TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                 TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                               19’uncu Birleşim

                                                                                        10 Kasım 2016 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                                 İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 78’inci yıl dönümü nedeniyle saygı duruşu

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Gazi Meclisin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete intikal edişinin 78’inci yıl dönümünde rahmet ve şükranla andığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Genel Kurula gelen Roman vatandaşları selamladığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Millet, bayrak gibi kutsal değerler söz konusu olunca tüm siyasi partilerin ortak bir paydada uzlaşı kültürünü devam ettirmesinin önemli olduğuna ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın odasında kamera bulunduğu iddiasıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Emniyet tarafından gerekli inceleme ve soruşturmanın başlatıldığına ilişkin konuşması

 

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 78’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Atatürk ve Türk tarımına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Atatürk’ün 78’inci, Osman Yüksel Serdengeçti’nin 33’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla andığına, uzmanlara göre İstanbul’un üç aylık suyunun kaldığına ve yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetilen İstanbul’da su sorununa çözüm bulunamadığına ilişkin açıklaması

2.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölümünün 33’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölümünün 33’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Anıtkabir’e girişlerini engellemeye çalışan görevlilerin kaba, saygısız ve partizanca tavırlarını kınadığına ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Sarayköy ilçesinin şifa yüklü kaplıcalarına ve tarihî mekânlarına tüm milletvekillerini davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde 18 öğretmenin meslekten ihraç edilmesine ilişkin açıklaması

8.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına, Erzurum’da Ovit Tüneli’nin açılışının yapılacağına ve güçlenen ulaştırma altyapısının bölgenin daha fazla kalkınmasına vesile olacağına ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, tüm engellemelere rağmen Anıtkabir’e ulaşarak laik, demokratik cumhuriyeti koruyacaklarına ve ülkede tam demokrasiyi tesis edene kadar çalışacaklarına söz verdiklerine ilişkin açıklaması

10.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve ulusal kanallar ile yerel kanalların TÜRKSAT’a hemen hemen aynı ücreti ödemelerinin haksız rekabete yol açtığına ilişkin açıklaması

11.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve ulusal bayramlarda kamu kurumlarında ve belediyelerde aynı ölçüde posterlerin asılmasının sağlanmasını istediğine ilişkin açıklaması

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

15.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve kanun hükmünde kararnameler hukuksuzluğuna derhâl son  verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve bir ülkenin gerek insanca yaşaması gerek uluslararası alanda onurlu yerini tutabilmesinin ulusal kalkınmasını gerçekleştirmiş olmasına bağlı olduğuna ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi CHP Grubu adına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Atatürk’ün her yönünü, insani yönünü de görmek gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, görüşmeler sırasında Maliye Bakanı ile aralarında geçen diyaloğu tasvip etmenin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

21.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, görüşmeler sırasında İstanbul Milletvekili Engin Altay’la aralarında geçen karşılıklı bazı ifadelerden dolayı üzgün olduğuna ilişkin açıklaması

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Anıtkabir’e girme konusunda kamu görevlilerinin kendilerine zorluk çıkardığına ve Başkanlık Divanının milletvekillerinin saygınlığına sahip çıkmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki odasına bir kameranın yerleştirildiği ve daha sonra da yerinden söküldüğünün tespit edildiğine ve gerekli incelemenin başlatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasında ifade ettiği konunun takipçisi olmanın Meclisin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir milletvekilinin çalışma odasına kamera yerleştirilmesinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yurtta sulh konseyinin üyelerini, istihbarat bilgileri değerlendirilmiş olsa Ankara katliamının önlenmesinin mümkün olup olmadığını ve IŞİD katliamlarında yargılanan sanıkların kaç tanesinin AKP’li olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

29.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, istihbaratlar sonucu çok sayıda önemli olayın önlendiğine, Suruç ve Ankara katliamlarıyla ilgili mahkemelerin devam ettiğine ilişkin açıklaması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 19 milletvekilinin, zeytin üreticilerinin ve zeytincilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/360)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 milletvekilinin, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/361)

3.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve 22 milletvekilinin, koruma altındaki çocukların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/362)

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425)

2.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435)

3.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

4.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/345) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 62)

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/690) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 360)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/598) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 270)

8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir'in, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yükseköğrenim öğrenci yurtlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/7520)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, görme engelli bir üniversite öğrencisinin barınma sorununa ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın cevabı (7/7899)

3.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen'in, Türkiye Halk Bankası AŞ.'nin denetim raporlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8113)

4.- Konya Milletvekili Mustafa Hüsnü Bozkurt'un, Öğrenci Andı'na ve kamu kurumlarının isimlerindeki "T.C." ibaresine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8156)

5.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Niğde Kemerhisar Tyana Spor'un sorunlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay  Kılıç’ın cevabı (7/8189)

6.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, engelli vatandaşlara özel spor olanağı tanınmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay  Kılıç’ın cevabı (7/8190)

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, Passolig uygulamasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay  Kılıç’ın cevabı (7/8191)

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam'ın, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Millî İstihbarat Teşkilatından ihraç edilen personele ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli’nin cevabı (7/8265)

9.- Antalya Milletvekili Niyazi Nefi Kara'nın, Süper Lig yayın ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay  Kılıç’ın cevabı (7/8270)

10 Kasım 2016 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IV- ÖLÜM, SAYGI DURUŞU VE TAZİYELER

1.- Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 78’inci yıl dönümü nedeniyle saygı duruşu

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, bugün, cumhuriyetimizin kurucusu ve Meclisimizin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün 78'inci yıl dönümüdür. Genel Kurulumuzu Yüce Atatürk'ün aziz hatırası önünde bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum:

(Saygı duruşunda bulunuldu)

BAŞKAN – Ruhu şad olsun.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Gazi Meclisin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete intikal edişinin 78’inci yıl dönümünde rahmet ve şükranla andığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Millî Mücadele’yi sevk ve idare eden Gazi Meclisimizin ilk Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, ebediyete intikal edişinin 78’inci yıl dönümünde rahmet ve şükranla anıyoruz.

Dünyanın ve tarihin takdirini kazanmış bir büyük lider olarak ülkenin ve milletin en zor şartlarında istiklal ve istikbal için mücadele etmiş ve başarıya ulaşmış olan Gazi Mustafa Kemal’i bir kez daha saygıyla anarken tüm silah arkadaşlarını, gazilerimizi ve şehitlerimizi de rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Şimdi, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Atatürk hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

VI.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 78’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 78’inci yıl dönümü münasebetiyle söz aldım. Şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kahraman bir komutan, seçkin bir inkılapçı ve büyük bir devlet adamı vasfıyla kendini Türk milletinin varlığına ve istikbaline adamıştır. Ümitsizliği ve türlü belaları tarihe gömmüş, Türk milletine yeniden yükselmenin rehberi olmuştur. Türk milletinin engin tarihindeki asaleti ve bağımsız yaşama ülküsünü üstün bir mücadele azmiyle gelecek yüzyıllara taşımıştır. Onun liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti, ateşle çevrili bir coğrafyada hayranlıkla izlenen bir ülke hâline gelmiştir. Millî ruha öncülük eden büyük kahraman Atatürk, Türk milletinin çağlar aşan kudretinin sırrını alevlendirmiştir. Atatürk, ufkumuzu aydınlatan bir kutup yıldızıdır.

Değerli milletvekilleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük başarısı, Kurtuluş Savaşı’na girerken Türk milletinin içinde bulunduğu çok vahim ortamda gizlidir. Kurtuluş Savaşı öncesinde tam 11 cephede, Balkan Savaşları, Trablusgarp, Birinci Dünya Savaşı’ndaki cepheler; Çanakkale, Kafkasya, Sina-Filistin, Irak, Hicaz-Yemen, Galiçya’da yıllarca savaşmış; yorgun, ekonomisi çökertilmiş, vatanı işgal edilmiş, silahları elinden alınmış, ordusu dağıtılmış bir milleti, harap ve bitap düşmüş bir ülkeyi eşsiz liderliğiyle tekrar ayağa kaldırmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, uzun süren savaşlardan yorgun çıkan milletimizi ortak değerler etrafında birleştirerek çağdaş medeniyet ülküsüne yöneltmiştir. O, aynı zamanda, Türk milletinin emperyalizme karşı yürüttüğü bağımsızlık mücadelesinin bayraktarlığını yaparak mazlum milletlerin umut ışığı, heyecan ve ilham kaynağı olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin medeniyet yürüyüşünde Türkiye’yi sadece bir ana vatan görmekle kalmamış, inkılaplarıyla, gerçekleştirdiği atılımla Türk milletinin çağlar aşan ülküsünü genç cumhuriyetle hayata geçirmiştir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” sözüyle millî egemenliği, milleti tebaadan vatandaşlığa geçiren fazilet rejimi cumhuriyeti, “Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla tam bağımsızlığı, Millî Mücadele sonunda taçlanan millî devleti bizlere emanet bırakmıştır. Onun emanetleri ve öğütleri daima yaşayacaktır.

Atatürk’ün eserlerini, millet iradesine dayanarak gösterdiği üstün basireti küçültmeye, sulandırmaya ve bu yolla cumhuriyetin temellerini bozmaya yeltenenlere en iyi cevabı yine büyük Türk milleti verecektir.

Bugün Atatürk’ü anmak şanlı ecdadımıza karşı bir görevimiz olmakla birlikte, Türk milletini ve Türk devletini esaret altına alarak yok etmek isteyen dâhilî ve haricî bedhahlar için de kesin bir ihtardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı, Türk milletinin bir evladı olmaktan gurur duyan herkesle bugün Atatürk’ün aziz hatırasında bir kez daha buluşuyoruz. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, devletimizin ilelebet payidarlığını daima yüksekte tutacağız. Atatürk’ü anlamak ve anlatmak için “Ne mutlu Türk’üm diyene!” seslenişini tek yürek ve tek sesle haykıracağız.

Konuşmama son verirken, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü bir kez daha minnet ve şükranla anıyoruz, ruhu şad olsun. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Gündem dışı ikinci söz, Atatürk ve Türk tarımı hakkında söz isteyen Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Atatürk ve Türk tarımına ilişkin gündem dışı konuşması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 78’inci ölüm yıl dönümü. Dünya döndükçe, liderimizin yolundan yürüyerek onun bıraktığı mirasa sahip çıkacağız.

Akşam rüyamda Atatürk’ü gördüm. Bana Kurtuluş Savaşı’nda beraber savaştığı ve sonradan “efendi” unvanıyla ödüllendirdiği çiftçilerimizi sordu, “Benim efendim ne durumda?” dedi. Ben de bayağı bir terledim, “Sevgili Ata’m, efendin gerçekten zor durumda.” dedim. “Hele son on üç yıldan beri Türkiye’yi yöneten bir iktidar var, efendiyi ezdi geçti.” dedim. “‘Adalet ve kalkınma’ dediler ama çiftçiye adaletli davranmadılar, çiftçinin yasayla hak ettiği gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’ini bile efendiye çok gördüler, bunun hep yarısını verdiler Ata’m.” dedim. “Çıkarılan Tarım Kanunu uyarınca iktidarın çiftçiye 50 milyar borcu var. Bunu her seferinde söylüyoruz, gülüp geçiyorlar bize Ata’m. ‘Adalet ve kalkınma’ dediler, çiftçiyi kalkındırmak bir yana, onu köyünden ettiler, borçlandırdılar, faiz ve haciz kıskacı altında inim inim inlettiler.” dedim.

Sevgili Ata’m, senin efendin sulu tarım yapmak istiyor ama birçoğunun elektriği kesik, elektrik borcunu alabilmek için bazı çiftçilere destek bile vermiyorlar biliyor musun sevgili Ata’m? Efendiye vermedikleri destekleri başka ülkelerin çiftçilerine avuç avuç verdiler. (CHP sıralarından alkışlar) On üç yılda kendi çiftçimize 79 milyar lira nakit destek verirken başka ülkelerin çiftçilerine 400 milyar lira para verdiler, hem de Türkiye’de yetişen ürünlere bu parayı verdiler sevgili Ata’m. Türk çiftçisi buğday, ayçiçeği, pamuk, soya, mısır, pirinç gibi ürünleri yetiştirmeyi biliyor ama 26 milyon dönüm tarım arazisi yani Belçika büyüklüğünde arazi boş dururken gittiler Rus, Fransız, Amerikan, Ukrayna, Arjantin çiftçisinden bu ürünleri aldılar. Hatta, Fransızlar, hayvancılığına destek olduğumuz için bizim Tarım Bakanına madalya bile verdiler. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye, maalesef, bunların döneminde saman bile ithal etti sevgili Ata’m.

1980 yılında 85 milyon sığır, manda, koyun ve keçi varken üretim politikalarına önem vermeyip 32 milyon kayıp vererek 53 milyona geriletmeyi başardılar. Meraların yarısını kaybettik. Birçoğunu TOKİ’lere peşkeş çektiler. Nerede şehir kenarlarına yakın mera görürlerse allem edip kallem edip hepsini betonlaştırıyorlar sevgili Ata’m.

Yılda destek diye verdikleri 11-12 milyar liranın tam 6 katı yani 66 milyar lirayı çiftçiye kredi olarak verdiler. Bugün, tarlaların birçoğu ipotekli. Böbreğini satan çiftçiler bile oluyor. Efendiyi borçlandırdılar Ata’m.

Ürettiği para etmeyen, gübre mazot zamlarına yetişemeyen, çocuğunu çiftçi yapmak istemeyen bir efendi var Ata’m. Hatta, senin efendin o kadar çok efendi oldu ki bu kadar sıkıntı çekmesine rağmen sesi bile çıkmıyor, televizyon seyrediyor, sesi çıkanın sonunun ne olduğunu görüyor, susuyor Ata’m.

Türkiye, dünyada en pahalı mazotun satıldığı bir ülke olarak bilinirken artık en pahalı kırmızı etin satıldığı ülke olarak da biliniyor. Türkiye tarımına yön verecek binlerce atanamayan ziraat mühendisi, gıda mühendisi, su ürünleri mühendisi, veteriner var sevgili Ata’m. TEKEL’i babalar gibi sattılar. Toprak Mahsulleri Ofisi, ÇAYKUR gibi kurumları işlevsizleştirdiler. Elma, patates, çeltik, süt fiyatları yerlerde. Çiftçide 10 kuruş olan elma, markette 2 lira.

Ama merak etme, yattığın yerde rahat uyu sevgili Ata’m. Senin kurduğun bir parti var ya, o “efendi”yi çok seviyor ve çok önemsiyor. O parti yeniden senin çiftçini efendi yapacak. Çünkü o parti üreten bir Türkiye istiyor, hakça bölüşen bir ülke istiyor. Çiftçinin alın terinin yerde kalmasını istemiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gaytancıoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, Atatürk ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölüm yıl dönümleri hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’a aittir.

Buyurun Sayın Özdağ.

3.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Atatürk’ün 78’inci, Osman Yüksel Serdengeçti’nin 33’üncü ölüm yıl dönümlerine ilişkin gündem dışı konuşması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce kürsüde konuşan milletvekili bize sataşmalarda bulundu. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyordunuz, Gazi Mustafa Kemal bunu tescillemişti. 1923’ten bugüne kadar Türkiye’de çok iktidarlar geldi ve bu iktidarlar içerisinde, özellikle 2002-2016 yılları arasında AK PARTİ -“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyenlere ithaf ediyorum- 10 defa seçim kazandı. Millet senin yolunda Ata’m. Kimin kendisine hizmet ettiğini biliyor ve onu da iktidar yaparak “Bana hizmet et.” diyor. O millete teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu sözler de size kapak olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletler kahramanlarıyla yaşarlar. Kahramanlıktan sadece savaş meydanlarında yiğitlik yapılması anlaşılmamalıdır.

