dakika.

Gece bu saatte ben burada bir konuşma yaptım, bütün her şeye cevap verdim, kimseye bir şey söylemiyorum, senin burada “Söylenmesi uygun değil ama akla bu geliyor.” dediğin şeyi herkes biliyor. Eğer bunu kendinize yakıştırıyorsanız ben size yakıştırmıyorum. Bak, açık ve net söyleyeyim, birincisi bu. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yakıştırmıyoruz, evet.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – İkinci mesele şu Özgür Bey: Güzelleme yapmadım. İstenirse, vakit verilirse, iki olağanüstü hâl arasındaki kıyası hukuk ve içtihatlarla ortaya koyarım. Ben delilli konuşurum. Elimde deliller var. Net bir tutum bu.

Üçüncüsü de şunu söylemek isterim: Mehmet Akif de bizim, Nazım Hikmet de bizim, Attila İlhan da bizim, diğer şairler de bizim. Bu şairleri, düşünürleri, fikir adamlarını temellük etmekten, mülkleştirmekten vazgeçelim. Başka şeyler de söylenebilir. Yani, böyle bir şeyi söylediğiniz zaman, o zaman Cumhuriyet Halk Partisinin tarihi ve siyasi siciliyle ilgili olarak da pek çok kişiyi, pek çok siyasetçiyi referans verip “Onlar da aslında bu şekilde bu partide olmak istemezlerdi.” ya da “O şairler ve düşünürler de Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kullanılmak istemezler.” gibisinden bir sürü şey söylenebilir.

Mesele şununla ilgili meseledir: Akılla vereceğimiz bir cevap varsa verelim ama burada oluşan cari açığı birbirimize hakaret ederek kapatmaya çalışmayalım. Ben size yakıştıramadım, siz kendinize yakıştırıyorsanız buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın Özel, buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakanın sabahki tavrını bizzat gidip teşekkür ederek de, burada da hiç gocunmadan takdir ettim. Ancak, sosyal demokrat bir partinin, ülke bu hâldeyken, bu kadar gazeteci tutukluyken, bu kadar akademisyen tutukluyken, OHAL bizi nefes alamaz hâle getirmişken, bu OHAL durumunu olağanüstü güzel bir durum gibi anlatıp daha sonra da Nazım Hikmet’in bir şiirini söylediğinde, ben “Nazım Hikmet bizim tapulu malımız, Nazım Hikmet bizim şairimiz.” demedim, bu vatanın şairidir ama “Nazım Hikmet özgürlüklerin bu kadar ihlal edildiği, demokrasinin bu kadar askıda olduğu bir ortamda bu şiirinin meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasını istemezdi.” dedim. Bunda yakışmayacak bir şey yok. Ama Sayın Bakanın şahsına rencide edici bir şey söylediğimi düşünmüyorum. Öyle düşünüyorsa o kısmını konuşmamın telafi ediyorum ama ana fikir olarak ben Nazım Hikmet’in bu şartlar altında bu şiirinin okunmasına razı gelmeyeceğini düşünüyorum. Bu, şahsımın ve grubumun kanaatidir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Özel.

Evet, Nazım Hikmet de bizim Mehmet Akif de bizim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ona yürekten katılıyorum.

BAŞKAN – Cemal Süreya da bizim, Sezai Karakoç da bizim; hepsi bizim şairlerimiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, Cemal Süreya ve Sezai Karakoç İkinci Yeni hareketinden çıkarlar, sonra başka yönlere evrilirler ama her ikisi de Türk şiirinin ustalarıdır, her ikisi de büyük şairdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN- Evet, değerli arkadaşlar, şimdi, aleyhinde Sibel Özdemir, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin aleyhinde şahsım adına son konuşmacı olarak söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüştüğümüz 2017 bakanlık bütçeleriyle ilgili genel bir değerlendirmeye geçmeden önce, bütçe yapma yetkisine ve hakkına sahip olan tek kurum Anayasa’mızda da yer aldığı üzere Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Biz 26’ncı Dönem milletvekilleri olarak, halkımıza karşı aldığımız tarihî sorumlulukla bu en temel ve asli görevimizi bir kişinin kişisel hırslarına ve yetkisine devretmeme konusunda kararlı bir duruş sergileyeceğimize olan inancımı belirterek konuşmama geçmek isterim.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Anayasa değişikliğinde de bütçeyi yine Meclis yapıyor Sayın Sibel Hanım.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün bütçelerini görüştüğümüz üç bakanlığın ve diğer bazı bakanlıkların Komisyondaki bu bütçe sunuşlarını takip ettim. Dinlediğim bütçe sunuşlarında muhalefet milletvekillerinin burada, Genel Kurulda ayrıntılarıyla gündeme getirdiği üzere, ülkemizin ve halkımızın temel sorunlarına çözüm üretme noktasında ülke gerçekliklerinden uzak, gelişen, küresel, rekabetçi dünyaya uyumlu bir vizyonu ortaya koyamayan ve 2002 yılı takıntısıyla karşılaştırma kurgusu üzerinden yanıltıcı bir tablo sunuşuna maalesef şahit olduk.

