TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 28’inci Birleşim

                                                                                             29 Kasım 2016 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, HDP’nin tutuklu milletvekillerine ve diğer seçilmişlere yönelik antidemokratik uygulamalardan son derece hicap duyduğuna ve bu demokrasi ayıbından bir an evvel dönülmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, ülkenin resmî dilinin Türkçe olduğuna ancak zaman zaman kürsüde farklı dillerde konuşulduğuna ve herkesin birbirini incitici sözlerden kaçınması gerektiğine ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, OHAL uygulamalarının ülke demokrasisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mardin Milletvekili Ali Atalan’ın, Mardin’deki insan hakları ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Halep’te yaşananların insanlık suçu olduğuna ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetilen İstanbul’da altyapı sorununun çözülemediğine ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, yoğun yağış nedeniyle ciddi maddi zarar meydana gelen Ayvalık’ın afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, AKP iktidarında büyüme hızının düştüğüne ve hiçbir sektörde büyüme rekoru kırılmadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, ülkenin adım adım istikrarsızlığa götürüldüğüne ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, kimyasal silah kullanımlarına ilişkin açıklaması

7.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın 15 Temmuz kalkışmasının Cumhurbaşkanının bilgisi dâhilinde yapıldığına dair açıklamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

8.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, yakıt desteği verilecek havalimanları arasına Trabzon Havalimanı’nın da alınması nedeniyle Başbakana ve Hükûmete teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine kasteden karanlık güçlerin Cumhuriyet Halk Partisi üzerine yeni bir algı operasyonu yapmaya çalıştığına ve Hacılar ilçe örgütüne yönelik saldırıyı lanetlediğine ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Cumhuriyet gazetesi çalışanları, Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk ve gazeteci yazar Ali Bulaç’ın sadece düşüncelerinden dolayı tutuklu olmalarını protesto ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Fidel Castro’nun fikirlerinin, mücadele azmi ve direnişçi ruhunun ilelebet yaşayacağına ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Ayvalık’ta yoğun yağış nedeniyle vatandaşların büyük bir mağduriyet yaşadığına ve AFAD’ı harekete geçmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne ve tutuklu HDP milletvekilleri ile Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün derhâl serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Fidel Castro’nun ölümüne ve Gemlik’te yapılacak pazar yeri ihalesinin iptal edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanının Fırat Kalkanı operasyonu konusunda yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye’nin terörle mücadelesinin geri dönüşü olmayan bir yolda olduğuna, Tunceli ve Diyarbakır Silvan’da şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, ülkemizin kuraklık tehdidi eşiğinde olduğuna ve suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için su yasasının bir an evvel çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne, tutuklu HDP milletvekillerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ettiklerine ve bunun için sonuna kadar mücadelelerini sürdüreceklerine, Parlamento ve iktidarın milletvekilleri arasında ayrımcılık suçu işlediğine ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, CHP grubu olarak Fidel Castro’yu rahmet, minnet ve saygıyla andıklarına, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne, yargıda suçluluğu sabitlenmeden milletvekillerinin yasama faaliyetlerinden alıkonulmasının bir yargı darbesi ve Parlamentonun itibarına gölge düşürecek bir durum olduğuna, Hükûmetin Fırat Kalkanı operasyonu hakkında Genel Kurulu bilgilendirmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Fırat Kalkanı operasyonu ve terörle mücadelede şehit düşenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye yönelik aldığı son kararın Avrupa Birliğinin kendi ilkelerinden uzaklaştığını ve teröre kucak açtığını gösterdiğine, bir milletvekilinin yerinin Parlamento olduğuna ama teröriste destek verir, terörizm propagandası yaparsa kanunlara göre hareket edileceğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bazı konuların gizli kalması istenmiyorsa araştırma önergelerinin kabul edilmesi ve iddiaların ortaya çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, iktidar partisi milletvekillerine HDP grup önerisinde araştırılması istenen Tahir Elçi cinayeti konusunda vicdan muhasebesi yaparak oy vermeleri yönünde bir çağrıda bulunmak istediğine ilişkin açıklaması

24.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Tahir Elçi cinayetinin failini açığa çıkarmak için hep birlikte bir komisyon oluşturulmasının önümüzdeki süreçte barış ve demokrasiye ışık tutacağına ilişkin açıklaması

25.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması ile yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 2 Türk askerinin esir alındığı ve Rakka’ya götürüldüğü haberlerine ve Hükûmetin Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 kişinin hayatını kaybettiğine ve Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında 2 askerimizle irtibatın kesildiğine dair Genelkurmay Başkanlığının bir açıklaması olduğuna ilişkin açıklaması

31.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Kürtçenin Mecliste “bilinmeyen dil” olarak geçmesinin kabul edilemez bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, ülkede Türk-Kürt ayrımı olmadığına ve hiçbir dile karşı husumetlerinin olmadığına ilişkin açıklaması

33.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve yurt sorununun öncelikle Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda olması gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın, HDP milletvekillerinin hukuki olmayan kararlarla tutuklanmış olmasının meşru olmadığına ve bunun sorgulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Mustafa Mit ve 20 milletvekilinin, 6415 Sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un uygulamalarında eksiklik veya aksaklıklar konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/6)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, arı ve bal ürünlerinin üretiminde ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/384)

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 21 milletvekilinin, Afşin-Elbistan Termik Santrallerinin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/385)

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Sasakawa Barış Derneğinin 24-25 Kasım 2016 tarihlerinde Tokyo’da düzenleyeceği Müslüman Demokratlar Forumu Üçüncü Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/861)

 

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, (2/1178) esas numaralı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/70)

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresini Genel Kurulun oyuna sunmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

 

X.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan (10/85) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Kasım 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

2.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticari ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/549) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 205)

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TOKİ ve Emlak Konut yöneticilerinin inşaat şirketlerine bazı gazetelere reklam verilmemesi yönünde baskı yaptığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8413)

2.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Kars’ta açığa alınan ve ihraç edilen personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8588)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bir milletvekilinin üyelikle bağdaşmayan bir görevi yürüttüğü iddiasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/8787)

4.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, kamu kurumlarından ihraç edilen ve açığa alınan personele ve YSK’daki FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8790)

29 Kasım 2016 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, HDP’nin tutuklu milletvekillerine ve diğer seçilmişlere yönelik antidemokratik uygulamalardan son derece hicap duyduğuna ve bu demokrasi ayıbından bir an evvel dönülmesi çağrısında bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündem dışı konuşmalara geçmeden önce kısa bir açıklama yapacağım.

Sayın milletvekilleri, demokrasilerde herkes aynı fikirde olmak zorunda değildir. Hangi görüşten olursa olsun toplumun bütün kesimlerinin parlamento çatısı altında temsil edilme, hak ve taleplerini bu meclis çatısı altında ifade etme ve arama hakkı vardır. Bu nedenle, her bir milletvekili kendi şahsiyetinden çok daha fazlasını, kendisini temsilci olarak belirleyen halk çoğunluğunun iradesini ifade eder. Dolayısıyla, parlamento halk iradesinin tecelli ettiği yerdir. Bu nedenledir ki demokrasilerde yasama dokunulmazlığı elzemdir. Zira parlamento farklı siyasi temsiliyetlerin bir diğer temsil gücünü baskı altına aldığı, susturduğu ve derdest ettiği bir zemin değildir, olmamalıdır da. Aksi durumda parlamentonun meşruiyeti tartışma konusu olur ki içi demokrasiyi engelleme çabalarıyla doldurulmuş son asrın bu ülkenin omuzlarındaki ağır yükü dayanılmaz hâle getirilir.

Bilindiği üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan 4 partiden 1’inin Eş Genel Başkanları Sayın Figen Yüksekdağ, Sayın Selahattin Demirtaş, Grup Başkan Vekili Sayın İdris Baluken ve 7 sayın milletvekili daha antidemokratik bir şekilde tutuklanmışlardır, tıpkı cumhuriyet tarihine gölge düşüren, Meclise yapılmış olan diğer müdahaleler gibi. Kimi zaman askerî, kimi zaman siyasi iktidar gücüyle gelen antidemokratik müdahaleler sonuçta tek bir amaca hizmet eder; o da parlamentonun işlevsizleştirilmesi, halk iradesinin ve demokrasinin üzerine sünger çekilmesidir. Şu tartışmasız bir gerçektir ki milyonlarca yurttaşın tercihiyle bu Parlamentoya taşınan sayın milletvekillerinin yeri cezaevleri değil, burası, bu yasama alanıdır. Milletvekilleri halkın taleplerini, ihtiyaçlarını burada dile getirmeli, bu minvalde yasama faaliyetlerine katkı sunmalıdır. Bu durum demokratik parlamenter sistemin vazgeçilmezidir. Yasama organı ancak bu şekilde işlerlik kazanabilir. Milletvekilleri tutuklu bulunan 26’ncı Dönem Millet Meclisinin bünyesinde açılan büyük eksiklik, sayın milletvekillerinin olmaları gereken yere, Parlamentoya dönmeleriyle ancak kapanabilir. Bu durum, yerelden merkeze bütün seçilmişler için geçerlidir.

Son olarak Türkiye’de demokratik siyasetin geliştirilmesine ve barış mücadelesine ömrünü adamış Sayın Ahmet Türk’ün tutuklanmasıyla, Türkiye’de barışı ve huzuru çağıran diyalog diline ve demokratik siyasete olan inanca ağır bir darbe vurulduğunu belirtmek durumundayım. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık ettiğim bu oturumunda Meclis Başkan Vekili olarak sayın milletvekillerimize ve diğer bütün seçilmişlere yönelik olarak geliştirilen bu antidemokratik uygulamalardan son derece hicap duyduğumu belirtirken bu demokrasi ayıbından bir an evvel dönülmesi çağrısını yapmak istiyorum ve hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Benli’ye aittir.

Sayın Benli, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Benli’nin, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

FATMA BENLİ (İstanbul) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında konuşma için müracaat ederken 25 Kasımda Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle talepte bulunmuştum ama 25 Kasım Cuma günü Meclis çalışma yaptığı için bu konuda zaten bir konuşma gerçekleştirildi. Ama, işin doğrusu bu hiç önemli değil çünkü kadına karşı şiddet konusu sadece 25 Kasımda konuşacağımız, yılın diğer günlerindeyse kendi kendimize hayıflanacağımız, gazetedeki haberleri gördüğümüz zaman suçu başkalarına atacağımız bir mevzu değil, her gün tekrar ve tekrar düşünmemiz gereken, “Beraberce ne yapabiliriz? Beraberce bu sorunun çözümü için nasıl bir katkıda bulunabiliriz?” dememiz gereken bir husus. Çünkü kadına karşı şiddet konusu sadece söylemlerle karşılık bulacağımız, “Ben kadına karşı şiddete karşıyım, çocuğa karşı şiddete karşıyım.” diyerek çözümleyebileceğimiz bir husus değil. Söylemler yeterli olsaydı, sadece yazılı kâğıtlar üzerinde yazılanlar geçerli olsaydı en basitinden bu Mecliste olan insanların da bulunduğu üzere hiç kimse sigara içmezdi. Sonuçta devasa isimlerle bütün sigaraların üzerinde “Sigara öldürür.” diyor ama bunu biliyor olmak bu sorunu çözmeye yetmiyor. Biz de biliyoruz ki kadına karşı şiddet konusu ya da çocuğa karşı şiddet konusu geçmişten günümüze en can yakıcı konulardan bir tanesi, sadece Türkiye'nin bir mevzusu değil -tırnak içerisinde- kendisini “gelişmiş” olarak adlandıran ülkelerde de ya da diğer bütün ülkelerde de var olan, sayıları oransal olarak değişen bir olgu ve her bir kadına karşı şiddet vakası asla tamamlanamayacak olan, onun ruhunda onulmaz yaralara sebebiyet verebilecek olan bir konu. O yüzden bunun için mücadele vermek zorundayız, onun için sadece sözleri bırakıp somut davranışlarda hep beraber bulunmak zorundayız. Ki AK PARTİ iktidarı zamanında 2004’te bu Mecliste çıkartılan Türk Ceza Kanunu’nda eziyet suçunun Ceza Yasası içerisinde yer alması, hatta Adalet Bakanımızın “Sessiz bir devrim gerçekleşiyor.” diyerek tanımladığı, kadınla ilgili konularda 35 maddeden 30’unda değişiklik yapılması, töre cinayetleri konusunda ağırlaştırıcı sebep öngörülmesi, aslında kadına şiddetle mücadele konusunda alınan somut önlemlere bir örnek. Ama onun ötesinde yine bu Mecliste alınan, kadına ve çocuğa karşı şiddetle ve töre ve namus cinayetleriyle mücadele ana komisyonunda çıkan raporlarda alınan önlemlerin bizatihi Başbakanımızın, şu an Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla ilgili kurumlara gönderilmesi ve sadece sözlerden ziyade -aydınlatmanın yapılması, spot filmlerin oluşturulması, sosyal eşitsizliğin kaldırılması, ekonomik anlamda kadının güçlendirilmesi, mahallî idarelerin bu anlamda görevlerinin yapılması gibi sözlerden ziyade- somut cümlelere ifade veren, somut önlemler alan, hatta daha sonra da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun bizatihi bu Mecliste kurulmasını sağlayan kanun sonrası alınan önlemler, bu konuda yapılan çalışmaların ne kadar değerli olduğunu bize anlatıyor. Ama ülkemizde yaşanan tek bir hak ihlali bile, bir kadına karşı gerçekleştirilen ya da bir çocuğa karşı gerçekleştirilen tek bir ihlal bile önemli olduğu için alınan önlemler yetmiyor. O yüzden zaten 2011’de İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladık, hatta ilk imzalayan, ilk onaylayan ülke olma konumuna geldik. 2012’de yine bütün partilerin desteğiyle beraber, ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair yasayı burada çıkardık ama o yasa sadece şiddet uygulayan bireylerin evden uzaklaştırılmasını gerektirmiyor. O yasada pek çok önleyici ve koruyu tedbir var, o yasada sadece mahkemelere görevler verilmiyor, mahallî idarelere, kaymakamlara, sosyal güvenlik uzmanlarına, velhasılıkelam, bütün herkese görevler veriliyor. İşte benim bu kadar kısa zamanda sizlerden ricam, yasaları sadece bu Meclisten çıkarmakla yetinmeyelim çünkü burada olan herkes seçim bölgesinde çok ciddi bir ağırlığa sahip. Kadına karşı şiddet konusu ya da çocuğa karşı şiddet konusu her birimizin beraberce mücadele etmemiz gereken, illerimizde diğerleriyle beraber çaba göstermemiz ve sadece sözlerde kalınmaması gereken bir husus.

Bunu bilgilerinize sunuyor ve her birinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Benli.

Gündem dışı ikinci söz, OHAL uygulamalarının ülkemiz demokrasisine etkileriyle ilgili söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu’na aittir.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun, OHAL uygulamalarının ülke demokrasisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; OHAL sonrası ülkemizde yaşanan hukuk dışı uygulamaları sizlerle paylaşmak üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, Meksika’dan 12 kişilik Granma teknesiyle yola çıkarak 82 kişiyle Küba kıyılarına ulaşan ve 12 kişiyle Sierra Maestra Dağlarında devrim ateşini yakan Fidel Castro ve arkadaşlarını saygıyla anarak konuşmama başlamak istiyorum. Bu devrimciler bir ayda yüzler, altı ayda beş yüzler, bir yıl sonra binler oldular ve diktatör Batista’yı yıktılar, ABD’nin burnunun dibinde devrim yaptılar. Fidel ve arkadaşları küçücük ülkeleriyle elli yedi yıldan beri ABD’nin ambargosuna ve emperyalizme karşı direndiler, direniyorlar. Mazlumların, bağımsızlık, özgürlük, adalet arayanların idolü oldular. Fidel ve arkadaşları dünyaya umut, mazlum milletlerin ise sesi oldular. Evet, sosyalizmin ve devrimin ulu çınarı, devrimin ve devrimciliğin simgesi Fidel Castro’yu kaybettik. Yaptıkları, mücadelesi, duruşu devrimleri anlatacak kitapların baş köşesinde yer alacaktır. Hoşça kal Fidel, seni hep saygı ve özlemle anacağız, seni hep özleyeceğiz, tarih seni unutmayacak.

Değerli milletvekilleri, hiçbir gerekçe darbeyi meşru kılmadığı gibi hiçbir gerekçe de bir ülke yönetiminde hukuksuzluğu ve keyfî uygulamaları meşru kılmaz. Maalesef 15 Temmuz sonrası darbe gerekçesiyle birçok hukuksuz uygulamaya şahit olduk. Bu süreç boyunca Mersin ve Osmaniye ilimizden darbe mağduru olan 900 kişiyle tek tek konuştuk. Neden ihraç edildiklerini, tutuklandıklarını ya da açığa alındıklarını anlamaya çalıştık ve anladık ki bu kişilerin büyük çoğunluğu suçsuz. Eğer bu kişiler mahkemeye çıkarılsalar haklarında sunulabilecek, dosyalarına konabilecek hiçbir gerçek suçlayıcı belge yok. Suçlamalar arasında en ağırlarından biri legal bir sendikaya sizin baskınızla üye olmaları ve sonra da istifa etmeleri ya da görüşünü beğenmediğiniz bir sendikaya üye olmaları. Bir diğeri ise yine devletin yetkili kurumlarından izin alarak kurulmuş bir bankaya cüzi miktarlarda para yatırmış veya o bankayla herhangi bir işlem yapmış olmaları. Bu kişiler arasında kolu, bacağı olmayan, yüzde 95’e varan engelli vatandaşlarımız var. Bakın, iki kolu olmayan bir arkadaşımız… Eşi açığa alındığı için valilik tarafından yazı yazılarak özel şirketlerden işine son verilenler var. Bu nasıl bir hukuk, nasıl bir hukuk devleti? Adalet Bakanının açıkladığı 37 bin civarı tutuklanan ve 93 bin civarı soruşturulan kişi var. İhraç edilenlerin eşleri de sebepsiz yere ya işten atılıyorlar ya da attırılıyorlar. Bu kişilerin ertesi gün sağlık güvenceleri sona erdiriliyor. Çoluk çocuk, eşler perişan oluyorlar. Emeklilik hakkını elde etmiş olanların bile tüm hakları bir günde yok ediliyor. Özel şirketlerde çalışma hakları bile ellerinden alınıyor. Hak, hukuk, adalet bunun neresindedir? “Önce atalım, sonra bakalım.” anlayışını bırakınız. Önce bakın, inceleyin, sonra cezalandırın. “Faşist askerî yönetim” dediğimiz 1980 darbesinde bile kamudan atılanların sayısı 5 bin civarındadır.

Değerli arkadaşlar, bu yapılanların hesabını hiçbir yerde veremezsiniz. Eğer bir nebze kaldıysa sizi vicdanınızla baş başa bırakıyor, yüce Meclisin vicdanlı vekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz Mardin’deki insan hakları ihlalleri hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Sayın Ali Atalan’a aittir.

Süreniz beş dakika, buyurun Sayın Atalan. (HDP sıralarından alkışlar)

3.- Mardin Milletvekili Ali Atalan’ın, Mardin’deki insan hakları ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ ATALAN (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Meclisin değerli emekçileri ve bizi izleyen, dinleyen yurttaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz, 7 Haziran genel seçimlerinden sonra halkın iradesi gasbedilmek üzere sistematik bir antidemokratik süreç başlatılmış, belediye eş başkanlarımız, birçok yöneticimiz ve daha sonra 4 Kasımda eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimiz siyasi rehin olarak tutuklanmış ve bununla zirve yapmıştır. Darbe teşebbüsünü âdeta Allah’ın bir lütfu olarak görerek OHAL uygulamaları ve kanun hükmündeki kararnamelerle kayyumlar atanıyor, görevden alınmalara gidiliyor, insanlar tutuklanıyor ve böylelikle bir partinin anlayışına göre toplumun tamamı büsbütün zapturapt altına alınmak isteniyor.

Değerli arkadaşlar, sadece 22 Kasım tarihli kanun hükmünde kararnameyle Mardin ve ilçelerinde işten çıkarılan belediye çalışanlarının sayısı 400’ü aşmaktadır.

Belediyelere el koymakla yetinilmiyor, emekçinin hakkı da elinden alınıyor. 74 yaşında, kalp hastası, barışın sesi, halkın seçilmiş iradesi ve ortak yaşamın sarsılmaz simgesi değerli Ahmet Türk bir darbe sonucunda alınıp hücreye konulmaktadır. Türkiye’nin her darbesinde içeri alınıp daha sonra milletin iradesiyle tekrar seçilen bir şahsiyettir Ahmet Türk. Toplumun vicdanı ve iradesi, barışın çınarı zindana hapsedilmeye çalışılıyor. Ama, bir şey unutuluyor: Onur ve bir halkın iradesi zindanlara, dört duvar arasına sığdırılamaz.

Nusaybin’de hâlen yıkmaktan başka hiçbir şey yapılmıyor. Kış gelmesine rağmen binlerce evsiz barksız ve yoksul insan için ne geçici ne de kalıcı herhangi bir tedbir alınmış değildir, alınacağa benzemiyor.

İlginç ve ibretlik olması açısından söylemek lazım: Kuşkusuz, ülkeler arası yardımlaşmaya hiç itirazımız yoktur ve olamaz. Ancak, birçok yerde olduğu gibi, Mardin’in Bagok Dağı’nda birçok sefer yangın çıkmış, bunun üzerine biz mülki amirlerle konuşmamıza rağmen maalesef yangın söndürme aracı ve özellikle uçak gönderilememiş ama nedense İsrail’e gönderilebiliyor. Burada ortaya çıkan gerçeklik şudur: Güçlüye yaranma ve itaat etme ama diğer yandan da mazlumu ezme siyaseti hâkimdir burada. Soruyoruz size: Bu olup bitenler ayrımcılık değilse, bölücülük değilse nedir? Başka bir izahatı var mıdır?

Değerli milletvekilleri, bu söylediklerimiz Orta ve Doğu Asya’da ve Afrika’nın herhangi bir ülkesinde değil bu ülkede gerçekleşiyor. Bir de kalkıyorsunuz bu koşullarda Avrupa Parlamentosuna veryansın ediyorsunuz. Bir kere bu kafayla, değil Avrupa Birliğine üye olmayı, bir bilardo kulübüne bile üye olamazsınız. Burada halkı kandırmaya gerek yoktur. Biz mi Avrupa Birliğine üye oluyoruz, yoksa Avrupa Birliği mi bize üye oluyor? Uygulanan bildiğimiz objektif kriterler var, bunlar herkes için geçerlidir. Her gün popülist, demagojik söylemlerle halkın kafasını karıştırmaya, halkı kandırmaya gerek yoktur.

Bakın biz, eş genel başkanlarımızı, milletvekillerimizi ve belediye eş başkanlarımızı cezaevinde ziyaret edemiyoruz yani buna bile müsaade edilmiyor. Diğer yandan ama bakıyoruz ki bazı milletvekillerine pürüzsüz, sorunsuz izin verilebiliyor.

Değerli milletvekilleri, her zaman demokrasiden, özgürlükten, barıştan ve eşitlikten yana olduk. Bu tutumumuzu her zaman aynı şekilde ortaya koyduk ve koymaya devam edeceğiz. Mevcut antidemokratik uygulamalara karşı halktan, haktan ve emekten yana bir duruşu ve tutumu sergilemek öncelikle bu Meclisin ve milletvekillerinin görevi olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ATALAN (Devamla) – Bu haksızlık, hukuksuzluk ve irrasyonel siyaset anlayışı artık son bulmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalan.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce, sisteme giren ilk 15 sayın milletvekilline yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Sırasıyla başlıyoruz.

Sayın Taşkın…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Halep’te yaşananların insanlık suçu olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Halep’in Türkiye sınırına uzaklığı 40 kilometre. Rejim güçleri Halep’te yüz binlerin yaşadığı 45 kilometrekarelik alanı son iki haftadır tüm gücüyle bombalıyor. Yaklaşık 300 bin sivilin 30 kilometrekarelik bölgede sıkıştığı bildirildi. 15 Kasımdan bu yana rejim güçleri, 613 sivili öldürürken, 1.871’ini de yaraladı. Yine, son iki haftada kentin doğusundaki tüm hastaneler ve sağlık merkezleri vuruldu. Yaralılar harabeye dönmüş binaların bodrum katlarında tedavi ediliyor. Okullarda eğitim durdu, ekmek üretimi durmak üzere. Birleşmiş Milletler geçen ay yaptığı açıklamada 7 Temmuzdan bu yana Halep’in doğusuna hiçbir Birleşmiş Milletler konvoyunun girmediğini söylemişti.

Buradan Birleşmiş Milletlere sesleniyorum: Halep’te yaşananlar insanlık suçudur. Bu çocukların ahı sizi boğar.

Her ne olursa olsun Halepli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetilen İstanbul’da altyapı sorununun çözülemediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İstanbul’da pazar gecesi geç saatlerde başlayan ve aralıklarla devam eden yağmur, her yağmurda olduğu gibi, yine İstanbul’da hayatı felç etti; önemli bağlantı yolları suyla doldu, kimi zaman trafik yoğunluğu yüzde 80’i aştı, ev ve iş yerlerini su bastı, vatandaşlarımız kovalarla evlerindeki suyu boşaltmaya çalıştılar, ciddi maddi ve manevi zorluklarla karşılaştılar. Yetkililerin ise “Dikkatli olun.” uyarıları yapmanın ötesinde hiçbir çözümleri yok. İstanbul yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetiliyor ve her yağmur yağışında biz aynı sorunları yaşıyoruz; trafik kitleniyor, evleri ve yolları su basıyor.

Hükûmete ve İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetenlere sesleniyorum: İstanbul’un altyapı sorununu yirmi iki senedir çözemediniz ama tarihî silüetini ranta kurban vererek İstanbul’a en büyük kötülüğü yaptınız. AKP’yi anlamak isteyenlerin İstanbul’a bakmaları yeterli olacaktır.

BAŞKAN – Sayın Akın…

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, yoğun yağış nedeniyle ciddi maddi zarar meydana gelen Ayvalık’ın afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Dün geceden sabaha kadar süren ve metrekareye 210 kilogram yağışın düştüğü açıklanan Ayvalık ilçemizde ev ve iş yerlerini su basmış, ulaşımda aksamalar olmuş, cadde ve sokaklar sel yatağı hâline gelmiştir. Günlük hayatı durduran yağış, tarım alanlarında da su baskınlarına yol açmıştır. Yoğun yağış nedeniyle okullar Ayvalık’ta bir gün tatil edildi. Belediye Başkanımızla görüşerek ayrıntılı bilgi aldım. Çok şükür ki herhangi bir can kaybı meydana gelmedi ancak yaşanan bu felakette ciddi miktarda maddi zararlar mevcut. Ayvalıklı hemşehrilerimiz ve esnafımız, iş yeri sahipleri perişan olmuş durumda. Bu yüzden Ayvalık’ın afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Halkımızın bu yönde bir beklentisi oluşmuş durumda.

Ben, Ayvalık’ta yaşayan tüm hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, yaşanan sıkıntının tarafımızdan yakından takip edildiğini bilmelerini istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, AKP iktidarında büyüme hızının düştüğüne ve hiçbir sektörde büyüme rekoru kırılmadığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye ekonomisinin AKP Hükûmeti döneminde rekor düzeyde büyüdüğünü bizzat Kalkınma Bakanı yalanladı. Bakanlığın raporuna göre darbe, muhtıra ve koalisyon yıllarında yüzde 7 ve yüzde 5,3 olan büyüme AKP iktidarında yüzde 4,7’ye geriledi. Ekonomiyi sanayi yerine inşaatla büyütmeye çalışan AKP’nin büyüme verileri kalite yönünden de ciddi düzeyde gerilerde kaldı. Ekonominin can damarı olan sanayi sektörü AKP döneminde sadece yüzde 5,4 büyüyebildi. Aynı şekilde hizmetler sektöründe yüzde 5,4 büyümeyle dördüncü sıraya geldi. AKP dönemi tarım sektöründe de yüzde 1,9 büyümeyle ikinci olabildi. AKP hiçbir sektörde büyüme rekoru kıramadığı gibi diğer dönemlere göre en fazla büyüme sağladığı herhangi bir sektör de olmadı.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

5.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, ülkenin adım adım istikrarsızlığa götürüldüğüne ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2004 yılında Avrupa Birliğine girdik diye gündüz vakti Kızılay’da havai fişek patlatanlar bugün devlet yönetmenin sorumluluğundan bihaber. “Komşularla sıfır problem” tezlerini “sıfır komşu” tezlerine dönüştürenler içi boş, hamasi söylemlerle ülkeyi adım adım istikrarsızlığa sürüklüyor. Aylan bebeği ağzınızdan düşürmeyeceksiniz ama bir taraftan Türkiye’de bulunan yüz binlerce mülteci çocuğu sınıra yığmakla tehdit edeceksiniz. Size sorarlar: “Buraya kadar mıydı misafirperverliğiniz?” Daha düne kadar Rusya’ya çekilen sözde restlerin bedelini bugün ülkenin turizmcisi, çiftçisi ödüyor. Savaş döneminin yokluk yıllarını, ekmeğin karneye bağlanmasını dillere dolayanlar bugün çıkmış “Gıda krizi, su krizi olabilir.” diye açıklamalar yapıyor. Toplam ihracatımız içerisinde sadece yüzde 3’lük bir paya sahip Şanghay ülkeleriyle mi bu ülkeyi içine soktuğunuz ekonomik darboğazdan çıkaracaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, kimyasal silah kullanımlarına ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, Adana’da görülen sarin gazı davasında yapılan açıklamalarım nedeniyle dokunulmazlığım kaldırılmıştı. Bu davada roket parçaları, ateşleme için kullanılan saniyeli fitil, nitrik asit, roket şemaları ve entegre devreler ele geçirilmişti. Bu ele geçirilenlerin karşısında Haytam Kasap dedikleri terörist bu suçtan dolayı cezalandırılmamıştı ve resmen kaçırılmıştı ve sınır dışına gönderilmişti. Dün IŞİD ve El Nusra, Ahrar-uş Şam kimyasal silahları kullanıyordu ve Guta bölgesinde 1.400 kişi çoğu çocuk kimyasal silahların saldırısı sonucu öldürülmüştü. Bugün de IŞİD ÖSO’ya karşı bu kimyasal silahları kullanıyor ve bu kimyasal silahların kullanımı savaş suçu uluslararası alanda. Bursa TEKKİM Firmasından temin edildiği bilinen birçok kimyasal silahın o bölgedeki deneylerde kullanıldığı açık olarak İnternet’te videolarda görülüyor. TSK, kimyasal silah kullanıldığını belirtti geçenki saldırıda, iki gün önce, AFAD da “Hiçbir şey yok.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özdoğan Enç…

7.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın 15 Temmuz kalkışmasının Cumhurbaşkanının bilgisi dâhilinde yapıldığına dair açıklamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın “15 Temmuz kalkışması, Cumhurbaşkanının bilgisi dâhilinde yapılmıştır.” şeklindeki deli saçması açıklamalarını kınıyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kimse deli değildir, “deli saçması” demeyin.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bunu, ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirmek imkânsızdır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Beyin cerrahına “deli saçması” demeyin ha!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Kara, gerçeklikle olan algısına perde çekmiş, hayal âleminde yaşıyor ve kendi ürettiği dayanağı olmayan suçlamalarla Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan söylemlerine devam ediyor. Darbe girişiminin başarısız olması, muhtemelen kendisini rahatsız etmiş ki bu şekildeki hezeyanlarıyla rahatsızlığını gidermeye çalışıyor. Kendisini kınamakla kalmıyor, en kısa zamanda psikologlardan ve psikiyatrlardan akıl sağlığı için destek almasını istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne var? İfade özgürlüğü…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – İfade özgürlüğü de, doktorların psikiyatrik değerlendirme yapmaya hakkı var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

Sayın Enç, kırıcı cümlelerden lütfen kaçınalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın milletvekilinin biraz önce yerinden yaptığı konuşma, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine de uymayan çok açık bir hakarettir. Milletvekillerine yerinden söz verme işlemine devam edersiniz, ama o arada Meclisi izleyen vatandaşlarımız konuyu kaçırır. Milletvekilimize sataşmadan söz verip, sonra…

BAŞKAN – Evet, vereceğim Sayın Altay.

Sayın Kara, siz mi konuşacaksınız?

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurunuz, iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar.)

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın, Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, bir kere arkadaşımızın sözlerini iade ediyorum. Bir beyin cerrahı olarak sağlık sorunu varsa onda da yardımcı oluruz boynuyla ilgilendiğimiz gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Ne oldu, niye alkışladınız!

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ne söylediğimizi çok iyi biliyoruz. Kendi akrabanız, enişteniz, Fetullahçı Niagara Vakfı’nın yöneticisi midir? (CHP sıralarından alkışlar) Sizin Büyükşehir Belediye Başkanınız, Fetullahçı Fettah Tamince’nin aynı yönetiminde midir? Uluslararası Antalya Üniversitesiyle ilgili soru önergesi verdik, üç buçuk ay sonra açılışını yaptınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne alakası var?

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Diyor ki Fettah Tamince: “Sayın Cumhurbaşkanımıza biat ettim, beni bıraktı, korumaya aldı.” diyor. Sayın Cumhurbaşkanının neler söylediklerini kendiniz söyleyin. Sayın Cumhurbaşkanının kendi bilgisi olduğunu dinlemediğinizi gösteriyor. Sayın Cumhurbaşkanı “Öğleden sonra hareketlilik vardı.” diyor. Siz bunu bile dinlememişsiniz. Tabii ki bilgisi vardı. Bundan hiç kaçamazsınız. Siz kendinizin Fetullahçı terör örgütünün üyesi olduğunuzu bizlere sataşarak saklayamazsınız, milletvekillerinizi, belediye başkanlarınızı saklayamazsınız.

Sizin haddinize mi benim sağlık sorunum? Siz kimsiniz de tartışıyorsunuz? Siz gelin, asıl beyninize biz bakalım. Bu Meclisin ilk ve tek beyin cerrahına sataşma, haddine mi düşmüş? Kim besliyor seni? Kim besliyor? (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Şu andaki tavrınız çok sağlıklı değil ama.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Maaş aldığınız yetmedi mi? Fetullahçı terör örgütlerine verdiğiniz 150 milyon dolar himmet parası nerede? Cevabını verin. (CHP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, aynı şekilde uyarmak durumundasınız.

BAŞKAN – Sayın Kara…

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) – Cevabını verin. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ERDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bitti mi, daha var süren…

Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Enç, sataşmadan söz mü istiyorsunuz?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ben de cevap vermek istiyorum. Şahsıma direkt sataşmıştır, cevap hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Enç, iki dakika da size söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşma olmasın.

2.- Antalya Milletvekili Gökcen Özdoğan Enç’in, Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam yerel bir televizyon kanalında yaptığı açıklamayı kendisine hatırlattım sadece ben. Bizimle ilgili söylemiş olduğu şeyleri ben kendisine iade etmiyorum, kendilerinin ne olduğunu zaten bütün Antalya biliyor; bir kere bu, cepte.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 1’inci sıradan çıktı ön seçimde.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – İkincisi: “Sayın Cumhurbaşkanını ‘Darbeden haberi vardı.’” diyerek aşağılama hadsizliğini de siz yapamazsınız Sayın Kara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Aşağılamak değil bu, bilgi.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Sizin de hangi şartlarda nerelerden geldiğinizi biz biliyoruz.

Bir tanesi, benim eniştemle ilgili yapmış olduğunuz iftirayı kesinlikle kabul etmiyorum.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Google’a gir, Google’da yazıyor.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Bugüne kadar alnımın akıyla, FET֒nün uşağı olmadan siyaset yaptım ben burada.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Keşke öyle olsaydı.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Kesinlikle… İspat edin, milletvekilliğinden istifa edeceğim. İspat edemezseniz siz ne yapacaksınız?

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Google’da yazıyor, Google’da.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Kafanıza huni giyip Antalya sokaklarında dolaşacak mısınız?

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Google’a gir, Google’a gir.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Devamla) – Sizin ruh sağlığınızla ilgili sorununuzun olduğunu sadece ben söylemiyorum, sizin etrafınızdakiler de söylüyor. Kendinizi ispat etme çabasına girerek, Sayın Cumhurbaşkanını kullanarak… Bu dilinizi de kınamıyorum. Siz kesinlikle bir psikologdan, bir psikiyatrdan tavsiye almalısınız. Bunu da bir iletişimci olarak söylüyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, mesleğime sataşma var, mesleğime, psikiyatriye sataşma var.

BAŞKAN – Size sataşma yok Sayın Bekaroğlu.

Sayın milletvekilleri…

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kara…

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sataşma var, direkt isim vererek sataşıyor. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kara, ikiniz de birbirinize cevap verdiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Böyle bir şey yok ki Sayın Başkan ya. Kendisi ağzına geleni saydı. Sayın Başkan, böyle bir usul yok ya.

BAŞKAN – Sayın Kara, ben rica ediyorum. İstiyorsanız yerinizden size bir söz vereyim, düzeltme yapmak istiyorsanız…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, bir milletvekilinin, Meclis kürsüsünden başka bir siyasi partiye mensup milletvekiline “Sizin ne olduğunuzu, nereden geldiğinizi cümle âlem biliyor…” demesi, Meclisi izleyen herkesin kafasında milletvekilimizle ilgili açık bir kuşku yaratır.

BAŞKAN – Sayın Altay, karşılıklı yapıldı bu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yani milletvekilimizin daha makul bir şekilde bir cevap vermesi gerekir.

BAŞKAN – Ben yerinden söz vereceğim.

Sayın Kara, buyurunuz lütfen.

Süreniz bir dakika.

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Fazla söz söylemeyeceğim. Sayın vekili, Sayın Mehmet Bekaroğlu’na, vekilimize havale ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kara.

Sayın milletvekilleri, devam ediyoruz.

Şimdi, sırada Köseoğlu var.

Sayın Köseoğlu…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, yakıt desteği verilecek havalimanları arasına Trabzon Havalimanı’nın da alınması nedeniyle Başbakana ve Hükûmete teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bugün Sayın Başbakanımızın vermiş olduğu müjdeli haberle Ege ve Akdeniz illerindeki havalimanlarının yanı sıra, yakıt desteği verilecek havalimanları arasına Trabzon Havalimanı’nın da alındığını memnuniyetle öğrenmiş bulunmaktayız. Öncelikle bu müjdeli haber için Sayın Başbakanımıza ve Hükûmetimize teşekkür ediyorum.

Bu müjdeyle, tarifeli ya da tarifesiz seferlerle 2017 yılı boyunca dışarıdan turist getirecek olan A grubu seyahat acentelerine uçak başı 6 bin dolar destek verilecek. Eğer uçaktaki doluluk oranı daha da yükseğe ulaştığında bu destek 7.800 dolara kadar ulaşmış olacak. Turizmin parlayan yıldızı, özellikle tüm dünyadaki gelen turistlerin yanı sıra Körfez ülkelerinden gelen turistlerin de yeni cazibe merkezi olan Trabzon’umuzun bu destekle çok daha fazla turisti ağırlayacağına, bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlayacağına inancım tamdır.

Hayırlı olsun.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Rize’yi de söyle.

BAŞKAN – Sayın Arık…

9.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine kasteden karanlık güçlerin Cumhuriyet Halk Partisi üzerine yeni bir algı operasyonu yapmaya çalıştığına ve Hacılar ilçe örgütüne yönelik saldırıyı lanetlediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi, bu milleti esaretten kurtaran, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran partidir. Bu ülkenin birlik ve beraberliğinin teminatıdır. Türkiye'nin birlik ve beraberliğine kasteden karanlık güçler ve onların maşaları, bu gerçeği görmezden gelerek Cumhuriyet Halk Partisi üzerine yeni bir algı operasyonu yapmaya çalışıyor. Uyuşturucu bağımlısı kiralık bir şahsın kullanıldığı Hacılar ilçe örgütümüze yönelik saldırı, bu algı operasyonun bir parçasıdır. Bu alçak saldırıyı bir kez daha lanetliyorum. Kimse, Mustafa Kemal Atatürk’ün yol arkadaşlarını böyle alçak saldırılarla korkutamaz. Biz aydınlık Türkiye için dün yandık, bugün yanıyoruz, yarın yine yanarız ve bu algıyı yaratmaya çalışanlar bilsinler ki bu millet, kimin PKK, kimin IŞİD, kimin FET֒yle iş birliği yaptığını çok iyi biliyor. Ne yapsanız nafile.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

10.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Cumhuriyet gazetesi çalışanları, Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk ve gazeteci yazar Ali Bulaç’ın sadece düşüncelerinden dolayı tutuklu olmalarını protesto ettiğine ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün Silivri’de Cumhuriyet gazetesi tutuklusu Akın Atalay, Mehmet Murat Sabuncu, Ahmet Kadri Gürsel, Güray Tekin Öz, Turhan Günay, Hacı Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör’ü ziyaret ettim. Ayrıca, yine 6 dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapmış olan ve bugün kalbi pille çalışan eski Mardin Milletvekilimiz ve Belediye Başkanı Ahmet Türk’ü ve yine yazar, gazeteci Ali Bulaç’ı ziyaret ettim. Bu arkadaşlarımızın hiçbirinin yazmak ve düşünmekten öte hiçbir suçu ve günahı yok. Sadece düşüncelerinden dolayı tutuklu olmalarını şiddetle protesto ediyorum ve buradan bir kez daha iktidara şu mesajı iletmek istiyoruz: Bunlar bu ülkenin çıkarlarını, menfaatlerini ve bu ülkenin geleceğini düşünen insanlardır. Bunların tutsak olarak Silivri’de bulunması kabul edilemez ve buradan, bir kez daha, arkadaşlarımıza kucak dolusu selamlarımızı, sevgilerimizi gönderiyoruz ve onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Fidel Castro’nun fikirlerinin, mücadele azmi ve direnişçi ruhunun ilelebet yaşayacağına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mazlum milletlerin emperyalizme karşı direniş mücadelesinde Atatürk’ü örnek alan Fidel Castro’nun bedeni öldü ancak fikirleri mücadele azmi ve direnişçi ruhu ilelebet yaşayacaktır. Onun Küba halkı için yaptıklarını mazlum halklar örnek alacak; barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük arayanlar kendilerine rehber edinecektir.

Yöneticiler yaşarken ve güçlüyken pek çok insan yalakalık yapabilir ancak önemli olan, yönetici öldükten sonra geniş ve farklı kitlelerin gözyaşı dökmesidir. Diktatörlerin veya diktatörlüğe heveslenenlerin ardından herkes gözyaşı dökmez ancak hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklayan halk kahramanlarının ardından herkes ağlar. Diktatörlüğe heveslenenlere önemle duyurulur.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

12.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Ayvalık’ta yoğun yağış nedeniyle vatandaşların büyük bir mağduriyet yaşadığına ve AFAD’ı harekete geçmeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün ve bugün Ayvalık’ta, körfez bölgesinde yoğun yağmurdan vatandaşlarımız büyük bir mağduriyet yaşamışlardır. Metrekareye saatte 210 ile 276 kilogram yağış düşen Ayvalık’ta ciddi şekilde evlerde hasar, su baskınları, iş yeri baskınları olmuş ve köprüler, yollar zarar görmüştür. Ayvalık Belediye Başkanımızın ifade ettiğine göre, şu anda Altınova yolunda bile sel felaketi sebebiyle önemli ölçüde hasarlar vardır ve yollarda birçok şeyler ortadan kalkmıştır. Buradan bu zararlarla ilgili, vatandaşlarımıza, öncelikle, ben, Ayvalık’ta yaşayan yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum ve buradan Hükûmet yetkililerine de sesleniyorum: Orada zarar gören, evleri, iş yerleri, yolları zarar gören Ayvalık Belediyemize ve vatandaşlarımıza yardım elinin bir an önce uzatılması çağrısını buradan yapıyorum ve Hükûmet yetkililerini, AFAD’ı harekete geçmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

13.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne ve tutuklu HDP milletvekilleri ile Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün derhâl serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Öncelikle, bir insan hakları savunucusu olan, meslek hayatının tamamını faili meçhul cinayetler ve gözaltındaki kayıplara adayan, ancak katledilişinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hâlâ sorumluları açığa çıkarılmayan sevgili Tahir Elçi’yi saygıyla anıyorum.

Saray ve AKP Hükûmeti, 15 Temmuz darbe girişiminin asıl sorumlularının siyasi ayağını bir türlü ortaya çıkarmak istemediği gibi, bizzat kendileri, 4 Kasım gecesi bu ülkeye ikinci bir darbe girişiminde bulunmuşlardır. Başta Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 10 milletvekilimiz bir gece yarısı operasyonuyla rehin alınmıştır. Bunun yanı sıra, neredeyse bütün belediye eş başkanlarımız, il, ilçe eş başkanlarımızın hepsi rehin alınmış durumdadır. Tüm yaşamı boyunca Türkiye için barış mücadelesi veren, ülkenin barış çınarlarından biri olan Ahmet Türk’ü dahi rehin alıp, tecrit ettiniz. Buradan bütün arkadaşları saygıyla selamlıyorum. Yaşamlarını bu ülkenin barışına, adaletine, özgürlük mücadelesine adayan bu arkadaşlarımızın yeri, cezaevi değil şu an bulunduğumuz Meclistir. Bu arkadaşlarımızın derhâl serbest bırakılarak en acil ihtiyacımız olan demokrasiye yönelik çalışmalara katılmaları sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal…

14.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Fidel Castro’nun ölümüne ve Gemlik’te yapılacak pazar yeri ihalesinin iptal edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emperyalizme, küresel sömürüye, sıcak ve soğuk savaşa rağmen elli yıldır ülkesinde sosyalizmi yaşatan Fidel Castro, fizyolojik olarak aramızdan ayrıldı ama aynen yoldaşı Che Guevara gibi sonsuza kadar yaşayacak. Çok yaşa Fidel, çok yaşa! Işıklar içerisinde uyu!

Değerli milletvekilleri, özellikle çok değerli Bursa milletvekilleri, değerli arkadaşlar; Gemlik Belediyesi, AKP belediyesi. Şu anda elli yıldır var olan açık pazar yeri, kapalı pazar yerine dönüştürülmüştür. Orada bir ihale yapılacaktır yarın. İhale, sadece Gemlik’te ikamet edenlere verilmek üzere planlanmıştır, oysa Bursa’dan, diğer yerlerden gelen pazarcılar da orada hak sahibidirler. Lütfen, buradan, siz değerli milletvekilleri, AKP’li belediye başkanını uyaralım, yarın o ihale iptal edilsin. Orada bir infial var. Lütfen, o halkın sesine kulak verelim. Pazarcı esnafının kırk yıllık, elli yıllık emeği çöpe gitmesin.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Tanal…

İlk defa son olarak Sayın Tanal, hep ilk başta konuşurdunuz.

Buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhurbaşkanının Fırat Kalkanı operasyonu konusunda yaptığı açıklamaya ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, iktidarın da sayın bakanları; Cumhurbaşkanı, bugün Fırat Kalkanı’na ilişkin şöyle bir açıklama yaptı: “Esed hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil.” dedi. Şimdi, sayın iktidarın “öfkeli çocuklar” dediği IŞİD terör örgütüyle mücadeleden vaz mı geçildi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz sayın milletvekilleri.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Akçay girmişler.

Buyurunuz Sayın Akçay.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye’nin terörle mücadelesinin geri dönüşü olmayan bir yolda olduğuna, Tunceli ve Diyarbakır Silvan’da şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, ülkemizin kuraklık tehdidi eşiğinde olduğuna ve suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için su yasasının bir an evvel çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Terör, ülkemizi ve istisnasız bütün vatandaşlarımızı hedef almaya devam etmektedir. Türkiye'nin terörle mücadelesi, geri dönüşü olmayan bir yoldadır. Terörle mücadeleyi içeride ve dışarıda her türlü düşman odağa karşı kararlılıkla sürdürmeliyiz. Bu mücadelede kanıyla, canıyla, alın teriyle var olan aziz kahramanlarımıza görevlerinde başarılar diliyor, her birini Cenab-ı Allah’a emanet ediyoruz.

Bugün yine 3 şehit haberiyle yüreğimiz dağlandı. Tunceli’deki terör operasyonunda 2 askerimiz, Diyarbakır Silvan’da teröristlerin saldırısı sonunda 1 korucumuz şehit olmuştur. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli yakınlarına ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, kuraklık tehdidinin eşiğindedir. Bu yıl yağış miktarının da azlığı sebebiyle barajlarımızdaki doluluk oranı tehlikeli sınırlara gelmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün analizlerine göre, ülkemizin yüzde 90’ı geçen ayı şiddetli kuraklık içinde geçirmiştir. Hükûmet Sözcüsü Sayın Kurtulmuş konuyla ilgili olarak dün yaptığı açıklamada gıda ve su krizi gibi durumlarla karşı karşıya kalabileceğimizi söylemiştir. Susuzluğun birçok nedeni vardır. Elbette iklim, önemli bir nedendir. Bununla birlikte, su rezervlerine bakılmadan bölgelere sanayi ve aşırı nüfus yığılmasının ve son yıllarda gittikçe artan HES’lerin etkisini de gözden uzak tutmamak gerekir. Ülkemiz açısından üçüncü bir neden de su yönetimindeki çok başlılıktır. 2013 yılında kanun hükmünde kararnamelerle su hizmetleriyle ilgili pek çok düzenleme yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Akçay, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ancak su yönetimindeki çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliğinin olumsuz etkileri hâlen giderilememiştir. Ülkemizde su yönetiminden sorumlu şu anda 14 farklı kurum bulunmaktadır. Suyun etkili kullanılmaması nedeniyle ülkemizde her yıl 5 milyon hektar tarım arazisi nadasa bırakılmaktadır. Suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için su yasası da bir an evvel çıkarılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

Sayın Kerestecioğlu HDP Grubu adına konuşacak.

Buyurunuz.

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne, tutuklu HDP milletvekillerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ettiklerine ve bunun için sonuna kadar mücadelelerini sürdüreceklerine, Parlamento ve iktidarın milletvekilleri arasında ayrımcılık suçu işlediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de, grubumuz olarak, barışın elçisi olan, bugüne kadar faili meçhuller için hayatını adamış, bunun için mücadele etmiş olan ve aynı zamanda değerli bir meslektaşım olan Sevgili Tahir Elçi’yi anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Tahir Elçi’nin diğer faili meçhuller gibi, aslında kendisinin araştırdığı faili meçhuller gibi cinayetinin meçhule bırakılmasını engelleyeceğimizi ve bunun her zaman takipçisi olacağımızı ifade etmek isteriz.

Bugün burada fotoğraflarını gördüğümüz değerli milletvekillerimiz, eş başkanlarımız ve grup başkan vekilimiz, hâlen rehin tutulmakta ve cezaevinde tecrit altında bulunmaktadır. Onların yeri, bizlerin yanıdır, Parlamentodur. Bu Parlamentonun Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, İdris Baluken ve diğer bütün vekillerimiz içerideyken aslında başka bir gündeminin olmaması gerekir. 10 milletvekilinin tutuklu olduğu bir Meclisin, sanki hayat çok normal akıyormuş gibi davranamaması gerekir. Biz, buna izin vermeyeceğiz ve gerçekten bu durumun meşruiyetinin ciddi olarak sorgulanması gerekir. Bu vekillerimizin cezaevinde bulunmasının gölgesinde ne Anayasa tartışmaları yapılabilir ne demokrasiden söz edilebilir. Eş başkanlarımızın ve milletvekillerimizin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını temenni ediyoruz ve bunun için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ifade ediyoruz.

Bir şey daha eklemek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler.

Bu Parlamento ve bu iktidar, aynı zamanda, ciddi olarak milletvekilleri arasında Anayasa’ya aykırı bir şekilde ayrımcılık suçu işlemektedir. Biz, bir yıldır cezaevlerini ziyaret edememekteyiz ve bizi buna karşı dava açmak zorunda bırakmış bir iktidar ve Parlamentoyla karşı karşıyayız. Bu da bu Parlamentonun utancıdır diyorum.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Altay, buyurunuz.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, CHP grubu olarak Fidel Castro’yu rahmet, minnet ve saygıyla andıklarına, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölümünün 1’inci yıl dönümüne, yargıda suçluluğu sabitlenmeden milletvekillerinin yasama faaliyetlerinden alıkonulmasının bir yargı darbesi ve Parlamentonun itibarına gölge düşürecek bir durum olduğuna, Hükûmetin Fırat Kalkanı operasyonu hakkında Genel Kurulu bilgilendirmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Küba devriminin büyük lideri Fidel Castro’nun ölümü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de derin üzüntüye sebep olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kendisine örnek alan ve fikirleriyle, düşünceleriyle dünya durdukça yaşamaya devam edecek olan Fidel Castro’yu, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi grubu adına rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz, anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Sayın Başkan, gene bu vesileyle, ölümünün birinci yıl dönümünde Diyarbakır Barosu Başkanı Sayın Tahir Elçi’ye yapılan suikastın gerçek anlamda aydınlanmamış olmasından duyduğumuz üzüntüyü belirterek, tekrar tüm Türkiye Barolar Birliğine, Diyarbakır Barosuna ve ailesine üzüntülerimizi ve taziyelerimizi bildiriyoruz.

Sayın Başkan, öte yandan, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bizler, parti ayrımı yapmaksızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını koruyamıyorsak Türkiye'nin itibarını koruyamayacağız kanısındayım.

Bu sebeple, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bir siyasi partinin genel başkanlarının ve milletvekillerinin yargılanmasına “evet”, sadece siyasi parti genel başkanları değil, herkesin yargılanmasına “evet” diyen bir anlayış içindeyiz ama Anayasa’nın 15’inci maddesini de dikkate alarak yargıda suçluluğu sabitlenmeden milletvekillerimizin yasama faaliyetlerinden alıkonulması bir yargı darbesidir, Türkiye’de bir jüristokratik yönetim olduğu algısına yol açacak vahim bir tablodur. Milletvekillerinin yargılanmak kaydıyla suç sabitleninceye kadar Parlamento faaliyetlerine devam etmeleri demokrasinin olmazsa olmazıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Açıyorum Sayın Altay.

Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, aynı zamanda, Parlamentomuzun itibarına gölge düşürecek bir hâldir.

Öte yandan, Sayın Başkan, Tunceli, Diyarbakır ve Elâzığ’dan gelen şehit haberleri bizleri gene derin üzüntüye boğmuştur. Bununla beraber, Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan da şehit haberleri gelmeye devam ediyor.

Biraz önce söylediğim gibi, Hükûmet, Suriye’deki operasyonu Türkiye Büyük Millet Meclisinden aldığı bir yetkiye dayanarak yapmaktadır ve operasyon 24 Ağustos 2016’da başlamış ve bugün doksan beşinci günündedir. Bildiğim kadarıyla 18 şehidimiz var bu operasyonda.

Hükûmetin, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir parça saygılı davranarak Fırat Kalkanı operasyonu hakkında Genel Kurulu bilgilendirmesini ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yapılan bu saygısızlığın bir an önce nihayete erdirilmesini de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Muş, buyurunuz.

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Fırat Kalkanı operasyonu ve terörle mücadelede şehit düşenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye yönelik aldığı son kararın Avrupa Birliğinin kendi ilkelerinden uzaklaştığını ve teröre kucak açtığını gösterdiğine, bir milletvekilinin yerinin Parlamento olduğuna ama teröriste destek verir, terörizm propagandası yaparsa kanunlara göre hareket edileceğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de hem Fırat Kalkanı operasyonunda hem de yurdumuzda terörle mücadelede şehit düşen hem askerlerimize hem de korucularımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Burada bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum: Ülkelerinde teröristlerin rahatça faaliyet göstermesine izin verenler, terör örgütünün irtibat büroları, temsilcilikler ve şirketler kurmasına müsaade eden Avrupalı ülkeler bu terör suçuna ortaktır. Terör örgütü PKK’yı âdeta bağrına basan, terör elebaşlarını Türkiye’ye teslim etmeyen Avrupalı ülkeler, terörizme verdikleri bu desteği tarihlerine kara bir leke olarak kaydetmektedirler. Bu, Avrupa için bir utanç vesikasıdır. Bir yandan “özgürlükler” diyeceksin, “demokrasi” diyeceksin, “Kopenhag Kriterleri” diyeceksin, öte yandan canlı bomba eylemleri yapan, çocukları katleden alçak terör örgütüne sahip çıkacaksın. Bir yandan “insan hakları” diyeceksin, “temel hak ve hürriyetler” diyeceksin, öte yandan eli kanlı teröriste mermi taşıyan, bomba taşıyan terör mekanizmasını himaye edeceksin. Bu, nasıl bir ikiyüzlülüktür?

“Senin teröristin iyi, benim teröristim kötü.” anlayışıyla “DAEŞ’le mücadele edelim ama PKK’yı besleyelim.” diyenler, terörizmden çıkar elde eden menfaat şebekeleridir. Brüksel’de katliam yapana “terörist”, Ankara’da terör eylemi yapana “özgürlük savaşçısı” nitelendirmesi yapanlar, vicdan, insaf ve insanlıktan nasibini almamışlardır.

Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye yönelik aldığı son garabet karar ve terörizme sahip çıkan bu anlayış göstermektedir ki: Türkiye, Avrupa Birliğinden değil, Avrupa Birliği, kendi değerlerinden ve ilkelerinden uzaklaşmakta ve terörizme kucak açmaktadır. Terörü himaye eden Avrupa Birliğine bir kez daha biz, Kopenhag Kriterleri’ni ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni hatırlatıyoruz. Teröre desteğinizi kesin ve kendi koyduğunuz ilkelere kendiniz uyun.

Avrupa’nın teröre desteği ve bu düşmanca tutumları ortada iken kimse bize “Sessiz kalın ve bunları yutkunun.” diyemez. Zira, Türkiye'nin güvenliği, millî menfaatleri ve izzeti her şeyin üzerindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Muş, buyurunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Son olarak Avrupa Birliğine şunu söylüyoruz: Sakın ha böyle bir yanlışın içerisine girmeyin ve Türk milletini karşınıza almayın. Zira, bu millet, dostlarına karşı ne kadar müşfik ise düşmanlarına karşı da o kadar gazaplıdır.

Şunun da altını özellikle çizmek istiyorum: Tabii ki milletvekillerinin yeri Parlamentodur. Yasama faaliyeti için seçilirler ama milletvekili, teröriste destek veremez; milletvekili, teröriste lojistik sağlayamaz; milletvekili, teröriste propaganda, terörizme propaganda yapamaz. Eğer bir milletvekili, bunu yaparsa, o ülkede hukuk vardır, kanunlar vardır ve o hukuk ve kanunlara göre de hareket edilir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Özellikle “Milletvekilleri suç işleyemez…” Açık değil mi?

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sataşmadan dolayı yerimden söz alıyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne sataşması ya? Ne sataşması?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ona siz karar verecek değilsiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Öyle şey mi olur ya? Sataşmayı açıklamak zorundasınız.

Sayın Başkan, siz de izah etmek zorundasınız.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Tıpkı milletvekillerinin teröre destek verip başka bir şeye destek verip vermediğine siz karar veremeyeceğiniz gibi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biz karar vermiyoruz, hukuk karar veriyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Ben sadece şunu ifade etmek için söz istedim: Eğer bu ülkede –tırnak içerisinde söylüyorum- gerçekten bağımsız bir yargı varsa ve Anayasa varsa, şu anda sayın grup başkan vekili, yargılama içerisinde olan, o faaliyet içerisinde olan, yargılama faaliyeti devam ederken içeride bulunan insanları açıkça hedef göstererek yargı faaliyetini etkileme suçunu işlemektedir. Kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna karar verecek olan yargıdır…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Sen de “Suçsuz.” diyorsun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - …ki şu anda, maalesef, zaten hukuksuz olarak milletvekillerimiz tutuklu bulunmaktadır. Burada bağımsız bir yargının olduğundan da asla söz etmemiz mümkün değildir.

Bu nedenle söz aldım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de aynısını söylüyorum. Kimin suçlu kimin suçsuz olacağına yargı karar verecektir, hukuk karar verecektir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz öyle demiyorsunuz. “Teröre destek veremez, şunu yapamaz.” diyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İddia edilen suçlarla alakalı da kararı verecek olan, yüce Türk yargısıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BESİME KONCA (Siirt) – Cemaati terör ilan edip destek verenler sizsiniz. Yargılanın o zaman.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum sayın milletvekilleri.

Gündeme geçiyoruz.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Bagajında silah taşıyan kim hanımefendi, kim?

BESİME KONCA (Siirt) – Yalan… Sor bakalım… Sor bakalım… Savcıya sor, o dosyayı hazırlayan savcıya sor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) - Arabasında terörist taşıyan kim? Cezasını çekecek, çekecek… Yok öyle dava!

BESİME KONCA (Siirt) – Sor savcıya… Bu dosyayı hazırlayan savcıya sor var mı böyle bir şey, yok mu?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Nasıl karar veriyorsunuz?

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Biz bu toprakları şehit kanlarıyla suladık. Teröristlerin ayaklarının altında ezilmesine asla izin vermeyeceğiz.

BESİME KONCA (Siirt) – Sizin IŞİD’e gönderdiğiniz tırlarla dolu silahları yaşadı bu Meclis. Bunun hesabını Lahey’de vereceksiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Genel görüşme açılmasına ilişkin, bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Genel Görüşme Önergeleri

1.- Ankara Milletvekili Mustafa Mit ve 20 milletvekilinin, 6415 Sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un uygulamalarında eksiklik veya aksaklıklar konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/6)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un uygulamalarında eksiklik veya aksaklıkların araştırılması, varsa eksiklik ve aksaklıkların giderilmesi için Anayasa’nın 98'inci maddesi ve İç Tüzük’ün 102 ve 103'üncü maddeleri gereğince genel görüşme açılmasını arz ve talep ederim.

