TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 25’inci Birleşim

                                                                                       23 Kasım 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Antalya Milletvekili Devrim Kök’ün, Antalya’da turizm sektöründe yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, hukuksuz uygulamalar ve temsiliyet hakkına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, akaryakıta yapılan zamlara ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, popülist politikalarla Avrupa Birliğiyle ilişkileri olumsuz bir noktaya getirmenin ve iç siyaset malzemesi yapmanın ülkenin menfaatlerine ve geleceğine hiçbir fayda sağlamadığını Hükûmete hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kamu alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili süre uzatımı yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, kanun hükmünde kararnamelerin devletin kin ve intikam aracı ve muhalefeti cezalandırma aracı olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, açık öğretim uygulamasının 34’üncü yıl dönümüne ve Türkiye'nin Anadolu Üniversitesinden sonra en yüksek sayıda açık öğretim öğrencisinin tahsil imkânı bulduğu Atatürk Üniversitesine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, kız ve erkek öğrencilerin sıralarını ayıran Konya Selçuk Türk Telekom Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürüyle ilgili bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Mehmet Özhaseki’nin Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Kayseri’de çok güzel bir cemevi yapıldığına ve kendisine teşekkür ettiğine, demokrasiye ara veren anlayışın ve olağanüstü hâl uygulamasının daha ne kadar devam edeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Başbakanın Trabzon’a gösterdiği duyarlılığı Karadeniz’in diğer illerine de göstermesini beklediğine ve demir yolunun Samsun’dan Artvin’e kadar bütün illerin hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, şeker pancarının 2016 yılı alım fiyatıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadığına ve çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar’ın, Türkiye'de yaşananlar karşısında Avrupa Birliği kurumlarının demokrasinin, insan haklarının ve hukuk devletinin yanında tutum alamamasını ve Avrupa Parlamentosunun bazı yöneticilerinin terör örgütlerine sahip çıkan açıklamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, Siirt Şirvan ile Zonguldak’ta yaşanan maden kazalarına ve Bakanlıkça gereği yapılmış olsa on dört yıllık AK PARTİ iktidarlarında iş kazalarında 20 bine yakın işçinin hayatını kaybetmemiş olacağına ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Arhavi’deki Kamilet Vadisi’nin millî park ilan edilmesini talep ettiğine ve geçen yıl Arhavi’de meydana gelen sel felaketi neticesinde zarara uğrayanların zararlarının tazmin edilmediğine ilişkin açıklaması

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Balya ilçesi Müstecap köyünde bazı şirketlerin organize sanayi bölgesi kuracaklarını söyleyerek köylülerin tarlalarını, arazilerini satmaya zorladıklarına ilişkin açıklaması

17.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, 23 Kasım Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun ölümünün 46’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 23 Kasım Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun ölümünün 46’ncı yıl dönümüne, vatan, millet ve bayrak uğruna şehit düşen ülküdaşlarını, bu toprakları vatan yapan, hainlerle mücadelede hayatını kaybeden şehit ve gazileri, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’i minnet ve şükranla andığına ilişkin açıklaması

 

 

19.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanları, milletvekilleri ve Grup Başkan Vekilinin rehin alınmasının tamamen hukuk dışı bir uygulama ve milletin iradesini gasbetmek olduğuna, neden ayrı cezaevlerinde ve tek kişilik hücrelerde tecrit altında tutuldukları ve durumları konusunda bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

20.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin yüzlerce örnek verilebileceğine ilişkin açıklaması

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Siirt Şirvan’daki maden kazasıyla ilgili açıklamalarına ve Bakanlar Kurulundan bir heyetin olay duyulur duyulmaz kaza yerine gitmemiş olmasının önemli bir eksiklik olduğuna ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 22/11/2016 tarihli kararnameyle ihraç edilen Esat Kalkan ile Afganistan’da şehit olan Astsubay Esat Kalkan’ın aynı şahıs olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

24.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, sendika üyeliği nedeniyle 30 bin öğretmenin ihraç edilmesine ilişkin açıklaması

28.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, İç Tüzük’ün “Açıklama hakkı” başlıklı 69’uncu maddesi gereğince Hükûmetin açıklama yapabileceğine ilişkin açıklaması

29.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Hakkâri Şemdinli’de PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Erzurum Uzundereli Oğuzhan Karaca’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve bu terör olayını yapanları lanetlediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ANT İÇME

1.- Kamu Başdenetçisi seçilen Şeref Malkoç’un ant içmesi

 

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’a başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Siirt Şirvan’da meydana gelen maden kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki iş kazaları ve mesleki hastalıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/375)

2.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 19 milletvekilinin, çek ve senetlerin ödenememesinin ticari hayatta yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/376)

3.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 22 milletvekilinin, cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/377)

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Samsun Milletvekili Erhan Usta ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin nedenlerinin belirlenmesi amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz ‘ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/775) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 438)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

3.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticari ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/549) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 205)

 

 

 

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt'un, İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümlerindeki etkinlik, tören ve kutlamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8396)

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin'in, Kapalıçarşı esnafının sorunlarına ve ekonominin canlandırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin cevabı (7/8397)

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/8508)

23 Kasım 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime yirmi beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Antalya’nın turizmde yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Antalya Milletvekili Devrim Kök’e aittir.

Buyurun Sayın Kök. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Antalya Milletvekili Devrim Kök’ün, Antalya’da turizm sektöründe yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

DEVRİM KÖK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle konuşmama bir teşekkür ederek başlamak istiyorum. Teşekkürüm kimlere? Teşekkürüm insan onuruyla bağdaşmayan dünkü yasaya reaksiyon gösteren herkese; vicdanıyla, beyniyle, yüreğiyle hareket eden herkese ama kadınlara bir ayrımcılık yapmak istiyorum çünkü toplumun yüzde 50’sini kadınlar oluşturur, geriye kalan yüzde 50’yi de doğuran, büyüten ve adam eden onlardır, onların bu yürekli mücadelesinden dolayı bu insanlık onuruyla bağdaşmayan yasa geri dönmüştür. Özellikle kadınlarımıza çok teşekkür ediyorum, önlerinde saygıyla eğiliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Antalya’mızda çok önemli iki tane sektör var, birisi turizm, birisi tarım. Biz Antalyalılar bu iki sektör yani rızkımızı kazandığımız, ekmeğimizi kazandığımız bu iki sektör üzerinden siyaset yapılmasından aslında hiç hoşlanmayız çünkü ekmek üzerinden siyaset olmaz.

Bakın, dünyanın en güzel coğrafyasında turizm bitti. Antalya son otuz yılın en kötü turizm sezonunu yaşıyor. Turizmin başkenti olarak bilinen Antalya’da 410 tane beş yıldızlı otelin 120 tanesi satılık, 30 tanesi batarak iflas etti ve maalesef, üzülerek söylüyorum, 2017 yılında da Antalya turizminde çok kötü bir atmosfer var, tur operatörleri başka ülkelerle anlaşmış durumda. Yani, bizler bir yıl önceden, gelecek olan turist sayısını normalde biliriz ama şimdi önümüzü göremiyoruz. Söylemek istediğim olay şu: Rusya uçağı tam da Antalya’nın üzerine düşmüştür. Hem turizmde hem tarımda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Efendim, oteller satılıyor ama sadece oteller değil...

Şunu size göstermek istiyorum. Bakın, şu, gülümseyerek izlediğimiz film repliği yani Haraptar köyü. Bu, mizansen belki ama bu Urfa’daki satılık köy, yakında buna benzer tabelalar Antalya’da olacak, burası Antalya, yani köylü yavaş yavaş köyünü terk etmeye başladı, ciddi sıkıntı içerisinde.

Bakın, iki gün önce Antalya toptancı halinde bir miting oldu. Orada köylüler isyan ediyor. Antalya köylüsünü isyan ettirmek çok kolay değildir aslında. Biz Yörük kökenliyiz. Antalya’daki köylüler oğlunu askere gönderirken o evinin üstündeki küflenmiş demirin üzerine Türk Bayrağı asar; düğün yaparken, kız çıkarırken, oğlan evlendirirken Türk Bayrağı gene orada asılıdır. Her zaman idare tarafından hor görülüp hiç hakkını alamamasına rağmen hiç isyan etmeyen köylülerdir. Öyle bir duruma gelmiş ki Antalya’da köylüler kendi polisiyle karşı karşıya gelir duruma gelmiş. O mitinge katıldım. O mitingde bana bir talimat verdiler, “Git Ankara’ya ve sana şu verdiklerimizi Meclis kürsüsünden bir göster bakalım, onlar bu gördüklerinden ne anlıyorlarmış.” dediler ve bana bunları verdiler.

Bakın bu, Antalya’da üretilen patlıcan. Bakın bu, biber, bu da domates. Bunları size niye gösteriyorum? Bunlar sizler için, bizler için sadece sebze ama onlar için ne biliyor musunuz? Onlar için bu, rızık, alın teri, askerdeki oğlana gönderilen harçlık, yaşlı anasının ilaç parası, çocuğunun servis parası. “Yarın, üç beş kuruş ayırarak kefen parası yapacağım.” dediği rızkını burada kazanıyor Antalya’nın köylüsü. Onun için, bir an evvel Antalya köylüsüne yardım etmeye ihtiyaç var. 50 kuruş, Antalya’da domates 50 kuruş; 80 kuruşa maliyeti var domatesin. Antalya’da kendisi 80 kuruşa mal eder, eğer başkasının serasını kiraladıysa 1 lira 20 kuruşa mal eder. Sürem çok az, aslında uzun uzun anlatmak istiyorum. Ama, buna bir farkındalık yaratmaya gayret ediyorum.

Antalya’da domates yetişmeyecek, hepimiz bu duruma bir tepki göstermek zorundayız. Siyasetüstü olan bu olayda tüm siyasi partilere sesleniyorum: Köylü biterse herkes biter. Biz, “Köylü milletin efendisidir.” diyen anlayışın temsilcileri olarak köylümüze, üreticimize alın teriyle, namusuyla, para kazananlara sahip çıkmak mecburiyetindeyiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kök.

Gündem dışı ikinci söz, hukuksuz uygulamalar ve temsiliyet hakkıyla ilgili söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, hukuksuz uygulamalar ve temsiliyet hakkına ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM AYHAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, şu anda burada oturması gereken ve resimlerini gördüğünüz arkadaşlarımız 4 Kasım gecesi hukuk dışı bir şekilde, bir darbe marifetiyle tutuklanarak zindanlara, cezaevlerine atıldılar. Bu arkadaşlarımızın şahsında aslında, cezaevine atılan özgürlük, demokrasi ve adalet mücadelesi engellenen milyonlarca halkımız olmuştur. Dolayısıyla, 7 Hazirandan sonra halkın iradesinin gasbedilme süreci adım adım birtakım antidemokratik, gayrimeşru uygulamalarla hayata geçirilerek 4 Kasımda da eş genel başkanlarımızın ve milletvekillerimizin âdeta siyasi bir rehin olarak tutulmasıyla zirve yapmıştır. Şu anda yüzlerce belediye eş başkanı, belediye meclis üyesi, partimizin yöneticisi de aynı bu yöntemlerle içeriye atılmıştır.

Bakınız, “darbe” denildiği zaman darbenin klasik anlamını hep kullanageliyoruz, aslında “darbe” demek darbenin klasik anlamıyla gerçekleşen bir olgu değildir. Darbe, askerî yöntemlerle olduğu gibi sivil siyasal yöntemlerle halkın iradesinin gasbıdır. Belli bir çoğunluğun, zor yöntemleri, güç yöntemleri kullanılarak iradesine el koyma yöntemidir. Dolayısıyla şu anda yapılan şey de tamamen zamana yayılmış, ağır çekim hâli yaşayan bir darbe sürecidir. Ondan dolayı bu darbe sürecini gerçekleştirenlerin, halkın iradesine bu yöntemlerle müdahale edenlerin yarın bu yöntemlerin kurbanı olmayacaklarının garantisi de yoktur.

Siz, kötülükleri, antidemokratik uygulamaları, hukuksuzlukları meşrulaştırarak ve sıradanlaştırarak aslında eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin, seçilmişlerimizin şahsında Türkiye'nin geleceğini karartıyorsunuz. Bugün güç olmanın, muktedir olmanın böyle hoyratça avantajını kullanmak asla ve asla adil değildir, asla ve asla demokratik değildir.

Türkiye’de şunu da çok iyi biliyoruz ki müthiş bir kavram erozyonu var. Kavramlar içi boşaltılarak, çarpıtılarak topluma sunularak toplum uyutulmaya, toplum aldatılmaya çalışılıyor. Doksan yıldır bu gelenek bugün AKP iktidarıyla sürdürülegelmektedir. Tüm bunların hiçbir şekilde topluma faydası olmadığını tekrardan belirtmek istiyorum.

Bakın, biz, her zaman demokrasiden, özgürlükten, barıştan ve eşitlikten yana olduk. Bu dokunulmazlık sürecinde de aslında bu tutumumuzu ortaya koyduk. Biz asla yargıdan kaçmıyoruz, asla bağımsız, objektif yargılamaların karşısında olmadık ama yargının bu kadar siyasallaştırıldığı, bu kadar subjektivize edildiği yani niyetlerin okunduğu bir durumda bizim bu yargıya güvenmemiz de beklenemez. Keza siyasal iktidar, AKP iktidarı da yargıya güvenmediğini defalarca belirtmiştir. Ben de o yargının, o siyasallaşmış yargının mağdurlarından biriyim. Cezaevindeyken vekil seçildim ve beş yıl boyunca benim şahsımda halkın iradesi tutsak edildi ve 2014 yılı Ocak ayında Anayasa Mahkemesinin temsiliyet hakkı kararından hareketle ben tahliye edildim ve iki yıl sonra bu arkadaşlarımız yine bu temsiliyet hakkı ihlalinden dolayı şu anda tutsak edilmiş ve şu anda cezaevinde bulunuyorlar. Yani sürekli kendisini tekrar eden, sürekli demokrasinin ruhunu yerle bir eden uygulamalarla karşı karşıyayız.

Onun için, değerli arkadaşlar, bu mevcut antidemokratik uygulamalara karşı halktan yana, emekten yana, adaletten yana bir duruşu ve tutumu sergilemek öncelikle bu Meclisteki arkadaşlarımın görev ve sorumluluğudur. Bugünler elbette ki geçecektir.

Şunu çok iyi ifade etmek gerekir: Bugün bu arkadaşlarımız eğer alınmışlarsa bu, bumerang gibi, sahiplerini de vuracaktır. Bundan hiç kimsenin kaçma gibi bir durumu da söz konusu değildir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Gündem dışı üçüncü söz, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’a aittir.

Buyurun Sayın Özkal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili Hatice Dudu Özkal’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HATİCE DUDU ÖZKAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü’yle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bugüne kadar görevi başında şehit edilen tüm öğretmenlerimize Allah'tan rahmet diliyor ve minnetle anıyorum.

Öğretmenler Günü’nün tarihçesine baktığımızda UNESCO'nun tavsiye niteliğindeki kararıyla birçok ülkede 1994 yılından itibaren 5 Ekimin Öğretmenler Günü olarak kutlandığını görmekteyiz. 5 Ekim, 1966 yılında Paris'te gerçekleşen Öğretmenlerin Statüsü Hükûmetlerarası Özel Konferansı’ndan sonra UNESCO'nun ve Uluslararası Çalışma Örgütünün temsilcileri tarafından Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’nin oy birliğiyle kabul edilişinin yıl dönümüdür. Ülkemizde ise bu anlamlı günün mazisi Atatürk'e, yeni kurulan, Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanının verilmesine kadar uzanır. Bu unvan 24 Kasım 1928'de Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayımlanmasıyla resmîleşmiştir. 24 Kasım 1981 tarihinde Atatürk'ün başöğretmen oluşunun yıl dönümü münasebetiyle kutlamalar yapılmasına karar verilmiştir. Daha sonra bu günle ilgili olarak 26 Kasım 1992'de Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde yirmi dört yıldır 24 Kasım Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, öğretmen bir bilgiyi öğretmeyi kendisine meslek edinmiş kişidir. İnsanlığın ilk öğretmenleri peygamberlerdir. Allah'tan aldığı bilgileri insanlığa öğretmişlerdir. Ailedeki ilk öğretmenler de annelerdir, babalardır. Hepimiz peygamber, anne ve babadan sonra okuldaki öğretmenlerle tanışırız. Onun için de şairin ifadesiyle "Peygamber değil peygamber gibi/ Ana değil ana gibi/ Baba değil baba gibi/ Can içinde candır öğretmenler.”

Öğretmenlik bu silsileden dolayı da kutsaldır.

Zaten ilk emri “ikra” (oku) olan bir dinin müntesipleri olarak bizim için öğrenmek ve öğretmek hayati bir önem taşır.

Bedir Savaşı'nda esir düşen müşrikleri 10 çocuğa okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakan Peygamberimiz, okuma yazma öğretmenin özgürlüğün bedeli kadar değerli olduğunu öğretmiştir insanlığa. Yine "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum." ifadesi de bu düşünceyi pekiştirmektedir.

Değerli milletvekilleri, öğrenci olarak, öğretmen olarak, veli olarak, okul aile birliğinde yönetici olarak, il genel meclisinde millî eğitim komisyonunda çalışmış biri olarak, eğitimle ilgili çok farklı birimlerde görev yapmış öğretmen kökenli bir milletvekili olarak diyorum ki severek ve inanarak yaptığınız zaman çok zevkli bir meslektir öğretmenlik.

Öğretmenlerimle birlikte öğretmenlik yaparken, öğrencilerimden bazılarıyla birlikte il genel meclisinde çalışırken, seçim çalışmalarında çaldığım kapılarda "Aa Hocam!" diye karşılayan eski öğrencilerimle görüşürken aldığım hazzın tarifi mümkün değil.

Sokrates'in de ifadesiyle dünyada her şeye değer biçmek mümkündür, ama öğretmenin eserine değer biçilemez.

Evet, 2002'den bu yana 2 katına çıkmış öğretmen ve eğitim kadromuzla, öğretmenimizle, bugün her şey eskisinden daha iyi ve yarın da bugünden daha iyi olacaktır.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline, İç Tüzük 60’a göre bir dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Akın, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, akaryakıta yapılan zamlara ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Dün geceden itibaren geçerli olan zamlarla akaryakıt fiyatları cep yakmayı sürdürüyor. Ankara’da kurşunsuz benzin 5 lirayı buldu. Benzin, yapılan 16 kuruş zamla 4 lira 97 kuruşa, motorin ise 11 kuruş zamla 4 lira 34 kuruşa yükseldi. 60 litrelik deposu olan bir arabaya sahip vatandaşımız, deposunu doldurmak için 300 TL ödeyecek. “Ekonomi tıkırında” diye nutuk atanlar, döviz kuru ve artan akaryakıt fiyatlarındaki gelişmeleri nasıl değerlendirirler bilmiyorum ama halkımız bu zamlardan çok bezmiş durumda.

Ham petrol fiyatları ciddi anlamda düşerken aynı oranlarda akaryakıtta indirim yapmayanlar döviz kurundaki artışları fırsata çevirmekte gecikmiyorlar. ÖTV artışı ve zamlarla akaryakıt üzerinden halkımızın cebine el uzatma alışkanlığınızdan artık vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Engin…

2.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, popülist politikalarla Avrupa Birliğiyle ilişkileri olumsuz bir noktaya getirmenin ve iç siyaset malzemesi yapmanın ülkenin menfaatlerine ve geleceğine hiçbir fayda sağlamadığını Hükûmete hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yarın Avrupa Parlamentosu Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakerelerin geçici olarak dondurulması önerisini oylayacak. Çıkacak karar tavsiye niteliğinde. Bağlayıcı niteliği olmasa da Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin geldiği noktayı özetlemesi açısından önemli.

İhracatımızın yüzde 49’unu Avrupa Birliği ülkelerine yapıyoruz. Sadece Almanya’ya yaptığımız ihracat toplam ihracatımızın yüzde 10’u ve sadece Almanya ihracatımız bile Hükûmetin heyecanla parçası olmak istediği Şanghay İşbirliği Örgütü üyelerine toplam ihracatımızdan daha fazla.

Ülkemize yapılan yatırımların gerilediği, ihracat ve turizm gelirlerinin sürekli olarak düştüğü bir ortamda Avrupa Birliğiyle ilişkileri popülist politikalarla bu noktaya getirmenin ve iç siyaset malzemesi yapmanın ne ülkemizin menfaatlerine ne de ülkemizin geleceğine hiçbir faydasının olmadığını Hükûmete hatırlamak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, kamu alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili süre uzatımı yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütün kamu alacaklarına yapılandırma imkânı, 25 Kasım 2016 tarihine kadar başvuru imkânı getirildi. Ancak inceleme ve tarhiyat kapsamında bulunan mükellefler, ihbarname tebligatından sonra yapılmasından dolayı bu konudan yararlanamamaktadırlar. Maliye Bakanlığının çok acil bu konuya ağırlık vermesi gerekmektedir.

Ayrıca “Başvuru süresi 25 Kasım 2016 tarihine kadar uzatıldı.” ibaresi yanılgılara sebep olmuş ve süresinde giden mükellefler vergi dairesindeki yoğunluktan dolayı, daha süreleri olduğunu düşünerek, başvuru yapamamışlardır. Dolayısıyla, bu sebeple kanunun tüm mükelleflere sağladığı indirim imkânından yararlanamamaktadırlar. Maliye Bakanlığı, acaba, mükelleflerin mağduriyetinin giderilmesi için süre uzatımı yapacak mı? Bu konuda toplumumuzun aydınlatılmasına ihtiyaç vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Yılmaz, buyurun.

4.- Ankara Milletvekili Necati Yılmaz’ın, kanun hükmünde kararnamelerin devletin kin ve intikam aracı ve muhalefeti cezalandırma aracı olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

NECATİ YILMAZ (Ankara) - Sayın Başkanım, ben Veli Saçılık’tan söz etmek istiyorum.

Saçılık, hayata dönüş operasyonlarında iş makineleriyle bir kolu kopartılan bir tutukluydu, tahliye oldu, AİHM’e gitti, davası kabul gördü, Türkiye tazminata mahkûm oldu. Bir kolu devlet tarafından koparılmış olan Veli Saçılık çalışırken son kanun hükmünde kararnameyle işine son verildi; bu da yetmedi, o eksik bedeniyle kazandığı 5 bin liralık parasına da el konuldu. Saçılık’ın diğer kolu da böylelikle, kanun hükmünde kararnameyle koparılmış oldu. Saçılık diyor ki: “Alevi, solcu olduğum için, boyun eğmediğim için cezalandırıldım. Başka bir suçum yok.”

Şimdi, şunu söylemek istiyoruz: Artık kanun hükmünde kararnamelerin devletin kin ve intikam aracı olmaktan çıkarılması ve muhalifleri cezalandırma aracı olmaktan da kurtarılması lazım.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Yarayıcı…

5.- Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklaması

HİLMİ YARAYICI (Hatay) - Sayın Başkanım, yeni bir Öğretmenler Günü’nü kutlamamıza saatler kaldı. İktidar mensupları yarın eğitimin önemini, öğretmenliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğunu içinde bolca övgünün yer aldığı süslü sözlerle anlatacaklar, pembe tablolar çizecekler. Ama çizecekleri pembe tablonun arkası koca bir karanlıktır. Öğretmen ihtiyacının yüz binlerle ifade edildiği bir süreçte binlerce öğretmenin ihraçlar ve sürgünler yoluyla tasfiye edilmesi eğitim sisteminin geleceğini de karartmaktadır. Somut bir gerekçe sunmadan açığa alınan öğretmenlerimize aylardır herhangi bir açıklama yapılmamaktadır.

24 Kasımda iktidardan duymak istediğimiz tek güzel söz, açığa alınan binlerce öğretmenin mağduriyetinin sona erdirildiği ve görevlerine iade edildikleri haberi olacaktır. Bunun dışındaki her konuşmanız bizim için lafügüzaftır, yalandır, kandırmacadır.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

6.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, açık öğretim uygulamasının 34’üncü yıl dönümüne ve Türkiye'nin Anadolu Üniversitesinden sonra en yüksek sayıda açık öğretim öğrencisinin tahsil imkânı bulduğu Atatürk Üniversitesine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Teşekkür ediyorum.

Ülkemizde açık öğretim uygulamasına geçişimizin 34’üncü yıl dönümü, yükseköğretimde bir dönüm noktası. Bu vesileyle Anadolu Üniversitesinden sonra Türkiye'nin en yüksek sayıda açık öğretim öğrencisinin tahsil imkânı bulduğu Atatürk Üniversitesine değinmek istiyorum. Kuruluşundan bugüne altı yıldır 4 lisans, 22 ön lisans ve 3 lisans tamamlama programı olmak üzere toplam 29 programın yürütüldüğü, on binlerce öğrencinin yararlandığı açık öğretim fakültesi üniversite gençlerine bir ümit kapısı olmuştur. İhdas olunuşunun 60’ıncı yılını idrak eden üniversitemiz sadece Erzurum’un değil, aynı zamanda bölgemizin de seçkin bir eğitim kurumudur. Yükseköğretimde abide bir müessese olan üniversitemiz ülkeye kazandırdığı beşerî ve bilimsel değerlerle ülkemiz üniversiteleri içinde de özel bir konuma sahiptir. Erzurum’da bilimsel heyecan ve azmi fikirden kuvveye geçiren her ismi şükranla ve minnetle anıyoruz. Ve tabii yükseköğretimin bu marka, değer ve adresinde eğitim alan öğrencilerimize de başarı diliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’de çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Mersin’de çiftçiler kan ağlıyor. AKP’nin yurt içinde ve yurt dışında uyguladığı yanardöner ve ikiyüzlü politikalar en çok Mersin çiftçisini vuruyor. Mersin çiftçisi AKP’nin politik çıkarlarına kurban ediliyor. Anamur ve Bozyazı çiftçisi kaçak muz ithal edenlerle mücadele ediyor. Erdemli, Kocahasanlı çiftçisi sürekli zarar ediyor. Tarsus çiftçisi üzümü vuran don felaketi nedeniyle mağdur ancak TARSİM nedeniyle daha da mağdur. Narenciye üreticisi yarın yıl dönümü olan Rus uçağının düşürülmesinin yarattığı kriz nedeniyle hâlâ belini doğrultamadı. Kazanlı, Karaduvar, Adanalıoğlu çiftçileri sebzelerini sokağa döküyor. Mut, Gülnar çiftçisi masraflarını çıkaramadı.

Değerli arkadaşlar, çiftçimizin mübarek eli ağırdır ve tepkisini mutlaka sandıkta gösterecektir.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

8.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, kız ve erkek öğrencilerin sıralarını ayıran Konya Selçuk Türk Telekom Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürüyle ilgili bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına: Konya Selçuk Türk Telekom Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü kız ve erkek öğrencilerin sıralarını ayırmış. Son haftalarda bu haberleri sıkça duyar olduk. Gelişigüzel kararlardan ziyade sanki toplum bir şeylere hazırlanıyor gibi. Bu konuda Bakanlığınızın düşüncesi nedir? Okullarda böyle çağ dışı uygulamalar kabul edilemez. Bu okul müdürüyle ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu yerine Sayın Yiğit.

Buyurun.

9.- İzmir Milletvekili Ali Yiğit’in, Mehmet Özhaseki’nin Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Kayseri’de çok güzel bir cemevi yapıldığına ve kendisine teşekkür ettiğine, demokrasiye ara veren anlayışın ve olağanüstü hâl uygulamasının daha ne kadar devam edeceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ YİĞİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’li arkadaşlarla konuşurken hep şöyle söylüyorlar: “Güzel yaptığımız şeyleri asla söylemiyorsunuz ama yanlışlarımızı devamlı söylüyorsunuz.” Ben burada yaptığı güzel şeyler için teşekkür etmek istiyorum. Geçen hafta Kayseri’deydim. Kayseri’de çok güzel bir cemevi yapılmış Sayın Bakan döneminde, belediye başkanı iken. Onun için kendilerine teşekkür ediyorum. Ama yanlışlarını da yine vurgulamaya devam edeceğiz.

Hepimizin bildiği gibi, ne kadar hukukçu varsa, hukukçulara ait dernek varsa tamamı kapatılmış, yanlarında olmayan veya övmeyen gazete, radyo ve dergiler kapatılmış, FET֒yle ilişkisi olmayan, sizlerin yaptıklarınızı onaylamayan sendikacılar tutuklanmış veya işten atılmış, anlayacağınız demokrasiye ara verilmiş. Bu, tüm iş adamlarını huzursuz ediyor ve rahatsız ediyor, euro ve dolar durmadan yükseliyor. Bu anlayışınız, olağanüstü hâl daha ne kadar devam edecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

10.- Giresun Milletvekili Bülent Yener Bektaşoğlu’nun, Başbakanın Trabzon’a gösterdiği duyarlılığı Karadeniz’in diğer illerine de göstermesini beklediğine ve demir yolunun Samsun’dan Artvin’e kadar bütün illerin hakkı olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Başbakan Sayın Binali Yıldırım geçtiğimiz günlerde fahri hemşehrisi olduğu Trabzon’a gitti. Burada “Sizlere hizmet borcumuz var.” diyerek, on dört yılda Trabzon’a 14 katrilyon bütçe ödenekli hizmet yaptıklarını belirterek bundan sonrası için gerçekleştirecekleri Zigana’ya 2 tünel, bulvar ve kavşaklar, 2’nci üniversite, şehir hastanesi ve en önemlisi de demir yolu gibi sayısız hizmetlerin projelerini anlatmıştır. Kuşkusuz bunlar o ilin ihtiyaçlarını karşılamaya dönüktür, orada yaşayan yurttaşlarımız bunları hak ediyorlardır, lafımız yok ama Sayın Başbakanın aynı duyarlılığı Karadeniz’in diğer illerine de göstermelerini bekliyoruz. Örneğin, özellikle demir yolu sadece Trabzon’un değil Samsun’dan başlayarak Artvin’e kadar bütün illerin hakkıdır. Demir yolu hattının Torul üzerinden Tirebolu’ya, oradan da Giresun ve Trabzon sahilinde, ilçelerden geçeceği şeklindeki projemizden vazgeçilmemelidir. Bu konuda kapsamlı bilgilerin yer aldığı bir soru önergesini de verdim. Hükûmetten, Sayın Başbakandan cevap bekliyorum. 2023 yılına kadar Erzincan-Trabzon bağlantısının yapılacağını söyleyen Başbakan bu güzergâhın ilçelerini mutlaka açıklamalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız…

11.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, şeker pancarının 2016 yılı alım fiyatıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadığına ve çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Başbakan Sayın Binali Yıldırım 8 Kasımda grup toplantısında yapmış olduğu konuşmasında şeker pancarının 2017 avans alım fiyatını 210 TL olarak belirlendiğini açıklamıştır. Henüz 2017 gelmedi ama Sayın Başbakan şeker pancarı alım fiyatını açıklıyor. 2016 yılı alım fiyatıyla ilgili herhangi bir açıklama yapmamıştır ve çiftçiler 2015 yılı fiyatı üzerinden şeker pancarı satarak mağdur edilmiştir. Sayın Başbakandan, bu sorunu çözüme kavuşturmasını ve çiftçi kardeşlerimizin mağduriyetinin giderilmesini talep ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çonkar…

12.- İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar’ın, Türkiye'de yaşananlar karşısında Avrupa Birliği kurumlarının demokrasinin, insan haklarının ve hukuk devletinin yanında tutum alamamasını ve Avrupa Parlamentosunun bazı yöneticilerinin terör örgütlerine sahip çıkan açıklamalarını kınadığına ilişkin açıklaması

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda, Türkiye'deki son gelişmelerin ve AB’ye üyelik müzakerelerinin ele alındığı toplantıda, Avrupa Parlamentosundaki siyasi parti grupları, Türkiye’yle müzakerelerin dondurulması yönünde görüşler ortaya koymuşlardır. Yarın da bu çerçevede hazırlayacaklarını düşündüğümüz ortak bir metin üzerinde oylama yapılacaktır. Bu sabah Sayın Cumhurbaşkanımızın da çok net olarak ifade ettikleri gibi Avrupa Parlamentosunun yapacağı oylamanın nezdimizde hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Türkiye'de yaşananlar karşısında Avrupa Birliği kurumlarının demokrasinin, insan haklarının ve hukuk devletinin yanında tutum alamamasını, Avrupa Parlamentosunun bazı yöneticilerinin üzerlerine vazife olmayan konularda âdeta terör örgütlerine sahip çıkan davranış ve açıklamalarını kınıyor, Avrupa Parlamentosu ile aramızda oluşan bu güvensizliğin tamir edilebilmesinin öncelikle ve en başta Avrupa Parlamentosunun Türkiye’yi hedef alan tüm terör örgütleriyle mücadelede samimi ve tam bir iş birliği sergilemesinden geçtiğini Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Başkanı olarak huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

13.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, Siirt Şirvan ile Zonguldak’ta yaşanan maden kazalarına ve Bakanlıkça gereği yapılmış olsa on dört yıllık AK PARTİ iktidarlarında iş kazalarında 20 bine yakın işçinin hayatını kaybetmemiş olacağına ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

17 Kasım akşamı Siirt’in Şirvan ilçesinde meydana gelen heyelan sonrasında maden sahasında çalışan 16 işçi göçük altında kaldı, 10 işçi hâlâ toprak altında. Başka bir acı haber ise dün Zonguldak’tan geldi. Kömür ocağında meydana gelen göçükte bir işçi öldü, bir işçi yaralandı. Sayın Bakan yaptığı açıklamada “Bize düşen sağlamı, emniyeti, tedbiri elden bırakmamak, gereğini yapmaktır.” diye konuşuyor. Ben buradan Sayın Bakana sesleniyorum: Sayın Bakan, siz gereğini yapsaydınız on dört yıllık iktidarınızda 20 bine yakın işçiyi iş kazalarında kaybetmezdik. Soma’da katliam oldu, verdiğiniz cevap acılı aileleri tekmelemek. Ermenek’te acılı bir babaya bir çift lastik ayakkabı hediye ettiniz. “Burası Türkiye, işçilerin fıtratında ölüm var.” diyerek sıyırdınız ama unutmayınız ki sizin fıtratınızda cinayetleri, tecavüzcüleri aklamak varsa bizim fıtratımızda da katillerin peşini bırakmamak var. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öz…

14.- Çanakkale Milletvekili Bülent Öz’ün, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin açıklaması

BÜLENT ÖZ (Çanakkale) – Kuşkusuz ki ulusal ve bireysel refahın artırılması, insan hak ve özgürlüklerine saygılı demokratik laik ve çağdaş yönetim anlayışının etkin ve verimli bir şekilde uygulanması ve bir milletin yarınlara güvenle bakmasını sağlayan en başat faktör eğitimdir. Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ü ve hayatını kaybeden öğretmenlerimizi rahmet, minnet ve şükran duygularıyla anarken hayatlarının hiçbir döneminde dinci, gerici cemaatlerle ilişkisi olmayan Çanakkale EĞİTİM İŞ Şube Başkanı Ahmet Mantaş, yine Barış Demir ve Muhittin Tut valilik kararı ve il millî eğitim müdürünün muhalefetiyle açığa alınmış hâlâ görevlerine iade edilmemiştir. Bu öğretmenlerimiz ne zaman görevlerine iade edilecektir? Öğretmenler Günü’nde kendilerine müjdeli haber vermenizi istiyoruz. Görevleri başında olan, açığa alınan, ihraç edilen, atanamadıkları için öğrencileriyle buluşamayan bütün öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

15.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Arhavi’deki Kamilet Vadisi’nin millî park ilan edilmesini talep ettiğine ve geçen yıl Arhavi’de meydana gelen sel felaketi neticesinde zarara uğrayanların zararlarının tazmin edilmediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye’nin en güzel coğrafyasına sahip olan seçim bölgem Artvin’de, Orman Bakanlığı, Hopa Güneşli köyü ve Arhavi Balıklı köyünün bulunduğu şelale bölgelerini tabiat koruma ve millî park ilan etmiş bulunmaktadır. Yine, aynı bölge içerisinde bulunan Arhavi’deki Kamilet Vadisi içerisinde gerçekten o yöreye yönelik endemik türlerinin olduğu ve 100 metreyi aşkın şelalelerin bulunmuş olduğu Mençuna Şelalesi, ne yazık ki, aynı şekilde, bu bölgeye dâhil edilmemiştir. Bu konudaki dâhil edilmeme nedeni o vadi üzerinde Türkiye’nin önemli holdinglerinden bir tanesinin yapmış olduğu HES projeleridir, onların kim olduklarını biliyoruz. Bir an önce bu Kamilet Vadisi’nin de millî park ilan edilmesini talep ediyoruz.

Bunun haricinde, yine, Arhavi’de geçen yıl meydana gelen sel felaketi neticesinde ciddi anlamda bir zarar meydana gelmiş ama zarara uğrayan kişilerin zararları tazmin edilmemiş; kişilerin mağduriyetleri halen devam etmektedir, esnaf ileri derecede mağdur durumdadır. Hükûmetin Arhavi’de ve Hopa’da meydana gelen sel felaketi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Havutça…

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Balya ilçesi Müstecap köyünde bazı şirketlerin organize sanayi bölgesi kuracaklarını söyleyerek köylülerin tarlalarını, arazilerini satmaya zorladıklarına ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir Balya ilçesi, Müstecap köyünde köylülerimiz isyan noktasında. Bazı şirketler orada köylülerin tarlalarını, arazilerini zorla satmaya zorlayarak, orada bir organize sanayi bölgesi kuracaklarını, eğer satmazlarsa kendilerine, bin liradan rayiç bedelden alacaklarını ifade ediyorlar.

Buradan Tarım Bakanlığı yetkililerine sesleniyorum: Köylülerimizin alın teriyle ekmeğini kazandığı, tarımsal üretime katkıda bulunduğu tarlalarının haraç mezat ellerinden alınmasıyla ilgili yapılan girişimleri buradan suç duyurusunda bulunarak ihbar ediyorum. Tarım Bakanlığı yetkililerini Müstecap köyünün tarlalarına, köylülerin emeklerine sahip çıkmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Haberal…

17.- Ankara Milletvekili Erkan Haberal’ın, 23 Kasım Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun ölümünün 46’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ERKAN HABERAL (Ankara) - Önkuzu Hey! Önkuzu!/ Önde gider Önkuzu./ Anası dursun demiş,/ Durmaz gider Önkuzu./ Kuzu yürür, kuzu yürür,/ Önde Önkuzu yürür./ Kuzular meledikçe,/ Gönlüme sızı yürür!/ Önkuzu hey! Önkuzu!/ Önde gider Önkuzu./ Bu bayrak düşmez yere,/ Ölmedikçe son kuzu!

23 Kasım 1970 tarihinde erkek teknik yüksek öğretmen okulunda henüz daha 22 yaşındayken pompayla ciğerleri patlatılarak 3’üncü kattan atılıp şehit edilen Dursun Önkuzu’yu şehadetinin 46’ncı yılında rahmetle, şükranla, minnetle anıyoruz. Allah rahmet eylesin; yeri, mekânı cennet olsun inşallah.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Usta, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, iki dakika süreyle söz veriyorum.

18.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 23 Kasım Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun ölümünün 46’ncı yıl dönümüne, vatan, millet ve bayrak uğruna şehit düşen ülküdaşlarını, bu toprakları vatan yapan, hainlerle mücadelede hayatını kaybeden şehit ve gazileri, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş’i minnet ve şükranla andığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Erkan Bey’in kaldığı yerden aslında devam etmek istiyorum.

Allah katında peygamberlerden sonraki en üstün rütbe iman ediyoruz ki şehitliktir.

Müslüman Türk milletinin şerefli mazisinde bir hilal uğruna nice güneşler batmıştır, vatan ve millet yolunda nice fedakârlıklar, nice destansı mücadeleler yaşanmıştır. Her şeyden aziz bildiğimiz bu aziz topraklar şehit kanıyla sulanmıştır ve bağımsızlığımızın sembolü ay yıldızlı al bayrak rengini şehit kanlarından almıştır.

Şehitlerimiz, zalime meydan okuyan cesaret, haine aman vermeyen asalet, vatana kol kanat geren hamiyet, millete hizmetkârlıkla onurlanan haysiyettir. Şehitlerimiz bizim gururumuz, iftiharımızdır, ebediyete kadar da öyle kalacaktır.

Türkiye’nin varlık ve birlik yolunda devamı, Türk ve İslam’ın istikbal ve istiklal rotasında ilerleyebilmesi tarih boyunca birçok engelle karşılaştı. Türk milletinin önünü kesmek amacıyla asırlarca tuzak kurdular, kardeşliğimizi dinamitlemek niyetiyle operasyon yaptılar, oyunlar tertiplediler, millî bekamızı yıkmak için kuyruğa girdiler, birbirimize girmemizi, birbirimizden kopmamızı planladılar.

Bundan tam kırk altı yıl önce Ertuğrul Dursun Önkuzu 23 Kasım 1970 tarihinde henüz 22 yaşındayken hainler tarafından katledildi. 1970’li yıllar ülkücü hareketin zafere giden yolda en büyük bedeli ödediği yıllar olmuştur. Türk devletini ve milletini kuzeyden esen kızıl rüzgâra karşı koruma uğruna 5 binden fazla ülkücü genç kahpe kurşunlara göğüs gererek toprağın kara bağrına bir gül bahçesine girercesine düşmüştür. Binlerce ülkücü gazi olmuş, birçoğu bu asil mücadelenin cefasını zindanlarda çekmiştir ama Müslüman Türk milliyetçileri binlerce yıldır olduğu gibi yine yılmamışlar, yıkılmamışlardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta, lütfen bir dakikada toparlayalım.

ERHAN USTA (Samsun) – Dursun Önkuzu, şehadetiyle birlikte Türk milliyetçileri için mücadelenin, azmin ve kararlılığın sembolü olmuş, kendisinden sonra gelenlere rehber olmuştur. Türk milliyetçileri, dün olduğu gibi bugün de “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben.” düsturuyla hareket etmiştir. Evet, Dursun Önkuzu’nun şehadeti Türkiye’de çok şeyi değiştirmiştir. Ülkücüler bin ölüp bin dirilmişlerdir. Uyuyan gafillerin bir kısmının uyanması bu olayların üzerine olmuştur. Biz şehitlerimizin yolundayız. Biz, sinesinden doğduğumuz Türk milletinin yanındayız. Biz, şehit duasıyla şifa bulan, ecdat yadigârı değerlere gelecek uman, Allah’tan başkasına kulluğu reddeden, gücünü tarihten alan, kimliğini millî kültür kaynağında bulan Milliyetçi Hareket Partisiyiz.

Bu düşüncelerle, vatan, millet ve bayrak uğruna hayatlarını kaybetmiş binlerce şehit ülküdaşımızı, bu toprakları bize vatan yapan bütün şehit ve gazilerimizi, doğu ve güneydoğuda hainlerle mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizi ve gazilerimizi, merhum Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Bey'i minnet ve şükran hislerimle anıyor, Cenab-ı Allah’tan hepsine rahmet diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demirel, buyurun.

Süreniz iki dakika.

19.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanları, milletvekilleri ve Grup Başkan Vekilinin rehin alınmasının tamamen hukuk dışı bir uygulama ve milletin iradesini gasbetmek olduğuna, neden ayrı cezaevlerinde ve tek kişilik hücrelerde tecrit altında tutuldukları ve durumları konusunda bir açıklama beklediklerine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

4 Kasım darbesiyle gerçekleştirilen bu süreçte bugünkü Parlamentonun tablosunu aslında bu fotoğraflar çok net ortaya koyuyor. 4 Kasım darbesiyle hukuk işletildi dediğiniz süreçte eş başkanlarımız, milletvekili arkadaşlarımız, grup başkan vekilimizin rehin alınması tamamen hukuk dışı bir uygulamadır. Bu hukuk dışı uygulamaya dair Meclis çatısı altında bakanlığın ve sizin bu konuda herhangi bir açıklama yapmadığınızı görüyoruz. Çünkü bu, hukuka aykırıdır; yaptığınız, gösterdiğiniz uygulamalar milletin iradesini gasbetmektir ve arkadaşlarımız rehin tutulduğu süreçlerde neden yargılandıkları illerde değil de farklı illere sürgün edilmişlerdir, neden Edirne Cezaevi, neden Kandıra F Tipi, neden Silivri F tipleri özel olarak ayrılmış, daha önceden kararı verilmiş bir şekilde arkadaşlarımız orada tecrit altında tutuluyor? Bu Mecliste çok acil olarak Başkan, sizin bu oturumu yönetmeniz icabıyla sizin ve bakanlığın burada çok açık açıklaması gerekiyor çünkü -şu anda haberlere düşen bilgilerde- cezaevlerine ilişkin çok acil sorunların olduğu ve oralara farklı noktalarda yaşam haklarının ihlal edildiğine dair endişelerimizin olduğunu söyleyebiliriz. Daha dün Silivri Cezaevi Müdürünün cemaatle ilişkisi olduğu için görevden alındığını ve bu sürecin bütün cezaevleri için de geçerli olduğunu söylüyoruz. Biz derhâl bir açıklama bekliyoruz. Bu açıklama da neden ayrı cezaevlerinde tutuluyor ve neden tek kişilik hücrelerde tecrit altında tutuluyor milletvekillerimiz ve eş başkanlarımız? Bunlar milletin iradesini temsil eden vekillerimizdir, bunların burada açıklanması gerekiyor. Şu anda, burada, yasama faaliyetlerini yürütmesi gereken milletvekillerimiz, eş başkanlarımız ve grup başkan vekilimizin idarenin kararıyla, iktidarın kararıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen bir dakikada.

