TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                21’inci Birleşim

                                                                                       16 Kasım 2016 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen sel ve heyelan felaketlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, 12 Kasım 1999 Düzce depreminin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana ilinin sorunlarına ve Cumhurbaşkanının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak 17 Ağustos 1999 Adapazarı ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, AKP’nin seçim meydanlarında taşeron işçilere kadro verileceğini taahhüt etmesine rağmen bu konuda herhangi bir çalışmasının bulunmadığına ilişkin açıklaması

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhuriyet Halk Partisinin, işçi, köylü, esnaf, emekli, engelli ve çiftçilerin sorunlarının takipçisi olmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, işsizliğin istikrarlı bir şekilde arttığına ve bu ülkenin gençlerinin derdinin başkanlık değil ekmek kavgası olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Çameli ilçesine yapılan hizmetler için Hükûmete ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’ye teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, tam bir gıda terörüyle karşı karşıya olunduğuna ve gıda mühendisi atamalarının yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, işsizlik oranının arttığına ve Hükûmetin bu konuda ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Osmangazi Köprüsü’nden geçişlerde uygulanan uydurma tarifelere bir an önce son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, şehit olan Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum’un Aşkale ilçesinin son on dört yılda kaydedilen sosyal ve ekonomik gelişmelerle marka ilçe konsepti olarak adlandırılan bir sürece girdiğine ilişkin açıklaması

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmak istenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, kirli şirketlere Meclisin onarımını yaptırmayı onuruna yakıştıramadığına ve bunun bir an önce iptal edilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

12.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, ekonomide pembe tablo çizenlerin halkı yanıltmaya devam ettiğine ve intiharların temelinde çoğunlukla ekonomik sıkıntılar olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, “sakin şehir” unvanı olan Kırklareli’nin Vize ilçesinde tarım ve orman arazisi vasfındaki bir bölgenin enerji üretim alanı olarak ilan edilmesinde hangi bilimsel kriterlerin esas alındığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Boğaziçi Üniversitesinde rektör atamasındaki antidemokratik uygulamanın otoriter bir rejimle yönetildiğimizin tescili olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli Üniversitesinde yıllardır yardımcı doçent kadrosu bekleyen araştırma görevlilerinin işten çıkarılmasına ve bu hukuksuz işlemin derhâl geri alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çiftçilerin borçlarının arttığına ve bu durumun Türk tarımının geleceğini tehdit ettiğine, makro verilerin her geçen gün kötüleştiğine ve ekonominin ciddi şekilde alarm verdiğine, işsizlik oranının arttığına ve işsizlik sorununun toplumsal huzuru ve istikrarı da tehdit ettiğine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, gazeteciler Erdem Gül, Can Dündar ve İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun yargılandıkları MİT tırları haberi davasında yargılananın gazetecilik mesleği olduğuna ve bir grup CHP milletvekilinin destek için Çağlayan Adliyesinde bulunduğuna, Trabzon Valisinin Başbakanın Trabzon programına eşlik etme görevi sırasında programın siyasi kısmına da katılmasının devlet geleneklerini sarstığına ilişkin açıklaması

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 33’üncü yıl dönümüne ve 16 Kasım Ahmet Kaya’nın ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla 2 üniversitenin kurulmasını olumlu bulduklarına ancak tasarının tümüne “ret” oyu kullanacaklarına ilişkin açıklaması

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na katkı sağlayan Maliye Bakanı ile ekibine ve 2 muhalefet partisine teşekkür ettiğine ve kanunun hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla 2 üniversitenin kurulmasını olumlu bulduklarına ancak tasarının tümüne “ret” oyu kullanacaklarına ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak iktidar partisine, Hükûmete ve Cumhurbaşkanının değerlendirmelerine sert eleştirilerde bulunduklarına ancak hiç kimsenin şahsiyetle uğraşma, şahsa hakaret etme gibi bir niyeti bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi kapsamında düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2015 Yılı Harcamalarına İlişkin Dış Denetim Raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi (3/856)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından, Avrupa Parlamentosu İstihdam ve Sosyal İşler ile Temel Haklar, Adalet ve İçişleri Komiteleri iş birliğiyle 28-29 Kasım 2016 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan "Avrupa Birliği Genişleme Bölgesinde Engelli Kişilere Ayrımcılık Yapılmaması" konulu parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 1/11/2016 tarihli 14’üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/857)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 24 milletvekilinin, son dönemde vatandaşlar, çiftçiler, esnaf ve KOBİ’ler ile bankalar arasında kredi geri ödemelerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/366)

2.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu ve 21 milletvekilinin, Roman vatandaşların yaşadıkları sorunları çözebilmek için yapısal reform ve uygulama önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/367)

3.- Ordu Milletvekili Seyit Torun ve 25 milletvekilinin, fındık üretiminde yaşanan sorunlar ile çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/368)

 

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve arkadaşları tarafından, termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan usulsüzlüklerin tespit edilmesi, neden olduğu çevre, insan ve tüm canlıların hayatını tehdit eden uygulamaların araştırılması amacıyla 21/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435)

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

3.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/598) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 270)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 116)

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 435) Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 270) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, emeklilikte intibak hakkının 2000 sonrası emeklilere de uygulanması talebine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8294)

2.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Mardin’de SGK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı kapsamında çalışan kişi sayılarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8524)

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Şanlıurfa’da SGK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı kapsamında çalışan kişi sayılarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8525)

4.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Erzurum’da SGK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı kapsamında çalışan kişi sayılarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/8526)

16 Kasım 2016 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen sel ve heyelan felaketleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen sel ve heyelan felaketlerine ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Doğu Karadeniz Bölgesi’nde sık sık meydana gelen sel ve heyelan felaketleri bu yıl da yaşandı.

1 Eylül 2016 tarihinde…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, bir saniye efendim.

Sayın milletvekilleri, Sayın Mehmet Bekaroğlu kürsüde, şimdi konuşmasına başlamış durumda, ancak Genel Kuruldaki uğultu nedeniyle Sayın Bekaroğlu’nun konuşması Divandan dahi yeterli ölçüde duyulamıyor. Lütfen, sükûnete davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlarım, 1 Eylül 2016 tarihinde Artvin’in Hopa ve Arhavi ilçeleri ile Rize’nin Fındıklı ilçesinde, 21 Eylül 2016 tarihinde de Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde meydana gelen sel ve heyelan felaketleri 4 kişinin ölümüne neden olmuş, çok sayıda ev oturulamaz hâle gelmiş, yollar, iş yerleri ve tarım arazisi ciddi ölçüde zarar görmüştür.

Yine, 17 Ekim 2016 tarihinde Rize’nin Pazar ilçesinde aşırı yağışlar sonucunda meydana gelen heyelanda 2 kişi hayatını kaybetmiştir. Hiç kuşku yok ki seller, heyelanlar, doğal afetler ama işin tabiatında, fıtratında bunlar yok değerli arkadaşlarım. Bütün uzmanların ortak görüşü, sel ve heyelan felaketleri ve diğer doğal afetlerde insanın katkısı, insanın müdahalesi son derece önemli. İklim değişiklikleri bir taraftan, yol açma, dere ıslahı, HES, maden ocakları çalışmaları, yeni yapılaşma alanlarının yanlış yerlerde seçilmesi gibi çok sayıda sebep var.

Beşikdüzü ilçesinin sel bölgesini ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Sayın Nurettin Canikli çok önemli bir şey söyledi, dedi ki: “Karadeniz sahil yolunun yapılmasından sonra, yol kotu kent merkezinden yüksek olmuştur, taşkın suyunun denize ulaşamamasından dolayı taşkınlar oluşmaktadır.” Bu, insan müdahalesinin bu tip olaylarda nelere sebep olduğunu göstermesi açısından son derece önemli.

Benzer şekilde HES çalışmaları, yeşil yol çalışmaları, bunlar son derece önemli; dere ıslahları da son derece önemli arkadaşlarım. Karadeniz’de yapılan dere ıslahları yanlış bir şekilde yapılıyor, dereler beton bloklar içine alınıyor ve aradaki küçük dereler gelemiyor. Bu da hem tarım alanlarına hem de çevreye, oturma yerlerine, konutlara ciddi bir şekilde zarar vermektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Rize’nin Fındıklı ilçesinde meydana gelen sel felaketini bire bir yaşadım, oradaydım. Kurtarma çalışmaları son derece yanlış bir şekilde yürütüldü. Çok sayıda iş makinesi geldi, her şey geldi, toplandı oraya ama koordinasyon son derece kötüydü. Afetten sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısıyla konuyu konuştuk, dedi ki: “Paraları gönderdik, ne oldu?” Tabii, bizim soracağımız sorulardı onlara ve verdiği cevaplar kendisinin yanlış bilgilendirildiğini gösteriyor. Mesela, en çok zarar gören, “Fındıklı’nın Beydere köyünde 8 tane konut boşalttık, başka da bir problem yok.” dedi. Hayır, orada bulunan 200 hanenin tamamı ciddi şekilde risk altında. Geliyor, mühendisler araştırma yapıyor, rapor tutuyor, diyor ki: “İşte, burada oturulabilir de, oturulamaz da.” Benim evim de aynı tehdit altındaydı, geldi iki mühendis, dediler ki: “Buradan çıksanız da olur, çıkmasanız da olur.” Ben orada oturmuyorum ama yarıcılarım var; onlara çarşıda ev mi tutacağım, ne yapacağım? Böyle onlarca ev beklemekte. Dolayısıyla, yapılan kurtarma çalışmaları da ciddi bir sonuç vermemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bilim, teknoloji son derece gelişmiş durumdadır. Eğer bu konularla ilgili bir şey yapılacaksa Doğu Karadeniz Bölgesi’nin sel ve heyelan felaketleriyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulur, bu komisyon buradaki durumu bütün yönleriyle inceler: Bu sel ve heyelanların vereceği zararlar nasıl önlenebilir? Neler yapılması gerekiyor?

Elbette yollar açılacak, elbette elektrik ihtiyacımız karşılanacak, barajlar da yapılacak, HES’ler de yapılacak ama bu işler öyle emanet psikolojisiyle yapılmıyor. Orman yolları yapıyorlar, izliyorum, yanlarına gittim çalışan operatörlerin: “Ne yapıyorsun? Bir planın var mı? Yanında kimse var mı?” “Yok.” diyor, “Yapıyorum.” Dağı taşı devirip gidiyor, hizmet edeceğim diye vatan topraklarına insafsız bir şekilde saldırıyor. Daha sonra herhangi bir sel felaketinde bütün bu malzeme şehirlere, evlere, konutların üzerine iniyor değerli arkadaşlarım.

Sürekli olarak şöyle bir şey söyleniyor: “Ya, çevreciler düşman ilan ediliyor.” Değil değerli arkadaşlarım. Çevre duyarlılığı olan bu insanlar, vatansever insanlar. Bunları hain ilan ederek hiçbir yere gidemeyiz. Bunlara kulak vermemiz gerekiyor. Bakın, bu çevre değerlendirme konusunda Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ve diğer bölgelerdeki projelerde son derece ihmalkâr davranılıyor. Şimdi bir de bir yasa çıkardık teşvik amacıyla. ÇED raporları bütünüyle devre dışı kalacak -geçenlerde çıkardık “yatırımları teşvik” diye, 80/4- gerektiği durumlarda Bakanlar Kurulu istisnaları kaldırabilecek, Çevre Kanunu’ndan Kıyı Kanunu’na kadar, Mera Kanunu’na kadar her şey devre dışı bırakabilecek.

Böyle olmaz değerli arkadaşlarım. Bu vatan toprakları bize emanettir, gelecek kuşakların emanetidir. Bunlara insaflı bir şekilde davranmamız gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Bak…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Tutanaklara geçmesi için ifade ediyorum: 1 Eylül 2016’da Fındıklı’da meydana gelen selle ilgili bilgilerde “Koordinasyon eksikliği var, çalışmalar tam yapılmadı.” dedi. Onu düzeltmek istiyorum çünkü ben de oradaydım, Beydere köyündeydim, Fındıklı’daydım, Çağlayan’daydım. Evlerin nakliyle ilgili de 19 tane evin nakline karar verilmiştir, AFAD bunları tutanakla bildirmiştir. Onu düzeltmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bak, tutanaklara geçmiştir.

Gündem dışı ikinci söz, Düzce depreminin yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’e aittir.

Buyurunuz Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Düzce Milletvekili Ayşe Keşir’in, 12 Kasım 1999 Düzce depreminin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE KEŞİR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Kasım 1999 yılında meydana gelen, tüm Düzce’yi ve ülkemizi yasa boğan Düzce depremini hafızalarımızda taze tutmak ve deprem sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımızı anmak için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Düzce’yi sarsan 12 Kasım depreminin üzerinden on yedi yıl geçmesine rağmen depremin izleri hâlâ yüreğimizde taze. Kasım soğuğunda, başta Kaynaşlı ilçemiz ve merkez ilçemiz olmak üzere, tüm Düzce ve ilçelerinde o anı yaşayan ailemin, tüm Düzceli hemşehrilerimin duygu, düşünce, hüzün ve acıları hâlâ yüreklerinde. Daha 17 Ağustos depreminin yaraları sarılmadan, enkazları henüz kaldırılmadan, üç ay sonra yaşanan 12 Kasım Düzce depreminde 710 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 2.679 vatandaşımız ise yaralanmıştı. Depremin gerçekleştiği otuz saniye geride kaldığında Düzceliler olarak yüzyılın felaketini yaşadık. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, yaşanan acının ve depremin yıkıcı sonucunun tüm boyutları ortaya çıktı. Düzce Afet ve Acil Durum İl Müdürlüğü verilerine göre, 1999 depreminde Düzce genelinde 16.666 konut, 3.837 iş yeri ağır hasar gördü. Bugüne kadar bolluğun, bereketin sembolü olan şehrimiz, yıkım ve kayıplarıyla uzunca bir süre âdeta derin bir sessizliğe gömüldü.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; binlerce binanın yıkımına neden olan 12 Kasım depreminin ardından il olan Düzce, güzel ülkemin en genç şehri. Şehir kimliğine kavuşmak için büyük mücadele veren Düzce, 2004 yılında 5084 sayılı teşvik yasası kapsamına alındı ve hızla büyümeye başladı.

Düzce, İstanbul ve Ankara’nın tam ortasında, organize sanayi bölgeleri, modern konut alanları, üniversitesi, tarım ve turizm yatırımları, ovası, denizi, yaylaları, şelaleleri, mağaraları, ekstrem spor alanları, tarihî kimliğiyle bereketin sembolü olan ekolojik bir kenttir. Henüz çok genç bir şehiriz ve şehircilik alanında alacağımız çok daha fazla mesafenin olduğunun farkındayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; afet zararlarının azaltılması, yapıların teknik olarak afetlere dayanıklı hâle getirilmesi ve zemine, tabiata uygun yapıların yapılmasıyla mümkündür. Pek çok alanda olduğu gibi doğal afetlerde de koruyucu, önleyici tedbirlerin maliyeti, afetlerin sonucunun maliyetinden çok daha düşüktür. Afet, olayın kedisinden çok doğurduğu sonuçlar olarak görülmektedir. Afetler can kaybı kadar bölgede meydana getirdikleri ekonomik kayıplarla da gelecek neslin yarınlarına bloke koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, tabiatla savaşan değil, iş birliği yapan bir toplum müreffeh yarınlardan da hissesini alacaktır. Bir afetle başa çıkma ve bozulan dengenin yerine konulmasında vazgeçilmez ön koşul önceden hazırlıklı olmaktır, bu tür bir birikim de ancak bir bütünlük ve iş birliği içinde yürütülebilir. Bu bağlamda, 1999 tarihi hem 17 Ağustos hem de 12 Kasım depremleriyle ülkemizin afet yönetimi stratejisi açısından bir milat olmuştur. AFAD, Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında başlatılan Ulusal Deprem Araştırmaları Programı’yla üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kamu kurumlarının depremle mücadele konusundaki projelerine destek vermeye başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Düzce depremi ve diğer doğal yıkımlar sonrasında yaşadığımız birliktelik duygusu, acılara ortak olma, zorluklar karşısında tek vücut olma bilincini 15 Temmuz gecesi de bu aziz millet tekrar göstermiştir.

Depremler ve tüm doğal afetlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Keşir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Başkanlık Divanı olarak 17 Ağustos 1999 Adapazarı ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – 17 Ağustos 1999 tarihinde Adapazarı’nda, onu takiben 12 Kasım 1999 tarihinde Düzce depreminde hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Başkanlık Divanı olarak biz de bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Adana ilinin sorunlarına ve Cumhurbaşkanının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, Adana’nın sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’e aittir.

Buyurunuz Sayın Özdiş.(CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Adana’da tarım sektöründe üretici perişan durumda. Maliyetleri sattığı ürünle karşılayamayan çiftçimiz borç batağında. İşsizlik oranında da 81 il içerisinde ilk sıralarda bulunan Adana, batık kredi ve kredi kartı borçlarında da maalesef liste başı oldu.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminden iktidar demokrasinin ne denli önemli olduğu dersini alacağına, tam tersine, bu durumu otoriter rejim kurmak için meşruiyet kaynağı olarak kullanıyor. Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanına soruyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, ne bu hırs? Niye güzelim ülkemizi kutuplaştırıyorsunuz? 78 milyonu niye kucaklamıyorsunuz? Daha ne istiyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz da önünüze engel çıkıyor? Eğitimi düzeltecek, üretimi artırıp ekonomiyi canlandıracak, yoksulluğu bitirecek projeleriniz var da sistem buna izin vermiyor mu? Bütün yetki, bütün güç elinizde, itiraz eden, söz geçirebilen tek bir kurum, tek bir güç kalmamış. Ne istiyorsunuz da yapamıyorsunuz? Başkan olursanız bugün yapamadığınız neyi yapacaksınız? (CHP sıralarından alkışlar) Elinizi tutabilecek, size engel çıkaracak tek bir kurum, tek bir kişi kalmamışken başkanlık sizin için niye bu kadar önemli? Yüz binlerce aileyi mağdur ettiniz. Derdiniz FET֒yle mücadele değil, olsaydı bugüne kadar siyasi ayağını ortaya çıkarırdınız. ABD’den FET֒yü istiyorsunuz, arkasından idam kararından bahsediyorsunuz. Hiçbir ülke anayasasında idam olan bir ülkeye kendisine sığınmış birini vermez, veremez. Bile bile milleti kandırıyorsunuz. Muhtarları kaçak sarayınıza topluyor, asıyorsunuz, kesiyorsunuz, efeleniyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Çok geçmiyor, efelendiklerinizden özür diliyorsunuz. Yapmayın, etmeyin, milleti kandırmayın. Söylemleriniz öncelikle ülke ekonomisine büyük zarar veriyor. Uluslararası endekslerde her bakımdan yerlerde sürünüyoruz. Dış dünyada itibarımız yerle yeksan olmuş durumda, ciddiye alınmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı, nasıl bir demokrasi anlayışınız var ki daha üç ay önce yüzde 86 oy alarak 1’inci olmuş bir rektör adayını atamayıp KHK’yla size yakın bir milletvekilinin kardeşini rektör olarak atıyorsunuz? Evlere şenlik gerekçeniz de maalesef çok mantıklı, “Rektör seçimleri üniversitelerde huzursuzluğa, gruplaşmalara neden oluyor.” diyorsunuz. Yani seçim yani demokrasi huzursuzluğa neden oluyormuş. E, bu mantıkla yerel seçimleri de genel seçimleri de kaldırın çünkü o ortamda da zaman zaman seçim arefesinde gruplaşıyoruz, olsun bitsin. Padişah efendimiz çok yaşa, öyle mi istiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Cumhurbaşkanım, yeter artık, dünyaya rezil oluyoruz. Seçim, demokrasidir; demokrasi, huzurdur. Ülkede, üniversitelerde huzursuzluğun, ötekileştirmenin nedeni sizin bu yönetim anlayışınız yani sizsiniz. Çekin elinizi üniversitelerin üzerinden (CHP sıralarından alkışlar) bakın o zaman nasıl birer bilim yuvası ve demokrasi kalesi oluyor üniversiteler.

Değerli milletvekilleri, ülke yangın yerine dönmüş durumda. Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönemde bu denli yönetilemez durumda olmadık. Ülkenin rejimini değiştirmek istiyorsunuz. Demokrasi tramvayından indikten sonra girilen bu yol iyi bir yol değildir, bizden söylemesi.

Genel Kurulu saygıyla sevgiye selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdiş.

Adana’nın sorunlarına girmek için zaman yeterli olmadı sanıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, AK PARTİ Hükûmetinin FET֒yle mücadele etmediğini iddia etti sayın konuşmacı, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugünkü yasama faaliyetlerimizin başındayız, isterdik ki daha başlangıçtayken gerginlikten uzak, daha soğuk akılla, daha sakinlikle sürece başlayalım.

Az önce konuşan değerli vekil Adana’nın sorunları için söz aldı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Söyledik.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Baktım, niçin söz almış?

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) - Demokrasi Adana’nın da sorunu.

BÜLENT TURAN (Devamla) - Adana’nın sorunları. İşte, çok uzun yıllar AK PARTİ’nin neden başarılı olduğunun bir cevabı da az önce kürsüdeki tavırdır. Adana için söz alacaksınız; varsa yoksa saray, Cumhurbaşkanı, onlar, bunlar. Artık bunlardan bu millet bıktı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sorun o, Adana’nın sorunu da o.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Siz, devam edin, biz şikâyetçi değiliz. Bu mantıkla, bu anlayışla on beş sene değil, yirmi beş sene daha biz buradayız inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Adana’ya bir lafınız yok, topluma bir lafınız yok. Gençlik kollarına seçimle gelmiş, il başkanı seçimle olmuş; belediye başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı… İnşallah, başkan olacak o kişi; seçimle gelmiş, seçimle gelecek.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Beyoğlu’nu niye kaybettin, Beyoğlu’nu?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Hakaret etmekten başka, nezaketsiz üsluptan başka ne ürettiniz? Oysa, vekillik aynı şekilde ağırbaşlılıktır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Barbarasoğlu yüzde 86’yı neyle aldı?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bakın, sabredemiyorsunuz bile. En ağır lafları söylüyorsunuz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yüzde 86’yı alan rektör adayı neyle aldı?

BÜLENT TURAN (Devamla) - Sayın Vekilim, ben dinledim, hiç ağzımı açmadım, en ağır lafları söylediniz, işte farkımız bu. Bunu hesap edemiyorsunuz ama siz demokratsınız, biz diktatörüz!

TACETTİN BAYIR (İzmir) – Germe, germe!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Dinlemekten acizsiniz. Hakaretten başka, nezaketsizlikten başka lafınız yok. Bu yakışmıyor. Ama, Sayın Grup Başkan Vekili, bunun size de faydası yok. Toplum bizi izliyor, daha işin başındayız. Hakaretten başka neyiniz var? Biz, o Cumhurbaşkanının yüzde 52 oyla seçilmiş olmasının altını bir daha çiziyoruz. Ona hakaret millete hakarettir.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yüzde 86 oy alan rektör…

BÜLENT TURAN (Devamla) - Ona cevabımı ayrıca vereceğim az sonra.

Peki, teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Turan, yaptığı konuşmada şahsıma da dönerek, “Bunlardan size de fayda yok Sayın Grup Başkan Vekili.” diyerek arkadaşımızın yaptığı konuşmadaki eleştiri hakkına karşı kendi verdiği cevapta grubumuza ağır sataşmalar da içeren ifadelerde bulundu. Bu konuda grubumuz adına…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyiniz.

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna dönerek hem geçmişteki seçimlerdeki başarılarından bahsedip hem de geleceğe yönelik olarak “Daha yirmi beş yıl buradayız.” gibi ifadeleri kullandığı için Sayın Bülent Turan’ı gösterdiği cesaretten dolayı kutluyorum öncelikle. Ama, geldiğimiz noktada, milletvekilimiz buraya çıktı, konuşmasını yaptı. Konuşması eleştiri sınırları içindeydi, hakaret içeren hiçbir nokta yoktu. Bugün Türkiye’yi içine sürüklediğiniz başkanlık tartışmasında birileri bir demokrasi trenine inmekten binmekten bahsediyor.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Halka soracağız, halka soracağız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi adına söylediğimiz şudur: Eğer bir demokrasi treni olsaydı o trenin lokomotifini inşa etmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi, o trende hep birlikte yolculuk yapmaktan büyük bir memnuniyet duyardı. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kapıyı kapattınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ancak, bugün partinizin ortaya koyduğu yolculuk bir saltanat kayığında yer kapma yarışıdır.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Halkın iradesine karşı mı çıkacaksınız? Sayın Özel, halk ne derse o olacak.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir saltanat kayığına binmez. Atatürk ve bu ülkenin 1923’teki kurucu iradesi bu duvara “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” derken…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Evet, doğru.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …egemenliği saraydan almış halka vermiş ve Meclise taşımıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Halktan alacağız, halktan.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bugün sizler, egemenliği Meclisten alıp saraya taşımak istemektesiniz.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Hayır, hayır…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Meclise karşı sorumluluğu olmayan bakanlar, güvenoyu almayan hükûmet…

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Halka gitmekten niye korkuyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …dörtte 1’i Meclisten, dörtte 3’ü Cumhurbaşkanının kendisine göre seçtiği bir kabineyle yöneteceği bir saltanat hükûmeti. Biz o saltanat kayığında olmayız, o saltanat kayığını yola çıkarmayız; kula kulluk etmeyiz. Kula kulluk edene yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, polemik uzasın istemiyorum ancak zabıtlara geçsin diye söyleyeceğim. Başkanlık sistemi bir sistem tartışmasıdır, buna katılan olur katılmayan olur ancak demokratik kurallar içerisinde her partinin bunu değerlendirme, bununla ilgili fikir beyan etme hakkı tabii ki vardır. Ancak, bu sistem tartışmasına üst perdeden “Bu kayıktır, buna binilir.” falan tarzı yaklaşımı doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz. Bu bir iddiadır, bu iddiayı halkımıza taşıyacağız, kararı halkımız verecek.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Tutanaklara geçmiştir.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sayın Başkanım, sevgili hatip, grup başkan vekili şahsıma sataşmış bulunuyor. Bu nedenle söz istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne dedim?

BAŞKAN – Hangi cümleyle şahsınıza sataştı Sayın Özdiş?

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Efendim şunu söyledi: Adana sorunlarını anlatmak için çıktığımda “Nezaketsiz konuştu.” diye, böyle bir ifade kullandı.

AHMET SAMİ CEYLAN (Çorum) – Doğru söyledi, anlatmadın ki Adana’yı.

BAŞKAN – Sayın Özdiş, şimdi, bakınız, Sayın Turan’ın konuşması üzerine Sayın Özel…

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Efendim, “Hatibin durumuna bakınca partisinin neden bu hâlde olduğu görülüyor.” lafı sataşma değil mi? Şahsıma hakaret değil midir efendim?

BAŞKAN – Hayır efendim, hayır.

Bakınız, Sayın Turan’ın cümlelerini İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi çerçevesinde gayet geniş bir şekilde değerlendirdim ve Sayın Özgür Özel’in talebi üzerine Sayın Özel’e söz verdim.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Sanırım atladınız efendim, iyi takip edemediniz.

BAŞKAN – Sayın Özel, size yönelik olarak Sayın Turan’ın iddia etmiş olduğu hususlara da cevap verdi.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Efendim, o partimizin geneline bir…

BAŞKAN – Dolayısıyla da sizin bu gerekçeniz ortadan kalktı.

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Benim şahsıma bir hareket oldu efendim, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Özdiş, teşekkür ederim efendim.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre yapılan gündem dışı konuşmalar sona ermiştir.

Şimdi, sisteme girmek suretiyle söz talep eden sayın milletvekillerine sırayla söz vereceğim.

Söz verme işlemini başlatıyorum.

Sayın Tuncer…

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Amasya Milletvekili Mustafa Tuncer’in, AKP’nin seçim meydanlarında taşeron işçilere kadro verileceğini taahhüt etmesine rağmen bu konuda herhangi bir çalışmasının bulunmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, 7 Haziran 2015 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi, seçim vaatleri kapsamında taşeron işçilerine kadro vereceğini ve taşeron firmaları aradan çekeceğini açıklamış, işçi ve emekçi tarafından kabul gören bu öneri, 1 Kasım seçimleri öncesi AKP tarafından partimizden izin alınmaksızın kopyalanmış ve seçim meydanlarında, taşeron işçilere kadro verileceği taahhüt edilmiştir. Ancak, aradan bir yıl geçmesine rağmen taşeron işçiye kadroyla ilgili hiçbir çalışma bulunmamaktadır. Acaba bu taahhüdünüzden vazgeçtiniz mi; yoksa, sizden olmayan işçileri işten çıkarıp sonrasında sadece kendi yandaşlarınıza mı kadro vereceksiniz?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Cumhuriyet Halk Partisinin, işçi, köylü, esnaf, emekli, engelli ve çiftçilerin sorunlarının takipçisi olmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Emekçiler için “4/B”, “4/C” ve “taşeron” ifadeleri sorunların adı durumuna gelmiştir. Hükûmet işçi, çiftçi, esnaf sorunlarında sözler vermekte ancak uygulamada sorunları çözülmemektedir. Taşeronlara Başbakan Davutoğlu’ndan üç ay sözü verilmesinden sonra üçe katlanan sürede hâlâ taşeron sorunu çözümlenmemiştir. Taşerona kadronun ne zaman olacağı kesin tarih verilerek açıklanmalıdır.

Ayrıca, eşit işe eşit haklar bir an önce verilmelidir. İş güvenliğinden, sendika hakkından, düzenli ücretten mahrum kesimlerin mağduriyeti artık sonlandırılmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi emek büroları emekçilerin sorunlarının çözümleri için illerde çalışmalarını sürdürmektedir. Emek en yüce değerdir. Cumhuriyet Halk Partisi işçi, köylü, esnaf, emekli, engelli ve çiftçilerimizin sorunlarında yanlarındadır ve bu sorunların takipçisi olmaya devam edecektir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

3.- İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel’in, işsizliğin istikrarlı bir şekilde arttığına ve bu ülkenin gençlerinin derdinin başkanlık değil ekmek kavgası olduğuna ilişkin açıklaması

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP on dört yıllık iktidarını yeni bir rekorla taçlandırdı: İşsizlik istikrarlı bir şekilde artıyor. Resmî verilere göre 2016 Ağustos döneminde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 435 bin kişi artarak 3 milyon 493 bin kişiye ulaştı. İş bulma ümidini kaybeden vatandaşları da eklediğimiz zaman gerçek işsiz sayısı 6 milyon, işsiz oranı ise yüzde 19,9 ama en acısı, 3 gencimizden 1’i ne okula gidiyor ne de işe gidiyor.

Bir başkanlık tutturdunuz, tüm ülkenin geleceğini tek bir kişinin hırsına feda ediyorsunuz, tüm uyarılarımıza kulak tıkıyorsunuz, “başkanlık da başkanlık” diyorsunuz, vatandaşın çektiği çileyi görmek istemiyorsunuz. Gençlerin “iş arıyorum” çığlıklarına kulak verin. Sırça köşklerinizde oturuyorsunuz. Genciyle, kadınıyla bu ülkenin gençlerinin derdi başkanlık değil, ekmek kavgasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Cahit Özkan…

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Çameli ilçesine yapılan hizmetler için Hükûmete ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’ye teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çameli, Toros Dağlarının zirvesinde, yüzde 73’ü çam ormanı olan, bol oksijeniyle astım hastalarına şifa dağıtan Denizli’nin en güneydeki ilçesidir. Çameli, tarımsal ürünleriyle tam bir küçük Türkiye’dir. Dalaman Çayı’nın serin sularında yetişen alabalığı, Amasya’nın elması, lezzetli fasulyesi, İç Anadolu’nun patatesi, Karadeniz’in fındığı ve kendisine has ceviziyle meşhurdur.

77 milyon bedelle ihale edilen, zor coğrafi koşullar altında devam eden Çameli-Denizli yolu Çamelili hemşehrilerimizin en büyük rüyasıdır. Yaklaşık 400 personelle gece gündüz devam eden çalışmaları Ekonomi Bakanımız Sayın Nihat Zeybekci’yle yerinde izledik. Sıcak asfaltı 2017 başında tamamlanacak olan yol Çameli-Denizli yolunu iki saatten bir saate indirecek ve Fethiye-Denizli yolunun en kısa güzergâhı hâline gelecek.

Denizli yolu ile yapımı tamamlanan Denizli Devlet Hastanesini ilçemize kazandıran Hükûmetimize ve Ekonomi Bakanımız Sayın Nihat Zeybekci’ye teşekkür eder, Çamelili hemşehrilerimize…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan Hürriyet…

5.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, tam bir gıda terörüyle karşı karşıya olunduğuna ve gıda mühendisi atamalarının yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ağustos ayı içinde Tekirdağ’da gıda zehirlenmesinden kurtuldukları için şükür yemeği veren 25 vatandaş, Kütahya’da polis eğitim merkezinde 70 polis, Samsunsporlu 9 futbolcu gıda zehirlenmesinden yakın zamanda hastanelik olmuştu. Ekim ayında 6 yaşındaki küçük bir çocuk gıda zehirlenmesinden hayatını kaybetti. Kasım ayında 182 kişi gıda zehirlenmesi yaşadı. Tam bir gıda terörüyle karşı karşıya olduğumuz ortadadır. Diğer yandan, gıda mühendislerinin yaptığı işi başka meslek grupları yaptığında işte böyle üzücü olaylar karşımıza çıkmaktadır. Ekmeğin içinden çıkan fare ve böcek hafızalarımızda iken israfı önleme, halk sağlığı ve güvenilir gıda için, atama bekleyen binlerce genç gıda mühendisi kardeşimizin taleplerine duyarlı olalım.

600 bin gıda işletmesi olan ülkemizde 1.500 gıda mühendisinin ataması yetersizdir diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erkan Aydın...

6.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, işsizlik oranının arttığına ve Hükûmetin bu konuda ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçen hafta hem Genel Kurulda hem de Plan ve Bütçe Komisyonunda dile getirdiğim, ekonomiye yönelik endişelerim maalesef daha da derinleşiyor. Dün işsizlik verileri açıklandı, sonuç rekor seviye. İşsizlik, temmuz, ağustos ve eylül aylarını kapsayan ağustos döneminde yüzde 11,3’e yükseldi. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılı ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 435 bin kişi artarak 3 milyon 493 bin kişi oldu. İşsizlik oranı da 1,2 puanlık artışla yüzde 10,1’den 11,3’e çıktı. Hükûmet ise Türkiye’nin gerçeklerini unuttu, sadece başkanlık sistemiyle uğraşıyor. Şimdi Hükûmet edenlere soruyorum: Binlerce kişi, binlerce genç işsiz, aşsız, bunun için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Altaca Kayışoğlu..

7.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, Osmangazi Köprüsü’nden geçişlerde uygulanan uydurma tarifelere bir an önce son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Osmangazi Köprüsü’nden geçenler her gün yeni uygulamalarla tanışıyorlar. Giderken ayrı, dönerken ayrı ödenen ücretler, bir de öndeki araca çok yaklaşırsan 2 kat ödeme, aracın yükü fazlaysa uzun araç muamelesine tabii oluyor ve daha fazla ödemeler yapılıyor ve bunlarla karşılaşan yurttaşlarımızın kafası iyice karışmış durumda. Müteahhit kazansın diye uydurma tarifelerle sinekten yağ çıkarma çabaları artık halk arasında köprünün adını Deli Dumrul köprüsü olarak tescillemiştir.

Yurttaşlarımızı çileden çıkaran bu uydurma tarifelere bir an önce son verilsin diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Köseoğlu...

8.- Trabzon Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu’nun, şehit olan Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; cumartesi günü cenaze merasimine katıldığımız şehidimiz, hemşehrimiz, Mardin Derik Kaymakamımız Muhammed Fatih Safitürk’e Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Tek suçu vatanına, milletine hizmet aşkı olan bu vatan evladı en yakınında çalışan hainlerce çalışma masasına yerleştirilen düzenekle şehit edilmiştir.

Adi ve kahpece yöntemlerle bu asil milletin evlatlarına pusu kuranlar bilsinler ki dört bir yanları bu vatana hizmet için ömrünü adayan Muhammedler, Fatihler, Safitürklerle doludur. Yıkmaya çalışanlara karşı yapmaya, ayırmaya çalışanlara karşı birleştirmeye, bölmeye çalışanlara karşı toparlanmaya adanmış ömürleri ölümle durduramazsınız. Babasının cenazesini yıkadığı ve namazını kıldırdığı, eşinin sevgiyle, metanetle, gururla uğurladığı bir şehidi öldüremezsiniz. Ölümü öldürenleri öldüremezsiniz, başaramayacaksınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın İbrahim Aydemir…

9.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Erzurum’un Aşkale ilçesinin son on dört yılda kaydedilen sosyal ve ekonomik gelişmelerle marka ilçe konsepti olarak adlandırılan bir sürece girdiğine ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Teşekkür ederim Başkanım.

Erzurum’un ruhunu tefsir, manasını tescil ve temsil eden bir ufuk ilçesi Aşkale, son on dört yılda kaydedilen sosyal ve ekonomik gelişmelerle marka ilçe konsepti olarak adlandırdığımız bir sürece girmiştir. Beşeri sermayesiyle Erzurum’un kaydettiği manevi ve maddi sinerjinin şekillenmesinde bir aktifi ifade eden bu ilçemiz ekonomik değer ve potansiyelleriyle katma değer üretecek imkân ve fırsatların da adresi olma yolundadır.

Hükûmetimizin 2017 hedefinde belirlediği 2’nci hamle ve teşvik dönemi içinde tarım sektörü öncelikli yatırımların şekillenmesini beklediğimiz Aşkale Erzurum’un kalkınma bereketinin de membası olacaktır. İlin batıya açılan bu tarihî kapısı kentin ekonomik performansı en yüksek 10 il arasına girme hedefinde de öncü ilçeler arasında yer alacak, kamunun yanı sıra sahip olduğu özel sektör tecrübe ve birikimi, ortaya koyduğu kalkınma enerjisiyle ülkenin marka ilçeleri arasına katılacaktır. Bu hâle vesile olan Hükûmetimize minnettarız.

BAŞKAN – Sayın Kazım Arslan…

10.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmak istenmesinin nedenini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Başbakana soruyorum: Başbakan “Atatürk Kültür Merkezini kaldıralım. Ne özelliği var?” diyerek talihsiz bir açıklama yapmıştır. “Binayı kaldırıp geçmişimizi geleceğe taşıyan bir bina yapalım.” demiştir. Kaldı ki Atatürk Kültür Merkezinin değerini koruma kurulu tescil ederek ortaya koymuştur. Ayrıca, mimarlar, bilim insanları ve uzmanlar AKM’nin değerini bilimsel verilerle tespit etmiştir. AKM için daha önce verilen yıkım kararı yargı kararıyla durdurulmuştur. Restorasyon projesi hazır olan, cumhuriyet dönemimizin kültür varlığı olan, geçmişimizi bugüne taşıyan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini taşıyan bu eseri neden yıkmak istiyorsunuz? Bu güzelim eseri restore ederek kullanmak yerine AVM mi yapmak istiyorsunuz yoksa Atatürk ismini taşıyan eserlere alerjiniz mi var?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

11.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, kirli şirketlere Meclisin onarımını yaptırmayı onuruna yakıştıramadığına ve bunun bir an önce iptal edilmesini beklediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, “Milletin Meclisini millet yapar.” diyerek FET֒cülerin bombaladığı Meclisi FET֒cü müteahhitlere yaptırmaktan utanmıyor mu bu Meclis Başkanlığı?

Biliyorsunuz, 24 Ağustosta bir anlaşma imzalandı ve 32 tane şirkete Meclisin tamiratı, tadilatı işi verildi. Bunların içerisinde 10 işçinin katledildiği Mecidiyeköy’deki Torunlar İnşaatın sahibi de var. “DKY inşaat” dediğimiz 1 ortağı Amerikalı olan ve 6 ortağı da FET֒den dolayı tutuklanan grup da var. Bunların içerisinde Zekeriya Öz’ü Dubai’ye tatile gönderen Ağaoğlu İnşaatın sahibi Ağaoğlu da var.

Bu kirli şirketlere bu Meclisin onarımını yaptırmayı ben gururuma, onuruma yakıştıramıyorum ve bunun bir an önce iptal edilmesini bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

12.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, ekonomide pembe tablo çizenlerin halkı yanıltmaya devam ettiğine ve intiharların temelinde çoğunlukla ekonomik sıkıntılar olduğuna ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ekonomide pembe tablo çizenler, halkı yanıltmaya devam ediyor. Esnaf dertli, siftah yapmadan dükkân kapatan esnafımız… Samsun'un en işlek caddelerinde sık sık kepenk kapatıldığını görüyoruz. Geçmişte “hava parası” adı altında dükkân bulunmazken kiralık ilanlarına bakan yok.

Son aylarda Samsun'da yaşanan intiharlar dikkat çekicidir. Bu insanlar niçin yaşamlarına son veriyorlar? Fırıncısı, çiftçisi, bakkalı, manavı, işçisi, memuru, emeklisi intihar ediyorsa bir sebebi olmalı. Basından verilen bilgilere göre intiharların çoğunluğunun temelinde ekonomik sıkıntılar olduğu anlaşılmakta. Ekonomik olarak borç batağına saplanmış, ödeme imkânı kalmamış yurttaşlarımız çaresizlikle intihar etmektedirler. Borcu katlamalı borçla kapatmalar devam ediyor. Bir yıl önce faizler yüzde 0,80-0,90 aralığında iken faizler bir yıl içerisinde yüzde yüz artarak ortalama 1,60’lara dayandı.

AKP, halkımızı tekelci tefeciye soydurmakta. Kabaca olaylara bakıldığında, kredi kartı borçlarını veya bankalardan aldıkları kredileri ödeyemeyen, umutsuzluğa düşen vatandaşlarımız intihar yolunu seçmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Vecdi Gündoğdu…

13.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, “sakin şehir” unvanı olan Kırklareli’nin Vize ilçesinde tarım ve orman arazisi vasfındaki bir bölgenin enerji üretim alanı olarak ilan edilmesinde hangi bilimsel kriterlerin esas alındığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sorum Çevre Bakanına: Enerji Bakanlığının talebi doğrultusunda, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca onaylanan plan değişiklikleriyle ilgili Kırklareli bölgemizin çevresel düzeyde en hassas bölgeleri enerji üretim alanı olarak düzenlenmiştir. Kırklareli’nin doğusunda tarihî ve doğal güzellikleriyle ön plana çıkan “Cittaslow” denilen “sakin şehir” unvanıyla Türkiye’nin 10 ilçesinden birisi olan Vize ilçemizin sınırları içerisindeki tarım ve orman arazisi vasfındaki bir bölgenin enerji üretim alanı olarak ilan edilmesi ve termik santral yapılmasının önünün açılması hangi bilimsel kriterlere göre yapılmıştır?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sibel Özdemir…

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Boğaziçi Üniversitesinde rektör atamasındaki antidemokratik uygulamanın otoriter bir rejimle yönetildiğimizin tescili olduğuna ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, “Kardeşim Gül Cumhurbaşkanı.”, “Kardeşim Davutoğlu Başbakan.” Olmadı… “Kardeşim Yıldırım Başbakan.” ve son olarak Boğaziçi Üniversitesi rektör seçimlerinde yüzde 86 oy alan Barbarosoğlu olmaz, “Kardeşim Özkan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü.” Bu antidemokratik uygulama ve üniversite akademisyenlerinin iradesini tanımayan eylem karşısında Sayın Profesör Barbarosoğlu istifa etti. Rektör atamalarından sonra seçimle gelen bir Cumhurbaşkanının da meşruiyetinin ve temsiliyetinin tartışılmasının önü açılmıştır. Rektör belirlemedeki bu uygulamayla ve yüzde 86 oy alan adayı yok sayan otoriter bir rejimle yönetildiğimiz tescillenmiştir. En düşük oy alan adayı atamaktan hiç aday olmayanı atama dönemindeyiz. İşte tam dikta rejimi ve başkanlık sistemi. “Rejim değişmiyor.” diyenlere cevabımızdır. Her şey çok açık değil mi?