Gazi Mustafa Kemal, Alparslan gibi, Yavuz gibi, Fatih gibi milletimizin önemli tarihî şahsiyetlerden biridir. Önemi hem verdiği mücadeleden hem de yeni bir devletin ihya ve inşacısı Türkiye Cumhuriyeti devletinin banisi olmasından gelmektedir. Onu kalıcı yapan da, arkadaşlarıyla beraber, bugün üzerinde yaşadığımız ülkeyi emperyalizm canavarının ağzından alarak millete emanet etmesidir. Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti devletini başka ülkeden gelerek kurmadı, Selçuklu ve Osmanlı bakiyesi olan büyük bir tarihin geleneklerinden beslenen bir asker, bir düşünce, bir dava ve siyaset adamıydı. Elli yedi yıllık kısacık hayatının yirmi beş senesini Osmanlı’nın askerî öğrencisi ve subayı olarak yaşamış, bu sürenin on üç senesini ise Trablusgarp, Çanakkale ve Şam’da geçirmiştir.

Değerli milletvekilleri, tarihî şahsiyetleri bekleyen en önemli tehlikelerden biri doğru anlaşılmamak veya doğru anlaşılma yollarının tıkanmasıdır. Tarihe nefret zemininde bakarsanız hiçbir şey göremezsiniz. Nefret doğruları tabulaştırmaya, yanlışları görmeye engel olur, oysa doğru da yanlış da her tarihî şahsiyetin kaderinde vardır. İyi işler yapmış bir insanın hataları onun değerini düşürmeyeceği gibi başka bir şahsiyetin istisnaileri de onu ibra etmeye yetmez.

Gazi Mustafa Kemal’in hayatını, yaşadıklarını, yaptıklarını sadece 1919 sonrasıyla algılamak kendisine yapılacak en büyük haksızlıklardan birisidir. Atatürk iyi işler yapmış ama her tarihî şahsiyet gibi zaman zaman da eleştirilmiş olan bir büyük devlet adamıdır. Cumhuriyet Dönemi’nin en çok konuşulan, en çok anlatılan kişisi olmasına rağmen aynı zamanda en az anlaşılan kişisidir çünkü onu anlatanlar onu anlatmak yerine ya kendi vehimleriyle yonttukları hayalî bir kişiyi anlatmışlar ya da etrafında dokunulmaz olan alan oluşturarak anlaşılmasına mani olmuşlardır. Eleştirel bir gözle anlatılmayan hiçbir tarihî şahsiyet gerçek manada anlaşılmış sayılmaz çünkü bilinen kaidedir, eleştirilemeyen kutsallaştırılır, kutsallaştırılan da eleştirilemez.

Tarihî bir şahsiyetin tek cephesini görüp öteki yönlerini görmezden gelmek doğru bir yaklaşım biçimi değildir. Atatürk hem etrafında duvarlar örülerek anlaşılması engellenmiş hem de ideolojik mücadelenin aracı hâline getirilerek yanlış takdim edilmiş bir şahsiyettir. Atatürk nevi şahsına münhasır, milletine sevdalı, yaşadığı çağın eğilimlerini iyi okuyan, itikaden Müslüman, cesur, kararlı bir devlet adamıdır.

Orhun Abideleri’nde milletine seslenen Bilge Kağan’ın söyledikleri ile bin yıl sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletine seslendiği Nutuk’ta yazılanlar arasında en ufak bir fark yoktur. Bilge Kağan da Mustafa Kemal de Türk milletinin yüz akıdır, mazisidir, şanlı geçmişinin önemli isimlerinden sadece ikisidir.

Mustafa Kemal, imparatorluğun enkazından kurtarabildiği Anadolu’da muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir geleceğe bağlayan köprüler kurmak istemiştir. Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılmak, Türk milletine bağımsız bir devlet armağan etmek sevdasında olan bir devlet adamıdır. Mustafa Kemal Atatürk yeni cumhuriyetin banisi olmakla birlikte Osmanlı’nın da son bakiyesidir.

Mustafa Kemal’in çok üstün meziyetleri vardı ama zaafları da vardı, doğruları vardı ama hataları da vardı, cüret ve cesareti vardı ama korkuları da vardı, alkışlanacak, taklit edilecek yönleri vardı ama eleştirilecek yönleri de vardı, sert yumruğu vardı ama müşfik bir kalbi de vardı çünkü o her şeyden önce bir insandı. Böyle insani yönleriyle tanınan bir Atatürk, tabulaştırılarak toplumdan koparılmış bir Atatürk’ten bin defa daha evladır. Unutulmamalıdır ki layüsellik sadece ve sadece Allah’a aittir. Yani, tabulaştırmaktan emanet bekçiliğine evrilen bir anlatım ve takdim mantığını hayata geçirmek zorunluluğumuz vardır. Artık heykel bekçiliğinden fikir bekçiliğine evrilme zamanı gelmiştir ve geçmektedir.

Sayın milletvekilleri, demokrasilerde tabular yoktur, hür ve eşit vatandaşlar vardır. Demokrasi, herkesin düşüncelerini şiddete bulaşmamak ve şiddeti teşvik etmemek, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamamak şartıyla rahatlıkla söyleyebileceği rejimdir. Demokratik toplum, eleştiri toplumudur.

Batılılar mitolojiden gerçek çıkarırlar, doğulular gerçeği mitolojiye dönüştürürler. Bu ülkenin çocukları mitolojik bir gerçeğe dönüşen bir Atatürk tasavvuruyla büyüdüler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Ezberci, kalıplara sığdırılmış bir Atatürk’ü ne tanıyabildiler ne anlayabildiler ne de fikirlerinden yeterince istifade edebildiler.

Değerli milletvekilleri, Atatürk’ün istediği fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür bir neslin varoluşu ancak altını çizdiğimiz bu hususlarla gerçekleşecektir.

Bu büyük başbuğun aramızdan ayrılışının 78’inci yılında Atatürk’ü ve arkadaşlarını rahmetle anıyorum, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdağ.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Hatip bana sataştı, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu, ne dedi de sataştı ya size?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – “Kapak olsun.” dedi, daha ne desin?

BAŞKAN – Ne dedi de sataştı? Bu güzel günü böyle sataşarak falan değil de… Yani, şahsınıza herhangi bir şey söylemedi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Kapak olsun.” dedi, daha ne diyecek ya?

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Bu da sana kapak olsun.” dedi. Hiç yakıştı mı yani bir genel başkan yardımcısına?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Ama bizim konuşmalarımızdan…

Bir dakika… Bir dakika…

BAŞKAN – O zaman yerinizden ben söz vereyim size, yerinizden söz vereyim bir dakika istiyorsanız.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 sayın milletvekiline 60’a göre bir dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Gaytancıoğlu, size de ilave söz vereceğim, siz de sisteme girin.

Sayın Engin, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Didem Engin’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla andığına, uzmanlara göre İstanbul’un üç aylık suyunun kaldığına ve yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetilen İstanbul’da su sorununa çözüm bulunamadığına ilişkin açıklaması

DİDEM ENGİN (İstanbul) – Ata’mızı sevgiyle, saygıyla, özlemle anıyoruz.

Birkaç gün önce Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu “İstanbul’un 2071 yılına kadar içme suyu sıkıntısı yok.” demişti. Ancak, İSKİ’nin bugünkü verilerine göre İstanbul’da barajların doluluk oranı yüzde 36,4’e inmiş durumda. Geçen yıl kasım ayında bu oran yüzde 66,7’ydi. En yüksek kapasiteye sahip baraj olan Ömerli Barajı’nın doluluk oranı yüzde 39,4’e geriledi, Elmalı Barajı ise tamamen boşaldı. Uzmanlara göre İstanbul’un, bırakın 2071’i, yalnızca üç aylık suyu kalmış durumda.

İstanbul yirmi iki yıldır AKP tarafından yönetiliyor ve maalesef hâlâ su sorununa çözüm üretilebilmiş değil. İnanıyorum ki ilk yerel seçimde İstanbullular bunun hesabını AKP’den soracaktır.

Bundan bir süre önce Sayın Bakan “Ne zaman ihtiyaç olursa Allah yağmuru gönderiyor.” demişti. Sayın Bakana soruyorum: Yağmur duasına ne zaman çıkacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

2.- Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu’nun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölümünün 33’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Vefatının 78’inci senesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, saygıyla anıyorum.

Aynı zamanda bugün, rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’nin de vefatının 33’üncü yıl dönümü. Onu da rahmetle anıyor ve onun güzel bir, veciz bir anısını da burada sizlere aktarmak istiyorum.

1944 yılında radyodaki konuşması esnasında bir konuşmasında başlangıç cümlesi olarak “Bizim davamız vatan, millet ve Allah davası.” demiştir. Bunun üzerine, rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti mahkemeye veriliyor ve mahkemeye çıktığında hâkim ona şu sözü söylüyor, diyor ki: “Osman Bey, ‘Allah’ demenin suç olduğunu bilmiyor muydunuz?” Osman Yüksel Serdengeçti de rahmetli de diyor ki: “Evet, bizim geleneğimizde, kültürümüzde ‘Allah’a ısmarladık’, ‘Allah’a emanet’ gibi güzel sözler var ama siz, buna rağmen hâl⠑Allah’ demeyi suç sayıyorsanız, ben size iki cümle söyleyebilirim, o da ‘Allah Allah’” diye bir anısı var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

3.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölümünün 33’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

“Bağımsızlık aşkını anlamayanlarca bütün kurtuluş çarelerinin geçersiz sayıldığı bir sırada kutsal mücadeleye önder olan ve özellikle davamızın en güç döneminde beni sevgi ve dostlukla kucaklamış olan Erzurumlu kardeşlerime samimi bir saygıyla bağlı bulunmaktayım.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, vefatının 78’inci yıl dönümünde Erzurumlular adına rahmetle anıyorum.

Bağımsızlığı karakteri olarak tarif eden Gazi, içinde bulunduğumuz hâli izah etse, AK hareketin mücadele azmini alkışlayacak, iktisadi, sosyal, kültürel, siyasal bütün cenahlarda verilen mücadele için övgü yüklü bir yaklaşımda bulunacaktı ve tabii ki özünden, gerçeklerinden koparılmış, uzaklaştırılmaya çalışılmış bu asil ve aziz milleti yeniden kendi değerleriyle buluşturan Sayın Cumhurbaşkanımızı da teşyi edecekti. Bu vesileyle yerli, millî düşüncenin sembol ismi Osman Yüksel Serdengeçti’yi de 33’üncü vefat yıl dönümünde rahmetle andığımı ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın.

4.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük komutan, eşsiz devlet adamı Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 78’inci yılında saygı, sevgi ve şükranla anıyorum.

Atatürk insanlığın tarihi boyunca yetiştirdiği en büyük liderlerden biridir. O, bilgisi, sevgisi, hoşgörüsü, barışçılığı ve demokrat kişiliğiyle tüm insanlığın saygı duyduğu bir örnek liderdir. İçinde yaşadığı toplumun yapısını çok iyi bilen, bilimsel değerlendirme ışığında Türk ulusuna en uygun yönetim biçiminin de cumhuriyet olduğunu anlamış ve bu yönetim biçimini yeğlemiştir. Cumhuriyetin ilanı, Türk toplumu için tarihin en büyük dönüşümlerinden biridir. Yüce Meclisimize Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği laik, demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün olarak sonsuza kadar koruma ve yaşatma sorumluluğunu bin kez daha hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

5.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Anıtkabir’e girişlerini engellemeye çalışan görevlilerin kaba, saygısız ve partizanca tavırlarını kınadığına ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve özlemle anıyorum. Bize emaneti olan cumhuriyet değer ve kazanımlarımızın tamamına sahip çıkacağımıza bu yüce Meclis huzurunda tekrar söz veriyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sabah Ata’mızın manevi huzuruna milletvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımızla birlikte araçla girişimiz sırasında tarafımıza ulaştırılmayan araç giriş kartı olmadığı gerekçesiyle engellendik. Dahası, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay’ın resmî makam aracının girişi dahi engellendi ve bu engellemeler sırasında gerek milletvekillerimize gerekse grup başkan vekilimize karşı yetkililer ve görevlilerin kaba, saygısız, mesnetsiz ve partizanca tavırlarını kınıyorum. Bu konuda bugün oturumu yöneten Meclis Başkan Vekili olarak size, Parlamento üyelerinin karşılaştığı kabul edilemez bu olayın sorumluları hakkında inceleme ve yüce Meclise bir açıklama yapma çağrısında bulunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Sarayköy ilçesinin şifa yüklü kaplıcalarına ve tarihî mekânlarına tüm milletvekillerini davet ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Denizli’mizin batıya açılan kapısı olan Sarayköy ilçemiz, verimli tarım arazileri, zengin yer altı kaynakları, şifalı termal suları, doğal ve tarihî güzellikleriyle bölgemizin en önemli yerleşim merkezlerindendir. Türkiye’nin en zengin jeotermal kaynakları buradadır. 6 jeotermal santrali ve 1 doğal gaz çevrim santrali yine bu ilçemizdedir. Yapımı devam eden santrallerle birlikte saatlik 500 megavata yakın elektrik üretimi gerçekleşecektir.

İlçemizde bulunan otel ve kaplıcalardaki şifalı kükürtlü su ve çamurlar cilt hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları, solunum ve sindirim yolu rahatsızlıkları, kas ve kemik rahatsızlıkları gibi onlarca hastalığa şifa kaynağı olmaktadır. Ayrıca, ilçemizde bulunan Attuda Antik Kenti, Roma Dönemi’nin en tarihî köprüsü ve Sultan Sarıbaba Türbesi yine Sarayköy’ümüzdedir. Bu güzel ilçemizin şifa yüklü kaplıcalarına ve tarihî mekânlarına sayın milletvekillerimizi davet eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

7.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesinde 18 öğretmenin meslekten ihraç edilmesine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Varlık nedenimiz, ulusal önderimiz Atatürk’ümüzü saygıyla, sevgiyle anıyorum.

Sorum Sayın Millî Eğitim Bakanına: Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesini ziyaret ettim. 12 bin nüfuslu, oldukça küçük bir ilçe olan Nurhak, eğitim açısından ilinde 1 numara. Yıllardır TEOG’da il 1’incisi olan bu ilçenin başarılı ve çağdaş 29 öğretmeni sadece EĞİTİM-SEN’e üye oldukları için soruşturma geçirmiş, 18’i meslekten ihraç edilmiş.

Bir günlük iş bırakma eyleminin neresi terörist eylem oluyor?