Bugün bütçesini konuştuğumuz Avrupa Birliği Bakanlığı ve Avrupa Birliği ilişkileri üzerine kısa bir değerlendirme yapacak olursak, kuruluş temellerinin atıldığı günden itibaren yüzünü hep Batı’ya dönen ülkemiz için Avrupa Birliğine katılım süreci cumhuriyetimizin ilanından sonraki en önemli, en stratejik çağdaşlaşma ve demokratikleşme hedefidir; ulusal, millî bir devlet stratejisidir; bir siyasi partinin veya bir kişinin projesi değildir.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde aradan geçen altmış yılın son on dört yılını Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri yönetmiştir. İktidarınızın ilk dönemlerinde tam üyelik müzakere sürecine başlamamız, 16 faslın açılması millî ve ulusal hedefimiz olan Avrupa Birliğine tam üyelik yolunda hepimizi, tüm halkımızı umutlandırmıştı. Ancak geldiğimiz noktada, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinden hızla uzaklaşmakta ve en önemlisi, ülkemiz on dört yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde, evrensel kabul görmüş değerlerden uzaklaşmıştır. Özellikle 2007 yılı sonrası süreçte Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde ciddi gerilimler ve gerilemeler yaşanmaktadır.

Hükûmetleriniz döneminde hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve adalet sistemi, temel hak ve özgürlükler, kuvvetler ayrılığı ve demokratik bağımsız kurumsal yapıların işleyişi gibi evrensel değerler üzerine kırmızı çizgiler çekilmiştir. Hükûmetinizin, yine, öngörüsüz dış politikası ve “sıfır sorun” hayaliyle tarihimizin, içinden çıkılamaz mülteci kriziyle karşı karşıya kaldık. Bu krizi, geri kabul anlaşması ile vize muafiyeti ve Avrupa Birliğine tam üyelik sürecimizin ön koşuluna bağlayarak pazarlık masasına taşıdınız. Sonuçta “Ey Avrupa Birliği, sen yoluna, biz yolumuza!” diyerek ilişkileri kopma noktasına getirdiniz. Ve nihayetinde, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’yle üyelik müzakerelerinin dondurulması kararı alınmıştır.

Sayın Bakan bütçe sunuşunda, gelinen bu başarısız noktanın sebebinin Avrupa’daki aşırı söylemler, ön yargılar, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı gibi dışsal faktörler olduğunu savundu. Evet, değerli milletvekilleri, oysa sadece Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimizde değil uluslararası siyasi ilişkilerde veri kabul etmemiz gereken bu dış faktörleri uyguladığımız dış politika stratejisiyle yönetebilme kabiliyetine eğer sahip olabilseydik bölgemizde en etkin bir güç odağı olabilirdik. Ancak AKP hükûmetlerinin öngörüsüz, sorumsuz, başarısız, tutarsız, sadece iç politik fayda sağlama eksenli, günübirlik, iç politik konjonktüre göre şekillendirdiği dış politikasıyla sadece Avrupa Birliğiyle değil, tüm bölgesel ilişkilerimiz sürdürülemez bir noktaya gelmiştir.

Evet, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde tablo böyleyken bu bütçe ekonomik büyümeye, istihdama, özellikle genç işsizliğe, kadın istihdamına, gelir adaletsizliğine çözüm üretecek midir, refah artışı sağlayabilecek midir? Bu bütçe, inovasyon, yüksek teknoloji, katma değeri yüksek ürünler üretme kapasitesi ve istihdam yaratabilecek midir?

Diğer yandan, bugün yaşadığımız dünyanın bütün gelişmiş ve kalkınmış ülkelerinin önceliği sürdürülebilir kalkınma politikalarındaki ilerlemedir. Bu politikalar nitelikli eğitim ve sağlık politikaları, çevre, ekoloji, bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması, kırsal kalkınma, tarım politikaları, eşitlik, özgürlükler, demokratik işleyen kurumsal yapılar, güçlü hukuksal yapılar ve adalet sistemidir. Üzerinde konuştuğumuz bu bütçeyle bu saydığım politika alanlarında ne yapıyoruz? Bütçede hangi gerçekçi, somut…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özdemir, tamamlayınız lütfen.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu bütçe, maalesef, yine ülkemizin ve toplumun tüm kesimlerinin çözüm beklediği sorunlara kapsamlı ve kalıcı bir çözüm üretemeyecek ve hedefler tutturulamayacaktır. Halkın ve toplumun tüm kesimlerinin asıl sorunlarına çözüm üretemeyen ve öncellemeyen bu bütçeye biz onay vermiyoruz. Doğal olarak az sonra kabul edilecek olan 2017 yılı bakanlık bütçelerinin ülkemize huzur ve refah getirmesini umuyor ve diliyorum.

İyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, affınıza sığınarak, evet, grubumuzla ilgili bir durum var. Meral Hanım bir açıklama yapacak.

BAŞKAN - 60’ıncı maddeye göre söz talebiniz var.

Buyurun, bir dakika süreyle açıyorum mikrofonunuzu.

Buyurunuz Sayın Danış Beştaş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, KCK davasında yaşanan gelişmelere ve zorla getirme kararı verilmesine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İyi akşamlar diliyorum.