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

15.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli Üniversitesinde yıllardır yardımcı doçent kadrosu bekleyen araştırma görevlilerinin işten çıkarılmasına ve bu hukuksuz işlemin derhâl geri alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kocaeli Üniversitesi yıllardır yardımcı doçent kadrosu bekleyen 19 araştırma görevlisini 15 Kasım itibarıyla işten çıkarmıştır. Üç hafta önce bu akademisyenlerle ilgili fakülte dekanları ve bölüm başkanlıklarından görüş yazısı istenmiştir. Tüm görüş yazıları olumludur. Buna rağmen bu hocalarımızın işten çıkarılmasını anlayabilmek mümkün değildir. Birçok üniversitede aynı durumda olan araştırma görevlisi 33/A kadrosuna atanırken Kocaeli Üniversitesinin bu akademisyenleri işten atması sadece fırsatçılıkla açıklanabilir. Kocaeli Üniversitesi hiçbir yasal dayanağı olmayan hukuksuz işlemlerini derhâl geri almalı ve söz konusu 19 akademisyenin atamasını yapmalıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

Sayın milletvekillerinin birer dakikalık konuşmaları sona ermiştir.

Şimdi, sayın grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Erkan Akçay, buyurunuz.

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çiftçilerin borçlarının arttığına ve bu durumun Türk tarımının geleceğini tehdit ettiğine, makro verilerin her geçen gün kötüleştiğine ve ekonominin ciddi şekilde alarm verdiğine, işsizlik oranının arttığına ve işsizlik sorununun toplumsal huzuru ve istikrarı da tehdit ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eylül ayı verilerine göre ülkemizde tarım kredilerinin toplam tutarı 65 milyar liraya ulaşmıştır. 2002’de bu rakam 5 milyar liraydı. Buna göre çiftçilerimizin kredi borçlarında 13 kattan fazla bir artış gerçekleşmiştir. Aynı dönemler itibarıyla takipteki tarım kredileri 174 milyon liradan 1 milyar 700 milyon liraya yükselmiştir. Bu borçluluk hâli Türkiye’de tarım sektörünün geleceğini tehdit etmektedir. Tarım stratejik bir sektördür. Türk tarımının ayakta kalması için özellikle çiftçilerimizin borçluluğuna acil çözümler üretilmesi gerekmektedir.

Ekonomik sorunlara yaklaşımı “teğet geçme” kavramı üzerinden şekillenen iktidarın ekonomiye gözleri ve kulakları açık değildir. Makro veriler her geçen gün kötüleşirken ekonomi ciddi alarm vermektedir. Borçluluk kontrol edilebilir sınırları aşmaktadır. Özellikle sanayinin borç yükü 450 milyar lirayı aşmış durumda. Bu borçların üçte 1’ini döviz borcu oluştururken yatırımlar için maalesef kaynak yaratılamamaktadır. Bu ortamda ekonomiye güven de azalıyor. Ekonomik Güven Endeksi bir önceki aya göre yüzde 8 azalarak yüzde 80’e gerilemiştir. Öte yandan Türk lirasındaki değer kaybı ve parasal gevşemenin devam edeceği de anlaşılmaktadır. Ekonomide tehlike çanları çalarken bu sorunların gündemin sıcak siyasi tartışmalarına kurban edilmemesi için Hükûmet tarafından gerekli özenin gösterilmesi ve çalışmaların yapılması gerekir.

TÜİK’in ağustos ayına ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay, mikrofonunuzu açıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …işsizlik oranı, yeni bir rekorla, yüzde 11,3, işsiz sayısı 3 milyon 493 bin olarak açıklandı. Böylece on dört yıllık AKP döneminde işsiz sayısındaki artış oranı yüzde 41,7’ye ulaşmıştır. Konunun vahim tarafı, TÜİK’in açıkladığı bu rakamlar ülkemizdeki gerçek işsizliği sunmaktan uzaktır. Gerçek işsizlik resmî işsizler, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, mevsimlik işçiler ve ücretsiz aile işçilerini de dâhil ederek bulunur. Buna göre, işsiz sayısı 9 milyon 505 bin kişidir, gerçek işsizlik oranıysa yüzde 30’u aşmaktadır. İşsizlik rakamları Türkiye ekonomisinin en hassas tarafı olmaya devam ediyor. İşsizlik sorunu aynı zamanda toplumsal huzuru ve istikrarı tehdit etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Sayın Özgür Özel.

17.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, gazeteciler Erdem Gül, Can Dündar ve İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun yargılandıkları MİT tırları haberi davasında yargılananın gazetecilik mesleği olduğuna ve bir grup CHP milletvekilinin destek için Çağlayan Adliyesinde bulunduğuna, Trabzon Valisinin Başbakanın Trabzon programına eşlik etme görevi sırasında programın siyasi kısmına da katılmasının devlet geleneklerini sarstığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Gazeteciler Erdem Gül, Can Dündar ile Milletvekilimiz Enis Berberoğlu’nun yargılandıkları MİT tırları haberi davası bugün devam ediyor. Şu çok iyi bilinmelidir ki, bugün davada yargılanan gazetecilik mesleğinin ta kendisidir. Bugün hem değerli gazetecilerimize hem de Milletvekilimiz Sayın Enis Berberoğlu’na destek ve dayanışma için 40 civarındaki milletvekilimiz onların yanlarında, Genel Başkan Yardımcılarımız İstanbul Çağlayan Adliyesinde davayı takip ediyorlar. Yargının zapturapt altına alındığı, gazetecilerin tutuklandığı, haberlerine davaların açıldığı bir ortamda, milletvekillerimize, muhalefete yönelik baskılarla âdeta gözdağı verildiği apaçık ortadadır.

Bugün bir kez daha, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Parlamentoda susmayacağımızı, korkmayacağımızı ve bu ortamda asla yılmayacağımızı, muhalefet görevini yerine getireceğimizi tekrarlıyoruz.

Sayın Başkanım, geçtiğimiz günlerde, Trabzon Valisi Yücel Yavuz’un Sayın Başbakanın Trabzon programına eşlik etme görevi sırasında programın siyasi kısmına da katılması ve… Otobüsün üzerinde Sayın Başbakan, Başbakan sıfatının dışında, muhalefet partisi liderlerine karşı aşırı polemikçi, hakaretamiz bir dille konuşurken otobüsün üzerinde yer alan, Başbakanın konuşmalarını hararetle alkışlayan, Başbakanın muhalefet partilerine, muhalefet partisinin liderine, ana muhalefet partisi liderine eleştirilerini vücut diliyle tasdik eden ve şiddetle, alkışla destekleyen bir vali yaptığı açıklamada kendisinin görevinin o otobüsün üstünde olduğunu söylemektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminde, maalesef, devletin çivisi çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Elbette valilerin bakanlara, Başbakana, Cumhurbaşkanına refakat görevleri, ildeki resmî törenlerde ya da toplantılarda onların görev alanlarıyla ilgili onları ilde temsil görevleri bulunmaktadır. Ancak bir Başbakan bir ilde Başbakanlık otobüsünün üstüne çıkıp, yanına da valiyi alıp son derece siyasi, hakaretlerle ve polemiklerle dolu bir konuşma yaptığında onun yanında bulunması gereken kişi il başkanı olabilir, her birisi siyasi kişilikler olan bakanlar olabilir ama asla devletin valisinin yeri orası değildir. Burada, Başbakana refakat ederken böyle bir konuşma sırasında hiç değilse meydanın arka tarafında, platformun gerisinde bulunması gereken vali devlet geleneklerini sarsmış, vicdanları yaralamış, yaptığı savunmayla da içinde bulunduğumuz korkunç durumu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Yüce Meclisin takdirlerine arz ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Bülent Turan…

18.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 33’üncü yıl dönümüne ve 16 Kasım Ahmet Kaya’nın ölümünün 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlık yıl dönümünün 33’üncü yılıydı. Bizim Kıbrıs’la bağımız 1571’de Kıbrıs’ın fethiyle ya da 1974’te Barış Harekâtı’yla başlamamıştır. Peygamber Efendimiz’in rüyası, Hazreti Osman’ın emriyle, Hala Sultan’ın Kıbrıs’taki şehadetiyle başlamıştır. Sevincimizin, acımızın, hüznümüzün bir olduğu Kuzey Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve cumhuriyet ilanının yıl dönümünü bir kez daha kutluyorum. Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık iradesinin de kalıcı bir çözüm doğuracağını ümit ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ayrıca bugün değerli sanatçılarımızdan Ahmet Kaya’nın ölüm yıl dönümü. Ahmet Kaya Kürtçe klip çekeceğini ifade ettiği için medya ve siyaset dünyası tarafından linç edilmişti. Fotomontajlı görsellerle dönemin bazı gazeteleri tarafından itibar suikastine uğratılmıştı. Kaya, Türkiye'yi terk ederek yurt dışında yaşamaya mecbur edildi. Ancak, ne mutlu ki Kaya’nın bu sözlerinden sonra yirmi dört saat aynı şekilde Kürtçe yayın yapan kanallar kurma imkânı bulundu. Kürtçe kabus olmaktan, tabu olmaktan çıktı. Bu duygularla Ahmet Kaya’ya da Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2015 yılı harcamalarına ait dış denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi vardır. Okutup bilgilerinize sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nun 37’nci maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 69’uncu maddesi kapsamında düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2015 Yılı Harcamalarına İlişkin Dış Denetim Raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin tezkeresi (3/856)

15/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununun 37'nci maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 69'uncu maddesi kapsamında düzenlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2015 yılı harcamalarına ilişkin Dış Denetim Raporları Başkanlık Divanının 11 Ekim 2016 tarihli toplantısında üst yöneticilerin cevapları da dikkate alınarak görüşülmüş ve ekteki inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir.

Bilgilerine sunulur.

                                                                              İsmail Kahraman

                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                     Başkanı

Ek: TBMM ve Sayıştayın 2015 yılına ilişkin

Dış Denetim Raporlarının İnceleme Sonuçları (5 sayfa)

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2015 Yılı Dış Denetim Raporları İnceleme Sonuçları

I- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dış Denetim Raporu

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2015 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere görevlendirilen Sayıştay uzman denetçileri tarafından düzenlenen 20/09/2016 tarihli TBMM Dış Denetim Raporunda; 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’yla tahsis edilen ödeneklerin, harcama birimleri tarafından kullanımı sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, hazırlanan mali tablolarının doğruluğu, denkliği ve güvenilirliği hususlarının incelendiği belirtilmiştir.

Yapılan inceleme sırasında; Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı idari birimler için bütçe kanunuyla tahsis edilen ödeneklerin harcama birimleri tarafından kullanılması sırasında düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, 2015 yılına ait cetvel ve tablolarda gösterilen gider rakamlarının; doğru ve denk olarak kaydedilip kaydedilmediği, toplamlarının doğru, denk ve tutarlı olup olmadıkları ve hesapların birbirleriyle mutabık bulunup bulunmadıkları hususlarına bakılmıştır.

Bütçede tahminî olarak yer alan kullanılabilir ödenek rakamlarıyla kesin hesap sonuç rakamları karşılaştırılmak suretiyle gerçekleşme oranları ve uygunluk durumları, programa alınan yatırımların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmış, cetvellerdeki rakamların dayandıkları sarf belgelerinin ilgili mevzuatına uygunluğu örnekleme yoluyla denetlenmiştir.

Raporda özetle;

TBMM Başkanlığının 2015 yılı başlangıç ödeneğinin 763.216.000 TL olup yıl içinde yapılan aktarmalar ve eklemelerle birlikte bu tutarın 800.466.948,01 TL’ye ulaştığı ve 31/12/2015 tarihi itibarıyla da bu ödeneğin 725.757.040,25 TL'sinin, başka bir deyişle yüzde 90,7'sinin harcanarak yüzde 9,3'ünün iptal edildiği belirtilmiştir.

Raporda ekonomik sınıflandırmaya göre harcamalar dikkate alınarak; personel için ayrılan ödeneğin yüzde 92,3 oranında kullanıldığı, Sosyal Güvenlik Kurumu prim giderlerine ayrılan ödeneğin yüzde 88,0 oranında kullanıldığı, cari transferler ödeneğinin yüzde 98,8 oranında kullanıldığı, mal ve hizmet alımlarına tahsis edilen ödeneğin yüzde 88 oranında kullanıldığı, sermaye giderlerine ayrılan ödeneğin yüzde 64,8 oranında kullanıldığı, sermaye transferlerine ayrılan ödeneğin yüzde 100 oranında kullanıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca;

TBMM Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığınca arşivlenen ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişleri tutarlarıyla bunların kaydedildiği ilgili hesaplardaki tutarların mutabık olduğu,

Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,

Genel Sekreterin üst yönetici olarak, 5018 sayılı Kanun’da öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi ve bütçeyle verilen ödeneğin etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla, idari teşkilatın eylem ve işlemlerinin mevzuata uygun olarak düzenlenmesine, kurumun amaç ve politikaları çerçevesinde belirlenen stratejik plan dâhilinde işlemlerin yürütülmesine özen gösterdiği,

Harcama birimleri ile Strateji Geliştirme Başkanı ve diğer personelin, mali işlemlerin yürütülmesinde ve buna ilişkin harcama belgelerinin düzenlenmesinde, ilgili mevzuatta öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde işlem yaptıkları ifade edilmiştir.

Harcama belgelerinin incelenmesi neticesinde;

Fotokopi makinesi toner alımlarında; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/a maddesi kapsamında "Ankara'daki tek yetkili firmadan" satın alma işleminin yapıldığı belirtilerek, Türkiye çapında söz konusu markaya ait 40 civarında bayi olduğu ve bu bayilerden de teklif alındıktan sonra ekonomik fiyatın esas alınarak alım yapılmasının,

Elektromekanik kapı kilitleri ve elektronik geçiş kontrol sistemlerinin, piyasa fiyat araştırmasına göre en ekonomik fiyat teklifini veren firma üzerinden alım yapılmasının,

Doğrudan temin yöntemiyle yapılan mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde, işin tesliminin belirli bir süreyi gerektirmesi durumunda alımın bir sözleşmeye bağlanmasının,

Dolmabahçe Sarayı’nda kullanılacak olan "Zırhlı Güvenlik Kabininin" Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Sorumluluğundaki Tarihi Bina ve Objelerin Onarımları ve Restorasyonları ile Çevre Düzenlemesine İlişkin Mal ve Hizmet Alımları Yönetmeliği kapsamında satın alındığı belirtilerek, bu tip alımların 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre yapılmasının,

uygun olacağı ifade edilmiştir.

Bu çerçevede, dış denetçilerin denetim bulguları ve önerileri dikkate alınarak düzenlenen Üst Yönetici Cevabında;

Rapora konu olan toner markasının Türkiye distribütörü tarafından satın almaların yapıldığı firmaya "...her türlü teknik hizmet, tedarik ve satış işlemlerinde Ankara ili ve ilçelerinde tek yetkili firma" yetkisinin verilmiş olması ve bu yetkiye sahip bayilerin "en iyi fiyat esasına göre" faaliyet göstermeleri, ayrıca satış sonrası her türlü teknik destek hizmetlerinin de bu yetkiye sahip firma tarafından verilmesi gibi sebepler çerçevesinde satın almanın "Ankara'daki tek yetkili firmadan" yapıldığı,

Raporda bahsi geçen "Elektromekanik Kapı Kilitleri ve Elektronik Geçiş Kontrol Sistemleri Alımı" işinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/d maddesine istinaden doğrudan temin kapsamında gerçekleştirildiği, ekonomik yönden en avantajlı teklifi veren firmanın teklif ettiği ürünlerin demosu neticesinde firmanın sunduğu ürün ve sistemin "teknik şartnameye uygun olmadığı ve Kurumun ihtiyaçlarını karşılamadığı" anlaşıldığından, bahse konu alımın ekonomik açıdan en uygun ikinci teklifi veren istekliden yapıldığı,

Doğrudan temin yöntemiyle belirli bir süre gerektiren mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinde sözleşme yapılması hususuna eksiksiz olarak riayet edileceği,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Sorumluluğundaki Tarihi Bina ve Objelerin Onarımları ve Restorasyonları ile Çevre Düzenlenmesine İlişkin Bina ve Hizmet Alımları Yönetmeliğinin "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1 ve 2’nci maddelerinde genel olarak "Tarihi Bina ve Objelerin Korunması amacıyla gerekli olan mal ve hizmetlerin alımının bu yönetmelik kapsamında değerlendirildiği" belirtilmiş olup tarihî bina ve objelerin fiilî saldırılara karşı korunmasına yönelik olarak satın alması yapılan güvenlik kulübesinin de bu kapsamda değerlendirildiği ifade edilmiş ve Dış Denetim Raporu’nda yer alan öneriler kapsamında gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.

II– Sayıştay Dış Denetim Raporu

Sayıştay Başkanlığının 2015 mali yılı hesaplarının dış denetimini yapmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca görevlendirilen İçişleri Bakanlığı mülkiye başmüfettişleri tarafından düzenlenen 13/07/2016 tarihli Dış Denetim Raporu’nda 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’yla tahsis edilen ödenekler kapsamında yapılan harcamalar ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak bu ödeneklerin kullanımı sırasında “Düzenlenen harcama belgelerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığı, kamu kaynaklarının ekonomik, etkili ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı, yapılan harcamaları gösteren mali tablolarının güvenilirliği ve doğruluğu" hususlarının incelendiği belirtilmiştir.

Raporda özetle;

Sayıştay Başkanlığına 2015 yılı bütçesinde 186.372.500 TL ödenek tahsis edildiği, bu ödeneğin 175.099.415,99 TL'Iik kısmının harcandığı, söz konusu bütçe ödenekleri ve harcama rakamları oransal olarak karşılaştırıldığında ise 2014 yılında tahsis edilen bütçe ödeneğinin yüzde 86,13'ünün, 2015 yılında ise yüzde 93,95'inin harcandığı belirtilmiştir.

Ayrıca;

Kurumun ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişlerine dayalı olarak tahakkuk ettirdiği ödemeleri ile banka hesap özetlerinin mutabık olduğu,

Kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru ve denk olduğu, ödenek üstü harcama yapılmadığı,

Sayıştay Başkanının üst yönetici olarak, bütçeyle verilen kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını temin edecek mali tedbirlerin alınmasında, 5018 sayılı Kanun’da öngörülen mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesinde, görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinde üstün gayret gösterdiği,

Harcama yetkilisi, gerçekleştirme görevlisi, mali hizmetler birim yöneticisi ve muhasebe yetkilisinin, mali mevzuatın uygulanmasında ve gerekli tedbirlerin alınmasında azami çaba sarfettikleri,

İdarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yürütüldüğü ifade edilmiştir.

Harcama belgelerinin incelenmesinde ise;

Bazı malzemelerin satın alım sürecinde, makamdan alınan "talep onaylarında" alınacak malzemelerin nerede kullanılacağının ayrıntılı olarak yazılmadığı, ayrıca, ihtiyaç duyulan malzeme miktarının yaklaşık maliyette belirtilen miktarı aşmamasına özen gösterilmesinin gerektiği,

Bazı satın alımlarda malzeme miktarının değişmesine rağmen, yaklaşık maliyet oluşturulmasına yönelik olarak firmalara gönderilen teklif mektuplarında malzeme miktarında değişiklik yapılmadığı,

Yabancı dil kursları için yapılan ödemelerin tamamında, kurslara katılacak personele ilişkin yetkili makamdan alınan onayın ödeme emri belgeleri ekinde yer almadığı,

Yerinde denetim amacıyla memuriyet mahalli dışında görevlendirilen meslek mensuplarına, yol masrafı olarak her gün için müstahak oldukları gündelik tutarlarını aşan miktarlarda taksi ücreti ödendiği ve bazı beyannamelerde taksi ücretinin yüksek miktarlara ulaştığı,

6245 sayılı Kanun’a göre yapılan yurt içi geçici görev yolluğu ödemelerinin bazılarında hamal bulunmayan mahallerde yüksek miktarlarda hamal ücretinin ödendiği ve bunun da belgelendirilmediği,

6245 sayılı Kanun’a göre yapılan yurt içi geçici görev yolluğuna ilişkin ödeme belgeleri arasında çeşitli hesaplamaların olduğu kâğıtların bulunduğu ve bunların altına not yazılarak hatalı beyannamelerin görevli tarafından düzeltildiği belirtilerek, hatalı beyanname verenler hakkında işlem tesis edilmesi,

Yurt içi geçici görev yolluğu ödeme belgeleri arasında, uzman denetçi olmasına rağmen alması gereken gündeliğini o senenin yevmiyesinin 1,5 katını yazıp bunun üzerinden hesaplama yaparak görev yolluğu alma yoluna gidenlere rastlandığı belirtilerek, bu veya buna benzer türden fazla yazma işlemini ikiden ziyade yapmaları durumunda haklarında işlem tesis edilmesi,

Bazı denetçilerin yurt içi geçici görev yolluğu bildirimini doldururken zorunlu giderleri değişik şekillerde eksik ve kafa karıştırıcı şekillerde yazdıkları belirtilerek, geçici görevle gidenlere kurallara ve forma uygun beyanname düzenlettirilmesinin sağlanılması gerektiği,

Sayıştay Başkanlığını temsil etmek üzere yurt dışında bulunan kuruluşlar tarafından düzenlenen eğitim programlarına katılan görevliler için "Yolculuk gideri, konaklama ve yemek masraflarının karşılanması” göz önüne alınarak, yurt dışı harcırahlarının belli oranda -yüzde 40, yüzde 50 gibi- indirilmek suretiyle görevlendirme yapılmasına rağmen, yurt dışı harcırah ödemesinde gidiş ve dönüş günleri yol yevmiyeleri için normal harcırah miktarlarının da üzerine çıkılarak yüzde 50 fazlasıyla ödeme yapıldığı belirtilerek, yüzde 50 fazlasıyla ödenmesi gerekiyorsa bu hususun görevlendirme onayında belirtilmesinin gerektiği,

Yurt içi denetim görevlendirilmeleri kapsamında, denetçiler tarafından düzenlenen bildirimlerin bazılarında, uçak bileti tarihinden bir gün öncesi için günlük yevmiye tahakkuk ettirildiği belirtilerek, fazla alınan yevmiyenin ilgiliden tahsil edilmesi ve bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesinin uygun olacağı, denetimde bulunduğu dönemde denetim görevi ifası sırasında yakınının vefatı nedeniyle izne ayrılan denetçinin, izin kullanmak üzere görev mahallinden ayrıldığı ve bu izin dönüşü tekrar görev mahalline gittiği, bu gidiş gelişler için yolculuk gideri, zorunlu gider ve yolda geçen bir gün için yevmiye aldığı belirtilerek fazla yapılan bu ödemelerin ilgiliden tahsil edilmesinin gerektiği ifade edilmiştir.

Bu çerçevede, dış denetçilerin denetim bulguları ve önerileri dikkate alınarak düzenlenen üst yönetici cevabında;

Satın alma sürecinde, talep onaylarında yer alan iş tanımları ve malzemenin nerede kullanılacağına dair ayrıntıların daha açık ve anlaşılır şekilde yazılmasına özen gösterileceği ayrıca miktarda artırım zorunluluğunun oluşması durumunda alımdan vazgeçilerek yaklaşık maliyette belirtilen miktarı aşmamaya dikkat edileceği,

Satın alma sürecinde, ihtiyaca binaen malzeme adedinde herhangi bir değişiklik olması hâlinde talep onayının ve fiyat araştırmasının tekrarlanmasına özen gösterileceği,

Kurslara katılma ve eğitim giderleri tertibinden yabancı dil kursları kapsamında yapılan ödemeler için 2015 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’na ekli E işaretli cetvele göre yetkili makamdan genel bir onay alındığı ve ödemelerin bu onaya istinaden yapıldığı, yapılan işlemde mevzuata aykırı bir husus bulunmamakla birlikte, bundan sonra her ödeme evrakında bu onayların bulundurulmasına özen gösterileceği,

6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 33/b maddesi; teftiş, denetim, inceleme veya soruşturma amacıyla memuriyet mahalli dışına görevlendirilenlere, bu mahaller içindeki görevlerine ilişkin yol masrafını düzenlemekte ve bu amaçla verilecek yol masrafının her gün için müstahak oldukları gündelik tutarını aşamayacağı belirtilmektedir. Ancak, 6245 sayılı Kanun’un 14'üncü maddesinde “Aşağıda gösterilen memur ve hizmetlilere muvakkat vazife harcırahı olarak yol masrafı ve yevmiye verilir ve hamal (cins ve adedi beyannamede gösterilmek üzere) bagaj ve ikamet ve vazife mahalli istasyon, iskele veya durak arasında nakil vasıtası masrafı da ayrıca tediye olur." hükmü yer almaktadır.

Raporda bahsi geçen beyannamelerdeki taksi ücretleri, anılan kanunun 14'üncü maddesinde yer alan “ikametgâh veya vazife mahalli ile istasyon, iskele veya durak arasındaki nakil vasıtası masraflarının" ödenebilmesine ilişkin olup, ilgilinin beyanına dayalı olduğundan ve miktar olarak bir sınırlama bulunmadığından, yapılan işlemde mevzuata aykırı bir husus bulunmadığı,

6245 sayılı Kanun’un 14'üncü maddesinde “Aşağıda gösterilen memur ve hizmetlilere muvakkat vazife harcırahı olarak yol masrafı ile yevmiye verilir ve hamal (cins ve adedi beyannamede gösterilmek suretiyle) bagaj ve ikametgâh veya vazife mahalli ile istasyon, iskele veya durak arasındaki nakil vasıtası masrafları da ayrıca tediye olunur." hükmünün yer aldığı belirtilerek mevzuatta hamal ücretinin ödenmesinde belgelendirme öngörülmediği ve beyan esasının getirildiği,

Söz konusu düzeltme kâğıtlarının; meslek mensuplarının görevlendirmeler dolayısıyla beyanname verdikten sonra yeni bir göreve gitmesi, yıllık izin vesaire gibi nedenlerle Kurumda bulunmamaları ve kendilerine ulaşılamaması gibi nedenlerle mahsup süresinin geçmemesi için ilgiliye bilgi verilerek hataların giderilmesi ve mevzuata uygunluğun sağlanması amacıyla yapılan düzeltmeler olduğu belirtilerek, bu konularda bundan sonra daha dikkatli davranılacağı,

Söz konusu ödeme emri belgesinde yer alan yevmiye tutarının bir buçuk katı olarak beyan edilmiş olması hususunda; ödeme aşamasından önce tespit edilerek idare tarafından mevzuata uygun olarak düzeltilip ödendiği, yevmiye tutarının hatalı beyan edilmiş olmasının ilgilinin dikkatinden kaçtığı, herhangi bir kasıt unsurunun bulunmadığının düşünüldüğü,

6245 sayılı Kanun’un 14'üncü maddesinde, "Aşağıda gösterilen memur ve hizmetlilere muvakkat vazife harcırahı olarak yol masrafı ile yevmiye verilir ve hamal (Cins ve adedi beyannamede gösterilmek suretiyle) bagaj ve ikametgâh veya vazife mahalli ile istasyon, iskele veya durak arasındaki nakil vasıtası masrafları da ayrıca tediye olunur" hükmünün yer aldığı belirtilerek, zorunlu giderlerin beyana tabi olduğu, beyanname formatınınsa Merkezi Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliği’ne uygun olması nedeniyle yapılan işlemde mevzuata aykırılığın bulunmadığı,

Bakanlar Kurulunun 2014/7128 sayılı Yurtdışı Gündeliklerine Dair Kararının 3'üncü maddesinin (2)'inci fıkrası uyarınca, Sayıştay mensuplarına yurtdışında bulundukları süreler için indirimli ödeme yapıldığı, gidiş ve dönüş gündeliklerinde ise kararın 4'üncü maddesinin uygulandığı belirtilerek mevzuata aykırılığın bulunmadığı ayrıca, gidiş ve dönüş gündelikleri ile yurtdışında bulunulan sürelere ilişkin gündeliklerin ne şekilde ödeneceği hususu, 2016 yılından itibaren alınan görevlendirme onaylarında açık olarak belirtildiği,

Söz konusu ödemenin faiziyle birlikte ilgiliden tahsil edildiği belirtilerek, bundan sonra gerekli özenin gösterileceği,

Söz konusu tutarların faiziyle birlikte ilgilinin maaşından tahsil edildiği belirtilerek bundan sonra gerekli özenin gösterileceği, ifade edilmiş ve Dış Denetim Raporunda yer alan öneriler kapsamında gerekli tedbirlerin alınacağı belirtilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmuşoğlu, tek seferde, hatasız bir şekilde 6 sayfalık tezkereyi okudunuz, kutluyorum.

Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından, Avrupa Parlamentosu İstihdam ve Sosyal İşler ile Temel Haklar, Adalet ve İçişleri Komiteleri iş birliğiyle 28-29 Kasım 2016 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan "Avrupa Birliği Genişleme Bölgesinde Engelli Kişilere Ayrımcılık Yapılmaması" konulu parlamentolar arası konferansa katılması Genel Kurulun 1/11/2016 tarihli 14’üncü Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/857)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından, Avrupa Parlamentosu İstihdam ve Sosyal İşler ile Temel Haklar, Adalet ve İçişleri komiteleri iş birliğiyle 28-29 Kasım 2016 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan "Avrupa Birliği Genişleme Bölgesinde Engelli Kişilere Ayrımcılık Yapılmaması" konulu Parlamentolar arası konferansa Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması hususu Genel Kurulun 01/11/2016 tarihli ve 14'üncü Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/03/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

Ad ve Soyad                                       Seçim Çevresi

Serkan Bayram                                   Erzincan

Filiz Kerestecioğlu Demir                   İstanbul

Şafak Pavey                                       İstanbul

Hacı Ahmet Özdemir                           Konya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım. 2’nci ve 3’üncü sırada okutacağım Meclis araştırması önergeleri 500 kelimeden fazla olduğu için önergelerin özeti okunacaktır. Ancak önergelerin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici ve 24 milletvekilinin, son dönemde vatandaşlar, çiftçiler, esnaf ve KOBİ’ler ile bankalar arasında kredi geri ödemelerinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/366)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de özellikle son dönemde vatandaşlar, çiftçiler, esnaf ve KOBİ'ler ile bankalar arasında kredi geri ödemeleri konusunda yaşanan sorunların ve başlatılan yasal takip işlemleri ve haciz uygulamalarının ulaştığı boyutun saptanması ve alınması gereken önlemlerin tespiti konusunda Anayasa'nın 98'inci ve İç Tüzük'ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Akif Ekici                                   (Gaziantep)

2) Ali Akyıldız                                 (Sivas)

3) Mahmut Tanal                            (İstanbul)

4) Tekin Bingöl                              (Ankara)

5) İbrahim Özdiş                            (Adana)

6) Ceyhun İrgil                               (Bursa)

7) Ali Yiğit                                     (İzmir)

8) Çetin Arık                                  (Kayseri)

9) Özcan Purçu                               (İzmir)

10) Tur Yıldız Biçer                         (Manisa)

11) Candan Yüceer                         (Tekirdağ)

12) Oğuz Kaan Salıcı                      (İstanbul)

13) Nihat Yeşil                               (Ankara)

14) Dursun Çiçek                           (İstanbul)

15) Erdin Bircan                             (Edirne)

16) Kemal Zeybek                           (Samsun)

17) Ahmet Akın                               (Balıkesir)

18) Serdal Kuyucuoğlu                    (Mersin)

19) Onursal Adıgüzel                      (İstanbul)

20) Elif Doğan Türkmen                  (Adana)

21) Ali Özcan                                 (İstanbul)

22) Gamze Akkuş İlgezdi                 (İstanbul)

23) Orhan Sarıbal                           (Bursa)

24) Nurettin Demir                         (Muğla)

25) Kamil Okyay Sındır                   (İzmir)

2.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu ve 21 milletvekilinin, Roman vatandaşların yaşadıkları sorunları çözebilmek için yapısal reform ve uygulama önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/367) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki Romanların kökeni yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1831'de yapılan nüfus sayımında; Rumeli'de 9.955, Silistre'de 8.779, Anadolu'da, Cezayir-i Bahr-i Sefid ve Çıldır eyaletlerinde toplam 1.802 roman bulunmaktaydı. 1905-6'da yapılan nüfus sayımında tüm Osmanlı halkı arasında toplam 8.629 erkek ve 7.841 kadın; 1914 nüfus sayımında 11.169 sayıları tespit edilmiştir. Günümüzde ulusal mevzuattaki düzenlemeler nedeniyle Türkiye'de kaç Roman olduğu bilinmemektedir.

Türkiye'deki Romanlar içinde üç ana dilsel grup bulunmaktadır. Bunlar, Romlar, Domlar ve Lomlardır.

Türkiye coğrafyası, tarih boyunca Romanlar ve Roman kültürünün gelişimi açısından önemli bir yerdir. “Kentsel dönüşüm” adı altında yok edilen Sulukule Mahallesi, Avrupa'nın ilk Roman yerleşim bölgelerinden biridir. Romanlar Sulukule'ye 1054 yılında gelmiştir. Bir başka deyişle, Romanlar yüzyıllardır Türkiye topraklarında yaşamaktadır. Romanların yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda yaşadıkları sorunlar genelde ortaktır. Bu sorunlar, ayrımcılık ve sosyal dışlanma sorunu, Romanların yaşadığı mahallelere yönelik ayrıştırılmış veri yoksunluğu sorunu, eğitim, istihdam, sağlık, barınma, güvenlik olarak gruplandırılabilir.

Romanların hayatında yaşadığı sorunların temelinde ayrımcılık ve sosyal dışlanma sorunu bulunmaktadır. Ayrımcılık ve sosyal dışlanma, eğitim, istihdam, sağlık, barınma gibi alanlarda aleni şekilde görünür olmaktadır. Romanların şiddet ve lince maruz kalmaları, kişisel belgelere erişmede zorluk yaşamaları, nefret söylemlerine ve nefret suçlarına maruz bırakılmaları, kamusal görevlerden dışlanmaları hâlâ devam eden sorunlardır.

Romanlara yönelik ön yargı ve ötekileştirme, Hükûmet ve devlet yetkilileri tarafından kullanılan kutuplaştırıcı dille pekişmektedir. Devletin kurumları aracılığıyla yaygınlaştırılan tanımlar hâlâ ayrımcı ibareler içermektedir. Türk Dil Kurumunun İnternet sayfasında Aralık 2015 itibarıyla hâlâ romanlar “çingeneler” ayrımcı şekilde tarif edilmiştir.

Türkiye'deki roman nüfusa ilişkin resmî sayı bulunmamaktadır. Avrupa Konseyinin tahminlerine göre ortalama 2 milyon 750 bin, STK'lara göre Türkiye'de 3-5 milyon arası Roman yaşamaktadır. Sayı tam olarak bilinmediği için etkin hizmet modelleri üretilmemektedir.

Romanların eğitim sistemindeki durumuna ilişkin detaylı veriler mevcut değildir. Avrupa Birliği 2012 İlerleme Raporu'na göre Romanlar arasında okuldan ayrılma ve devamsızlık oranları yüksektir. Fakirlik, barınma durumu, belge eksikliği ve ailelerin sezonluk çalışmalar için göç etmeleri ile okul arkadaşlarının hor görmesi veya eğitim personelinin ayrımcı tavırlar, Roman çocukların örgün eğitim sistemi dışına çıkmasına neden olmaktadır.

Romanlar çoğunlukla niteliksiz, düzensiz ve güvensiz işlerde çalıştıkları ve sosyal dışlanma ve ayrımcılık nedeniyle istihdamda zorluklar yaşamaktadır. Ağırlıklı olarak marjinal meslekler olarak nitelendirilen lağımcılık, çiçekçilik, darıcılık gibi işlerle meşgul olmaktadır. Eldeki bilgiler Romanların genel itibarıyla diğer gruplara göre daha kötü sağlık şartlarına sahip olduklarını göstermektedir. Romanlar minimum yaşam standartlarının altında yaşamaya devam etmektedirler. Asgari yaşam koşullarının sağlanmasında barınma hakkı öne çıkmaktadır. Romanların kullanılan ayrıştırıcı dil ve yerleşik önyargılar nedeniyle zorla yerinden edilme veya lince maruz kaldıkları bilinmektedir.

Yüzyıllardır Türkiye topraklarında yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, yoksulluk ve yoksunlukla mücadele eden Romanların insanca yaşam koşullarının oluşturulması, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri için alınması gereken tedbirler bulunduğu aşikârdır. Romanların, ayrımcılık ve sosyal dışlanma, Romanların yaşadığı mahallelere yönelik ayrıştırılmış veri yoksunluğu, eğitim, istihdam, sağlık, barınma, güvenlik gibi alanlarda yaşadıkları sorunları çözebilmek; sahip oldukları haklarından etkin olarak yararlanılmasını sağlamak amacıyla ulusal ve uluslararası ilke ve standartlar esas alınarak yapısal reform ve uygulama önerilerinin tespit edilmesi için Anayasa'nın 98’inci maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını talep ederim.

1) Özcan Purçu                                              (İzmir)

2) Nihat Yeşil                                                (Ankara)

3) Akın Üstündağ                                           (Muğla)

4) Ahmet Akın                                                (Balıkesir)

5) Lale Karabıyık                                           (Bursa)

6) Gamze Akkuş İlgezdi                                  (İstanbul)

7) İrfan Bakır                                                 (Isparta)

8) Orhan Sarıbal                                            (Bursa)

9) Özkan Yalım                                              (Uşak)

10) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                        (Bursa)

11) Muhammet Rıza Yalçınkaya                       (Bartın)

12) Kemal Zeybek                                          (Samsun)

13) Ceyhun İrgil                                            (Bursa)

14) Kamil Okyay Sındır                                   (İzmir)

15) Bülent Tezcan                                          (Aydın)

16) Tahsin Tarhan                                         (Kocaeli)

17) Kadim Durmaz                                         (Tokat)

18) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

19) Haydar Akar                                             (Kocaeli)

20) Kazım Arslan                                           (Denizli)

21) Yakup Akkaya                                          (İstanbul)

22) Mahmut Tanal                                          (İstanbul)

3.- Ordu Milletvekili Seyit Torun ve 25 milletvekilinin, fındık üretiminde yaşanan sorunlar ile çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/368) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin en önemli stratejik gıda ürünlerinin başında fındık gelmektedir. Dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 75’ini Türkiye üretmektedir. Fındık üretimi ülkemizde, dolaylı veya dolaysız 8 milyon insanı ilgilendirmektedir. Türkiye'de hektar başına 60-80 kilogram olan üretim, İspanya dışında rakip ülkelerde yaklaşık 250-300 kilogram arasında değişmektedir. İspanya'da hektar başına üretim 1000 kilogramın üstündedir.

Dünyanın en büyük fındık üreticisi konumundaki Türkiye'de verimlilik oldukça düşük seviyededir ve kârlılığı olumsuz etkileyen ana etkenlerin başında gelmektedir. Bununla birlikte Azerbaycan ve Gürcistan'daki üretim artışının önümüzdeki yıllarda ülkemizin fındık ihracatını olumsuz etkileyebileceği öngörülmektedir.

Tarımsal ürünler ihracatımızda Türkiye'de üretilen fındığın yaklaşık yüzde 80-85'i ihraç edilmektedir. Bu oranın yüzde 75'i Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilmektedir. Fındığın tarım ürünleri ihracatındaki payı yüzde 15-20 seviyelerindedir. Üretim ve ticaretinde lider olduğumuz fındıktan elde ettiğimiz yıllık ihracat geliri yaklaşık 3,5 milyar dolardır.

Uygulanan tarımsal desteklerde üretimde iyileşmeyi sağlayacak teşvik özelliği yoktur. Üretim süreci ve ürün desteklenmemektedir. Yüksek verimli ürünlerin üretimine yönlendirme yapılamamaktadır. İyi tarım ve organik tarım metotlarına geçilememiştir. Ürün çeşitliliğine gidilmesi gibi durumlara destek sağlanmamaktadır.

Fındık bahçeleri yenilenememiştir. Verimlilik her geçen yıl biraz daha düşmektedir. Geçmişteki miras yolu ile bölünmelerden dolayı fındık bahçelerinin küçük olması nedeniyle üretim maliyetleri yükselmiştir. Verimli bir üretim yapılamadığı için üreticinin gelir seviyesi düşmüştür. Fındıkta lisanslı depoculuk ve ürün borsacılığı kurulamamıştır.

Genelinde ülkemizde, özelinde Ordu ilinde fındığın üretim aşamasından başlamak üzere, yapısal sorunlarının araştırılması, üretim alanlarının verimliliğinin artırılması, sektörün sorunları ve kalıcı çözüm önerilerinin ortaya konulması için Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Seyit Torun                                            (Ordu)

2) Özcan Purçu                                          (İzmir)

3) Ahmet Akın                                            (Balıkesir)

4) Ali Akyıldız                                            (Sivas)

5) Ali Yiğit                                                 (İzmir)

6) Kamil Okyay Sındır                                 (İzmir)

7) Sibel Özdemir                                        (İstanbul)

8) Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

9) Tekin Bingöl                                          (Ankara)

10) Ceyhun İrgil                                         (Bursa)

11) İbrahim Özdiş                                      (Adana)

12) Çetin Arık                                            (Kayseri)

13) Tur Yıldız Biçer                                    (Manisa)

14) Nihat Yeşil                                          (Ankara)

15) Oğuz Kaan Salıcı                                 (İstanbul)

16) Dursun Çiçek                                       (İstanbul)

17) Erdin Bircan                                        (Edirne)

18) Serdal Kuyucuoğlu                               (Mersin)

19) Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

20) Elif Doğan Türkmen                             (Adana)

21) Ali Özcan                                             (İstanbul)

22) Gamze Akkuş İlgezdi                            (İstanbul)

23) Orhan Sarıbal                                      (Bursa)

24) Nurettin Demir                                     (Muğla)

25) Kemal Zeybek                                      (Samsun)

26) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve arkadaşları tarafından, termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan usulsüzlüklerin tespit edilmesi, neden olduğu çevre, insan ve tüm canlıların hayatını tehdit eden uygulamaların araştırılması amacıyla 21/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/11/2016

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/11/2016 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve arkadaşları tarafından, termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan usulsüzlüklerin tespit edilmesi, neden olduğu çevre, insan ve tüm canlıların hayatını tehdit eden uygulamaların araştırılması amacıyla 21/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (861 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 16/11/2016 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Muhammet Rıza Yalçınkaya, Bartın Milletvekili.

Sayın Yalçınkaya, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak termik santrallerle ilgili vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, siyasi iktidar “Karadeniz Bölgesi’ni enerji üssü hâline getireceğim.” anlayışıyla geliştirdiği termik santral projeleriyle aslında bölgeyi tam bir termik santral cehennemi hâline dönüştürmenin adımlarını atmaktadır. Özellikle Bartın ve Zonguldak’ta yoğunlaşan bu projeler, bölgenin çevresini, doğasını yok edecek ve bölgede yaşayan tüm insanların sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını elinden alacak boyutlara ulaşmıştır.

Ben bu kürsüden, Batı Karadeniz’in incisi, üç bin yıllık tarihî geçmişi olan, mavi ve yeşilin birlikte anıldığı, eşsiz doğal güzelliğe sahip Amasra’da kurulmak istenen termik santrale ilişkin görüşlerimi sizlerle defalarca paylaştım. Kurulmak istenen santralin yerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve bugün hâlâ yürüklükte olan 1/100.000 Ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Çevre Düzeni Planı’na aykırı olduğunu, bu nedenle Amasra’ya termik santral kurulamayacağını, üzerine basa basa defalarca söyledim.

Bugün yalanlarla, aldatmacalarla sürdürülen bu girişimdeki gerçekleri bir kez daha sizlerle paylaşacağım ama önce sizlerle şu gerçeği paylaşmak istiyorum: Amasra’nın kalbine saplanan hançeri tutan el, ne yazık ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Üzülerek belirtmek isterim ki göz göre göre işlenen bu cinayetin asıl faili Çevre Bakanı sorumluluğuyla değil, Enerji Bakanlığının talimatlarını yerine getiren bir bürokrat gibi hareket eden Sayın Mehmet Özhaseki’dir.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz noktada, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ölüm saçacak bacalarını Batı Karadeniz’in incisi Amasra’ya yerleştirecek olan şirketin ÇED başvurusunu 10 Ekim 2016 tarihinde olumlu bularak nihai kararını verdi. Peşinden, daha bu kararın mürekkebi dahi kurumadan, yangından mal kaçırır gibi, şirketin talebi doğrultusunda, Bartın ve Bartın Kıyı Kesimi Planlama Alt Bölgesi 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliği’ni yaptı.