Sayın Bakana soruyorum: Siz de hiç insaf, vicdan yok mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ilıcalı…

8.- Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına, Erzurum’da Ovit Tüneli’nin açılışının yapılacağına ve güçlenen ulaştırma altyapısının bölgenin daha fazla kalkınmasına vesile olacağına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Teşekkürler Başkanım.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 78’inci yıl dönümünde rahmet ve minnetle anıyor, bu vesileyle ebediyete intikal etmiş istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarına, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Bölgemizde yaşanan olayları ve yakın zamanda yaşadığımız süreçleri göz önüne aldığımızda, Ulu Önder Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesini hedef göstererek her alanda çalışma azmi ve kararlılığın ne denli önemli olduğunu tekrar görebiliyoruz. Bu azim ve kararlılıkla, Sayın Başbakanımızın katılımıyla yarın seçim bölgem Erzurum’da Ovit Tüneli’nin ışığa kavuşmasıyla ilgili bir tören gerçekleştireceğiz. Doğu Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayacak olan bu dev proje, 2.640 rakımlı Ovit Dağı’nı 14.700 metre uzunluğunda bir tünelle geçmemize olanak sağlayacak, 2 bölge arasında kış aylarında aşırı kar ve çığ tehlikesi nedeniyle aksayan ulaşım kesintisiz ve güvenli hâle gelecek, Türkiye’nin en uzun tüneli olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ILICALI (Erzurum) – Yakın zamanda açıklanan teşvik paketi ve güçlenen ulaştırma altyapısı bölgemizin daha fazla kalkınmasına vesile olacaktır. Bu itibarla, bu önemli yatırımdan dolayı emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

9.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, tüm engellemelere rağmen Anıtkabir’e ulaşarak laik, demokratik cumhuriyeti koruyacaklarına ve ülkede tam demokrasiyi tesis edene kadar çalışacaklarına söz verdiklerine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sevgili Ata’m! Bugün manevi huzuruna çıkmaya çalışan halkla birlikte milletvekilleri bile engellenmeye çalışıldı. Tüm engellemelere rağmen manevi huzuruna eriştik, laik, demokratik cumhuriyeti koruyacağımıza bir kez daha ant içtik.

Sevgili Ata’m! Diktatörlüğün ve faşizmin hızla yol aldığı ülkemizde bugün olağanüstü hâl uygulaması var. Teröristlerle mücadele bahanesiyle AKP faşizmine karşı çıkan herkes hukuksuzca tutuklanıyor. Bugün de hukuksuz bir şekilde ihraç edilen KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyeleri haklarını aramak istedikleri için darbedildiler, gaz bombalarına maruz kaldılar ve tutuklandılar.

Sevgili Ata’m! Ülkemizde tam demokrasiyi tesis edene kadar çalışacağımıza ve faşistlerden hesap soracağımıza söz veriyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tümer…

10.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve ulusal kanallar ile yerel kanalların TÜRKSAT’a hemen hemen aynı ücreti ödemelerinin haksız rekabete yol açtığına ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Laik cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgiyle, saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum.

Sayın Başkan, uydu üzerinden yayın yapan tüm televizyonlar kaliteli yayın için gerekli olan 3 bayt genişliğindeki yayın için TÜRKSAT’a ortalama 62 bin lira ücret ödemektedir. TÜRKSAT, dolar üzerinden aldığı ücret için her yıl başı doları belli bir kurda sabitlemektedir. Ancak, ulusal tabir edilen kanallar ile yerel kanallar da hemen hemen aynı ücreti ödemektedir. Bu, haksız rekabete yol açmakta, yerel kanalların zor durumda kalmasına neden olmaktadır. Bunun yerine, RTÜK ve TÜRKSAT, ilgili bakanlık, gazeteciler cemiyetleri veya dernekleri belli kriterler ortaya koyarak yerel ve ulusal yayın yapan kanalları ayrıştırabilir ve yerel yayın yapan televizyonların uydu kirası olarak ödediği ücretleri çok daha aşağı çekebilirler. TÜRKSAT yayın akışını sağladığı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Arık…

11.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Boğaz’da demirleyen işgal kuvvetlerinin gemilerini görünce “Geldikleri gibi giderler.” diyerek emperyalizme karşı savaş açan, ihanete uğramış, harap ve bitap düşmüş bir millete önderlik eden, ordularının başında “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır.” diyerek Kurtuluş Savaşı’na yön veren, saltanatı kaldırarak bu ülkenin insanlarını kul olmaktan kurtarıp özgür yurttaşlar hâline getiren, “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” diyerek, bizlere en büyük mirasını işaret eden Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete yürüyüşünün 78’inci yılındayız. Yetmiş sekiz yıldır rahmetle, şükranla, özlemle anıyor, arıyoruz.

Bugün, bir kez daha manevi huzurunda saygıyla eğilip, açtığı yolda hiç durmadan yürüyeceğimize ant içiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve ulusal bayramlarda kamu kurumlarında ve belediyelerde aynı ölçüde posterlerin asılmasının sağlanmasını istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 78’inci yıl dönümünde sevgiyle, minnetle, özlemle anıyoruz.

Sorum İçişleri Bakanına: Ulusal bayramlarımızda kamu kurumlarında ve belediyelerde Türk Bayrağı, Atatürk’ün ve Cumhurbaşkanının posterleri asılıyor. Asılan Recep Tayyip Erdoğan’ın posterleri binanın tamamını kapsayacak şekilde oluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün posterlerinin genelde küçük asıldığını görmekteyiz. Denizli Merkezefendi Belediyesi bunu geçmiş Cumhuriyet Bayramında yapmış, bu da tarafımdan fotoğrafla tespit edilmiştir. Sorduğumda “Recep Erdoğan’ın posterleri büyük gönderiliyor, onu asıyoruz, Atatürk’ün posterleri aynı ölçüde gönderilmiyor, elimizdekini asıyoruz.” diyor. Bundan böyle, ulusal bayramlarda kamu kurumlarında ve belediyelerde aynı ölçüde posterlerin asılmasının sağlanmasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de bugün, ölümünün 78’inci yıl dönümünde Atatürk’ü saygıyla, minnetle anıyorum.

Bir şeyi paylaşmak istiyorum: Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılında Mersin’de yaptığı bir gezide kentte gördüğü görkemli bir binayı işaret eder ve sorar: “Bu köşk kimin?” Derler ki: “Kirkor’un.”, “Yandaki bina kimin?” der, “Yorgo’nun.”, “Diğeri kimin?”, “Salomon’un” derler. Atatürk, “Onlar, bunları yapıyorken siz neredeydiniz?” diye sorar. Toplananların arasından yaşlı bir köylünün sesi duyulur: “Paşam, biz Yemen’de, Tuna Boyları’nda, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Çanakkale’de savaşıyorduk.” Atatürk’ün bu hatırasının sonucunda söylediği cevap ilginçtir: “Hayatta cevap veremeyeceğim yegâne insan bu ak saçlı ihtiyar olmuştur.”

Biraz önce bir milletvekili Atatürk’ün hatalarından söz etti. Atatürk’ün ölümü, dünyada böyle büyük bir devlet adamının ölümü de, başka birisiyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir ölümdür, büyük bir insandır Atatürk. O anlamda Atatürk’ü bir kere daha onun Parlamentosunda saygıyla, minnetle anıyorum. İyi ki varsın Atatürk. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Genel Kurula gelen Roman vatandaşları selamladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bu arada İzmir’den gelen Roman vatandaşlarımız ve muhtarlarımız da var, Özcan Bey’i selamlıyorlar özellikle, bütün grubumuzu. Buradan da tüm milletvekillerimizin selamlarını sizlere iletiyoruz. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tarhan, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ona göre dünyada sadece sevgi egemen olmalıydı. Bir insan hayatta her şeyi sevebilir miydi? O sevdi, insanı sevdi, doğayı ve hayvanı sevdi, en önemlisi vatanını sevdi. Azmiyle, cesaretiyle yılmadan, usanmadan, yoku var edip bir ulus yarattı. Fikirleri ölümsüzleşti. Her milletten insanın sevdiği ve saydığı bir devlet adamı oldu. Dünya lideri sıfatı taşıması onun başkalarına saygı duymasına engel olmadı. Kocaman yüreğiyle dünyadaki her sevgiye kucak açan, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, sevgi, minnet ve özlemle anıyoruz. Onu özlüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu, size söz vermiştim bir dakika.

Buyurun.

15.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sataşmadan dolayı söz aldım.

Adalet ve Kalkınma Partili hatip 10 defa seçim kazandıklarını söylüyor. Seçim kazanmak ile ülkeyi yönetmek arasında ciddi farklar vardır. Ben bir bilim adamı ve milletvekili bilinciyle konuşmamı yaptım. Söylediklerimin tamamı belgelidir.

Türk çiftçisini borçlandırdınız, köyden kente göç ettirdiniz, Türk çiftçisi dururken dövizimizi başka ülkelerin çiftçilerine verdiniz. Bunların tamamını rakamlarla ifade ettim. Siz çiftçiye “Gözünüzü toprak doyursun.” derken, biz bütçeden alamadığı desteğin peşine düştük ve her zaman da takipçisi olacağız.

Biz halkın içinden geliyoruz; halkın, köylünün derdini size anlatıyoruz, çünkü sizler siyasi hırstan garibanın hâlini göremiyorsunuz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkanım, bir cümle söyleyeceğim lütfen, beni bağışlayın.

Demokrasilerde kriter sandıktır, sandıktan başka kriter yoktur. Halk ne derse o olur, başarı ve başarısızlığın kriterini halk belirler. 10 defa AK PARTİ’yi başarılı kıldığı için, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de, onun yolunda giden necip Türk milletine de saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özdağ.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çamak, sizi atlamışız galiba ama bizdeki sistemde gözükmüyor benim önümdeki listede, sonradan gözüküyor, ben size gene söz vereceğim.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben bir şeyi anlamıyorum. Yani biz, ne zaman Adalet ve Kalkınma Partisine “Siz sandıktan çıkmadınız.” dedik ya da “Hileişerle çıktınız.” dedik. Yani her vesileyle şuraya gelip, biz sandıktan çıktık, dolayısıyla bunun üstünde hiçbir mülahaza olmaz, biz ne dersek doğrudur mantığı aymazlıktır, başka bir şey değildir. Elbette sandıktan çıktınız, aferin, millet öyle takdir etti, çıktınız…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İyi de biz nereden çıktık ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …ama bir havuz hikâyesi var, havuz hikâyesi. Adam en son kendini havuza atmış, yani “Bana o şemsiyeyi vermeseydin bu kadar mı ıslanacaktım?” diye…

İşin tadını kaçırmamaya iktidar partisini davet ediyorum, buradakiler de sandıktan çıktı. Yeter ya, “sandık”, “sandık” ya!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Tabii ki milletin takdiri hepimizin boynunun borcudur, başımızın üstündedir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, itiraz eden yok ki buna canım!

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Biz yumurtadan mı çıktık?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, şimdi bu Meclisteki herkes sandıktan çıktı.

BAŞKAN – Şapkadan çıkan yok herhâlde, herkes sandıktan çıktı, eyvallah.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Demokrasilerde halkın büyük bir kısmının oy verdiği insanlar iktidar olarak icraat yaparlar, muhalefet de onları eleştirir. Bu, işin tabiatı gereğidir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hah!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Ne yapsak doğrudur.” derseniz olmaz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ancak, “Halk size şöyle eleştiriler söylüyor, halka hesap vermiyorsunuz, yarın hesap vereceksiniz, şöyle olacak, böyle olacak…”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sürekli belirsiz bir kamuoyuna atıfla, gücünü buradan almaya çalışarak eleştirilerine güç kuvvet verme anlayışını eleştiriyoruz biz.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Siz yazın metnini, biz öyle eleştirelim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Yani 10 defadır halka hesap vererek gelen bir iktidardan bahsediyoruz. O bakımdan sandık önemlidir, yoksa başka bir niyet söz konusu değil.

ERHAN USTA (Samsun) – Mahkemeye çıkalım, başka hiçbir şeye gerek yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Her söylenene harfiyen katılıyoruz. Bütün arkadaşların bu noktada söyledikleri doğrudur. İktidar muhalefet hepimiz sandıktan çıktık, millî iradeyle geldik; millet kimisini iktidar, kimisini muhalefet olarak görevlendirdi.

Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Çamak, sizi atlamışız galiba.

Buyurun, bir dakika süreniz var.

16.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve kanun hükmünde kararnameler hukuksuzluğuna derhâl son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Büyük Önder Atatürk’ü saygıyla, minnetle anıyorum.

KHK’lara dayanarak öğretmenler görevlerinden atılırken bilime dair, aydınlanmaya dair ne varsa okullardan, üniversitelerden uzaklaştırılmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığında düne kadar hâkim olan malum cemaat yerine yeni dinsel referanslar ve cemaatler ikame edildiğini görmekteyiz. Son olarak İzmir’de bir lisede lise mezunu bir kişi okula davet edilerek öğrencilere “değerler eğitimi” adı altında ders vermiştir. Bu olay münferit bir olay değildir. Ülkenin dört bir yanında dayatmacı ve bilim dışı uygulamalardan karma eğitime karşıt uygulamalara kadar çok sayıda olayla karşılaşıyoruz. Kuşkusuz bu olaylar sadece söz konusu okullardaki yöneticilerin basiretsizliğiyle açıklanamaz. Bunları yapanların siyasi iradeden güç alarak yaptıkları bir gerçektir. KHK’lar hukuksuzluğu derhâl sona ermeli, yasal dayanaktan yoksun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – …bütün uygulamalar iptal edilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, iki dakika süreyle söz veriyorum.

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve bir ülkenin gerek insanca yaşaması gerek uluslararası alanda onurlu yerini tutabilmesinin ulusal kalkınmasını gerçekleştirmiş olmasına bağlı olduğuna ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ebediyete intikalinin 78’inci yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve hasretle yâd ediyoruz.

Türk milletinin tutsak ve bağımlı yaşamasına karşı çıkan, işgal ve ihanetin karanlık bir döneminden ışık huzmesi gibi parlayarak bir milletin yüksek hedeflere ulaşmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ün geride kalan emanetleri Türkiye’nin geleceğini tayin etmiştir. Atatürk, Türk milletinin yeniden doğruluşunun kılavuzudur. Onun “Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdur.” sözü günümüze ışık tutmaktadır.

Atatürk’ün kalkınma modelinde ulusal bağımsızlık kavramı temel amaçlardan en önemlisi olmuş ve titizlikle savunulmuştur. Atatürk’e göre tam bağımsızlık siyasi, mali, iktisadi, adli, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsız ve serbestlik olarak algılanmaktadır. Bunlardan birinden yoksun olmak ise bir ülkenin gerçek anlamıyla bağımsızlıktan yoksun olması demektir.

Atatürk “en büyük eserim” dediği Türkiye Cumhuriyeti’ni bir uygarlık projesi olarak düşünmüştür. Zira onun düşüncesinde uygarlık kuşkuya yer vermeyen bir nimettir. Bu uygarlık düzeyi, zamanın Batı Avrupa toplumlarında örnekleri görülen bir ekonomik refah düzeyidir. Ancak bu kalkınma modeli dünyanın ezilen uluslarına örnek teşkil edecek özellikler taşımaktadır. Ona göre siyasi ve askerî zaferler ne denli büyük olursa olsun ekonomik başarılarla süslenmez ise meydana gelen zaferler sürekli olamaz, az zamanda söner. Atatürk, devletin ekonomi müdahaleleriyle birlikte kişisel özgürlüklerin korunmasına büyük önem vermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen bir dakikada tamamlayın Sayın Usta sözlerinizi.

ERHAN USTA (Samsun) – Bir ülkenin gerek insanca yaşaması gerek uluslararası alanda onurlu yerini tutabilmesi ulusal kalkınmasını gerçekleştirmiş olmasına bağlıdır. Atatürk, ulusal egemenlik ve ulusal bağımsızlığı korumanın tek koşulunun güçlü bir ekonomi olduğunu anlamış ve ülkenin bir an önce hızlı bir şekilde kalkınmasını ve sanayileşmesini zorunlu görmüştür.

İzlenecek yol bellidir. Günübirlik yönetim tarzı bir kenara bırakılmalıdır. Her şeyin başı planlamadan geçer. Sağlıklı planlama ve yürütme sağlıklı düşüncelerle olur. Bu nedenle de eğitim her şeyin başında gelir.