1) Mustafa Mit                                           (Ankara)

2) Oktay Vural                                           (İzmir)

3) İsmail Faruk Aksu                                  (İstanbul)

4) Ahmet Selim Yurdakul                            (Antalya)

5) Mehmet Parsak                                      (Afyonkarahisar)

6) Mustafa Kalaycı                                     (Konya)

7) Baki Şimşek                                          (Mersin)

8) İzzet Ulvi Yönter                                    (İstanbul)

9) Deniz Depboylu                                     (Aydın)

10) Mehmet Erdoğan                                  (Muğla)

11) Fahrettin Oğuz Tor                               (Kahramanmaraş)

12) Mehmet Günal                                     (Antalya)

13) Erhan Usta                                          (Samsun)

14) Ruhi Ersoy                                           (Osmaniye)

15) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu               (Hatay)

16) Zihni Açba                                           (Sakarya)

17) Atila Kaya                                           (İstanbul)

18) Arzu Erdem                                         (İstanbul)

19) İsmail Ok                                             (Balıkesir)

20) Kadir Koçdemir                                    (Bursa)

21) Kamil Aydın                                         (Erzurum)

Gerekçe:

7 Şubat 2013 tarih ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un uygulamaları bağlamında terörizmin finansmanı, özellikle PKK terör örgütünün finansmanı konusunda tatmin edici neticeler alınamadığı, terör örgütü ve yandaşlarının kanunun suç saydığı kaçakçılık, uyuşturucu madde ticareti, haraç alma, kamu imkân ve kaynaklarını kullanma gibi fiilleri işlediği yaygın kanaat olarak ortaya çıkmıştır.

Bu durum terörle mücadele ve terörle mücadele eden güvenlik güçlerinin olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Terör örgütünün sınıraşan bir finansman ağına sahip olduğu göz önüne alındığında, terörizmin finansmanının engellenmesi mücadelesinin de buna uygun hâle getirilmesi gerekmektedir. Gerek uluslararası protokol ve sözleşmeler ve gerekse iç hukukumuzda yapılan düzenlemelerde yer alan “terörizmin finansmanı” tanımlaması ve buna karşı geliştirilen tedbirler ve genel tanımlamalar üzerine bina edildiğinden, terör örgütünün ulaşabildiği değişik finansman araç ve metotları açısından mevcut durumun incelenerek varsa eksikliklerin, aksaklıkların tespit edilerek hâle uygun düzenleme yapılması gerekmektedir.

PKK terör örgütü muhtelif finansman kaynak ve metotlarını kullanmaktadır. Uluslararası nitelik arz etmesi açısından uyuşturucu ticareti bu konuda titizlikle engellenmesi gereken bir husustur. Bu konunun hem terörün finansmanı ve hem de uluslararası uyuşturucu trafiğinin engellenmesi açısından araştırılması, uyuşturucu kaynağı, güzergâhı, dağıtım ağı vesaire gibi hususların tespit edilmesi gerekmektedir. Devletin yurt içi ve yurt dışındaki güvenilirliğinin pekişmesi ve bu gelişmelerden kamuoyunun aydınlatılması terörle mücadelede önemli bir başarı olacaktır. Bu konuda kamuoyunun desteğinin tam olması çalışmalara güç ve ilham verecektir.

PKK terör örgütünün finansman kaynaklarından biri olarak kamuoyuna mal olan haraç alma faaliyetlerinin muhtelif adlarla devam ettiği, vatandaşın hak ve hukukunun tehdit altında olduğu kamuoyuna mal olmuş bir gerçekliktir. Vatandaşın mal ve can güvenliğinin sağlanmasının devletin asli görevi olması hasebiyle, vatandaşın kamu düzenine inanması gerekmektedir. Kamu düzenini bozucu bu kanun dışı faaliyetlerin engellenmesi için mevcut düzenlemelerin yeterli olup olmadığı, varsa eksiklik ve aksaklıkların tespit edilerek gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Bir diğer husus da belediye imkân ve kaynaklarının yerinde kullanılmadığı, terör örgütüne aktarıldığı veya belediye imkânlarının terör örgütünce kullanıldığıdır. Kamu kaynaklarının kamu ihtiyaçlarını karşılamak yerine terör örgütüne aktarılmasında varsa ihmali olan kamu görevlilerinin tespit edilmesi gerekmektedir. Bu kabîl ihmali olan kamu görevlileri varsa işten el çektirmesi, yargılanması ve kamu zararına sebep olanlara rücu edilerek, kamu zararının tazmin edilmesi gerekmektedir.

PKK terör örgütünün uyguladığı terör faaliyetleri ve stratejilerinin özgünlüğü hasebiyle, bütün boyutları dikkate alınarak finansman kaynaklarının engellenmesi için hukuki altyapının buna uygun hâle getirilmesi, bu konuda ihtisas sahibi personelden oluşan birimlerin teşkil edilerek mücadelenin akamete uğramasının önünün kesilmesi gerekmektedir.

PKK terör örgütünün mali kaynaklarının tespit edilerek engellenmesi için yapılması gereken iş ve işlemler ile bu husustaki sorunların giderilmesine yönelik olarak Anayasa'nın 98'inci maddesi ve İç Tüzük’ün 102 ve 103'üncü maddeleri gereğince genel görüşme açılması gereklilik arz etmektedir.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 20 milletvekilinin, arı ve bal ürünlerinin üretiminde ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/384)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Arı ve bal ürünlerinin üretiminde ve pazarlanmasında yaşanan sorunların araştırılarak ülkemizde arıcılık potansiyelinin etkin ve verimli değerlendirilmesi, ürün kalitesi ve çeşitliliğinin geliştirilerek ekonomik değerinin yükseltilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Nuri Okutan                                           (Isparta)

2) Oktay Vural                                           (İzmir)

3) Mustafa Mit                                           (Ankara)

4) Yusuf Halaçoğlu                                    (Kayseri)

5) Deniz Depboylu                                     (Aydın)

6) Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                 (Hatay)

7) Mustafa Kalaycı                                     (Konya)

8) Kamil Aydın                                           (Erzurum)

9) Seyfettin Yılmaz                                    (Adana)

10) Emin Haluk Ayhan                                (Denizli)

11) Mehmet Parsak                                    (Afyonkarahisar)

12) Kadir Koçdemir                                    (Bursa)

13) Fahrettin Oğuz Tor                               (Kahramanmaraş)

14) Ruhi Ersoy                                           (Osmaniye)

15) Saffet Sancaklı                                    (Kocaeli)

16) Erhan Usta                                          (Samsun)

17) Celal Adan                                          (İstanbul)

18) Atila Kaya                                           (İstanbul)

19) Arzu Erdem                                         (İstanbul)

20) Mehmet Günal                                     (Antalya)

21) Baki Şimşek                                        (Mersin)

Gerekçe:

Ülkemiz, geniş yayla sahaları, çiçeklenme için uygun mevsimleri, yapısı, bal verimi yüksek kır çiçekleri, endüstri bitkileri, akasya, kestane, ıhlamur, kızılçam ormanları gibi doğal kaynaklar yönünden arıcılık için son derece şanslı bir ülkedir. Arıcılığımız, mevcut durumu itibarıyla önemli bir potansiyele sahip olmasına rağmen, bu potansiyelin tam olarak kullanıldığı söylenemez.

Bal, Anadolu’nun çok eskiden beri bilinen besin maddelerinden birisidir. Hititlerin başkenti Boğazköy’de bulunan, milattan önce 1300’lere dayalı bazı yazıtlardaki bulgular, arıcılığın eski Anadolu kültürlerinde de önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Ülkemizde bazı yerleşim merkezlerinin isimlerinde de “bal” sözcüğünün geçmesi topraklarımızda balın ve balcılığın tarihini net bir şekilde ortaya koyan bir başka açıklama sayılabilir.

Ülkemizin her bölgesinde arı kovanları mevcuttur. Bu kovanlardan da birbirinden farklı lezzette, çeşit çeşit bal elde edilir. Doğu Anadolu’da Bitlis, Erzurum, Kars; Güneydoğu Anadolu’da Şemdinli; Orta Anadolu’da Ankara, Konya; Karadeniz’de Anzer Yaylası ile Ege Bölgesi’nin bazı kesimleri bal üretiminin ülkemizdeki çeşitliliğini ve frekansını gösterir. Bu yoğun frekansın işlek ve yararlı bir ifade biçimiyle arz edilebilmesi için birtakım bilgi ve tecrübe katmanlarının ortak paydaya oturtulması gerekir. Zira bilgisiz ve tecrübesiz bir üretim anlayışı kazanç değil, zarar getirir.

Öte yandan, kalitesiz ve hatta sahte bal üretimi denetim mekanizmasının işlek olmasının önemini sergilemektedir. Bu açıdan, sahte balla mücadele noktasında ciddi yaptırımlar elzemdir.

Bilimsel kaynaklar ve bu konuda bilgi sahibi bilimsel kurumlar üretimi artırırken, standarda ve pazarlamaya yönelik stratejiler de ülkemizin kazanç hanesini zenginleştirecektir.

Tüm bu gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, ülkemizde arıcılığın sorunları ve çözüm yollarının belirlenmesi için Meclis araştırması açılması büyük yarar sağlayacaktır.

2.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 21 milletvekilinin, Afşin-Elbistan Termik Santrallerinin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/385)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Afşin-Elbistan termik santrallerinin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararların ve alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Mahmut Toğrul                                      (Gaziantep)

2) İdris Baluken                                         (Diyarbakır)

3) Filiz Kerestecioğlu Demir                       (İstanbul)

4) Garo Paylan                                          (İstanbul)

5) Hüda Kaya                                            (İstanbul)

6) Müslüm Doğan                                       (İzmir)

7) Ali Atalan                                              (Mardin)

8) Erol Dora                                              (Mardin)

9) Mithat Sancar                                        (Mardin)

10) Ahmet Yıldırım                                     (Muş)

11) Burcu Çelik Özkan                               (Muş)

12) Kadri Yıldırım                                      (Siirt)

13) Aycan İrmez                                        (Şırnak)

14) Faysal Sarıyıldız                                  (Şırnak)

15) Ferhat Encu                                         (Şırnak)

16) Leyla Birlik                                          (Şırnak)

17) Dilek Öcalan                                        (Şanlıurfa)

18) İbrahim Ayhan                                     (Şanlıurfa)

19) Osman Baydemir                                  (Şanlıurfa)

20) Alican Önlü                                         (Tunceli)

21) Nadir Yıldırım                                      (Van)

22) Tuğba Hezer Öztürk                             (Van)

Gerekçe:

A santrali 1984 yılında, B santrali de 2005 yılında inşa edilen, zaten hâlihazırda 2 adet termik santral bulunan Elbistan şu an yaşanmaz hâlde iken yeni santraller kurulmak isteniyor. A ve B santrallerine ek olarak C, D ve E santralleri planlanmaktadır. Kurulacak bu termik santrallerin Akbayır ve Küçükyapalak köyleri çevresine kurulacağı belirtilmektedir.

1984 yılında üretime başlayan A santralinin yapımına 1970’li yıllarda başlandığında herhangi bir ÇED uygulaması bulunmadığından çevreyle ilgili herhangi bir çalışma veya düzenleme yapılmamıştır, bu yüzden bu santralin bacalarında filtre bulunmamaktadır. Yanan kömürden çıkan cüruf, radyoaktif maddeler ve insan sağlığını tehdit eden kimyasal maddeler atmosfere bırakılmaktadır. 1995 yılında üretime başlayan B santralinin yapımına ise 1999 yılında verilen olumlu ÇED raporundan sonra A santraline filtre sistemi kurulması ön şartıyla izin verilmiştir. B santrali yapılmış ama A santraline herhangi bir filtre sistemi takılmamış ve bu şartın gereği yapılmamıştır.

Otuz yıllık üretim ömrünü dolduran, bacalarında herhangi koruyucu bir filtre sistemi veya herhangi bir baca sülfürizasyonu bulunmayan A santrali son günlerde özel sermayeye devredilmek istenmektedir. ERG İnşaat Ticaret ve Sanayi AŞ adlı bir firmaya neredeyse hibe düzeyinde verilmek istenen santral, âdeta halkın sağlığı hiçe sayılarak kullanılması için verilmektedir, hatta mevcut 4 üniteye ilaveten 2 ünite daha yapma imkânı verilmektedir.

Linyit, düşük kaliteli ve yüksek derecede kirlenmeye yol açan bir yakıt kaynağıdır. Termik santrallerin faaliyetleri sonucu atmosfere azot oksit, kükürt dioksit, florür, radyasyon, ozon ve cıva salınımı yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası iklim değişikliği toplantılarında söz vermiş olduğu yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. Kömür santralleri iklim değişikliklerine yol açan en önemli işletmelerdir.

Devlet yetkilileri ve belediye, Elbistan'daki ölümcül hava kirliliğini sobalarda yanan kömürlere bağlayarak santrallerin lafını dahi etmemektedirler. Isınma için kullanılan kömürlerin de zararlı olması doğru olmakla birlikte, Elbistan'da ortalama ısınma için kullanılan kömür miktarı yıllık 100 bin ton iken her bir santralde yanan kömür miktarı 18-32 milyon ton civarındadır.

Termik santrallerin yerleşim yerlerinin yakınına kurulması, geçen zamanla birlikte sağlık etkilerini de kamuoyunun gündemine taşımıştır. Çünkü termik santrallerin sağlığa dönük zararları yapılan bilimsel araştırmalarla birlikte gözle görülür biçimde ortaya çıkarılmıştır. Termik santrallerin sağlık etkisi, daha çok hava kirliliği nedeniyle özellikle solunum ve dolaşım sistemlerinde yol açtıkları rahatsızlıklar ve hastalıklarla ilişkili olarak gündeme gelmektedir. Termik santrallerin sağlığı olumsuz etkilediği kesindir ve birtakım önlemlerle -desülfürizasyon üniteleri, elektrostatik filtreler ve benzeri- bu etkilerin tamamıyla ortadan kaldırılabileceğine ilişkin iddialar dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile kanıtlanamamıştır.

Bu santralin kurulması yalnızca Anadolu Enerji Üretim AŞ'nin işine yaramaktadır. Halkın ezici çoğunluğu bu santrale karşı çıkmaktadır. Yeni santral kurulması yerine otuz yıl çalışıp ömrünü bitiren, filtre sistemi dahi olmayan A santrali kapatılmalıdır. Otuz yıllık üretim ömrünü dolduran A santralinin halk sağlığına verdiği zararlardan dolayı özel sermayeye devri derhâl durdurularak kapatılmalıdır. Sağlıklı yaşamak Elbistan'da yaşayan yurttaşlarımızın en temel insani hakkıdır. Bunun için Mecliste bir araştırma komisyonun kurulması büyük önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak, genel görüşme ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Sasakawa Barış Derneğinin 24-25 Kasım 2016 tarihlerinde Tokyo’da düzenleyeceği Müslüman Demokratlar Forumu Üçüncü Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/861)

28/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Sasakawa Barış Derneğinin 24-25 Kasım 2016 tarihlerinde Tokyo’da düzenleyeceği Müslüman Demokratlar Forumu Üçüncü Konferansı’na Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Sayın Taha Özhan’ın katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                      İsmail Kahraman

                                                                                        TBMM Başkanı

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu tezkerenin oylanmasından önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç aydır süren bir uygulamasıyla ilgili usul itirazımız var. Şöyle ki: Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesini okumama müsaade edin efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Madde 2- Birinci maddede gösterilen dış ilişkilerde, dostluk grupları hariç, Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek heyet üyeleri aşağıdaki esaslara göre seçilirler.

a) Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek asıl ve yedek üyeler mensup oldukları siyasi parti grubunun iç yönetmelik hükümlerine göre aday gösterilirler. Bu adaylar T.B.M.M. Başkanlığınca Genel Kurulun bilgisine sunulmakla seçilmiş sayılırlar.”

Hüküm çok açık. Bu bakımdan, Meclis Başkanının kendilerine 1/10/2016 ve 15/11/2016’da Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu konudaki şikâyetimize ve uygulamadaki yanlışlığın giderilmesine yönelik taleplerimize de an itibarıyla bir yanıt alamadık.

Sayın Başkan, makamı ve mevkisi ne olursa olsun, hiç kimse, kaynağını Anayasa'dan, kanunlardan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı çok açık bir yetki gasbı yapmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 63’üncü maddesine göre, bu önergenin oylanmasından önce bir usul tartışması talep etmekteyiz efendim ve aleyhte söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, peki.

Bir usul tartışması talebi var.

2 lehte, 2 aleyhte sayın milletvekillerini belirleyelim.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Lehte.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aleyhte.

BAŞKAN – Sayın Muş, lehte siz mi konuşacaksınız?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – İkinci lehte.

BAŞKAN – İkinci lehte Sayın Muş.

Lehte olmak üzere Sayın Kubat, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresini Genel Kurulun oyuna sunmasının İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde, Başkanlık makamının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının tezkeresini Genel Kurulun oyuna sunma yönündeki tutumunun lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, CHP Grup Başkan Vekili Sayın Altay bir usul itirazında bulundu, yurt dışına gönderilen heyetlerin ilgili kanundaki kriterlere uygun olmadığı yönünde bir itiraz dile getirdi. Değerli arkadaşlar, bu itirazın haklı olup olmadığı Başkanlık makamınca elbette ki değerlendirilecektir. Böyle bir itirazda da bulunabilir, buna da saygı duyuyorum ancak takdir edilmelidir ki, bugüne kadar bu tezkerelerden onlarca oyladık ve bu yurt dışı heyetler belirlenirken, gidilen ülkenin dostluk grubundan, muhalefetten, iktidardan fark etmeksizin… Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına oraya gidiyor ve ben de bu birkaç toplantıya giderken her partiden milletvekili arkadaşımla birlikte gittim ve bu dikkat ve özen, azami derecede, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yurt dışındaki temsiline yönelik toplantılarda gözetiliyor.

Şimdi, burada bu heyetle ilgili olarak mı bu itiraz ileri sürülüyor, yoksa genel olarak mı? Tabii, onu Sayın Altay belirleyecektir. Ancak, şu noktada itiraz geçerli değil: Bu, Başkanlık makamınca yapılmış bir tasarruftur, idari bir tasarruftur. 63’üncü madde uyarınca, şu anda Başkanlık makamının bu konuda, Başkanlıkça kendisine iletilen tezkere hakkında bir kanaat belirtmesi, bunu işleme alıp almama noktasında bir yetkisi maalesef yoktur, İç Tüzük’e göre yoktur. Bu yetki salt Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, bu heyeti belirleme yetkisi ona ait olduğundan, burada Sayın Başkanımızın bu konuda yapacağı bir işlem de bulunmadığından dolayı, Başkanlık makamının bu tezkeresini Genel Kurulun oyuna sunmalı; Genel Kurul bunu uygun bulmazsa zaten reddedecektir, uygun bulursa da bu konu kapanmış olacaktır.

Ancak, ben elbette ki Sayın Altay’ın iyi niyetle yapmış olduğu bu itirazın Başkanlık makamınca bundan sonra dikkate alınacağını da ümit ediyorum. Umarım, bir yanlışlık yoktur, varsa da elbette ki bu düzeltilir. Bundan yana hiç kimsenin de şüphesi olmamasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kubat.

Aleyhte Sayın Altay.

Süreniz üç dakika.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben “Meclis Başkanı sadece iktidar partisi milletvekillerini yurt dışına götürüyor.” demedim. Meclis Başkanı, ilgili kanuna, 3620 sayılı Kanun’a aykırı iş yapıyor. Yani, burada, (b) fıkrasında da diyor ki: “Her bir siyasi parti grubuna düşen sayı, bunların, parti grupları toplam sayısı içindeki yüzde oranlarına göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca tespit edilir.” Tamam, siyasi parti gruplarına düşen sayıdan dolayı Meclis Başkanı milletvekili davet ediyor. Burada kanun diyor ki: “Bunu grup belirler.” Meclis Başkanı diyor ki: “Hayır, İsviçre’ye giderken Cumhuriyet Halk Partisinden kimi götüreceğime ben karar veririm.” Bu, kanunu yok saymaktır. Ben hep söylüyorum, kanunların en son çiğneneceği yer burasıdır. Yani, kanun yapan bir yerin başı kanunu yok hükmünde sayamaz sayın milletvekilleri; bu benim meselem değil, bu hepinizin meselesi.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Haklı bir itiraz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Burada biz iki şey yapacağız…

Meclis Başkanına ana muhalefet grubu olarak 2 tane yazı yazdık, 2’sine de cevap verme zahmetinde bulunmadı. Hasta olduğunu bu kürsüde öğrendim, odama çıktım telefon açtım, cevap vermedi; ana muhalefet partisinin grup başkan vekili geçmiş olsun telefonu açıyor, cevap vermiyor.

Meclis Başkanı iki yerde; ya yoğun bakımda yatakta ya yurt dışında. Allah’tan acil şifa diliyorum ama yani bu adam hasta olmadığı zaman da Türkiye’de durmuyor. Bu kadar gezmeyi seviyorsa ona başka bir imkân bulalım.

İki şey yapacağız, umarım bürokratları beni dinliyordur. Biz hiçbir milletvekilimizi, milletvekillerimizle direkt temas kurması hâlinde Meclis Başkanının gezilerine katmıyoruz. Hiçbir CHP milletvekili Meclis Başkanıyla geziye gitmeyecek, bir. İkincisi, şunu yapacağız: Meclis Başkanı nereye gidiyor? İsviçre’ye. Yazı yazacağız İsviçre Meclis Başkanlığına, Meclis Başkanının gezisiyle ilgili rahatsızlıklarımızı Meclis Başkanı oraya gitmeden bildireceğiz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Aaa!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet.

Bir şey daha yapacağız: Bundan sonra Meclis Başkanlığından gelen bütün tezkerelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün bize verdiği hakları kullanacağız.

Bu vesileyle, demin söylediğimi tekrar ediyorum: Makamı ve mevkisi ne olursa olsun, hele hele kanun yapan yerin Başkanının kanun çiğnemek hakkı da, haddi de değildir. Meclis Başkanına haddini bildirerek onu kanunlara uymaya, üzerine yemin ettiği Anayasa’ya uymaya davet ediyoruz. Eğer uymamakta direnirse hodri meydan diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Lehte Sayın Muş.

Süreniz üç dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle burada bir üzüntümü ifade etmek istiyorum. Sayın Altay gayet tecrübeli bir siyasetçidir, uzun yıllardır Parlamentoda siyaset yapmaktadır. Şu anda ana muhalefet partisinin grup başkan vekilidir. Bir Meclis Başkanımız hakkında kullandığı ifadeler yanlış olmuştur, doğru olmamıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neresi yanlış?

MEHMET MUŞ (Devamla) – İnsanlar hasta olabilir, siz de hasta olabilirsiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya, aradım, dönmüyor adam.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu kürsüye getirip de kürsüden ifade edip bir polemik konusu hâline getirmek, ana muhalefet partisine de yakışmaz, Engin Bey’e de yakışmaz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclis Başkanına da dönmemek yakışmaz, telefona çıkmamak yakışmaz.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bu noktada bir talebi ana muhalefet dile getiriyor, bir sorun olduğunu iddia ediyor. Tabii ki biz burada kanun yapıyorsak herkes kanuna riayet eder, buna bizim hiçbir itirazımız olamaz. Ama şu ana kadar, bildiğimiz üzere, bu yurt dışı gezileri epeyce bir zamandır -ki ben 2011’den beri Parlamentodayım- o zamandan bu zamana kadar buraya gelir ve oylanır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oylamaya kimsenin itirazı yok.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sizden de gidenler olmuştur, diğer partilerimizden de gidenler olmuştur ve şimdiye kadar herhangi bir sorun olmamıştır. Böyle bir sorunu şu an Sayın Altay dile getirmiştir.

Fakat burada şunu ifade etmek durumundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisinin şu an gündemi bellidir ve Meclisin Meclis Başkanlığına bu tezkere gelmiştir. Bu açıdan, bir usul tartışması açılıyorsa eğer, Sayın Başkanın -şu an yöneten Başkanı kastediyorum- yöntemi doğrudur. Bunu Genel Kurula sormak suretiyle burada bir karara varacaktır ve Genel Kurul burada bunu oylamak suretiyle bu noktadaki kanaatini belirtecektir.

Bu açıdan, biz, şu an yapılan uygulamanın… Başkanın şu an bunu reddetme gibi bir imkânı yoktur. Bunu ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunar ve burada Genel Kurul bununla alakalı kanaatini belirtir, ifade eder. Bu açıdan, Sayın Başkanın lehinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Birazdan bununla alakalı gerekli kararı da Genel Kurul verecektir diye düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Muş.

Aleyhte olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Engin Altay’ın bahsettiği konuda Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Başkanlığına yazı yazmış. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına bizzat, şahsen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Kahraman’la bu konuyu bundan yaklaşık iki üç ay evvel görüştüm ve bu uygulamanın yanlış olduğunu kendisine söyledim; hem biraz evvel bahsedilen mevzuat, kanun ve uygulamaya aykırı olduğunu, gruplardan bu ziyaretlere katılacak milletvekillerinin de gruptan talep edilerek, grubun takdiriyle gönderilmesi gerektiğini ve zaten grupların da o seyahatin amacına yönelik olarak gerekli tercihte bulunabileceğini ifade ettik. Şimdi, eğer ayrıca Meclis Başkanının gözettiği bir husus var ise, özellik var ise yine gruptan da talep edilebilir yani bu özenin, hassasiyetin ne olduğu ifade edilir, belli konuya ve temaya yönelik bir seyahatse bu isim de zikredilebilir ancak gruplardan habersiz, bir emrivaki şeklinde bu seyahate dâhil edilmesini kesinlikle doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin işleri, şahsi birtakım ilişkilere, affedersiniz, ahbap çavuş ilişkilerine dayandırılamaz. Kurumsal yapıya ve kurumsal işleyişe gereken özenin, hassasiyetin ve saygının gösterilmesi gerekir. Fakat, durum böyleyken de tabii, bu durumu İsviçre Meclisine şikâyeti doğru bulmadığımızı da ifade etmek istiyorum yani Türkiye bir müstemleke ülkesi değil ki yabancılara bu hususu şikâyet edelim. Ancak, gruplar olarak -Sayın Kubat’ın da ifade ettiği gibi- bunu mutlaka çözüme kavuşturmamızda fayda var. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı grupları baypas ederek bu tür düzenlemeler ve uygulamalar yapmamalıdır. Biz iyi niyetimizi, hassasiyetimizi devam ettiriyoruz. Aksi takdirde, eğer grup olarak karar verirsek o seyahate milletvekili göndermeyebiliriz. Yani, Sayın Meclis Başkanı bunu da hesaba katsın ve göz önünde bulundursun.

Bu hatırlatmayı yapıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Muş konuşmasında, yaptığım konuşmayı yakıştıramadığını söyledi. Herhâlde yanlış anladı. Ben önce peşinen “Allah sağlık, şifa versin.” dedim Meclis Başkanı için. Biz kimsenin sağlığına bir şey demiyoruz. Bilakis, dedim ki: “Meclis Başkanının hasta olduğunu duydum, aradım, geçmiş olsun telefonu açtım. Yani, tenezzül edip görüşme gereği duymuyor.” Bunu belirttim ama aynı gün 10 tane, 20 tane yerle görüştüğünü de ben biliyorum. Özetle, bu durum böyledir.

Ayrıca, oylamadan önce yoklama talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Altay, şimdi, usul tartışması sonucunda, biz de Başkanlık Divanı olarak ya da bugün oturumu yöneten Divan olarak bir görüş belirtmek durumundayız. Ben oylamadan önce isterseniz tutumum hakkında görüşümü ifade edeyim.

Bu meselenin Meclis Başkanıyla bizzat görüşülmesinde elbette ki fayda vardır. Kendisi şu anda yurt dışında. Geldiği zaman ben de bir Meclis Başkan Vekili olarak bu konuyu özellikle sizlerin talepleri doğrultusunda kendisiyle konuşacağımı ifade etmek istiyorum ancak buraya gelen bir tezkere okunduktan sonra, tam oylama sırasında, böylesi bir usul tartışmasında benim yapacağım bir şey yoktur.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Tezkereler (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Sasakawa Barış Derneğinin 24-25 Kasım 2016 tarihlerinde Tokyo’da düzenleyeceği Müslüman Demokratlar Forumu Üçüncü Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/861) (Devam)

BAŞKAN – Ben tezkereyi oylayacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Ancak oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, yoklama talebini gerçekleştireceğiz.

Sayın Altay, Sayın Yüksel, Sayın Yedekci, Sayın Gürer, Sayın Kayışoğlu, Sayın Arık, Sayın Akar, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Tanal, Sayın Göker, Sayın Budak, Sayın Akaydın, Sayın İrgil, Sayın Usluer, Sayın Tarhan, Sayın Aldan, Sayın Çam, Sayın Kesici, Sayın Bozkurt, Sayın Yarkadaş.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.30

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Tezkereler (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Malatya Milletvekili Taha Özhan’ın, Sasakawa Barış Derneğinin 24-25 Kasım 2016 tarihlerinde Tokyo’da düzenleyeceği Müslüman Demokratlar Forumu Üçüncü Konferansı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/861) (Devam)

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

X.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan (10/85) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Kasım 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

29/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 29/11/2016 Salı günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Çağlar Demirel

                                                                                           Diyarbakır

                                                                                    Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, 30 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Grup Başkanvekili İdris Baluken tarafından verilen (10/85) esas numaralı Diyarbakır Baro Başkanı Sayın Tahir Elçi'nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşmelerinin Genel Kurulun 29/11/2016 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Osman Baydemir.

Süreniz on dakika Sayın Baydemir.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bundan tam bir yıl önce, dün, bütün hayatını haklar ve özgürlükler mücadelesine adayan bir hukukçu, bütün hayatını hukukun üstünlüğünün tecellisi için vakfeden yılmaz bir insan hakları savunucusu ve bütün hayatını, meslek hayatını suçluların, işkencecilerin, gözaltında insanları kaybedenlerin yani suç işleyenlerin cezasız kalmaması için vakfeden Tahir Elçi kardeşimiz, Diyarbakır Baro Başkanımız katledildi. Katledilişinin 1’inci yılında bir kez daha Tahir Elçi’yi, haklar ve özgürlükler mücadelesindeki “Tahir”i ve şüphesiz ki barış mücadelesindeki “Elçi”yi saygıyla, sevgiyle, hürmetle yâd ediyorum. Ve ahdımız olsun ki onun mücadelesi, haklar ve özgürlükler mücadelesi, onun eşitlik mücadelesi ve onun suçluların cezasız kalmaması mücadelesinin bayrağı asla ve kata, biz yaşadığımız müddetçe yere düşmeyecektir, yere düşürmeyeceğiz.

Müsaadenizle, Tahir Elçi’nin konuşmasıyla başlamak istiyorum: “Dört Ayaklı Minare’yi ne yazık ki iki gün önce, şu anda gördüğünüz bu ayağından vurdular. Tarihî Dört Ayaklı Minare insanlığa sesleniyor: ‘Beni ayağımdan vurdular; ne savaşlar, ne felaketler gördüm ama böyle ihanet görmedim.’ diyor bize. Biz bu tarihî bölgede, birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz; savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” Tam da bunu dediği için Tahir Elçi cinayete maruz kaldı.

Tahir Elçi öğrencilik yıllarımın idolü hukukçuydu, Tahir Elçi meslek hayatımızın sembollerinden birisi olan hukukçuydu ve Tahir Elçi’yi katletme süreci sadece Dört Ayaklı Minare önündeki açıklamasından kaynaklı değildi, aynı zamanda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar iç hukuk yollarının elverişsiz olduğu durumlarda uluslararası mekanizmalara kadar haklar ve özgürlükler mücadelesinin yılmaz savunucusu olduğu için katledildi ama aynı zamanda, bir televizyon programında fikrini özgürce ve cesurca ifade ettiği için, korku imparatorluğunun, korku cumhuriyetinin temellerini atmak isteyenlere karşı boyun eğmediği için önce siyasi lince maruz bırakıldı, hedef gösterildi ve akabinde de senaristler bir senaryo yazdılar. Kötü bir senarist eğer bir senaryo yazarsa onun filmi iyi olur veya kötü olur, o takdire bağlıdır ama bir katil, bir zorba rejim bir senaryo yazarsa ortaya cinayet çıkar. İşte, bu cinayet de böylesi bir senaryonun adımlarıydı, böylesi bir senaryonun zemin hazırlamasıydı ve Tahir Elçi cinayeti bir sürecin kapanmış, yeni bir sürecin, imha sürecinin, yıkım sürecinin, bir nevi birlikte yaşam duygusunun ortadan kaldırılması sürecinin âdeta fitilleyicisiydi. Tıpkı Vedat Aydın cinayeti gibi ve tıpkı Ape Musa cinayeti gibi ve tıpkı ondan sonra karanlıkta bırakılan, devlet içi, hukuk dışı örgütlenmelerce katledilen bütün bu ülkenin değerlerine yönelik suikast ve katliamlarda olduğu gibi.

Değerli milletvekilleri, aradan bir yıl geçti, önce ön otopsi raporunda Tahir Elçi’nin uzak mesafeden atışla katledildiği ifade edilirken, daha sonraki zaman dilimi içerisinde bilirkişinin ortaya çıkarmış olduğu veri, Tahir Elçi’yi katleden kurşunun hangi mesafeden geldiğinin tespit edilemeyeceğine dairdir.

Bir diğer husus, o günden bugüne bir yıl geçmesine rağmen, yine, cinayetin gerçekleşmiş olduğu Yenikapı Sokak’ta bulunan PTT’ye ait olan güvenlik kamerasının on yedi dakikalık görüntüsü hâlen gizleniyor, hâlen saklanıyor, hâlen dosyanın içerisine konulmuyor.

Aynı şekilde, orada bulunan restorana ait görüntüler, restoranın kamerasından çıkan görüntüler hâlen dava dosyasına konulmuş değil, hâlen avukatların bunu incelemesine izin verilmiş değil.

Diyarbakır Barosunun mevcut Başkanı Sayın Ahmet Bey’in ve diğer meslektaşlarımızın şu ana kadar sunmuş olduğu 12 dosya, 12 dilekçe ve 100’ü aşkın talebin tek bir tanesinin gereği yerine getirilmiş değil.

Yine, 15 Temmuzdan bugüne değin bu dosya savcısızdır. 15 Temmuzdan bugüne değin bu dosyaya atanan 3 savcının 3’ü de çeşitli gerekçelerle görevinden alınmış ve bu dosya şu an itibarıyla savcısızdır.

Çok açık ve net söylüyorum, Tahir Elçi’yi katledenler, bugün o katliamların aynı zamanda müsebbibidirler. Katliamın gerçekleştiği, ölümün, suikastın gerçekleşmiş olduğu günlerde Cumhurbaşkanından Başbakana, Adalet Bakanlığından ilgili bütün kamu kurum, kuruluşlarına kadar, bir an önce cinayetin aydınlanacağını ifade etmişlerdi, bu konuda kamuoyuna taahhütlerde bulunmuşlardı. Tam bir yıl geçti, bırakın cinayetin aydınlanması, dosya üzerinde resmî bir yasaklama kararı olmamasına rağmen Diyarbakır Barosu başta olmak üzere avukatlar dosyanın içeriğine ulaşamıyorlar, fiilî bir gizlilik kararı uygulanıyor. Bir boyutuyla, cinayet gizleniyor; bir boyutuyla, canilerin toplum içerisine dönmesine, toplum içerisinde yaşam bulmasına ve yeni suikastların zemininin hazırlanmasına katkı sunuluyor.

Özü itibarıyla, Tahir Elçi cinayeti -bir kez daha söylüyorum- müzakere sürecinden, diyalog sürecinden çatışma ve kaos sürecine girişin bir işaret fişeğiydi. Eş Başkanlarımız Sayın Demirtaş ve Sayın Figen Yüksekdağ ve diğer milletvekillerimiz bugün burada değilse, bu araştırma önergesinin imzacısı olan Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken bugün burada değilse, bu, Tahir Elçi’nin suikastını gerçekleştiren ceberut yapının politikalarının hayat bulduğunun aynı zamanda ifadesi, göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, daha önce de bu kürsüden vicdanlarınıza seslenmiştim. Doğrusunu söylemek gerekirse artık vicdanlarınıza seslenmeyeceğim. Çünkü vicdanlar, sevgili Tahir Elçi’nin eşi sevgili Türkan Elçi’nin de ifade ettiği gibi âdeta kış uykusunda. Ama, şundan şüpheniz olmasın ki bu cinayet aydınlatılmadığı müddetçe bu ülkeden hukukun üstünlüğünü beklememelisiniz, beklememeliyiz, bekleyemeyiz. Çünkü, karanlıkta bırakılan her cinayet yeni cinayetlerin zemin hazırlayıcısıdır. Eğer Tahir Elçi cinayeti aydınlatılmış olsaydı, o yapı, o klik açığa çıkarılmış olsaydı, cunta kliği 15 Temmuzda darbe girişimi zeminini bulamayacaktı. Eğer bu hukuksuzluklara göz yumulmuş olmasaydı, bir başka darbe olan eş genel başkanlarımızın ve milletvekillerimizin bugün Parlamentoda olmalarının, seçme ve seçilme haklarının gereğini yerine getirilmesi sürecinin önüne engel konulmuş olmayacaktı yani Parlamentonun darbelenmesi süreci de gerçekleşmemiş olacaktı. Bu itibarla da ortada 2 karşıtlık var. Bir tanesi zorba rejimdir ve zorba rejimine karşı vicdan hareketini devreye koyma zorunluluğudur.

Ben, bir kez daha, başta yüreği hukuk için, insanlık için… “Ben bu suça ortak olmayacağım. Dolayısıyla, televizyon kanalından siyasi lincin zemininin hazırlandığı bütün aşamalara kadar kimlerin dahli varsa bu siyasi cinayetin aydınlığa kavuşmasını istiyorum.” diyen kimler varsa bugün bu önergede pozitif rey kullanması çağrısında bulunuyorum. Bu cinayetin karanlıkta kalması için kullanılan her bir ret oy, hiç şüpheniz olmasın ki tarihte bu suça ortak olunduğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – …anlamına gelecektir. Gelin, hep birlikte bu suça karşı ortak bir mücadeleyi ortaya koyalım. Bir kez daha, Tahir Elçi şahsında bütün demokrasi şehitlerini, bütün insanlık şehitlerini, bütün barış savunucuları ve şehitlerini saygıyla, sevgiyle, minnetle yâd ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydemir.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Adıyaman Milletvekili Sayın Adnan Boynukara.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Boynukara.

ADNAN BOYNUKARA (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 28 Kasım 2015 tarihinde İstanbul’da bir toplantının yapılması planlanmıştı. Toplantıya şiddetin, silahın ve terörün dışında söyleyecek sözü olan insanlar davetliydi. Davetliler arasında ben de vardım. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi de davetliler arasındaydı. Toplantının yapılacağı sabah Tahir Elçi’nin Diyarbakır’a gelen misafirleri nedeniyle toplantıya geç katılacağı bildirildi. Toplantı başladı. Toplantı sırasında Tahir’in vurulduğuna ilişkin haber geldi. Demokrasiden ve sivil siyasetten yana olan Tahir Elçi öldürülmüştü.

Süreci hatırlamakta fayda var. Tahir Elçi neden olayın meydana geldiği yerdeydi? Terörü şehirlere taşıyarak şehirleri yıkmaya çalışan PKK terörünün tahribatlarına karşı çıkmak ve dikkat çekmek için oradaydı, Diyarbakır’ın tarihî değerlerini ve kültürel mirasını korumak için oradaydı. PKK’nın “çukur terörü” stratejisini izleyen herkes PKK’nın bu değerleri yıkmak için terörü şehirlere taşıdığını iyi bilir. Tahir Elçi’nin bu konuya ilişkin kaygıları ve endişeleri ülkenin geleceği konusunda kaygısı olan herkesin ortak kaygılarıydı.

Değerli milletvekilleri, terör örgütlerinin doğasında ara renkler yoktur. Arada kaldıklarını düşündükleri yapı ve kişilerin kimliğine bakmaksızın hedeflerine alırlar, yok edilmesi gerektiğini ilan ederler. PKK terör örgütünün de kendi tezlerine ve terör dayatmalarına karşı çıkan herkesi hedefine koyduğunu çok iyi biliyoruz. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde PKK terörünün hedefinde olan insan kitlesi az değildir. Yerine göre muhafazakâr, yerine göre sosyal demokrat ve yerine göre de Kürt meselesi konusunda duyarlı olan insanlar hedefe konuluyor ve konulmaya da devam ediliyor.

Değerli milletvekilleri, Tahir Elçi’nin öldürülmesi bana Musa Anter olayını hatırlatıyor yani düşüncesine nüfuz edemediği ve hâkim olamadığı insanları ortadan kaldırmak. PKK çizgisine yakın olan yüzlerce insan Musa Anter’in katledilmesi olayı ile PKK arasında ilişki olduğunu gayet iyi bilir. Tahir Elçi olayı sırasında olay yeri inceleme çalışmalarının çevreye yerleşmiş teröristlerin saldırısı sonucu yapılamamasının nedeni de bu benzerliktir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz silah sıktınız, siz. Sizin güvenlik personeli sıktı, biz oradaydık, tamam mı? Böyle yalanlarla yapmayın. (AK PARTİ sıralarından “Ya siz sıktıysanız ne yapacağız?” sesi)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz niye Musa Anter’in, Tahir Elçi’nin adını ağzınıza alıyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bunu atmayın yani. Olay yeri incelemesini yaptırmadınız.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Adnan Bey, devam edin.

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

BESİME KONCA (Siirt) – Siz niye aleyhte söz aldınız, niye aleyhte?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Olay yeri incelemesini yaptırmadınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onlar PKK savunucusu.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Adnan Bey, duymayın.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bitti mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Olay yeri incelemesini yaptırmadık.” deyin.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Devam edebilir miyim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Delilleri niye olay yerinde başlatmadınız?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Sizin söylediğinizi, sizin inandığınızı söylemek zorunda mıyım?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben oradaydım.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ben de oradaydım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, yalan atıyorsun! Seni görmedim orada.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Size kendimi göstermek zorunda mıyım ben?

BAŞKAN – Sayın Boynukara…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Seni görmedim.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Size kendimi göstermek zorunda mıyım?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen gizli mi çalışıyorsun?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Siz savcı mısınız?

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Yalan söyleme!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Böyle bir konuda doğru konuşun, arkadaşımızdan söz ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Zaman geçiyor, devam et Adnan Bey.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Adnan Bey, buraya konuşun lütfen ve biz sürenin ilave edilmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Boynukara, devam ediniz.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Temel amaç, gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek, olayı kaos için kullanmak.

BESİME KONCA (Siirt) – Lehte oy kullanın da görelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Böyle bir şey olamaz ya. Olay yeri incelemesi yaptırılmadı ya.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Tahir Elçi’nin katledilmesi bir gözdağı olayıdır, PKK’nın sıklıkla başvurduğu gözdağı stratejisinin somut bir örneğidir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Sayın Vekilim, Meclis araştırması önergesine destek verin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tamam, kabul edin, çıkaralım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Araştıralım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kabul edin, çıkaralım, kim vurmuş çıkaralım.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Terör örgütü başarısızlığının ve yanlışlarının tartışılması için bir Araf alan oluşmasından korkar, bunun öz eleştiriye dönüşeceğini bilir ve bunu bastırmaya çalışır.

BESİME KONCA (Siirt) – Bunların hepsini kendiniz için anlatıyorsunuz, bunlar sizin gerçekliğiniz.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bunu önlemek içinse bildiği tek yol ve çıkış öldürmektir.

BESİME KONCA (Siirt) – “Çocukları da kadınları da vuracağız.” dediğiniz gibi.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, tekrar terör örgütünün bu stratejisini ortaya koyan onlarca örnek verebilirim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Reddetmeyin o zaman, gelin araştıralım.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – İzniniz olursa sadece bir örneği paylaşayım: PKK terör örgütünün yayın organı olan TV kanalının yorumcusu ve ilgili kanalın çalışanının olaydan kısa bir süre önce yazdığı bir “tweet” vardı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Katillerin arkasında durun siz.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – “Tweet”ten öte aynı düşüncelerini, aynı sözlerini terör örgütü kanalında da tekrarlamıştı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hele bak ya! Ayıptır ya! Sizi oraya gönderenlere yazık ya!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Olayı takip edenler neyi ve kimi kastettiğimi gayet iyi bilir. Bu kişi “PKK’ya karşı tek laf söyleyenin yaşama hakkı yoktur. Eğer sömürgeciliğe karşı direnmiyorsan, üstelik kalkıp direnenleri eleştiriyorsan senin yaşama hakkın yoktur, kim olursa olsun.” Bu ifade PKK’nın yayın organında olaydan on yedi gün önce, ilgili PKK destekçisi, PKK yöneticisi tarafından dile getirilmiş bir olaydır. Sizce bunun adı nedir? Bu, açık bir tehdittir.

BESİME KONCA (Siirt) – Devletin Kürtleri niye kabul etmediğinin ifadesidir.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Peki, Tahir Elçi bu açıklamadan kısa bir süre önce ne söylemişti?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tahir Elçi CNN Türk’te ne söyledi? Niye linç ettiniz, onu söyleyin, onu!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Tahir Elçi “Şehirlere inmiş olan yasa dışı silahlı gruplar ilçelerden ayrılsın, hendekler kapatılsın.” demişti. Kimi baro başkanlarıyla birlikte bunu kitlesel bir çağrıya dönüştürüyordu. Tahir Elçi sırf bu açıklamadan dolayı hedefti. Tahir Elçi, tüm duyarlı insanlar için iyi bir hukukçu, insan hakları savunucusu ve değerli bir insandı.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Onun için mi yargılıyorsunuz?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – PKK ve türevleri için ise varlığı tehditti, ölüsü ise yararlanılacak bir malzemeydi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Niye dava açtınız hakkında? Niye İstanbul’a götürdünüz? Niye manşetlerden verdiniz? Neden, neden? Bunlara cevap ver. Neden linç ettiniz Adalet Bakanı, Başbakan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, insan biraz vicdanlı olur, vicdanlı ya! Siz hain ilan ettiniz, hain!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Bakın, benim vicdanımı ölçecek vicdan, kalibre, terazi sizde yok! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sizde hiç yok!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Herkes haddini ve sınırını bilecek.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sizde vicdan mı var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ben burada düşüncemi ifade ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Düşünce ifade etmiyorsun, bir şeyi aklamaya çalışıyorsun!

BAŞKAN - Sayın Boynukara, siz devam edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen bir cinayeti aklıyorsun, cinayeti!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ben kimseyi aklamıyorum!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkan, susturun lütfen. Ya, böyle bir şey olur mu? Hatip orada konuşuyor.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ben kimseyi aklamıyorum! Katil PKK terör örgütüdür!

BESİME KONCA (Siirt) – Bir vekil katili koruyamaz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Katili koruyorsun!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, daha sonra kalkıp cevap verirsiniz.

BESİME KONCA (Siirt) – Katilin savunmasını yapıyorsun.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Katili savunuyor ama.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, konuşmasını bitirsin, sonra kalkıp cevap verirsiniz, lütfen…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK’yı niye savunuyorsunuz?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ben PKK’yı dile getiriyorum. Ben katilin PKK olduğunu söylüyorum.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Katili savunuyor, katili!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Katil PKK olunca zorlarına gidiyor.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Seçilmiş sivil siyasetçi olduğunu sandığımız insanlar üzerlerine alınıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Niye çıkarmıyorsunuz o zaman? Kimse çıksın!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Tahir Elçi, klasik bir PKK şakşakçısı değildi, PKK terör örgütünün yaptığı yanlışlara ayna tutan birisiydi. Bu anlamıyla terör örgütünün tekerine çomak sokan bir insandı.

BESİME KONCA (Siirt) – Oy verin o zaman, oy verin, araştırılsın.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Sadece bu nedenle dahi hedefe konulduğuna inanıyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Hangi sözü üzerine hedefe koydunuz?

BESİME KONCA (Siirt) – Parmakları göreceğiz şimdi.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Yargının bu olayı araştırıp aydınlatmasını, katilleri ortaya çıkarmasını talep ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – 3 savcıyı niye değiştirdiniz?

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Ve Tahir Elçi’yi rahmetle anıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Anma!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Anma, senin anmana ihtiyacı yok!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Tahir Elçi benim arkadaşım, benim arkadaşım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Anma! Mezarda ters dönmüştür, anma onu! Senin ağzına yakışmıyor, anma onu!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Tahir Elçi PKK’lı değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sen anma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Tahir Elçi sizden değil.

BAŞKAN - Sayın Boynukara...

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) - Tahir Elçi PKK’lı değil.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen kimsin ya!

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Var mı itirazınız, var mı itirazınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Boynukara...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen kimsin ya! Tahir’i anamazsın sen, anamazsın, öyle bir hakkın yok! Hem öldürün hem anın!

BAŞKAN – Sayın Beştaş...

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Hayret bir şey!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Adnan Bey kürsüye konuşun lütfen.

ADNAN BOYNUKARA (Devamla) – Senin hakkın mı var? Böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Sayın Boynukara, tamam, bitirdiniz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Siz de Sayın Başkan görevinizi yapın ve bunları susturun lütfen. Böyle Meclis düzeni olur mu ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen...

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, görevinizi yapınız lütfen. Buradan sürekli konuşuyorlar, hatibe müdahale ediyorlar.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, lütfen oturur musunuz yerinize.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Aynısının tersini bu grup yapsa ne yaparsınız? İstirham ediyorum, Meclisin düzenini sağlamakla görevli Başkan Vekili sizsiniz orada.

BAŞKAN – Ben ikazımı yapıyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yapmıyorsunuz, görevinizi yapmıyorsunuz Başkan!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bunlar buradan hatibin insicamını bozuyor ve sesinizi çıkarmıyorsunuz, hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Sayın İnceöz, lütfen...

AHMET YILDIRIM (Muş) – Geçen hafta çıkıp bunları söyleseydiniz hanımefendi, geçen haftaki başkan vekiline söyleseydiniz.

BAŞKAN – Böyle bağırmanıza gerek yok Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Böyle bir şey olur mu ya!

BAŞKAN - Ben ikazımı yaptım.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Nasıl ikaz yaptınız!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bu taraftan konuşuyorlar, konuşuyorlar, yok böyle bir şey.

BAŞKAN – Tamam, doğru.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Geçen haftaki başkan vekiline söyleseydiniz.

TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) - Nasıl ikaz yaptınız, nasıl ikaz yaptın ya!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiçbir ikaz yapmadınız!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hatip bir cümle söylüyor... Biz akşama kadar katılmadığımız her düşünceyi dinliyoruz burada!

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Baydemir, buyurun.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Daha çok bağıracak mısın?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen bağır, biz bağırmayalım, devam et bağırmana!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bağırınca sizden mi korkacağız!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Fazla konuşmayın be!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sen konuşma!

BAŞKAN – Sayın Beştaş...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Burada, katlettiğiniz bir insanın hesabına hayır diyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katil de sizsiniz, katil PKK, katil PKK.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Katil sizsiniz, katil siz değilseniz ellerinizi kaldırın.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.14

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde lehte söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’da sıra.

Sayın Tanal, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla ve hürmetle selamlıyorum.

Bugün, Gazi Meclisin Başkanlık Divanına baktığımız zaman kadın ağırlığının hissedilmesi, bu güzel görüntü takdire şayandır. Umarım ve dilerim ki bu Divanın oluşumu, bu kadın ağırlıklı oluşum tüm devlet kurumlarında kendisini hissettirir ve demokrasiye büyük bir katkı sunar.

Kadın varsa demokrasi var, kadın yoksa demokrasi yok. Ayrıca, kadının yönettiği yerde gerçekten savaşın yeri yoktur. Eğer ülkeleri kadınlar yönetmiş olsaydı faili meçhul cinayetler de olmazdı diye düşünüyorum ben.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; “Rahmetli Tahir Elçi kimdir?” derlerse; Tahir Elçi barışın elçisiydi, hukukçu meslektaşımdı. Cenazesini morgdan aldığımız zaman… Gerçekten, o anı kimsenin yaşamasını istemiyorum, çok ağır bir anı. O dönem Türkiye Barolar Birliği Başkanıyla, tüm Türkiye’deki baro başkanlarıyla birlikte morga birlikte girmiştik.

Tahir Elçi 1992 yılından beri Diyarbakır’da serbest avukatlık yaptı, mesleki faaliyetleri ceza ve insan hakları hukuku alanında yoğunlaştı, kamuoyunda bilinen tüm mağdur davalarını gerek yurt içinde gerek yurt dışında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde temsil etti.

Tabii, Türkiye’deki cinayetlere baktığımız zaman, siyasi olmayan, adi cinayetlerin hepsini Emniyet açığa çıkarmakta, failleri yakalanmakta, suça iştirak eden, arkasında kim varsa, kim destek vermişse, kim yardım yataklık etmişse bugüne kadar adi suçların hepsinde yakalanmış durumda. Aşağı yukarı, adi suç olup aydınlığa kavuşmayan cinayetler yok gibi ama Türkiye’de, baktığımız zaman, siyasi suçlarla ilgili, siyasi cinayetlerle ilgili ne hikmetse bu suça iştirak edenler bulunamıyor, failleri bulunamıyor, faili meçhul cinayetlerle karşı karşıya kalıyoruz. Tabii, biz bu döneme baktığımız zaman, yani -2002’den- AKP dönemindeki faili meçhul karnesine baktığımız zaman, gerçekten AKP’nin iktidarda olduğu dönemde 208 faili meçhul cinayet kurbanı var. Necip Hablemitoğlu suikastı AKP’nin son yıllarda mücadele ettiği paralel yapıyla ilgili 2002’de kaleme alınan… Alman vakıflarıyla uğraşan Necip Hablemitoğlu evinin önünde uğradığı suikast sonucu… Hâlen bugüne kadar failleri bulunamadı. Aynı şekilde, ASELSAN mühendislerinin şüpheli şekilde ölmesi neticesinde Milliyetçi Hareket Partisi araştırma komisyonu önerdi ancak o dönemde AKP’nin oylarıyla reddedildi. Aynı şekilde, Muhsin Yazıcıoğlu, evet, bu bir uçak kazası mıdır yoksa gerçekten bir faili meçhul müdür, bu olay hâlen aydınlığa kavuşturulamadı, hâlen gizliliğini koruyor. Hrant Dink davası, aynı şekilde sadece tetikçiler şu anda yakalanmış durumda ama işin perde arkasında bulunan failler hâlen bulunamadı. Rahip Santoro cinayeti, yine aynı şekilde tetikçiler bulundu, esasen bunu azmettirenler, perde arkasında bulunanlar yine yakalanamadı. Uludere katliamına baktığımız zaman, dava dosyası kapatıldı hâlen bu sis perdesi bugüne kadar aydınlatılamadı. Zirve Yayınevi suikastında, yine baktığımız zaman, o dönemle ilgili “Ergenekon kumpas davası” denildi, vesairesi oldu, bugüne kadar yine bu da aydınlığa kavuşturulamadı. Bingöl dosyası, geçtiğimiz yıl Bingöl İl Emniyet Müdür Yardımcısı ve bir başkomiser sokak ortasında silahlı saldırıya uğradı, bununla birlikte o dönemde HDP tarafından olayla ilgili Meclis araştırması istenildi, kimlerin yaptığının tespiti istenildi, yine AKP’nin oylarıyla bu reddedildi.

Bu seri cinayet olaylarına baktığımız zaman yani eğer bir ülkede demokrasi varsa, özgürlükler varsa faili meçhullerin sayısının artmaması lazım ve bunların herhangi bir siyasi parti farkı gözetmeksizin tüm siyasi partiler bu faili meçhul cinayetlerin üstüne gitmesi lazım. Eğer faili meçhul cinayetlerle ilgili, bunun üzerine, siyasi cinayetlerin üzerine birileri gitmek istemiyorsa anlayın ki bunun sonucu o siyasi partiye dokunuyor, demek ki o sebepten istemiyorlar diye düşünüyorum. Yani yoksa, eğer gerçekten bu siyasi cinayetlerin aydınlığa kavuşmasını bir siyasi iktidar, bir siyasi parti istiyorsa ret oyunu kullanmaması lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu açıdan, burada açıkça şu tavrı koymak lazım: Eğer siyasi cinayetlere “hayır” diyorsak bu önergenin kabul edilmesi lazım. Yok, “evet” diyorsak da ret oyunun verilmesi lazım. Bu konuda baktığımız zaman, geçmişte bununla ilgili gerek ASELSAN olayıyla ilgili, gerek diğer olaylarla ilgili siyasi iktidar ret oyu vermiş mi? Vermiş ama dilerim ve isterim ki, umarım ki bugün siyasi iktidar bu cinayetin araştırılmasını ister ve Tahir Elçi’nin katilleri en azından bulunur. Ama biz bu olayın takipçisi olacağız. Bu tür cinayetlerde sıkıntı ne var? Sıkıntı şu: Cezasızlık var, aynı zamanda zaman aşımına uğruyor ve sanıklar bulunamıyor, yaptığı yanına kâr kalıyor. Bu anlamda da hukuk devleti, demokrasi olan ülkelerde bu faili meçhuller mutlaka bulunur.

Değerli arkadaşlar, bu faili meçhuller, bu cinayetler bu dönemde daha da artacak. Niye? Getirilen kanun hükmünde kararnameyle ilgili, kanun hükmünde kararnamenin uygulanmasıyla ilgili, “Suç işleyen kişinin siyasi, idari, ekonomik, mali ve cezai anlamda bir soruşturması olmayacak, herhangi bir ceza uygulanmayacak.” diyor.

Şimdi, bakın, bugün Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken terörden dolayı ceza aldı; ceza mahkûmiyeti kesinleşti, Belediye Başkanlığı düştü, cezaevine gönderildi. Onun yerine, belediye meclis üyeleri seçimle Ali Müfit Gürtuna’yı Belediye Başkanı seçtiler. Terör suçundan dolayı ceza aldı, Belediye Başkanlığı düştü, belediye meclis üyeleri seçimle Ali Müfit Gürtuna’yı seçtiler.

SALİH CORA (Trabzon) – Şiir okuduğu için cezaevine girdi, devlete meydan okumadı!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Netice itibarıyla, bugün, aynı şekilde -mahkûmiyet kararı olduğu hâlde düştü- Türkiye’deki belediye başkanları hakkında hâlen düzenlenen bir iddianame yok, hâlen kesinleşen bir mahkûmiyet kararı yok; sadece soruşturma aşamasında, belediye başkanları alınıyor, kayyum atanıyor. Peki, kayyumu atarken, FETÖ soruşturmasından dolayı görevden alınan AKP’li belediye başkanlarının bulunduğu yerlerde belediye meclisleri kendi arasında seçim yapıyor, belediye başkanı seçiliyor, diğer siyasi partilerin belediye başkanlarının bulunduğu yerlerde atamayla yapılıyor. Değerli arkadaşlar, hukukta çifte standart olmaz. Yani, “terör örgütü üyeliğinden” derseniz, terör suçlarından, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin örneği ortada; geçmişte Adana Belediye Başkanının mahkûmiyet kararı vardı, o dönem düştü, ortada ve aynı şekilde belediye başkanının boşaldığı yer… Mesela, Şanlıurfa Belediye Başkanı milletvekili seçildi, boşluğa düşünce yine belediye meclis üyeleri kendi aralarında belediye başkanını seçtiler. Onun için, bu şekilde kayyum atanması, bu şekilde belediye başkanlarının seçilmiş iradeye rağmen kayyuma verilmesi demokrasiyle bağdaşır bir durum değil. Demokrasinin olduğu ülkelerde özgürlükler vardır ve terörün panzehri demokrasidir, katılımcılıktır, özgürlüktür. Biz, eğer ne kadar demokraside, özgürlüklerde bir kısıtlama getirirsek gerçekten başımız dertten kurtulmaz.

Anlayamadım, buyurunuz.

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Bir gün o çukurlara düşersiniz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – “O çukurlara düşersiniz.” O çukurları açan siyasi parti AKP’ydi değerli üstat. (CHP sıralarından alkışlar) Yani -ben Şırnak, Cizre’ye gittiğim zaman- o çukurları AKP açtı, izin verdi. Oslo’da çadır mahkemeyi siz kurdunuz, gidip Oslo’da gizli görüşmeyi siz yaptınız. Habur’da çadır mahkemeyi siz oturttunuz. Yani, gidip Dolmabahçe’de iki ayak üst üste atan sizdiniz, ben miydim ya! Türkiye’ye bu FET֒yü bela ettiniz, PKK’yı bela ettiniz. Yani, çukuru açan da sizsiniz, yardım, yataklık eden de sizsiniz. Yani, zorla kaşınıyorsunuz, ben bunu size söylemek istemezdim ama keşke… (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN ARAS (Iğdır) – Sivri laflarınızı biraz törpüleyin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bak kardeşim, varsa bir sözün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …varsa bir lafın gelip burada söylersin ama bir lafın yoksa böyle yerinde oturarak, laf atmayla milletvekilliği yapılmaz. Sen bugüne kadar bu Mecliste yemin dışında ne yaptın? Gel burada bir konuş ya Allah rızası için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ediyoruz.

Sayın Kerestecioğlu, sisteme girmişsiniz.

Grup sözcüsü olarak, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, bazı konuların gizli kalması istenmiyorsa araştırma önergelerinin kabul edilmesi ve iddiaların ortaya çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sadece bir şeyi hatırlatmak için Sayın Başkan, söz aldım.