Buyurun.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – AKP Hükûmetinin ve iktidarının kararıyla şu anda tecrit altında tutulduğunu biliyoruz. Biz, bunu, AKP Hükûmetinin geçmiş dönemlerindeki pratiklerinden de biliyoruz. O yüzden, hiç kimse bize “Hukuk işlevini yaptı.” demesin.

İkincisi, şunu söyleyelim: Hukuk eğer işlediyse 5 ildeki başsavcının bir operasyonla aynı günde aynı gece yarısı hepsinin gözaltına alınıp cezaevlerine gidişlerinin bile kararlaştırıldığı bir süreci nasıl da hukuka bağlayabilirsiniz? Nasıl olur da hâkimler hâlâ kararlarını vermemişken basın-yayın organlarında bütün milletvekillerimizin ve eş başkanlarımızın tutuklandığına dair haberlerin geçtiğini nasıl ifade edebilirsiniz?

Yine, Edirne F tipi cezaevinde günler öncesinden hazırlık yapıldığını çok iyi biliyoruz. Yine, Kandıra’da, Silivri’de de bu hazırlıkların yapıldığını çok iyi biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Çok açık ve net ifadeyle sizlerden bu konuda cevap bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demirel, zannediyorum bizim vereceğimiz bir cevap değil. Bizim yapabileceğimiz bir uygulama da değil.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bu, siyasi bir olay olmanın da ötesinde yargısal bir olay. Yargıya da müdahale etme şansımız yok bizim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şöyle söyleyeyim: Peki, o zaman…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyoruz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bir dakika sizin bu açıklamanıza ilişkin bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN - Bize sordunuz…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam…

BAŞKAN – Ben, bizim yapabileceğimiz bir hadisenin olmadığını, işin siyasi boyutundan ziyade yargı boyutu olduğunu ve yargının vermiş olduğu bir karar…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şu anda yargının boyutu…

BAŞKAN – Kaldı ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi burada 376 milletvekiliyle bu dokunulmazlıkları kaldırmıştır. Kaldırılan dokunulmazlık dosyalarından dolayı devam eden bir yargılama var ve bunun kararını verecek olan yargı makamlarıdır.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Biz cevap veririz Başkanım.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Başkan, biz bunu biliyoruz. Biz bunları açıklayacağız da. Ama şu anda -sizin yapmanız gereken- Adalet Bakanlığının, vekillerimizin ve eş başkanlarımızın durumu hakkında Meclisi bilgilendirmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şu andaki kaldıkları yerlerdeki tecride ilişkin Meclisi bilgilendirme yetkisine sahip ve biz bu talebimizi iletiyoruz.

BAŞKAN – Adalet Bakanlığı zannediyorum gerekli notları alır, biz de iletiriz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Bu talebimiz doğrultusunda Meclisi bilgilendirmek ve kamuoyunu bilgilendirmek zorundadır.

BAŞKAN – Tamam. Teşekkür ediyorum.

Böylece, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Kamu Başdenetçisi seçilen değerli hukukçu Şeref Malkoç’un göreve başlamadan önce 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 13’üncü maddesi gereğince ant içmesi gerekmektedir.

Şimdi, Sayın Şeref Malkoç’u ant içmek üzere kürsüye davet edeceğim.

Buyurun Sayın Malkoç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- ANT İÇME

1.- Kamu Başdenetçisi seçilen Şeref Malkoç’un ant içmesi

KAMU BAŞDENETÇİSİ ŞEREF MALKOÇ – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kamu Başdenetçiliğinin yeminini yapmak üzere huzurunuzdayım.

Öncelikle, bizi Kamu Başdenetçiliği görevine layık gören herkese huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Müsaadenizle yemine geçmek istiyorum.

(Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’un ant içmesi)

KAMU BAŞDENETÇİSİ ŞEREF MALKOÇ – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç’a başarılar dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Hayırlı olsun diyor, biz de Başkanlık Divanı olarak başarılar diliyoruz.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), Emre KÖPRÜLÜ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek ve 20 milletvekilinin, ülkemizdeki iş kazaları ve mesleki hastalıkların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/375)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki işçi kazalarının kapsamlı bir şekilde araştırılması, yaşanan bu kazaların en az seviyeye indirilmesi için gerekli önlemlerin alınması, işçilerimizin ve işverenlerimizin bilinçlendirilmesi, insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecek ortamlarda uzun süre çalışmaları sonucu meslek hastalıklarına maruz kalan işçilerimizin sorunlarını yakından takip edebilmek, bu sağlıksız ortamların ortadan kaldırmak ve bu meslek hastalıklarının ekonomiye etkisini araştırmak için Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1)        Baki Şimşek                           (Mersin)

2)        Erkan Akçay                           (Manisa)

3)        Atila Kaya                                                     (İstanbul)

4)        Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay)

5)        Fahrettin Oğuz Tor                                        (Kahramanmaraş)

6)        Ruhi Ersoy                                                    (Osmaniye)

7)        İsmail Ok                                                      (Balıkesir)

8)        Saffet Sancaklı                                             (Kocaeli)

9)        Mustafa Mit                                                   (Ankara)

10)      Oktay Öztürk                           (Mersin)

11)      Edip Semih Yalçın                                         (İstanbul)

12)      Zühal Topcu                           (Ankara)

13)      Şefkat Çetin                           (Ankara)

14)      Deniz Depboylu                                             (Aydın)

15)      Kadir Koçdemir                                             (Bursa)

16)      Mehmet Erdoğan                                           (Muğla)

17)      Erhan Usta                                                    (Samsun)

18)      Kamil Aydın                            (Erzurum)

19)      Arzu Erdem                                                   (İstanbul)

20)      İsmail Faruk Aksu                                          (İstanbul)

21)      Mehmet Parsak                                             (Afyonkarahisar)

Gerekçe:

İş kazaları ve meslek hastalıkları, çalışma hayatının en önemli sorun alanları arasındadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünyada her yıl iş kazası ve meslek hastalıkları sonucu 2 milyon 300 bin kişi hayatını kaybetmektedir. İş kazaları genellikle çalışanların niteliklerinden, iş güvenliği bilincinin yerleşmemiş olmasından, ülkelerin sanayileşme biçiminden ve işletme şekillerinden kaynaklanmaktadır.

Farklı iş kollarından gelip sanayi ortamında çalışmaya başlayan ve çalıştıkları iş ortamında mesleki eğitimi olmayan işçilerle ilgili gerekli tedbirlerin alınmaması sonucu iş kazaları ve kalıcı mesleki hastalıklar meydana gelmektedir. Bu kaza ve meslek hastalıklarına neden olan en önemli faktör gürültüdür. Gürültünün insan sağlığı üzerinde davranış bozuklukları, öfkelenme, genel rahatsızlık duygusu, sıkılma, dolaşım bozuklukları, solunumda hızlanma, iş veriminde azalma, konsantrasyon bozuklukları gibi etkileri vardır. Devamlı gürültü, işçilerde işitme duyusuna etki etmekte, geçici ve kalıcı işitme kayıplarına neden olmaktadır. Ne yazık ki küçük çaplı işletmelerin birçoğunda bunu önleyici küçük kulaklıklar bile kullanılmamaktadır.

Yine, bir diğer önemli faktör de işçilerin sağlıksız ortamlarda çalışmalarıdır. Ağır kimyasalların bulunduğu ortamlarda çalışan işçimizin birçoğu çalıştığı kimyasalların ne gibi tahribatlar yapacağının farkında değillerdir. İşverenler de bununla ilgili herhangi bir önlem almamaktadır. Uzun süre ve korumasız, bu kimyasallarla çalışan işçilerimiz kalıcı mesleki sağlık problemleri yaşamaktadır.

Ülkemizde hızla iş kazaları artmakta, bu kazaları önlemek için alınan tedbirler yetersiz kalmaktadır. Anadolu Ajansının 14/12/2015 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre yapmış olduğu haberde 2013 yılında 195 bin 16, 2014 yılında 226 bin 837 iş kazası yaşanmıştır. Bu kazalar sebebiyle 2013'te 1.215 çalışan hayatını kaybetmiş, 97 bin 713 kişi yaralanmıştır; 2014’te ise 1.497 kişi yaşamını yitirmiş, 108 bin 567 çalışan yaralanmıştır.

Ankara'da 3 Şubat 2011'de OSTİM ve İvedik Organize Sanayi Bölgelerinde, iki farklı iş yerinde aynı gün içerisinde farklı saatlerde meydana gelen patlamalarda 20 işçi ve çalışan hayatını kaybetmiş, birçok çalışan da yaralanmıştır. Patlamaların sebebi ise bu iş yerlerinde kullanılan ve içerisi (yanıcı patlayıcı) gaz dolu olan sanayi tüplerinin kalitesiz, kontrolsüz ve hatalı üretimi sonucu, kullanım sırasında patlamasıyla olduğu resmî olarak açıklanmıştır.

Basında "Kara Gün" olarak adlandırılan ve 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybıyla sonuçlanan iş ve madencilik kazası olarak kayıtlara geçen Soma faciasında 301 işçimiz hayatını kaybetmiştir. Bizleri derin üzüntüye boğan bu faciada, ne yazık ki gerekli tedbirlerin ve kontrollerin yapılmaması bu kazaya davetiye çıkarmıştır.

Yukarıdaki verdiğimiz açıklamalar doğrultusunda, ülkemizdeki iş kazaları ve mesleki hastalıkların kapsamlı bir şekilde araştırılması, yaşanan bu kazaların en az seviyeye indirilmesi için gerekli önlemlerin alınması, işçilerimizin ve işverenlerin bilinçlendirerek iş kazalarını da asgari seviye indirebilmek adına bir Meclis araştırması açılmasında fayda görmekteyiz.

2.- Isparta Milletvekili Nuri Okutan ve 19 milletvekilinin, çek ve senetlerin ödenememesinin ticari hayatta yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/376)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ticari hayatta çek ve senetlerin ödenmeyip geri dönüşüyle ilgili Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 14/01/2016

1)      Nuri Okutan                                                      (Isparta)

2)      Baki Şimşek                                                     (Mersin)

3)      İsmail Ok                                                          (Balıkesir)

4)      Ruhi Ersoy                                                        (Osmaniye)

5)      Ümit Özdağ                                                      (Gaziantep)

6)      Mehmet Parsak                          (Afyonkarahisar)

7)      Arzu Erdem                                                      (İstanbul)

8)      Saffet Sancaklı                          (Kocaeli)

9)      Deniz Depboylu                          (Aydın)

10)    Fahrettin Oğuz Tor                                            (Kahramanmaraş)

11)    Mehmet Necmettin Ahrazoğlu      (Hatay)

12)    Yusuf Halaçoğlu                         (Kayseri)

13)    Mehmet Erdoğan                        (Muğla)

14)    Seyfettin Yılmaz                         (Adana)

15)    Erhan Usta                                                       (Samsun)

16)    Kamil Aydın                                                      (Erzurum)

17)    Emin Haluk Ayhan                                             (Denizli)

18)    Mehmet Günal                            (Antalya)

19)    Kadir Koçdemir                          (Bursa)

20)    Mustafa Mit                                                      (Ankara)

Gerekçe:

Ticari hayatta, kıymetli evraklarda herkes çekini, senedini ödeyemiyor; çek ve senetlerde geri dönüş var. Ticari hayat, güven ve sağlam iş üzerine kurulur. Artık güven kalmadı ve ticari hayat da büyük ölçüde zayıflamaktadır. Bilhassa, küçük ve orta ölçekli üreten firmalar malını satmak zorunda, işini çevirmez durumda; onun için veresiye veriyor ancak malı karşılığında aldığı çek ve senetler karşılıksız çıkıyor.

Esnafımıza yüklenen yüksek vergiler yüzünden ödenemeyen vergilerin faizi sıkıntıların başında geliyor. SSK, BAĞ-KUR konusunda da durumlar vergilerle aynı. Nakit para sıkıntısı çeken iş sahibi ya da esnaf, son çare olarak kredi ve kredi kadına yönelmekte, sıkıntılarına geçici çözüm bulmaktadır. Zaten vergi, maaşlar ve SSK konusunda zorlanmakta olan esnaf bir de bankalardan aldığı kredi ve kredi kartıyla boğuşma durumunda kalmıştır.

Ülkemizde süper ve hipermarketler yerli olmaktan nerdeyse tamamen çıkmış, küresel sermayenin eline geçmiştir. Uygulamalar böyle devam ettiği sürece her geçen zaman da daha çok esnafımız kepenk indirecek; bu durum, piyasalarda görülen, kontrolün birkaç büyük firmanın elinde bulunduğu ortama dönüşecektir. Bu durumda, ulaşım ve pazarlama yönünden sıkıntı çeken ülkemizin bir çok ilindeki daha çok esnaf iş yerini kapatmak zorunda kalacak, işsizlik ve ekonomik kriz daha çok hissedilecektir. Bakkal, esnaf ve sanatkârlarımızın, millî ekonomi içerisindeki durumu, yeni çıkarılacak herkesi adil şekilde kapsayan kanunun sağlıklı işleyişiyle mümkündür.

Yine, tarım ürünlerinde de bu durum çok önem arz ediyor. Çiftçi bir an önce ürününü elinden çıkarmak zorunda, dolayısıyla çok seçici davranan da çek, senet karşılığında malını veriyor, ancak parasını alamıyor, parasını almak için birçok masraf yapıyor. Bu da üreticinin üzerinde fevkalâde olumsuz, sosyal, ekonomik sıkıntıya yol açmaktadır.

Bu hususta, durumun tespitine ve alınabilecek önlemlerin belirlenmesine yönelik meclis araştırması komisyonu kurulmalıdır.

3.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ve 22 milletvekilinin, cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/377)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki cezaevlerinde, resmî olmayan verilere göre 282'si ağır olmak üzere 720 hasta tutuklu bulunmaktadır. Hasta tutsaklar, ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler, özellikle de siyasi tutsaklar ölüme terk ediliyor. Tüm hasta tutsakların durumunu incelemek ve çözüme kavuşturmak amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.

1)      Mahmut Toğrul                                                  (Gaziantep)

2)      İdris Baluken                                                    (Diyarbakır)

3)      Filiz Kerestecioğlu Demir                                  (İstanbul)

4)      Garo Paylan                                                     (İstanbul)

5)      Hüda Kaya                                                        (İstanbul)

6)      Müslüm Doğan                                                  (İzmir)

7)      Ali Atalan                                                         (Mardin)

8)      Erol Dora                                                         (Mardin)

9)      Mithat Sancar                                                   (Mardin)

10)    Ahmet Yıldırım                                                 (Muş)

11)    Burcu Çelik Özkan                                            (Muş)

12)    Besime Konca                                                  (Siirt)

13)    Kadri Yıldırım                                                   (Siirt)

14)    Aycan İrmez                                                     (Şırnak)

15)    Faysal Sarıyıldız                                              (Şırnak)

16)    Ferhat Encu                                                      (Şırnak)

17)    Leyla Birlik                                                       (Şırnak)

18)    Dilek Öcalan                                                    (Şanlıurfa)

19)    İbrahim Ayhan                                                  (Şanlıurfa)

20)    Osman Baydemir                                              (Şanlıurfa)

21)    Alican Önlü                                                      (Tunceli)

22)    Nadir Yıldırım                                                   (Van)

23)    Tuğba Hezer Öztürk                                          (Van)

Gerekçe:

“Özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireye insan haklarının gerektirdiği gibi davranılmalıdır.” maddesi Avrupa Cezaevi Kuralları'nın ilk sırasında yer almaktadır. Hapsedilme aynı zamanda bir insan hakları konusu olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte, özgürlüğünden mahrum bırakılmış bireylere ek bir cezalandırma yapılamayacağı vurgulanmıştır.

Türkiye'deki cezaevlerinde her geçen gün ağırlaşan, hiçbir hukuksal dayanağı olmayan, vicdan ilkelerini yerle bir eden durum vardır. Ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlüler hiçbir geçerli nedeni olmamasına rağmen, siyasal bir tutum takınılarak tutsaklar ölüme ve psikolojik işkenceye terk edilmektedir.

Hastalıklarının tedavisinin cezaevlerinde mümkün olmadığı ya da hastalığının son evresine gelmiş, kendi kendine bakamayan, acil olarak serbest bırakılması gereken hastaların cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, insanlara yaşamlarını ızdırap içinde geçirmek dışında başka bir hak tanımayan siyasal tutumun, tüm topluma maalesef tabut teslim etmeyi tercih ettiği anlamına gelmektedir. Psikolojik olarak da yıldırmak istenilen hasta tutsak ve hükümlüler, Adli Tıptan onay alma sürecinde oldukça ciddi zorluklar çekmektedir. Adli Tıpta haftalarca ve aylarca onay bekleyen hastane raporları, hasta tutsak ve hükümlüleri psikolojik olarak etkilemektedir. Hasta tutsaklar ve hükümlüler, saatler süren yolculuklarla İstanbul Adli Tıbba çağırılmakta ve çağrılan hasta tutsak ve hükümlülerin çoğu ret kararıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Şubat 2013’te, yeni bir düzenlemeyle İnfaz Yasası’na “ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle cezaevinde hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının iyileşinceye kadar geri bırakılacağı” hükmü eklenmiştir. Bu düzenlemeyle birlikte “Toplumsal güvenliği tehdit” maddesiyle hasta mahkûmların yaşama hakkı ellerinden alınmakta ve ölüme terkedilmektedir.

Cezaevlerinde bulunan hasta tutsakları ziyaret eden bağımsız gözlemci heyetlerin yapmış olduğu araştırmalara göre, hasta tutuklu ve hükümlülerin hastaneye gitme ve muayene taleplerine uzun bir süre cevap verilmemektedir. Bu uygulamalarla hastaların sağlık durumu tehlikeye atılmaktadır. Ağır ve acil hastalık durumuna rağmen bazı ileri tıbbi tetkikler için üç dört ay gibi uzun bir süre sonraya gün verilmektedir. Hasta tutuklu ve hükümlüler, sağlık merkezlerine infaz kurumlarının ambulansı yerine uygunsuz ring araçlarıyla götürülmektedir. Ağır hastalar, birtakım prosedürler nedeniyle, herhangi bir muayene ve tetkik yapılmadan gereksiz olarak ring araçlarında tutulmaktadır. Ağır hasta tutuklu ve hükümlüler, İstanbul Protokolü hükümlerine ve bu konudaki mevzuata aykırı şekilde, genellikle elleri kelepçeli şekilde muayene edilmekte ve tıbbi işlemlere tabi tutulmaktadır.

Cezaevlerindeki tutsakların, mahpusların yaşam hakkı başta olmak üzere, tüm haklarının korunması öncelikli olarak devletin sorumluluğu altındadır. Yaşamları pamuk ipliğiyle bağlı ağır hasta mahpuslara ilişkin olarak acilen, tartışmaya ve muğlak ifadelere yer bırakmadan bir düzenlemenin yapılması önem arz etmektedir. Sorunun hukuki gereklilikleri bir kenara bırakılıp insani boyutuyla ele alındığında da Hükûmetin konunun hassasiyetini göz önünde bulundurarak bir an önce kapsamlı bir çözüm geliştirmesi beklenmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Samsun Milletvekili Erhan Usta ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin nedenlerinin belirlenmesi amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/11/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                   Erhan Usta

                                                                                                     Samsun

                                                                                         MHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

23 Kasım 2016 tarih, 2008 sayıyla TBMM Başkanlığına verilen MHP Grup Başkan Vekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta ile MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin nedenlerinin belirlenmesi amaçlı Meclis araştırması açılması önergemizin 23/11/2016 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde ilk söz Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir grup önerimiz var. Grup önerimizin konusu, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi. Bu konu hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Şimdi, öncelikle niye böyle bir grup önerisi verdik, onu belki bir izah etmekte fayda var. Değişik vesilelerle Türkiye ekonomisiyle ilgili görüşlerimizi ifade ettiğimizde her defasında söylüyoruz: Türkiye ekonomisi maalesef iyi gitmiyor, kötü gidiyor; Türkiye ekonomisinde uzun süredir alarm zilleri çalıyor. Bunları aslında bütün resmî istatistiklere baktığımızda da, sokağa çıktığımızda da, vatandaşla karşılaştığımızda da; üreticiye, tüketiciye, sanayiciye, esnafa, tarım kesimine, çiftçiye baktığımızda da görmek mümkün. Zannediyorum bütün milletvekilleri bu tür şikâyetlerle karşılaşıyorlardır.

Bunun üzerine, ayrıca, son dönemde hem içeriden kaynaklanan nedenlerle hem de dışarıdan kaynaklanan nedenlerle ekonominin üzerine ilave bir baskı gelmeye başladı, bunu görmemiz lazım. Fakat -birazdan örneklerini vereceğim- bu baskı olmasına rağmen, Hükûmet üyelerinin çok da sorumlu hareket etmedikleri beyanlarından anlaşılmaktadır. Yani böyle, işi küçümseyen, işin vahametini anlamayan birtakım beyanatları görüyoruz. Dolayısıyla, biraz da Meclisin bu konuya vaziyet etmesi gerektiğini düşündüğümüz için böyle bir grup önerisi verdik.

Şimdi, büyümenin düştüğünü hep söylüyoruz. 2009 krizinde Türkiye ekonomisi yüzde 4,8 küçüldü. Bu önemli bir küçülmedir, ciddi bir küçülmedir. Daha sonrasında kontrolsüz bir şekilde iki yıl yüksek bir büyüme var fakat o iki yıllık yüksek büyümenin ekonomide yarattığı tahribatı gidermek için sonraki beş yılda Türkiye ekonomisi düşük büyümeye mahkûm oldu. Böyle bir süreç. Yani beş yıldır, özellikle son beş yılda düşük büyüme süreci var.

2016 yılında özellikle ikinci yarısı itibarıyla -yine Hükûmetin rakamlarıyla konuşuyoruz, bu rakam çok açık olarak söylenmemiş olmakla birlikte hesaben çıkarılabiliyor çünkü 2016 yılının toplamında ekonominin 3,2 büyüyeceğini Hükûmet tahmin ediyor- baktığımızda, ilk yarı büyümesini de dikkate aldığımızda, ikinci yarıda yüzde 2 civarında, yüzde 2’nin biraz üzerinde bir büyüme olacağı Hükûmet tarafından beyan ediliyor.

Yüzde 2 büyüme, bizim gibi bir ekonomi için son derece az, yetersiz bir büyümedir. Bizim rakiplerimiz yüzde 5-6 büyüyor. Münferit olarak baktığımızda 7-8 büyüyen ekonomiler var ama ortalama olarak baktığımızda, gelişmekte olan ülkelerin yüzde 5 civarında, 5’in üzerinde büyüdüğünü biliyoruz. Dolayısıyla, yüksek hedefleri de, büyük hedefleri de madem bu ülkenin varsa ülkemizi daha iyi büyütmek durumundayız. Daha iyi büyütmek tedbir almakla olur, daha iyi büyütmek sorunun ne olduğunu anlayıp sorunun üzerine gitmekle olur.

Şimdi, bakıyorsunuz, üretim ciddi bir şekilde yavaşlamış. Mesela üretimde, arkadaşlar, son yedi ayda imalat sanayisi üretim verilerine baktığımızda, mevsimsel düzeltilmiş olarak, 5 tanesi eksi; son yedi ayda 5 tanesi eksi, sadece 2 tanesi artı. Yani imalat sanayisinde kötü bir durum var. Hani çok fazla rakamlara boğmamak için bunları, sizlere rakamları söylemeyeceğim ama yedi aylık verinin, datanın 5 tanesinde eksi varsa bu ekonomide ciddi bir problem var demektir.

İstihdama bakıyorsunuz, tabii üretim azalınca mecburen istihdam da azalıyor. Önce, SGK’nın kayıtlı istihdam verilerini söyleyeyim: 2015 Aralığında 20 milyon 773 bin kayıtlı istihdam var Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre. 2016’nın Ağustos ayında -ki ağustos ayında, biliyorsunuz, iş gücünde mevsimsellik çok fazladır yani aralığa göre ağustosta istihdamın çok artması beklenir, buna rağmen- yine SGK’nın rakamlarına göre 20.405’e düşüyor kayıtlı istihdam. Yani, sekiz ayda 367 bin kişilik bir istihdam kaybı var Sosyal Güvenlik Kurumunun verilerine göre. Bunları daha fazla detaylandırma imkânı var ama onunla çok fazla vakit kaybetmeyeceğim.

Kayıtlı artı kayıtsız istihdamı içeren TÜİK verilerine baktığımızda, burada da çok vahim bir durum var. Önce şunu söyleyeyim: Bakın, özellikle ben ekonominin çok yapısal sorunlarından, son beş yılın sorunlarından ziyade –onlar var zaten o sorunlar, bunları defalarca dile getirdik ama- son aylarda… Ve bu son aylar meselesini lütfen sadece 15 Temmuz meselesi olarak görmeyelim. Yani, Türkiye ekonomisi 2016 yılının başından itibaren veya 2016’nın, işte, birinci çeyreğinden itibaren ciddi bir bunalıma girdi. Bunun üzerine, tabii, 15 Temmuz güvensizlik ortamı var, onun da getirdiği sıkıntılar var. Bu sıkıntıları maalesef bundan sonra daha fazla hissedeceğiz. Şu ana kadar gerçekleşen veriler içerisinde aslında 15 Temmuz olaylarının etkisini kısmen gördük. Şimdi, bakın, nisan ayından itibaren, mevsimsel düzeltilmiş verilere göre işsizlik 1,5 puan artmış. Şimdi, geçen iktidar grubundan bir sayın milletvekili “Ya, işsizlik de 1,5 puan artmış, ne olacak.” diyor. Arkadaşlar, işsizlikte 1,5 puan artması işsizlik oranının oransal olarak yüzde 15 artması demek. 1,5 puanı işsizlikte indirmek için ülkeler on yıl uğraşıyor yerine göre. Yani, dört ayda işsizlik oranı 1,5 puan artıyor, sayın milletvekilinin “Ya, 1,5 puan artmış, ne olacak.” şeklinde, böyle beyanatları oluyor. Bunlar çok tehlikeli, çok yanlış. Bu meseleleri biz görmezsek, işi doğru okumazsak bu sorunlar giderek artacak. Türkiye’nin ağustos ayında -mevsimsel etkilerden arındırılmış rakamlara göre söylüyorum, dolayısıyla ay ay mukayese imkânımız var- yüzde 11,4’tür işsizlik oranı. Gençlerdeki işsizlik oranına, zaten o konuya hiç girmiyorum veya efendim, işte, iş bulma ümidi olmadığı için “Ben işsizim.” demeyen bir grup var, onları da kattığımızda işsizlik oranları yüzde 20’lere dayanmıştır. Yüzde 20 işsizlik oranı olan bir ekonomi, sürdürülebilir bir ekonomi değildir. Daha da vahimi “İşsizlik oranı artıyor, hadi, istihdam ne oluyor?” diye yine son nisan ayından itibaren baktığımızda, çalışan sayısı, arkadaşlar -bakın, iş gücü değil, işsiz sayısı değil- çalışan sayısında 275 bin TÜİK verilerine göre de son dört ayda azalma var yani iş kaybı var, istihdam kaybı var. Korkarım ki önümüzdeki dönemde bu istihdam kayıpları daha da artacak. Dolayısıyla, duruma vaziyet etmek gerekiyor. işte, o yüzden Meclis araştırması önergesi veriyoruz.

Şimdi, güven endeksine bakıyorsunuz, böyle bir güven endeksi rakamı hemen hemen hiç gerçekleşmedi. Ben güven endeksinin çıktığı dönemden itibaren böyle bir şey bulamadım. 5 tane alt dalı var Ekonomik Güven Endeksi’nin, çok detayına girmeyeceğim. Ekim ayında 5 tane alt güven endeksinin yani tüketici, reel kesim, hizmet sektörü, perakende sektörü ve inşaat sektörü, hepsi negatif yani bütün sektörlerde aynı anda ekonomide bir güven sıkıntısı var, güven endeksi negatife dönmüş durumda; Ekonomik Güven Endeksi de bir ayda yüzde 8,3 küçülmüş durumda.

Şimdi, enflasyona bakıyorsunuz, enflasyon yüksek, yüzde 5 hedeflerinize rağmen yüzde 7’ler civarında bir enflasyon var ancak güzel bir yanı vardı, temmuz ayından itibaren enflasyon düşüyordu yani temmuzda 8,79’dan -12 aylık enflasyonu konuşuyorum- yüzde 7,2’ye gelen bir enflasyon vardı ama şu anda kurdaki aşırı dalgalanma nedeniyle enflasyon kur geçişkenliğinden dolayı enflasyonda yeniden yukarıya doğru bir eğilim göreceğiz.

Bu “CDS” diye tabir edilir uluslararası jargonu, kredi risk takası, ülkelerin risklilik durumunu gösterir. Bakın, burada Türkiye’nin CDS’i 253 baz puandır, Brezilya’dan sonraki en yüksek CDS oranıdır Türkiye’nin CDS oranı yani Türkiye’deki riskliliğe ilişkin uluslararası algı bu şekilde devam ediyor.

Takipteki krediler, tüketici kredileri, kredi kartları ne durumda diye baktığımızda, bireysel kredilerde, kredi kartlarında takip oranı yani takipteki kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 9,3’e çıkmış en son 2016 11 Kasım itibarıyla. Bu nedir biliyor musunuz? Bu, 2009 krizinden sonraki en yüksek orandır. Yine, aynı şekilde, tüketici kredilerindeki oran da 2009 krizinden sonraki en yüksek orandır. Dolayısıyla, özellikle buralara dikkatinizi çekmek istiyorum. Burada diğer rakamlar da var, onlara girmeyeceğim.

İhracata bakıyorsunuz, ihracattaki gerileme devam ediyor. Türkiye üç dört yıl önce yakaladığı ihracat rakamlarını bugün maalesef bulamıyor.

Cari açığa bakıyorsunuz, ekonomideki yavaşlamayla birlikte, petrol fiyatlarındaki lehimize gelişme, altın ticaretindeki lehimize gelişmeyle birlikte cari açıkta bir düşüş vardı. Esas olarak cari açık düşmüyor, ben bunu burada rakamlarıyla kaç defa söyledim, o konuya tekrar girmeyeceğim. Manşet rakam düşüyor, analiz olarak baktığımızda düşmüyor. Ancak manşet rakam da son iki ayda tekrar artma eğilimine girdi yıllıklandırılmış rakamlarla.

Şimdi bütün bunlardan sonra, Sayın Başbakan “Dolar iner çıkar kardeşim, size ne oluyor?” gibisinden bir şey söylüyor. Şimdi, Ekonomi Bakanı diyor ki: “Endişe duymamızı gerektirecek bir durum yok.” Ha, bu arada söyleyeyim, 3,40’a dayanmış bir dolar var, yılbaşından bu yana Türk parası dolar karşısında yüzde 17 değer kaybediyor ve çok fazla -hani değer kaybı istikrarlı olsa ona da bir şey demeyeceğim- dalgalanma var. Dalgalanmanın olduğu bir yerde ihracatçı nasıl fiyat verecek? Siz ihracatçı olsanız iki üç ay sonra satacağınız bir mala nasıl fiyat vereceksiniz? Dolarla değil, Türk lirası maliyetleriniz de var. Yani, dolayısıyla, bu dalgalanma ortamında hiç kimsenin iş yapma imkânı yok.

Sayın Lütfi Elvan “Efendim, son günlerde vatandaşımızın piyasaya döviz satmadığını, tuttuğunu, daha çok, işte, döviz alma eğiliminin arttığını görüyoruz. Bu tamamıyla yanlış.” diyor; vatandaşı suçluyor Kalkınma Bakanı. Ekonomi Bakanı ayrı, Başbakan ayrı. Moody’s’de zaten bakanların ne kadar sorumsuzca konuştuklarını gördük.

O yüzden Meclis duruma vaziyet etmelidir, Meclis Türkiye ekonomisinin gidişatını araştırmak durumundadır diyorum ve grup önerimize sizlerden destek bekliyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Önerinin aleyhinde ilk söz, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’a aittir.

Buyurun Sayın Dilipak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET UĞUR DİLİPAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubunun Türkiye ekonomisi hakkında vermiş olduğu önergenin aleyhinde söz almış bulunuyor, bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikli olarak şunu belirtmek isterim: Araştırma önergelerinin bir ihtiyaçtan olması gerekmektedir. 1 Kasım 2015’ten yani 26’ncı Dönemden 20 Nisan 2016 tarihine kadarki araştırma önergelerinin sayısını biliyor muyuz? Bunu güncel olarak alamadığım için burada 20 Nisan tarihini baz aldım. Toplam 890 adet araştırma önergesi verilmiş. Bunlar gündeme alınıp komisyonlar oluşturulmuş olsa idi her bir komisyonun 16 kişiden oluştuğunu düşünürsek toplam 14.200 kişiye ihtiyaç vardı veya Meclisin tamamının, 550 milletvekilinin her birinin aynı anda 25 komisyonda görev alması gerekmekteydi. Bu durumu milletimizin takdirine sunuyorum.

Bugünkü araştırma önergesine konu olan… Türkiye ekonomisi hakkında MHP Grubu bir öneri vermiştir. Bu araştırma önergesinin gerekçesi incelendiğinde -ortaya çıkan sonuç- Türkiye’nin mevcut ekonomisi, dünyadaki ekonomik gelişmelere bakılmaksızın tamamen gerçekçi olmayan birtakım rakamlarla ortaya konulmaktadır. İlgili önergenin gerekçesinde belirtilen 2008 yılı büyüme rakamlarının düşük çıkmasından itibaren sanki Türkiye’de ekonomik manada farklı dengesizlikler olduğu ifade edilmektedir.

Hatırlarsanız, kurucu Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan o dönemdeki açıklamasında “Bu kriz bizi teğet geçecek.” demişti, birçok farklı değerlendirmelerde bulunulmuştu. Daha sonraki değerlendirmelerde ise ekonomimizi teğet geçtiği, bir vakıa olarak göz önünde bulunmaktadır. Tabii, o zamandan bu zamana kadar dünya üzerinde pay sahibi ve kendini egemen gören bazı ülkelerin Arap Baharı, Suriye olayları, Irak olaylarıyla, PYD, DEAŞ gibi terör örgütlerinin bölgede aktif rol oynamasıyla birçok ülke ekonomik bağımsızlığın yanında ülke bütünlüklerini de kaybetmiştir. Bugün gelinen durum ortadadır. Yanı başımızda, bizzat içimizde gerçekleşen bu olaylardan elbette etkilenmememiz mümkün değildir. Bu da yetmiyormuş gibi, 15 Temmuzdaki işgal hareketini ülkemizde faaliyete sokan emperyalist güçler ve onların hain uşakları ülkemizin bekasına, yarınlarına kast etmişlerdir. Bu ortamda, Hükûmetimiz ve siyasi partilerimiz milletiyle el ele verip bu sorunun üstesinden gelmesini bilmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin ve dünyanın siyasal anlamda geçtiği süreç hepimizin malumu -Suriye, Musul, Irak, Avrupa, Amerika, Rusya gibi- bölgedeki siyasi gelişmeler bütün dünyayı olduğu gibi ülkemizi de her yönden etkilemiştir. Ülkemizin stratejik konumu itibarıyla içte, dışta terör örgütleri FETÖ ve PKK’yla mücadelesi ister istemez ekonomiyi de etkilemiştir ancak bu etkilenme muhalefetin çizdiği tablo gibi değildir. Mesela, 15 Temmuz darbe girişimine rağmen 18 Temmuzda bankalarımız açık, borsalarımız faaliyette, ekonomimiz sanki hiçbir şey olmamış gibi tıkır tıkır çalışmıştır. Aynı şekilde, halkımız milyarlarca TL değerindeki birikimini devletine, milletine ve Hükûmetine güvenerek yastık altından çıkarmış, 15 Temmuzda işgal edilmiş olan havaalanımız bir gün sonra uluslararası uçuşa açılmıştır. Hatırlarsanız Brüksel’de bir bombalı saldırı olmuştu, havaalanı üç ay kapalı kalmıştı. Sadece bu örnek bile ülkemizin her alanda güçlü ve güvenli olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, tabii, bu gelişmelerden millet olarak hep birlikte etkilendik. Yaşanan durumlardan dolayı yatırımcımızda, ticaret ehlimizde ne oluyor kabilinden bir miktar durağanlaşma olmuştur. İktidarımız bununla ilgili kalıcı çözümler üretmekte geç kalmamıştır, gerekenleri yapmıştır ve yapmaya da devam edecektir. Etrafımızda yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Türkiye'nin bir yüzünü Batı’ya, bir yüzünü Doğu’ya çevirip dünyada sözü dinlenen ve itibar gören politikalar geliştirme çabaları bir gerçektir. Bölgede yeni bir ekonomik iş birliği çalışmaları kapsamında Şanghay İşbirliği Örgütüyle görüşmeler devam etmektedir. İran’la daha bu ay içerisinde yapılan ekonomik iş birliği anlaşmaları bunun en somut örneğidir.

Değerli arkadaşlar, dünyada, Trump’ın ABD Başkanı olmasıyla birlikte bazı kartlar yeniden karılmaya başlanmıştır. Bunun neticesi olarak dolar birçok ülke para birimi karşısında değer kazanmıştır. Euro/dolar paritesinin 1’e kadar yaklaşması bunun en bariz örneğidir. Dünyada genel olarak ticaret hacmi büyümenin yarısı olur ve buna bağlı olarak büyümeler gerçekleşir ama şu anda dünyadaki büyüme hacmi ve ticari hacim dengeleri büyüme lehine bozulmuş, bu durum da dünya ekonomisi üzerinde durağanlığa sebep olmaktadır. Tamamen bizim dışımızda gerçekleşen bu olaylar sebebiyle birçok dünya ülkesinde ekonomik durağanlığa şahit olmaktayız. Dünya liderleri bu duruma çare bulmak için çalışmalar yapmaktadır.

Değerli arkadaşlar, biz ayrıca şu anda 3,1’lik ekonomik büyüme oranıyla 28 AB ülkesinin 21’inden daha fazla iyileşme göstermekteyiz. Hane halkı borçluluğuna ilişkin göstergelere bakıldığında, hane halkı borcu gayrisafi millî hasılaya oranı olan yüzde 21 civarındaki seyrini korumuş, borcun harcanabilir gelire oranı ile toplam finansal varlıkların oranı 2016 yılının ilk çeyreğinde bir önceki döneme kıyasla değişiklik göstermiştir. Hane halkı borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı Türkiye’de, ABD, Hollanda ve Danimarka’nın da içinde bulunduğu birçok ülkeden daha iyi durumdadır.

Az önce değerli arkadaşımız bir CDS verileriyle konuştu, bizim de konuşmamız lazım. Türkiye'nin CDS primleri dünya konjonktüründeki yukarı yönlü riskler neticesinde artış göstermekte, gelişmekte olan ülkelerden negatif yönde ayrılarak iyi bir profil çizmektedir. Bir örnek daha vermek istiyorum: Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından dünya ekonomisinin 2016 yılında 3,1 oranında büyüyeceği belirtilmiş; gelişmiş ekonomilerin 1,6, gelişmekte olan ekonomilerin de 4,2 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir.

Küresel ekonomideki zayıf seyir altında orta vadeli programda yer alan programlar tahmininde 2017 yılı içerisinde büyüme hedefimiz 4,4 seviyesinde bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlar, görüldüğü gibi, kim ne dersin desin kimsesizlerin kimi, gariplerin umudu olarak Türkiye güvenli bir liman olmuştur. Hükûmetimiz, yaklaşık on altı yıldır her alanda olduğu gibi ekonomide de sağlam adımlarla yoluna devam edecektir. Bunu kimse engelleyemez, engellemeye çalışanlara da 15 Temmuzda olduğu gibi milletimiz gereken cevabı verecektir.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın hatip konuşmasında, 2008 yılına ilişkin verdiğim verilerin doğru olmadığını ifade etmişlerdir. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Biraz zorlama oldu ama buyurun Sayın Usta.

İki dakika süre vereyim.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

Şimdi de siz diyeceksiniz “Sizin verdiğiniz rakamlar doğru değil.” Yeni bir sataşma, karşılıklı böyle…

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Uğur Dilipak’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERHAN USTA (Samsun) – Kendisi rakam vermedi zaten.

Şimdi, ben şunu anladım sayın hatibin konuşmasından… Önce 2008 verisini söyleyeyim: 2008 verisini -gerekçesinde- yüzde 1’in altında diyoruz. Rakamı bile yazmadık yani 0,7’dir 2008 Türkiye ekonomisi büyümesi, önce bunu bir ifade edelim. 2008 yılında, bakın, hiç kimse “Küresel kriz 2009 yılında çıktı.” filan, şey değil. Yani bunların analizlerini çok uzun uzun yaparız. 2007 yılının ikinci yarısından itibaren Türkiye ciddi bir büyüme düşüşüne zaten geçmişti. 2008’de 0,7; daha küresel kriz -etkileri, elbette bir başlangıç şeyleri var ama- o anlamda çıkmış değil. 2009’da teğet geçti, sayın hatip de “Teğet geçti.” dedi. Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Başbakanken “Teğet geçti.” diyorlardı. 2009 yılında Türkiye ekonomisindeki daralma yüzde 4,8’dir arkadaşlar. Yine, takvim etkisinden arındırılmış çeyreklik itibarıyla söyleyelim: Türkiye ekonomisindeki daralma yüzde 14,2’dir 2009 yılının birinci çeyreğinde. Bir bakın bakalım o zaman dünyada bu kadar daralan, bu kadar küçülen başka bir ekonomi var mıydı? Teğet filan geçmedi yani yüzde 4,8 yıllıkta yüzde 14 tek çeyrekte daralan bir Türkiye ekonomisine teğet geçti diyeceksek ona bir şey diyemiyorum ben. Dolayısıyla buna doğru bakmamız lazım.

Bir de şunu söyleyeyim: Arkadaşımız konuşmasında “Çok fazla araştırma önergesi var, komisyon kurulsun önerisi var.” diyor. Benim bildiğim kadarıyla, ekonomiye ilişkin konularda hiçbir araştırma komisyonu filan kurulmuş değil. Dolayısıyla, sizin söylediğinizden, ihtiyaç var ancak buna milletvekili yetmez gibi ben bunu anlıyorum.

Bir de IMF rakamları söylendi. IMF’nin 2021’e kadar tahminleri var, bütün dünya ülkeleri için var, Türkiye için 2017-2021 büyüme tahmini yüzde 3,3’tür ortalama, gelişmekte olan ülkeler için yüzde 4,9’dur. Yani gelişmekte olan ülkelerin 1,6 puan altında Türkiye için büyüme tahmini var. Öyle bizi gelişmiş ekonomilerle mukayese etmeyin, mukayeseyi doğru yapacağız. Gelişmiş Batı ekonomilerine göre büyümemizin yüksek olması doğru bir saptama değil. Tercih edeceğimiz yer gelişmekte olan ülke ekonomileridir.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Samsun Milletvekili Erhan Usta ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin nedenlerinin belirlenmesi amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi önerinin lehinde ikinci söz, Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’a aittir.

Buyurun Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin ekonomide yaşanan olumsuzların etkilerinin araştırılması amacıyla verdiği önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri takip eden değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, uzunca bir süredir değişen küresel ekonomik iklim, ekonomimizde belirginleşen kırılganlıklar ve biriken riskler konusunda Hükûmeti uyarıyorum. Damdan düşmenin ne olduğunu bilen, kriz yönetmiş bir arkadaşınız olarak, milletimizin, vatandaşlarımızın aşı, işi azalmasın, huzuru bozulmasın diye bu uyarıları yapıyorum çünkü biliyorum ki her ekonomik krizin, sıkıntının yükü, döner dolaşır toplumun en yoksul, en kırılgan, en borçlu kesimlerinin üzerinde kalır. Ancak, vatandaşların derdine derman olması gereken Hükûmetin meselelere ciddiyetle eğilmediğini, gereken tedbirleri almakta geciktiğini görüyorum. Hükûmetin ve bakanların tek gündemi var, o da sarayın saltanat kayığında yer kapmak. Biz de vatandaşın çözülmeyen sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsülerinden dile getirmek zorunda kalıyoruz ama bize “Kriz tellallığı yapıyorsunuz.” diyenler var, kriz tellallığı yapmıyoruz, sizi göreve davet ediyoruz. Biraz önce konuşan hatip “Çok komisyon var.” dedi. Aslında, çok daha fazla komisyon kurulması lazım çünkü Hükûmet iş yapmıyor, iş bize kalıyor.

Değerli milletvekilleri, şu anda 2017 mali yılı bütçe görüşmeleri Plan ve Bütçe Komisyonunda devam ediyor. Bu görüşmelere dayanak teşkil eden orta vadeli programın daha mürekkebi kurumadan bütün denge ve tahminleri geçersiz hâle geldi. 2016’ya yüzde 4,5 büyüme hedefiyle başladık, ekimde Hükûmet büyüme tahminini yüzde 3,2’ye çekti. Bu, sadece 2016 yılı için yani içinde bulunduğumuz yıl için. Şimdi anlaşılıyor ki bu iddiasız ve yetersiz büyüme bile artık yakalanamayacak. Bu yılın üçüncü ayında sanayi üretimi geçen yıla göre yüzde 3,2 daraldı. Tüketici güveni ve beklentilere ilişkin son göstergeler işlerin son çeyrekte de iyi gitmediğini gösteriyor, 2016 için piyasanın son büyüme tahmini yüzde 2,9; oysa daha bir ay önce piyasanın büyüme beklentisi yüzde 3,2’ydi.