Sayın Başkan, 14 Nisan 2009’da başlayan bir operasyonda Diyarbakır’da KCK ana davası açılmıştı. Ben de o dosyanın uzun bir süre avukatlığını yaptığım için bütün ayrıntılarıyla biliyorum. Bu dava hâlâ devam ediyor. Davada tutuklu yok esas itibarıyla ve bu dava dosyasında 8 milletvekili arkadaşımız -şu anda 1’i cezaevinde, Selma Irmak- yargılanıyorlar. Bu süre zarfında fezleke hazırlanan dosyalardan bir tanesi de bu dava dosyasıydı. Fezlekeler geldi ve 20 Mayıstaki kaldırma sebebiyle tekrar yargılama devam etti. 10 Kasımdan önce zorla getirme kararı verilmişti söz konusu dava dosyasında.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Fakat 10 Kasımda yapılan dava duruşmasında zorla getirme kararı geri alındı. Bu, kamuoyuna da yansıdı fakat bugün ne olduğunu bilmediğimiz bir sebeple, mahkeme, bugüne kadar, yirmi beş yıllık avukatlık hayatımda hiç rastlamadığım bir şekilde celse arasında zorla getirme kararını verdi ve bunu infaz bölümüne gönderdi ve bu zorla getirme kararında “talimatla ifade tespiti ya da SEGBİS’le ifade” diye not etmiş. Bu arada bu arkadaşların beş yıl tutuklu kaldığını, ifadelerini verdiğini, dosyada kendilerinden sâdır bir ifade alınması işleminin olmayacağını da ifade etmek istiyorum. Yani demem o ki eğer arkadaşlarımız bu gece ya da bundan sonra bir gözaltı işlemine ve zorla getirmeye maruz kalırlarsa bu bir yargı işlemi değil bu bir talimat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitireceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz, tamamlayınız lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bunun kesinlikle bir yargı işlemi olmadığını, olamayacağını ve uygulamada zorla getirme kararı geri alındığı hâlde, hem de 290 üye yönetici ve il eş başkanımızın tutuklandığı günde böyle bir kararın tekrar verilmiş olmasını tesadüfi bulmadığımızı ve bunun merkezî bir kararla olduğunu şimdiden bütün Meclise ve Türkiye’ye duyurmak istiyorum.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Danış Beştaş.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yedinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Soru işlemini başlatıyorum.

Sayın Engin…

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sorum Sağlık Bakanına. Halkımızın bizlere, milletvekillerine ilettiği taleplerin büyük bir kısmı hastanelerde ve yoğun bakımda yer bulamayan, yer bulsa bile enfeksiyon kapma riski nedeniyle hastalarını kaybetme endişesi duyan veya acil rahatsızlığı olup anca aylar sonrasında hastaneden randevu alabilen vatandaşlarımız tarafından iletilen taleplerdir. Ayrıca, bazı hekimlerimiz günde yaklaşık 100 hastaya bakmakta, muayene süreleri beş dakikaya kadar inmiş durumdadır.

Birinci sorum: Bir doktor beş dakikada bir hastalığı nasıl teşhis edip tedavi yöntemi belirleyebilir.

İki: Doktorlara ve sağlık çalışanlarına yıpranma hakkı neden verilmiyor? Ek primler emekli maaşına ne zaman yansıtılacak.

Üç: Sağlık Bakanlığı şehir hastaneleri için toplam kaç milyar dolar yükümlülüğün altına girdi? 2017 bütçesinde görünmeyen ve gelecek nesillerimizin ödeyeceği bu yük hangi yıldan itibaren bütçeye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akın…

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sorum Sağlık Bakanına. TÜİK tarafından 2015 yılı sonunda açıklanan sayılarla Türkiye çalışmasının verilerine göre, hekim başına düşen kişi sayısında Türkiye ortalaması 573 iken Balıkesir’de bu sayı 760’tır. Hastane yatağı başına düşen kişi sayısında Türkiye ortalaması 376 iken Balıkesir’de 401’dir. Bu sayıların ilçelere göre dağılımında da ciddi sıkıntılar olduğunu biliyoruz. 2016 yılında Balıkesir özelinde bu sayısal dağılım göstergelerinde bir iyileşme olmuş mudur? Olduysa 2016 yılında sağlık alanında Balıkesir’in sayısal göstergeleri nelerdir?

Balıkesir’de pek çok ilçemizin yaz nüfusu çok yüksek rakamlara ulaşıyor. Buna paralel olarak da sağlık hizmeti ihtiyacı da artırıyor. Yazlık nüfusu yüksek olan ilçelerimizde sağlık hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmemesi için hangi önlemler alınmaktadır?

BAŞKAN – Sayın Yalım…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim de sorum Sağlık Bakanına. Sayın Bakan, Uşak’taki vatandaşlarımızın isteği üzerine, Uşak Devlet Hastanesinde maalesef, yoğun bakım yatak sayısı oldukça az, aynı şekilde çocuk kuvözleri de. Zaman zaman vatandaşlarımızın bu sorunundan dolayı biz devreye girip çevre illere, yoğun bakım yatağı olan hastanelere sevk ettirmekteyiz.

Diğer bir sorum: Uşak’ın Sivaslı ilçesinin devlet hastanesinde 1 adet ambulans vardır, kesinlikle yetersizdir ve en az 1 adet daha ambulans ihtiyacı vardır. Aynı şekilde, radyo ve telsiz sistemine de ihtiyaç olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.

Son olarak: Uşak’a tıp fakültesi geldi, bundan dolayı teşekkür ederiz ve şu anda devlet hastanesinin içinde hizmet vermektedir. Bunun daha iyi bir hizmet vermesi adına, tıp fakültesi binasının ne zaman yapılacağıyla ilgili bize bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ertem…

BİROL ERTEM (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sorum Sayın Sağlık Bakanımıza: Hatay ilimizde Suriyeli sığınmacılardan dolayı nüfus yüzde 30 oranında artmıştır. Hatay il ve ilçelerinde, bulunan hastanelerde yoğun bakım ve poliklinik hizmeti Suriyeli sığınmacıların yarattığı yoğunluktan dolayı alınamamaktadır. Bu durum sonucu, yoğun bakım hastalarının birçoğu çevre illere sevk edilmektedir. Sevk sırasında bu hastaların bir kısmı yolda vefat etmektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi için yaptığınız bir çalışma var mıdır?

Yine, Sağlık Bakanımıza soruyorum: “Her ilçeye bir devlet hastanesi.” dediniz. Hatay’ın 3’üncü büyük ilçesi olan ve 140 bin nüfusa sahip olan Defne’de bir devlet hastanesi bulunmamaktadır.