Mustafa Kemal Atatürk “Ekonomik kalkınma Türkiye’nin özgür, bağımsız, her zaman daha güçlü, her zaman daha müreffeh bir Türkiye idealinin bel kemiğidir. Büyük davamız, en uygar ve en refah ulus olarak varlığımızı yükseltmektir. Ulusal kalkınma, Türkiye'nin, hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daha refah Türkiye idealinin bel kemiği olmuştur.” şeklindeki sözleriyle kalkınmanın önemini dile getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Sözlerimi onun “Ne mutlu Türk’üm diyene.” cümlesiyle bitiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Sayın Altay, size de iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi CHP Grubu adına Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 10 Kasım. Naçiz vücudunun toprak olduğu, ilke ve devrimlerinin vatanın her karışında milletin gönlünde ve kalbinde taht kurduğu büyük kurtarıcımız, dâhi kurucumuz, savaşın kartalı, barışın güvercini, mazlum milletlerin rehberi, aziz milletimizin onuru Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yılında Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına saygı, minnet, özlem ve rahmetle anıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın Bostancı, iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

19.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Atatürk’ün her yönünü, insani yönünü de görmek gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Büyük Atatürk’ün ölümünün 78’inci yılında onu rahmet ve minnetle anıyoruz.

Kahramanlar, toplumların kritik zamanlarında, çözülüş ve çöküş dönemlerinde ortaya çıkarlar. Toplumların böyle zamanlarda arkasına düşecekleri, kendilerine yol gösterecek bir mihmandara duydukları büyük toplumsal ve politik ihtiyaç, aynı zamanda, bunlara cevap veren, bunlara cevap verecek niteliklere ve yeteneklere sahip kahramanları öne çıkartır. Atatürk de Osmanlı İmparatorluğu’nun çöktüğü, tarihin büyük bir dönüşüm yaşadığı bir evrede bu kritik dönemden Türkiye Cumhuriyeti’ni, modern, çağdaş bir devleti kurarak bu toplumun geleceğini hayırla inşa etmiştir.

Atatürk’ün bu tarihsel rolünü ifa ettiği dönemde yani toplumların o gerileme dönemlerinde insanlar istikametin ne olduğu konusunda kararsızlıklar yaşarlar. Bir tarafta romantikler vardır, hatırlayınız, çok geniş bir tahayyül ufkuyla dünyaya bakan, bir tarafta da teslimiyetçiler vardır. En rasyonel, en tutarlı, o toplumların hem ihtiyacına karşılık gelecek hem de zamanı iyi okuyacak bir anlayışla Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa ettiler. Dönüp tekrar tarihe bakarken birtakım varsayımlarla kimi eleştiriler getiriliyor. Bunlara mukabele olsun diye bunu ifade ediyorum. Tarihi kendi zamanı içinde okumak gerekir.

Atatürk’ün bize bıraktığı en önemli miras, bu memleketi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Biz bu mirasın sahibi ve takipçisi olmaya devam eden bir siyasal anlayışı temsil ediyoruz.

Atatürk’ün insan tarafı gerçekten çok önemli. Cemal Granda “Atatürk’ün Uşağı İdim” kitabında hatıratlarında bahseder. Bir gün 19 Mayıs dolayısıyla radyo konuşması yapar Atatürk ve konuşma yaptıktan sonra köşke döndüğünde Cemal Granda’yı görür. Cemal Granda o sırada akşamki ziyafet için sofraları düzeltmekte, kendi ifadesiyle canı burnunda bir hâldedir. “Cemal, konuşmamı dinledin mi?” der. “Zaten canım sıkkındı. Böyle söyleyince ‘Paşam, ne konuşması, senin konuşmanla uğraşacak zamanım mı oldu benim, görmüyor musun?’ dedim. Sonra, ne söylüyorum diye durdum. O büyük insan şöyle bana baktı. ‘Cemal Cemal, bahçedeki havuzların fıskiyeleri fazla açılmış, git onları biraz kıs.’ dedi. Son derece nazik bir biçimde haddimi aştığımı ifade etti.” dedi.

Son derece önemlidir bu tür anekdotlar, insani tavırlar. Atatürk’ün her yönünü, insani yönünü de görmek gerekir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bostancı.

Böylece gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç adet önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 19 milletvekilinin, zeytin üreticilerinin ve zeytincilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/360)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Zeytin üreticilerinin ve zeytincilik sektörünün sorunlarının incelenip araştırılması, gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Namık Havutça                                      (Balıkesir)

2) Ömer Fethi Gürer                                   (Niğde)

3) Birol Ertem                                            (Hatay)

4) İbrahim Özdiş                                        (Adana)

5) Musa Çam                                             (İzmir)

6) Aylin Nazlıaka                                        (Ankara)

7) Özcan Purçu                                          (İzmir)

8) Mahmut Tanal                                        (İstanbul)

9) Vecdi Gündoğdu                                    (Kırklareli)

10) Ünal Demirtaş                                     (Zonguldak)

11) İlhan Kesici                                         (İstanbul)

12) Mustafa Hüsnü Bozkurt                         (Konya)

13) Metin Lütfi Baydar                                (Aydın)

14) Zeynep Altıok                                       (İzmir)

15) Sibel Özdemir                                      (İstanbul)

16) Serdal Kuyucuoğlu                               (Mersin)

17) Aydın Uslupehlivan                              (Adana)

18) Bülent Öz                                            (Çanakkale)

19) Cemal Okan Yüksel                              (Eskişehir)

20) Barış Karadeniz                                   (Sinop)

Gerekçe:

Türkiye bulunduğu coğrafi konum ve sahip olduğu Akdeniz iklimi özellikleriyle İtalya, İspanya, Yunanistan ve Tunus gibi diğer Akdeniz ülkeleriyle birlikte dünyanın önde gelen zeytin ve zeytinyağı üreticilerindendir.

Ülkemizde zeytin ve zeytinyağı üretimi daha çok Ege ve Marmara bölgesinde yapılmaktadır. Aydın, İzmir, Muğla, Balıkesir, Manisa ve Çanakkale üretimin gerçekleştiği başlıca illerdir. Toplam 81 ilimizin 36'sında zeytin üretimi yapılmaktadır.

Zeytin üretimi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlıklı beslenmede, istihdamın sağlanmasında ve diğer sanayi kollarına pazar yaratmada yüksek katma değeriyle tarım ekonomimiz için önem taşımaktadır.

Zeytin ve zeytinyağı sektörü ülkemiz için üretim, istihdam ve ihracat boyutuyla önem taşırken aynı zamanda çevre dengesi ve halk sağlığı açısından da yaşamsal önem arz etmektedir. Türkiye dünya zeytin ağacı varlığında 4'üncü, zeytinyağı üretiminde de 5’inci sıradadır. Zeytin ağacı varlığı -132 milyon meyve veren, 33 milyon meyve vermeyen- toplam 165 milyon dolayındadır.

Son dönemlerde ülkemizde tarım politikaları üreticiyi, çiftçiyi artık yaşayamaz, üretemez ve yaşamını toprağından kazanamaz hâle getirmiştir.

Bakanlık hâlâ sektörde akılcı bir üretim planlaması yapamamış, üretim hedefi konmuş fakat artacak üretimin nasıl değerlendirileceğini belirleyememiştir. Zeytin üreticisi AB ülkelerinde üreticiler, kooperatifler ve birlikler desteklenirken ülkemizde bu desteği alamayan kooperatif ve birliklerimiz iç ve dış piyasalarda haksız rekabetle karşılaşmakta ve rekabet edememektedir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının İnternet sitesinde tağşiş yaptığı saptanan firmalar yayınlanmakta. Zeytinyağında tağşiş olarak tanımlanan hileli karışım suçuna verilen cezaların yetersiz kaldığı, aynı firmaların Bakanlık tarafından devamlı ifşa edilmesine rağmen hileli satışlarına devam ederek milyonlarca lirayı kazanmasına engel olmadığı görülmektedir.

Vatandaşı kandırarak toplumun sağlığıyla oynayan bu firmalar, sektörün dürüst üreticilerine ve zeytinciliğin geleceğine büyük darbe vurmaktadırlar.

Zeytinin üretim ve tüketimindeki sorunların dışında diğer bir nokta ise özellikle Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında yer alan zeytinliklerin rant kurbanı olmasıdır. Bu alanlar iskâna açılmıştır veya otel ve motele dönüştürülmüştür.

Üreticilerin kooperatifleşerek veya şirketleşerek hem girdilerini azaltması hem de doğrudan tüketiciye ulaşması mümkün olacaktır. Aksi hâlde üretici ile tüketici arasındaki aracılar kârlarından vazgeçmeyeceğinden, zeytin üretimi ve buna bağlı olarak zeytinyağı üretimi gittikçe azalacaktır. Bu ise tüketicinin daha yüksek fiyattan zeytinyağı yemesine neden olacaktır. Yani, üreticinin ortağı olacağı şirket veya kooperatif veya birlikle doğrudan tüketiciye ulaşması gerekir.

Devletin kontrolünde olan TARİŞ yanında Marmarabirlik ülkemizdeki zeytincilik sektörüne başarılı birer örnek teşkil etmektedirler.

Ülkemizde zeytincilik giderek yok olurken birçok ülke zeytinciliğin gelişmesi için çok büyük teşvikler vermektedir. Avustralya, Arjantin, Şili, İsrail gibi ülkeler dünya zeytinciliğinde yer almak için çok büyük uğraşlar vermektedirler.

Zeytin üreticilerinin ve zeytincilik sektörünün sorunlarının ciddiyetle ve bilimsel olarak ele alınarak, incelenerek tespitlerin yapılması, gerekli önlemlerin alınması ve mağduriyetlerin giderilmesi için Meclis araştırmasının açılması büyük önem arz etmektedir.

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 milletvekilinin, Roman vatandaşların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/361)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Roman vatandaşların sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin sunulması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Özcan Purçu                                          (İzmir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

3) Veli Ağbaba                                           (Malatya)

4) Ahmet Akın                                            (Balıkesir)

5) Akın Üstündağ                                       (Muğla)

6) Orhan Sarıbal                                        (Bursa)

7) Gamze Akkuş İlgezdi                              (İstanbul)

8) İrfan Bakır                                             (Isparta)

9) Kamil Okyay Sındır                                 (İzmir)

10) Musa Çam                                           (İzmir)

11) Nihat Yeşil                                          (Ankara)

12) Ünal Demirtaş                                     (Zonguldak)

13) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    (Bursa)

14) Özkan Yalım                                        (Uşak)

15) Muhammet Rıza Yalçınkaya                   (Bartın)

16) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

17) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

18) Kemal Zeybek                                      (Samsun)

19) Ceyhun İrgil                                         (Bursa)

20) Ali Yiğit                                               (İzmir)

21) Ömer Fethi Gürer                                 (Niğde)

22) Bihlun Tamaylıgil                                 (İstanbul)

23) İlhan Kesici                                         (İstanbul)

24) Mustafa Hüsnü Bozkurt                         (Konya)

Gerekçe:

Dünyada yaklaşık 15 milyon Roman yaşamaktadır. Göçebe kültürünü yaşayan Roman vatandaşlar, devlete karşı tüm sorumluluklarını yerine getirmelerine rağmen mevcut koşullardan eşit şekilde yararlanamamaktadırlar.

Roman vatandaşlar, konut olarak baraka tarzı evlerde en az 5 kişinin yaşadığını, eğitim, sosyal ve ekonomik alanda yeteri derecede destek almadıklarını ifade ederken; genellikle hamallık, seyyar satıcılık, hurdacılık, kâğıt ve plastik toplama gibi beden gücü gerektiren sigortasız, güvencesiz işlerde çalışarak geçimlerini sağlamaya çalışmaktadırlar.

Çadırda 4 mevsim geçiren türlü hastalık ve sorunlarla baş başa olan Roman yurttaşlarımız, sorunlarına çözüm beklerken, Anayasa’da devletin sosyal bir devlet olduğu ifade edilirken, barınma koşulları yüzünden hâlen yurttaşlarımız hayatlarını kaybetmektedir. 2016 yılında vatandaşlar hâlen başını sokacak bir ev bulamıyorsa, TOKİ'nin varlığı üzerine tekrar düşünülmesi gerekmektedir. İnsanlar sıcak bir yuvaya hasretle ömürlerini tüketmektedirler.

Yaşam alanları düzensiz ve sağlıksız olan Roman vatandaşlar, alıştıkları, uzun süredir yaşamlarını sürdürdükleri bu yerlerde yerinde kentsel dönüşüm istemektedirler fakat evleri değerli araziler üzerinde bulunması nedeniyle AKP Hükûmeti döneminde “Kentsel Dönüşüm” adı altında evleri düşük ücretlerle alınarak, ayrılmak istemedikleri kentlerden çok uzak alanlara gönderilmek istenmektedirler. Ayrıca mahallelerinin yok edilmesiyle, kültürlerinin de yok olma tehlikesi mevcuttur.

Roman vatandaşlarımız, ülkenin yurttaşları olarak eşit muamele, rahat geçinebilecekleri güvenceli iş, kronik bir sorun hâline gelen ön yargıların aşılıp kültürlerini özgürce yaşamak istemektedirler.

Çocuklarının son yıllarda eğitime ilgisi önemli oranda artmış ve Türkiye'nin çeşitli illerinde üniversite kazanmış olmasına rağmen ekonomik sıkıntılarından dolayı çocukları üniversiteye göndermekte zorluk çekmektedirler.

Çok az sayıda Roman vatandaşımız kamu kurum, kuruluşunda çalışmaktadır fakat çalışanlar da toplumun ön yargılarından dolayı kendilerini ifade etmekten kaçınmaktadırlar.

Roman vatandaşların yaşadığı sorunların giderilmesi ve hissettikleri “yalnızlık ve öteki” duygularının yerini “güven” alabilmesi için kalıcı çözüm yolları bulunması gerekmektedir.

3.- Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu ve 22 milletvekilinin, koruma altındaki çocukların durumlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/362)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Başta ekonomik olmak üzere çeşitli nedenlerle aileleriyle birlikte yaşamaktan yoksun bırakılan çocukların koruma altına alınması, sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmeleri ve onlara, kendilerini güvende hissedebilecekleri bir gelecek hazırlanması sosyal devlet olmanın vazgeçilmez görevleri arasındadır. Yetiştirme yurtlarında 18 yaşına kadar koruma altına alınan çocuklarımızın, yurtlardan ayrıldıktan sonraki yaşamlarının ve yaşadıkları sorunların da sosyal devlet ilkesi gereği takip edilmesi gerekmektedir.

Adaletli bir gelir dağılımının olmadığı ülkemizde, bu çocukların yetiştirme yurtlarında kalmak zorunda bırakılmaları ailelerden çok devletin sorunudur. Yurtlarda kalan çocuklarımızın sadece barınma, beslenme ve giyim gibi ihtiyaçlarının giderilmesi yeterli değildir. Bu çocuklarımızın, pedagojik ve psikolojik gelişimleri, yeterli eğitim alıp alamadıkları, yeteneklerine göre doğru yönlendirmelerin yapılıp yapılmadığı, sosyal gelişimleri, toplumsal uyumları gibi, özen gösterilmesi gereken daha bir çok durum söz konusudur. Aile sıcaklığının olabildiğince hissettirilmesi gereken çocuklarımız tek tipçi yetiştirme mantığından uzaklaştırılmalıdır. Bu kurumlarda görev yapan personelin özlük haklarında ve çalışma koşullarında yapılacak iyileştirmeler psikolojik olarak çocuklara yansıyacaktır. Yine, bu kurumlarda görev yapacak personel (sosyal çalışmacı, psikolog, sosyolog ve pedagog gibi) yeterli sayıda olmalı ve yardımcı personel için gerekli eğitim altyapısı mutlaka sağlanmalıdır. Bu çocukları sorunlu çocuklar gibi gören toplum algısı değiştirilmeli, bu hususta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gerekli çalışmaları yapmalıdır.