Oysa, daha önce, yine aynı şirket, 2007 yılında onaylanarak yürürlüğe giren Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’na yine itiraz etmiş ve planda Tarlaağzı ve Gömü mevkisinde termik santral alanının gösterilmesi için plan değişikliği talebinde bulunmuştu. Söz konusu talep, o zaman Bakanlıkça değerlendirilmiş ve çevre düzeni planında Amasra ilçesine doğal, ekolojik, tarihî ve turistik yapısı doğrultusunda yüklenen kimliği gereği termik santralin kurulamayacağı, santral için yer seçimi olarak daha uygun alanların araştırılması yönünde Bakanlık görüşü olarak firmaya bildirilerek reddedilmişti. Aynı Bakanlığın Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından da santral kurulması düşünülen Amasra Tarlaağzı, Gömü alternatif alanlarının yer seçimi açısından uygun olmadığı ve bu alanların ÇED süreci dışına çıkarılması, ana alternatif olarak düşünülmemesi gerektiği görüşü de firmaya bildirilmişti. Ne oldu, ne değişti, kimler devreye girdi, kimler baskı yaptı da Bakanlığın daha önce almış olduğu tüm kararlar hiçe sayılarak önce ÇED onaylanıp nihai hâle getirildi, peşinden 1/25.000 ölçekli plan değişikliği yapılarak daha önce Bakanlık tarafından uygun görülmeyen, yapılması kesinlikle kabul görmeyen aynı yerde hukuksuz ve usulsüz bir şekilde termik santralin önü açıldı?

Değerli arkadaşlar, bölge için yaptırılan ve bölge için çevre anayasası niteliğindeki plan ne diyor:

“1) Planlama bölgesinde var olan tüm doğal, tarihsel, kültürel değerler korunacak.

2) İlçelerin, beldelerin il içindeki kimlikleri doğrultusunda ve bu kimlikleri koruyarak geliştirilmesi ve birbirleriyle olan işlevsel ilişkilerinin geliştirilmesi esas kabul edilmesi gerekir.

3) Ekoturizmin gelişiminin yani doğa ve kültür turizminin desteklenmesi gerekir.

4) Doğal güzellikleri bünyesinde barındıran alanlarda doğa turizminin ekolojik değerler, geleneksel yapılaşma ve mimariyi koruyacak şekilde geliştirilmesi gerekir.

5) Amasra için, doğal ve tarihsel, kültürel çevrenin korunması, kent kimliğinin geliştirilmesi, sağlıklı ve yaşanılabilir bir turizm merkezi oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin özelliklerine uygun, doğal çevreye, tarihî mirasa ve kültürel dokuya duyarlı ve koruyucu, bölge ekonomisine ve toplumsal yaşantıya katkıda bulunacak sürdürülebilir turizm politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu politika, sadece Amasra kentini değil, Amasra ilçesinin tümünü kapsayacak bir politika olacaktır.”

Yine, aynı şekilde “Planlama döneminde Amasra ilçesi, planda öngörülen strateji ve politikalarla gelişmiş, sağlıklı ve yaşanabilir bir doğa ve kültür turizmi merkezi olacaktır.” hükmünü getiriyor.

Yine, aynı planda, Amasra’da var olan kömür tesislerinin çalıştırılabileceği, yerine yeni kömür tesislerinin kurabileceği ve kömür üretimine devam edilebileceği ancak üretilen kömüre yönelik kurulacak enerji santrallerinin planlama bölgesi içerisinde yer alan Filyos yatırım havzasında yapılabileceği açıkça belirtiliyor. Bu plan, Amasra’nın doğal, tarihî ve kültürel tüm değerlerini korumayı birinci vazife olarak görüyor ve diyor ki: “Amasra benim korumam altındadır. Benim ortaya koyduğum hükümler içinde Amasra’da termik santral kurulamaz.” (CHP sıralarından alkışlar) “Kurulacak yer bellidir, o da Filyos yatırım havzası ya da başka bir yerdir.”

Bütün bu hükümler bugün de güncel ve doğru. O zaman bir kez daha soralım: O günden bugüne ne değişti? Ne değişti de Bakanlık kararını değiştirdi? Yoksa, dün halkı siz kandırıyordunuz da, bugün firma mı sizi kandırdı? Yoksa, yine mi aldatıldınız? Lütfen, Sayın Bakan çıksın ve kamuoyuna bunu açıklasın. Kendisinden önce görev yapan tüm Çevre Bakanları ve Bakanlık personelinin haklı gerekçelerle kabul etmediği, Amasra’yı karartacak, Fatih Sultan Mehmet’in, torunlarından utanmasına neden olacak bu karara imza atmazken kendisi ve ekibi, nasıl bir motivasyonla böylesi bir katliamın önünü açacak bir kararı onaylamıştır? Usulsüz ve hukuksuz bir şekilde tam da oldubitti anlayışıyla verilen bu karar, Amasra için idam fermanı niteliğindedir. Bakan, bu idam fermanıyla daha önce termik santral için sıkı sıkı kitlenen kapının anahtarlarını kendi elleriyle firmaya altın tepsi içinde teslim etmiştir. Bunun adı “cinayet” değil de nedir? Bir şehrin, bir kültürün, bir doğanın katledilmesi, hukukun katledilmesi değil de nedir? “Bakanlık, göz göze göre cinayet işledi.” demem de bu yüzdendir.

Şimdi, soruyorum sizlere: Aradan geçen sekiz yılda ne değişti? Amasra, kamuoyuna duyurulmadan demir çelik sanayisi ya da diğer sanayi alanları veya organize sanayi bölgesi mi oldu? Hayır, böyle bir şey yok. Bakan, bir oldubittiyle Amasra’ya termik santralin kurulmasının önünü açıyor, Amasra’ya kıyıyor. O nedenle, Bakanı ve Bakanlık bürokratlarını tarih ve Amasra halkı asla affetmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, gelin, Amasra gibi 3 bin yıllık tarihi olan eşsiz kültürel ve doğal güzelliklere sahip çıkın. Gelin, Amasra ve Bartın halkının feryadına kulak verin. Gelin, araştırma önergemize destek verin. Tarihe, kültüre, doğal güzelliklere sahip çıkan milletvekilleri olarak sizler tarihe geçin.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınkaya.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Hulusi Şentürk, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Şentürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi hakkında AK PARTİ adına söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, hepimiz çevre konusunda ne kadar hassas olunması gerektiğini çok iyi bilen insanlarız. Bu konuda hiçbir tereddüdün söz konusu olması mümkün değildir ancak sizler de biliyorsunuz ki çevre politikaları yasaklamaya değil, koruma-kullanma dengesi üzerine inşa edilir. Yasaklayarak bir yere varılmaz, çevreyi koruyucu önlemler alınmak kaydıyla çevreden faydalanmak insanoğlunun en tabii hakkıdır. Burada önemli olan, çevreden faydalanırken çevrenin hakkını gözetip gözetemediğimizdir.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde Batı Karadeniz Bölgesi’nde yapılması planlanan termik santrallerle bölgenin âdeta bir termik cehenneme dönüşeceği iddia ediliyor, 10 tane yeni termik santralin planlandığı iddia ediliyor ve yine somut bir şirket ismi verilerek de bu şirketin geçtiğimiz günlerde ÇED raporu almasının hukuksuz olduğu iddia edilmektedir.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Doğru.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Öncelikle bölgede 10 değil, 3 tane termik santralle ilgili proje bulunmaktadır. 4’tü, 1 tanesi olumsuz bulunarak reddedilmiştir. Zonguldak’taki, 3 tane termik santral projesi ÇED raporu sürecinde devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, söz konusu çevrenin ehemmiyetini hepimiz bildiğimiz gibi, aynı zamanda hepimiz enerjinin de ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyoruz. Toplumsal hayat ve ekonomik hayat için enerji vazgeçilemez bir kaynaktır ve her geçen gün insanoğlunun enerjiye ihtiyacı artmaktadır. Türkiye gibi gelişen ülkelerin enerji ihtiyacıysa dünya ortalamasının da üzerinde artış göstermektedir. Ancak ne yaparsınız ki, Mevla’m bizi enerji zengini bir coğrafyada devlet kılmamış. Petrolümüz yok, doğal gazımız yok…

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Rüzgâr var, güneş var, su var, kömür var.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Kömürümüz var kullanabileceğimiz, evet, kömür var işte kullanabileceğimiz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Rüzgâr var.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bugün enerjide önemli olan, bir, ucuz maliyetle; iki, emniyetli bir biçimde; üç, istikrarlı bir biçimde enerjiyi elde etmek; dört, bunu yaparken de çevreyi koruma, kullanma politikaları kapsamında, korumak ve gözetmektir.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Kömürle nasıl koruyacaksınız?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – AK PARTİ olarak biz hem ucuz enerjiyi elde edebilmek hem güvenli enerjiyi elde edebilmek için hem de çevrenin korunabilmesini sağlamak, bütün bunları -maksimum değil, bu işin maksimumu olmaz- optimum düzeyde dengeli sağlayabilmek için birçok alternatifi aynı anda on yıldır iktidar olarak devreye soktuk. Bir yandan nükleer santraller yaparak daha ucuz ve sağlıklı enerji elde etmek, bir yandan hidroelektrik santralleri artırarak enerji elde etmek; bir yandan kömüre dayalı enerji santrallerini artırmak, diğer yandan rüzgâr ve güneşe dayalı enerji santralleriyle yenilenebilir ve temiz kaynaklardan enerji elde etmek için bir dizi faaliyeti aynı anda yürütüyoruz. Ancak, ne hikmettir, bakıyoruz, hemen dibimde, Ermenistan’da nükleer santral var, kırk yılı aşkın teknolojiye sahip, son derece demode, güvensiz teknolojiye sahip; Bulgaristan’da nükleer santral aynı konumda. Dünyada 400’ün üzerinde nükleer santral var, 68 tane yapımı devam eden nükleer santral var. “Ya, biz bu Bulgarlardan enerji almak zorunda kalmayalım, biz de bir nükleer santral yapalım, hem de en modern teknolojiyle yaparak Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlayalım.” dediğimizde “Hop, bir dakika; güvenlik tehlikesi var.” diyorlar. Doğru, güvenlik tehlikesi var Ermenistan santralinden, Bulgaristan santralinden kaynaklanan.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Dünya vazgeçiyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Hiç kimse hiçbir şeyden vazgeçmiyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Geçiyor, geçiyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – İki: “Hidroelektrik santrallerimizi artıralım.” diyoruz, yine bir yaygara kopuyor “Efendim, doğa mahvoluyor.” Tamam, eyvallah. “Kömürden santral yapalım, enerji üretelim.” “Yok, çevreyi kirletirsiniz.” Petrol ve doğal gazım zaten yok, dışarıya bağımlıyım. “Aa, efendim, güneş ve rüzgâr…” Doğru ama güneş ve rüzgârla ilgili herhâlde teknolojiyi çok yakından takip etmiyor olmalısınız, şu an güneş ve rüzgâr enerjisinde gelinen teknoloji, bir: Kesintisiz üretime müsaade etmiyor. İki: Elde edilen enerji verimliliği itibarıyla bir ülkenin enerji ihtiyacını güneş ve rüzgârdan şu an tam karşılamak mümkün değildir. O yüzden, tüm dünya sisteminde, değerli arkadaşlar… (CHP sıralarından gürültüler)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kaç tane ruhsat verdiniz, hiçbiri yapılmadı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kömürde de dışarıya bağımlıyız, kömürde.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Ya, bir dinleyebilmeyi öğrenebilsek… Bir eleştirin varsa, benden sonra çıkar konuşursun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim, lütfen hatibi dinleyiniz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Çantacılara ruhsat verdiniz, çantacılara.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Bu yüzden bugün dünyada güneş ve rüzgâr enerjisi mevcut enerji sistemini desteklemek amaçlı olarak kullanılıyor ama tabii ki AR-GE çalışmaları devam ediyor; hepimizin ve tüm insanlığın umudu odur ki…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Çeşmicihan’ı mahvetmeyin.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) - …inşallah bu konuda verimlilik son derece ilerler ve dünya böylesine temiz enerji kaynağından, biz de Türkiye olarak temiz enerji kaynağından faydalanabiliriz.

Değerli arkadaşlar, dünya enerjisinin kaynak dağılımına baktığımızda ne görüyoruz? Kömürün payı yüzde 41. O yere göğe sığdıramadığımız Avrupa’ya dönüp bakıyoruz -herhâlde bunlar bu kadar çevreci politikaları bize dikte ettiğine göre adamlar kömüre tövbe etmiştir- yüzde 25.

MURAT BAKAN (İzmir) – Danimarka’da yüzde 140 rüzgâr enerjisi var, yüzde 140 Danimarka’da rüzgâr enerjisi. Yani ihtiyaçtan yüzde 40 fazla enerji üretiyor.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) - Türkiye’ye dönüp bakıyoruz, daha henüz 16’ya çıkabildik. Buna karşılık kömürlerim var, kendi kömür yatağım var; son on yılda yapılan arama çalışmalarıyla 7 milyar metreküplük ilave rezervlere ulaşmışız, hem de daha kaliteli rezervlere ulaşmışız. Kendi kaynağım burada duracak, oradan en ucuz enerjiyi elde etme imkânım varken duracak, ama ben petrol alarak, doğal gaz satın alarak, dünyanın en pahalı enerjisini üreterek ülkemi kalkındıracağım. Böyle bir şey mümkün değil. Dolayısıyla, çevre ve ekonomik dengeyi beraber düşünmek ve beraber sağlamak mecburiyetindeyiz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Vazgeçin, vazgeçin!

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Bu ve buna benzer projeler de bu kapsamda sürdürülen projelerdir.

Değerli arkadaşlar, nükleer santral yapmayalım, HES yapmayalım, termik santral yapmayalım, ne yapacağız lütfen bir söylerseniz çok memnun olacağız.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Modası geçmiş, modası.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Ya kardeşim, yerini seç, yerini.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – İstanbul’a yapalım istiyorsanız, sizin seçim bölgenize yapalım, sizin mahalleye yapalım termik santralleri!

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şu söz konusu -reklama girmesin diye şirket ismi vermiyorum- şirketin yatırımı konusuna geldiğimizde: Söz konusu şirket on küsur sene önce bölgede taş kömürü rezervi araştırması ve çıkarımıyla ilgili aldığı yetki çerçevesinde, çok ciddi, 600 milyon tonları geçen çok nitelikli rezerv bulduktan sonra projesini geliştirdi, bir enerji santrali, büyük bir liman ve entegre tesisleri de yapmak üzere 3,1 milyar euroluk yatırım gerektiren ve o bölgede 11 bin kişiye istihdam sağlayacak bir yatırımı ortaya koydu.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Kim? Palavra palavra! Sen basın sözcüsü müsün o firmanın?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Bununla ilgili ÇED süreci devam etti, her ne kadar “Başka bir yer önerisi dikkate alınmadı.” deniliyorsa da alınmıştır; daha evvel Delikli Burun olarak öngörülen yer, daha sonraki öneri çerçevesinde değiştirilmiş, başka bölgeye aktarılmıştır ve bu ÇED süreci en sonunda olumlu olarak sonuçlanmıştır. Hangi kriter?

Şimdi, değerli arkadaşlar, ÇED raporlarının nasıl hazırlandığı kriterini merak eden varsa Bakanlığın rehberinden görebilirler, uzun bir kriter, ancak burada önemli olan üretim teknolojisinin hangi teknoloji olacağıdır.

Söz konusu şirketin buradaki üretimde kullanılacağı teknoloji -teknik olduğu için okumak istiyorum, ezberleyeceğim bir şey değil- süperkritik pulverize kömür teknolojisidir.

Bu teknolojinin önemi nedir değerli arkadaşlar? Bu teknolojinin önemi şu: Avrupa Birliği Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Yönetmeliği için 2006 tarihinde yayınlanan referans dokümanında, büyük yakma tesisleri kapsamında, kömürden elektrik üretimi için en iyi mevcut teknoloji olarak kabul edilen teknolojidir. E, şimdi, Avrupa kriterleri ve dünya kriterlerine göre son derece uygun bir teknolojiyle ve yine Avrupa ve dünya kriterlerine göre çevresel olumsuz etkisi en az düzeyde olacak -sıfır hiçbir zaman olmayacak, bunun sıfırı yok- uygun, kabul edilebilir tolerans kapsamında devasa bir yatırım yaparak Türkiye’nin daha ucuz enerjiye ulaşma politikalarını baltalamanın hiçbir esprisi yoktur değerli arkadaşlar. Türkiye, tarihî mirasını da, kültürel mirasını da, doğal mirasını da korurken ülkesinin insanlarını uluslararası büyük güçlerin sömürdüğü halklar olmaktan çıkarmak zorunda.

Hepinize Koreli Chang’in kitabını okumanızı öneririm. Dünyanın gelişmiş sömürgeci ülkeleri “merdiveni itmek” tabirini kullanır, ne yazık ki vahşice sömürdükleri kaynaklarla bugün bizim gibi ülkelerin önüne engeller koymak istiyor. Amerika, Batı ve benzeri sömürge ülkelerinin sözcüsü olmaya gerek yok diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şentürk.

Sayın Yalçınkaya…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkanım, yanlış bir bilgi verdi ve sataştı.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Sataşma yok Sayın Başkan.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – “Yatırımların önünü kesiyorsunuz.” dedi, bir suçlama getirdi.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Hayır.

BAŞKAN – Bir daha söyler misiniz Sayın Yalçınkaya.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – “Yatırımların önünü kesiyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Bu bir eleştiri Sayın Yalçınkaya.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Ya, bunu demekte ne var? Eleştirdi. Orada bir sataşma yok.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Ama iki dakika istiyorum çünkü biz yatırımların önünü kesmiyoruz, biz devletin yaptırdığı planın emrettiği hükümlerin yerine getirilmesini istiyoruz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Aynen doğru.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Devlet “Amasra’nın korunması gerekir.” diyor ve “Amasra’daki mevcut kömür tesisleri çalıştırılarak kömür üretimine devam edilebilir.” diyor. Hatta “Yeni kömür tesisleri açılabilir, onlarda da kömür üretilebilir ama üretilen kömüre yönelik kurulacak termik santraller benim 1/100.000’lik çevre düzeni planımda belirttiğim yerden başka bir yere kurulamaz.” diyor. Dolayısıyla, biz de diyoruz ki: Devletin cebinden yaklaşık 600 bin lira para harcayıp yaptırdığı ve vatandaşın uyması gerekir diye dayattığı planda belirtilen alana niye termik santral kurulmuyor da Amasra’nın göbeğine o ölüm bacaları kuruluyor diye isyan ediyoruz. Yatırımı engellediğimiz falan yok. Devlet kendi yaptırdığı plana saygı göstersin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçınkaya, tutanaklara geçmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci konuşmacı Saffet Sancaklı, Kocaeli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Sancaklı. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sancaklı, kürsüye doğru öyle bir yürüyorsunuz ki her an böyle zıplayıp bir kafa golü atacakmışsınız gibi. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

SAFFET SANCAKLI (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin ülkemizde kurulu bulunan ve Batı Karadeniz’de kurulmak istenen termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan usulsüzlük, hukuksuzluk ve Anayasa’ya aykırılıkların tespit edilmesi ve neden olduğu çevre ve insan sağlığını tehdit eden uygulamaların araştırılması için verdiği öneri hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyada söz sahibi bir ülke olabilmenin öncelikli şartlarından birisi, hiç şüphesiz ki, yeterli enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynakları doğru kullanabilmektir. Enerji politikalarını doğru belirleyerek uygulayan ülkeler uluslararası rekabette öne çıkarken enerjide dışa bağımlı ülkeler gerek ekonomik gerekse siyasi politikalarında da dışa bağımlı olmak zorunda kalmaktadırlar. Türkiye’nin de bölgesel ve küresel bir güç hâline gelebilmesi, bir yandan kendi enerji kaynaklarını üretiminde kullanmasına, diğer yandan da bölgesindeki enerji koridoru olma konumunu ve fırsatını iyi kullanmasına bağlıdır. Bu ise işbaşındaki hükûmetler tarafından uygulanan enerji politikalarıyla yakından ilgilidir.

Ülkemizde son yıllarda Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri tarafından uygulanan doğal gaz ve petrol ithalatına dayalı yanlış politikaların sonucunda ne yazık ki enerjide dışa bağımlılık giderek artmış, üretimin tüketimi karşılama oranı düşmüş, yüksek kaçak ve kayıp oranları bir türlü kabul edilebilir sınırlara çekilememiştir. Ülkemizde enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için enerji üretiminde rüzgâr, güneş, jeotermal, hidrojen ve biyokütle gibi yeni yenilenebilir ve yerli kömür kaynaklarından azami ölçüde yararlanılması gerekmektedir. Ancak, son yıllarda ülkemizdeki petrol ve doğal gaz lobilerinin etkinliğinin artması nedeniyle yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları yeterince değerlendirilememiş, bu amaçla ülke kaynaklarının üretime sokulmasına yönelik tedbirler alınamamış, alternatif enerji kaynakları alanında AR-GE çalışmaları ve yatırımlar özendirilmemiş, termik kaynaklı enerji üretim santralleri yenilenememiş, doğal gaza bağımlılık artmış ve hidroelektrik üretiminde su kaynaklarımız yeterince kullanılamamıştır.

Gelecekte enerji ihtiyacı daha da artacak olan ülkemizde enerji üretiminin ve verimliliğinin artırılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımların teşvik edilerek hızlandırılması kaçınılmaz olacaktır. Diğer yandan, Kyoto Protokolü’ne imza koyan ve bu sözleşme hükümlerini kabul eden yasayı çıkaran ülkemiz, özellikle termik enerji kaynaklarını kullanmada daha dikkatli davranmak zorunda kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, ülke olarak, uzun vadeli enerji stratejisi çerçevesinde millî enerji politikasını oluşturarak aşağıdaki temele ulaşmamız gerekmektedir:

Enerji ham maddelerinde dış bağımlılığın azaltılması, bunun için kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının azami seviyede değerlendirilebilmesi; enerji ithalatında kaynak ve kaynak ülke çeşitliliğinin sağlanması; etkin bir talep yöntemiyle enerji arzının kesintisiz ve yeterli bir şekilde gerçekleştirilmesi; çevreye dost ve duyarlı bir anlayışa gelişmiş atık kontrol ve bertarafına, havza ve kaynak planlamasına dayalı bir yaklaşımla enerjinin çevre ve insan sağlığına zarar vermeden üretilmesi; enerji verimliliğinin, üretimden tüketime, bütün alanlarda güçlü ve çeşitlendirilmiş finansal araçlarla desteklenmesi; nükleer başta olmak üzere yeni enerji teknolojilerini üreterek yetkinliğe ulaşılması sağlanmalıdır. Enerji arz güvenliğini sağlamlaştırmaya yönelik somut adımlar atılması gerekmektedir. Enerji planlamasında ve yapılacak uluslararası anlaşmalarda kaynak ve ülke çeşitliliğine gidilerek arz güvenliği güçlendirilmelidir. Doğal gaz depolama alanlarının sayısı, depolama ve günlük enjeksiyon kapasiteleri artırılmalı, olağanüstü durumlara ve mevsimsel dalgalanmalara karşı yüksek yedek imkânı oluşturulmalıdır.

Doğal gazın elektrik üretimindeki payının makul bir orana düşürülmesi için uygun ve acil tedbirler alınmalıdır. Yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, enerji üretimindeki payının artırılması için kapsamlı bir yenilenebilir enerji stratejisi oluşturulmalı ve elektrik üretiminde rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynakların daha fazla değerlendirilmesi için etkili teşvik ve düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

Hidroelektrik santral yapımında toplumda oluşan duyarlılığı gözeten yeni bir yaklaşım geliştirilmelidir sevgili arkadaşlar. Havza planlaması çerçevesinde ekosistemi tahrip etme riski bulunan projelerin projelendirme aşamasında takibi yapılmalıdır.

Enerji sektöründe süregiden programsız, keyfî, hesap vermekten uzak yaklaşımlara ve rekabeti kısıtlayıcı uygulamalara son verilmelidir. Enerji ihalelerinde, lisans ve ruhsat tahsislerinde, uluslararası anlaşmalarda şeffaflık, objektiflik ve kamu yararı ilkelerinin yeniden hâkim olması sağlanmalıdır. Hidroelektrik ve termik santral yapımında toplumda oluşan duyarlılığı gözeten yeni bir yaklaşım geliştirilmelidir.

Havza planlaması çerçevesinde ekosistemi tahrip etme riski bulunan projelerin projelendirme aşamasında takibinin yapılması, bu konuda ÇED mevzuatı ve ÇED’le ilgili kamu kurumlarının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, termik santrallerin oluşturacağı kirliliğin insan ve hayvan sağlığı üzerindeki zararlarının, tarımsal üretim alanlarına ve üretim kapasitelerine etkilerinin, santrallerin derin deniz deşarjı nedeniyle deniz canlıları üzerindeki zararlarının, doğal yaşam, yer altı su rezervleri ve yer üstü su kaynaklarına olan etkilerinin tespit edilmesi ve bu konuda araştırmalar yapılarak etkin ve gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

Birincil enerji talebi içerisinde doğal gazın payı yüzde 32,5; kömürün payı yüzde 29,2; petrolün payı yüzde 28,5; hidroelektrik enerjisinin payı yüzde 2,8; yenilenebilir enerji kaynaklarının payı ise sadece yüzde 6,7’dir. Diğer kaynaklar yüzde 0,3 civarında gerçekleşmiştir.

Dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri, halklarını zehirleyen başta kömür olmak üzere fosil yakıta dayalı teknolojiden uzaklaşmaktadır. Paris’te yapılan İklim Zirvesi Konferansı’nda hukuken bağlayıcı olarak, anlaşma metninde küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 1,5 ile 2 derece arasında sınırlandırılması konusunda anlaşma sağlanmış ve Türkiye bu anlaşmaya imza atmıştır. Bu çerçevede, enerji arzı planlamasında önemli bir enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji potansiyeline sahip Türkiye’nin önümüzdeki on beş yıl içerisinde rüzgâr, güneş ve jeotermal başta olmak üzere yenilenebilir enerjiyi öne çıkaran bir enerji politikası izlemesi gerekmektedir. İthal kömüre dayalı mevcut enerji politikalarının maliyeti uzun vadede jeotermalden, güneşten, rüzgârdan daha pahalıdır.

Ülkemizde planlanan termik santrallerin çevreye vereceği zararların araştırılmadan hızla ÇED sürecinin tamamlanarak lisans işlemlerinin yürütüldüğü görülmektedir.

Bartın Amasra’da kurulmak istenen termik santralle birlikte faal olan 4 termik santrale 10 tane daha ilave edilerek bölgede toplam 14 tane santral faaliyete geçirilmiş olacaktır. Burada kurulmak istenen santralin toplam gücü ilk etapta 1.320 megavat olarak planlanmış, ancak zaman içerisinde 4 bin megavata ulaşması planlanmıştır.

Batı Karadeniz’de kurulmak istenen bu santralin yer seçimi ve ÇED başvuru dosyaları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan, 12/5/2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Çevre Düzeni Planı’na aykırı olduğu gerekçesiyle defalarca iade edilmiştir. Ayrıca Bakanlığın firmanın ÇED başvurusunda yer seçimiyle ilgili karşı görüşünde, Amasra’nın ve yakın çevresinin turizm, doğa, tarih, çevre ve ekolojik yönden önemli bölge olduğuna, termik santralin bölgenin turizmini ve turizm kimliğinin devamlılığını olumsuz yönde etkileyeceğine dair dikkat çekilmiştir. Yapılmak istenen santral, yaklaşık 33 hektarlık termik santral alanı, 200 hektarlık kalker ve kırma eleme tesisi alanları, 150 hektarlık kül ve alçı taşı depolama alanlarıyla toplam 380 hektarlık doğal orman alanları üzerine kurulmak istenmektedir. Bu kadar büyük miktardaki doğal orman alanlarının tamamen yok edilecek şekilde kullanılmasına Orman Genel Müdürlüğümüzün izin vermemesi gerekmektedir. Bu konuda Orman Genel Müdürlüğünün yayınlamış olduğu ithal kömürle çalışan termik santrallere izin verilmeyeceğine dair genelgeyle Sinop Gerze Termik Santrali’ne izin verilmemiş olması bunun en önemli göstergesidir. Ayrıca, Batı Karadeniz Kalkınma Ajansının hazırlamış olduğu bölgesel kalkınma planında, Amasra’ya yapılmak istenen termik santraller yöre için en büyük tehdit olarak görülmektedir ve projenin iptal edilmesi istenmiştir. ÇED başvurusu dosyasında 1.300 megavat gücündeki santralin yaklaşık 458 ton/saat yani 5.600 kilokalori kömür yakacağı belirtilmektedir. Yılda yanacak kömür miktarının 3 milyon 389 bin 200 ton/yıl olacağı belirtilmektedir. Amasra kömürünün kalorisi 3 bin kaloridir ve bu değer ancak cevher zenginleştirme işlemi yani lavvarlama yapıldıktan sonra 5 bin kaloriye çıkabilmektedir. Bu durumda yer altı işletmesinden santralde kullanılması için yılda 3,4 milyon ton değil de 5,6 milyon ton kömür çıkarılması gerekmektedir. Bu biraz daha teknik olarak…

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – 7 milyon ton, 7.

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Vaktim kalmadığı için son cümle: Anayasa’mızın 56’ncı maddesine göre “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAFFET SANCAKLI (Devamla) - Yine, Anayasa’mızın 63’üncü maddesinde “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.” hükmü bulunmaktadır. Alınan “ÇED olumlu” kararıyla Anayasa yok sayılmıştır ve devre dışı bırakılmıştır.

Teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancaklı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde Hasan Basri Kurt, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kurt. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Ülkemizde kurulu bulunan ve kurulmak istenen termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan hukuksuzluk ve Anayasa’ya aykırılıkların tespit edilmesi” başlığı altında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ Grubumuz adına Hulusi Bey, termik santralin ve Türkiye'nin enerji ihtiyacının gereklilikleriyle ilgili burada çok geniş bir açıklamada bulundu. Bizim bir şekilde enerjiye ihtiyacımız var, Türkiye'nin enerjiye ihtiyacı var ve bu enerjinin millî kaynaklar kullanılarak ortaya çıkartılması ihtiyacı var. Bugün doğal gaz bağımlılığımızdan da yeri geldiğinde, konuşmaya kalktığımız zaman konuşuyoruz. “Güneş” deniyor, “rüzgâr” deniyor, bunların sınırları belli ve bunların temel parçalarının birçoğunun da yurt dışından getirildiğini düşünecek olursak aslında her ne kadar farklı şekilde kullanılsa da bunlar da çok millî enerji kaynakları değil bizim açımızdan. Biz, bunların millî enerji kaynağı hâline gelmesi, güneşin, rüzgârın ve onda kullanılan teknolojik parçaların bir şekilde Türkiye’de üretilir hâle gelmesiyle ilgili de çok ciddi çalışmalar yapıyoruz. Ama ne yazık ki güneşten veya rüzgârdan, biyokütleden elde edebileceğiniz enerji, G20 ülkelerine baktığınızda hemen hepsi çok ciddi oranda yüzde 10’un altında ve kömür enerjisi şu anda dünyanın bir numaralı enerjisi. Biz bundan faydalanmak zorundayız. Ülkemizin petrol kaynağı yok, doğal gaz kaynağı yok ama kömür kaynaklarımız var. Biz bu kömür kaynaklarımızı kullanacağız ve kullanmaya da devam edeceğiz ama bunu yaparken elbette bundan otuz, kırk, elli sene önceki teknolojilerle değil, baca sistemleri geliştirilerek, çevreye duyarlı bir şekilde bunun takipçisi olacağız çünkü biz ülkemizin doğal güzelliklerinin, ülkemizin cennet köşelerinin çocuklarımıza, torunlarımıza miras kalmasını istiyoruz, en az sizin kadar bunu istiyoruz ve inşallah AK PARTİ bu duyarlılıkla hareket edecektir.

Meclis gündemine hâkimdir. Önümüzde Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, bir temel kanun var, inşallah bunu görüşeceğiz.

Ben grubumuzun bu konuda aleyhte oy kullanacağını beyan ediyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Bir oylama yapacağımı mı düşündünüz Sayın Özel?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle düşündüm efendim.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım ancak oylamadan önce bir yoklama talebi vardır, bu nedenle yoklama işlemini gerçekleştireceğim.

Önce, yoklama talebinde bulunan sayın milletvekillerinin mevcudiyetini tespit edeceğim.

Sayın Özel, Sayın Kaplan Hürriyet, Sayın Altaca Kayışoğlu, Sayın Zeybek, Sayın Akkaya, Sayın Yalçınkaya, Sayın Dudu, Sayın Demir, Sayın Çamak, Sayın Demirtaş, Sayın Arslan, Sayın Gündoğdu, Sayın Tuncer, Sayın Ertem, Sayın Altıok, Sayın Kayan, Sayın Özdemir, Sayın Bektaşoğlu, Sayın Balbay, Sayın Bakan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve arkadaşları tarafından, termik santrallerin hukuki sürecinde yaşanan usulsüzlüklerin tespit edilmesi, neden olduğu çevre, insan ve tüm canlıların hayatını tehdit eden uygulamaların araştırılması amacıyla 21/10/2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 16 Kasım 2016 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 435 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde söz isteyen siyasi parti gruplarının sözcülerine söz vereceğim.

İlk olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kalaycı, bir saniyenizi rica ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, önemli bir kanun tasarısının görüşmelerine başlıyoruz, Sayın Mustafa Kalaycı da kürsüde, görüşlerini açıklayacak. Sayın milletvekillerini Sayın Hatibi dinlemeye davet ediyorum.

Buyurunuz Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak görüşlerimizi açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün, mini bir torba kanunu, hem de temel kanun olarak görüşüyoruz. Son yıllarda yasama kalitesi iyice düşmüş olup yasama faaliyetleri baştan sona düzensiz, eksik ve özensiz bir şekilde yürütülmektedir. Tasarı hazırlanırken mevzuat hükümlerine yine uyulmamıştır.

Trafikte kırmızı ışıkta geçmeyi marifet sayanlar gibi, Hükûmet de Anayasa ve yasalarla konulan kuralları çiğneme konusunda aynı anlayışa sahiptir. Bu tasarının da mevzuat gereği zorunlu olan düzenleyici etki analizi hazırlanmamış, mali boyutuna ve sosyal güvenlikle ilgili düzenlemelere dair aktüeryal hesaplara yer verilmemiştir. Yapılan düzenlemeyle ilgili sağlıklı bir analiz ve değerlendirme yapabilmek ve katkı verebilmek için Komisyonda talep ettiğimiz özellikle mali boyutla ilgili bilgiler de verilmemiştir. Bu durum, Hükûmetin kendisinin de bu tasarı üzerinde bir analiz çalışması yapmadığını ortaya koymaktadır.

Hükûmet, tasarının 1 ve 6’ncı maddelerinin gerekçesini Anayasa Mahkemesinin 26 Mayıs 2016 tarihli kararına dayandırmıştır. Bu çerçevede, 5018 ve 4734 sayılı kanunlarda değişiklik yapılması öngörülmüştür. Oysa, Anayasa Mahkemesinin kararına bakıldığında iptal edilen hükümlerin bu kanunlarla ilgili olmadığı, 6583 sayılı Kanun’un 6'ncı ve 9’uncu maddelerinin bazı hükümlerinin iptal edildiği görülecektir.

Anayasa Mahkemesi Anayasa ve yasalarla konulan kurallara uygun olmayan düzenlemeleri iptal etmiş, Hükûmet ise kurala uygun düzenleme yapmak yerine kuralı kaldırma ya da sulandırma yolunu seçmiştir. Buna rağmen, 1’inci maddeyle yapılan düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının açıkça ihlalini içermekte olup yine Anayasa'ya aykırıdır. Zira, Anayasa'da Bakanlar Kuruluna dahi kanun hükmünde kararnameyle bütçede değişiklik yapma yetkisi verilmezken yapılan düzenlemeyle Bakanlar Kurulunun bir üyesi olan Maliye Bakanına bu yetkinin verilebilmesi öngörülmektedir. Maliye Bakanlığına 2017 yılı için kurumlar arası 63 milyar liraya, kurum içi ise toplamda 129 milyar liraya varan ödenek aktarması yetkisi verilmesi söz konusudur.

6’ncı maddeyle yapılan düzenleme de ödeneği olmayan bir yatırıma başlanılamaması kuralını belli yatırımlar için ortadan kaldırdığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkını ihlal ettiği gibi, Anayasa’nın 161’inci maddesine aykırı olarak bütçe kanununa bütçeyle ilgili hükümler dışında hükümler konulmasına imkân vermektedir. Bu düzenlemelerle bütçe ilkeleri göz ardı edilmekte, bütçe disiplini bozulmaktadır.

Yine, geçmişte önemli reform düzenlemeleri olarak çıkarılan kamu mali yönetimi ve kamu ihale sisteminde yeni delikler açılmaktadır.

Dolayısıyla, Anayasa'ya aykırılık içeren ve birçok alanda olumsuz etkileri bulunan 1’inci ve 6’ncı maddeler tasarı metninden çıkarılmalıdır.

Tasarının 2’nci ve 3’üncü maddelerinde, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında barınan öğrencilerle birlikte Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere ait yükseköğrenim yurtlarında barınan öğrencilere besleme ve barınma yardımı yapılabilmesi düzenlenmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yapılan düzenlemeyi olumlu bulmakla birlikte, beslenme ve barınma yardımının yüksek öğrenim gören ve belirlenecek usul ve esasları taşıyan tüm yurt ve öğrencileri kapsaması gerektiği görüşündeyiz. Dolayısıyla, talep eden ve şartları taşıyan her öğrenci hangi yurtta kalırsa kalsın eşitlik ilkesinin bir gereği olarak beslenme ve barınma yardımından yararlandırılmalıdır.

KYK yurtlarına öğrenci yerleştirmede yıllardır sorunlarla karşılaşılmakta, günlerce yedek sırasını bekleyen birçok öğrenci açıkta kalmakta, öğrenciler ve aileleri tedirginlik yaşamaktadır. Yurt başvurusu olan hiçbir öğrenci açıkta bırakılmamalı, üniversite kayıtlarıyla aynı anda yurt yerleştirmeleri de yapılarak talep eden her öğrenciye yurt ya da yurt şartlarıyla barınma imkânı temin edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 4’üncü ve 5’inci maddelerinde, serbest bölgelere yönelik bazı vergi avantajları getirilmektedir. Buna göre, serbest bölge ilan edilen arazinin kullanıcı lehine tapuda tescilin yapılacağı tarihe kadar arazi vergisinden muaf tutulması, ayrıca serbest bölgelere veya bu bölgelerden yapılan ihraç amaçlı yük taşıma işlerinin katma değer vergisinden istisna tutulması öngörülmektedir.

İhracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti hızlandırmak amacıyla ülkemizde 15 ilimizde kurulan 19 serbest bölge bulunmaktadır. Serbest bölgelerin kurulu olduğu bölge ve ülke ekonomisine pek çok açıdan katkıları bulunmaktadır.

Konya'ya da serbest bölge kurulması yıllardır dillendirilmesine rağmen, herhangi bir adım atılmamıştır. 2017 bütçe görüşmelerinin devam ettiği Plan ve Bütçe Komisyonunda konuyu gündeme getirmem üzerine, Ekonomi Bakanımız Sayın Zeybekci serbest bölgelerin artırılarak devamını düşündüklerini, Aydın ve Konya'da serbest bölge çalışmalarının olduğunu ve olgunlaştığında bunları açıklayacaklarını söylemiştir. Sayın Bakanımıza Konya adına teşekkür ediyorum. Konya, serbest bölge çalışmasının ivedilikle tamamlanmasını ve bir an önce Konya’ya kazandırılmasını bekliyor.

Ülkemizin ihracat hedeflerine ulaşabilmesi için, serbest bölgeler özel ekonomi bölgelerine dönüştürülmeli ve yüksek katma değere dayalı bir yatırım cazibe merkezi olmalıdır. Dünyada ekonomik atılım yapan birçok ülke örneğinde olduğu gibi, özel ekonomi bölgeleri ülkemizde de oluşturulmalı ve Konya’ya da mutlaka kurulmalıdır. Konya özel stratejik yatırımlar için öncelikli olarak dikkate alınmalıdır.

Aslında, herkes tarafından kabul edildiği üzere, Marmara havzasının ağır sanayi yatırımlarından dolayı artık sıkıştığı, bu nedenle sürdürülebilir kalkınma için Türkiye'nin sanayiyi -Konya gibi- Anadolu'daki yeni merkezlere doğru kaydırması gerektiği açıktır. Konya, tüm özellikleriyle Türkiye'nin merkezidir. Konya, ticaret, sanayi ve ihracat potansiyeli yüksek olan ve ülke ekonomisine önemli düzeyde katkı veren üretim merkezlerinden biridir. Konya, tamamen öz imkânlarıyla geliştirdiği sanayisi, organize sanayi bölgeleri, 2 adet teknoloji geliştirme bölgesi, KOBİ'lere dayalı altyapısı, nitelikli iş gücü, üretim ve ürün çeşitlendirme potansiyeliyle Türkiye'de oldukça önemli bir yerdedir. Düz arazi varlığı yatırımlar açısından, başta altyapı maliyetleri olmak üzere birçok avantaj sağlamaktadır. Ayrıca, Konya deprem riski en düşük iller arasında yer almaktadır.

Konya, ilk millî otomobilimizi üretebilecek kapasiteye de sahiptir. Konya, otomotivde kaliteli ürünleriyle artık dünyada çok önemli bir merkez hâline gelmiştir. Konya’da otomobilin her parçası üretilebilmektedir, yeni bir motor üretmek için yeterli altyapı vardır. Bu itibarla yeni bir tasarımla, Türk malı ilk otomobili yapabilecek en uygun ve en ideal şehir Konya'dır. 2017 bütçesinin görüşüldüğü Plan ve Bütçe Komisyonunda yerli otomobil üretimine Konya'nın talip olduğunu dile getirmem üzerine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Özlü yer konusunun henüz değerlendirilmediğini belirterek Konya sanayisini övmüş ve bunu değerlendireceklerini söylemiştir.

Konya ekonomisinin daha büyük hamleler yapabilmesi, dinamik gücünden ve geniş üretim potansiyelinden daha çok yararlanılması için, sanayi ve ihracatla doğrudan ilişkili fiziki altyapı eksiklikleri giderilmeli, buna yönelik yatırımlara hız verilmelidir. Ancak, her ne hikmetse Konya'nın bu kapsamdaki projeleri yıllardır konuşulmasına ve müjde olarak sunulmasına rağmen, uygulamada bir mesafe alınamamaktadır. Bakınız, Konya Kayacık Lojistik Merkezi Projesi 2008 yılında yatırım programına dâhil edilmesine karşın dokuz yıldır bir arpa boyu mesafe katedilmemiştir. Aynı yılda programlanan lojistik merkezlerin birçoğu hizmete bile açılmıştır. Konya Kayacık Lojistik Merkezinin yapım ihalesi 2014 yılında yapılmış ancak 49 firmanın başvurduğu söz konusu ihale 2015 yılında iptal edilmiştir, iptal gerekçesi de kamuoyuna açıklanmamıştır. Konya ekonomisi için büyük önem arz eden Kayacık Lojistik Merkezi yapımına hızla başlanmalı ve bir an önce bitirilmelidir.

Konya sanayicisinin kalifiye teknik eleman ihtiyacını karşılayacak, AR-GE, yenilikçilik ve katma değeri yüksek ileri teknolojiler konusunda sanayiciye destek verecek Konya teknik üniversitesi artık kurulmalıdır.

Yıllardır yatırım programında yer alan ve hâlen devam etmekte olan Konya-Mersin arası çift katlı demir yolu yatırımlarına hız verilmeli, sanayici ve ihracatçımızın limanlara hızlı ve uygun maliyetli ulaşımı bir an önce sağlanmalıdır. Konya yıllardır talep ettiği uluslararası sivil havalimanına artık kavuşturulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 7’nci maddesinde, binek otomobiller için ÖTV matrahını esas alarak fiyat grupları oluşturmaya, bu fiyat grupları ve malların cinsi, sınıfı, üst yapı, gövde tanımı, emisyon türü ve değeri, istiap haddi ile yolcu ve yük taşıma kapasitesi itibarıyla farklı oranlar belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. Esasen, araçların özellikleri fiyatlarına yansımakta olup ÖTV oranı fiyata uygulandığından, hesaplanan ÖTV tutarı da araçların özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Yine de vergilendirmede adalet açısından ÖTV oranlarında farklılaştırmaya gidilmesi olumlu olmakla birlikte, vatandaşlarımıza ilave ve mükerrer bir vergi yüklenmemelidir. Türkiye, zaten araç vergilerinde dünyada en yüksek yüzdelere sahip 2’nci ülke konumundadır. Son on dört yılda araçlardan alınan ÖTV yüksek oranda artırılmıştır.