Üçüncü sorum Sayın Sanayi Bakanımıza: Hatay ilimizde Suriyeli sığınmacılardan dolayı işsizlik son yıllarda yüzde 100 artmıştır. Ekonomik olarak da ciddi kayıplar yaşanmaktadır. İşsizliğin giderilmesi ve ekonomiye katkı sağlaması için, il ve ilçelerde yapımına uzun yıllar önce başlanmasına rağmen bir türlü bitirilemeyen organize sanayi…

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci sorum Sağlık Bakanına: Zorunlu tayin olarak çalışan asker ve polislerin aday memur olan eşlerinin eş durumu tayinleri olamadığı için sıkıntılarının olduğunu, bu kadar zor şartlarda görev yapan asker ve polis eşlerinin tayinlerinin aday memur da olsa yapılması gerektiğini düşünüyorum; bu konuda yardımcı olmanızı bekliyorum.

İkinci sorum: Yine, nöbetçi eczanelerde özellikle yeşil reçete kullananlardan dolayı güvenlik sorunu yaşandığını, birçok eczacının saldırı ve hırsızlık olayıyla baş başa kaldığını, nöbetçi eczanelerin mutlaka güvenlik sorununun çözülmesi gerektiğini…

Üçüncü sorum Bilim ve Sanayi Bakanımıza: Çukurova’da çiftçiler 1 kamyon domates satıyorlar, 2 tane cep telefonu alabiliyorlar. Yüksek teknolojili ürün ne zaman yapabileceğiz? İlk uçağımız nerede, ne zaman uçacak? İlk yerli otomobille ilgili bir tarih verebiliyor musunuz?

Bir de 15 Temmuzdan bu tarafa tutuklu olan erler var, er. Annesi, babası askere göndermiş, komutanının talimatıyla bir göreve çıkmışlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - 15 Temmuzdan bu tarafa tutuklu olanlar var. Bunlarla ilgili hepinizin ortak olarak bir karar alıp bunlara yardımcı olmanız gerekir.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sağlık Bakanına. Balıkesir ilimizde kronik hastalıklar her geçen gün artmaktadır. İlimizde ciddi hekim ve sağlık personeli açığı bulunmaktadır. Tıp fakültemiz çok yetersizdir, hastalar başka illere sevk edilmektedir.

Sayın Bakan, Balıkesir’in hekim ve sağlık personeli açığı ne zaman giderilecek? Mevcut hastaneleri ne zaman donanımlı hâle getireceksiniz.

Bakanlıkta yaptığınız atamalarda Menzil tarikatı mensuplarına yer verdiğiniz iddia edilmektedir, bu iddialar doğru mudur? FET֒ye teslim ettiğiniz kadroları şimdi de Menzil tarikatına mı teslim edecekseniz? Liyakati ne zaman esas alacaksınız? 70 bin tıbbi sekreterlik mezunu işsizimiz var, bunlara iş verecek misiniz?

Balıkesir’de artan “tıbbınebevi” adıyla yaygınlaştırılmaya çalışılan, gündeme “cin çıkaran hastane” olarak giren gerici tıp dışı uygulamalara karşı Bakanlık olarak herhangi bir girişiminiz var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sorum ilgili Bakana.

Özel idareler, asıl nüfusun yaşadığı kent merkezlerinin dışındaki alanlarda faaliyet gösteren en önemli hizmet kurumlarındandır. Dolayısıyla, bu kurumların bütçe imkân ve kabiliyetlerini, hizmet altyapılarını güçlendirmek gerekir.

Giresun, özel idare hizmetlerine muhtaç illerin başında gelir. Köylerimize dönük olarak genel bütçe kaynaklarıyla yürütülen projeler de yok denecek kadar azdır. Köylerimizin bu çağda, bu yüzyılda konuşulmaması gereken yol başta olmak üzere, içme suyu, menfez, kanalizasyon gibi pek çok ciddi sorunları vardır. Ama, buna rağmen, idaremizin 2017 yılı bütçesi 50 milyon lira olarak belirlenmiştir. Bu, oldukça komik ve hak etmediğimiz bir rakam. Bu bütçeyle 16 ilçe, 8 belde, 24 belediye, 551 köy, 421 bin kişilik nüfusa sahip Giresun’da nasıl hizmet yapılabilir? Sizden özel idare bütçesine KÖYDES üzerinden katkı yapmanızı bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Behçet Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkanım, az önce Meclisteki gerginliğin nedeni Sağlık Bakanıdır. Sağlık Bakanının öncelikli görevi böyle bir ortamda bile sağduyuyu Meclise hâkim kılmak iken konuşmasının otuz dakikasının on yedisinde grubumuza dönerek hiç hak etmediğimiz suçlamalar yöneltti. Bu suçlamaları hak etmediğimiz kanaatindeyim. Sağlık Bakanını buradan kınıyorum.

Sayın Sağlık Bakanı Beşiktaş’taki menfur saldırıdan dolayı yirmi dört saat uyumadığı için gergin olabilir. O saldırıyı dün de kınadım, bugün de kınıyorum. Burada herkesin barışı istediğinden kuşkum yok ama yöntem yanlış. “Eğer barış olacaksa beni Taksim’de assınlar.” diyen barış çınarı Ahmet Türk’ü zindanlara attıran zihniyetle barış sağlanmaz. Hepimize düşen, konuşarak bu kaostan nasıl çıkabiliriz… Hipokrat yemini etmiş biz hekimler savaşı değil barışı savunmalıyız, savaşa değil, barışa bir şey diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Behçet Yıldırım.