Değerli milletvekilleri, sadece üretim ve büyümedeki yavaşlama değil, işsizlik rakamları da ekonomide alarm zillerinin çaldığını artık açık seçik gösteriyor. En son açıklanan ağustos ayı işsizlik rakamı yüzde 11,3; bu, küresel krizin yaşandığı 2009’dan beri en yüksek ağustos ayı işsizlik oranı. Tarım dışı işsizlik ise aynı dönemde yüzde 13,7; bu da son yetmiş altı ayın zirvesi. Resmî işsiz sayısı son bir yılda 435 bin kişi artarak 3,5 milyona dayanmış, iş aramadığı hâlde “Bana iş verirseniz çalışırım.” diyenlerle birlikte işsiz sayısı 6 milyonu buluyor. Genç işsizliği yüzde 19,19’a çıkmış, iş arayan her 5 gencimizden 1’i iş bulamıyor.

Yine, doların Türk lirası karşısındaki değeri her gün yeni rekorlar kırıyor. Daha mürekkebi kurumayan orta vadeli programın 2017 yılı için öngördüğü ortalama dolar kuru 3 lira 18 kuruştu. Şimdi, biraz önce, buraya gelmeden önce televizyona baktım, değerli milletvekilleri, kur şu anda 3 lira 39 kuruş seviyesinde geziniyor. Başbakan, doların değerindeki bu önlenemez hızlı artışın büyüttüğü yangını “Elle gelen düğün bayram, dolardan bize ne? Dolsa ne olur, dolmasa ne olur?” gibi sözlerle görmezden gelmeye çalışıyor. Türkiye'nin notunun düştüğü 23 Eylülden bu yana Türk lirası, dolar karşısında yüzde 14 değer kaybıyla benzer ekonomiler içinde en fazla değer yitiren para birimi oldu.

Yine, şu söyleniyor: Amerika Birleşik Devletleri’ndeki seçimler Türk lirasının değer kaybına neden oldu.” Amerika Birleşik Devletleri’nde seçimler 8 Kasımda yapıldı, o günden bu yana, yeni seçilen Amerika Birleşik Devletleri Başkanının “Aramızdaki sınıra duvar çekeceğim.” dediği Meksika’nın pezosunun ardından en çok değer yitiren ikinci para birimi Türk lirası.

Sayın Başbakan, gerçeklerden kaçamazsınız. Borca batırdığınız şirketler ve aileler bu gidişten son derece rahatsız. 2002’de 6,5 milyar dolar olan reel sektörün net döviz borcu bugün 210,5 milyar dolara geldiyse, ithalatınızın millî gelire oranı yüzde 22’den yüzde 27’lere çıktıysa nasıl “Dolardan bana ne?” dersiniz. Başbakanın “Dolardan bana ne? Dolsa ne olur, dolmasa ne olur?” dediği ekim ayı ortasından bugüne kadar reel sektörün bilançosuna yazdığı kur farkı zararı 62 milyar Türk lirasına ulaştı. İthal girdilerle ilgili zam furyası da başladı. Yılın başında 446 dolar olan asgari ücret, bugün 383 dolara düştü. Protesto edilen senetlerin tutarı bu yılın ilk on ayında, geçen yıla göre yüzde 21 oranında arttı, 9,6 milyar Türk lirasına çıktı.

Değerli milletvekilleri, milletin aşı azalıyor, iş bulmak her gün biraz daha zorlaşıyor, ailelerin de borcu almış başını gidiyor. Devletin borcunu aldınız, milletin sırtına bıraktınız. Şimdi, biraz önce, ailelerin borçlarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranından bahsedildi, ben de size şunu söyleyeyim: Dün Küresel Servet Raporu açıklandı. Rapora göre 2002’de bu memlekette her bir yetişkin yurttaşın borcu 470 dolarmış, 2016 itibarıyla aynı borç yüzde 1.195 artarak 6.089 dolara çıkmış. Biz borçlardaki hızlı artışı gündeme getirdikçe AKP “Bu borçlar yatırıma gidiyor, millî geliri artırıyor, sorun değil.” dedi ama şimdi görüyoruz ki borç artarken ne yatırım ne gelir ne de servet artmış. 2011’de özel kesim yatırımlarının millî gelir içindeki payı yüzde 18’ken 2016’da yüzde 15’e düşmüş, özel kesimin yatırım iştahı kesilmiş. Son orta vadeli programda “Millî gelir 2016’da 726 milyar dolar olacak.” deniyor. Oysa millî gelir 2008’de, yani bundan tam sekiz yıl önce 742 milyar dolardı, şimdi bundan sekiz yıl öncesinin seviyesinin de altında bir millî gelir gerçekleşecek diyoruz. Diğer yandan, Credit Suisse tarafından yayınlanan son Küresel Servet Raporu’na göre millî servet 2016’da 1 trilyon 63 milyar dolar olarak hesaplanmış, oysa 2007’de bu rakam 1 trilyon 676 milyar dolardı. Dokuz yılda millî servetimiz 600 milyar dolar erimiş. Cari açık yeniden büyüyor ve büyümedeki gerilemeye rağmen de artmaya devam ediyor. Ekonomi zaten uzunca bir süredir patinaj yapıyordu, şimdi açıkçası geri kayıyor.

Değerli milletvekilleri, durum çok ciddi. Doğruları yaparsanız milletin cebindeki yangını en az hasarla söndürürsünüz ama bakınız, geçtiğimiz cuma bir Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı yapıldı, “Top Merkez Bankasında.” dendi, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısının hemen öncesinde “Yeniden bir Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı yapalım.” dediniz, millet “Ne oluyoruz? Yine Merkez Bankasına müdahale edecekler.” dedi, toplantıyı dün sabah iptal ettiniz. Bu yaptığınız doğruydu, yanlıştan dönmüştünüz ancak bu sabah bir de baktık, iptal edilen koordinasyon toplantısı bu akşam saraya alınmış. Bu yapılacak iş değil. Merkez Bankasına müdahale görüntüsü veren her eylem bankanın itibarını sıfırlar, bu da millete daha yüksek faiz faturası olarak geri döner. 2006’da bunu millete yaşattınız, on yıl sonra aynı şeyi bir daha yaşatmayın. Kabul edelim, artık mevcut iktidar yoruldu, güvenilirliği kalmadı, sorunlar hızla ağırlaşıyor, millet işini yitirme, borcunu ödeyememe, arabasının ruhsatını, evinin tapusunu bankalara kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu gidişe dur demek, ekonomimizi gittiği bu tehlikeli yoldan çevirmek için öncelikle siyasetin ekonominin günlük işleyişine müdahalesini ve siyasi belirsizliğin gölgesini ülkenin üstünden kaldırmalıyız. Eski paradigmalardan kurtulup milletin önüne yepyeni bir büyüme ve bölüşüm stratejisini koymalıyız. Bu çerçevede belirsizliği artıran olağanüstü hâli, başkanlık sistemi ve referandum tartışmalarını, bir de son dönemde ortaya çıkan Şanghay İşbirliğine katılma gibi hayali söylemleri ülkenin gündeminden derhâl çıkarmalıyız. Millî bir mutabakat içinde millete ve ekonomiye ufuk verecek yeni bir ekonomi programını hazırlamalıyız. Ekonominin sorunları daha da ağırlaşmadan ülkenin ve milletin ihtiyaçlarını her türlü siyasi çıkar ve beklentinin önüne koyarak, ülkemizdeki ortak aklı kullanarak, mekanizmaları bir an önce oluşturarak ülkeyi olağanüstülükten çıkarıp olağanlaştırmamız, hukuk devletine geri dönmemiz gerekiyor. Bu siyasi ciddiyet ve anlayış gösterilmek zorundadır, aksi hâlde, korkarım ödenecek fatura daha da büyüyecek, milletimizin aşı, işi daha da küçülecektir.

Bu vesileyle öneriyi desteklediğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu bir kez daha selamlıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’dir.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Türkiye ekonomisinde son dönem yaşanan olumsuzluklar, bunların makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisiyle ilgili araştırma komisyonu kurulmasına dair önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, yarın kutlanacak olan 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum.

Türkiye ekonomisi 17’nci büyük ekonomidir. Bizim amacımız bu ekonomiyi 2023 yılına kadar ilk 10 ekonomi arasına sokmaktır. 2002’de almış olduğumuz ekonomik göstergeler, bugün için 17’nci büyük ekonomi, daha sonra 16, sonra da 10’uncu büyük ekonomiye gitme yolunda önemli adımlar atmıştır, ekonomi hâlâ bu şekilde de devam ediyor.

Dünyadaki, 2008 yılındaki ekonomik göstergelerin yok olduğu bir dönemde o zamanki Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan “Teğet geçecek.” demişti, gerçek anlamda da teğet geçti. Bugün ortalama yüzde 4 büyüme görüyoruz ekonomide. Dünya ülkelerine baktığımız zaman Çin, Brezilya ve Hindistan’ı bir kenara bırakırsanız artık “sıfır virgül”lerle ifade edilen bir ekonomik büyüme söz konusu. Avrupa’nın ekonomisi durağan hâle gelmiş, diğer ekonomiler aynı şekilde, Rusya çökmek üzere, Türkiye ise yüzde 4,4’lük bir ekonomik büyümeyle yine yıldızı parlayan bir ülke konumunda.

Değerli arkadaşlar, araştırma komisyonları yapılabilir, araştırılabilir ama haklı olanı yani Sezar’ın hakkını Sezar’a verme açısından da muhalefetin görmesi gerekiyor, yüzde 4,4 büyüme oranını da aslında desteklemesi gerekiyor.

“Dolar yükseliyor.” denildi, doğrudur, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dolar yükseliyor. Ülkemizin, büyük bir ekonomik sıkıntının dışında mücadele ettiği PKK belası var. Aşağı yukarı kırk yıla yakındır PKK’yla mücadele ediliyor. Biz o dağlara gül atmıyoruz, bomba atıyoruz, bunun bir maliyeti var. Biliyorsunuz, FETÖ alçağının yapmış olduğu, bu ülkeyi bölme adına yapmış olduğu 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu ekonomi gerçek anlamda da etkilenmiş olabilir. Suriye’yle olan, aşağı yukarı üç aya yakın Suriye içerisindeki bir savaşın direkt olarak... Türkiye bu savaşa girmiş durumda; Irak’ta yine öyle, Musul’da öyle. Büyük ülke olmanın büyük bedelleri vardır. Dolayısıyla, ekonomik göstergeler... Kimsenin endişesi olmasın, bu ülke hak ettiği yere gelecektir diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Partinin aleyhinde olamazsın, önergenin aleyhinde olursun.

BAŞKAN – “Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin” demek istedi galiba.

Çok teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylamaya geçmeden önce bir yoklama talebi vardır, önce bu talebi karşılayacağım.

Sayın Gök, Sayın Altay, Sayın Kayışoğlu, Sayın Yarkadaş, Sayın Gürer, Sayın Sertel, Sayın Yüksel, Sayın Yiğit, Sayın Emir, Sayın Erkek, Sayın Özdemir, Sayın Balbay, Sayın Çamak, Sayın Arık, Sayın İrgil, Sayın Sarıhan, Sayın Atıcı, Sayın Topal, Sayın Usluer, Sayın Bilgehan, Sayın Doğan, Sayın Göker.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.37

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Samsun Milletvekili Erhan Usta ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay tarafından, Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan olumsuzluklar ve bunun makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin nedenlerinin belirlenmesi amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alıyorum ve oylarınıza sunacağım:

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/11/2016 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                     Çağlar Demirel

                                                                                        (Diyarbakır)

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Kasım 2016 tarihinde, Muş Milletvekili Sayın Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından verilen 3218 sıra numaralı cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararı ile ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/11/2016 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde ilk söz, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’a aittir.

Buyurun Sayın Sancar. (HDP sıralarından alkışlar)

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öyle anlaşılıyor ki Hükûmet, olağanüstü hâli çok sevdi, bu düzenden vazgeçmeye niyetli görünmüyor, iktidarın keyfîliğinin tadını aldı ve bunu devam ettirmek istiyor.

Olağanüstü hâlin en yıkıcı yansımalarının yaşandığı yerlerin başında cezaevleri geliyor. Artık, cezaevlerinden söz etmek bile doğru değil. Cezaevleri âdeta bir toplama kampına dönüştürüldü. Aslında, ilan edilen hâl “olağanüstü hâl” olarak adlandırılsa bile, bunun gerçek karşılığı istisna hâlidir. İstisna hâli ile olağanüstü hâl eş anlamda kullanılsa bile, tarihsel dönemler açısından aralarında fark var, çok kısa belirteyim: İstisna hâlinin temel özelliği, geçici ve denetlenebilir olması değil, sürekli ve sistematik olmasıdır. Hangi konuda? Hukukun durdurulması konusunda. Yürütmenin veya iktidarın yetkilerini artırmak olağanüstü hâlin bir özelliği olabilir ama istisna hâlinin özelliği, hukuku tamamen devre dışı bırakmaktır. Dolayısıyla, hukukun sıfır derecesi istisna hâlidir, zulmün zirve noktasını oluşturur hukukun sıfır hâli.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sancar, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, salonda ciddi bir uğultu var, lütfen… Hatip kürsüde, insicamını bozmayalım.

Buyurun Sayın Sancar.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Peki, bu istisna hâlinin teorisini kim kurdu, pratiğini en kapsamlı şekilde hangi dönemde yaşadı insanlık, onu da çok kısa belirteyim: İstisna hâlinin teorisini Nazilerin ideologları kurmuştu. Nazi döneminin başka dönemlerle kıyaslanması konusunda temkinli olmak gerektiğini hep söyleriz, doğrudur. Fakat öyle dönemler var ki, bu yönetimin özelliklerini anmadan, onunla kıyas yapmadan anlaşılır kılmak bazen mümkün olmayabiliyor. Hukuku tamamen bir kenara almak, hukuku durdurmak Nazi yönetiminin en öncelikli hedefiydi. İktidarını kurmak için buna ihtiyaç duyuyordu. Hukuku durdurmanın bir amacı vardı, yeni bir hukuk kurmak iddiasındaydılar. Dolayısıyla yeni bir düzen kurarken ayaklarına bağ olacak herhangi bir kural, herhangi bir denetim istemiyorlardı. Ee, bunda başarılı oldular. Toplama kampları kurdular, her türlü işkenceyi, her türlü eziyeti bir yönetim pratiği hâline getirdiler.

Sayın Başkan, kimse sizi dinlemiyor galiba! Beni de dinlemiyorlar da… Bir daha uyarsanız.

BAŞKAN – Sizi dinlesinler de önemli değil beni dinlememeleri. Sakal bıraktık belki dinlerler diye ama…

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Yani grubun önünde…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sessizlik diyorum.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Ardından soykırım geldi, savaş geldi çünkü içeride bu kadar keyfî bir yönetimi kuran, tadını alan bir yönetim, bir iktidar, gözünü daha geniş alanlara diker; neredeyse, bir diyalektik kanun gibidir ve Nazi yönetimi içeride hukuksuzlukla bu kadar cinayetler, insanlık suçları işledikten sonra dışarıda da insanlığa tarihin en ağır savaşını yaşattı.

Bir süredir kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyor Hükûmet ülkeyi ve bu kanun hükmünde kararnamelerde bırakın hukukun evrensel ilkelerinin küçük ölçütlerini, ufak ölçütlerini vicdanın ve insafın bile ölçütü yok. Mesela, dün çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle işine son verilenlerden birini hatırlatayım size, Uğur Kaymaz’ın annesi. Uğur Kaymaz’ı hatırlamayan var mıdır aranızda bilmiyorum, çok iyi bilmeniz gerekiyor, aranızda bazıları kitabını da yazmıştı bir milletvekiliniz; kendisinden de bir ses duymadık. Makbule Kaymaz, 13 kurşunla Kızıltepe’de katledilen çocuğun annesidir. Belediyede çalışıyordu, oğlunun katilleri -aynı zamanda kocası da öldürülmüştü yani Uğur’un babası- cezalandırılmazken kendisi bugün olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesiyle işinden çıkarıldı. Mesela, 2000 yılında sözüm ona “Hayata dönüş” adı verilen operasyonda kolunu kaybeden Veli Saçılık -sosyolog- Aile ve Sosyal Güvenlik mi ne işte o Bakanlığın adı, orada çalışırken dün işine son verildi.

Tabii, binlerce, on binlerce insan var bu şekilde sayabileceğimiz. Bunları neden yapıyor bu Hükûmet? Neden yapıyor olabilir? Makbule Kaymaz’dan ne istiyor, Veli Saçılık’tan ne istiyor bu Hükûmet? Hangi darbe tehdidini önlemek için Makbule Kaymaz’dan, çocuğu ve eşi katledilmiş, katilleri de cezalandırılmamış bir anne olarak ne istiyor? Ekmeğini kesmek istiyor.

Bakın arkadaşlar, bunun adı “istisna hâli” dedim ama bizim daha iyi bildiğimiz, tarihten bir isim kullanayım: Bunun adı “Kerbel┠düzenidir. Suyunu bile kesmeyi, susuz bırakmayı kafasına koyan bir yönetim zihniyetinin adıdır. Yezit zihniyetidir bu. Orada insanlara ceza vermek için susuz bırakan, Kerbelâ güneşi altında, çölün ortasında susuz bırakan zihniyet gibi çalışıyor. Ama Yezit’in karşısında bir yiğit vardı, İmam Hüseyin vardı. Tek başına kaldı, boyun eğmedi, biat etmedi, direndi ve kafası kesildi, kesilmesine rağmen asla boynunu eğmedi, boynu vuruldu, boynunu eğmedi. Yezitlerin en büyük korkusu, İmam Hüseyinlerdir. Bütün zalimlerin en büyük korkusu, karşılarında direnecek birinin bulunmasıdır.

4 Kasımda, direnenlerin sesini kısmak için bir operasyon düzenlendi. Gerçek anlamda bir darbe operasyonuydu bu. Bir partinin eş başkanları, milletvekilleri uyduruk gerekçelerle, izah edilmesi sizin tarafınızdan bile mümkün olmayan sebeplerle gece yarısı gözaltına alındılar, tutuklandılar. Biriniz, Allah için, şu dosyalara bir bakın, o dosyalarda neler olduğunu bir okuyun, ondan sonra elinizi vicdanınıza koyun. Bu, bir darbe yönetimidir, Kerbelâ hukukunu kurmaya yönelik bir darbe yönetimidir.

Ahmet Türk’ten ne istediler? Ahmet Türk’ü gözaltına almanın ne demek olduğunu dün arkadaşlarım anlattılar burada. Demek ki barış isteyenlerin, demokratik siyasette inat ve ısrar edenlerin sesini duymak istemiyor birileri. Ne istiyor? Daha çok savaş, daha çok zulüm ama zulmün bir sonu var. Aylar önce burada hatırlatmıştım. Silahla en çok iş yapan komutanlardan, meşhur komutanlardan biri Bismarck söylemişti; kılıcıyla, süngüsüyle pek çok başarı elde etmişti ama kendisi insanlığı uyarmıştı, “Süngüyle her şey yapabilirsiniz fakat üstüne oturamazsınız.” demişti. İsteyen süngünün üstüne oturmayı denesin bakalım.

Ahmet Türk üç gündür gözaltında tutuluyor. Arkadaşlar, isnat edilen suç ne? Savcı bir saat ayırıp ifadesini alamaz mı? Neden beş gün avukat görüş yasağı konuyor? Bizim çalışanlarımız, benim yardımcım dâhil 5 danışmanımız on üç gündür gözaltında. Emniyet sorgusu bitti. İsnat edilen suçlar: “Yok, efendim, şu ‘tweet’i attın. Niye attın? Efendim, şurada marş söyledin. Niye söyledin?” Bunlar için on dört gün gözaltı reva mı? Reva diyorsanız size söyleyecek söz yok.

Ben umudumu AK PARTİ Grubundan kesmek istemiyorum. Burada vicdanlı insanların bulunduğuna inanmak istiyorum. Bu inancımı korumak istiyorum. İtiraz edin. Başınıza geldiğinde değil, başkalarının başına geldiğinde zulme ses çıkarın. Bütün Meclisten ricamdır, bütün Meclisten isteğimdi ama biliyorum ki bu Mecliste -parti adı saymayayım- bunlara isyan edenler, sürekli bunlara karşı sesini çıkaranlar var. Asıl sorumluluk, yükümlülük sizlerin oyuyla iktidarını sürdüren ve bu uygulamaları sizlerin oyuyla cesaretlenerek yapan siz iktidar partisi milletvekillerinedir. Bu vicdanlı davranışı göstereceğiniz günün çok fazla uzamamasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin aleyhinde ilk söz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, hatip az evvel konuşmasında “Yezit zihniyeti” demek, 4 Kasımda direnenlere karşı AK PARTİ iktidarını, milletvekillerini sorumlu tutmak suretiyle açıkça bir sataşmada bulunmuştur. Cevap verme zorunluluğu içerisinde İç Tüzük 69’a göre söz talep ediyorum.

MİTHAT SANCAR ((Mardin) – Hiçbir sataşma yok Sayın Başkanım.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Kendilerini Yezit olarak kabul ediyorlarsa cevap verebilirler.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeden…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süreyle söz veriyorum.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle “Yezit zihniyetiyle” ve biraz evvelki konuşmayı külliyen reddettiğimi… Eğer Yezit zihniyeti görmek istiyorsa… 780 bin kilometrekare toprak parçası içerisinde seçilmiş olanların halktan aldıkları yetkiyle millete hizmet etmesi gerekir, azımsamayacak bir oy. Yezit zihniyeti görmek istiyorlarsa; orada hizmet etmek için görev alanların tuzaklar kurmaması, bombalar kurmaması, o 780 bin kilometre toprak parçası içerisinde silah doğrultmaması, terör olaylarına girmemesi gerekmekteydi. Burada uzun süre “Devlet katliam yapıyor.” vesaire diye Genel Kurulu… Bombalar patlatanlara, taziyeevlerine gidenlere söz söylemeyenlerin, bütün bu eylemleri görmezden gelip sanki bu sürece gökten zembille gelinmiş gibi, bütün bu sürece gözünü kapatıp söyleyenlerin, Yezit zihniyetini burada bir sorgulaması gerekmektedir.

Biz bu sürece nasıl geldik? Milletin oyuyla seçilmiş olanların millete hizmet etmesi, millete dönmesi gerekirken terörün sözcülüğünü yapıyorsanız; mayıs ayında ve daha evvel kendi deklarasyonunuzla “Dokunulmazlıklar kalksın.” diyorsanız, süreç buraya geldiyse, geçmiş dönemdeki Kerbelâ örnekleriyle buradan Hükûmeti, devleti “Katliam yapıyor.” gibi asılsız, mesnetsiz iddialarla, sorgularla…

Siz Yasin Börü gibi katledilenlerin, her gün şehit verdiğimiz bu terörle mücadelede teröre karşı sesinizi çıkarmamanın önce dönüp millete hesabını verin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu yapamayanlar, iktidarı, iktidar partisi milletvekillerini böyle ağır ithamlarla… Külliyen reddediyoruz. Sesiniz çıkıyor. Elbette ki haksızsınız bu konudaki söylemlerinizde. Bizim bu kadar terörle mücadele ettiğimiz bir süreçte dönüp buna tek laf etmeyeceksiniz, ondan sonra gelip burada bazı süslü kelimelerle bütün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - …bunları örtbas etmeye çalışacaksınız biz de buna sessiz kalacağız.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Pensilvanya…

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Sessiz kalmamız mümkün değildir. Yargı da gereğini yapacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, grup başkan vekili konuşmasında, konuşmamızda asılsız, “metenetsiz” ifadeleri kullandığımıza dair ifadelerde bulundu.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – “Mesnetsiz” dedim, doğru söyleyin.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) - Ağır bir sataşmadır, söz hakkı talep ediyoruz.

BAŞKAN - Buyurun size de iki dakika süre veriyorum.

Sayın Sancar buyurun. Lütfen, siz de yeni bir sataşmaya meydan vermeden.

3.- Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Sayın grup başkan vekili gayet iyi biliyor buraya nasıl gelindiğini.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sen de iyi biliyorsun.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Defalarca anlatıldı, tutanaklar da var, devlet tutanakları da var. Nisan ayında 2015’te tam da silahlar, kesin ve nihai olarak bırakılacakken, Dolmabahçe’yi kimin devirdiğini bugüne kadar açıklayan olmadı. Dolmabahçe’de o gün fotoğraf verenlerin hiçbirisi bugün bakanlık kürsüsünde değil, hepsi tasfiye edildi. Sorun, niye?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Buradalar.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Değil değil, biliyorsunuz.

İkincisi, bu parti sistematik ve kesin bir biçimde şiddeti reddettiğini her yerde söyledi. 7 Haziran, 8 Haziran…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sırtını teröre yaslayanlar kimlerdi? “PYD’ye YPG’ye yasladık.” diyenler sizin eş başkanlarınız değil miydi?

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Yanınıza bakın. “FETÖ terör örgütü” diye ortalığı, kıyameti kaldırıyorsunuz, yanınızda biat edenlere bakın.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Teröre sırtınızı yaslamayacaksınız. Milletin sesi olacaksanız.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Yanınızda biat edenlere bakın, sorgulayın onları. “Tarihin en kanlı terör örgütü” dediğiniz örgütün liderinin yanında el pençe divan duranları görün, söyleyin.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sırtınızı millete yaslayacaksınız.

BAŞKAN – Müdahale etmeyelim arkadaşlar. Müdahale etmeyin sayın milletvekilleri.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Bakın, 7 Haziran seçimlerine girerken bombalar yağdırdılar üstümüze, seçim bürolarımıza saldırdılar. Biz karşılık vermedik ve sürekli barış çağrısı yaptık. Neden? Bu operasyonların tek nedeni var. Bu operasyonların tek nedeni var çünkü iktidarınızı sarstı HDP. Bu bir intikam operasyonudur. İntikam operasyonunu da öyle terör ithamlarıyla hiçbir şekilde örtemez kimse.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz elinizi vicdanınıza koyun, “Bunlar terör değil.” deyin ondan sonra... Vicdanınız varsa.

MİTHAT SANCAR (Devamla) – 7 Haziranda o iktidar düşürüldü ve o seçimin sonuçlarını tanımayan bir Cumhurbaşkanı vardı karşımızda, bir Hükûmet vardı, bir parti vardı.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul-) – Terörü tanımayan...

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Hayır, terör yoktu o zaman henüz süreç devam ediyordu.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul-) – Terörü tanımayan...

MİTHAT SANCAR (Devamla) – Siz onu değil, terör ve tedhişi halkın üzerinde şantaj olarak kullanarak seçimin sonuçlarını geçersiz kıldınız. Asıl sizin aynaya bakmanız gerekiyor terörist tanımı yaparken. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – 7 Hazirandan sonra uyuyan polisi ensesinden vuran kimdi yani?

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Efendim, bir açıklama yapmaya gerek var mı?

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Var, var.

BAŞKAN – Gene de ne söylediğiniz…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Baştan sona sataşma içeren… “İntikam operasyonları” demek suretiyle bize haksız ve yersiz ithamlarda bulunmuştur. Cevap vermek sorumluluğum var.

BAŞKAN – Buyurun, peki, iki dakika size de süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Bir de o fotoğrafı açıkla çıkmışken.

4.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Mardin Milletvekili Mithat Sancar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz biliyoruz, hepimizin hafızaları çok canlı. 7 Haziran seçimleri olduktan kısa bir süre sonra, biliyorsunuz, bazı çağrılar oldu -isimlerini zikretmeyeceğim- burada “devrimci halkların savaşı” diye ve âdeta böyle bayram havasında orada özentiyle başlayan bir süreç, hendeklerin kazılması -bu sürece nasıl geldiğimiz- 20 Temmuz, 22 Temmuzda 2 polisimizin ensesinden, uyuyanların arkasından katledilmesi… (HDP sıralarından gürültüler)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Araştırma önergesini reddedenler bunu söyleyemez. Araştırma önergesini kim reddettiyse bunu ona söyleyin.

BAŞKAN – Müdahale etmeyin sayın milletvekilleri, lütfen.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – …daha sonra bir baba, karısının ve evladının gözü önünde terör örgütü tarafından katlediliyor. Ondan sonra yüzün kızarmayacak, geleceksin burada 79 milyonun gözüne baka baka diyeceksin ki: “İktidar elden gidiyor diye bunlar başlatıldı.”

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bunu Pensilvanya’ya sor.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Yazıklar olsun bu kürsüde, milletin kürsüsünde gerçekleri saptırarak anlatanlara! Yazıklar olsun teröre söz söyleyemeyenlere! Burada Hükûmetin, devletin haklı, yerli, terörle mücadelesinde süreci çarpıtanlara yazıklar olsun bu noktada, kusura bakmayın!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Kim yönetiyor ülkeyi? O zaman çözün, çözün.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bakın 6-7 Ekim olaylarında -biraz daha sonra daha çok konuşacaksınız- 2014’te halkı sokağa çağıranlar, daha 52 vatandaşımızın orada katledilmesine göz yumanlar, o sokağa çağrı…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O 52 vatandaş HDP’li biliyor musun? Onlar HDP’nin üyeleri.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bir başkası diyor ki: “DEAŞ tarafından düzenlenen saldırılarda halkımız, siyasi kurumlar, sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri yapıları kendi güvenlik tedbirlerini geliştirmelidir.” Allah, Allah! Devlet içinde böyle bir şeye müsaade etmek mümkün mü? Kim bu düzeni bozmaya kalkarsa, kim terör örgütü faaliyetlerine burada sözcülük yaparsa elbette ki Türkiye de bir çadır devleti değil…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Siz yapmıyorsunuz, uyguluyorsunuz zaten.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – …79 milyonunun huzurunu, güvenliğini sağlamak zorundadır ve terörle de mücadelesine, haklı mücadelesine gerek yargı ayağıyla gerek orada askerimiz, polisimiz, vatandaşımız, milletimiz teröre karşı kararlı duruşuyla da sürdürecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Yani bizim milletin kürsüsünden doğruları ifade etmediğimizi, milletin kürsüsünden farklı şeyler söylediğimizi ve bir sürü ithamlarda bulundu grup başkan vekili, ona yönelik söz hakkımız var.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Demirel.

Size de iki dakika süre veriyorum.

Bundan sonra böyle git gel yapacağız, öyle görünüyor.

Buyurun, lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

5.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz ‘ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan, bir şeyi söylerken gerçekten böyle iyice düşünüp ona göre konuşmalı. İlk önce kendi pratiğinize bakın. “Çete” dediğiniz, “terör örgütü” dediğinizin el pençe nasıl önünde durduğunuzu bütün Türkiye kamuoyu çok net biliyor. Yani “FETÖ terör örgütü” olarak ifade ettiklerinizin “Hocaefendi” deyip el pençe önünde duran sizsiniz. Onları bu ülkede darbe girişimine hazırlayan sizlersiniz. Bu ülkeyi kaosa, krize sürükleyen sizlersiniz. Bu ülkede milletin oylarıyla seçilmiş eş başkanlarını utanmadan, sıkılmadan, hukuksuz bir şekilde rehin alan sizlersiniz. Biz bunları… “2009’da cemaat yaptı.” dediniz, yarın öbür gün kimin üstüne atacaksınız?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz kırk yıldır PKK-FETÖ ortaklığı içerisindesiniz. Bunun farkında mısınız? Kırk yıldır ortaksınız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Devamla) – AKP Hükûmeti ve devletin organizasyonuyla birlikte yaşanan bir süreç vardır. Burada eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye eş başkanlarımız, onların hepsini şu anda rehin tutan, apar topar farklı cezaevlerine gönderen sizlersiniz. Bunların hesabını hepiniz bir gün bu halka vermek zorundasınız, vereceksiniz de. Bizim hiçbir şeyden korkumuz yok. Bir yıl, iki yıl önceki şeylere geldiniz.

Evet, Ceylânpınar olayını araştıralım dedik, araştırma önergemizi reddettiniz. Neyi dediysek, araştırmamızı reddettiniz. 6-7 Ekim olaylarını araştıralım dedik, araştırma komisyonu kurulsun dedik, reddettiniz, çünkü hepsini siz yaptınız. Niye şu anda milletvekillerinin byLock ya da bütün işte cemaatle ilişkileri, siyasi ayağı açıklanmıyor? Çünkü çorap söküğü gibi her şey ortaya çıkacak, buradan başlayıp ta tepesine kadar her şey açığa çıkmış olacak. O yüzden ilk önce aynayı kendinize tutun. Utanmadan gelip burada halkı yalan yanlış bilgilerle de bilgilendirmeye çalışmayın. Türkiye kamuoyu bunların hepsini biliyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Tamam, bu sefer fotoğrafı açıklayacak!

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkanım, yani hem kişisel anlamda hem genel anlamda 69’a göre söz istiyorum.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Zaten kişisel anlamda istiyoruz, o fotoğrafı açıkla ya.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

Bu işi bitirelim ama lütfen, bu polemikleri sonlandıralım, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

6.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Şimdi, tabii, siyaseten hiçbir zaman şunu yapmadım: Herhangi bir yerde doğruları söyleyince başka tarafın canı acısın. Böyle bir şey yok, kişisel anlamda bir sataşma.

Bakın, o sorduğunuz konuyla ilgili tek bir cümle etmeyeceğim ve bugüne kadar benim ağzımdan kimse tek bir cümle duymadı.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Edemezsiniz ki. Neyi edeceksin? Edilecek bir cümle yok.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Edecek bir şey yok ki zaten.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Neden duymadı? Çünkü bununla ilgili söylenecek her sözü kendime zül addederim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Vay, vay, vay! Esas duruşta dururken niye zül saymadın?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - İlknur İnceöz olarak bir vatansever, millî, yerli, vatanını koruma konusunda son derece hassas olarak yetiştirmiş bir anne ve babanın evladı olmaktan onur duyuyorum. Onun için de bu konuyla ilgili kişisel anlamda bir cevap vermeyi zül addederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ne kadar duygusal, ne kadar acıklı!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Arkadaşlara da söyledim, o dönemde böyle herhangi bir şekilde örgüt, çete mensubu olduğu bilinseydi, bu işler olur muydu? Asla.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Niye gittiniz o zaman, niye gidiyordun?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Biz biliyorduk o zaman, siz bilmiyordunuz.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İcazet almaya mı gittiniz?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – 17 ve 25 Aralık olayları patlak verene kadar, devlet içinde paralel bir yapılanmanın varlığı söz konusu olana kadar bu konuda hiçbir emare yoktu. Geçmişe dönük böyle söylemlerle hiçbir şekilde canımızı acıtamayacağınızı bilmeniz gerekmektedir

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Biz biliyorduk, sizi uyarıyorduk, dinlemiyordunuz. Hiç dinlemediniz ki. İşte şimdi de dinlemiyorsun, sizi uyarıyoruz.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Biz her zaman söyledik size.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, lütfen…

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Elbette ki konuşacaksınız çünkü doğrular söylenince canınız acıyor, canınız yanıyor, doğrular size acı geliyor. Daha çok bu gerçekleri duyacaksınız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Doğrular ortada. Niye başınızı kapattınız?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz doğru söylemeyi unutmuşsunuz, yalan üzerine bir dünyanız var.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bakın, canınızın yanması bir de özellikle şundan: Evet, terör örgütleriyle bu haklı, meşru mücadelemiz sonuna kadar sürecektir.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Kendinizle mücadele edin o zaman.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Önce kendinizi temizleyin.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Önce kendinizi temizleyin, kendinizden başlayın.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – FETÖ ve PKK… Bakın yakından bunlar çok daha net. Kırk yıldır PKK’yla mücadelede eğer bu ülkenin şehitlerine baktığımızda, bu ülkenin sivil vatandaşlarımızın PKK tarafından katledilmesine baktığımızda bugün 17-25 Aralıktan ve yakın tarihimizde 15 Temmuzdan sonraki şifrelere bakmak lazım.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – 15 Temmuzun sorumlusu sizsiniz. Oraya gitmeseydin böyle olmayacaktı.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Demek ki bu terör örgütleri aynı amaçlara hizmet ediyordu. Onun için de bugün FET֒yle mücadele bu kadar çok canınızı yakmakta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.26

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisi aleyhinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR ALİ YILDIZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin cezaevlerinde süregelen hak ihlalleri iddiasıyla ilgili Meclis araştırması açılmasına dair önerilerinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yarın öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü. Bütün öğretmenlerimizin ömürlerinin hayırlı olmasını diliyor, Öğretmenler Günü’nü kutluyorum ve ebediyete intikal eden bütün öğretmenlerimizi de rahmetle anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler büyük bir medeniyetin mensuplarıyız. İnancımıza göre, insan eşrefimahluktur, insan şereflidir. AK PARTİ olarak bizler, kurulduğumuz ilk günden itibaren, AK PARTİ felsefesi olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla -bugünlere kadar bu anlayışı siyasetimizin merkezi olarak kabul ettik- önce insanı, insan onurunu her şeyin üstünde tuttuk, her şeyin esası kabul ettik. Bizim için esas olan, siyasetimizin temeli olan, insandır, insan onurudur. Siyasetçiye düşen, milletvekiline düşen, temsil ettiği insanların onurunu korumak, şerefini korumak ve izzetini korumaktır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, hukukun üstünlüğünü esas kabul eden anayasal bir hukuk devletidir. Anayasa’ya göre, “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ “İşkenceye ve kötü muameleye sıfır tolerans.” anlayışıyla bugüne kadar bu anlamda tavizsiz uygulamasını devam ettirmiştir. İşkence ve kötü muamele suçlarında zaman aşımını AK PARTİ kaldırmıştır. Anayasa’nın 17’nci maddesi işkence yasağını düzenler. Buna göre “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” Aynı şekilde, olağanüstü hâllerde de bu kısıtlamaların, hak ve özgürlük kısıtlamalarının ne şekilde olacağı Anayasa’mızın 15’inci maddesinde açık ve net bir şekilde belirlenmiştir. Yine aynı şekilde, Anayasa’nın 40’ıncı maddesinde temel hak ve hürriyetlerin korunması bu anlamda anayasal güvence altına alınmıştır, “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.” amir hükmü vardır. Yine, AK PARTİ döneminde “İşkenceye sıfır tolerans.” anlayışı doğrultusunda ceza ve tevkifevlerimiz, ceza infaz kurumlarımız beş ana başlıkta denetlenmektedir:

1)   İdari denetim,

2)   Adli denetim,

3)   Sivil toplum denetimi,

4)   Parlamento denetimi,

5)   Uluslararası denetim.

Yani, Türkiye’deki ceza ve tutukevlerimiz Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi (SPT), Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Denetçiliği, 4681 sayılı Kanun’la kurulmuş bağımsız izleme kurulları, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, il ve ilçe insan hakları kurulları, il ve ilçe cumhuriyet savcıları… Bu şekilde Adalet Bakanlığında kurulan birimler vasıtasıyla birçok denetim mekanizmasını içinde barındıran ceza ve tutukevlerimizde işkence yapıldığı iddiası boş ve mesnetsiz iddialardan ibarettir. Sınırlamalar, kısıtlamalar, Anayasa’da belirtildiği şekliyle, ancak kanunla düzenlenebilir, kanunla yapılabilir. Bu anlamda, cezaevlerimizde bir keyfîlikten bahsetmek mümkün değil; yasalara uygun, denetime açık bir uygulamadan bahsedebiliriz.

Dolayısıyla yargının vermiş olduğu tutuklamalar, kanunlara göre gözaltılar, yakalamalar bağımsız yargının kararlarıyla gündemdedir. Dolayısıyla burada iddia edildiği gibi, ağır insan hakkı ihlalinden bahsetmek, insan onuruna aykırı muamelelerden, uygulamalardan söz etmek kesinlikle söz konusu olmamalı. Bu iddialar soyut, subjektif iddialardır, gerçeği yansıtmamakta ve hukuki bir dayanağı da bulunmamaktadır.

Burada diyoruz ki bu önerge sahiplerine: Varsa somut, “Şu tutuklu cezaevinde işkenceye ve kötü muameleye tabi tutuldu…” Adalet Bakanlığında kurulan bir ihbar hattı var. Burada ilgili bir birimin, bu ihbarlar doğrultusunda, kime işkence ve kötü muamele yapıldıysa bunun takibiyle sorumlu, görevlendirilmiş bir birimin olduğunu da sizlerle paylaşmak isterim.

Cezaevlerinde darp, hakaret, tehdit, kötü muamele; bu anlamda avukatların görüşmesinin engellenmesiyle ilgili, iletişim imkânlarının kısıtlandığıyla ilgili iddialar da kesinlikle gerçek dışıdır. Olağanüstü hâl döneminde 23/7/2016 tarihli 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kanun hükmünde kararnameye göre, bu kişilerin kimler tarafından ziyaret edileceği, telefonda görüşmeleri, aynı şekilde kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmiş.

Milletvekillerinin tutuklanmasıyla ilgili, eş başkanlarının tutuklanmasıyla ilgili iddialara gelince: Değerli milletvekilleri, bu milletvekillerinin, bir defaya mahsus olmak üzere, yargıda dosyası bulunan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili kararı bu Parlamento verdi. Dolayısıyla, bu dosyalarla ilgili adı geçen şahısların herhangi bir milletvekili dokunulmazlıkları yoktur, yargılandıkları dosyalar itibarıyla dokunulmazlıkları burada Parlamento tarafından kaldırılmıştır. Şu anda, kanun önünde eşitlik ilkesi doğrultusunda, suç ve ceza ilkesi çerçevesinde yargılamaları, tutuklamaları ve gözaltı işlemleri aynı şekilde devam etmektedir.

Tabii, cezaevine düşmeden önce bu suçları işleyenlerin halkı sokağa dökmeden önce iyice düşünmeleri gerekirdi. Barikatları, çukurları, hendekleri siyasi söylemleriyle destekleyenlerin elbette ki bunun bir sonucu olduğunu da hesaba katmaları gerekirdi. Eden bulur. Yani, bu milletvekilleri hakkında, öncesinde, sonrasında dosya kapsamında yargı kararını verecek. Suçlu olup olmadıklarına dair biz bir hüküm kurmayacağız ama iddia edildiği gibi, telefon görüşmeleri veya aileleriyle görüşmeleriyle ilgili engellemenin olduğu iddiası da kesinlikle doğru değildir. 421 kez olmak üzere, üç yüz seksen dört saat elli dakika avukat görüşü yaptıklarına dair bilgiyi sizlerle paylaşıyorum. Aynı şekilde, Selahattin Demirtaş 3 kişilik odada tek başına barındırılıyor, 71 kez avukatlarıyla görüştürülmüş; yüz yedi saat kırk beş dakika eşiyle ve kardeşiyle görüştüğünü, kapalı görüşme yaptığını da sizlerle paylaşmak isterim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu bir lütuf mu?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) – Aynı şekilde, Figen Yüksekdağ’ın da tutuklandığı andan itibaren, kuruma kabulü yapıldıktan sonra avukatlarıyla 54 kez, otuz beş saat elli dakika görüş yaptığını ve eşiyle görüştüğünü de sizlerle paylaşmak isterim.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Lütuf mu bu?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) – Aynı şekilde, telefon görüşmelerinin de kanun hükmünde kararnamenin belirlediği süre içerisinde yapıldığını da sizlerle paylaşmak isterim.

Dolayısıyla, iddialarınız gerçek dışı. Hukuki dayanağı yoktur. Kısıtlamalar, görüşmeler tamamen yasal meri mevzuata göre yapılmaktadır.

Olağanüstü hâl dönemi yaşıyoruz 15 Temmuzdan itibaren. Ama Türkiye’deki olağanüstü hâl uygulamalarına itiraz edenlerin önce Belçika’ya, Fransa’ya bakmalarını tavsiye ederim. Türkiye’de olağanüstü hâl olmasına rağmen herhangi bir olağandışılık söz konusu değil; herkes işine gidiyor, işine gücüne bakabiliyor, Parlamento çalışıyor, devletin bütün kurumları ayakta ve milletine hizmet ediyor. Avrupa’da Belçika’da ve Fransa’da ise sokak başlarında panzerleri, tankları, askerî araçları görebilirsiniz. Türkiye’de bu uygulamalara itiraz edenlerin, her fırsatta uluslararası platformlarda, Avrupa’ya, uluslararası sisteme Türkiye’yi şikâyet edenlerin neden acaba Avrupa’nın bu antidemokratik uygulamalarına bir itirazları olmaz?

FELEKNAS UCA (Diyarbakır) – Kaç kişi tutuklandı? Kaç tane adam aldılar?

HAYDAR ALİ YILDIZ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; hep birlikte birlik olursak bu zor zamanları birlikte aşabiliriz. Devletlerin zor zamanları olur, müreffeh zamanları olur. Zor zamanlardan geçiyoruz. Her fırsatta Türkiye’yi kötülemek yerine, bir kırılma noktası olan 15 Temmuzdan itibaren, hep birlikte, Türkiye’nin geleceğine, Türkiye’nin büyük Türkiye olacağına, yeni Türkiye olacağına dair inancımızı her fırsatta korumalıyız. Büyük ve yeni Türkiye’yi, daha demokratik, daha özgür bir Türkiye’yi inanıyorum ki bu Parlamento çıkardığı kanunlarla inşa edecek. Bizler, medeniyetimizin bize yüklediği sorumlulukla, büyük medeniyetimizi, onun değerlerini ve demokratik değerleri dünya standartlarının üstünde, geleceğe taşımakla sorumluyuz.

Bu anlayışla, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldız.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Şimdi, sayın hatip konuşmasında araştırma önergemizdeki iddiaların kesinlikle doğru olmadığını ifade etti. Aynı zamanda, barikat ve hendekleri kazdıkları için, işte, cezaevlerine girdiklerine dair iddiaları ifade etti ve bunun gibi birçok konuya ilişkin bize, grubumuza yönelik, araştırma önergemize yönelik sataşmada bulundu. Ondan dolayı İç Tüzük 69…

BAŞKAN – Sayın Demirel, vereceğim ama bir hususu hatırlatmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, tüm gruplar için aynısını ifade ediyorum. Bakın, bir grubun araştırma önergesine bir başka grubun “Doğru.” diyecek hâli yok, birbirimizi eleştiriyoruz.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Eleştirebilir.