Meclis eğer demokratik bir Meclisse ve gerçekten bazı şeylerin bu ülkede gizli kalmasını istemiyorsak, şeffaf olarak araştırılmasını istiyorsak araştırma önergesi vermek zaten bunun bir yoludur. Yapılması gereken de, burada bu önergelerin kabul edilip ondan sonra gerçeği nedir, öyle midir, böyle midir, bizim iddia ettiğimiz gibi midir, yoksa sizin iddia ettiğiniz gibi midir; bunun ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Meclisin görevi budur. Yapmak istediğimiz şey bu.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Burası mahkeme değil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Burası mahkeme değil ama komisyon bunun için kuruluyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Araştırma için kuruluyor, araştırma için.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Komisyonlar bunun için var. Bu nedenle araştırma önergeleri veriliyor. Susurluk Araştırma Komisyonu da bunun için kurulmuştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Daha öncesinde Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu da bunun için kurulmuştu.

O nedenle herkes elini vicdanına koysun. Biz kaybettiğimiz bir arkadaşımız, gerçekten sevdiğimiz bir arkadaşımız için bunu söylüyoruz ve bunu, bütün Türkiye toplumu için istiyoruz, şahsımızın, bizim partimizin haklı çıkması için istemiyoruz.

Bunu bir kez daha vicdanlara sunmak için söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

X.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan (10/85) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Kasım 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

Buyurun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP grup önerisiyle -daha önce de aynı grup önerisi gündeme gelmişti, bu 3’üncü kez verildi- 30/11/2015 tarihli araştırma önergesiyle ilgili olarak bugün görüşülüp, bu konuda araştırma komisyonu kurulması ve Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin olayların araştırılmasıyla ilgili komisyonun kurulması için bugün ön görüşmelerinin yapılması isteniyor HDP grup önerisiyle.

Öncelikle menfur saldırıyı bir kez daha kınıyorum. Merhum Tahir Elçi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Aynı olayda şehit olan polislerimiz Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur’a ve daha sonra terörle mücadelede şehit verdiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Tahir Elçi’ye yapılan saldırı milletimizin birlik ve beraberliğine yapılan bir saldırıdır. Teröristlerin amacına hizmet eden bir saldırıdır. Tahir Elçi’nin öldürülmesi hepimizi derinden üzmüştür çünkü Tahir Elçi Diyarbakır Barosu Başkanı olarak hepimizin takip ettiği önemli bir isimdir. Şiddetin doğru yol olmadığını, hendek siyasetinin terk edilmesi gerektiğini gerek basın açıklamalarında gerekse sosyal medyada yapmış olduğu açıklamalarda hep dile getirmişti. Tahir Elçi’ye yapılan saldırı sırasında basın olayın büyük bir bölümünü çekmişti -bir yıl öncesini hatırlayalım- ancak tabii, basının çekemediği bölümler ve karanlıkta kalan, şu anda aydınlatılmayı bekleyen yargının önünde bir dosya var ve inşallah, temennimiz, Tahir Elçi’yi katleden kurşunu sıkan eller bulunur ve cezalarını çeker; bütün temennimiz bu.

Şimdi, burada PKK’lı teröristler o olay sırasında polislerimizle bir çatışmaya giriyorlar ve çatışmanın akabinde, işte 150-200 metre ileride basın açıklaması yapan Tahir Elçi’nin bulunduğu ortama koşarak geliyorlar ve o sırada polisler ile teröristler arasında çıkan çatışma sırasında Tahir Elçi vuruluyor. Tabii, vuran elin kim olup olmadığına ilişkin soruşturma hâlen devam ediyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, hemen olayın akabinde olay yeri incelemesi için bir çalışma başlatıyor. O olay yeri incelemesi sırasında uzun menzilli silahlarla ateşler açılıyor ve olay yeri incelemesinin çalışmasına imkân sağlanmıyor. İkinci gün yine Cumhuriyet Başsavcılığının başkanlığında olay yeri inceleme ekibi geliyor, yine çatışma çıkıyor ve olay yeri inceleme ekibini korumak için görevli olan zırhlı araçlar -bomba patlatılarak- uzaktan menzilli bombalarla kobra araçları patlatılıyor ve orada da 4 polisimiz yaralanıyor ve daha sonra, olaydan üç gün sonra 30/11/2015 günü cumhuriyet başsavcısıyla birlikte barodan görevli 5 avukat olay yeri inceleme ekipleriyle beraber sabah 06.30’da çalışmaya başlıyorlar ve birtakım bulgular elde ediyorlar ve daha sonra bu çalışmayı tamamlamadan yine bir saldırı gerçekleştiriliyor üçüncü gün ve elde etmiş oldukları 71 bulguyu muhafaza altına alıyorlar ve dönüyorlar. Tabii, birtakım ifadeler alınıyor, görüntü kayıtları elde ediliyor. Tüm bunlar, dosya kapsamı Adli Tıp Kurumuna kriminal, balistik ve kimyasal analizler için gönderiliyor ve şu anda bunlar inceleniyor. Ayrıca, İçişleri Bakanlığının idari soruşturması devam ediyor. İdari soruşturmada 2 mülkiye müfettişi, 2 polis başmüfettişi görevlendirilmiş ve olayla ilgili olarak aranan teröristlerden Mahsun Gürkan kolluk kuvvetlerince etkisiz hâle getiriliyor Sur’da meydana gelen çatışmalarda ve Uğur Yakışır isimli şahıs hakkında da yakalama kararı çıkarılıyor.

Şimdi, tabii, Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan kişi ya da kişiler adli soruşturma neticesinde belli olacaktır. Ancak Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan en önemli etken ise hiç tartışmasız bölgedeki terör olaylarıdır, Tahir Elçi’nin de itiraz ettiği hendek siyasetidir değerli milletvekilleri. Eğer burada terör olayları olmasaydı dört ayaklı minare hasar görmeyecekti ve Tahir Elçi de dört ayaklı minarenin etrafından çatışmalar uzak dursun diye basın açıklaması yapmak zorunda kalmayacaktı. Maalesef terörü destekleyen açıklamalar, teröriste verilen destekler, hendek siyaseti o bölgede böyle bir huzursuzluğu meydana getirdi.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kürt sorunu var, hendek siyaseti demeyin, Kürt sorunu var! Tarihsel bir Kürt sorunu var!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Onun için, o huzursuzluğun sebebi terör örgütleridir. Öncelikle, bir kere, terör örgütüne bir laf söyleyebilmen lazım. Bakın, biz temkinli davranıyoruz. Teröristlerden bir tanesinin ifadesi burada. İfadesi basına da yansıdı. Ne diyor? Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının Tahir Elçi soruşturmasında değil de başka bir davada vermiş olduğu Sur’la ilgili ifadesini ben isterseniz aynen okuyayım. Bakın, ne diyor. “Soruldu: Sorumlu düzeyde faaliyet gösteren Rodi kod adlı erkek örgüt mensubunun yanından hiç ayırmadığı video çekimi yapan küçük Sony marka el kamerasında Tahir Elçi'nin vurulma anına ilişkin görüntüler mevcuttu. Ve bu görüntüler hatırladığım kadarıyla RKÖ, RT, CA, DA ve benim de bulunduğum ortamda Rodi ve Zagros kod adlı örgüt mensupları tarafından izletildi. Ben izlemiş olduğum görüntülerden çok net bir şekilde MG isimli şahsın tek bir atışta Tahir Elçi’yi vurduğunu bizzat gördüm. Zaten bu bir marifetmiş gibi bizlere vurulma anı sonrasında kendisine çevirip çeken Zagros ve Rodi diyordu. Yine görüntülerde MG ise ‘Ben vurdum, ben vurdum.’ diye söylemde bulunduğunu gördüm. Hatta, Tahir Elçi’nin vurulma olayında MG’nin herhangi bir yara almadığını, diğer Hakkı kod adlı örgüt mensubunun arka sırt bölgesinden ateşli silahla vurulması sonucu ağır yaralandığını biliyorum. Zira, o yaralanmasından dolayı, benim, Suriçi bölgesine girişimden sonra dahi hâlen tedavisi devam etmekteydi dedi.”

Şimdi, bakın, bu ifadeye rağmen, biz, yine temkinli davranıyoruz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Araştırılsın.

BESİME KONCA (Siirt) – Yine araştırılsın.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Tahir Elçi’nin ölümüne sebebiyet veren şudur.” demiyoruz. Bunu yargı değerlendirecektir. Ama siz bu ifadeye rağmen ön yargıda bulunuyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu savcı niye değişiyor, bu savcı niye değişiyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Tahir Elçi’nin katili devlettir.” diyorsunuz. Bunu nasıl söyleyebilirsiniz? Buna ilişkin, eğer polisin kurşunuyla öldüğüne ilişkin bir deliliniz varsa yardımcı olun…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Delil toplanmadı ki.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …yargı makamlarına takdim edin, cumhuriyet başsavcılığına elinizdeki delilleri verin ki olay açığa çıksın. Hepimiz bunu istiyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Delil toplansaydı, verirdik biz de, delil toplanmadı.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Evet.

Adli soruşturma: Şimdi, bakın, eğer…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Bir yıldır nerede? Yerinde sayıyor, tek bir adım atmış mı savcılık?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Şimdi, HDP’li milletvekillerimiz, bulunduğunuz yerden sürekli sataşıyorsunuz, konuşmamızın insicamını bozmaya çalışıyorsunuz. Ama şu gerçeği siz de çok iyi biliyorsunuz: Eğer, bir yaşam hakkı ihlali varsa, bu konuda yetkili ihtisas komisyonu Türkiye Büyük Millet Meclisinde İnsan Hakları Komisyonudur. Orada, bütün iddialarınızı ortaya koyarsınız. İnsan Hakları Komisyonunun bu konuda daimi çalışma yetkisi var.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ya, araştırma sizi niye rahatsız ediyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu yetkiyi kullanır, alt komisyonlar oluşturur ve araştırırlar. Ancak, burada, adli bir soruşturma söz konusu. Adli soruşturma şu anda devam ediyor. Cumhuriyet başsavcılığı bütün delilleri -toplayabildiği kadar, terör örgütünün müsaade ettiği kadarıyla- 71 bulguyu ifadelerle beraber -toplanan kovanlar, fişekler neyse hepsini- adli tıbba teslim etmiş ve adli tıp incelemesini gerçekleştiriyor.

Başka ifadeler, işte, biraz önceki şüphelinin başka bir dosyada vermiş olduğu ifade de ortada. Bu ifadelerin hepsini şu anda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı değerlendirecek ve ona göre bir karar verecektir. Elbette ki temennimiz bu olayın aydınlatılmasıdır.

Bakın, faili meçhul olaylarla alakalı olarak -şimdi bu önergede de yazılmış- AK PARTİ suçlanmaya çalışılıyor. 90’lı yıllardaki faili meçhul olaylar, faili meçhul kalmış olaylarla alakalı olarak AK PARTİ iktidarı döneminde tüm araştırmalar yapılmış ve Tahir Elçi de o soruşturmaların duruşmalarına girmeye başlamıştır. Tahir Elçi o faili meçhul olaylarla ilgili davalarda avukatlık yapmıştır ki avukatlık yapabilmesi için o davaların açıldığı dönem de AK PARTİ dönemindedir. AK PARTİ, faili meçhul olayların aydınlatılmasına ilişkin kararlı bir politika izlemiştir, bunu da merhum Tahir Elçi çok iyi bilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Tahir Elçi’nin televizyon programında yapmış olduğu konuşma ayrı bir konudur, Tahir Elçi’nin öldürülmesi olayı ayrı bir konudur. Belki de o konuşmayı yaptığı için, suçlamayı başka yere çekmek için bu yönde bir açıklama yapılması da elbette ki olayın karartılmasına yönelik bir davranıştır diyor, bu duygu ve düşüncelerle tekrar Allah’tan rahmet diliyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan..

BAŞKAN – Sayın Baydemir…

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Hatip konuşmasını yaparken “Eğer samimi olsa idiler –grubumuza yönelik ve önergemize ilişkin- buraya değil başka bir komisyona gideceklerdi.” demek suretiyle samimiyetimizi sorgulama konusu yapmıştır.

Sataşmadan dolayı söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baydemir, iki dakika size sataşmadan söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok açık, net bir dille ifade ediyorum: Önce, canlı yayında bir siyasi lince tabi tutuldu, akabinde siyaset mekanizmasından tutun medyaya kadar kalemini ve vicdanını satanlara karşı o siyasi linç kampanyası ta ki katiller, alçaklar tetiği çekinceye kadar canlı yayında Tahir Elçi kardeşimiz katledildi.

Şimdi, soru şudur: Bir yıldır soruşturmada bir gram ilerleme yok. Hukukçular var içinizde, hukuk fakültesini bitirenler var, baronun 12 dilekçesi var, 100 talebi var, tek bir talep yerine getirilmemiş. Deliller karartılıyor, demin hatibin okumuş olduğu beyan gibi, deliller karartılıyor. Bir cinayeti gerçekleştiren mekanizma, bir diğer mekanizma eliyle deliller karartılıyor ve bir nevi katliamın üstü örtülüyor. Şüpheniz olmasın ha, karanlıkta kalan her bir cinayet yeni cinayetlerin haber vericisidir. Bu itibarla da, son bir yıl içerisinde yaşamış olduğumuz bütün cinayetlerin hukuki, ahlaki, siyasi sorumluluğu Hükûmetindir, Hükûmettedir.

Bir yıl boyunca dediniz ki: “Biz failleri açığa çıkaracağız.” Bense diyorum ki: Şu anda soruşturmanın savcısı yok, savcısı. 3 savcı görevden alındı. Dönemin, operasyonu yürüten, delillerin toplanmasını önleyen paşası şu anda nerede? O paşa şu anda cezaevinde, FET֒den tutuklu! “Darbe mekaniği” dediğiniz mekanik işte buydu! Darbe mekaniği katletti!

NİHAT ÖZTÜRK (Muğla) - Niye bağırıyorsun?

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - Şu anda siz de üstünü örtmeye çalışıyorsunuz!

Eğer samimiyseniz, gelin, ortak bir komisyon kuralım ve o Allah’ın belası, cani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) - …suç şebekesi kimse beraber yakasına yapışalım, açığa çıkaralım, yargılayalım, sorgulayalım, bir daha bu ülkede böylesi cinayetler yaşanmasın! (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Baydemir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tunç…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Başkanım, hatip ifade tutanağıyla ilgili olarak delilleri kararttığımı ifade etti. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tunç, iki dakika da size söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Tanal, sonra sizi dinleyeceğim.

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın hatip delilleri karattığımızdan bahsetti. Konuşmamız açık: On dakika boyunca burada, Tahir Elçi’nin ölümüyle ilgili karanlık noktaların aydınlatılması gerektiğini ifade ettik. Bu karanlık noktaların aydınlatılmaması için ta olay gününden itibaren gayret gösterenlerin de kimler olduğunu söyledim, orayı duymazdan geliyorsunuz. Cumhuriyet başsavcılığının başkanlığında 5 baro üyesi avukat ve olay yeri inceleme ekibini olayın sıcaklığıyla… Ceza soruşturmasında delillerin toplanmasıyla ilgili olarak olay anından sonraki dakikalar çok önemlidir. Bu dakikalarda orada bir çalışma yapılmamasını sağlayan terör örgütüdür. Terör örgütüne neden bir laf söyleyemiyorsunuz buraya gelip? Söyleyemezsiniz çünkü sırtınızı her defasında onlara dayadığını söyleyen bir siyaseti izliyorsunuz.

BESİME KONCA (Siirt) – Biz halka dayadık sırtımızı.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Niye komisyon isteyelim o zaman?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bakın, bu ifade açık. Ben ne diyorum? Teröristlerden bir tanesi böyle bir ifade verdi: “Tahir Elçi’yi PKK öldürdü.” diyor ama buna rağmen cumhuriyet başsavcılığı bu ifadeyle yetinmiyor. “Olayın, soruşturmanın savcısı yok.” diyorsunuz. Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu? Soruşturmanın savcısı şu anda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısıdır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısının görevlendirmiş olduğu cumhuriyet savcıları devam ettiriyor soruşturmayı ve tüm bu ifadeler de değerlendirilecektir. “Ya, Tahir Elçi eğer teröristlerden çıkan bir kurşunla öldürülmüşse bunu acaba siyaseten nasıl izah ederiz? Bugüne kadar yapmış olduğumuz savunmalar, hepsi çökecek.” diye korkuyorsanız o korku artık sizin kendi bileceğiniz iştir.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Biz komisyon kurulmasını istiyoruz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İşte, bunları ortaya çıkaralım.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Biz bu olayın aydınlatılması taraftarıyız diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tunç.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, sayın hatip…

BAŞKAN – Sayın Baydemir, sizden önce Sayın Tanal söz istedi.

Sayın Tanal, sizi dinleyeceğim demiştim, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce hatip konuşmasında dedi ki: “Efendim, bu faili meçhul cinayetler AKP’ye yıkılmaya çalışılıyor.” Şimdi, gayet açık ve net, Ziyaeddin Akbulut, Şanlıurfa Valisiydi… Ben 60’a göre yerimden de söyleyebilirim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz, buyurun, açık mikrofonunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, faili meçhul cinayetler… Biraz önce hatip dedi ki: “Efendim, AKP’ye bağlanmaya çalışılıyor.” Örnek vereceğim ben, Ziyaeddin Akbulut, son FETÖ soruşturmasından dolayı yakalandı, şu anda içeride, geçmişte Şanlıurfa Valisiyken onun döneminde faili meçhul çok cinayet yaşandı, rahmetli Vedat Melik(x) vardı yani bunlar o dönemde gerçekten bulunamadı ve AKP bunu ödüllendirdi, milletvekili yaptı. Aynı şekilde, Oğuz Kağan Köksal, Emniyet Müdürüydü, yine AKP bunu milletvekili yaptı. Abdülkadir Aksu, o dönemde Bakandı, faili meçhul cinayetler o dönemde çok oldu, bakanlığı devam etti. Aynı şekilde, yine, burada baktığımız zaman, şu anda, hâlen… Faili meçhul cinayetlerin yoğun olduğu dönemlerde Beşir Atalay’ı bakan yaptı. Yani bir yönden siyasi iktidar bunları ödüllendiriyor bakan yapmakla, milletvekili yapmakla.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baydemir.

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında iki ayrı yerde bir kez daha sataşmada bulundu hem olay mahalline giden savcı ve ekibini görmezden geldiğimizi ve böylelikle gerçeği saptırdığımızı hem de kime sırtımızı dayadığımıza dair haddini aşan bir beyanda bulundu. Ona ilişkin…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baydemir, yeni bir sataşmaya mahal vermeyin, son kez size söz veriyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Sırtımızı dayamıyoruz.” mu diyeceksiniz?

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Kime dayamışlar sırtlarını belli değil.

BAŞKAN – Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir’in, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN BAYDEMİR (Şanlıurfa) – Rabb’im şahittir ki sırtımızı önce Hakk’a, sonra da halka dayarız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Özgürlük davasına, adalete ve onurlu bir barışa dayarız, onurlu bir barışa. (HDP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bravo, kutluyorum(!) Figen Hanım ne diyecek şimdi?

OSMAN BAYDEMİR (Devamla) – Sayın Hatip, şundan emin olun: O gün kendim de Diyarbakır’daydım. Olay mahalline gitmeye çalışan başsavcı, başsavcı vekili ve avukat grubunun tamamını tanıyorum. Bir kez daha söylüyorum; olay mahalline giden, delil toplamaya giden ekibi durduran, önleyen akıl, mekanizma cunta aklı, cunta mekanizmasıydı ve o paşa, o operasyonu yürüten, şu anda, sizin tabirinizle FETÖ dosyasından tutuklu. Neden bunu görmüyorsunuz? Her ne suretle olursa olsun Tahir Elçi cinayetini azmettirenlerin, zemin hazırlayanların ve tetiği çekenlerin Allah bir milyon kere cezasını versin. (AK PARTİ sıralarından “Amin!” sesleri) Onlar Tahir Elçi’nin eşine ve çocuğuna bu dünyayı zindan ettiler, cehennem ettiler ama onlar da, sizler de bilesiniz ki, cehennem ateşi bu dünyadaki bütün ateşlerden daha çetindir. Gelin, sizlerle birlikte bu cinayeti kim işlemişse araştıralım çünkü deliller karartılıyor, deliller karartılıyor. Orada 100 tane delil var ama o 100 delilin sadece 70 tanesi dosyaya konulmuş. Kamera kayıtları ortadan yok edilmiş ve yok ediliyor. Her gün yeni bir delil yok ediliyor ve yeni deliller üretiliyor. Yani olayın üstü örtülmeye çalışılıyor. Gelin, bunu önleyelim. Bu irade kendisini ortaya koysun ve polis kurşunu mu, yasa dışı kurşun mu, hangi melanet dinamiğin kurşunu olursa olsun hep beraber açığa çıkaralım ve onun yüzüne tükürelim, yüzüne. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydemir.

Sayın Altay, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, iktidar partisi milletvekillerine HDP grup önerisinde araştırılması istenen Tahir Elçi cinayeti konusunda vicdan muhasebesi yaparak oy vermeleri yönünde bir çağrıda bulunmak istediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, tartıştığımız konu mühimdir. Tetiği çeken el Emniyetin ve adliyenin işidir. Tetiği çeken eli; Tahir Elçi’ye isabet eden kurşunu, sıkan insanı bulmak meseleyi çözmez. Bence çok önemi de yoktur. Türkiye'deki bütün siyasi cinayetlerin belli bir hedefi vardır. Bu hedef, Türkiye'nin barışıdır. Bu hedef, Türkiye'nin birliğidir. Bu hedef, Türkiye'nin huzurudur. Böyle baktığımız zaman, geriye dönük de onlarca, yüzlerce faili meçhul cinayet orta yerde dururken iktidar çoğunluğunun böylesi hassas bir konuda ısraren böyle bir araştırma komisyonunun kurulmasına nötr kalmasını anlamakta zorlanıyorum. Gerçekten iktidar grubunun öncelikli işi bu olmalı. Yani hangi sayın iktidar partisine mensup milletvekilinin bu tür siyasi cinayetlerin kişisel olduğunu söylemesi mümkün?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ya da hangi sayın milletvekili bu cinayetleri “bir örgüt meselesi, şu meselesi, bu meselesi” diye, izah etmesi mümkün? Bu cinayet, dediğim gibi siyasi cinayettir, faili meçhul…

BAŞKAN - Sayın Altay, açıyorum mikrofonunuzu tamamlayınız lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bitiriyordum zaten.

Bu cinayetin amacı Tahir Elçi’nin bedeni değildir. Salt Tahir Elçi’nin savunduğu düşünceler değildir. Bu cinayetin amacı, yeri geldi mi, lafa geldi mi, hepimizin “Uğrunda öleceğiz.” dediğimiz vatanımızın, milletimizin birliği, barışı ve huzurudur. İktidar partisinin milletvekillerine bu konuda bir vicdan muhasebesi yaparak oy vermek yönünde naçizane bir çağrıda bulunmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Demirel, sisteme girmişsiniz, buyurun.

24.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Tahir Elçi cinayetinin failini açığa çıkarmak için hep birlikte bir komisyon oluşturulmasının önümüzdeki süreçte barış ve demokrasiye ışık tutacağına ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Belki bir ilki gerçekleştirecektik bugün burada, gerçekleştirmeyi de umut ediyorum. Yani, bir faili meçhul olarak kalmasını istemediğimiz -Tahir Elçi gibi barıştan yana, insan haklarından ve hukuktan yana mücadele yürüten bir ağabeyimizi, bir hukukçumuzu- bir an önce, bu yaşanan cinayetin faillerinin kim olduğunun açığa çıkarılması, bir yıl önce yapılan bu cinayete ilişkin de karanlıkta kalan yüzlerin açığa çıkması ve tüm Türkiye kamuoyunun bunu görmesi gerektiği için hep birlikte Parlamentoda bir araya gelerek bir komisyon kuralım istiyoruz.

Tahir Elçi CNN Türk televizyonuna çıkarılarak hedef gösterildi, Tahir Elçi canlı yayında hedef gösterildi. Tahir Elçi gözaltına alındı. Tahir Elçi mücadelesinden asla vazgeçmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen Sayın Demirel.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Başkan.

Yani, barış elçisi olan Tahir Elçi’nin faillerini neden açığa çıkarmıyoruz? O dönemde o süreci, Sur operasyonlarını yürüten güvenlik güçleri bütün ekipleriyle, vali yardımcıları bütün ekipleriyle, sizin dediğiniz gibi FETÖ terör örgütü kapsamında görevden alındı ve tutuklandı. Peki, neden korkuyorsunuz? Gelin, Parlamentoda bir ilki gerçekleştirelim; faili açığa çıkarmak için burada hep birlikte bir komisyon oluşturalım ve bütün yönleriyle araştıralım ve failini açığa çıkaralım. Bu, önümüzdeki sürecin barış ve demokrasisine de ışık tutacaktır; bu anlamda önemli ve anlamlıdır diyorum.

Bu önerinin bütünüyle kabul edilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirel.

Sayın İnceöz, buyurunuz.

25.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması ile yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, az evvel Mahmut Bey kürsüde konuşurken şöyle bir ifade kullanmış: “Recep Tayyip Erdoğan da terör suçundan yargılandı.” gibi bir ifade kullanmış. Aslında tutanakları da istedik, belki az sonra okuyup onların üzerine tekrar düzeltmek gerekebilir ama Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan o dönemde 312, Türk Ceza Kanunu ve herkesçe malum olan 312’nci madde üzerinde yargılanmıştı. Bu bir düşünce suçuydu, sadece bir şiir okuması, düşüncesini açıklamış olmasından dolayı yapılan bir yargılamaydı, terörle ilişkili değildi bu. Bunu düzeltme gereği duyduğumuz için burada söz aldık.

İkinci bir konu da geçmiş dönem içerisinde bizden üç dönem milletvekilliği yapmış Tekirdağ Milletvekilimiz Ziyaeddin Akbulut hakkında. Onunla ilgili de -ona da yine ifadelere bakacağız ama- herhangi bir şey yoktur. Sanki isnat edici, içeride gibi algıladık biz konuşmasından. Ziyaeddin Akbulut da şu anda emekli bir partili olarak Türkiye’de vatanını, ülkesini seven bir önceki dönem milletvekili olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın İnceöz, tamamlayın lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Onunla ilgili her hangi bir şey yoktur. Böyle bir isnat kendisinin yokluğunda haksız ve yersiz yere bir iftira niteliği taşır, müfteri oluruz. Bu durumlara gerek yoktur. Kendisiyle de az evvel bir telefon görüşmem oldu, kamuoyunu da bu anlamda doğru bilgilendirmek gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnceöz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, sayın grup başkan vekili konuşmasında, işte, benim Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili sözlerimden dolayı sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sayın Tanal, bu bir sataşma değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 60’ıncı maddeye göre yerimden…

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir düzeltme yapmak istiyorsanız elbette ki size yerinizden söz veririm, burada bir sataşma yok.

Buyurun, açıyorum mikrofonunuzu.

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanının o dönemdeki olayı halkı kin ve nefrete… Nefret suçundan dolayı ceza aldı. Terör suçuna baktığımız zaman, terör suçunun kapsamında halkı kin ve nefret suçu vardır ve bu anlamda o dönemde yargılaması yapılmıştır, iddianame bu anlamda düzenlendi, mahkûmiyet kararı da bu şekildeydi, bu sebepten dolayı o dönem belediye başkanlığı düştü. Ben şunu söylüyorum, diyorum ki: Yani, bir mahkûmiyet kararı neticesinde ancak o dönem belediye başkanlığı terör suçlarından dolayı düştü. Ancak, bugün geldiğimiz noktada belediye başkanları hakkında hâlen iddianame düzenlenmemiş, mahkûmiyet kararı kesinleşmemiş. Burada bir çifte standart var diyorum ben.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Tanal.

X.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla verilmiş olan (10/85) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Kasım 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

III.- YOKLAMA

(HDP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkanım, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

İsmini okuyacağım sayın milletvekilleri lütfen yerlerine otursunlar.

Sayın Atalan, Sayın Demirel, Sayın Kerestecioğlu Demir, Sayın Baydemir, Sayın Yıldırım, Sayın Konca, Sayın Adıyaman, Sayın Yiğitalp, Sayın Ayhan, Sayın Toğrul, Sayın Özgökçe Ertan, Sayın Yıldırım, Sayın Botan, Sayın Beştaş, Sayın Irgat, Sayın Becerekli, Sayın Yıldırım, Sayın Erdoğmuş, Sayın Bilgen, Sayın Doğan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Grup Başkan Vekili Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken tarafından, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesi olayı, katledilmesine zemin sunan hedefleştirici süreç ve bu süreçte yer alan dâhiliyetlerin araştırılması ve bu katliama zemin sunanların açığa çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/85) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 29 Kasım 2016 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir. [HDP sıralarından alkışlar(!)]

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, (2/1178) esas numaralı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/70)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/1178 esas numaralı Teklif’imin TBMM İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

                                                                                       Barış Yarkadaş

                                                                                            İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak İstanbul Milletvekili Sayın Barış Yarkadaş… (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yarkadaş.

Buyurun.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Basın İlan Kurumunun yapısının yenilenmesine ilişkin kanun teklifimizi bugün burada konuşacağız. Bugün, tam da Basın İlan Kurumuna ilişkin durum değerlendirmesi yapmak üzere kürsüye gelmek için çalışma yaparken gözüm bir anda televizyona takıldı. Televizyonda o an Başbakan Binali Yıldırım konuşuyordu. Arkamı dönüp yeniden televizyona bakmamla birlikte Binali Yıldırım’ın gittiğini, yerine Tayyip Erdoğan’ın geldiğini gördüm. Öyle ki yandaş medya bile artık kimi yayınlayacağını şaşırmış; Tayyip Erdoğan’ı mı yayınlasak, Binali Yıldırım’ı mı yayınlasak, AKP gençlik kollarının, kadın kollarının etkinliklerini mi yayınlasak diye kara kara düşünüyor. Ha, tabii belli ki Başbakan Binali Yıldırım’ın bu denli yayınının kolay kesilmesi ya da Tayyip Erdoğan’ın tam da AKP grup toplantısının olduğu saate bir konuşma koyması, AKP içindeki huzursuzluğu da ortaya çıkarıyor. Sarayın Başbakan Binali Yıldırım’ın performansından memnun olmadığını, hatta “Ahmet Davutoğlu’ndan bile daha kötü performans gösteriyorsun.” dediğini biliyoruz. Ama yazıktır, medyaya bu kadar baskı yapmayın. Medya artık neyi yayınlayacağını şaşırmış vaziyette.

Biliyoruz, medyayı çok önemsiyorsunuz. Geçmiş yıllarda da iktidarların medyaya yönelik baskıları bu şekilde artardı. Bugün de değişmiş değil. Bakın, tam da Basın İlan Kurumunu konuşacağımız gün, Cumhuriyet gazetesinin çalışanları yirmi beş gündür, sorgusuz sualsiz, asılsız suçlamalarla cezaevinde tutuluyor. Türkiye’de muhalif olmanın ya da Tayyip Erdoğan’ın, Binali Yıldırım’ın, AKP’lilerin her dediğine “Doğrudur.” dememenin bedeli budur, gazetecilerin cezaevine atılmasıdır. Şu an aralarında Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın da olduğu tam 142 gazeteci cezaevinde haksız bir şekilde tutulmaktadır. Tek suçlarıysa ne yazık ki muhalif olmalarıdır.

Muhaliflere yönelik düşmanlık ya da muhaliflere yönelik baskı bugünün konusu değil. 27 Kasım 1957 tarihinde dönemin iktidarı, Basın İlan Kurumunun önceki şirketi olan Resmî İlanlar Şirketini uhdesine geçirdi, baskı yaparak hangi gazeteye resmî ilan vereceğini belirledi. O gün buna direnen, karşı çıkan gazeteciler de tıpkı bugün Cumhuriyet gazetesinin yazarları gibi cezaevine atıldı, tehdit edildi. Bugün ise Basın İlan Kurumu 27 Mayıs 1960’tan sonra oluşturulan hâlinden tamamen uzaklaştırılmış durumda. Basın İlan Kurumu darbeye kadar, alçak darbe girişimine kadar FET֒nün arka bahçesiydi. Öyle ki 15 Temmuz 2016 tarihine kadar, FET֒nün gizli kasası olarak bilinen Alaattin Kaya’nın gazetelerine bizzat Basın İlan Kurumu tarafından reklam ve ilan yağdırıldı. AKP “FET֒yü arıyorum. FET֒yle mücadele ediyorum.” derken Cumhuriyet gazetesi yazarlarını hedef alıyor, muhalif kimliğiyle tanınan Sözcü’yü Basın İlan Kurumu üzerinden boğmaya, etkisiz hâle getirmeye çalışıyor.

Arkadaşlar, eğer gerçekten FET֒yle Basın İlan Kurumunda mücadele edecekseniz Sözcü’yü, Cumhuriyet’i, Birgün’ü yani muhalif gazeteleri hedef almayı bırakın, gelin, hep birlikte, Basın İlan Kurumunun bu yapısını değiştirelim, 9 kişilik bir kurul oluşturalım ve bu 9 kişilik kurul gerçek tirajlara ilan versin.

Sözcü gazetesi 350 binin üzerinde satarken hiç satmayan Milat gibi, hiç satmayan Yeni Birlik gibi gazeteler Sözcü’den, Cumhuriyet’ten daha çok ilan alıyor. Bunların resmî bir şekilde araştırılması ve Basın İlan Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Yok, eğer “Biz yandaşlara buradan para dağıtacağız.” diyorsanız, tabii ki bu düzenlemeye de karşı çıkacaksınızdır. Çünkü biliyoruz ki Basın İlan Kurumunun bütçesi üzerinden yandaş medyayı besliyor, satmayan gazeteleri ayakta tutuyor ve onları âdeta birer propaganda bülteni hâline getiriyorsunuz. Buna itiraz edenleri ise FET֒cü torbasına atarak cezalandırmaya çalışıyorsunuz. Ama emin olun ki, ne yaparsanız yapın Cumhuriyet de, Sözcü de, Birgün de, Evrensel de, diğer muhalif gazeteler de iktidarınızın bu baskısı karşısında geri adım atmayacaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yarkadaş.

Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, direkt olarak grubumuzu hedef alarak AK PARTİ içerisindeki huzursuzluklardan kendince bahsetti. Bu, grubumuza açık bir sataşmadır. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum size, buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın doğrudan gündeme alınma önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatip konuşuyorken bir kafa karışıklığına kapılmış sanırım. Bakın, biz on dört yıldır iktidardayız ve hâlen Türkiye'nin en güçlü partisiyiz. Kendinize bir bakın, hâlen iktidar alternatifi olamamış, bizim içimizdeki huzursuzluklardan bahsediyorsunuz. Bizim içimizde huzursuzluk falan yok, siz kendi içinize bir bakın, bir umut olmaya çalışın insanlara, ondan sonra çıkıp bu anlamda bir eleştiri yapın.

İkincisi, basın özgürlüğü noktasında söylediklerinin tamamını reddediyorum; tamamını reddediyorum. Bugün savundukları Cumhuriyet gazetesini var ya, ilk kim kapattırmış? Değerli arkadaşlar, bir şey soruyorum: Cumhuriyet gazetesini ilk kim kapattırdı? İnönü. Beş ay ceza verdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Aaa! Enteresan!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne yapalım?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Beş ay. Şimdi, basın özgürlüğünden dem vuruyorlar.

Bakın, 1942 tarihli bir vesika var elimde. Şimdi, diyeceksiniz ki “Niye 1940’lara gitti?” Onun da cevabını vereceğim. Bakın, 1942 tarihli bir vesika.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – 2016’dayız, 2016!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Başvekalet Matbuat Umum Müdürlüğü “Gazetelerimizin son günlerindeki neşriyatı arasında –gazetelerimizin diyor- dinden bahis bazı yazı, mütalaa, ima ve temennilere rastlanmaktadır…”

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Allah akıl fikir versin size.

MEHMET MUŞ (Devamla) – “…Bundan sonra din mevzuu üzerine gerek tarihî gerek temsilî ve gerek mütalaa kabilinden olan her türlü makale, bent, fıkra ve tefrikaların neşrinden tevakki edilmesi ve başlamış bu gibi tefrikaların en çok on gün zarfında nihayetlendirilmesi rica olunur.” 1942, biz yokuz iktidarda.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Tek parti dönemiydi, şimdi de tek parti dönemi mi var? Şu anda tek parti dönemi mi var?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Şimdi, diyecekler ki: “Bu 1940, yetmiş sene önce.” Fakat çok ileriye gitmeye gerek yok. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi –“Kafa karışıklığı.” diyor, asıl karışıklık onlarda- hâlen yerinde sayıyor. Niye mi? 7 Haziran seçimlerinden önce Genel Başkan Yardımcıları -kafa hiç değişmemiş, 1940’larda kalmışlar- “İktidara gelir gelmez o gazeteler el koyacağız.” diyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, basını kapatacaklardı iktidara gelince. Televizyonları kapatacaklardı, gazeteleri kapatacaklardı iktidara gelince.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Babanızın malı mı onlar ya? “El koyacağız.” Bu açıklamayı yaptı mı? Cumhuriyet Halk Partisinin basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü budur değerli milletvekilleri. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz milletin bütün malına el koydunuz, babanızın malı mıydı?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Muş baştan sona, partimize, partimizin geçmiş dönemlerdeki çok saygıdeğer genel başkanlarına…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben genel başkana bir şey söylemedim ya. Gazeteyi kapattırmış onu söyledim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …yöneticilerine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına hakaretle dolu bir konuşma yaptı. Cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok efendim, Sayın Barış Yarkadaş konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Yarkadaş…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, Gürsel Tekin “İktidara gelince gazeteleri kapatacağız?” dedi.

BAŞKAN - Sayın Bak…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, Gürsel Tekin’in açıklamasına bir baksana Barış!

7.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – AKP içindeki huzursuzluğu burada anlatmam sayın grup başkan vekilinin zoruna gitti.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kendi işinize bakın!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Şu arkamda duran, boş duran Başbakanlık koltuğunda ben bu Meclise geldiğimde Ahmet Davutoğlu oturuyordu. Sonra ne olduysa birdenbire Ahmet Davutoğlu gitti, yerine anlayamadığımız bir darbeyle Binali Yıldırım oturtuldu. (CHP sıralarından alkışlar)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Bizim bileceğimiz iş.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Eğer gerçekten AKP içinde bir huzursuzluk yoksa, bunun adı da bir “darbe” değilse nedir?

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Hâlâ orada mısınız siz ya Sayın Yarkadaş?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – AKP içindeki huzursuzluğun gitgide arttığını, sayın milletvekillerinin kafa karışıklığından da, Sayın Binali Yıldırım’ın geçen akşam TRT 1’de yaptığı konuşmadan da zaten anlıyoruz.

SALİH CORA (Trabzon) – Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl geldiğini anlatsana. Kemal Kılıçdaroğlu nasıl geldi, onu anlat sen.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Bunu saklamaya çalışmak, basını baskı altına alarak bu huzursuzluğu gizlemeye çalışmak boş, beyhude bir çabadır.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, sen Muharrem İnce’yi dinlemiyor musun Muharrem İnce’yi? Ne diyor Muharrem İnce?

ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Muharrem İnce ne diyor?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – O yüzden, siz ne derseniz deyin, tarih sonuçta hükmünü veriyor.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz çok rahatız, çok rahatız, endişe etmeyin.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi doksan yılı aşmış köklü bir partidir, AKP gibi konjonktürel bir parti değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün konjonktüre dayanarak yüzde 49 almak sizi çok fazla umutlandırmasın.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Biz on beş yıldır aynı konjonktürdeyiz. On beş yıldır buradayız, on beş yıldır!

SALİH CORA (Trabzon) – Kaç seçim kazandın, ondan bahset!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – ANAP gibi, DYP gibi bir konjonktür partisisiniz, yarın da tarihe karışacaksınız. Tarihe karışmanızın önünde de zaten engel olamazsınız. 1940’ta İsmet İnönü’den, 1950’de başka yerlerden örnekler vererek kendinizi açığa çıkaramazsınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gürsel Tekin ne dedi, onu söyle sen! “Kapatacağım” dedi gazeteleri!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Sizin iktidarınızda şu anda 142 gazeteci sorgusuz sualsiz cezaevinde yatıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, Gürsel Tekin ne dedi, ona cevap ver, ona!

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Suç işleyenin kimliğine bakmıyoruz biz, suç işleyenin mesleğine de bakmıyoruz. Kim suç işliyorsa cezasını çeker.

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Cumhuriyet gazetesi yazarlarının attığı “tweet”ten dolayı cezaevinde olmasını bir türlü anlatamıyorsunuz. 142 gazetecinin cezaevinde olduğu, Türkiye'nin açık bir cezaevine dönüştürüldüğü Hükûmetin üyesisiniz ve tarihe de böyle geçeceksiniz. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yarkadaş.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Tarih boyunca suçlunun mesleğine nerede bakılmış yani?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir genel başkan değişiminde partimizin içerisinde bir darbe olduğunu ifade ediyor. Bu, açık bir sataşmadır. Bundan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Benim için hava hoş.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ kongrelerinde sadece Genel Başkan seçilmez, aynı zamanda Başbakan seçilir.

Şimdi, bu koltuğu işaret ediyor. Bakın Sayın Yarkadaş, siz hiç bu koltuğa oturamıyorsunuz, bak, hiç; görüyor musunuz onu? Hatırlıyor musunuz 2010 yılını?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Nerede Davutoğlu? Nerede Davutoğlu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – 2010 yılını hatırlıyor musunuz? Bakın, şu an, şu masanızın bana göre sağ tarafında oturan Sayın Baykal’dı. Ne oldu?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Nerede Davutoğlu? Ne oldu Davutoğlu’na?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Nerede, Baykal nerede?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Ne oldu, bir değişiklik oldu partinizde?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Senin yaşın kadar Baykal’ın siyaseti var.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Niye kasetle bir darbe yaptınız?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Siz kendinizi damada hazırlayın, Berat Albayrak’a hazırlayın Başbakan olarak.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bakın, Sayın Başbakanımızın kongresinde en yüksek oyu alarak AK PARTİ’nin Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, bir kere, bunlara girdiğiniz zaman kendi Genel Başkan değişim sürecinize bakacaksınız. Gayet güzel, coşkulu bir kongreyle değişim yapılmıştır, kaset falan da yok ortada ha; kaset orada, kasetle değiştirdiniz Baykal’ı.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Komplocusunuz, komplocu!

MEHMET MUŞ (Devamla) – Baykal’ı kasetle götürdünüz. Baykal’ı kasetle götürdünüz, hiç konuşmayın.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Komplocusunuz!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Davutoğlu’nu nasıl götürdünüz? Davutoğlu şurada “Buradayım Allah’ın izniyle, iradeyle buradayım.” diyordu, haftasına gitti. O neyle gitti?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, bir huzursuzluk daha anlatayım size, bir kafa karışıklığı daha anlatayım. O kafa karışıklığından Sayın Genel Başkanları hâlâ kurtulamamış. Akşam görüşüyor Baykal’la, çıkıyor “Ben Genel Başkan adayı değilim, öyle bir şey söz konusu olmaz, liderimin yanındayım.” diyor, sabah bakıyorsunuz, aday oluyor. O kafa karışıklığını hâlen atlatabilmiş değil, hâlâ orada kalmış.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Komployu savunuyorsunuz, komployu!

MEHMET MUŞ (Devamla) – O açıdan, önce bunlara bir bakacaksınız, kendinize geleceksiniz, ondan sonra konuşacaksınız.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ düzenli olarak kongrelerini yapan bir partidir. İhtiyaç duyduğu zaman partimiz, partimizin ilgili kurulları kararını verir, kongre ve yenilenme sürecine girer. Bu kimseyi alakadar etmez.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bizim değişiklik sizi niye alakadar ediyor?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bizim değişiklikle niye o zaman ilgilisiniz bu kadar, madem sizi alakadar etmiyor?

MEHMET MUŞ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bir önceki Genel Başkanınıza kasetle darbe yaptınız.” ithamı karşısında cevap hakkımızı kullanmak isteriz.

BAŞKAN – Bu arada Sayın Baykal da geldi.

Sayın Özel, buyurun.

9.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kanun yapan bir Parlamento, hukukun üstünlüğüne inanması gereken bir Parlamento ve burada iktidar partisinin grup başkan vekili ve tamamen, iktidarları döneminde, kendi kontrollerinde, İçişleri Bakanını kendileri atamış, Emniyet Genel Müdürlüğü kendilerinde, MİT kendilerindeyken ortaya çıkmış olan bir rezaleti süreç içinde, miting meydanlarında hem de özel hayat olduğu biline biline “genel, genel” diye üzerinde konuşan, hatta ve hatta daha sonrasında ortaya çıkan birtakım kayıtlarda, şu anda aslında bu tartışmalardan istisna tutulması gereken bir makam ama siyasetle ve partisiyle bağını koparmamak için ısrar eden birisinin böyle, gözlükleri takıp izleyip de “Yayınlayın.” dediğini de bile bile, orada oturup hâlâ daha böyle bir ahlaksızlığı savunabilmesi gerçekten akıl alır gibi değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nereden biliyorsun bunu? Kim söyledi?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Baykal cevap versin.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen savunuyorsun be, sen savunuyorsun onları.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ben size bir şey söyleyeyim arkadaşlar, ben size bir şey söyleyeyim: Su kabağını bilir misiniz, su kabağını? Böyle, yüz yıllık çınarın dibine bir tane çekirdeği düşer.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onu Muharrem İnce anlatmıştı, başka bir şey anlat. Sayın Özel, Muharrem İnce anlattı onu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Nemi bulunca hızla büyür, yükselir gider, çınarın boyunu geçer. Geçtikten sonra -yapısı gereği de birazcık küstah, birazcık burnu büyüktür- yüz yıllık çınara tepeden bakar, küçümser böyle.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Senin gibi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ama hiç kar, hiç kış, hiç kırağı, hiç rüzgâr görmemiştir. Biraz önce Sayın Yarkadaş’ın söylediği karları, kışları gören, bu ülkenin iyi gününde, kötü gününde dimdik ayakta duran bir ulu çınarın Grup Başkan Vekili olarak…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Biz neler gördük. Darbeyi gördük, darbeyi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …su kabağının yerle yeksan olduğu günde, hâlinize yine bizim acıyacağımızı, hakkınızı bizim savunacağımızı, mağduriyetinizi bizim dile getireceğimizi buradan bir kere daha ifade ederiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kapatma davasını gördük, darbeyi bile püskürttük ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, söz almayacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buyur, buyur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada, bazı şeylerin kayıtlara girmesini istiyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – “Su kabağı değiliz.” diyecek.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi eğer siz bir partiyle alakalı, kongreyle alakalı konuşursanız bunun cevabını alırsınız. Bu açıdan, ben başka detaylara girmeyeceğim. Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidardayken bile kapatma davalarıyla karşı karşıya kalmış; iktidardayken -ki biz onu Türk milletine, milletimize karşı yapılmış olan bir darbe olarak her zaman ifade ettik- bir darbeyle karşı karşıya kalmış, öncesinde çok farklı badireler atlatmış bir iktidar partisinden bahsediyoruz. O açıdan, bu günlerin hepsini atlatmış bir partidir, inşallah daha uzun yıllar milletimize hizmet edecektir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkanım…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çınar iyi ama bekçileri kötü, bekçileri…

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen…

Sayın İnceöz… Neyse…

Sayın Bak, sizi şikâyet edecektim ama Sayın İnceöz’le daha sonra konuşayım o zaman.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, Türk Dil Kurumunda “darbe”nin tanımı şu: Zorla veya demokratik yöntemlerle bir iktidar, bir Başbakan istifa ettiriliyorsa bu darbedir. Demokratik yöntemlerle Davutoğlu istifa ettirilmiştir. Gerçekten Davutoğlu Hükûmetine darbe yapılmıştır. Bu gayet açık ve net.

Teşekkür ederim. Saygılar…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Yahu sana ne ya, tasası sana mı düştü ya!

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş’ın, (2/1178) esas numaralı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/70) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri önerge üzerinde ikinci ve son konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre 2015 yılında neredeyse 12 gazeteden 1’i, her 100 dergiden 2’si kapanmış. Gazete ve dergilerin toplam tirajı ise 2015’te bir önceki yıla göre yüzde 6 civarında azalmış.

Toplumun bireysel ve ortak haklarına daha fazla sahip çıkabilmelerine olanak sağlayan, istek ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirme imkânı sunan yerel basında da durum farklı değil. O yüzden ben bugün daha çok yerel basının sorunları üzerinde duracağım.

Toplumun en yakın tarihi ve çevresel, bölgesel özellikleri açısından yerel basının önemini belirtmek için bir tane örnek vermek isterim. Biliyorsunuz, Adıyaman Gerger’de yaşanan çocuk istismarı bir yerel İnternet sitesinde yayınlanan haberle duyuruldu ve her ne kadar ardından bu siteye yayın yasağı getirilse de olayın mahkemeye intikal etmesi yerel basının başarısıdır.

Arkadaşlar, yerel basının önemi arşivlerinde saklıdır. Anadolu’da basılan yerel gazeteler sayesinde bölgenin gelişimi, tarihi, kültürü, sosyolojik bakımdan yerel basın arşivi de oluşması çok önemli imkânlar verir. Maalesef, bu gazetelerin eksiksiz bir şekilde kayıtlara geçemediğini de biliyoruz. Eskiden valilikler bünyesinde oluşturulan gazete arşivlerine bugün ne yazık ki gereken özen gösterilmemektedir.

Öte yandan, yerel basın türlü sorunları yaşamaya, ayakta kalmaya çabalamakta. İnsanların yaşadıkları bölgeyle ilgili her konuyu gündeme taşımak ve sorunların aşılması noktasında önemli bir işleve sahip olan yerel basın, bu işlevini yerine getirmeye çalışırken yerel yönetimlerle arasını iyi tutmak zorundadır. Zorunda çünkü pahalı baskı peşi sıra mali sorunları beraberinde getirmekte, ilanların kesilmesi korkusu yerel basının en önemli otosansürü hâline gelmektedir. Basın İlan Kurumundan resmî ilan alabilmek için de bayiden kendi gazetesini satın alarak belli bir tirajı tutturma çaresizliğinde olan bir yerel basından bahsediyoruz.

Yerel basın bugün ne yazık ki kendi iktidarını kurmak ya da devam ettirmek isteyenler tarafından kuşatılmış hâldedir. Az ücrete tabi ve her an işsiz kalma korkusuyla çalışan gazete emekçileri ise iktidarla mesafesini koruyamayan gazete sahip ve yöneticilerine, şeffaflığa sahip olamayan gazetecilik anlayışına itiraz edemez hâldedir. Bakınız, Türkiye çapında sadece OHAL kapsamında 900’e yakın gazeteci işsiz kaldı, elbette sadece yerelde değil.

Türkiye’de basının en önemli sorunu basın özgürlüğü. Aslında bu, halkın da sorunu çünkü olayları ve haberleri saf gerçekliğiyle öğrenemiyor ve algı kurbanı oluyoruz.

Arkadaşlar, Çağdaş Gazeteciler Derneğinin rakamlarına göre OHAL’de 100’ün üzerinde basın kuruluşu kapatıldı, şu anda hükümlü ve tutuklu gazeteci sayısı 142; 600’ün üzerinde gazetecinin de basın kartı iptal edildi. Bu nedenle Hükûmete soruyoruz: Gerçekten basın özgürlüğü var mıdır, yok mudur? Hükûmet basın özgürlüğünün olduğuna, on beş yıldır hiç olmadığı kadar emin, muhalefet olarak biz de adalet ve yargı bağımsızlığının olmadığından, insan haklarının ihlal edildiğinden, OHAL’in fırsatçılığa dönüştürüldüğünden ne kadar eminsek. On beş yıldır hiç olmadığımız kadar eminiz ki Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur.

Değerli arkadaşlar, huzurunuzdan ayrılmadan önce şu soruları da dile getirmek isterim: Muhalif gazetecilik adı altında kendisine muhalif gazeteci diyenlerin tümü, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen terör örgütlerine aidiyet, iltisak veya irtibat içinde midir?

Yandaş olarak nitelenen, iktidar uygulamalarını asla eleştirmeyen, eleştiremeyen basın-yayın organlarının yaptığı gazetecilik midir yoksa gazetecilik adı altında başka faaliyetler yürütülmekte midir?

İktidar “Basın özgürlüğü var.” derken, neden muhalif gazeteciler ve dünya basın örgütleri “Türkiye’de basın özgürlüğü yok.” demektedirler?

Siyasiler gazetecilik faaliyeti ve meslek etiğini gazetecilerden daha iyi mi bilmektedirler?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrgil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.31

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

25/11/2016 tarihli 27’nci Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde yer alan 28’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 29’uncu madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                  Metin Lütfi Baydar                                            Ceyhun İrgil                                            Mustafa Ali Balbay

                                            Aydın                                                            Bursa                                                             İzmir

                                       Haydar Akar                                       Bülent Yener Bektaşoğlu                                      Lale Karabıyık

                                            Kocaeli                                                         Giresun                                                           Bursa

                                       Şenal Sarıhan                                                 Aytuğ Atıcı

                                            Ankara                                                          Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Zühal Topcu                                                Erkan Haberal                                                 Ruhi Ersoy

                                            Ankara                                                          Ankara                                                        Osmaniye

                                        Arzu Erdem                                               Deniz Depboylu                                            Kadir Koçdemir

                                           İstanbul                                                          Aydın                                                            Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                             Filiz Kerestecioğlu Demir                                      Sibel Yiğitalp                                               Besime Konca

                                           İstanbul                                                       Diyarbakır                                                          Siirt

                                    Osman Baydemir                                           Ahmet Yıldırım                                          Meral Danış Beştaş

                                          Şanlıurfa                                                          Muş                                                             Adana

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, yirmi beş gündür eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklu yani rehin tutulmakta; öncelikle, bu uygulanan politikayı şiddetle kınadığımı belirtmek isterim.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesi hakkında grubum adına konuşmak için söz almış bulunmaktayım.

Tasarının bu maddesiyle disiplin soruşturması ve savunma hakkına ilişkin düzenlemeler belirtiliyor. AKP, iktidarları sürecinde üniversiteleri araçsallaştırarak üniversitelerin varlık nedenini ortadan kaldırmak istemiştir. Akademik özerklik, bilimsel özgürlük, demokratik öz yönetim gibi üniversite için vazgeçilmez ilkeler, hiyerarşik merkezî yönetim, denetim ve disiplin anlayışına dayalı düzenlemelerle kuşatma altına alınmakta, üniversite çalışanları ve öğrenciler üzerinde baskı oluşturmaktadır. 12 Eylül döneminde 120 akademisyen işten atılırken 15 Temmuzdan itibaren 3.500’e yakın akademisyen işinden atılmıştır. Nitekim, müzakere koşullarının hazırlanması ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını isteyen, bunu kamuoyuna deklare eden akademisyenler hakkında bu Hükûmet yetkilileri tarafından soruşturmalar açılmış, birçok akademisyen gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Farklı bir sese tahammülü olmayan AKP Hükûmeti, KHK'larla üniversitelere, akademisyenlere saldırıların ardı arkasını kesmemiş, her gün bir diğer günü aratır hâle getirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yasa tasarısındaki disipline ilişkin hükümler de bu baskının bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa olması gereken, disiplin ve baskı araçlarını geliştirmek değil, üniversite bileşenlerinin katılımıyla uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış olan hak ve hukuk özgürlükleri hızla yasalaştırmak ve fiiliyata, uygulamaya geçirmektir. Maalesef bu özgürlüklerin hiçbiri olmadığı için şiddetli bir beyin göçü olmakta ve ülkemiz Orta Çağ karanlığına hızla götürülmeye çalışılmaktadır. Biz üniversitelerin ortak yaşam alanları olduğu düşüncesinden hareketle, üniversite yaşamının kısıtlayıcı ve baskıcı disiplin hükümleriyle değil, ortak yaşam ilkeleriyle hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Ortak yaşam ilkelerinin ihlali durumunda neler yapılması gerektiğinin ise üniversite bileşenlerinin, eğitim sendikalarının, bakanlığın katılımıyla hazırlanacak ortak tasarıyla Meclise sunulması ve yasalaşması gerektiğini savunuyoruz.

Size çok basit bir örnek vereceğim: OHAL bahanesiyle, kanun hükmünde kararnameyle açığa alınan akademisyen Nuriye Gülmen günlerdir Yüksel Caddesi önünde eylem yapıyor. Tek isteği görevine iade edilmek. Nuriye Gülmen eylem yaptığı her gün gözaltına alındı. On yedi gündür gözaltına alınmasına rağmen eylemine devam eden Nuriye Gülmen ilk kez dün gözaltına alınmadı ve bu haber konusu oldu. Ülkenin düştüğü durumun tekrar altını çizerek söylüyorum: Gözaltına alınmamak haber konusu oluyor ve geldiğimiz nokta budur. Nuriye Gülmen şahsında tüm akademisyenlerin, eğitim emekçilerinin eylemini selamlıyorum.

Eğitim ve öğretimde başarı istiyorsak öncelikle ülkemizde iç barışı sağlamak zorundayız.

Şunu da son olarak söylemek istiyorum: İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar, aynen şu an olduğu gibi. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğitalp.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Kadir Koçdemir konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Kadir Koçdemir.

Değişiklik var, bize iletilmedi.

Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu görüşmekte olduğumuz maddeler, iktidarın hukuka karşı tavrını ve yasama faaliyetini nasıl yaptığını gösteren ibretlik maddelerdir.

Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi yükseköğretimle ilgili disiplin suçlarını düzenleyen hükümleri, Anayasa’nın 2’nci, 38’inci, 128’inci ve 130’uncu maddelerine aykırı bularak iptal etmişti. Ne zaman iptal etmişti? 2015 yılında iptal etmişti ve dedi ki: “Bu iptal kararım Resmî Gazete’de yayınlandıktan sonra, dokuz ay içinde yasal düzenleme yapılması gerekir. Eğer dokuz ay içinde yasal düzenleme yapılmazsa, iptal edilen maddelerin yerine disiplinle ilgili suç olarak tarif edilen fiiller kanunla belirlenmediği için yükseköğretimde disiplin hükümleri uygulanamaz.”

Bu Anayasa Mahkemesinin kararı Resmî Gazete’de ne zaman yayınlandı? 7 Nisan 2015’te yayınlandı. Dokuz ay koyduğumuzda iptal kararı ne zaman yürürlüğe girdi? 7 Ocak 2016’da yürürlüğe girdi.

Peki, iktidar partisi ve iktidar, bu disiplin hükümleriyle ilgili maddeyi düzenleyip ne zaman Meclise sevk etti? Mart ayının 21’inde sevk etti.

Arkadaşlar, bu karar verildiği vakit açılmış bulunanlar dâhil Türkiye’de iki üç yıldır yükseköğretimde disiplin suçlarına karşı ceza verilememektedir. Çünkü, hukuk devletinin belli ilkeleri vardır. Ceza ancak kanunla belirlenir, ceza ve benzeri müeyyidelerin ancak kanunla belirlenmesi gerekir. Yine “Cezanın sorumluluğu şahsidir, genel müsadere kararı verilemez.” diye Anayasa’nın ilgili maddesinde bağlayıcı hüküm var.