Sayın Akyıldız…

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Sağlık Bakanım, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinin ilaç firmalarına olan borcu 100 milyon civarında. Hoca olmadığı için pediatri bölümü kapanmak üzere, asistanlar istifa ediyor. Üniversite Hastanesinin yan dal kadroları yetersiz, kadro açılmıyor, yine pediatride hiç yan dal yok. Benim Sivaslı kardeşlerim doktor için Kayseri’ye gitmek zorunda bırakılıyor. Hastaneler liyakatten uzak kişilere teslim edilmiş durumda. İlçeler de dâhil olmak üzere, hastanelerde müdür ve müdür yardımcılarının bir çoğu imamlıktan geçme. Sağlık yönetimi mezunları boş gezerken yönetim kadroları imamlara teslim edilmiş durumda. Sivas’ın ilçeleri (D) gurubu yani kadın doğum, pediatri, genel cerrahi ve dâhiliye doktorları bulunması gerekirken bunlardan biri, ikisi ancak bulunuyor. Bu çağda hâlâ benim Sivaslı kardeşlerim ilçelerden Sivas merkeze sevkli giderken hastanelere yetişemeden ambulanslarda Hakk’a yürümektedirler. Sayın Sağlık Bakanımdan bu sorunlara çözüm bekliyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Sayın Kamil Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Sağlık Bakanım, malumunuz, bazı mesleklerde ara eleman eksikliğinden dolayı üniversiteler ve ortaöğretim kurumları bazı branşlar açtılar; bunlardan bir tanesi de tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümleri. Bu arkadaşların bir sıkıntısı var, onu iletmemi istediler özellikle. Bunların yerine -ortaöğretimde bu bölümleri bitiriyorlar ama- iki yıllık yüksekokul ya da ortaöğretimde bu bölümlerden mezun olan arkadaşlarımızın yerine kısa süreli, bir aylık, iki aylık kurs alıp onların yerine taşeron olarak alınan birtakım personelden bu işi deruhte etmek için elemanlar görevlendiriliyor. Bu da arkadaşlarımızın hem aldıkları eğitimde olumsuz bir etki yaratıyor hem de istihdam noktasında çok olumlu olmayan bir davranış. Bu konunun düzeltilmesini istiyorlar. Ben de elçiyim, elçiye zeval olmaz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Sayın Mehmet Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Sağlık Bakanı, AKP iktidarı boyunca Muğla’yı sağlık konusunda hep cezalandırdınız. Yılan hikâyesine dönen Ortaca devlet hastanesi ne zaman açılacak? Muğla araştırma hastanesi ne zaman açılacak? Milas devlet hastanesi ve Bodrum devlet hastanesinin akıbeti nedir? Buralara ne zaman hastane yapmayı düşünüyorsunuz?

Sayın AB Bakanı, AB’yle vize serbestisi uygulaması hangi tarihte başlayacak? Geri kabul anlaşması karşılığında AB, mülteciler için ne kadar yardım taahhüt etti? Bugüne kadar Türkiye'ye bu kapsamda ödenen miktar nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Şimdi cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurunuz Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum, arkadaşlarımın soruları için de teşekkür ediyorum.

Sorular genel olarak illerin ihtiyaçlarıyla ilgili. Eminim ki bu bahsedilen ihtiyaçların hemen hemen hepsi gerekli ihtiyaçlar. Özellikle personelle, sağlık çalışanlarıyla, doktorlarla ilgili ihtiyaçlarda biz şunu yapıyoruz, yapabiliyoruz: Adaletli bir dağılım. Türkiye'de hâlâ doktor sayısı çok eksik, arkadaşlarım haklılar. Türkiye, doktor sayısı itibarıyla Avrupa'da sondan 2’nci ülkedir. Nüfusuna göre doktor sayısı bizden daha az olan yalnızca Bosna-Hersek var.

Biraz önce de ifade etmiştim konuşmamda, yoğun bakımlar açısından biz Türkiye'de yoğun bakım yatak sayısını 15 kat artırdık. Bu 15 kat ilk söylendiğinde hani kulağa basit gibi geliyor ama bütün bunların arkasında ekipman var, insan kaynağı var, eğitim var, bina var ve yoğun bakım ihtiyacından dolayı bir şehirden başka bir şehre nakletmek zorunda kaldığımız vatandaşların oranı yüzde 2,4’tür. Bu 2,4 de olmasa çok iyi olur. Bunun için gayret ediyoruz, edeceğiz.

Hiçbir acil hastaya aylar sonraya Türkiye'de randevu verilmez, hiçbir hastaya. Acil olan herkes, 112’yi çağırdığı andan itibaren kapısına gidilir, alınır ve bir hastaneye götürülür.

Bu beş dakika meselesini daha önce konuştum Değerli Milletvekilim. 5 dakika diye bir şey yok. Biz, randevular için en az on dakika diyoruz, en az. Beş dakikayla ilgili yazılımdan kaynaklanan; günlük baktığımız hasta sayısının, bir günde randevuyla bakılan hasta sayısının dörtte 1’i kadar hastaya sehven beş dakika randevu verilmişti. Bunu yazılımdan fark ettiler ve arkadaşlarımız düzelttiler. 3 bin kişinin çalıştığı, günde 400 binden daha fazla insana -randevu alarak- hizmet verilen, hakikaten çok kıymetli bir sistemden bahsediyorum. Bu beş dakika meselesi kalıcı bir mesele falan kesinlikle değildir, politikamız asgari on dakikadır. On dakika da yetmez, ben hekimim, bunun daha uzun, on beş dakika, yirmi dakika olması lazım. Ama, bunun için de Türkiye'deki hekim sayısını artırmaya devam etmeliyiz.