BAŞKAN - Eleştirebilir, illaki her söylenenin altına her grup imza atmak zorunda değil.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama “Yalan yanlış.” diyemez.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, vereceğim dedim ben. Bir açık hatırlatmada bulunmak üzere bir iki beyanım olacak.

Açıklama hakkını düzenleyen İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi çok açık arkadaşlar: “Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan Hükümet, komisyon, siyasî parti grubu veya milletvekilleri, açıklama yapabilir ve cevap verebilir.” Yani sizin ileri sürmüş olduğunuz görüşü şu şekilde değil de bu şekilde ileri sürdüğünüzü ifade ederse ayrı bir şey.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Öyle değil.

BAŞKAN - Ama ileri sürmüş olduğunuz görüşe katılıyor, katılmıyor, bunlar sataşma gerekçesi değil. Lütfen, istirham ediyorum, daha verimli bir çalışma ortamı için, bu sataşma olayını çok fazla suistimal etmeyelim diyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, tamam…

BAŞKAN - Ben yine de diğer görüşlerinize itibar ederek -Sayın Danış Beştaş konuşacak galiba- sataşmadan söz vereceğim.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben şunu ifade edeyim: Zaten bu tür durumlarda İç Tüzük açıktır ama ifadelerimizi yalan yanlış kullandığımıza dair bir ibare geçiyorsa bu bir sataşmadır, bunun düzeltilmesi gerekir.

BAŞKAN – Sayın Demirel…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tabii ki eleştiri olacaktır, tabii ki katılmadığı konular olacaktır, o ayrı bir şey ama sizin oradan bu kadar açıklama yapmanız da çok doğru değil çünkü zaten İç Tüzük açıktır.

BAŞKAN – Bakın, İç Tüzük’te…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – İç Tüzük açıktır ve İç Tüzük’e uygun bir şekilde, İç Tüzük hakkımızı kullanarak biz de sataşmadan dolayı söz hakkı talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Demirel, siz talepte bulunabilirsiniz ama İç Tüzük 69…

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Çok nettir.

BAŞKAN - …takdir yetkisini Başkana veriyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Tamam ama Başkan…

BAŞKAN – “Verir.” demiyor, “Verebilir.” diyor.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Evet.

BAŞKAN - Bunu değerlendirme, takdir etme, bu konuda karar verme yetkisi, mercisi burası, Başkanlık Divanı, Başkan, yöneten Başkandır.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama “Başkan bu konuda yorum yapabilir.” demiyor Başkan.

BAŞKAN - Benim istirhamım şu: Ben başta da vereceğim dedim ama az önceki “git gel”leri de dikkate alınca verimli bir çalışma ortamı sağlansın diye mümkün mertebe konuşurken sataşmadan kaçınalım, her konuyu da sataşma gerekçesi yaparak kürsüye çıkmayalım diye söylüyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Aynı açıklamayı başka arkadaşlara da yaparsınız umarım.

BAŞKAN - Ben başta da ifade ettim, size söz vereceğim sataşmadan dolayı.

Sayın Meral Danış Beştaş, iki dakika süre veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim ve bu konuştuklarımı sadece sizin için değil, bütün gruplar adına söylüyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Ama sadece bize uygulanıyor Başkan.

BAŞKAN - Herkes için söylüyorum ben.

Buyurun.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Haydar Ali Yıldız’ın HDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Meclis Başkan Vekilinin söyledikleri bütün gruplara ilişkin değil, sadece AKP Grubuna ilişkin. Çünkü, açıkça taraf tutarak, kendi yorumunu da katarak, neredeyse milletvekillerinin, kürsüden halkı aldatma, yalan üzerine kurulu bir propagandayı kabul etmemiz gerektiğini ve asılsız beyanların gerçeğini açıklamamızı engellemeye çalışıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

BAŞKAN – Diğer gruplar sizin söylediğinizi kabul etmek zorunda mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, yani hatip gerçekten kürsüden öyle şeyler söyledi ki neredeyse Türkiye’de herkesin “Hadi cezaevine gideyim, bir dinleneyim.” diyesi gelecek. Ama bunların hiçbiri gerçekle ilişkili değil. Biz bu önergeyi sadece eş başkanlarımız ve milletvekillerimiz için vermedik. Şu anda Türkiye’de cezaevlerinde kanayan bir yara var ve her geçen gün artıyor. Sadece 15 Temmuzdan sonra cezaevindeki intiharları lütfen bir araştırın, özellikle iktidar partisi grubuna bunu öneriyorum. Cezaevleri bu kadar güzelse, güllük gülistanlıksa insanlar niye intihar ediyor? Bunu bir araştırın.

“Alo İhbar hattı var.” diyorsunuz. El insaf ya, biz milletvekilleri olarak 7 Hazirandan sonra, 1 Kasımdan önce başlayan bir yılı aşkın bir süredir cezaevinde görüşme yapamıyoruz. Adalet Bakanlığı, keyfî bir şekilde bizim cezaevlerine gidişimizi engelliyor. Yani bırakın her şeyi, bizim cezaevlerine ilişkin hiçbir soru önergemize yanıt verilmiyor, ne sözlü ne yazılı soru önergelerimize. Başvuru dilekçelerimize cevap verilmiyor.

Ayrıca, “Halkı sokağa çağırmadan önce düşüneceklerdi, eden bulur.” lafını da gerçekten size iade etmek istiyorum. En çok halkı sokağa çağıran ve ölümüne sebep olan sizsiniz.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – 6-7 Ekimi unuttun herhâlde.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – 6-7 Ekim olaylarını dilinize doladınız. 6-7 Ekim olaylarında ölenlerin 52 tanesi HDP üyesiydi, yöneticisiydi ve araştırmayı önleyerek bu propaganda aracınızı elinizden bırakmak istemediniz. Bu gerçekleri halka anlatın ve şu anda, milletvekillerimizi söylediniz, cevap veriyorum: Milletvekillerimiz neden tek kişilik hücrede?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Demirtaş’ın kendi avukatı Levent Pişkin, görüşme yaptı diye gözaltına alındı.

Daha söyleyecek o kadar çok şey var ki, bunları maalesef zaman olmadığı için paylaşamıyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci söz Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’a aittir.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, yoğun teveccühle kürsüye geldiniz efendim.

Buyursunlar.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli kâtip üye arkadaşlarım, sevgili yazman arkadaşlar ve değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, buraya doğru yürürken aslında çok da aklımda olmayan bir cümleyle, bir olayla başlamayı düşündüm, o geldi aklıma.

Bilir misiniz, adli tutuklular cezaevinden çıkarken yani tahliye oldukları zaman, kullandıkları cam bardaklarını ellerine alırlar ve kapıda kırarlar, bu bir gelenektir; bir kez daha cezaevine düşmemek için bardağı bir kez kırarlar. Şimdi zaman değişti, bilemiyorum, benim cezaevlerinde olduğum günlerden farklı olabilir çünkü bardaklar da ya plastik ya da kâğıt, o sebeple artık kırılamıyor, bu yüzden de insanlar sıkça yeniden yeniden cezaevlerine girmek zorunda kalıyorlar.

İyi bir haberle başlamalıyım biraz önceki o gergin tartışmalardan sonra. İyi haber şu: 2 arkadaşımız, cezaevinde bulunan 2 değerli arkadaşımız Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay salıverildiler. (CHP ve HDP sıralarından “Hayır, hayır” sesleri)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Hayır, hayır.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Öyle mi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hayır, salıverilme olmadı. Terörle ilgili tutukladılar, başka davadan tutuklulukları devam.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bu suçtan tahliye, öbür suçtan devam.

MİTHAT SANCAR (Mardin) – Başka suçtan tutuklulukları devam ediyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Başka bir suçtan dolayı dosyaları olduğu için...

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Peki. O zaman, umarım yarın bu haberi alabiliriz. (HDP sıralarından “Umarız.” sesleri)

AHMET YILDIRIM (Muş) – İnşallah.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zor, zor, zor...

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – O da zor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu dosyada tahliye kararı verildi ama başka bir dosya... Demek ki dosyaları inceleniyor.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Onu düzeltin isterseniz tutanaklardan.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) ­– Peki, düzeltiyorum o zaman; bu doğrulanamamış bir haber oldu, düzeltiyorum o zaman. Böyle bir yankı geldi, umarım kendisi de gelir.

Sevgili arkadaşlarım, bilirsiniz “Hapishanenin Doğuşu” adlı kitabı vardır Foucault’nun. Cezaevi konusunun en önemli uzmanlarından birisidir. Ha, zannetmeyin ki o kitapta cezaevinin tarihçesi anlatılır; cezaevinin tarihçesi anlatılmaz, aksine, iktidarın hangi güçleri var, hangi sopaları var, iktidar kendisini hangi ayaklar üzerinde var eder, bu anlatılır.

Şimdi, hemen anımsatayım size, der ki Foucault: “Modern toplum yani cezaevlerini yaratan toplum kendisini cezaevlerinde, okullarda, kışlada ve işletmede yansıtır.” der. Bu deyim, bugün herhâlde dünkünden çok daha hâkim bir şekilde önümüzde duruyor.

Arkadaşlarım konuştular, siyasi parti temsilcisi arkadaşlarım düşüncelerini ifade ettiler. Cezaevi, her zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin, aynı zamanda Türkiye’nin bir sorunu olmaya devam etti. Orada kanayan bir yara vardır. Cezaevlerimizin eski koşullarında kirlilik söz konusu idi, o kirliliğe bağlı olarak sağlıksızlık söz konusu idi. Bunlar önemli ölçüde bir çabayla düzeldi, artık “çok kirli”, “çok pis” dediğimiz cezaevleri yok yani ayaklarınızın altında farelerin dolaştığı, yiyeceklerinizin üzerine farelerin geldiği ya da böceklerin geldiği bir cezaevi yok ama cezaevi var.

Bir kez daha söylemek isterim, Foucault’nun sözüyle de “Cezaevi bir kötülüktür.” Bülbülü altın kafese koysanız, orada o “vatan” der, cezaevinde de insan “özgürlük” der; dışarıdaki bir simidi özler, bir simit yemeyi özler, dışarıdaki simitçinin sesini duymayı da özler, kendi çocuklarını kucaklamayı da elbette, kendi mesleğini ifa etmeyi de. Şimdi, ben eminim ki HDP’li 10 milletvekili arkadaşımız bu kürsülerde olmayı özlüyorlardır ve eminim ki biraz önce adından söz ettiğim 2 yazar arkadaşımız kendi bilgisayarının başına oturmayı özlüyorlardır.

Biz bugün, özellikle OHAL’in ilanının ardından ne yaptık sevgili arkadaşlar ya da OHAL bizim önümüze ne getirdi, koydu? Şimdi size bir rakam vereceğim, belki birçoğunuz biliyorsunuz: OHAL’den sonra, OHAL kapsamı içinde tutuklu olan kişi sayısı bugün 36.951. 36.951 kişi OHAL’in ilanından sonra tutuklandı. Tutuklama bir önlemdir, bütün hukukçu arkadaşlarım da bilirler, sizler de bilirsiniz, aydın insanlarsınız. Şimdi, biz neredeyse 37 bin kişiyi önlem alarak cezaevine koyarak acaba ne yapıyoruz? Yaptığımız şey nedir? Esas olan özgürlükler değil midir?

Ben yine Foucault’dan bir alıntı size yapmak istiyorum, diyor ki: “Tımarhane ve hapishane iktidarların bir sopası olmuştur.” Tımarhane ve hapishane. Orta Çağ’da da böyle, bugün de böyle. Bu sopaya niye ihtiyacımız var? Çünkü, biz hâlâ demokratik bir ortamı yaratamıyoruz, demokratik koşulları yaratamıyoruz, insanların özgürce kendilerini ifade edebildikleri, özgürce herhangi bir alanda siyasi bir örgütlenme içinde var olabildikleri ortamı yaratmıyoruz ve sürekli sıkıştırarak, sürekli kelepçeleyerek, sürekli cezaevine atarak insanların ceza yoluyla eğitilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Oysa, nasıl hep diyoruz ya OHAL demokrasiyle aşılır, insanların suç oranı da onlara verdiğiniz eğitim ve özgürlükle aşılır. Bunu ne yazık ki yapamıyoruz.

Yine Foucault’dan bir sözü paylaşmak istiyorum, diyor ki: “İktidar bir savaştır; başka araçlarla sürdürülen, ilan edilmemiş bir savaştır.” OHAL de nedir? OHAL, iktidarın kendi yasal olanaklarını bir kat daha artırmasıdır, bu savaş alanındaki savaş araçlarını biraz daha çoğaltmış olmasıdır.

Yine Foucault’dan son bir sözü söyleyeceğim size, diyor ki: “Erdem, kendimize karşı sorumluluklarımızdır, topluma karşı değil.” AKP’li arkadaşlarımın dikkatine sunuyorum: “Erdem, kendimize karşı sorumluluklarımızdır, topluma karşı değil.” Elbette topluma da karşı ama bireyin öncelikle kendi vicdanıyla baş başa kaldığı bir süreç söz konusudur, bu süreç çok önemlidir. Kendi yüzümüze aynada bakabildiğimiz ve yüzümüzün kızarmadığını, utanmadığını gördüğümüz süreç çok önemlidir.

Biraz önce, AKP’li milletvekili arkadaşım “Bize örnekler sunar mısınız? Cezaevindeki kötülüklere ilişkin somut söyleyin.” dedi. İşte, söylüyorum arkadaşlar: İnsan Hakları Derneğinin raporu. Tek tek isimler var, kimlere işkence yapılmış cezaevinde, kimlere kötü muamele yapılmış. Gaziantep L Tipi Cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin İnsan Hakları Derneğinin raporu: Avukat arkadaşlarımızla gitmişler, inceleme yapmışlar, Gaziantep’e OHAL sebebiyle nakledilen 93 hükümlünün nasıl çıplak arandığını, bir cezaevinden bir cezaevine taşınmalarına rağmen hastaların nasıl dayak yediğini, bunları birinci elden saptamışlar.

Yine başka bir rapor. Bu rapor da Şırnak T Tipi -özel güvenlikli- Kapalı Cezaevine ilişkin. Hastaları sayıyor; şizofreni hastası var. Hukukçu arkadaşlarım bilirler, şizofrenlerin herhangi bir biçimde cezai ehliyeti yoktur. Bu insanın cezaevinde bırakılmasından umut edilen kazanç nedir?

Değerli arkadaşlar, daha başkaları var. Çok yakında Veli arkadaşımız cezaevini ziyaret etti ve Ali Bulaç’la görüştü, basına da yansıdı, okumuşsunuzdur. Ali Bulaç diyor ki: “AKP’li arkadaşlar, çoğunuz benim yanımda yetiştiniz. Bu tutuklamanın haklı olup olmadığını siz bilebilirsiniz.” Size sesleniyor, AKP’li arkadaşlarımıza sesleniyor. Biz birbirimizi biliriz sizin beni bildiğiniz kadar ya da benim sizi bildiğim kadar; insanların terör örgütü üyesi olup olmadıklarını, terör örgütü üyesi olmanın ne anlama geldiğini hukuken de biliriz, bireysel olarak da biliriz.

Şimdi bunlar Veli arkadaşımızın basına yansıyan raporunda da var, biraz önce kendisiyle de konuştum, 127 yazarçizer gazeteci şu anda cezaevinde. Yanılmıyorum değil mi rakamda?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) - Kendi yazdıkları kitap kendilerine yasak arkadaşlar. Böyle bir yasaktan söz edilebilir mi?

Şimdi, Selahattin Demirtaş ta Edirne’ye götürüldü. Selahattin Demirtaş’ın ailesi ya Ankara’dadır ya Diyarbakır’dadır, bilmiyorum nerede olduğunu.

PERVİN BULDAN (İstanbul) – Diyarbakır’da.

ŞENAL SARIHAN (Devamla) – Elbette durumları da iyidir, bir yerden bir yere gidebilirler ama yüzlerce sanık var ki annesi Van’dadır, kendisi Edirne’dedir. O insanların ceplerinde oraya gidip de ziyaret edebilecek paraları yoktur ve ceza, güvenlik tedbirlerine ilişkin, ne bizim yasamız, iç hukukumuz ne uluslararası standartlar, minimum standartlar buna izin vermemektedir.

Hukuktan dönersek hukuksuzluğa batarız ve bir gün biz de onun altında kalırız.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde aleyhte olmak üzere ikinci ve son konuşmacı Giresun Milletvekili Sabri Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SABRİ ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

HDP grup önerisinde cezaevlerindeki hak ihlalleriyle ilgili bir araştırma talebi vardır. Bilindiği gibi, AK PARTİ döneminde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin hakları, içinde bulundukları cezaevlerinin fiziki durumları, bu konuda tutuklulara ve hükümlülere tanınan imkânlar bir hayli iyileştirildi.

Ülkemizde işkenceye sıfır tolerans politikası kabul edildi. Bu kapsamda, işkencenin önlenmesi, bu yöndeki iddiaların ortadan kaldırılması, kişilere karşı kötü muamele vakalarının yaşanmaması için mevzuatımızda köklü değişiklikler yapılmış, bu yönde denetim ve yargı mekanizmaları oluşturulmuştur.

Cezaların infazına yönelik mevzuat hükümleri, tüm ceza infaz kurumlarında hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, felsefi inanç, fikir veya düşüncesi, siyasi görüşleri yönünden ayrım yapılmaksızın uygulanmaktadır. Ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutuklular hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Kanun başta olmak üzere, ilgili tüzük, yönetmelik ve genelge hükümleri uygulanmaktadır.

Hükümlü ve tutukluların kurum idaresinin kendilerine yönelik her türlü eylem ve işlemlerine karşı şikâyet ve itiraz hakkı vardır. Bu haklarını doğrudan kendileri kullanabileceği gibi, yakınları eliyle veya sivil toplum örgütleri eliyle kullanabilmektedirler. Yapılan başvurular için ilgili cumhuriyet başsavcılıkları gerekli adli, idari işlemleri yerine getirmektedir.

İşkence ve kötü muamelelerin önlenmesi için ceza infaz kurumları ulusal ve uluslararası denetime açıktır. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi, Birleşmiş Milletler Keyfî Tutuklama ile İşkence ve Aşağılayıcı Muameleyi Önleme Komitesi gibi, gerekli denetimleri yapan kurumlar, kuruluşlar vardır. İşte, bu ulusal ve uluslararası denetim mekanizmaları tarafından düzenli olarak haberli, habersiz denetimler yapılmaktadır. Son yıllarda, insan hakları ihlallerine ilişkin iddialar yok denecek kadar bu denetimler sayesinde azalmıştır. Varsa bir iddia, Adalet Bakanlığı ve ilgili kurullar tarafından titizlikle takip edilmektedir ve yasaların gereği yerine getirilmektedir.

Bütün ceza infazlarının faaliyet ve işlemleri denetime tabidir. Bu çerçevede, Adalet Bakanlığı müfettişleri, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü hâkim ve kontrolörleri tarafından denetimler yapılmaktadır. Yine, adli denetim kapsamında, infaz hâkimleri cezanın infazına veya kurumdaki yaşam koşullarına ilişkin şikâyetleri incelemektedir. Sivil toplum kuruluşlarının denetimi kapsamında da 4681 sayılı Kanun’a göre ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları vardır. Bu kurullar en az iki ayda bir kuruma giderek denetim yapmakta, raporlarını cumhuriyet başsavcılıklarına, Adalet Bakanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna sunmaktadır. Sivil toplum örgütleri denetimi kapsamında da 6701 sayılı Yasa’ya göre, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu cezaevlerini ziyaret edip denetim yapabilmektedir. Yine, Parlamento denetimi kapsamında, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme veya araştırma komisyonu başkanı ve üyeleri ceza infaz kurumlarını ziyaret ederek gerekli araştırma ve denetimleri yapabilmektedir.

Sonuç olarak AK PARTİ hükûmetleri döneminde, gerek hukuki olarak gerek fiziki olarak hem cezaevlerinde hem tutukevlerinde tutuklu ve hükümlülerin durumları eskiye oranla çok daha iyileştirilmiştir. Hak ihlali iddiası varsa mevcut kurum ve kurallar eliyle bunlar denetlenmektedir.

Elbette, tutuklu ve hükümlülerin hakları vardır ama sonuçta cezaevinde ceza infaz edilmektedir. Bu hükümlülük hâli hiçbir mahkûma krallar gibi yaşama hakkı vermez. Özellikle, terör örgütlerinin cezaevlerini de eğitim üssü gibi bir kullanma talebi asla kabul edilemez. Özellikle, 15 Temmuz sürecinden sonra hangi terör örgütü olursa olsun -FETÖ, PKK, DAEŞ gibi- her türlü teröre ve teröriste destek veren unsurlara karşı Hükûmet olarak, devlet olarak, millet olarak, tüm siyasi partiler olarak mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.

Tabii, gündemimiz çok yoğun. Bu konuyla ilgili söylenebilecek çok şey var ancak Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanunu ve diğer kanunlara ilişkin bir düzenlemeyle ilgili Meclisin çok zamanını almak istemiyoruz. O yüzden -milletimiz Meclisten hizmet bekliyor- sözlerimi burada noktalıyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yerimden söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel.

Sisteme girmişsiniz, bir dakika süre veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel’in, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin yüzlerce örnek verilebileceğine ilişkin açıklaması

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bazı ifadeler kullanıldı burada cezaevlerinin durumuna ilişkin. Onlarca, yüzlerce hak ihlali; onlarca, yüzlerce örnek verebiliriz buradan. Yani, şu anda, şunu ifade etti hatip konuşurken… Galiba, yeni çıkan KHK’lara hiç bakmıyor. Kanun hükmünde kararnamelerle cezaevi izleme kurullarının tamamı feshedilmiş durumda şu anda. O yüzden, cezaevlerinden gelen bilgilerin hiçbir şekilde dikkate alınmadığı bize iletilen konular. Burada onlarca, yüzlerce ifade edeceğimiz örnek var, örnekler söylendi. Mesela, Van F Tipi Cezaevinde kalan verem hastası Resul Özbey tek kişilik tecrit hâlinde kalıyor ve işkence görüyor. Yani, birçok yerde, birçok cezaevinde işkenceler söz konusu. Daha bugün, Edirne F Tipi Cezaevinden 52 kişinin sürgün edildiği bilgisi geldi, kendilerinin hiç haberi olmadan sürgün edildiler. Yani, bu sürgünler, başka yerlere gönderilmeler üzerinden söylendi. Bir tek örnekle bitireceğim. “Hakkâri’den Edirne’ye” deriz her zaman. Abdullah Zeydan Vekilimiz Hakkârilidir ve ailesi Hakkâri’de kalıyor. Şu anda, kendisi Edirne F tipinde tek kişilik tecritte tutuluyor. Bu bile aslında, cezaevlerinin durumunun ne olduğunu ortaya koyuyor. Şu anda milletvekillerimizin, belediye eş başkanlarımızın cezaevlerindeki durumu tam bir tecrittir ve bu tecridin ortadan kaldırılması için de belli bir komisyonun kurulması, bunların tek tek araştırılması gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Evet, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylamaya geçmeden önce bir yoklama talebi vardır. Önce bu işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Ağbaba, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gürer, Sayın Erkek, Sayın Demirtaş, Sayın Gökdağ, Sayın İrgil, Sayın Yeşil, Sayın Balbay, Sayın Zeybek, Sayın Çamak, Sayın Engin, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Kayan, Sayın Sarıbal, Sayın Tur Yıldız Biçer, Sayın Yarkadaş, Sayın Tanal, Sayın Gündoğdu.

Evet, yoklama işlemi için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

Pusula veren sayın milletvekilleri salondan ayrılmasınlar, ihtiyaç hasıl olabilir.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Harun Karaca? Burada.

Sayın Beşir Atalay? Burada.

Sayın Serkan Bayram, Erzincan? Yok.

Sayın Halis Dalkılıç? Yok.

Sayın Nureddin Nebati? Burada.

Sayın Bennur Karaburun? Burada.

Sayın Orhan Miroğlu? Burada.

Sayın Fatma Benli? Burada.

Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan ve arkadaşları tarafından, cezaevlerinde süregelen ve özellikle OHAL kararıyla ciddi boyutlara ulaşan hak ihlallerinin kapsamlı bir şekilde araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup, işleme alıp oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Danışma Kurulunun 23/11/2016 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Levent Gök

                                                                                              Ankara Milletvekili

                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (935 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/11/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ilk söz, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bize göre bir ülkenin gelişmişliği, kişi başına düşen millî geliriyle, yapılan yoluyla, köprüsüyle, alışveriş merkezi sayısıyla ölçülemez. Bir ülkenin gelişmişliği, AVM’leri, köprüleri yapan insanların nasıl öldüğüyle ölçülür.

Bir zamanlar “girdik” diye gündüz vakti havai fişek patlattığınız, şimdi üç öğün kavga ettiğiniz Avrupa Birliğinde ve bütün medeni ülkelerde, gelişmiş ülkelerde, elektrik arızasına deniz bisikletiyle gidilmez, buzlu gölün ortasında işçiler donarak ölmez, 20 milyonluk metropolün ortasında işçiler çadırda yanarak ölemezler.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu, geçtiğimiz yıllara ait bir resim. Burada, İstanbul’un göbeğinde, Avrupa’nın en büyük kentinde işçilerin nasıl öldüğünü gösteriyor.

Yine, gelişmiş ülkelerde madenlerde insanlar ölmez, göçük altında insanlar unutulmaz. Elbistan’daki göçükte hâlâ çıkarılmayı bekleyen, annelerine sarılmayı bekleyen evlatlar yatmakta.

Değerli arkadaşlar, hâlâ göçük altındaki insanlar unutuldu maalesef, bulunamadı.

Yine, belki bölgenin metrekaresi en pahalı rezidans inşaatında insanlar düşerek ölmezler. Maalesef, sizin döneminizde, Türkiye ucuz ölümler ülkesi hâline geldi. Bu ülkede, 15 milyonluk İstanbul’un göbeğinde, insanlar balık istifi yatırıldıkları naylon çadırda ölüyorlar.

Değerli arkadaşlar, şehrin tam ortasında -inanılacak gibi değil, hatırlar mısınız bilmiyorum, AKP Grubuna göstermek istiyorum- şehrin tam göbeğinde, selde, minibüste insanlar, kadın işçiler boğularak ölüyorlar.

Yine, bakın, değerli arkadaşlar, 13 yaşında bir çocuk, temizlik yapsın diye alındığı fabrikada, pres makinasına kafası sıkışarak ölüyor.

Değerli arkadaşlar, Tuzla’daki tersanede filika testi kum torbası yerine işçilerle yapılıyor ve işçiler ölüyor. İnanılacak gibi değil.

Yine, değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar böyle ölmüyor. Erzurum’da buzda boğulanların, üst geçitten geçerken damperli kamyon çarpanların, baraj kapağı açılınca boğulanların, asansör boşluğuna düşenlerin, feribota binerken düşen insanların öldüğü ülkedir Türkiye. Kimi 20 yaşına gelmeden merdiven altında ölür, kimi kot taşlarken, kimi traktör kazasında kurbanlık gibi taşınırken ölür bu ülkede. Sizler, iktidar buna “kaza” der, biz ise “cinayet” diyoruz; siz buna “fıtrat” dersiniz, biz ise “ihmal” diyoruz.

Değerli arkadaşlar, ne derseniz deyin, bu ülkede her şey pahalıdır ama ölümler çok ucuzdur. Ermenek’i hatırlayın, ayakkabısı yırtık Recep amcayı hatırlayın, “Oğlum yüzme bilmezdi.” diyen madenci annesini hatırlayın, Soma’yı hatırlayın; hani, madenci yakınlarını tekme tokat dövdüğünüz Soma’yı hatırlayın, 301 madenciyi, onların ailesini, çocuklarını hatırlayın. Yine, Karadon’u hatırlayın değerli arkadaşlar; hani, Başbakanın çıkıp “Kader.” dediği, bir bakanın da “Ne güzel öldüler.” dediği maden kazasını hatırlayın.

Bu saydığım cinayetlerin hiçbirinde, değerli milletvekilleri, hiçbir yetkili ceza almadı. İş cinayetlerinde, iş ölümlerinde tam bir cezasızlık var. Bu anlattığım cinayetler, dünyanın herhangi bir ülkesinde olsa yer yerinden oynar, bir tane sorumlu istifa eder. Bakın, Letonya’da, alışveriş merkezinde kaza nedeniyle 54 kişi öldü, Başbakanı istifa etti; Güney Kore’de feribot kazasında 187 kişi öldü, Başbakan istifa etti. Bizim ülkemizde böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Bizim ülkemizde bekçiyi bile görevden alamıyorlar değerli arkadaşlar. İşte demokrasinin gelişmişliği, insan haklarının gelişmişliği, medeniyetin ölçüsü de tam budur. Eğer hesap veremiyorsanız, hesap sorulmuyorsa bu cinayetlerden -kimse kusura bakmasın- kimse bu ülkenin geliştiğini iddia edemez.

Bakın, en son Şirvan’da, Siirt’te 16 işçi, 16 maden emekçisi göçüğün altında kaldı. 16 ocağa ateş düştü değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, olayı duyar duymaz Zonguldak Milletvekilimiz Ünal Demirtaş, Sinop Milletvekilimiz Barış Karadeniz’le birlikte Siirt’e gittik. Orada Siirt Valisiyle görüştük, şirket yetkilileriyle görüştük, işçilerle görüştük, oradaki işçi aileleriyle görüştük. Orada edindiğimiz izlenimi kamuoyuyla paylaştık; yine ihmaller zinciri, yine kâr hırsı, yine denetlenmeyen maden ocakları ve her zamanki gibi ölen gariban insanlar. Biz gittiğimizde bakanlar gelmemişti, biz gittiğimizde bakanlar ulaşamamıştı. CHP Grubunun, bizim özel uçağımız yok. Biz tarifeli uçakla gittik, Siirt İl Başkanımız Nevaf Bilek aldı bizi, maden sahasına gittik. Bakanlar bizden birkaç gün sonra geldi. Değerli arkadaşlar, bakanın açıklamasını dikkatinize sunuyorum. Biz gittikten sonra giden bakan diyor ki: “İhmal görmedim.” Eğer o bakan orada ihmal görmediyse biz de o bakanda vicdan görmedik. (CHP sıralarından alkışlar) O madenlerdeki ihmalleri kör olsanız görürsünüz. Maalesef, o bakanın vicdanı kör, kendi kör değerli arkadaşlar, vicdanı maalesef kurumuş.

Bakın, gözle görülüyor. Biz tepeye kadar çıktık arkadaşlarımızla birlikte, ihmalin nasıl olduğu gözle görülüyor. Orada yapılan ihmali, kusuru görmemek, hatta hatta işçiyi suçlamak başlı başına bir vicdansızlıktır arkadaşlar.

Bakın değerli arkadaşlar, AKP iktidara geldiğinden beri 18 binden fazla insan iş cinayetlerinden öldü, 18 bin insan, 18 bin hayat. 18 bin ailenin ocağına ateş düştü. 18 bin aile ne demek biliyor musunuz arkadaşlar, 18 bin kişi ne demek biliyor musunuz? Benim ilime bağlı Hekimhan ilçesinin nüfusundan daha fazla bir nüfus demek, Sivas’a bağlı Kangal’dan daha fazla nüfus demek, Ankara Balâ’dan daha fazla nüfus demek. 18 bin insan iktidara geldiğinizden beri iş cinayetlerine kurban gitmiş. Bir cinayetin bir karşılığı var ama maalesef, AKP’den bu cinayetlerin karşılığını sorabilmiş değiliz. Tam 73.500 kişi iş göremez hâle gelmiş, saat başına 80 iş kazası oluyor, yılda 706 bin işçi iş kazası gerçeğiyle yüz yüze geliyor.

Son beş yılda madenlerde 697 kişi hayatını kaybetti. Değerli milletvekilleri, sadece bu yıl ölen işçilerin sayısı tam 1.600. Bakın, tam 1.600 kişi iş kazasında iş cinayetlerine kurban gitmiş, bununla övünebilirsiniz! Türkiye, demokrasi liginde, basın özgürlüğünde son sıralarda ama maalesef, iş cinayetlerinde Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü değerli arkadaşlar. Bu utancı gidermek herkesin görevi, en başta on dört yıldan beri ülkeye hükûmet eden iktidarın görevi. Ama, maalesef bu konuda çaba harcanıyor mu? Çaba harcanmıyor.

Değerli arkadaşlar, her işçi öldüğünde ilk söz “fıtrat” deniyor ama bu fıtrat nedense sadece Türkiye’deki işçilerin yanına geliyor. Değerli arkadaşlar, fıtrat Almanya’da kömür ocağında çalışan işçiye gelmiyor, İsviçre’ye uğramıyor, başka ülkelerdeki insanların evlerine fıtrat uğramıyor, bir tek Anadolu’nun yoksul garibanlarının evinin kapısını çalıyor. Bu fıtrat sadece bizim Türkiye’ye özgü mü? Bu fıtrat sadece yoksul Anadolu işçilerine mi özgü değerli arkadaşlar?

Bakın, Şirvan’da cinayetin nedeni, diğer cinayetlerde olduğu gibi özelleştirme, kâr hırsı ve taşeron sistemidir. Taşeron demek ölüm demektir, çok iş ama az maaşla çalışmaktır, sendikasızlıktır, güvencesizliktir. Türkiye’de iş cinayetlerinin yüzde 90’ı taşerondur. Şirvan’daki bu cinayetlerde ihmal vardır.

Değerli arkadaşlar, 25 Temmuzda heyelan oluyor, maden kapatılıyor, daha önce bir ölüm var yine, ama maalesef tedbir alınmıyor, çalışmaya devam ediliyor. Tam bir hafta boyunca Şirvan’a aşırı yağmur yağıyor, tedbir alınmıyor, perşembe akşamı sekiz buçukta göz göre göre felaket geliyor ve 16 işçi göz göre göre katlediliyor. Değerli arkadaşlar, ihmal yok, ihmaller silsilesi var, bağıra bağıra gelen bir cinayet var, doğru düzgün denetlemeyen bir hükûmet var. İhmalin olduğu yerde iş kazası olur diyorum değerli arkadaşlar.

Yine, bugün bir şeyi paylaşarak sözlerime son vermek istiyorum: Üç yıl önce Zonguldak’ta 1 maden işçisi kurtulmuştu, adı Mustafa’ydı. Üç yıl önce Kozlu’da madende 8 işçi öldü. O gün buz gibi soğukta “Babam nerede?” diye ağlayan bir Doğukan vardı. Doğukan babasını görünce sevindi, mutlu oldu. Bugün o çocuk babasını toprağa verdi, bu sefer babasını madenden çıkaramadı değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) - Doğukan’ın vicdanıyla Doğukan’a gelen fıtratın düşünülmesini, mutlaka bu konuyla ilgili bir iş kazası komisyonu kurulmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Sayın Bostancı, yerinizde bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba elbette muhalefetin temsilcisi olarak eleştirecek, biz de gereken cevabı vereceğiz, bunda şüphe yok.

İki hususun altını çizmem gerekiyor: Birincisi, kazanın ardından, yurt dışından gelir gelmez Enerji Bakanı doğrudan oraya gitti, peşinden Sağlık Bakanı gitti, peşinden de Sayın Müezzinoğlu gitti. 3 Bakan gitti, orada her türlü çalışmayı incelediler, baktılar, takip ettiler.

Biraz önce bir bakana atıf yaparak alıntıladığı söz üzerinden yapılan çarpıtma bir haksızlıktır. Sayın Sağlık Bakanının sözüne atıf yapılıyor. Sayın Ağbaba da o cümlenin tamamını muhakkak duymuştur “Ben ihmal görmedim ama…” diye devam ediyor, “… buna ben karar veremem.” diyor. İnceleme yapılacak, sonuçta karar verilecek. Böyle yapılan bir ifadeyi “Ben ihmal görmedim.” diye haksız bir eleştiriye tabi tutmak açık bir çarpıtmadır ve ayıptır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, size de sistemi açıyorum.

Buyurun Sayın Özel.

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Siirt Şirvan’daki maden kazasıyla ilgili açıklamalarına ve Bakanlar Kurulundan bir heyetin olay duyulur duyulmaz kaza yerine gitmemiş olmasının önemli bir eksiklik olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Elli yıldır Fransa’da, otuz beş yıldır Almanya’da maden kazalarında işçi ölmüyorsa Sağlık Bakanı sadece bu bilgiden hareketle “Arkadaşlar ihmal olmasa ölüm olur mu?” dese herkesin aklına ve vicdanına saygılı bir şey söylemiş olurdu. Bu “fıtrat” dediğimiz meselenin “Alman”, “Türk” diye madenciyi ayırmamasının sebebi fıtratın kendisinin mesleğe özgü değil, yaşanılan ülkeye özgü olmasından kaynaklanıyor. Enerji Bakanının günler sonra oraya gitmiş olması, olay duyulur duyulmaz oraya Bakanlar Kurulundan bir heyetin gitmemiş olması önemli bir eksikliktir. 6 tane tutuklamanın olduğunu, gözaltı ve tutuklamanın olduğunu bile bile orada ihmal görmemek kamuoyunda bir algıyı yerleştirmekten başka bir şey değildir. Oraya bu Hükûmetin temsilcilerinin gidiyor olması, o redevans sistemini, o üretim baskısını, devlet işletiyor olsa -o kadar yağışa rağmen- girilmeyecek olan o madene işçileri girmeye zorlayan bu vahşi sistemi yerleştiren ve savunanların oraya yaptıkları ziyaret ne kadar anlamlıdır, ne kadar vicdanidir; o da ayrı bir tartışma konusu.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ilk söz Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Siirt’in Şirvan ilçesi Maden köyünde bulunan bakır madeninde meydana gelen kazanın araştırılması için Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisi üzerine söz aldım. İç Tüzük gereği her ne kadar aleyhe olsa da lehe konuşup olumlu oy vereceğimizi de baştan ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta cuma günü gerçekleşen elim maden kazasında 16 işçimiz toprak altında kaldı ve şu ana kadar da 6 işçimizin cansız bedenine ulaşılmış bulunuluyor. 10 işçiyi arama çalışmaları da devam ediyor. Hayatını kaybeden bu işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum ve göçük altında kalan işçilerimizin de bir an evvel kurtarılmasını bekliyorum. Ve bu elim hadiseden iki hafta önce de aynı maden sahasında meydana gelen bir kazada 1 işçi daha hayatını kaybetmişti. Görüldüğü gibi, kazalardan ders alınmamış, ihmaller devam etmiş, bu maden sahası da 6 işçimize daha mezar olmuştur. Efendim, Enerji Bakanı gitmiş de “Ben ihmal görmedim ama...” demiş. 13 Mayıs 2014 tarihindeki Soma maden kazasında da zamanın Enerji Bakanı benzer laflar demişti, kazadan evvel ziyaret ettiği maden ocağında da maden şirketini öve öve bitirememişti ama 301 kişi hayatını kaybetti. Yine, aynı şekilde, Bakan “Ben ihmal görmedim ama...” diyor. İhmal görmemişsiniz ama 6 işçi de hayatını kaybetmiş. Daha peşin peşin cümlenin başında hükmü veriyor, “ama”yı sonra anlatıyor; “ama”yı önce anlatacaksın, hükmü sonra vereceksin. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Hadiselere bakışın ve zihniyetin çarpıklığının göstergesinden başka bir şey değil bu. Yani, Mehmet Akif Ersoy’un söylediği gibi, yani bu madencilikteki yaşadığımız bin kıssa bir hisse vermedi mi arkadaşlar? 13 Mayıs 2014’ün üzerinden -eğer bu tarihi milat alacak olursak, hep öyle söylenildi- iki buçuk yıl zaman geçmiş, bir arpa boyu yol gidilememiş durumda. Şimdi, iş kazalarında dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci... On dört yılda 18 bin işçi bu “iş kazası” dediğimiz kazalarda hayatını kaybediyor ve 73 bin işçi de iş göremez hâle geliyor. Bu, on dört yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının bilançosudur.

Bu konuşmaya hazırlık yaparken çeşitli kurumlardan “Acaba bu meydana gelen iş kazalarındaki durum nedir? Kaç kaza meydana gelmiş madenlerde, ne olmuş?” araştırmaya çalıştık ama maalesef sağlıklı bir bilgiye ulaşamadık, hâlbuki bunları defalarca konuşmamıza rağmen. Şu hükme vardık ki: Ya bu rakamlar, bilgiler saklanıyor veya hâlâ bunun bir çalışması derli toplu bir şekilde yapılamıyor.

Şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumu kaynaklarına baktığımızda, iş kazası geçiren sigortalı sayıları 2011’de 10.558, 2012’de 9.960, 2013’te 14 bin -ciddi bir artış var, azalış söz konusu değil- 2014’te 13 bin, 2015’te kısmi bir azalma görmekle birlikte bu iş kazalarının devam ettiğini görüyoruz. Ve bu maden ocaklarında meydana gelen maden kazalarının çoğunun redevanslı ve hizmet alımı şeklinde özel sektörün işlettiği maden ocaklarında meydana gelmesi dikkat çekici bir husus.

İkinci dikkat çekici husus da bu maden şirketlerinin siyasi ilişkileri. Benzeri durumlar bundan evvelki maden kazalarında da ortaya çıkmıştı. Anlaşılan odur ki ne maden şirketlerine ne de ilgili kurumlara, bakanlıklara ve Hükûmete hiçbir ders çıkmamış ve madencilik kurumlarındaki deneyimler, birikimler âdeta yok edilmiş, maden işletmeciliği de yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılmış, taşeronlaşma, dayıbaşılık, redevans gibi uygulamalarla ve bu sistemi tetikleyen aşırı üretim ve kazanç hırsıyla beraber denetimler de yapılmayınca âdeta bu kazalar fıtrat hâline dönüştürülmüş. Demek ki bunları yapanların, bunları görmezlikten gelenlerin fıtratında bir sıkıntı var, kazalarda değil; bunlara gerekli tedbirleri, önlemleri almayanların fıtratında sıkıntı var.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, denetimlerin yetersizliği artık Türkiye Büyük Millet Meclisinde araştırma komisyonunda, ilgili komisyonlarda, Genel Kurulda yüzlerce defa dile getirildi. Sorumlu bakanlar bunların çoğunun cevabını veremedi; cevap vermedi demiyorum, veremedi, hesabını da maalesef veremedi hatalarının. Denetimleri etkisiz hâle getiren unsurlar, aradan geçen bunca zamana rağmen giderilebilmiş değil. 2014 yılının Aralık ayında bir Soma Araştırma Raporu düzenlendi komisyon tarafından. Hepimiz, hep birlikte, bütün parti gruplarından arkadaşlarımız çok değerli, önemli katkılar verdik.

Şimdi, o rapora tekrar bir göz attığımızda inanın -tekrar ediyorum- bir arpa boyu yol alınamadığını ve hiçbir tedbir ve düzenleme yapılmadığını da maalesef görüyoruz. Bu kadar 1.300 sayfayı bulan raporda çok değerli öneriler var. Bunu, iktidar ve muhalefet grupları olarak birlikte yapmıştık ama o rapor, Genel Kurulun gündemine dahi getirilmedi. Bu konuda önerilerimiz, tekliflerimiz de oldu, kesinlikle bunu tekrar gündeme getirmekte fayda var. Bu raporda gerek muhalefet şerhlerinde gerekse raporun kendinde önemli öneriler vardı, teklifler vardı; bir kısmını süremin yettiğince tekrarlamak istiyorum:

“Hükûmet, hâlihazırda uyguladığı madencilik politikasının insani ve ahlaki olmadığını artık görmeli, siyasi çıkar ve rant yaklaşımlarından elini ayağını çekmelidir. Madencilik sektöründeki risk analizi tam olarak gerçekleştirilerek, alınması gereken tedbirler için kurumsal bir yapı oluşturacak şekilde iş sağlığı, işçi güvenliği, işçi sağlığı ve buna ilişkin yönetim sisteminin oluşturulması gerekmektedir ve bunun için de ilk adım olarak madencilik bakanlığı kurulması düşünülmelidir.” dedik Komisyon olarak ve “Madencilikte taşeronlaşma ve redevans uygulamalarına son verilmelidir. Denetim yapan kurumlar arasında etkin bir koordinasyonun sağlanması için yeni bir kurumsal yapı oluşturulmalıdır. Her madenin kendine özgü jeolojik, mineralojik özelliklerinin olması, işletme yöntemlerinin farklı olması, bu madenlerin denetim faaliyetlerinin yapılmasında da uzmanlaşmaya gidilmesi yani denetimde uzmanlaşma.” dedik. “Üretim sürecinde kullanılan ekipmanlar, kişisel koruyucular, iş sağlığı ve güvenliği standart ve mevzuatına uygun üretilmelidir.” dedik ve bilinçsizce ve teknolojiden uzak yapılan maden işletmeciliği, maden ocaklarındaki gerekli yatırımların yapılmasından kaçınılmaması gerektiğini ifade ettik ve hızlı ve yüksek kazanç güdüsünden uzaklaşılması gerektiğini ve daha pek çok önerileri getirdik.