Peki, biz nasıl yapıyoruz? 15 Temmuzdan sonra, Allah’ın lütfu olan darbeden sonra, milletimize büyük müjde olarak bildirilen OHAL daha başlamadan biz belli hükümleri verdik. Yükseköğretimde kalarak söylemek istiyorum. İlk yapılan iş -her ne sebeple olursa olsun, dünyanın neresinde çalışırsa çalışsın- bütün akademisyenlerin Türkiye’ye çağrılması oldu, bütün akademisyenlerin ve yine öğretim üyelerinin tamamı için yurt dışına çıkış yasağı konuldu. Eğer üniversitede olmak, suçla ilişkilendirilme bakımından özel bir sebep teşkil etmiyorsa o zaman bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da yurt dışına çıkış yasağı ve yurt dışında bulunan bütün vatandaşların derhâl ülkeye gelmesi kararı da aynı mantıkla verilebilirdi. Bir insan üniversite kadrosunda diye, yurt dışında filanca bursla, falanca akademik programla, filanca akademik değişim programıyla olması sebebiyle, eğer yurt içine çağırabiliyor isek o zaman niye bunu bütün insanlara teşmil etmiyoruz? İşte böyle bir kafa yükseköğrenime hâkimdir. Ki yükseköğrenim, sözün özgürlüğünün, sözün hürriyetinin en son haddi olması gereken bir yerdir, insanların fikir ve kanaat bakımından sadece bulunduğu ana bilim dalına -sosyolojiyse sosyolojiye- oradaki bilim disiplininden başka herhangi bir şeye tabi olmaması gereken alandır. Ama burayı yöneten kafanın ilk aklına gelen, yurt dışındaki bütün akademisyenleri Türkiye’ye çağırıp belli bir rektör döneminde mesleğe giren herkesi ihraç etmektir ve bu Anayasa Mahkemesi kararını da… Türkiye’yi iki üç yıl hukuksuz bırakarak işlenen disiplin suçlarına -Danıştayın bu konuda çok sayıda kararı var- ceza verilememesi sonucunu doğurmaktadır. O zaman biz, bize verilen yetkiyi ve yasama görevini hukuka uygun olarak yerine getiremiyoruz demektir. Bu madde bunun çok açık bir örneğidir. Bundan sonra tekrarının az olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koçdemir.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü konuşmacı, Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, değişiklik yapmaya bir türlü doyamadığınız ama yine de düzene koyamadığınız Millî Eğitimi daha da bozacak olan 405 sıra sayılı Tasarı’nın 29’uncu maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili olarak söz aldım. Hurafeleri değil bilimi temel alan, piyasanın, siyasi gücün değil halkın çıkarlarını gözeten bir üniversite düzeni kurulması için çalışan milletvekillerini saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının 29’uncu maddesiyle, üniversitelerde disiplin soruşturması ve savunma hakkını düzenleyen bir madde ekliyorsunuz. Yanlış duymadınız, disiplin soruşturması ve savunma hakkı ekleniyor bu tasarıya; şaka gibi, gerçekten milletle dalga geçer gibi. Bugün hiçbir soruşturma yapılmadan, hiçbir savunma hakkı verilmeden binlerce kişiyi ihraç ettiğiniz bir dönemde savunma hakkından bahsediyorsunuz. Allah aşkına, size kim inanır? Kendi çıkardığınız kanunlara, Anayasa’ya aykırı davranarak Meclisin de itibarını iki paralık ettiniz. İntikam aracı hâline getirdiğiniz OHAL yasasıyla, çıkarılan KHK’larla, ihbarcılık ve diğer ahlaksız yöntemlerle üniversitedeki akademisyenleri, sosyal demokrat ve yurtsever öğretmenleri, memurları bir bir işten attınız, şimdi kalkmışsınız “savunma hakkı” diyorsunuz. Allah akıl ve izan versin. Bizi bu şekilde bitirebileceğinizi zannediyorsanız biz size nanik yaparız. Akademisyenler yöneticilerin, hatta toplumun düşüncelerine aykırı fikirlere sahip olabilirler. Bu aykırı fikirlere sahip olma herhangi bir disiplin sorunu ya da konusu değildir, olmamalıdır. Çünkü akademisyenler halkın sunduğu imkânlarla araştırma yaparlar ve gelecek kuşakları yetiştirirler dolayısıyla doğrudan halka karşı da sorumlulukları vardır. Bu nedenle akademisyenler herhangi bir Hükûmetin değil kamunun, halkın ortak değerleridir, onlara ortak olarak sahip çıkmak gerekir. Bu nedenle biz öğrencisi, akademisyeni, tüm birimleriyle üniversitelerin halkın bütün sorunlarına ses çıkarmalarını istiyoruz, hatta bu işin akademisyenlerin tarihsel sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Biz istiyoruz ki üniversiteler insanı önde tutan evrensel bir anayasanın nasıl yapılacağını bize anlatsınlar. Biz istiyoruz ki üniversiteler çocuk tecavüzcülerini korumak isteyen zihniyetin sosyal ve psikolojik analizini yapsınlar. Biz istiyoruz ki üniversiteler kendini uygar sanan bir ülkede çocuk tecavüzüne af konusunda üniversitelerin neden sessiz kaldığını yani kendi kendilerini bir tez konusu hâline getirerek araştırsınlar. Biz istiyoruz ki akademisyenler halkın ödediği vergilerin nereye harcandığını araştırsınlar, Kürt sorununun iktidar tarafından neden çözülmediğini, neden özellikle çözülmediğini korkusuzca araştırsınlar. Biz isteriz ki üniversiteler yoksulluğun on dört yıllık kesintisiz AKP iktidarına rağmen neden hâlâ çözülemediğini özgürce araştırsınlar. Üniversiteler özgür biçimde araştırmalı, inandığı fikrini cesaretle kimseden korkmadan, utanmadan, ekmeğinden olma korkusu yaşamadan en gür sesiyle söyleyebilmeli, yazabilmeli. Bu dönemde bu mümkün mü? Yarattığınız bu korku dünyasında asla mümkün değil.

Bakın, şimdi size önemli bir şey söyleyeceğim. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi kalktınız, üniversiteleri daha perişan hâle getirmek üzere milletvekili olan öğretim üyelerine bir ayrıcalık getirmeye çalışıyorsunuz şimdi. 37’nci maddede birazdan konuşacağız yani bir milletvekili, Sayın Bakan, buradan çıkıp üniversitesine dönerse hem maaşını alacak hem emekli maaşını alacak ama herhangi bir sıradan öğretim üyesi emekli olup döndükten sonra tek maaşa talim olacak. Bakın, bu iş benim işime yarıyor, ben bir emekli öğretim üyesiyim, milletvekiliyim, buradan çıkışta 2 maaş alırım ama bunu ahlaki bulmuyorum. Bu ahlaksız bir tekliftir, bunu da geri çekmenizi bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Vekilim, vakıf üniversitesinde alıyor zaten.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biz yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın İrgil, Sayın Aydın, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Hakverdi, Sayın Yalım, Sayın Tüm, Sayın Engin, Sayın Tarhan, Sayın Kayan, Sayın Durmaz, Sayın Tuncer, Sayın Atıcı, Sayın Usluer, Sayın Yarayıcı, Sayın Yüksel, Sayın Aldan, Sayın Kesici, Sayın Bozkurt, Sayın Çam, Sayın Bayır.

Şimdi, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                   Çağlar Demirel                                               Sibel Yiğitalp                                           Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                                                    Diyarbakır                                                       Batman

                 Mehmet Ali Aslan                                           İbrahim Ayhan                                              Besime Konca

                         Batman                                                        Şanlıurfa                                                           Siirt

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Metin Lütfi Baydar                                            Ceyhun İrgil                                            Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                                            Bursa                                                             İzmir

                     Haydar Akar                                       Bülent Yener Bektaşoğlu                                      Lale Karabıyık

                          Kocaeli                                                         Giresun                                                          Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     Zühal Topcu                                                Erkan Haberal                                                 Ruhi Ersoy

                          Ankara                                                          Ankara                                                       Osmaniye

                  Deniz Depboylu                                               Arzu Erdem                                                  Mustafa Mit

                          Aydın                                                          İstanbul                                                         Ankara

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Mit.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MİT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunca verilen önerge üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 30’uncu maddesi, devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarında görevi başında kalmasında sakınca görülen üst kuruluşlar ile yükseköğretim kurumunun yöneticileri, öğretim elemanları, memurlar ve diğer personel hakkında ihtiyaten görevden uzaklaştırmayı düzenlemektedir. Madde metni gerek lafzı ve gerekse ruhu itibarıyla olağanüstü hâl mantalitesiyle kaleme alınmış, komisyonlarda dile getirilen sakıncalar dikkate alınmadan Genel Kurula getirilmiştir. Üniversitenin yüksek lise hâline getirilmesine yol açacak olan bir anlayışla tasarının kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Zaten sıkıntılı olan ilim hayatımız bu anlayışla daha da sığlaştırılacaktır. Olağanüstü bir süreçten geçtiğimizden şüphe yoktur. Bugünün şartları malum ancak kalıcı düzenleme yaptığımız hatırlardan çıkarılmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarı, görevden uzaklaştırmanın disiplin veya ceza soruşturmasının herhangi bir safhasında üç ay süreyle alınabileceğini, sebepler devam ettiği zaman her defasında üç ay olarak uzatılabileceğini düzenlemektedir. Bu hâliyle düzenleme birçok yönden sakatlık taşımaktadır. Birincisi, 28’inci ve 29’uncu maddeyle sınırları belirlenmeye çalışılan disiplin ve ceza soruşturmasına neden olan hâller ve usuller objektif unsurlar taşımamaktadır. Keyfî uygulamaya yol açacak muğlak ve subjektif ifadeler yerine objektif kriterler ortaya konulmalı ve keyfîlik ortadan kaldırılmalıdır. Devlet yönetiminde neredeyse üç asırdır şikâyetçi olduğumuz keyfî uygulama neticesinde etkin konumda olanların kendinden olmayanları tasfiye aracı olduğu 15 Temmuzda açıkça görülmüştür. İkincisi, görevden uzaklaştırmanın her defasında üç ay olarak tekrarlanması bir başka keyfî uygulama olacaktır. Bazı soruşturmalar belki üç ay içerisinde, altı ay içerisinde sonuçlanmayabilir ancak düzenlemeden anlaşıldığı kadarıyla uzatmalar süre sınırı olmadan devam edebilir, bunun sınırlandırılması gerekmektedir. Nasıl ki görevden uzaklaştırmayı izleyen on gün içinde soruşturmaya başlanılması düzenlendiyse sonuçlandırılması da sınırlandırılmalıdır. Üçüncüsü: Görevde kalmanın soruşturmanın devamını teşkil edip etmediği durumlarda uzaklaştırma tedbir süresi bitmeden kaldırılabileceğini düzenlemektedir. Bu doğru bir anlayış olmakla beraber eksik bir düzenlemedir. Kişinin görevde kalmasının soruşturmayı etkileyecek olup olmadığının da subjektif kriterlere bağlanması gerekmektedir. İnsanların işi ve aşıyla oynamak zulümdür ve biz bu zulme karşıyız, düzeltilmesi gerekmektedir. 15 Temmuz sonrası yaşanan açığa almalar neredeyse 100 bin kişiye ulaşmıştır. Bu konuda sebep olunan mağduriyetler zaman zaman devletin en üst temsilcileri tarafından da ifade edilmektedir. Her platformda yapmış olduğumuz itirazlar dikkate alınmamıştır, yeni mağdurlar yaratılmıştır. Bu düzenlemenin uygulamasında da bu tip mağduriyetler yaşanabilecektir. Dördüncüsü ise objektif kriterlere bağlanmadan yetki verilenlerin yorum ve değerlendirmelerine açık, subjektif sebepler ile akademik personelin idari tasarruf altında tutulması, akademik özerklik açısından oldukça problemli olan ilim hayatımızı amir, memur disiplini içine alacak akademik personeli devlet memuru hâline getirecektir. Beşincisi: Tasarıdan anlaşıldığı kadarıyla modern devlet hayatının geçirdiği tecrübeler ile ulaşmış olduğu devlet hükûmet ayrımından hükûmetin adamları modeline geçme gayreti görülmektedir. İbni Haldun’un cemiyetin çöküş sebeplerinden biri olarak gördüğü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MİT (Devamla) - …asabiyet yani partizanlık, toplumu hükûmetin adamları ve diğerleri olarak görecek, devlete olan aidiyet duygusunu da ortadan kaldıracaktır diyorum. Tarihin bunun örnekleriyle dolu olduğunu hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Mit.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, Millî Eğitim Yasası üzerindeki konuşmalardaki en önemli bölümlerden bir tanesi bu, üniversitedeki öğretim üyelerinin ve akademisyenlerin aldığı disiplin cezaları ve şu ana kadar yaşanan sorunlar. Bu sorunlardan, gelecekteki sorunlar için şu an konuşuyoruz ve arkadaşlarımız başka açıklamalarda bulunacaklar ama biz şu ana kadar, 15 Temmuzdan beri 8 bin akademisyenle ilgili, defalarca basın toplantısında, defalarca bu kürsüden dile getirdik fakat maalesef bu sesler duvarları aşıp duyulamıyor.

Şimdi, ben bu konuda bazı somut örnekler vermek istiyorum: 2.500 kadar akademisyen şu anda işsiz durumda, ocak ayında işsizlik maaşları dolacak Sayın Bakan ve ocak ayından itibaren bu öğretim üyelerinin yurt dışına gitme ihtimali çok yüksek. Değerli arkadaşlar, bu insanlar yirmi otuz yılda yetişmiş doçent, profesör, yardımcı doçent insanlar. Bu insanları Avrupa ülkeleri ve Amerika bekliyor, zaten davet ettiler. Örneğin önümüzde BBC’nin yayınladığı bir çalışma var. O çalışmaya göre, burada diyor ki: “Uluslararası Bilim İnsanı Kurtarma Fonu’na son aylarda en çok başvuru Türkiye’den olmuştur, eşi benzeri görülmemiş bir başvuru vardır.” Aynı şekilde İngiltere merkezli, Londra merkezli Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi geçtiğimiz yıllara kadar Türkiye’den 4 ya da 5 başvuru olduğunu, son aylarda haftada 15-20 başvuru geldiğini belirtiyor. Şimdi, hiçbir gerekçe yokken okulları kapattık ve biz bu insanları işsiz bıraktık. Haklarında bir hüküm de kurmuyoruz yani “Sen teröristsin.” demiyoruz, “Suçlusun.” demiyoruz, hiçbir şey demiyoruz. Peki, ne diyoruz? Diyoruz ki: “Bekle bizi, bekle, biz size karar vereceğiz, senin çalışıp çalışamayacağına dair hüküm kuracağız. Daha ne hüküm kuracağız? Hangi üniversiteye girip girmeyeceğine karar vereceğiz.” Şimdi burada Anayasa’nın çalışma hürriyetine ait bütün yasalar çiğneniyor ve YÖK’ten ve Bakanlıktan bu konuda bir yazı bekleniyor.

Şimdi, burada ilginç bir şey var. Devlette tutarlılık olur arkadaşlar, olanaksız istemler olmaz. Şimdi, sizin başınıza geldiğini düşünün, Sağlık Bakanlığı yazı gönderiyor ağustosta “Bütün akademisyenler, ihraç edilenler dâhil özel hastanelerde çalışabilir.” diye -burada elimizde resmî belgesi var- fakat aynı şekilde Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK’ten bu yazıyı alamıyoruz. Yani, bir türlü bu çalışanlar için bu izin gitmiyor.

Daha da ilginç bir şey var. Yani, biz bu insanlara izin bile versek Sosyal Güvenlik Kurumundan şöyle bir yazı gidiyor arkadaşlar. Lütfen, bu yazının size, çocuklarınıza ve ailenizden birine geldiğini düşünün. Resmî yazı elimde, diyor ki yazıda: “Eğer çalışacaksınız -yani ihraç edilmişseniz, atılmışsanız, açığa alınmışsanız veya kurumunuz kapatılmışsa- terör örgütlerine veya millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen -resmî yazı arkadaşlar bu, ciddiyetsizlik için söylüyorum- yapı, oluşum veya grup üyeliği olmadığına dair resmî belgenin sözleşme evrakına eklenerek tarafımıza gönderilmesi…” “Ancak o zaman sosyal güvenlikle çalıştırabiliriz.” diyor.

Arkadaşlar, bana söyler misiniz bu nasıl olacak? Sayın vekiller, Sayın Bakan, siz bu belgeyi getirebilir misiniz yani “Ben terör örgütü üyesi değilim.” belgesini? Yani, bunu nereden alabilir? Bir tek terör örgütünden alabilir, “Evet, bu şahıs bizim örgütümüzün üyesi değildir.” diyebilir. Ya, bunu devlet kurumlarından alamıyorsa bu insanlar nereden alacak? Bu insanların çalışabilmesi için, Sosyal Güvenlik Kurumlarında önünün açılabilmesi için gereken düzenlemenin hızla yapılması lazım. Evet, bazen göstermelik yazılarla “Çalışabilir, hiçbir engel yok.” diyoruz ama sosyal güvenlikle, diğer alanlarla önlerini tıkıyoruz.

Bunun dışındaki söyleyecek son sözüm, bu maddeyle ilgili veya bu maddenin devamında gelecek olan YÖK’ün disiplin yönetmeliğiyle ilgili diğer konularda bizim çok önemsediğimiz bir kurum var. Bu kurum da YÖK’ün yeni kurmaya çalıştığı ve yasa tasarısını hazırladığı kalite kurulu. Kalite kurulunun kanunu hazırlandı, biz de bu kanuna sıcak bakan gruplardan bir tanesiyiz. YÖK’ün bu çalışmasından dolayı kendilerini takdir ediyoruz, eleştirdiğimiz zaman eleştiriyoruz ya da övgüye değer bir şey varsa her zaman takdir ediyoruz. Biz, kalite kuruluna ait bu yasa tasarısının bir an önce Meclise gönderilmesini ve YÖK’ün kalite sistemlerinin bir standarda, kalite kurulunun bir standarda ve niteliğe kavuşturulması açısından yapılacak bu çalışmanın desteklenmesini diliyoruz.

Bunun dışında, son olarak burada görmüşken teşekkür etmeden geçemeyeceğim konuşmanın sonunda. YÖK Başkan Vekilimiz Profesör Doktor Hasan Mandal burada. Kendisinin kapatılan üniversitelerin öğrencilerinin tekrar okullarına dönmesi konusunda çok büyük gayretleri olmuştur. O yüzden YÖK’ün nezdinde, YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın nezdinde -onun da iyi niyetli çabaları olmuştur- YÖK Başkan Vekilimiz Hasan Mandal’a da teşekkürlerimi iletiyorum.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrgil.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Siirt Milletvekili Sayın Besime Konca.

Buyurun Sayın Konca. (HDP sıralarından alkışlar)

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, Genel Kurulu selamlıyorum.

Kanun hükmünde kararnameler kanunsuz ve korsan olduğu için bu maddeye dair düşüncelerimi belirterek suç ortağı olmak istemiyorum.

Bugün, en fazla bağımsız hukuka ve özgür hukuka ihtiyaç duyduğumuz süreçleri, günleri yaşarken Tahir Elçi’nin aramızda olmaması bizler için büyük bir kayıptır. Ben de Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünde Tahir Elçi’yi saygıyla anıyorum.

Bu Hükûmet, sadece, siyasi cinayetlerin faillerinin korunmasını sağlamıyor, siyasi cinayetlerin üstünü örtmüyor, bu Hükûmet aynı zamanda iş cinayetlerinin katillerinin de üstünü örtüyor, hesap sormuyor. Bu Hükûmet, aynı zamanda tecavüzcüleri de koruyan bir yerde duruyor ve cinayet işlemek sadece can almak değil, bu Hükûmet siyaseten de cinayet işliyor.

Bugün eş genel başkanlarımız Sayın Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, parlamenterlerimizin burada olmaması, onlarca belediye eş başkanımızın burada olmaması, 75 yaşındaki Ahmet Türk’ün, Türkiye siyasetine, Türkiye demokrasisine katkı sunmuş Ahmet Türk’ün burada olmaması bu Hükûmetin siyaseten işlediği cinayetlerin ifadesidir, göstergesidir.

Evet, bu Hükûmet iş cinayetlerini de örtbas etmeye çalıyor. Bunun en somut örneğini Siirt’in Şirvan ilçesinin Maden köyünde on iki gündür yaşıyoruz. 17 Kasımda gerçekleşen iş cinayetinde 16 tane canımızı kaybettik ve 16 canın 12’sini… Kardeşini, kuzenini, yeğenini ve dayısını kaybedenler ve o cinayetten sağ kurtulanlar on iki gündür çalışarak onları kurtarmaya çalışıyor. Biz buradan bir kez daha ailelerimize başsağlığı diliyoruz.

Bu iş cinayeti açık açık işlenen bir cinayettir. Bu şirket 2011’de Maraş Elbistan’da aynı cinayeti işledi. 9 kişi dört yıldır hâlen göçük altındadır ve o iş merkezi, o çalıştırdıkları ocak onlara mezar hâline getirildi ve Şirvan’ın Maden köyünde aylardır işçiler “İş güvenliğimiz yok, bu ocakta tehlike var, çatlamalar var, palyalarda şişmeler var, biz burada çalışamayız.” dedikleri hâlde şirket yetkililerinin söylediği “Ya burada çalışırsınız ya çıkışınızı verirsiniz, burada çalışacak çoktur.” Orada çalışanlar Kürt olunca, orada çalışanlar emekçi ve yoksul olunca ölmeye razı edileceksiniz diyen bir iş anlayışı ve bir Hükûmet anlayışıyla karşı karşıyayız.

Darbeyi Allah’ın lütfu göreceksiniz, bu göz göre göre gelen cinayeti de “Allah’ın takdiridir, bir şey yapamayız.” diyerek Hükûmet olarak açıklayacaksınız. Bu, iş cinayetlerine ortak olmaktır. Bu, oradaki ranta ortak olmaktır.

Siz ailenin taziyesine gitmek için iki gündür kurulan taziye evine gidip “Bakanımız geliyor, taziye evini köpekle aramak istiyoruz.” diyeceksiniz, taziyeye, acısını yaşayan aileye saygısızlık yapacaksınız, taziye evinden korkacaksınız, köpekle gidip bomba araması yapacaksınız. Sizin iktidar anlayışınız, sizin siyaset anlayışınız, insanlara değer anlayışınız budur. Biz bunun üzerinde duracağız. Nereye kadar giderse gitsin bunun hesabını, bu cinayeti işleyen, bu cinayete sessiz kalan…

Bizi denetlediğiniz kadar bu cinayet makinelerini bu Hükûmet olarak denetleseniz… Bugün korsanvari kanun hükmünde kararnamelerle eğitimde de, yaşamda da, kadın mücadelesi, kadın özgürlüğünde de despotik diktatörlüğü meşrulaştıran yasalar Parlamentoya getirmek istiyorsunuz.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Konca.

Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Muş, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, burada bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum. Siirt’ten bahsedildi. Ülkemizin hangi bölgesinde olursa olsun yaşanan iş kazaları üzücüdür ve bununla alakalı sorumlular varsa tahkikatlar da kurulmuştur. Bir kere şu ifadeyi çok net bir şekilde reddediyoruz: “Orada olanlar Kürt olunca ilgilenilmiyor. Olayların üzeri örtbas ediliyor.” ifadesi faşizan bir ifadedir, kesinlikle reddettiğimiz bir ifadedir.

Burada şu an büyük bir dağ kitlesi gelmiş, devletin tüm imkânları seferber edilmiştir. Orada toprak altında kalan madencilerimize ulaşmak için büyük bir çaba sarf edilmektedir. Burada ülkemizin hangi bölgesinde olursa olsun, devlet, ayrım göstermeden vatandaşına eşit şekilde, aynı hassasiyetle yaklaşmaktadır, AK PARTİ hükûmetleri de buna hep dikkat etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğer konu: Tabii bunun ben doğruluk derecesinin ne olduğunu tam bilmiyorum fakat söylenen şu: Taziye evinde bir arama yapılmasından bahsediyor. Bu oradaki taziye evindeki taziye sahibine karşı olan bir yaklaşım değildir, kesinlikle değildir; bunun bir kere altını çizmemiz lazım. Bölgede, artan terör olayları vardır. Şunu unutmayalım: Kaymakamın makam odasına kadar bomba yerleştiren bir terör örgütü var karşımızda ve orada bir kaymakamımız şehit oldu biliyorsunuz, Derik Kaymakamımız. Bu açıdan, orada bulunanların da güvenliğini düşünerek bir çalışma olmuş olabilir. Bunun ötesinde, insanları rencide edecek, insanları farklı bir noktaya itecek bir uygulama kesinlikle söz konusu olmaz çünkü zaten oraya gidilmesinin sebebi oradaki vatandaşımızın acısını paylaşmaktır.

Bir şey daha: Burada, eğer, Türkiye Cumhuriyeti devleti içerisinde ortaya çıkan hangi cinayet varsa, bunun aydınlatılması da devletimizin tüm imkânları seferber edilerek yapılmaya çalışılmaktadır. Hiçbir şeyin üstü örtbas edilmemiştir, edilmeyecektir.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Muş.

Sayın Konca…

BESİME KONCA (Siirt) – Açıklamamı “faşizan bir tutum” olarak değerlendirdi. Sataşmadan söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Konca.

İki dakika size söz veriyorum, sataşmadan.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın hatip orada yaşamadığı için bilmiyor. Olay gerçekleştikten iki saat sonra Şirvan’ın Maden köyündeydim. Yirmi dört saat çalışılmadı. “Gece vardiyasını niye çalıştırmadınız?” diye sorduğumuzda, “Gece tehlikelidir, biz çalışma yapamayız.” dediler; birincisi bu.

İkincisi: Temmuz ayında yine göçük gerçekleşti, bunun için hiçbir tedbir alınmadı.

Üçüncüsü: İHD’nin suç duyurusu var, “Kovuşturmaya gerek yok.” diye reddedilmiş ve orada hiçbir inceleme yapılmadı.

Bunların faşizan tutumlar olduğunu söyleyen ve bu tutumu sergileyenin iktidarın kendisi olduğunu söyleyelim.

Eğer siz orada güvenlik sorunu olduğunu düşünüyorsanız taziye evine gidecek kadar, o zaman gitmeyeceksiniz, o zaman taziyede “Siz çıkın, biz köpekle arama yapalım.” demeyeceksiniz. Sizin orada bütün -basını- seferber ettikleriniz, bakanlarınızı, vekillerinizi ve valinizi karşılamak için çalıştılar, oradaki işçiler için çalışmadılar. Siz AFAD’ı getirdiniz, AFAD kazma kürekle çalışır, AFAD kamyonla, AFAD iş makinesiyle çalışmaz. Burada olanlar sizin araçlarınızdır, bununla siz çalışırsınız. Orada şunu dediniz: “Tehlikeyi göze alacağınıza rıza gösterin, gidin öyle çalışın ve orada kalanları siz çıkarın.” diyen bir sorumluluk anlayışınız var ve burada toplum büyük bir tepki içerisindedir. Kaç tane medyanız oradaki tepkiyi ortaya koydu? Oradaki basın, polisin ve askerin ablukasının dışında, bakanlarınızın gelmesinin dışında flaşlarını açmadı; ailelerle, işçilerle görüşme almadı, tepkilerini ortaya koymadı. Eğer faşizan bir tutumsa budur faşizan tutumunuz. Orada bekleyen aileleri bekleme alanından çıkarıp “Bakanımız gelecek siz aşağıya inin. Biz burada güvenlik tedbiri alacağız.” diyen sizin güvenlik anlayışınızdır. Ailelerin söylediği şudur: “Madem çıkarmıyorsunuz, acımızla bizi baş başa bırakınız, ikide bir ‘Bakanlarımız geliyor.’ diye bizi buradan kovmayın…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BESİME KONCA (Devamla) – “…bizi güvenlik merkezlerinin içine almayın.” diye tepkileri var. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, biz vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağız.

BAŞKAN – Sayın Muş, bir saniye… Bir saniye lütfen, söz vereceğim size.

Sayın Konca’ya teşekkür ediyoruz.

Şimdi, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Asla vatandaşlarımızı yalnız bırakmayacağız.

Oradaki hassasiyet şu: Bir taraftan toprak kayması var; kurtarma çalışmalarına katılan personelin de can güvenliği ortaya çıkıyor. O açıdan çalışmalar zor şartlar altında ilerliyor.

BESİME KONCA (Siirt) – Yanlış bilgi Başkanım.

MİZGİN IRGAT (Bitlis) – Niye ruhsat verdiniz, kapatsaydınız orayı. Niye çalıştırıyorsunuz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bu açıdan, böyle bir risk söz konusu olmasından dolayı çalışmaların sürdürülmesinde bunu düşünerek hareket ediyor oradaki ekipler.

BESİME KONCA (Siirt) – Yanlış bilgi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - İkincisi, biz oradaki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağız, bırakmadık da; bundan birileri rahatsız olabilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime kırk dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.34

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, 31’inci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

         Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

            Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

       Mehmet Ali Aslan                    İbrahim Ayhan                     Behçet Yıldırım

              Batman                               Şanlıurfa                             Adıyaman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                    Mustafa Ali Balbay

               Aydın                                  Bursa                                  İzmir

          Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu               Lale Karabıyık

              Kocaeli                               Giresun                                 Bursa

      Okan Gaytancıoğlu

               Edirne

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

              Ankara                                Ankara                              Osmaniye

           Arzu Erdem                       Deniz Depboylu                Ahmet Selim Yurdakul

             İstanbul                                Aydın                                 Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı, Antalya Milletvekili Sayın Selim Yurdakul.

Süreniz beş dakika.

Buyurun.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel kanun olarak görüşülen Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum.

Ekonomik bir girdap içinde çeşitli sorunlarla boğuştuğumuz bir dönemden geçiyoruz. Siyasi söylemlerle, “Döviz satın.” telkinleriyle ekonominin yönetilemediğini canlı canlı izliyoruz. Ülkemiz maalesef 2001 krizini bile mumla arar hâle geldi. Genç işsizlik bir yılda yüzde 18,3’ten yüzde 19,9’a yükseldi. Vatandaşlarımız hiç olmadığı kadar borçlu. Borçtan beslenen tüketim anlayışı iliklerimize kadar bizi kemiriyor. Otoyollar, köprüler, çok şaşalı projeler… Yabancı cumhurbaşkanlarını, başbakanları, şarkıcıları ve taşeron işçileri çağırarak kalabalık açılışlar yapıyorsunuz. Renkli kurdeleler kesilirken canlı yayınlarda propagandada zirvelere çıkıyorsunuz ama hatırlatayım: Sizler AVM açılışlarında, köprü açılışlarında zirvelere vardıkça Türk milletinden fersah fersah uzaklaştınız. Bu necip milleti beton rantına maalesef kurban ettiniz.

Sevgili arkadaşlarım, küresel ekonominin de müsaadesiyle sıcak paranın ülkemize oluk oluk aktığı dönemlerde AKP Hükûmetine vatandaşın refahını düşünen bir devletin neler yapması gerektiğini defalarca ifade ettik. “Üretim” dedik, “AVM” dediniz. “Vatandaşlarımız AVM’lerde ancak asgari ücretle çalışabiliyor, ev geçindirebiliyor.” dedik; siz “Biz yaratılan ranta bakarız.” dediniz. “Fabrika yapalım, gençlerimiz iş sahibi olsun.” dedik; “Bizim teşkilatlara üye olanları taşeron işçi olarak alıyoruz, yeter.” dediniz. “Bakın, kendi ilacımızı, aşımızı yapalım, başka ülkelere muhtaç kalmayalım.” dedik; “Bizden ancak ara eleman olur, biz AR-GE yapamayız.” dediniz. “Üretime dayanan bir ekonomi modeli kurarsak insanlar akın akın memur olmaya çalışmaz, herkes hakkıyla kazanabildiği bir işe girer.” dedik; “Herkes bize muhtaç olsun, insanlar kapımıza kul olsun.” dediniz. Oysa Türk’ten hiçbir fâniye kul olmaz. Türk milleti özgürlüğüne ve kişiliğine ölümü pahasına sahip çıkar, şahsi çıkarları için hiçbir ne idiği belirsize diz kırmaz. Geçmişte olduğu gibi, bugün de Türk milletini ekonomik krizlerle bükmeye, çeşitli çıkarlarla terbiye etmeye kalkanlar var. Bakın, Büyük Önder Atatürk ne diyor: “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık hâline getirmiş milletler evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” Atatürk “Şuradan yol geçirin, doğan rantı şununla paylaşın.” demedi. Atatürk “Yolları, köprüleri, hastaneleri yabancılara verin.” de demedi. Aksine Atatürk bizzat millî ekonomiyi işaret etmiş ve Türk milletini muasır medeniyetler arasında görme arzusunu defalarca dile getirmiştir.

Kıymetli milletvekilleri, bugün “Ticaretinizi Türk lirasıyla yapın.” diyenler, daha bir ay önce maç yayınları için dövizle ihale yaptılar ve maalesef o şaşalı açılışlarla yapmış olduğunuz köprüler, tüneller ve benzeri projelerde geçiş ücretlerini bile dövizle belirlediniz ve maalesef bu döviz artışı sonucunda… Örneğin Osman Gazi Köprüsü’ndeki geçiş ücretleri; şu anda oradan araçlar geçmemesine rağmen, bizlerden topladığınız vergilerden almış olduğunuz paralarla işte, o projenin sahiplerine para ödüyorsunuz.

Velhasıl Türk milletinin betona gömülen emeklerinin, alnından akan terlerinin sonuna geldik. 2002’den itibaren Türk milletinin üstüne kara bir bulut gibi çöken rant ekonomisi maalesef bitti. Bundan sonra -bizim önerimiz- üretmek ve üretene sahip çıkmak zorundayız.

Hepinizi, Genel Kurulu sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yurdakul.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Edirne Milletvekili Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı. Evet, birazdan onunla ilgili açıklamalarda bulunacağım. Ülkelerin en önemli motor gücü eğitimdir. Yani bir ülkeyi bir yerlere getirmek istiyorsanız eğitimine katkı yapmak zorundasınız. Türk üniversiteleri de kendilerine yönelik bir öğretim üyesi yetiştirme programı seçmişler, adına da kısaca ÖYP, “Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı” denmiş.

Nasıl seçiliyor bu öğretim üyeleri? Üniversiteleri bitiriyorlar, en iyi öğrenciler akademik not ortalamalarına göre belli bir yere kaydediliyor. Daha sonra yabancı dil sınavlarına giriyorlar. Yabancı dilden en yüksek notu alanlar, öğretim üyesi yetiştirme programına başvuruyor. Daha sonra Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Sınavı var. Bundan da yüksek not alırlarsa üçünün ortalamasıyla en iyileri bizim gelecekte üniversitelerimizde araştırma görevliliğinden başlayarak, yüksek lisans, doktora yapıp, yardımcı doçent, doçent, profesör olma hakkını elde ediyorlar. Peki, kaç kişi bunlar? Tam 13.500 kişi.

Sonra ne oluyor? 15 Temmuz darbe… Arkasından bunların işlerine son veriyorsunuz. Sonrasında da -burada YÖK’teki Başkan Vekilimiz Sayın Hasan Mandal’a teşekkür ediyorum- 600 kişiyi geriye döndürüyorsunuz.

Nasıl oluyor? Şimdi, üniversitelerde araştırma görevlileri için iki tip kadro var. Birinci kadro 33/a dediğimiz, öğretim üyesi, araştırma görevlisi akademik çalışmalarını çok sınırlı da yapsa hatta hiç yapmasa da emeklilik şansı var yani daimî kadro. 50/d kadrosu da geçici kadro. Yani öğrencilik bittiği zaman üniversiteyle ilişkisi kesiliyor.

Bu öğretim üyelerine diyorsunuz ki: “Araştırma görevlisi oldunuz. Sen, benim gelecekteki üniversitelerimin kurmayı olacaksın. Sana daimî kadro veriyorum. 33/a kadrosunu veriyorum.” Sonra 15 Temmuz oluyor, “Ben senden bu kadroyu alıyorum, seni geçici kadroya atıyorum.” Böyle bir şey olabilir mi, bu mantık olabilir mi? Neden? Bir zamanlar beraber hareket ettiğiniz Fetullah Gülen’ci olabilir bunlar diyorsunuz ve bu gencecik, fidan gibi öğretim üyesi olacak kişileri cezalandırıyorsunuz. Mantık nerede? Mantık yok. Soruyoruz, diyoruz ki: En büyük cezayı kime verdiniz? Bunlara verdiniz.

Başbakan yardımcısı dedi ki: “FETÖ bağlantısı olmayan ÖYP’lileri, kanun hükmünde kararnameyle kazanılmış hakkı 33/a’ya geçireceğiz.” Söz verdiniz ama daha 600 kişiyi geçirdiniz. Nerede 13.100 ÖYP’linin hakkı? 33/a’dan 50/d’ye geçirilen ÖYP’li araştırma görevlilerinin süre uzatım belgelerini imzalarken bir de mobbing yapılıyor yani öğretim üyesinin, öğretim elamanının FET֒yle bir bağlantısı yok ama bir defa 33/a’dan 50/d’ye geçirilmiş ya, “FET֒cü olabilirsin.” diye baskı yapılıyor. Arkadaşlar, bunlar bizim geleceğimiz. Geleceğimizi emin ellere teslim etmek zorundayız. En iyilerini seçiyorsunuz ama en büyük cezayı, en büyük mobbingi bunlara yapıyorsunuz.

Bir de şu var: Öğretim üyeleri var -doçent, profesör- ilişikleri kesilmiş, FET֒cülükle ilgili ilişikleri kesilmiş. Peki, bunların yaptırdıkları yüksek lisanslar, doktoralar incelenecek mi acaba? Kimlere teslim ettik? Kısa sürede yüksek lisans yaptılar, doktora yaptılar, sonra doçent, profesör oldular. Bunlar incelenecek mi? Üniversitede eğitim gören 6 milyon 800 bin öğrenci var. Geleceğimiz bunlara emanet, bunların hocaları daha da önemli. Dolayısıyla, bunları seçerken çok dikkatli olmak zorundayız.

Toplamda kanun hükmünde kararnamelerle tam 3.850 ihraç var. Bunlardan sadece 159’u ÖYP’li yani oran olarak bakarsak 1,25’i. Geri kalan yüzde 98,75 masum ÖYP’linin OHAL kanun hükmünde kararnamesiyle hakkını gasbettiniz. Bu hakkı geri istiyoruz. Bunlar Türkiye’nin gözbebeği; birçoğu evlenmiş, yuva kurmuş, borca girmiş, geleceklerini arıyorlar, geleceklerini vermek zorundayız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaytancıoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı Adıyaman Milletvekili Sayın Behçet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 405 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 31’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Bilimsel düşünce ve fikirlerin özgürce tartışıldığı özerk bilim evi olması gereken üniversiteleri, akademisyenleri kendisine aykırı bilimsel bir düşünce filizlenmesin diye topyekûn denetim altına alınmaya çalışırken, çocukların okuduğu yatılı okullarda tam bir denetimsizliğin hüküm sürdüğü, yalnızlaştırıldığı bir eğitim sistemiyiz. Geçen hafta çokça tartışıldı, muhalefet partisinden dile getirdi Barış Yarkadaş, bunun en bariz örneği Adıyaman’ın Gerger Lisesinde yaşandı. Gerger İmam Hatip Lisesinin yatılı bölümündeki çocuk istismarı gündeme getirildi. Yatılı okulda bırakın rehberlik ve denetimi, bir okulun öğrencileri yıllarca okul hademesine teslim edilmiş; gelen giden yok, soran yok, denetleyen yok, çocuklar hademeye emanet, âdeta oraya terk edilmiş, savunmasız bırakılmış. Okuldaki bu durumun açığa çıkması, araştırılması ve bu olayların bir daha yaşanmaması adına üzerine gidilmesi gerekirken, işte tam da yapmak istendiği gibi siyasi erk bir zarar görmesin diye olayın üstü kapatılıyor, yerel basın mensupları şey yapıyor. Bu olay bize geçen sene 28 Şubatta Lüleburgaz’da Adıyamanlı bir öğrenci arkadaşın ev arkadaşları tarafından öldürüldüğü iddiasını hatırlattı. Adıyaman’ın Mazel yani Bölükyayla köyünde oturan Ramazan Fırat ev arkadaşları tarafından bilekleri kesilmiş, sırtından defalarca bıçaklanmış hâlde bulunmuştu. Bunun için biz önerge verdik, bu olayı araştıralım, bu olay basit bir olay değil dedik, gizlilik kararı aldılar. Gizlilik, gizlilik... Bugün yine Gerger Lisesi için gizlilik kararı alınmış. Tahir Elçi hakkında da gizlilik… Nerede bir gizlilik kararı varsa orada ya iktidarın ya da derin devletin eli vardır, bu kesindir. Öyle olmamış olsaydı Tahir Elçi olayı bugüne kadar açıklanırdı; artı, Ramazan Fırat olayı açıklanırdı. Ramazan Fırat olayını daha sonra basından izliyoruz ki gözaltına alınan 3 ev arkadaşı suçsuz görülmüş, bırakılmış. Tamam, o arkadaşlar, ev arkadaşları suçsuz; peki, Ramazan Fırat’a ne oldu? Ramazan Fırat’a ne oldu biliyor musunuz? Annesi, babası resmen -halk deyişiyle- kafayı yedi. Evet, şu anda gerçekten ikisi de ne dediklerini bilmiyorlar, akıl sağlıkları bozulmuş durumda.

Bunları niçin anlatıyoruz? İşte, gizlilik kararı var. Az önce Tahir Elçi olayı hakkında AKP adına konuşan arkadaşlar “Yargıda.” diyorlar. Arkadaşlar, yargıya kimse güvenmiyor, yüzde 97 güvensizlik var. Bu yargıyla nereye gideceğiz?

Meclisin içerisinde Adıyaman üzerinde fazla konuşulsun istemedim. Adıyaman olaylarını şey yapalım. Bu Gerger olayı çok ciddi olduğu için gündeme getireceğiz. Bize diyorlar “Gerger olayını bu namus olayıyla ilişkilendirmeyin.” IŞİD olayını dile getiriyoruz, “IŞİD’le anılmasın.” diyorlar. Peki, Adıyaman’ın dünya kadar sorunu var; 4 tarafı suyla çevriliyken bırakın sulu tarım yapımını, içecek su bulamıyoruz. Adıyaman’ın doğası mermer ocaklarıyla, maden ocaklarıyla… Cengiz Holding orada şu anda Bezar Dağı’nda sondajla arama yapıyor. HES'ler yapılıyor. Kâhta halkı hiçbir siyasi örgütlenme olmadan kendi başına direniyor. Haberiniz var mı? Tütünde dünya kadar haksızlık var. Adıyamanlı vekillerin haberi var mı? Adıyaman şehirlerarası otobüs garı yok. Haberiniz var mı? Adıyaman Spor yerlerde. Türkiye'de ligde takımı olmayan tek il Adıyaman. Bundan haberiniz var mı? Turizm yerlerde, Nemrut’a tek turist gelmiyor. İşsizlik en fazla Adıyaman’da. Ekonomi diplerde. Esnaf kan ağlıyor. Faizcilik, tefecilik almış başını gidiyor. Daha geçen hafta iki olay oldu 3 vatandaşımız canını yitirdi, 3 kişi yaşamını yitirdi, 5-6 kişi yaralandı. Bu sebeple intiharların en fazla olduğu yer Adıyaman. Biz diyoruz ki: Halk her şeyin farkında. Savaşın kime yaradığının, barışın kime yaradığının farkında. Biz bunları görüyoruz. Gelin, elinizi vicdanınıza koyun, biat etmeyi bir tarafa bırakın, Adıyaman sorunlarını tartışalım, çözüm üretelim; hem de sizin baskı altına aldığınız medyanın önünde, sizin medyanın içerisinde varsa, yüreğiniz yetiyorsa tartışalım. Adıyaman olayını gündeme getirmeden -kimse kusura bakmasın- öyle Adıyaman’a iki üç ayda bir bakan getirmekle, Meclis Başkanı getirmekle Adıyaman’ın sorunu çözülmüyor, Adıyaman’ın sorunlarını bakan çözmüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Gelin somut bir adım atalım Adıyaman’ın sorunlarını çözelim diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Ancak oylamadan önce Sayın Bakan, Adana Aladağ’da bir yurtta yangın çıktığına dair ve yangından dolayı da 3 öğrenciye ulaşılamadığına dair bilgiler ve haberler var. Bununla ilgili…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sağlıklı bir bilgi geldiğinde Genel Kurulun bilgisine sunacağım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de oylamadan önce bir talebim vardı.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 2 Türk askerinin esir alındığı ve Rakka’ya götürüldüğü haberlerine ve Hükûmetin Meclise bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Genel Kurul açıldığında Fırat Kalkanı operasyonunun 95’inci gününde olduğunu, 18 civarında şehidimiz –Tanrı’dan rahmet diliyorum- olduğunu ve Hükûmetin Genel Kurula bugüne kadar bu operasyonla ilgili bilgi vermediğini ve vermesi gerektiğini söylemiş idim.

Şimdi, sizin Adana’dan aldığınız kötü haber gibi bize de intikal eden bir haber var. Bu habere göre IŞİD’in ya da DAEŞ –kim ne derse desin- El Bab kenti kırsalında 2 Türk askerini esir aldığı ve askerleri Rakka’ya götürdüğüne dair haberler var.

Şimdi, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burası Parlamento. Böyle konularda Parlamentonun gerçekten doğru bilgilere sahip olması bir zaruret. Hükûmetten, mümkünse Dışişleri Bakanından ya da Millî Savunma Bakanından Meclise gelip bir izahat vermelerini bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Belki diğer konularda da, sizin ifade ettiğiniz konularda da Sayın Bakan Genel Kurulu bilgilendirebilir Hükûmet adına, bilemiyorum tabii.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gelirse bilgilendiririz tabii ki.

BAŞKAN – Sayın Altay’ın da ifade ettiği konularla ilgili.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tabii tabii.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz o zaman.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeleri oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                  Mehmet Ali Aslan                    İbrahim Ayhan                      Mahmut Toğrul

                         Batman                               Şanlıurfa                             Gaziantep

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                         Haydar Akar

                          Aydın                                  Bursa                                 Kocaeli

                 Mustafa Ali Balbay                   Lale Karabıyık                Bülent Yener Bektaşoğlu

                          İzmir                                  Bursa                                 Giresun

                    Hilmi Yarayıcı

                          Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                              Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu                       Kamil Aydın

                        İstanbul                                Aydın                                Erzurum

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı kanunun 32’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bazı kavramları zaman zaman karıştırdığımız oluyor, zaman zaman da eş anlamlı gibi kullanıyoruz. Bunlardan bir tanesi de “eşitlik” ve “adalet” kavramı. Değerli milletvekilleri, her eşitlikçi davranış adaleti getirmediği gibi, her adil davranışın arkasında da eşitlik konseptini aramamak lazım. Dolayısıyla, ayırt edici bir şey vardır, nedir o da? Adil olmak, adaleti temin etmek, hak edene hak ettiğini vermeyi gerektirir. Hâlbuki, eşitçilikte böyle bir adalet anlayışı yoktur. Dolayısıyla, malumunuz ilgili maddede, biz, yükseköğretim kurumlarında ceza usul ve esaslarıyla ilgili birtakım düzenlemeler yapıyoruz ama inanın bunun en önemli malzemesi, tabii ki eğitilmiş insan kaynağıdır. Yani, ilmiyle, irfanıyla, vicdanıyla hür nesiller yetiştirmediğimiz sürece hangi maddeyi, hangi kanunu hangi insiyakla çıkarırsak çıkaralım, beklediğimiz sonucu alamayız. Dolayısıyla, nedir ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bir eğitim sistemi? İlmi hür olursa ne yapar? İlim nerede olursa olsun, Çin’de dahi olsa gider, peşine düşer, alır gelir; bilenle bilmeyenin farkının zevkini anlar ve bilmeyi kendine esas edinir. İrfanı hür olursa, gerçekten, bir şekilde okuyup anlama, anladığını ifade etme yeteneğine sahip olur yani bir sebep sonuç ilişkisi kurma yetisi kazanır. Dolayısıyla, bir bakıma dikkatli davranmayı gerektirir. Bir de vicdanı hür olursa bunlara ilaveten, adil olur, adaleti her zaman kollar ve korur. İşte, eğitimimizin gerçekten olmazsa olmaz bu üç ayağı… Bunlar veciz sözler ama çokça düşünülmüş, felsefi irdelemelere tabi tutulmuş ve söylem hâline getirilmiş şeylerdir. İşte, bizim en fazla ihtiyacımız olan, ilmi, vicdanı ve irfanı hür nesiller yetiştirmektir.

Şimdi, bugünlerde, tabii ki adalet noktasından hareketle, evet, birtakım ceza usul ve esaslarla ilgili düzenlemeler var. Neye yaracak ki? Eğer mahşeri vicdanlarda insanları rahatlatmayacaksa, kamuoyunda bizleri tatmin etmeyecekse bu tür kanun ve kanun hükmünde kararnameler çıkarmanın bir ehemmiyeti görülmemektedir.

Değerli milletvekilleri, neyi kastediyoruz? Adil olmanın en fazla görülmesi gereken alan eğitim camiasıdır. Eğitim camiasına da bir bütünlük içerisinde baktığımızda adaletsizliğin hemen hemen hiç olmaması gereken yer üniversitelerimizdir. Çünkü, üniversiteler, gerçekten, kâğıt üzerinde vicdanı, ilmi ve irfanı hür akademisyenlerin faaliyet gösterdiği bir alandır ama maalesef bugün baktığımızda adil olmayan, vicdanları kanatan birtakım uygulamalara tanıklık etmekteyiz. Bunlar da üniversitelerimizdeki öğretim üyelerini de, öğrencilerimizi de ve bunların üçüncü paydaşları olan velileri de rahatsız etmektedir. Bugün birçok yerden telefon alıyoruz, bilgiler akıyor. Adaletten ayrılmadan, bu kanunlar neyi ifade ederse etsin, kişisel birtakım hezeyanların, kişisel güçlerin bireysel çıkarlar doğrultusunda kullanılmaması için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Niye? Biz, tarihin hep tekerrür ettiğine tanıklık ediyoruz ama kötü şeylerden bir türlü ders çıkaramıyoruz. Bir gün gelecek yanlış bir uygulamadan dolayı uygulayıcı diyecek ki: “Ben emir kuluydum, bana talimat verildi, emredildi, onun için ben de gereğini yaptım.” Bu emri ya da bu talimatı veren de bir gün gelecek diyecek ki: “Benimle alakası yok, yetki ve sorumluluk kanunun uygulayıcılarındaydı, onlar böyle uygulamışlar.” Ama her iki hâlükârda da kamu vicdanı bunu reddedecek, her iki tarafı da bundan sorumlu tutacaktır diyorum.

İnşallah, bundan sonra özellikle vicdanı, irfanı ve ilmi hür nesilleri yetiştirme ümidiyle hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde diğer konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on dört yıllık AKP iktidarının başarıdan başarıya koştuğu tek bir alan vardır, o da tüm ülkeyi açık bir cezaevine çevirmedeki başarısıdır. Son süreçteki uygulamalara bakıldığında, iktidara göre siyasi parti başkanları, grup başkan vekilleri, milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenler, belediye başkanları, kısacası, kendilerinden olmayan, saraya biat etmeyen herkes bir an önce saf dışı edilmelidir. Bakış bu olunca, cezaevleri muhaliflerle doldurulmaktadır. Bu keyfîlikte, “hukuk” ve “adalet” kavramları iktidarın elinde âdeta bir oyuncağa dönüşmüş durumdadır. İktidar, tutuklamalar ve algı siyasetiyle yarattığı bu korku ikliminde, en ufak bir muhalif sese hemen “terör” yaftası yapıştırarak sindirmek istemektedir. Bu tavrın son temsilcisi “Türkiye’de millî güvenlik sorunu olarak Kemal Kılıçdaroğlu sorunu yaşanmaktadır.” diyen, deme densizliği ve hadsizliğinde bulunan AKP’li bir vekildir ne yazık ki. Bu ve benzeri yaklaşımlar, partimizi, Genel Başkanımızı ve milletvekillerimizi hedef göstermektedir. Kundaklamadan kurşunlamaya kadar son süreçteki saldırılar bu hedef göstermenin bir sonucudur. Öncelikle, bu çabanızın beyhude olduğunu beyninizin bir yerlerine not etmenizi şiddetle tavsiye ederim. Bugün, yargısıyla, polisiyle, medyasıyla tüm gücü elinizde bulundurabilirsiniz ancak bu gücünüz, bizi ne teslim almaya yeter ne de sindirmeye.

Görüşülmekte olan tasarıya dönecek olursak, özellikle 29’dan 36’ncı maddeye kadar hedeflenen düzenlemeler AKP’nin muhalefetsiz tek tip ülke yaratma zihniyetinin dışavurumudur. Muhalefetsiz bir ülke özlemindedirler çünkü ideolojik gıdalarını 12 Eylül faşizminden almaktadırlar.

Üzerinde söz aldığım 32’nci madde, sıralı disiplin amirlerini ve işlenen suçun niteliğine göre karar verecek kurulları düzenlemektedir. Bu kurulların en üst noktasına ise YÖK Başkanını en üst disiplin amiri konumuna yükseltmektedir. Bu yönüyle, hem süper savcı hem de süper yargıç rollerinin taşıyıcısıdır. Faşist Evren bile bu kadarını hayata geçirmeye cesaret edememişti. Disiplin hükümlerini düzenleyen maddelerin tamamında üniversiteler âdeta birer suç üretim merkezi olarak görülmekte ve yapılan düzenlemelerle üniversiteler zapturapt altına alınarak iktidarın hâlâ bahçesi olması hedeflenmektedir.

Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi 14/1/2015 tarihinde verdiği kararla, yükseköğrenim alanında otuz üç yıldır uygulanmakta olan disiplin yönetmeliğini iptal etmiştir. Yasa yapıcıdan beklenen, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında dayandığı gerçekleri göz önünde bulundurarak evrensel hukuk normlarını ve demokratik ilkeler çevresinde çağın gereklerine uygun düzenlemeleri hayata geçirmesidir. Önceki disiplin yönetmeliğinin iptali üzerine bu kanunu hazırlayanlar zahmet edip Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerine bakma zahmetinde dahi bulunmamışlardır. Oysa mahkeme, ülkemiz şartlarına göre son derece özgürlükçü gerekçelerle yönetmeliği iptal ederken, yasa yapıcı için de bir çerçeve çizmiştir. Yönetmeliğin iptal gerekçesinde, üniversitelerin kendine özgü durumlarını göz önünde bulundurmadan, akademisyenlerin, yönetim hiyerarşisinin mensupları olan memurlar gibi değerlendirilemeyeceğine sıklıkla vurgu yapmışlardır. Kararda, üniversiteler bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilip, bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiş, öğretim üyelerine de kamu görevlisi olmakla birlikte genel sınıflandırma içinde ayrı bir yer verilerek kendilerine özgü önem ve değerli bir meslek sınıfı olduğu belirtilmiştir. Oysa önümüze konulan tasarıda, bütününde disiplin cezası gerektiren fiiller sıralanırken, “657 sayılı Kanun’daki fiillere ilave olarak” ibaresi bolca serpiştirilerek normal bir memurdan daha ağır koşullar dayatılmaktadır.

“Terör eylemi” tanımında, “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda…” diye başlayan, kapsamı muğlak ve herkesi terörist olarak değerlendirmeye açık madde var oldukça ne akademisyenlerin ne siyasetçilerin ne de gazetecilerin özgür olması mümkün değildir. Barış isteyen akademisyenlerin bildirisi bu kapsamda değerlendirilmiş ve çoğu ya cezaevine atılmış ya da mesleklerinden menedilmişlerdir ne yazık ki.

Tasarının her bir maddesi üniversitelerin akademik özgürlüklerini yok sayarak onları iktidarın arka bahçesinde birer kışlaya çevirme amaçlıdır. Tasarı bu hâliyle yasalaşırsa üniversitelerimiz 21’inci yüzyılda Orta Çağ karanlığına gömülmüş olacaktır. Önümüzdeki süreçte dışarıya doğru beyin göçünün hızlanarak artması kaçınılmazdır. Nitekim Almanya şimdiden akademisyenlerimize kapılarını açabileceğini söylemektedir ki, bunun utancı bile bu iktidara yeter.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yarayıcı.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde diğer konuşmacı Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 32’nci maddesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, 1 Kasım 1981 tarihinden bu yana, her iktidarın geldiğinde ilk verdiği söz YÖK’ü kaldırmak, YÖK’ün despotik, merkezci yapısını ortadan kaldırmayı vaat etmekle geçti, ancak 2007 yılında, özellikle Cumhurbaşkanlığın AKP iktidarının eline geçmesiyle beraber, üniversiteler AKP’nin bir arpalığına dönüşmeye hızla sürüklendi. Özellikle rektörlerin hepsinin günümüzde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ve üniversiteler neredeyse özerklikten, özgürlükten bahsedilemeyecek alanlar, suç merkezi alanlar olarak tarif edilmeye devam ediliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün üzerinde konuştuğumuz tasarının bu maddesi, üniversitelerde disiplin yönetmeliğini düzenliyor, üniversitelerde disiplin yönetmeliğinin başına da, en tepesine YÖK Başkanı ve Yükseköğretim Denetleme Kurulunu koyuyor. YÖK Başkanını hem yargıç yapıyor hem süper savcı yapıyor, sıralı disiplin amirlik sistemi tamamen lağvediliyor. Yani Sayın Cumhurbaşkanı, üniversiteyi rektörler ve YÖK Başkanı aracılığıyla tamamen saraya bağlamaya çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, üniversitelerin ortak yaşam alanları olduğu düşüncesinden hareketle, üniversite yaşamının kısıtlayıcı disiplin yönetmelikleriyle düzenlenmesine, biz HDP olarak kesinlikle karşıyız. Biz bunları söylerken, kamuoyunda bizi dinleyenlerin içinden şunun geçtiğini tahmin ediyorum: “Ya, neresi doğru kaldı ki, neresi düzgün kaldı ki?”

Hani deve misali. deveye sormuşlar: “Neren eğri?” Demiş ki: “Nerem doğru ki?” Tam da şu anda yaşadığımız hâl bu. Bugün bu ülkede demokrasi, insan hakları, eğitim, ekonomi tamamen çökmüş durumdadır. Hükûmet, mücadele edemediklerini elindeki gücü, asker ve polis gücünü kullanarak bertaraf etmeye çalışıyor.

Bugün, sevgili arkadaşım olan Sayın Tahir Elçi’nin kaybedilişinin üzerinden tam bir yıl geçti. Sevgili Tahir Elçi bir barış elçisiydi. Bugün diyoruz ki onun katline sebep olanları araştıralım, arkasındakileri ortaya çıkaralım ama reddediliyor.

Yine siyasi iktidar muhalif gördüklerini bir şekilde bu gücü kullanarak, yargı gücünü, polisiye gücünü kullanarak bertaraf ediyor.

Değerli arkadaşlar, bugün Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanları ve Sevgili Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken ne yazık ki aramızda yok. Onlarla beraber 7 milletvekilinin burada yasama faaliyetine katılması, açık hükümlere rağmen, yerine getirilmiyor. Hatta, onu bırakın, değerli arkadaşlar, sayın eş genel başkanımızın bizlere gönderdiği mektuplar sansür ediliyor.

Peki, derdiniz nedir? Biz biliyoruz değerli arkadaşlar, acı çekiyorsunuz, size acı çektiriyoruz. Evet, bunda haklısınız. Biz, sizin bu ülkeyi böyle istediğiniz gibi, çiftlik gibi yönetmenize müsaade etmeyeceğiz. Evet, biz biliyoruz ki bu ülkeyi siz bir diktayla yönetmek istiyorsunuz. Buna izin vermeyeceğiz. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ olmasa bile, tek bir HDP’li kaldığı sürece, asla bu ülkeyi bir çiftlik gibi yönetemeyeceksiniz. Her gün rüyanıza karabasan olarak gireceğiz. Diktatörlüğünüzü engelleyeceğiz.

İdris Baluken’in bugün burada olmamasının en azından yüzünüzü kızartmasını beklerdim. İdris Baluken’in bu Mecliste nasıl bir grup başkan vekilliği yaptığı hepinizin bilgisi dâhilindedir. Ama, İdris Baluken’in yaptığını bugün her bir HDP’li arkadaşım daha fazla canla başla çalışarak yerine getirecektir, asla diktatörlüğünüze fırsat vermeyecektir. Sizin başkanlık ya da yüz yıllık çürümüş sisteminizden bir tercih yapmak zorunda değiliz. Biz öz yönetim, demokratik özerklik diyoruz, tam demokrasi diyoruz ve bunu sonuna kadar da savunacağız.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.01

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Elif Doğan TÜRKMEN (Adana)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

32’nci madde üzerindeki önergelerin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi oylamayı tekrarlayacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 33’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                  Mehmet Ali Aslan                    İbrahim Ayhan                  Nimetullah Erdoğmuş

                         Batman                               Şanlıurfa                             Diyarbakır

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                         Haydar Akar

                          Aydın                                  Bursa                                 Kocaeli

                 Mustafa Ali Balbay                   Lale Karabıyık                Bülent Yener Bektaşoğlu

                          İzmir                                  Bursa                                 Giresun

                    Kadim Durmaz

                          Tokat

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu                    Mevlüt Karakaya

                        İstanbul                                Aydın                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Mevlüt Karakaya.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yükseköğretim sistemi demokratikleştirilmeli ve üniversiteler özgür olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yükseköğretim sisteminin daha demokratik ve üretken bir yapıya kavuşturulması gerektiğini söylüyoruz. Sistem içerisinde öğrenci, kurum ve akademik kadroların birbirleriyle uyumu ve çevreyle iş birliğinin sağlanması gerektiğini ifade ediyoruz. Evet, üniversiteler özgür olmalıdır gerek hocaların gerek üniversite öğrencilerinin akademik özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü garanti altına alınmalıdır ancak bir noktanın da altını çizmekte fayda vardır. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, dünyanın hangi üniversitesine giderseniz gidin üniversiteler ulusal çıkarları tehdit eden görüşleri ve davranışları bilimsel özgürlük olarak görmezler. Bu gerçek ve tespitten hareketle şu anda görüşülmekte olan bu tasarının 33’üncü maddesi üzerinde düşüncelerimi paylaşmak istiyorum ancak bundan önce de bir akademisyen kardeşiniz olarak bir hissiyatımı da dile getirmek istiyorum. 1986 yılında üniversitede araştırma görevlisi olarak akademik hayata adım atmak nasip oldu. YÖK 1982 yılında kurulmuştu. Samimiyetle ifade etmeliyim ki o yıllarda üniversitelerdeki öğretim elemanları ve öğrenciler belki de bugünlerden daha özgürdüler.

Değerli milletvekilleri, teamüller, bilimsel ve akademik çalışmaların yönlendirilmesinde, hatta üniversite yönetiminde yazılı olmayan ama herkesin uyduğu ve saygı duyduğu kurallardı. Biz maalesef bu teamülleri yok ettik. Üniversiteleri sözde demokratikleştirme adına, özgürleştirme adına tamamen siyasetin ve siyasetçilerin etki alanına çektik. Rektör seçim sonuçlarına müdahalelerde bulunduk. Üniversite hocalarına seçim yaptırdık ama onların iradelerini hiçe saydık ve alay edercesine, atama listesine son sıradan girenleri siyasi tercihlerimize göre atadık. Siyasetin kayığıyla gelen rektörler siyasetçinin talimatıyla üniversite yönetti. Akademik unvan alan bir öğretim elemanı idari tasarruf olan kadro ilanı için partilerin ilçe başkanlarına kadar gitmek zorunda kaldı. Başta rektör atamalarındaki çiğnenen bu teamüller maalesef üniversitelerde demokratikleşme ve özgürleşmenin sonunu da getirdi. Teamülleri “yetkimde” diyerek ters yüz eden ve üniversite hocalarının iradelerini hiç hükmünde gören eski cumhurbaşkanlarımızın bu konuda ciddi veballeri olduğunu düşünüyorum. Sayın Ahmet Necdet Sezer bu konuda öncülük yapmış, Sayın Abdullah Gül de onun açtığı yolu genişleterek sürdürmüştür. Sayelerinde bugün el birliğiyle rektör seçimlerini kaldırdık. Hiçbir öğretim üyesi “eyvah” bile deme ihtiyacını duymamıştır.