Hayatlarında iki aşama bulunan yetiştirme yurdu çocuklarımızın ilk aşaması, yurtta geçirdikleri süredir. İkinci aşama ise bu çocuklarımızın koruma kararları kaldırıldıktan sonraki, hayatın birçok gerçeğiyle yüz yüze kaldıkları aşamadır. Çocuklarımız artık gençlik evresine geçmiş, birçoğu yeniden ailelerinin ya da akrabalarının yanına dönmek zorunda kalmıştır. Bu aşamada çoğu zaman devlet bu çocuklarımızın üzerinden elini çekmekte, 3413 sayılı Yasa’dan faydalanarak işe girebilenler şanslı sayılmaktadırlar ama ayrıldıktan sonra, hem psikolojik anlamda hem de bir an önce iş bulup hayata adım atmakta zorlanmaktadırlar. 3413 sayılı Yasa’nın uygulanmasında da birçok eksiklikler ve suistimaller mevcuttur. Yurttan ayrılan çocukların ne ölçüde ve ne kadar süren bir zaman süreci içerisinde bu yasadan yararlanarak işe yerleştirildikleri ve işe alımlarda bir ayrımcılık yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.

Yine, diğer önemli bir sorun da reşit sayılmadan yetiştirme yurtlarıyla ilişikleri kesilen çocuklarımızın bu yasa kapsamı dışında tutulmasıdır. Bu çocuklarımızın da mutlaka bu yasa kapsamında değerlendirilmeleri ve ilgili yasadaki bu hükmün kaldırılması gerekmektedir. Ayrıca, koruma kararı kaldırılacak çocuklarımızın ayrılmadan önce bu sürece hazırlanmaları için gerekli eğitimlerin verilmesi, karşılaşabilecekleri sorunlarla ilgili desteğe tabi tutulmaları, hayata adaptasyonları açısından önemlidir.

Ayrılan çocukların bir istihdam sağlanıncaya kadar geçen süre içerisinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı il müdürlüklerince sosyal hayata hazırlanma, barınma ve iş sahibi olma aşamasına kadar destekleme ve izleme birimlerinin kurulması çocuklarımız açısından son derece önemlidir. Ayrılan çocuklarımızın aileleriyle iletişime geçilerek ailelerin ve çocukların karşılıklı olarak birbirlerini kabulleri araştırılmalı ve bir sorun varsa mutlaka uzmanlar düzeyinde çözüm bulunmalıdır. Gerektiğinde tekrar kurum bakımının devamına karar verilebilmelidir. Kurumdan ayrılmış ve işe girmek için sıra bekleyen çocukların özel sektörde istihdamı özendirilmeli, sektöre verilecek destekler geliştirilerek istihdam sayısının artırılması yoluna gidilmelidir.

Bu nedenlerle, yukarıda saydığımız birçok sorunla birlikte, koruma kararı kaldırılan çocuklarımızın daha sonraki yaşamlarında meydana gelebilecek sıkıntıların önlenmesi ve bu hususta yapılabileceklerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Serdal Kuyucuoğlu                                 (Mersin)

2) Mustafa Hüsnü Bozkurt                           (Konya)

3) Erdin Bircan                                          (Edirne)

4) Ahmet Akın                                            (Balıkesir)

5) Elif Doğan Türkmen                               (Adana)

6) Akın Üstündağ                                       (Muğla)

7) Gamze Akkuş İlgezdi                              (İstanbul)

8) Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      (Bursa)

9) İrfan Bakır                                             (Isparta)

10) Özkan Yalım                                        (Uşak)

11) Lale Karabıyık                                     (Bursa)

12) Kemal Zeybek                                      (Samsun)

13) Ceyhun İrgil                                         (Bursa)

14) Kamil Okyay Sındır                               (İzmir)

15) Nihat Yeşil                                          (Ankara)

16) Dursun Çiçek                                       (İstanbul)

17) Onursal Adıgüzel                                 (İstanbul)

18) Ali Yiğit                                               (İzmir)

19) Musa Çam                                           (İzmir)

20) Mahmut Tanal                                      (İstanbul)

21) Ömer Fethi Gürer                                 (Niğde)

22) İlhan Kesici                                         (İstanbul)

23) Metin Lütfi Baydar                                (Aydın)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler, gündemdeki yerlerini alacak ve sırası geldiğinde Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler yapılacaktır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.11

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 425 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu kanun hükmünde kararname, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, kanun hükmünde kararname, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerinde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi, kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay’a aittir.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; boş Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

10 Kasımla ilgili anlayışımızı, biraz önce düşüncemizi söyledik ama milletin kürsüsünden tekrar kurucumuz ve kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü partim adına, bizi seçen milletimiz adına rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyorum. Her geçen gün ona olan özlemimizin derinleştiğinin altını çizmek istiyorum.

Bugün, Mardin Derik ilçesinde İlçe Kaymakamının makam odasında bir bomba patlatıldı sayın milletvekilleri. Kaymakam Bey’e ve onunla birlikte yaralananlara acil şifa diliyorum. Mardin Derik ilçesinde devletin en üst temsil noktasındaki makamın masasının altında bomba patlatılıyor. Güvenlik zafiyetinin hangi safhada olduğunu söylememe bile gerek yok. Ama maalesef, Türkiye’nin başkenti Ankara’da da Sayın Cumhurbaşkanını ve Sayın Başbakanı korumak için Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık korumaları terör estiriyor, Anıtkabir’e insanların iki saatte ulaşmasının önü kesiliyor.

Bugün daha vahim bir durum yaşandı. Bugün Ankara’da iki şeyden biri oldu. Ya Anıtkabir girişinde görev yapan emniyet kuvvetleri Fetullahçı terör örgütünün mensuplarıdır ya da Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı korumaları bir siyasi partinin silahlı kuvvetleri gibi hareket etmişlerdir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanına bu kürsüden sesleniyorum beni duyuyorsa. Bugün, Anıtkabir kapısında milletvekillerine yönelik olarak yapılan uygulamaya karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını göreve davet ediyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Sayın Bakanım, önemli bir şey bugünkü olay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yok, Hükûmetle bir işimiz yok. Ortada bir Cumhurbaşkanı var, tek adam var, bir de onun fen işleri müdürü Başbakan var ama ortada, onlardan daha çok, eşkıyalık yapan, terör estiren, milletin vekillerine terbiyesizlik yapan güvenlik kuvvetleri var. (CHP sıralarından alkışlar) Ben onlara Emniyet Genel Müdürlüğü mensupları demiyorum, AKP’nin silahlı kuvvetleri.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok ayıp, çok ayıp.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Çok ayıp değil!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok ayıp.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp size Sayın Bakan!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Yakışıyor mu ya?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ayıp size!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu kürsüye yakışıyor mu?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Söyleyeceklerimi bitireyim de çık sen ondan sonra özür dile önce, çık özür dile!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu kürsüye yakışıyor mu?

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Altay, eleştirimizi yapalım ama itham etmeden lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi 030 plakalı aracımla Anıtkabir’e gittim.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Böyle bir üslup mu var ya, kendinizi kaybediyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dinleyin, dinleyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yapılan terbiyesizlik!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bir kere, şu yaptığınız terbiyesizlik!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen terbiyesizsin!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Terbiyesizsin sen!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Terbiyesiz sensin, alçak herif!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hiç yakışıyor mu?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Bakana bir şey söylesene Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bakan...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dinle bir önce, dinlemesini öğren! Ne olduğunu bilmeden konuşuyorsun!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ama düzgün konuşun. Bir kere, şu yaptığın terbiyesizlik!

BAŞKAN – Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yapılan iş terbiyesizlik! Terbiyesizliğe terbiyesizlik denir!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hiç yakışıyor mu?

BAŞKAN – Sayın Altay...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Kamu görevlilerine hakaret edemezsiniz! Kamu görevlilerine hakaret edemezsiniz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir dinle! Bir dinle!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Adabınızı bilin, haddinizi bilin.

BAŞKAN – Sayın Bakan...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen haddini bil! Kimsin sen, kimsin sen!

BAŞKAN – Sayın Altay...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Haddini bil! Haddini bil! Önce neyi konuştuğuna bak, edep diye bir şey var.

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Git Allah’ını seversen! Geç otur yerine! Ne biçim adamsın!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen ne biçim adamsın ya! Ne diyeceğimi biliyor musun sen?

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen... Kaba ve yaralayıcı sözler kullanmayalım Sayın Altay, lütfen.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok ayıp be, çok ayıp!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bakanı uyarır mısınız.

BAŞKAN – Ben ikinizi de uyarıyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Beni taciz etmeye hakkı yok.

BAŞKAN – İkinizi de uyarıyorum; lütfen, kaba ve yaralayıcı ifadelerden çekinelim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dört dakika süre istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay, nezaketinizi biliyorum. İtham etmeden, hakaret etmeden eleştirinizi doğal olarak yapabilirsiniz.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Meramını anlatmadı ki.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Önce ne konuştuğunuza bakın ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bana yapılan sana yapılsa silah çekersin!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hakaret yapan sizsiniz bir kere. Ahlak diye bir şey var ya!

BAŞKAN – Sayın Bakan...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Bakan, haddini bil! Bakansan Bakansın!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Tamam, ne olmuş?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne demek ne olmuş? Beni mi taciz edeceksin oradan?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ne yani, siz orada kalkıp da Meclisin kürsüsünden hakaret edeceksiniz, biz de bir şey söylemeyecek miyiz?

BAŞKAN – Sayın Altay, Genel Kurula hitap edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Bakana niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen...

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bugün yapılan iş terbiyesizliktir, o işi savunan da terbiyesizdir!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Siz terbiyesizsiniz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sensin terbiyesiz!

BAŞKAN – Sayın Bakan... Sayın Altay...

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Ya bu seviyesizlik, bu seviyesizlik! Seviyesiz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sensin terbiyesiz! Bakan olmuşsun ama adam olamamışsın!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok ayıp bir şey!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen, istirham ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne demek? Ne biçim... Aç tutanakları bak!

BAŞKAN – Bakın Sayın Altay, bu şekilde konuşmaya hiçbirinizin hakkı yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Var.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Başkan, Sayın Bakanın müdahale etme hakkı var mı böyle?

BAŞKAN – Herkes üslubunu takınmak durumunda.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hayret bir şey ya!

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ama, bıraksın sözünü bitirsin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir bitirsin sözünü.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Çok ayıp be!

BAŞKAN – Üslubunuzu takının, lütfen!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – O kürsüden olmaz öyle.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ya, iki dakika sözünü bitirsin.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu ahlaksızlık ya!

BAŞKAN – Sayın Bakanım, siz de müdahale etmeyin.

Sayın Altay, lütfen…

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Bu kadar seviyesiz olunur mu!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Seviyesiz sensin! Kes sesini! Bakansan Bakansın!

BAŞKAN – Sayın Bakan…

Sayın Altay…

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

425 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Altay, söz veriyorum size.

Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, görüşmeler sırasında Maliye Bakanı ile aralarında geçen diyaloğu tasvip etmenin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, 425 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Meclis kürsüsünde konuşma yaparken, bugün Anıtkabir’de yaşanan bir olayı Genel Kurula ve milletimize naklederken Sayın Bakanla aramızda Meclis âdetlerine, geleneklerine uymayan, yakışık almayan bir diyalog geçmiştir. Bizim bunları tasvip etmemiz mümkün değildir.

Genel Kurulun bilgisine arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan…

21.- Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, görüşmeler sırasında İstanbul Milletvekili Engin Altay’la aralarında geçen karşılıklı bazı ifadelerden dolayı üzgün olduğuna ilişkin açıklaması

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilimize teşekkür ediyorum. Gerçekten, biraz önceki görüşmeler sırasında hiçbirimizin hiçbir şekilde tasvip etmediği karşılıklı görüşler ifade edildi. Ben de bundan dolayı üzgünüm. Mecliste bütün çalışmaların karşılıklı saygı içerisinde yürütülmesi esastır.

Tekrar kendilerine teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bir hatırlatmada özellikle bulunmak istiyorum: İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi İç Tüzük’e uymayı, görüşülen konudan ayrılınmamasını; İç Tüzük’ün 67’nci maddesi Genel Kurulda yapılan konuşmalarda temiz bir dil kullanılmasını, kaba ve yaralayıcı sözler sarf edilmemesini düzenlemektedir.

Yine, İç Tüzük’ün 65’inci maddesinde Genel Kurulda söz kesmek, şahsiyatla uğraşmak ve çalışma düzenini bozucu harekette bulunmak yasaklanmıştır.

Şimdi, görüşmelerin sağlıklı ve verimli yürütülebilmesi, gerginliklere sebep olunmaması için tüm milletvekillerimizden konu dışına çıkmamasını, temiz bir dil kullanmasını ve şahsiyatla uğraşılmamasını, yine aynı şekilde hatibin sözünün kesilmemesi hususunda azami hassasiyet göstermelerini rica ediyorum.

Göstermiş olduğunuz özenden ve hassasiyetten dolayı da teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Engin Altay’ı tekrar kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Altay. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tekrar Genel Kurulda olmaması gereken bu olayların yaşanmasından duyduğumuz üzüntüyü ifade etmek isterim ancak bu olayların yaşanmasına sebep olan konu da esasen kimi kamu görevlilerinin muhalefet partilerine yönelik hoşgörüsüz tutumlarıdır. Yani, onların şöyle zannetmemesi lazım: İşte bunlar muhalefet, bunlar iktidar. Devletin polisi devletin polisidir. Elbette, bugün söylediği gibi, o millettir, biz vekiliz; asıl olan odur ama orada bir görev ifa etmektedir ve o görevi yaparken siyasilerin rozetlerine göre değil, görevin gereğine göre hareket etmek zorundadır, aksi bir durum Türkiye’de daha tatsız gelişmelerin yaşanmasına yol açar.

Sayın milletvekilleri, bugün yaşanan olay Sayın Cumhurbaşkanına yönelik yüksek güvenlik önlemlerinden kaynaklı, biz bunu biliyoruz ama burada biz bile potansiyel olarak bir suçlu gibi, bir tehdit gibi görülüyorsak, devlet bu hâle geldiyse yanlış burada. O polisler ya benim biraz önce söylediğim gibi, iktidarın ordusu olmaya soyunmuş insanlar ya da FET֒cüler, bu tür provokasyonlar da mümkün. Ne malum bunların bir gerginlik yaratmak amacıyla Emniyete sızmış FET֒cü olmadığı. Var mı bu konuda bir deliliniz? Bir sürü adam alıyorsunuz, bunları bir sorgulayın bakayım. Eminim, yarısı FET֒cüdür, yarısı FET֒cüdür. İktidar olarak -sayın milletvekillerini tenzih ediyorum- bu tür tavırlara sizin prim vermemeniz lazım, bu tür iş ve işlemleri yapan bürokratlara sizin haddini bildirmeniz lazım. Aksi takdirde, bugün bana, yarın başkasına.