Bu düşüncelerle bu araştırma önergesinin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde ikinci söz Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

KADRİ YILDIRIM (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

17 Kasım 2016 tarihinde vekili olduğum Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Maden köyünde meydana gelen faciayla ilgili olarak, içinde hem jeolog hem mimar hem de mühendislerin bulunduğu teknik ve ilmî bir komisyonla birlikte olayı yerinde inceledik, bir ön rapor hazırladık. O ön raporun özetinin özetini sizinle paylaşmak istiyorum.

Evvela, maden işletme alanının ilk kurulması aşamasında dikkate alınması gereken deprem, yağmur, ışıklandırma ve benzeri durumlar hiç dikkate alınmamış, bunlar raporize edilmemiştir, âdeta orada çalışmak zorunda olanlara “Ya madende çalışacaksın ya ekmeksiz kalacaksın.” denilmiştir. Madende çalışan işçilerle ve taziyelerine gittiğimiz ailelerle yaptığımız görüşme ve sohbet neticesinde bu heyelandan önce yaklaşık 80 santimetre büyüklüğünde çatlakların oluştuğu, bunun yetkililere bildirilmesine rağmen önlem alınmadığı ve o çatlaklıkların yerlerinin çamur ve toprakla örtüldüğü, sıvandığı ifade veya iddia edilmektedir; tabii ki araştırmanız gerekiyor.

Yine, bu kişilerin ifadesine göre göçüğün meydana geldiği gün normalin çok çok üstünde patlayıcı patlatılmış ve bu göçüğün meydana gelmesinde bunun da etkisi büyük oranda kendini göstermiştir. Yine görüşme yaptığımız mağdur aile reislerinden birisiyle sohbet ederken aniden o kişinin orada bulunan sivil giyimli birisiyle itişip kakıştığını gördük, araya girdik, sebebini sorduk ve şöyle dedi: “Bu olay meydana geldiğinden beri kiminle bir iki kelam edersek hemen bu sivil giyimliler gelip yanlarında taşıdıkları cihazlarla sesimizi kaydediyorlar, etki altında bırakıyorlar.”

Temmuz ayında da bu yıl bir göçük yaşanmış ama Allah’a şükür can kaybı olmamış, temmuz ayında da bir göçük yaşanmasına rağmen, hiçbir tedbir, hiçbir önlem alınmamıştır. Eğer bir önlem alınsaydı belki de bugün bu 16 işçi kardeşimiz aramızda olacaktı.

Kurtarma çalışmalarını orada gönüllü işçiler ve aile fertleri yürütüyorlar. Orada âdeta devlet yok, AFAD yok, Hükûmet yok ve oradaki işletme yetkilileri yok hükmündedir. Üstelik onlardan imza alınmış “Size bir şey olursa bunun sorumlusu yine sizsiniz.” diye çünkü bu aynı şirket yetkilileri beş yıl önce Elbistan’da da 9 işçi kardeşimizin göçük altında kaldığı bir faciaya yol açmış ve hesabı sorulmamıştır. Elbistan’daki bu katliamın benzeri çağdaş dünyanın başka bir yerinde meydana gelseydi o şirketin bütün yetkileri ellerinden alınmış olacaktı ve bütün mukaveleleri iptal edilecekti. Ama bizim şirket, üstüne gitmek yerine, kendisine başka maden alanları açılarak peşkeş çekilmiştir çünkü bu ve benzeri şirketler ihmal ve sorumluluklarının birileri tarafından fıtrata bağlanmasını çok iyi biliyorlar. Çünkü bu ve benzeri şirketler, gözaltına alınan Siirt Belediye Başkanı Sayın Tuncer Bakırhan gözaltındayken belediyecilikle ilgili hiçbir soruya muhatap olmamasına rağmen yerine kayyum atandı ama bu şirketin kendi yetkilileri şirketlerine kayyum atanmayacağından emin oldukları için üstelik şu pervasızlığı da göstermişler, demişlerdir ki orada gönüllü çalışanlara: “Kazdığınız toprağı madenin üzerine atmayın, birkaç gün sonra bu madeni oradan çıkarırken zorlanmayalım.” Yani birkaç gün sonra tekrar o madeni işletmeye garantili bir gözle bakıyorlar.

Şunu da ifade etmekte yarar görüyorum: Bakın, dinî terminoloji kullanılırken çok dikkat etmek lazım. “Fıtrat” deniliyor, kimse kimseye fıtrat dersini vermeye kalkışmasın. Eğer fıtrat üzerinde bir şeyler yazmak icap ederse 10 tane tez rahatlıkla yazılabilir ve yazabiliriz. Fıtrat, yaradılış demektir, Allah’ın insanı hak, özgürlük ve eşitlik üzerinde yaratması demektir. Yani her insan, her birey dini, rengi, inancı, dili ne olursa olsun özgür doğuyor, hür doğuyor ve eşit doğuyor. Peygamber Efendimiz bunu “…”(X) diyor. “İnsan fıtrat üzerine yani bu hak ve hukuk, adalet ve eşitlik üzerine yaratılıyor.” diyor. Dolayısıyla, bugünkü özgürlük ve eşitlik hakları Allah tarafından fıtrat olarak verilmiş yoksa fıtrat, protest halkı, mazlum halkı kendi hatalarına karşı direnmemelerini sağlamak için bir uyutma ve bir çarpıtma terminolojisi içerisinde yer alan bir terim değildir. Yani fıtrat, doğuştan her insanın sırf insan olarak sahip olduğu hak ve hürriyetlerdir, özgürlüklerdir. Bunları sağlamak yerine bu terimi çarpıtarak ve halkın uyutulmasına çalışılarak bir yere varılamaz ve yine “kader ve tevekkül” deniliyor. Bakın, “tevekkül” denilince akla Hazreti Peygamber geliyor. Kendisi savaşlara giderken hem miğferini takıyordu hem de zırhını giyiyordu bir peygamber olmasına rağmen, ondan sonra neticeyi Allah’a bırakıyor ve havale ediyordu, ondan sonra tevekkül ediyordu. Ve kader diyoruz. Kaderin Kur'an’daki karşılığı ölçüdür, tedbirdir, miktardır, dengedir. Onun için, “…”(x) deniliyor; her şey Allah’ın yanında bir ölçü, bir denge, bir miktar, bir teraziyle belirlenmiştir. Eğer o göçüğün meydana geldiği sahada bu kader uygulansaydı, raporlar tutulsaydı, ölçümler yapılsaydı, buranın maden çıkarmaya, dinamit patlatmaya müsait olup olmadığı araştırılsaydı ve ona göre bir karara varılsaydı amenna derdik. Ama Muaviye ve Emeviler kaderi de, fıtratı da kendi iktidarları ve saraylarının devam etmesi için kullandılar. Bizzat Muaviye diyor ki -bunu Muhammed Ammara söylüyor-: “Siz benim servetime karşı çıkmayın, sarayıma ve iktidarıma karşı çıkmayın. Karşı çıksanız da bir şey değiştiremezsiniz çünkü bu Yeşil Sarayı, el-Kasrül-Ahdarı bana kader vermiş, fıtrat vermiş.” Oysa, o sarayı ona ne kader vermiş ne fıtrat vermiş. O sarayı ve o hâkimiyeti tamamen Emeviler bir zülüm, bir haksızlık ve anti Hüseynizm bir çerçevede ele geçirmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADRİ YILDIRIM (Devamla) - Söylediklerimin dikkate alınmasını umuyorum ve hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Sayın Tanal, buyurun, 60’a göre açtım.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 22/11/2016 tarihli kararnameyle ihraç edilen Esat Kalkan ile Afganistan’da şehit olan Astsubay Esat Kalkan’ın aynı şahıs olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

İç Tüzük 60’a göre çok kısa bir sözüm olacak. Sayın Bakanlık temsilcileri de yanılmıyorsam burada, şu anda Bakan da burada.

Sosyal medyaya düşen bir haber var, “Dünkü kanun hükmünde kararnameyle, ağustos ayında Afganistan’da şehit olan Astsubay Esat Kalkan ihraç edildi.” deniliyor. Nedir? Gerçekten bu dünkü kararnameyle ihraç edilen Esat Kalkan ile Afganistan’da şehit olan Astsubay Esat Kalkan aynı şahıs mıdır? Eğer aynı şahıs değilse gerçekten kuyumcu titizliğiyle demek ki bu ihraç işlemleri yapılmıyor. Bakanlığın bu konuda hassasiyet göstermesini istirham ediyorum.

Selam ve saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde ikinci ve son konuşmacı Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Siirt ili Şirvan ilçesi Maden köyünde özel bir bakır madeni ocağında 17 Kasım gece 21.07’de meydana gelen bir heyelanla, bir faciayla karşı karşıyayız. Öncelikle hayatını kaybeden 7 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabırlar temenni ediyorum. Henüz ulaşamadığımız 9 vatandaşımıza da bir an önce ulaşılmasını diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakar. Büyük bir acı yaşadık. Öncelikle bu acının siyasetüstü, politikaüstü olması gerektiğini ifade etmek isterim. Facianın insani, siyasi, idari, adli, hukuki yani tüm denetimlerinin enine boyuna soruşturulmasını ve şu anda da soruşturulduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Enerji Bakanlığının Maden İşleri Genel Müdürlüğü, MTA, Türk Petrol, TKİ gibi kurumlarıyla; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının aynı şekilde ilgili kuruluşlarıyla; AFAD’ın Konya’dan Erzurum’a kadar 11 il müdürlüğünden 149 personelle, 11 arama kurtarma ekibiyle; İçişleri Bakanlığının aynı şekilde Emniyet Genel Müdürlüğü olsun, Jandarma Genel Komutanlığı olsun, buradan ekiplerle; Sağlık Bakanlığının 8 ambulans, 2 ulusal medikal kurtarma ekibi ve 23 personelle; aynı şekilde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 30 personelle ve Kızılayın da birçok personelle alanda olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Şu anda da Enerji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Abdulkerim Yörükoğlu’nun başkanlığında oluşan kriz masasında, değerli arkadaşımız Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcısı Orhan Yegin de alanda bu işlemleri aynı şekilde takip ediyor.

Kazanın meydana geldiği alan Park Elektrik AŞ’ye ait bir ruhsat sahasında. Park Elektrik, Antlar Yapı, C3 Yapı, MDNK İnşaat ve Nasıroğlu Madenciliğin iş ortaklığı tarafından faaliyette bulunulan alanda, Antlar Yapının faaliyet gösterdiği alanda heyelan faciası meydana geldi. 881 civarındaki işçiden 21 işçinin çalıştığı bölgede meydana gelen faciada 5 işçi kazadan sağ olarak kurtuldu, 16 işçi kayan malzeme altında kalmıştı, 7 tanesinin cansız bedenine ulaşıldı, 9’uyla alakalı da çalışmalar devam ediyor.

280 metre genişliğinde, 260 metre uzunluğunda kütle hareketiyle yaklaşık 400 bin metreküp kayaç bir kütle bu alanı komple kaplamış durumda. Bu alan altında da iş makineleri ve kayıp olan kişilerin olduğu düşünülüyor. Yirmi dört saat devam eden çalışmalarda 16 tane ekskavatör, 5 tane dozer, 2 loder, 2 greyder ve 40 kamyonla bu çalışmalar devam etmekte. Tabii, Türkiye Petrollerinin manyetik arama ekibinin de özellikle iş makinelerinin yerinin bulunması noktasında yaptığı çalışmalar şu anda hâlen devam ediyor. Dokuz Eylül Üniversitesinden de heyelan konusunda uzman öğretim görevlileri, bilfiil, alanda konuyla alakalı çalışmayı gerçekleştiriyorlar.

Tabii, alanın genişliği, çalışma yapılan alan dışında gerçekleşen bu heyelan faciasının ciddi bir kayma meydana getirmesinden dolayı da yapılan çalışmaların hassas bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Çünkü çalışma esnasında yeni bir faciayla karşı karşıya kalınmaması için buna çok ciddi özen gösterilmesi lazım.

Olayın haber alınmasının akabinde oluşturulan kriz masasında tabii biraz önce saydığım tüm kurumlar Siirt Valiliğinin de katkılarıyla aktif bir şekilde çalışmakta.

Olayın olduğu esnada resmî temaslar sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte Özbekistan’da bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Sayın Berat Albayrak yurda döner dönmez alana gitmişti. Biraz önce sayın grup başkan vekilimizin de ifade ettiği gibi, akabinde Sağlık Bakanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız da gene alanda kendileriyle alakalı tüm incelemeleri gerçekleştirmeye gayret ettiler. Bunun yanında oldukça geniş bir personelle bu çalışmaların devam ettiğini de bir kez daha ifade etmek isterim.

Tabii, istatistiki değerlerle aslında konuyu değerlendirmek çok sağlıklı değil, ölen bir kişi bile olsa bir kişinin bile hayatını kaybetmesine tahammül etmek mümkün değil ama AK PARTİ döneminde, çalışan personelle, çalışan sigortalı sayısı ile iş kazalarının oranını değerlendirdiğimizde yaklaşık 2 katlık bir iyileşmeyi görmek mümkün. Yeterli mi? Değil tabii ki. Dediğim gibi, ölen bir kişiye bile tahammül etmek mümkün değil ama bu konuda da bazı gelişmeler olduğunun muhakkak görülmesi lazım.

Biraz önce, Meclis içerisinde acaba konuyla alakalı neler yapılıyor diye milletvekili arkadaşlarımızla istişare ederken İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Sayın Jülide Sarıeroğlu’nun İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun alt komisyon olarak oluşturduğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği İnceleme Alt Komisyonunun aslında konuyla ilgilendiğini de öğrenmiş olduk. 15 Temmuz öncesinde kurulan bu Komisyon, bu hafta içinde alana gitmeyi planlarken geçtiğimiz günlerdeki konudan dolayı özellikle bayan milletvekillerinin aktif olduğu konudan dolayı gidemediklerini biliyoruz. Ama önümüzdeki hafta Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda oluşturulan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği İnceleme Alt Komisyonunun alana giderek Türkiye Büyük Millet Meclisini temsilen konuyla alakalı araştırmaları yapacaklarını da bir kez daha ifade etmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, tabii alan üzerinde 881 çalışanın bulunduğunu ve kaza anında da 113 işçinin vardiyada olduğunu, olay anında da kaza bölgesinde 21 işçi olduğunu bir kez daha söylüyorum. Göçük altında kalan 9 işçinin kurtarılması bizim için şu anda en öncelikli konu. Bu esnadaki bu hassas çalışmalara destek vermek de aslında hepimizin görevi.

Tabii, bu süreç devam ederken soruşturmaların da devam etmesi en başlı vazifemiz. Biz, burada, bir kişinin bile hayatı söz konusu olduğunda ihmali olan, kusuru olan kimsenin gözünün yaşına bakılmaması taraftarıyız; bunu özellikle belirtmek istiyorum. Ama Meclis olarak Meclisin oluşturduğu çeşitli organlarda yapılabilecek görevlerin Meclis araştırması komisyonu kurulmasını doğurmayacağını da ifade etmek isteriz. Yani, Meclisin, ilk başta, kendi organları içerisinde yapacağı çalışmaların takip edilmesinin -çünkü bu komisyonlarda tüm grupları temsil eden milletvekillerimiz var biliyorsunuz- akabinde eğer bunun yetersiz kaldığını düşünürsek bu tür adımların atılmasının doğru olduğunu düşünüyoruz. Geçtiğimiz dönemde Soma’yla alakalı yapılan çalışmalar, bildiğiniz gibi, hep birlikte mutabakatla yapılan çalışmalardı ve bu çalışmalardan sonra gerçekleşen yasal düzenlemelerle de iş sağlığı ve güvenliği konusunda çok ciddi adımlar atıldığına hep beraber şahidiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vallahi değilim ben, ben değilim şahit mahit. Doğru değil, atılmıyor. Ben şahit değilim.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Dolayısıyla, Meclisin tüm organlarıyla hep birlikte bu adımları gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz, hedefliyoruz ve bu manada da özellikle bu alt komisyon çalışmalarının önemli olduğunu ve hep birlikte tüm partilerin katılımıyla önümüzdeki hafta gerçekleşecek olan alt komisyon ziyaretinin akabinde de Meclise aktarılacak bilgilerle birlikte bir değerlendirme yapılmasının daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz.

Saha üzerinde çeşitli denetimler, tabii, geçmişte gerçekleşmiş vaziyette ama bu esnada, bu denetimlerden sonra veya o esnada eğer oluşmuş bir eksiklik, bir ihmal söz konusuysa da, biraz önce söylediğim gibi, kimsenin gözünün yaşına bakılmadan bunun üzerine gidilmesi konusunda sizlerle birlikte düşündüğümüzü bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce bahsettiğim sebeplerden dolayı önergenin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade etmek isterim.

Bildiğiniz gibi, yarın 24 Kasım. Aslında bu vesileyle 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde -benim eşim de her ne kadar aktif olmasa da bir öğretmen- ilkokul öğretmenlerini de unutmamak lazım biliyorsunuz. Başta tüm ilkokul öğretmenlerimin Öğretmenler Günü’nü, Makbule Sütçü Hocamın Öğretmenler Günü’nü ama tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama.

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylamaya geçmeden önce bir yoklama talebi vardır, onu karşılıyoruz.

Sayın Özel, Sayın Bingöl, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gürer, Sayın Erkek, Sayın Demirtaş, Sayın Ağbaba, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Adıgüzel, Sayın İrgil, Sayın Balbay, Sayın Akyıldız, Sayın Çamak, Sayın Engin, Sayın Kayan, Sayın Arslan, Sayın İnönü Tümer, Sayın Sarıbal, Sayın Doğan, Sayın Gökdağ.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşları tarafından, madenlerde gerçekleşen iş kazalarının araştırılması amacıyla 23/11/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

VII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Başkanlık Divanı olarak Siirt Şirvan’da meydana gelen maden kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis Başkanlık Divanı olarak Siirt Şirvan’daki elim hadiseden dolayı meydana gelen bu göçük kazasında hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bizler de Allah’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına ve ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.13

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/775) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 438)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 27’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, yarın 24 Kasım Öğretmenler Günü. Bu vesileyle, öncelikle, çocuklarımızı iyi birer insan, vatanını ve ulusunu seven bireyler olarak yetiştiren, çocuklarımızın vicdanlarını ve akıllarını geliştirme çabasındaki özgürlükçü bir anlayışa ve ruha sahip tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutlarım.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Millî Eğitim teşkilatı üzerine bir yasa tasarısı konuşuyoruz. Burada devamlı bize “Muhalefet hep eleştiriyor ama asla öneride bulunmuyor.” diye sık sık dile getiriyorsunuz. Aslında, öneriyoruz duymuyorsunuz; duysanız da görmezden geliyorsunuz. Bugün ben size bazı önerilerde, bazı sorunlarla ilgili başlıklarda bazı önerilerde bulunacağım bazı tespitlerle birlikte tabii ki.

Arkadaşlar, birinci konumuz, en büyük sorunlardan bir tanesi, öğretmen atamaları. Öğretmen atamaları konusunda, siz de biliyorsunuz ki, büyük bir karmaşa ve kaos var. Her gelen bakanın farklı bir açıklaması ve Bakanlık bürokratlarının farklı açıklamaları nedeniyle binlerce atama bekleyen öğretmen KPSS sınavlarına girip bu sonuçları beklerken hayatlarını belli bir düzene sokamıyor. Bizim önerimiz, her yıl şubat ayında standart, adil ve KPSS odaklı bir atama modelinin artık hayata geçirilmesidir. Bununla ilgili söyleyeceğimiz çok detay var ama kanunun diğer maddelerinde diğer detayları da sizlere ileteceğiz.

Bunun dışında, itiraz ettiğimiz, sözleşmeli öğretmenlik maddesi var. Millî Eğitim Bakanlığı, bildiğiniz gibi, son atamasını sözleşmeli öğretmenlik olarak gerçekleştirdi. Biz, buna kökten karşıyız ancak bu yapılan atamanın içerisinde de bazı sorunlar var. Bunlardan bir tanesi çakılı kadro. Bir öğretmeni çakılı kadroyla yeni kalkınma bölgesine atadığımızda altı yıl orada kalmasını diliyoruz ve bekliyoruz, murat ediyoruz. Bu kadronun garantisi yok ve belli şartlara bağlı. Bir de burada özellikle iki sözleşmeli öğretmen arasında evlilik söz konusu olduğunda bu insanların bir araya gelmesi mümkün görünmüyor. Örneğin, biri Bitlis’te, biri Ağrı’da iki sözleşmeli öğretmen atandığında nişanlı bu iki insan evlenemiyorlar ve evlilik işlemlerini yerine getiremiyorlar. Bakanlığın bu konuda yol açıcı ve uygun bir formül geliştirmesi gerekiyor.

Bunun dışında, en önemli sorunlardan bir tanesi, sözleşmeli öğretmenlikle birlikte karşımıza çıkan ve bizim karşı olduğumuz mülakat. Çünkü, biz, mülakat varsa mutlaka torpil var diye düşünüyoruz ve çok kez aynı şeyi soruyoruz: Eğer sorun terör örgütleriyse sadece güvenlik soruşturması yetmez miydi? Eğer “Hayır, yetmez, illa mülakat gerekir.” diyorsanız, o zaman şunu soruyoruz: Binlerce öğretmeni ve personeli ihraç ettiniz. Bunları mülakata mı tabi tuttunuz? Sadece belli bir güvenlik soruşturması veya bir güvenlik bilgisiyle binlerce öğretmeni ihraç edebildiğinize göre, hiçbir mülakat yapmadan anlayabildiğinize göre, bu öğretmen atamalarındaki mülakatlarda da şaibe olduğunu düşünüyoruz. Size bir tane örnek okuyayım, binlerce mülakatta torpil ihbarı bize geldi, birçoğunun videosunu gösterdim. Ama bir tane de yeni bir “WhatsApp” yazışması örneği elime geçti. Atanan vicdanlı bir öğretmen utanıp sıkıldığı için bana mesaj atmış, “Ben utanıp sıkılıyorum, Allah beni affetsin, bir günah işledim ama Hocam, artık sizi de inşallah…” Hani günah çıkarır gibi bunu göndermiş. Diyor ki buradaki yazışmada: “Ankara’nın kazası olsa olur mu?” “Öğretmenlikte Ankara’nın kazalarına atama yapılmıyor ki, illa doğu.” diyor. Ondan sonra “Mülakatta komisyon başkanları 2 tane, ortağımız.” “Eyvallah abi, büyüksün. Bu olaylardan dolayı -yani herhâlde son gelişmelerden dolayı- ben de oralarda elenirim diye korkuyordum. Adama ihtiyaç var. Ali Abim ‘4 kişi bul.’ dedi, 2 tane amca çocuklarını hallettim, işte bir de sen aklıma geldin.” diyor. “Eyvallah abi.”

Buyurun Sayın Bakan, mülakatlarda torpil yapıldığına dair örneklerden bir tanesi.

Bunun dışında, biz mülakatlarda KPSS’nin asıl olmasını ve kamera konulmasını önerdik komisyonda. Nitekim bu önerimizde ısrar ediyoruz. Eğer mülakat mutlaka yapılacaksa, eğer samimiyseniz, kendinize güveniyorsanız o zaman komisyonlara kamera koyalım, hiç olmazsa insanların itiraz etme hakkı olsun.

Bir başka konu ücretli öğretmenlik konusu. Binlerce öğretmen atama bekliyor ama biz binlerce kişiyi, üstelik öğretmen olmayan insanları öğretmenlik göreviyle görevlendiriyoruz ve bu arada da binlerce kişi işsiz. Bunlardan da birkaç tane örnek verebilirim -binlerce örnek var ama- örneğin muhasebe ve vergi mezunu, formasyonu yok, sınıf öğretmeni. İşletme mezunu, formasyonu yok, sınıf öğretmeni. Bilgisayar programcısı, formasyonu yok, sınıf öğretmeni. Maliye mezunu, formasyonu yok, İngilizce öğretmeni. Hemşire, formasyonu yok, fen ve teknoloji öğretmeni.

Bu ücretli öğretmenlik konusunun kökten kaldırılarak formasyon almış insanların öğretmenlik yapmasını, öğretmenliğin ciddiye alınmasını öneriyoruz.

Branş adaletsizliği konusunda, fazla girmeyeceğim ama bu konuda da çok ciddi şikâyetler olduğunu bilmenizi isterim.

Bunun dışında, önemli sorunlardan bir tanesi, belki küçük bir sorun gibi görünüyor ama maalesef onlar için çok büyük bir sorun, engelli öğretmen ataması. 1.500 kadar engelli öğretmen kaldı fakat bütün çabalara rağmen, bütün ısrarlara rağmen nedense engelli öğretmenlerin atama konusunu bir türlü çözüme ulaştıramadık.

Eş tayinleri konusunda Bakanlığa teşekkür ediyorum; gerçekten de özellikle eş tayinleri konusunda bir çaba gösterildi ve bir çözüme ulaşıldı ama il içi tayinlerde, Bakanlık valiliklere talimat göndermiş olmasına rağmen, hâlâ il içinde bazı sorunların giderilemediğini görüyoruz ve haziran ayına kadar il içi tayinlerin çözüldüğünü görüyoruz. Biz, kalıcı olarak insanların eşlerinden ayrılmamasını ve eşlerinden ayrı tutulmamasını diliyoruz.

Bu eş konusunda, aile bütünlüğü konusunda biliyorsunuz iki, üç gün önce Sayın Özgür Özel’in Türkiye gündemine soktuğu aile bütünlüğü meselesini çok önemsediniz ve bizim üstümüze o konuda çok geldiniz ve işte, “CHP aile bütünlüğünü istemiyor mu, aile birliğini istemiyor mu?” dediniz. Ben, aynı şeyi Millî Eğitim Bakanlığına söylüyorum: Lütfen, Millî Eğitim Bakanlığı öğretmenlerin aile birliğini en başta gözetsin anayasal bir gereklilik olarak.

Bunun dışında, ihraç edilen, açığa alınan öğretmenlerde ölçü, kriter belirsiz, savunma hakkı yok. Bunlar defalarca söylendi, konuşuldu, çok söylemek istemiyorum ama sadece şunu söylemek istiyorum, bir cümle: Yasal sendikayı öneren Bakanlık sütten çıkmış ak kaşık, bir dolu farklı nedenle sendikaya üye olan gariban memur terörist mi? Bunun hukuki ve vicdani bir açıklamasını yapabiliyor musunuz? Bunu soruyoruz, buna da cevap bekliyoruz.

Bu lisansı iptal edilen öğretmenlerle ilgili olarak Bakanlıktan hızlı bir çözüm bekliyoruz, çünkü bu insanlarla ilgili hukuki bir işlem yok, bir hüküm yok. Bu insanların iş ve aş bulmalarına engel olmamalıyız. Bu kış aylarında, bu insanlar çocuklarına aş, kendilerine iş istiyorlar. O yüzden Bakanlığın bu konuda elini daha hızlı tutmasını bekliyoruz.

Özel okul öğretmenlerine gelince, en ihmal edilen, en kenarda köşede kalan öğretmen gruplarından bir tanesi; özlük hakları ve maaş farkları çok fazla. Eğer öneri istiyorsanız, Bakanlıktan, bu konuda çok basit bir genelgeyle veya hangi yolla düzenlenecekse, özel okul öğretmen maaşlarının devletteki öğretmen maaşlarından az olmaması konusunda bir köklü değişim ve öneri bekliyoruz.

Alın size köklü bir öneri daha: Öğretmenlik meslek yasası çıkarılsın, bunu istiyoruz. Şu anda bu Mecliste bir dolu öğretmen arkadaşımız var. Öğretmenlikten köken alan ve daha başka mesleklerle buraya gelenler var. Eğer öğretmenlik meslek yasası çıkartılabilirse bu sorunların kökten çözüleceğini düşünüyoruz.

Bunun dışında bir önerim daha var: Bu il millî eğitim müdürü ve şube müdürlerinin seçimlerinde çok ciddi siyasi hareketlilik ve ayak oyunları dönüyor ve öğretmenler birbirini tüketiyorlar. Ben size bir öneride bulunuyorum: Bütün büyük şehirlerde il millî eğitim müdürleri ve şube müdürleri akademisyenlerden atansın, aynen müftülerde olduğu gibi. Bazı illerde, biliyorsunuz, sadece profesör, doçent akademisyenler müftülüğe atandı. Aynı şekilde millî eğitim müdürleri de akademisyen, doçent ve profesörlerden seçilsin, böylece bu siyasi ayak oyunları ve öğretmenlerin birbirini tüketmesi sona ersin. Özellikle eğitim, sosyoloji ve felsefe alanında doktora yapan, tez hazırlayan, yüksek lisans yapanlar tercih edilsinler.

Son olarak da engelli eğitiminde biyometrik tanımlama için avuç içi meselesinde Bakanlığın bir ısrarı vardı ama son görüşmelerimizde “Millî irade ne istiyorsa onu yaparız.” diyorlar. Biz de onlara inanıyoruz ve bu konunun sadece kamera yöntemiyle çözüleceğine inanıyoruz.

Aslında eğitimle ilgili söyleyecek bir dolu sorun vardı. Diğer maddelerde eğer yine söz hakkım gelirse onları tamamlamak istiyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İrgil.

Gruplar adına ikinci söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AHMET YILDIRIM (Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son bir yılda sayısız defa torba yasalar ya da temel kanunlar olarak yasama faaliyetlerini burada icra ettik. Evet, yasa değişiklikleri şüphesiz toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek üzere hazırlanır, Genel Kurulda kararlaştırılır ve onaya sunulabilir. Ancak bir yasa tasarısı hazırlanırken meriyette bulunan yasanın özellikle tecrübelerinden açığa çıkmış olan sorunlar üzerinden sorunları giderebilecek, o tecrübe üzerinden belirlenmiş olan eksiklikleri, merkezîleşmeyi, sorunları ise çözüm üretmek üzere yeni yasa tasarıları hazırlanabilir, bunda sorun yok ancak birçok yasa tasarısında olduğu üzere, mevcut yasa tasarısında da çok net görülebilen bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Özellikle (1/721) esas numaralı, Millî Eğitim Kanunu ve teşkilat yapısıyla ilgili olarak açığa çıkmış yasa tasarısı ruhunda giderek daha fazla merkezîleşmeyi, giderek daha fazla şişkin bir bürokrasiyi, katılaşan bir bürokrasiyi, bunlar üzerinden yeni kadroların ihdas edilmesini öngören belli maddelere sahiptir. Birinci bölüm de daha çok bunlardan müteşekkil olduğu için bu maddeler üzerine bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum.

Şimdi, AKP’nin iktidara geldiği zaman sıklıkla vurguladığı bir cümleyi hatırlayalım: “Oligarşik bürokrasiye karşı savaş açacağız.” dediler. Ancak, her geçen gün yandaşlaşan ve siyasileşen bürokrasinin tadına vardıktan sonra, bürokrasinin daha fazla katılaşmasına ve otoriterleşmesine, oligarşikleşmesine hizmet eden belli yasalar ve yönetmelikler çıkardılar. Şimdi, bir bilginin belirttiği üzere, bir düşün insanının belirttiği üzere, şişkin bürokrasi, her zaman için toplumsal sorunların büyüdüğüne ve toplumsal sorunların karmaşıklaştığına nişanedir. Eğer bir yerde bürokrasinin büyümesine, şişkinleşmesine, oligarşikleşmesine ihtiyaç duyuluyorsa oradan çok rahat çıkarabileceğimiz temel meselelerden biri toplumsal sorunların büyüdüğünün anlaşılmasıdır. Bu konuda bürokrasiye önem veren yapıların ve anlayışların, özellikle bürokrasiden neyi anlaması gerektiği hususunda, hepimizin bilebileceği, Kafka’nın Dava romanını okumasını talep ederiz. Orada, bürokrasinin toplumsal meselelerin büyümesine nasıl hizmet ettiğini çok çarpıcı bir şekilde görürüz.

Bir diğer husus: Özellikle belli maddelerde müsteşar yardımcılarının sayısının artırılması, müşavirlerin genel müdürlüğe dönüştürülmesi ve birçok yeni bürokratik kadronun ihdas edilmesi, bizim açımızdan, siyasi iktidar için şunun göstergesidir: Siyasi iktidar kendi rejimini inşa etmeye çalışırken özellikle bu rejimin inşası sürecinde kendisine katkı sunabilecek olan yeni bürokratik kurulları oluşturuyor ve özellikle yeni rejimin tesisinde tetikçilik yapacak olan bürokratik kadro sayısının artırılması bizim aklımıza bunun dışında başkaca bir şeyi getirmiyor. İktidara tetikçilik yapacak, onun inşa etmeye çalıştığı yeni rejime katkı sunacak olan bürokratik kurullar bu ülkeye de bu topluma da şimdiye kadar birikmiş onlarca yılın ürünü olan toplumsal sorunların çözümüne de hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki konuşmalarımda dikkat çektiğim ve kanun hükmünde kararnamelerle gündeme gelmiş olan gerek açığa almalar gerekse ihraçlarla ilgili bir hususu gensoruyla ilgili konuşmamda Sayın Bakanın dikkatine sunmuştum, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinden örnekler vermiştim. Öğretmenlerin büyük bir çoğunluğunun ücretli olarak Diyarbakır merkezde derse girdiğini, işte bugün yapılan ve yarın yapılacak olan TEOG sınavına girecek 8’inci sınıf öğrencilerinin önemli bir bölümünün derslerinin boş geçtiğini söylemiştim. Sayın Bakan o zaman not alıyordu; gerçekten ne kadar araştırdı, araştırdıysa soruna dair çözüm önerileri konusunda hangi adımları attı ya da attırdı, bilmiyoruz. Ama şuna dikkat çekeyim: Bakın, ücretli öğretmenler bu ülkede eğitimin kanayan yaralarından biridir.

Sayın Bakan, şunu çok iyi biliyorsunuz: Ortalama sekiz on yıl hizmeti olan bir öğretmenin maaşı 3 bin lira civarındadır. Bakın, haftada on beş saat -maaş karşılığı- derse giren öğretmen 3 bin lira maaş alıyor. Peki, buna karşılık, onunla aynı fakülteyi okumuş, aynı eğitimi almış, aynı tedrisattan geçmiş bir ücretli öğretmen haftada otuz saat derse girdiğinde yani 3 bin lira maaş alan öğretmenin 2 katı kadar derse girdiğinde aldığı ücreti biliyor musunuz Sayın Bakan? Bin lira. Düşünün, bir öğretmen aynı fakülteden mezun olmuş arkadaşından farklı olarak kadroya atanmışsa on beş saat derse girmek suretiyle 3 bin lira maaş alacak ama arkadaşı haftada otuz saat derse girecek, ücretli olduğu için sadece bin lira ücret eline geçmiş olacak. Bu, çalışma barışını zedeler. Bu, çalışma adaletini zedeler. Bu, özellikle toplumsal vicdanlarda mahkûm edilmesi gereken bir duruma işaret etmektedir.

Sayın Bakan, özellikle mülakatla ilgili benden önceki hatip çok fazla soruna dikkat çektiği için geçeceğim ama kanun hükmünde kararnamelerle ilgili bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: İki gün önce yayımlanmış olan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesi Sayın Bakan, bakın, ceza almamış tutuklu olan birinin tutukluluk hâli onun merkezî sistem sınavlarına girmesine mahrumiyet getiriyor. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Bakan; tutuklu biri merkezî sistem sınavlarına giremez, eğer öğrenciyse vize ve final sınavlarına giremez? Düşünün, yüzde 70 devamını almış, devam açısından sorunu yok, bir üniversite öğrencisi, 3’üncü sınıf öğrencisi kanun hükmünde kararnameyle vize ve finallerine giremeyecek. Bir diğer husus, hükümlülük ise eğitim hakkının elinden alınmasına dönüştürülüyor. Bu, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırıdır, Anayasa’nın 42’nci maddesindeki eğitim hakkının da ihlali anlamına gelmektedir. Bu yönüyle kanun hükmünde kararnameler, özellikle 15 Temmuzdan sonra o darbeyi kendisine Allah’ın lütfu olarak görenlerin kendi rejimlerini ve düzenlerini tesis etmek için nasıl kullandıklarının en iyi göstergesidir. Ya değilse, tutuklu ya da hükümlü birini işe almayabilirsiniz, bunu anlayışla karşılıyoruz -bunun da benim açımdan anlaşılabilir tarafı yoktur- ama eğitim hakkı nasıl elinden alınır? Tutuklu birinin merkezî sistem sınavlarına girme hakkı nasıl elinden alınabilir? Siz bunu Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesinin neresiyle bağdaştırıyorsunuz? Bu düzen zulüm düzenidir. Kanun hükmünde kararnameler de asla bir demokrasiye, bir kamu güvenliği tedbirine değil tam da faşizme tekabül ediyor. Çünkü 12 Eylül gerici darbesinin açığa çıkarmış olduğu Anayasa’nın haklarının bile çok gerisine düşen bir durumla karşı karşıyayız.

Bir diğer husus, rektörlük başvurularıyla ilgili olarak kanun hükmünde kararnamede açığa çıkmış olan bir duruma daha dikkat çekelim. İşte bu hafta Yükseköğretim Kurulu basın organları aracılığıyla 19 üniversiteye rektör atamaları için başvuru alacağını ilan etti. Ne yapıyorlar rektör adayları biliyor musunuz? Herhangi bir üniversitedeki bir profesör -Sayın Bakan- gidiyor, YÖK’te bir sayfalık bir form dolduruyor, sadece bir sayfalık form dolduruyor, Cumhurbaşkanı takdir etmişse o rektör olacak. Allah aşkına, bir şirket kendi şirketine çaycı alırken bile daha ciddi bir iş yapıyordur ya. Düşünsenize, bir üniversiteye rektör atanacak, kriteri ne? Gidecek YÖK’e sadece bir sayfalık form dolduracak, ondan sonra rektör adayı olacak. Rektörlük seçimlerinin yapılmadığı üniversitelerden iktidar partisinin vekilleri örnekler veriyordu. Evet, rektörlük seçiminin yapılmadığı yerlerde tek adamın, tek kişinin belirlediği bir profesörün ya da öğretim üyesinin rektör olması gibi bir durum söz konusu değildir. Ne yapıyor? O ilin mütevelli heyeti, yerel seçilmişleri bir araya gelerek kendi üniversitelerine yapılmış başvurular üzerinden ciddi değerlendirmeler yapıp rektör atamalarını gerçekleştirmektedir. Ya değilse, seçimin olmadığı üniversitelerde tek başına bir adamın istediği kişiyi rektör yapması gibi bir durum söz konusu değildir ve bu haftaki ilandan da YÖK’ün ilanından da anlaşıldığı üzere, artık üniversitelerin pürmelalinin önümüzdeki dönemde ne olacağını çok iyi anlamış oluyoruz.

Ben de özellikle maddeler bölümünde geri kalan hususlarla ilgili düşüncelerimi belirteceğimi ifade ediyorum. Bütün Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

Şimdi, gruplar adına üçüncü ve son söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, sizin şahıslar adına da konuşmanız var, dolayısıyla on beş dakika süre veriyorum hem grup adına hem de şahıs adına.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; ben de birinci bölüm üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, öncelikle TEOG sınavına girip terleyen yavrularımıza başarılar diliyorum ve onlara büyük sabır ve metanet gösteren ailelerini de yine kutluyorum.

Efendim, birkaç saat sonra 24 Kasımı gösterecek takvimlerimiz. Malumunuz, yarın Öğretmenler Günü. Tabii, Öğretmenler Günü’nü kutlarken öncelikle bize bir harf değil, çok harf öğreten öğretmenlerimizi burada yâd etmek istiyorum. Bize biz olmayı öğreten, ebediyete intikal etmişlere rahmet, hayatta olanlara da sağlık, afiyet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Fakat, bir grup var ki onlara da buradan atıfta bulunmadan geçemeyeceğim. Bunu bir hatıramla inşallah taçlandırıp öyle Öğretmenler Günü’nü daha anlamlı ve veciz bir şekilde ifade etmeye çalışacağım. Efendim, üniversite yıllarımız… Anadolu’nun iki ilinden gelmiş, hedefleri öğretmenlik olan 2 arkadaştık. Çok zor şartlardaydık, 12 Eylülün o ağır şartları henüz olmuştu. Ranzamı -altlı üstlü, Kredi Yurtlarda- Fevzi Katar diye, Elâzığ’ın yiğit, yağız bir delikanlısıyla paylaşma imkânım oldu. Bu kardeşimiz de ben de gerçekten ekonomik olarak düşük gelirli sayılabilecek bir aile geçmişinden gelen fakat idealleri yüksek 2 öğretmen adayıydık. Okulumuzu bitirdik, hayallerimize Allah’a şükür kavuştuk. Ben akademik çalışmalarımı yapmak üzere bir eğitim kervanına katıldım; o Fevzi kardeşim de, o Elâzığ’ın yiğit insanı da öğretmen oldu. Fakat, 1994 yılında, bu sevgili kardeşim memleketinden çok uzak olmayan Tunceli’nin Pertek ilçesinde teröristler tarafından lojmanından dışarı çıkarılıp katledilen 5 kişiden birisi oldu. İnanın hatırladığım en önemli şey, bu kardeşim ve benim ilk kredimizle aldığımız bir parkaydı; bazen o giyerdi, bazen ben giyerdim. Bir de onun memleketinden tahin gelirdi, benimkinden pekmez; karıştırır sabah kahvaltılarını birlikte yapardık. Bu arkadaşımız 11 nüfuslu bir ailenin tek umuduydu ve kendisi öğretmenlik gibi kutsal bir vazifeyi ifa ederken maalesef hain teröristler tarafından kahpece katledildi.

Şimdi, sevgili kardeşimin şahsında eğitim camiasının bugüne kadar şehit olan bütün neferlerini -onlar kutup yıldızlarıdır, özellikle eğitim camiasının gerçekten aydınlatıcı kutup yıldızları olduklarına inandığım için söylüyorum- onları huzurunuzda rahmetle anıyorum, minnetle anıyorum. Allah onların şehadetini bizim üzerimizden eksik etmesin.

Saygıdeğer milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığımızın bünyesinde, eğitimin tüm aşamalarında ve eğitimin bütün paydaşlarını kapsayan son zamanlarda bir sorunlar sarmalıyla karşı karşıyayız. Mütemadiyen, gerçekten, Türkiye’de bütün bakanlıklarda olduğu gibi Millî Eğitim Bakanlığında da bir sorun yumağı bizleri meşgul etmektedir. Şimdi niye bunu söylüyorum? Çünkü, eğitimin önemli paydaşları var: Bir tarafta öğrencilerimiz var, büyük bir sayı; bir tarafta onların velileri var yani bizler varız; bir de eğitim ve öğretim faaliyetinde bulunan büyük bir kadro var. Bu üç paydaşı da dikkate aldığımızda, gerçekten eğitimin bu üç ayağını da çok yakinen ilgilendiren birtakım sorunlar yaşıyoruz. Bunları çok kısa başlıklar altında ifade etmeye çalışacağım. Bunların en başında… Bakın, şimdiye kadar birçok konuşmacı şu anda görüşmekte olduğumuz kanunla ilgili, detaylı, maddeler üzerinde konuştular ama geneli gözümüzden kaçırmamak lazım. Çünkü, projeksiyonu iyi yaparsak sorunları çözmede daha anlaşılır olur, önümüzü daha rahat görürüz kanısındayım. Şimdi, bunlara baktığımızda, bir kere, hâlâ daha fiziki şartlarında eksiklikleri olan birçok okulumuz var -evet, kayda değer bir büyüme, gelişme bu zamanın ruhuna uygun olarak buna tanıklık etmekteyiz ama- hâlâ velilerden katkıda bulunulmasını isteyen birçok okulumuz var, hâlâ bir sınıfta birkaç sınıf eğitim yapıldığına tanıklık etmekteyiz, hâlâ temizlik malzemesi velilerden istenen bir eğitim konseptimiz var maalesef.

Bunun yanı sıra, bakın, sürekli değişen bir sınav formatıyla karşı karşıyayız, bu, eğitimin bütün aşamalarında öyle. Yani daha önceleri bir anasınıfı, okul öncesi eğitim mantığından, bir anda ne olduysa 4+4+4’e geçtik, baktık ki olmadı, tekrar sistemi değiştirmeye çalışarak yeniden okul öncesi eğitime bir dönüş. Sınavların artık isimlerini tutamıyoruz hafızamızda. Yani “SBS” mi desem, “OKS” mi desem, “TEOG” mu desem, hangisi size neyi hatırlatır inanın karıştırıyoruz zaman zaman bizler de. Bu, ortaöğretim için de geçerli, üniversite aşamasına gelmiş evlatlarımız için de geçerli. Tamamen bir tutarlı olmayan, bir deneme yanılma mantığıyla kurulup bozulan bir eğitim sistemiyle baş başayız. Bunun en üstünde, bakın, çok güzel bir metafor olacak ama bakanlıklar arasında da en çok bakan değiştiren Millî Eğitim Bakanlığı, enteresandır. Ha, demek ki istikrar sıkıntımız var. Eğer gerçekten istikrarlı bir şekilde… Çünkü, en uygulaması başarısız olabileceği öngörülen bir proje dahi eğer istikrarla takip edilirse başarıya dönüşür ama en başarılı projelerden hızlı değişimler sağlayarak sürekli başkasına geçişler olursa bu allameicihan olsa başarıya muhtaçtır. Dolayısıyla, bizim, Millî Eğitim Bakanlığındaki ta Bakan değişikliğiyle başlayan istikrarsızlık sınav formatlarıyla devam ediyor, müfredatlar da bunun cabası. Niye? Çünkü, bakıyoruz müfredatlar sürekli değişkenlik arz ediyor. Şimdi, buna bir de son zamanlarda Talim Terbiye Kurulunun yayımladığı kitaplara bakıyoruz. Bu kürsülerden söyledik, geçen seneki kitapları inceleme imkânımız oldu, inanın o kadar büyük anakronistik yani tarihî hatalar var ki. Ya, düşünebiliyor musunuz, Floransa’yı Fransa’ya götürüyor tarih kitapları 9’uncu sınıf kitabında. Efendim, 1997’de Başbakan olan Sayın Turgut Özal deniliyor. Yahu 1997 ve rahmetli Özal. Şimdi, efendim bir medeniyet haritasıyla karşılaşıyoruz, haritada Avustralya kıtasına Avusturya büyük yazısı yerleştiriliyor. Şimdi böyle bir Talim Terbiye, böyle bir yayım mantığı olmaz. Şimdi nedenlerini söyleyeceğim, önce cem edeyim hepsini sayayım sırayla ondan sonra Sayın Bakanım da burada, onlara da bunun nedenini arz edeceğim.