Değerli milletvekilleri, gönül isterdi ki, şu anda, burada, üniversitelerin demokratikleşmesi, öğretim üyelerinin özgürleşmesi, bilimsel kalitenin yükseltilmesi konularını, üniversite öğretim üyelerinin sorunlarını tartışalım, onların çözümüyle ilgili yasalar çıkaralım ama maalesef ki biz, uzun uzun, 9 madde hâlinde düzenlenmiş disiplin yönetmeliklerini, hangi hocaya hangi fiil karşılığında hangi cezanın verileceğini tartışıyoruz. Evet, bu düzenlemeyle daha önce disiplin yönetmeliğinde yer alan hükümler yasal statüye kavuşturuluyor ancak üniversitenin derdine çare olacak bir yenilik de getirmiyor diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakaya.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde, ikinci konuşmacı Tokat Milletvekili Sayın Kadim Durmaz.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilimsel, çağdaş ve demokratik eğitim sistemi çocuklarımızın, gençlerimizin, ülkemizin geleceği için olmazsa olmazımızdır. Ne yazık ki bu olmazsa olmaz koşul ülkemizi yöneten on dört yıllık AKP iktidarıyla çözümsüz bir yaraya dönüşmüştür.

Temel eğitimden başlarken bile, Hükûmet eliyle sorunları yaratan bir sistemi birlikte ürettiniz; 4+4+4 sistemi özellikle kız çocuklarının okula erişiminde ciddi sorun yaşatmaktadır. “Zorunlu eğitim on iki yıla çıkarıldı.” gibi bir söylemle, “Avrupa’da birçok ülkeden de daha öndeyiz.” sunumuyla propaganda yaptınız. Oysa, “Birinci dört yılın sonunda isteyen öğrenci açık ortaokula devam eder.” ibaresi birçok çocuğun eğitime ara vermesine ve özellikle -altını çiziyorum- kız çocuklarının eğitimden koparılmasına neden olmuştur. Eğitimde ayrıştırma ta ilkokulda başladı ve üniversitelerde ise bilimin tavsiyesiyle devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde bir FETÖ darbe teşebbüsü yaşadık, hepimiz birlikte direnip karşı durduk. Darbelere karşıyız ama darbe hukukuyla yönetilmeye devam etmekteyiz. İşte, 12 Eylül zihniyetinin bir ürünü olan YÖK de bu kurumlardan biridir. Darbelerden büyük yaralar almış ülkemizde atılan bu adım ne yazık ki iktidarın söylemleriyle de bir tezat oluşturmaktadır. Üniversitelere baktığımızda farklı renkte, farklı boyda ve farklı ülkelerden gelen, gülen insanların fotoğrafı, artık bizim ülkemizde her biri farklı noktaya bakan ama tebessümden uzaklaşmış bilim adamı fotoğraflarıyla karşı karşıyayız. Yola çıkarken “İleri demokrasi getireceğim.” ve üstüne basa basa “YÖK’ü kaldıracağım.” diye iktidara gelen AKP hükûmetleri YÖK kurumunun yetkilerini daha da genişleterek kendi özeli gibi kullanmakta, artık rektör seçimlerinde de demokrasiyi, o akademisyenlerin özgür, onurlu oylarını yok saymaya devam etmektedir. Öyle ki bir üniversitemizde seçim yapılmış, yüzde 89 oy alan, ömrünü bilime adamış bir yönetici ülkeyi yönetenler eliyle, o onurlu oylar yok sayılarak, keyfiyete dayalı bir rektör atamasına bu ülkede birlikte tanık olduk. Boğaziçi gibi dünya çapında başarılı bir üniversiteye neden müdahale ettiniz? Çünkü, özgürlükçü, çağdaş, laik ve bilimsel anlayıştan yana olmadınız. Her kurumun olduğu gibi üniversitelerin de içini boşaltmaya devam ediyorsunuz. Üniversiteler özgür, demokrat, çağdaş eğitimle gelişir ve ülkemiz eğitimine katkı sunar.

Değerli milletvekilleri, öğretim üyesi yetiştirme programları, kadroları ülkemiz için önemli bir projeydi ama buradaki akademik çalışmaları da bir rafa koyarak diğer kamu kuruluşlarında yaptığınız alışkanlıkları burada da sürdürüyorsunuz. Nedir? Artık sınav sonrası mülakatla değerlendirme ve akademik kadroların da bu şekilde yandaşlara bir bir paylaşımı. Bu geldiğimiz noktada, üniversite sayımızı 200’lere çıkardınız; her ilde bir, hatta bazı illerimizde birçok üniversitelerimiz açıldı ama gelip baktığımızda dünyadaki üniversiteler arasında başarıya odaklanınca, ülkemizi başarıyla temsil eden üniversite sayısı bir elin parmağını bulmamaktadır. Bunun yolu üniversitelerde aşırı disiplin, siyasi müdahalelerden uzak, daha özgürlükçü, bilimi ve çağdaş yönetimi anlayan üniversite yönetimini kurmakla olur. İlk adımı da 12 Eylül darbe anayasasının ürünü olan YÖK’ü kaldırmaktan geçer.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Durmaz.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde üçüncü ve son konuşmacı Diyarbakır Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi bilgi üretmek, değer üretmek belli koşullarla, belli zeminle ve imkânlarla ancak mümkün olabilir. Mesela özgürlük olmazsa bilgi üretimi konusunda bizim başarılı olabilmemiz mümkün olmaz. Özgürlük deyince bu bilgi üretiminde düşünce ve ifade özgürlüğü her şeyden önce aklınıza gelir. Bugün gerçekten eğer bu anlamda bilgi üretemiyor ve değerler üretemiyorsak oturup bu özgürlük alanlarını yeniden gözden geçirme mecburiyeti var. Bakınız, eğer bir yerde üretim olmazsa -bu maddi anlamda da böyledir, manevi anlamda da böyledir, ilimde, bilgide de böyledir- o zaman tek bir seçeneğimiz, tek bir şansınız var; o da üretilen değerleri tüketmeye mahkûm kalırsınız ve öyle bir zaman gelir ki eldeki, avuçtaki var olan her şey de tükenir gider. Daha vahim olanı sizinle paylaşmak istiyorum. Böyle bir sorumluluğumuz da var. Genel anlamda ifadelerimi kullanmaya itina göstereceğim.

Şimdi, cehenneme dönme, cehenneme çevirme, yeryüzünü, dünyayı, bulunduğun yeri cehenneme çevirme diye bir ifade var; zaman zaman kullanılır veya okuruz, makalelerde okuruz, bazen de dinleriz. Bu nasıl; bir ortam, bir dünya, bir memleket, bir ülke cehenneme dönüyor? Demek ki insanoğlunun elinin ulaştığı fakat musallat olduğu alanlarda bu risk ve tehdit her zaman var olagelmiş. İnsanoğlunun eli ya inşa için bir yere uzanır, onu imar eder, onu inşa eder, onu korur, onu bir emanet gibi gelecek nesillere devreder ama eğer o el musallat olmuşsa bir yere o zaman onun kaçınılmaz sonucu da oranın cehenneme dönmesidir. Ülkem için bu tabiri kullanmak istemem ama şu anda içinde bulunduğumuz hâl maalesef biraz da buna doğru seyretmektedir. Bakınız, şu sıralarda vekil arkadaşlarımızın, eş genel başkanlarımızın, grup başkan vekilimizin olmaması aslında bir ayıp olarak düşünülmeli ve o şekilde yaklaşmalıyız.

Ben Ahmet Türk’le ilgili bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Ahmet Türk aslında, bu sit alanları oluyor ya, tarihî alanlar, mekânlar yani insanoğlunun dokunmaması gerektiği ve onunla ilgili daha dikkatli, daha özenli olması gerektiği yerler var. Emin olunuz, Ahmet Türk sadece bizim partimiz için, sadece bizim bölgemiz için bir değer değil, bu ülkenin bir değeriydi.

Bakınız, şu anda Sayın Baykal burada yok. Ben, bir Diyarbakırlı arkadaşımla bir yerde oturuyordum, Sayın Baykal gidip Ahmet Türk’ü, ailesini evinde ziyaret etmişti. O arkadaşımın bana söylediği: “Ben de gidip Antalya’da Sayın Baykal’ı evinde ziyaret edeceğim.” Ne CHP’yle ne de Sayın Baykal’la herhangi bir ilgi ve alakası var. Bu tür olaylar, bu tür sıkıntılar bizi birbirimize düşman etmek yerine, bizi birbirimizden uzaklaştırmak yerine bizim için birer fırsat ve ders olmalı diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda hâlen bu Meclisin yapabileceği, birlikte yapabileceği, oturup uzlaşarak, konuşarak çözebileceği çok önemli sorunlarımız var. Ümidim, inancım odur ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) - …bu şekilde bir istidat gösterilir ve bu ülke o cehennem algısından kurtulur, hem bu dünyanın hem öbür dünyanın cennetine vesile olursunuz diyorum.

Hepinize hayırlı akşamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdoğmuş.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. Önce aynı mahiyette olan önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Mehmet Ali Aslan

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                 Ayşe Acar Başaran             Mehmet Emin Adıyaman                İbrahim Ayhan

                         Batman                                  Iğdır                                Şanlıurfa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                         Haydar Akar

                          Aydın                                  Bursa                                 Kocaeli

                 Mustafa Ali Balbay                   Lale Karabıyık                Bülent Yener Bektaşoğlu

                          İzmir                                  Bursa                                 Giresun

                     Erkan Aydın

                          Bursa

BAŞKAN – Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/721 esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıda belirtilen şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu

                        İstanbul                                Aydın

“Üniversitelerarası Kurul personeli için disiplin kurulu, Genel Sekreterin başkanlığında Genel Sekreter Yardımcısı ile Hukuk Müşavirinden teşekkül eder.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Aydın Milletvekili Sayın Deniz Depboylu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına vermiş olduğumuz önergemizle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım, aziz Türk milletini ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP döneminde, Türk millî eğitim sistemi, sorunlarından kurtularak atılım yapamamış, çağdaş ülkeler seviyesinde bir insan yetiştirme düzeni oluşturulamamıştır. Niceliksel ve özellikle niteliksel olarak dikkate değer bir gelişme kaydedilememiştir. Eğitimin bütün kademeleri itibarıyla yeterli okullaşma sağlanamamış, fiziki altyapı ve insan kaynağı ihtiyacı giderilememiş, finansman kaynakları artırılamamıştır. Sorun çözmek şöyle dursun, sorun çözme iddiasıyla atılan her adım yeni sorunların oluşmasına sebep olmuştur.

Başta bölücülüğe hizmet eden çevrelerin önerisiyle Andımız ilköğretim okullarından kaldırılmıştır. “Çözüm” denilen yıkım sürecinde kaleme alınan 18’inci Millî Eğitim Şûrası’nda Andımız’ın kaldırılması yönündeki tavsiye karar metninde yer alan hususlara AKP milletvekilleri acaba bugün de iştirak etmekte midir, merak ediyorum.

12 Eylül 2012 tarihinde Millî Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği ve de Talim ve Terbiye Kurulu Yönetmeliği’ni değiştirdiniz. Bu değişiklikle ders kitaplarının hangi usullere göre hazırlanacağına ilişkin hükmünde “Ders kitapları Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk milletinin millî, ahlaki, insani ve manevi, kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış hâline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek hükmüne ve Türk Millî Eğitiminin temel ilkelerine uygun olarak hazırlanır.” ifadesini çıkardınız. Seçim zamanı milliyetçilik ruhunuz olduğunu kanıtlamak için okumak üzere seçtiğiniz Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini müfredattan çıkardınız. Millî Eğitimi millî olmaktan uzaklaştırdınız. Çıkardıklarınızın yerine ne yaptınız? FET֒nün kendi hedeflerini içeren mesajları yerleştirmesine maalesef izin verdiniz. Bugün FET֒nün kitaplara ektiği bilinçaltı tohumlarını temizleyeceğiz diye uğraşıyorsunuz. “Ders kitaplarını biz vereceğiz.” dediniz, cemaatin kitapevlerine ihale ettiğiniz bu ihaleler sebebiyle çocuklarımız bu yıl iki aydan fazla kitapsız kaldı.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet eğitim alanını âdeta deneme tahtasına çevirmiş, bakan değiştikçe eğitim müfredatı değişmiş, bakan değiştikçe sınav sistemi değişmiş, bakan değiştikçe Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği daha zalim hâle getirilmiş, kayırmacılık zirve yapmıştır. Kendi sendikalarından istifa edip AKP’ye yandaş olan sendikalara kayıt yaptırmayan okul idarecileri görevden alınıp farklı okullarda üçer beşer saat dersler verilerek zora sokulmuş, hakları yenilmiştir. Bugün öğretmen adayları sözlü mülakatlara alınarak yandaşlık dereceleri test ediliyor, liyakat yine hiçe sayılıyor, KPSS’de yüksek notlar alan adayların hakkı yeniliyor. Herhangi bir kuruma görev yapmak talebiyle başvuran kişilerin, mülakata girmeden önce, AKP il ve ilçe başkanlarıyla görüşerek icazet alması gerekiyor.

Sayın Bakan, sizlerden aldığımız bilgilere göre, FETÖ/PDY soruşturmaları sebebiyle 53.854 öğretmen açığa alınmış ve bunun ancak 7 bini görevine iade edilmiştir. Bunun yanı sıra, emekli olan öğretmenler de mevcuttur. 2017 Şubat ayında 30 bin öğretmen alacağınızı ifade ettiniz. Ancak, çocuklarımızın, hak ettikleri evrensel kriterlere uygun, iyi bir eğitim alabilmeleri için, yine, yeterli öğretmen sayısıyla, iyi yetişmiş öğretmenler tarafından eğitilmeleri gerekmektedir. Atama bekleyen çok sayıda öğretmen mevcuttur. Bu adayların; bilimsel bilgilerinin, eğitim becerilerinin, yansız, objektif bir şekilde ölçüldüğü bir yöntemle işe alınmaları gerekmektedir.

Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması bizce doğru değildir. Mülakat sistemi kalkmalı, kaldırılamıyorsa, mülakatlar kamerayla kayıt altına alınmalıdır. Unutmayınız ki, hakkı yenilen her aday öğretmenle birlikte çocuklarımızın da hakkı yenmektedir.

Bunu size hatırlatıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Depboylu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Emin Adıyaman (Iğdır) ve arkadaşları

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Erkan Aydın (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Erkan Aydın.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 405 sıra sayılı kanunun 34’üncü maddesi üzerine verilen önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

İlgili madde, üniversitelerde yüksek disiplin kurullarının oluşturulmasını kapsıyor, tabii ki yine kâğıt üzerinde. Bu kadar akademisyenin cezaevinde tutulduğu, yüzlerce akademisyenin suçlu suçsuz ayrımı görmeksizin mesleklerinden ihraç edildiği, rektör atamalarının artık gazete ilanlarıyla verildiği, aslında bütün bunlara da nereden karar verildiği malumken bu kurulun oluşturulmasının da hiçbir anlam ifade etmediğini hep birlikte görüyoruz. Üniversitelerin durumu aynı zamanda ülkenin de aynası gibi.

Baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş dönemine göz attığımız zaman; bilimden uzaklaşma, teknolojiden kaçış, bağnazlık, devlet yönetiminde liyakat ilkesinden uzaklaşma, yozlaşma, adam kayırmacılık, şatafatlı yaşam, gelenek ve görenekler ile devleti ayakta tutan temel kurumsal yapıların tahribatı gibi birçok neden görürsünüz. Bütün bu olumsuzlukların bugün için de geçerli olmaya başladığını görmek için âlim olmaya gerek yok. Bütün bunlar da Türkiye için umut beslememizi maalesef engelliyor ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen ülkeyi yaşatacak sihirli bir güç olduğuna da inanıyorum.

Her şeyden önce, bilimi temsil eden üniversitelerin kalitesinde ve özerkliğinde ciddi bir erozyon söz konusu. Üniversitelerin hâli ortadayken bilimsel gelişme konusunda ne söylenebilir ki? Türkiye Bilimler Akademisi Hükûmetin atamaları kontrol altına alma isteği üzerine dağılmış durumda. Tıpkı Osmanlı’nın çöküş döneminde olduğu gibi bilim alanında da bir çöküş yaşıyoruz. Diğer bir çöküş nedeni ise bağnazlık. Bir ülkede gelişmelere ve değişime, reformlara ve devrimlere karşı olan bağnazlık o ülkenin gelişmesine engel olduğu gibi gerilemesinin ve çöküş sürecine girmesinin de kaynağı olmaktadır. Türkiye’de eğitimsiz din adamlarının devlet tarafından ödüllendirilmeye ve devlet görevlisi yapılmaya çalışılmasının bağnazlığa verilen bir prim olduğu da açıktır.

Bunun dışında, tarikatların devlet yönetimindeki etkisi, din adamlarının ve kurumlarının devlet yönetiminde üstlendikleri görevler ve roller, dış politikanın din eksenine oturtulmaya çalışılması gibi gerçekler ülkenin bağnazlık batağına sürüklendiğini gösteren en önemli işarettir.

Bir devletin çöküşünün kaynaklarının birisi ve en önemlisi de devlet yönetiminde liyakat ilkesinden uzaklaşmaktır. Her nerede çökmüş bir devlet varsa, devlet yönetiminde liyakat ilkesinden vazgeçildiği görülmektedir. Bugün Türkiye’de devlet yönetiminde ve devlet kurumlarında çok yüksek oranda liyakatsizlik ve kalitesizlik egemen olmaya başlamıştır. Bunun gibi birçok sayıda örnek, ülke yönetiminde liyakatin neredeyse tamamen ortadan kalktığını göstermekte. Devlet yönetiminin tamamen liyakat ilkesi ortadan kalkmış, yandaş atamalar dönemi başlamış, bu durum da devletin bir çöküş sürecine girmesini gösteren en önemli nedenlerden biri olmuştur. Bunlar arasında, her alanda yozlaşma, adam kayırmacılık, iktidar yandaşlarının şatafatlı yaşamları, yerel yönetimlere yönelik yapılan aşırı partizanlık, gelenek ve göreneklerin tahribi ile devleti ayakta tutan temel kurumsal yapılara yapılan tahribat bulunmaktadır.

Bunca olumsuzluk söz konusu iken bu devletin nasıl olup da ayakta kalmaya devam ettiğini açıklamak da çok kolay değildir. Ama bu devleti ayakta tutan, vatan sevgisiyle yoğrulmuş bireylerin her alanda yaptığı yürekli ve özverili çalışmalardır.

“İnsanlık kurtaracak dünyayı.” sözünden esinlenerek “Cesur ve dürüst insanlar kurtaracak Türkiye Cumhuriyeti’ni.” sözüyle konuşmama son verirken, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için birileri içeriden, bazıları dışarıdan çalışmaya devam ediyor ancak Türk insanının mücadeleci ruhu ve vatan sevgisi teslim alınamadığı sürece Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşamaya devam edecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı kanunun 34’üncü maddesine ilişkin verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, öncelikle belirtmek gerekir ki on dört yıllık AKP iktidarı boyunca belki de AKP’nin en çok uğraştığı, en çok değişiklikler yaptığı, neredeyse her yıl yeni bir müfredatla karşımıza çıktığı alan Millî Eğitim Bakanlığı alanı. Tabii, millî eğitim çok önemli bir alan. Zira, AKP’nin burada güttüğü saik, hedef aslında yıllarca “Devletin resmî ideolojisi olmaz.”; işte, özellikle iktidara gelmeden önce gündeme getirdiği “Devletlerin resmî ideolojisi olmaz.” mantalitesini bir kenara bırakıp, hatta mevcut doksan yıllık resmî ideolojiyi tasfiye edip kendi AKP ideolojisini bugün devletin ideolojisi hâline getirmeye çalışınca eğitim sisteminde de kendi mantalitesini, kendi düşüncesini, kendi ideolojisini en tepeden taşraya kadar tüm alanlarda hâkim kılmaya çalışmakta, böylece hem merkezî bir hiyerarşik yapıyı inşa etmekte hem bu merkezî hiyerarşik yapı içerisinde bütün eğitim alanını, bütün eğitim kurumlarını tek elden dizayn etmeye çalışmaktadır. Kimi zaman müfredatı değiştiriyor, kimi zaman personel yasası, kimi zaman sınav sistemini değiştirerek ama esasında bütünüyle bu alanı bir hiyerarşik yapı içerisinde kontrol etme ve kendi felsefesini halka kadar taşıma amacı içerisinde. Bunu daha önceleri dile getirdiler. Yıllar içinde yapamayacakları birtakım düzenlemeleri OHAL ve kanun hükmünde kararnamelerle bir ay gibi kısa bir süre içerisinde bunu hayata geçirmeye ve bunun hukuksal zemini olan bu yasal düzenlemelerle de aslında o fiilî ve hukuksuz uygulamalara meşruiyet kazandırılmaya çalışılmakta.

Dikkat ederseniz, at izinin it izine karıştığı bir dönemde on binlerce eğitim emekçisi, üniversite öğretim üyesi görevden alındı ve bunların yerine özellikle AKP yerel teşkilatlarının ve AKP yandaşı olan sendikaların sağlamış olduğu istihbaratla yüzlerce, binlerce emekçi özellikle muhalif sendikalara üye öğretmenler görevden alınıp mülakatla yerine yandaş öğretmenler -yine AKP yerel teşkilatlarının ve yandaş sendikaların verdiği bilgiler doğrultusunda- atanarak sistem geliştirilmeye çalışıldı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, millî eğitimi tartışırken, hiç şüphesiz bu ülkede Türkçeden sonra en çok konuşulan bir dil daha var; hani şu yasaklı dil, konuşulunca suç sayılan dil yani Kürtçe. 20-25 milyon insanın bu ülkede konuştuğu bir dil daha var ama bu dile ilişkin bugüne kadar AKP tek bir düzenleme getirmemiştir. Çağdaş dünyada, demokratik sistemlerde ana dille eğitim hakkı bireyin en temel, en kutsal hakkıdır. Kürtçe de Kürtçe konuşan her bireyin temel ve insani bir hakkı, vazgeçilmez bir hakkı ama Kürtçe konuşmanın 21’inci yüzyılda hâlâ yasaklı olduğu… AKP’nin “teröristlerin kontrolünde” dediği o Rojava var ya, Rojava’da bugün Kürtçe, Türkçe, Süryanice, Ermenice, Arapça dillerinde eğitimler verilmektedir, eğitim yapılmaktadır. Bu eğitim müfredatını da konuşulan her dilde o bölgenin yöre meclisleri belirlemektedir. Eleştirdiğiniz, “teröristlerin kontrolünde” dediğiniz bir bölgede bu uygulamalar varken bu ülkede hâlâ Kürtçe yasak, hâlâ Kürtçe eğitim yasak, hâlâ Kürtçe konuşmak suçtur. AKP iktidarının öncelikle bu sorunları çözmesi, çağdaş bir yaklaşımla eğitime yaklaşması gerekmektedir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Adıyaman.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın İrgil, Sayın Kayışoğlu, Sayın Öz, Sayın Aydın, Sayın Durmaz, Sayın Yarayıcı, Sayın Gürer, Sayın Kök, Sayın Gündoğdu, Sayın Yarkadaş, Sayın Özdemir, Sayın Çam, Sayın Emre, Sayın Baydar, Sayın Yalım, Sayın Bakan, Sayın Akkaya, Sayın Demir, Sayın Akar.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin “itiraz” başlıklı 53/f maddesindeki “yedi gün” ibaresinin “otuz iş günü” ve “altmış gün” ibaresinin “altmış iş günü” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu                    İzzet Ulvi Yönter

                        İstanbul                                Aydın                                İstanbul

BAŞKAN – Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                  Mehmet Ali Aslan                    İbrahim Ayhan                      Ahmet Yıldırım

                         Batman                               Şanlıurfa                                 Muş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

             Bülent Yener Bektaşoğlu                 Haydar Akar                        Lale Karabıyık

                        Giresun                                Kocaeli                                 Bursa

                    Hilmi Yarayıcı                               

                          Hatay

BAŞKAN - Önerge üzerindeki işlemleri yapmadan önce, Sayın Muş sisteme girmişler.

Sayın Muş, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 34’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, az önce kürsüde konuşma yapan hatiplerden bir tanesi “Kürtçe konuşmak yasak. Kürtçe konuşmak suç.” şeklinde bazı ifadeler kullandı.

Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtçe konuşmak suç değil. Kimse Kürtçe konuştu diye herhangi bir yasal işlemle karşı karşıya kalmış değil; yasak da değil, Kürtçe de konuşulabilmektedir. “Bu ülkede neler yapıldı!” vesaire gibi şeyler de söylendi. AK PARTİ iktidarları döneminde bu anlamda atılan adımlar ortadadır, bunları tek tek saymaya da gerek yoktur.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İlkokul çocukları için açılan okulları kapattınız, okul öncesi okulları kapattınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Seçmeli dersten tutun özel okullar, kurslar açılmasına kadar, TV yayınlarına kadar pek çok alanda düzenleme yapılmıştır.

Genel Kurulun takdirlerine arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Muş.

BESİME KONCA (Siirt) – Zarok TV’yi niye kapattınız, Zarok TV’yi?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Adıyaman…

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Efendim, sayın gurup başkan vekili yanlış bilgilendirme yaptığım konusunda aslında sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Adıyaman, iki dakika size söz veriyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Kürtçe konuşmak yasak Sayın Grup Başkan Vekili. Daha iki gün önce Mardin Cezaevinde müvekkilleriyle Kürtçe konuşan avukatların konuşmaları kesildi ve görüşme sonlandırıldı, bir.

İkincisi: Ben avukatlık yaptım yıllarca, hâlâ kamu kurumlarında Kürtçe konuşmak -mesela cezaevi gibi, mesela mahkeme gibi- yasaktır. Konuştuğunuz zaman konuşma kesilir ve konuşma bitirilir. Ziyaretçiler cezaevlerinde yakınlarıyla Kürtçe konuşamıyor. Mesele sadece Kürtçe konuşmak da değil. Benim konuşmamın temel içeriği sadece konuşma değildi, Kürtçe ana dille eğitim hakkını konuştum ben. Kürtçe eğitim hâlâ suçtur sizin açınızdan. Zarok TV gibi bir televizyonu ben mi kapattım, kapatmadınız mı, hâlâ kapalı değil midir? Siz, Kürt çocuklarının bırakın eğitim hakkını, çizgi film izleme hakkını bile elinden aldınız. Hâlâ kamuoyunu yanıltmak adına Kürkçe konuşmak serbestmiş! Haydi bir de göbek atmaları da yasak deseniz. Düğünlerini yasaklıyorsunuz. Valileriniz, bölgedeki tüm valileriniz Kürtçe müzikli düğünlerin dışarıda yapılmasını yasaklamamış mıdır, yasaklama kararı yok mudur?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, yasak falan yok, nereden çıktı ya!

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Yani kamuoyunu burada yanıltmak adına rastgele takiye yapıyorsunuz, gerçek dışı beyanlarda bulunuyorsunuz, burada sıralarda oturarak her şeyi güllük gülistanlık şeklinde sunuyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Vatandaşlarımız istediği dilde konuşuyor.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Bakın, Kürtçe yapılan düğünler şu anda bölgede yasaklı, sokakta yapamıyorsun.

ALİM IŞIK (Uşak) – Ne alakası var?

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Cezaevlerinde Kürtçe konuşamıyorsun, dışarı atılıyor, avukatlar müvekkilleriyle görüşemiyor. Yasak derken ne anlıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BESİME KONCA (Siirt) – İdam etmiyor Allah’tan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yasak değil, yasak değil.

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Adıyaman.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Resmî dairelerde resmî dil, şu an Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî dili Türkçedir.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ee, biz ne diyoruz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – He, işte ona gelin, onu söyleyin.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Mesele bu; tek dil, tek lider, tek başkan…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Resmî dairelerde ülkenin resmî dili konuşulur ama buradan hareketle Kürtçe konuşmak yasak, suç diye bir ifade kullanılmaz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evimize girin bir de, evimize müdahale edin.

BESİME KONCA (Siirt) – Utanın ya, bu yaklaşımınızdan utanın!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İnsanlar bu dili kullanabiliyorlar, konuşabiliyorlar ve bu anlamda da AK PARTİ iktidarları döneminde önemli düzenlemeler yapılmıştır.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Ha, bir de köyünde de konuşmasın diyorsun!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Evinde de konuşmasın diyor.

BESİME KONCA (Siirt) – Her eve bir jandarma gönderin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerge işlemlerine başlayacağız.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Hatay Milletvekili Sayın Hilmi Yarayıcı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Sayın Başkan, değerli vekiller; görüşmekte olduğumuz tasarının 35’inci maddesi, akademisyenleri sürekli ceza tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Disiplin cezası almış bir akademisyenin cezaya karşı yaptığı itiraz kabul edilip ceza iptal edilse dahi disiplin kuruluna üç ay içerisinde aynı konuda yeni bir işlem yapma yetkisi verilmektedir. Bu da iktidarın yeni demokrasi tanımının bir sonucu olsa gerek. Geçtiğimiz günlerde El Cezire televizyonuna bir mülakat veren Cumhurbaşkanı “Laiklik ve demokrasinin tanımlarını değiştirdik.” diyor. Doğrudur, on dört yıllık AKP iktidarında laiklik de demokrasi de bambaşka bir şekle bürünmüştür. Tanım değiştirildiğinde geriye elde kalanın demokrasiyle bağdaşır bir yanı kalıp kalmadığını da anlatsaydı biraz daha iyi aydınlanırdık.

Son bir buçuk yılda yaşadıklarımızın tek bir tanımı vardır. Bu tanımın içinde diktatörlük var, tek adam rejimi var, faşizm var ama bu tanımın içerisinde bir tek demokrasi kendine bir yer bulamamaktadır. Propaganda yöntemlerinden, yönetimden kurumsallaşma süreçlerine kadar hemen her şey Hitler’in yükseliş döneminden en küçük bir farklılık taşımamaktadır. Eksik olan tek şey Reichstag yangınıydı. O da iktidarın geçmişteki gayriresmî koalisyon ortağınca 15 Temmuzda iktidara hediye edildi.

Demokrat muhalif yayın organları, radyolar, televizyonlar birbiri ardına kapatılırken Cumhuriyet gazetesine yapılan baskın ve tutuklamalar bu süreci doruk noktasına ulaştırmıştır. AKP'nin siyasal sisteme katılmasından otuz yıl öncesinden cemaatin gerçek yüzünü teşhir eden ve önlem alınması uyarılarını yapan Cumhuriyet’e FET֒den operasyon çekmeyi “utanmazlık” dışında bir kavramla açıklamak mümkün değildir. Üstelik, muhalifleri sindirme amaçlı birçok soruşturma, eski koalisyon ortakları FET֒den dolayı ihraç edilmiş veya hâlen sanık savcılarla yürütülmektedir. Konu, muhaliflerin susturulması olunca kirli koalisyonun sürmesinde bir beis görülmediği açıktır.

Her sıkıştığında “millî irade” kavramını dilinden düşürmeyen iktidar, 6 milyon oyu hiçe sayarak aralarında Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanları Sayın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 10 milletvekilini -tıpkı darbe günlerinde olduğu gibi- gece yarısı operasyonuyla gözaltına aldırarak tutuklamıştır. Bu tutuklamalar hakkında uzun uzadıya siyasi değerlendirmeler anlamını yitirmiştir. Yapılacak tek doğru değerlendirme vardır, o da AKP'nin halk iradesine yaptığı darbedir ve 4 Kasım tarihi halkın iradesine darbe yapıldığı gün olarak kayıtlara geçmiştir.

Başkanlık uğruna iktidar, MHP’yle flört yaparak yeni bir milliyetçi cephe hükûmetini fiilen hayata geçirmiştir. Ancak, bu faşist cephe hesapları içerisinde bulunanların sivil siyasete tüm kapıları kapatmanın sonuçlarının halkımıza nasıl acılar yaşattığını anlamaları için 1990’lı yıllara dönüp bakmalarını öneririm. Gazetecileri hapsetmenin, belediye başkanlarını tutuklamanın, kayyumlar atamanın, siyasi parti başkanlarını ve milletvekillerini gözaltına almanın iç barışımıza hiçbir katkısı olmayacağı gibi yeni acılara ve çatışmalara zemin yaratacağının öngörülmesi gerekir. Artık yeter, çatışma ve gerginlik siyasetinin halklarımıza kan ve gözyaşından başka bir şey kazandırmadığı gün gibi ortadadır. Bu ülkenin bugün tek bir şeye ihtiyacı vardır: Barış, barış, barış. Siz legal siyaseti yer altına ittikçe barış giderek bizden uzaklaşmaktadır. Tek adamın hırslarına teslim olmayıp gözlerinizi açın, gerçeklerle yüzleşin. Korkmayın, tek adam kaybetse de kazanan Türkiye halkları olacaktır. Bugün yaşadıklarımız devlet aklının ortadan kalktığı, ülke geleceğinin tek bir adamın hırslarına kurban edildiği, kapkaranlık bir zulümdür. Bu karanlık, halklarımızı teslim alamayacaktır. Büyük şairimiz Cemal Süreyya’nın dediği gibi:

“Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya

Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya

Anamız çay demliyor ya güzel günlere

Sevgilimiz ise çiçekler koyuyor ya bardağa

Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız

Bu, böyle gidecek demek değil bu işler

Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz

Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını

İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”

Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yarayıcı.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip, AK PARTİ ile Hitler arasında bir benzetme yapmıştır.

BAŞKAN – Sayın Muş, biraz daha yüksek sesle…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Konuşmacı, partimiz ile Hitler arasında bir benzetme yapmıştır. Halk iradesine darbe yapıldığını ifade etmiştir. Bu, partimize yönelik açık bir sataşmadır. Bu açıdan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, millet iradesine gücünü dayandırarak siyaset yapan bir partidir. On dört yıllık iktidarı döneminde sadece milletten güç alarak bugünlere gelmiştir. Karşısına çıkan bütün engelleri de milletten aldığı güçle beraber yerle bir etmiştir.

Şimdi, şunu bir kere açık bir ifadeyle ortaya koymamız lazım; eğer söyleyecek sözünüz olmazsa meseleyi alır, tek adama indirger, buradan polemik yaparsınız ama meseleye ülke zaviyesinden bakar, eğer biraz da halk iradesine saygınız varsa dersiniz ki: “Bir sistem tartışması yapıyorsunuz Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, biz parlamenter sistemi savunuyoruz, siz başkanlık sistemini savunuyorsunuz.”

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sistem değil o, sistem değil, rejim.

MEHMET MUŞ (Devamla) – “Peki, hadi, milleti şahit tutalım, milleti hakem yapalım, bu işi milletin önüne götürelim; millet burada hangi kararı veriyorsa bunu hepimiz kabul edip başımızın üstüne koyalım.” Burada söylenmesi gereken budur. Millet iradesinden çekinmemek lazım. Benzetme yapıyorken millet iradesinden çekinerek, milletin önüne sandığı götürmekten korkarak hiçbir yere varamazsınız.

O açıdan, bu kullanılan ifadelerin hiçbirini AK PARTİ Grubu olarak kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Adil koşullarda gitmek lazım seçimlere, adil. Koşullar adil değil, bütün medyayı satın almışsınız.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Türkiye'de sistemin ne olacağına milletimiz karar verecektir. Başkanlık mı olacaktır, parlamenter sistem olarak devam mı edecektir; bunun nihai kararını milletimizin önüne sandık gittiği zaman kendileri uygun şekilde takdir edeceklerdir ve bu şekilde çıkacak olan karara göre de ülkemiz yönetilmeye devam edilecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya Sayın Muş hatibimizi dinlememiş ya da eksik anlamış. “6 milyon oy almış bir siyasi partinin genel başkanını hapsetmek, halk iradesine ipotek koymak.” mealinde bir konuşması var hatibimizin. “Millî iradeyi yok sayıyoruz.” Böyle bir şey…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır canım, “Hitlere benzediniz.” dedi, “Hitler Almanyası gibi oldunuz.” dedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Onu hep söylüyoruz canım, benziyor biraz da zaten.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne diyorsun ağabey ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne alakası var?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ancak burada, Sayın Başkan, millet iradesini hiçe saydığımızla…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 11 seçim oldu ya, hepsinde gömüldünüz sandığa. Çalışın biraz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …itham ederek hatibin konuşması üzerinden bize bir sataşma yapmıştır. Millet iradesinin başımızın üstünde yeri var. Her vesileyle kürsüde de bunu ifade ettik, defaatle ifade ettik ama milletten çok oy almanız yaptığınız her yanlışa “Doğru.” denmesini gerektirmez. Olay bundan ibarettir. Sataşmadan hatibimize söz verilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Yarayıcı, buyurun, size de iki dakika süre veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

13.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Sayın Engin Altay’ın söylediği gibi ya anlamamışlar konuşmamızı ya da çarpıtmaya yönelik her zaman yaptıkları taktiklerle algı operasyonu yaratmaya çalışıyorlar. Demokrasi hepimiz için… Evet, bu darbeye hepimiz karşı çıktık; hem burada hem sokaklarda karşı çıktık, demokrasiye de sahip çıktık. Ancak, demokrasi sadece sizin ipoteğiniz atında değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mutlaka.

HİLMİ YARAYICI (Devamla) – Kaldı ki burada “mili irade” sözcüğünü sürekli kullanan sizlersiniz ve bunu ne yazık ki kendi lehinize çevirmekte üstatsınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Siz de çevirin ya, siz de çalışın, çevirin.

HİLMİ YARAYICI (Devamla) – Oysa, 6 milyon insan tarafından seçilen, devlet… 6 milyon insandan bahsediyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, siz de çevirin. Barışın, çevirin, oy alın.

HİLMİ YARAYICI (Devamla) – Seçilen bir belediye başkanı, eş genel başkanları, milletvekilleri var. Oradaki halk iradesi değil midir, halk tarafından seçilmemişler midir? O yüzden, her zaman yaptığınız bu algı operasyonu üzerinde biz “barış” dedikçe bizi terör örgütüyle bağdaştırmanız, ilişkilendirmeniz çok ayıp, yakışmıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, propagandasını yapıyorsun.

HİLMİ YARAYICI (Devamla) – Söylediğimiz çok açık, şurada söyledim, yazıda da var, tekrar alıp bakabilirsiniz: “Her sıkıştığında “millî irade” kavramını dilinden düşürmeyen iktidar, 6 milyon oyu hiçe sayarak, aralarında HDP eş başkanları olmak üzere, 10 milletvekilini gözaltına almış, tutuklamıştır. AKP’nin halk iradesine yaptığı darbe budur.” demişimdir. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yarayıcı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne var bunda?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hukuk yaptı onu ya, ne alakası var? Sen seçimlere bak. Biraz çalışın, gelin iktidara kardeşim.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Bırak şu seçimi ya!

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle siyasi iktidar açısından, burada, tek sesli televizyon ve radyolardan, gazetelerden oluşan medya gerçekliği tek sesli Meclis gerçekliğine dönüştürülmek istenmektedir. Ben yaptım, vaatler pembe rüyalar şeklinde dizilir ama buradan muhalefet partisinden biri gerçeği ayna gibi yüzünüze tuttuğunda bütün yalanlarınız ifşa olur. Kürtçeyle ilgili, Kürt diliyle ilgili radyolar varmış da, televizyonlar varmış da, okullar varmış da, eğitimde, kamuda serbestmiş de…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “-mış” değil, var.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bırakın inkârcı politikaları, bırakın.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Evet, doğru, bunların hepsi bu iktidar döneminde sadece siyasi pragmatizm uğruna çıkarıldı ama aynı iktidarın yasakçı zihniyeti tarafından ortadan kaldırıldı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Yapılan şeyleri inkâr etmeyi bırakın.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bugün, siz Kürtçe eğitim veren ne bir kurstan ne bir okuldan söz edemezsiniz, bunun bir örneğini gösteremezsiniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Açın kardeşim, açın.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Bakın, Kürtçenin farklı veçhelerinde ve tematiğinde yayın yapan, sadece halay ve müzik yayını yapan kanallar kapatıldı; sadece çizgi film gösteren, hiçbir siyasi temaya, içeriğe sahip olmayan kanallar kapatıldı. Hangi ülkede yaşıyorsunuz siz? Ardı arkası kesilmeyen yasaklarınızdan haberiniz yok. Bir açın kanun hükmünde kararnameleri… Anlıyorum sizi, hiç okumadan elinizi kaldırıp indirdiğiniz yasa ve yönetmelikleri anlıyoruz da bunları anlayabilmek çok imkân dâhilinde değildir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yahu, sen yasakları söyle.

AHMET YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, aynı üniversite tahayyülünü de bu ülkeye oturtmaya çalışıyorsunuz. Renksiz, üniversite kimliği taşıma özelliğini haiz kaç üniversite veya bu üniversitelerden kaç tane kürsü kaldı? Bu üniversiteleri, vaktiyle, özellikle, liyakatten yoksun akademisyenlerle, cemaat akademisyenleriyle dolduran zihniyet de aynıdır; onları hukuka, hakka, evrensel normlara aykırı bir şekilde üniversiteden atan zihniyet de aynıdır. Bunlar sadece liyakatten yoksun üniversiteye alınmadılar, jet hızıyla akademik terfilere sahip oldular. Sizin ortaklığınız döneminde liyakatten yoksun pespaye kadrolaşmalarla üniversiteleri dejenere eden bu anlayışınız, bugün aynı şekilde hukuktan yoksun bir biçimde adil yargılanma, adil idari soruşturma yürütülme haklarından yoksun bırakarak, yarın sonucu cezasızlıkla bitecek olan bir süreç yaşanıyor. Bunu 17-25 Aralığa kodlamak, ondan öncesini aklamak veya bugün hukuk dışı yöntemlerle -aynen liyakatten yoksun üniversiteye girdikleri gibi- girişleri bir garabetti, üniversiteden ve eğitim kurumlarından, kamudan atılışları bir başka garabete tekabül ediyor. Açık söylüyorum: Bu şekilde bunları kamudan uzaklaştırmak yarın bir gün iç hukuk, olmadı uluslararası hukuktan dönme sonucunu beraberinde getirecektir. Az, biraz hukuktan anlayan birinin bileceği gibi, bu dava dosyalarını hiç esastan tartışmaya gerek kalmaksızın usulden bozularak bunların haksız elde ettikleri yerlere geri dönme sonucunu açığa çıkaracaktır.

Bakın, bir hususu dikkatinize sunmak istiyorum: Eğer siz hukuktan kopmuş, sadece duygularınızla, rövanşist duygularla bunları üniversitelerden, kamudan atıyorsanız bunun adı, hukuk veya yargı değildir; bunun adı, demokrasi veya özgürlükler hiç değildir; bunun adı, kamu güvenliği, vesair hiç değildir; bunun adı, rövanşizmdir. Devlet, bireysel duygularla, rövanşist duygularla hareket ederek hiç kimseyi mağdur edemez. Siz, bunları üniversitelere ve kamuya el ele, kol kola girerek kadrolaştırmak suretiyle doldururken bir hukuksuzluğun, bir haksızlığın, toplum vicdanını yaralayan sürecin altına imza attınız. Bugün ise onların adil yargılanma haklarını ellerinden almak suretiyle bir başka hukuksuzluğun altına imza attığınızı özellikle ifade etmek isterim ya değilse aynen alınışları gibi olmasın kamudan ayrılışları. Etkin soruşturmaların, adil yargılamaların, idari soruşturmaların hakka, hukuka, adalete, hakkaniyete tekabül etmesi temelinde gerçekleşmesi gerekir ki yarın bir gün bunlara yapılanların tekrar bir başka hukuk alanının duvarına çarpıp geri dönmemesini sağlayabilelim diyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - …sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 35’inci maddesinin “itiraz” başlıklı 53/f maddesindeki “yedi gün” ibaresinin “otuz iş günü” ve “altmış gün” ibaresinin “altmış iş günü” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Zühal Topcu (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter…

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, az önceki tartışmaları ibretle izlediğimizi, takip ettiğimizi söylemek isterim. Önemle ve öncelikle şunun altını kalın bir şekilde çizmek lazımdır ki, Türk milletinin dili Türkçedir. Türkçe, bizim geleceğimizdir, Türkçe, bizim ufkumuzdur; Türkçe, bizim millî birlik ve beraberliğimizin alametifarikası ve vazgeçilmezidir. Bu nedenle, Türkçeye rakip çıkarılarak yapay millet oluşumunun önünün açılması bölücülük demektir ve çok tehlikeli sonuçlara sebep olabilecektir.

Dil ile millî şuur arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Eğer dil canlı, diri bir hâldeyse, millî şuur tüm milleti kaplayacaktır. Biz sahip olmuş olduğumuz millî şuur sayesinde 15 Temmuz günü ihanetin tepesine bindik. Bu millet, sahip olmuş olduğu millî şuurla hainlere karşı geldi ve hamdolsun, çok şükür, 15 Temmuzda FETÖ ihanetini püskürttü. Bu nedenle, dilimizin üzerinde oynamak, farklı tartışmalarla ülke gündemini, Meclis ortamını meşgul etmek bize göre doğru ve yerinde değildir.

Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’yı konuşuyoruz. “Dil” dedik, “millî şuur” dedik, elbette bunların hepsini millî eğitim kapsamında ele almak zorundayız. Az önce de ifade ettiğim gibi, canlı bir millî şuurun olması için elbette meselelere hâkim, milletinin tüm kimliğini, tüm değerlerini benimsemiş, özümsemiş ve bunu tüm fertlerine yayan millî eğitim politikalarının da varlığı elbette vazgeçilmezdir.

Bu Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı yapılırken, düzenlenirken, üzerinde belki de durulmayan en önemli eksikliklerden bir tanesi, atanamayan öğretmen meselesidir.

Atanamayan öğretmenlerimiz, sürekli bir şekilde bizlere sosyal medya üzerinden, diğer farklı kanallardan ulaşarak ihtiyaçlarını, taleplerini iletmekte ve mağduriyetlerinin çözülmesini beklemektedirler. Atanamayan öğretmen çilesi gün geçtikçe büyümektedir ve şu anda yaklaşık 450 bin sınırına dayanmış durumdadır. Bu, aynı zamanda bir insan hakkı ihlalidir. Bu kadar kardeşimiz, bu kadar milletimizin tertemiz evladı eğitimini tamamlayıp, puanını alıp, öğretmen olacak seviyeye gelmişken, hâlâ mesleklerine, sınıflarına kavuşamamaları büyük bir skandal olarak değerlendirilmelidir.

Sayın milletvekilleri, bugün iki kesimden çok yoğun mesaj aldım. Birincisi uzman jandarmalarımızın talepleri, bir diğeri de az önce ifade ettiğim gibi atanamayan öğretmenlerimizin durumu. Bunlardan bir tanesi beni ziyadesiyle üzmüş ve hüzünlendirmiştir.

Bir kardeşimiz şöyle diyor: “Bir öğretmen düşünün, onca emek versin, atanmak için hayal kursun, idealleri olsun ama sonra hepsi boşa çıksın, çöp olsun. İşte, hayat bu. Mezunsun, beş parasız ortadasın, istesen verirler ama yüzün yok. Nereye kadar istemeye devam edeceksin? Bu soruyu sor kendine ve her şeyden uzaklaş. Koca yıl günlük kaç saat ders çalış, uykundan çal, ‘Şimdi KPSS önemli değil.’ denilsin. Nasıl bir sistem bu, soruyorum. Biz öğretmenlerin hayatı size göre çok küçük olabilir, ama o benim hayatım, ideallerim, hayallerimin yok oluşu, içimi acıtıyor.”

Sayın milletvekilleri, bu öğretmenlerimizin çilesine, feryadına ne zaman son vereceğiz?

Sayın Bakanım, Millî Eğitim Bakanlığında yeni kadrolar ihdas etmek kadar yoğun bir çalışma sürdürürken atanamayan öğretmenlerimizin feryadını, şikâyetini, taleplerini ne zaman duyacağız?

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Atanamayan yok, kazanamayan var.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Atanamayan var, maalesef var, KPSS’den yüksek puan almasına rağmen maalesef var. Lütfen inceleyin.

Teşekkür eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yönter.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Genel Kurulun açılışında da talebimiz var idi. Hem sizin dile, gündeme getirdiğiniz bir husus vardı. Adana’daki yangında çok sayıda öğrencimizin hayatını kaybettiğini üzülerek öğreniyoruz. Hem bu konuda hem de Fırat Kalkanı operasyonunda 2 askerin IŞİD tarafından kaçırıldığına dair -basına da yansıdı, benim burada konuştuğumda basında yok idi- konuda Hükûmet bize bilgi verecek mi, vermeyecek mi? Bunun Hükûmetten sorulmasını talep ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Sayın Bakan, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 11 kişinin hayatını kaybettiğine ve Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında 2 askerimizle irtibatın kesildiğine dair Genelkurmay Başkanlığının bir açıklaması olduğuna ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, bu ana kadar aldığımız… Tabii, sizler de basından takip ediyorsunuz. Vali Bey’in ilk açıklamasında yaralı vardı, hiç can kaybı yoktu. Daha sonra Belediye Başkanının açıklaması geçti, “1 kişi kayıp, 3 kişi yaralı.” denildi. Henüz daha devam ediyor fakat bize gelen rakamlara göre… Burası Adana’da Özel Aladağ Ortaöğretim Yurdu. Bir özel yurt tarafından işletiliyor. Kontenjanı 54 ancak kalan 31 kişi. Şu anda 17 kişinin hafif yaralı olarak hastanelerde olduğu, 11 kişinin de hayatını kaybettiği şeklinde bir bilgi ulaştı ama teyit edilmemiş bir bilgidir. Sunarım.

Diğer birisi de Fırat operasyonuyla ilgili 2 askerimizle irtibat kesildiğine ilişkin Genelkurmay Başkanlığımızın bir açıklaması var. Genelkurmay Başkanlığımızın geleneğidir, detaylı bilgi, somut bilgi aldığı sürece halkımıza duyurur.

Meclisimizin bilgilerine sunuyorum.

Bu arada, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Vermiş olduğunuz bilgi üzerine biz de yaşamını yitiren öğrencilerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Umut ediyor ve diliyoruz ki bu sayı çok fazla yükselmez, sayının az olmasını umut ediyoruz ve ailelerine de başsağlığı ve sabır diliyoruz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi 36’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinin “Özlük dosyasında saklama” başlıklı 53/G maddesinin ikinci fıkrasındaki “beş” ibaresinin “dört” ve “on” ibaresinin “sekiz” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu

                        İstanbul                                Aydın

BAŞKAN – Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                  Mehmet Ali Aslan                    İbrahim Ayhan                   Meral Danış Beştaş

                         Batman                               Şanlıurfa                                Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                         Haydar Akar

                          Aydın                                  Bursa                                 Kocaeli

                 Mustafa Ali Balbay                   Lale Karabıyık                Bülent Yener Bektaşoğlu

                          İzmir                                  Bursa                                 Giresun

                    Sibel Özdemir

                        İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Sibel Özdemir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün üzerinde konuşacağım madde bu kapsamlı yasa tasarısının disiplin yönetmeliğine ilişkin maddelerinden bir tanesidir. Bu ek madde, akademisyenlere ve üniversite çalışanlarına verilen cezaların niteliğine göre beş ve on yıl sonra özlük dosyasından silinmesini öngörmektir. Akademisyenler ve diğer üniversite çalışanlarının belirtilen süre içindeki davranışları amiri tarafından değerlendirilecektir. Bu süre içerisinde disiplin cezasının özlük dosyasından amiri tarafından silinecek olması nedeniyle çalışan ve amiri arasında bir biat etme durumunun ortaya çıkma tehlikesi bulunmaktadır. Düzenlemenin nesnel kriterlerle belirlenmemiş ve amirin takdirine bırakılmış olmasını doğru bulmuyoruz. Mutlaka kişisel değerlendirmelere ve kuşkulara yol açmayacak somut ve nesnel kriterler eklenmelidir. Bu maddenin bu hâliyle geçmesini doğru bulmuyoruz.

Değerli milletvekilleri, yasa tasarısında disiplin yönetmeliğine ilişkin önemli bulduğum birkaç konuyu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. 12 Eylül darbesinin bir ürünü olan disiplin yönetmeliğinin bütününe ilişkin bir düzenleme yok burada. Bu düzenleme üniversiteler ve akademisyenler üzerindeki baskı ve korku ikliminin ortadan kaldırılmasına yarayacak mıdır? Bizim asıl tartışmamız gereken bu disiplin yönetmeliğiyle akademik özerklik, özgür, bilimsel tartışma ortamını yaratmak ve akademisyenlerin özgürce yayın yapabilecekleri bir üniversite ve akademik ortamı sunmak ve bu yöndeki düzenlemelere ağırlık vermektir.

Sayın Bakan, bu yasal düzenleme bilim insanlarının özgürce bilim üretmelerinin sağlanmasına yönelik bir çözüm üretebilecek midir? Ülkedeki baskı ortamı sonucunda akademisyenlerin ülke dışına gitme eğilimine engel olacak mıdır? Yurt dışına gönderdiğimiz akademisyenlerin ülkemize dönmeleri yönünde bir katkı sağlayacak mıdır?

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül askerî darbe ürünü olan, maalesef günümüze kadar egemenliğini sürdüren Yükseköğretim Yasası’nın bütüne ilişkin, ruhuna ilişkin bir düzenleme, bir reform yok burada. Giderek artan biçimde özgürlükler ve akademik özerklik kısıtlanmakta, toplumdaki baskı iklimi üniversiteleri kuşatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, diğer yandan bu yasal düzenlemeyle bilim insanlarının disiplin cezalarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki fiiller de ekleniyor. Belirtmek isterim ki akademisyenlerin diğer kamu görevlilerinden ve devlet memurlarından farklı ve aynı statüde değerlendirilmeleri doğru değildir. Yükseköğretim kamu hizmeti, devlet memurları tarafından yürütülen genel idari hizmetlerden farklı özellikler taşımaktadır. Bilim insanlarının klasik devlet memurlarından farklı olarak sorgulayan, üreten ve bilimsel yayınlarıyla toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlamasından dolayı kendisini baskı altında hissetmeyeceği özgür ortamlara ihtiyaç vardır. Bizlerin bu koşulları dikkate alarak düzenleme yapması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi hâlde, aşırı disipline edilen üniversitelerle içinde yaşadığımız dünyanın bilimsel rekabet koşullarının çok çok gerisinde kalacağız. Bu sorun beraberinde kalkınma, ekonomik gelişme ve büyüme, bir refah toplumuna ulaşma çabalarımızı da sekteye uğratacaktır. Bu bağlamda, yükseköğretimde yapılan bu düzenlemenin bütüncül ve çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, disiplin ve soruşturma süreçlerinin objektif ve şeffaf yapılması, at izinin it izine karışmaması için bugün burada bizim kapsamlı ve uzlaşıyla yaptığımız yasalara ihtiyaç vardır fakat bugün, bırakın disiplin soruşturmasını, gerekçeleri dahi sunulmadan haksız yere görevlerinden uzaklaştırılan bilim insanlarımız vardır.

Değerli milletvekilleri, önemli olan sadece yasal düzenlemeler yapmak değil, fiilî durumlar yaratmadan burada kabul edilen yasaların hukuka uygun uygulanmasıdır. Ülkemizi bir an önce OHAL sürecinden çıkartıp üniversitelerimizin ve bilim insanlarımızın soruşturma dosyalarıyla değil, bilimsel çalışmalarına odaklanacağı bir özgürlükler iklimini yaratmak hepimizin görev ve sorumluluğudur.

Teşekkür ediyorum, saygıyla selamlıyorum sizi. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı, Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce... Adana’nın Aladağ ilçesi Sinanpaşa Mahallesi’ndeki -kesinleşen bilgiye göre- yangında 11 öğrencinin yaşamını yitirdiğini öğrendik, çok üzgünüz. Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Umarız ölü sayısı artmaz. Bunu öncelikle paylaşmak istedim.

Değerli milletvekilleri, diğeri, bugün -belki sizler de rastlamışsınızdır- burada her gün birlikte oturduğumuz, grup başkan vekilliği yapan, aynı zamanda uzman doktor olan Sayın İdris Baluken hakkında iddianame tanzim edildi. İddianameyi okurken konuşma sırası geldi. Bütün basın “Baluken’e müebbet hapis istemi” diye veriyor manşetlerde. Bilmiyorum, aranızda çok sayıda hukukçu var. İdris Baluken’e isnat edilen fiiller ne, biliyor musunuz? Konuşmak, toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefet, DTK’nın toplantısına katılmak. Ne bu? Bunun adı hukuk değil. Bu yargı tarafsız ve bağımsız değil derken tam da bunu söylüyoruz. 302’nci maddeye muhalefetten dava açılmış. 302’nci madde ne? Devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma fiili. Bu, Yargıtay içtihatlarına göre, yerleşik içtihatlarına göre silah, eylem, eylemin yakın tehlike içermesi ve ciddi tehdit oluşturması. Bir konuşmayla milletvekilinin 302’nci maddeye muhalefetten yargılanmasının anlamı nedir, bunu önümüzdeki günlerde söyleyeceğiz. Bununla utanma duygusu mu azaltılıyor? Bununla vicdanınızı mı rahatlatıyorsunuz? Bununla kamuoyuna “İşte bakın, ne büyük suçlar işlediler. Ülkeyi bölüyorlardı, birliğini bölüyorlardı, bu yüzden rehin aldık.” bu denilmek isteniyor, vatandaşa tam da bu söylenmek isteniyor. Sayın İdris Baluken’in, Grup Başkan Vekilimizin, diğer eş genel başkanlarımızın ve milletvekili arkadaşlarımızın -suçsa ki değil- tek suçu var; konuşmak, ülke siyasetinde barışı, eşitliği, demokrasiyi, gerçekleri sakınmadan hakikati savunmaktır. Bu dosyayı hazırlayan savcılar hukuk bilgisiyle hazırlamamışlar. Bu dosyayı hazırlayan savcılar aldıkları talimatların gereğini harfiyen yerine getirmeye çalışıyorlar ya da çok abarttılar, hani, artık, bir milletvekiline ağırlaştırılmış müebbet isteyecek kadar, tıpkı 1960 darbesinde olduğu gibi. Başbakanını asan ülkeden 2016 yılında milletvekillerini ağırlaştırılmış müebbetle yargılayan bir demokrasimiz var. Hayırlı olsun!

Değerli milletvekilleri, kayyumlarla ilgili de şunu söylemek istiyorum, sürem kalmadı ama ileride söyleyeceğim: Kayyum meselesi sadece darbe dönemlerinde Türkiye'nin gündemine gelmiştir. Sadece kısa bir tarih turu: 1980-1983 yılları arasında askerî cunta döneminde, 12 Eylül askerî darbesinden sonra kayyum atanmıştı. Buna aynen tarihi tekerrür etmek istercesine 11 Eylül 2016 tarihinde, bir gün önce, birçok belediyeye, 28 belediyeye kayyum atandı. Bunların 24’ü Demokratik Bölgeler Partisine ait, HDP’nin bileşeni. Ve ne gariptir ki 4 AKP ve MHP’ye bağlı belediyenin kayyumları belediye meclisi seçimiyle belirlendi, diğerlerine ise vali ve kaymakamlar atandı. Bu dosyaları, sakın ha, İdris Bey’de olduğu gibi farklı bir şey var sanmayın, size dosyalarını burada tek tek okuyacağım. Ne biliyor musunuz? Tek bir soru sorulmamış belediye başkanlarına. Hani o manşetlerde -8 sütuna manşet yazılıyor ya- “Kışanak’a yüz yıl, Anlı’ya…” bilmem ne…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – İki yüz otuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şu sorulmamış: Şu belediyede şu işi örgüt için mi yaptınız? Şu aracı şunun için mi yaptınız? Şu parayı aktardınız, şu yolsuzluğu yaptınız; yok böyle bir şey. Dosyada yok, soru yok ama medya her gün manşet atıyor: “Belediyeler terör örgütüne çalışıyor, para gönderiyor, araba veriyor.” Ya, nereden çıkıyor bunlar? Yani, dava dosyasıysa, buyurun. Kayyum atamak işte tam da bulunduğumuz darbe dönemine uygun bir davranış olarak devam ediyor. Sayın Ahmet Türk’ün de bu kapsamda tutuklanması Türkiye'nin en büyük utançlarından biri olarak tarihe kaydedilmiştir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Beştaş.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 36’ncı maddesinin “Özlük dosyasında saklama” başlıklı 53/G maddesinin ikinci fıkrasındaki “beş” ibaresinin “dört” ve “on” ibaresinin “sekiz” olarak değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Zühal Topcu (Ankara) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu.

Buyurun.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir haftayı geçti, özellikle eğitimle ilgili birçok düzenlemeyi içeren kanun tasarısı üzerinde görüşüyoruz, inşallah hayırlara vesile olur diyoruz ama gerçekten bu tartışmaların nereye gittiğinden de çok fazla emin olamıyoruz aslında.