Herkesin bir şey bilmesini isterim. Sayın Cumhurbaşkanını gerekirse bu millet, herkes korur, ben de korurum. Benim bulunduğum yerde böyle bir şeyi ben tespit etsem, onun polisinden önce ben buna müdahale ederim, o eli ben kırarım, silah çeken eli. Herkes haddini bilsin. Kimse kraldan çok kralcı olmasın. Yani doğal olarak bugün, bana, şahsımda partimize ve milletvekillerimize yapılan iş ayıp bir iştir, Hükûmetin partimizden özür dilemesi lazım. Sayın Bakan Maliye Bakanı, kendisini de çok severim, ayrı, bir şey demiyorum. (CHP sıralarından gülüşmeler) Gülmeyin, seviyorum, evet, bu ayrı bir şey. Ama, İçişleri Bakanının bu olaydan haberi yok mu? Meclis Başkanı nerede? Nerede Meclis Başkanı? Bugün benim Anıtkabir’e sokulmayan arabam “TBMM 30” plakalı. Ben sonra bizim milletvekillerimizin geldiği otobüse binerek Anıtkabir’e girdim. Adama diyorum ki: “Kardeşim plaka bu. Al bak kimliğimi de göstereyim.” O Dışişlerinde basılan giriş kartı bu milletvekili kimliğinden daha mı kıymetli? Bu ne kepazelik! Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Efendim bir de bağırıyor oradan: “Çekin, çekin.” Alıştılar ya bunlar, dava açacaklar. Bildiğin yere kadar git. Gidebildiğin yere kadar git. Sen önce devletin polisi olmasını öğren. (CHP sıralarından alkışlar) Bunlar olur mu? Terbiyesiz dedim adamlara. “Terbiyesiz” iyi eğitim almamış, gerekli eğitimle donanmamış demektir. Tekrar bu konuyu kapatmak istiyorum.

Konuya da şuradan girdik: Derik Kaymakamımıza yapılan saldırıdaki güvenlik zafiyetinden girdik. O kaymakamı biraz koruyabilseydi ya bu devlet, beni engelleyeceğine. Bir diğer siyasi partinin grup başkan vekiline de benzer muamele yapılmış. Ayıptır bunlar. Size de geliyorlar “Öyleydi, böyleydi.”, tabii, işgüzar bunlar yani bürokratları söylüyorum. Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarının büyük çoğunluğunu da tenzih ediyorum. Polis arkadaşlarımız bu konuyu üstüne almasın. Ama, bir realite var, Türkiye’de bu koruma işinin tadı kaçtı. Başbakanlık korumaları, Cumhurbaşkanlık korumaları, Türkiye garip, anormal bir hâl aldı. Devletin her vesileyle “Millet, millet… Milletin bağrından çıktık…” İyi, güzel, çıktın. Ne korkuyorsun o milletten? Korkma, bu millet sana bir şey yapmaz. Bu millet vakti zamanı geldi mi seni sandıkla oradan indirmesi icap ediyorsa indirir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, Başbakan için de geçerli, sayın bakanlar için de geçerli, benim için de geçerli. Milletten korkarak siyaset yapılır mı? Tehdit var, biliyorum, yok demiyorum. Elbet belli tedbirlere ihtiyaç var ama işin tadını kaçırmaya gerek yok. Bu konuda umarım, dilerim Emniyetten bir yetkili de beni dinliyordur.

HALİL ELDEMİR (Bilecek) – Niye bağırarak konuşuyorsun?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ses az çıkıyor diye bağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, bu arada şunu ifade edeyim: Meclis Başkanımızı da sordunuz, o istirahatte, raporlu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Öyle mi?

BAŞKAN – Ciddi bir rahatsızlık geçirdi. Buradan Allah’tan şifalar diliyoruz kendisine.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ne tesadüf 10 Kasıma denk gelmesi!

BAŞKAN – Bilgileri ileteceğiz yalnız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben de Sayın Meclis Başkanına acil şifa diliyorum, Allah’tan şifa diliyorum, geçmiş olsun; bir an önce sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum ve iş görür hâle geldiği gün itibarıyla da bu konu benim değil onun namusudur. Bu konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına emanet ediyorum, nasıl biliyorsa öyle yapsın.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; KHK’ya geçeceğiz.

Bugün 10 Kasım, önemli bir gün. Bugün bütün devlet ricali Anıtkabir’deydi. Belki Türkiye için, Türkiye’deki bu gergin, gerilim siyaseti için bir umut, bir başlangıç olur diye bekledim. Ancak, her şeye rağmen, huylu huyundan vazgeçmiyor. Sayın Cumhurbaşkanında bugün iki şey yakaladım. Birincisi, Atatürk’e yönelik, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik olumlu, müspet, yapıcı ve Atatürk’ü sanki bizden çok daha iyi kavramış, anlamış. İddia, iddia ona ait; doğal, olabilir, keşke öyle olsa keşke Atatürk’ü çok daha iyi anlamış olsa keşke Atatürk’ün nasıl bir Türkiye tasavvurunu, tasavvur ettiğini kavramış, bizden daha iyi kavramış olsa. Ben burada bir kere söyledim: Atatürk Cumhuriyet Halk Partisinin Atatürk’ü değil sadece, Atatürk 80 milyonun Atatürk’ü, bunda bir tereddüt yok ve hep öyle olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Hep öyle olacak. İktidar partisinin sayın milletvekillerinin de iktidar partisine oy veren 20 küsur milyon seçmenin de Atatürk’ü bir tereddüt yok ama bu şu demek değil: Zorda kaldı mı, mecbur oldu mu -öyle de iddia edilebilir- ya da resmî günlerde Atatürk’le ilgili bir iki övgü dolu söz söyleyip ondan sonra çıkıp da başka yerlerde başka şeyler söylemek. Atatürk’ten ne anlıyoruz, bu çok önemli. Ben Atatürk deyince sadece Atatürk anlamıyorum. Ben Atatürk deyince laik cumhuriyet anlıyorum. Burada mutabıksak mesele yok. Atatürk deyince hukukun üstünlüğünü anlıyorum. Atatürk deyince ötekileştirmemeyi anlıyorum. Atatürk deyince inanç aidiyeti üzerinden siyaset yapmamayı anlıyorum. Atatürk deyince yaşam tarzına müdahale etmemeyi anlıyorum. Atatürk deyince etnisite siyasetinden uzak durmayı anlıyorum. Çağdaşlaşmayı anlıyorum Atatürk deyince, “Yurtta barış, dünyada barış.” anlıyorum ve egemenliğin kerametini Meclisten ve milletten bilmek anlıyorum, Meclisin ve milletin dışında hiçbir şeyden keramet ummamak anlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, cemaat ve tarikatlardan değil, Meclisten keramet, milletten keramet anlıyorum ben Atatürk deyince. (CHP sıralarından alkışlar)

Böyle baktığınız zaman… Bize “kurucusu olduğu partinin mirasyedileri” demiş Sayın Cumhurbaşkanı. Sayın Cumhurbaşkanının bugün de böyle bir kutuplaştırma, bir ayrıştırma, bir kamplaşma politikasından ne murat ettiği konusunda kuşkum var. Daha doğrusu, Sayın Cumhurbaşkanından önce Sayın Cumhurbaşkanının danışman kadrosuyla ilgili, kendisi dâhil herkesin bir kafa yorması lazım. Belki de adamcağıza diyorlar ki: “Efendim, reis bey, reis hazretleri -her neyse- böyle yaparsak biz yüzde 50’yi konsolide ederiz.” Ya, yapmayın, yazıktır, günahtır. Üç gün önce söyledim: Bu milleti bölmeyin, bu toplumun içine nifak sokmayın, bu toplumu laik-antilaik diye; Alevi-Sünni diye; cumhuriyetçi, Atatürkçü- Atatürkçü olmayan, cumhuriyetçi olmayan diye; inanan-inanmayan diye ayırmak günahtır, ayıptır. Bu Meclis el ele, kol kola, et tırnak gibi geçmiş insanların mücadelesiyle Atatürk’ün önderliğinde bu ülkeyi bu hâle getirdi. “Tarihimiz doksan yılla sınırlanıyor.” Ne alaka Sayın Cumhurbaşkanı, ne alaka? Biz Kayı boyunu da biliriz, Selçuklu’yu da biliriz, Osmanlı’yı da biliriz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Yeni yeni öğrenmeye başladınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bütün bunların en üstünde Türkiye Cumhuriyeti var, ne güzel, ne mutlu. Kim Selçuklu’ya ilişmiş, kim Osmanlı’ya laf etmiş? Yani “Tarihi doksan yılla sınırlıyorlar.” ne demek, nasıl bir laf? Ne murat ediyor buradan Sayın Cumhurbaşkanı, çok merak ediyorum.

Bu kürsüden bir kere daha söylüyorum: Ne oldu 15 Temmuzda? O zaman iyiydi. Karşılıklı birbirlerine bakıldığı zaman insanlar gülüyordu, içten gülüyordu. Ne geçti? Ne değişti? İnsaf, vicdan. “Ben kamplaşmaktan besleniyorum.” Aklıma bu geliyor. Belki, Allah var, Tayyip Erdoğan’ın iç dünyası bu değil ama o danışmanlar, o şürekâsı diyor ki: “Sen vur CHP’ye!” Şimdi, MHP’ye vurmuyor bugünlerde. “Vur ona, buna!” Bu nasıl bir mantık? Bu mantık bir gün milleti bezdirir. Hani, hep söylüyorsunuz ya “Şu kadar oy aldık, bu kadar oy aldık.” Bir gün bu mantıktan millet bezer, pek fena bir ders verir size. Bir zamanlar yüzde 22’den yüzde 1’e düşen partiler biliriz biz. Olun diye söylemiyorum, beddua etmiyorum, milletin takdiri, yapmayın etmeyin diyorum, milleti bölmeyin, ülkeyi bölmeyin, toplumu bölmeyin diyorum; biz iyi niyetliyiz diyorum, biz samimiyiz diyorum, biz Allah’la aldatanlardan değiliz, siz de -kastım Hükûmet- Hükûmet de aldatmasın diyorum. Yanlış mı söylüyorum? (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Yanlış.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, bugün bir konu daha var, çok kısa ona da değinmek istiyorum.

Metiner burada mı? Gıybet yapmayalım ama bugün bir gazetede bir yazı yazmış, şöyle yazmış, özetle diyor ki: “CHP; HDP’liler tutuklandı, Cumhuriyet’e baskı oldu diye Parti Meclisini topladı olağanüstü, 15 Temmuzda niye toplamadı?” Sonra bizi de PKK’yla ve FET֒yle ilişkilendirmiş kıt aklıyla ve her zamanki işgüzar kişiliğiyle. Metiner bunlara cevap verir. O Metiner’i bir gün siz o partiden atacaksınız, belki hapse de atacaksınız, o zaman onun hukukunu da Cumhuriyet Halk Partisi sağlayacak, temin edecek, koruyacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsiyatla uğraşmayalım lütfen Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir gazeteci olarak o Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisini -çok ilgili de, ilgili gibi de aslında- ve Cumhuriyet Halk Partisini daha yakından izlemesinde yarar var. 15 Temmuzdan bir gün sonra -ki 15 Temmuz 16’ya sarktı- Cumhuriyet Halk Partisinin dışında hiçbir siyasi parti en üst organını toplamadı. 17 Temmuzda biz parti meclisini olağanüstü topladık. Başka toplayan parti var mı?

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Biz toplu hâldeydik. Biz zaten toplu hâldeydik.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Allah için, kimi siyasetçiler o zaman evinden çıkamıyordu, daha ne olacağı belli değil, bakarsın ikinci dalga gelir diye. Neredeydi Metiner o gece? Neredeydi, burada mıydı? Ayıptır! O gece şöyle demişiz… Bu kürsüde hayatımda metin okumadım, bakarak konuşma yapmadım.

MARKAR ESEYAN (İstanbul) – Ayıp ediyorsun! Tankın üzerindeydi o.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben… Peki, Metiner burada olabilir.

Ben soruyorum sadece. CHP bir gün sonra parti meclisini topladığı hâlde “CHP 15 Temmuzdan sonra parti meclisini toplamadı.” gibi bir yalanı yazmak ayıp etmek olmuyor mu? O, verir…

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen, Genel Kurula hitap edelim, şahsiyatla uğraşmayalım, kendisi de yok burada, lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tamam Başkanım.

Uzun zamandan sonra, bir şey okuyacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ortak açıklaması:

“Parti Meclisi ve TBMM Grubumuz 15-16 Temmuz darbe girişimi ve sonrasındaki süreci değerlendirmek üzere 17 Temmuz 2016 tarihinde Parti Genel Merkezinde toplanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir cuntanın parlamenter demokrasimize yönelik darbe girişimini lanetliyoruz.” Darbeden iki gün sonra, daha siz konuşmuyorsunuz.

“Türk Ordusunun üniformasına ve onuruna yakışmayan tutum içindeki bu gruba karşı siyaset kurumu, milletvekillerimiz ve milletimiz gereken tutumu alarak karşı çıkmıştır. Parlamenter demokrasi birikimimizin yarattığı demokrasi kültürü, bu darbe girişimini başarısız kılmıştır.

Her türlü darbe ve kalkışmaya karşı halkın demokratik direnme hakkı kutsaldır. Parlamenter demokrasinin yarattığı tarihsel birikimin gücüyle halkımız, darbeye karşı direnme hakkının bir örneğini vermiştir.

Bu bağlamda, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da asker sivil ayrımı yapmaksızın her türlü darbe girişimine ve vesayete şiddetle karşı olduğumuzu ifade ederiz.

Siyasi partilere önümüzdeki dönemde çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Benzeri olaylarla bir daha karşılaşmamamız için siyasi partilerin özeleştiri yapması bir zorunluluktur.

Önümüzdeki görev, darbecilerin hesap vermesi, toplumsal normalleşmenin sağlanması ve demokrasimizin güçlendirilmesidir.

Türkiye'nin saygınlığı açısından hesaplaşma süreci sadece ve sadece hukuk sınırları içinde yürütülmelidir. Darbeciler, tüm iş birlikçileriyle birlikte hukuk düzeni içinde yargı önüne çıkmalı ve hesap vermelidir. Hesap sorma sürecini ve soruşturmaları, Anayasa ve hukuk sınırları dışına taşıyıp bir cadı avına dönüştürmek, Anayasa’yı ihlal eden darbecilerle aynı konuma düşmek olur.

Soruşturmalarda özellikle sorumlu olanla olmayanı ayırmak, sorumlulardan hukuk sınırları içinde hesap sormak, bundan sonraki normalleşme ve demokratikleşme sürecinin selameti açısından büyük önem taşımaktadır. Soruşturmalar, intikam ve tasfiye fırsatı gibi görülmemelidir.

Öte yandan, hukuk devletinin gereği olarak er ve erbaşlara dönük linç girişimleri de aynı biçimde soruşturulmalıdır.

Siyaset kurumu ve devlet organları, halkın kutuplaştırılmasına, kışkırtılmasına, çatışma potansiyelinin tahrik edilmesine, Türk Silahlı Kuvvetlerinin düşman gibi gösterilmesine dönük her türlü girişim ve ortamı ortadan kaldırmakla sorumludur.

Ülkemizin geleceği tam demokrasidedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bütün siyasi partilere açık çağrımızdır: Güçlü bir parlamenter sistem ve özgürlükçü demokrasi için her türlü çabayı göstermeye hazırız. Bu, bizim tarihî sorumluluğumuzdur.”