Şehir hastanelerinin yatırım bedeli 30 milyar TL olmuştur. Tabii, bu, yatırım bedeliyle kolayca izah edilebilecek bir şey değil, bunlar uzun süreli borçlanmalardır, ifade ettiğiniz gibi. Biz şunu tespit etmiş durumdayız: Bunu işin uzmanlarıyla oturup bizzat ben de uzun saatler boyunca çalıştım. Bu hastanelerin, kamu özel ortaklığıyla birlikte yapılan hastanelerin yirmi beş yıllık giderleri hesaplandığında, klasik ihalelerle yapılan hastanelerin yirmi beş yıllık giderlerinden daha fazla değildir, çok net olarak altını çizerek ifade ediyorum ama kazancı nedir? Bu hastanelere sahip olduk ve bunlar mükemmel biçimde vatandaşımıza kısa bir zamanda hizmet edebilir hâle gelmiştir.

Balıkesir’deki doktor eksikliğinden bahsedildi. Söylediğim gibi, imkânlar çerçevesinde bunları artırmaya devam edeceğiz. Yaz nüfusları gerçekten çözülmesi çok kolay olmayan bir meseledir. Sürekli hekim veremezsiniz, geçici görevlendirmelerle de istediğimiz verimliliği alamıyoruz. Bunun için, gönüllü hekimlerle çünkü yaz nüfusunun arttığı yerler genellikle hekimlerin yazın gitmek istediği yerler olabilir, ailelerini de götürebilecekleri bir model üzerinde çalışıyoruz.

Uşak için bahsedilen yoğun bakım yatak ihtiyacı, ambulans, bunları değerli milletvekilimize bilahare iletiriz. Bu tıp fakültesine yeni bir hastane yapmaya gerek yok. Türkiye’de 17 şehrimizde mükemmel biçimde Sağlık Bakanlığı hastanelerinde üniversitelerimiz hizmet vermektedir. Onlar eğitimlerini yapıyorlar, biz işletmeciliğini yapıyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Döner sermaye nasıl olacak Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Veriyoruz. Hocalarımıza döner sermaye veriyoruz, hiçbir sorun olmuyor. Türkiye’de 17 şehirde çok başarılı bir biçimde bunu şu anda yürütüyoruz.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Fakat, çalışan personel bunların yetersiz olacağı kanaatinde.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yok, herkese veriyoruz. Üniversitenin kendi hastanesinin olması, Uşak’ta üniversite hastanesinin gelişmesi, döner sermaye vermesi açısından Sağlık Bakanlığının yöneteceği bir hastaneye kıyasla daha dezavantajlıdır. Geçmiş tecrübelerimiz bunu gösteriyor.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ama, inşallah, yeni binayı da yaptınız Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Suriyelilerin yoğunluğuyla alakalı olarak, şu anda 500 göçmen sağlığı merkezi üzerinde çalışıyoruz. Suriyeli misafirlerin yoğun olduğu yerlerde göçmen sağlığı merkezleri yaparak onlara hizmet vereceğiz. Ayrıca, Hatay Dörtyol’da da 250 yataklı bir proje hazırlamış durumdayız. İhalesini 2017 yılı içerisinde inşallah yaparak kısa süre içinde hizmete sokacağız.

BİROL ERTEM (Hatay) – Demre ilçesi Sayın Bakan.?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Zorunlu tayini olan asker ve polislerin eş durumu tayinlerinin yapılmayışı -yalnızca aday memurlar için, yalnızca aday memurluğu döneminde- genel mevzuattan kaynaklanan bir husustur, bütün memurlar için bu böyledir. Dolayısıyla, bu memurlarımız için de bu uygulamayı yapıyoruz.

Nöbetçi eczanelerdeki güvenlik sorununu Türk Eczacıları Birliğiyle sizin bu uyarınız üzerine çalışarak size de bir bilgi inşallah veririz.

Balıkesir’de yine aynı…

BAŞKAN – Sayın Bakan, cevap süresinin yarısından fazlasını kullanmış durumdasınız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tamam efendim, hemen bitiriyorum, bir dakika içerisinde.

BAŞKAN – Aranızdaki dağılım nedir, bilemiyorum. Sadece hatırlatma ihtiyacı duydum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şu Menzil tarikatı meselesine iki cümleyle gireyim. Arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı eğer herhangi bir grup ya da herhangi bir sebeple liyakat esasına bağlı olmayan görevlendirmeler yapmış olsaydı, bugün Dünya Sağlık Örgütünün ve dünyanın en itibarlı tıp dergilerinin takdirle bahsettiği büyük bir dönüşümü gerçekleştiremezdi. Bunlar tamamen hayal mahsulü ifadelerdir. Ben şahsen, Sağlık Bakanlığım boyunca -ilk dönemde de şimdi de- yöneticiliğimin her döneminde liyakat ve ehliyet esaslı çalışmaya büyük ehemmiyet verdim, bundan sonra da bu şekilde çalışmaya devam edeceğiz.

Diğer sorulara da müsaade ederseniz, yazılı olarak arkadaşlarıma ifade edeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi söz sırası Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Faruk Özlü’de.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FARUK ÖZLÜ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana 2 soru var. Bunlardan birisi Hatay OSB’lerinin durumuyla ilgili, diğeri de Çukurova’daki çiftçilerden başlayan ve yüksek teknolojiyle ilgili 2 soru.

Şimdi, Hatay’daki OSB’ler üzerinde özel bir çalışma yapacağız. Biliyoruz, burada Suriyeli göçmenler var. Gerçekten iş konusunda bir sıkışıklık var, bir çalışma yapacağız. Zaten mevcut bütçede önümüzdeki yıl OSB’ler için ciddi bir kaynak ayrılmış durumda. Önümüzdeki yıl yarım kalan, devam eden OSB’lerin tamamlanma yılı olacak. Zaten bugüne kadar tamamlanan 166 OSB’nin 101’i, 466 sanayi sitesinin de 117’si bizim dönemimizde tamamlandı. Hatay ilinde 5 adet sicil almış OSB var, bunların doluluk oranı yüzde 40. Demek ki sorun, yeni OSB kurmada değil, mevcut OSB’lerin doldurulması sorunu. Bununla ilgili çalışacağız, yeni yatırımcıların bu OSB’lerde fabrika kurmalarına, iş kurmalarına imkân tanıyacağız, yardımcı olacağız.