Şimdi, genel olarak günümüzde özellikle gündemde olan çok yaygın problemler var, bunların bir ayağını da millî eğitim oluşturuyor. Özellikle Millî Eğitim Bakanlığında şu ana kadar -birtakım sendikalarla da görüştük bu kürsüye çıkmadan önce- 31 bin ihraçtan bahsediliyor. Gerçekten suçluların ve suçsuzların biraz karıştığına yönelik de serzenişlerin olduğunu biz buradan duyurmak istiyoruz. Dönüşler sadece 31 kişi. Buradan yüksek sesle şu soruları sormak istiyoruz: “Acaba, gerçekten suçlularla suçsuzlar birbirine mi karıştırılıyor?” Birçok mağdurlardan da bahsediliyor. Özellikle valiliklerin çeşitli kriterleri kullandıklarını, işte A ilindeki bir valinin herhangi bir kriteri kullanıp memuru başlatma uygulamasını görürken bir başka ilde bunun olmadığını görebiliyoruz, farklı uygulamaların olduğunu görebiliyoruz. Onun için de diyoruz ki: Valiliklerin bu geri dönüşlerde uyguladıkları kriterler nedir, acaba bu kriterlerde ortak dil kullanılabilinir mi? Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz, lütfen çok daha fazla mağdurlar yaratmayalım, insanlar zaten evlerine ekmek götüremeyecek duruma geldiler, suçluların çok iyi ayıklanması lazım. Gerçekten bu devletin temeline dinamit koyduysa, geleceğini ipotek altına almak istediyse mutlaka ve mutlaka adalet önüne çıkartılması lazım, yargılanması lazım ama bu arada suçsuzlara da dikkat edilmesi lazım, mağdur yaratılmaması gerekiyor.

Şimdi, özellikle 36’ncı maddeye geldiğimizde orada birkaç maddeden beri süregelen bir disiplin sürecinin Yükseköğretim Kurulunda yeni yapılanmasına şahitlik ediyoruz. Şimdi dendi ki, özellikle Sayın Bakan, bütün konuşmalara başlarken üniversiteler kısmında işte 2002 yılında 76 üniversite varken şu anda 190’lara yaklaştığına yönelik gerçekten hem gurur vesilesi ama bazı zaman da ayakları yere basmayan konuşmalara da delil teşkil ettiğini görebiliyoruz. Şimdi, öğrenci başına harcamaların arttığına şahitlik ediyoruz, eğitime ayrılan kaynak da artıyor. Peki, bu kaynaklar nasıl harcanıyor ve sonuçta çıktı olarak elimizde bulunan göstergeler ne durumda? Onlara baktığımızda inanın uluslararası mukayeselerle olaya baktığımızda üniversitelerimizin iç açıcı durumda olmadığını da görebiliyoruz. AR-GE çıktıları açısından, inovasyon çalışmaları açısından, girişimcilik düzeyleri açısından, patent sayıları ve uluslararası endeksler açısından baktığımızda inanın üniversitelerde uluslararası sıralamalarda üst düzeylerde olmadığımızı görebiliyoruz. Kalite kültürü ve motivasyon artırmaya yönelik olarak üniversitelerde çalışmalar yapılması gerekirken, bu düzenlemede özellikle disipline yönelik nasıl cezalandırabilirize ve kontrol altına alabilirize yönelik çalışmaların daha fazla yer aldığını görebiliyoruz. Ama biz istiyoruz ki... Yani bu aslında AKP iktidarının zihniyetinin bir yansıması olarak karşımızda duruyor.

Bu kadar zaman harcanıyor ama bir de şunu soralım: Üniversitelerde şu ana kadar kadrolar kimlere çıkartıldı ve kimlerin projelerine destek verildi ve kimler rektör olarak atandı? Keşke bunların yerine, acaba... Diyoruz ki “G20 içerisinde yer alıyoruz.” ama uluslararası sıralamalara baktığımızda, işte 2016-2017 Londra merkezli üniversite derecelendirme endeksine baktığımızda ilk 500’ün içinde 3 tane üniversitemizin olduğunu görebiliyoruz ki kriterler de araştırma, öğretim kalitesi, iş imkânı sunma ve uluslararasılaşmadır. Bence YÖK’ün, Millî Eğitimin bunlara kafa yorması gerekiyor.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Topcu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde iki ayrı önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Ayşe Acar Başaran

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                              Batman

                  Mehmet Ali Aslan                    Mahmut Toğrul                      İbrahim Ayhan

                         Batman                              Gaziantep                             Şanlıurfa

"MADDE 37- 2547 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (a) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘a. Bir süre öğretim üyesi olarak çalışanlardan veya öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra eş, sağlık ya da belgelenebilir bir özre bağlı olarak görevinden ayrılmak zorunda kalanlar, kamuda farklı bir göreve atananlar, alanı ile ilgili çalışmalar yürütmek amacıyla görevinden ayrılarak yurtdışına gidenler, memnu haklarının iadesini alanlar ile Milletvekili Seçimleri ile Mahalli İdareler Seçimlerinde seçilenler ayrıldıkları yükseköğretim kurumlarına kadro şartı aranmaksızın, bir başka yükseköğretim kurumuna ise uygun kadro olması halinde atamaları yapılır. Bu yola göreve başlayan öğretim üyelerinin aylık dereceleri ile diğer özlük ve mali hakları Yükseköğretim Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.'"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 37'nci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

                     Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu                Lale Karabıyık

                         Kocaeli                               Giresun                                 Bursa

                      Aytuğ Atıcı

                         Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Sadece kendi maaşlarına zam yapmayan, kendine ayrıcalık tanımayan, haksızlık ve eşitsizlik yapmayı ahlakla bağdaştırmayan bütün milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle maalesef AKP milletvekillerinin önerisiyle milletvekillerine ayrıcalık tanınmaktadır. Bakın, birazdan ellerinizi kaldıracaksınız, oy vereceksiniz. Kendinize ayrıcalık sağlıyorsunuz hem de iki ayrı noktada. Bunlardan bir tanesi, bir öğretim üyesi milletvekilliği bittikten sonra -üniversitesine döndüğü zaman- kendi üniversitesine canı isterse dönecek, canı isterse ve kadro varsa Türkiye’deki bütün üniversitelere gidebilecek. Hâlbuki milletvekili olmayan bir öğretim üyesi böyle bir hakka sahip değil. Beterin beteri var mı? Var. Eğer milletvekili olan öğretim üyesi üniversiteye dönerse ve siz bu maddeyi kabul ederseniz bu durumda hem emekli maaşını alacak hem de üniversiteden maaş alacak yani çifte maaş alacak. Peki, bir başka öğretim üyesi, milletvekili olmayan bir öğretim üyesi, eğer emekli olup tekrar üniversiteye dönerse bu haktan yararlanabilecek mi? Hayır, yararlanmayacak. Yani siz, kamu üniversitesine dönen milletvekillerine, eğer bu maddeyi kabul ederseniz kıyak yapmış olacaksınız.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Vekilim, üniversitesine dönmeyip de vakıf üniversitesine mi dönsün?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, milletvekillerinin kendilerine kıyak maaş istemesi bizce doğru değildir; bu durum, ahlakla da bağdaşmaz, eşitlikle de bağdaşmaz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Sayın Vekilim, üniversitesine dönmeyip vakfa mı dönsün? Bir cevap verin.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Eğer tüm öğretim üyeleri için bu hakkı tanırsanız, eyvallah. Öğretim üyesi kolay yetişmez bu ülkede. Eğer öğretim üyesi şu veya bu şekilde emekli olduktan sonra üniversiteye dönmek isterse kadro şartı aranmaksızın kendi üniversitesine zaten dönüyor. Hadi buyurun hep beraber bütün öğretim üyelerine kadro var ise istediği yere gitme şansı verelim yani eşitlik verelim. Bunu yaparken, dönen öğretim üyelerinin tamamına hem emekli maaşını hem de hak ettiği maaşı verelim. Bunu yaparsanız biz varız. Eğer bunu yapmaz, sadece milletvekillerine bu ayrıcalığı tanırsanız biz bunu çıktığımız her televizyonda, gittiğimiz her basın kuruluşunda dile getiririz. Bunu bütün köylerde anlatırız, anlatacağız.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Siz şimdi emekli olup vakıf üniversitesine gidince maaş almayacak mısınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, buradan ben de yararlanacağım, ben de bir öğretim üyesiyim ve üniversiteye döndüğümde sizin sayenizde çifte maaş alacağım. Ben bunu ahlaki bulmuyorum ve reddediyorum. Bunun için de biz Anayasa Mahkemesine gideceğiz arkadaşlar.

Millet bize en büyük şerefi vermiş, getirmiş bizi burada milletvekili yapmış, daha ne istiyorsunuz, bundan daha büyük şeref olur mu? 3-5 bin lira para almak için milleti bu şekilde kahretmeye gerek var mı? Milletvekilliğinin şanını, şerefini düşürmeye gerek var mı? Çifte maaşa hangi birinizin ihtiyacı var Allah aşkına! Gelmişsiniz, milletin bağrından kopmuşsunuz, en güzel yere oturmuşsunuz, bundan sonra 3 kuruş fazla alsanız ne olur, almasanız ne olur! Alacaksak hep beraber alalım, bütün öğretim üyeleri alalım ama sadece ve de sadece milletvekillerine böyle bir ayrıcalık tanınması bizi üzüyor. Sadece 2 muhalefet partisinin bu önergeye karşı çıkması da beni ayrıca üzüyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Aytuğ Bey, bir şey soruyoruz.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Aytuğ Bey…

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ben isterdim ki bütün öğretim üyeleri çıksınlar önergelerini versinler, “Bir yanlışlık olmuş, gelin bunu değiştirelim.” desinler ama maalesef bu gerçekleşmedi.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Cevap vermediniz Aytuğ Bey.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Toğrul (Gaziantep) ve arkadaşları

"MADDE 37- 2547 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin (a) fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

‘a. Bir süre öğretim üyesi olarak çalışanlardan veya öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra eş, sağlık ya da belgelenebilir bir özre bağlı olarak görevinden ayrılmak zorunda kalanlar, kamuda farklı bir göreve atananlar, alanı ile ilgili çalışmalar yürütmek amacıyla görevinden ayrılarak yurtdışına gidenler, memnu haklarının iadesini alanlar ile Milletvekili Seçimleri ile Mahalli İdareler Seçimlerinde seçilenler ayrıldıkları yükseköğretim kurumlarına kadro şartı aranmaksızın, bir başka yükseköğretim kurumuna ise uygun kadro olması halinde atamaları yapılır. Bu yola göreve başlayan öğretim üyelerinin aylık dereceleri ile diğer özlük ve mali hakları Yükseköğretim Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.'"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Gaziantep Milletvekili Sayın Mahmut Toğrul… (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Meclis kendisine kıyak yapan bir Meclis olarak tarihe geçecek. Bu Meclis iki bakımdan öğretim üyelerinin kendisine ayrıcalık yaptığı bir Meclis olacak. Neymiş? Öğretim üyesi bir dönem milletvekilliği yaptıktan sonra üniversitesine dönerse çift maaş alacak. Bir diğeri, kendi bulunduğu kadroya zaten kadro şartı aranmaksızın dönebiliyordu, şimdi istediği üniversiteye gitme imkânı veriyoruz. Bunu sorduğumuzda şöyle açıklıyorlar değerli arkadaşlar: “Üniversitelerde yeteri kadar öğretim üyesi yok, üniversiteler kan kaybediyor, öğretim elemanı kolay yetişmiyor.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, size bir fotoğraf göstermek istiyorum. Bu bir öğretim elemanı, on beş günde 13 kez tutuklanmış, Nuriye Gülmen. Ne istiyor peki? KHK’yla işine son verilmiş. Öğretim üyelerini bu ülkede eğitim hakkını savundukları için, bu ülkede “Çocuklar ölmesin.” dedikleri için aşından ekmeğinden edeceksiniz her gün, her gün ekmeğe muhtaç hâle getireceksiniz, ondan sonra kalkıp üstüne bir de “Efendim, üniversiteler kan kaybediyor, milletvekili olan öğretim üyeleri milletvekilliğinden sonra üniversiteye dönsün ve çift maaş alsın…”

Değerli arkadaşlar, burada, asgari ücret alan bir insanın, “1.300 lira asgari ücret alsın mı almasın mı?” diye söylediğimizde saatlerce neden almaması gerektiğini ifade ediyorsunuz ama milletvekiline gelince ama öğretim üyesi milletvekiline gelince ona çift maaş istiyorsunuz. Bunu asla hukukla, vicdanla, eşitlikle açıklayamazsınız. Bakın bugün kaç tane öğretim üyesini açığa almışsınız? Niye almışsınız, bunun hesabını bir defa önce verin, ondan sonra bu yasayı getirin. Bunun daha hesabını vermeden, öğretim üyelerini bu kadar perişan duruma getireceksiniz, üniversiteleri eğitim yapılamaz hâle getireceksiniz -disiplin yönetmelikleriyle- suç ve ceza kapsamı içerisinde disiplin yönetmeliğini başlarına Demokles’in kılıcı olarak koyacaksınız, ondan sonra “Üniversiteler neden gelişmiyor?” diyeceksiniz.

Değerli arkadaşlar, bunun kabul edilebilir hiçbir tarafı yok. Bunun ne eşitlikle ne ahlakla ne insaniyetle bağdaşır bir tarafı yok.

Bugün insanlarımız işini kaybediyor, aşını kaybediyor ama biz bugün burada neyi konuşuyoruz?

Ekonomi dip yapmış, biz burada: Öğretim üyesine çift maaş verelim mi, vermeyelim mi…

Milletvekili olmuşsunuz, daha ne istiyorsunuz bu ülkede? Milletvekilliği bitince, umudunuzu mu kestiniz değerli milletvekilleri, bir daha milletvekili olamayacağınızı mı düşünüyorsunuz?

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Üniversitesine dönüyor. Üniversite kan kaybediyor.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Üniversite kan kaybediyorsa bunun biricik nedeni, sizin öğretim üyesini alıp sokağa bırakmanızdır, sizin yıllardır öğretim üyeleri üzerinde estirdiğiniz zorbalıktır. Siz, yıllardır öğretim üyelerinin üzerinde, otuz yıl öncesinin, 12 Eylül darbesinin ürünü olan disiplin yönetmeliğini koydunuz. Anayasa Mahkemesi disiplin yönetmeliğini iptal etti, siz kalktınız, bugün getirdiğiniz bu disiplin yönetmeliğiyle, üniversitelerde ne demokratik özerklik ne bilimsel özerklik ne mali özerklik, hiçbir şey bırakmıyorsunuz.

Öğretim üyeleri, dediğim gibi, her gün perişan hâlde. Bakın, on beş günde 13 kez bir öğretim elemanını gözaltına alıyorsunuz.

ÖYP’nin durumunu biliyorsunuz.

Üniversitelerin geldiği hâl…

Araştırma görevlilerinin durumunu biliyorsunuz. Bugün hâlâ araştırma görevlileri iki ayrı maddeyle araştırma görevliliğine alınıyor. Alırken de kendi özel şartlarınızı koyuyorsunuz. Açın, bakın bakalım, hangi şartlarla siz araştırma görevlisi ilanları verdiniz, hangi şartlarla öğretim üyesi ilanları verdiniz, biraz da bunları düşünün.

Kendine ayrıcalık yapan bir Meclisin üyesi olmaktan hicap duyduğumu belirtiyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toğrul.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın İrgil, Sayın Tarhan, Sayın Köksal, Sayın Aydın, Sayın Gürer, Sayın Bakan, Sayın Durmaz, Sayın Atıcı, Sayın Özdemir, Sayın Bakır, Sayın Öz, Sayın Kök, Sayın Karabıyık, Sayın Yarayıcı, Sayın Zeybek, Sayın Yüceer, Sayın Usluer, Sayın Çam, Sayın Kuyucuoğlu.

Şimdi, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve işlemi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 37’nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.09

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Sema KIRCI (Balıkesir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, 38’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu

                        İstanbul                                Aydın

“Madde 38 – 2547 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (a) fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

(14) Bilimsel araştırma ile yayın etiği kurullarının oluşumu, görevleri ve çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar.”

BAŞKAN – Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                   Ayşe Acar Başaran                    Sibel Yiğitalp

                       Diyarbakır                              Batman                              Diyarbakır

                    Besime Konca                    Mehmet Ali Aslan

                           Siirt                                  Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

             Bülent Yener Bektaşoğlu                 Haydar Akar                        Lale Karabıyık

                        Giresun                                Kocaeli                                 Bursa

                     Burcu Köksal

                   Afyonkarahisar

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı, Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Burcu Köksal.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana’daki yurt yangınında hayatını kaybeden tüm öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyorum.

Biz bu akşam burada ne için kanun düzenlemesi yapmaya çalışıyoruz? Eğitim öğretim sistemimizle ilgili. Eğitim öğretim sistemimizin en önemli unsuru kimler? Tabii ki, öğretmenler. Büyük Önder, asrın lideri Mustafa Kemal Atatürk’e “Paşam, milletvekili maaşlarını düzenliyoruz. Nasıl olsun?” diye soruyorlar. O da “Öğretmen maaşlarını geçmesin.” diyerek öğretmenlerin bir toplumun gelişmesinde ve muasır medeniyet seviyesine yükselmesinde ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk ta o yıllardan işaret etmiş etmesine ama maalesef AKP bir türlü bunu kavrayamadı. İktidarınız döneminde öğretmenlerin durumuna baktığımızda ne yazık ki içler acısı.

Bakın, EĞİTİM İŞ Sendikasının 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla yapmış olduğu bir anket yayınlandı. 43 ilde 837 öğretmenle görüşülmüş. Öğretmenlerin yüzde 52’si kredi borcu olduğunu belirtiyor, yüzde 52’si bankaya borçlu. Öğretmenlerin yüzde 25’i şahıslara borçlu, yüzde 22’si esnafa borçlu ve ne yazık ki yüzde 32’si anne, babasından aldığı maddi destekle geçinmeye çalıştığını belirtmiş. Yine öğretmenlerin yüzde 8’i en az 1 kez icralık olduğunu belirtmiş ve öğretmenlerimizin yüzde 60’ı ne yazık ki “Gelecekten ümitli değilim.” diyor. Yine aynı öğretmenlerimizin yüzde 64’ü de fikirlerini bu ülkede artık özgürce beyan edemediklerini açıklıyor.

Öğretmenlerin maaşlarının yetersizliği ve bunun üzerine allak bullak ettiğiniz eğitim politikaları, öğretmenler üzerinde kurmuş olduğunuz siyasal baskılar ve özellikle idari kadrolarda partizanca yaklaşımınız, liyakat sistemini kaldırmanız yüzünden öğretmenlerimiz belki de hayatlarının en zor dönemini yaşıyorlar.

KHK’larla binlerce öğretmeni ihraç ettiniz. 12 Eylülde bile 3.700 öğretmen ihraç edilirken 15 Temmuz sonrası ihraç edilen öğretmen sayısı 30 bini buldu. Niye ihraç ettiniz biliyor musunuz? FET֒cü olup olmadığına bakmaksızın, gerçekten FET֒cü mü değil mi diye bakmadan muhalif görüşleri nedeniyle birçok öğretmeni açığa aldınız veya ihraç ettiniz. Açığa aldığınız, ihraç ettiğiniz öğretmenler aynı zamanda bu ülkede yaşayan 1.5 milyon öğrencimizin de öğretmenden mahrum kalmasına neden oldu. Siz bir öğretmenin FET֒cü olup olmadığına bakmadan ihraç ediyorsunuz ya. Bakın, kendi seçim bölgemden bir örnek vereceğim. İnternet modemi alıp komşusuyla ortak kullanan bir öğretmen -komşusu byLock kullandığı için- FET֒cü damgası vurulup ihraç edildi. Üstelik o öğretmenin her türlü itirazına rağmen, her türlü delil sunmasına rağmen gözünün yaşına bakılmadı, hiçbir araştırma yapılmadan alelacele ihraç edildi.

Adana EĞİTİM SEN Şube Başkanı. Bu adam, FET֒cü değil, herhangi bir terör örgütüyle bağlantılı değil. Kardeşi Afyonkarahisar’da Cumhuriyet Halk Partisi üyesi, eski il yöneticimiz. Ailece neredeyse yedi göbek CHP’li bir aile ama muhalif diye bir gecede KHK’yla ihraç ettiğiniz bir öğretmen. Öğretmenlerin durumundan bahsetmeye çalıştım.

Bir de yıllarca dirsek çürüttüğü hâlde, okulunu bitirdiği hâlde mezun olup atanamayan, öğretmenliğini yapamayan öğretmenlerimiz var. Bakın, 2009-2016 yılları arasında ilk atama başvurularına ve atama sayılarına baktığımızda 660 bine yakın atanamayan öğretmen olduğunu görüyoruz. Bir yandan öğretmen açığı var, öte yandan atama bekleyen binlerce öğretmen var. Ama, siz onları da sözleşmeli, kadrolu, ücretli diye ayrıma tabi tuttunuz. Sözleşmeli öğretmen diye bir şey olmaz. Öğretmen, öğretmendir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – İş güvencesi, devlet memurluğu cumhuriyetin en büyük kazanımlarındandır ve o kazanımları almaya hakkınız yok.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köksal.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Siirt Milletvekili Sayın Besime Konca.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

BESİME KONCA (Siirt) – “…”(x)

ABDULLAH ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Türkçe konuş!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, hatibi uyarırsanız…

BESİME KONCA (Devamla) – “…”(x)

Tamam, Türkçeye geçeyim. İşte, Kürtçenin yasak olduğunu… Demokratik bir Parlamento, çoğulcu, çok dilli bir Parlamento olsaydı, bugün herkes kendi ana diliyle konuşsaydı…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Anlamıyoruz, ne dediğini nereden bileceğiz?

BESİME KONCA (Devamla) – Dünyadaki parlamentolarda bu sistem var ve konuşuluyor.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Almanya’da git, Kürtçe konuş da göreyim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyelim.

BESİME KONCA (Devamla) – Zaten bu Parlamentoda Türkçe konuşsak da anlamıyorlar.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Berlin Parlamentosuna git, Kürtçe konuş, Almancanın dışında bir dille konuş da göreyim.

BESİME KONCA (Devamla) – Bu Hükûmet Türkçe konuştuklarımızı da anlamıyor. En azından kendi ana dilimde konuşmak istedim. Çünkü, hatip dedi ki: “Kürtçe konuşmak yasak değil.”

Kürt Enstitüsü 1990’ların o zalim dönemine rağmen yaşatıldı; Kürt dilini, Kürt edebiyatını, Kürt sanatını geliştirmek için ama Kürt enstitüsünün yüzlerce emekçisi yıllarca cezaevinde kaldı, işkence gördü, kurumları yakıldığı hâlde bugüne kadar geldi ve siz kanun hükmünde kararnameyle kapattınız.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Enişte yasakladı, enişte!

BESİME KONCA (Devamla) – Bu, bu Hükûmetin utancıdır, açık ortadadır.

Şimdi, “eğitim” diyoruz da yani cinsiyetçi, milliyetçi, asker millet adına militarist ve mezhepçi bir eğitim anlayışından ne bilim çıkar ne felsefe çıkar ne sosyoloji çıkar ne de sanat çıkar; eğitim anlayışımızın temelde değişmesi gerekiyor.

Peki, bunu düzenleyenlerin siyaset anlayışı nasıldır? Yine cinsiyetçi, erkek egemenlikli, şiddet, militarist, milliyetçi ve tek mezhepçi bir siyaset anlayışı var. Yukarıdan baksan aynı şey, aşağıdan baksan aynı şey. Biz hem bu siyaset anlayışıyla hem Hükûmetin bu mantığıyla hem de bugüne kadar geliştirilen Türkiye’deki eğitim anlayışıyla özgür bireylerin, özgür çocukların, özgür kadınların bu ülkede yetişemeyeceğini biliyoruz. Sizin iktidar olmak ve tepesine vura vura kendinizi yaşatmak için toplumu ne hâle getirdiğinizi; hangi çatışmalara, hangi çelişkilere mahkûm ettiğinizi buradan çıkardığınız yasalarla ortaya koyduk.

Siz evlilik rıza yaşını 12’ye indireceksiniz, bunun için çalışacaksınız, sonra diyeceksiniz ki: “Biz eğitimi demokratikleştirelim.” 12 yaşında kız çocuğu evlendikten sonra herhâlde çocuklarıyla alfabeyi öğrenmek için okula gitmeye çalışacak, mantığınız budur. Tecavüzü, tacizi, her türlü şeyi burada meşrulaştıracaksınız, kadın da olsa, çocuk da olsa ne yaparız diyeceksiniz, kadına dair erkek egemenlikli şiddet dilinizi, siyaset anlayışınızı burada biliyoruz, büyüklere bunu öğreteceksiniz, sonra küçüklere “Biz okulda bilimi, sanatı, bilmem, özgürlüğü esas alan bir eğitim anlayışı geliştirmek istiyoruz.” diyorsunuz, buna toplum da inanmaz. Siz bu siyaset anlayışınızla, bu müdahale etmek istediğiniz… Evet, geçmişte de binlerce sorunu olan bir eğitim anlayışı söz konusuydu fakat yine de kısmen ayakta duran, eleştirilerle, çeşitli mücadelelerle değişebilecek bir eğitim anlayışı söz konusuydu. Fakat bugün bir bütün toplumu mahkûm eden, toplumu köleleştiren, bireyin özgürlüğünden korkan bir eğitim anlayışıyla Türkiye’nin bireyinin özgürleşmeyeceğini, Türkiye siyasetinin demokratikleşmeyeceğini tekrar belirtiyoruz. “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sadece gürültü çıkarıyorsun, gürültü.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Konca.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tutanaklara geçmedi, tutanaklara.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Haberal (Ankara) ve arkadaşları

“Madde 38 – 2547 sayılı Kanunun 65 inci maddesinin (a) fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

(14) Bilimsel araştırma ile yayın etiği kurullarının oluşumu, görevleri ve çalışmalarına ilişkin usul ve esaslar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Erkan Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN HABERAL (Ankara) – Çok değerli milletvekilleri, bu kürsü hiçbir halkın, hiçbir zümrenin, hiçbir kabilenin, hiçbir kavmin kürsüsü değildir; bu kürsü kahraman Türk milletinin kürsüsüdür, dili de Türkçedir, Türkçe dil de bayrağımızdır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Hiç kimsenin bu milletin ona verdiği haklarla gelip bu kürsüde kahramanlık taslamaya, hele sahte kahramanlık taslamaya hakkı da yoktur. (MHP ve AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BESİME KONCA (Siirt) – Siz bunu yasaklayarak kahramanlık yapmaktasınız.

ERKAN HABERAL (Devamla) – Bugün bu kürsüde bu kadar rahat bunların konuşulmasının tek bir sebebi vardır, bugüne kadar millî ve milliyetçi eğitim sistemine geçilmemesidir. Eğer ta yıllar evvel cennetmekân Başbuğumuzun “Dokuz Işık” doktrininde yazdığı milliyetçi eğitim sistemine geçilmiş olsaydı bugün karşılaştığımız bu acı tabloyla hiçbir zaman karşılaşmazdık.

Milliyetçi eğitim sistemi nedir? Milliyetçi eğitim sistemi: Hedefi ve karakter bakımından millî, metodu ve muhtevası bakımından ilmî olacaktır. Böylece milliyetçi Türkiye'de eğitimin her kademesi millî hedeflerin gerçekleştirilmesi yönünde işleyecektir. Bunun için Türk gençleri önce devlete, millete ve vatana candan bağlı aydınlar olarak yetiştirilecektir. Millî eğitim politikası tıpkı millî savunma politikası gibi iç politikanın dışında ve üstünde tutulacaktır. İktidarlar, hükûmetler ve bakanlar bu politikayı değiştiremeyeceklerdir. Her derecedeki okul liyakat, kalite, milliyetçilik ve iyi ahlaklılık esasına göre eğitim verecektir. Türkiye'nin imkân, ihtiyaç ve artıları hesap edilmeden hiçbir yabancı memleketin eğitim sistemi model olarak alınmayacaktır.

Eğitim ve öğretimin ana gayesi, en büyük millî servet olan insan unsurunu araştırıcı ve yaratıcı beyin gücü, üretimi artırıcı bilgi ve beden gücü, ülkücü, milliyetçi ve çalışkan vatandaşlar olarak yetiştirmek suretiyle onları Türk milletine hamleler yaptıracak manevi güç hâlinde hazırlamak ve organize etmektir.

Toplumun sahip olduğu maddi ve manevi kıymetlerin bütünü olan millî kültürü bir nesilden diğerine fire vermeden aktarmak, böylece bu kültürün her nesilde canlı ve şuurlu bir şekilde yaşamasını sağlayacak millî ve tarihî devamlılığı temin etmek milliyetçi eğitim sisteminin en önemli maddelerindendir. Fertleri sadece verilen bilgileri öğrenip muhafaza eden otomatlar olarak değil, düşünen, şüphe ve münakaşa eden, araştıran, fikirleri tenkit, tekzip ve telif edebilen yaratıcı birer şahsiyet seviyesine yükseltmektir. Türkiye'de eskiden beri yürürlükte olan eğitim sistemi bugün burada da gözüktüğü gibi bu görevlerden hiçbirini tam olarak yerine getirememiş, mevcut sistem kalite esasına göre değil, sayı esasına dayanmış, bu eğitim sisteminden hakiki manada yetişmiş olan insanlar diplomalı okuryazar olarak yetişmiştir.

Her Türk çocuğu ana dili olan Türkçeyi mükemmel bir şekilde öğrenecektir milliyetçi eğitim sistemiyle. Bu topraklarda Türkçe konuşmayan vatandaş kalmayacaktır. Hele, gelip bu kürsüden başka dillerde konuşmaya cüret bile edemeyeceklerdir. Her Türk çocuğu millî şuur ve millî gururla dolu olacak şekilde eğitilecektir. Böylece nesilleri taklitçiliğe sevk eden aşağılık duygusu ve yabancı hayranlığı ortadan kalkacaktır. Her Türk çocuğu millî gelenekleri çağa uydurulmuş şekli içinde terbiye edilecektir. Bu maddi temele dayanan menfaatçilik ve bencillik duygusu yerine maneviyatçı esasa dayanan fedakârlık ve özgecilik ruhunu aşılayan millî ahlak olacaktır. Her Türk çocuğu mutlaka ilmî zihniyetle ve hür düşüncenin faziletine inandırılmış olarak yetişecektir. Türk çocuğu millî kültür, terbiye, nezaket ve ahlak anlayışı bakımından ailesine göre farklı değer ölçülerine sahip olmayacaktır. Bütün okullarda Türk tarihi, bilinen ilk devirlerinden itibaren günümüze kadar kesintisiz ve bütün olarak ele alınacaktır. Türk milletinin kurmuş olduğu bütün devletler ayrı ayrı değil, aynı milletin kurduğu devletler zincirinin birer halkası olarak takdim edilecektir. Bütün öğretim kademelerinde Türklüğün ve milliyetçiliğin düşmanı olan ideolojiler hakkında bilgiler verilerek nesillerin bu zararlı akımlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN HABERAL (Devamla) – …karşı muvaffakiyet kazanması sağlanacaktır.

Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından! (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Haberal.

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Konca.

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın hatip konuşmamı “ucuz kahramanlık” olarak tanımladı. Söz almak istiyorum.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Daha kötüsüne dilim varmadı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bir Kürtçeye tahammülünüz yok. Daha kötüsüne varmamış dili. Ayıp bir şey ya!

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ne ilimle, ne irfanla, ne akılla ilgisiz şeyler söylüyorsun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sabahtan beri tahrik ediyorsunuz.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Anayasa’ya bağlı kalın, İç Tüzük’e bağlı kalın.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Konca.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, ben bu konuşmayı özellikle AKP’li hatip “Kürtçe yasak değildir.” dediği için, bir hatırlatma yapmak için birkaç cümle kurdum ve bunların tercümesini yaptım. Siz bu bir dakikaya bile dayanmayacak kadar…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Evimizde konuşuyoruz, dayanıyoruz biz.

BESİME KONCA (Devamla) – …birlik, ülke, halk ve ulus olma anlayışından bahsediyorsanız işte sizin bu tekçilik anlayışınızdır şov olan.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Tekçilik değil, birliktir bu, vahdettir bu.

BESİME KONCA (Devamla) – Şovculuk yapmadık. Eğer siz buradaki eğitim anlayışında “Bir başkası başka bir dilde konuşma cesareti göstermeyecek.” tarzında…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Anayasa’da ne yazıyor? “Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî dili Türkçedir.” Burası da Türkiye Büyük Millet Meclisi.

BESİME KONCA (Devamla) – …burada bir açıklama yapıyorsanız işte budur ülkeyi bölen, işte budur bölücülük, işte budur başka bir şey. Hatip konuşmasında bunu söylüyor. “Kimse başka bir eğitimle, başka bir dille konuşma cesareti…” Bir de “cesaret” olarak tanımlıyorlar. “Cesaret etmemeli.” demek ne demektir? İşte bugün, kapattığınız bütün Kürt kurumları, kapattığınız Zarok TV, kapattığınız Kürt Enstitüsü, kapattığınız Kürtçe televizyonların hepsi bu anlayışın, bu zihniyetin sonucudur.

Eğer siz demokrasiden, özgürlüklerden bahsediyorsanız buradaki konuşmama tahammül edersiniz, gereken tercümesini de yaptırırsınız, hatta, dediğim gibi eğer demokratik bir Parlamento olsa bunun teknik tedbirini de alır, konuşmak isteyen konuşur. Eğer Putin buraya gelse…

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen Putin misin? Rus musun sen?

BESİME KONCA (Devamla) – …İsrail’den birisi buraya gelse, burada konuşsa, siz “Türkçenin dışında başka bir dil konuşamazsınız, cümle kuramazsınız.” diyemeyeceksiniz herhâlde değil mi?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bırak bu inkârcı politikaları!

BESİME KONCA (Devamla) – Burada kurduğunuz İngilizce okullara kendi çocuklarınızı gönderiyorsunuz…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşısın.

BESİME KONCA (Devamla) – …Fransızca okullara kendi çocuklarınızı gönderiyorsunuz ama 20 milyon nüfusun burada kullandığı dile dair bir televizyonuna, bir derneğine, bir Kemanger okul öncesi eğitim kurslarına bile tahammül edemeyecek kadar tekçisiniz, milliyetçisiniz, militaristsiniz ve cinsiyetçisiniz. Bunun hepsini de bu iktidar yapıyor. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Konca.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İnkâr söylemiyle bir yere varamazsın, bitti, kapandı o defter. Retçi, inkârcı şeyler bunlar, bırak bu söylemi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Konuşmacı biraz evvel Erkan Haberal’ın da konuşmasını kastederek tekçilikle itham etti ve ayrıca bölücü olmak gibi, militarist gibi birtakım görüşler, artık tekrarlamaya fazla da gerek olmayan sözlerle bize ait olmayan görüşleri atfetmeye çalışmıştır. Sataşma olarak kabul ediyoruz ve söz istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Haberal mı konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın İzzet Ulvi Yönter konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Yönter, buyurunuz.

15.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir bayanla polemik yapmak bizim işimiz değil fakat burada millî değerlerimize, varlığımıza açıkça bir saldırı var. Türk milletinin dili Türkçedir Hanımefendi, bunu böyle biliniz!

AHMET YILDIRIM (Muş) – Tamam, Türk milletinin olsun ya. Türkiyeliyiz ama Kürt’üz.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi ve biz Türk milletinin adına temsilcilik görevini üstlenmiş durumdayız. Milliyetçilik bu ülkede bölücülük değildir; Türkçeye rekabet, Türkçeye karşı dil çıkarmak asıl bölücülüktür, bölünmeye hizmettir. Bu nedenle, sözleriniz doğru değildir, yanlış yoldasınız. Türkiye’nin bugünkü kritik ve kaos ortamının sorumlusu da sizsiniz.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan, Kürtçe Türkçenin düşmanı değildir, bu tuzağa düşmeyin lütfen.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Biz tuzağa filan düşmüyoruz, biz sadece…

MEHMET METİNER (İstanbul) – Türkçe ile Kürtçe kardeştir, birbirinin düşmanı değildir ya.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Bakınız, hiçbir şekilde kimsenin kimseye karşı bir düşmanlığı yok. Türk milleti birliğin ve beraberliğin sembolüdür.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne var birkaç kelime Kürtçe konuşuldu diye? Bundan bölücülük çıkmaz ya.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – 79 milyon zaten kardeştir, kimsenin kimseye husumeti yoktur. Biz bu zamana kadar kimin etnik kimliğiyle uğraştık, kime ne söyledik?

MEHMET METİNER (İstanbul) – Kimsenin dili bu ülkeyi bölmez.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Biz, Türk milletinin ferdiyiz ve Türk milletinin haysiyetini, şerefini savunmak zorundayız.

Dil bir millettir Mehmet Bey, dil bir millettir.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ama Kürtçeyi düşmanlaştırarak bunu yapamazsınız ya.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Biz burada kimseye düşmanlık yapmıyoruz, Türkçenin şerefini savunuyoruz, istirham ederim.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ne var yani 3-5 kelime Kürtçe konuştu diye kıyamet kopmaz yani. Yok böyle bir şey ya.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Hayır, hiç alakası yok.

Dolayısıyla, biz, Türkçenin bu şerefi altında toplanmış milletvekilleri olarak da duruşumuzu netleştirmek ve bunu savunmak zorundayız.

Bu itibarla, sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyorum, “Ne mutlu Türk’üm diyene.” diyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Metiner.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bir milletvekili olarak, bakınız, ırkımız ne olursa olsun, dilimiz ne olursa olsun bu ülke hepimizin. Bu millet kürsüsünde 3-5 kelime Kürtçe konuşulduğu için bölücülük çıkartmak doğru değildir. Benim de ana dilim Kürtçedir ama Kürtçe ile Türkçe birbirinin düşmanı değildir, birbirinin kardeşidir.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Kim düşman dedi Mehmet Bey?

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) - Öyle bir şey yok.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Türkçe de benim ana dilimdir, Kürtçe de benim ana dilimdir ya. Burada İngilizce konuşulmuş olsaydı bölücülük mü yapılmış olacaktı? Lütfen bu tuzağa düşmeyelim, bu oyuna gelmeyelim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, bu tartışmayı isterseniz kapatalım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ama sataşmadır bu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kapatalım, sadece tutanaklara geçmesi bakımından söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Metiner, sayın konuşmacımızın konuşmasını sanırım yanlış anladı. Resmî dil Türkçeden bahsediyoruz, bir.

Dava evvelki konuşmacı milliyetçiliği böyle tekçilik, bölücülük ve militarizmle itham ettiği için ona verilen bir cevaptır. Yoksa, insanların kullandığı dille ilgili herhangi bir ince eleştiri söz konusu değildir.

MEHMET METİNER (İstanbul) – Ama tepkinin yanlışlığı da önemli, tepkinin yanlışlığı da önemli.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani, hadiseyi bağlamından ve özünden koparmamaya özen gösterelim.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ederiz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Pervin Buldan’ın, ülkenin resmî dilinin Türkçe olduğuna ancak zaman zaman kürsüde farklı dillerde konuşulduğuna ve herkesin birbirini incitici sözlerden kaçınması gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bu ülkenin resmî dili Türkçedir, buna kimsenin itirazı yok elbette. Ancak, 20 milyon insanın dilinden bahsediyoruz ve bu 20 milyon insanın dili Kürtçedir. Bu kürsüde birçok defa sadece Sayın Konca değil, birçok milletvekili birkaç kelime Kürtçe konuşmuştur, zaman zaman bunlar yapılmıştır. Kürtçenin dışında farklı diller de konuşulmuştur, Ermenice konuşulmuştur, Azerice konuşulmuştur, farklı diller konuşulmuştur ve hiç böyle bir tepkiyle karşılaşılmamıştır. Ancak, bu akşam farklı bir reaksiyonla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, lütfen, birbirimize tahammüllü olalım, saygılı olalım; birbirimizi kırıcı ve incitici sözlerden kaçınalım. Bunu rica ediyorum sizlerden.

Buyurunuz.

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, hadise insanların kullandığı ana diliyle veya dille ilgili değil. Hadisede militarizm, tekçilik ve milliyetçiliğin suçlanması söz konusuydu. Yani, hadiseyi bağlamından koparmadan ele almakta fayda var.

BAŞKAN – Peki Sayın Akçay.

Teşekkür ederiz, sağ olun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sağ olun.

BESİME KONCA (Siirt) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Demirel sisteme girmiş Sayın Konca.

Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Kürtçenin Mecliste “bilinmeyen dil” olarak geçmesinin kabul edilemez bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Aslında, hani, burada bütün diller dile getirildi, bütün dillerden konuşuldu. Yani, Kürtçe konuşmak, resmî olarak, eğer, burada “bilinmeyen dil” olarak geçiyorsa gerçekten bu da Türkiye açısından, genel olarak dillere saygınlık açısından kabul edilemez bir durumdur. Herkesin kendi istediği dilde, kendi istediği ana dilinde konuşma hakkı ve özgürlüğü vardır. Bunun için, bütün alanlarda -ki, Parlamento da esas konuşulması gereken yerlerden biridir- Parlamentoda Kürtçe kendisini ifade eden milletvekillerinin ya da Arapça ya da Ermenice ya da birçok dilde kendisini ifade etmek isteyen milletvekillerimizin bu tür haklarının burada, bir saldırı sonucunda gerçekleştirilmemesi ve kabul edilmemiş olması, aslında, bu Meclisin gerçekliğine aykırı bir durumdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bitiriyorum Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayınız lütfen.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Onun için, bu konuda, birbirimize daha tahammüllü, daha saygılı, daha birbirimizi anlayacak bir şekilde ifade etmemiz gerekiyor. Kaldı ki tam da millî eğitim konusunun gündemde olduğu bir dönemde ana dilde eğitimin ne kadar önemli olduğu, yıllar öncesinden beri ifade edilen bir durumdur, tam da millî eğitim gündeminde bunun dile getirilmesi kadar doğal bir şey yoktur diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Yönter, yerinden bir dakikalık pek kısa bir söz hakkı istiyor.

BAŞKAN – Sayın Yönter, buyurun.

32.- İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in, ülkede Türk-Kürt ayrımı olmadığına ve hiçbir dile karşı husumetlerinin olmadığına ilişkin açıklaması

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi, her zaman için bin yıllık kardeşliğin devamından yana olduğunu söylemiş ve göstermiştir.

Kimsenin ana dilini konuşmasıyla ilgili bir kaygımız, korkumuz yok. Buna saygı duyduğumuzu daha önce partimiz defalarca ifade etmiştir. Bu, ayrı bir konudur ama bu ülkede Türk-Kürt ayrımı da yoktur, Türk milleti vardır. Bizim hiçbir dile karşı husumetimiz de olmayacaktır. Lütfen… Bizim milliyetçiliğimiz dışlayıcı, ötekileştirici değildir, aksine, kardeşliğin teminatıdır, birliğin ve kaynaşmanın, sembolüdür. Onun için, biz, sadece ve sadece reddiyeci bir tavır içinde değiliz. Lütfen, bize karşı olan eleştirilerin de bu çerçevede tekrar değerlendirilmesi tarafındayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Yönter.

Sayın Konca…

BESİME KONCA (Siirt) – Ben yerimden söz hakkı almak istiyorum.

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonunuzu.

Buyurun.

33.- Siirt Milletvekili Besime Konca’nın, Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 38’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BESİME KONCA (Siirt) – Ben farklı bir yere çekilmesini istemiyorum, sataşmak da istemiyorum, söz hakkı almak istemedim sataşmadan. Fakat gündem olan bu kadar Kürt kurumunun kapatılmış olması ve Hükûmetin bu konuda sorun olmadığını söylemesine dair bir konuya dikkat çekmekti. Şimdi, milletlerimizi tartıştırmak, yarıştırmak için değildi. Fakat MHP'li hatibin konuşmasında “Öyle bir eğitim sistemi olmalıdır ki, bir başkası başka bir dilden konuşmaya cesaret etmemeli.” söylemi bu anlama gelir. Bir önceki konuşmamda da eğitim sisteminin milliyetçi, cinsiyetçi ve mezhepçi olduğunu belirttim. Bu anlayışın sonucu bugün Kürt kurumları kapatılıyor. Yirmi yedi yıldır emek veren KURDÎ DER’in, Kürt Enstitüsünün niçin kapatıldığına dair bir konuşmaydı, konuşmam bütünlüklüydü, konuşmamın arkasındayım. Bu zihniyeti ve bu anlayışı da biliyoruz, yabancısı da değilim. Bu anlayışla da gecenin yarısı tartışmak istemiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Ama hâlâ suçluyor. Eliyle işaret edip hâlâ suçluyorsun ya. Nezaket kuralları…

ERKAN HABERAL (Ankara) – Benim ağzımdan mezheple ilgili hiçbir şey çıkmadı.

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Hayır, ne demek bu anlayış…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Konca.

Sayın Akçay, size de söz vereceğim.

Buyurun.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Cinsiyetle ilgili de bir şey çıkmadı benim ağzımdan, mezheple ilgili de bir şey çıkmadı, lütfen çarpıtmayalım.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Akçay ifade edecek.

Buyurun.

34.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Besime Konca’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, anlaşılan o ki, polemik, çarpıtma ve demagoji şeklinde hem elle işaret ederek hem dille zikrederek bu tahrikkâr üsluptan özellikle kaçınmak lazım. Konuşmacı konuşmasını yaparken herkes de dinledi, işte, biz de dinledik. Fakat bizim konuşmacılarımız konuşurken, bu, yerinden oldukça sert tepkiler de gösterdi. Görüşlerini de ifade etti. Yani bunu hâlâ anlamamakta ısrar etmek bir gerilim istemek, bir tartışma, münakaşa çıkmasını arzu ediyormuş gibi bir izlenim ediniyorum. Lütfen, sizin de oturumu yöneten Sayın Başkan Vekili olarak gerekli tutumu ve müdahaleyi göstermenizi ben özellikle istirham ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Akçay.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bence yeter Sayın Demirel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Böyle bir şey yok ya!

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben başka bir konuyu…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Sayın Elitaş da söz istemiş, size de vereceğim.

35.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ve yurt sorununun öncelikle Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda olması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Aslında, az önce de yerimden söz istememin nedeni başka bir konuydu, ama konunun bölünmesi açısından düşüncelerimizi ifade ettim.

Şimdi, önemli bir konu, biliyorsunuz Adana Aladağ ilçesinde yaşamını yitiren kız öğrenciler var, yurtta çıkan yangın sonucunda yaşamını yitirenler var. Bu konuya ilişkin Sayın Bakan açıklamalarda bulundu. Gittikçe sayı artıyor, şu anda sayı 15 ve bu sayının artacağına, yaşamını yitirenlerin sayısının artacağına dair bilgiler bize ulaşıyor. Ben yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Yalnız, Sayın Bakan da buradayken ben birkaç şeyin altını çizmek istiyorum. Valilik ilk açıklamasında “Hayatını kaybeden hiç kimse yok.” diyor ve bu süreçte, aslında kız çocuklarına hemen ulaşılmadığına dair bilgi bize ulaştı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Demirel, buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Dikkati çekmemiz gereken bir konu, Sayın Bakan da burada. Bize ulaşan bilgiler, bunun sayıyı daha fazla artırdığını ifade ediyor.

Yalnız, sadece bugün yaşanmadı bu durum. Tam bir yıl oldu -ben sadece birkaç örnek vereceğim, Sayın Bakan da buradayken- 1 Aralık 2015’te, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde, Kur'an kursundaki öğrencilerin kaldığı yurtta çıkan bir yangın sonucu 6 öğrenci yaşamını yitirdi. Ben oralıyım, anında gittim, baktım, yaşadıkları ve kaldıkları yerleri gördüm, yaralı öğrenciler vardı ve hiçbir önlem alınmadı ve buradaki insanlar, öğrenciler okumak için gittikleri yerlerde yaşamını yitirdi.

Yine, 17 Aralık 2015’te, Maraş’ta 104 öğrencinin kaldığı yerde yangın çıktı.

Yine, 22 Ekim 2016’da Adana Seyhan’da bir öğrenci yurdunda tekrar yangın çıktı. Yani, bunları gittikçe artırabiliriz belki, zamanımız yok ama sadece şunu ifade edeyim ki bu öğrenci yurtlarının özel yurtlar olduğunu Sayın Bakan söyledi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – …hepimizin sorumluluğu var ama Sayın Bakanın ve iktidarın bunda sorumluluğu çok daha ağırdır. Yani, öğrenciler neden özel yurtlarda kalmak zorunda kalsın, neden cemaatin yurtlarında ya da farklı yurtlarda kalmak zorunda kalsın, neden devlet, kamu kurumları bunlara bir sorun çözme yöntemi geliştirmesin, neden Millî Eğitim… Bugün Millî Eğitimle ilgili konuları gündeme getiriyoruz ve burada gündeme getirdiğimiz şeyler, işte, eğitimcilerin haklarını elinden almaktır, burada yetkiyi daha fazla yetkileştirmektir. Bize nasıl daha fazla yetki verilir, onu gündeme getiriyoruz. Burada, öğrencilerin eğitim haklarını, öğretmenlerin, eğitimcilerin haklarını savunacak bir yasayı getiremiyoruz. Bu, birinci derecede bakanlık olarak Millî Eğitim Bakanlığının sorumluluğundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ben bunu özellikle ifade etmek istiyorum ve bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından “Yeter ya!” sesleri)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirel.

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Uzat, uzat, biraz daha ver Başkan!

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

Şimdi Sayın Elitaş istese onunkini de uzatacağım. Yani, niçin laf atıyorsunuz sayın milletvekilleri? Biraz saygılı olalım lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben vakte bağlı kalmaya çalışacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

36.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Adana’nın Aladağ ilçesindeki özel bir kız öğrenci yurdunda, Sayın Bakanımızın da biraz önce açıkladığı gibi, elim bir hadise yaşandı, yangın çıktı. Bununla ilgili Adana Valiliğinin ve Hükûmetin yaptığı en son açıklama çerçevesinde, 11 kız öğrenci, 1 de görevli olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetti. Yurtta toplam 34 kişi varmış. Bu acı gerçekten hepimizi derinden yaraladı. Şu anda başbakan yardımcımız başkanlığında bir heyet Adana’ya intikal ettiler. Adana milletvekili arkadaşlarımızı da gönderdik, diğer siyasi partiler de herhâlde arkadaşları gönderdiler. Bu elim hadiseden dolayı üzüntülerimizi ifade ediyoruz. İnşallah daha başka kayıplar olmaz diye ümit ediyoruz, diliyoruz. Ölenlere rahmet dilerken tüm milletimize başsağlığı dileklerimi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi -Sayın Haberal’ın konuşma yaptığı önerge- oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde dört önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu

                        İstanbul                                Aydın

MADDE 39- 2547 sayılı Kanunun ek 11 inci maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Faaliyet izni kaldırılan vakıf yükseköğretim kurumlarının öğrencileri, üniversiteye yerleştirildikleri yıldaki giriş puanları dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulunca belirlenen Devlet üniversitelerinin ilgili programlarına nakledilir. Bu şekilde nakledilen öğrenciler, mezun oluncaya kadar vakıf yükseköğretim kurumlarına ödedikleri ücretleri ilgili Devlet üniversitesine ödemeye devam ederler."

BAŞKAN – Şimdi aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                  Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                         Kayseri                               İstanbul                              Kırıkkale

                Mücahit Durmuşoğlu             Hacı Bayram Türkoğlu                  Halis Dalkılıç

                       Osmaniye                               Hatay                                 İstanbul

                      İlyas Şeker                      Osman Aşkın Bak

                         Kocaeli                                  Rize

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                         Haydar Akar

                          Aydın                                  Bursa                                 Kocaeli

                 Mustafa Ali Balbay                   Lale Karabıyık                Bülent Yener Bektaşoğlu

                          İzmir                                  Bursa                                 Giresun

                    Sibel Özdemir

                        İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                   Ahmet Yıldırım              Filiz Kerestecioğlu Demir               Sibel Yiğitalp

                           Muş                                 İstanbul                             Diyarbakır

              Mehmet Emin Adıyaman               Behçet Yıldırım

                          Iğdır                                Adıyaman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Çıkarılmasına ilişkin önergeye katılıyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle ölen çocukların ailelerine başsağlığı diliyorum. Aynı zamanda, şu anda detaylarını öğrenemediğimiz Batman’da bir başka yurtta da 4 çocuğa tecavüz edildiğine ilişkin bir haber var. Eğer çocukları koruyamıyorsak, onların kaldıkları yerleri denetleyemiyorsak zaten eğitimden falan da söz etmeyelim.

Bugün aslında Mecliste öncelikle genelde “teröre karşı” diyerek Suriye tezkeresine “evet” oyu verenlerin konuşması gereken bir konudan söz etmek istiyorum. Cumhurbaşkanı bugün yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Suriye’ye Esed’in hükümdarlığına son vermek için girdik. Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil.” Suriye’de, kendisine göre -kendisine göre ne demekse- 1 milyona yakın insanın öldüğünü anlatan Erdoğan “Biz ‘sabır, sabır, sabır’ dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye'ye Özgür Suriye Ordusu’yla beraber girmek zorunda kaldık.” evet, aynen bu sözleri söyledi. Bunu bütün partilere seslenerek söylüyorum. Şimdi, ÖSO’yla mı girdiniz, IŞİD’le mi girdiniz, kiminle girdiniz bilemeyiz ama bugün kalkıp da eğer birileri “Ey Erdoğan, ülkende kırk yıldır savaş var, Kürtlere ettiklerini dünya âlem biliyor, bak, ‘barış’ diyen milletvekillerini bile tutuklattınız, ülkende faili meçhuller için her cumartesi insanlar oturuyor, üstelik bunlara, faili meçhul cinayetlere yenileri katılıyor ve hayatını kaybetmiş on binlerce insan var bu savaşta. Ey Erdoğan, sen kendi ülkenin derdini bıraktın, bizim ülkenin derdine mi düştün?” diye tanklarla, toplarla bizim ülkemize girerse ne yapacak sayın muhterem? Acaba soranınız oldu mu hiç? Bugüne kadar insanların gözü hep barışı ararken savaş politikalarını seçenler, sizler mi gideceksiniz cepheye, Erdoğan’ın çocukları mı gidecekler cepheye ya da her zaman yaptığınız gibi, tıpkı hani hamasetle milletin sanki dolarları varmış gibi, “Dolarlarınızı bozdurun vatanseverler.” diyerek ekonomik krizdeki sorumluluğunuzu örtmeye çalıştığınız gibi aynı şekilde burada da sorumluluğu üstünüzden atacaksınız ve yoksul askerleri mi izleyeceğiz biz ölürken?

Evet, bir şeye daha dikkat çekmek isterim, nerede konuştu Cumhurbaşkanı? İstanbul’da Parlamentolararası Kudüs Platformu Sempozyumu’nda. Kudüs demişken, yine bu Parlamentoda onayladığınız bir başka anlaşmaya dikkat çekelim. Mavi Marmara mağdurları için Amerika Birleşik Devletleri’nde sadece 3 kişinin tazminatı değerinde olabilecek bir paraya anlaştığınız ve o anlaşmayı yaptığınız İsrail’le resmî anlaşma metninin bir tarafında Ankara yazarken bir tarafında da Kudüs yazıyor yani Tel Aviv değil, Kudüs ve ilk defa bir anlaşmada siz Kudüs’e İsrail’e bağlıymış gibi resmi statü vermiş oldunuz, bu da size hayırlı olsun.

Ben sizlere bir mesaj okumak istiyorum faili meçhuller demişken ve sevgili Tahir Elçi’yi bir kere de onun eşinin ağzından anarak. Türkan Elçi şöyle diyor: “Tahir’in ölüm yıl dönümünü birkaç gazete dışında anan olmamış. Herkes Tahir’i anarken cinayette payı olan medyayı da ben anacağım.” Evet, bu da Tahir Elçi’ye karşı linç kampanyaları yürüten basına dert olsun.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada Türkiye'nin sınır ötesinde Fırat Kalkanı operasyonuyla alakalı partimize atfen şu ifadeler kullanılıyor: “IŞİD’le mi girdiniz, onunla mı girdiniz, bununla mı girdiniz?” Bu açık bir sataşmadır, bu sataşmadan dolayı söz istiyoruz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Cumhurbaşkanı demiş, bilemeyiz diyorum, ÖSO dedi.

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Cumhurbaşkanı gelsin, cevap versin.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 39’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriye’de yürüttüğü operasyon hudut güvenliğini sağlamak maksadıyla terör örgütlerinin tamamına yönelik yürüttüğü bir operasyondur.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Cumhurbaşkanını yalanlıyor musun?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bu, DAEŞ’e karşı da yürütülmektedir, orada karşımıza çıkan PKK’nın uzantısı olan YPG’ye karşı da yürütülmektedir. Sınırlarımızı, hudutlarımızı güvence altına almak adına başlatılmış bir operasyondur.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Cumhurbaşkanı yanlış mı söylüyor?

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bir diğeri değerli milletvekilleri, bakın, Türkiye kırkyıldır terör örgütüyle mücadele etmektedir yani terör örgütüne karşı operasyonlar yürütmektedir. Burada Kürt vatandaşlarımız da, Türk vatandaşlarımız da Türkiye Cumhuriyeti devletinin eşit yurttaşlarıdırlar. Vatandaşlarımıza karşı değil ama teröriste karşı kararlı bir mücadeleyi Türkiye Cumhuriyeti devleti bundan önce nasıl sürdürdüyse bizim iktidarımız döneminde de bu kararlılık artarak terör örgütüne yönelik mücadele sürmektedir. Bu ikisini ayırt etmek lazım. Vatandaş bizim vatandaşımız ama her kim ki eline silah alıp Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir başkaldırıya girişiyorsa bunun haddini bildirmek de bu devletin en temel görevlerinden bir tanesidir. Öyle uluslararasında da Türkiye’yi farklı ülkelerle mukayese edip sanki Suriye’de olanların aynısı Türkiye’de oluyormuş gibi bir hava estirmeye de kimsenin hakkı ve haddi yoktur diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şunu da hiç kimse unutmasın: Türkiye Cumhuriyeti 80 milyonluk nüfusuyla kenetlenmiştir ve bu terör illetinden kurtulacaktır. Burada da kimsenin en küçük bir şüphesi olmasın. En önemli mesajı da terör örgütünün yoğun faaliyet gösterdiği Güneydoğu Bölgesi’ndeki vatandaşlarımız çukur kazarak orada kanton oluşturmak isteyenlere göstermişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Konuşmamın tamamen dışında ve sanki, hani teröre karşı mücadele ediliyormuş da ben ona karşı bir şey söylemişim gibi…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Şimdi ben Kürtçe de konuşmadım, Türkçe konuştum, yani anlaşılır olması lazım aslında ama bir kere daha söylüyorum Cumhurbaşkanının söylediklerini: “Biz ‘Sabır, sabır, sabır.’ dedik, en sonunda dayanamadık, Suriye’ye Özgür Suriye Ordusu’yla beraber girmek zorunda kaldık ve biz zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik.” diyor.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – “DAEŞ” dediniz, “DAEŞ” dediniz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Hangi ülkenin haddine başka bir ülkenin sınırlarına…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sen IŞİD’le söyledin. Türkiye’yi IŞİD’le ne hakla bir araya getirebiliyorsun ya?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …ve o ülkedeki ülkeyi yöneten kişiye karşı girip sınırlarını ihlal etmek ve bunu açık açık söylemek?

SALİH CORA (Trabzon) – IŞİD’e karşı en büyük operasyonları Türkiye yaptı. Senin söylediğin lafa bak!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – IŞİD’le ne alakası var?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ben dedim ki: Kiminle girdiniz, bilmiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ülkemizin güvenliği için orada, Türk ordusu ülkemizin güvenliği için orada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Kiminle girdiniz bilmiyorum. “Özgür Suriye Ordusu” dediğiniz kim, bunu da bilmiyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – IŞİD’e karşı en büyük operasyonu kim yapıyor?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Böyle bir hakkımız yok zaten.

ŞAHİN TİN (Denizli) – PYD’yi, PKK’yı biliyorsunuz ama.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK’nın işi bitecek, PKK’nın işi bitecek!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Cahil cahil konuşuyorsun!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Her ülkenin kendi kaderini tayin hakkı vardır. Bununla ilgili konuşacaktıysanız konuşsaydınız.

Ben aslında bir suçun işlendiğini burada açıkça söylüyorum ve verdiğiniz tezkerenin, aslında oy verdiğiniz tezkerenin ne olduğunu size anlatmaya çalışıyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz senden daha iyi biliyoruz onu, gerek yok sana!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bizim savaşa karşı “Her ülkenin kendi kaderini tayin hakkı vardır.” diyerek reddettiğimiz o tezkereye verdiğiniz oyların hesabını soruyorum şu anda.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ya, vatandaşlarımızı koruyoruz orada biz, füze atıyorlar!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Başka bir ülkeye girmişiz biz, haberiniz var mı? Hangi askerler, hangi askerler ölecek orada?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Oradan füze atıyorlar, füze!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ölen askerleri kimin öldürdüğünü dahi bilmiyorsunuz ancak bağırarak hamaset yapıyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristler mi barınsın orada?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ölen askerleri kimlerin öldürdüğünü bilmiyorsunuz, burada açıklayamıyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – PKK öldürüyor, kim öldürecek!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ölen o oncacık çocukların, o yurdun sahibi kimdi, neydi, kimin sorumluluğundaydı?

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – Siz bilirsiniz siz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Herkes biliyor, basın yazıyor, bir bakan burada duruyor; bunu açıklayamıyorsunuz. Çünkü, her şeyi aslında örtbas etmek üzerine siyaset yapıyorsunuz.