Son zamanlarda yine beni gerçekten derinden etkileyen Talim Terbiye Kurulunun uhdesinde olan bir olayı aktarmak istiyorum. Çok değerli bir hocamız, bir büyüğümüz, Türk bilim tarihine yazdığı kitaplarla gerçekten anlam kazandırmış bir büyüğümüzden Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu bir kitap talebinde bulunuyor. “Efendim, bir eğitim sosyolojisi kitabı istiyoruz.” “Hayhay.” Emekli olmasına rağmen gözlüklerini takıyor, çalışma masasına oturuyor ve bu kitabı revize ederek yayına hazırlıyor. Yayına gönderiyor ama maalesef Talim Terbiyedeki özellikle liyakat esasına göre atanmamış yetkililer tarafından, o kitabın değerini ölçecek kapasitede olamayanlar tarafından basıma uygun görmediler, son raddede kabul edilmedi, reddedildi. Niye, niye? Bahane ne? Yani inanın -isim vermeyeceğim ama- gerçekten Türk bilim hayatında benim gördüğümde heyecanlandığım bir bilim adamı. Otuz kırk yılını Türk bilim hayatına vermiş, Kutadgu Bilig hakkında Türkiye’de ender birkaç eserden birini yazmış önemli hocamızın bu eserine “Yayımlanamaz.” diyen o arkadaşları buradan protesto ediyorum, detaylı bilgileri de Bakan Bey’e vereceğim.

Şimdi, niye böyle oluyor? Ne oldu da reddedildi? Neyi eksikti? Efendim, özellikle bu korsan yandaş sendika mantığı mutlaka bir şekilde devreye giriyor; Millî Eğitim Bakanlığının bütün kademelerinde olduğu gibi. Zaman zaman bizi de incittiği için bunu mütemadiyen söylüyoruz, böyle olmaz. Bakın, bir FETÖ olayı yaşadık, bundan hâlâ daha ders çıkarmıyoruz. Niye? Çünkü liyakati ön plana almadık da onun için başımıza bunlar geldi. Ama lafta hep “liyakat” diyoruz, “ehliyet” diyoruz. Peki, işi ehline ne zaman vereceğiz? Allah korusun, felaketlerden sonra mı aklımıza gelecek? Kimdir bunlar, bu büyük eserleri değerlendirme cüretini gösterenler gerçekten kendileri ne kadar büyük, merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın -öğretmen atamalarında mütemadiyen dile getirildi- bir başka sorun, hummalı bir sorun, hepimizin sorunu bu; ne olur artık boşalan kadrolara hızlı bir şekilde atayalım, eğitimsiz okul kalmasın, öğretmensiz okul kalmasın, branşlarının dışında derse giden hocalar olmasın. Herkes, Allah’a şükür, Türkiye Cumhuriyeti devletinde her branşta yetişmiş kardeşlerimiz hazır görev almaya, en zor şartlarda görev almaya hazırlar, bunların önünü açalım bir an önce.

Özellikle bir başka sıkıntı: Efendim, bir sendika bahanesiyle on binlerce öğretmen açığa alınmış. Yani şimdi, bu sendikayla ilgili artık bürokrasiden, siyasi erkten, Hükûmetten, kamuoyundan, STK’lardan gerekli tepkiler geldi, böyle bir suç unsuru olamaz. Devletin yasal olarak açtığı bir sendikaya üyeymiş de onun için açığa alınmış. O zaman düğmeyi ta yukarıdan başlatmak lazım. Eğer bu sendika bir suçluluk odağı ise bu sendikanın her aşamasında yetki ve sorumluluk alan herkesle işe başlamak gerekir diye düşünüyoruz.

Bir başka, yine öğretmenlerimizin gerçekten talep ve istekleri, özellikle özlük hakları noktasında... Biraz önce rakamsal birtakım veriler verildi, tekrar etmek istemiyorum ama iş şartları çok sağlıklı değil, inanın çalışma şartları çok yerinde değil, kazanımları çok sağlıklı değil. Bu konuda da özellikle Hükûmetimizden destek istiyoruz.

Bakın, yine bir başka kanayan yaradan bahsedeceğim. Şimdi, niyeyse bir kavram kargaşası içerisindeyiz millî eğitim başta olmak üzere, ad koyamıyoruz. Yani, bir buçuk asırlık bir “müfettişlik” kavramımız var, gerçekten çok oturmuş, çok sistematik, çok da işleyen bir kavram. Ya arkadaşlar, şu müfettişlere bir ad koyamıyoruz. İmtihanla yaptık, aldık. Gerçekten, seçilmiş, her biri kendi alanında rüştünü ispatlamış müfettişlerimiz vardı, ilköğretim müfettişleri oldular bir ara. Şimdi, ne oldu? Bunlar, merkezî sınavlarla 90 ve üzeri alan müfettişler bir anda göze batmaya başladı. Yine, sendika devreye girdi, “Efendim, benden olsun.” Yani, ben bunu kabullenemiyorum. Bir bürokratın, bir müşavirin, efendim, bir genel müdürün, müsteşar yardımcısının, hatta müsteşarın üzerinde kendini gören bir sendikacıyı ben kabul edemiyorum; bu, ne akla ne mantığa ne ilme ne irfana, hiçbir şeye sığmıyor. Bunların bir an önce gerçekten hadlerinin bildirilip ait oldukları yere gönderilmesi gerekir. Müfettişlerden rahatsız oluyorlar. Ne yapalım? Müfettiş seçme sınav formatını değiştirelim aynen öğretmenlerde yaptığımız gibi. Ne yapalım? Mülakat koyalım. Neyi mülakat edeceğiz? Allah aşkına, otuz yıl emek vermiş, Anadolu’nun her köşesinde öğretmenlik yapmış, maddi manevi bütün varlığını çocuklara adamış, idealist bir yapıyı niye bozuyorsunuz, niye, niye? Yarın Öğretmenler Günü. Yani, o müfettişlere ne diyeceğiz? Adını değiştirelim, o bahaneyle sınav formatını da değiştirelim. Bakanlık müfettişi olsun. Olmadı hayır, maarif diyelim. Hayır, tekrar ilköğretim diyelim, tekrar ‘maarif’ diyelim. Böyle bir deneme-yanılmayla bu yapıları yapboza çevirirsek sağlıklı bir sonuç alamayız.

Özellikle, bu ikircikli yaklaşımı müfettişlerden hareketle okul yöneticilerine de yapıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının gerçekten düne kadar çok yetenekli, çok kalifiye, çok liyakatli kadrolarını zayi ediyoruz; küstürüyoruz insanları, inanın bir kenara atıyoruz. Bunları artık il millî eğitim müdürlerinden başlayarak aşağıya kadar, silsilesiyle liyakati, ehliyeti yani bugünün ifadesiyle uzmanlığı dikkate alarak, o konudaki yeterliliği dikkate alarak atamaları yeniden gözden geçirelim diyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan.

Buyurun Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum eğitim üzerine.

Değerli arkadaşlar, dünyanın en büyük gücü nedir? Dünyanın en büyük gücü, ne paradır ne askerî güçtür ne de diğer güçtür. Dünyanın en büyük gücü bilimdir. Bunu Batılı ülkeler veyahut da adına şöyle diyelim, gelişmiş ülkeler, çok iyi bildiklerinden dolayı ülkelerinde en iyi bir şekilde eğitim vermek için bütün bu gelişmiş ülkeler millî gelirlerinin aşağı yukarı yüzde 50 ve yüzde 50’den yukarısını millî eğitimlerine ayırmışlardır.

Bugün, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yerle bir olmuş Japonya, bu sıkıntısına rağmen, ülkesinin millî gelirinin yüzde 70’ini eğitime ayırarak bugünkü hâle gelmiştir. Bizler bunu aslında çok iyi bilen bir ulusuz. O nedenle, Kurtuluş Savaşı’nı vermiş, cumhuriyeti kurmuş bir ülke, ülkesi mahvolmuş bir haldeyken onu kalkındırıp abat etmek için bir eğitim sistemi geliştirdi kendisine; bunun adına “köy enstitüleri” denildi.

Köy enstitüleri, köyünde doğmuş bir çocuğu alarak, onu eğiterek tekrar kendi köyüne verip, o köydeki öğrencileri eğitmek ve aynı zamanda da köylünün üretimini artırmak için, öğrencilerin babalarına beceri kazandırmak için eğitilmişlerdi ve çok mükemmel bir şekilde de ilerliyordu ama dünya egemenleri ve ülkemizdeki bunların iş birlikçileri, çok iyi bildiklerinden dolayı bu kalkınma yöntemini, bu eğitim yöntemini, bunu kapattırıp ülkemizi tekrar karanlıklara boğmak için çeşitli yöntemler geliştirmişler ve bu eğitim sistemini maalesef kapatmışlardır.

Değerli arkadaşlar, bu eğitim sistemi daha sonra ne yapmıştır? İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Uzak Doğu ülkelerinden birisi İngiltere’ye gider, “Biz ülkemizi kalkındırmak istiyoruz, hem de hızlı bir şekilde kalkındırmak istiyoruz; bize bir öneriniz varsa onu burada alıp, onun eğitimini görüp ülkemizde bunu geliştireceğiz, bunu hayata geçireceğiz.” derler. Onlara İngiltere’nin eğitim uzmanının verdiği cevap çok enteresandır: “Sizin aradığınız eğitim sistemi ne bizim İngiltere’de ne Batı ülkelerinin diğerlerinde ne de Batı’nın batısında vardır. Sizin istediğiniz eğitim sistemi bugün Türkiye’de vardır, gidin onlardan alın, öğrenin ve ülkenizi kalkındırın.” der. Buraya gelir, Türkiye’de altı ay çalışır, altı ay sonra giderler, ülkelerine bu eğitim sistemini yerleştirirler ve o ülke bugün dünyanın en zengin ülkesi hâline gelmiştir. Aradan yıllar geçer, elli-elli beş yıl sonra bu ülke bu eğitim sistemini, köy enstitüsü eğitim sistemini, dünyanın en iyi sistemi olarak bütün dünyaya kabul ettirir.

Değerli arkadaşlar, dünya böyle yaparken bizler maalesef köy enstitülerimizi kapattığımız gibi bugün de teknik eğitim veren endüstri meslek liselerini kapatıp, hâlen mevcut olduğu hâlde, okulu, yurdu, her şeyi olmasına rağmen imam-hatip liselerini oraya gönderip, oraya geçirip endüstri meslek liselerini kapatıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün, kalkınma, teknik eğitimle olur, eğitimle olur ama en mükemmeli de teknik eğitimle olur, en iyi bir eğitim sistemiyle olur. Bizim bugün ülkemizde en iyi eğitim veren liselerimizin öğretmenleri her tarafa savrularak bu eğitim sistemlerini bertaraf etmişler ve aynı zamanda en iyi eğitim veren üniversitelerimizin eğitim uzmanlarının, hocaların, akademisyenlerin seçtikleri rektörler bugün üniversitelere rektör olarak atanmayıp keyfî bir şekilde hiç aday olmayan kişileri rektör atayıp bu ülkenin eğitimini tarumar etmeye çalışıyorlar. Bu ülkeyle anladığım kadarıyla bir hesapları var. Bu ülkeye yaptıkları hesap ülkeyi batırma hesabıdır diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının birinci bölümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci bölümü üzerine yapılan görüşmelerine İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devam edilmesini teklif ederiz.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                Cumhuriyet Halk Partisi

                                                                                   Grup Başkan Vekili

 

              Melike Basmacı                      Birol Ertem                            Ömer Fethi Gürer

                    Denizli                               Hatay                                        Niğde

 

                Türabi Kayan                    Mehmet Gökdağ                          Vecdi Gündoğdu

                  Kırklareli                           Gaziantep                                  Kırklareli

 

              Muharrem Erkek                     Seyit Torun                              Sibel Özdemir

                  Çanakkale                              Ordu                                       İstanbul

 

            Okan Gaytancıoğlu                 Barış Yarkadaş

                    Edirne                              İstanbul

BAŞKAN – Özgür Özel ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın Gökdağ, Sayın Erkek, Sayın Kayan, Sayın Gürer, Sayın Balbay, Sayın Çamak, Sayın Gündoğdu, Sayın Ertem, Sayın Torun, Sayın Arslan, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Sarıhan, Sayın Öz, Sayın Sarıbal, Sayın Demir, Sayın Topal.

BAŞKAN – Sayın Özel, olmadı, 20 kişi yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 22 kişi var!

BAŞKAN – Sayılmadı.

Şuradan destek verin bari arkadaşlar, 2 kişi söyleyin de bitirelim.

Sayın Can, Sayın Günnar.

Tamam, 20 kişi var.

İktidar Partisinden de destek aldınız Sayın Özel.

Oylama öncesi yoklamayı yapıyoruz.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.59

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Ömer SERDAR (Elâzığ), İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde görüşmelere devam edilmesine dair önergenin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN - Özgür Özel ve arkadaşlarının görüşmelere devam önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru-cevap işlemi için daha önce sisteme giren Sayın Demir, Sayın Gürer, Sayın Arslan ve Sayın Basmacı’ya söz vereceğim.

Sayın Arslan, buyurun.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, yarın Öğretmenler Günü. Öncelikle bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyorum ve çalışmalarında başarılar diliyorum.

Sorularım, Millî Eğitim Bakanına:

1) Eğitim, devamlılık ve süreklilik ister. Bu nedenle sözleşmeli öğretmenlerin bu görevi hakkıyla yerine getireceğine inanmıyorum, eğitimi de aksatacağını düşünüyorum. Eğitimi aksatacak olan ve yeterli eğitim veremeyecek olan sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına ne zaman son vereceksiniz?

2) Ülkemizde atamayı bekleyen binlerce öğretmenimiz var. Bunların atamaları ne zaman yapılacaktır? Bu kadar çok öğretmenimizi atamayarak ücretli öğretmenlik uygulamasına ne zaman son vereceksiniz?

3) Atayacağınız öğretmenlerin KPSS sınavından aldığı puanın yanı sıra sözlü sınavla öğretmen alımına ne zaman son vereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Niğde ilinde 5.967 öğrenci taşımalı eğitim almaktadır. İzmirli Necla Filibeli, Niğde’ye okullar yaptırdı. Bu okullardan biri de Rebia Filibeli Okulu, Kızılören köyünde çok güzel bir okul. Akıllı tahtadan bilgisayara, kreşten kütüphaneye her olanağı var. Kızılören köyüne 3-5 kilometre aralıklarla yakınında bulunan köylerdeki öğrenciler Çamardı ilçesine götürülüyor. Çamardı ilçesine gidiş geliş 40 kilometre. Bu köylerdeki öğrencilerin Kızılören okuluna gelmesi sağlanamaz mı? Çünkü okul daha yeni açıldı, dört beş yıllık ve güzel bir okul. Taşımalı eğitimde bu tür bölgesel olarak da okullara öğrencilerin gelmesi sağlanarak daha uzağa eğitim için gitmeleri önlenemez mi?

Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Sayın Demir, buyurun.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OHAL yasası gereği kapatılan 56 okuldan sonra 53’üne “pardon” denildi ve bu okulların devam etmesine karar verildi. Ancak orada öğretmenlik yapan 2.600 civarındaki öğretmen, öğretmenlik sınavlarında mülakatlarda, adları listede olduğu için, hiçbiri sınavda başarılı gösterilmedi ya da sınava alınmadı. Sayın Bakan, bu mağdur öğretmenlere herhangi bir hak tanınacak mı?

İkincisi: Türkiye'de özellikle engelliler için sınıflar açılmamaktadır. Bu çocuklarımız okula gidememektedirler. Bu sağlam öğrencilerimize yardımcı olamıyoruz ama hiç olmazsa, engelli öğrencilerimize sınıf açma imkânlarınız var mı? Muğla bunların başında geliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Basmacı…

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sayın Başkan, sevgili vekiller; önce beni yetiştirmek yanında birçok öğrenciyi yetiştiren sevgili anneciğim Mehpare Basmacı’nın ve iki ay önce kaybettiğim ilkokul öğretmenim Sakine Deda’nın ve tüm öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Maalesef, bugün ülkemizde yarınımızın mimarı olan öğretmenlerimiz, hak ettiği saygıyı ve ücreti alamamaktadır. Sayın Bakan, Mustafa Kemal Atatürk’e sormuşlar: “Paşam, vekil maaşlarını belirliyoruz, ne kadar olsun?” diye. Mustafa Kemal Atatürk der ki: “Aman dikkat edin, öğretmen maaşlarını geçmesin.”

Şimdi, size sorum şu: Siz de Mustafa Kemal Atatürk gibi mi düşünüyorsunuz yoksa öğretmenleri açlığa, yoksulluğa, ek iş yapmaya mecbur bırakan sizden önceki AKP’li Millî Eğitim bakanları gibi mi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bektaşoğlu…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta, Hükûmetimizin düşük olan fındık fiyatlarına müdahale için Toprak Mahsulleri Ofisi nezdinde FİSKOBİRLİK’i görevlendirip piyasaya müdahale edeceğinin algısı oluştu. Bu, doğru mudur, böyle bir çalışmanız var mıdır? Varsa hâlâ neyi bekliyorsunuz? Yoksa halkı bilgilendiriniz demek isterim.

Bir diğer sorum: Sayın Başbakan Yardımcımız Numan Kurtulmuş kendisini ziyaret eden Ordu Ziraat Odası yetkililerine “Fındıkta sağlıklı, temelli, kalıcı bir karar alacağız.” diye bir şeyler paylaşmıştır. Bu alınacak kararlar nedir, uygulaması nasıl olacaktır?

Bilgilerinize arz ederim. Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bektaşoğlu. Bu sorularınız Millî Eğitim Bakanına değildi herhâlde, Tarım Bakanınaydı.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Balbay…

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sorum, Sayın Millî Eğitim Bakanına.

Sayın Bakan, İzmir’de, Anadolu Gençlik Derneği İzmir Şubesi İl Millî Eğitim Müdürlüğüne bir yazı yazıyor ve Siyer-i Nebi yarışması yaptığını söylüyor ve bu yarışmanın koşullarını İl Millî Eğitim Müdürü bütün okullara gönderiyor ve Anadolu Gençlik Derneği bu yarışmada 1’inci olanlara 4 tam altın, 2’nciye 3 tam altın, 3’üncüye 2 tam altın gibi ödüller vereceğini söylüyor. Burada böyle bir yarışma yapılabilir mi? Yapılabilir ama Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir yarışma yapmaktan aciz midir? Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir yarışmayı bir derneğe vererek o derneği, ülke çapında, eğitim kurumlarının içine ortak ederek nasıl bir amaç hedeflemektedir? Son dönemde FET֒yle mücadelede en büyük yarayı Millî Eğitimin aldığını görüyoruz. Yaptığınız çalışmalarda atılan ya da açığa alınanlarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – …en büyük dilimi Millî Eğitim Bakanlığında. Acaba hâlâ ders alınmadı da kendi kurumlarında bütün ayrıntılarını bilmediğimiz böyle bir derneği eğitime nasıl ortak ediyorlar?

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yarın Öğretmenler Günü. Bütün öğretmenlerimizin günlerini kutluyorum, onların önünde saygıyla eğiliyorum.

Ben onların gününü kutluyorum da siz yarın ne diyeceksiniz onlara Allah aşkına? Onların yüzüne nasıl bakacaksınız? Ne diyeceksiniz? Sizi memurluktan attık, bir kararnameyle işinize son verdik mi diyeceksiniz? Sizi sözleşmeli öğretmen yaptık, daha ne istiyorsunuz mu diyeceksiniz? Siz bu ülkede öğretmensiniz, düşünemezsiniz, düşünürseniz sizi içeri atarım mı diyeceksiniz? Allah aşkına, ne diyeceksiniz öğretmenlere?

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Bakana ben de… İhraç edilen ve açığa alınan öğretmenlerle ilgili gerçekten kamuoyunda çok yoğun bir tepki ve duyarlılık oluştu, Bakanlık olarak bunun farkındalar mı? Kanun hükmünde kararnamelerle on yıllık, yirmi yıllık, neredeyse bir ömür emek verdikleri öğrencilerinden… Emeklerine sahip çıkamama bir yana, sadece kanun hükmünde kararnamelerle, bir de böyle bir ihraçla yüz yüze bırakılmaları hakkında ne düşünüyorlar? Bu kanun hükmünde kararnameler çıkarılırken Millî Eğitim bünyesinde görev yapan öğretmenlerin ihracında Bakanlığınızın görüşleri var mıdır, bu konuda sizden bilgi alınıyor mu? Bu ihraçlar ve açığa almalar hangi istihbarat raporlarına, hangi bilgilere dayanılarak yapılıyor? Çünkü hiçbir soruşturma yapılmadan, hiçbir araştırma yapılmadan, tümüyle idarenin keyfî bir tasarrufuyla bir uygulamayla karşı karşıya bulunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, soruları cevaplandırmak üzere sözü Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz Bey’e bırakıyorum.

Buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle belki sondan başlayayım. Diyor ki: “Kanun hükmünde kararnameyle atılan öğretmenler niye atıldı?” Sayın Atıcı’nın da buna benzer yaklaşımı var.

Şimdi, Türkiye bir darbeden geçti, herkes sanıyorum ki darbeyi unuttu. Darbecilerin yayınlamış olduğu bu bildiri: “Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. İllerin idaresi maksadıyla il sıkıyönetim komutanları atanmıştır. İl sıkıyönetim komutanları Sıkıyönetim Kanunu’ndaki yetki ve görevlere haiz olarak görevlerini yürüteceklerdir. Askerî mahkemeler sıkıyönetim mahkemeleri olarak görevlendirilmiştir. Kolluk güçleri sıkıyönetim mahkemeleri tarafından verilen talimatları yerine getireceklerdir. Kamu yetkisiyle yapılan tüm atamalar yurtta sulh konseyi tarafından yapılacaktır. TSK tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla yurtta sulh konseyi teşkil edilmiştir. Mevcut yürütme erki görevden el çektirilmiştir.”

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Darbeyi öğretmenler mi yaptı Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Meclis feshedilmiştir. Tüm valiler görevden alınmıştır. Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri vali ve büyükşehir belediye başkanı yurtta sulh konseyi tarafından atanmıştır. Siyasi partilerin tüm faaliyetleri sonlandırılmıştır.” diye bir bildiri var, ondan sonra da hiçbir şey olmamış gibi…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Onu öğretmenler mi yazdı Sayın Bakan? Öğretmenler mi yazdı onu? Darbeyi öğretmenler mi yaptı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte burada örgütlü bir suç var, örgütlü bir suç var. Dolayısıyla, bu örgütlü suçun yanında duranlar, destek verenler ne olursa olsun, yeniden bu milleti on yıl sonra bir darbeyle muhatap kılmamak için kamu görevini üstlenenlerin mutlaka üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi lazım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Darbeyi EĞİTİMSEN’ciler mi yaptı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Burada bir ceza soruşturması yapılmamaktadır; burada, kamu görevinde bulunup da tarafsız, adil, devlet memuru olması için 657 sayılı Kanun’da olan yeminini yerine getiremeyeceğine inanılanlar…

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Kürsüden yemin edenler…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bunların bir yere illa üyeliği de gerekmiyor. Çok net şekilde diyor ki: “Bu kimselerin terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatının bulunması gereklidir.” Bununla kanunla kanun hükmünde kararname kapsamında…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – O sendikalara kim izin verdi Sayın Bakan, o sendikalara kim izin verdi?

TURABİ KAYAN (Kırklareli) – Öğretmenler darbe mi yaptı bu ülkede?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Vallahi tebrik ediyorum, bu tabirle darbecileri koruyorsunuz; bu tabirle darbecileri koruyorsunuz, çok net olarak diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Biz hukuku koruyoruz Sayın Bakan, hukuku.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yapılacak değerlendirme, adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturması mahiyetinde olmayıp -bu söylediğim Anayasa Mahkemesi kararı- kamu görevlilerinin belli bir yapıyla herhangi bir bağlarının olup olmadığına ilişkin bir kanaati oluşturacağı bir süreci ifade etmektedir.” Dolayısıyla da onların talimatıyla kurulmuş bir sendikaya üye olmuşsa peki ne diyeceksiniz?

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – EĞİTİM SEN…

AHMET YILDIRIM (Muş) – EĞİTİM SEN onların talimatıyla kurulmadı Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Onların içerisine bakın, EĞİTİM SEN’den…

AHMET YILDIRIM (Muş) - Ama “o bir yana” dediğiniz 15 bin kişi.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Güzel, şimdi, diğer tarafı çözdüysek EĞİTİM SEN’e gelelim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – “O bir yana” diyor. 15 bin kişi.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – EĞİTİM SEN’in benim Bakanlığımda 120 bin üyesi var, 120 bin. Başkanıyla da her defa ihtiyaç olduğunda görüşüyorum, çağırdım konuştum da.

AHMET YILDIRIM (Muş) – 15 binini attınız, 15 bin!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 120 bin üye hakkında bir soruşturma yapılmamıştır ancak Türk Silahlı Kuvvetleri terörle mücadele yaptığı zaman “Katil devlet” deyip “Böyle bir mücadeleye karşıyız.” dersek veya terör örgütünü kınayacağı yere…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Katil devlet” deyince işten mi atılıyor?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …hendek açanları, çukur açanları kınayacağı yere, Mehmetçikleri şehit edenleri kınayacağı yere… Mehmetçikin, hakka hukuka uyulması için, kamu düzeninin sağlanması için, özgürlüklerin korunması için… Güvenliğin olmadığı yerde özgürlük de korunmaz. Bunu yapanları kınayan bir öğretmenin, bir demokratik sendikayla bağlantısının olmasından dolayı değil…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Sayın Bakan, hukukçusunuz ya.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …kendisinin terör örgütünü bir şekilde desteklemesinden dolayı açığa…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Ya, siz hukukçusunuz Sayın Bakan ya, hukukçusunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte, tamam…

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir soruşturma, yargı, hukuk yok mu bu ülkede ya?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, bakın, 120 bin sendika üyesine bir işlem yapılmamıştır. Buradan ilişiği kesilenler ve soruşturması devam edenler var. En kısa zamanda soruşturması devam edenler sonlandırılacak ve bu yapıyla bir bağlantısı olmayan, terör örgütüne destek vermedikleri tespit edilenler geri, tekrar eğitim sisteminde öğrencilerimizle baş başa bırakılacaktır.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Peki, mağdur olanlar ne olacak Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz mağdur olanların olduğunu düşünmüyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soruları sordunuz, Sayın Bakan cevaplıyor; lütfen, müdahale etmeyin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz mağdur olanların olduğunu düşünmüyoruz. Dolayısıyla terörle bağıntı yaptık.

Bir başka husus: Eğitimde öğretmen atamalarına devam edeceğiz, sözleşmeli öğretmen atamalarına devam edeceğiz. Bakın, “Sözleşmeli öğretmen ataması olur mu?” diyorsunuz. Türkiye'de özel okullar var, özel okullara bakın, her birisi sözleşmeli yapar. “Sözleşmeli öğretmen özel okulda çok iyi yapar ama siz devlette yapamazsınız.” derseniz yine bu doğru değildir. Çok net şekilde diyoruz.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Öğretmenler açlıktan kıvranıyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, Niğde’deki olayla ilgili arkadaşlar bakacaklar, Çamardı’ndaki öğrencilerin bir başka en yakın yere, 40 kilometre öteye değil de bir başka yere gitmesini sağlayacaklar.

Bakın, engellilere ilk defa bizim dönemimizde sahip çıkılmıştır. Sosyal devlet olmanın gereği, ilk defa sosyal devlet olmanın…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya Rabb’im ya…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Açın bakın, Özgür Bey, çok net söylüyorum, eskiden engellilere, ailesi engelli olanlara ne kadar destek verilirdi, şimdi ne kadar destek veriliyor? Eskiden sayısına bakın, şimdi… Engellileri, taşımayla, eğer taşınabiliyorsa evinden alıyoruz, eğitim kurumuna götürüyoruz. Hatta öyle olaylar var ki, çok net olarak söylüyorum, okula kadar gidemeyecek engeli, özrü varsa öğretmeni evine gönderiyoruz. Çok net olarak bildiğim var da… Türkiye nereden nereye geldi, bunu görmek lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Evet, Türkiye nereden nereye geldi, doğru söylüyorsunuz. Karanlıklar ülkesi oldu, buralara geldi Türkiye.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dolayısıyla, eksikliğimiz var, onu kabul ediyoruz ama kesinlikle eskisinden çok daha iyi bir durumdayız.

MELİKE BASMACI (Denizli) – Sanki ayrı ülkelerde yaşıyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Vicdanı olanlar, insafı olanlar bunu çok net şekilde bilirler ve söylerler.

Bir diğeri: Öğretmenin mali hakları. Bakın, çok net; rakamlar yalan söylemez, yorumları yaparsın da ben rakam söylüyorum, bunun aksini söyleyen de çıksın söylesin. 2002 yılında bir öğretmenin maaşı ne kadardı? 470 liraydı. 470 lirayla siz 552 litre süt alırdınız.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ekmek kaç paraydı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Onu da söyleyeceğim, beklersen söyleyeceğim.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Kaç dolardı Sayın Bakan, kaç dolardı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Şimdi maaşı sadece 2.628 lira –ek dersi söylemiyorum- şimdi ne kadar süt alırsın? 1.142 litre süt alırsın.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Tabii, süt fiyatını düşürdünüz 1 liraya.

ERHAN USTA (Samsun) – Çiftçiyi de mağdur ettiniz demek ki.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Allah için, söyleyin, 500 litre süt alan öğretmenin mi mali durumu daha iyi, 1.142 litre alanın mı?

Gelelim ekmeğe…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne kadar et alıyordu? Eti söyleyin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Gelelim ekmeğe; maaşı 470 lira, on beş saat ek ders 165 lira, aylık ücreti 635 lira. Ne kadar ekmek alıyor 2002’de? 250 gramlık 2.761 tane, şimdi 3.461 tane. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Elinizi vicdanınıza koyun da karar verin, hangi öğretmenin mali durumu daha iyidir? Aldığı aylıkla 2.761 ekmek alan mı, yoksa 3.461 ekmek alan mı?

Bir de benzini söyleyeyim isterseniz. Siz de rakamları alın, bakın. Benzin 2002’de...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Bir de eti söyleyin; sütü söylüyorsunuz, bir de eti söyleyin Sayın Bakan, bir de etle kıyaslayın bakalım ne olacak?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Bir de buğdayla benzini karşılaştırır mısınız Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Kaç kilo buğday satıp kaç kilo benzin alınıyordu, şu andakiyle karşılaştırır mısınız Allah aşkına. Bir de buğdayla karşılaştırın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Cevap veremediğim sorulara yazılı cevap vereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sütü söylüyorsunuz da bir de eti söyleyiverin. İnsanlar et yiyemiyor ya!

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Çiftçi kaç kilo buğday satıp kaç kilo benzin alıyordu? 2002’de buğday kaç lira, mazot kaç lira?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, istirham ediyorum, sordunuz, cevabı aldınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim sorduğum soruyu yanıtlarken “Sayın Atıcı da benzer soru sordu.” deyip…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sormadınız mı?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – …bizi darbecileri savunmakla itham etti.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tabii, hiç şüphe yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Açık bir sataşmadır. Şahsım adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Önce Meral Hanım için söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Aynı gerekçeyle…

BAŞKAN – Sizinle alakalı bir şey söylemedi Sayın Beştaş.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Önce ona söyledi, Meral Hanım’dan sonra ona söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Benim soruma söyledi Sayın Başkan, sonra isteyeceğiz sözümüzü.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, “Darbecileri savunuyorsunuz.” diyorsunuz. Herkes size gülüyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Niye?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, siz bir Bakansınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Eğer Başkan bir süre verirse, ben savunup savunmadığınızı çok açık söyleyeyim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İnsanları kendinize ne olur güldürmeyin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Yargıdan kaçırılıyor.” dediniz de…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın, bir bakan…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …karar Resmî Gazete’de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine gitmediniz mi?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bir bakan oradan buraya sataşmaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, şimdi, orada, geliyor.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, sonra söz veririm.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sakin olun, bir bakan oradan buraya sataşmaz.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, siz de Genel Kurula hitap edin.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ben sataşmadım, siz sataşıyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bu, ancak ve de ancak bir suçluluk psikolojisiyle olur. Bir hekim olarak söylüyorum: Suçluluk psikolojisiyle oradan buraya sataşıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hekim olarak söylüyorum, bakın, hiç öyle bir şey olmaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Resmî Gazete’de yayımlanmadan Anayasa Mahkemesine gideceksiniz “Bu, suçluluk değil.” diyeceksiniz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Darbeleri savunuyorsunuz.” diyorsunuz. Allah billah aşkına, darbeyi kim yaptı?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Aytuğ Bey, hekimlikle ne alakası var?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Darbeyi EĞİTİM SEN’e üye olan öğretmenler mi yaptı?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çocuk psikolojisini söyle sen.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Darbeyi EĞİTİM İŞ’e üye olan öğretmenler mi yaptı? Allah aşkına, Sayın Bakan, elinizi vicdanınıza koyun. Siz olağanüstü hâli niye ilan ettiniz? Olağanüstü hâli darbe için ilan ettiniz. Bu öğretmenler mi darbe yaptı, rektörler mi darbe yaptı, öğrenciler mi darbe yaptı? Allah billah aşkına, bunların hangisi darbe yaptı?

Bakın, yani, bir şey söylerken daha da aşağıya iniyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz bir mağduriyet olduğunu düşünmüyoruz.” İnsanlar ölüyorlar. Hapse atıyorsunuz, intiharın eşiğine geliyorlar. Hapse attığınız insanların eşlerine, çocuklarına hiç kimse iş vermiyor. Yani, siz hem onları hem de ailelerini mağdur ediyorsunuz Sayın Bakan. Bir yandan da darbenin siyasi bacağını araştırmıyorsunuz darbecileri yargılamayarak. Darbecileri, darbe yapanları, onların siyasi ayaklarını yargılamayarak darbeyi siz savunuyorsunuz, darbecileri siz savunuyorsunuz açık, net bir şekilde. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Koruyorlar darbecileri, koruyorlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bunu benim ülkeme yapamazsınız, yapmamalısınız, buna izin vermeyeceğiz Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, Sayın Bakan beni söyleyerek Sayın Atıcı’nın da aynı mealde soru sorduğunu söyledi, bu nedenle ilk başta bana sataştı.

BAŞKAN – Yani, sizin de darbecileri savunduğunuzu mu söyledi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Herhâlde yani, aynı şeyi söyledi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Tabii, doğrudan bana söyledi diyorum, Atıcı’yı da kattı arada, kendisi de burada.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Siz bize geldiği zaman neden bu kadar tereddüt içerisindesiniz?

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, kendisi aksini söylüyorsa… Öyle dedi yani.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Soru sormadınız mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sordum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – E, ben de sorduğunuz soruya cevap veriyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – O yüzden, soru yani.

BAŞKAN – Hayır, sorduğunuz soruya cevap ayrı bir şey, “Darbecileri savunuyorsunuz.” demek ayrı bir şey.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – E, bize söyledi Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sorduğunuz soruya cevap verince sataşma mı oluyor?

BAŞKAN – Peki, buyurun.

9.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Millî Eğitim Bakanı gerçekten aynı zamanda hukukçu ama bir hukukçu sorumluluğuyla yanıt vermediğini, hukuktan esame okunmadığını öncelikle ifade etmek istiyorum.

Bir kere, bu ülkede sendikaların, sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşın Hükûmeti ve siyaseti eleştiri hakkı vardır. Sayın Bakan resmen şunu söyledi: “Bu, bir ceza soruşturması değildir, şurada, şurada, şurada durmuşlardır, bu nedenle biz onları attık.” Yani masumiyet karinesi, Anayasa’daki kişi özgürlüğü ve güvenliği, eğitim hakkı, çalışma hakkı; hepsi askıya alındı. Sanki Millî Eğitim Bakanı değil bir özel harp dairesi başkanı gibi konuştu. Böyle bir şey olabilir mi?

Bu öğretmenler hakkında tek bir soruşturma olmadan, sadece istihbarat raporlarına dayanarak bu ihraçlar yapılmıştır.

AHMET YILDIRIM (Muş) – O da Gülen istihbaratı, FET֒nün istihbaratı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunların hepsi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden üç yıl ya da beş yıl sonra Türkiye ağır tazminatlara mahkûm edilerek geri dönecektir. Biz bir hukuk devletiysek -kabile devleti değiliz; altını çiziyorum, hukuk devletiysek- bu ihraçlar da görevden almalar da, hepsi hukuk içinde yapılmak zorundadır. KHK’yle insanların bütün yaşamını felç edecek bir karar alamazsınız. Bunu aldığınızda, karşınıza hukuk çıkar.

Ayrıca, diğer bir mesele de “Darbecileri savunuyorsunuz.”. Biz darbecileri savunmuyoruz, darbecileri kendi bünyesinden çıkaran bir partinin bakanı bunu söyleyemez. Siz “Darbe bize bir lütuftur.” dediğinizde, o lütfu AKP’li olmayan herkese bir silah olarak kullanmak için söylediniz. Şimdi, o lütfun ne olduğunu çok iyi anlıyoruz. Bu lütuf, siyaseti, muhalefeti, sivil toplumu, basını, herkesi susturmak için bir araç olarak kullanıldı ve gerçekten açıklamalarınızdan ayrıca çok büyük bir üzüntü duyduğumun ve şu anda bu keyfiyet sebebiyle on binlerce öğretmenin işsiz kaldığının da tekrar tekrar altını çizmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz de buyurun.

Yerinizden mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yerimden.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ile Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, bakın “Genelkurmay imamı” dedikleri kimse öğretmen. Doğru mudur? Bu yapı…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Öğretim üyesi…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Öğretmen yani Millî Eğitimde görevli. “Bu darbeyi kim yaptı?” diyorsunuz da öğretmen…

Yine, herkes biliyor ki, bu darbeyi yapan grubun en güçlü olduğu yerler öğretmenler.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sen almadın mı? Kim aldı?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – EĞİTİM SEN mi aldı?

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bir sürü EĞİTİM SEN’li var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Ama öğretmen de bunların -sıradan bir uzman yardımcısı- Genelkurmay imamı oluyor, dolayısıyla da kim altta kim üstte bilebilmek mümkün değil, böyle gizli bir yapı var. Herkesi, alttan bir kişi, üstten bir kişi biliyor, hücreler hâlinde gelmiş. Yapılan şey doğrudur.

Bir başkası: “Darbe yapanları yargılıyor muyuz yargılamıyor muyuz?”un hesabı… İddianameler hazırlandı, İzmir’de dava başlayacak, Ankara’da da çok yakında başladığında kimin darbe yapıp kimin darbeye destek verdiği, kimin yanında durduğu çok net şekilde ortaya çıkacaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Bakan…

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Sayın Bakan, Adil Öksüz yüz kere yurt dışına nasıl çıktı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum.

Sayın Bakan, siz de toparlayın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Efendim, ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – En başta okudunuz bildiriyi. Sayın Bakan, lütfen bu soruya da cevap verin. 10 bin kişiyi görevden aldınız. Bu sıkıyönetim listelerini kim yazdı, siz onu açıklayın.

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde üç adet…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel, İç Tüzük 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde soru-cevap işleminde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tansiyonu yükseltme niyetinde değilim, Sayın Bakan da öyle yapmasa çok iyi olur. Ama bir yandan da şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız: Şimdi, bir darbeyle mücadele edildiği söyleniyor. Bu işte çok sert bir yöntem kullanılıyor, hiç değilse şu dili kullanmak doğru olur: “En az sayıda mağdur yaratmaya çalışıyoruz. Mağduriyetler varsa bunlara engel olmaya çalışacağız. Mağduriyetlerin tespitinde ve giderilmesinde iş birliğine açığız.” Bunlar, demokratik bir devletin bakanına yakışacak uygun bir dil.

“Biz mağduriyet olduğunu düşünmüyoruz.” derseniz, kocası tutuklanıp da sağlık karnesi iptal edilen, sekiz aylık hamileyken hastane dışına çıkarılan kadının karnındaki bebeğin kul hakkını üstünüze almış olursunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değil.

Kaldı ki, yine bir sayın bakana “İlk defa bizim dönemimizde engellilere sahip çıkıldı.” lafı yakışmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sonrasında “Bir eskisine bakın, bir…” Onun yerine, “Engellilere bu dönem biz şunları şunları yaptık, eskisinden daha çok yaptık.” deyin, bu, bir siyaset dili. Ama öbürü tahakkümcü, bizim üzerimizde sizin hegemonik dilinizi kabul etmemizi beklerseniz o zaman ister istemez bu grup da isyan eder, sizi dinleyen herkes de isyan eder, haklı olduğunuz yerlerde de haksız duruma düşersiniz. Zaten çok sayıda mağduriyet yaratıyorsunuz, ama bunu topyekûn inkâr bir devlet dili olamaz, bir devlet adamı dili olamaz. Bu konuda bundan sonraki aşamalar için hiç olmazsa Sayın Bakanı buna davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Sayın Bakan, buyurun.

26.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Söylemediğim şeyi sanki söylemişim gibi ifade etti, ona bir cevap vermek istiyorum.

Bir, eğer ki yapılan şeyler… Mutlak, çok net şekilde söyledim, Bakanlığımızda yaklaşık 30 bin kişinin ilişiğini kesmişiz. Doğru mudur?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Doğru.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu ana kadar itiraz sayısı veya geri dönenlerin sayısı ne kadar? 30 kişi, küsuratıyla. Eğer yüzde 1 olsaydı, 300 kişi olurdu. Yüzde 1, 300 kişi olurdu. 300 kişilik hiçbir itiraz yok yani. Herkesin üç beş yine… Siz de iyi bilirsiniz ki herhâlde diyaloğa açık, mağduriyetler varsa giderme konusunda…

AHMET YILDIRIM (Muş) – 20 bin kişi Anayasa Mahkemesinde 920 bin kişi!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yanlış yapılmışsa, okullarla ilgili yanlış yapılmışsa, dönülmüştür. Kişilerle ilgili…

Bakın, insan dediğiniz beşerdir; beşer, şaşar, hata yapar, ama bir işlemi yüzde 99 doğru yapmışsanız, siz de gelip, yüzde 1’de de hata varsa, onu da düzeltmeye açık olduğumuzu söylüyoruz.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Yüzde 1’i doğru Sayın Bakan, yüzde 99’u yanlış!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu düzeltmeyi okullarda yaptık, kişilerde yaptık, “Bundan sonra da yapmaya açığız.” diyoruz çok net, ama kesinlikle yüzde 1 için de yüzde 99’u karalarsanız, Allah için bu millete karşı olan sorumluluğunuzu yerine getirmemiş olursunuz. Aksi hâlde…

Bakın, bu milletin, halkın gözü terazidir. Dolayısıyla, ikisi karışıyor da ondan. Yok, bir taraf şey olsa, çok net… Halkın gözü terazidir diye çok güzel bir söz var. Dolayısıyla, biz yaptıklarımıza bakıyoruz, millet kararını verecektir Muhterem Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi bir şey sormak isterim size: Bana bir dakika İç Tüzük 60’a göre söz verdikten sonra Sayın Bakana İç Tüzük’ün hangi maddesine göre cevap hakkını kullandırdınız?

BAŞKAN – Hükûmetin her zaman söz hakkı vardır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Grup Başkan Vekili İç Tüzük’ün hangi maddesine göre konuşuyor?

BAŞKAN – Bir de, sizin söylediğiniz söz, aynı şekilde nasıl ki yanlış anlaşılmışsa, Sayın Bakanın da cevap verme hakkı vardır, “mağduriyetler olmadığı” yolundaki ifadesine ilişkin onun da bir açıklaması vardır. Kaldı ki o benim takdirimde Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hiç dinlemiyorsunuz.

BAŞKAN – İç Tüzük’te “Her grup başkan vekili düğmeye bastığında söz verir.” diye bir yer var mı? Göster bana onu! Var mı? Yok. Lütfen, istirham ediyorum. Herkes konuşacak da Sayın Bakana söz verdiğim zaman… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birincisi, ben gayet saygılı bir şekilde ayağa kalkmış, elime İç Tüzük’ü almış…

BAŞKAN – Evet, tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …karşınızda önümü iliklemiş, size ikinci tekil olan değil, saygı kipi olan “siz”le hitap ederken, sizin bir anda sinirlenip, “Nerede yazıyor? Sana da verdim.” falan deyip ikinci tekil şahısla bana hitap etmeniz, bu Meclis çatısı altında bu görevi yapan bir kişiye yakışmaz…

BAŞKAN - Ben “size” dedim diye biliyorum ama.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …sizin şahsınıza hiç yakışmaz.

BAŞKAN - Ben “size” dedim diye biliyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, “sen” dediniz çok açık olarak.

BAŞKAN - Ben “size” diye biliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkincisi, şunu da söyleyeyim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün hangi maddesinde var Meclis Başkan Vekiliyle tartışmak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu var, bu var.