Onun dışında, yüksek teknolojiyle ilgili bir soru vardı. Şimdi, orta düşük ve orta yüksek teknolojide bir noktaya gelemediyseniz, yüksek teknolojide büyük mesafe almanız mümkün değil. Öncelikle orta yüksek teknolojide bir mesafe alacağız, ondan sonra yüksek teknolojide mesafe alacağız. Dolayısıyla, Türkiye orta yüksek teknolojide mesafe alıyor, yüksek teknoloji için de yapısal dönüşümler dâhil Türkiye’de özellikle teknolojinin ticarileştirilmesi ve şirketlerimizin teknoloji sahibi, teknoloji üreten şirketler olması noktasında çalışmalarımız sürüyor. Bununla ilgili, konuşmamda da bahsettim, TÜBİTAK’ın yapılandırılması aslında bu amaca matuf bir çalışmadır.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Son olarak Avrupa Birliği Bakanı Sayın Ömer Çelik’e söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Avrupa Birliğinin ülkemizdeki Suriyeliler için taahhüt ettiği miktar ilk bölüm olarak 3 milyar avrodur. Bu 3 milyon avronun serbest bırakılan, şimdiye kadar programlanan kısmı 2,24 milyar avrodur, kontrata bağlanan kısmı 1,22 milyar avrodur. Tabii, bunların hepsi, işte, serbest bırakılan, kontrata bağlanan dediğimiz, bunlar teorik şeyler, pratikte aktarılan miktar değil. Serbest bırakılan yani aktarılan miktar 676,7 milyon avrodur, bunun 222 milyonu direkt bakanlıklarımıza aktarılmıştır; Millî Eğitim Bakanlığına 90 milyon avro, Sağlık Bakanlığına 120 milyon avro, Göç İdaresine 12 milyon avro şeklinde. Geriye kalan 454,6 milyon avro ise uluslararası kuruluşlar veya STK’lar üzerinden harcanmaktadır. Bu hızın yeterli olmadığını söylüyoruz.

Vize serbestisiyle ilgili, vize serbestisinin yürürlüğe girmesiyle ilgili 72 kriterden geriye kalan 7 tanesi konusunda bir çalışmamız var Avrupa Birliğiyle birlikte: GRECO tavsiyelerinin uygulanması, kişisel verilerin korunması hakkında AB mevzuatı, Europol’le Operasyonel İşbirliği Anlaşması’nın müzakere edilmesi, tüm AB üye ülkeleriyle cezai konularda etkin, adli iş birliği sağlanması, terörle mücadele mevzuatı, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması’nın tüm hükümleriyle yürürlüğe girmesi, biyometrik pasaportların dağılımı. Biz, terörle mücadele mevzuatı dışındaki her şeyi yerine getirebilecek durumdayız fakat terörle mücadele mevzuatında, bu kadar yoğun terörle mücadele ederken herhangi bir değişikliğe gitmeyeceğimizi söylüyoruz. Aramızdaki mekanizmayı Avrupa Konseyine aktaralım diyoruz, onun neticesi olarak vize serbestisi verilsin, biz de bu paket dâhilinde geri kabul anlaşmasını yürürlüğe koyalım. Biz, bununla ilgili, Brüksel’de bir görüşme yaptık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI ÖMER ÇELİK (Adana) – Teşekkürler. Son cümlelerim Sayın Başkanım.

Biz bununla ilgili kendileriyle bir görüşme yaptık, şimdi kendilerinin gelmesini bekliyoruz. Terörle mücadele mevzuatı dışındaki bütün mükellefiyetleri yerine getirmeye hazır olduğumuzu vize serbestisi verilmek şartıyla ifade ettik.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, sırasıyla…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın 433 sıra sayılı 2017 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 434 sıra sayılı 2015 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, Sağlık Bakanı randevu sisteminin sistemsel bir sorun olduğunu söylüyor. Bakın, elimde randevu sisteminin çıktısı var. Öğleden önce beş dakikada bir, öğleden sonra on dakikada bir veriyor. Eğer Sağlık Bakanı bunu biliyorsa bilerek yanıltıyor, bilmiyorsa daha büyük bir sorun. Şimdi, size 2 tane art arda alınmış beşer dakikalık randevuyu yazılı olarak takdim edeceğim, bu bir.

İkincisi: “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı prestijli dergiler övüyor.” diyor. Burada da bizi yine yanıltıyor Sayın Bakan. O yazıları yazanların tamamı Türk’tür, Sağlık Bakanlığıyla da ilişkilidir. Kendi kendilerini övüyorlar, dünyada bizi kimsenin övdüğü yok bu konuda Sayın Başkan.

Efendim, size takdim ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millete soruyoruz, millete!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, sataşma var, müsaade eder misiniz…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bakan.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

17.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ben bir defa şunu çok merak ediyorum yani yoktur diye sormuyorum, sadece soruyorum.

Sayın milletvekilinin öğretim üyeliği yaptığı dönemde The New England Journal of Medicine’de, The Lancet’de, The British Medical Journal’da birinci isim herhangi bir yazısı var mı? Şimdi, bu dergiler öyle birisi Türk diye ya da Fransız diye hiçbir makaleyi yayınlamazlar. Bunu akademide olan herkes de çok iyi bilir.