Türkiye’deki vergi sistemi, ağırlıklı olarak, tüketim ve işlemler üzerinden alınan vergilerin yer aldığı, tabana yayılmamış bir yapıdadır. Bu durum bir yandan bazı makroekonomik hedeflerimize ulaşmayı zorlaştırmakta, diğer yandan da vergi yükünün adaletsiz dağılması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Tüketim üzerinden alınan vergilere aşırı bağımlı yapıdan uzaklaşmak için vergi gelirleri içindeki dolaylı vergilerin payının azaltılması, gelir ve kârlar üzerinden alınan vergilerin artırılması hem vergi adaleti bakımından hem de kamu maliyesi açısından bir zorunluluk olarak görülmektedir. Bu kapsamda, bir kısım rantiyeci azınlıkça elde edilen imar ve emlak rantı mutlaka vergilendirilmelidir. Adalet ve Kalkınma Partisi öncelikle bu konuda verdiği sözü tutmalıdır. Seçimlerde sözü verilen ve 64’üncü Hükûmetin eylem planında “21 Mart 2016 tarihine kadar yapılacak.” denilen imar planı değişiklikleri sonucunda ortaya çıkan değer artışından kamunun pay alması sağlanacak vaadinize ne oldu? Sayın Bakan, rantiyecileri vergilendirmekten vaz mı geçtiniz ya da vaz mı geçirttiler?

Uzun süredir ekonomide reform niteliğinde yapısal önlemler alınmaması nedeniyle ülkemizde ekonomik sorunlar artmıştır. Son dönemde yatırımlar azalmış, büyüme daralmış, işsizlik patlamış, ekonomi tıkanmıştır. Piyasalar sıkıntılıdır. Özellikle tahsilat sorunu had safhaya ulaşmıştır. Karşılıksız çek, protestolu senet ve sorunlu kredi tutarında yüksek artışlar görülmekte, iflaslar artmaktadır. Ekonomiye güven kaybolmuştur. Sanayimiz, KOBİ’lerimiz, üreticimiz zor günler yaşamaktadır. Rekabet gücü tükenme noktasına gelmiştir. Artan döviz kuru, bilançoları olumsuz etkilemiş durumdadır. İthal girdideki kurdan kaynaklanan fiyat artışları ürün maliyetlerini artırıp içeride de fiyatları artırma baskısı yaratırken dış pazarda bu fiyatlarla rekabet daha da güçleşmiştir.

Kamu maliyesinin kalitesiyle ilgili sorunlar önümüzdeki dönem için ciddi riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Vergilerdeki adaletsizlik sürmekte, harcamalar ekonomiyi büyütecek, AR-GE ve yenilikçiliği teşvik edecek mahiyette değildir.

Türkiye ekonomisinin düzlüğe çıkarılması için üretim, istihdam ve ihracat odaklı yeni plan ve programlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Teknoloji geliştirebilen, yenilikçiliği, girişimciliği ödüllendiren ve bilgi üretebilen bir ekonomik atılım gerçekleştirilmelidir. Bu çerçevede, yatırım yapanlara, istihdam, üretim ve ihracat artışı sağlayanlara yönelik vergi indirim ve kolaylıklarını içeren bir program uygulamaya konulmalıdır. Yatırım teşvik sistemi coğrafi boyutta haksız rekabeti önleyecek şekilde gözden geçirilmeli, sektörel ve dar bölge teşvik sistemine geçilmelidir. Yatırım iklimi özellikle makro açıdan iyileştirilmelidir. Üretim ve ticarete ilişkin harcamaların tamamı gider sayılabilmelidir. Vadeli işlemlerde KDV ertelemesi yapılabilmelidir.

Sayın Maliye Bakanı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ekonominin yavaşladığının farkında olduklarını ve Hükûmet olarak para politikası dâhil, tüm enstrümanları kullandıklarını belirterek Bakanlığın bazı vergi adımları üzerinde çalıştığını, mali disiplini dikkate alarak geçici vergi indirimlerinin yapılabileceğini söylemiştir. Yine, bir başka açıklamasında “Mükellefler geçmişteki borçlarını düzenli ödediyse, geçmiş üç yılın da karnesi pekiyiyse o zaman diyeceğiz ki ‘Ödeyeceğiniz vergiyi daha düşük oranda ödeyin.’ Oran indirimine gideceğiz.” demiştir. Maliye Bakanımıza diyorum ki: Doğru yoldasınız. Evet, Milliyetçi Hareket Partisi olarak hep söyledik: Vergisini düzenli ödeyen vatandaşlar ödüllendirilmelidir. Vergi tabanını genişletip vergi oranları düşürülmelidir. Türkiye'de üretim üzerindeki vergi yükü ağırdır ve bu durum işletmelerin rekabet gücüne zarar vermektedir. Başta elektrik olmak üzere üretim girdileri üzerindeki vergi yükü azaltılmalıdır.

Ayrıca, bankacılık kesiminin reel sektöre sürekli olarak mali destek verebilir hâle getirilmesi ve reel kesimin finansman maliyetlerinin düşürülmesi için tedbirler alınmalı, mevcut borç sorunu da yeniden yapılandırma yoluyla çözümlenmelidir. Reel sektör üzerindeki vergi yükünün ve finansman maliyetinin azaltılmasının üretim, istihdam ve büyümeye olumlu katkı sağlayacağı ve belli bir süre sonra bu kesimden sağlanan toplam vergi gelirlerinde artışa yol açacağı hesaba katılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 8’inci maddesinde, brüt asgari ücretin 6,5 katı olan sigorta primine esas kazanç üst sınırının brüt asgari ücretin 7,5 katına yükseltilmesi öngörülmektedir. Komisyonda TOBB, TİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ temsilcileri yapılan düzenlemeye olumsuz görüş bildirmiştir ancak Hükûmet sosyal tarafları hiç kale almamıştır. SGK’nın prim gelirlerinin artırılması gerekçe olarak ifade edilmiş ve daha fazla prim tahsil edilerek bu kapsama giren yaklaşık 350 bin sigortalıya daha fazla aylık ve gelir alma imkânı verilmesinden bahsedilmiştir. Hâlbuki, kamu çalışanlarına başta döner sermaye gibi çeşitli adlar altında yapılan bazı ek ödemelerden prim kesilmemekte ve bu ek ödemeler emekli aylığına yansımamaktadır. Oysa böyle bir düzenleme de SGK’nın prim gelirlerini artıracaktır. Özel sektörde ücret gelirinin düşük gösterildiğinin tespiti hâlinde bir dünya idari para cezası kesilmekte iken kamunun kendi çalışanlarının gelirlerini düşük göstermesi büyük bir çelişkidir ve tutarsızlıktır. Bu itibarla, kamu çalışanlarına çeşitli adlar altında yapılan tüm ek ödemelerin prim matrahına dâhil edilerek emekli aylığına yansıtılmasını sağlayacak düzenleme de mutlaka yapılmalıdır.

Ülkemizde emekliler mutlu değildir ve gelecekten umutsuz bir hayat sürdürmektedir. Emekli aylıkları yetmemektedir. Zaten elektrik, gaz ve su faturaları ile sağlık kesintileri emekli aylığının önemli bir kısmını alıp götürmektedir. Emekliler aldığı aylıkla kendi giderlerini karşılayamazken bir de işsiz çocuğuna bakmak durumunda kalmışlardır.

Hükûmet emeklilere verdiği sözleri tutmamaktadır. Herkes banka promosyonu alırken emekliler sekiz yıldır üvey evlat muamelesi görmektedir. Önceki Başbakan Sayın Davutoğlu, 21 Ekim 2015 tarihinde, emeklilerin huzurunda "Bankalarla anlaşmalar yapıyoruz. Emeklilerimiz böylece yılda en az 300 lira promosyon almaya başlayacaklar." demişti. Peş peşe değişen Çalışma Bakanları da hep umut vermiş ama emekliler bugüne kadar ancak hava almışlardır. Sayın Müezzinoğlu önce “Emeklilere promosyon taahhüdümüz yok.” demiş, sonra da çalışmalara devam ettiklerini belirterek “Promosyon konusunda isterseniz bir ay kadar konuşmayalım." demiştir. Hükûmet emeklilere promosyon verilmesini bir tür sağlayamamıştır.

Emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikler de giderilmemiştir. Emeklilerden en fazla aldığımız şikâyet, aylığının neden düşük olduğudur. "Filancadan daha çok hizmetim var, daha fazla prim ödedim, aylığım onunkinden neden az?" diye haklı olarak soruyorlar. "Hükûmet 100 lira zam sözü verdi ama kimisi 10 lira, kimisi 20 lira zam aldım." diyorlar.

Ben teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim süreyi çok dikkatli kullandığınız için Sayın Kalaycı.

Tasarının tümü üzerinde ikinci olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Zekeriya Temizel konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Temizel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu konuşmayı şu yoklamadan hemen sonra yapmak isterdim çünkü bu konuşma, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, en azından, hiç değilse konuşma süresince herkesin bir öz eleştiri, en azından bir vicdan muhasebesi yapmasına neden olabilirdi diye. Ama sonuç olarak bu işe değer veren insanların bu salonda bulunduğunu varsayarak yine de bu konuşmayı eksiksiz olarak yapmak istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Bakanım, televizyonda izliyorlar yine, rahat olun.

ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, 5018 sayılı Yasa yani Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapan bir tasarı getirdik buraya. Aslında bu tasarı zorlanarak yani temel kanun yapılmak amacıyla zorlanarak 10 maddeye çıkartılmış bir tasarı. Hâlbuki şu anda ivedi gereksinim duyulan olay 3 maddeden ibaret, yürütme ve yürürlüğüyle beraber 5 maddede görüşülecek bir konuydu. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum. Yani mutlaka temel yasa kavramının içerisine sokup da torbanın içerisinde konu görüşme alışkanlığından bu Meclis vazgeçmediği sürece, bu yasalarla kazanacağımız itibarı daha görüşme sırasında kaybetmeye devam edeceğiz. Bu olmuyor, bu bir şekilde olmuyor.

Burada daha önce bütçe kanunlarında bu temel mali yönetim yasasına aykırı düzenlemeler yapıyorduk. Örneğin bütçede belirli sınırlamalar getiren bu yasayı aşmak için çok açık bir şekilde diyorduk ki: “Kanunun 21’inci maddesinde yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın Bakanlık şu şu yetkilerini kullanır." diyorduk. Bu kanunun 21’inci maddesindeki sınırlamalara tabi olmadan işlem yapmak ne demek? Meclisin bütçe hakkını çiğnemek demek. Yani, Meclis size bir sınır verecek, bu sınır dâhilinde sizin harcama yapmanız gerekecek, sonra siz diyeceksiniz ki: “21’inci maddeye tabi olmadan ben bunları yapayım.” Bu durum karşısında ana muhalefet partisi haklı olarak bu hükmü Anayasa Mahkemesine taşıyor. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’ya aykırı gördüğü bu hükmü Meclisin bütçe hakkının devri niteliğinde gördüğü için iptal ediyor. İşte, burada yaptığımız düzenleme, Anayasa Mahkemesinin bu iptal gerekçesine karşılık oluşturacak olan bir düzenleme. Peki, oluşturuyor mu? Oluşturmuyor değerli arkadaşlar. Daha önceden bütçeler arasında yüzde 5 sınırları içerisinde ödenek aktarımına izin veren yasa tasarısını “Bütçe kanununda buna uyulmaz.” diye aşarken bu defa kanunun içerisine hüküm koyuyoruz, yüzde 20 yapıyoruz yüzde 5’i; yüzde 5 yüzde 20 oluyor.

Peki, “Meclisin verdiği tavanı yüzde 20 oranında aşmak.” demek ne anlama geliyor? Bütçe hakkının ve Meclisin vermiş olduğu yetkinin ihlali anlamına geliyor. Her ne kadar bu düzenlemenin 5018 sayılı Yasa içerisine alınarak yapılması Anayasa Mahkemesinin kararının bir gereği olarak doğru bir düzenlemeyse de maddenin içeriğinde yapılan düzenlemeler, maalesef, bütçe hakkının ihlalini ortadan kaldırmıyor. Hele bazı durumlarda bu yetkinin sınırsız olarak kullanıldığı gerçeğini de göz önüne almanız gerekiyor. Demek ki bu kanunun 1’nci maddesiyle 5018 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinde yapılacak değişiklik, Meclisin bütçe hakkının ya da “belirli sınırlar” derken yüzde 5’in yüzde 20’ye çıkarılmasının ihlali hâlâ devam ettirdiğine ilişkin hükmünü ortadan kaldırmıyor. Buna özellikle dikkat etmemiz gerekiyor.

Bundan sonraki 2 tane madde Yükseköğretim Kurumuyla ilgili; karşı değiliz. Özellikle, Yükseköğretim Kurumuna bağlı yurtlarda kalan öğrencilere beslenme yardımının yapılması konusundaki bir düzenleme doğru, bir itirazımız yok.

Bu arada, doğru olan bir şey var bu yasanın içerisinde, her ne kadar yeri değilse bile, “Bu tür kurumlar yasayla kendilerine verilen bir görev olmamasına karşın fiilî olarak bu işlemleri yapamazlar.” hükmünü hiç değilse bu kanun yerine getiriyor. Kredi Yurtlar Kurumu diyor ki: “Ben bunu verebilirim aslında ama yasayla bana bir görev verin.” Bu görev burada veriliyor onlara, buna itirazımız yok, buna itiraz etmiyoruz. Ancak, Kredi Yurtlar Kurumunun talep ettiği düzenlemeler bundan ibaret değil, Kredi Yurtlar Kurumuyla ilgili olarak yapılacak düzenlemeler çok daha fazla madde yani ayrı bir kanun olarak getirilirse belki torba kanun olarak görüşülecek olan bir düzenleme. Yok, hayır, sadece bu maddeleri torbaya dönüştürmek için bu 2 maddeyi bunun içerisine ilave ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, daha sonra gelen 2 tane düzenleme de serbest bölgelerle ilgili. Serbest bölgelerle ilgili değerlendirmem, biraz önce Kredi Yurtlar Kurumuyla ilgili değerlendirmemle neredeyse aynı. Serbest Bölgeler Kanunu’nda da ciddi anlamda talepler var. Yasanın işlemeyen kısımları var. Şu anda bölgenin doğru dürüst çalışmasını engelleyecek hükümler var; onun için de bir tasarı hazırlanmış, o tasarı gelmiş, yakında o tasarının geri kalan maddelerini görüşeceğiz. Fakat, onun 2 maddesini alıyoruz, bu torbanın içerisine atıyoruz. İşte bu, kanun yapma tekniğine de kanunlara duyulan saygıya da aykırı bir davranış olarak değerlendirilmeli; söylemeye çalıştığımız olay bu. Bu, bu şekilde olmuyor, bu şekilde yürümüyor.

Bu arada, tasarının 6’ncı maddesi var. Değerli milletvekilleri, 6’ncı maddede… Büyük yatırımlara girişilirken toplam yatırım ödeneğinin yüzde 10’una kadar bir ödenek olmadan o yatırıma başlanamayacağına ilişkin bir hüküm vardı 4734 sayılı Yasa’da. Bu ne anlama geliyordu? Hatırlarsınız birazcık geçmişe gidin de, birileri sürekli olarak gidip tek kuruş ödeneği olmayan ya da ödeneği sadece yapılan törene yetecek olan bir sürü yatırım temeli atarlardı; başkaları da gider, o temelleri söker, arabanın arkasına koyar, Meclise getirirdi. Bunu önlemenin yolu, ödeneği olmayan yatırımlar için zaten sınırlı olan kaynakları çarçur etmemekti. Değiştiriyoruz, değiştiriyoruz, stratejik yatırımlar için değiştiriyoruz. Ne olursa olsun, stratejikse bu yatırım, biz ona yatırım tutarının, ne kadar büyük olursa olsun yüzde 10’u kadar bir ödenek bulamıyorsak boşu boşuna kendimizi ortaya atmayalım. Orada zayi edilecek olan yüzde 10’luk ödenek çok daha büyük bir ödenektir.

Değerli milletvekilleri, bu tür düzenlemeler niye yapılır? Bu tür düzenlemeler yapılmaya başladığı zaman, aslında ekonomide bazı şeyler ters gitmeye başlamış demektir. Ters gitmese bile, böyle bir şey yapmaya kalktığınızda “Ya, bir şeyler galiba ters gidiyor, biz farkında değiliz.” diye bir algı uyandırırsınız zaten. Ama maalesef, ekonomide bazı şeyler gerçekten ters gitmeye başladı. Üretimden kopup borç parayla gerçekleştirilen ithalat, tüketim ekonomisine dayalı büyüme, inşaat sektörlerini temel sektör olarak alma, kısacası bu şekilde sürdürüldüğü zannedilen bir büyüme, para muslukları, daha doğrusu finansal bolluk ortadan kalkınca yavaş yavaş teklemeye başladı. Bunun sonucunda ne oluyor? İşsizlik artıyor. Dün açıklandı işsizlik rakamları, yani gerçekten üzülerek söylemek gerekiyor ki yüzde 11,3’e ulaştık işsizlikte. Genç işsizlik oranı yüzde 20’leri çoktan geçti. Yıllardır övündüğümüz faiz dışı fazlamız IMF tanımlı bütçe açığına göre artık fazla değil, açık; faiz dışı fazlamız yok, faiz dışı açığımız var 2017 bütçesinde. Özellikle özelleştirme gelirlerini, Merkez Bankası gelirlerini çıkardığınız andan itibaren bir bakıyorsunuz ki sizin aynen borçlarınızda olduğu gibi gelirleriniz de faiz hariç giderlerinizi bile karşılamıyor. Bu, risktir. Buna çok dikkat etmek gerekiyor.

Bütçemizdeki borç faizlerimiz gittikçe artıyor değerli arkadaşlar. Yani, bir yönetici olarak “Faiz giderlerimiz azalıyordu.” diye övünmeyi ben çok doğal karşılarım. O nedenle de burada yapılan tartışmalarda hiç ağzımı açıp da “Faiz giderlerimiz azalıyor.” diyenlere bir şey dememişimdir, demem de zaten, azalıyor. Ancak, şimdi maalesef artıyor. 2015 yılı faiz giderimiz 53 milyardı, 2017’ye 57,5 milyar koyduk, 2018 yılında 62 milyara yükseliyor, 2019 yılında da 72,5 milyara yükseliyoruz, bunlar tahmin üstelik de. Ama, borcun yapısını biliyorsanız, vadesini biliyorsanız gelecekte neyle karşı karşıya kalacağınızı kuruşu kuruşuna hesaplarsınız zaten.

Dış borcumuz son beş yıl içerisinde 117,5 milyar dolar arttı. Kamu-özel iş birliği projelerinden kamuya gelecek riskler yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Sayıştay bile, denetimini o kadar sınırlı yapması ve inanılmaz derecede yumuşak bir dil kullanmasına karşın, kamu-özel ortaklığı projelerinden gelecek olan riskin mutlaka gösterilmesi gerektiğinde ısrar etmeye başladı ve ortaya çıkan riskler böyle hiç az buz değil; 40 milyarlık, 50 milyarlık risklerden bahsedilmeye başlandı. Merkez Bankasında 2008 yılında -neredeyse 57 milyar dolardı 2008 krizinin hemen arkasındaki rakamlar- 57 milyarlık net rezervimize karşın, şu anda 35 milyar dolara düştü net rezervimiz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu koşullar altında mali disiplinin devam ettiğini, ekonomimizin sağlam yatırımlara yöneldiğini, geleceğe güvenle baktığını; kısacası, yatırımcıya güven vermek için ne gerekiyorsa onları yaptığımızı, koruduğumuzu, mali disipline devam ettiğimizi göstermemiz gerekiyor, hukuk devleti olduğunu göstermemiz gerekiyor. Ancak, yaptığımız düzenlemelerden böyle bir sonuç çıkmıyor. Bu tehlikeli bir durumdur, bu uyarılması gereken bir durumdur. Daha geçenlerde Merkez Bankası Kanunu’nun 45’inci maddesinde de bir değişiklik yaptık bu Mecliste ve orada yeniden özel sektör senetleriyle reeskont yapılmasına olanak tanıdık yıllar sonra. Ben o konuşmamda, “Biz bu filmi daha önce gördük, bu film bir defa daha seyredilecek kadar güzel değil, hatta kötü, filmin hemen başında çıkmak gerekir.” diye bir uyarıda bulunmuştum. Bu tür düzenlemeler kesinlikle Türkiye'nin dış itibarı açısından da, Türkiye'ye bakış açısından da tehlikelidir değerli arkadaşlar. Hiçbir zaman temenni etmiyorum, Allah bir daha göstermesin de diyorum üstelik de.

Biliyorsunuz, Hükûmetimizin yani on dört yıldan beri devam eden, sürekliliği olan Hükûmetin en övündüğü konulardan bir tanesi IMF kredisi kullanmama konusuydu. Değerli arkadaşlar, Hazinenin kamu borç yönetimine ilişkin en son broşürünü beraber getirdim, bu rapor Hazinenin. Türkiye'nin IMF’den kullanmış olduğu krediler aslında 1996 yılında neredeyse tüketilmişti, 1996 yılında. Erbakan Hükûmeti zamanında, 1996 yılında kredi kullanılmadı. Daha sonraki hükûmetler döneminde IMF’ye ödeme yapıldı. Bu, bu tablonun içerisinde yer alıyor ve 2001 yılına gelindiği zaman Türkiye'nin IMF’ye borcu o sıralarda 300 milyon dolar civarındaydı, hepsi bu kadar. Ondan önceki yıllarda da ciddi olarak ödeme söz konusuydu. 2000 krizinden sonra 2001 yılına gelindiğinde birdenbire IMF Türkiye'ye dayattığı ekonomik programın ödülü olarak üç yıl içerisinde Türkiye’ye 21 milyar dolar para aktardı, 21 milyar dolar. Bir iktidar şanslı olmalı değerli arkadaşlar. İktidara geliyorsunuz, 21 milyar dolarlık böyle bir kaynağı kucağınızda buluyorsunuz. En son 2002-2003 yılında 8 milyar dolarlık bir kaynak var, bunlar geliyor. Türkiye böyle bir kaynakla yola çıkıyor ve özellikle de dünyadaki finansal bolluğu, yani onun rüzgârını da arkasına alıyor, inanılmaz bir borçlanmayla bir yerden bir yere geliyoruz. Bu güzel. Şimdi ödeme zamanı. Şimdi yeniden bunları ödememiz gerekiyor. 2009 yılında “IMF’ye hiç başvurmadık” şeyine karşın 1,7 milyar dolar yine kredi kullanıyoruz. Kullanılabilir, sorun değil. Mademki biz kurumun üyelerinden bir tanesiyiz, gereksinme duyduğumuz zaman kullanırız, gereksinmemiz bittiği zaman da öderiz. Bunda ne utanılacak ne korkulacak bir durum var, bu, genel dünya krizleriyle falan ilgiliyse ama bu olay yuvarlana yuvarlana geliyor ise ve gelecekte ülkeleri iflasa götürecek kadar tehlikeli birtakım dayatmalarla karşı karşıya kalacak isek işte bunun önlemini alalım diyoruz. Söylediğimiz olay bundan ibaret. Bu çok önemli bir olay yoksa bundan ne bir övünç ne de bir utanma çıkarmanın bir anlamı falan yok. Uygulanan politikalar veya dünya konjonktürü insanları nereye getiriyor, ne yapıyorlarsa o olay ayrı bir olaydır.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkının devri, ister yasayla olsun isterse bütçe kanunuyla olsun, kesin olarak Anayasa’ya aykırı bir düzenlemedir. Bunu veremezsiniz başka birisine. Sınır dediğiniz olay 3’tür, 5’tir. Oturup da şöyle bir kanun yapamazsınız: “2017 yılının toplam ödeneği 647 milyar liradır, bunun tamamını Maliye Bakanlığı istediği gibi dağıtır.” Böyle bir kanun çıkardınız. Bu, kanun olur mu? Bu, kanun olmaz. Bunu uygulayamazsınız. Aynı şekilde, “Şu ödenekleri verdim, tavanımız, sınırımız da bu ama bunun yüzde 20’sini istediğin gibi alıp o fasıldan başka bir fasıla aktarırsın.” o da olmaz.

O nedenle de bunun, sadece ülke içine karşı değil ülke dışına karşı da savunulabilir bir olay olması lazım. Yani biz mali disiplin uyguluyoruz, bundan vazgeçmedik, yasalarımız ne diyorsa odur dememiz gerekiyor.

Bu yasayı ne zaman çıkardınız? 2003 yılında, 2003 yılında çıktı bu yasa. 2003 yılında bu hükümleri koymuş olsaydınız bu yasanın içerisine, sizi temin ederim, bu uluslararası kuruluşlar kıyameti koparırlardı, “Ya, bir dakika, hop… Ne yapıyorsunuz?” derlerdi, “Böyle bir mali disiplin yasası falan olmaz.” derlerdi. Şimdi aynı şeyi onlar demeden biz yapalım diyoruz, biz düzenleyelim diyoruz. Böyle yüzde 20’lerle, şunlarla bunlarla istediğiniz kadar oranları değiştirerek yasa falan olmaz, yapamazsınız.

Değerli milletvekilleri, Türk ekonomisine güveni güçlendirmek zorundayız. Bunu da hesap verilirliği artırarak, mali disiplini güçlendirerek, saydamlık ve hukukun üstünlüğünü teşvik ederek gerçekleştirmek zorundayız. Biz son zamanlarda yaptığımız yasalarla bunu sağlayamıyoruz, gerçekten sağlayamıyoruz.

Bilmiyorum içinizde İttihat ve Terakki’nin mali politikalarını ve mali davranışlarını izleyen arkadaşlarımız var mı? Çok ünlüdür, İttihat ve Terakki’nin yasa yapma mantığı “Yok kanun, yap kanun. Var kanun, yok kanun.”dur. Yani bu şu anlama geliyor: Var kanun, “Kanun var bu konuda.” diyorlar, “Biz bunu yapamayız.” Cemal Paşa alıyor “cart, cart” diye yırtıyor, kaldırıyor, atıyor, “Aha, yok kanun.” diyor “Şimdi yapın.” Başka birisi diyor ki: “Ya, böyle bir iş yapamayız. Kanun yok.” Oradan çekiyor kâğıdı, yazıyor üstüne, “Al kanun.” diyor; var kanun.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’yi bu duruma düşürebilecek şekilde yasalar yapılıyormuş, yasalar, düzenlemeler yapılıyormuş konumuna kesinlikle sokmamamız gerekiyor. Burası yasama organı, kanun yapıcı, hiç değilse usulüne uygun yapalım. Kimse eleştirerek birilerinin yasa yapma hakkına veya çoğunluğun vereceği kararlara karşı çıkmıyor. Kuralları düzgün yapıp, hiç değilse bu kanunların çıkmasına neden olan koşulları bir defa daha yaşamamak, insanlara da “Ya, siz bunları bunları yaptınız da ondan bu olay ortaya çıktı.” gibi bir değerlendirme fırsatı vermememiz gerekiyor; bunu veriyoruz. “Bakın, Kredi Yurtlar Kurumuyla ilgili düzenlemelere itirazımız yok. Serbest bölgelerle ilgili yasanın tamamını hep birlikte görüşelim. Hiçbir itiraz yok bunlara.” diyoruz ama “Yok.” 2 tane bütçe maddesini torba kanun hâline getireceğiz diye bunu getiriyoruz, yamalı bohça hâline çeviriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Temizel, mikrofonunuzu açıyorum, tamamlayınız efendim.

ZEKERİYA TEMİZEL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kurallara saygılı olan birisi olarak son uyarımı şu şekilde yapıyorum: Burada sergilediğimiz karşıtlık sıradan bir sırf muhalefet olsun konuşması değil, sadece ve sadece “Hangi aşamalardan nereye geldik?” Bundan sonra Allah bir daha o aşamaları bize göstermesin ama biz de en azından onları bir defa daha yapmak zorunda kalmayalım. Meclisin saygınlığını koruyalım. “Yap kanun, yok kanun; yok kanun, var kanun.” diye bir deyimi bir defa daha kullanmayalım.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Temizel.

Sayın Temizel’in ek süresi İç Tüzük’ten değil üstatlık hakkından kaynaklandı sayın milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar)

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına Ergün Taşcı, Ordu Milletvekili…

Buyurunuz Sayın Taşcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERGÜN TAŞCI (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geneli üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun bazı maddeleri Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı temel olarak iki gerekçeye dayanmaktadır. Birincisi, olağan bir kanunda düzenlenmesi gereken bir hususun bütçe kanunuyla düzenlenmesidir. İkincisi ise Meclise ait olan bütçe hakkının, çerçevesi, sınırları ve esasları belirlenmeksizin yürütme organına devredilmesidir.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı Anayasa Mahkemesinin iptal kararında yer verdiği gerekçeler çerçevesinde hazırlanmıştır. Bu kapsamda, kanun tasarısıyla, önceden bütçe kanunuyla düzenlenmiş olan hususlar 5018 sayılı Kanun ile 4734 sayılı Kanun’a taşınmaktadır. Ayrıca, düzenlemeyle yürütme organına devredilen yetkilerin sınırları ve çerçevesi bu tasarıyla çizilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin onayına sunulan merkezî yönetim bütçesi çok sayıda ödeneği barındıran, teknik bir belgedir. Parlamentonun bütçeyi görüşüp onaylarken her bir ödeneği ayrı ayrı değerlendirip tartışması mümkün değildir. Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçeler ayrıntılı olarak ve teknik niteliği ağır basan bir çerçevede ele alınıp görüşülmektedir. Ancak, kamu kurumlarına ilişkin ödenek tahsisleri genel ve toplam rakamlar üzerinden oylanmaktadır. Genel Kuruldaki görüşmelerde ise bütçeler daha genel bir çerçevede ele alınıp görüşülmektedir. Genel Kuruldaki görüşmelerde de bütçe büyüklükleri genel ve toplam rakamlar üzerinden oylanmaktadır.

Bütçe hazırlanırken öngörülen tahmin ve varsayımlarda yıl içerisinde sapmalar ortaya çıkabilmektedir. Değişen koşullar nedeniyle yıl içerisinde yeni ihtiyaçlar meydana gelebilmektedir. Bazı harcama kalemleri gerekçesini yitirebilmekte, hizmeti yürütecek idare veya idare birimleri değişebilmektedir. Bu ve benzeri sebeplerle ödenek aktarma işlemleri zaruret arz etmektedir. Ödenek aktarma işlemleri sayesinde kamu hizmetlerinin sorunsuz bir şekilde yürütülmesi sağlanmaktadır.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla ödenek aktarma işlemlerine ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir. Yapılması öngörülen düzenleme özü itibarıyla şu hususları ifade etmektedir: Birincisi, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları ile Kamu idarelerinin kendi bütçeleri içinde yapacakları aktarma işlemlerinin sınırları bu tasarıyla belirlenmektedir. Kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki aktarma işlemlerine ilişkin yetkinin merkezi yönetim bütçe kanununda belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayıyla kullanılması ve aktarmalara ilişkin temel kuralların 5018 sayılı Kanun’da belirlenmesidir. Bu suretle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri, derhâl çalışma yapılarak, mali disiplin ve bütçe esnekliği gözetilerek böylece karşılanmış ve bu, mahkemenin kararının yerine getirilmesi anlamına gelmiş oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, tasarının diğer bir maddesi, Anayasa Mahkemesinin, bütçe kanununun iptali üzerine vermiş olduğu kararın yerine getirilmesinden ibaret olan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu uyarınca, birden fazla yılı kapsayan yatırım projelerinde ihaleye çıkılabilmesi için proje maliyetinin en az yüzde 10’u oranında ödenek ayrılmış olması gerekmektedir. Bu düzenlemenin amacı, ödeneği olmaksızın yatırıma başlanması sonucu yatırımların atıl kalmasının engellenmesidir.

Ülkemiz, 1990’lı yıllarda ödeneği yetersiz kaldığı için uzun yıllar tamamlanamayan projelere şahitlik etmiştir. Dolayısıyla, bu düzenleme oldukça haklı bir sebebe dayanmaktadır. Ancak yıllar içerisinde, özellikle “mega proje” olarak adlandırılan projeler için yüzde 10’luk ödenek ayrılma kuralı, projenin büyüklüğü dikkate alındığında oldukça yüksek bir düzeye işaret etmektedir. Söz konusu mega projelerin, bütçe imkânları dikkate alınarak yürütülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, 2015 Yılı Bütçe Kanunu’nda bazı projeler için bu şartın aranmamasına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi, gerekçeleri de kararın içerisinde detaylı olmak üzere iptal etmiştir.

Dolayısıyla, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısıyla yapılan değişiklik neticesinde, merkezi yönetim bütçe kanununda belirlenen, stratejik öneme sahip yatırımlar ve projeler için bu şart aranmayacaktır. Plan ve Bütçe Komisyonunda bu tasarı görüşülürken Bakanlığımızın buna ilişkin detaylı açıklamalarını da dinlemiş olduk. Böylece, hem Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki gerekçesi karşılanmış olacak hem de ülke kalkınmasına temel teşkil edecek projelerin devamı bu düzenlemeyle sağlanmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, konuşmamızın bu bölümünde, ülkemizin ekonomik gelişmesinin temeli olan, yükseköğrenim gören gençlere hizmet veren Kredi ve Yurtlar Kurumunun faaliyetlerine değinmek istiyorum. Kredi ve Yurtlar Kurumunun yükseköğrenim gören gençlere sunduğu hizmetler son yıllarda hem nitelik hem nicelik olarak oldukça artmıştır. Kurum yurtlarındaki yatak kapasitesi artırılırken, aynı zamanda yurtların kalitesi de eş zamanlı olarak artmıştır. Özellikle yeni açılan yurtların sunduğu imkânlar öğrencilerin her türlü ihtiyacını karşılayacak standarda sahip gözükmektedir. Gençlerin sosyal, kültürel ve sportif gelişimini sağlamak maksadıyla, Millî Eğitim Bakanlığı ile Yüksek Öğretim Kurulu arasında yapılan protokoller çerçevesinde gönüllü bir faaliyet yürürlüktedir. Yurtlarımızda barınan öğrencilere yapılan beslenme yardımı son on dört yılda 14 kat artırılmıştır. Tasarıyla, beslenme ve barınma yardımı hem kurumun yurtlarında barınan öğrencilere hem de Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ile kamu yararına çalışan derneklere ait yükseköğretim yurtlarında barınan öğrencilere bir öğretim yılında dokuz ayı geçmemek ve kurum yurtlarında kalan öğrencilerin devlete bir aylık maliyetini geçmemek üzere bu düzenlemeyle verilebilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, tasarıyla gelen bir düzenleme otomobillerle ilgili, özellikle ÖTV Kanunu’ndaki düzenlemeye ilişkindir. Binek otomobilleri ve esas itibarıyla, insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlardan alınan ÖTV mevcut durumda motor silindir hacmine göre belirlenmektedir. Buna göre, motor silindir hacmi 1,6’nın altında olan araçlar yüzde 45; 1,6 ile 2 arasında yüzde 90, 2 üzeri araçlar için yüzde 145 oranında vergi ödenmektedir. 2015 yılında satılan araçlar incelendiğinde, bu araçların yüzde 96’sının 1,6 motorun altındaki araçlar olduğu gözükmektedir. Ancak bu araçlar teknoloji, fiyat ve çevreye verdikleri zararlar itibarıyla oldukça farklı araçlardır. Bu araçların fiyatları arasındaki farklılık da oldukça yüksek düzeydedir, bu farklılıklara rağmen tümü aynı oranda vergiye tabi tutulmaktadır. Mevcut vergi sistemimiz söz konusu farklılaşmayı kavrayamamaktadır. Sadece motor silindir hacmine dayalı vergilendirme sisteminin sürdürülebilirliği önünde engel teşkil etmektedir. Mevcut vergi sistemi Türkiye’ye özgü 1.6 motor araç üretimine dayalı bir sistemi ortaya çıkarmaktadır. Sahip olduğu teknoloji ve fiyat itibarıyla lüks sınıfa girmesi gereken bir otomobil, sadece motor hacmi dikkate alındığında gayet mütevazi bir otomobille aynı vergiye tabi olmaktadır. Bu nedenle düşük gelir gruplarının tercih ettiği otomobiller ile daha yüksek gelir gruplarının tercih ettiği otomobillerin aynı vergi oranına tabi olması vergi adaletiyle çelişmektedir.

Tasarıyla ÖTV’nin farklı kriterlere göre belirlenmesi konusunda düzenleme yapabilmek üzere Bakanlar Kuruluna yetki verilmektedir. Böylece Bakanlar Kurulu ÖTV’yi farklı oranlar itibarıyla belirleyebilecektir. Değişikliğin yasalaşması hâlinde Bakanlar Kurulu farklı gelir gruplarının tercih ettiği araçlarda vergi değişikliği yaparak vergi adaletini pekiştirebilme imkânına sahip olacaktır. Yine, bu tasarı Bakanlar Kuruluna yetki verilmesinden ibarettir, bu yetkinin kullanılıp kullanılmayacağı veya ne zaman kullanılacağı Bakanlar Kurulunun takdirinde olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bir diğer düzenleme sosyal güvenlikle ilişkilidir. 5510 sayılı Yasa’daki üst sınır olarak 16 yaşından büyük sigortalıların günlük kazancı 6,5’tan 7,5 katına yükselmektedir.

Yine, bu tasarıyla gelen bir düzenleme serbest bölgelere ilişkindir. Bakanlar Kurulunca serbest bölge ilan edilen araziler kullanıcı lehine tapuda tescilin yapılacağı tarihe kadar arazi vergisinden muaf olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

Buyurunuz.

ERGÜN TAŞCI (Devamla) – Diğer taraftan, serbest bölgelere veya bu bölgelerden yapılan ihraç amaçlı yük taşıma işlerinde KDV tahsil edilmeyecektir.

Sözlerimi tamamlarken yasanın hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşçı.

Tasarının tümü üzerinde, şahsı adına ikinci konuşmacı Mehmet Bekaroğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Bakanımızın, Sayın Temizel’in bıraktığı yerden devam edeyim. Ama bu 10 maddelik torbayla ne yapıyoruz, bir daha tekrar edeyim. Burada diğer maddeler önemli, zaten itirazımız yok onlara ama esasen yaptığımız şey 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 21’inci maddesini değiştiriyoruz. Bir de önemli bir şekilde, Kamu İhale Kanunu’nun 62’nci maddesini değiştiriyoruz.

Niçin yapıyoruz bütün bunları? Çünkü Anayasa Mahkemesi, 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesini ve yine 9’uncu maddesinin birinci fıkrasını bozmuştur. Niye bozmuştur? Gerekçeyi okuyacağım. Yasama organının halk adına kamu gelirlerini toplama ve harcama konusunda sahip olduğu yetkinin, dava konusu kurallar ile kısmen ilgili Bakanlara ya da kurumlara verilerek ve bütçe kanununa başka kanun maddesi ihdas edilemeyeceğini öngören Anayasa maddesine aykırı gördüğünden dolayı iptal etmiştir. Çok geç geliyor, tam da yumurta kapıdayken geliyor. Niye böyle yapılıyor? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Ben oralara girmeyeyim ama bu yaptığımız şey gerçekten… Aslında bir düzeltme filan da yapmıyoruz. Çünkü, bu, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmesini sağlayan Anayasa maddeleri ortada duruyor. Bütçe kanununa bütçeyle ilgili hükümlerin dışında hiçbir hüküm konulamaz, harcanabilecek miktarın sınırının Bakanlar Kurulu kararıyla aşılabileceğine dair bütçelere hüküm konulamaz, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararnameyle bütçe değişikliği yapma yetkisi verilemez, cari yıl bütçesindeki ödenek artışını öngören değişiklik tasarılarında ve cari ileriki yıl bütçelerine mali yük getirecek şekilde kanun tasarısı ve teklifler… Böyle devam ediyor, “Bunlar yapılamaz.” diyor. Bunlar duruyor, bunlar dururken siz burada yasa değişikliği yaparak Anayasa Mahkemesinin kararının arkasından dolanıyorsunuz, her zaman yaptığınız gibi. Bu şekilde, 2015, 2016 ve şimdi, 2017 yılı için de sizin burada yapacağınız bütçenin dışında, 600 milyar TL’nin dışında Sayın Bakana harcama yetkisi vereceğiz. Yine, bakanlıklar arasında, kurumlar arasında yüzde 40’lara varan değişiklik, ödenek, aktarma yetkisi vereceğiz değerli arkadaşlarım. Veremeyiz bu yetkiyi, böyle bir yetki verme hakkımız yoktur, niye yoktur? Çünkü, yine Anayasa'nın 87’nci maddesine göre “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak.” Yetmiyor, ondan sonra diyor ki: “Bütçe yapmak.” Yani, kanun koymanın ötesinde, bütçe kanunu yapmak, normal kanun yapmanın ötesinde ve üstünde bir şey olarak görülüyor. Niye görülüyor değerli arkadaşlarım? Çünkü, bu, milletin bütçe yapma yani demokrasinin özü olan milletin bütçe, halkın, seçmenin bütçe yapma hakkı size devredilmiştir ve Anayasa demiş ki: “Bunu bir başka kişiye devredemezsiniz.” Devrediyoruz değerli arkadaşlar, yanlış yapıyoruz. Bu işler böyle olmaz yani bunları oturup konuşup tartışacaksınız.

Bakın, bütçeyi üç dört haftada görüşüyoruz Plan ve Bütçe Komisyonunda; elli beş gün zaman verilmiş bize. Niye böyle yapıyoruz, niye son anda geliyor, niye böyle torbalarla falan yapıyoruz Sayın Bakanım, niye? Çünkü, Meclise saygımız yok, gerçekten Meclise, Türkiye Büyük Millet Meclisine. Sürekli “millî irade” diyoruz, “millet” diyoruz ama milletin temsilcilerine saygı duymuyoruz, güvenmiyoruz, onlardan kaçırıyoruz. Burada hem yöntem yanlış, yaptığımız işin yöntemi yanlış hem esasta da ciddi yanlışlıklar var değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bakın “demokrasi” diyoruz, “Türkiye Büyük Millet Meclisi” diyoruz, “millî irade” diyoruz; ne güzel. Şimdi, Sayın Bakanım maliyeye giriş derslerini anlattı. Ben siyaset bilimci filan değilim, demokrasiye giriş dersi anlatmayacağım ama anladığım kadarıyla, dilimin döndüğü kadarıyla sizi uyarmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Bakın, 15 Temmuzda biz neyi kurtardık? Demokrasiyi kurtardık değil mi? Başka sorayım bu soruyu: 15 Temmuzda demokrasiyi biz ayağımızın altına alalım diye mi kurtardık değerli arkadaşlarım? Demokrasi kurallar sistemidir. Bu, millî irade... Buna hiç kimsenin itirazı yok ki. Ha, millet tanımınıza bir itirazımız var, sürekli “millet” filan derken milletin bir kısmını yok sayıyorsunuz, milletin diğer seçtiklerini yok sayıyorsunuz, muhalefeti yok sayıyorsunuz ama böyle anlıyorsunuz. Fakat, size soruyorum: Siz de buradasınız, bütçe yapma hakkı sadece muhalefetin hakkı değil ki, esasen iktidarın hakkıdır, iktidarın görevidir değerli arkadaşlarım.

Şimdi, biz 15 Temmuzda dünya kadar fedakârlık yaparak, şu kadar, 242 şehit vererek, 2 binin üzerinde gazi ve ondan sonra ortaya çıkan OHAL’le toplum altüst oldu, kuru ile yaş, bir sürü sıkıntı filan var, bedel ödeyerek demokrasiyi kurtardık ama burada, oturduğumuz yerde demokrasiyi ayaklarımızın altına alıyoruz, kusura bakmayın değerli arkadaşlar. Yani, demokrasi seçimden ibaret değildir, bunu bin defa söyledik. Elbette ülkeyi seçilmiş çoğunluğun yöneteceğini, son kararı onların alacağını defalarca söyledim ama nasıl yönetecek seçilmiş çoğunluk değerli arkadaşlarım? Kurallar içinde yönetecek. Nedir? Hukuk içinde yönetecek, yargı denetimi olacak, yargı denetimi; bundan rahatsızsınız, rahatsızsınız. Sözcüleriniz, lideriniz defalarca “Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımıyorum…” Tanıyacaksınız değerli arkadaşlarım, bu Anayasa maddesi burada durduğu müddetçe tanımak mecburiyetindeyiz, aksi hâlde olmaz. Anayasa’yı bırakın, yapmış olduğumuz iş hukuk devleti ilkesiyle, evrensel hukuk dediğimiz nosyonla ters düşen şeylerdir. Bakın, sadece yargı denetimi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimi. Yapmıyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetimini.