Sayın Mehmet Metiner’in bugünkü yazısına bir cevaptır, anlayan anlar. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana yapacak bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, öte yandan, çok tartışılan son parti meclisi bildirimizi zamanım çok kalmadı, okumayacağım ama oradan bir iki şeyi sizinle paylaşmak istiyorum: “Darbe girişiminde yer alan, destek veren askerî, siyasi ve bürokratik tüm unsurlar en kısa sürede ortaya çıkartılmalı ve hukuk çerçevesinde yargılanmalıdır.” Neresi yanlış bunun?

“AKP, Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde ve seçimle gelen temsilcilerle yürütülmesi gereken çözüm sürecini, TBMM’yi hiçe sayarak doğrudan PKK’yla pazarlığa girerek yürütmüştür.” Yanlış mı, ne var bunda?

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Doğru.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir tespit değil mi bu? Geçiyorum.

“Hukuki süreçler tamamlanıp hüküm kesinleşmeden milletvekillerinin tutuklanması Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesinin içtihatlarına aykırıdır. Bu hukuk dışı uygulamaya son verilmelidir.” Ne var bunda? Şunu da söyleyeyim: “FETÖ, PKK ve IŞİD terör örgütlerine yardım ve yataklık eden saray ve AKP yöneticileri –buraya takıldığınız muhakkak- demokrasimize ve ülkemizin bekasına yönelik en büyük tehdittir. Bu tehdit yurttaşlarımıza demokratik direnme hakkını da vermektedir.” Bu bir tespit, bu bir eleştiri. Siyasette birbirimize her gün gül uzatamayız. Dünyanın en doğru işini bile yapsanız muhalefetin size “Aferin” demesini mi bekliyorsunuz? Sayın Binali Yıldırım’la altı yedi yıl önce Sinop’ta bir anım vardır. Binali Bey Sinop’a gelmiş Bakan olarak, Sinop’un o dönemki milletvekilleri “Efendim, bu Engin Bey bizimle çok uğraşıyor yerelde.” diyorlar. Binali Bey çok güzel bir cevap verdi onlara: “Siz Engin Bey’den övgü mü bekliyorsunuz? Siyasetin gereği budur, adam işini yapıyor." dedi. Binali Bey'in sekiz sene önceki mantığının şimdi iktidar partisinin sayın milletvekillerinde ve özellikle Hükûmette de olması lazım. Her vesileyle söylediğim bir şey var: Öfke biraz muhalefete yakışır, iktidara yakışmaz; size sabır yakışır. Ben Refah Partisinin 56 milletvekiliyle şurada koalisyon iktidarına kök söktürdüğünü biliyorum. Sizin gösterdiğiniz refleksi, o günkü koalisyon hükûmetine mensup siyasi partiler o zaman göstermedi.

Değerli milletvekilleri -çok konu var, dağıldı tabii bu tantana şeyle- şunu söylemek istiyorum yalnız: Arkadaşlar, hepimizin bir siyasi aidiyeti var. Hiç şüphesiz, parti hiyerarşisi de var. Bunları kabul ediyorum, saygıyla da karşılıyorum, bizim de var ama ortada bugün Sayın Cumhurbaşkanı da söylüyor: “Bu cumhuriyet gökten zembille inmedi, sokakta bulunmadı.” Bizim de söylediğimiz bu. “Efendim, biz Atatürk'ü daha iyi anladık.” Ne mutlu, ne güzel! Hiçbir itirazımız olmaz. Başından beri söyledik hepimizin bu diye, cumhuriyet de bizim değil, Atatürk de; hepimizin, ortak değer, ortak ülkünün önderleri, değerleri ama sorumlu olduğumuz bir 80 milyon insan var. Kürt’üyle Türk’üyle, Alevi’siyle Sünni’siyle, Arap’ıyla Gürcü’süyle, kuzeylisiyle güneylisiyle, bu 80 milyon insanı bölmeyin –Hükûmete söylüyorum tabii- ayrıştırmayın, ötekileştirmeyin, kamplaştırmayın. Bundan kimseye hayır yoktur. İnançların gereği de bu değildir, siyasetin edebi de bu değildir. Bu tür politikalarla zaman zaman belli oylar konsolide edilebilir. İnanç aidiyeti üzerinden siyaset yaparak belli kesimin oylarını alabilirsiniz, desteğini alabilirsiniz ama o aslında bir zafer değildir, hezimettir. Hani diyorsunuz ya “Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.” Siz, şimdi zafer zafer yenilgiye gidiyorsunuz, farkında değilsiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çok çalışmanız lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, sisteme girmişsiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buna da cevap ver!

BAŞKAN – Bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Altay’ın bu sabah Anıtkabir’e girişte yaşadığını ifade ettiği zorluk konusunda burada ortaya koyduğu şikâyetin Meclis Başkanlığınca takip edilmesi hususunu biz de teyit ediyoruz. Bu araştırılsın, incelensin ve Meclisin mensuplarına karşı, vekillerine karşı bu güvenlikle ilgili tedbirler konusu daha dikkatli ve itinalı bir şekilde sürdürülsün. Sonuçta millet adına görev yapıyoruz.

Sayın Engin Altay, bizim laik-antilaik, Alevi-Sünni diye memleketi böldüğümüzü, kutuplaştırıcı bir siyaset izlediğimizi ve böyle devam ettiğimiz sürece halkın bize mutlaka bir ders vereceğini ifade ediyor, “Bu mantıkla giderseniz halk size ders verecek.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Halk tabii beğenmediği, uygun görmediği bir mantığı görürse ders verir. Sayın Engin Altay’ın mantığı çerçevesinde ifade ediyorum. On seçimdir halk kime ders veriyor, hangi mantık dolayısıyla ders veriyor? Kendi mantığı çerçevesinde, kendi söylediği mantık çerçevesinde bunun cevabını da kendisinin düşünmesini talep ediyorum.

Sayın Metiner’e ilişkin, beğenirsiniz, beğenmezsiniz, eleştirirsiniz muhakkak, Meclisin bir vekili. Bahsedildiği gece, 15 Temmuz gecesi, gece saat on birden itibaren sabaha kadar havaalanındaydı, Sayın Cumhurbaşkanımızla beraberdi, daha sonra da Meclisteydi. Bunu da bir nesnel bilgili olarak burada paylaşmak isterim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta, buyurun.

Size de 60’a göre bir dakika süre veriyorum.

23.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Engin Altay zannediyorum bizi kastetmedi ama belki bir bilgiyi paylaşmakta fayda olur diye ben de ifade etmek istedim, söz aldım.

Şimdi, 15 Temmuz gecesi –bu aslında basına da yansıdı- biliyorsunuz, Sayın Genel Başkanımız saat on sularında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezine gelmiştir, akşam saat on bir gibi divanı toplamıştır ve divan ertesi gün sabah saat ona kadar hiç dağılmamıştır ve bütün olayları kontrol etmiştir, gerektiğinde vaziyet etmiştir.

Ayrıca, biliyorsunuz, ilk beyanat da Sayın Genel Başkanımızın Sayın Başbakanı arayıp saat dokuz sularında, Hükûmetin arkasında olduğunu ve darbeye karşı olduğunu ifade etmesi olmuştur. Bunları atlamamak gerekir. Bunu tekrar bir hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece tutanaklar bakımından…

Benim oradaki kastım kesinlikle Milliyetçi Hareket Partisinin sayın yöneticileri, mensupları değil. Kastım açıktı; iktidar partisinin “kimi”, “kimi” yöneticileriydi. Kastım buydu.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Millet, bayrak gibi kutsal değerler söz konusu olunca tüm siyasi partilerin ortak bir paydada uzlaşı kültürünü devam ettirmesinin önemli olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Çok değerli milletvekilleri, bir defa şunu özellikle ifade etmek isterim ki ben de, 15 Temmuz gecesi tüm siyasi partiler ve tüm milletvekilleri, milletin hissiyatına da bakarak sokaktaydı, meydanlardaydı. Kendi iradesine sahip çıktı aslında milletvekillerinin hepsi, siyasete sahip çıktı. Çünkü hedef, tabii ki Cumhurbaşkanımız, Başkanımız, Hükûmetimiz ama hedef demokrasiydi, hedef siyasetti ve siyasi partiler varlık nedeni olan siyasete, demokrasiye, millî iradeye sahip çıktı.

Tüm milletvekilleri, o gece, Ankara’da olanlar Meclisteydi, Ankara dışında olanlar seçim bölgelerinde veya başka yerlerde -biliyorum ki- sokaktaydı, meydandaydı.

Tüm genel başkanlar bu noktada azami hassasiyet gösterdiler.

Ertesi gün, olağanüstü toplantıda, burada ortak bir bildiri de yayınlandı.

Arzumuz, kastımız, niyetimiz, bu birlikteliğin söz konusu vatan olunca, millet olunca, bayrak olunca, söz konusu kutsal değerlerimiz olunca bu ortak paydada tüm siyasi partilerin bu uzlaşı kültürünü devam ettirmesi, kendi iradesine, milletin iradesine sahip çıkmasıdır.

Yine, o gece, ben de çok iyi biliyorum ki Mehmet Metiner arkadaşımız İstanbul’da sokaklardaydı, meydanlardaydı; havaalanına kadar da gitti, ben de çok yakinen biliyorum, kendisiyle de haberleşmiştik.

Dolayısıyla, kimse kimseyi itham etmeden, millet adına, memleket adına, inşallah, ortak meselelerimizde ortak çözümü geliştirmeye devam edelim diyorum.

Tekrar gösterdiğiniz hassasiyet için tüm gruplara, tüm milletvekillerine teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, az önce burada Sayın Altay’ın yapmış olduğu konuşma, Sayın Metiner’e dönük konuşma Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili yapmış olduğu bir değerlendirmeden kaynaklandı.

BAŞKAN – Bir de “O gece neredeydi?” diye bir şey de olunca bunu izah etme gereği hissettik.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama, tabii, Sayın Metiner “Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisini toplamadı, bir karar almadı.” derken bir cevabı hak ediyor. Ona cevap verilirken verilen cevabın üzerine de başka yorumların yapılması da bence uygun değil. Biz ona cevap verdik.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum hassasiyetiniz için. Çok sağ olun Sayın Gök.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN – Tümü üzerinde gruplar adına ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Koçdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Türkiye’yi dünya üzerinde müstemleke olmamış tek Türk ve İslam toprağı yapan, zamanın gereğini dosdoğru okuyup hayata geçiren kadroların ve seferberlik neslinin büyük liderini ebediyete intikalinin yıl dönümünde saygı, minnet, özlem ve rahmetle anıyorum. O, Türk milletine adanmış bir ömürle ölümü öldürmeyi başarmıştır, bizim ve gelecek nesillerin gönüllerinde yaşayacaktır.

Bugün Atatürk’ü 2016 yılından geriye doğru tekrar anlamak istediğimizde, ona baktığımızda ilk akla gelen kavram, millet ve müşterek biz duygusudur. Hakikaten, cumhuriyet nesli zamanın ruhunu, zamanın gereğini iyi okuyup bu topraklardaki insanların modern manada millet olması sürecini başlatmıştı. O “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına ‘Türk milleti’ denir.” demişti ama maalesef, cumhuriyetin ilk yıllarında büyük bir coşkuyla; yokluklara, sefalete, kıtlıklara, hastalıklara, cehalete rağmen sağlanan bu müşterek biz duygusu ve büyük ve onurlu bir aile olarak millet olma hissi; bu millete aidiyet, mensubiyet duygusu zamanla zayıflamış; özellikle son yıllarda alt/üst kimlik gibi safsatalarla millet kamplaşma ve kutuplaşmaya doğru götürülmüştür.

Diplomasinin, birlikte yaşamanın, devlet olmanın tecrübelerinden ve Türk milletinin bu sahadaki birikiminden bihaber olan kadrolar, hem içeride hem de uluslararası arenada Türkiye’yi ciddi risklerle karşı karşıya kalır hâle getirmiştir.

Bugün hibrit bir iktidarımız var, ihtiyacı olduğu anda yakıtını değiştiren bir iktidar; başlangıçta liberallerle, ayrılıkçılarla, başka şeylerle devrevi koalisyonlar yaparak bugüne geldi ve 15 Temmuz diye bir badireyi yaşadık. Ama, aynı zamanda, teflon bir Hükûmetimiz var. Yaşananlardan hesap sorma kısmında kendisini ehil, yetkili hissediyor ama hesap vermeye gelince ona hiçbir sorumluluk, hiçbir mesuliyet yapışmıyor; sanki bu ülkeyi yönetenler başkalarıydı.

15 Temmuzdan sonra da normalde itidalli davranılıp soğukkanlılıkla, devlet adamlığı tavrıyla hareket edilse, o gün sağlanan birlik beraberlikle uzunca bir zamandır hasret kaldığımız kaynaşma ve millet olarak büyük bir aile olma duygusunu pekiştirme yerine, maalesef, “Önce yap, sonra açıklarsın.” diyerek 15 Temmuzda verdiğimiz yetkinin dışında pek çok düzenleme yapmaktadır. Bugün görüştüğümüz kanun hükmünde kararname de aynen böyledir. Birazdan, neleri düzenlediğini yüce heyetinize arz edeceğim, bunların 15 Temmuza gelmeyle ya da 15 Temmuzdan sonraki tedbirlerle ne kadar alakası var, onu sizlerin takdirlerine sunacağım.

Ama bugün şu fotoğrafı görmemiz lazım: 140 bin kişinin -belki daha fazla şu anda- işinden olduğu bir süreçteyiz. 40 bin kişinin içeride olduğu bir dönemdeyiz. Bu 40 bin kişinin içeri girmesi için, herhangi bir rehabilite, herhangi bir hazırlık olmadan 40 bine yakın kişinin de cezasından önce salıverildiği bir dönemdeyiz. 14 bin iş yeri kapanmış vaziyette, 130 civarında gazeteci içeride, 140 medya kuruluşu kapanmış; 1930’ların Almanyası’nda “…”(x) denilen tek sese doğru Türkiye götürülüyor ve ekonomide realiteden, topraktan, sahadan kopuk bu yönetim yeni riskleri Türkiye gündemine sırasıyla getiriyor.

Ben, siyasal bilgiler fakültesi mezunuyum, orada bize siyaset bilgisi dersi öğrettiler. O ders kitaplarından birinde totalitarizmin özellikleri sayılıyor. Bunları sadece okuyarak arz etmek istiyorum.

1) Yargı ve basın üzerinde kontrol,

2) Muhalefetin kriminalleştirilmesi,

3) Devlet ve ekonominin birbirine eklemlenmesi,

4) İdeolojik özel bir görev, misyon ve duygusunun iktidarda olması,

5) Fanatik ve güç kullanma eğilimli bir taraftar topluluğunun mevcudiyeti,

6) Güvenlik güçleri ve siviller arasında ittifak ve birlikte çalışmanın teşvik edilmesi,

Ve nihayet, meclismiş gibi çalışan bir meclisin olması.

Türkiye’nin mukadderatı, bekası için hayati derecede önemli konular diye kanun hükmünde kararnameler çıkarılıyor ama bu kanun hükmünde kararnamelerin incelenip Meclis onayından geçmesi safhasında, bakıyoruz, dün, hemen hemen 150 maddeyi birden bu Meclisten geçirdik. Arkadaşlar, bu 150 maddeyi gerekçeleri olmaksızın sadece okumaya bile, dünkü yasamaya ayırdığımız vakit yeterli olmazdı.