BAŞKAN – Nerede var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nerede var Meclis Başkan Vekiliyle tartışmak?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerinden…

BAŞKAN – Nerede var? Nerede var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu öyle şey? İşleme geçmişsiniz Sayın Başkan, uygulamaya geçmişsiniz.

BAŞKAN - “Verir.” diyor mu? “Verebilir.” diyor, değil mi?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Meclis Başkanının takdiri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, dinleyecek misiniz? Dinlemeyecekseniz oturayım.

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayın, bitirin, buyurun. Ama bitirin lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamamlayacağım ama bir kez, sizi bir başka grup başkan vekili, hem de görevli olmayan bir başka grup başkan vekili buradan müdahale ederek provoke edemez.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Öyle bir şey yok.

BAŞKAN - Nasıl? Her grup başkan vekili görevli.

Sayın Özel, toparlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İki: Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne demek görevli olmayan grup başkan vekili? Görevli olmayan grup başkan vekili olur mu? Nerede yazıyor bu, İç Tüzük’ün neresinde yazıyor?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen…

Toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, siz beni tanıyorsunuz, biz sizi tanıyoruz.

BAŞKAN – Evet, aynen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Benim bir Sayın Bakanın cevap hakkını kullanmasına itiraz etmem söz konusu dahi olamaz.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Yarım saattir ne yapıyorsun?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama eğer cevap hakkını İç Tüzük 60’a göre takdir ettiyseniz…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 69.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …bize uyguladığınız bir dakikayı uygulayacaksınız. Yok -üç buçuk dakikaya itirazım yok- ona 69’a göre verdiyseniz, Sayın Bakana bu sözü, kürsüyü de teklif ederek ve süresini belirterek vermeniz lazım. Eğer siz bunların dışında “Hükûmet istediği her zaman bilgi verebilir.” diyorsanız…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Yarım saattir konuşuyorsun be!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …bu İç Tüzük 59’dur. Bakın, İç Tüzük 59’sa o zaman tüm grupların da bu konuda değerlendirme hakkı vardır. Bunun dışında başka bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, ben “Sayın Bakan niye konuşuyor?” demiyorum ama bize bir dakika, Sayın Bakana üç buçuk dakika… Neye göre?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Sen beş dakikadır neye göre konuşuyorsun?

BAŞKAN – Sayın Özel, bakın, kaç dakikadır konuşuyorsunuz. Zaten bir dakika verdim.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – On dakikadır konuşuyorsun!

BAŞKAN – Lütfen, istirham ediyorum… Bakın, burada adaleti tesis etmeye çalışıyoruz. Sayın Bakana yönelik sizin birtakım ifadeleriniz olduğu zaman ben de Sayın Bakana hatta “Sataşmadan mı?” dedim, “Yok, yerimden.” dedi, yerinden söz verdim. Bunu da sordum. Orada bir açıklama yaptı. Problem yok. Teşekkür ediyorum. Lütfen suistimal etmeyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, ben de onu anlatmaya çalışıyorum. 60’a göreyse, kürsü olursa süresini tayin edersiniz. Böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Eyvallah. Ben söyledim, yerinden söz almak istedi.

Sayın Usta, size de 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

27.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, sendika üyeliği nedeniyle 30 bin öğretmenin ihraç edilmesine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, yaptığımız her iş ve işlemde özellikle devletsek adil olmak durumundayız. Kanıtlara dayalı olarak aslında bir şey yapmamız lazım. Zan üzerine 30 bin kişi… Şimdi sendika üyeliğinden 30 bin öğretmeni ihraç ediyoruz.

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – 38 bin.

ERHAN USTA (Samsun) – 30 binin üzerinde.

Bakın, Milliyetçi Hareket Partisinin FET֒ye karşı tavrını herkes net bilir. Herkesin ilişkisi oldu belki, birçok insanın, birçok siyaset kurumunun ama Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir ilişkisi olmamıştır. Ancak, burada zan üzerine bir sendika… Yasal bir sendika bu sendika. Ya, bu sendikayı kapatmıyorsunuz, sendikanın aidatını da ödüyorsunuz devlet olarak, Hükûmet olarak, 2014 yılında bir de genelge gönderiyorsunuz okullara bu sendika için, müdürleriniz bu sendikaya üye olması konusunda öğretmenleri zorluyorlar -bakın, böyle çok örnek var elimizde- ondan sonra, bu sendika üyeliğinden dolayı “Bu, FETÖ üyesidir.” diye bu öğretmenleri ihraç ediyoruz. Bu olmaz Sayın Bakan, bu yanlış bir şey. Bakın, byLock kullanan varsa, suça bulaşmış olan varsa onların hepsini atın, onlara hiçbir diyeceğimiz yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Hele hele siyaset kurumunda hiçbir temizlik yapmadan yani bu işin içerisine bulaşmış en tepedeki insanlara hiç dokunmadan, yurtta sulh konseyine hiçbir şey demeden 30 bin öğretmeni, 40 bin öğretmeni ihraç etmek, çocukları öğretmensiz bırakmak, okulları kitapsız bırakmak yönetim açısından da çok iyi bir şey değil. O yüzden zaten şu anda sistem kilitlendi, hiçbir şey yapılamıyor, adalet çalışmıyor, bu kadar öğretmeni attıktan sonra.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERHAN USTA (Samsun) – Bunların ne zararı vardı? Bunlar suçluysa altı ay sonra atalım. Hepsini şimdi attınız ve çocuklar öğretmensiz ve bunların da büyük ihtimalle birçoğu suçsuz yere atıldı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, bir dakikalık bir söz…

BAŞKAN – Sayın Bakan, size de 60’a göre bir dakika…

Buyurun.

28.- Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, İç Tüzük’ün “Açıklama hakkı” başlıklı 69’uncu maddesi gereğince Hükûmetin açıklama yapabileceğine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Açıklama hakkı” başlıklı 69’uncu madde diyor ki: “Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan Hükümet açıklama yapabilir ve cevap verebilir.” Hepsi bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Süresini Başkan tayin eder efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Amenna. Buranın yönetimi Başkandadır. “Teşekkür ediyorum.” dedi, amenna.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama, söyleyecek. Sayın Bakan, İç Tüzük yarışına girmeyelim.

BAŞKAN – Bırakın, onu da beni tayin edeyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan ilan edecek efendim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Başkan ne derse başımız gözümüz üstüne.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan "yedi" ibaresinin "üç" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Çağlar Demirel                     Sibel Yiğitalp                         Ayşe Acar Başaran

        Diyarbakır                          Diyarbakır                                   Batman

      Dilek Öcalan                      Feleknas Uca                          Meral Danış Beştaş

         Şanlıurfa                           Diyarbakır                                    Adana

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Zühal Topcu                        Ruhi Ersoy                               Erkan Haberal

          Ankara                             Osmaniye                                    Ankara

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu        Arzu Erdem                           Fahrettin Oğuz Tor        

           Hatay                               İstanbul                                Kahramanmaraş

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

       Gaye Usluer                       Ceyhun İrgil                            Mustafa Akaydın

         Eskişehir                              Bursa                                       Antalya

     Candan Yüceer                    Sibel Özdemir                             Selina Doğan

         Tekirdağ                             İstanbul                                     İstanbul

  Mustafa Ali Balbay

            İzmir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Ceyhun İrgil.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce bölüm üzerinde yaptığım konuşmada, Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili, Millî Eğitim dünyasında yaşanan sorunlarla ilgili bazı maddeler üzerinde önerilerde bulunuyordum, kaldığım yerden devam etmeyi düşünüyorum.

Bunlardan bir tanesi, bu teşkilat yasasıyla gelen maddelerden bir tanesi, önemli değişikliklerden bir tanesi maarif müfettişleriyle ilgili değişikliktir. Denetim mekanizmasını etkili ve nitelikli hâle getirmek için müfettişlerce özgür bir denetim yapılmasının sağlanmasını istiyoruz, bütün talebimiz bu kadar. Fakat bu konudaki ısrarların, bu konudaki detaylandırıcı veya zorlayıcı ve mülakatla yapılacak olan bazı yeni uygulamaların bu yasa tasarısından çekilmesini öneriyoruz.

Bunun dışında önemli sorunlardan bir tanesi, 10 Hazirana kadar şube müdürlüğü atamalarını yaptı Bakanlık. Biz diyoruz ki mahkemeleri kazanan şube müdürlerini görevlendirin ve mahkeme kararlarına uyunuz. Biraz önce diğer milletvekillerinin de belirttiği gibi, Sayın Bakanımız hukukçu ve daha önceki Komisyon konuşmalarında bize “Ben bir hukukçuyum, mahkeme kararlarını uygularım.” demişti ama şube müdürlerinin mahkeme kararlarının uygulanmadığını söyleyebiliriz.

Bunun dışındaki bu dönemde kanun hükmünde kararnamelerle ilgili yaşadığımız önemli sorunlardan bir tanesi kapatılan üniversitelerin öğrencileriyle ilgili sorunlar. Biliyorsunuz 65 bin öğrenci okullarından mahrum kaldı, bir gecede öğretmenlerinden, anılarından, yuvalarından ve hocalarından koparıldı ve bu öğrenciler bir anlamda cumhuriyet tarihinin en büyük eğitim sürgününe tabi oldular ve bir dolu Anadolu’daki üniversitelere dağıldılar. Şimdi, biz devlet olarak bu öğrencileri o üniversitelere özel öğrenci olarak yerleştirdik. Benim şu anda Bakanlığa somut önerim şudur: Özel öğrencilik statülerini sona erdirelim, bunları asil öğrenci yapalım ki bu öğrencilerin ayrımcılığı, bu öğrencilerin üniversite içerisinde yaşadığı karmaşa bitsin çünkü bu gelecekte daha büyük soruna yol açacak, bu çocuklar birkaç yıl sonra kendi aralarında bir ayrışmaya gidecekler.

En önemli sorunlardan bir tanesi de Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olarak aynı devlet üniversitesinde -örneğin İTܒde, örneğin Aksaray’da, örneğin İzmir’de herhangi bir devlet üniversitesinde bu öğrenciler 15 ila 30 lira arasında ücret öderken- aynı dersi gören, aynı sırayı kullanan, aynı kampüsü kullanan bir grup öğrenciye bedava, bu öğrencilere ücretli. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine de aykırı. Burada Millî Eğitim Bakanlığının bu yaraya bir çözüm bulması lazım. Çünkü bu insanlar, aileler bir özel okulu ya da bir lüks oteli tercih ettiler ama siz bunları aldınız, bir pansiyona veya bir devlet misafirhanesine yerleştirdiniz. Onlardan aynı ücreti istemek haksızlıktır. Bu konuda adaletli ve hakkaniyetli bir çözüm önerisi bekliyoruz Bakanlıktan ama daha da önemlisi, bunu çözemiyorsanız, “Bu, Maliyeyle ilgili bir şey.” diyorsanız hiç olmazsa bu insanların ödemelerinde kolaylık gösterelim. 6 taksit diye belirledi YÖK, biz 12 taksit öneriyoruz çünkü insanların aile bütçeleri yıllık, on iki aya göre planlanmış bir şey. Çok basit bir talep, basit bir öneri, kanun gerektirmiyor, Bakanlığın basit bir genelgesiyle bitecek bir konu. İnsanlar acı çekiyor, binlerce mail, mesaj atıyorlar. Durduk yere sizler beddua alıyorsunuz, durduk yere aileler ağlıyor.

Onun dışındaki önemli sorunlardan bir tanesi bu çocukların KYK kredileri ve bursları. Birçoğunun burslarını ve kredilerini kestiniz. Neden? Çünkü “Sen okulundan atıldın.” veya “Okulunu bıraktın, ara verdin.” diye. Arkadaşlar, yapmayın, bu kadar vicdansızlık olmaz. Bu çocuklar duruyordu, sabah kalktılar, okullarını siz kapattınız. Bunlar da eğer teröristse, o zaman niye başka okullara yerleştiriyoruz? Alın bu çocukları, hepsini yargılayın, hapishanelere tıkın; aileler de kurtulsun, çocuklar da kurtulsun, siz de kurtulun. Ama, bir şekilde, bu çocukların kredilerini vermemek, burslarını ödememek şu anlama geliyor: “Sen bu okula devam etme.” anlamına geliyor, “Bu okulu bırak.” anlamına geliyor. Caydırmaya, yıldırmaya çalışıyoruz. Bu gençliğe bunu yaparsanız… Bu 65 bin gencin kendisi ve aileleri, çevresiyle birlikte -beşer yakını olduğunu düşünün- milyonlarca insan, yüz binlerce insan… Bu vebali taşımanız mümkün değil. O yüzden, ben Bakanlığı bu konuda insani olarak, vicdani olarak bir kez daha uyarıyorum.

Açığa alınan akademisyenleri, ÖYP’yi, ihraç edilen akademisyenleri, işsiz kalanları ve diğer konuları ilgili diğer maddelerde eğer yine vaktim ve fırsatım olursa dile getireceğim.

Maalesef, Millî Eğitim Bakanlığı öyle büyük bir kaos ve yapı içinde ve çöküş içinde ki bu beş dakikalar, on dakikalar yetmiyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz olacak. Ha, aynı mahiyetteki…

BAŞKAN – Bir dakika… Aynı mahiyette bir önerge daha var. Sakin olun.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Tasarı’nın 1’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 1’inci maddesi Bakanlığın müsteşar yardımcısı sayısının 7 olmasıyla ilgilidir. Millî Eğitim Bakanlığı birçok genel müdürlüğe, müşavirliğe, başkanlığa, bağımsız dairelere, Talim Terbiye gibi önemli birimlere Türkiye'nin en büyük ve yaygın taşra teşkilatına sahip bakanlıktır. On binlerce okula, yüz binlerce öğretmene, milyonlarca öğrenciye hitap eden böylesi devasa bir bakanlığa 7 müsteşar yardımcısı fazla değildir. Burada yanlışlık, müsteşar yardımcısı sayısının azaltılıp çoğaltılmasındadır. Madem 7 müsteşar yardımcısına ihtiyaç yoktu, geçmişte niye düşürdünüz? Geçen kısa süre içinde ne değişti de 7 oldu?

Değerli milletvekilleri, yapılan bir yanlışlık denetim hizmetlerinin yazboz tahtasına dönüştürülmesidir. Bakınız, yerel ve genel olarak yürütülen denetim hizmetleri yerelde önce il eğitim denetmeni olarak değiştirildi, hemen sonra maarif müfettişi yapıldı. Bakanlık teftiş kurulu müfettişleri ise önce Millî Eğitim denetçisi olarak değiştirildi, sonra “Bakanlıkta 300 müfettişe ne gerek var? İhtiyaç yok.” gerekçesiyle ilde maarif müfettişi yapıldı. Dün “Bakanlıkta 300 müfettişe gerek yok.” diyen dünün teftiş kurulu başkanı, müsteşarı, diğer ilgili bürokratların birçoğu yerinde olduğu hâlde, getirilen tasarıyla bugün 500 Bakanlık maarif müfettişi kadrosu istemektedir.

Sayın Bakan, Sayın Müsteşar; bu ne yaman bir çelişkidir? Bu gidişat doğru bir yol değildir. Yarın bir başkası gelir, kanunla Bakanlığa aldıklarınızı ile gönderir, ilde kalanları merkeze alır; bundan da ne Millî Eğitim camiasına ne millete bir fayda gelmez.

Yapılan çok ciddi bir başka yanlışlık, Bakanlık maarif müfettişlerinin öğretmen kaynağından alınmaması olacaktır; sosyal bilimler mezunu idari müfettişleri de alabilirsiniz, nitekim mevcut yapıda bu müfettişler vardır. Yanlış olan, tüm müfettişlerin öğretmenlik kaynağı dışında alınacak olmasıdır. İlk defa alacağınız müfettişlerin öğretmeni, öğrenciyi, sınıfı, veli psikolojisini anlaması, kavraması asla mümkün olmayacaktır. Tebeşirin tozunu yutmayan, öğrencinin kokusunu hissetmeyen, öğretmenler odasının, sınıfın havasını koklamayan, okula kardeşiyle münavebeli ayakkabı, ceket, pantolon giyerek gelen, aç gelen, açık gelen öğrenciyi tanımayan, öğretmeni de, öğrenciyi de anlayamaz, böyleleri de asla müfettiş olamaz. Tarih öğretmenine, matematik öğretmenine, sınıf öğretmenine, müzik öğretmenine nasıl rehberlik yaptıracaksınız? Eğitim dünyanın en zor işidir, eğitim ihtisas işidir, kültür işidir, “Ben yaptım, oldu.” demekle olmaz. Bu yapılan, tereciye domates satmaya benzemektedir.

Değerli milletvekilleri, çok vahim başka bir yanlışlık da ihdas edilecek müfettiş kadrolarına naklen kamu kurum ve kuruluşlarından müfettiş, denetçi alınacak olmasıdır.

Kıymetli arkadaşlar, Millî Eğitim müfettişliği bu kadar basit değildir. Önceden Bakanlık müfettişliği sınavına girmenin şartı asgari on yıllık öğretmen veya üç yıl idareci olmak kaydıyla sekiz yıllık kıdemli olmaktı. İlköğretim müfettişi olabilmek için asgari beş yıl ilkokul öğretmenliği, yüksek sicil notu, ağır disiplin cezası almamak şartı vardı. Devlet pedagojiyi kazananları ücretsiz olarak okuturdu, eğitim psikolojisi, eğitim sosyolojisi, psikoloji, sosyoloji, özel öğretim, genel öğretim, öğretim teknikleri okutur, uygulamasını yaptırırdı. Bu kuralı koyanların bilgisi, tecrübesi sizden çok daha fazlaydı. Bir dün mesleğe verilen öneme bakın, bir de bugün yapılana bakın. EGO’dan, ASKİ’den alacağınız müfettişe okulların elektrik, su sayaçlarını mı denetleteceksiniz? Yanlış yoldasınız, yapmayın bunu. Siz dışarıdan müfettiş ararken yıllarca öğretmenlik yapmış, binlerce kişi arasından giriş sınavlarını kazanmış, yeterlilik sınavlarını kazanmış, yıllarca müfettişlik yaparak tecrübe edinmiş güzide müfettişleri bir tarafa bırakırsanız, müktesebatları korumazsanız, bilin ki bu kul hakkına girer, bunun vebalinden kurtulamazsınız. Eğitimi, öğretimi bu kadar hor görürseniz, uzlaşmayı yok sayarsanız çağdaş dünyayı da yakalayamazsınız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunmadan önce bir yoklama talebi vardır, önce bu yoklama işlemini gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın Kayan, Sayın Gökdağ, Sayın Erkek, Sayın Gürer, Sayın Gündoğdu, Sayın Ertem, Sayın Topal, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Balbay, Sayın Yarkadaş, Sayın Özdemir, Sayın Arslan, Sayın Sarıbal, Sayın Doğan, Sayın Sarıhan, Sayın Karabıyık, Sayın Akar, Sayın Öz.

Evet, yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde yer alan “yedi” ibaresinin “üç” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Meral Danış Beştaş (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada gördüğünüz, şu anda bu Parlamentonun üyesi olan 10 milletvekili. 2’si Eş Genel Başkan, bir de her gün burada gördüğünüz Grup Başkan Vekilimiz Sayın İdris Baluken’in de içinde olduğu 10 milletvekili, şu anda cezaevinde tek kişilik hücrelerde ve bu nedenle bu Meclis şu anda özgür değil. Bu Meclis, 4 Kasım darbesiyle iradesi sakatlanan, Türkiye toplumunun dörtte 1’inin “İrademdir.” dediği -aileleriyle birlikte- vekiller cezaevinde. Bu nedenle, ne biz ne siz, sakın “özgürüz” diye bir duyguya kapılmayalım. Bu vesileyle 4 Kasım darbesini de kınadığımı tekrar ifade etmek istiyorum.

Yeni yayınlanan 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, terör örgütü üyeliği veya örgütlerin faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar sebebiyle tutuklu ve hükümlü olanların öğrenim hakları ellerinden alındı, gasbedildi. Burada, özellikle ayrıntılara baktığımızda, ülke genelinde yapılacak olan merkezî sınavlara, örgün her türlü eğitim ve öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından ceza infaz kurumu içinde veya dışında yapılan ya da yaptırılan sınavlara giremeyecekleri açıkça kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu madde, şu anda ceza ve tutukevlerinde bulunan 50 bin tutuklu ve hükümlüyü etkilemektedir. Anayasa’nın 42’nci maddesinde hiç kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağı emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Ve bu kanun hükmünde kararnamedeki düzenlemeyle Anayasa’nın 42’nci maddesi açıkça ihlal edilmiş, ilga edilmiş ve bu tutuklu ve hükümlülerin öğrenim hakları, eğitim hakları ellerinden alınmıştır. Şu anda 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sayı çok daha fazla artmıştır. Yani, bizim totalde derlediğimiz rakam, derneklerin, ilgili kurumların derledikleri rakamlar 50 bin tutuklu ve hükümlünün bu düzenlemeden zarar göreceği anlamına geliyor.

Şimdi, bu ne anlama geliyor gerçekten? Meali, yani çok açık ama biraz daha açmak gerekirse: Bir kere, her şeyden önce bu tutukluları da etkiliyor. Ve hepimiz biliyoruz ki Anayasa’nın başka bir hükmüne göre, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı bir temel ilke niteliğindedir. O tutuklular diyelim ki bir yıl, iki yıl, üç ay ya da beş ay merkezî sınavlara, diğer sınavlara giremediler. Ne olacak sonra beraat etseler, o hakkını kim telafi edebilir? Mümkün değil, bu, telafisi imkânsız sonuçlar doğuracak. Ve tutukluluk, Türkiye gibi bir ülkede hele hele 15 Temmuzdan sonra o kadar yaygın ve o kadar kitlesel tutuklamalara dönüşmüş ki herkesin gece kapısı çalınabilir, gözaltına alınabilir, “Sen terör örgütü üyesisin, bu nedenle seni alıyorum.” diyebilir. Nitekim, şu anda gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, bir dolu farklı kesim terör örgütü üyesi olma iddiasıyla cezaevindeler. Türkiye tarihinde ilklere imza atılıyor. Bizim, mesela, bugün bir milletvekilimiz hakkında, dün de yine, Yazar Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan hakkında 302’den dava açıldı. Gerçekten, ilk okuduğumda inanamadım, Ya savcılar kafayı mı yedi dedim. Bir yazı yazmakla devlet nasıl bölünür? Böyle bir suç tipi yok ki. Yargıtay içtihatları var, sonuçta bunu biz mahkemelerde çok konuştuk, çok tartıştık. Bu nedenle, bunun kapsamı çok geniştir. Gerçekten, herkesi, bütün tutukluları ileride telafisi imkânsız zararlara sebebiyet verecek şekilde etkileyecektir ve yargılama maddesi konusunda da açıkça ayrımcı hüküm içermektedir. Tecavüzcüsü, katili, uyuşturucu kullananı eğitim öğretimine devam edebilecek ama düşünce suçu sebebiyle cezaevinde olan öğretimine devam edemeyecek. Bu kadar da ciddi bir handikap içeriyor.

Bu nedenle, bu hususun derhâl düzeltilmesini gerçekten önemsiyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde yer alan “(j) bendinde yer alan ‘Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’ ibaresi ‘Teftiş Kurulu Başkanlığı’ ve” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

     Zühal Topcu                                      Erkan Haberal                                       Ruhi Ersoy

         Ankara                                               Ankara                                             Osmaniye

      Arzu Erdem                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

        İstanbul                                               Hatay

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olup, birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin kanun tasarısından çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Çağlar Demirel                                Sibel Yiğitalp                                  Ayşe Acar Başaran

           Diyarbakır                                     Diyarbakır                                            Batman

          Dilek Öcalan                                 Feleknas Uca

            Şanlıurfa                                      Diyarbakır

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

  Mustafa Akaydın                                    Gaye Usluer                                       Ceyhun İrgil

         Antalya                                             Eskişehir                                              Bursa

  Muharrem Erkek                                   Sibel Özdemir                                    Candan Yüceer

       Çanakkale                                            İstanbul                                             Tekirdağ

     Selina Doğan                                  Mustafa Ali Balbay

        İstanbul                                               İzmir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Erkek, Çanakkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Erkek. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, yarın 24 Kasım, fikri hür, vicdanı hür tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun. Tabii, eğitim öğretimde son derece acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Devletin tüm kurumlarının olduğu gibi millî eğitim kurumlarının da okullarımızın da maalesef, Fetullah Gülen Cemaati’ne yani bir terör örgütüne teslim edildiğini üzülerek görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; bu süreçte 30 bin öğretmen ihraç edildi, 28 bin öğretmenin lisansı iptal edildi, 17 bin öğretmen de açıkta yani toplam 75 bin öğretmenle ilgili işlem yapıldı. Eğitim öğretim yılı başladığında 1,5 milyon öğrencimiz maalesef öğretmensiz kaldı. 29 Aralık 2015 tarihinde sendikalarının bir günlük işi bırakma eylemine katıldıkları için 10 bine yakın EĞİTİM SEN üyesi öğretmene terörist muamelesi yapıldı.

Sayın Bakan, bu arada Çanakkale’yle ilgili de bir şeyi paylaşmak istiyorum. Çanakkale’de EĞİTİM İŞ Şube Başkanı tam üç buçuk aydır açıkta ve bunun FET֒yle hiçbir ilgisinin, bağlantısının olmadığını bütün Çanakkale bilebiliyor ama onun açıkta kalmasını isteyen bir millî eğitim müdürümüz var maalesef.

Değerli milletvekilleri, şimdi, 75 bin öğretmeni isim isim tespit ederek açığa alıyorsunuz, ihraç ediyorsunuz, işten el çektiriyorsunuz FET֒yle bağlantılı olduğunu, terörle bağlantılı olduğunu düşünerek. Peki, bunun siyasi ayağı ne olacak? 2014 yılında AKTİF-SEN için valiliklere genelge gönderenler ne olacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan Özbekistan dönüşünde şunu paylaştı; dedi ki: “17-25 Aralık sürecinde tüm arkadaşlarımız bizi tam anlamış olsaydı 15 Temmuz belki olmayabilirdi oysa bu alçaklara toz kondurmayan arkadaşlarımız vardı.”

Peki, 75 bin öğretmeni isim isim tespit edip açığa alırken bu arkadaşlardan birisi hakkında dahi işlem yapıldı mı, birisi hakkında dahi? Nerede bu arkadaşlar? Nerede bunun siyasi ayağı? Öğretmenler, cezaevindeki gardiyanlar, memurlar, polisler herkes açığa alınırken, ihraç edilirken, cezaevlerine gönderilirken sızmadığı delik kalmayan, her hücreye giren bu Fetullah Gülen Cemaati’nin, terör örgütünün iktidardaki ayakları nerede? Nerede bu arkadaşlar? Nerede bu ayaklar? Bunlar çıkmadığı sürece siz nasıl vicdanlarda adaleti tecelli ettirebilirsiniz?

Bakın, tasarının genel gerekçesinde Türkiye’nin sürekli büyüyen ekonomisiyle dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceği yazıyor, bu tasarının genel gerekçesinde. Evet ekonominin, kalkınmanın lokomotifi eğitimdir, eğitim de aslında ekonomidir, doğru. Ama, şunu belirtmek istiyorum: Sizin döneminizde, G20’de biliyorsunuz 19’uncu sıraya geriledik. Biz 1997 yılında 16’ncı büyük ekonomiydik. 1999 yılında, koalisyon hükûmeti döneminde G20 üyesi olduk ve bugün geldiğimiz noktada sizin 14 yıllık “istikrar” adı altında yürüttüğünüz tek başına hükûmetler sonucunda 19’uncu sıraya geriledik. Bakın, bırakın ilk 10’a girmeyi, G20’den düşme ihtimalimiz dahi çok yüksek. Çünkü siz, 2008’e kadar koalisyon hükûmeti dönemindeki yapısal reformları disiplin içerisinde sürdürdünüz ama daha sonra inşaata ve ranta dayalı bir büyüme çizgisini tercih ettiniz, ülkeyi bu noktaya getirdiniz. Yapısal reform için Cumhuriyet Halk Partisi bunu yüksek sesle hep söylüyor, ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Selin Sayek Böke de söylüyor. Yapmanız gereken yapısal reformlar içerisinde sacayağı belli. Bu sacayağı hukuk, eğitim ve özgürlüklerdir. Hukukta ve özgülüklerde geldiğimiz noktayı hepimiz biliyoruz. Maalesef, eğitimde de çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Eğer siz eğitimde akla, bilime dayalı, sorgulayan bir eğitim sistemini getirmezseniz ve bu acı tabloyu değiştirmezseniz ekonomi de, kalkınma da, refah da hepsi hayal olacak diyorum ve dünyanın yaşadığı inovasyona dayalı ekonomiyi, bilgi toplumunu, bilgi ekonomisini de yani treni de kaçıracaksınız maalesef diyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz hakkında söz almış bulunmaktayım.

Buraya gelirken şöyle bir rakamlara baktım: 30 binin üzerinde öğretmen alınmış, onlarca öğrenci eğitim öğretim alamıyor. Bir taraftan bu yapılırken, bir taraftan, kendi imkânları ve gücüyle, kurumların ve velilerin desteğiyle, bizim kendi imkânlarımızla yaratmış olduğumuz, ana diliyle eğitim yapan 3 tane okulumuz kapatıldı. Ferzad Kemanger; 238 öğrencisi vardı, 18 öğretmeni vardı ve üç yıldır eğitim veriyordu. Şimdi o 238 öğrencinin nasıl olacağı, ne yapacağı konusunda en ufak bir yaptırım veya en ufak iyileştirici bir çözüm yok. Oysa bu 238 öğrenci de oradaki öğretmenler de… Bu, devlet mekanizmasına vergi veren, buranın vatandaşı olan ama aynı zamanda ana diliyle eğitim almak isteyenlerin kendi imkânlarıyla oluşturmuş olduğu bir imkândı. Bununla, hem Millî Eğitim üzerinden kendi vermek istediği müfredat da yok sayılıyor, aynı zamanda kendi ana diliyle eğitim almak isteyen kişiler üzerinde de aynı yaptırımlar uygulanıyor. Sanırsınız ki darbeyi EĞİTİM SEN’liler yapmış, sanırsınız ki oradaki küçük çocuklar bu darbeyi yapmış. Oysaki, bu darbeyi yapanlar belli. Darbeyi yapanların kendi içindeki, mekanizmasındaki rolünü de hepimiz çok iyi biliyoruz ve öyle bir yapıldı ki 15 Temmuz darbesini Allah’ın bir lütfu olarak gördü -ki gerçekten onlar için bir lütuftu- ve bu imkânları kendi imkânı olarak kullandı, kendi dışında olan herkesi yok saydı.

Bugün bizim genel başkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklu ve bu Mecliste 10 milletvekili, Parlamento üyesi tutuklu ama hiç kimseden ses yok. Bu, milletin iradesine bir darbedir, 6 milyon insanın iradesine bir darbedir. Siz “yerli ve millî” diye her gün bahsettiğiniz, insanları sokağa çağırdığınız ve bunun için devletin bütün imkânlarını seferber ettiğiniz ve bununla birlikte yüzlerce insanın öldüğü, yaşamını yitirdiği bir darbeyi her gün kutsuyorsunuz ama bizim milletvekillerinin, genel başkanların demokratik taleplerini terörize ediyorsunuz. Kendinizle ilgili olan her şey meşru, onun dışında olan her şey kriminalize ediliyor ve bunu da demokrasi anlayışı üzerinden tartışma yürütüyorsunuz. Cezaevlerinde olmasını cezaevi koşullarının ne kadar güzel olduğunu anlatarak meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz. O insanların, o arkadaşlarımızın şu anda gelip burada yasama faaliyetlerinde bulunması gerekirdi ve bu Meclis bunun hesabını vermek zorunda. Bu Mecliste olan bütün Parlamento üyeleri şunu söylemeli, cesur olabilmeli: “O insanların dokunulmazlıkları var ve dokunulmazlıkları boyunca da yasama faaliyetlerinde bulunmaları gerekir. Eğer var ise, bu işle ilgili, yasama faaliyetleriyle ilgili bir sorun varsa bunun sonrasında hukuk bu işi çözer.” demeniz gerekirdi. Ama, ne yazık ki burada şunu görüyorum: İnsanlar cezaevlerini kutsuyor, cezaevlerindeki tecrit koşullarını çok normal bir şeymiş gibi gösteriyor; aynı gün de işin ilginç tarafı, tecavüz yasasında, tecavüzcüleri korumak için yasa çıkarma konusu gibi talihsiz bir yaklaşıma giriyor. Bir insanın “yok” demesiyle, bu kadar savunulan, aslında gece gündüz sahiplenilen “Şöyle iyidir, böyle iyidir.” dedikten sonra, bir cümleyle hemen geri çekilebiliyor. O zaman, demek ki bu işin tecavüz yasası olduğunun da farkında. Ama, şunun da farkında olmanız gerekir: Bugün bu arkadaşlarımız cezaevindeyse bu Meclisin, bütün Parlamento üyelerinin bunun için oturup mücadele etmesi gerekir. Bugün bizimse yarın sizin olacak ve o cezaevi koşullarını ne kadar iyileştirirseniz iyileştirin, belki ileride sizler de o cezaevi koşullarına gireceksiniz yine biz sizin haklarınızı savunacağız ve şunu diyeceğiz yani: Bugün, cemaat bize operasyon yaptığında; cemaatin operasyonundan dolayı mağdur olanları biz nasıl sahipleniyorsak emin olun ki FETÖ üzerinden yarın öbür gün sizin üzerinizden yapılacak istismarlarda biz yine burada savunacağız çünkü bizim demokratik anlayışımız ve kültürümüz bunu emrediyor.

Biz sadece ve sadece barış üzerinden, demokrasi üzerinden mücadele yürüten bir partiyiz ve son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Ahmet Türk gibi bir bilge insan şunu söyledi: “Bu ülkeye barış gelsin ertesi gün beni Taksim Meydanı’nda asın.” Bunu söyleyen bir insan şu anda, üç gündür gözaltında. 74 yaşında ve sağlık durumunu da çok iyi biliyoruz.

Şunu da söylemek lazım: Ahmet Türk’le buradaki onlarca insan mesai yapmıştır. Bir vicdan, bir hukuk olması lazım ya. Bir hukuk gereği denmesi gerekir yani Ahmet Türk niye gözaltında, neden hâlen gözaltında ve ifadesi alınmıyor? Bu bile sorulmuyor, bu bile görmezden geliniyor. Siz şunu söylüyorsunuz: “Görmezden gelirsek sanki bu iş görülmeyecek, sanki bu duygular yaşanmayacak, insanların öfkesi olmayacak.” Böyle bir şey yok. Gidin, Diyarbakır’a bakın, Siirt’e bakın, Van’a bakın, öfke çok yüksek. Ve insanlar şunu çok iyi görüyor: “İradem ipotek altında.” diyor ve zihinlerde bir kopuşa gidiyor bu. Bu kopuş hepimiz için iyi bir şey değildir, hepimiz altında kalabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) - Dün Cizre’yi anlattığımızda sessiz kaldınız, umarım bundan sonra sessiz kalmazsınız diyorum, herkese teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Öncesinde bir yoklama talebi var.

Yoklama işlemini gerçekleştiriyoruz.

Sayın Özel, Sayın Basmacı, Sayın İrgil, Sayın Gökdağ, Sayın Erkek, Sayın Gürer, Sayın Gündoğdu, Sayın Ertem, Sayın Topal, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Balbay, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Öz, Sayın Yarkadaş, Sayın Özdemir, Sayın Arslan, Sayın Sarıbal, Sayın Doğan, Sayın Sarıhan, Sayın Karabıyık, Sayın Demir.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – 10 milletvekili içeride, cezaevindeyken burada gamsızca, utanmazca oturabiliyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sana ne, sana ne!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Haddini bil!

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, lütfen, ne oluyor?

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Nereden biliyorsun? Otur yerine, terbiyesiz!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Belli oluyor.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne oluyor şimdi, ne oluyor buna?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Hayret bir şey. Böyle bir üslup var mı ya?

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Terbiyesiz!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Terbiyesiz sensin!

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, sayın milletvekilleri, ne oldu, hayırdır? Ne oldu Sayın Yiğitalp bir anda?

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu kadar toplumun her tarafında insanlarda işsizlik var, ekonomik kriz var. Bu kadar rahatlıkla oturabiliyorsunuz. Burada hepimiz yaşıyoruz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Ne diyorsun sen?

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – PKK her gün kan dökerken siz burada oturuyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Yiğitalp ne oluyor? Lütfen yerinize oturur musunuz. Lütfen Sayın Yiğitalp…

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum…

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Otur, otur haddini bil!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sen otur, sen otur!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne bağırıyorsun buraya?

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, ne oluyor? Sayın milletvekilleri…

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Biz mücadele ediyoruz, siz ne yapıyorsunuz?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sana mı kalmış benim grubuma müdahale etmek? Otur.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Buraya bağırma hakkın yok. Niye bağırıyorsun buraya?

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Böyle bir üslup olamaz. Oradan çıkıp benim grubuma hangi hareketi yapacağını söyleyemez.

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Diyarbakır’dan almadınız mı cevabı?

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde yer alan (j) bendinde yer alan “Rehberlik ve Denetim Başkanlığı” ibaresi “Teftiş Kurulu Başkanlığı ve” ibaresinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Necmettin Ahrazoğlu (Hatay) ve arkadaşları”

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bütün ülke kan ağlıyor.

BAŞKAN – Sayın Yiğitalp, şimdi konuşmacıyı kürsüye davet ediyorum, lütfen. Hiçbir şey yokken ayağa kalkıp bu gruba niye bağırıyorsunuz bu kadar? Ne oldu? Konuşmanızı yaptınız oturdunuz.

Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, lütfen…

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, biz buraya maç dinlemeye mi geldik, yasa yapmaya mı geldik? Niye maç dinletiyorlar bize?

BAŞKAN – Ya, dinlerler, dışarıda dinlerler. Size ne!

AYHAN BİLGEN (Kars) – Olur mu böyle bir şey ya? Kapı açılıyor, geliyor maç gürültüsü... Ya, ayıp bir şey! Ayıp ya, ayıp!

BAŞKAN – Dışarıdaki milletvekiline de mi karışacaksınız? Yerinize oturun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Madende insanlar enkazın altında hâlâ. Burada maç gürültüsü yapıyorsunuz. Ayıp ya! Enkazın altından çıkaramadınız.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Bu kadar kolay olmamalı, o gençler toprağa gitti.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Vicdansızsınız siz, vicdansız! Hâlâ Siirt’te insanlar göçük altında ya.

(AK PARTİ ve HDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Hatibe saygılı olalım.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Kendi grubunuza seslenin Başkan ya, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Herkes gidip maç izliyor, sonra gelip oy veriyor, bu kadar yani.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Size ne ya! Size ne!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Nasıl bize ne ya!

BAŞKAN – Bakın, lütfen, istirham ediyorum, istirham ediyorum…

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.33

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci madde üzerindeki önerge işlemlerinde kalınmıştı.

Şimdi, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önerge üzerinde konuşmak üzere Hatay Milletvekili Mehmet Necmettin Ahrazoğlu’nu kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Ahrazoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET NECMETTİN AHRAZOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, anılan maddeyle “Rehberlik ve Denetim Başkanlığı” ibaresi “Teftiş Kurulu Başkanlığı”, “Hukuk Müşavirliği” ibaresi ise “Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü” şeklinde değiştirilmekte ve buna göre de teşkilatlanmaya gidilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk milletinin mensubiyetinin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, yeni gelişmelere açık, girişimci, demokratik, kültürel, erdemli ve inançlı nesillerin yetiştirilmesi millî eğitim politikamızın temel amacı olmak zorundadır. Ancak, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren, maalesef, Türk millî eğitim sisteminin temelini sarsacak değişiklikler yapılmıştır. Daha doğrusu, Türk millî eğitim sistemi deneme tahtası olarak kullanılmış ve kullanılmaya da hâlâ devam edilmektedir. On dört yıllık iktidarı döneminde 6 bakan, çok sayıda müfredat ve sistem değişmiş, Bakanlığın teşkilat yapısı her gelen bakan tarafından şahsi düşüncelerine göre değişikliğe uğratılmıştır. Bakanlık yeni bir örgütlenme ve teşkilatlanmaya gitmiş, mevcut deneyimli kadrolar şahsa bağlı hâle getirilerek etkisizleştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Bakanlık tarafından verilen maarif müfettiş sayısına göre, 1.243’ü sınavla atanan olmak üzere 2.483 müfettişin unvanları bu kanun tasarısıyla birlikte son altı senede 5 defa değişmiş olacaktır. 2.483 müfettişin sadece 500’ü bakanlık maarif müfettişi olarak görev alacak, geri kalan 1.983 kişinin özlük haklarının saklı olduğu vurgulanmasına rağmen, hâlâ hangi konuda ve ne görev alacakları net olarak belirtilmemiştir. Bu kanun tasarıyla birlikte hem Bakanlık maarif müfettiş sayısının yetersizliği hem de görev dağılımının ne olacağı konusuyla ilgili sorunlar yaşanacak ve verdiğimiz önergeyle bu sorunların yaşanmasının önüne geçmek istemekteyiz. Rehberlik ve Denetim Başkanlığının tekrar aktif hâle getirilerek maarif müfettişliğine göre devam etmesi amaçlanmıştır. Verdiğimiz önerge bu maksatla verilmiştir ve bu önergemizin desteklenmesini istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, hepimizin hatırlayacağı üzere 2014 yılında okul müdürlerinin tespiti konusunda çalışmalar yapılmış ve iktidarda yakını olan çok sayıda müdür yerini korumuş, müdür yardımcıları da boşalan kadrolara müdür olarak atanmıştır. Bu uygulama sonucunda çok sayıda okul müdürü mağdur olmuş ve geri dönmeleri maalesef mümkün olmamıştır. Yapılan değişikliklerden önce yönetici atamalarında sağlam bir mevzuat mevcut olduğu için yandaş ataması yapılamıyor; sınavla alın teri döken, bilgisi, becerisi, liyakati olan kişilerin makamlara gelmesi söz konusu oluyordu. Dişiyle tırnağıyla, emeğiyle ve bilgisiyle bir makama gelmiş yöneticiler alaşağı edilmiştir. Bu olaylara darbe dönemlerinde bile rastlanmamıştır. Yani, anılan kanunla Türkiye’de 16 bin müdür değiştirilmeye çalışılmış, bunlardan 8 bin tanesi başarısız puan verilerek müdürlükten alınmış, bir anlamda infaza tabi tutulmuştur. Bugün dahi “Yenikapı ruhu” diye adlandırdığımız ruha aykırı olarak hâlen okul müdürleri suçsuz ve sebepsiz görevlerden alınmaktadır. 15 Temmuzdan ders alınmamışçasına, vatan ve millet sevgisini mesleğine yansıtan öğretmen ve okul yöneticilerine sudan bahanelerle zulüm ve eziyet yapılmaktadır. Bunun örneklerinden bir tanesi Sayın Bakanım, kendi ilimde yaşanmıştır. Maalesef, Kırıkhan’da ve Kumlu ilçemizde 2 okul müdürümüz sebepsiz yere, sırf vatan ve millet sevgisiyle oldukları için görevden alınmıştır, isimlerini az sonra size arz edeceğim. Bunu da bizim kabul etmemiz mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Zühal Topcu                                   Erkan Haberal                                       Ruhi Ersoy

            Ankara                                            Ankara                                             Osmaniye

        Arzu Erdem                         Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                         Saffet Sancaklı

           İstanbul                                             Hatay                                                Kocaeli

“MADDE 3- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasına (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (ç) bendi eklenmiş ve mevcut (ç) bendi (d) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

“ç) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre aday çırak, çırak, kalfa ile ustaların genel ve mesleki eğitimlerini sağlamak.""

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin kanun tasarısından çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

        Çağlar Demirel                                Sibel Yiğitalp                                  Ayşe Acar Başaran

           Diyarbakır                                     Diyarbakır                                            Batman

          Dilek Öcalan                                 Feleknas Uca                             Filiz Kerestecioğlu Demir

            Şanlıurfa                                      Diyarbakır                                            İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Gaye Usluer                               Mustafa Akaydın                                  Candan Yüceer

            Eskişehir                                        Antalya                                             Tekirdağ

         Sibel Özdemir                                Selina Doğan                                      Şenal Sarıhan

             İstanbul                                         İstanbul                                              Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sarıhan. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞENAL SARIHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli kâtip üye arkadaşlarım, sevgili yazman arkadaşlar ve milletvekili arkadaşlarımız; şu anda Millî Eğitim Bakanlığı eğitim sistemi üzerinde bir tasarıyla ilgili olarak görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Eklenen madde hangi madde? Çıraklık eğitiminin zorunlu eğitim alanına, arasına alınmasına ilişkin bir madde. Genel eğitim sistemi içinde dünya kadar sorun dururken ve çıraklık konusu zorunlu eğitimin bir parçası hâline geldiği zaman çocuklarımızın çırak olmaya hevesinin daha fazla artacağı, bir meslek edinmekten ziyade bir an önce para kazanmak gibi bir istekle eğitimlerini yarıda bırakacağı koşulların yaratılmış olmasını hem ülkemizin içinde bulunduğu koşullara hem de bilimsel eğitimin inşası konusunda eğitimde yol alabilmemizin önünü kesen bir önerme olarak görüyor ve bunun reddini doğal olarak talep ediyoruz. Ancak bugün genel anlamda eğitim sistemimizin nasıl bir durum içinde olduğuna şöyle bir bakmak ve düşüncelerimi bu konuda sizinle paylaşmak istiyorum.