Bütçe hakkı; bütçeyi yaparız, bir önceki yılın bütçesini denetleriz, denetlememiz gerekiyor. Maalesef, Plan Bütçe Komisyonunda bunlar yapılmıyor. Niye yapılmıyor? Yine hızlı bir şekilde geliyor, okunuyor, geçiyor; çok yanlış bir şey yapıyoruz. Gerçekten, bize yüklenen bir görevi, milletin bize teslim ettiği hakkı çiğniyoruz değerli arkadaşlarım. Hiçbir şekilde Sayıştay raporlarını görüşmüyoruz. Yıllardan beri “Bir kesin hesap komisyonu kurulsun ve ayrı çalışsın.” diyoruz, yapmıyoruz. Sadece bunlar mı? Hayır. Biz toplumun denetimi, sivil toplum örgütlerinin denetimi -artık demokrasi başka yerlere geldi- basının denetimi, bütün bu denetimlerin hiçbiri yapmıyoruz değerli arkadaşlar. Bunun yerine ne yapıyoruz? Bir olağanüstü hâli olağanüstü devlete doğru yavaş yavaş eviriyoruz.

Sayın Bakan güvenilir bir insandır elbette, ayrı bir şey ama bir aile bütçesi yaparken bile hesap sorulur. Biz milletin vermiş olduğu hakkı… Ortada olmayan parayla yatırım yapıyor. Bu paraların ileriki kuşaklara nasıl yansıyacağının hiçbir değerlendirmesini yapmıyor, bu size sorulmuyor değerli arkadaşlarım. Böyledir yani “bütçe hakkı” demek budur, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu milletten ne kadar para toplanacak ve bu para nereye, nasıl harcanacak, buna karar vermesi demektir. Siz bu hakkınızı Bakana devrediyorsunuz değerli arkadaşlarım, Hükûmete devrediyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz ve böyle bir hakkınız yok.

Bakın, kanun hükmünde kararnameler diye hikâyesi var. Bakın, sizin geldiğiniz yere ve bundan sonra yapacağınıza da işaret çok önemli bir şey oldu. Biliyorsunuz, OHAL var, OHAL’in ilan edilmesine sebep olan konuyla ilgili Hükûmete kanun hükmünde kararname çıkarma hakkı verir. Nitekim, çok sayıda kanun hükmünde kararname çıkarıyorsunuz, bunları burada, Mecliste görüşüyoruz ama konuyla ilgili olmayan konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkiniz yok. Eğer böyle bir şey yaparsanız, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasa yapma hakkını gasbetmek demektir. Siz bir süre önce Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesinde yapmış olduğunuz değişiklikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasa yapma hakkını gasbettiniz değerli arkadaşlarım. Böyle bir hakkınız yok.

Nereye döndünüz, bir de bir bakın yani döndüğünüz yere bakın; Kenan Evren günlerine döndünüz. Kenan Evren de öyle yapmıştı “Ben her şeyi biliyorum, en doğrusunu ben biliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Zaten bunun için müdahale ettim; dövdüm, tokatladım, ezdim, işkence tezgâhlarından geçirdim, milleti cezaevine koydum. Üniversiteler bundan sorumluydu. Bundan sonra üniversitelerin şeyini ben atayacağım, ben bilirim; üniversitede çalışanlar bilmez, öğretim üyeleri bilmez, ben bilirim.” Böyle bir şey olmaz arkadaş. Sen bilebilirsin, doğrudur, belki benden daha iyi biliyorsun ama “ortak akıl” diye bir şey var. Demokrasi de bunun üzerine oturur -istişare, ortak akıl- geleneklerimiz, inancımız da bunun üzerine oturur. İnsan yanılabilir, hata edebilir.

Bakın, iktidar bozar değerli arkadaşlarım, iktidar bozar ama mutlak iktidar, mutlak bozar. Yavaş yavaş bozulduğunuzun farkında mısınız değerli arkadaşlarım? Aynaya bakıyor musunuz? Tek başına karar veremezsiniz. Tek başına karar verirseniz yanlış yaparsınız, hata yaparsınız, diğer insanlara da saygı duymak durumundasınız. Siz ne kadar akıllıysanız, siz ne kadar önemliyseniz diğer insanlar da o kadar önemlidir, onlarla istişare yapmak durumundasınız ama maalesef bunu yapmıyorsunuz, yasa yapma hakkını bir kişiye, bütçe yapma hakkını Hükûmete devrediyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Bir gün yanlış yaptığınızı göreceksiniz ama iş işten geçecek diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 5’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen gruplara ve şahıslara söz vereceğim. Siyasi parti grupları adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, geliyor, yolda kendisi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bize geçebilirsiniz efendim.

BAŞKAN – Evet, Sayın Günal’ı geçiyoruz, daha sonra gelecek.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Musa Çam, İzmir Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Çam, siz normalde ikinci konuşmacı olarak planlanmıştınız, şahıs adına da konuşma talebiniz vardı. İkinci konuşmacı olacağınız için, şahsınız adına olan konuşma talebiniz ile grup adına olan talebi birleştirmiştik. Sayın Günal da şu anda olmadığına göre, süreniz on beş dakikadır.

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde söz almış bulunuyorum. Grubumuz adına yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izlemekte olan değerli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz.

Önce şunu söylemek isterim: Şu anda, biliyorsunuz, 2015 yılı kesin hesabını ve 2017 yılı bütçesini Plan Bütçe Komisyonunda görüşüyoruz. Ben de Plan Bütçe Komisyonu üyesiyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin burada ne işin var Musa Bey?

MUSA ÇAM (Devamla) – Sayın Bakan kendileri buradalar. Normalde 25 Ekimde Plan Bütçe Komisyonunda 2017 yılı bütçesini görüşmeye başladık ve Kasımın 2’sinden itibaren de Komisyonda bakanlıkların tamamının, her gün 2 bakanlığın bütçesini görüşüyoruz. Bugün, bu sabah Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçesini görüştük, biraz önce bitti; şu anda Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi yukarıda, 1’inci katta, Komisyon odasında başladı. Normal olarak bizim Plan ve Bütçe Komisyonu olarak orada olmamız ve Bakanlığın bütçelerini görüşmemiz gerekir iken ne yazık ki Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan çok değerli sözcümüz Sayın Zekeriya Temizel ve diğer arkadaşlarımız buradan 1’inci kata koşarak gidiyoruz, oradaki konuşmalarımızı yapıyoruz, tekrar aşağıya geliyoruz, buradaki konuşmalarımızı yapıyoruz. Bu, yasama açısından, kanun yapma tekniği açısından hiç doğru olmayan bir tutum ve davranış biçimidir. Bunu gerek Komisyonda gerekse Genel Kurulda defalarca dile getirmemize rağmen AKP Hükûmeti, bu iktidar imkânlarını ve olanaklarını kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisindeki gerçekten son derece kötü yasa yapma tekniği açısından alışkanlıklarını ve tavırlarını ne yazık ki değiştirmemektedir, bizi yukarıya aşağıya sürekli koşturmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bugün burada görüştüğümüz konu, bildiğiniz gibi, 2015 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, Maliye Bakanına, merkezî yönetim kapsamındaki idarelerin bütçelerindeki ödeneklerin 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın diğer kuruluşlara ve Maliye Bakanlığına yedek ödenek aktarma yetkisi veriyordu. Ayrıca, yatırım programında değişiklik yapılması hâlinde değişiklik konusunda projelere ait ödeneklerle ilgili kurumlar arası aktarma yetkisi de yine Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın Maliye Bakanına tanınmıştır. Daha önceki grup sözcümüz ve Değerli Bakanımız Sayın Zekeriya Temizel’in söylediği gibi, biz bu konuyu Anayasa Mahkemesine götürdük ve Anayasa Mahkemesi bizim ileri sürdüğümüz tezlerin önemli bölümünü kabul ederek iptal etti ve Anayasa Mahkemesinin kararlarının kesin olmasına rağmen, yasama ve yürütme organlarının Anayasa Mahkemesinin kararlarına saygı göstermesi gerektiğinin altı çizilmiş olmasına rağmen Hükûmet bunu, ister istemez bu düzenlemeyle Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu kararın tekrar arkasından dolanarak yeni baştan yasalaştırmak istemektedir. Anayasa Mahkemesi gecikmeli bir kararla da olsa bu ve buna benzer düzenlemeleri Cumhuriyet Halk Partisinin dava dilekçesindeki paralel gerekçelerle iptal etti. Yüksek mahkeme söz konusu hükümleri iptal ederken özet olarak şu gerekçeleri gösterdi: Olağan bir kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun bütçe kanunuyla düzenlenmesi, değiştirilmesi ve kaldırılması olanaksızdır. Bu durum, Anayasa’nın 161’inci maddesinde “Bütçe kanuna, bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz.” denilmek suretiyle açıkça ifade edilmiştir. Bütçe hakkı demek, vergi ve benzeri gelirlerle kamu harcamalarının çeşit ve miktarını belirleme ve onaylama hakkı demek değildir. Bu hak, halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşan yasama organına aittir. Bütçe, Hükûmetin Meclise karşı temel sorumluluk mekanizmasıdır. Meclis, bütçe ve Hükûmete gelir toplama ve gider yapma yetkisi vermekte, bu yetkinin uygun kullanılmasını da bütçe sürecinin bir parçası olan kesin hesap kanunuyla denetlemektedir. Bütçe hakkının doğal bir sonucu olarak, yasama organının halk adına kamu gelirini toplama ve harcama konusunda sahip olduğu yetkinin kısmen ilgili bakanlara ya da kurumlara verilerek hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın geniş yetkiler tanınması Meclisin sahip olduğu bütçe hakkının bütçe kanununa bütçe dışı hükümler konularak mevcut kanun hükümlerine açıkça veya dolaylı olarak değiştirilmesi ve zımnen kaldırılması, bütçe kanununa bütçeyle ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamayacağı ilkesinin açıkça ihlalidir.

Anayasa’nın 153’üncü maddesi, açıkça, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını ifade etmektedir. AKP Hükûmetinin kendisini Anayasa’nın bu açık hükmüyle bağlı hissetmemesine şaşırmadık çünkü, sürekli, Anayasa Mahkemesi kararlarını AKP Hükûmeti çiğniyor. Anayasa’yı bu tür düzenlemelerle bilerek ve isteyerek yıllardır çiğniyor AKP, ayaklar altına alıyor. Önümüzdeki yıl da bu hukuk tanımaz tutumunu sürdürmeye niyetli olduğunu görüyoruz.

Anayasa ve yasalar diyor ki: Bir kuruluşa bütçe yasasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verilen ödenek ancak bir başka yasayla yani ek bir bütçe yasası çıkarılarak bir başka kuruluşa aktarılır. Siz yıllardır ne yapıyorsunuz? Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisini bir kuruluşa herhangi bir amaç için verdiği ödeneği başka bir kuruluşa ve başka bir amacın gerçekleştirilmesi için Maliye Bakanını yetkilendiriyorsunuz. Bu yolla, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, öğretmene, imama, polise ödenmek üzere aldığınız parayı yandaşınız müteahhitlere aktarmak için kullanıyorsunuz.

Dönemin Başbakanı FET֒cülere “Ne istediniz de vermedik?” diye bir soru sormuştu. Onlar istedikçe verilen her neyse onun kaynağının bu tür düzenlemeler olduğundan artık şüphe duymuyoruz. Darbeciler 15 Temmuzda başarılı olsalardı mali olarak ne yapacaklardı arkadaşlar? Emin olun, yapacakları ilk iş, bu ülkenin yoksul insanlarından toplanan vergileri 2016 Yılı Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesini kullanarak canlarının istediği kesimlere aktaracaklardı.

Anayasa Mahkemesi bütçe hakkını hatırlattı size. Şimdi, Anayasa Mahkemesinin bu kararını bütçe yasa tasarısıyla bir yandan ayaklar altına almaya çalışırken, bir yandan da 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda değişiklik yaparak bu kararın etrafından dolaşmaya çalışıyorsunuz. Bütçe hakkı, bütçe ödeneklerinin kanunla verilmesini yani Meclis tarafından verilmesini ifade ediyor. 5018 Sayılı Yasa’nın 21’inci maddesinin mevcut hâli bütçe hakkının gereğidir. Şimdi, yasanın bu maddesini değiştirerek Maliye Bakanına, hiç kimseye hesap vermeden yaklaşık 50 milyar liralık bir bütçe yapma hakkı vermek istiyorsunuz. Ne yapmak istiyorsunuz değerli arkadaşlar? Yangından mal mı kaçırıyorsunuz? Yapmaya çalıştığınız bu işlem hangi vicdana, hangi adalete sığar?

Kamu mali yönetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun şekilde yürütülmesi bir zorunluluktur, bir mecburiyettir. Bu ödeneklerin nasıl kullanıldığının hesabını bile tam olarak vermiyor Hükûmet. Hiçbir şeffaflık söz konusu değil bu düzenlemelerde. Sayıştayın Maliye Bakanlığıyla ilgili raporunda bu açık açık belirtiliyor. Sayıştaya göre, 2015 yılında, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği madde kullanılarak diğer kuruluşların bütçelerinden aktarılan paralarla 41,1 milyar lirayı bulan yedek ödeneğin 8 milyar liraya yakın kısmının türü, tutarı ve aktarma yapılan idareler açıklanmamıştır. Maliye bu parayı hangi harcamalar için, hangi idareye ve hangi tutarda aktardığının hesabını vermemektedir, verememektedir. Hükûmeti bu, yasa ve Anayasa tanımaz tutumundan vazgeçmeye çağırıyoruz. Bütçe harcamaları daha şeffaf ve daha hesap verilebilir olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin ekonomik dengeleri hızla bozulmakta ve Hükûmet ekonomiyi yeniden dengelemek yerine dengeyi iyice bozacak, ülkeyi bir terör ve darbe kriziyle birlikte ekonomik krize de sokacak sorumsuzca adımlar atmaktadır. Cumhurbaşkanının görevi olmayan alanlara yaptığı müdahalelerin iktisat biliminin temel kurallarına aykırı oluşu, aykırı çıkışları, Hükûmetin bu müdahale ve çıkışlara boyun eğmesi gibi birçok etken Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı giderek büyütmektedir. Türkiye ancak demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, insan haklarına saygıyla, düşünce ve basın özgürlüğüyle, komşularıyla barış içerisinde yaşayarak çağdaş dünyanın bir parçası olabilir. Bunlardan uzaklaştığımız sürece çağdaş dünyadan da uzaklaşırız.

Sermayenin artık serbestçe dolaştığı, malların dolaşımının giderek serbestleştiği böyle bir dönemde global bir köye dönüşen bu dünyadan giderek uzaklaşmanın ağır ekonomik sonuçlarını birkaç yıldır çekiyoruz. Türkiye demokratikleşme, çağdaşlaşma, Avrupa değerlerine yaklaşma, Avrupa Birliğine tam üye olma, hukuku üstün kılma, insan haklarına saygı, yargının tam bağımsızlığı gibi hedeflerden uzaklaştıkça ekonomik sorunları da ağırlaşmaktadır. Türkiye ekonomisinin 2002-2006 yılları arasındaki yıllık ortalama yüzde 7,2 olan büyüme hızının 2007-2015 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 3,5’e kadar inmesinin altında bu yanlışlar yatmaktadır. 2016 yılında da büyüme oranımızın yüzde 3’e ulaşma olasılığı giderek azalmaktadır; nüfus artış hızını da düşersek reel büyüme hızı yüzde 2 bile değildir. Türkiye’de kişi başına düşen gelir yıllardır 10 bin doları bile geçememektedir. Bu büyüme hızıyla Türkiye, bırakın yıllar önce seçmeni uyutmak için icat ettiğiniz 2023 hedeflerine yaklaşmayı, dünya ekonomisindeki yerini bile koruyamayacaktır. “2023 yılında 2 trilyon dolar olacak.” diye hedef koyduğunuz millî gelir 2019 yılında 900 milyar dolara bile çıkamayacak, IMF “2021 yılının sonunda -yani 2023 yılına bir yıl kala- millî geliriniz en fazla 965 milyar dolar olur.” diyor. AKP’nin 2023 için “25 bin dolar olacak.” diye seçim meydanlarında propagandasını yaptığı kişi başına düşen gelirde IMF “2021 yılında ancak 11.650 dolara çıkacak.” tahmini yürütmektedir. Oysa bundan on yıl önce, Türkiye’nin 2023 yılında 2 trilyon dolar millî gelire ve 25 bin dolar da kişi başına düşen gelire ulaşması olanaklı gözüküyordu. AKP iktidarları Türkiye ekonomisinin geleceğini, cemaate her istediğini verme, yandaşın cebini doldurma hevesine kurban etmeseydi, bu hedeflere ulaşmak gayet mümkün olabilirdi. Türkiye'nin zaten kıt olan kaynakları, yetersiz olan tasarrufları, şaşaalı törenlerle açılan ancak geçmeyecek araçlar, hiç inmeyecek uçaklar, gelmeyecek yolcular, alınmayacak enerji için gelecekte hazinenin kaç milyar dolar ödemek zorunda kalacağı hesaplarıyla yapılan yatırımlar yerine daha üretken alanlara aktarılsaydı, Türk halkı kahvehanelerde kâğıt saymak yerine, iş kuyruklarında tespih çekmek yerine ay sonunda cebine giren paraları sayacaktı.

Bütçeler, hükûmetlerin ekonomik programlarının başarısını belirleyecek temel politik araçlardır. Eğer Türkiye ekonomisi, son on yılda yüzde 3 civarında bir yıllık ortalama büyüme hızına takılıp kalmışsa, bunda mali politikaların da bir payı olduğu yadsınamaz. Zaten Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçtikten sonra, Maliye Bakanı tarafından Anayasa’ya aykırı olarak âdeta yeniden biçimlendirilen bir bütçe uygulamasının belirleyici olduğu mali politikalardan ekonomik büyümeye katkı beklemek abesle iştigaldir.

Sayın milletvekilleri, görüştüğümüz bu tasarının birinci bölümü Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında kalan öğrenci kardeşlerimizin gıda yardımlarının yükseltilmesiyle ilgilidir. Kuşkusuz buna karşı çıkmak söz konusu değildir. Evet, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarında kalan öğrenci kardeşlerimizin, gerek barınma gerekse gıda yardımlarının yükseltilmesi, Cumhuriyet Halk Partisinin temel felsefelerden biridir ve bunu da destekliyoruz; ancak bunun yeterli olmadığını, yetersiz olduğunu, bunun daha da yükseltilmesi gerektiğini, özellikle öğrenci kardeşlerimizin cemaatin evlerine, birtakım tarikatların kucağına atılmadan Türkiye'deki yurt sorununun ve iaşe sorununun, gıda sorununun kökten çözülmesi gerektiğinin altını çizmemiz gerekiyor.

On dört yıllık iktidarsınız. Evet, önemli çapta yurtlar yapıldı, “yapılmadı” dersek doğru söylememiş oluruz, ama yeterli değil. Türkiye'nin kaynakları daha rantabl kullanılmış olsaydı, daha doğru kullanılmış olsaydı, bugün Türkiye’deki üniversite öğrencilerimizin Türkiye’de yurt sorunu kökten çözülmüş olacaktı. Maalesef buna yeteri kadar kaynak aktarmadınız, başka yerlere aktardınız.

Yine, serbest bölgelerle ilgili bir düzenleme var, iki madde. Sayın Bakanımız Zekeriya Temizel’in söylediği gibi, serbest bölgeler ayrı bir olaydır. Masaya yatırılması gerekiyor. 14 Ekimde İstanbul’da Türkiye’deki serbest bölgeler bir araya geldiler, bir toplantı gerçekleştirdiler; Türkiye’deki serbest bölgelerin sorunları, problemleri ve çözüm yollarıyla ilgili bir toplantıyı gerçekleştirdiler. Bu konuda hazırlamış oldukları bir rapor var. Bizim bu raporu alıp, onları dinleyip Türkiye’deki serbest bölgelerin sorunlarını ve çözümlerini, vergi dilimleri dâhil olmak üzere, yeni baştan gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bu düzenlemeyle, serbest bölgelerde olan emlak vergilerinde bir iyileştirme yapıyoruz. Sorunu çözer mi? Çözmez arkadaşlar. Bizim, dolayısıyla, serbest bölgelerle ilgili, başka bir ortamda bununla ilgili bir yasal düzenlemeyi yapmamız gerekiyor ve bunu ivedi olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirmemiz gerekiyor.

NECİP KALKAN (İzmir) – Yarın komisyon toplantısı var.

MUSA ÇAM (Devamla) – Yine, vergilerle ilgili 6,5’tan 7,5’a çıkarılan bir dilim var. Benden önceki konuşmacıların da söylediği gibi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, TİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ dâhil olmak üzere Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiler, söylediler, dediler ki: “Bu vergilerin 6,5 mislinden 7,5 misline çıkartılması Türkiye sanayici ve iş adamları açısından son derece risktir ve gerçekten büyük bir problemdir.” Karşı çıkmalara rağmen, maalesef Hükûmet bizim söylediklerimizi ve gelen diğer sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin önerilerini ve görüşlerini dinlemedi; kendi dayatmaları, Maliye Bakanımızın dayatmalarıyla buraya geldi. Şimdi 6,5 mislinden 7,5 misline çıkacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürem doldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi buradan koşarak komisyon üyeleri olarak Turizm ve Kültür Bakanlığının bütçesini görüşmeye gideceğiz ve orada düşüncelerimizi söyleyeceğiz.

Ben 435 sıra sayılı kanunun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çam.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanunun 1’nci maddesi, birinci bölümün başında hemen bizim şu anda bir yukarı, bir aşağı koşuşturduğumuz bütçe görüşmeleriyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, Musa Bey koşuyor, koşarak gidiyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Musa Bey gidiyor öbür konuşmaya, ben de şimdi arkasından koşacağım. Sayın Taşcı da burada, o koşmuyor, yavaş yavaş bekliyor. İktidar olunca bu rahatlığı var çünkü onlar burada konuşunca orada konuşmalarına gerek kalmıyor. Gerçi Sayın Taşcı konuşuyor ama hakkını yemeyelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İradeyi saraya devretmişler.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şunun için söyledim: Bu, bütçe hakkıyla ilgili çok önemli bir madde yani Meclisin bütçe yapma hakkını elinden alan bir madde konuşuyoruz. Sayın Kubat, sizin hakkınızı yukarıda çok savunuyoruz ama siz bizim hakkımızı burada biraz elimizden alan bir madde geçiriyorsunuz.

Şimdi, önceki gün Sağlık Bakanlığı bütçesinde söyledim, Sayın Hocam burada, söylüyor; eski Müsteşarımız, Komisyon Başkanımız. Ne demek istediğimi o zaman siz de daha iyi anlayıp hak vereceksiniz. Biz orada bir ay bütçe yapacağız diye uğraşıyoruz, sonra on beş gün burada; on iki gün denetliyoruz. Sayıştay, raporları gönderiyor. Kanun tasarıları geliyor, teklifleri geliyor; hiçbirisi ne 5018’e uyuyor ne Mevzuat Hazırlama Yönetmeliği’ne uyuyor. Şimdi, o zaten uymazken yeni bir şey getiriyoruz. Zaten olan bazı yetkileri Bütçe Kanunu içerisine aktarma, döndürme, devretme; bir bakıyoruz, ipin ucu kaybolmuş. Biz neyi denetliyoruz? Sayıştayın zaten bize verdiği, denetlediği raporlar kuşa döndürülmüş durumda. Ben Rapor Değerlendirme Kuruluna “raporları kuşa çevirme kurulu” diyorum artık. Ama, o kuşa çevrilmiş hâliyle bile baktığımız zaman bize bir şeyler ifade ediyor. Sayın Bakanlar orada. Sayın Ağbal varken ilk toplantıda söylemiştik “Bu raporlar böyle olmaz. Bu şekliyle bile bir şeyler içeriyor ama bir an önce yapın.” diye.

Şimdi, Sayın Bakanı da ilgilendiren bir kısmı var bu raporların. Şu anda vereceğim örnek de onunla ilgili ve sizin sektörünüzle de ilgili Sayın Ünüvar.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Dinliyorum.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Bakana söyledim. Şimdi, bakıyorum; Sağlık Bakanlığının bize sunduğu bütçe kitapçığı arkadaşlar, bütün milletvekillerinin dikkatine sunuyorum. Toplam bütçe var, bu tarafta önce onu okuyayım: Merkezî yönetim bütçesi, kurumlara göre dağılım: Sağlık Bakanlığı 5,8; Kamu Hastaneleri 15,8; Halk Sağlığı Kurumu 10,3; Hudut Sahilleri 151 milyon, İlaç ve Tıbbi Cihaz 130 milyon; Sağlık Enstitüleri 51 yani toplam 32 milyar arkadaşlar. Merkezî yönetim bütçe büyüklüğü bu, Sayın Bakanım. Arkayı çeviriyorum, döner sermaye bütçesi, kurumlara göre dağılım: Sağlık Bakanlığı 1,5 milyar; Kamu Hastaneleri Kurumu 28,9 milyar, Halk Sağlığı Kurumu 1,6 milyar; toplam 31,7. 32’si bütçede, 32’si bütçe dışında.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Ama döner sermayeyi…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir saniye Sayın Hocam, anlatıyorum, müsaade edin yani, bu girizgâhtı.

Peki, biz ne yaptık daha önce, döner sermayelerle ilgili ne çalışmalar yaptık? Döner sermayeye ne harcandığı, ne geldiği, ne gittiğine dair bizim Sayıştay denetimiyle ilgili bir bilgimiz var mı? Bizim bütçemiz içinde mi bu? Değil. Meclis bütçeyi denetliyor. Hani, neyi denetliyoruz? Yani, benim verdiğim kadarını sen… Tamam, bunun nereye harcandığı doğru olabilir, haklı yere harcanmış olabilir ama benim bütçe hakkım nerede, benim denetim hakkım nerede? Şimdi, nereye harcandığını, kime verildiğini…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Ama, denetleyen mekanizma var Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bakın, Sayın Ünüvar, 5018 sayılı Kanun’un şu anda değiştirdiğimiz 5’inci maddesinde kamu mali yönetiminin uyumlu bir bütün olarak oluşturulacağı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına uygun olarak yürütüleceği belirtilmiş ve burada da bütçe türlerini tanımlamış, “merkezî yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idareler” diyor. “Döner sermaye bütçeleri” diye bir şey var mı? Yok. Yani, peki, şimdi nasıl olacak? 12’nci maddedeki bütçe türleri içerisinde yok. E, buraya geliyoruz, bize verilen yetki var, Plan ve Bütçe Komisyonunun, Meclisin bütçe hakkı ayrı yasalarla düzenlenmiş, muhalefet şerhimizde de belirttik. Yani, bunun için ayrı kanunlar var. Meclisin yasama yapma yetkisi ayrı ama bütçe hakkımız ayrı, bütçe hakkıyla ilgili denetleme hakkımız ayrı. Bunu ayrı ayrı belirtmiş kanun koyucu, hem Anayasa’da hem ilgili kanunlarda belirtmiş.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Yukarıdaki görüşmeler de bir denetleme değil midir Sayın Günal?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hayır, aynı şeyi söylüyorum, şimdi, bakın, yani…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Orada da bir denetleme yapıyorsunuz zaten.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Orada bir denetim yok işte, orada bir denetim yok.

Şöyle Hocam: Sayın Bakan gayet iyi biliyor, döner sermayelerle ilgili yönetmelikleri çıkarması gerekiyor. Sağlık Bakanlığı kendi yönetmelik çıkarmış, onunla düzenliyor, daha henüz döner sermaye yönetmeliği yok. Yani, onunla düzenlenmesi gerekiyor.

Bakın, burada yazıyor, Sayıştayın kuşa çevrilmiş raporunda bile, dikkatle okursanız, nerelerde aksaklık olduğu yazıyor. Muhasebe sistemi eksik, bilgiler eksik. Bakın, doğruluğunu tartışmak ayrı, benim doğruluğunu tartışabilmem için benim elimde bir şeylerin olması lazım. Diyorum ki eleştiriler burada. Tek tek şimdi bulguları okuyacak halimiz yok ama işin felsefesini anlatıyorum Sayın Hocam.

Burada diyor ki -daha önce fıkra vardı-: “Döner sermaye işletmelerinin 31/12/2007 tarihine kadar yeniden yapılandırılacağı belirtildi.” Sonra 2010 olarak güncelledik. Sonra ne oldu? Altı sene geçti üstünden. Kurumlar hâl⠓Efendim, yönetmeliğimiz yok. Efendim, Maliyeyle sistemimiz uyuşmuyor.” diye diye böyle gidiyor. Bizim söylediğimiz bu, sizin için de lazım; neyi, nereye harcadık, nereden geldi, ne kadar geldi?

Şunu söyleyeyim sizinle ilgili Hocam, o gün yoktunuz, Sayın Bakana söyledim: Siz asaleten başhekimsiniz, alıyorsunuz 100 lira; vekâleten atanan, tazminatlar farklı hesaplandığı için alıyor üstüne 20 lira daha fazla. Asaleten görev yapandan vekâleten görev yapan yüzde 20 fazla alıyor; örnek söylüyorum yani rakamı atıyorum. Burada yazılan bu. Şimdi, döner sermayeyi sadece bir yerlere harcama yapabilme yeri olarak görürsek… Aynı şekilde şimdi burada yaptığımız da o. Sermaye aktarma, döndürme yetkisi vermişiz, bakın.

Değerli arkadaşlar, o zaman ne oluyor biliyor musunuz? Bütçe dışı ödenekleri Sayıştay bize gönderiyoruz, bakıyoruz, 2 nokta küsur vermişiz Sağlık Bakanlığına, yıl sonunda kaç harcamış? 4,8. 2 misli harcama yapmış. Peki, nerede benim bütçe hakkım ya? Aktar döndür, aktar döndür; e, o zaman sağlığa verdiğin para nereye gitti? Burada yazıyor. Şimdi, biz bunun…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Genel bütçede mi yazıyor?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Evet, genel bütçe içindeki aktarma, döndürmelerle yapılan rakamı söylüyorum Hocam. Burada var. Siz tabii dediği gibi “Muhalefet koşsun biraz.” diyorsunuz da işte biz koşuyoruz, okuyoruz satır aralarında, bir taraftan bir tarafa koşarken. Hemen söyleyeyim rakamı da: Başlangıç ödeneği, toplam ödenek 2015 yılı kesin hesabında 2,162. Yıl içerisinde 2.337 aktarma ekleme yapılmış, 246 milyon düşülmüş. Neticede kullanılabilir bütçe ödeneği 4,8. Arkadaş, ben vermişim 2,8; sen harcamışsın 4,8. Ya, şimdi bunun nereye gittiği -personele mi gitti, şuraya mı gitti- o ayrı bir konu. Ben sana 2,8 yetki veriyorum, sen 4,8 kullanıyorsun, benim nerede kaldı bütçe hakkım arkadaş? Aynısını söylüyorum; tamam, varsa yatırım yapalım, doktorlarımıza daha fazla para vereceksek verelim. Muayene ücreti, o ayrı konu, onu tartışalım ama 32 milyar bütçe, 32 milyar döner sermaye olur mu arkadaşlar ya? Yani o zaman “Ne oluyor?” diye soruyoruz. Bu, bütçe dışı dediğimiz şey. Döner sermayenin bir mantığı var, belli konularda yapılıyor, tamam, eyvallah ama böyle olduğu zaman bizim o bütçeden bahsetmemiz, bütçe hakkından Meclisin bahsetmesi sorunlu hâle geliyor.

Aynı şeyi konuştuk, biz burada yapıyoruz, bir sürü kanun var, garanti veriyoruz. Sayın Bakan sadece Bilkentinkini göndermiş, baktık şehir hastaneleri, örnek verdim. Devletin kurumlarına sorduk kanun çıkarken; Sayın Akdağ yine Bakandı, siz de oradaydınız. İlgili kurum Hazine ve DPT’nin müsteşar yardımcılarına sorduk: “Bunun garantisini nasıl yapacaksınız, borçta nasıl göstereceksiniz?” Kalkınma Bakanlığımızın Müsteşar Yardımcısına dedik ki: “Ülkemizin orta, uzun vadede yatak hedefi nedir? Mevcut durum nedir?” “On binde 26.” “Hedefimiz ne?” “On binde 30.” Türkçesi ne? 27-28 bin; 120 bin küsur yatak var, üzerine koyduğumuz zaman bunlar da geliyor. Şimdi koyuyoruz, şehir hastaneleriyle ilgili potansiyele, kapasiteye bakıyoruz: “41 bin olacak.” diyor. 100 milyon nüfusumuz olsa bile on binde 40’ın üstüne geçiyor. Bu kaynağı ben niye harcıyorum? Şehir hastaneleri, tamam, güzel, yapalım. Yıldızımızı üç yıldızdan dört yıldıza çıkaralım diye yirmi beş sene boyunca milyarlarca lirayı, doları niye verelim ya? Bunun bir hesabı kitabı olması lazım, onu anlatmaya çalışıyorum. Benim bilgim dâhilinde değil, bütçede yok, hiçbir yerde yok. “Kira ödedikçe, realize oldukça geçecek, bir yük olarak görünür. Ama garantim var bir şey olduğu zaman.” Hasta garantisi olur mu? “Yüzde 70 hastayı ben sana sağlayacağım.” diyorsun ya! Hastalığın garantisi mi olur? Hastaneyi otel doldurur gibi… Tamam, hadi, yoldan geçeni anladık yani müşteri geçiyor, “Geçmezse parasını vereceğim arabanın.” diyorsun da hastane doluluk oranı garantisi olur mu arkadaşlar? Bunlar gidiyor yani söylediğimiz, buraya niye bu kadar para veriyoruz? Bütçenin dışında döner sermaye bütçe kadar olmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Dolayısıyla, Meclisin bütçe hakkını korumak sadece muhalefetin değil sizlerin de görevi. Nereye harcandığı önemli, harcamaların doğru olması ayrı bir konu.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Nereye harcandığını denetlemek bizim görevimiz, anayasal olarak İç Tüzük’ten ve 5018’den kaynaklanan görevimizdir.

Hepinizi bu hakkımızı korumaya çağırıyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Birinci bölüm üzerinde şahsı adına Yusuf Selahattin Beyribey, Kars Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Beyribey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Kars) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 435 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümünde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Bütçeler uygulanırken ödeneklerin kullanılması veya öncelikli olarak kullanılma alanlarıyla ilgili kaynak aktarılmasında yüzde 5 Maliye Bakanlığının veya ilgili bakanlıkların projeler arasında yer değiştirmeyle ilgili yetkisi vardı, bunu Maliye Bakanlığı yüzde 20’ye çıkardı. Ayrıca, ilgili bakanlıklar da ek bütçelerindeki alanlara aktarma yapabilecekler. Bu yapılanlar hukuki şikâyetlerden dolayı. Özellikle şunu ifade etmek istiyorum: İhale oluyor, ihaleden sonra para ayrılıyor ama o yıl bir türlü ihaleyi yapamıyorsunuz. İhaleyi yapamayınca o bütçedeki o bölüm kalıyor. O bölüm önümüzdeki yıla düyuna mı kalsın? Onun mutlaka ek projeler varsa o alanlarda kullanılması gerektiğine inanıyorum. Bununla ilgili 2002 yılı öncesini bir hatırlayınız. O yıllarda yatırımlar yapılırdı, onlara iz bedeller bırakılırdı ve bu iz bedellerin miktarları milyarları bulurdu. Her yıl aktar git, aktar git, bir ekonomik kayıp olurdu. O paraları bu bütçeden önümüzdeki bütçeye aktar ama kullanma. Reel olan, gerçekte değer olan bir parayı siz durmadan aktararak devam ediyorsunuz. 2002 yılı sonrasında bir felsefe değişikliği oldu. Bu değişiklik şu: Çok önemli iki tane şey oldu; bir tanesi, bu aktarmalardan vazgeçtik biz. Niye? Yirmi yılda, otuz yılda biten işleri bir iki yılda bitirmeye çalıştık. İşte bu felsefeyle yapıyoruz, bugün yaptıklarımızı da yapıyoruz. Yirmi yılda bitiyordu, yirmi yıl bitince ekonomik ömrü de bitiyordu. Bir binada ya iki yıl ya üç yıl kalıyordu. Üç yıl sonra “Bu binada oturulmaz.” deniliyordu, yeni binanın temelini atıyorduk. Hatta ve hatta şöyle oluyordu: Yapılan işlerde, adam emekli oluncaya kadar işe devam ediyordu; ondan sonra emekli oluyordu, iş daha bitmemiş oluyordu. Bunların önüne geçildi aktarımlarla ilgili. Özellikle bunu önemsiyorum.

İz bedellerini de çok önemsiyorum. Tabii, yapanların, işin başında olanların, üretenlerin işinin zor olduğunu biliyoruz ama zor olurken de ben paraların çarçur olmasına, beklemesine taraftar değilim. Benim ilimde yatırımlar bekliyor, orada da para boşuna bekliyor.

ERHAN USTA (Samsun) – Bütçeye koysana. Böyle saçma sapan argüman mı olur ya!

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - O zaman, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesindeki kullanmadığı parayı benim Kars’taki okuluma yatırsın, ben hiç olmazsa bir tane okul kazanmış olayım veya bir fabrikaya yatıralım. Ben bunu doğru bulduğumu söylüyorum çünkü neticede hukuki kurallar içerisinde olmak üzere -ki onu da zaten söylüyoruz- ek projelere aktarılabilir diyoruz veya Bakanlığın ilgili projelerine aktarılır diye diyoruz.

Ben ikinci kısımla, özellikle eğitimle ilgili de birkaç kelime söylemek istiyorum. Yurtlarla ilgili, yine biraz evvel bir kardeşimiz ifade etti: “Yurtlar azdır.”, şudur, budur… Ama, Allah için konuşmak lazım.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – “Yapıldı.” dedi, “Yapıldı ama yetmez.” dedi.

YUSUF SELAHATTİN BEYRİBEY (Devamla) - Dün neydi, bugün nedir? Küçük illerde yurt sorunu olan öğrenci aşağı yukarı yoktur. Ben kendi ilimden söylüyorum. Kars’ta Allah nasip ederse bir ay sonra yurt sorunu olan öğrencim kalmayacak ama ben doktorum, doktor olduğum için de şunu söylemek istiyorum: Öğrencilerimiz hem maddi hem manevi yönden iyi olmalılar, bedenen iyi olmalılar. Bunun için Kredi ve Yurtlar Kurumu kanunla kendisine görev addetti, dedi ki: Ben bundan sonra kendim öğrencilerime sportif alanlar oluşturacağım, insanların inançlarıyla ilgili manevi alanlar oluşturacağım, sosyal alanlar oluşturacağım, kültürel alanlar oluşturacağım. Başka? Bir de sağlıklı beslenmeleri ve barınmaları için mekân yaratacağım. Bunu aynı zamanda derneklere, özellikle vergiden muaf olan derneklere ve vakıflara da getirdi.

Ben gelecekte öğrencilerimizin daha iyi olacağına, daha rahat okuma imkânı sağlandığına inanıyorum, yaptığımız işlerin doğru olduğuna inanıyorum. Bütçemizin vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Beyribey.

Sayın Köse, Başkanlık Divanına bir tezkereniz ulaşmıştır ancak bu tip dilekler tüm siyasi partilerin mutabakatına konu olduğu takdirde Başkanlık Divanı tarafından işleme konulabilecektir.

Bilgilerinize sunuyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, madde 60’a göre kısa söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir konuyu belki açıklığa kavuşturmak lazım: Son hatibin konuşmasından sonra, ben burada yapılan eleştirilerin doğru anlaşılmadığını düşünüyorum. Buradaki eleştiri şu: Yani, bu kadar çok, Meclisin bütçe hakkını ihlal edecek bir ödenek aktarması yapılmaması gerektiği hususunda. Şimdi arkadaşımız ifade ediyor, diyor ki: “Böyle bir bekleyen para var, bu para kullanılsın. Kötü mü?” Öyle bekleyen para filan yok, açık veren bir bütçede bekleyen para olmaz, bir.

İkincisi: Bütçe niye yapılır? Bütçede bunları başlangıçta öngörürsünüz. Yani, üç yıllık bütçelerin konuşulduğu bir dünyada bir ay sonrayı görmeden bütçe yapıyorsak bu zaten çok yanlış bir şeydir, bunun savunulacak bir yanı yoktur. Dolayısıyla, o 2002’yle ilgili yaptığı mukayesenin de ne olduğu zaten anlaşılabilmiş değil, belki onu bir daha söylemesinde fayda var, 2002’de öyle bir şey yoktu. Zaten, 1990’lı yıllarda bütçe sistemindeki sıkıntıları gidermek için bu reform yapıldı ama şu anda görüyoruz ki reformdan sürekli geri gidiliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Sayın Usta’nın konuşmasını da soru-cevap işlemi çerçevesinde alıyorum. Sorulara devam ediyorum.

Sayın Emir…

MURAT EMİR (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, emeklileri sürekli ihmal ediyoruz. Enflasyonun geldiği seviye ortada ama maalesef emeklilerimiz enflasyon altında inim inim inlerken ağır bir yaşam mücadelesi veriyorlar. Birçok kesime promosyon ödemesi yapıldı, hatta milletvekillerine de yapıldı ama maalesef, emeklilerimizin promosyon ödemelerine dönük herhangi bir şey olmadı. Soruyoruz: Bu promosyonlar ne oldu, ne olacak?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, esnaf çok zor günler geçirdikten sonra, belki iflas ederek belki girdiği kapıdan çıkamayarak emekli oluyor. Esnaf emeklilerinin de bir beklentisi var, promosyonlar. Söz vermiştiniz promosyon ödeneceğiyle ilgili. Meclis açılır açılmaz ilk iş, milletvekilleri promosyon ödemelerini aldılar ama emeklilerin hepsi promosyon ödemelerini bekliyor. Bu verilmiş hükûmet sözünü biz bir devlet sözü olarak görüyoruz. Bu sözü ne zaman tutacaksınız? Emeklinin promosyonu ne oldu?

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, söz vermiştiniz, söz verdiğiniz gibi sözünüzü yerine getirmiyorsunuz. Emeklilerin promosyon meselesi… Milletvekilleri aldı, kamu çalışanları aldı bu promosyonları. Emekliler bu ülkenin vatandaşı değil mi? Zor şartlarda geçinen emeklilerimize bu promosyonu ne zaman vermeyi düşünüyorsunuz? “Promosyon ne oldu?” diye sormak istiyorum, bir.