Bu ülke böyle ileri gitmez. Hepimize yazık ediyorsunuz, herkese yazık ediyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz yasa millî eğitim yasası, o yüzden ben, gelelim millî eğitime diyorum ve tekrar konuyu Millî Eğitim Bakanlığının teşkilat yasasına çekmek istiyorum.

Aslında, bu madde üzerinde konuşacağımız şeyler vardı fakat madde çekilince söyleyecek sözümüz kalmadı, gerek de kalmadı ama biraz önce, 37’nci maddede, bu Meclise hiç yakışmayacak bir madde geçti ve o madde üstünde aslında çok konuşmak istemiyordum çünkü Komisyonda gerekeni söyledik biz, fazlasıyla söyledik. Ancak, o madde burada konuşulurken buradan bazı öğretim üyeleri yani bu yasadan, bu maddeden yararlanacak olan bazı öğretim üyeleri “Buna ihtiyaç var, üniversiteler zorda, üniversitelerde ihtiyaç var, üniversiteler istiyor.” deyince birkaç söz etmek istedim çünkü son iki ayda 8 bin akademisyen; 2.300’ü işsiz kalmış, 2.500’ü ihraç edilmiş, bir o kadarı başka sorunlarla karşı karşıyayken yani böyle bir paradoksun içine nasıl düşülebiliyor? Yani burada topu topu kaç tane akademisyen milletvekili var ki? Hadi olsun 50; bilemediniz, 100; bilemediniz, 500 olsun. Siz 8 binini bir gecede, bir haftada, bir ayda hallettiniz ya. Bunun içinde 14 bin ÖYP’li genç akademisyen yok. Bunlara “FET֒cü” diyemezsiniz çünkü YÖK Başkanı ve Hükûmet bizzat açıkladı “Biz bunları FET֒den dolayı kanun hükmünde kararname kapsamına almadık.” dediler. Nitekim de şimdi, YÖK, doktorası tamamlanan 600 tanesini 33/A kadrosuna iade etti. Yani demek ki değillermiş. Şimdi, 13 bin insan sizin döneminizde çıkarılmış yasayla, sizin çıkardığınız kanunla Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı içindeydi, bir gecede işsiz kaldılar, geleceksiz kaldılar, plansız kaldılar. Bu nedenle, bunlarla ilgili bir düzenleme yapılması şarttır. Ben tekrar Meclisi bu konuda daha duyarlı olmaya, en azından kendi akademisyenleriniz için duyarlı olduğunuz kadar duyarlı olmaya çağırıyorum. Bu nedenle de biz bu tasarı içerisine 3 ayrı kanun teklifi öneriyoruz, bunları da biraz önce Başkanlığa sunduk. Bunlardan bir tanesi, kapatılan üniversite akademisyen ve memurları için güvenlik soruşturmasından geçirildikten sonra tekrar Yükseköğretim Kurulunca uygun görülen yükseköğretim kurullarına intibaklarının sağlanması ve çalışmalarının sağlanması ve işe alınmaları için bir kanun teklifidir.

Bunun dışında ikinci kanun teklifimiz öğrenci affı konusundadır. Özellikle son yıllarda ailevi nedenlerle, sağlık nedeniyle, sosyal ve birçok nedenle üniversitelerden ayrılmak zorunda kalan veya bu son yaşanılan olaylarla üniversitelerden ayrılmak zorunda kalan; işte, harp okullarından, işte, FET֒nün yarattığı kaotik ortamdan dolayı veya baskılardan dolayı harp akademilerinden ayrılan öğrenciler gibi, üniversitelerden ayrılan çocuklar için, öğrenciler için, bu aileler için de iktidardan bir af yasası çıkartmasını bekliyoruz, bu konuda önerimizi de Başkanlığa sunduk.

Üçüncü önerimiz, biraz önce bahsettiğim 14 bin ÖYP’li yani Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı’nda olan, doktora yapan gençleri ilgilendiren ve şu anda hiçbir şeyden habersiz, bir anda, bir gecede işsiz, aşsız ve bilim ortamlarından uzakta kalan bu insanlar için tekrar, kazanılmış hakların kaybolmaması için ve kanunun geriye doğru yürüyemez ilkesinden hareketle 33/a kadrolarına şu andaki ÖYP’lilerin tekrar iade edilmesini ama bundan sonra 33/a’yı çıkartmamanızı.. Evet, 50/d’yle devam edecekseniz devam edin ama var olan kazanılmış hakları koruyun çünkü bunlar kul hakkıdır, insan hakkıdır. Hepiniz akademisyensiniz madem, kendi çalışmanızı istediğiniz üniversiteye gitme hakkını bu kadar önemsiyorsunuz, kendinize özel yasa çıkarıyorsunuz o zaman bu çocuklara da bir yasa çıkarın, bu çocuklar için de bir şey yapın. Binlerce genç insan heba olurken siz bu noktalardan, bu çarklardan, bu merdivenlerden, bu olanaklardan geçmediniz mi? Siz bu ortamı yaşamadınız mı, nasıl sessiz kalabiliyorsunuz bu kadar genç bilim insanının heba olmasına? Yani artık ne söylesek yetmiyor, ne desek olmuyor. Hiç mi vicdanlı bir kişi yok “Evet ya, haklısın.” diyebilecek. Bakanlık burada, Millî Eğitim burada, aylardır, günlerdir aynı şeyi söylüyoruz. Bir çıkın da deyin ya: “Evet, doğrudur ve düzeltmemiz lazım.” Nitekim Başbakan Yardımcısı o kanun hükmünde kararname burada konuşulurken söz verdi bize, öyle değil mi? İktidar partisinin grup başkan vekilleri burada. O zaman dediniz ki: “Biz bunu kanun hükmünde kararnameyle düzelteceğiz, söz veriyoruz, ilk kanun hükmünde kararnameyle.” E, ilk kanun hükmünde kararname geçti, geldi, düzeltmediniz. Yani, hangi sözünüzü tutacaksınız? Hiç olmazsa bu genç bilim insanlarını lütfen küstürmeyin, bu ülkeye olan güvenlerini yitirmelerine izin vermeyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İrgil.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15’inci maddesiyle, 2547 sayılı Kanun’un ek 11’inci maddesi değiştirilmiş olup aynı içerikli tasarının 39’uncu maddesine ihtiyaç kalmamıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmiştir. Dolayısıyla, kabul edilen önergeler doğrultusunda 39’uncu madde metinden çıkartılmış ve Ankara Milletvekili Zühal Topcu ve arkadaşlarının önergeleri işlemden kaldırılmıştır.

Bir karışıklığa mahal vermemek için sıra sayısını metninin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam ediyoruz. Kanun yazımı sırasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Sayın milletvekilleri, 40’ıncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 40’ıncı maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                  Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                         Kayseri                               İstanbul                              Kırıkkale

                  Osman Aşkın Bak               Hacı Bayram Türkoğlu             Mücahit Durmuşoğlu

                           Rize                                   Hatay                                Osmaniye

                    Halis Dalkılıç                         İlyas Şeker

                        İstanbul                               Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     Ceyhun İrgil                 Bülent Yener Bektaşoğlu                Lale Karabıyık

                          Bursa                                 Giresun                                 Bursa

                     Haydar Akar                         Gaye Usluer                     Metin Lütfi Baydar

                         Kocaeli                              Eskişehir                                Aydın

                 Mustafa Ali Balbay

                          İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                   Ahmet Yıldırım              Filiz Kerestecioğlu Demir               Sibel Yiğitalp

                           Muş                                 İstanbul                             Diyarbakır

              Mehmet Emin Adıyaman               Behçet Yıldırım

                          Iğdır                                Adıyaman

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL ETYEMEZ (Konya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı, Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Adana’da yaşamını yitiren çocuklara rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Ben, biraz Diyarbakır’dan bahsetmek istiyorum. Diyarbakır’da biliyorsunuz bir yılı aşkın süredir sokağa çıkma yasağı var ve 6 mahallede devam ediyor. Ve bu operasyonları yürütenler Adem Huduti, 7. Kolordu Komutanı Korgeneral İbrahim Yılmaz; ikisi şu anda cemaatten cezaevinde. Aynı şekilde, bürokrasi tarafından operasyonu yürüten Vali Yardımcısı Mehmet Demir de yine FET֒den alındı. Ve biz o dönemlerde, burada sizin de cemaatle birlikte ortak hareket ettiğiniz dönemlerde Sur’da sokağa çıkma yasaklarında nasıl bir katliam yapıldığını, oradaki tarihî eserlerin nasıl yok sayıldığını, nasıl yok edildiğini binlerce defa anlattık. Ancak, görünen o ki hiçbir şekilde dinlemediniz ve herhâlde ileride de bunun şimdi bu tutuklananlar üzerinden insanlık suçuyla ilgili bir yargılama olduğunu, onlar üzerinden götürme gibi bir gayretinizin olduğunu biliyorum ama şunu da söylemekte fayda var: Bu, sizi kurtarmayacaktır, asla kurtarmayacaktır. Çünkü, burada defalarca anlatıldığı hâlde sessizce, bazen tepki göstererek, bazen bizi terörize ederek tamamen ret üzerinden bir politika yürüttünüz. Ve dünyanın hiçbir yerinde yaşanmamış, uygulanmamış bir yasak devam ediyor; tam bir yıldır orada sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Ve bununla birlikte, büyükşehir belediye başkanlarımızın tutuklanması, yerine “kayyum” diye atanan, şimdi de kendisini web sayfasında “belediye başkanı” diye tanıtan, kendisine saygısı olmadığı gibi oradaki halkın verdiği oya saygısı olmayan, kendi iradesini yok sayan bir yerden… Kendisini web sayfasında büyükşehir belediye başkanı olarak anlatmaya çalışmış. Hani bu -şeye benziyor- sürü ve çoban diyalektiğinin tezahürüdür. Ama, bu, Amed halkının da asla kabul edeceği bir duygu değildir. Belki kendini oraya, ismini öyle yazdırarak bunu normalleştirmeye çalışıyor ama asla ve asla meşruiyeti olmayan bir durumdur.

Bununla birlikte, şu anda Diyarbakır’da 17 tane ilçemiz var, 4’ü merkez ilçe olmak üzere 15’inde kayyum var, sadece 2’sinde yok. O 2’sinde de niye yok? Çünkü orada AKP’li belediye başkanları var.

Burada “millî irade” diye bahsedenler, 17 ilçenin 15’ine kayyum atarken millî iradeden bahsediyor, 2 tanesine atamıyor. Peki, sormak istiyorum, bu 2 tane ilçede, Çermik ve Çüngüş’te AKP’li belediye başkanları var diye normalleştirmeye çalışıp, kendinizce meşrulaştırmaya çalışıp, 15’inin üzerine kayyum atayacaksınız, 2 tanesini de AKP’li olduğu için yönetmesine sessiz kalacaksınız. Hiç kusura bakmayın, bugün belediye başkanlarımız dâhil olmak üzere, milletvekillerimiz de dâhil olmak üzere, eş genel başkanlarımızın üzerindeki iradeyi, rehin alma iradenizi ve rehin alma siyasetinizi kabul etmiyoruz. Sizin için -az önce belirttiğim gibi- koyun-sürü ya da çoban-sürü diyalektiği geçerli olabilir, kısmen de doğrudur, baktığımda çok doğru görüyorum ancak bizim gibi politik olan, toplumu muhakeme eden ve bunu ret üzerinden itiraz edenlere karşı verdikleri oya da saygı duymanız gerekir.

Bugün bu arkadaşlarımız burada değilse bu hepimizin utancıdır ve başta bu dokunulmazlığa ortak karar verip, buna “evet” diyenler, oradaki cezaevlerinde siyasi mahkûmları, siyasi tutsakları terörize edenler bu işten sorumludurlar. Ve şunu da unutmayalım ki bugün bu arkadaşlarımızın cezaevinde olması, belediye başkanlarımızın tutuklanması… 46 belediye başkanımız tutuklanmış durumda ve bunları da kendinizce hendek ve barikat üzerinden tartışıp bunun üzerinden yargılıyorsunuz ya, bunun hiçbir karşılığı yok. Çünkü bizim şu anda 15 tane belediyemize kayyum atanmış ve sizin “millî irade” dediğiniz sadece size oy verenlerdir. Eğer oy ve sandığı kabul etmiş olsaydınız saygı duyardınız.

SALİH CORA (Trabzon) – Usulsüz kamu görevinin üstlenilmesi…

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Onlara bir yıldan fazladır her gün müfettiş gidiyor, 1 kuruş bile yolsuzluk yoktu. Bundan daha büyük bir onur olamaz. Keşke siz onlar kadar dürüst olabilseydiniz, keşke belediyeleriniz bu kadar ve vekillerinizin içinde bulunduğu Fetullah cemaat ilişkisinin ortaya çıktığı ama her gün Fetullah’ı yerin dibine batırdığınız geçmişinize saygınız olsaydı. Geçmişinize saygınız olsaydı bugün, cemaatle yol yürüdüğünüzde en azından o geçmiş üzerinden bu kadar ağır konuşmazdınız. Beraberdiniz, kol kolaydınız, suç ortaklığı yaptınız ve suç ortaklığı üzerinden bizim belediyelerimize ve vekillerimize aynı taktiği uyguluyorsunuz ama şunu unutmayın, bizler bunu yemeyiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğitalp.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde, Eskişehir Milletvekili Sayın Gaye Usluer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

GAYE USLUER (Eskişehir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, sanıyorum… “Sayın Bakan” dememle birlikte Sayın Millî Eğitim Bakanının burada olmadığını fark ettim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Adana’ya gidiyor, o bakımdan…

GAYE USLUER (Devamla) – Tam da diyecektim ki Adana’daki olay sonrasında Millî Eğitim Bakanı olarak burada kalmak, oturabilmek gerçekten zor. Sanıyorum Sayın Bakan Adana’ya gitmek durumunda kaldı.

Buradan, yaşamını kaybeden çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. 13 diyorlar, 15 diyorlar, 22 yaralıdan bahsediyor Adana Valisi ancak tabii ki türlü söylentiler olmakla birlikte, mevcut yurdun, yanan yurdun ortaokul ve lise öğrencilerine ait bir yurt olduğu, devlet yurdu iken bir cemaat yurduna devredildiğinden, Süleymancılardan bahsediliyor. Ben haberlerin yalancısıyım. Ama bugün “FET֒yle mücadele edeceğiz.” diye bütün yasaları FETÖ çatısı altına oturtmaya çalışırken hep dedik ki: “Bir cemaatten ülkeyi kurtarmaya çalışırken, terörize olmuş bir cemaatten ülkeyi kurtarmaya çalışırken aman ha başka cemaatlere teslim etmeyelim.”

Bakınız, geçtiğimiz yıl Karaman’da yaşanan olay; öncesinde yine yanan yurtlar var, patlayan tüpler var. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, gençlerimiz, yarınlarımız. Onları bu şekilde kaybetmek gençliğimizi, yarınımızı kaybetmekle eş anlama geliyor. Hepimizin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor.

Şimdi, bir yasa yaparken eşitlik ilkesi elbette ki son derece önemli. 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda 40’ıncı maddede öğretim üyesi ihtiyacı olan 41 üniversitede yaş haddinin 75’e çıkartılmasından, ne zamana kadar; 31 Aralık 2026 yılına kadar yaş haddinin 75 yaşına çıkartılmasından bahsediliyor. Şimdi “Her şehre bir üniversite.” deyip çok şükür birer üniversite açtık. Büyükşehirlerimizde, örneğin İstanbul’da sanıyorum 30 üniversite var. Tabii ki üniversite demek dört duvarı bir araya getirmek, içine birkaç sıra atmak değil. İlkokul açmıyoruz, lise de açmıyoruz. Üniversite demek aynı zamanda doğru insan kaynağının olduğu yer demek ve 41 üniversiteden bahsettiğimizde, bakın, bu üniversitelerin içinde Kastamonu Üniversitesi var, Uşak Üniversitesi var, Giresun var, Amasya var, Yalova var, Tunceli var, Ardahan var, var da var.

Şimdi, emeklilik işlemlerinin en sakat olduğu ülkelerden birisi Türkiye. Üç çeşit emeklilik var: Bir, yaş haddinden emeklilik, bir diğeri malûlen emeklilik, diğeri de resen emeklilik.

Yine, bir başka karışıklık: 657 sayılı Yasa’ya göre çalışanların emeklilikte yaş haddi 65, 2547 sayılı Yasa’ya göre çalışan öğretim üyelerinin yaş haddi 67, şimdi de diyoruz ki bu 41 üniversite için 75 yaş. Aslında 31 Aralık 2020’ye kadar 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 75 yaşı geçirmiştik, yetmedi, yasayla 2026 yılına uzatıyoruz. Elbette ki çalışmak bir hak, elbette ki emeklilik de bir hak, yaşayan her insanın ihtiyarlayacağı yani çalışma gücünü yavaş yavaş kaybedeceği de bir gerçek iken, kamuda 657 sayılı Kanun’a göre çalışanı 65 yaşında emekli ederken…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) Karşı mısınız?

GAYE USLUER (Devamla) - …üniversite öğretim üyelerinin 75 yaşına kadar çalışacaklarını düşünüyorsak ve buna inanıyorsak, o zaman, gelin, Türkiye’de bütün üniversitelerde çalışan öğretim üyelerinin yaş haddini 75 yapalım ve benzerler arasında eşitliği bu Mecliste hep birlikte sağlayalım. Mademki 75 yaş çalışabilir bir yaş, bütün öğretim üyeleri için yaş haddini 75 yapalım.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Usluer.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe: 25/08/2016 tarihli ve 671 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Kurum ve Kuruluşlara İlişkin Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 27’nci maddesi ile 5467 sayılı, 5662 sayılı ve 5765 sayılı kanunlarla kurulan üniversitelerde görev alan öğretim üyeleri için düzenlenmiş ve 17/08/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup aynı içerikli tasarının 40’ıncı maddesine ihtiyaç kalmamıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.51

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

40’ıncı madde üzerinde aynı mahiyetteki önergelerin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yeter sayısı vardır.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmiştir. Dolayısıyla, kabul edilen önerge doğrultusunda 40’ıncı madde metinden çıkartılmıştır.

41’inci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 41’inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                  Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                         Kayseri                               İstanbul                              Kırıkkale

               Hacı Bayram Türkoğlu             Mücahit Durmuşoğlu                   Halis Dalkılıç

                          Hatay                               Osmaniye                              İstanbul

                      İlyas Şeker                      Osman Aşkın Bak

                         Kocaeli                                  Rize

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                 Ayşe Acar Başaran                    Feleknas Uca                       Ahmet Yıldırım

                         Batman                              Diyarbakır                                Muş

                    Berdan Öztürk

                           Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                 Bülent Yener Bektaşoğlu

                          Aydın                                  Bursa                                 Giresun

                 Mustafa Ali Balbay                    Haydar Akar                     Serdal Kuyucuoğlu

                          İzmir                                 Kocaeli                                Mersin

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Serdal Kuyucuoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

SERDAL KUYUCUOĞLU (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 41’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, bu akşam Adana’da yurt yangınında kaybettiğimiz 12 çocuğumuza rahmet, ailelerine sabır, yaralılara da şifalar diliyorum. Yetkililerin ve sorumluların bu tür kurumların denetimi konusunda hassasiyet göstermelerini bekliyor ve aynı acıların yaşanmamasını da temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitimin temeli öğretmenlerdir. Geçtiğimiz günlerde kutladığımız Öğretmenler Günü’nü öğretmenlerimiz endişe ve kaygıyla kutladılar. Çocuklarımızı emanet ettiğimiz, geleceğimizi kurmalarını beklediğimiz öğretmenlerimiz ek iş yaparak yaşamlarını devam ettirebiliyorlar. Yani kısacası, rahat bir yaşam sürmelerini sağlayamadığımız, borç batağından kurtaramadığımız öğretmenlerimizden çocuklarımıza sağlıklı bir eğitim vermelerini bekliyoruz. Aslında öncelikli olarak yapmamız gereken, öğretmenlerimizin insanca yaşayabilecekleri bir düzenlemeyi hayata geçirmektir.

Yine, öğretmenlerimiz, fikirlerini özgürce dile getiremiyor yani öğretmenlerimizin hem cüzdanları boş hem fikirleri özgür değil. Büyük Önder’in “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” dediği öğretmenlerimiz, kendi yaşam kavgaları ve üzerlerindeki baskıyla eğitime zaman ayıramaz hâle gelmişlerdir. OHAL nedeniyle haklı haksız binlerce öğretmen işinden aşından olmuş, binlerce öğretmenin aileleri perişan, gelecekle ilgili umutları tükenmiş, atamayı bekleyen binlercesi de beklemede. Bu psikoloji ve koşullarda öğretmenlerin verimli olabilmeleri de, çocuklarımızın yeterli eğitim alabilmeleri de zor görünüyor. Bu kısır döngüden kurtulmak için süratle öğretmenlerimizi ve tüm halkımızı rahatlatacak demokrasi, hukuk ve adaletin temin edildiği bir ortam sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının Komisyona sevk edildiği metinde yer alan Ek Madde 169’la kendi ilçem Tarsus’a bir teknoloji üniversitesi kurulması söz konusu idi ama daha sonra görüyoruz ki bu madde metinden çıkarılmış.

Değerli milletvekilleri, Tarsus’la ilgili bir kısım bilgiler vermek istiyorum size. On bin yılık tarihi olan bir kent, önemli tarihî değerleri var.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – İl olsun, il.

SERDAL KUYUCUOĞLU (Devamla) – İl olması mümkün değil çünkü Adana ile Mersin arasına sıkışmış, bir taraf 25, bir taraf 35 kilometre. O nedenle Tarsus’un böyle bir talihsizliği var.

Kleopatra Kapısı, Donuktaş’ı, Roma Yolu, Justinyen Köprüsü, bedestenleri, Saint Paul’ün hemşehrisi, Eshab-ı Kehf’i, Danyal Peygamber’in kabriyle de birçok tarihî değerleriyle ve Türkiye'de ilk elektriği üreten, ilk çırçır fabrikasını kuran, ilk dokuma fabrikası kurulan, Türkiye’nin bir zamanlar tekstil sektörünün merkezi -Amerikan Kolejiyle, 1800’lü yılların sonunda kurulan- bir kentten bahsediyoruz. Nüfusu 330 bin, 50 tane ilimizden daha büyük bir ilçe. İşte, coğrafi konumu nedeniyle iki şehir arasında, Mersin ve Adana arasına sıkışmış, önemli bir tarım kenti, bir turizm kenti, demir yolu kavşağı, Çukurova Havaalanı’nın yapıldığı yer ve bu konuda iktidarın, AKP’nin de bir sözü var. Biz bu sözün yerine getirilmesini bekliyoruz. Dilerim, önümüzdeki günlerde bu Komisyondan çekilen Tarsus Üniversitesi tekrar getirilir ve Millet Meclisinde kabul edilir ve Tarsus hak ettiği üniversitesine kavuşur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuyucuoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Ağrı Milletvekili Sayın Berdan Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Söz konusu kanun tasarısının 41’inci maddesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunmaktayım, Genel Kurulu selamlıyorum.

Öncelikle, 1’inci ölüm yıl dönümünde meslektaşım sevgili Tahir Elçi’yi saygıyla anıyorum. Katillerinin bir an önce yargı önüne çıkarılmasını talep ediyorum. Talep etmekle de kalmıyoruz, bunun da sonuna kadar takipçisi olacağımızı bir kez daha bu kürsüden dile getirmek istiyorum.

Ayrıca, halkların özgür iradesiyle bu Meclise seçilmiş eş genel başkanlarımızın ve milletvekili arkadaşlarımızın 4 Kasım darbesiyle rehin alınması bu Meclis için bir utançtır. Meclis, bu utancı bugün olduğu gibi gelecekte de taşımaya devam edecektir. Bu utanca sebep olanlar ve sessiz kalanlar, halkların vicdanlarında mutlaka ama mutlaka mahkûm edileceklerdir. Şu anda rehin alınan tüm arkadaşlarımız, tüm seçilmiş arkadaşlarımız bir gün gelecek dışarıda bugün savundukları özgürlük, adalet, barış düşüncesini yine savunacaklardır. Ama bu utancı, bu ülkeye, bu Meclise yaşatanlar tarihin çöplüğündeki yerlerini mutlaka alacaklardır.

Söz konusu tasarının bu maddesiyle mesleki ve teknik liselerin ön lisans programlarına sınavsız geçişini kaldıran düzenlemenin 2017 yılı itibarıyla uygulamaya konulması öngörülüyor. İmam-hatipler dâhil olmak üzere katsayı ayrıcalığı getiriliyor. Bu maddenin tasarıdan çıkarılması gerekmektedir çünkü eğitim hakkına erişimde önemli bir engel oluşturacaktır. İlk olarak 2002 yılında uygulanmaya başlanan sınavsız geçiş sistemi, meslek lisesi ve teknik lise mezunlarının, mezun oldukları bölümün devamı niteliğindeki meslek yüksekokulu bölümlerine herhangi bir sınava girmeden devam edebilmelerini sağlamakta iken, bu değişiklikle öğrencilerin bu hakları ellerinden alınmış olacaktır. Öğrencilerin yükseköğretime devam etme hakları bir yandan gasbedilirken bir yandan da sınav merkezli eğitim sisteminin yarattığı sorunları derinleştirecektir. Sınavsız geçişi kaldırıp mesleki eğitim veren bütün liselerden mezun olanlara ek puan verilmesi, bu öğrencilerin yüksekokul ya da üniversiteye gitmelerine yeterli olmayacaktır. Çünkü, meslek liselerinde ağırlıklı olarak mesleki becerilere yönelik dersler olduğu ve sınavda ağırlıklı olan dersler meslek liselerinde yeterince işlenmediği için öğrenciler bu derslerden uzak kalmaktadır.

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, AKP'nin eğitim politikalarındaki yaklaşımı, eğitimde eşitsizlikleri derinleştirerek piyasanın insafına terk eden bir yaklaşımdır. Bir yandan eğitim sistemini muhafazakâr, milliyetçi, cinsiyetçi bir referansla kodlayan ve kendi politik tercihleri doğrultusunda yeniden inşaya soyunan AKP Hükûmetinin yoksul ve emekçi halk kitlelerinin çocuklarını düşünmesini beklemiyorduk zaten. Tek derdini sermayenin bekası üzerine kuran ve eğitim iş kolunu da piyasacı sermayenin talanına açan bir Hükûmetin parasız ve kamusal bir eğitimi savunması da eşyanın tabiatına aykırıdır. Hâl böyleyken AKP Hükûmeti, darbe fırsatçılığı yaparak eğitim iş kolunda demokrat ve muhalif tüm kesimleri kanun hükmünde kararnamelerle tasfiye etmenin peşine düşmüştür.

1 Eylülde gece yarısı çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle de tek seferde 28.163 öğretmen görevlerinden ihraç edilmiştir. Ortada ne bir adil yargılama ne de bir savunma hakkı olmaksızın işsiz bırakılan bu öğretmenler ne gibi bir suç işlediler? Bir suç işledilerse haklarında yürüyen idari ve adli bir soruşturma var mıdır? Varsa neden bu soruşturmanın sonucunu beklemediniz de kendinizi hem idarenin yerine hem de mahkemelerin yerine koyarak karar verdiniz? Haklarında adli ve idari soruşturma olmaksızın bir gecede verilmiş bu kararlar hukuksuzdur, geçersizdir. AKP Hükûmeti, bu uygulamalarla artık ortada uygulayacak bir yasanın kalmadığını tüm dünyaya ilan etmiştir. Eğer ortada bir yasa yoksa her şey yasa dışıdır, bizatihi AKP’nin kendisi de yasa dışıdır o zaman.

Saygıyla selamlıyorum hepinizi. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyoruz.

Gerekçe:

2016 yılı sınav dönemi geçtiği için söz konusu geçici madde düzenlemesine ihtiyaç kalmamıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmiştir, dolayısıyla kabul edilen önerge doğrultusunda 41’inci madde metinden çıkartılmıştır.

42’nci madde üzerinde üç önerge vardır okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 42’nci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                  Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                         Kayseri                               İstanbul                              Kırıkkale

               Hacı Bayram Türkoğlu               Osman Aşkın Bak                Mücahit Durmuşoğlu

                          Hatay                                   Rize                                Osmaniye

                    Halis Dalkılıç                         İlyas Şeker

                        İstanbul                               Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahiplerini okuyorum:

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

                     Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu                 Engin Altay

                         Kocaeli                               Giresun                               İstanbul

Diğer önerge sahiplerini okuyorum:

                    Çağlar Demirel                     Ahmet Yıldırım                     Behçet Yıldırım

                       Diyarbakır                                Muş                                 Adıyaman

              Mehmet Emin Adıyaman                Berdan Öztürk                  Bedia Özgökçe Ertan

                          Iğdır                                   Ağrı                                    Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ben de Adana Aladağ’daki yurtta çıkan yangında hayatını kaybeden çocuklarımızın ailelerine metanet ve sabır diliyorum, gerçekten çok üzgünüz, Allah rahmet etsin; yaralılara acil şifa diliyorum.

Yurtlarda kalan çocuklarımızın başta can güvenliği olmak üzere her türlü güvenliğinden devletin sorumlu olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Son kanun hükmünde kararnameyle Gündem Çocuk Derneği kapatılmıştı. Gündem Çocuk Derneği on bir yıldır bu mücadeleyi veriyor ve çocukların başta yaşam hakkı olmak üzere çocukların geleceğinden devletin sorumlu olduğunu haykırıyor ve bu yurtlarda, okullarda gerekli olan bütün denetimlerin yapılması gerektiğini söylüyor ve bu çalışmaları yapıyordu. Son çalışması da yurtlarda ve okullardaki yangın tehlikesine dairdi, kapatıldı. En son bir konuşmamızda da yine Gündem Çocuk Derneğinin kapatılmasını eleştirdiğimizde AKP’li milletvekilleri “Hangi örgüte bağlı, onu da söyle.” diye sataşmışlardı, gerçekten tekrar hatırlatmak istedim bunu. Şimdi olaya dair detaylar netleştikçe bir anne olarak benim bir kez daha yüreğim sızlıyor. Yangın merdiveninin kilitli olduğu bilgisi var. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı bu bilgiyi verdi ve cenazelerin daha çok yangın merdiveninin orada bulunduğunu, orada ulaşıldığını söyledi. Bu çok ciddi bir ihmaldir. Geçen sene 1 Aralıkta Kulp’ta o yangın sebebiyle ölen çocuklarla ilgili gerekli sorumluluk üstlenilmiş olsaydı, araştırma yapılmış olsaydı ve suçlular, sorumlular ceza almış olsaydı ve sonrasında, esas olan, yurtlarda ve okullarda denetimler yapılmış olsaydı sağlıklı bir şekilde belki bugün o yangın merdiveninin önüne koşan minik bedenler hayatta olmuş olacaktı.

Ben aslında konuşmamda şunu belirtecektim: Tutuklu bulunan eş genel başkanlarımız ve 10 milletvekilimizin tutuklanmasının ne kadar hukuka aykırı olduğunu anlatacaktım ancak bu Adana olayı gerçek anlamda hepimizin yüreğini yaktı.

4 Kasım darbesi gerçek anlamda bir darbedir. Üzerinden üç hafta geçti ve tam yirmi beş gündür eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz tutsak edilmiş durumdadır. Ne yazık ki partimize ve bileşenlerine yönelik özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra başlayan haksız uygulamalar ve hukuksuzluklar hâlâ devam ediyor. HDP’li milletvekillerinin tutuklanması bu sürecin en önemli halkalarından biridir.

1994’te dönemin siyasi iktidarı yine bugün hayal edilen hedefleri gerçekleştirmeye çalışmış ve yine o dönem DEP’li milletvekillerinin tutuklanmasına vesile olmuşlardı. Tutuklandılar ama ondan sonra hangi süreçleri yaşadık, hep birlikte sizler de gördünüz. Bugün de aynı siyasi saiklerle yine parlamenterlerimiz siyasetten uzaklaştırılmak isteniyor. Ama, o gün de uyardığımız gibi bugün de uyarıyoruz: Başaramayacaksınız, hiçbir zaman siyasi hareketimizi lağvetmeyi başaramayacaksınız.

Hatırlarsınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de DEP’li milletvekillerinin tutuklanmasında aykırılık bulmuştu. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni açıkça ihlal ediyor. OHAL bahanesiyle AİHS’nin askıya alınması Türkiye'yi uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerinden kurtaramayacaktır. 1994’te yapılan yanlış, Türkiye'ye başta uluslararası itibarı olmak üzere çok şey kaybettirdi. Şimdi Türkiye'de geldiğimiz noktada hâlâ anlaşılıyor ki yine demokratik siyasete engel olan mekanizmalar devrededir. Türkiye siyasetinde oluşturduğunuz yasal olan fakat meşru olmayan bu tablo bizlere, hepimize çok şey kaybettirecektir. Halkların birlikte yaşama azmine ve iradesine en büyük kötülüğü şu an AKP iktidarı yapmaktadır.

Görünürde tüm milletvekilleri için ama gerçekte sadece HDP için yapılan milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının somut bir açıklaması yapılabilmiş değildir. Meclisin hiçbir nesnel ölçüte dayanmadan salt siyasal düşüncelerle, gerekçe göstermeden dokunulmazlığın kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verebilmesi bir hukuk devletinde görülmemesi gereken bir keyfîliktir.

AİHM yine Türkiye'yle ilgili bir kararında “İfade özgürlüğü herkes için önemli olmakla birlikte, halkın seçilmiş temsilcileri için özellikle önemlidir.” demişti. “Milletvekili, seçmenlerini temsil eder, onların kaygılarına dikkat çeker ve menfaatlerini savunur. Bu doğrultuda, başvurucu gibi bir muhalefet milletvekilinin ifade özgürlüğüne yapılan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – …müdahalelerin mahkeme tarafından dikkatlice incelenmesi gerekir.” demiştir. Milletvekillerimizin tutuklanması asla meşru değildir, Kürt halkı da bunu böyle okuyor, meşru olmadığını görüyor ve biliyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ertan.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay… (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Doğan Bey’le anlaşamadık.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle Aladağ’da bugün meydana gelen yangın afeti milletimizi ve yüce Meclisin siz sayın üyelerini ve beni derinden yaralamıştır, bir tereddüt yok. Fakir, çevre köylerden köylerde okul olmadığı için ilçeye gelip ortaöğrenimde okuyan kız öğrencilerimiz maalesef hepimizi derin bir yasa boğan bir tabloyla, bir afetle karşı karşıya kaldılar. Şunu yapmayı doğru bulmam: Efendim bu yurt falan cemaate aitti, falanca derneğe aitti, falan vakfındı… Bunlar şimdi konuşulacak konular değil ama ben burada, bu Parlamentoda müteaddit defalar ortaöğrenim yurdu eksikliğine Millî Eğitim Bakanlığı bütçeleri konuşulurken çok dikkat çekmiş bir arkadaşınızım. O tutanakları bulsam size göstersem, feryat ettiğimi bilirim yükseköğrenim yurdundan önce Türkiye'de, özellikle Anadolu’da, ilçelerde ortaöğrenim öğrenci yurduna ve özellikle kız öğrenci yurduna ihtiyaç var diye.

Değerli milletvekilleri; bu yangın, bu afet devletin çok donanımlı, çok yüksek standartlı bir yurdunda da çıkabilirdi, bu ayrı bir mesele ama hükûmet etmenin de bir sorumluluğu var. Şimdi acımız var, cenazelerimiz var, minik yavrularımızın cansız bedenleri orta yerde dururken buradan bir siyasi çıkarsama, bir şeyler devşirme anlayışı içinde olmayı doğru bulmam ama derhâl, ivedilikle daha sonrası için Hükûmetin bu konuya ciddiyetle eğilmesinin gereğinin altını çizmek istiyorum. Yani bir afettir ama olan gene fakir fukaranın çocuklarına olmuştur. Türkiye'nin şu noktaya geldiğini, bu noktaya geldiğini, işte bütçe yapacağız, bütçe görüşeceğiz, gelip anlatıp anlatıp duracaksınız. Ama geldiğimiz tablo çok iç açıcı değil.

Eğitimde de iç açıcı değil. Yani en son yapılan bir uluslararası değerlendirme var, TIMSS sonuçları var. Türkiye matematikte 4’üncü sınıfta 49’da 36’ncı sırada, 8’inci sınıfta 39 ülkede 24’üncü sırada; fen bilimlerinde 47 ülke arasında 35’inci sırada. Velhasıl, TIMSS sonuçlarına göre millî eğitim sistemimiz sizin anlattığınız gibi çağ falan atlamamış, ciddi bir nitelik sorunu var, güven sorunu var, başarı sorunu var. Bunları konuşmamız, bunları düşünmemiz lazım.

Görüştüğümüz kanuna gelince: Sayın milletvekilleri, bugün ülkede, Türkiye'de yaşayan 80 milyon insanın yüreğine ateş düşmüşken bizim bu Parlamentoda gecenin bu saatlerinde itiş kakış yapmamız da doğru değil. İktidar partisinin sayın yöneticilerinden rica ettim. Önemli bir kanun, çekincelerimiz var, uygun gördüğümüz maddeler var, lakin siyasi parti grupları arasında bir mutabakat sağlanamıyor. Siz saygıdeğer milletvekillerinin sabah beşe, altıya kadar burada tutulmasını doğru bulmuyorum ve bu bakımdan diyorum ki: Allah’ın günleri torbaya girmedi, neticede, alınmış bir karar da var, cuma günü de Parlamentomuzun çalışma imkânı vardır. Parlamentomuzu makul bir saatte kapatalım, yarın, öbür gün, yetişmezse cuma günü de partiler bu kanun tasarısıyla ilgili önerilerini ortaya koyarlar, kanun görüşülür, hallolur. Yani iktidar partisinin 200 civarındaki sayın milletvekilini, muhalefet partisinin 50-60 civarındaki sayın milletvekilini burada sabahlatmak hiçbir şeyi çözmez, hiçbir şeye derman da olmaz. Olabildiği kadar yapıcı ama etkin muhalefet anlayışını ortaya koymak zorundayız.

Elbette kanun koyucu Hükûmetin içinden çıktığı çoğunluk partisi olarak siz de bu kanunların geçmesini istiyorsunuz, saygıyla ve anlayışla karşılıyorum ama yazık günah sayın milletvekilleri, Parlamentonun bir itibarı var. Sabahlara kadar Parlamentoyu çalıştırmak Parlamentoya itibar kazandırmaz. Cuma günü de çalışalım, gelin, makul bir saatte… Saat şu anda gecenin 1.40’ı. Ara verelim, yarını var, öbür günü var, cuma günü de çalışır kanunu bitiririz. Bu zorlamaya gerek yok. Keşke daha önce… Geçtiğimiz günlerde 50 maddeyi bir günde geçirdik bu Mecliste, hatırlayın. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Yasası 50 maddeydi, bir günde bitirdik. Bu da var, bu da var. Sizin de muhalefete anlayışlı olmanız lazım, sinirlerinizin gerilmemesi lazım. Muhalefet de işini yapacak sayın milletvekilleri.

Onun için, iktidar partisinin kıymetli mevkidaşlarıma sesleniyorum: Sayın mevkidaşlarım, gelin, cuma günü devam ederiz, yetişmezse, alınmış bir karar var. Sayın milletvekillerine daha fazla işkence çektirmeyin diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerindeki gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3/10/2016 tarihli ve 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 84’üncü maddesiyle 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 8’inci maddesinde yapılan değişiklik ve anılan kanun hükmünde kararnamenin 86’ncı maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici maddeyle Yükseköğretim Denetleme Kurulunun oluşumu ve görev süreleriyle ilgili düzenlemeler yapılmış ve 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, tasarının 42’nci maddesine ihtiyaç kalmamıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmiştir.

Dolayısıyla, kabul edilen önerge doğrultusunda 42’nci madde metinden çıkartılmıştır.

Yeni madde ihdasına ilişkin iki önerge vardır.

Sayın milletvekilleri, Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve arkadaşları tarafından Tarsus teknoloji üniversitesi kurulması konulu yeni madde ihdasına ilişkin bir önerge verilmiştir. İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre, görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olmayan, sair kanunlarda ek ve değişiklik teklifi getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulmaz. Söz konusu önerge, görüşülmekte olan tasarıda düzenleme konusu yapılmayan 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nda değişiklik içerdiğinden işleme alınmamaktadır.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır. Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlindeyse önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 42’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıda yer alan maddenin ihdas edilmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve talep ederiz.

                     Ceyhun İrgil                         Erkan Aydın                    Ali Haydar Hakverdi

                          Bursa                                  Bursa                                 Ankara

                 Okan Gaytancıoğlu             Bülent Yener Bektaşoğlu                 Özkan Yalım

                         Edirne                                Giresun                                 Uşak

            Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                          Bursa

Madde 43- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 74- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yükseköğretim kurumlarından ilişiği kesilen öğrenciler, ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvuruda bulunmaları hâlinde, geçici 58 inci maddede yer alan esaslara göre, ilgili yükseköğretim kurumunda açılmış program ve ders var ise takip eden eğitim-öğretim yarıyılında, yoksa takip eden eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilirler."

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Sayın Başkan, Genel Kurulda bulanan Komisyon üyelerimizi buraya davet ediyoruz.

Salt çoğunluğumuz bulunmadığından dolayı katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Sayın milletvekilleri, 43’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesinde yer alan "yükseköğretim kurumlarında" ibaresinin "meslek yüksek okullarında" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                 Ayşe Acar Başaran                    Feleknas Uca                       Ahmet Yıldırım

                         Batman                              Diyarbakır                                Muş

                                                                Erdal Ataş

                                                                  İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Metin Lütfi Baydar                Mustafa Ali Balbay                    Ceyhun İrgil

                          Aydın                                  İzmir                                  Bursa

                     Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu                 Aytuğ Atıcı

                         Kocaeli                               Giresun                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 405 sıra sayılı Tasarı’nın 43’üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Adana Aladağ’da meydana gelen yurt yangınında yaşamını yitiren yavrularımızı rahmetle anıyorum, ailelerine sabır diliyorum. O babanın feryatlarını duydunuz mu bilmiyorum. Feryat ediyor adam kızını ararken, diyor ki: “Burası devletin yurduydu, yıktınız, Süleymancılara verdiniz.”

Bu yurdun Süleymancılara ait olması, Fetullahçılara ait olması, çethullahçılara ait olması, methullahçılara ait olması bizi ilgilendirmez. Soru şu: Büyük, güçlü Türkiye Cumhuriyeti devleti yurt yapmaktan aciz midir? Soru bu arkadaşlar. Hastane istemiyoruz, çok teşekküllü bir yapı istemiyoruz, fabrikalar kurun demiyoruz, yurt yapın diyoruz ya! 4 tane duvar, içine ranzalarını koy, devletimin denetiminde olsun, adam gibi yapılsın. Zor mu Allah aşkına ya! 4 tane duvarı dikmek zor mu? Niye bizim yavrularımızı geçmişte Fetullah’ın kucağına ittiniz? Niye bizim yavrularımızı şimdi Süleymancıların yurdunda barındırıyorsunuz? Ne farkı var bunların birbirinden?

Değerli arkadaşlar, beraber yol yürürken iyi, ne zamanki bunlar ters düşerler, bu sefer sıkıntı ortaya çıkıyor. Sıkıntıyı şimdiden göreceğiz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar, Fetullah’ı mı seviyor, Süleyman’ı mı seviyor, Tayyip’i mi seviyor, Kılıçdaroğlu’nu mu seviyor, bununla ilgilenmiyoruz, gönül nereye konarsa konar, bizi ilgilendirmez. Ama bizim devletimiz bu insanlara muhtaç olmamalı, yavrularımızı da bunlara muhtaç etmemeli.

Bir çocuk hekimiyim ben, deminden beri ciğerim yanıyor orada, o çocuklar o duman içerisinde, o alevler içerisinde nasıl öldüler diye ben burada sinir krizi geçireceğim neredeyse. Bunu yapmaya hakkınız yok. Bunu hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil. Çocukları bu şekilde bir yandan öldürürken bir yandan da çocukların beynini öldürüyorsunuz.

Bakın, biz muhalefet partisi olarak bir şey söylediğimiz zaman “Eleştiriyor.” diyebilirsiniz. Şimdi, size iki tane araştırma sonucunu söyleyeceğim. Ha, bunlar da eğer Fetullahçı çıkarsa bilmem, ha, gelip de “Efendim, bunlar da CHP'nin yandaşı.” derseniz onu da bilmem. Ama bunlar uluslararası düzeyde araştırma yapan ve Türkiye'yi de hiçbir şekilde karşılarına almak istemeyen, Türkiye düşmanı olmayan araştırma şirketleri ya da araştırma kuruluşları.

Bir tanesi, uluslararası fen bilimleri ve matematik ölçümlemesi yapıyor ve diyor ki: “4’üncü sınıfa gelen bir evladımız matematik alanında 35’inci sırada.” Kaç ülke arasından? 50 ülke arasından. Burada 1’inci sırada Singapur var, puanı 606, bizim puanımız 469. 50 ülke arasında 35’inciyiz, 4’üncü sınıf. Bizi kim geçmiş biliyor musunuz? Bakın, Polonya, Romanya, Hırvatistan, Malta, Kazakistan, Sırbistan bizi geçmiş.

8’inci sınıfa geldi evladımız. 8’inci sınıfın matematik ölçümlemesini yapıyor ve burada da diyor ki: “42 ülke arasında Türkiye 24’üncü sırada.” Bizi kim geçmiş biliyor musunuz? Birleşik Arap Emirlikleri, Romanya, Ermenistan, Kazakistan.

Peki, hakikaten bunu siz mi yapıyorsunuz? Evet, siz yapıyorsunuz. Bakın, 2003 yılında ülkeyi devraldığınızda matematik alanında 35’inci sıradayız, üç sene sonra, 2006 yılında düşüyoruz 43’e. 2009 yılında, 2012 yılında istikrarlısınız, hep 43 gidiyorsunuz. 35’le alıp 43’e düşürüyorsunuz.

Fen alanında, 2003 yılında 33’le alıyorsunuz, 33’üncü sıradayız, 2006’da 44, 2009’da 43, 2012’de istikrar bozulmuyor, yine 43.

Yani çocukların sadece bedenleri ölmüyor değerli milletvekilleri, sizin sayenizde beyinleri de ölüyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesinde yer alan "yükseköğretim kurumlarında" ibaresinin "meslek yüksek okullarında" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erdal Ataş (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Erdal Ataş… (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitimin sorunlarını çözme üzerine gündeme almış olduğumuz bu yasa tasarısında ve özellikle Türkiye'de yapılan anketler de gösteriyor ki eğitim alanı önemli sorunlarla karşı karşıya ve Türkiye'de yapılan anketlerde insanların esas olarak üç nokta üzerinde durduğu, bunlardan birinin de eğitim olduğu ve bunun düzelmesi gerektiği üzerine bizlerin de görüşleri ortaktır.

Bir tanesi eğitim alanı iken, diğer iki alandan bir tanesi ekonomi, bir diğeri ise demokratikleşmedir. Esas olarak, birinci sırada olan demokratikleşme; ikinci sırada olan, bu ülkedeki yine önemli sorunlardan biri olan, büyük emekçi kesimlerin yoksullaştırılmasına neden olan ekonomi; üçüncü sıradaki de eğitim. Ama, mevcut iktidarın özellikle son birkaç ay içerisinde uygulamış olduğu politikalar, KHK’larla birlikte ülkeyi sokmuş olduğu çıkmaz gelinen aşamada her 3 alanın üzerine yeni yükler bindirerek ülkemizi âdeta bir krizin içerisine sürüklemiş durumdadır.

Eğitim alanında, KHK’lar süreciyle birlikte, bugün getirilen bu yasa tasarısının çok daha ilerisinde büyük tahribatların yaşandığı açıktır. Binlerce, on binlerce öğretmen açığa alınmış, ihraç edilmiştir. Yine aynı şekilde, bu son birkaç yıl içerisinde müfredata, onun içeriklerine yönelik saldırılar ya da onların bir şekilde tahribata uğratılarak bilimsel eğitimin dışına itilmesi de bizim eğitim alanında daha epey bir yolumuzun olduğunu göstermektedir.

Bütün bu sorunlar, eğitim alanı dâhil olmak üzere, bu ülkedeki ana sorunların çözümüyle ancak ortadan kaldırılabilir ya da adım adım bu ülkenin bütün ortak beyinleriyle birlikte çözülebilir. Ama, maalesef, iktidar asıl önemli sorunların tümünü bir tarafa bırakarak, eğitimin de temel sorunlarını çözmek yerine, onların içerisinden sadece küçük bir bölümü gündeme getirerek süreci oyalamaktadır.

Demokratikleşme, dediğimiz gibi, bu ülkenin temel sorunlarından bir tanesi. Doksan küsur yıldır dünya ülkelerinin büyük bir bölümünde çözülmüş olan bu sorun maalesef bizim ülkemizde tekçi anlayışla sürekli çıkmaza sürüklenmekte, güvenlik politikalarıyla çözülmeye çalışılmaktadır. Bugün de gelinen aşamada ülkemizde var olan sorunların çözümü yine aynı darbeci zihniyetle ele alınmış, demokratik siyasetin önü kapatılarak bu ülkede bir şans olan, bu ülkedeki çok büyük bir kesimin temsilcisi olan, yine bu ülkede toplumsal barışı sağlama üzerine önemli emekler vermiş insanlar, Eş Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve onlarca arkadaşımız, yoldaşımız tutuklanarak demokratik siyaseti sindirme, bastırma, bir biçimde tekrar yüz yıldır uygulanmış olan bu askerî vesayetle bu meseleyi bir şekilde çözme eğilimi ön plana çıkarılmış durumdadır. Açık ki bu felsefeyle hareket eden mevcut iktidar, aynı anlayışı dış politika ve diğer alanlara da taşıyarak ekonomiyi de önemli oranda çökertmiş durumda yani tekçi siyasetten kopamayan, bu ülkedeki dilleri, kültürleri kendi zenginliği olarak göremeyen, bunları yeni yapmak istediği anayasada garanti altına almak yerine 12 Eylül faşist anayasasının da bütün hükümlerini rafa kaldırarak -bizim eş başkanlarımızı- demokratik alanı zora sokan, oradaki çalışmaları zayıflatan, aslında halkların önünde barışı sağlayabilecek o olanağı da ortadan kaldırmaya çalışan bir yönelime girmiş durumda. Aynı zihniyetle Suriye’deki demokratik yönelimlerden de rahatsız olan, bu çevredeki bütün o politikaların tümünde, nerede demokratikleşme varsa bunların tümüne saldıran bir politikayla maalesef ülkemizi çıkmaza doğru sürüklemeye başlamış durumda. Şu an Suriye’de dahi yani oradaki demokratik güçlerle birlikte bu sorunları çözmek yerine, demokratik mücadelenin önünü açmak, bütün bu temsilcilerle bu süreci yürütmek yerine, orada nasıl bir maceraya atıldığımız bile belli olmadan -şu ana kadar bile 20’ye yakın insan yaşamını yitirmiş, askerler kayboluyor- ve biz hiçbir zemini belli olmayan bir ortamda insanlarımızı yitirerek halklar arasında düşmanlığın derinleşmesine neden oluyoruz. Yani Hükûmet bir an önce bu politikadan vazgeçmelidir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ataş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

44’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 44’üncü maddesiyle getirilen “Yükseköğretim Kurulu ve” ibaresinin “Yükseköğretim Kurulu ve/veya” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

                     Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu

                         Kocaeli                               Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 44’üncü maddesinde yer alan “Yükseköğretim Kurulu ve” ibaresinin “Meslek Yüksek Okulları ve” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                 Ayşe Acar Başaran                    Feleknas Uca                       Ahmet Yıldırım

                         Batman                              Diyarbakır                                Muş

              Mehmet Emin Adıyaman

                          Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Adana’da bir yurtta çıkan yangında hayatını kaybeden çocuklarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Yine, Batman’da 4 çocuğumuza yönelik cinsel saldırı olayını şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık bir yıl önce Suriye ve Irak tezkereleri burada tartışılırken biz ısrarla hem Suriye’ye hem Irak’a müdahalenin bir çıkmaz olduğunu, her iki ülkedeki gelişmelerin aslında bizim dışımızda o ülkelerin iç sorunları olduğunu defalarca ifade ettik ama maalesef Suriye tezkeresi Meclisten geçti. Yine, bir yıl önce Kilis sınırında hemşehrim de olan, Iğdır Aralık ilçesinden olan Sefer Taş isimli bir askerimiz IŞİD tarafından kaçırıldı. Buna ilişkin defalarca soru önergesi vermemize rağmen, Meclis kürsüsünde bu durumu dile getirmemize rağmen... Kaçırılan askerin ailesinin hem il valiliği hem Savunma Bakanlığıyla yaptığı bütün görüşmelerde ısrarla aile telkin edildi ve askerin kurtarılacağı dile getirildi ama hiçbir gelişme olmadı ve askerin akıbeti hakkında hiçbir bilgiye bugüne kadar ulaşılmadı ama bugün El Bab bölgesinde 2 askerin daha IŞİD teröristleri tarafından kaçırıldığını öğrenmiş oluyoruz.

Şimdi, tabii, değerli arkadaşlar, paralelinde bugün Sayın Cumhurbaşkanı da şimdiye kadar Suriye’de bulunma gerekçelerinden farklı olarak bu kez direkt Suriye’deki mevcut iktidarı hedefleyen, Beşar Esad’ı devirmek amacıyla orada olduğumuzu ifade eden bir açıklama yaptı. Doğrusu, AKP iktidarının hangi politika üzerinden, hangi gerekçeyle ve hangi nedenle Suriye’de ya da Irak’ta bulunmak istediğini biliyoruz ama bu gerekçelendirilirken maalesef Türkiye kamuoyu ciddi bir şekilde yanıltılmakta, hamaset siyaseti üzerinden, Neoosmanlıcılık üzerinden, bazen Halep, Musul topraklarımız Misakımillî sınırları içerisinde denilerek aslında Suriye’de tam bir çıkmazın içerisine girilmiş durumda. Son yirmi gündür El Bab’a 2 kilometre mesafede olan ÖSO ve TSK’ya ait güçler El Bab’a giremediği gibi, belli olmayan, kimler tarafından bombalandığı bilinmeyen uçaklarla bombalanıyor. Yine bu bölgede IŞİD tarafından askerler kaçırılıyor ve sonu belli olmayan bu macerada aslında giderek Suriye’de bir bataklığın içerisine girmiş olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Bakın, Halep ile El Bab’ı takas yapmak adına Rusya ve Esad’la yapılan görüşmelerden netice alınamadı. Suriye’de son iki gün içerisinde -özellikle Halep’te- Esad ordusunun saldırılarıyla, muhaliflerin elinde, özellikle ÖSO’nun elinde bulunan kuzeydoğu Halep’in üçte 1’i alındı ve burada bahsedilen yüz binlerce sivilin Türkiye’ye geleceği iddiası da boşa çıkmış oldu. Zira, Halep’te ÖSO’dan ve muhaliflerden kurtarılan bölgelerdeki sivil halk Türkiye’ye gelmiyor. Nereye gidiyor? YPG’nin kontrolünde olan bölgeye gidiyor. Sadece dünden bu tarafa 10 bin sivil Esad’ın hâkim olduğu alana da değil, YPG’nin olduğu alana sığınıyor.

Değerli arkadaşlar, Suriye’deki politikamızda yeni bir düzenlemeye girmemiz, oradaki demokratik, özgürlükçü güçlerle iş birliği ve ittifak içerisine girmemiz gerektiğini düşünüyorum. Aksi hâlde, El Bab ekseninde tam bir çıkmaz ve bataklığa girmiş olacağız diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 44’üncü maddesiyle getirilen “Yükseköğretim Kurulu ve” ibaresinin “Yükseköğretim Kurulu ve/veya” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Metin Lütfi Baydar (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar… (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Adana’da hayatlarını kaybeden yavrularımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. İnşallah, böyle acıları bir daha yaşamayız diyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi ülkemizdeki eğitime ilişkin verilere bir bakalım. Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat 2013 verilerine göre, 28 üyeli Avrupa Birliğinde 30-44 yaş grubunda yükseköğrenimini tamamlayanların oranı yüzde 37’ye çıkarken Türkiye’de bu oran yüzde 11’dir. Türkiye’de 16 yaş üzeri eğitim durumuna göre nüfus dağılımı ise şöyle: Okuma yazma bilmeyen 2 milyon 784 bin 257, yüzde 5; okuma yazma bilen fakat bir ilkokul bitirmeyen 3 milyon 784 bin 667, yüzde 7 insanımız var. İlkokul mezunu sayımız 15 milyon 220 bin 28, yüzde 28; ilköğretim diplomasına sahip olanların sayısı 11 milyon 617 bin 159, yüzde 21; 2 milyon 849 bin 999 yani yüzde 5 ortaokul veya dengi okul mezunumuz; 12 milyon 96 bin 830, yüzde 22 ise lise veya dengi okul mezunumuz var. Yüksekokul veya fakülte mezunlarının sayısı toplumda 5 milyon 913 bin 187 yani yüzde 11; yüksek lisans mezunu 416.741, yüzde 1; doktora mezunu sayımız ise 122.619, oranı ise kabaca yüzde sıfır noktalarla ifade ediliyor.

35 OECD üyesi ülkedeki durumun incelendiği “2016 Tek Bakışta Eğitim” adlı rapora göre Türkiye'nin ilkokuldan yükseköğretime kadar eğitim kurumlarına yaptığı harcamalar diğer OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında oldukça düşük seviyede. Her ne kadar “Eğitime en büyük payı ayırıyoruz.” desek de eğer eğitimde bir şeyler yapmak istiyor isek daha fazla para ayırmamız gerekiyor. Yine, OECD’nin 2016 raporunda Türkiye 38 OECD üyesi ülke arasında en altlarda yani 35’inci sırada yer aldı. OECD üyesi ülkelerin karşılaştırıldığı raporda Türkiye’de ortalama eğitim görme süresi OECD ortalamasının çok gerisinde kalarak 16,9 yıl olarak tespit edildi. Türkiye’de 25-64 yaş arası lise mezunlarının oranı ise yüzde 36. Bu oran yüzde 76’ya ulaşan OECD ortalamasının oldukça gerisinde ve en düşük sıralamalardan biri.

Türkiye’de kız öğrencilerin eğitime katılımı da OECD sıralamasının sonlarında. Kadınların doktora veya daha ileri düzeydeki yükseköğretim kurumlarına girmesi ve buralardan mezun olması hâlâ erkeklere göre daha zor. Raporda Türkiye’de kadınların sadece yüzde 50’sinin üniversiteden mezun olarak bir lisans diploması alabildiği açıklandı. Bu oran OECD ortalamasında ise yüzde 58; 60’lara yakın.

Raporun özetinde belirtiğine göre Türkiye matematik alanında 64 ülkenin sadece 18’ini geride bırakarak 45’inci sırada yer aldı. Daha önceki 2012 verilerine göre Türkiye 44’üncü iken bu yılki verilerde 1 sıra gerileyerek 45’inci sırada yer aldığı görülüyor. Genel sıralamasında ise 2012 yılı sıralamalarına göre bir değişiklik olmadı, âdeta yerinde saydı Türkiye yani 65 ülke arasında 45’inci sırada yerimizi aldık. Türkiye kendi klasmanında yer alan İsrail, Yunanistan ve Rusya’nın yine gerisinde kaldı. Tablo oldukça vahim.

Bir de yetişmiş insan gücümüze ve üniversitelerimize bakalım. Ülkenin en önemli şemsiyesi yetişmiş insan gücüdür, bunun da en önemli kaynağını üniversiteler oluşturur. YÖK kayıtlarına göre Türkiye’de 22.400 profesörümüz, 15 bin doçentimiz, 35.300 yardımcı doçentimiz var. Diğer gelişmiş ülkelerle kıyasladığımız zaman neredeyse çoğunun üçte 1’i, hatta dörtte 1’i düzeyinde olduğumuzu görüyoruz.

Eğitimin gerçekten toplumu değiştiren ve dönüştüren bir işlev üstlendiğini bilmemiz gerekiyor. Bunu hep beraber doğru şekilde kavradığımızda eğitim sistemimizi gerçekten millî, çağdaş, modern hâle getirerek birlikte bir şeyler yapabildiğimizde eğitimdeki başarılarımızı konuşabiliriz diye düşünüyorum.

Hepinize gecenin bu saatinde saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baydar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 45’inci maddesi ile eklenen r) bendindeki “Staj” ibaresinin “Uygulamalı öğrenme” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Ceyhun İrgil                 Bülent Yener Bektaşoğlu                 Murat Bakan

                          Bursa                                 Giresun                                 İzmir

                     Haydar Akar                    Mustafa Ali Balbay                Metin Lütfi Baydar

                         Kocaeli                                 İzmir                                  Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 45’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                     Kamil Aydın                       Deniz Depboylu                       Arzu Erdem

                        Erzurum                                Aydın                                İstanbul

MADDE 45- 3308 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“p) “Eğitim Birimi”, bu Kanun kapsamında öğrencilerin teorik ve beceri eğitimi, staj veya tamamlayıcı eğitim ve işletme personelinin eğitimi amacıyla işletmeler tarafından oluşturulan, gerekli araç, gereç ve donanıma sahip eğitim ortamını;

r) “Staj”, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ile hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı;

s) “Tamamlayıcı Eğitim”, açık öğretim yoluyla eğitimi yapılamayan alan veya dallarda, mesleki ve teknik orta öğretim programlarını tamamlayamadan okuldan ayrılanlar ve yurtdışında öğrenim görenlerin denklik işlemleri sonucunda tespit edilen eksik meslek alan veya dal derslerini işletmelerde mesleki eğitim esaslarına göre tamamlamalarına imkân sağlayan eğitimi;”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 45’inci maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                 Ayşe Acar Başaran                    Feleknas Uca                       Ahmet Yıldırım

                         Batman                              Diyarbakır                                Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Ahmet Yıldırım... (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Adana Aladağ’da bir öğrenci yurdunda çıkan yangın sonucu, en azından şimdiki belirlemelere göre, en az 12 kız çocuğumuzun ölmesinden dolayı kendilerine Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralı çocuklarımıza da acil şifalar diliyorum.