Sayın milletvekilimiz gitti mi acaba? (CHP sıralarından “Burada.” sesleri) Buradalar…

Herkes bunu çok iyi bilir. Bunlar hakemli dergilerdir ve bunlar böyle, kırk dereden su getirirler bir makaleyi yayınlamak için.

Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye’yi başarılı bir sağlık dönüşüm örneği olarak bütün ülkelere rapor etmiştir.

Şimdi, bu çok açık yani gerçekleri, güneşi balçıkla sıvayamazsınız; kim olursanız olun bunu yapamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu başarısından hepimiz, bu çatının altındaki milletvekilleri olarak iftihar etmeliyiz.

Beş dakika meselesini anlattım. Evet, böyle bir şey oldu, olmuş. Yazılımdaki bir kusurdan dolayı sadece 120 bin hastaya ya da talepliye beş dakikalık randevular verilmiş ve biz bunu arkadaşlarımızla fark eder fark etmez talimat verdik. Bu beş dakikalık randevular normalde sistemin içerisinde de işlenmiş durumda, onları da çıkaramıyorlar, bu 120 bin randevu açısından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Nihayetinde, bir günlük randevunun, alınan randevu sayısının dörtte 1’inden bahsediyoruz yani bu, yıllık randevu sayısının bin iki yüzde 1’inden daha azına tekabül eder.

Böylesine önemli bir dönüşümü böyle küçük hatalardan dolayı küçük düşürmeye de hiç kimsenin gücü yetmez.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, milletimiz takdir ediyor Sayın Bakanım, milletimiz takdir ediyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, dinliyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, size takdim ettiğim randevular bu sabah alınmıştı. Yani, Sayın Bakan talimat verdiyse talimatı yerine getirilmemiştir. Bu sabah, bir hafta sonrası için randevu alınmıştır. Bunu takdirinize bırakıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok ama. Soru-cevap bitti Sayın Başkan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İkincisi, evet, o dergiler prestijli dergilerdir. İnşallah, bir gün birisi çıkar da der ki: “Türkiye’de böyle bir sistem var. Ne güzel.” Biz kendi kendimizi övmüşüz. Ben palavra demiyorum, sadece Sağlık Bakanlığı kendi kendini övmüştür, o dergi de yayınlamıştır. Bu kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Millet övüyor Sayın Bakanım, merak etme. Millet övüyor, sandıkta cevabını veriyor.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/774) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı 433) (Devam)

2.- 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/733), 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2015 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/828), Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve Diğer Kamu İdarelerine Ait Toplam 211 Adet Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/829), 2015 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/830), 2015 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/831), 2015 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/832), 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2015 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/834) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 434) (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU (Devam)

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ç) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU (Devam)

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU (Devam)

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

F) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî yönetim Kesin Hesabı

 

G) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ğ) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Standartları Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Standartları Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türk Patent Enstitüsü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Patent Enstitüsü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ (Devam)

1) Türkiye Bilimler Akademisi 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Bilimler Akademisi 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Avrupa Birliği Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Avrupa Birliği Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1) Türk Akreditasyon Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türk Akreditasyon Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla 7’nci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Sağlık Bakanlığı 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15) SAĞLIK BAKANLIĞI

1) Sağlık Bakanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  153.424.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               6.420.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                        5.671.280.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            5.831.124.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Sağlık Bakanlığı 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 4.853.494.121,72

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      4.873.435.692,48

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                21.944.420,07

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                  2.002.849,31

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                                 1.017.284,70

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.19) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    11.912.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      02                                     Savunma Hizmetleri                                                                                                                16.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               2.790.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                           136.496.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               151.214.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Vergi Gelirleri                                                                                                                200.700.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                             705.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                   17.869.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          219.274.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    500.519.805,62

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         255.632.460,12

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                              244.887.345,50

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                             225.805.000,00

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini                                                                                                                                                198.401.000,00

Tahsilat                                                                                                                                                                    230.083.820,85

Ret ve İadeler                                                                                                                                                                  187.494,04

Net Tahsilat                                                                                                                                                              229.896.326,81

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.59) TÜRKİYE İLAÇ VE TIBBİ CİHAZ KURUMU

1) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    55.911.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                                  619.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                             73.966.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                               130.496.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      03                                     Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                        79.858.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      04                                     Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                                    49.138.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      05                                     Diğer Gelirler                                                                                                                     1.500.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                          130.496.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                    115.434.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                         112.246.935,40

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                  3.187.064,60

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Gelir Tahmini                                                                                                                                                 118.422.000,00

Tahsilat                                                                                                                                                                    104.224.121,96

Ret ve İadeler                                                                                                                                                               2.511.334,49

Net Tahsilat                                                                                                                                                              101.712.787,47

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15.75) TÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU

1) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    27.295.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

03                                           Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               7.335.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                      15.760.436.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                          15.795.066.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                               10.428.695.920,65

Bütçe Gideri                                                                                                                                                    10.416.472.693,66

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                13.279.939,86

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                25.503.165,63

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                                               1,22

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15.76) TÜRKİYE HALK SAĞLIĞI KURUMU

1) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                  355.875.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                               3.600.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      07                                     Sağlık Hizmetleri                                                                                                        9.983.792.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                          10.343.267.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                 7.692.067.296,79

Bütçe Gideri                                                                                                                                                      7.665.153.705,65

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                     362.823,86

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                                27.276.415,00

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                               26.353.066,54

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu 2015 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.62) TÜRKİYE SAĞLIK ENSTİTÜLERİ BAŞKANLIĞI

 

1) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı 2017 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

      01                                     Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                    35.274.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

      03                                     Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                                  662.000