Ayrıca, otuz yıldan fazla çalışan memur emeklisinin kıdem tazminatı farklarını ne zaman vereceksiniz? Bunu da vermeye söz vermiştiniz. Mahkemelere gidiyorlar, mahkeme kanalıyla kazanıyorlar. Bunu ne zaman vereceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Konunun bütünlüğünün bozulmaması açısından ben de promosyona değinmek istiyorum. Bir emekli öğretmen çocuğuyum. Emekli öğretmenler hakkında herhangi bir yasal düzenleme yapmayacağınız anlaşıldı, onu artık öğrendik, biliyoruz Sayın Bakan ama emeklilerin promosyonları ne oldu, bunu öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karabıyık…

LALE KARABIYIK (Bursa) – Sayın Bakan, emekliler için bir söz vermiştiniz, emekliler hâlâ bu sözü bekliyorlar. Onları görmezden gelemezsiniz, yaşam şartları iyice zorlaştı. Emeklinin promosyonu ne olacak Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; emeklilerimiz çok düşük maaş alıyor, gerçekten yaşamları çok zor durumda. Emeklilere promosyonla ilgili söz vermiştiniz, bunu ne zaman yerine getireceksiniz? Verdiğiniz sözü ne zaman tutacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, günümüz koşullarında emeklilerin ne kadar geçim sıkıntısında olduğunu hatta geçinebilmek için ek iş dahi yaptıklarını, bazılarının sosyal yardımlara müracaat ettiğini hepimiz biliyoruz. Bunun için daha önce emeklilere söz verilen promosyonun ne zaman verileceği noktasında biz Sayın Bakandan bir cevap bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Usta…

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Ben Sayın Bakana, 2003 sonrasında merkezî yönetim bütçe ödenekleri -yıl yıl bunu bize verebilirler mi- ne kadar aşılmıştır? 2003 sonrasından bugüne kadar, yıl yıl bütçe ödenekleri… Herhangi bir ek bütçe çıkarılmaksızın, biliyorsunuz, bütçe ödenekleri mevcut bütçe kanununun üzerine çıktı, bunların miktarlarını bize verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, efendim birbirimizi tekrar ediyormuş gibi olacağız ama malum, grubu bulunan bütün siyasi partilerin bu, emeklilerin özlük haklarıyla ilgili, özellikle maaş durumlarıyla ilgili kendi beyannamelerine koyduğu teklifler var, dolayısıyla biz bunu Sayın Bakan buradayken tekrarlamak zorundayız. Gerçekten biz de yılda bir maaş ikramiye düşünmüştük ve bu promosyonların bir an önce verilmesi noktasında hassasiyetimizi ifade etmiştik, biz de aynı şekilde bugün yüce Mecliste aynı hassasiyetimizi ifade ediyoruz. Emeklilerin gerçekten maaş durumlarında bir iyileştirme ve promosyonların tekrar gündeme alınması noktasında hassasiyet istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Bakana bir sorum daha olacak. Muhtarlarımızın aldığı maaşlar gerçekten günlük harcamalarını zor karşılıyor. Muhtarlarımızın BAĞ-KUR priminin devlet tarafından karşılanması ve Hazinece ödenmesi uygulamasını ne zaman yapacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bugün ve birkaç gündür çok sayıda telefon alıyoruz vatandaşlarımızdan. Özellikle doların çok hızlı şekilde artması nedeniyle, taahhüt işlerinde bulunan vatandaşlarımızın büyük zararlara uğradığı, bunları yerine getiremeyeceği, iflasın eşiğine geldiği belirtiliyor. Bunlarla ilgili bir tedbir almayı planlıyor musunuz? Geçekten zor durumdalar, çok sayıda da telefon alıyoruz, size de geliyordur mutlaka. Bu doların yükselişi konusunda nasıl bir önlem almayı planlıyorsunuz? Yoksa “Dolar kendi kendine hareketlendi, işte, piyasa kendini dengeler.” mantığıyla mı bakıyorsunuz, tüm vatandaşlara getireceği ağır yükün bir hesabını yapıyor musunuz? Devletin borçlarında bu dolardaki artış nedeniyle ne kadar bir artma olduğu konusunda son değerlendirmeniz nedir?

BAŞKAN – Sayın Özel...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, konu dağılmasın diye bir kez daha söz aldım. Bu, emeklinin promosyonu ne oldu efendim?

BAŞKAN – Sayın Köse...

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, ben de sizin ve Sayın Bakanın affına sığınarak son kez; emeklinin promosyonu emekliler için önemli, çok cüzi de bir rakam gibi görünüyor zaten, bu konunun etraflıca Sayın Bakan tarafından açıklanmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köse.

Şimdi, cevaplar için Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, yanlış anlamadıysam Sayın Usta’nın ilk yaptığı değerlendirmeyi soru-cevap bağlamında bir soru olarak değerlendirdiniz.

BAŞKAN – Evet, birinci bölümün bitiminden sonra on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapıyoruz. Sayın Usta’nın...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Açıklamalarını soru olarak cevaplamam gerekir mi?

BAŞKAN – Sizin takdirinizde Sayın Bakan, sizin takdirinizde.

ERHAN USTA (Samsun) – Gerekmez, ben soru olarak sormadım, sadece o zaman söz talebi olarak söylemiştim ama Sayın Başkan öyle değerlendirdi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Gerekmez, peki, anladım, olur.

Teşekkür ediyorum.

Tabii, emeklilerimiz bizim her şeyimiz. Hepimiz bir gün gelecek bulunduğumuz yerlerden ayrılacağız ve emekli olacağız. Allah herkese sağlıklı, huzurlu emeklilik nasip etsin, her şeyin başı o. Gençken her şeyi yapıyoruz, yaşlı olunca tabii, emekli olunca artık çocuklarımıza, torunlarımıza bakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, daha bu “yaşlı” kelimesini kullanmak için vakit çok erken.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani, sadece sizin için söylemiyorum, hepimiz için söylüyorum bunu.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Öyle. Rabbim her şeyin hayırlısını ve sağlıklısını versin inşallah.

Tabii, değerli arkadaşlar, banka promosyonları konusunda biliyorsunuz, Çalışma Bakanımız ilgili kurumlarla çalışmalarını sürdürüyor, zaman zaman bu konuda açıklamalar da yapıyor. Bu açıklamalar çerçevesinde, Maliye Bakanı olarak benim bu açıklamalara ilave söyleyecek bir bilgim bulunmamaktadır ama hazır söz emeklilerden açılmışken, en azından bu dönemde emeklilerimizin hayat şartlarını düzeltmek, refahlarını artırmak için Hükûmet olarak neler yaptığımız konusunda sizleri kısaca bilgilendireyim, bunlar da bunlar da son derece önemli düzenlemeler.

2002 ila 2016 yıl sonunu şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde: Bakın, SSK emekli aylığı 2002 Aralık ayında 257 liraymış, şu anda SSK en düşük emekli aylığı 1.339 liraya çıkmış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu sormuyoruz Sayın Bakan, promosyona ne oldu?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yaklaşık olarak yüzde 420 nominal artış var, yüzde 60 da reel artış var yani en düşük SSK emekli aylığı enflasyonun üzerinde yüzde 60 artmış. Yine, SSK, esnaf BAĞ-KUR emekli aylığına baktığımızda, 2002 yılında esnaf BAĞ-KUR emekli aylığı 149 liraymış, şu anda 1.199 liraya çıkmış, reel artış yüzde 147 yani enflasyonu arındırdıktan sonra yüzde 147 artış yapmışız. Ama, bir de şeyi unutmayalım arkadaşlar: Geçen sene seçim zamanında hep beraber konuştuk. Hükûmet olarak gerek seçimden hemen sonra -7 Haziran seçimlerinden hemen sonra- gerekse 2016’nın başında emeklilerimize önemli artışlar yaptık. 2015 Temmuzda yaklaşık olarak seyyanen 100 lira artış yaptık, yine 2016’nın başında emeklilerimize bir defa daha olmak üzere 100 lira daha seyyanen artış yaptık. Bu nedenle, 2016 yılında yani 2015 Haziranından 2016 Ocağına kadar olan dönemde yani altı ayı aşan bir dönemde emekli aylıklarında yaklaşık yüzde 17 artış oldu. Bu süreçte gerçekleşen enflasyonun yüzde 5’in altında olduğunu da tahmin ediyorum. Dolayısıyla, Hükûmet olarak her zaman için sosyal kesimlerin refahını artırmak, yaşam koşullarını iyileştirmek noktasında özel bir hassasiyetimiz var; gerek çalışanlarımız gerek emeklilerimiz gerek işçilerimiz hepsi bizim açımızdan son derece önemli ve AK PARTİ Hükûmetleri döneminde de önemli iyileştirmeler yaptık.

Doğrudur, promosyonla ilgili konu çalışılıyor, henüz bitmedi, inşallah en yakın zamanda bu çalışmaların da tamamlanıp emeklilerimizin de bu promosyonu almalarını ben de şahsen gönülden arzuluyorum. İnşallah, o da en kısa sürede olur.

Onun dışında, memur emeklisi olup otuz yıldan fazla çalışanlara ödenmesi gereken emekli ikramiyesi konusu -biliyorsunuz- şu anda Danıştayda ve idare mahkemelerinde davalar devam ediyor. Burada yargı kararlarının alacağı aşamaya göre bu konuda da idare gerekli işlemleri yapacaktır.

Diğer taraftan, Sayın Usta ödenek üstü harcamalara ilişkin bir tablo istemişti, arkadaşlar henüz getiremediler; uygun görürseniz ben size onları ayrıca ulaştırayım.

Sayın Akar, dövize bağlı olarak meydana gelen kurdaki hareketlilikten dolayı müteahhitlerimizin hakkedişlerine ilişkin bir sorun olduğundan bahsetti. Şu anda detaylarına vakıf değilim ama normalde, kamu ihalelerinde farklı nedenlerle maliyetlerde oluşabilecek artışları dikkate alarak fiyat farkı verilmesine ilişkin bir Bakanlar Kurulu kararı var, bu çerçevede bu konuyu değerlendirmek gerekir. Ama detayları konusunda da arkadaşlardan ayrıca bilgi alırsam sizinle de onu paylaşırım.

Sayın Başkanım, özellikle Sayın Erhan Usta’nın başta yapmış olduğu bilgilendirmeye ben de bir katkı vereyim. Doğrudur, yani burada bütçe hakkı gereğince başlangıçta verilen bütçe ödeneklerinin Meclisten geçtiği şekliyle uygulanması esastır, esas olan Meclisin verdiği yetki çerçevesinde bu ödeneklerin kullanımıdır. Fakat hepimiz biliyoruz ki bütçe disiplinini, mali disiplini uygulamada da temin etmek amacıyla analitik bütçe sistemine uygun olarak hazırlamış olduğumuz bütçeler son derece detay bazında hazırlanmış bütçelerdir, âdeta bir muhasebe dokümanı gibi çok detaylı olarak hazırlanır ve böylelikle kamu idarelerinin, uygulama aşamasında ödenek kullanımında esneklikleri olabildiğince kısıtlanır ki hem planlama aşamasında hem de uygulama aşamasında kamu idareleri ödenekleri uygun bir şekilde kullansın. Hatta, Maliye Bakanlığı bu noktada, ödeneklerin kullanımı konusunda kamu idarelerine daha da kısıtlayıcı birtakım uygulamalar da yapar ama bu kadar detaylı bütçe uygulamasının yapıldığı bir noktada gerçekten zaman zaman kısmi olarak bir miktar esneklik verilmesi de doğal. Başka ülke uygulamalarında da idarelere yıl içerisinde bütçeyle verilen ödeneklerin kullanımıyla ilgili kısıtlı, çerçevesi, sınırları belirlenmiş imkânlar verilmektedir. Dolayısıyla bugün sizin önünüze getirilen düzenlemeyi de bu çerçevede esneklik olarak düşünmek gerekir diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.06

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde biri Anayasa’ya aykırılık önergesi olmak üzere iki adet önerge bulunmaktadır. İç Tüzük’ün 84’üncü maddesine göre önce söz konusu maddenin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

               Baki Şimşek                                   Erhan Usta

                   Mersin                                          Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Bu 1’inci maddedeki önergemize geçmeden önce, Sayın Bakanın az önce yaptığı bu emekli maaşlarıyla ilgili açıklamalarına da bir katkı yapmak istiyorum.

Tabii ki aradan on dört yıl geçti, on dört yıllık bir Hükûmet. Nominal TL rakamlarıyla konuşmak çok anlamlı olmuyor, reellere bakmak gerekiyor ve burada en uygun yöntem ortalamaya bakmaktır çünkü en düşük emekli maaşına baktığınız zaman, orada hepsi bin-2 bin kişi olabilir ama yekûnun olduğu yer ortalama, adı üzerinde, bir kavram olmazdı zaten. Sadece bir rakam vereceğim. Emekli Sandığı aylığının ortalama reel artışı on dört yıl yani 2016 Temmuz-2002 Aralık. Bu verdiğim rakam Kalkınma Bakanlığının haftalık ekonomik gelişmeler raporudur yani Hükûmetin, bir Bakanlığın raporu, 11,9. Yani arkadaşlar, on dört yılda ortalama Emekli Sandığı emekli aylıklarındaki kümülatif reel artış yüzde 11,9. Şöyle bir hesap edersek, yıla 1 düşmüyor, yüzde 1 reel düşmüyor. Yani, hani, “refah payı” filan dediniz ama en az yüzde 2’lerden, 3’lerden bahsedilir. Dolayısıyla, yani çok ciddi bir şey yapılmış gibi bir intiba oluşması… Bu Türk lirası rakamları, aradan on dört, on beş yıl geçtikten sonra kullanılması doğru değil, yanıltıcı. Tekrarlıyorum: On dört yılda Hükûmetin ortalama Emekli Sandığı emeklilerine verdiği reel artış yüzde 11,9’dur; yılda 1 puan dahi değil. Eğer bu çok övünülecek bir şeyse bununla övünmeye devam edilebilir.

Şimdi gelelim bu 1’inci maddeye. Bu maddede, esas itibarıyla, bütün kamu maliyesi reformunu altüst edecek ve Türkiye’nin geçmişte -şimdi onun detaylarına girmeyeceğim üç beş dakikada bunları anlatma imkânımız yok- çok sıkıntı çektiği işlere geri dönülme eğilimi var; eğilimi de değil, aslında o şimdi kanunlaştırılmaya çalışılıyor.

İlk önce, bir defa şeyi söylemek lazım: Burada Anayasa Mahkemesinin iptal kararını karşılamak üzere yapılan şey Anayasa’ya aykırı. Bir; Anayasa Mahkemesi 5018’in 21’inci maddesini iptal etmedi -ki biz burada değişiklik yapıyoruz- Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği şey 2015 Yılı Bütçe Kanunu’nun ilgili maddesi, 6’ncı maddesi.

Şimdi, burada güya şekil açısından hani onu karşılıyormuş gibi yapıp Anayasa’nın temel felsefesine aykırı bir işlem yapıyoruz; o da nedir? Bir defa, Anayasa’yla bütçeler korunma altına alınmıştır. Örneğin, işte, bütçe kanunu sıradan bir kanun değildir. Bütçe kanununu mesela Cumhurbaşkanı veto edemez veya işte, kanun hükmünde kararnameyle bütçeye ilişkin hükümlerde değişiklik yapamazsınız veya Plan ve Bütçe Komisyonunun oluşumuna baktığımızda, mesela hiçbir komisyonda böyle bir şey yokken orada 40 üyedir; 15-25 demiştir, bütçeyi koruma altına almıştır.

Şimdi, koruma altına alıyorsa, bu bütçeyi Parlamento yapıyor ve Parlamentonun da burada haklarının korunması lazım. Şimdi, burada yaptığımız şey: Tamamen Parlamentonun -hakikaten bunu herkes söyledi de söyledikçe böyle sanki altı boşmuş gibi bir algı çıkıyor- Parlamentonun bütçe hakkını altüst edecek bir şey yapıyoruz. Yani Sayın Bakanın az önceki ifadelerine bakınca onlar çok makul. Tabii, çok ince, detayda birtakım bütçe tahsisatları yapıyorsunuz, buralarda paralara ihtiyacınız olabilir ama burada bütçenin, şu andaki bütçe açısından baktığımızda, toplam bütçenin yüzde 10’una gelecek 63 milyar lira gibi bir ilave tahsisat olabilir mi? Eğer biz 63 milyar lira kurumlar arasında ödenek aktarması yapacak kadar bütçeyi öngöremiyorsak biz bütçe yapmıyoruz demektir. Bakın, çok yıllı bütçenin konuşulduğu bir dünya konjonktüründeyiz; üç yılda bütçeleri detaylı yapıyor dünya ülkeleri. Biz de yapmaya çalışıyoruz belli ölçüde. Yani bunu bir yıl içerisinde, bugünkü rakamla söylüyorum “2017 yılı bütçesi için 63 milyar lira kurumlar arasında ödenek aktarması yapmak makuldür.” diyorsak, bunu savunuyorsak vallahi benim diyeceğim bir şey yok zaten. Hele hele bir de şimdi kurum içerisindekilere de aslında teorik olarak baktığımızda –detaylarını vermeyeceğim şimdi, sürem bitiyor- 129 milyar liraya kadar gidiyor. Böyle bir şey olamaz. Az önce AKP adına konuşan arkadaşımız ifade ettiler “Bekleyen para var.” Bekleyen para filan yok arkadaşlar. Açık veren bütçede, Allah aşkına, bekleyen para olur mu? Burada yapılmak istenen ve yapılan şey -aslında son hükümle de onu koyuyor- bütçeyi tamamen bir torba hâline getirmek, hiçbir planlama olmadan “Tamam, yıl içerisindeki gelişmelere göre bir şeyler yapalım. Oradan oraya paraları alalım, verelim.” demek ve bunu, artık bütçenin yüzde 20’lerine kadar bir büyüklükte yapmak hiçbir şekilde doğru değil. Bu, herkese zarar verir. Bu, Parlamentonun bütçe hakkının gasbıdır. Bu, Parlamentonun bütçe hakkının önemi de ülkenin yani maliye politikasının sağlığı, sıhhati açısındandır.

Sürem bittiği için daha fazla uzatamayacağım ama diğer maddelerde belki bu konuya biraz daha devam etmek gerekir. O yüzden Anayasa’ya aykırı buluyoruz ve bu maddenin bu kanun metninden çıkartılmasını talep ediyoruz, önergemize de destek bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439)”nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                Musa Çam                                    Faik Öztrak                                 Hüseyin Yıldız

                    İzmir                                          Tekirdağ                                          Aydın

             Kadim Durmaz                            Mehmet Bekaroğlu                     Mustafa Hüsnü Bozkurt

                   Tokat                                          İstanbul                                          Konya

             Kemal Zeybek                                Burcu Köksal

                  Samsun                                    Afyonkarahisar

MADDE 1- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 21’inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 21- Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları kanunla yapılır. Ancak, harcamalarda tasarrufu sağlamak, dengeli ve etkili bir bütçe politikasını gerçekleştirmek üzere genel bütçe ödeneklerinin yüzde onunu geçmemek kaydıyla, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmalarına ilişkin yetki ve işlemler ile usul ve esaslar merkezî yönetim bütçe kanununda belirlenir.

Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde yirmisine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler.

Kamu idarelerinin bütçeleri içinde; personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden diğer tertiplere ödenek aktarılamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Burcu Köksal, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda bütçe yapılıyor, aşağıda siz değiştirmeye kalkıyorsunuz. Bütçede sınırı Meclis belirlerken siz bu Meclisi devre dışı bırakıyorsunuz. Fasıllar arasında ödenek aktarma yetkisi yüzde 5 iken bugün yüzde 20’ye çıkarıyorsunuz. Daha önce “5018 sayılı Yasa’nın 21’inci maddesi uygulanmaz.” diyordunuz, buradaki sınırı böyle aşıyordunuz ama ilgili kanunda değişiklik yaparken yüzde 5 sınırını aşıyorsunuz, yüzde 20’ye çıkartıyorsunuz. Yüzde 21 sınır sayılmaz. Bu bütçe hakkının devri demektir. Bir tertipten yüzde 20 alınması demek o tertipteki işlevin yapılmaması anlamına gelir. Bu da bütçe hakkının devridir.

Değerli milletvekilleri, şu anda devlet bütçesinin yapılma ilkelerini, 5018 sayılı Kanun’un hükmünü değiştiriyorsunuz. Yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda maç başlamış ama siz burada maç başlamışken kuralı değiştirmeye kalkıyorsunuz. Bu, yasa yapma ciddiyetiyle bağdaşmaz. Ama sizden farklı bir şey beklemek de aslında yanlış çünkü siz Meclisi sadece yasa yapma fabrikası olarak görüyorsunuz. İçtihatlara, uygulamalara hiçbir şekilde değer vermiyorsunuz. Siz “hukukun üstünlüğü” diyorsunuz, sadece kâğıt üzerinde kalıyor. Sizin yaptıklarınız hukukun üstünlüğüyle çelişiyor, bağdaşmıyor.

Bakın, bu ülkede yabancı yatırımcılar artık Türkiye'de yatırım yapmıyorlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü sizin ekonomi politikalarınıza güvenmiyorlar. Olağanüstü hâl sürecinin kötüye kullanılmasını onlar da gözlemliyorlar ve burada hukukun, temel hak ve hürriyetlerin askıya alındığını, insanlar üzerinde büyük bir siyasal baskı kurulduğunu onlar da görüyorlar. Ya, Allah aşkınıza, toplumun üzerine kurduğunuz bu siyasal baskıdan elinizi çekin.

Bakın, bir örnek vereceğim dernek ve STK’lar üzerindeki siyasal baskıyla ilgili; seçim bölgem Afyonkarahisar’da Şehit Yakınları Derneği. Bize sorunlarını aktarıyor dernek başkanı ama sorunları aktarırken farklı yazıyor, yaptığı açıklamalar farklı, orada bir sıkıntı var. Şehit yakınlarına, şehit eş ve çocuklarına TOKİ’den bir tane konut hakkı veriliyor. Biz dedik ki sadece eş ve çocuklara değil, şehidin anne ve babasına da bu hak tanınsın. En son, dernek başkanı dedi ki: “Peşinat isteniyor.” Şunu söyledim: Şehit yakınları en değerli varlıklarını, evladını, eşini bu vatana vermiş, bırakın peşinatı, bu devlet onlara bedava konut vermeli. Çünkü gidiyoruz, bakıyoruz, hepsi yoksul aile çocukları. Şehit evlerine bir bakın, zengin bir tane ev göremezsiniz, hepsi fakirdir o insanların. Onun için onlara en iyi konutu vermek, içine en iyi tefrişatı vermek herhâlde sosyal devlet olarak önce vicdanımızda sonra da insan olarak görevimiz. Biz bu konuda mücadele edelim. Bu kürsüden söylüyoruz: Sadece şehit yakınlarının eş ve çocuklarına değil anne ve babalarına da konut hakkı verin. Bunları söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz çünkü onlar bizim başımızın tacı, gaziler bizim başımızın tacı. Ama o kadar büyük bir baskı kurmuşsunuz ki Şehit Yakınları Derneğinin bize yazdığı yazılar farklı, yaptığı açıklamalar farklı ve “Üzerimde siyasal baskı var. Bu şekilde açıklama yapmak zorundayım.” diyor. Onun için söylüyorum. Lütfen, şu toplumda kurmuş olduğunuz siyasi baskıyı kaldırın. Çekin elinizi sivil toplum örgütlerinden ve derneklerden. Allah aşkına ya! Bir gün hukuk size de lazım olacak ve sizin hukukunuzu da size lazım olan o hukuku da Cumhuriyet Halk Partisi savunacak.

Hepinize saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde geçen "beslenme" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve barınma" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

        Ahmet Selim Yurdakul                            Ruhi Ersoy                                   Baki Şimşek

                  Antalya                                       Osmaniye                                        Mersin

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439)"nin 2'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Musa Çam                               Mehmet Bekaroğlu                            Kadim Durmaz

                    İzmir                                          İstanbul                                          Tokat

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                        Hüseyin Yıldız                               Kemal Zeybek

                   Konya                                           Aydın                                           Samsun

               Faik Öztrak                                 Lale Karabıyık

                 Tekirdağ                                          Bursa

MADDE 2- 16/8/1961 tarihli ve 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununun 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 2- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun amacı; yurt içinde ve dışında yükseköğrenim gören öğrenciler için yurtlar yapmak ve işletmesini sağlamak, beslenme yardımı yapmak, eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerine bağlılıklarını artırmak, milli ve manevi gelişmelerine katkı sağlamak, yükseköğrenim öğrencilerine kredi veya burs vermek, öğrencilerin yükseköğrenimlerindeki başarı derecelerini artırmak ve yükseköğrenimlerini kolaylaştırmaktır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

Önerge hakkında konuşmak isteyen Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili verilen önerge hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 2’nci maddede Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun amacı değiştirilmiş. Amaca şöyle birlikte bir bakalım: “Yurt içinde ve dışında yükseköğrenim gören öğrenciler için yurtlar yapmak ve bunların işletmesini sağlamak, beslenme yardımı yapmak, eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle millî ve manevi gelişmelerine katkı sağlamak, yükseköğrenim öğrencilerine kredi veya burs vermek, öğrencilerin yükseköğrenimlerini kolaylaştırmaktır.” şeklinde ifade edilmiş.

Şimdi, burada “beslenme yardımı” cümlesi yeni konan bir ifade. Bir diğeri de “Eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle millî ve manevi gelişmelerine katkı sağlamak.” İkinci yeni ifade. Buradaki “beslenme yardımı yapmak” ifadesini takdirle karşılıyoruz. Çünkü, sayın vekiller, öğrencilerin, özellikle dar gelirli ve yoksul aile çocuklarının zorlukla eğitimlerini sürdürmeye çalıştıklarını biliyoruz. Gerçekten ben de üniversitedeyken görmüştüm ki bir öğünle, en fazla iki öğünle günü tamamlamaya çalışan çocuklar vardı. İşte, bu süreçte böyle bir destek sağlamak hem aileleri hem de üniversiteleri aslında rahatlatacaktır. Çünkü, üniversiteler aslında öğle ve akşam yemeği desteği vermeye çalışıyorlar sayın vekiller. Ama, çoğunun yemek bedeli bütçesinden karşılanamadığı zaman genellikle öz gelirlerinden karşılanmaya çalışılıyor ama öz gelirleriyle bunlara yeterli olmadığı zaman, o zaman bu üniversiteler öğünlerden bir tanesini kaldırmak zorunda kalıyor. Bu nedenle yoksulluğun arttığı, işsizliğin arttığı ve gelir yetersizliği olan bu süreçte özellikle beslenme desteğini yerinde bir karar olarak yorumluyoruz.

Diğer taraftan, ikinci cümleye geldiğimde, ilgili maddede Kredi ve Yurtlar Kurumunun amaçları içerisine ilave edilen “Eğitim, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle millî ve manevi gelişmelerine katkı sağlamak.” cümlesine bakalım. “Millî ve manevi değerler” kavramı; bir gencin yetiştirilmesinde millî ve manevi değerlerimizi bilmesi, benimsemesi son derece önemli değerli vekiller, bunu kabul ediyoruz. Bu amaçla ilave edilen cümle zaten yasalarımızda da mevcuttur. Ancak, içeriğe baktığımızda ve eğitimlere baktığımızda önce şunu ifade edeyim ki sanki Kredi ve Yurtlar Kurumu neredeyse Millî Eğitim Bakanlığıyla, üniversitelerle yarışıyor. Yani -aslında- bu Kredi ve Yurtlar Kurumunun görevi midir? Kredi Yurtlar Kurumu barınmayı sağlar, evet, beslenmeyi sağlaması da iyi, yerinde bir karar ama sanki üniversitelerle ve de Millî Eğitim Bakanlığıyla yarışır şekilde eğitim faaliyetlerine girişmiş durumda. Hadi diyelim ki bunu iş edindi, peki acaba bu eğitimlerin içeriklerinde ne var? Şimdi, önce Plan ve Bütçe Komisyonuna bu konu gelmişti ve ben Sayın Bakana “Bu eğitimlerin içerikleri nelerdir, bu eğitimleri kimler veriyor?” diye bir soru yöneltmiştim. Ardından, Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçe sunumu sırasında da neler yapıldığını ve neler hedeflendiğini de burada görmüş olduk.

Şimdi, sayın vekiller, diyelim ki bu eğitimi vermek iş edinildi, peki millî ve manevi değer eğitimi ya da etkinliği dediğinizde, yapılan veya yapılması hedeflenen eğitim ve etkinliklerin bir tanesinde bari Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin adı geçmez mi, böyle bir etkinlik içerikte yer almaz mı? Bunu, son derece eleştiriyle ve kınayarak karşılıyorum.

Tüm gençlik kamplarında “maneviyat istasyonu” adı verilen etkinlikler yapılıyor; Osmanlıca, Arapça dersleri veriliyor ve kesinlikle şöyle bir ifade gördüm ki ideolojik ve siyasal içerikler de buralarda mevcut. Bunların dengeli yapılması aslında söz konusu olabilirdi yani siyasetin arka bahçesi olmadan maneviyat ve millî değerlerle ilgili birtakım veriler verilecekse, eğitim verilecekse burada Atatürk de, ilke ve devrimleri de bizim için son derece önemlidir. Bunların verilmemesi konusunda bir kez daha kınıyorum.

Aynı zamanda, Diyanet İşleri Başkanlığıyla yapılan protokoller var. Peki, diğer bakanlıklarla niçin protokoller yapılmadı? Bunu da eleştiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LALE KARABIYIK (Devamla) - Evet, lütfen eğitimi, okulları, üniversiteleri ve yurtları siyasetin arka bahçesi olarak görmeyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde geçen "beslenme" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve barınma" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Ruhi Ersoy (Osmaniye) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ruhi Ersoy, Osmaniye Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ersoy.

RUHİ ERSOY (Osmaniye) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; iyi akşamlar diliyorum.

Son on beş yılda üniversite sayısı Türkiye’de 2,5 kat, öğrenci sayısı 3,5 kat arttı. Yurt sayısı da arttı fakat öğrenci sayısı artışına bakıldığında talebi karşılamakta maalesef yetersiz. 2002’de Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı 191 devlet yurdu varken, Millî Eğitim Bakanlığının 2015-2016 rakamlarına bir göz attığımızda bu sayı 592, yurtların toplam kapasitesi 451.941.

Yurt ve öğrenci sayısı arasındaki orantısızlık barınmanın üniversitelerin en öncelikli sorunlarından biri olduğunu gösteriyor. Kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle öğrenciler ve aileleri çeşitli grupları kendilerine barınak temin ettikleri için aramak ve bunlarla temas kurmak durumunda kalıyor. Bu memlekette 15 Temmuz FETÖ faciası yaşandı dolayısıyla aileler bu konuda çok tedirginler. Kendilerinin gönül huzuruyla devletle illiyeti olan barınma ve korunma yerlerinde kalmasını arzu ediyorlar. Bu sebepten dolayı, sosyal devlet gereği öğrencilerimizin barınma imkânları konusunda alternatif üretmek ve bu sayıları artırmak durumundayız. Buna özellikle gayret etmek gerekiyor.

Diğer yandan, özel yurt ücretlerinin el yaktığını görüyoruz her dönem öğrencilerine mekân arayan ailelere yardımcı olmaya gittiğimizde. Önemli bir sektör ve ciddi anlamda fiyatları artış içerisinde. Öğrenci artışından dolayı ihtiyacı karşılayamayan Kredi ve Yurtlar Kurumu, özel yurtlara öğrencileri yönlendiriyor.

Bir başka konu, öğrencilerin ulaşımıyla ilgili; okullarını seçme veyahut da yurtlarını seçme şansları olmuyor. Yine, Kredi ve Yurtlar Kurumunda olsa bile fakültesi ile yurdu arasındaki mesafede 2 vasıta değiştirmek zorunda kalıyor. Oysa okulların yakınlık derecelerine göre dağılım göz önünde bulundurulsa bu meselelerde daha çok çözüm üretecektir diyoruz.

Barınma sorunundan kaynaklı bu problemler, bir başka şekilde, üniversitelere yakın yerlerde ev kiralarını çok ciddi anlamda artırdığını gösteriyor. En son, emlak sitelerine bakıldığında, başta İstanbul olmak üzere, üniversitelere yakın yerlerdeki kira artışının diğer yerlere göre çok daha yüksek olduğu, öğrencilerin birkaçının bir araya gelerek ev tutmalarından kaynaklı bu işin ev sahipleri tarafından istismar edildiği gerçeği kendisini gösteriyor.

Öğrencilerin en büyük sorunlarından bir tanesi de -bunu buradan ifade etmek durumundayız sayın milletvekilleri- Kredi ve Yurtlar Kurumuna borçlanmış, öğrenim harcı ve kredisi kullanmış çocuklar, okulları bittikten sonra malumunuz hemen işe başlayamıyorlar fakat kredilerini yeniden ödemekle ilgili bir çizelge ortada ve borçlarını ödemek durumundalar. Şimdi, burada birikmiş borçlarından dolayı bunun altından kalkamayan gençler var. Talep ediyorlar “En azından faizleri silinse de ana parayı yapılandırsak, biz de bayramda büyüklerimizin elini öperek alacağımız harçlıklarla veyahut da başka yerlerden borçlanarak bu borcumuzu kapatsak.” diyorlar.

Tabii ki en büyük problemimiz, gençlerimiz istihdamıyla alakalı. İstihdam sorunumuzu çözmeden gençlerimizin verimli hâlde kullanılmasını sağlayamayız. Üretime dayalı bir ekonomi programıyla yeniden eğitimli insan gücümüzün üretime katma değer olarak üretilmesi konusunda, katkı vermesi noktasında özel gayret sarf etmeliyiz.

Türkiye önemli bir süreçten geçiyor. Bu geçmiş olduğu önemli süreçte biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak ayrılıkları ve problem alanlarını tespit edip onun üzerinden siyaset yaparak sosyal yaralar açmak ve o kanamış yaralar üzerinden de siyaseten beslenmek yerine görmüş olduğumuz sorunları ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşarak sorunların çözümüne dair görüş ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz. Bu Yükseköğretim Kurulunda kapatılan üniversitelerin öğrencilerinin problemlerinin çözümüyle ilgili olan konular başta olmak üzere yine Kredi ve Yurtlar Kurumunda öğrencilerin daha verimli ve barınma imkânlarının sağlıklı yürütülebilmesi konusunda da konuyla ilgili birimlerle görüş ve düşüncelerimizi paylaşıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisinin parti programından ve birikimli milletvekillerinden her zaman için istifade eden ve bunun sağduyusuna güvenen devlet yöneticilerine de bu vesileyle buradan teşekkür etmek istiyorum. Çünkü Türkiye bu süreçte ortak akılla, millî iradeyle daha iyiyi yapma durumundadır.

İnşallah bu süreç daha sağlıklı bir yere doğru ülkemizi götürecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde geçen "Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere ait" ibaresinin "diğer kamu ve özel" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

        Ahmet Selim Yurdakul                      Fahrettin Oğuz Tor                              Baki Şimşek

                  Antalya                                   Kahramanmaraş                                    Mersin

          Emin Haluk Ayhan

                  Denizli

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı "Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439)"nin 3'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Kemal Zeybek                                 Faik Öztrak                              Mehmet Bekaroğlu

                  Samsun                                        Tekirdağ                                        İstanbul

             Lale Karabıyık                               Hüseyin Yıldız                               Kadim Durmaz

                    Bursa                                           Aydın                                            Tokat

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                           Musa Çam

                   Konya                                            İzmir

MADDE 3- 351 sayılı Kanunun 23 üncü maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Beslenme ve Barınma Yardımı

MADDE 23- Kurum yurtlarında barınan öğrenciler ile birlikte Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere ait yükseköğrenim yurtlarında barınan öğrencilere YÖK, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde beslenme ve barınma yardımı yapılabilir.

Beslenme ve barınma yardımı, Kurum yurtlarında kalan öğrencinin Devlete bir aylık maliyetini geçmemek ve yükseköğretim kurumlarının öğrenim sürelerini aşmamak kaydıyla bir öğretim yılında dokuz ayı geçemez.

Yurt hizmetini sunan veya yararlananların, yersiz beslenme ve barınma yardımı ödenmesine sebebiyet vermeleri halinde bu tutarları, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde Kuruma ödemesi, yapılacak tebligatla sebebiyet verenlerden istenir. Bu süre içinde ödenmemesi hâlinde bu tutarlar, anılan Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından takip ve tahsil edilerek Kuruma ödenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Lale Karabıyık, Bursa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Karabıyık. (CHP sıralarından alkışlar)

LALE KARABIYIK (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili verilen önergede Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın milletvekilleri, bu maddeyle 351 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesi başlığıyla birlikte değiştiriliyor. Değişiklik “Kurum yurtlarında barınan öğrenciler ile birlikte Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere ait yükseköğretim yurtlarında barınan öğrencilere YÖK, Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde beslenme ve barınma yardımı yapılabilir.” diyor.

Öncelikle şunu belirteyim: Sayın vekiller, Türkiye’de, gerçekten, öğrencilerin barınma sorunu var; hem ortaöğretimde var hem üniversitelerde var. Şu an itibarıyla yükseköğretimde 682 yurt var ve toplam kapasitesi 550 bin. Ancak, üniversitelerde öğrenim gören öğrenci sayısına baktığınızda, 6 milyon 137 bin. Bu rakam içerisinden açık öğretim öğrencilerini çıkartsanız bile, yine, 4 milyon 500 bin küsur öğrencinin öğrenim gördüğünü biliyoruz. Yani, yurt sayısı kesinlikle bu öğrencilere yeterli olamıyor.

Yurt yapmak devletin işidir diyoruz her zaman. Devletin kontrolünde olması gerekir, devlet tarafından hatta bir de üçüncü göz tarafından bir dış denetime tabi olması gerekir diyoruz. Ancak, Kredi ve Yurtlar Kurumunun yurtlarında artış olsa da diğer yurtlardaki artışlar da yok denecek kadar az değil. Dernek yurtlarında yüzde 55 artış var ve 2.432’ye çıkmış durumda, vakıf yurtlarında yüzde 35 artış var ve 208’e çıkmış durumda, şahıs yurtlarında yüzde 138 artış var ve 619’a çıkmış durumda, tüzel kişiliklerin yurtlarında ise yüzde 97 artış var ve 1.482’ye çıkmış durumda. Evet, bu yurtların denetlenmesi son derece önemli ve her zaman söylediğimiz bir şeyi tekrar ifade ediyorum ki, öğrencilerin yurt sorununu öncelikle devlet çözmelidir. Bakın, ortaöğretimdeki öğrencilerin sadece yüzde 1’i, yükseköğretimdekilerin sadece yüzde 15’i yurt imkânından yararlanabiliyor. Demek ki devletin belki de TOKİ iş birliğiyle çok daha fazla yurt yapmasına ihtiyaç var.

Sayın vekiller, bu süreçte ne Karaman vakaları gördük, ne kadar illegal ve denetimsiz yurt olduğunu gördük. Hatta, illegal yapılanmaların envanterinin bile hâlen çıkartılmadığını biliyoruz ve bunu defalarca söyledik.

Şimdi, geliyorum buradaki maddeye. Bu maddeyle ilgili olarak bize Plan ve Bütçe Komisyonunda 2 tane liste verildi: Biri, vergiden muaf olan vakıfların listeleri; diğeri de, vergiden muaf olan derneklerin listeleri. Hepsinde çok sayıda vakıf ve dernek var ama çoğunun yurdu yok. Tabii, bu vakıflar içerisinde Ensar Vakfı da var.

Şimdi, değerli vekiller, burada üzerinde durmak istediğim nokta şu. Maddede diyor ki: “Bu yurtlarda barınan öğrencilere Bakanlık ve Maliye Bakanlığınca müştereken belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde beslenme ve barınma yardımı yapılabilir.” Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Bu derneklerden, vakıflardan bu desteklerin sağlanması konusunda belirlenecek olan usul ve esaslar çerçevesinde bazılarına kesinlikle ayrıcalık yapılmaması gerekir. Bunun Bakanlığın asli görevi olması gerekir. Bu konunun bir kez daha altını çizmek istiyorum. Ensar Vakfı veya başka bir oluşuma kesinlikle farklı bir muamele yapılmamasını burada bizzat bir kez daha ifade etmek istiyorum. Ve tekrar söylüyorum ki: Yurt sorunu Türkiye’de vardır ve bu sorunu çözecek olan Millî Eğitim Bakanlığı ve Kredi ve Yurtlar Kurumudur. TOKİ iş birliğiyle kendi denetimlerinde ve bir dış denetim sağlayarak bu sorunu kesinlikle çözmek zorundadır. Ve birtakım yaşanan olumsuz olayların yaşanmamasının, bu çocukların ağabeylerin, ablaların elinde kalarak sorunların yaşanmamasının bir kez daha altını önemle çizmek istiyorum.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karabıyık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde geçen “Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan derneklere ait” ibaresinin “diğer kamu ve özel” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 3’üncü maddesi Kredi ve Yurtlar Kurumuna, vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu yararına çalışan derneklere ait yurtlarda kalan öğrencilere beslenme ve barınma yardımı yapılmasını öngörmektedir. Bizim önergemizde sadece Kredi ve Yurtlar Kurumuna, vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu yararına çalışan derneklere ait yurtlarda kalan öğrencilere değil, kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın talep eden ve gerekli şartları taşıyan her öğrenciye beslenme ve barınma yardımı yapılması gerektiği yönünde önergemiz var. Bu önergenin desteklenmesini talep ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla getirilen bir başka düzenleme, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan üst sınırın 1 puan artırılmasıdır.

Günlük kazancın alt sınırı günlük asgari ücretin otuzda 1’i, üst sınırı ise günlük kazanç alt sınırının 6,5 katıdır. SGK, alacağı prim ve ödeyeceği ödenek ve gelirleri alt sınır ile üst sınır arasındaki matrah üzerinden hesaplamakta ve sigortalının kazancı üst sınırdan daha fazla olsa bile hiçbir zaman üst sınırı geçmemektedir. Özetlersek, bugün itibarıyla en düşük 1.647 lira, en yüksek 10.705 lira ücret ve bunlar arasındaki ücretlere prim oranı uygulanarak tahakkuk ve tahsilat yapılmaktadır. Getirilen maddeyle 6,5 oranı 1 puan artırılarak 7,5 yapılmaktadır. Yani işveren ve işçi 1/1/2017 tarihinden sonra aylık brüt asgari ücret olan 1.647 TL daha ilave ettiğimizde 12.352 lira üzerinden prim yatıracaktır. Bunun anlamı, artan primler nedeniyle SGK’nın, İŞKUR’un gelirlerinin artacağıdır. Bu artışın çalışanlara ve işverenlere maliyeti… Aylık ücreti üst sınırdan fazla olanlar açısından daha fazla prim ödeyeceklerdir. Doğal olarak işverenin de payı önemli bir miktarda yükselecektir. Daha açık bir ifadeyle, getirilen düzenleme, yüksek ücretten çalışan kalifiye işçinin net ücretinin düşmesine yol açacaktır. Üst sınırın artırılmasıyla ödeyeceği primde 247 TL’lik bir artış olacaktır. Bu demektir ki, yüksek ücretle çalışan kişilerin aylıklarında prim artışı kadar, yani 247 lira azalma olacaktır. Nitelikli ve yüksek ücretten işçi çalıştıran işverenlerin iş gücü ve üretim maliyetleri de artacaktır. Üst sınırın artırılmasıyla 5 puanlık prim indirimi de dikkate alındığında dahi işverenin ödeyeceği primde 288 TL’lik bir artış olacaktır. Bu, işverenin maliyetini artıracak, net ücretle işçi istihdam eden işverenler, 535 TL’lik ilave prim yükünün tamamını üstlenmek zorunda bırakacaktır. Buna karşılık da, Sosyal Güvenlik Kurumunun ve İŞKUR'un gelirleri artacak, düzenlemenin hayata geçmesi durumunda SGK kısa vadede önemli bir ilave gelir elde etmiş olacaktır. SGK yetkililerinin yaptığı resmî açıklamalara göre, ülkemizde 350 bin kişi primlerini üst sınırdan ödemektedir. Bugün uygulanan asgari ücret tutarı dikkate alınarak bir hesaplama yapıldığında, yaklaşık 2 milyar 600 milyon lira ilave gelir elde edilecektir.

Sigorta primine esas kazanç tavanının artırılmasında, ekonomideki bozulmanın, 2016 yılında turizm sektöründeki daralmanın da etkisiyle sigorta primi tahsilatındaki azalmanın, borç yapılandırmasında beklenen kadar başvuru ve tahsilat yapılamayacağının anlaşılmasının etkili olduğu ve Sosyal Güvenlik Kurumuna yeni bir kaynak arayışının ön plana çıktığı anlaşılmaktadır.

Konuyla ilgili değerlendirmemize devam edeceğim daha sonraki maddelerde -ne gibi sonuçlar doğuracaktır- ancak getirilen düzenleme, SGK’ya kısa vadede belki bir miktar prim tahsilatı getirecek idiyse de uzun vadede bu problemi, kronik hâle gelmiş problemi aşmak da yeterli olmayacaktır.

Bu vesileyle saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Kalaycı                     Mehmet Günal                    İsmail Faruk Aksu

               Konya                                Antalya                               İstanbul

    Ahmet Selim Yurdakul              Emin Haluk Ayhan                     Baki Şimşek

              Antalya                               Denizli                                Mersin

BAŞKAN – Şimdi maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439)’nin 4’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Türabi Kayan                       Kemal Zeybek                      Hüseyin Yıldız

            Kırklareli                              Samsun                                 Aydın

           Faik Öztrak                        Kadim Durmaz                    Mehmet Bekaroğlu

             Tekirdağ                                Tokat                                İstanbul

   Mustafa Hüsnü Bozkurt                   Musa Çam

               Konya                                  İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Türabi Kayan, Kırklareli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kayan. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün arkadaşlarımız burada enerjiyle ilgili konuya değindiler. Biz, önümüzdeki haftalarda enerjiyle ilgili grup önergesi vereceğiz ama ben bu konu gündeme gelmişken biraz bahsetmek istiyorum sizlere.