Az önceden beri eminim ki birçok arkadaş bu empatiyi yapmıştır, aynı yaşlarda çocuğum var, liseye giden bir kızım var ve onu onların yerinde düşünerek bir empati yapmaya çalıştığımda hepimizin düşünebileceği duygu hâli bir infial hâlidir. Allah hiç kimseye evlat acısı yaşatmasın. Ancak, hani ben böyle bir acı üzerinden ne iktidara vurma gibi ucuz bir yola başvurabilirim ne de bu açığa çıkmış acıdaki ihmalkârlığı bundan sonra yaşanmaması için görmezden gelebilirim.

Buradan hareketle şunu ifade edeyim ki bir bütün olarak şu yasama organının tamamının en azından, herhâlde biraz daha fazla iktidarın bu gibi, özellikle vahim olayların yaşanması süreklilik hâli kazanınca her birimizin biraz payı vardır. Çünkü, sadece son bir yılda, az önce bir arkadaşımız ifade ettiği üzere, benzer yurtlarda veya pansiyonlarda 4 defa yangının çıkmış olması ve hepsinde çoklu ölümlerin olmuş olması bu konuda sistematik bir ihmalkârlığın olduğunu gözler önüne seriyor. Veya bundan sonra benzer olayların yaşanmaması için tedbir geliştirme konusunda sıkıntılarımızın olduğunu düşünüyorum.

Şunu bir eğitimci, bir akademisyen olarak, özellikle yirmi yıl bir üniversitede çalışmış biri olarak gözlemledim ve son iki yıldır da hâlâ gerek Millî Eğitimde gerekse üniversitede çalışan arkadaşlardan aldığım bilgiye ve kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum: Evet, 17-25 Aralık sonrası başlayan ama 15 Temmuzdan sonra artan, Gülen Cemaati’nin eğitim ve özellikle akademi alanındaki kadrolaşmalarına, hak etmedikleri, elde etmiş oldukları nüfuzlara dönük bir operasyon var. Ama, bunu giderebilmenin ve bundan sonra benzer yapıların bir bütün olarak kamuda ve eğitim kurumlarında türememesinin biricik yolu vardır. Daha fazla demokratik standartları yükseltmek, daha fazla liyakate göre özellikle kadro atamaları veya sınavlarla yerleştirmelerin yapılması gerekirken, eğitim alanında bu paralel yapı dışında kalan farklı cemaat ve tarikatların ön plana çıkarıldığını, özellikle özel öğretim, özellikle yurt ve özellikle üniversitelerde farklı tarikatların imtiyazlı hâle geldiğini gözlemliyoruz. Bu, bizim için hâlâ bu olaylardan ders çıkarılmadığının nişanesidir.

Ben açık yüreklilikle şunu söyleyeyim: Bir kişinin herhangi bir siyasi çevreye, herhangi bir cemaate veya tarikata yakınlık duyması kadar doğal bir şey olamaz. Herkes kendi toplumsal yaşamı içerisinde belli yapılarla ilişkili olabilir, bunda beis yoktur. Ancak, bir cemaate yakınlık veya bir siyasi anlayışa aidiyet ve mensubiyet duymak bir kişiye kamuda ne avantaj ne de dezavantaj sağlamamalıdır. Bu ülke bu alışkanlığını bir türlü aşamadı. Önce de vardı ama mevcut iktidar döneminde artarak devam etmiştir. Düşünün, paralel yapıya dönük bir operasyon yapılıyor ama onların boşalttığı alanlara farklı cemaatlerin ve tarikatların yerleştiriliyor olması eğitimdeki kronik sorunların artarak devam etmesi sonucunu doğuruyor veya yurtların, işte devlet yurdunun götürülüp bir başka cemaate devredilmesi bu akşam yaşadığımız olay gibi bir olayın yaşanmasını beraberinde getiriyor.

Bu temelde, başta eğitim olmak üzere, kamuda herkes istediği cemaate ve siyasete yakınlık duyabilir ama bu durum birileri için ne avantaj ne dezavantaj teşkil etmemelidir. Hele hele cemaat ve tarikat ilişkilenimleri tümüyle manevi dünyaya tekabül ettiği için dünyevi nimetlerden daha fazla istifade etme gerekçesi olarak ön plana çıkarılması o manevi duygu ve düşün dünyasını istismar anlamına gelir diye düşünüyorum.

Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 45’inci maddesini aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kamil Aydın (Erzurum) ve arkadaşları

MADDE 45- 3308 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.

“p) “Eğitim Birimi”, bu Kanun kapsamında öğrencilerin teorik ve beceri eğitimi, staj veya tamamlayıcı eğitim ve işletme personelinin eğitimi amacıyla işletmeler tarafından oluşturulan, gerekli araç, gereç ve donanıma sahip eğitim ortamını;

r) “Staj”, öğrencilerin öğretim programlarıyla kazandırılması öngörülen mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ile hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmede yaptıkları mesleki çalışmayı;

s) “Tamamlayıcı Eğitim”, açık öğretim yoluyla eğitimi yapılamayan alan veya dallarda, mesleki ve teknik orta öğretim programlarını tamamlayamadan okuldan ayrılanlar ve yurtdışında öğrenim görenlerin denklik işlemleri sonucunda tespit edilen eksik meslek alan veya dal derslerini işletmelerde mesleki eğitim esaslarına göre tamamlamalarına imkân sağlayan eğitimi;”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Erzurum Milletvekili Sayın Kamil Aydın...

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 45’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatlerinde gerçekten bir taraftan son günlerde hem sınır ötesinde hem ülkemizin sınırları dâhilinde terörle mücadele sonucu canlarımız yanmaktadır, şehitlerimiz vardır, diğer taraftan da son zamanlarda, üstüne üstlük geçenlerde, yine Siirt Şirvan’daki bir kazada 16 madencimizi toprak altına verdik. Maalesef, bugüne kadar sanıyorum 6 işçi kardeşimizi çıkarma başarısını gösterdik, 10 civarındaki madencimiz hâlâ toprak altında. Allah milletimize, ailesine sabırlar versin. İnşallah, dualarımız onların, bir mucize gerçekleşsin de sağ salim bizi sevindirsinler diyorum.

Üstüne üstlük bugün acımızı tazeleyen bir elim kaza daha işittik. Adana ilimizde bir öğrenci yurdunda çıkan yangından dolayı şu ana kadar 12 kardeşimizi kaybettik, 20 civarında da yaralı öğrencimiz var. Evet, bunları niye söylüyoruz? Empati kuruyoruz, anneyiz, babayız ve hepimizin yürekleri dağlandı. Tabii, buradan çıkarılacak derslerimiz de olmalı diyoruz.

Tedbir alıp öyle tevekkül etmek lazım değerli milletvekilleri. Tedbiri aldığımız noktasında eğer mutmainsek, tatminkârsak eyvallah ama tedbir noktasında eksiklerimiz varsa bu bizim hassaten vicdanlarımızı kanatan ekstra bir acı ve sorumluluk yüklemektedir diye düşünüyorum. Ne olabilirdi, neler yapılabilirdi, bu yavrularımızı bu beklemediğimiz, ummadığımız kazaya düçar kılmadan önce ne olabilirdi? Devlet eliyle, devlet her zaman özel sektör mantığından… Evet, geleneksel bir yapıdan geliyoruz, hepimiz öğrencilik yıllarını tattık. Devlet yurtları, daha kucaklayıcı, daha sıcak, daha altyapı noktasında, tedbirler noktasında daha sağlam bir zemine oturtulmuştur.

Bakın, değerli milletvekilleri, sürekli savunma mekanizması geliştirerek… Biz bir eksikliği, bir yanlış uygulamayı, bir durumu izah ederken karşısında şöyle bir savunma getirmemek lazım: “Ama, biz, şu kadardı, şu kadar yaptık.” Eyvallah, Allah razı olsun yapanlardan ama eksik.

Değerli arkadaşlar, bir şeyi yapmak, bir görevi ifa etmek normal olan bir şey. Yapmak görevimiz, söylemek görevimiz, yasal olarak bizim bunları ifade etmemiz görevimiz, ekstra bir sorumluluk değil. Bunun için çok büyük bir iltifat, bir teşekkür beklemeyeceğiz. İcra makamı da aynı şekilde düşünmeli. Bakanlık ve Bakanlığa bağlı bütün kurumlarımız üzerine düşen görevi yapmalı. Bu yurtların sayısı az, çoğaltmalıyız, çok yapmalıyız. Her eğitim öğretim yılı başında -sizlere de mütemadiyen bu şikâyetler geliyor- inanın anneler, babalar, veliler, akrabalar, çocuklar arıyorlar. Anadolu’nun bir yerinden kopmuş gitmiş büyük bir kente. Metropol bir kentin yaşattığı o psikolojik bunalımdan kurtulmadan bir de evsizlik düşüncesine kapılıyor. Bunları hep yaşadık. Ama bunun cevabı şu olmamalı: “Biz şu kadarını yaptık. Şu kadardı devraldığımızda, şu kadar oldu.” Hayır, böyle bir savunma mekanizması yok. Benzer şeyleri belediyelerimiz de yapıyor. Benim en nefret ettiğim şey. İnanın, bir bakıyorsunuz bir sokakta küçük bir yama var, bir asfalt çalışması var, yama şu kadarcık yer ama öyle bir tabela koymuşlar ki oraya, yazıyor: “Büyükşehir çalışıyor.” Ya, Allah aşkına böyle bir… Yani bu söylemi biraz irdelediğimiz zaman e, ne yapacak, büyükşehir yatma yeri mi? Yani sanki bütün büyükşehirler yatıyor, beyefendi küçük bir yama yapıyor, diyor ki: “Büyükşehir çalışıyor.” Çalışmayıp ne yapacaksın, görevin çalışmak senin.

Şimdi, tabii, gerçekten bu yurtların sayısının, devletin kontrolünde olmak şartıyla -devletin o şefkat dolu kucağında yavrularımızı emanet edebileceğimiz- çoğaltılması lazım. Yoksa, Allah korusun, özel sektör mantığı arkasında -hangi isim, hangi marka, hangi grup olursa olsun- çalışma mantığında kazanç vardır. Kazanç olmayan tek hizmet ayağı devletin kendi imkânlarıyla çoğalttığı yurtlardır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 45’inci maddesi ile eklenen r) bendindeki “Staj” ibaresinin “Uygulamalı öğrenme” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Murat Bakan (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Murat Bakan… (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Adana’da hayatını kaybeden yavrularımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Umarım uzun zaman böyle acılar yaşamayız yeniden.

Değerli arkadaşlar, bu iktidar döneminde eğitim hızla ticarileşmiş, Hükûmetin iki temel hedefine göre dizayn edilmiştir. Bunlardan birincisi, kamusal eğitimi zayıflatmak ve kamu kaynaklarını paralı özel okullara aktararak paralı öğretimi güçlendirmektir. 4+4+4 öncesi Türkiye’de özel okulların resmî okullara oranı yüzde 10 iken, sonrasında, 2015-2016 öğretim yılında yüzde 18 olmuştur.

İkinci hedefi ise, eğitim sistemini, Necip Fazıl’ın “Gençliğe Hitabe” şiirinde idealize ettiği siyasal, ideolojik çizgide biçimlendirerek eğitimi dinselleştirmektir. Hükûmet bunun için tüm adımları atmış ve atmaya devam etmektedir.

Şimdi biraz geriye dönelim. Cumhuriyet, halkevleri, köy enstitüleri gibi kuruluşlarla, topyekûn, özgür, laik, çağdaş yurttaş yetiştirmek için, aklı rehber, bilimi yol görerek eğitim seferberliği başlatmıştı. Sadece cumhuriyetin yoksul çocuklarına pozitif ayrımcılık yapan, onlara fırsat eşitliği sağlayan, başka bir dünyanın kapısını açan, köyünde çoban olma dışında hiçbir çıkışı olmayan bu yoksul çocuklarını kendi köyünde öğretmen, ziraatçı, sağlıkçı, duvarcı, demirci, terzi yapan köy enstitülerini hatırlayalım. Yaparak, yaşayarak, ezber eğitime alternatif olan bize özgü bu eğitim modeli, ülkemizden dünya pedagoji tarihine giren tek projemizdir. Cumhuriyetin eğitimli, özgür yurttaş, erdemli insan yetiştirme projesiydi köy enstitüleri. Yunus ile Goethe’nin, Pestalozzi ile Tonguç’un, piyano ile bağlamanın, opera ile türkünün kucaklaşmasıydı köy enstitüleri. Mustafa Kemal’in “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” dediği bu ocaktan birçok yazar, sanatçı çıkmıştır.

Eğitim üniversite mezunu olmak değildir. Eğitim, meslek öğrenmenin yanı sıra, ahlak, yol yordam öğrenerek erdemli insan olma yolculuğudur. Yoksa, ülkemizi soyan arsızlar, hırsızlar, doğamızı talan edenler, kentlerimizin mimarisini ucubeye çevirenler, bu Meclisi bombalayan hainler de üniversite mezunu. Maarifin marifeti, köy çocuklarından dünya insanı, eğitimli, özgür yurttaş, bilim insanı, yazar, sanatçı çıkarmaktır. Maarifin marifeti kentliden eğitimli çoban çıkarmak olmamalıdır. Köy enstitülerini kapatan zihniyet bugün tek başına Hükûmet ve bugün yoksul halk çocuklarına eğitim kurumu olarak Ensar Vakfını, TÜRGEV’i adres gösteriyor. Adresi takip edersek yolun IŞİD’e Antep’te eleman topladığı iddia edilen ve 10 Ekim iddianamesinde ismi geçen Genç Ensar Derneği, Genç Muvahhidler Derneği gibi derneklere çıktığını görüyoruz. Aslında millî eğitimimiz adı gibi millî olsa cumhuriyet kuşağındaki Hasan Ali Yücel gibi Millî Eğitim Bakanları, İsmail Hakkı Tonguç gibi eğitimciler olsa bugün eğitim sorunu gibi bir konuyu konuşmaya gerek kalmayacaktı. Ne yazık ki sağ muhafazakâr iktidarlar ve özellikle son on dört yılda AKP iktidarı, eğitim sistemimizi çağdaş ilkelerinden saptırarak din eksenine kaydırdı, eğitimde özgür birey yetiştirmenin yerine eğitimli mürit yetiştirme projesini hayata geçirdi. Dershanelerle de mürit yetiştirme projesine destek sundular. AKP ve cemaat el ele, kol kola, omuz omuza cumhuriyetin özgür birey yetiştiren eğitim sistemini tarumar ettiler, eğitimli mürit yetiştirme projesine çevirdiler.

Cumhuriyet kadroları “Eğitimli, laik, özgür birey güçlü olur, eğitimli özgür bireyden oluşan toplum da güçlü toplum olur.” tezini savunuyordu; “Güçlü olan sayıca kalabalık olan kitleler değil, eğitimli kitlelerdir.” diyen Konfüçyüs gibi yol yürüdüler. Anadolu bozkırından Nobel Ödülü’ne giden yol cumhuriyetin eğitim yoludur. Bu yoldan yürüyen Aziz Sancar’a bin selam olsun.

Değerli arkadaşlar, özgür, eğitimli birey yerine eğitimli mürit yetiştirirseniz ne olur? Ne olduğu ortada. Özgür birey, yurttaş olarak devletine vergi ödemeyi kutsal görüyor, mürit ise tarikatına himmet parası ödemeyi. Özgür birey “En hakiki mürşit ilimdir.” diyor, müritler ise kerameti kendinden menkul şeyhinde arıyor hakikati. Adam profesör, hâkim, savcı, general, akademisyen ama tarikat liderinin emrinde mürit. Sonuç mu? Sonuç, 15 Temmuz.

Hükûmetin olağanüstü hâl KHK’larıyla vakıf üniversitelerini kapatarak, orada çalışan, FET֒yle uzaktan yakından hiçbir alakası olmayan “Akademi hakkımız, soruşturmaya hazırız.” diyen akademik ve idari personeli işsizliğe, çaresizliğe, açlığa terk etmesi, belediye kurslarını kapatma denemesi, yandaşlarını rektör ataması, proje okul uygulaması, Orta Doğu ve Boğaziçi gibi aydınlık eğitim ocaklarına yönelmesini, öğretmen kıyımını birbirinden ayrı görmemek gerekir. Gelin, bu yanlıştan hep beraber dönelim arkadaşlar. Laik, parasız, bilimsel eğitimi hep birlikte gerçekleştirelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 02.31

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

45’inci madde üzerinde İzmir Milletvekili Murat Bakan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeleri kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

46’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla değiştirilen (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                        Feleknas Uca

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                            Diyarbakır

                 Meral Danış Beştaş                  Ahmet Yıldırım

                          Adana                                   Muş

“b) En az ortaöğretim mezunu olmak”

BAŞKAN – Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 46’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Metin Lütfi Baydar                    Ceyhun İrgil                     Mustafa Ali Balbay

                          Aydın                                  Bursa                                   İzmir

                     Haydar Akar                 Bülent Yener Bektaşoğlu

                         Kocaeli                               Giresun

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                     Zühal Topcu                        Erkan Haberal                         Ruhi Ersoy

                         Ankara                                Ankara                               Osmaniye

                      Arzu Erdem                       Deniz Depboylu                    İzzet Ulvi Yönter

                        İstanbul                                Aydın                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın İzzet Ulvi Yönter.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Adana Aladağ ilçemizde bugün bir felaket yaşandı. Maalesef, yaşları 11 ila 14 arasında bulunan 11 evladımız ve 1 yurt çalışanı çıkan yangın sonucunda hayatlarını kaybettiler. Hayatlarını kaybeden bu kardeşlerimize, evlatlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum.

Her nerede sorumluluk varsa, sorun varsa bu yangın meselesi mutlaka tüm teferruatıyla, detayıyla aydınlatılmalı ve suçlular, yangına sebebiyet verenler ortaya çıkarılmalıdır. İlk açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla yangın merdivenlerinin kilitli olduğu anlaşılmakta ve açıklanmaktadır. Ümidimiz ve temennimiz odur ki bir daha böyle talihsiz ve hepimizin yüreklerini kavuran facialar yaşanmasın, körpe evlatlarımız hiç ummadık, hiç beklenmedik anda ortaya çıkan yangın gibi felaketlerle aramızdan ayrılmasın. Temennimiz, dileğimiz budur ve pıtrak gibi açılan bu yurtların denetim ve kontrolünün de yapılması, bunların belli bir güvenceye alınması mutlaka temin edilmelidir.

Biz Millî Eğitim Bakanlığının kuruluş kanununu konuşurken elbette yurt sorununu, öğrencilerimizin içinde bulunmuş olduğu durumları da konuşmak ve değerlendirmek durumundayız. Öncelikle tartışmamız ve sorgulamamız gereken, eğitim hayatımızın bir siyaseti, bir stratejisi var mıdır? Varsa bu strateji ve siyasetin ana kaynakları nelerdir, hedefleri nelerdir?

Millî eğitim maalesef uzun süredir talihsiz bir süreçten geçiyor. Bir defa bunu kabul etmek durumundayız. Sürekli politika değişimleri, eğitimi inandırıcılığından uzaklaştırmış durumda ve her yönüyle de tartışmaya açmış durumda. Göreve gelen bakanlar, görevden gidenleri yalanlamakta ve yanlışlamakta. Her şeye âdeta yeniden başlanmaktadır. Eğitim ve öğretim hayatı millî hayatımızın dinamosu ve dinamik yüzüdür. Bu yüze kara çalınması geleceğimizi riske sokacaktır. Sormamız gereken ilk soru öncelikle eğitim politikalarımızdaki amaçlarımız nelerdir? Millî Eğitim Bakanlığında yeni kadrolar ihdas edilerek, yeni makamlar oluşturularak eğitim politikalarını sağlıklı, millî ve istikrarlı bir şekilde takdir edersiniz ki kuramayız, kurgulayamayız.

Ayrıca, nasıl bir gelecek tasavvur ediyoruz? Bu nesiller veya nesillerden neler bekliyoruz? Hangi ihtiyaçların karşılanmasını ümit ediyoruz? Günlerdir -bilhassa tabii 15 Temmuzdan sonra- açığa alınan öğretmenleri konuştuk. 30 bine yakın öğretmen ihraç edildi, birçoğu açığa alındı. Son günlerde de 6 bine yakın öğretmenin tekrar görevine iade edildiği Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Şimdi, kimin suçu varsa, kim bu ihanete, bu Pensilvanya merkezli çeteye dâhil olmuşsa elbette haklarında ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Fakat bizim tartışmamız gereken, düşünmemiz gereken, sorgulamamız gereken bu 30 bini aşkın öğretmenin okuttuğu öğrencilerin durumlarının ne olacağıdır. Bu evlatlarımız zehirlenmemiş midir? Bunları biz nasıl telafi edeceğiz? Bunların, bu FETÖ tarafından millî eğitim sistemine sızdırılan öğretmenler tarafından yanlış yöne sevk edilmesinin önüne nasıl geçeceğiz, bu sosyal maliyeti nasıl telafi edeceğiz? İnşallah, Millî Eğitim Bakanlığının böyle bir politikası vardır, böyle bir hedefi vardır, bununla da ilgili şimdiden bir hazırlık yapmıştır.

Sözlerime son verirken hepinizi saygılarımla selamlıyor ve teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yönter.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini mi okutuyoruz Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İlkokula başlama yaşının düşmesi nedeniyle ortaöğretimden mezun olacak öğrencilerin yaşlarının 14’ün de altında kalacağından çocuk yaşta işçinin artması söz konusudur.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla değiştirilen (b) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

“b) En az ortaöğretim mezunu olmak”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Adana Aladağ’daki büyük faciayla ilgili… Vekili olduğum ilde gerçekten şu anda büyük bir yas var ve eğitim alanına ilişkin, yurtlara ilişkin, denetimsiz, sorumluluğun üstlenilmediği, özelleştirmenin yaygınlaştığı, cemaatlere, farklı kesimlere devredildiği bir ortamda bunu çok ciddi tartışmamız gerekiyor. Gerçekten, şu anda yavrularımız, küçücük çocuklar, ortaokul öğrencileri -büyük bir işkence aslında- o dumanda, o yangında… Yani, onu düşünmek bile korkunç bir şey. Ailelerine tekrar başsağlığı diliyorum, kendilerine de Allah’tan rahmet diliyorum. Umarım en kısa zamanda sorumlular bulunur, yangına sebebiyet verenler ortaya çıkarılır ve bir daha böyle faciaların, katliam gibi yangınların, sebep olan yangınların önlenmesi için gerekli tedbirler alınır. Her ne kadar bu konuda iyi bir tarihimiz yoksa da Soma gibi, Ensar gibi, daha birçok olayda, tecavüz, yangın ve benzeri olaylarda sorumlular ortaya çıkarılmadığı için ve denetimler yapılmadığı için maalesef bu acıları yaşamaya devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, uzun süre önce verdiğim iki soru önergesine bugün yanıt aldım; ilginç ama yanıt verdiler fakat diyeceğim ki keşke yanıt vermeseydiler çünkü çok daha vahim yanıtlar verdiler. Sağlık Bakanı Sayın Akdağ’a bir soru sormuştuk ve dayanağımız da… Geçtiğimiz aylarda KADEM’in hizmet binası açılışında Sayın Cumhurbaşkanı şöyle demişti: “Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır; eksiktir, yarımdır.” Bu, çok ciddi bir tartışmaya sebep olmuştu. Bu kapsamda ve daha başka gerekçelerle kürtaj uygulamaları çerçevesinde Bakanlığa bir soru sorduk. Kendisi cevabında, Cumhurbaşkanının bu talihsiz açıklamasına büyük değer verdiğini ifade etmiş ve “Bakanlığımızın doğum kontrolü şeklinde çağdışı kalmış bir uygulaması yoktur. Bakanlığımız çağdaş üreme sağlığı kavramı çerçevesinde çalışmalarını, hizmetlerini yürütmektedir.” demiş.

Tabii, bu cevap da sezaryen uygulamasında olduğu gibi oldukça bilimsel olmuş gerçekten. Sayın Bakan sezaryeni de gereksiz bilim dışı bir yöntem olarak nitelendirmiş aynı cevapta. Ancak o çağdışı, bilim dışı dilin değiştirilmesi gerektiğini ilk elden söyleyelim. Hâlâ görmezden geliyor Sayın Bakanlık ama biz varız kadınlar olarak ve bizim bedenimize, haklarımıza karışamayacaksınız.

Kürtaj hakkı mücadelesi, çocuk istemediği hâlde hamile kalan her kadının gebeliğine son vermek için kürtaj olma hakkını savunarak, dünyanın her yerinde kadınların kendi bedenleri üzerindeki söz hakkını, ne zaman ve kaç çocuk doğuracağını kendilerinin belirlemesi gerekliliğinden hareketle başlamıştır. Sınırlı da olsa Türkiye’de var olan bu hak, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Hükûmet yetkililerince tamamen ekonomik yetersizliklere buldukları tek çare olan genç nüfusun artırılması politikasının bir nüvesi ve en az 3 çocuk şiarının dışa vurumu olarak sabote edilmektedir.

Elbette bunun diğer bir boyutu da sağlık hizmetlerindeki özelleştirme ve sosyal harcamaların kapsam dışı bırakılması yani kürtaj için ayrılan ödeneğin kesilmesiyle ilintilidir. Türkiye’de gebeliğe bağlı ölüm oranlarında güvensiz koşullarda yapılan kürtajın etkisi ilk sıradadır. Dolayısıyla, kadınlar için özgür, ücretsiz, ulaşılabilir, güvenli ve yasal kürtaj hakkı aynı zamanda kadınların yaşam hakkı demektir; aksi, kadınların hayatlarını riske atacak tehlikelere zorlamak yani kadın ölümlerine davetiye çıkarmak demektir. Gerçekten bu oran 1970’lerin 2000’lerin ortalarına 100 bin canlı doğumda 250’den 26’ya kadar düşmüştür ve gerçekten bu bahisle kürtaj hakkı yasalar nezdinde tanınmışken uygulamada da bunu destekleyici düzenlemelerin, sosyal düzenlemelerin yapılması büyük önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu çağ dışı cevabı, bilimsellikten uzak cevabı reddediyoruz ve biz kadınların varoluş mücadelesinde elde ettiği birçok kazanım maalesef Hükûmetçe yerle bir edilmek istenmekte, her konuşmalarında bizlere darbe vurup yıkacakları saikiyle sözler sarf etmektedirler. Fakat, farkında değiller, değilsiniz, biz kadınların gücünün ve bu güçle toplumu nasıl inşa etmeye muktedir olduğumuzun farkında değilsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Onlar, o kör, karanlık dehlizlerde dolaşmaya devam ededursun biz çoktan dayanışmayı ördük ve kararlı adımlarla da ilerlemeye devam ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beştaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 47’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                        Feleknas Uca

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                            Diyarbakır

                   Ahmet Yıldırım                  Meral Danış Beştaş

                           Muş                                   Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahiplerini okuyorum:

                 Metin Lüfti Baydar                    Ceyhun İrgil                 Bülent Yener Bektaşoğlu

                          Aydın                                  Bursa                                 Giresun

                     Haydar Akar                    Mustafa Ali Balbay                    Kemal Zeybek

                         Kocaeli                                 İzmir                                 Samsun

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeyle kanuna paralel bir düzenleme getirilmiştir. Kanuna paralel bu düzenleme uygun görülmemektedir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben son iki yıla bir baktım genel olarak Türkiye'de gidişat nedir, ne olmuş, bitmiş diye. Gerçekten bu son iki yıla baktığımda inanılmaz dehşete düşecek düzeyde korkunç katliamlar, iş kazaları diye nitelendirilen, kader ya da farklı şekillerde nitelendirilen ama iş cinayetlerinin son derece çok yüksek olduğu bir fotoğraf var. Soma’da büyük bir katliam oldu. Oradan geçiyoruz, iş cinayetlerinin sayısı çok yüksek. Sonra, 5 Haziranda Diyarbakır’da patlama oluyor, 20 Temmuzda Suruç’ta oluyor, 10 Ekimde oluyor. Ardından ablukalar başlıyor. Sonrasında 12’nci ayın 1’inde 2015’te Kulp’ta müftülüğe bağlı Kur’an kursunda 6 çocuk yanarak yaşamını yitiriyor. Sonrasında bakıyorsunuz, Ensar Vakfında 45 çocuk tecavüze uğruyor. Bir bakıyorsunuz, Adıyaman’da çocuklar tecavüze uğruyor. Bunun gibi, en son yurt dışına, Suriye'ye gönderilen asker ölümleri başlıyor ve böyle giden, silsilesi devam eden ölümler, iş kazaları, iş cinayetleri, bir şekilde savaş politikaları, güvenlik politikalarıyla bir dehşet ve ekonomik kriz. Ama sonuca baktığınızda çalışmaların hepsi sadece yeni anayasaya, başkanlığa kilitlenmiş; bunların hiçbiri görünmüyor, hiçbiri tartışılmıyor, hiçbiri için burada bir çözüm üzerinden bir tartışma yürütülmüyor. Eğer zamanında Kulp’taki yanan çocuklar burada ciddiye alınsa ve bunun üzerine bir çalışma yürütülmüş olsaydı belki bugün Adana’daki bu katliamı yaşamamış olacaktık. Yine, 5 Hazirandaki patlamaya karşı Hükûmet ve AKP’nin yargısı bunun üzerinde sağlam bir çalışma yürütmüş olsaydı 20 Temmuzdaki Suruç katliamı olmayacaktı. 20 Temmuzdaki Suruç katliamı üzerinde durulmuş olsaydı 10 Ekim olmayacaktı ve bunlar, bu süreç buraya kadar geldi, bir kaos sistemi üzerinden başkanlık, tek bir insanın iktidarı üzerinden 80 milyon insanın gelecekle ilgili bütün hayatı karartılıyor. Bugün baktığımızda, gelecek için bu çocuklara gelecek ne bırakacağız? Bu kadar yangının, bu kadar ölümlerin, savaşın, nefretin, herkesin birbirinden nefret ettiği, birbirini ötekileştirdiği, mezheplerin birbirine düşman olduğu, etnik kimliklerin birbirine karşı düşmanlaştırıldığı bir ülkede bu çocukların geleceğine ne bırakılabilir ya da millî eğitim olarak bu kadar öfke ve nefret duygusuyla yetiştirilen bir nesle, hangi çocuğa ne verebilir? Bununla birlikte, bu kadar ağır saldırılar varken, bu yetmediği gibi 15 Temmuz –tırnak içinde- “bir darbe” diye söyleniyor, gidişata bakıldığında -artık bunun da bir sahiciliği kalmadı- binlerce insan işinden olmuş, on binlerce insan evine ekmek götüremiyor, herkes birbirine karşı kuşkuyla bakıyor, sürekli birbirine karşı ya FET֒cüdür ya cemaatçidir ya da başka bir sebeptir diye birbirine karşı kaygılı, endişeli, güvensiz, aynı zamanda nefret duygusuyla yetiştirilen ve nefret duygusuyla yaşamını sürdürmeye çalışan bir ülke gerçekliği var. Bu ülke gerçekliğinin yanında, sonuç olarak bakıldığında bunun karşısında duran HDP’nin sürekli, barış, çözüm ve bunu bir araya getirebilmek için, konuşabilmek için yaratmış olduğu politikaya karşı da aynı nefret, öfke ve düşmanlıkla ilgili politikalar devam ediyor ve en son baktığınızda son yüz yılın en ayıbı, en utanç verici bir döneminden geçiyorsunuz. 46 belediye başkanı tutuklanıyor, 10 milletvekili tutuklanıyor, bu kadar ölümler oluyor; şimdi bu kadar alelacele yasaları geçirelim, kanun hükmünde kararnamelerle bu ülkeyi yönetelim ama ölenler ölsün, ekonomik kriz olursa da olsun, yoksullarla bizim işimiz yok, yeter ki bizim ekonomik seviyemize, refahımıza bir şey olmasın, benden sonrası tufan diyerek bu ülke yönetilemez. Bu ülke yönetilemiyor ve yönetilemediğini de hepimiz buradan görüyoruz.

Bugün Adana’da ölen çocuklara baktığımızda yangın merdivenlerinin önünde bu çocuklar yaşamını yitirmiş. Nedir? Yangın merdiveninin kapısı kapalı. Bir denetleme mekanizması olsaydı, buradaki sistem yerine getirilmiş olsaydı bu çocuklar belki de hayatta olacaklardı. Yine, bundan önceki Soma katliamıyla ilgili bir çözüm geliştirilmiş olsaydı, eğer sorumluları yargılanmış olsaydı Şirvan’da hâlen cenazeler toprağın altında kalmamış olacaktı.

Bu ülkenin işçileri toprağın altındayken, çocukları yanarak ölürken, bu ülkede her tarafta kan akarken, ülke bir çatışma zemini içindeyken -bizim öncelikle oturup konuşmamız gereken- “Burada bir Kürt sorunu var, siyasal olarak çözülmesi gerekir. Bu işin ekonomik maliyeti de çok yüksektir, her gün cenaze gelmesini istemiyoruz, ölen yoksul çocuklardır.” denip aklıselim bir şekilde tartışma yürütülmesi ve bir araya gelinmesi gerekir.

Her geçen zaman ölümleri artırmak demektir, her geçen zaman ekonomik krizi derinleştiriyor. Bunun, ekonomik krizin de, ölümlerin de sorumlususunuz ve birebir bedelini de sizler ödeyeceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yiğitalp.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                     Feleknas Uca                       Ahmet Yıldırım                      Besime Konca

                       Diyarbakır                                Muş                                    Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Siirt Milletvekili Sayın Besime Konca. (HDP sıralarından alkışlar)

BESİME KONCA (Siirt) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de Adana Aladağ’daki ihmalden, sorumsuzluktan ve yanlış eğitim anlayışına kurban edilen çocuklarımızı saygıyla anıyorum, rahmet diliyorum ve ailelerine başsağlığı diliyorum.

Evet, burada, her seferinde tedbirleri dile getiriyoruz. Bütün bu tedbirler, hem eğitim anlayışı hem yaşama saygı hem hükûmetlerin insan yaşamına karşı sorumluluk duymaları Türkiye gerçekliği içerisinde zaman gerektiren bir şeydir, bir kültür anlayışıdır, bir düşünsel değişimi gerektiren, biraz vicdan anlayışıdır. Sadece hukuki olarak sonuçlarını yargılamanın Türkiye’de tedbir geliştirmeyeceğini de biliyoruz fakat adalet için, vicdan için, hak hukuk için bu yargılamaların da bir an önce yapılması gerekir.

Şimdi, ben, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptığı bir çalışmaya dair birkaç şey söylemek istiyorum. Basına yansıdığı kadarıyla şöyle deniyor: “Öte yandan, devlet koruması altında bulunan ve yurtlarda kalan çocukların ev ortamında büyümesini sağlamaya yönelik geçen yıllarda hayata geçirilen çocuk evleri sistemi de FET֒yle mücadele çalışmaları çerçevesinde mercek altına alındı. Bakanlık, çocuk evleri sistemi içerisinde geçmiş yıllarda sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerle yapılan iş birliğine yönelik kapsamlı bir inceleme başlattı.” Şimdi, bu, aile ve sosyal politikalardan sorumlu Bakanlığımızın FETÖ soruşturmaları dâhilinde başlattığı bir inceleme var ve habere göre, bu kurumlara verilen çocuk sayısı 5 bine yakınmış ve inceleme başlatılmış ve bu 5 bin çocuğa ulaşılacakmış. Büyük ihtimalle, tekrar bu çocukları almayı düşünecekler.

Şimdi, Hükûmetsiniz, devleti yönetiyorsunuz, devletin himayesine verilen çocukları Hükûmet olarak devletin imkânlarıyla himaye edemeyeceğinizi, koruyamayacağınızı, kollayamayacağınızı, eğitemeyeceğinizi, büyütemeyeceğinizi düşünüyorsunuz ve gönüllülerle, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapıyorsunuz. Bu yazıda iş birliği yaptığı da resmî olarak geçiyor. Cemaatle iş birliği yapıyorsunuz ve çocukları cemaate teslim ediyorsunuz. Şimdi, cemaat terör örgütü olduktan sonra diyorsunuz ki: “Biz inceleme başlatacağız ve bu 5 bin çocuğa ne olduğunu öğrenmek için ve oradan kurtarmak için çalışma yapacağız.” Bu çocukları hangi yıllarda verdiniz? Hangi ailelerde kaldı? Hangi kurumlarda bu çocuklar ne hâle geldi bugün? Hani, cemaat diyordu ya “Altın nesil yetiştireceğiz.” diye, işte o altın nesilleri… Bugün onlara ulaşma ve onları kurtarma çalışması yapıyorsunuz. Devlete güvenmediğiniz kadar, Hükûmet olarak kendinize güvenmediğiniz kadar sivil toplum kuruluşlarına güveniyorsunuz, cemaatlere güveniyorsunuz, bilmem neye güveniyorsunuz. İşte, en büyük suç budur. Onun için bugün madenlerde cinayet olur, onun için bugün Adana’da da ahşaptan yapılmış yurtta yangın çıkar, merdiven olmaz, güvenlik görevlileri olmaz, tedbirler olmaz. “Çocuk oldukları için gece rahatsızlanır, başka bir şey olur, ambulans orada bulundurulması gerekiyor mu, gerekmiyor mu?” gibi bir sorumluluğu da almayız. Çünkü, birilerine teslim etmişiz. Kurda mı teslim ettik, kuşa mı teslim ettik; kurda mı yem olur, kuşa mı yem olur; Hükûmetin sorumluluğunda değil. Onun için, yarın bir gün bir müdür mü buluruz ya da Şirvan’daki gibi en alttan sorumlu olan bir şirket yetkilisini mi buluruz, onları mı yargılarız, onlara mı hapis cezası veririz… Bunlar, bu siyaseti, Türkiye’deki bu kadar cinayeti, bu kadar kazayı, bu kadar şiddeti, bu kadar tecavüzü temizleyecek bir anlayış değildir. Bugün, işte, tartıştığımız o eğitimi, demokratik, özgürlükçü, insan haklarına, toplumsal yaşama, sosyolojisi de, psikolojisi de, kültürel farklılıklarını da esas alan, ayakları üzerinde durmayı bilen, devletin çobanlık yapmayacağı, devletin yönetmeyeceği birey olma özgürlüğü temelinde bir sistem anlayışı, bir eğitim anlayışı oluşturursak o zaman sağlıklı çocuklar büyüyecek, o zaman sağlıklı siyasetçiler büyüyecek, o zaman o siyasetçiler de demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve büyüyen, özgürleşen bir ülke siyasetini geliştirecek. Aksi takdirde, sonuçlarıyla uğraşmak bu siyasetin geleneğidir, bu ülkeyi yönetmenin geleneğidir, bundan da sonuç çıkmayacak.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Konca.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                        Feleknas Uca

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                            Diyarbakır

                 Meral Danış Beştaş                  Ahmet Yıldırım                      Berdan Öztürk

                          Adana                                   Muş                                    Ağrı

                                                         Bedia Özgökçe Ertan

                                                                     Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Van Milletvekili Sayın Bedia Özgökçe Ertan. (HDP sıralarından alkışlar)

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, birçok yönüyle konuştuk, bu saate kadar da hâlâ yasama faaliyeti yapmaya çalışıyoruz hep birlikte.

Şu hususu tekrar belirtmekte fayda var: Bu Parlamentonun 10 üyesi hâlâ tutukluyken çalışmaya devam eden bu Meclis, meşru bir meclis değildir. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri) Tutuklama kararlarının hukuki olmadığını hep söyledik, hep söylemeye devam edeceğiz. 6 milyon insanın iradesi olarak demokratik yöntemlerle seçilen ve bu Meclise gelen milletvekillerinin hukuki olmayan, Anayasa’ya aykırı olan bir kararla tutuklanması, aslında rehin alınmış olması meşru değildir. Size Kürt halkının söylemini aktarıyorum, aynen bunu aktarıyorum. Kürt halkı ne yaptığınızı görüyor. Meşru olmadığınızı söylüyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Meşru olmayan sizsiniz be!

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Meşru olmayan yerde niye konuşuyorsun? Niye geliyorsun o zaman?

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Niye geliyorsun?

MUSTAFA ŞÜKRÜ NAZLI (Kütahya) – Sayın Başkan, o sözünü geri alması lazım. O sözünü geri al.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu karar iktidar partisinin bizzat müdahil olduğu siyasi bir karardır, ki bu karar…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu Meclis Türk milletinin Meclisi. Bu Meclis Türk milletinin Meclisi. Kimse “Meşru değil.” diyemez buraya, burası Türk milletinin Meclisi.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Dinlerseniz anlatacağım. Bu kararı alarak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sen “Meşru değil.” demedin mi, niye dinleyelim seni?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Aldığınız kararla yol açtığınız sonuçların meşruluğa yol açmadığını söylüyorum burada. Dinlerseniz beni anlayacaksınız, sözümü kesmeyin lütfen.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşru olmadığını söyledi, bunu düzeltsin.

BAŞKAN – Bir anlatsın, kalkıp cevap verirsiniz sayın milletvekilleri.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Söyleyecek sözünüzü burada söylersiniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hayır, kalkıp cevap versin, meşruiyetten bahsediyor. Siz orada oturuyorsunuz, biz burada oturuyoruz, meşru olmayan bir yerde mi oturuyoruz biz?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Tekrar ediyorum, bu karar iktidar partisinin bizzat müdahil olduğu siyasi bir karardır, ki bu karar daha dokunulmazlıkların kaldırılması döneminde tartışmalarda da anlatılmıştı. Buna bütün Türkiye kamuoyu şahit oldu. 20 Mayısa kadar olan soruşturmalara dair dokunulmazlıkların bir defaya mahsus olarak kaldırılması hukuki değildi. Yasa çıkarmış olmanız onun hukuki olduğu anlamına gelmez, Anayasa'ya aykırıydı. Tüm bu yolları da kapattınız zaten çıkardığınız yasayla. Biz oylamadık, siz oyladınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – “Hayır” oyu verdiniz.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Siz parlamenter rejimi daha o gün verdiğiniz “evet” oylarıyla yok ettiniz zaten.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tamam, bitti.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Ve o gün “evet” diyenler bu Meclisin iradesini, halkın iradesini hiçe sayarak yürütmenin yasama üzerindeki vesayetini kabul etti diyorum, buna kimsenin itirazı olamaz herhâlde.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Var itirazımız. Millî irade burada, karar verdi, öyle oldu.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) - Halk bunu böyle görüyor. Ben size halkın iradesini, halkın söylemini anlatıyorum. O gün bütün bunları neden yaptığınızı biz çok iyi biliyoruz aslında. Daha o gün bizleri tutuklama kararı verilmişti. Adım adım süreci işlettiniz, 4 Kasım darbesiyle de son aşamaya gelmiş oldunuz. Hâlen yasamanın üyesi olan ve dokunulmazlığı devam eden arkadaşlarımızın tutuklanması tam anlamıyla bir skandaldır, hukukun katlidir, rejim değişikliğinin de teşhiridir. İşte bu tutumun sonucu olarak şu an Meclisteki 3’üncü büyük partinin liderleri ve toplamda 10 milletvekili arkadaşımız AKP’nin zindanında rehin tutuluyor. Tüm bunların siyasi karar olduğunu tekrarla, çoğulculuğu savunanları, ağzından “barış” dışında tek sözcük çıkmayanları Meclisten dışlama düşüncesi olduğunu söylüyoruz. Öyle olmadığını sizin ispatlamanız gerekiyor; kamuoyu da, HDP’ye oy veren 6,5 milyon insan…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir daha oy vermeyeceklermiş, öyle dediler.

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – …seçmen de sizden ispat ve açıklama bekliyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir daha oy vermezler size!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Hiç kimse bize “İfadeye gitmediler, o yüzden alındılar.” yalanını yutturmaya kalkmasın. Arkadaşlarımızın suçlandığı dosyalar, sadece yaptıkları konuşmalar…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Teröristlerin yanında oldunuz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Taşıdıkları silahlar…

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sözümü kesmeyin Sayın Milletvekili, söyleyecek sözünüz yok, sürekli olarak manipülasyon yapıyorsunuz, sürekli olarak algı operasyonu yürütüyorsunuz.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sen gördün mü?

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Neyi görmem gerekiyor?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sen neyi biliyorsun?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Benim hakkımda açılan davalar 2911’e muhalefetten. Yaptığım bir konuşmada demişim ki: “Barikatların önünde veya ardında hiç kimsenin ölmesini istemiyoruz.” Bununla ilgili, bu sözümle ilgili sadece ağır cezada dava açılmış. Hepsi bununla ilgili, bütün milletvekili arkadaşlarımızla ilgili açılan davaların hepsinde yaptığımız konuşmalar var ve toplantı ve gösteri yürüyüşüne muhalefetten açılan davalar var. Hepsi bunlarla ilgiliyken, siz korkunç bir algı operasyonu yönetiyorsunuz, yönetmeye çalıştığınızı sanıyorsunuz…

ŞAHİN TİN (Denizli) – Bu ülkede teröre kim destek verirse…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sizsiniz, Fetullah’la gezen sizsiniz!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – …ama bilin, halk ne yapıldığını çok iyi görüyor ve biliyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İnsanları sokağa çağıran kimdi?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Sizin bu yönetemez hâlinizi de çok iyi görüyor.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Biz mi çağırdık insanları sokağa?

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Devamla) – Yüzde 97’yle tercihini HDP’den, DBP’den yana kullanmış halkı siz yok sayamazsınız. Bugün seçimle alamadığınız 106 belediyemize kayyum atayarak iradesini gasbettiğiniz halka ne anlatacaksınız? (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgökçe Ertan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Akçay, buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce kürsüde konuşan sayın konuşmacı, “Bu Meclis meşru değildir.” şeklinde bir ifade kullandı. Bu ifadeyi kabul etmek mümkün değil ve bu ifadenin yanlışlığı bir tarafa, bunu kesinlikle ve şiddetle de reddediyoruz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sözünü geri alsın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Büyük Millet Meclisi meşrudur, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Öncelikle bunu kabul etmemiz gerekir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bravo! Türk milletinin Meclisidir burası.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayrıca, bildiğimiz kadarıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki yasama faaliyetleri nedeniyle, kürsü konuşmaları nedeniyle hakkında fezleke düzenlenen bir milletvekili de yok diye biliyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Yok, evet.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Eğer varsa bunu ifade edebilirler. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında terör örgütü propagandası yapmak, örgüte bilerek, isteyerek yardım etmek gibi çeşitli birtakım isnatlar nedeniyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyoruz Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

…Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen bir Anayasa değişikliğinin uygulanması söz konusudur. “Bu Meclis meşru değildir.” ifadesi, aynı zamanda, kesinlikle kendi kendini de bir inkârdır.

ŞAHİN TİN (Denizli) – O da meşru değil, doğru.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O nedenle “Bu Meclis meşru değildir.” ifadesinin ben düzeltilmesini öneriyorum, talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sözünü geri alsın bence de.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akçay.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında grubumuza sataşmada bulunmuştur. Şu an tutuklu olan milletvekilleriyle alakalı “AKP’nin zindanlarında” ifadesini kullanmıştır. Bu açık bir sataşmadır grubumuza. Bu sataşmadan dolayı söz istiyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Bizim zindanımız yok ki.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 49’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bir kere, şunun özellikle altını çizmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti devletinin Meclisi, yönetim merkezi burasıdır ve burası gazi bir Meclistir. Kurulduğu günden itibaren meşruiyetini milletimizin iradesinden almıştır ve şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkeyi yönetmeye bu Gazi Meclis devam edecektir. Eğer bu kürsünün meşru olmadığını düşünüyorsanız neden bu kürsüye çıkıp konuşuyorsunuz?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Aldığımız oylara göre konuşuyoruz.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Her ağzınıza geleni sayacaksınız, bunu meşru görmeyeceksiniz. İşinize geldiği zaman ona göre hareket edeceksiniz, işinize gelmediği zaman Gazi Meclise hakaretler yağdıracaksınız. Kusura bakmayın, bu sözünüzü geri alacaksınız. Sizin öyle bir hakkınız da yok, haddiniz de yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Siyasetçi suç işleme özgürlüğüne sahip değildir dokunulmazlık zırhının arkasına saklanarak. Bakın, şu Parlamentoda 550 milletvekili var. Herkesle alakalı, fezlekesi olanlarla alakalı kaldırıldı, ifadesini verdi. Yargı onlarla alakalı bir karar verdi. Buradan çıkıp halk iradesinde darbe varmış gibi konuşmak doğru değildir.

Peki, milletten zırh alıyorken, o milletin size verdiği yetkiyi millet için değil de başka amaçlar için kullanıyorken milletin iradesine siz darbe yapmış olmuyor muydunuz? Öyle oluyordunuz. Millet size o yetkiyi Parlamentoda siyaset yapın diye verdi, sırtınızı dağa, teröriste yaslayın diye vermedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Nerede bir terör olayı… Bir kere de çıkın, kınayın. Bakın, bugün yapılan konuşmaların bir tanesinde diyor ki: “Tahir Elçi’yle alakalı araştırma önergesi verelim. Polis mi yaptı, yasa dışı bir yapı mı?” PKK bile diyemiyor arkadaşlar, PKK bile diyemiyor. Orada polislerimiz şehit ediliyor, ateş açanlar teröristler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) - Bir taraftan devleti suçluyor, polisi suçluyor, diğer taraftan PKK kelimesini ağzına dahi alamıyor. Ondan sonra gelip Gazi Meclisi suçlayacaksınız. Kusura bakmayın, böyle bir hakkınız yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Muş.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yasama organına çok ağır bir hakarette bulundu Sayın Başkan. Yasama organına ağır bir hakarette bulundu, suç işledi sayın hatip burada.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşması baştan sona grubumuza sataşmaydı Sayın Başkan Vekilinin. Gene sırtımızı bir yerlere dayamaktan bahsetti ve burada konuşma hakkımız olmadığından. Bu nedenle sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

19.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın milletvekilleri, size tek tek, sanıyorum bir rapor hâlinde gerçekten hakkımızdaki fezlekelerin neler olduğunu açıklamamız gerekiyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Filiz Hanım, bunun düzeltilecek bir tarafı yok.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çünkü anladığım kadarıyla sizler sürekli bu yalanları, bu algı operasyonunu devam ettireceksiniz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ne yalanı ya, ne yalanı Allah aşkına ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yalanı siz konuşuyorsunuz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çünkü siz trafik cezalarından tabii ki başınıza bir şey gelmeyeceğini, bunların aslında bir çeper olarak o fezleke düzenleme hikâyelerinin olduğunu gayet iyi biliyorsunuz ama bunun ne için yapıldığını bize karşı da gayet iyi biliyorsunuz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – İnsanları meydanlara çağırıp onlarca insanın ölmesine sebep olan kimdi? Belediye iş makinelerini…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Beyefendi, ben onlarca değil bir karıncanın ölmesine sebep olmadım hayatımda. Hakkımda fezleke var ve sadece kadınlarla beraber bir basın açıklaması yaptığım için.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Siz buradasınız zaten, içeride olanlara bakın. “Sırtınızı YPG’ye, PYD’ye yaslayın.” diyen kimdi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – O yüzden sizin algı operasyonlarınız, evet, sizin götürebildiğiniz yere kadar gidecek.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Bu mu algı operasyonu?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Ama, bir çığ gibi aşağıya doğru yuvarlanıyorsunuz. Bu gerçeği görmeniz lazım. Bu Parlamentoda 10 milletvekilinin sadece konuşmaları nedeniyle burada yer alamaması bu meşruiyetin sorgulanmasını gerektiriyor.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Ne alakası var ya?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kendi meşruiyetinizi sorgulayın siz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Vekilimiz kalkıp da “Bütün bir Parlamento meşru değil.” demedi.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hayır, dedi.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Öyle dedi, bakın tutanaklara.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Kerestecioğlu, lafına dikkat etsin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Eğer sözünü kesmeseydiniz buradaki meşruiyetin sorgulanması gerektiğini söylerdi.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Açıkça yasama organına hakaret etmiştir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sizlerin, her birinizin o cezaevlerine gidip bu Meclis çatısı altında çalışan vekillerimizin ne durumda olduğunu görmeniz lazım.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu devletin en önemli organı yasama organıdır, o hakaret etmiştir buraya.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yarın siz o cezaevlerinde olduğunuzda biz ziyaretinize geliriz, merak etmeyin. Vekillik ve dayanışma bunu gerektirir. Bu da bir tür mesleki dayanışmadır. Bu çatının altında hep beraber duruyoruz. Kalkıp bundan utanç duyulması lazım. 10 milletvekili sadece konuşmaları nedeniyle cezaevindeler şu an.

HÜSEYİN BÜRGE (İzmir) - Siz de konuştunuz ama buradasınız.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Teröristleri destekleyen bir vekilin yanında olamayız biz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben de gidebilirim, o da gidebilir, rahat edin zaten.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kerestecioğlu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Sayın Özgökçe Ertan, size yerinizden bir düzeltme için ya da açıklama için söz vereceğim, mikrofonunuzu açıyorum

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Van Milletvekili Bedia Özgökçe Ertan’ın, HDP milletvekillerinin hukuki olmayan kararlarla tutuklanmış olmasının meşru olmadığına ve bunun sorgulanması gerektiğine ilişkin açıklaması

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ne konuştuğumu biliyorum, siz hemen çarpıtmaya başladınız zaten. Açık söylüyorum, 10 milletvekili tutuklu şu an, bu Parlamento üyesi olan ve hâlihazırda dokunulmazlığı devam eden 10 milletvekili şu an tutuklu ve 2’si eş genel başkanımız, bu Meclisin, Parlamentonun 3’üncü büyük partisinin eş genel başkanları. Yani 6,5 milyon insanın iradesi yani bütün ev halkıyla düşünürseniz 20 milyon insanın oy vererek tercihini belli ettiği, Mecliste onların sözünü söylemesi için gönderdiği kişiler. Şimdi, böyle bir sivil tabloda bizim milletvekillerimizin hem de hukuki olmayan kararlarla tutuklanmış olması yasal değil. Çıkardığınız yasalara göre yasal olabilir ama meşru değil. Bunun sorgulanması gerekir diye söyledim, siz sözümü kestiniz ve her biriniz bir taraftan bağırmaya başladınız her zaman yaptığınız gibi. Şimdi de bir algı üretmeye başladınız, saldırmaya başladınız, bu da doğru değil sayın milletvekilleri. Ben bunu söylemeye çalıştım, meşruluk probleminin sorgulanması gerekiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hanımefendi, size kimsenin saldırdığı yok. Parlamento meşru değildir diyemezsiniz, böyle bir ifade kullanamazsınız. Parlamento meşru değildir diyemezsiniz, böyle bir hakkınız yok. Ne demek meşru değil!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kürsüde konuşan sizsiniz ya!

BEDİA ÖZGÖKÇE ERTAN (Van) – Hâlâ sözümü kesmeye çalışıyorsunuz.

BAŞKAN – Bir yanlış anlaşılma var sayın milletvekilleri. Sayın Ertan açıklık getirdi, konuşmasına dair bir yanlış anlaşılmanın olduğunu ifade etti.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

50’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 50’nci maddesiyle değiştirilen maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Çağlar Demirel                      Sibel Yiğitalp                    Meral Danış Beştaş

                       Diyarbakır                           Diyarbakır                               Adana

                   Ahmet Yıldırım                      Berdan Öztürk                       Feleknas Uca

                           Muş                                    Ağrı                                Diyarbakır

“MADDE 21- Mesleki eğitimin yapıldığı işletmeler öğrencilerin sağlığını ve güvenliğini sağlayacak tedbirleri almak zorundadırlar. Öğrencilerin işyerlerinin şartlarına ve çalışma düzenine uymak zorundadırlar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ağrı Milletvekili Sayın Berdan Öztürk. (HDP sıralarından alkışlar)

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Söz konusu kanun tasarısının 50’nci maddesiyle ilgili grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu selamlıyorum.

Bu yasa tasarısıyla çıraklık eğitimini zorunlu eğitim kapsamına alarak öncelikli olarak eğitimde eşitlik ve kamusal eğitime büyük darbe vuruyorsunuz; aynı zamanda, çocuk işçiliğini meşru hâle getiriyorsunuz. İşletmelerde “tamamlayıcı eğitim” adı altında, çocukları temel kurumu olan okuldan kopararak iş yerine mahkûm ediyorsunuz. Bu, çocuk emeğinin sömürüsünün yasalaşmasıdır.

Türkiye’de durum tespiti yapılırken çocuk işçiliğiyle ilgili tablonun vahametini gizlemeye dönük bir çabanın olduğu gözlerden kaçmıyor. Çocuk istihdamında kayıt dışılık yüzde 83 seviyesinde olduğu için ölüm vakalarının önemli bir bölümü resmî verilere yansımıyor. Çocuk işçiliğinde kayıt dışı istihdamın bu derece yüksek olması nedeniyle, ölüm ve sakatlanmaya yol açan pek çok iş kazası resmî kayıtlara girmiyor. Bu nedenle, iş kazalarında ölen ve sakat kalan çocuk sayısı resmî verilere yansıyan rakamların çok üzerindedir. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 2003’ten bu yana iş kazalarında hayatını kaybeden çocuk sayısının 47 kişi olduğu iddia ediliyor. Bunların sadece 1’inin 15 yaşın altında olduğu kayıtlara geçirilmiş. Yine, aynı kaynağın verilerine göre, en çok ölümün yaşandığı 2010’da ise 17 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Aynı dönemde 86 çocuk da iş kazaları sonucu çalışamayacak derecede sakatlandı. Resmî bilgilerin aksine, İstanbul İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yaptığı araştırma ve değerlendirmeler durumun vahametini açığa çıkarır nitelikte. Yapılan çalışmalarda elde edilen bilgiler ışığında, 2013 yılında yaşamını yitiren 1.235 işçinin 59’u çocuk işçidir; bunlardan 18’i 14 yaş ve altı, 41’i 15-17 yaş arasıdır. Bu çocuk işçilerin 25’i tarım, 8’i metal, 8’i ticaret, 6’sı inşaat, 4’ü tekstil, 2’si gıda, 1’i kimya, 1’i maden, 1’i çimento, 1’i iletişim ve 1’i genel işler iş kollarında çalışmaktadır. Yani 25 çocuk tarım sektöründe, 23 çocuk sanayi sektöründe ve 10 çocuk hizmet ticaret sektöründe çalışırken can vermiştir.

2014 yılının ilk dört ayında yaşamını yitiren 396 işçinin 17’si çocuk işçidir. Bunlardan 5’i 14 yaş ve altı, 12’si 15 yaş ila 17 yaş arasındadır. İlk dört ayda yaşamını yitiren 17 çocuk işçinin 7’si tarım, 3’ü inşaat, 2’si konaklama, 2’si genel işler, 1’i metal, 1’i ticaret ve 1’i taşımacılık sektöründe çalışmaktadır.

Soma’da meydana gelen maden faciasından sonra madenlerde çalışan çocuk işçiler yeniden gündem olmuştu. Bu konuda TEPAV’ın TÜİK verilerine dayanarak yaptığı araştırmaya göre, sadece kömür ve linyit madenlerinde 2.076 çocuk çalışan var. Bu çocuklar 15 ve 19 yaş aralığında. Madende çalışan çocukların yüzde 85,5’lik bölümü kayıt dışı çalışıyor, ellerine geçen aylık gelir de sadece 226 lira. Çocuk emeğinin sömürülmesi ve çocuk işçiliği problemi çok faktörlü bir problemdir ve Türkiye'de güvencesizliğin kaynağı hâline gelmiştir.

Çocukların çalışma yaşamında yer almalarının en temel nedenlerinden biri yoksulluk ve yoksunluktur. Özellikle köyden kente göç eden ailelerin geçim sıkıntısı nedeniyle çocukların eve getireceği paraya ihtiyaç duymaları çocukları iş yaşamının içine iten en önemli faktörlerden biridir. Bu yapısal bir sorundur ve fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur: Neden işverenler çalıştırmak üzere çocuk işçileri tercih ederler? Aslında, cevabı çok basit bir sorudur çünkü çocuk işçi her zaman ucuz iş gücüdür. Çoğunlukla kayıt dışı çalıştırıldıkları ve haklarını aramayı bilmedikleri için işverenler tarafından tercih edilmektedirler ve bu, kapitalist modernitenin kâr ve sömürüyü maksimize etmeyi amaçlayan kompleks yapısıyla yakından ilintilidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BERDAN ÖZTÜRK (Devamla) - 13 yaşındaki kimya işçisi Ahmet Yıldız’ın plastik enjeksiyon makinesine sıkışarak can vermesi, hastaneye “Trafik kazası geçirdi.” diye getirilmesi ve işverenine açılan davada 30.040 TL ceza verilmesi, bu cezanın da 24 takside bölünmesi Türkiye’de çocuk işçiliğinin özetidir. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 03.38

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 03.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Pervin BULDAN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’inci sırada yer alan 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 205 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticari ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/549) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 205)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 30 Kasım 2016 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati:03.41



(x) Bu ifadeye ilişkin düzeltme 30/11/2016 tarihli 29’uncu Birleşim Tutanak Dergisi’nin 3’üncü sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almaktadır.

(x) 405 S. Sayılı Basmayazı 22/11/2016 tarihli 24’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.