On dört yıldır eğitim alanının bir yazboz tahtasına döndüğü ve âdeta bir buhran içinde olduğu son derece açıktır. Dinine ve kinine sadık gençler yetiştirme politikası, Fetullahçıların bütün devlet kurumlarını bir örümcek ağı gibi sarmasıyla sonuçlandı. Devletin, eğitim gibi başta gelen bir görevini cemaatin özel okullarına, vakıflara emanet etmesinin yarattığı sonuçlar milletçe hepimizi sıkıntı içinde bıraktı. Hükûmet halkın vergilerinden oluşan devletin bütün olanaklarını ne yazık ki şimdi de TÜRGEV’e ve benzeri aile vakıflarına vermeye çalışıyor. Bütün eğitim sistemi âdeta imam-hatipleştirilmiş durumda. Yüz yetmiş beş yıldır pek çok eğitimcinin aklı ve emeğiyle oluşan laik eğitim sistemimizden ne kalmışsa o da yok edilmeye çalışılıyor.

Şimdi, biraz önce Sayın Bakana soru yöneltmek istemiştim ama her nedense Başkanımız görmediler ve soru sormama da olanak vermediler. Şimdi bu konudaki bir iki sorumu ve değerlendirmemi izninizle size sunmak istiyorum.

Sayın Bakan birtakım şeyler söyledi, işte, şuralar kapatılacak, Jandarma kapatılacak, kurumlar kapatılacak ya da kapatıldı falan… Ben zannettim ki bugün olanlardan söz ediyor. Yani bugün öyle bir durumdayız ki zaten bütün sistem tıkanmış durumda. Meğerse yurtta sulh cihanda sulh konseyinin yapacaklarından söz ediyormuş. Sayın Bakanım, yurtta sulh cihanda sulh konseyinin yapacaklarından daha farklı bir şey ne yazık ki bugün yapılamıyor.

Siz başka bir cümle kullandınız, dediniz ki: “Rakamlar yalan söylemez.” Şimdi ben, yalan söylemeyen rakamları, tek tek saptanmış olan rakamları bilgilerinize sunacağım. “30 bin öğretmen” dediniz; hayır, 30 bin değil, Millî Eğitim personeli sayısı 38.413. Şu anda, 672, 675 ve 677 sayılı kararnamelerle toplam 76.659 memur, kamu görevlisi kamudan ihraç edilmiş. Böldüm, çarptım bunları; 38.246’sı kamudan, 38.413’ü öğretmen. Şimdi, bu öğretmenlerle ilgili boşaltılmış olan alanın yeni gelecek öğretmenlerle doldurulması -elbette ki onların da öğretme aşkı vardır- nasıl bir yol açacak, eğitim öğretimde nasıl bir problem yaratacak ve hukuken bu insanlarla ilgili yapılan işlem doğru mu?

Ben, öğretmen kökenli bir avukatım. Size bir tek şeyi anımsatmak isterim: Öğretmenlikten emekli olduğumda evimin yolu okulumun bahçesinden geçiyordu ve küçük olan çocuğumu anneme teslim etmek üzere oradan geçiyordum, size yeminle söylüyorum, sınıf kokusunu alırdım ve ağlardım. Sınıfımı özlerdim, öğrencilerimi özlerdim. Şimdi, siz 40 bin öğretmeni çocuklarını özler hâle getirdiniz. Bunlarla ilgili doğru ve sağlıklı bir hukuki araştırmanın yapılmaması, idari soruşturmaların yapılmaması, en azından açığa alınarak onların bir an için nefes alabilecekleri, sizin de doğru bir yargılama yapabileceğiniz bir sürecin tanınmamış olması gerçek bir mağduriyet yaratmıştır ve bu mağduriyeti hiçbir şey kapatamaz. Gerçekten, yarın, öğretmenler Öğretmenler Günü için sevinemeyecekler. Onlara doğru bir sevinci yaratabilmenin yolu hem bilimsel eğitime dayalı bir eğitimi inşa etmek hem de hukuka, adalete ve hakka dayalı işlemleri kurmakla olacaktır.

Saygılar sunar, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir.

Buyurun Kerestecioğlu Demir. (HDP sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP hükûmetleri boyunca en çok müdahale edilen ve en çok da -tabiri caizse- başarıya hasret olan alan eğitim alanıdır. Burası âdeta bir yazboz tahtasıdır ve Millî Eğitim gerçekten çocukların ahını ciddi biçimde almaktadır. Asla özgürlükçü ve yaratıcı olmayan bir eğitim sistemiyle de maalesef duble yoldan başka bir şey yapılması mümkün değildir.

Şu anda üzerine söz aldığım maddeyse, mesleki teknik eğitimle ilgidir ve AKP hükûmetleri döneminde bu alanda yapılan değişiklikler hep sermayenin çıkarlarını gözetir olmuştur. “Staj” adı altında işletmelerde çocuk emeği sömürülmüş, ucuz iş gücü olarak görülmüştür. Bugün, çıraklık eğitimini de zorunlu ortaöğretim kapsamına almak için planlanan bu değişim, sömürü ilişkisinin daha da derinleşmesine neden olacaktır.

Ben, şimdi, bu Meclise dönmek istiyorum ve sizlere birazcık izan diyorum, gerçekten, birazcık sağduyu, birazcık etrafınıza bakmak.

FET֒cü olmakla suçlanıp tutuklanan bir savcının iddianamesiyle yargılanan, üstelik sadece bir seçim konuşması nedeniyle tutuklanan Sayın İdris Baluken’in olmadığı bir Meclis boştur ve utanç vericidir. O resme bakıyor musunuz, oradaki resimlere sayın grup başkan vekilleri? Her zaman gördüğünüz, konuştuğunuz insanın yüzüne bakıyor musunuz? Buraya geldiği zaman o insanın yüzüne nasıl bakacaksınız, çok merak ediyorum.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Siz hiç şehit cenazelerindeki yüzlere baktınız mı?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bu Meclisin en temel unsurlarından biri olduğu için zaten rehin alınmıştır İdris Baluken. Onun şahsında, tüm tutuklu vekillerimiz ve eş başkanlarımızı en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşacaklarına olan inancımla buradan selamlıyorum.

Sizler “hukuk ve bağımsız yargı” diyorsunuz, değil mi? Ben, size birkaç örnekle o yargının nasıl bağımsız olabileceğini, sizlerle nasıl bağımsız olabileceğini söyleyeyim:

Bakan Ömer Çelik: “Deniyor ki: ‘Milletvekilleri tutuklanıyor.’ Burada teröre destek verenler hakkında işlem yürütülüyor.” “Doğru” diyebilirsiniz, deyin hep beraber.

Bakan Nihat Zeybekci: “Milletin verdiği o görevlerden imtina etmek büyük ihtimalle bugüne kadar emir aldıkları yerlerden gelmiştir. Gittiniz terör örgütünün her türlü faaliyetine destek vermek için size emredilen şekilde davrandınız.”

Evet, Burhan Kuzu: “HDP milletvekillerinin tüm açıklamaları açıkça teröre destektir.”

Erdoğan: “Bu densizlerin amacı, Türkiye’yi sıkıntıya sokmak. Bu eylemlerin, ifadelerin hiçbiri milletvekili göreviyle ve sıfatıyla ilgili değildir. Siz terörist gibi davranırsanız terörist muamelesi görürsünüz. Kendi ülkesine ihanet içinde olanların yargıya hesap vermesini sağlamak bizlerin en başta gelen görevidir.”

Şimdi, bu sözleri dinleyen hangi hâkimin, hangi savcının siz bağımsız, adil bir yargılama yapacağını düşünüyorsunuz; hangi savcının, hangi hâkimin?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Söylenenler yalan mı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yalan!

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ne münasebet?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Evet, yalan. Doğru olsa bile söyleyemezsiniz, söyleyemezsiniz, yargıya talimat veremezsiziniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yargı faaliyetini etkileme suçunu işliyorsunuz; şu anda da siz işliyorsunuz, bunları söyleyenler de işliyorlar.

Bağımsız ve adil bir yargılama olsaydı eğer, siz öncelikle yargılananlar olurdunuz.

AHMET YILDIRIM (Muş) – Bir de kaldı ki yalan…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Hadi canım!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – O günler de gelecek, sizler de yargılanacaksınız ama bizler diyeceğiz ki: “Bağımsız ve adil yargı gerekiyor.”

Ben size okuyayım bugün haberlerden. Bakın, ne diyor eski milletvekiliniz Vatikan’la ilgili “Ahmet Davutoğlu ailesiyle birlikte dört saat kaldı Fetullah Gülen’in yanında.” Vatikan’la ilgili görüşmeleri, ziyaretleri sorduklarında da diyor ki: “Dinler arası diyalog, Vatikan ziyareti Cumhurbaşkanı, Başbakan tarafından resmiyete döküldü. Bunun devlet eliyle yapılması için girişim oldu. Sayın Erdoğan sanırım on yıldır bunu destekliyor.” Ee, ne oldu şimdi? Darbeci arıyordunuz, buyurun, kim yapmış bu darbeyi?

AHMET YILDIRIM (Muş) – Yalan mı?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – EĞİTİM SEN mi yapmış, yoksa beraber aynı yollarda yürüdükleriniz mi yapmış? Biraz izan diyoruz, biraz saygı.

Eğer burada 10 AKP’li milletvekili tutuklu olsaydı bizim tavrımız farklı olurdu, bizler özgürlüklerin savunucusuyuz, bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saffet Sancaklı (Kocaeli) ve arkadaşları

“MADDE 3- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasına (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (ç) bendi eklenmiş ve mevcut (ç) bendi (d) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

“ç) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre aday çırak, çırak, kalfa ile ustaların genel ve mesleki eğitimlerini sağlamak.""

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı.

Buyurun Sayın Sancaklı. (MHP sıralarından alkışlar)

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yarın, 24 Kasımda Öğretmenler Günü’nü idrak edip saygıdeğer öğretmenlerimize gönül borcumuzu bir nebze de olsa yerine getirmiş olacağız.

Öğretmenlik kutsal bir meslek, kutlu bir mekteptir. Öğretmen kör karanlıkların ışığı, kurumuş vicdanların ilacıdır ve cehaletin, ön yargıların amansız düşmanıdır. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” kutlu seslenişinin muhatabıdır öğretmen. Onlarsız gelecek olmaz, onlar olmadan gelecek nesiller asla oluşamaz. Öğretmenlerimize ne söylesek az ne yapsak eksik ve yetersizdir. Bize düşen, öğretmenlerimize kulak vermek, sorunlarına eğilmek, onları, içine düştükleri sosyal, ekonomik ve mesleki darboğazlardan çekip çıkarmaktır. Öğretmen mutlu değilse öğrenci umutsuz, veliler huzursuzdur.

Bugünkü ülke tablosu içinde öğretmenlerimizin mutlu ve memnun olduğunu hiç kimse iddia edemeyecektir. Özellikle 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasıyla birlikte, millî eğitimin kimlerin eline düştüğü, nasıl bir esarete mahkûm olduğu iyice gün yüzüne çıkmıştır. Şimdiye kadar 30 bini aşkın öğretmen memuriyetten çıkarılmış, sayıları 17 bine ulaşan öğretmen açığa alınmış, bunlardan 7 bine yakını görevine tekrar dönmüştür. İhraç edilip mesleğe dönen öğretmen sayısı ise oldukça sınırlıdır.

Şu hususu kararlılıkla ifade etmek isterim ki hainden öğretmen olmayacak, gerçek öğretmenden de hain çıkmayacaktır.

Elbette, FET֒yle mücadelede suçu sabit görülenlerin, bu ihanet şebekesine yardım ve yataklık yapıp hukuk ve millî vicdanın onaylamadığı paralel bir hiyerarşik ağa dâhil olanların gözünün yaşına bakılmamalıdır. Geleceğimizin güvencesi olan evlatlarımızı zehirleyenler, öğretmenlik mesleğini iğfal ederek bir terör örgütünün lehine faaliyet gösterenler yaptıklarının bedelini en ağır şekilde ödemelidirler. Bir terör örgütünün hesabına aktif çalışarak küçücük yavrularımızın akıl ve kalplerini işgale kalkışan kim olursa olsun, affı imkânsız bir suça iştirak etmiş sayılacaktır. FET֒cü veya PKK’lı oldukları gerekçesiyle ihraç edilen veya açığa alınan öğretmenler emanete ihanet etmişlerdir, bunun başka türlü bir açıklaması olamayacaktır.

Ne var ki sırf malum bir bankayla zorunluluktan dolayı parasal konularda iş ve işlem yaptı diye ve bazı dershanelerde görev aldı bahanesiyle bir öğretmene “FET֒cü” damgası vurmak, itibarından ve ekmeğinden mahrum etmek yanlıştır. Tasvip etmesek de yerel, yasal sendikalardan birini tercih etmenin bir memuru suçlu yapmayacağı da açıktır. Bir öğretmen FET֒nün emel ve eylemlerine ortak olmuş ve somut delillerle örgüt üyeliği tespit edilmişse cezasını çekmelidir, buna da itirazımız yoktur ancak asılsız ihbar ve şikâyetlerle, aslı astarı olmayan isnatlarla FET֒yle herhangi bir organik bağı olmayan öğretmen veya memurları mesleklerinden atmak hukuk devletinin ilke ve kurallarıyla ters düşecektir. Böylesi bir durum haksızlığa işaret edecektir ki biz de asla dilsiz şeytan olmayacağız yani haksızlık karşısında susmayacağız.

Geçtiğimiz ekim ayında 18.500 sözleşmeli öğretmenin ataması yapılmış, önümüzdeki şubat ayında ise 30 bin öğretmenin ilave ataması gündemdedir. Bize göre, atanamayan bir tek öğretmen kalmamalıdır, bu çile artık kökten bitirilmelidir fakat sözleşmeli öğretmenlerin mülakat sistemiyle alınması, KPSS’den yüksek puan alan çok sayıda öğretmenimizi de mağdur etmiştir. Mülakat esnasında sorulan soruların gayriciddiliği ve siyasi tercihlerin yoklanması oldukça mahzurludur ve infiale yol açmıştır.

Sözleşmeli öğretmenlik güvencesiz bir sistemdir. Parti olarak düşüncelerimiz şunlardır: Sözleşmeli ve geçici öğretmenlerin daimî kadrolara geçirilmesini, teftiş sisteminin tek çatı altında toplanmasını, rotasyondan kaynaklı sorunların bitirilmesini, özür grubu tayinleriyle ilgili sorunların çözülmesini, ek ders ücretleri ile eğitim öğretim tazminatlarının yükseltilmesini, eğitime hazırlık ödeneğinin artırılmasını, öğretmenlerin 3600 ek göstergeye kavuşmalarını, terfi sisteminin liyakat ve başarı kriterlerine göre yapılmasını, millî eğitimde yargı kararına kesinkes uyulmasını, emekli öğretmenlerin beklenti ve taleplerine kulak verilmesini, öğretmenlik mesleğinin itibar ve saygınlığının artırılarak öğretmenlerimizin ekonomik durumlarının layık oldukları seviyelere iyileştirilmesini bekliyor, istiyor, bunların gerçekleşmesi için de var gücümüzle mücadele edeceğimizi samimiyetle ifade ve ilan ediyorum. Öğretmenlerimiz müsterih olsunlar, milliyetçi ülkücü hareket her zaman, her şartta yanlarında olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, yurdumun her köşesinde azim ve sabırla görev yapan saygıdeğer öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum. Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, ebediyete intikal eden ve terör saldırılarında hayatını kaybeden şehit öğretmenlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET SANCAKLI (Devamla) – Bir özel teşekkür de ilkokul öğretmenim Zahide Hoca ve Eyüp Hocaya ve bütün öğretim hayatımda bana yardımcı olan hocalarımın da ellerinden öpüyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çağlar Demirel                     Sibel Yiğitalp                         Ayşe Acar Başaran

                   Diyarbakır                          Diyarbakır                                   Batman

                 Dilek Öcalan                      Feleknas Uca                              Ayhan Bilgen

                    Şanlıurfa                           Diyarbakır                                     Kars

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahipleri:

                       Zühal Topcu                Erkan Haberal                               Ruhi Ersoy

                           Ankara                         Ankara                                    Osmaniye

                        Arzu Erdem                Muharrem Varlı                 Mehmet Necmettin Ahrazoğlu

                          İstanbul                         Adana                                       Hatay

Aynı mahiyetteki diğer önerge sahipleri:

                       Gaye Usluer               Mustafa Akaydın                          Candan Yüceer

                         Eskişehir                       Antalya                                    Tekirdağ

                      Sibel Özdemir                Ceyhun İrgil                              Selina Doğan            

                          İstanbul                         Bursa                                      İstanbul                

                                                     Mustafa Ali Balbay

                                                              İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, gerekçeyi mi okutuyorum?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Aday çırak, çırak, kalfa ve ustaların mesleki eğitimlerinin Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün sorumluluk alanında bırakılması daha yerinde bir karar olarak gözükmektedir. Mesleki eğitim alan çalışanlarının kendi alanlarındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle aldıkları eğitim ve kazanacakları tecrübeler okul yaşamıyla sınırlı olmayacaktır. Bu nedenle, mesleki eğitime ilişkin mevcut düzenlemenin korunması gerekmektedir.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Kars Milletvekili Ayhan Bilgen.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğum önerge aslında sadece 9’uncu maddedeki bir düzenlemenin 12’nci maddede değişiklik yapılarak yer değiştirilmesiyle ilgili. Millî Eğitim bürokrasisi içerisinde çıraklık, kalfalık, ustalıkla ilgili görev bir genel müdürlükten başka bir genel müdürlüğe aktarılmış.

Ama eğitim sisteminin ne kadar problemli olduğunu ve nasıl bir insan ürettiğini görme üzerine birkaç dakika bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Türkiye bir haftadır çocuk istismarını tartışıyor ve resmî rakamlara göre, Adalet Bakanlığının kendi açıkladığı rakamlara göre bir yılda çocuk istismarıyla ilgili adliyeye yansıyan vaka sayısı 15 binin üzerinde. Hepimizin utanması gerekiyor, hepimizin yüzünün kızarması gerekiyor. 15 binin üzerinde çocuk istismarı vakasından bahsediyoruz yani 15 bin acı, 15 bin dram. Peki, bu insanlar hangi eğitim sisteminden yetişiyor? Demek ki mesele bina yapmakla bitmiyor, demek ki mesele iktidardaki bakanın değişmesiyle bitmiyor, hatta ve hatta bırakın bakanı, hükûmetlerin değişmesiyle de bitmiyor. Ortada bir insan tipi sorunumuz varsa bu Parlamentonun önce dönüp kendisine bakması gerekiyor.

Akşam saatlerinden beri bana gelen bir sürü sosyal medya mesajı var, diyorlar ki: “Eğer cesaretiniz varsa -yani bir şeyin araştırılmasını istiyorsanız- 6-7 Ekim olaylarının araştırılması için de Mecliste önerge versenize.”

Değerli arkadaşlar, eğer bir milletvekili çıkıp bu kürsüde açıkça yalan söylerse olacağı budur. Onu dinleyen insanlar da o yalana itibar eder ve sonra sanki bir şey biliyormuş gibi sosyal medyada bunu paylaşırlar, yazarlar. Biz önerge verdik, siz reddettiniz. Neden biriniz çıkıp şuradan demiyor ki: “Siz önerge verdiniz ama biz reddettik.” Niye diyemiyorsunuz bunu? Bu toplumu kandırmaya, bu topluma bu kadar açık yalan söylemeye ne hakkınız var? Hazreti Peygamber’e soruyorlar, “Müslüman zina yapar mı?” diyorlar, sessiz kalıyor; diğer suçları da sayıyorlar tek tek, hepsine sessiz kalıyor ama “Yalan söyler mi?” diye sorduklarında “Asla, Müslüman asla yalan söylemez.” diyor.

Değerli arkadaşlar, çok net, çok açık bir tabloyla karşı karşıyayız. Bugün görevden alınan öğretmenler AKTİF SEN’i kurmadan önce bir başka sendikanın üyesiydi, değil miydi? EĞİTİM SEN değildiler, EĞİTİM-İŞ değildiler, TÜRK EĞİTİM-SEN değildiler, başka bir sendikanın üyesiydiler. On yıl boyunca onlardan kesilen aidatla maaş aldınız, hiç mi birinin terörist olduğunu anlayamadınız, hiç mi birini hissetmediniz? Peki, Millî Eğitimde bu kadar müfettiş var, bu kadar büyük bir terör örgütü, on binlerce insan Millî Eğitim Bakanlığında örgütlenmiş, bizim çocuklarımıza ders vermişler ama biz bunların hiçbir tanesinin terörist olduğunu tespit edememişiz.

Değerli arkadaşlar, tablo çok açık. Sizin sendikalarınıza üyeyken iyiydiler ama başka sendika kurdukları zaman tehlikeli oldular. 3 genel seçimde, 2 yerel seçimde, referandumda sadece oy vermekle kalmayıp, sandık görevlilerini organize edip uçakla seçmen taşıdıklarında iyiydiler ama sizin dışınızdaki partilere oy vermeye başladıklarında kötü oldular.

Değerli milletvekilleri, ahlaken çökmüşse bir ülke, 9 kişi enkaz altındayken burada, dışarıda maç seyredip, sonra gelip burada oy kullanıyorsak halktan falan şikâyetçi olmaya hiç hakkımız yok. Hiç olmazsa onların acısı için… Buraya çıkıp şehitlik edebiyatı yapıyorsunuz ama burada 9 kişiyi enkazdan çıkartamayan devletin bir sorumluluğu olduğunu bile itiraf edemiyorsunuz. Çünkü o madenin sahiplerinin kim olduğunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz; resmî ortaklarını da siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz; gizli ortaklarını da siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz, ben buradan isim telaffuz etmeyeyim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama, çok net başka bir tabloyla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, eğer…

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) - Hadi söyle, söyle!

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Biliyorsan açıkla!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Siz şirketi biliyorsunuz değil mi? Çıkar açıklarsınız o zaman. Siz biliyorsanız, siz açıklayın. Ben iddia makamındayım, ben muhalefetim, sizin bir bakanınız çıksın ya da komisyon çıksın açıklasın bakalım kim varmış, kim yokmuş o şirketin ortakları içerisinde. Ama, hepsini geçin bir tarafa, eğer bir devlet dört günde 9 kişiyi çıkartamıyorsa utanmanız lazım. Bana laf yetiştirmek değil, utanmanız lazım.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Yazıklar olsun!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Ama, hepsini geçin, Abdulkadir Yapçan isimli bir Uygur kanaat önderini Çin’e teslim ediyorsunuz, utanın ya!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Kaza üzerinden, bir acı üzerinden…

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Bu çatının altında bize milliyetçilik öğretmeye kalkıyorsunuz. Kırım’ı Ruslara sattınız, farkında mısınız! Bundan utanmıyorsunuz, değil mi!

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Yazıklar olsun sana!

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Adam gibi konuş, adam gibi!

AYHAN BİLGEN (Devamla) – Şanghay’a girin siz! (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Adana Milletvekili Muharrem Varlı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın Öğretmenler Günü. Buradan bütün öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Onların bu ülkeye vermiş oldukları emek, bu ülkenin insanlarına vermiş oldukları emek çok önemli. Buradan onların hakkının ne kadar çok olduğunu da teyit etmek mecburiyetindeyiz.

Yine, yarın, önümüzdeki günlerde TEOG imtihanına girecek öğrencilerimize de başarılar diliyorum, Allah yardımcıları olsun diyorum.

Tabii, deminden beri burada 15 Temmuz darbe girişimiyle alakalı ve ondan sonraki kanun hükmünde kararnamelerle açığa alınan memurlar, öğretmenlerle alakalı birçok konuşma yapıldı. Bu Fetullahçı yapılanmadan, bu FETÖ terör örgütünden en fazla Milliyetçi Hareket Partisi ve bizler zarar gördük. 2011 yılında, arkadaşlarımızın yatak odalarına girilip kameralara görüntüleri alındığında, burada “Özel hayata müdahale ediliyor.” denildiğinde sizler, birçok arkadaşınız neredeyse bizi dövecek pozisyona geldi. Hatta, belki bazı arkadaşlarınız memnuniyet duydu bundan, sevinç duydular; hatta, miting alanlarında da bunları kullandılar ne yazık ki. Biz FET֒den çok çektik. Bir arkadaşımızı okul müdürü yapmadılar, bir arkadaşımızı emniyet müdürü yapmadılar, bir arkadaşımıza önemli makamlarda görev vermediler. Kim FET֒cüleri korur, Allah belasını versin; kim FET֒cünün arkasında durur, Allah belasını versin! (MHP sıralarından alkışlar) Ama, çok basit gerekçelerle de insanları terör örgütü üyesi yapmayın değerli arkadaşlarım.

Bakın, Sayın Bakan, burada hepimiz Müslümanız, inançlı insanlarız; hepimizin bu manada yarınlarda üzerimize alacağımız sorumluluklar var. İnsanları, bütün ailesini etkileyecek şekilde çok basit gerekçelerle “Dershaneye gitmiş.”, “Okula gitmiş.”, “Bilmem şurada şunu yapmış, bunu yapmış.” diye terör örgütü üyesi yapmayın. Daha yakın zamana kadar, 15 Temmuza kadar bu okulların öğrencilerine Bakanlık olarak para verdiniz, destek verdiniz. Ben suçlu olanların sonuna kadar yargılanması, hatta yerin yedi kat dibine sokulmasından tarafım, Milliyetçi Hareket Partisi olarak da bunu destekliyoruz sonuna kadar ama insanları da çok basit gerekçelerle mağdur etmeyin, Allah aşkına yapmayın bunu.

Siz diyorsunuz ki: “Mağdur yok.” Var kardeşim. Geliyorlar bize, anlatıyorlar; tanıdığımız, bildiğimiz insanlar. Benim otuz seneden beri tanıdığım ülkücü arkadaşım, çocuğu bunların okuluna gitmiş diye açığa alındı. Allah’tan reva mıdır bu ya? Yani, öbür tarafta Bank Asyanın avukatlığını yapan adamlar dışarıda dolaşıyor. Yani, yapmayın arkadaşlar. Bakın, bu mağduriyetlerin hepsi yarın bir gün dönecek bizi bulacak, yazıktır günahtır. Bu dershaneleri Millî Eğitim Bakanlığı açmadı mı? Bu okulları Millî Eğitim Bakanlığı açmadı mı? Bu bankayı bu ülkenin resmî kuruluşları kurmadı mı? 17-25’ten sonra -mademki milat kabul ediyorsunuz- kapatmadınız kardeşim o zaman? Kapatsaydınız. Kapatsaydınız bu insanlar da mağdur olmasaydı. Yani, Allah rızası için…

Bakın, ben Adana’dan gelen, Türkiye'nin değişik yerlerinden gelen birçok insanla muhatap oluyorum. Dün Maraş’tan bir kardeşimiz, mayıs ayında Bank Asyaya parası yatırılmış diye -mayıs ayında TMSF’ye devredilmiş- aynı dönemde Akbankta 125 milyar lira parası olan bir arkadaşımız -eğer gerçekten FET֒cü olsa o parayı çeker, zaten Bank Asyaya yatırırdı- sırf TMSF’nin devraldığı dönemde, mayıs ayında para yatırdığı için ihraç edildi görevinden. Allah’tan reva mıdır ya? Yapmayın bunları. Sayın Bakan, FET֒yle mücadele edin, terör örgütleriyle mücadele edin, sonuna kadar da meşru Hükûmetin arkasındayız ama lütfen, mağduriyetleri de önleyelim. Allah’tan reva mıdır? Yazıktır, günahtır. İnsanlar terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor; bakın, çok ağır bir laf bu, çok ağır bir itham, bir ömür boyu üzerlerinden atamayacakları bir lekeyle lekeleniyorlar. Açığa alınıyor “Bu da FET֒cüymüş.” diyorlar ondan sonra, başlıyorlar. Aynı lojmanda oturan polisin çocuğu açığa alınan polisin çocuğuyla konuşmuyor Sayın Bakan, aynı lojmanda oturuyorlar, aynı okula giden çocuklar o diğer polisin çocuklarıyla konuşmuyorlar.

Sizlere gelmiyor mu değerli arkadaşlarım, gelmiyor mu? Allah rızası için sesinizi yükseltin bu konuda.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Geliyor, geliyor.

MUHARREM VARLI (Devamla) - Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Zühal Topcu                                      Erkan Haberal                                       Ruhi Ersoy

         Ankara                                               Ankara                                             Osmaniye

      Arzu Erdem                           Mehmet Necmettin Ahrazoğlu                           Baki Şimşek

        İstanbul                                               Hatay                                                Mersin

“MADDE 5- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(2) 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel idaresi Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen izin veya ruhsatlara ilişkin hükümler, öğrencilere özel barınma hizmeti veren kurumlar hakkında uygulanmaz. Öğrencilere özel barınma hizmeti veren kurumlara işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.""

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin kanun tasarısından çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

   Çağlar Demirel                                    Sibel Yiğitalp                                  Ayşe Acar Başaran

       Diyarbakır                                          Diyarbakır                                            Batman

     Dilek Öcalan                                      Feleknas Uca                                   Mehmet Ali Aslan

        Şanlıurfa                                           Diyarbakır                                            Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

       

    Gaye Usluer                                       Ceyhun İrgil                                    Mustafa Akaydın

        Eskişehir                                              Bursa                                               Antalya

   Candan Yüceer                                    Sibel Özdemir                                     Selina Doğan

        Tekirdağ                                             İstanbul                                              İstanbul

Mustafa Ali Balbay                                Barış Yarkadaş

          İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı, İç Tüzük 60’a göre bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Hakkâri Şemdinli’de PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Erzurum Uzundereli Oğuzhan Karaca’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve bu terör olayını yapanları lanetlediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkürler Değerli Başkanım.

Az önceki bir haberi, bir üzüntüyü paylaşmak istiyorum. Hakkâri Şemdinli’de PKK’lı teröristler tarafından Erzurum Uzundereli Oğuzhan Karaca, 20 yaşındaki hemşehrimiz er şehit olmuştur. Allah’tan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Bu terör olayını yapanları şiddetle lanetliyorum, Allah belasını versin!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ayhan Bilgen’e sorun.

BAŞKAN – Allah rahmet eylesin.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yarkadaş. (CHP sıralarından alkışlar)

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Değerli milletvekilleri, yasa tasarısının 5’inci maddesiyle öğrencilere yönelik özel barınma hizmeti veren kurumlara yönelik izin, ruhsat ve denetim görevi belediyelerden alınarak Millî Eğitim Bakanlığına, oradan da valiliklere devrediliyor. Bu ne demektir? Bu şu demektir: Burada, dershanelerde olduğu gibi, belediyeler yine baypas edilecek. Ülkemizde öğrencilere yönelik özel barınma hizmeti veren kuruluşların neredeyse tamamının cemaatlere ait olduğunu biliyoruz. Geçmişte bu cemaatin adı FET֒ydü, şimdi FETÖ gitti metö geldi. Fetullahçıların yerine şimdi Menzilciler ikame ediliyor ve Millî Eğitim Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının tüm kuruluşları bu tarikatlara teslim ediliyor. Bu değişiklikle ne tasarlanıyor? Bu değişiklikle, aslında özellikle belediyelerin yoksul çocuklara verdiği barınma hizmeti ortadan kaldırılmak ve o belediyelerin, özellikle sosyal demokrat belediyelerin verdiği hizmetler cemaatler eliyle yürütülmek isteniyor. AKP iktidarının FET֒den hiçbir ders almadığı, FET֒nün yerine metöyü ikame ettiği de böylece görülmüş oluyor. Oysaki yoksul çocuklar bugüne kadar hep iktidar tarafından cemaatlerin kucağına itildi. Bunların hangi tür acılara yol açtığını geride kalan yıllar içinde gördük. Belli ki iktidar bunlardan hiçbir ders almadığı gibi aynı yanlış politikaya devam ediyor. Bu kurumlarda çocuklar yine korumasız, yine hiçbir şekilde denetime tabi tutulmayan şartlarda yaşamaya ne yazık ki devam edecekler.

Bakın, çok değil, daha yirmi gün önce Sayın Bakan, sizin sorumluluğunuzda olan okulda, Adıyaman’da, Adıyaman’ın merkezinde, Gerger ilçesinde, hem Adıyaman Biraralık Ortaokulunda hem 15 Temmuz Şehitler Lisesinde hem de Adıyaman Gerger İmam-Hatip Lisesinde tam 74 çocuk 14 kamu görevlisi tarafından tacize uğradı. Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı çabaları sonucu 13 kamu görevlisi açığa alındı, 1 müstahdem tutuklandı. Bu çocuklar, yasak olmasına rağmen müstahdemle aynı yatakhanede yatırıldı.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yazıklar olsun!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Bu çocuklar, öğretmenlerin, bazı öğretmenlerin tacizine maruz kaldı ve bu çocukların hiçbirine biz bu konuyu gündeme getirene kadar psikolojik bir destek verilmedi.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Evlendirin, evlendirin!

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Eğer bu yasa çıksaydı, üzerinde durduğunuz yasa, belki de o çocukların bazılarını evlendirmek isteyecektiniz. Bizim bu konuyu kamuoyunun gündemine getirmemizle birlikte iddianame hazırlandı. İddianame bugün Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Gerger’deki, Adıyaman’ın merkezindeki taciz sadece 20 çocukla sınırlandırıldı, oysa ki ifadesine başvurulan çocuk sayısı 74. Ne oldu da bu 54 çocuğun akıbeti, bir anda dosyadan çıkarıldı? Sizin sorumluluğunuzda olan bir Bakanlıkta 74 çocuk tacize uğruyorsa orada bir dakika dahi oturmamanız gerekir. Ya bunun sorumluluğunu üstlenin, istifa edin ya da Adıyaman’da ne oluyorsa çıkın gerçekleri bu topluma anlatın. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Millî Eğitim müdürü görevde mi, Millî Eğitim Müdürü?

BARIŞ YARKADAŞ (Devamla) – Bu ülkenin çocukları okulda tacize uğrar, yurtlarda tacize uğrar, müstahdemle aynı yatakhanede yatırılmak zorunda bırakılır ve burada anlatamayacağım, bakın, anlatamayacağım muamelelere maruz kalırlar. Bir gazeteci olarak o iddianameye ulaştım, Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığındaki iddianameye ulaştım. Emin olun, bir parça vicdanı olan o iddianameyi okuduğunda, arkadaşlar, kusar, kusar; bunu söylemek zorundayım. Çocuklara yapılan muameleleri gördüğünüzde emin olun kusarsınız. Ha, tabii, ne olacak? Biz, şimdi konuşacağız, biraz sonra Sayın Bakan bunların iddia olduğunu söyleyip geçiştirecek ve ne oluyorsa o çocuklara olacak.

Biz, “O çocuklara kirli eller uzanmasın.” derken ne yazık ki o kirli elleri uzatanlar dışarıda istedikleri gibi rahatça dolaşıyor. Ama, elleri sadece gitara, saza, flüte, kavala uzanan Grup Yorum üyeleri bu gece yine tutuklanıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan’ın tutukluluğu haksız bir biçimde devam ettiriliyor. 74 çocuğun başına gelenlerden hesap soramayanlar bu ülkenin aydınlarından, yazarlarından, sanatçılarından olağanüstü hâl adı altında âdeta intikam alıyor.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Adıyaman Millî Eğitim Müdürü görevden alındı mı Sayın Bakan?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Bakanım, millî eğitim müdürü duruyor mu orada?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yarın Öğretmenler Günü deniyor ama öğretmenlerden geriye yeller kalmış. 70-80 bin öğretmen açığa alınmış, ihraç edilmiş, görevinden edilmiş ve aileleri büyük bir hayati mücadele vermektedir, rızık için çırpınmaktadır. Onlarca öğretmenin intihar ettiği söyleniyor, medya bunu vermiyor, Sayın Bakana kaç öğretmenin bugüne kadar intihar ettiğini de buradan soruyoruz. Yine, onlarca öğretmen eşi ve öğretmen kadın düşük yapmıştır haksız yere işten atıldığı için ve açığa alındığı için. Size buradan bir ayetikerimeyi okumak istiyorum: “Ey müminler! Zannın birçoğundan sakınınız. Çünkü, zannın çoğu günahtır.” deniyor. Hucurat 12’nci ayette bu belirtilmiş durumda.

Tabii, Sayın Başkan Vekiline de şunu öneriyorum: Mecliste gözükecek bir yere “...” (x) Yani “Aralarındaki işi şûrayla yaparlar, istişareyle yaparlar.” ayetinin görülecek bir şekilde konulması gerekiyor çünkü maalesef, iktidar, muhalefete sormadan istediği kanunu geçirmeye çalışıyor. Velev ki halkın, milletin yararına dahi olsa bu yanlıştır.

Yine, şu ayetikerimenin aslında yazılmasını istiyorum. Maide Suresi’nde diyor ki: “Ey iman edenler! Hakkı titizlikle ayakta tutanlardan olunuz, sizin bir kavme ve bir topluluğa olan kininiz, sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin. Allah adildir ve yaptıklarınızdan haberdardır.” Maalesef, Türkiye’de hangi iktidar başa geliyorsa muhalefete ve kendinden olmayana kin tutup adaletsizlik yapıyor. Bugün de bu örnekleri maalesef, en görünür bir şekilde yaşıyoruz.

Burası Şırnak, Hazreti Nuh’un şehri Şırnak. Ayeti kerimede “...”(x) diyor, “Hazreti Nuh’un gemisi Cudi Dağı’na oturdu.” diyor.

Hazreti Nuh’tan bu yana Şırnak şehri bu şekilde yıkılmamıştır, bu şekilde yok edilmemiştir. İyice bakın buraya. Bunu hiçbir siyasetçi ve hiçbir kanal haber yapmıyor maalesef ve 7 mahalle, yaklaşık 50 bin nüfus, şu anda, evsiz barksız, bu kış şartlarında maalesef yaşam mücadelesi vermek zorunda.

Yine, Sayın Bakan, bunlar ellerinde kitap olan öğrenciler, o görünen yıkıntılar içinde yürümeye çalışıyorlar. Bizim görüntülediğimiz, size sonra gösterebileceğim tank top mermileri var hâlâ orada patlamamış. Üzerlerine patlamaması için aldığınız bir önlem var mı? Bunu da size böyle izhar edeyim.

Geriye kalan evlerin çoğu da bu şekilde. İçlerindeki eşyalar talan edilmiş, çalınmış, kurşunlanmış gördüğünüz gibi ve sağlam evlerde de beş altı aile birlikte yaşamak zorunda kalıyor maalesef.

20 Mayıs dokunulmazlık darbesini 15 Temmuz darbe girişimi gölgede bırakmıştır. 4 Kasım darbesi de 15 Temmuz darbe girişimini gölgede bırakmıştır. Uluslararası platformlarda, gidip her yerde 15 Temmuz darbesini anlatırken artık insanlar size 4 Kasımı soruyor çünkü 15 Temmuz gitti, bitti. Siz onun üzerinden kendinize darbeleri meşrulaştıramazsınız. 4 Kasım gecesi evimde danışmanıyla misafir bulunan Leyla Birlik zorla içeriden alınmıştır. Ben darbedildim ve etkisiz hâle getirildim, Leyla Birlik misafirimiz de benim, eşimin ve çocuğumun elleri arasından zorla çekiştirilerek alınmıştı. Bu mudur sizin millî ve yerli kültürünüz, ananeniz, örfünüz, âdetiniz? İslam’da, hukukta, örfte, ananede misafiri, hele hele bir milletvekilini içerden almak var mıdır?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Kitapta öldürmek var mı, kitapta? İslam’da öldürmek var mı, İslam’da?

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – İslam’da öldürmeye sebep olan sizsiniz.

Bakın, geçen yıl bu vakitler biz canlı kalkandık; asker de polis de Kürt çocuklar da ölmesin diye kendi bedenimizi tehlikeye atarken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O Kürtleri öldüren sizsiniz!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – …siz az önce olduğu gibi maç izliyordunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sizsiniz o Kürtleri, Kürt vatandaşları öldüren!

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – “Ne işiniz vardı orada?” diyordunuz. Neden gelip canlı kalkan olmadınız!

BAŞKAN – Sayın Aslan, süreniz dolmuştur.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Biz asker, polis için de canlı kalkan olurken siz neden gelip olmadınız, neden?

BAŞKAN – Sayın Aslan, süreniz dolmuştur.

Sayın Aslan, lütfen…

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – O çok sevdiğinizi iddia ettiğiniz polisler ve askerler için biriniz gelip canlı kalkan oldu mu? (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/721) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Zühal Topcu (Ankara) ve arkadaşları

“MADDE 5- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(2) 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel idaresi Kanununun 7’nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen izin veya ruhsatlara ilişkin hükümler, öğrencilere özel barınma hizmeti veren kurumlar hakkında uygulanmaz. Öğrencilere özel barınma hizmeti veren kurumlara işyeri açma ve çalışma ruhsatı Bakanlıkça verilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Baki Şimşek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Aziz Türk milletini ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle yarın 24 Kasım, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere Tarsus Yeniceli ülkücü öğretmen şehidimiz PKK’lılar tarafından 1994 yılında Tunceli Mazgirt Darıkent köyünde 6 öğretmen arkadaşıyla beraber okulun lojmanında kahpece katledilen Buminhan Temizkan olmak üzere bütün şehit öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Buminhan Temizkan Dicle Üniversitesi mezunuydu. İlk görev yeri olan Tunceli Mazgirt Darıkent köyünde göreve başlamış, daha sonra da 1994 yılında şehit edilmişti. Şehit edilmeden önce annesine yazmış olduğu bir mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum: “Sevgili anneciğim, saygıdeğer babacığım; 1994 tarihinde sizden ayrıldıktan sonra Adana’dan otobüse binip Tunceli’ye giderken uykuya daldım. Rüyamda gaziler etrafıma toplanmış sohbet ediyorlardı. ‘Kalk, daha ne yatıyorsun, senin hakkında talep etmiş olduğumuz karar kabul edildi, başka talebin var mı?’ dediler. ‘Arkadaşlarım var.’ dedim. ‘Biz artık gerisine karışmayız, kararı sen ver, sana yetki verdik.’ dediler. Birden uyandım. Hayırdır inşallah dedim ve hemen bir Fatiha okudum, rahatladım. Şimdi rüyamı yorumluyorum: Ana, baba ellerinizden, kardeşlerimin gözlerinden öperim. Allah’a emanet olun. Yaradan yâr ve yardımcınız olsun. Anama söyleyin, çok gezdim dolaştım gurbet diyarda, anama söyleyin, karalar giymesin. Ana mektup yazdım, yolda, postada, anama söyleyin, karalar giymesin.” diyor ve postaya verdiği bu mektup annesine ulaştığı anda Buminhan Temizkan’ın defin işlemi gerçekleşiyor.

Değerli milletvekilleri, öğretmenlerimiz gerçekten zor şartlarda, hem terör hem maddi imkânsızlıklar içerisinde görev yapmaya devam ediyorlar.

Tabii, Sayın Bakanımız yapılan olumlu işleri söyledi. Türkiye mutlaka ileriye gitmek zorunda, daha geriye gidecek bir hâlimiz yok. Ama ben Sayın Bakanımıza buradan sormak istiyorum: Acaba şu anda atanamayan kaç bin öğretmenimiz var? Bu sayı azalıyor mu, artıyor mu?

Okullara mevsimlik işçi alıyoruz, vicdanen rahat mısınız? Bu mevsimlik işçileri nasıl alıyorsunuz? Ben sizlere sormak istiyorum: Bu mevsimlik işçilerin alımında AKP teşkilatlarından gelen listelere göre mi hareket ediyorsunuz, yoksa gerçekten İŞKUR’dan liste alıp kurayla, noterle adil bir şekilde mi yapıyorsunuz?

KPSS’ye giren sayı ortaöğretim mezunlarında 3,5 milyona yakın. Gelişen, ilerleyen, büyüyen bir Türkiye’de bu sayıyı mantıklı buluyor musunuz, doğru buluyor musunuz?

Seçimlerde söz verildi, “Tarsus’a teknoloji üniversitesi yapacağız.” denildi. Tarsus teknoloji üniversitesiyle ilgili Bakanlar Kurulu kararı çıktı. 405 sıra sayısında da “Tarsus Teknoloji Üniversitesi ve diğer üniversiteler” yazıyordu. Bunu niye erteliyorsunuz? Tasarıdan Tarsus teknoloji üniversitesini niye çıkardınız? Sayın Bakanım, bununla ilgili de kamuoyuna bir açıklama yapmanızı bekliyoruz.

On beş yıldır idare ettiğiniz Türkiye’de maalesef asgari ücret 1.300 lira. Bundan mutlu musunuz, bundan memnun musunuz?

Türkiye’de yaşayan Suriyeli öğrenciler üniversiteye sınavsız giriyorlar. Her bir Suriyeli öğrenciye 1.200 lira karşılıksız burs veriyoruz, Türk öğrencilere 400 lira veriyoruz. Bu 400 lirayı da geri ödeme kaydıyla veriyoruz. Siz Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî Eğitim Bakanısınız, önceliğiniz Türk halkının, Türk milletinin menfaatlerini korumak. Bunlarla ilgili de gerekli düzenlemeleri yapmanızı bekliyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.43

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ömer SERDAR (Elâzığ)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan, 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, 205 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Benin Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik, Ticari ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/549) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 205)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 24 Kasım 2016 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 23.46



(X) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x)  405 S. Sayılı Basmayazı 22/11/2016 tarihli 24’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümlerde  hatip tarafından Türkçe olmayan  kelimeler ifade edildi.