Değerli arkadaşlar, Trakya bildiğiniz gibi İstanbul’un batısındadır ve bitişiktir İstanbul’a. İstanbul’un, maalesef, kirli sanayisi ve istenmeyen nüfusu Trakya’ya akıtılmak istenmektedir, bu nedenle de Trakya’ya bu istenmeyen sanayi bir şekilde gelip yerleşmektedir. Bu sanayinin ihtiyacı olan enerji de maalesef, bu bölgemizde kurulan santrallerle karşılanmak istenmektedir. Biliyorsunuz, daha önceden Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santrali kurulmuştu. Bu çevrim santrali kurulduktan sonra Trakya’nın ısı derecesi ortalama 2 derece artmıştır. Bu gösteriyor ki bugün yapılmak istenen, gerek Kırklareli’nin Vize ilçesinde gerekse Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde kurulmak istenen termik santraller, kömürle çalıştırılan santraller bu bölgenin ısısını daha da artıracaktır.

Değerli arkadaşlar, bu bölgemiz Türkiye’nin en büyük ovasıdır. Bu ova maalesef bugün kirletilmek ve zehirlenmek isteniyor. Bu bölgemizde çalıştırılacak olan santralin kömürü linyit kömürüdür ve enerjisi de kalorisi de son derece düşük bir kömürdür. Bu kömürden çıkacak olan kurşun, artık varın siz düşünün, bu bölgenin tarımını ne hâle getirecektir.

Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere, en son bilimsel araştırmaların çıkardığı sonuca göre, dünyanın mahvolması ısısının 5 derece artmasıyla olmuştur. Bugün Trakya bir çanak bölge olduğu için, bu enerji santrallerinden çıkan karbondioksit gitmemektedir, havada kaybolmamaktadır; yağmur yağdığı zaman yağmurun etkisiyle yere düşmekte, toprağı, suyu ve bitkileri zehirlemektedir. Onun için, bu bölgede kirli, zehirli enerji değil, daha çağdaş, daha uygar, temiz enerji üretilmesi gerekiyor. Bu konuda santraller üzerine ağırlık verilmesi ve bu konudaki enerjinin teşvik edilmesi gerekiyor. Bizler Trakyalılar olarak kurulacak olan bu santrallerin, Türkiye’nin en mümbit bölgesi dediğimiz, tarım üretimi bakımından en verimli topraklara sahip bu bölgede kurulmamasını, bu bölgenin enerji ihtiyacının daha çok gerek güneş enerjisi gerekse RES dediğimiz rüzgâr enerjisi santralleriyle karşılanmasını istemekteyiz.

Değerli dostlar, bizler, Trakyalılar, bu bölgenin sıkıntısını çok çektik, yıllar önce sürekli olarak Yunan istilasına ve diğer istilalara uğradık. Bu bölge artık bir huzura kavuşmak istiyor, huzura kavuşması da sanayi ve kalkınmayla olur ve en çok da bu bölgenin ihtiyacı olan tarımla olur.

Şimdi, sizlere soruyorum: Tarım bölgesine kirletici sanayiyi mi getirmek lazım yoksa tarımsal üretimini mi artırmak lazım? Bizler tarımsal üretimin artırılması konusunda özellikle tarımsal girdilere destek verilmesini ve bu konuda da Trakya çiftçisinin desteklenmesini istiyoruz. Bizler Trakya çiftçileri olarak iyi bir pancar üreticisi idik. Alpullu Şeker Fabrikası 1926 senesinden bu yana çalışıyordu ama dört yıldan bu yana maalesef çalışmıyor, bu fabrika durduruldu. Şeker üretimi pancardan ziyade nişasta bazlı şekere yönlendirilmiştir. Değerli arkadaşlar, insan sağlığı için en önemli olan pancardan elde edilen şekerdir ama maalesef pancar kotaları gittikçe düşürülerek nişasta bazlı şekerin kotası kaldırılmakta ve artırılmaktadır. Bu ülke insanları şekerin en kalitelisini, en tatlısını ve insan sağlığı için en hassas olanını kullanmak ister. Şekerin nişasta bazlısı, hepiniz biliyorsunuz ki insan sağlığına en zararlı olan şekerdir. Bizler, tarımsal üretimin artırılmasını, şeker pancarı üretiminin artırılmasını... Şeker pancarından elde edilen üretimin insan sağlığı için daha faydalı olduğu kanaatindeyiz. Bu bölge, sanayiden çok tarıma önem verilerek tarımsal kalkınmanın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TÜRABİ KAYAN (Devamla) - ...gerçekleştirilmesi gereken bir bölgedir diyorum. Trakya’yı ziyan etmeyin, Trakya’yı mahvetmeyin; Trakya Türkiye’ye lazımdır çünkü Trakya Türkiye’yi besliyor değerli arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Emin Haluk Ayhan (Denizli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 4’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Önergemize destek istiyoruz. Mütevazı ve anlaşılabilir bir önerge. Karşılıklı anlaşmayı sağlayabilecek, daha yumuşak bir görüşme ortamının sağlanması açısından da önemli. Bu maddede, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 15’inci maddesinde değişiklik yapılarak Bakanlar Kurulunca serbest bölge ilan edilen arazinin kullanıcı lehine tapuda tescilin yapılacağı tarihe kadar geçici olarak arazi vergisinden muaf tutulması öngörülüyor. Böylelikle, özel mülkiyette bulunan bölgelerde, serbest bölgelerde işletici şirketlerin yatırımlara tahsis edilmek üzere ellerinde tuttukları kaynakların araziye ilişkin vergi yükünün azaltılması amaçlanıyor.

Şunu öncelikle ifade etmek istiyorum ki, Sayın Bakanım, Hükûmet dağınık çalışıyor. Öncelikle, şu 2017 yılı Programı, bunda serbest bölgelerle ilgili hiçbir kelime yok; baktım, baktırın. Şimdi, bu işe zaten Hükûmet tarafından ciddiyetle bakılmadığı anlaşılır.

Bir diğer olay: Baktığımız zaman dış ticaretin hâli perişan. Bazı düzenlemeler yapmaya çalışıyoruz. 23’ünde Komisyonda görüşeceğiz, yarın da bize bir sunum yapacak Bakanlık, Ekonomi Bakanlığı. Neyle ilgili? Serbest bölgelerle ilgili. Haddizatında bu kamu mali yönetimiyle ilgili hususta bunun bir işi yok. Yani, Hükûmet dağınık çalışıyor dediğim, kendi aranızda bir koordinasyon yok, aynı zamanda Bakanın kendi ekibi içinde bir irtibat yok. Yani, birini orada veriyorsunuz, 23’ünde Komisyonda görüşülecek, bir tanesi de burada, bunun arasında geçiyor. Bir bütünlük yok, anlam bütünlüğü sağlanamıyor.

Kaldı ki serbest bölgeler, Türkiye’de baktığınız zaman… İlgili Bakan Denizlili, Denizli’deki serbest bölgeye Allah rızası için bir baksın, ne oldu on beş senedir ya? Temelini biz bürokratken attık, o da İhracatçılar Birliği Başkanıydı. Allah rızası için, bir gidin de geçerken “Haluk Ayhan dedi ya, Allah rızası için, -bu kadar senedir konuşur kürsüden- bir gidelim, şu serbest bölgede ne var ne yok diye bir söyleyelim, bir bakalım.” deyin, bir görün ya. Yürekler acısı, ilgili Bakan ilgilenmiyor. O nedendir, onu bilmiyorum.

Burada bir diğer olay daha var, o da Sayın Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonundaki sunuş konuşması. Kendisine daha sonra da buralardan konuştuğumuzda söyleyeceğim, “2023’teki hedeflere ulaşmak için bunları yapacağız.” diyor. Sayın Bakanım, de ki 150 milyar dolar ihracatınız var, 30’dan getirmişsiniz 150’ye on beş senede; 2023 hedefi -dilimde tüy bitti burada söyleye söyleye- 500 milyar dolar. Ya, ayıptır, yazıktır; el âlem güler. Hakikaten, şunları bir revize edin, bir bakın, bir dengeye getirin. Kabinede belki vaktiniz olmuyor gündemdeki meseleleri görüşmekten ama arada buralarda nöbetçi olduğunuz zaman bile “Ya, biz bu 2023’ü söyleyip duruyoruz ama hakikaten hem Türkiye’de hem de yurt dışında biz rezil oluyoruz.” demenin de bir gerçekçi davranış olacağını söylemek mümkün. Ben böyle bir şeyi söylemeyi arzu etmezdim ama hakikaten görüyoruz. Ben bunu geçen sene Sayın Bakana söyledim, sizler de duydunuz, diğerlerine de söyledim. Aynı şekilde, olayı ne yapıyoruz? Değerlendiriyoruz.

Şimdi, bugün hakikaten sizi takdir ettiğim bir şey, ekonomiyle ilgili birtakım problemlerin olabileceğine dair beyanınız takdire şayan. Hem dünyanın hem de Türkiye'nin ekonomik açıdan içinden geçtiği dönem, süreç hakikaten sıkıntılı. Başımıza, Allah korusun, bir iş gelmesin. Ben bir de bakıyorum, “faiz, faiz” diye bağırıyordunuz, şimdi “dolar, dolar” diye. Zatıalinizi tenzih ediyorum, hava raporu gibi bizim Denizlili Bakanımız akşam “dolar”, sabah “dolar.” Ya, 3 olduğunda yüzde 15, “2,85 olması lazım.” diyordu. 2,85’te nesi vardı? Problemi vardı, “Yüzde 15 köpüğü var.” diyordu. Şimdi köpük ne kadar oldu ben bilmiyorum. Zatıalinize bunu sormam o, onun bürokratlarıyla veya iş adamlarıyla yaptığı toplantılar sonucu elde ettiği bir husustu ama bu dolar hakikaten sıkıntı verecek, millete hiç olmazsa sıkıntı vermesin diyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Onun için önergemizin de kabulünü yüce heyetten talep ediyoruz.

Herkese saygılar sunuyorum, hayırlı akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Geri çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Evet, 5’inci maddedeki önerge çekilmiştir.

Bu durumda 5’inci maddede önerge olmadığından 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 6 ila 10’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde söz talep eden siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine söz vereceğim.

Gruplar adına ilk konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İsmail Faruk Aksu, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Aksu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 435 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ve aynı konudaki kanun teklifi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz kanun tasarısı, kamu idarelerinin ihtiyaç fazlası ödeneklerinin diğer kamu idarelerinin ödenek ihtiyacının karşılanması amacıyla aktarılabilmesi, Kredi ve Yurtlar Kurumunda ve diğer bazı yurtlarda bulunan öğrencilere beslenme ve barınma yardımı verilmesi, emlak, katma değer ve özel tüketim vergisi kanunlarında, ayrıca Kamu İhale Kanunu’nda, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklikler yapılmasını öngörmektedir.

3056 sayılı Kanun uyarınca Başbakanlık tarafından çıkarılan mevzuat hazırlama esaslarında bir çerçeve taslakla, birden fazla düzenlemenin hükümlerinde değişiklik yapılamayacağı, yapılacak değişikliklerin her düzenleme için ayrı ayrı çerçeve taslaklarla yapılabileceği belirtilmiştir. Ancak, bu tasarıda konu itibarıyla aralarında bağlantı olmayan, konu ve amaç bütünlüğü de bulunmayan birden fazla mevzuatta değişiklik içeren hükümler yer almaktadır. Esasen hukuki güvenlik ilkesi yürürlükte bulunan ve herkes için bağlayıcı olan kuralların açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir olmasını gerekli kılar. Ancak, bu türlü uygulamalarla kanunlar için aranan bu ilke ve özellikler yok edilmektedir.

Öte yandan, aynı yönetmelik, hazırlanan taslakların düzenleyici etki analizinin bulunmasını da zorunlu kılmaktadır. Düzenlemenin muhtemel fayda ve maliyetleri sosyal, ekonomik ve ticari hayata, çevreye ve ilgili kesimlere etkileri ile izlenen danışma ve görüş alma süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere bu etki analizinde yer verilmesi öngörülmüştür.

Bununla birlikte, tasarı, ne bir etki analizine dayandırılmış ne de yönetmeliğin çerçeve kanun tasarısı modeline uygun hazırlanmıştır. Şayet mesele sadece kanun yapmaksa sayısal çoğunlukla bunu hem komisyonda hem de Genel Kurulda Hükûmetin yapması mümkündür. Ancak, yapılacak düzenlemenin niteliğine ilişkin kaygı taşınıyorsa, yasama kalitesi gibi bir derdimiz varsa ciddi sıkıntıların olduğu ortadadır. Çünkü yapılan her düzenleme hukuk evrenine de, tarihe de not düşmek anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 6`ncı maddesinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62'nci maddesi değiştirilerek, yılı merkezî yönetim bütçe kanununda belirlenen stratejik öneme sahip yatırımlar veya projelerin ihale edilebilmesi için ilk yıl için gerekli olan yüzde 10 ödenek şartının aranmamasına yönelik düzenleme yapılmaktadır. Bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 9’uncu maddesindeki iptal gerekçeleri doğrultusunda yapıldığı belirtilmektedir.

Yüksek Mahkeme, Kamu İhale Kanunu'nun, "idarelerin mal ve hizmet alımı ile yapım işleri için ihaleye çıkmadan önce uyması gereken hususları" düzenleyen 62'nci maddesinde yer alan sınırlamaların uygulanmayacağı şeklindeki düzenlemeyi “bütçe kanununa bütçe dışı hükümler konulamayacağı” gerekçesiyle iptal etmiştir. Ancak yapılan düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.

Kamu alımları potansiyeli oldukça yüksek olan Türkiye'de, kamu ihale sisteminde yer alan bir kamu ihale kurulunun, uygulamada görülen sorunları da giderecek şekilde ihale sistemini geliştirecek ve iyileştirecek, ortaya çıkan sorunlara müdahale edebilecek ve bu sorunlara tarafsız çözümler üretebilecek bir yapıda olması gereklidir. Bunun yerine İhale Yasası’nda sürekli değişiklik yapılarak istisnalar oluşturmak ise kamu harcamalarının uygunluğu ve denetlenmesi konusunda soru işaretleri oluşturmaktadır.

Hükûmetin birçok alanda önce kural koyup sonra kendi koyduğu kurallara uymaktan imtina etmesi ve istisna hükümlere yaygınlık kazandırması anlaşılamaz, çelişkili bir hâldir. Bu durum şunu gösteriyor: Ya yapılan düzenlemeler bir uzman görüşüne ve uzak görüşe dayanmamakta ya da iş ve hizmet gereği olmayan saikler öne çıkmaktadır. Bu yaklaşımı genel olarak da, münhasıran bu düzenlemeye ilişkin olarak da doğru bulmuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, maalesef vergi adaletini sağlayamayan bir ülkedir. Vergilerin gayrisafi hasılaya oranının en fazla arttığı OECD ülkesi Türkiye’dir ve Türkiye, OECD vergi yükü sıralamasında 25'inci sıradadır.

Anayasa’mıza göre, herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür ancak toplam vergi gelirleri içinde dolaylı vergilerin payının yüzde 70'ler civarında olduğu düşünüldüğünde vergi yükünün dar gelirlilerin omuzlarında bulunduğu açıktır. Esasen devletin bu dengeyi sağlaması ve herkesin gücüne göre vergi ödemesini temin edecek bir maliye politikası uygulaması gereklidir.

Vergilemenin gelir dağılımı sağlaması gibi etkileri bir yana bırakılarak sadece harcamaların finansmanı çerçevesinde değerlendirilmesi, adalet kavramını zedeleyen temel unsurdur.

Tasarının 7'nci maddesinde 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 12'nci maddesi değiştirilerek, kanunda belirlenen sınırlar içinde kalmak kaydıyla, binek otomobiller için ÖTV matrahını esas alarak fiyat grupları oluşturmaya, bu fiyat grupları ve malların cinsi, sınıfı, üst yapı gövde tanımı, emisyon türü ve değeri, istiap haddi ile yolcu ve yük taşıma kapasitesi itibarıyla farklı oranlar belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır.

Esasen, vergilendirmede adalet açısından ÖTV oranlarında farklılaştırmaya gidilmesi olumlu olmakla birlikte, vatandaşlarımıza ilave ve mükerrer bir vergi yüklenmesi ve vergi gelirlerini bu yolla artırma girişimi doğru olmayacaktır. Vergi gelirlerinin artırılması için mevcut mükelleflerin vergi yükünün daha da artırılması değil, vergi tabanını genişletip vergi oranlarının düşürülmesi gerekmektedir.

Türkiye'de binek otomobillerin motorlarının silindir hacmine göre belirlenen ÖTV oranları en düşük yüzde 45 iken bu oran yüzde 168'e kadar çıkmaktadır ki bu durum araç fiyatından çok daha yüksek bir vergilendirmeye sebep olmaktadır. Vatandaşlarımızın araca erişimini zorlaştırmakta olan bu durum karşısında, ÖTV oranlarını artırmaktan ziyade özellikleri daha az olan araçlarda ÖTV oranları düşürülerek herkesin araç sahibi olabilmesine imkân sağlanması yerinde olacaktır.

Tasarının 8’inci maddesinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 82’nci maddesinde değişiklik yapılarak, günlük brüt asgari ücretin 6,5 katı olan sigorta primine esas günlük kazanç üst sınırının, günlük brüt asgari ücretin 7,5 katına yükseltilmesi öngörülmektedir. Düzenlemeye gerekçe olarak Sosyal Güvenlik Kurumunun prim gelirlerinin artırılması ifade edilmiş ise de düzenlemenin hangi aktüeryal hesaba dayandığı izah edilmemiştir.

Diğer taraftan, kamu çalışanlarına çeşitli adlar altında ödenmekte olan tüm ek ödemelerin prim matrahına dâhil edilerek emekli aylığına yansıtılması konusunda bir düzenleme de yapılmamıştır. Hâlbuki böyle bir düzenleme hem Sosyal Güvenlik Kurumunun prim gelirlerini artıracak hem de çalışanlarımızın emekli aylıklarının yükselmesini sağlayacaktır.

Komisyonda bu maddeye hem işçi hem de işveren tarafı aktüeryal dengeleri işaret ederek olumsuz görüş bildirmiştir. Buna rağmen Hükûmet, tarafların bu tavrını dikkate almamıştır.

Esasen, muhalefet şerhimizde, ana hatlarıyla tasarıyı olumlu bulmakla birlikte usule ilişkin hususlarla bazı maddelere ilişkin çekincelerimizin olduğunu ifade etmiştik.

Bu düşüncelerle Genel Kurulun siz değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

İkinci bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Faik Öztrak, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Öztrak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Öztrak, şahsınız adına da konuşma talebiniz olduğunu görüyorum. Bu nedenle iki süreyi birleştiriyorum.

Süreniz on beş dakika.

CHP GRUBU ADINA FAİK ÖZTRAK (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve şahsımın görüşlerini aktarmak üzere söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve bizleri takip eden vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda bütçe kanunlarıyla Hükûmet ya milletin Meclisine ait bütçe hakkını gasbetmekte ya da bu kanunu kullanarak bütçeyle ilgisi olmayan birtakım yasal düzenlemeleri gerçekleştirmektedir. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak her bütçe görüşmesinde bu hususları dile getiriyoruz ve düzeltilmezse de Anayasa Mahkemesine iptal için müracaat ediyoruz. Geçen yıl da aynı şey oldu ve Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusuyla bu bahsettiğim düzenlemeler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Ancak huylu huyundan vazgeçmiyor; Hükûmet 2015’te de sizlerin millet adına kendisine verdiğiniz harcama yetkisinden 31,2 milyar Türk lirası daha fazla harcama yapmış, Sayıştay da bunu tespit etmiş; ödenek aşımında bu bir rekor. Yine, huzurunuza getirilen bu düzenleme bu istismarı ve ödenek aşımını engelleyecek tedbirleri de maalesef içermiyor. Yanlışın düzeltilmesi için önümüzde bir fırsat varken bu fırsatın da kaçacağı anlaşılıyor.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan Hükûmet, stratejik olarak tanımladığı bazı yatırımları ihale etmek için yasayla belirlenmiş asgari limitleri 2015 Bütçe Kanunu’yla kaldırmış, Anayasa Mahkemesi de doğal olarak bunu iptal etmiş ancak iptal edilen hüküm de bu teklifte yeniden ve aynen getiriliyor.

Ayrıca, yine bu teklifte binek araçlarda ÖTV uygulaması değiştiriliyor, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun prim tahsilatı artırılmaya çalışılıyor, üniversite öğrencilerine yapılan gıda yardımları artırılıyor. Bu düzenlemeler de yine huylunun huyundan vazgeçmediğini bir defa daha gösteriyor. Hükûmet “Fırsat bu fırsattır.” deyip önümüze yine birbiriyle alakası olmayan düzenlemeler içeren bir mini torba yasa tasarısı getirmiş. Torbaya alelacele konulan ÖTV ve sosyal güvenlik sistemiyle ilgili düzenlemeler hakkında ilgili sektörler ve taraflarla istişare de edilmemiş.

Değerli milletvekilleri, üzülerek görüyorum ki iktidar koşulların ağırlığının ve içinden geçtiğimiz dönemde hata yapma lüksünün kalmadığının farkında değil. On dört yılın birikmiş sorunlarıyla kırılganlaşan ekonomide fay hatları artık çatırdıyor, iktidar ise Titanic batarken çalmaya devam eden orkestra gibi. Bakanlar Kurulunda sorumluluk ve ciddiyetle konuşan birkaç isim dışında kimse kalmadı. Milletin aşı, işi çoğalmıyor ama borcu hızla artıyor. Devletin toplam borcu 2002-2016 arasında gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak 39 puan düşmüş. Tabii, siz de bununla övünüyorsunuz ama devletin borcunu milletin sırtına yüklediğinizi hiç söylemiyorsunuz. Bankalar dışında kalan şirketlerin ve ailelerin borcu aynı dönemde 59 puan artmış. Sonuçta ülkenin toplam borcu on dört yılda gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak yüzde 117’ye çıkmış.

Değerli milletvekilleri, biz borçlanmadaki hızlı artışa dikkat çektikçe “Borç dert değil, yatırıma gidiyor; millî gelir artıyor.” dediniz. Bir de “Bu borç özel kesimin, bizi ilgilendirmez.” dediniz. Şimdi, borç artıyor ama yatırım da, gelir de düşüyor. Son beş yılda ülkenin dış borcu 117,5 milyar dolar artmış. Buna karşın 2011’de 140 milyar dolar olan özel kesim yatırımları 2016’da 114 milyar dolara düşmüş. Aynı dönemde gayrisafi yurt içi hasıla da yani ülkenin toplam geliri de 48 milyar dolar düşmüş. AKP on dört yıldır el atına binip çalım sattı; “İthal edelim, yiyelim, içelim, nasıl olsa dış borç bol.” dedi. Bunun sürdürülebilir olmadığını göremedi. Borçla aldığı dövizleri ülkenin dünyada yarışma ve üretim gücünü artıracak yatırımlara değil, rezidanslara ve alışveriş merkezlerine yönlendirdi. 2002’de 53 olan alışveriş merkezi sayısı 2016’da 361 oldu. Bu alışveriş merkezlerinin büyük bir kısmı dış borçla yapıldı. Kira sözleşmeleri de dolara bağlandı. Dolar karşısında Türk lirası değer kaybettikçe esnaf artık haykırıyor: “Kiraları hiç olmazsa Türk lirası cinsinden belirleyelim.” diye. Sadece alışveriş merkezleri mi? Kapalı Çarşı, Bağdat Caddesi, Nuruosmaniye, Kızılay, Ulus, Kemeraltı gibi ticarette marka olan alanlarda işler durmuş vaziyette. Artık ekonomi büyümekte zorlanıyor. 2016’nın 2’nci üç aylık döneminde ekonomide belirginleşen yavaşlama eğilimi iş birlikçi yobazların darbe girişiminin de etkisiyle 3’üncü çeyrekte daralmaya dönüşme olasılığıyla karşı karşıya. Sanayi üretimi 3’üncü üç ayda yüzde 3,2 daraldı. Tarımdan iyi bir katkı gelmezse 27 çeyrek sonra ekonomi ilk kez daralacak. Daha geçen ay yayımlanan orta vadeli programda tüm yıl için öngörülen yüzde 3,2’lik iddiasız büyüme de maalesef yakalanamayacak.

Değerli milletvekilleri, işsizlik rakamları da ekonomide alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. 2016’nın 3’üncü üç aylık döneminde Ağustos ayı işsizlik oranı yüzde 11,3’e çıktı. Bu, küresel krizin yaşandığı 2009’dan sonra en yüksek işsizlik oranı, ağustos ayı işsizlik oranı. Tarım dışı işsizlik ise aynı dönemde yüzde 13,7’yle son yetmiş altı ayın zirvesine ulaşmış vaziyette. İş aramadığı hâlde “İş bulsam çalışırım.” diyenlerle beraber işsiz sayısı 6 milyonu geçti. Genç işsizliği yüzde 20’ye çıktı yani iş arayan her gençten 1’i iş bulamıyor. Ekonomi zaten uzunca bir süredir patinaj yapıyordu ancak araba şimdi geri kayıyor. Vatandaşın geliri önce 10 bin dolarlardan 9 bin dolarlara indi, maalesef, şimdi, 8 bin dolarlara düşmesi riski ufukta belirdi.

Değerli milletvekilleri, Türk lirasının dolar karşısındaki değeri serbest düşüşe geçti. güneş görmüş kar gibi eriyor. “Moody’s”in notumuzu indirdiği 23 Eylülden bu yana aynı ligde olduğumuz ülkeler arasında parasının değeri en hızlı düşen ülke biziz. Merkez Bankası kasasında TL'yi savunacak cephane yok. Net rezervler iki aylık ithalatımızı bile karşılamıyor. Diğer taraftan, 2009 yılında döviz kazanmayan şirketlerin de dövizle borçlanmalarına izin verdiniz. Bankalar hariç şirketlerin net döviz borcu 2009’dan bugüne 66,7 milyar dolardan 210 milyar dolara çıktı. Kurdaki her 1 kuruşluk artış şirketlerin bilançosunda 2,1 milyar Türk lirası zarara neden oluyor. Ama Başbakan "Dolardan bize ne; dolsa ne olur, dolmasa ne olur." diyebiliyor.

Sayın Başbakan, size bakanlarınız söylemiyor olabilir. Sizi ben uyarayım. "Dolardan bize ne; dolsa ne olur, dolmasa ne olur.” dediğiniz günden bugüne kadar reel sektörün bilançolarındaki kur farkı zararı 41 milyar Türk lirası oldu. Böyle yönetmeye devam ederseniz bu zarar artacak, şirketler ya kapanacak ya küçülecek ya da zam yapacak. Bu zarar işsizlik olarak zam olarak milletin sırtına yüklenecek. Gerçi, Sayın Başbakan dün akşam ihracatçılara yaptığı konuşmada AKP iktidarının son bir buçuk yılda sebep olduğu belirsizliğin sonuçlarından kendisinin de ürkmeye başladığını ortaya koydu. Başbakan “Belirsizlik algısı yaratılıyor." diyor. Sayın Başbakan, geçen yıl 7 Haziranda seçim yapıldı, milletin iradesini beğenmediniz, “Bir daha seçim.” dediniz. Kasım ayında seçim tekrarlandı, bu defa seçimi kazanan Genel Başkan ve Başbakanı beğenmediniz, bu yılın Mayıs ayında da onu değiştirdiniz. 15 Temmuzda siyasi İslamcı mahalledeki kavga, iş birlikçi yobazların askerî darbe girişimiyle zirve yaptı. Millet bu mahalleye iktidarı verdi, onlar kavga edip milletin hayatını kararttı. Ardından ne kadar süreceği belli olmayan bir olağanüstü hâl dönemine girildi. Son olarak da fiilî durumu yasal hâle getirme gerekçesiyle başkanlık sistemine geçilmesi için referandum gündeme geldi. Şimdi, soruyorum, böyle bir ortamda belirsizlik algısı yaratmaya ihtiyaç var mı? Devriiktidarınızda algısının yaratılmasına ihtiyaç olmayacak tek şey belki de belirsizlik. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kendi yarattığınız canavardan korkuyorsunuz. İşadamlarına diyorsunuz ki: “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden sonra ortaya çıkan fiilî duruma Anayasa’yı uydurmak için referanduma gideceğiz. Ancak, ondan sonra 2019'a kadar başka seçim yok işinize gücünüze bakın.” Yani, ikide bir seçim yapmanın istikrarsızlık yarattığını siz de kabul ediyorsunuz. Ekonominin patinaj yapmaya başladığı 2007 yılından sonraki dokuz yılda 1 tanesi Cumhurbaşkanlığı, 4 tanesi genel, 2 tanesi de yerel olmak üzere 7 tane seçim, 2 tane de referandum yapmışsınız yani dokuz yılda 9 defa millete gitmişsiniz. Buna ne ekonomi ne de siyasi sistem dayanır. Başbakanın “fiilî durum” dediği aslında Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinin yarattığı bir sorun değildir.

Dünyada Cumhurbaşkanının temsil görevi yaptığı ve halk tarafından seçildiği çok sayıda ülke vardır. Demek ki sorun halk tarafından seçilme olgusundan değil, mevcut Cumhurbaşkanının yönetme anlayışından ve Anayasa’daki görev tanımıyla sınırlı kalmak istememesinden kaynaklanmaktadır. 2015 yılının Mart ayında Sayın Cumhurbaşkanı millete Gaziantep’te “Verin 400 milletvekilini, bu iş huzur içinde çözülsün.” demişti. Millet 400 milletvekilini vermedi ama millette de huzur kalmadı. Milletin dertleri çığ gibi büyüyüp sahipsiz kaldı ama iktidar başkanlık derdinden vazgeçmedi. Diyelim ki Başkanlık geldi; milletin aşı, işi artacak mı, borcu azalacak mı, terör bitecek mi, istikrar gelecek mi? Türkiye'nin şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey ciddiyettir. Oysa, Türkiye'de öylesine gayriciddi bir dönem yaşıyoruz ki “Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız.” sözü iktidar sahipleri tarafından haklı çıkarılıyor.

İstatistikler başkanlık sisteminin siyasi istikrarı sağlama konusunda parlamenter sistemden çok daha başarısız olduğunu gösteriyor. Başkanlıkla yönetilen ülkelerde demokrasi çok daha sık inkıtaya uğruyor. Başkanlıkta yirmi yıl olan demokrasi ömrü, parlamenter sistemde ortalama yetmiş bir yıla uzuyor.

Milletin aş, iş ve refah durumunu gösteren Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’ndeki sıralama bakımından da durum aynı. Bu ligdeki ilk 20 ülkenin sadece 2’si başkanlıkla yönetilirken, sondaki 20 ülkenin 19 tanesi başkanlık veya yarı başkanlıkla yönetiliyor.

Değerli milletvekilleri, zenginlik istiyorsak rejimin adı bellidir. Bu vatan topraklarında uzlaşmayı, birlik beraberlik içinde yaşamayı istiyorsak rejimin adı bellidir. İstikrar ve huzur istiyorsak rejimin adı yine bellidir. Bu rejimin adı, güçlendirilmiş parlamenter sistemdir.

Hiç tereddüdünüz olmasın, başkanlık sistemi tartışmaları gündemde kaldıkça bu ülkenin ufkunu karartmaya devam edecektir. Bu sistem ülkenin birliğine, bütünlüğüne hizmet etmeyecek, bölünmesine ise taşıyıcı annelik yapacaktır.

İmralı’daki bölücü terör örgütü başının “Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını destekleriz.” dediğini lütfen hatırlayın. Başkanlık sisteminin sonunda gideceği yerin federasyon olduğunu o da çok iyi biliyor. Basına yansıdığı kadarıyla önerilen sistem, bugün önerdiğiniz sistem Cumhurbaşkanına ülkenin tapusunu vermeyi öngören ve Başkanlık sistemleri arasında ömrü en kısa sürmeye ve en kötü örneklerden biri olmaya namzet bir sistemdir. Zaten bugün burada görüştüğümüz yasa tasarısı da aslında Parlamentoda tecelli eden, millî iradeyi yok sayan, tüm yetkileri icrada ve mümkünse tek kişide toplamayı tercih eden bir zihniyeti yansıtmaktadır. Anayasa Mahkemesi “Meclisin bütçe hakkına müdahale ediyorsunuz.” diye maddeyi iptal ediyor, siz üç aşağı beş yukarı aynı maddeyi geri getiriyorsunuz.

Yine torba hâlinde getirilen bu yasayla, bir yandan üniversite öğrencilerine gıda yardımını artırırken, havuz müteahhitlerine vaat ettiğiniz projelerin ihalesini kolaylaştırıyorsunuz. Birincisinin hızla yasalaşması gerekirken, diğerinin çok daha ciddi tartışılması gerekiyor. Bu torbayla siz, üniversite öğrencisini havuz müteahhidinin işini kolaylaştırmak, mali disiplini gevşetmek için kullanıyorsunuz. Başkanlığı getirerek istikrarı, büyümeyi sağlamak ne kadar boş bir hayalse, torba yasalarla mali disiplini, makro ihtiyati tedbirleri gevşeterek, milleti borca batırmaya devam ederek iç talebi ve büyümeyi artırmak da o kadar boştur.

Değerli milletvekilleri, yapılması gereken bellidir. Ekonomiyi büyütmek için:

Bir: Belirsizliği artıran başkanlık tartışmalarını bir yana bırakalım. Demokrasimizi, kuvvetler ayrılığını ve hukukun üstünlüğünü güçlendirecek reformlara odaklanalım. Olağanüstü hâlden çıkıp olağan hâle geçelim.

İki: Ülkenin dünya arenasında yarışma gücünü artıracak reformları beraberce bu Meclisten geçirelim. Büyümenin nimetlerinin tüm milletimize ulaşmasını sağlayacak, geliri adil paylaştıracak, yoksulluğu babadan evlada geçen bir miras olmaktan çıkaracak, büyümenin niteliğini ve kapsayıcılığını güçlendirecek reformları yapalım.

Yine, torunlarımızın bize emaneti olan doğamızı koruyalım. Sosyal denge ve uyumumuzu muhafaza edecek, ekonomik dengeleri bozmadan büyümenin sürdürülebilirliğini sağlayacak adımları bir an önce atalım.

Türkiye’nin dertlerine deva olmayacak hevesler için 78 milyonun geleceğini karartmaya kimsenin hakkı olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyor, Türkiye’nin kurucu ayarlarıyla oynayarak ülkeyi huzursuzluğa, yoksulluğa sürükleyenler ve ülkenin bölünmesine yol açanların bunun vebalinin hesabını tarih ve millet huzurunda vereceklerini bir defa daha tekrar etmek istiyorum.

Bu düşüncelerle sözlerimi tamamlarken Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztrak.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet Akif HAMZAÇEBİ

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Zihni AÇBA (Sakarya)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi bölüm üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakan kanalıyla Hükûmetin ve buradaki milletvekillerimizin dikkatini çekmek istediğim bir husus var. 15 Temmuz sürecinden sonra çok sayıda eczanenin hesaplarına paralel yapıyla, FETÖ terör örgütüyle irtibatlı oldukları gerekçesiyle el konmuştu, ekranları kapatılmıştı, ödemeleri yapılmıyordu. Tabii, burada bir sorun zaten vardı yani eczaneye yapılmayan ödemenin ortalama yüzde 10’u o eczaneye aitse yüzde 90’ı bu konuyla hiç ilgisi olmayan ilaç dağıtım kanallarının, ecza kooperatiflerinin; dolayısıyla, çok sayıda eczacının mağduriyeti söz konusu oluyordu. Ama, bugün yeni bir aşamaya geçildi, bu eczanelere kayyum atandı. Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un (6197) 1 ve 5’inci maddeleri ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılmış yönetmeliğin çok sayıda maddesi Türkiye'deki bir eczanenin sahip ya da mesul müdürünün ancak ve ancak eczacı olabileceğini düzenliyor. Burada çok sayıda milletvekili var, 11, 12 milletvekili var Mecliste. Bizler eczanelerimizi eczacı mesul müdürlere devrederek buradaki görevimizi yapıyoruz. Askerdeki eczacılar, hayatını kaybetmiş eczacıların belli bir süreliğine eczanesine atanan mesul müdürlerin de bir başka eczanesi olmayan eczacılar olması gerekiyor. Ancak atanan kayyumlar avukat ya da serbest ticaret erbaplarından. Bu, muvazaalı eczaneyle mücadele ettiğimiz ve halk sağlığı açısından çok büyük bir tehdit olarak gördüğümüz bir durum. Bu yanlışın bir an önce giderilmesi gerekiyor. Kayyum atanması doğrudur, yanlıştır, ayrı bir tartışma konusu ama atanacaksa mutlaka o kayyumun eczacı olması gerekiyor, bu konuyu dikkatlerinize arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yedekci…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, tabii, bizim için aslolan her zaman için millî irade, siz de bunu çokça dile getirenlerdensiniz. Bu anlamda siftah yapamayan esnaf, evine ekmek götüremeyen insanlar, sadece o eski Bakanınızın tabiriyle “kümesteki tavuk” olduğu için mecburen vergilerin toplandığı memurlar, asgari ücretliler; bunlardan toplanan vergilerin doğru değerlendirildiğini düşünüyor musunuz?

Bir de, bütün vatandaşların istediğini yerine getiriyorsunuz, en azından beşte 1’i işsiz olan -her 5 gençten 1’i TÜİK verilerine göre işsiz- bu gençler için ulaşımın ücretsiz olması şeklinde bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Asgari ücretin artırılması konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli Bakanım, bugün Antalya’da Sürücü Eğitimcileri Konfederasyonunun bir çalıştayına katıldım. Cumhuriyet Halk Partisinden ve AK PARTİ’den milletvekillerimiz oradaydı. 3 binin üzerinde bir kurs var, 40 bin kişilik bir sektör, burada iki günlük çalıştay olacak. Millî Eğitim Bakanlığımızın yöneticileri vardı. Çok önemli bir isteklerini bugün sizi burada bulmuşken, bu fırsattan yararlanıp iletmek istedim.

Şimdi, buradaki eğitimde en önemli şey ekipman. Bu araçları yenilemeleri manasında onlar da ticari araçlar gibi ÖTV indiriminden yararlanmak istiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açıyorum.

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Ben de otuz beş yıllık tecrübemle bunun trafik güvenliğinde önemli bir katkı olacağını düşünüyorum. Sektöre büyük de bir moral verecek, daha iyi bir eğitimin verilmesine vesile olacak. Bu yönde bir desteğiniz olur mu? Ben o toplantıya katılan en az 1.500 kişi adına, 5 milletvekilimiz adına size bunu arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ilıcalı.

Sorular sona ermiştir, şimdi cevaplar için Hükûmete söz vereceğim.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Özel’in, FETÖ terör örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalar kapsamında bir kısım eczanemize kayyum atandığı ve bunların eczacı olmayan kişiler arasından seçildiği şeklinde bir tespit ve değerlendirmesi oldu. Sayın Özel, tabii, konunun detaylarına vâkıf değilim. Söylediğiniz mevzuat çerçevesinde konuyu değerlendirmek üzere bu konuyu Sayın Adalet Bakanımıza aktaracağım. Eğer bir yanlışlık varsa da burada, mutlaka kendileri de değerlendirmek suretiyle sorunu çözeceklerdir. Uygun görürseniz böyle bir yöntem izleyeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Yedekci, “Vatandaşlardan toplamış olduğunuz vergiler konusunda, vergileri doğru yerde değerlendirdiğinizi düşünüyor musunuz?” dediniz. Gerçekten doğru yerde değerlendirdiğimizi düşünüyoruz. Hep söylüyoruz, diyoruz ki: Faiz bütçesi değil, hizmet bütçesi yapıyoruz. 2002 yılında toplanan 100 liralık verginin 85 lirasını sadece faize harcıyorduk ama bugün itibarıyla, geldiğimizde, 100 lira vergi topluyoruz, bunun sadece 12 lirasını faize harcıyoruz, geri kalan kısmını ise vatandaşa yatırım olarak, üretim olarak, hizmet olarak harcıyoruz. Sosyal devlet uygulamaları yoluyla fakir vatandaşlarımıza, dezavantajlı gruplara önemli sosyal destekleri bu bütçe üzerinden yapıyoruz. Yine, reel sektörümüze yani üretimin, yatırımın, sanayinin, işletmelerin çarklarının dönmesi için bütçeden önemli kaynaklar ayırıyoruz. Hepimiz kullanıyoruz; yolları kullanıyoruz, bölünmüş yolları, otobanları kullanıyoruz, hızlı trenleri kullanıyoruz, köprüleri kullanıyoruz, tüp geçitleri kullanıyoruz ve ülkemizle iftihar ediyoruz. Ülkemiz bu yatırımları gördü…

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Ya, o yatırımların hepsi özel sektöre yaptırılıyor. Yap-işlet-devret…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Özel sektöre yaptırmaya gücü yeten bir devlet var, özel sektöre yaptırmaya gücü yeten bir devlet var ve bunu yapabilen bir özel sektör var.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Olur mu öyle şey? Sen bütçeden konuş bize.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Parayı da halk ödüyor.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla burada gerçekten memnun da olmanız lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Yirmi yıl, otuz yıl sonra biz ödeyeceğiz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Niye memnun olmuyorsunuz? Bunlar çok güzel şeyler.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Parayı da halk ödüyor, siz niye övünüyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kıskanmayın, kıskanmayın, sizin de olur bir gün, yaparsınız inşallah.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yatırımı özel sektör yapıyor, parayı da halk ödüyor, siz niye övünüyorsunuz?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Burada vatandaşın vermiş olduğu her 1 kuruş vergiyi vatandaşa veriyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halk ödüyor, halk ödüyor, halk!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Halkın verdiği bütçeyi halka kullandırıyoruz, faize vermiyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkımız ödüyor, halkımız!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dışarıda faizcilere vermiyoruz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Son yıllarda faiz arttı.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Orada onları söylüyorsunuz da, Allah’ınızı severseniz, bu yolların üzerinden beraber gitmiyor muyuz? Beraber kullanmıyor muyuz? Hastanelere gidiyorsunuz, böyle hastaneler gördünüz mü?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Özel sektör yapıyor, halk parasını ödüyor, siz niye övünüyorsunuz?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bakanım, hamasete uydunuz, hamasete.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Böyle yollar gördünüz mü, böyle köprüler gördünüz mü Sayın Bekaroğlu?

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Saray yapıyorsunuz halktan aldığınız vergilerle.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Dolayısıyla burada, gerçekten milletin bütçesini yapan bir AK PARTİ iktidarı var ve bundan da gurur duyuyoruz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Gençlere ulaşımı bedava yapacak mısınız? Diğer sorularım…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – İnşallah, bakın, bugün…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Özel sektör yapıyor, halk parasını ödüyor, siz niye övünüyorsunuz?

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Yolları ücretsiz yapın, köprüleri ücretsiz yapın.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halk ödüyor, halkımız!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen efendim…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Arkadaşlar, halkın verdiği bütçeyi halka kullanıyoruz.

Diğer taraftan, Sayın Ilıcalı…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkımıza teşekkür ediyoruz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Değerli arkadaşlar, niye heyecanlanıyorsunuz, halkın bütçesi bu, halkın.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Halkımıza teşekkür edin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Halkımıza da teşekkür ediyoruz, halkımız da bize teşekkür ediyor.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Halka sorun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sandığa gidiyoruz, soruyoruz vatandaşa “Bu bütçeyi yaptık, ne diyorsunuz?” diyoruz, “Siz iyi bütçe yapıyorsunuz, bu parayı güzel değerlendiriyorsunuz, bize hastane yapıyorsunuz, köprü yapıyorsunuz, yol yapıyorsunuz, sizin yaptığınız işler sayesinde, sizin yaptığınız yatırımlar sayesinde ülkemizle gurur duyuyoruz.” diyorlar; bundan daha güzel ne var yani? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla arkadaşlar, bütçe konusunda elimize su dökemezsiniz.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sorulara geçin, sorulara.

Sayın Bakanım, sorulara geçerseniz… Ulaşım ücretsiz olacak mı?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - O kadar güzel bütçeler yapıyoruz ki vatandaş ilk defa on dört yıl boyunca bütçeden hizmet almaya başladı, bunu da ifade edeyim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ben soru sordum niye ona cevap vermiyorsunuz Sayın Bakanım? Ulaşımı ücretsiz yapacak mısınız?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Sayın Ilıcalı, öncelikle bütün sürücü kursundaki arkadaşlarımıza da sizin vesilenizle selam söylemiş olalım. Kendilerine yapmış oldukları çalışmalarda başarılar diliyoruz.

Biliyorsunuz, özellikle taksici, minibüsçü, halk otobüsü sahibi işletmelerimize önemli bir kolaylık getirdik.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Hepsi perişan oldu, hepsi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - 2019 yılına kadar aracını yenilemek isteyen bu işletme sahiplerimizden ÖTV almayacağız. Bu, onlar için büyük bir imkân. Böylelikle araçlarını yenileyebilecekler, vatandaşlarımız da daha konforlu bir şekilde taksi hizmetini, otobüs hizmetini, minibüs hizmetini alacaklar. Önemli bir süre var burada 2019 yılına kadar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

6’ncı madde üzerinde birisi Anayasa’ya aykırılık konusunda olmak üzere iki önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Eliştaş’ın Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/1439) 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                 Faik Öztrak                                 Gülay Yedekci

                   Aydın                                         Tekirdağ                                        İstanbul

                Musa Çam                               Mehmet Bekaroğlu                     Mustafa Hüsnü Bozkurt

                    İzmir                                          İstanbul                                          Konya

             Kemal Zeybek                               Kadim Durmaz

                  Samsun                                          Tokat

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

        Ahmet Selim Yurdakul                           Baki Şimşek                                  Erkan Akçay

                  Antalya                                         Mersin                                          Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6’ncı maddede verdiğimiz önerge üzerinde söz aldım. Şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarının 6’ncı maddesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62’nci maddesinde bir değişiklik getiriyor değerli arkadaşlar. Yapılan değişiklikle bütçe kanununda belirlenen stratejik öneme sahip yatırımlar veya projelerin ihale edilebilmesi için ilk yıl için gerekli olan yüzde 10 bütçe ödenek şartı kaldırılmaktadır. 6’ncı maddeyle yapılan düzenlemede, ödeneği olmayan bir yatırıma başlanılamayacak olması kuralı ortadan kaldırılıyor ve bu değişiklikle aynı zamanda bütçe hakkı da ihlal edilmektedir.

Yine, Anayasa’nın -ki bu düzenleme Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekte ve bizim önergemiz de bu Anayasa’ya aykırılığa dikkat çekmektedir- 161’inci maddesine aykırıdır. Bütçe kanuna bütçeyle ilgili hükümler dışında hükümler konulmasına imkân vermektedir. Bu düzenlemelerle hem bütçe ilkeleri göz ardı edilmekte hem de bütçe disiplini bozulmaktadır.

Yine, geçmişte önemli reform düzenlemeleri olarak çıkarılan Kamu Malî Yönetimi ve Kamu İhale kanunlarında oluşturulan sistemde de çok önemli delikler açılmaktadır.

Bu tasarının gerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 9’uncu maddesindeki iptal gerekçeleri doğrultusunda yapıldığı belirtilmektedir ki bunu doğru kabul etmek mümkün değildir çünkü Anayasa Mahkemesinin kararında 4734 Sayılı Kanun’un 62’nci maddesi değil, 2015 Yılı Bütçe Kanunu’nun 6’ncı ve 9’uncu maddelerinin bazı hükümleri iptal edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, tüyü bitmedik yetimin hakkının çarçur edilmemesi, yolsuzluk yapılmaması, kamu kaynaklarının birilerine peşkeş çekilmemesi için 57’nci Hükûmet döneminde, 2002 tarihinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu çıkarıldı. Bu, Kamu İhale Kanunu’nun amacı, kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan yahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirleyen ve belli, sağlam bir sistematiği olan bir kanundu ancak on dört yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında en çok değiştirilen, en çok oynanan, en çok bozulan kanun bu Kamu İhale Kanunu olmuştur. Bu Kamu İhale Kanunu’nda en çok değiştirilen madde de istisnaları düzenleyen 3’üncü maddedir. AKP Hükûmeti Kamu İhale Kanunu’nu kaç defa değiştirmiştir, tam sayısını bilen yok ama bizim tespitlerimize göre 180’i bulmuştur. Bir tasarı getirilsin de içinde Kamu İhale Kanunu’yla ilgili bir değişiklik olmasın, mümkün değil. Biz de şaşırırdık bu tasarıda da yine Kamu İhale Kanunu’nda bir değişiklik olmasaydı. O kadar mutat hâle gelmiş ki her tasarıda, bilhassa bütün torba tasarılarda ve kanunlarda ilgili ilgisiz mutlaka oynanmıştır ve yine 70’in üzerinde konuda kamu ihale muafiyete getirilir. Sistematiği bozulan bu kanun kamu kaynaklarının çarçur edilip israf edilmesine, peşkeş çekilmesine ve yolsuzluklara yol açan bir düzenlemedir ve maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - … yamasından aslı belli olmayan bir elbiseye dönmüştür. Bunun yeniden kapsamlı, sistematiği oturmuş bir kanun hâline getirilmesi gerekir.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Mustafa Eliştaş’ın Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/1439) 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Gülay Yedekci (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN –Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Gülay Yedekci, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

4734 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesinin değiştirilmesiyle ilgili konu üzerine, önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Şimdi, bu önergeyle getirilmek istenen şu: Önemli konularda, özellikle büyük bütçeli ihalelerde ilk yıl için gerekli olan yüzde 10’luk ödenek şartının ortadan kaldırılması öngörülüyor. 1970’li, 1980’li yıllarda böyle bir durum vardı ve bütçeye iz bedeliyle yatırım yapılabiliyordu yani sembolik bir bedel, 1 lira bile gösterilebiliyordu, şimdi buna geri dönüş oluyor yani ülkemiz bir anlamda tekrar geriye gidiyor.

Eski Maliye Bakanımız Sayın Zekeriya Temizel’in de söylediği gibi, bu bütçe ödenekleri tören masraflarını ancak karşılayabiliyor. Bu durum, bu yapılmaya çalışılan durum, ülkemizin kıt kaynaklarının çarçur edilmesinden başka bir şey değildir. 4734 sayılı Kanun’la yüzde 10 ödenek şartı konulmuştu, şimdi bu ödenek şartını da kaldırmak istiyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, niyet önemlidir, niyet samimiyetle birliktedir ve niyet önemlidir. Bu durumda, sayın AKP milletvekillerinin geçen bu kanunlardan, önergelerden çok haberi olmadığı kanaatindeyiz, eğer haberiniz olsaydı, eminiz siz de bizim bu seslerimize kulak verirdiniz ve “hayır” derdiniz. Bu, dünyanın ülkemize bakışının, kazanımlarımızı kaybetmemizin, devlet ciddiyetinin artık ortadan kalkmasının göstergesidir. AKP Hükûmeti genel olarak bunu yapmaktadır. Önce bir fiilî durum yaratmakta, sonra da yasaları bu fiilî durumlara uydurmaya gayret etmektedir. Son yıllarda, önce kural konulmakta, sonra da kendi koyduğu kurallara “istisnai durum” adı altında çeşitli değişiklikler getirmektedir. Bu anlayışı, hem genelde hem de bu önerge nezdinde reddediyoruz, kabul etmiyoruz.

AKP Hükûmetinin son on dört yıldır yaptığı şey, mekânları büyütüp, insanları ve insan anlayışını küçültmektir. Dünyanın en büyük adalet sarayını yapıyorsunuz, ama ülkede adalet yok. Dünyanın hep en büyük, en büyük, en büyük inşaatlarını yapmaya çalışıyorsunuz ama insanların huzurla, keyifle yaşayabilecekleri alanlar yok.

Bugün ekonomiye baktığımızda işsizlik had safhada. İşte TÜİK verileri açıklandı, en son Bakan bile çığlık atmaya başladı. Esnafın durumu ortada, ev hanımları kan ağlıyor. Vergi yükleri, insanlara yüklenen vergi yükleri, özellikle devletin doğrudan ve dolaylı vergi yükleri ortada. Öğrencilerin, gençlerin sorunlarına bakmayan, hiç yönelmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.

AKP Hükûmeti sadece ranta, imara, yapılaşmaya, varsa yoksa Kamu İhale Kanunu’na bakıyor. Vatandaşın kazandığı davalara karşı da kazandığı davaların nedenine bakıyor, o nedenleri değiştirmek üzerine yasa teklifleri veriyor. Bu konuda çok mahir olduğunuzu buradan da söylemek istiyorum.

Tabii, burada ne söylersek söyleyelim, arkada sohbet, sağda sohbet, solda sohbet… Hazreti Mevlâna’nın dediği gibi, “Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders, nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.” Şu an AKP’nin durumu da bu. Yine de belki duyacak olan kişiler vardır: Kapalıçarşı’da yani aslında ticaretin merkezinde 600’ün üstünde dükkân kapatıldı, hava parasıyla devredilen yerlerde şu anda dükkânlar boş; Zeytinburnu’nda -benim seçim bölgem- tekstil firmalarının tamamına yakını iflas açıklıyor, Laleli bitmek üzere, Eminönü’nde artık oteller turist bulamıyor, İstanbul’un genelinde bile otellerin doluluk oranı yüzde 5’e inmiş durumda.

Bir an önce ülkemiz normalleşmeli, insanlarımızın ekmeği, emeği öncelik hâle gelmeli ve kaygılarımız, bazı firmaları ve kişileri büyütmek, zenginleştirmek yerine bütün toplumun refahını artırmak üzerine olmalı ve ülkemiz yönünü bilime, fenne, teknolojiye döndürmek durumunda. Dünya artık başka gezegenlerde yaşam arayışlarında. Doğayı, çevreyi talan eden zihniyetten uzaklaşmak, 80’inci madde gibi ucubeleri hayatımızdan kaldırmak durumundasınız. Bu, sizin insanlığa ve tarihe borcunuzdur.

Bütün Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yedekci.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439)’nin 7’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Musa Çam                           Mustafa Hüsnü Bozkurt                       Niyazi Nefi Kara

                    İzmir                                           Konya                                          Antalya

          Mehmet Bekaroğlu                              Faik Öztrak                                 Kadim Durmaz

                  İstanbul                                        Tekirdağ                                          Tokat                       Kemal Zeybek                Hüseyin Yıldız

                  Samsun                                          Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Niyazi Nefi Kara, Antalya Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Kara. (CHP sıralarından alkışlar)

NİYAZİ NEFİ KARA (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, vergi adaletini sağlamak adına yola çıkmış olsaydınız usulen buna karşı olmazdık. Ancak, on dört yıllık tecrübelerimiz bize gösteriyor ki siz bu maddeyle vergi adaleti ve sosyal refahı değil, bazılarının ceplerini düşünmeyi gündeminize alacaksınız. Zaten ne zaman görünenden farklı bir amacınız olsa komisyon görüşmelerinde alelacele, yeterli tartışma yapmadan maddeleri ya da kanunları geçirme yoluna gidiyorsunuz.

Türkiye’de zaten ÖTV ve KDV son derece yüksek, üzerine kullanıcılara daha fazla vergi yüklerken buradan gelecek kazancı ne yapacaksınız? Gelir adaletini sağlayamamışken vergi adaletini sağlamaya çalışmanız ne kadar mantıklı? Mesela, vatandaşların kullandıkları araçlarda ÖTV’yi sizlerin takdirine bırakırken, engelli vatandaşlarımızın kullandıkları araçların yedek parçalarındaki KDV’yi neden düşürmeyi gündeminize almıyorsunuz? Bununla beraber, ülkenin tüm sorunları bitmiş de ÖTV’si kalmış gibi, görüşülmesi, konuşulması gereken o kadar sorun varken bunları aceleye getirmeniz ne kadar doğru?

Duymayan arkadaşlar var ise ben bu kürsüde milletvekili olma sorumluluğumu yerine getirip size bir şey hatırlatmak istiyorum: Geçen gün, Sayın Cumhurbaşkanı siz dâhil tüm halkımıza çobanın güttüğü sürü muamelesi yaptı. 29 Mart 2013 tarihinde 9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Demirel’i AKP’nin referandumla ilgili sonrasındaki politikalara karşı çıktığında “dün lakabı çoban olanlar” diye eleştirenler bugün kendisi ne yazık ki halkı güdülecek bir sürü olarak görerek sizleri de aşağılamıştır. Bunun üzerine, gelmiş, bizlerden, halktan yetki istiyorsunuz. 5 koyun versek önüne güdemeyecek olan birine Meclisin yetkisini ve iradesini teslim etmeyelim arkadaşlar. Çobanlık önemli bir meslektir. Gençliğinde davar, koyun, sığır gütmüş bir Yörük olarak belirtmeliyim ki hayvanları gütmek ile insan yönetmek farklı bir şeydir. Bir beyin cerrahı olarak buradan sizleri bir kez daha uyarmak istiyorum: Allah’ın yarattığı en üstün varlık olan insanları hayvan gibi gören zihniyetle on dört yıl boyunca beslediklerinizin neler yaptığını bu millet 15 Temmuz gecesi bire bir yaşadı. (CHP sıralarından alkışlar) Demokrasi uğruna 241 vatandaşımızı şehit verdik. O insanların iradelerine de mi saygınız yok? Hâlen daha bu milleti güdülecek sürü gibi görüyorsunuz. Halkımızın bize vekâlet ettiği bu yüce Meclisin iradesini birilerinin keyfiyetine bırakmayınız.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) - Anlamamışsınız.

NİYAZİ NEFİ KARA (Devamla) - Kanun gerekiyorsa getirin, bu Mecliste birlikte yapalım. Yarın tarih önünde sorumluluktan kaçamazsınız. Bugün iradenizi başka makamlardan gelecek talimatlara göre şekillendiren sizler halka gittiğiniz zaman bunun hesabını veremeyeceksiniz ve işte o gün demokrasi size de gerektiğinde, tıpkı 15 Temmuz sonrasında, bakanlarınızın, zamanında yaptığımız FET֒yle ilgili uyarılarımızda haklı olduğumuzu belirttikleri gibi, o gün sizler de demokrasinin ve Meclis iradesinin ne kadar önemli olduğuna bir daha hak vereceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Niyetiniz bozuk değilse algılama sorunu var burada.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kara.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde geçen "yer alan" ibaresinin "geçen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

        Ahmet Selim Yurdakul                           Baki Şimşek                              Fahrettin Oğuz Tor

                  Antalya                                         Mersin                                    Kahramanmaraş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı "Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/1439) 8'inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Mustafa Hüsnü Bozkurt                          Faik Öztrak                                 Kadim Durmaz

                   Konya                                         Tekirdağ                                          Tokat

             Kemal Zeybek                               Hüseyin Yıldız                                  Musa Çam

                  Samsun                                          Aydın                                            İzmir

          Mehmet Bekaroğlu                          Şerafettin Turpcu                             Lale Karabıyık

                  İstanbul                                       Zonguldak                                         Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Şerafettin Turpcu, Zonguldak Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Turpcu. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞERAFETTİN TURPCU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kömürle çalışan termik santrallerin olumsuz etkilerini en fazla yaşayan illerin başında gelen, bu gerçeğe rağmen yeni termik santrallerin yapılmasının planlandığı bir il konumunda olan Zonguldak’ın bu konuda yaşadığı olumsuzlukları ve halkımızın konuya ilişkin görüşlerini dile getirmek istiyorum.

Zonguldak’ta faaliyette olan 4 termik santralin ardından 5'incinin kurulması için çalışmalar devam etmektedir. Ardından kurulması planlanan 2 termik santralle birlikte bölgede toplam 4.580 megavat elektrik üretilmesi planlanmaktadır. 3 yeni termik santralın daha yapılmak istenmesi, çok açık şekilde söylüyorum, tasarlanmış bir cinayettir. Çok dar bir alan içinde, 10 milyon tonun üzerinde kömür yakacak santraller blokundan bahsediyoruz. Bunun dünyada başka bir örneği yoktur. Kömür üretimi 1 milyon tonun altındaki Zonguldak kömür havzasının tüm üretim kapasitesi devreye girse bile, bu, tüketimi karşılamayacaktır. Dolayısıyla, Rusya’dan ve diğer ülkelerden ithal kömürle termik santraller yapmışız, yapmaya da devam edeceğiz.

Bu dönemde, TTK maden ocaklarının özelleştirilmesinin gündeme getirilmesi de yeni termik santral izni almak için bir tuzaktır. Bu, kömür havzasının katmerlenmiş şekilde ithal kömürün adresi hâline getirilmesi çabasıdır. Bu santraller yine ithal kömürle çalışacaklardır.

Değerli milletvekilleri, mevcut termik santrallerin bile bu şekilde çalışmaya devam etmesi mümkün değilken üstüne bir de yenileri eklenirse, insanlarımız ya buralarda ölmek üzere kalacak ya da doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalacaktır.

Termik santraller, halk sağlığına, çevreye, çevrede yaşayan diğer canlılara ve bölgede yapılan tarım ve üretime zarar vermektedir. Halkımız santraller konusunda yeterince bilgi sahibi olduklarını ve zararını yaşayarak öğrendiklerini açıkça söylemektedir. Bu projeleri halka rağmen mi yapacaksınız? Burada yaşayan insanların sesini size duyurabilmek için daha ne yapmamız gerekiyor?

Zonguldak, yeşil cenneti olan ama termik santraller nedeniyle git gide bu özelliğini kaybeden, insanların sağlığını kaybettiği, kuşların, arıların dahi yaşamadığı bir şehir hâline gelmektedir. Bu, Zonguldak'ın partikül madde kirliliği açısından Türkiye'nin en kirli bölgelerinden biri olmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Ne yazık ki Zonguldaklılar olarak bu kömürlü santrallerle başımız belada. Zonguldak'ın her türlü imkânını kullanan ama geride Zonguldak'a sadece hastalık, ölüm ve kirlenmiş bir hava, su, toprak bırakan şirketlerin ise keyfi yerinde çünkü onlar kâr, halkımız ise yaşam derdinde.

Termik santralleri yapmak isteyen firmalar, parayla tuttukları proje şirketlerine ve sözde bilim insanlarına hiç utanmadan, sıkılmadan bu santrallerin çevreye, insanlara zararının olmadığını anlattırıyorlar. Israrla kömürlü termik santralin doğaya hiç bir zararının olmadığını iddia ediyorlar ve çevre kirliliği yaratmamak içi her türlü önlemi alacaklarını söylüyorlar ve buna da bizim inanmamızı istiyorlar. Yani, değerli milletvekilleri, bir şekilde işi kitabına uydurup kaçak şekilde santrali yapıyorlar. Bunu yaparken de insanların evine ekmek götürme çabasını suistimal ediyorlar. Çünkü “İstihdam yaratacağız.” diyerek insanları akıllarınca kandırmaya çalışıyorlar. Termik santraller, düşünüldüğü gibi istihdam yaratmaz, elemanların birçoğu teknolojinin alındığı ülkeden gelmektedir. Zonguldak’ta Çin’den gelen işçiler çalışmaktadır.

Bugün, termik santrallerden süzülen dumanın çevreye ve halk sağlığına zarar vermediğini ve boruyla denizin ortasına kadar uzatılıp buradan denize akıtılan atıkların tehlikesiz olduğunu, denizdeki canlıları öldürmediğini kim söyleyebilir? OECD raporlarına göre, geçen sene Türkiye'de hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybeden kişi sayısı 29 bindir. Bu oran trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin 6 katıdır. Kömürlü termik santrallerin hastalık ve ölüm nedeniyle ülke ekonomisine yükü yıllık 9-9,5 milyar TL arasındadır. Bu, toplam sağlık harcamalarının yüzde 10'u demektir. Ne yazık ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlıklar ortak paydaları olan konularda iş birliği, diyalog ve koordinasyon içerisinde değillerdir.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yaptırılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı Zonguldak-Bartın-Karabük planlama bölgesinde yapılacak termik santrallerin başta Filyos Vadisi olmak üzere, çevresel ve ekolojik açıdan hassas olmayan uygun alanlara yönlendirilmesi strateji ilkesi doğrultusunda Filyos yatırım havzasında ele alınmasının uygun olacağı mütalaa edilmiştir.

Filyos Vadisi bir kuş cennetidir. Türkiye'de tespit edilen 478 kuş türünden 301'inin Zonguldak'ta yaşadığı belirlenmiştir. Buraya yapılacak termik santral, bütün Filyos havzasına geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verecektir. Bu nedenlerden dolayı, bu termik santraller Filyos'a yapılamaz. Zonguldak'a daha fazla kıymayın efendiler.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turpcu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “geçen” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Fahrettin Oğuz Tor (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Fahrettin Oğuz Tor, Kahramanmaraş Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 3’üncü maddeyle ilgili önergemiz sırasında konuyla ilgili kısa açıklamalarda bulunmuştum. Görüşmekte olduğumuz 8’inci maddeyle, prime esas kazanç üst sınırının asgari ücretin 6,5 katından 7,5 katına çıkarılmasıyla 2,6 milyar lira yıllık ilave gelir sağlayacak olmakla birlikte, üst sınırdan prim ödeyen 350 bin kişinin prim yükünde yüzde 15 oranında artışa yol açacaktır. Bu durum, özellikle, SGK tavanının üzerinde ücretle çalışan kalifiye personelin net ücretlerini düşürecektir. SGK tavanının artması, kalifiye eleman çalıştıran, kalifiye elemanı tutabilmek için de yüksek ücret ödemek durumunda olan işverenlerin iş gücü ve üretim maliyetlerini artıracaktır. SGK tavanının yükselmesi, yüksek ücretle çalışan kişilerin ileride, yıllar sonra elde edeceği emekli aylıklarının kısmen de olsa yüksek olmasını sağlayacak, bu da uzun vadede, yapılan düzenlemeyi etkisiz kılacaktır. GSS’den yararlanma bakımından alt sıradan prim ödeyen ile üst sıradan prim ödeyenler arasında herhangi bir farklılık bulunmadığı dikkate alındığında SGK tavanının yükseltilmesi âdeta GSS giderlerinin finansmanının yüksek ücretten çalışanlara yüklenmesi anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir işletmede en önemli maliyet unsuru iş gücü maliyetidir. Artan üretim maliyetleri doğal olarak doğrudan tüketiciye yansıyacaktır. Elde edeceğiniz ilave 2,6 milyar TL gelir tüketicinin cebinden çıkacaktır. Bu da zaten zar zor geçinen dar gelirlinin belini daha da bükecektir.

Getirdiğiniz düzenlemeyle çalışma süresinin tamamını prime esas üst kazanç üzerinden ödeyenlere bugünkünden daha yüksek bir aylık bağlayacağınız için kısa vadede kasanıza bir miktar gelir girse de uzun vadede artacak aylıklar nedeniyle düzenlemenin fazla bir anlamı olmayacaktır. SGK’nın finans sorununun büyüklüğü göz önüne alındığında getirilen düzenleme palyatif çözüm bile olamaz. Elde edeceğiniz gelir SGK’nın bir aylık finansman açığı kadardır. Bir aylık finansman açığını kapatmak için büyük tüketici kitlelerinin geçimlerini daha da zorlaştırmayalım.

Bakınız, 2004 yılında Tüketici Güven Endeksi 91,9 iken 2015 sonunda 73,6 seviyelerine inmiştir. Tüketicinin güvenini daha da fazla sarsmayalım.

OECD ülkelerinin 2014 yılı işsizlik ortalaması yüzde 7,3’tür. Türkiye’de 2016 yılında işsizlikte patlama yaşanmıştır. Haziran 2016 itibarıyla dar anlamlı işsizlik oranı bir önceki yıla göre binde 6 puan artarak yüzde 10,2’ye yükselmiştir. Bugün itibarıyla yüzde 11,3’tür işsizlik oranı.

İstihdamın itici gücü özel sektördür. Düzenlemeyle teşvik sistemini de sıfırlamaktasınız. Bu sebeple zaten yüksek prim tarifesi üzerinden yüksek miktarlarda prim ödeyen işverenleri de tedirgin etmeyelim.

Çözüm bu tür palyatif, günübirlik çözümler değildir. Sosyal sigorta sisteminin finansal sürdürülebilirliği için yapılması gereken aktif/pasif oranını artırmaktır, çözüm kayıt dışıyla mücadeledir, çözüm aktif sigortalı sayısını artırmaktır. Hükûmetin bu konudaki karnesi zayıftır. 2013 yılı sonu itibarıyla aktif/pasif oranı 1,75 iken 2014 yılı sonrası itibarıyla oran ancak 1,78 olarak gerçekleşmiştir, bir yıldaki iyileşme sadece binde 3’tür, göreli bir yükselme sağlanamamıştır.

Bakınız, kayıt dışı 2013 yılında yüzde 36,7 iken 2014 yılında bu yüzde 35’e düşmüştür. Kadının kayıt dışı istihdam oranı 2014 itibarıyla yüzde 48,4’tür. Ekonominin 1/3’ünden daha fazlası kayıt dışıdır. Yüzde 35’lik bir kayıt dışılık dünyanın olsa olsa en geri kalmış ülkelerinde olabilecek durumdur ve ülkemize yakışmamaktadır. Böyle gittiği müddetçe kronik finans sorunlarını çözmemiz mümkün değildir. Getirilen tasarıyla kayıt altında primlerini aksatmadan yatıran dürüst işverenleri cezalandırmış olmaktasınız. Bu düzenleme kayıt dışılığı teşvik edebileceği gibi, kayıt dışılık nedeniyle haksız rekabeti de körükleyecektir.

Düzenlemenin köklü bir düzenleme olmadığı, uzun vadede bir fayda sağlamayacağını söylüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tor.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza yeni madde ihdasına ilişkin, şu anda müzakereleri takip eden gruplara mensup milletvekillerinin ortak imzasını taşıyan 4 ayrı önerge verilmiştir. İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre, görüşülmekte olan tasarı veya teklifin konusu olmayan, sair kanunlarda ek ve değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğindeki değişiklik önergeleri işleme konulmaz. Yeni madde ihdasını içeren söz konusu önergelerle görüşülmekte olan tasarıda düzenleme konusu yapılmayan sair kanunlarda değişiklik yapılması önerilmektedir. Hiç şüphesiz söz konusu hüküm yasama sürecini koruyan, riayet edilmesi gereken önemli bir hükümdür. Bununla birlikte, görüşmelere katılan gruplarda söz konusu önergelerin işleme alınması hususunda bir uzlaşının olması ile söz konusu önergelerin işleme alınması hususunda Genel Kurulda bir itirazın olmadığının tespitiyle, emsal teşkil etmemek üzere söz konusu önergeleri işleme alacağım.

Yeni madde ihdasına ilişkin ilk önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Bülent Turan                                  Özgür Özel                                   Erkan Akçay

                Çanakkale                                        Manisa                                          Manisa

                Erhan Usta                            Mehmet Doğan Kubat                        Hakan Çavuşoğlu

                  Samsun                                         İstanbul                                          Bursa

         Mücahit Durmuşoğlu

                 Osmaniye

"MADDE 9 — 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 171 — İstanbul'da Plato Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip İstanbul Ayvansaray Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesinden,

b) Mühendislik Fakültesinden,

c) İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesinden,

ç) Uygulamalı Bilimler Yüksekokulundan,

d) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

e) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

f) 21/4/2009 tarihli ve 2009/14944 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş bulunan ve bu Kanun ile tüzel kişiliği sona erdirilerek Rektörlüğe bağlanan Plato Meslek Yüksek Okulundan,

oluşur."

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına ilişkin ikinci önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Bülent Turan                                  Özgür Özel                                   Erkan Akçay

                Çanakkale                                        Manisa                                          Manisa

                Erhan Usta                            Mehmet Doğan Kubat                           Ayhan Gider

                  Samsun                                         İstanbul                                       Çanakkale

         Mücahit Durmuşoğlu

                 Osmaniye

“MADDE 10– 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 48– Bu Kanun ile tüzel kişiliği sona erdirilerek İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Rektörlüğüne bağlanan Plato Meslek Yüksekokulunda hâlen öğrenimlerini sürdüren öğrenciler ve öğretim elemanları ile Plato Meslek Yüksekokulunun mal varlığı adı geçen Üniversiteye devredilir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına ilişkin üçüncü önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Bülent Turan                                  Özgür Özel                                   Erkan Akçay

                Çanakkale                                        Manisa                                          Manisa

         Mücahit Durmuşoğlu                         Hakan Çavuşoğlu                        Mehmet Doğan Kubat

                 Osmaniye                                         Bursa                                          İstanbul

                Erhan Usta

                  Samsun

“MADDE 11– 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

Fenerbahçe Üniversitesi

EK MADDE 172 — İstanbul'da Fenerbahçe Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Fenerbahçe Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Spor Bilimleri Fakültesinden,

b) Sağlık Bilimleri Fakültesinden,

c) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesinden,

ç) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

d) İletişim Fakültesinden,

e) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

f) Sağlık Bilimleri Enstitüsünden

g) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına ilişkin dördüncü önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon diğer önergelerde olduğu gibi salt çoğunlukla önergeye katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısına aşağıdaki maddenin eklenmesini ve sonraki maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Bülent Turan                                  Özgür Özel                                   Erkan Akçay

                Çanakkale                                        Manisa                                          Manisa

        Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can                            Mücahit Durmuşoğlu

                  İstanbul                                        Kırıkkale                                       Osmaniye

“MADDE 12 — 3/8/2016 tarihli 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanuna ağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 1- (1) Kanunun 4 üncü maddesinin birinci ila sekizinci fıkraları kapsamında olan ve Kanunun yayımlandığı tarihi takip eden gün ile 31/10/2016 tarihi (bu tarih dâhil) arasında tebliğ edilen ihbarnamelere konu alacaklar için süresinde başvuruda bulunamayan mükellefler, anılan fıkralardan yararlanmak üzere bu maddenin yürürlüğe girdiği ayın sonuna kadar başvuruda bulunulabilir ve bu başvurular üzerine yapılandırılan alacakların ilk taksiti aynı sürede ödenir.

(2) Birinci fıkrada belirtilen sürede tebliğ edilen ihbarnameler üzerine Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre süresinde başvuruda bulunduğu halde ödenmesi gereken tutarları süresinde ödemeyerek yapılandırmayı ihlal edenler, ihlale konu olan tutarları birinci fıkrada belirtilen sürede ödemeleri koşuluyla, Kanun hükümlerinden yararlandırılır. Bu fıkra kapsamında yapılacak ödemelere Kanunun 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasında yer alan geç ödeme zammı uygulanmaz. Şu kadar ki, bu fıkra hükmünden yararlanılması durumunda Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendi hükmünden yararlanılamaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Sayın milletvekilleri, söz konusu önergeyle önemli bir düzenleme yapılmış olduğundan kayıtlara geçmesi açısından gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanunun 4’üncü maddesinin birinci ilâ sekizinci fıkralarında, Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla inceleme ve tarhiyat safhasında bulunan işlemlere devam edileceği ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tebliğ edilecek ihbarname üzerine 30 gün içerisinde başvuruda bulunmak ve ilk taksit ihbarnamenin tebliğini izleyen ayda ödenmek koşuluyla madde hükmünden yararlanılacağı düzenlenmiştir.

Diğer taraftan, Kanunun yapılandırmaya ilişkin diğer hükümleri ile matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümlerinden yararlanmak üzere belirlenen başvuru süresi Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonu (31 Ekim 2016), ilk taksit ödeme süresi ise Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından takip edilen alacaklar açısından Kasım 2016 ayı olarak belirlenmiştir.

Kanunun 4’üncü maddesi kapsamında başvuru yapabilecek mükelleflerce 30 günlük başvuru süresi gözden kaçırılarak 31 Ekim 2016 tarihinin başvuru süresinin son günü olarak algılanması nedeniyle süresinde başvuruların yapılamadığı ve bu nedenle Kanundan yararlanılamadığı anlaşıldığından gerek süresinde başvuruda bulunamayan gerekse başvuruyu süresinde yapmasına rağmen ödeme sürelerini karıştıran mükelleflere yeni bir hak verilmesinin uygun olacağı kanaatiyle madde düzenlemesi önerilmektedir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece tasarıya yeni maddeler eklenmiştir.

Herhangi bir karışıklığa meydan vermemek bakımından tasarı metninin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam edeceğiz ve kanunun yazımı sırasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinin (a) bendinde geçen “tarihinde” ibarelerinin “tarihinden geçerli olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Kalaycı                              Mehmet Günal                            İsmail Faruk Aksu

                   Konya                                          Antalya                                         İstanbul

            Ahmet Yurdakul                                Erhan Usta                                    Baki Şimşek

                  Antalya                                         Samsun                                          Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Erhan Usta, Samsun Milletvekili.

Buyurunuz Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi son maddeye geldik sayılır. Bu kanun büyük ihtimalle geçecek ancak kamu mali yönetimiyle ilgili olan maddeler açısından özellikle söylüyorum, büyük bir yanlış yapıyoruz. Şimdi bir miktar geriye gidecek olursak, Türkiye, 2000 yılı öncesi, 1999 yılı öncesinde bütçe açısından ciddi sıkıntılar çeken bir ülkeydi. Yani bütçede herhangi bir sistem kalmamıştı, bütçe kapsamı son derece dardı, bütçenin kara delikleri vardı, finansman kanunu, ihale kanunu, hepsinde ciddi bozukluklar vardı. 1999 yılında, özellikle 2000 yılında yapılmış bir çalışma var; 8’inci Kalkınma Planı çerçevesinde “Kamu Mali Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması ve Mali Saydamlık” diye bir özel ihtisas komisyonu raporu çıktı. Bu rapor aslında şu anda konuştuğumuz Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun nüvesini teşkil eder. Bu rapordan sonrasında da çalışmalar başladı ve aslında 57’nci Hükûmet döneminde başlayan kamu mali yönetimi kanunu çalışmaları 59’uncu Hükûmet döneminde, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde kanunlaştı. Şimdi ben çoğu zaman şunu iddia ediyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de ekonomiye ilişkin konularda reform yapmamıştır diye, istisnalarından bir tanesinin de bu 5018 sayılı Kanun olduğunu her zaman söylüyordum. Hakikaten bu 5018 sayılı Kanun bir reformdur ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki bugün yaptığımız da onlardan bir tanesidir, geçmişte çıkan yasalar ve uygulamalarla bu reformdan hızla sapılıyor, hızla geriye gidiyor. Bu, son derece tehlikelidir, son derece risklidir. Mesela, şimdi burada ödenek aktarmalarına ilişkin ciddi bir gevşeme yapıldı kurumlar arası veya kurum içerisinde; geçmişte bunlar yapılıyordu. Türkiye, buralardan sıkıntı çektiği için bu reformu yaptı, bu düzenlemeleri yaptı ancak şimdi, böyle 90’lı yıllara bir özlem varmış gibi sanki tekrar biz buraları bozuyoruz, reformdan sapıyoruz.

Örneğin, bu reformla iç denetim sistemi getirilmişti. Belli ölçüde uygulanmaya başlandı ama sonrasında özellikle uygulama açısından, bu düzenleme açısından değil uygulama açısından iç denetim sisteminin hemen hemen rafa kaldırıldığını söyleyebiliriz.

Yine, bu kanunun bütçe sürecini yönlendirme açısından önemli bir işlevi olması öngörülüyordu. Türkiye’deki bütçe sistemlerinin, bütçenin görüşülmesindeki sıkıntıları çözücü bir fonksiyon yüklenmişti bu kanuna ancak burada da mayıs, haziran aylarında çıkartılması gereken Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan gibi dokümanların çıkartılmayarak bunların eylül, ekim ayına sarkmasıyla aslında bu anlamda da reform özelliğini bu kanun yitirdi. Dolayısıyla, şimdi, hızla baktığımızda bu kanunun reform özelliğini yitirdiğini görüyoruz. Bu, çok tehlikeli bir gidiştir. Türkiye, buradaki yaptığımız şeyleri geçmişte yaşadı yani nasıl? Esnek harcamalar veya bütçe dışına harcamaların kaydırılması gibi işlemleri aslında Türkiye yaşamamış değil, yaşadı; o, Türkiye’yi tıkamıştı ama tekrar buralara dönülmesi son derece kötüdür. Hatta şunu iddia ediyorum ben: Geçmişte dahi olmayacak şekilde bugün bazı bütçe hakkını ihlal eden uygulamalar yapıyor. Bunlar nelerdir? Özellikle başlangıç ödenekleri yani bütçe ödeneklerinin üzerinde harcamalar. Az önce Sayın Bakandan talep etmiştim, sağ olsun verdiler. 2015 yılında örneğin arkadaşlar, 472,9 milyar, 473 milyar lira bütçe ödeneği var, harcama 503 milyar TL olmuş; başlangıç ödeneğin 31,2 milyar lira üzerine çıkılmış. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok, yüzde 6,6 sapma. Ben bilmiyorsam beni lütfen ikaz etsin. Bu yüzde 6,6 sapma için Türkiye Büyük Millet Meclisine gelinip de buradan bir ek bütçe filan da talep edilmiş değil.

Bakın, geçmişe doğru gidiyoruz, hep geriye götürüyoruz diyorum; bu yönüyle baktığımızda, geriden dahi kötü yani geçmişte hiçbir zaman bu kadar büyük sapmalarla bütçeler nihayetlendirilmemişti. Bunlar Türkiye açısından son derece riskli, son derece sıkıntılı hususlardır. Bunlar bütçe açıklarını zaman içerisinde artıracaktır, zaten arttığını gördük.

Bakın, 2016 yılında, şu anda öngörülen bütçe açığına -2015 yılına göre, bütçe, genel devlet, hangisini derseniz deyin- baktığınızda, millî gelirin yüzde 2’si kadardır; bu çok ciddi bir bozulmadır. 2016 yılında bütçenin veya kamu maliyesinin bozulması öngörülüyor. İşte bu tür uygulamalar bizim bütçe sistemimizi bundan sonra da daha fazla bozacak şeylerdir.

Sayın Bakanın sürekli ifade ettiği, işte “Verginin şu kadarı faize gidiyordu.” övünmelerini bundan sonra yapamayacağız, korkarım. 2000 yılından itibaren başlayan reformlardır Türkiye’yi o noktaya getiren, o bir günün işi değildir. Türkiye on yıldır, on beş yıldır uğraşıyor bunun için. Gelin, bu kazanımları kolay kaybetmeyelim.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Usta.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 10’uncu madde üzerinde herhangi bir önerge yoktur.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Böylece, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın Özgür Özel, söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurunuz, mikrofonunuzu açıyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla 2 üniversitenin kurulmasını olumlu bulduklarına ancak tasarının tümüne “ret” oyu kullanacaklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkanım, aslında oyumuzun rengini ifade etmekle ilgili beş dakikalık söz talebimiz vardı ama bir uzlaşı ortamı oldu. Plan ve Bütçe Komisyonunun da çalışması ve gecenin ilerleyen saatlerine kalmaması için yerimizden kısaca söz alıyoruz.

Biraz önce 2 tane üniversitenin kurulmasına ve bazı alacakların yapılandırılmasında başvuru süresini kaçırmış olan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesine yönelik olan yeni madde ihdaslarını memnuniyetle ve hep birlikte gerçekleştirdik. Ancak tümüne yönelik oylama sırasında, daha önce de defalarca şikâyet ettiğimiz gibi, kalitesiz yasamanın en temel göstergesi, maddelerin ayrı ayrı görüşülmesi yerine temel kanun ve birbiriyle ilgili ilgisiz her şeyin aynı torbada buluşması gibi durumlar yüzünden; içinde bulunduğumuz bu zorlu şartta üniversitelerin kurulmasına ve alacakların yapılandırılmasına evet ancak hukuka saygılı olmayan, “Anayasa Mahkemesinin kararına düzeltme yapacağım.” diyerek arkadan dolanan, hem stratejik yatırımların üst sınırının kaldırıldığı hem de fasıllar arası aktarma yetkisinin yüzde 5’ten 20’ye çıkarılarak burada bütçe mantığına tamamen aykırı, bütçe hakkı ve Meclisin bu konudaki yetkisinin devredilmemesi ilkesine aykırı bu davranıştan dolayı geneli üzerindeki oyumuzun ret yönünde olacağını ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Buyurunuz Sayın Turan.

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na katkı sağlayan Maliye Bakanı ile ekibine ve 2 muhalefet partisine teşekkür ettiğine ve kanunun hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, kamunun borçlandırılmasıyla ilgili vatandaşlarımızın beklediği yapılanma için sürenin uzatılması gibi önemli hususları içeren 10 maddelik kanunumuzun dışında, “Fenerbahçe” ve “Ayvansaray” adıyla 2 üniversitenin de içinde bulunduğu önemli kanun teklifini, tasarısını beraberce görüşmüş olduk.

Ben öncelikle sürece katkı sağlayan Bakanımıza ve ekibine, tabii ki süreyle ilgili de çok büyük katkı sağlayan 2 muhalefet partimize teşekkür etmek istiyorum. Ümit ediyorum bu kanun, sabırsızlıkla bekleyen vatandaşlarımız için hayırlara vesile olur.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

Sayın Akçay, buyurunuz.

21.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Görüşülmekte olan 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla 2 üniversitenin kurulmasını olumlu bulduklarına ancak tasarının tümüne “ret” oyu kullanacaklarına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu görüştüğümüz 435 sıra sayılı Kanun Tasarısını, ana hatları itibarıyla bütçe hakkını ihlal eden, bütçe disiplinini bozan ve ödeneği olmayan yatırımların başlamasına imkân veren; dolayısıyla, planlı programlı olmayı bozan ve bu ilkeleri ihlal eden bir genel düzenleme olarak değerlendiriyoruz. Fakat, bununla birlikte, tabii, bu tasarı görüşmeleri sırasında bu vergi borcu yapılandırılması düzenlemesiyle bazı vatandaşlarımızın yaşadığı mağduriyetleri gideren bir ilave düzenleme yapılmasını da olumlu buluyoruz.

Bu arada, 2 üniversitenin tekrar eğitim-öğretim hayatına kazandırılmış olması da bu kanun tasarısının olumlu yönlerini ifade etmektedir. Fakat biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tasarının tümüne “hayır” diyeceğimizi de belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir başka konuda çok kısa…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özel, mikrofonunuzu açıyorum.

22.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, CHP Grubu olarak iktidar partisine, Hükûmete ve Cumhurbaşkanının değerlendirmelerine sert eleştirilerde bulunduklarına ancak hiç kimsenin şahsiyetle uğraşma, şahsa hakaret etme gibi bir niyeti bulunmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir diğer husus var, burada da, affınıza sığınarak ve anlayışınız için teşekkür ederek.

Burada çok sayıda konuşmamız oldu. Konuşmacılarımızdan birinin kullandığı ifadelerle ilgili iktidar partisi grubu rahatsızlığını ve rencide olduklarını ifade ettiler. Tutanakları aldık, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak içinde bulunduğumuz şartlarda, gerek iktidar partisine gerek Hükûmete gerekse -kendi ifadesiyle partisiyle bağını koparmadığı için, aslında eleştirilerden ari olması gereken bir makam olmasına rağmen- Sayın Cumhurbaşkanın değerlendirmelerine en sert eleştirilerde bulunuyoruz, buna devam edeceğiz. Ancak grubumuzdaki hiç kimsenin şahsiyetle uğraşma, şahsa hakaret ve onun üzerinden rencide etme gibi bir niyeti yoktur. Maksadını aşmış o kısım için bunu düzelttiğimi ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435) (Devam)

BAŞKAN - Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadıyla imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan Oy Sayısı            :         237

Kabul                                  :         223

Ret                                     :           14  (x)

                       Kâtip Üye                                                          Kâtip Üye

              Mücahit Durmuşoğlu                                                 Zihni Açba

                 Osmaniye                                           Sakarya”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

2’nci sırada yer alan, 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/598) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/598) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 270) (x)

BAŞKAN – Komisyonu? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 270 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde herhangi bir siyasi parti grubu veya şahsı adına söz talebi yoktur.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE CEZAYİR DEMOKRATİK HALK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDAKİ EKONOMİK, BİLİMSEL VE TEKNİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASINA EK TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSININ (TİKA) STATÜSÜNE DAİR PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 18 Ağustos 2015 tarihinde Cezayir’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) Statüsüne Dair Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen? Yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 270 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bilgilerinize sunuyorum:

“Kullanılan Oy Sayısı            :         227

Kabul                                  :         226

Ret                                     :            1  (x)

                       Kâtip Üye                                                          Kâtip Üye

              Mücahit Durmuşoğlu                                                 Zihni Açba

                 Osmaniye                                           Sakarya”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

5’inci sırada yer alan, 24 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, 116 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Denizcilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/454) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 116)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Kasım 2016 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 21.29



(x) (10/367) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(x) (10/368) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(X) 435 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 270 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.