Peki, bugünkü kanun hükmünde kararnamede ne var? 1’inci maddesinde, geçenlerde kurduğumuz Maarif Vakfı Mütevelli Heyetinin huzur ücretlerinin kimler tarafından belirleneceği var. O zaman da “Aceleye getiriyorsunuz.” demiştik, şey yapılmadı. Daha sonraki maddelerinde, kayyum ve bunun TMSF’ye devri var. Sivil Havacılık Kanunu’ndaki insansız hava araçlarını düzenliyoruz. Valiliklerde, özel idarelerin tüzel kişiliğinin sona erdirilmesinden sonra faaliyete geçen yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarını düzenliyoruz. Millî Savunma Bakanlığında sivil bürokratlara da askerî rütbe verilmesini düzenliyoruz. Müsteşar orgeneral, genel müdür, işte, tuğgeneral mi, neyse, bunu burada düzenliyoruz. Araştırma görevlilerini, 14 bine yakın araştırma görevlisini süresi bittiğinde sokağa atmayı düzenliyoruz. Sivil Havacılıkta ve Emniyet Genel Müdürlüğündeki pilotlara ödenecek tazminatı burada düzenliyoruz.

Her zaman yaptığımız gibi, bunları yaparken de pek çok yerde cümle kurulumu hataları ve imla hataları yapıyoruz. Mesela, madde 51’de “fıkrasının” yazacağımıza “fıkrasın” yazıp bırakıp pek çok yerden incelenmeden geçtiği için buraya getiriyoruz.

Arkadaşlar, bu darbeyi Meclis mi yaptı? Niye bu Meclis Olağanüstü Hal Kanunu ve Anayasa’da öngörülen konumunu bile kullanmıyor? Biz mi sebep olduk? Darbeciler Meclisi bombaladığında, arzu ettikleri şey, herhâlde, yine, burada, çok fazla bir şey incelenmeden belli düzenlemelerin hayata geçmesi değil miydi?

Şimdi, özel hukukta bir hüküm vardır, kişinin bazı hakları kişinin kendisine karşı da korunmuştur. Mesela kişi “Ben intihar edeceğim.” ya da “Evlenmeyeceğim.” diye sözleşme yapamaz. Devletler hukukunda da devletin bekası söz konusu olduğunda hiçbir düzenleme devletin bekasını tehlikeye atamaz. Biz bunu kabul ediyoruz, savunuyoruz. Ama herhâlde şurada bir farkımız var: Devlet dediğiniz, hukukun egemenliğini sağlayan ve kendisi de hukuka tabi olan bir aygıttır. Eğer hukuk yoksa, orada devletten ve hâliyle korunması gereken bir bekadan da söz etmek mümkün olmaz.

Şimdi, bugün Atatürk’ün ölüm yıl dönümü dedik. Bu, tarihin nasıl işlediğiyle ilgili çeşitli kuramlar, teoriler var. Bunlardan bir tanesi “devrevi tarih anlayışı” diye isimlendirilir. Yani tarih bir “horizon” şeklinde, bir yay şeklinde sürekli yükselerek gelişir, büyür ve tarihin herhangi bir anından aşağıya doğru, geçmişe doğru bir şakul uzattığınızda bugünküne benzeyen birkaç dönemi bulmanız mümkündür. Ben 2016 yılından bildiğim tarih geçmişine şakul uzattığımda bazı dönemleri görüyorum. 1859’daki Kuleli Vakasını görüyorum, 1908’deki İkinci Meşrutiyet’i, onun arkasından Derviş Vahdeti’yi ve orduda yapılan edilenleri görüyorum, 1909’dan 1913’e kadar devam eden süreci görüyorum. Arkadaşlar, tarihe bakıp tarihten ibret almazsak buradan iyi bir çıkış gözükmüyor.

Geçenlerde seyrettim, Gertrude Bell diye bir İngiliz ajanı var, arkeolog, Orta Doğu’da casusluk faaliyetleri de yapıyor İngiliz istihbaratı için. Onun hayatını filme almışlar. O filmin sonunda Lawrence dediğimiz adam bir cümle kuruyor, diyor ki: “Tanrı’nın adil olduğunu hatırladıkça ülkem adına çok kaygılanıyorum.” Ben de tarihin akışındaki belli illiyet, nedensellik ilişkilerini gördükçe hakikaten bugün ve bundan sonrası için kaygılanıyorum, endişeleniyorum. Tarih ne diyor? “Eğer bir ülkeyi ehil kadrolar yönetmezse, eğer bir ülkeyi emin kadrolar yönetmezse, eğer bir ülkeyi halka ve realiteye, o ülkenin toprağına, tarihine, o ülkedeki cari birlikte yaşama mirasına aşina olan kadrolar yönetmezse o ülke iyi yere gitmez.” diyor. Bugün hakikaten ehil kadroların yerine tek özelliği sadakat olan kadrolar geçmiştir. Bugün, şantaj edilebilir -şantaja maruz derecede- emin olmaktan uzak olan kadrolar vardır ve hepsinden daha önemlisi halka yakın olmaktan uzaklaşmış olan kadrolar vardır.

Bu mağdurlarla ilgili bize müracaatlar yapılıyor ama Sayın Başbakanımız hem de cuma namazı çıkışında kendisine sorulduğunda mağdurlarla ilgili bir soru, gülümseyerek, gülerek şunu diyebilmiştir: “Bizim dokunduğumuzdan daha fazla bağıran çağıran, ‘Mağdurum.’ diye haykıran var. Bu da bu yapılanmanın yeni bir taktiğidir.” Keza Sayın Cumhurbaşkanımız da mağdurlarla ilgili “Hainlerin hakkı hukuku mu olur? 241 kişinin karşısında mağdur mu olur?” demiştir. Şimdi, bu iki makamdan bu tür beyanlar yapıldığında siz bürokrasinin, yargının tarafsız kalabileceğini mi düşünüyorsunuz? Arkadaşlar, bir ülkede 150-200 bin kişi hain olamaz. Şu anda devam ediyor daha süreçler. Eğer belli bir miktarı aşmışsa o zaman oturup düşünmek lazım ki Türkiye kamuoyu da esas bu işin içinde olanlara ne yapıldığını beklemektedir. Hakikaten, 15 Temmuzu 16 Temmuza bağlayan gece ne oldu? Dört ay gibi bir zaman geçti ve biz hâlâ bunu bilmiyoruz. Darbenin çekirdek kadrosu kimlerden oluşuyordu? Darbe olduğunda kim nereye gidecekti bunu bilmiyoruz. Ama ne yapıyoruz? İktidarın tarifiyle, ibadet katmanında yer alanları belli bazı basit kriterlerle içeri atıyor, işinden gücünden ediyoruz.

Bana bir polis memuru geldi, Mersin’den Bingöl’e tayin olmuş, çocuğunu bu yapılanmanın okuluna vermiş. Şu anda tutuklu içeride. Yeğeni geldi bana ve dediği şu: “Tamam, amcam çocuğunu bu okula verdi ama bu devlet de Sayın Vekilim, sizden aldığı vergilerle her çocuk için o okula 3.800 küsur lirayı 2016 Temmuzuna kadar ödedi.” Bu düzenlemeyi yapan, bu 3.800 lirayı benim vergimden, o yapılanmanın okuluna veren, aktaranlar şu anda hesap soruyor. Arkadaşlar, biz bir şoföre bir arabayı emanet etmişiz. Bu şoför, arabanın fenni muayenesini yapmamış, şanzımanından, diferansiyelinden, lastiğinden gelen seslere bakmamış, kendi içindeki yapılanmaları görmemiş ve araba bir yere toslamış, uçuruma geçmiş. O şoför inip yolcu olarak bizden, arabanın sahiplerinden hesap soruyorsa burada biraz düşünmemiz gerekiyor

Burada, ikide bir, alınan oy oranlarından söz ediyoruz. Yine, siyaset bilimi der ki: Hukukun egemenliği olmaksızın, halkın onayına dayanan rejimin adı tiranlıktır. Hukuk kuralları içinde, hukukun üstünlüğü içinde halkın tasvibini alan, halkın tercihini alan rejim tabii ki hepimizin başımızın gözümüzün üstündedir ve millî iradedir, hepimiz ona tabiyiz ama bunun ön şartı hukukun egemenliğinin devam etmesidir çünkü bu oyunun kuralı budur. Siz, onu bir tarafa atıp, eğer futbolu hem elle hem başka şeylerle oynayıp, faulleri yapıp ondan sonra da kuralı hatırlatan herkese “Tabelaya bak.” derseniz kendinizi belki avutursunuz ama doğru bir şey söylemiş olmazsınız.

Arkadaşlar, küçük bir grip ya da soğuk algınlığı bile geçirdiğimizde doktorlar şunu tavsiye ediyorlar: “Aman, istirahat et, ortamı değiştirme, kendini yorma.” Biz, 15 Temmuzda, devlet olarak hakikaten çok büyük bir yara aldık, büyük bir travma geçirdik; muradımız mürüvvetimiz olan pilotlarımızın Meclisimizi, Türkiye Cumhuriyeti kamu kurumlarını bombaladığını gördük, ateş ettiğini gördük; çocuklarımız için bu çok ciddi bir şeydir. Generallerimizin yarıya yakınını attık, 3 hâkimden 1’ini attık, devlet kademelerinde pek çok birimi boşalttık, Emniyet istihbaratını sıfırladık. Bundan sonra yapılması gereken, soğukkanlı bir şekilde, geniş devlet adamı perspektifiyle hareket etmek, tecrübeyi, uzmanlığı, öngörülebilir bir ortamı hayata geçirmektir ama maalesef, biz sanki orada çok güçlenmişiz gibi pek çok cepheyi açtığımızı görüyoruz arkadaşlar.

Eğer bu FETÖ belasıyla mücadele edeceksek bununla edelim, diğer gündem maddelerini bizim bugünkü durumumuza zarar vermeyecek şekilde, onların zararlarından emin olacak şekilde tutmaya gayret etmeliyiz. Ama, biz ne yapıyoruz? Şu anda Avrupa Birliğiyle yeni çatışma başlatıyoruz, Amerika’ya heyheyleniyoruz, Irak Merkezî Yönetimi’yle kavga ediyoruz, Suriye’de durumumuz öyle; içerde pek çok şeye, şu Meclisteki partilere bile bu birlik, beraberliği sağlama yerine arayı açan, soğukluğu artıran bir tavır ve davranış içinde oluyoruz. Ama, bunun sonu -dediğim gibi- çok iyi olmayacaktır. Siz realiteleri yasal düzenlemelerle aşamazsınız. Türkiye’nin problemleri varsa bunları açık yüreklilikle masaya koyup düzenlemek ve çözmek durumundayız; yoksa, yani Türkiye’deki insanlar mutsuz, bunları mutlu edelim diye bir kanun hükmünde kararnameyle herkesin ikametini Mersin’in Mut ilçesine almak kadar komik ve tarih ve toplumda karşılığı olmayan şekilde hareket etmiş olursunuz.

Ben, aklıselim, soğukkanlılık, birbirimize değer verme durumunun geri gelmesi dileklerimle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koçdemir.

Gruplar adına üçüncü ve son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT ATİLLA KAYA (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 78’inci yılında rahmetle, minnetle anıyorum.

Atatürk’ün önümüze koyduğu muasır medeniyet seviyesine erme hedefi bizim ülkümüz olmuştur ve yine “En büyük eserim.” dediği cumhuriyetimizi içerideki ve dışarıdaki düşmanlara karşı korumak da en büyük vazifemizdir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana yaklaşık dört aylık bir süre geçti. Millî iradeye kasteden, millî iradenin merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalayan, insanlarımızın üzerine acımasızca kurşun ve bomba yağdıran, 246 vatan evladını şehit eden hainlerle mücadelemiz devam ediyor.

15 Temmuzun hemen ardından toplanan Millî Güvenlik Kurulumuzun Bakanlar Kurulumuza tavsiyesiyle olağanüstü hâl ilanı ve kararı, Milliyetçi Hareket Partisinin desteğiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisimizden de geçti. Tabii, bu olağanüstü hâl kararıyla birlikte bu hain ve iş birlikçileriyle mücadelemiz daha hızlı ve daha etkin yapılmaya başladı.

Olağanüstü hâl ilanıyla Anayasa’mızın 121’inci maddesi kapsamında çıkarılan tüm kararnamelerin ortak bir yanı vardır; bu da hainlere ve iş birlikçilerine karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını, devletimizin, milletimizin huzur ve güvenliğini sağlamaktır.

Değerli milletvekilleri, bu süreçte sadece FET֒yle değil, PKK’yla da, DAEŞ’le de mücadelemiz devam ediyor. Bu süreç içerisinde gördük ki aslında bu 3 örgüt birbirinin içerisine girmiş ve bir komuta merkezinden idare ediliyor. O amaçla, Anayasa’mıza eklenen -özellikle- geçici maddeyle 154 milletvekili arkadaşımızın dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra, bu süreç içerisinde pek çok arkadaşımız gidip ifadelerini vermişken maalesef, dokunulmazlığı kaldırılan bazı milletvekilleri devlet ve yargı otoritesini tanımayarak ifade vermeye gitmemişler, ardından da gözaltı süreci ve akabinde de bugün yaşadığımız gelişmeler ortaya çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, hep beraber gördük, bunların gözaltına alınması anından itibaren, ülkemizde PKK yine silahları ve bombaları konuşturmaya başladı. Polislerimiz, askerlerimiz, sivil vatandaşlarımız şehit oldu; küçük, daha bebek yaşta çocuklarımız şehit oldu. Amaç belli; orada yaşayan vatandaşlarımıza, bölge halkına “Siz eğer devlete, Hükûmete, bu ülkenin liderine karşı durmadıkça sizden başlayarak öldürmeye devam edeceğiz.”

Hep beraber gördük çözüm süreci ve 7 Haziran süreçlerinden sonraki süreçte, bunların demokratikleşme ya da özgürleşme gibi bir temel dayanakları yok. Bunların tek derdi var, bu da kan, kan, kan! Başka bir dertleri yok.

İşte, geçenlerde eski bir HDP’li vekilin, bölge halkının destek vermemesi üzerine, orada yaşayan Kürtlere yönelik yoğun hakaretlerini, iftiralarını attığı “tweet”te hep beraber gördük. İşte, aslında bunların Kürtlere de bakış açısı budur. Bunlar hiçbir zaman oradaki Kürtlerin haklarının zaten savunucusu olmamışlardır. Bunlar destek alamıyorlar, şimdi kızıyorlar ama içteki gerçeklik bellidir. Bölge halkı da Kürtler de bunların gerçek yüzünü görmüştür ve o bölgede yaşayanların ve Kürtlerin onlardan tek bir isteği vardır, artık yakalarından düşmeleridir.

Değerli milletvekilleri, dokunulmazlıkları kaldırılan HDP milletvekilleriyle ilgili süreç, tamamen Anayasa’ya, hukuka ve eşitlik ilkesine uygun olarak yürütülmüştür. Normal bir vatandaşımız nasıl bir yargı süreciyle baş başa kalıyorsa, aynı şekilde bunlar da o süreçle baş başa kalmışlardır ama onlar devletin otoritesini, yargının otoritesini kabul etmemişlerdir. Dokunulmazlıkları kalktığı için herhangi bir imtiyaza ve bir hakka da sahip değillerdir.

Daha bir yıl önce, bu Meclisin açıldığı ilk anda, Anayasa’mızın 81’inci maddesi gereğince hep beraber burada yemin ettik. Yeminimiz nasıl başlıyor: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma…” diyerek başlayıp akabinde “…büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum.” diye bitiriyoruz.

Bunlar yeminlerini tutmadılar, bunlar hukuk yerine terörü, demokrasi yerine şiddeti tercih ettiler. Milletin değil, Kandil’in vekili oldular. Terörle, teröristlerle aralarına mesafe koymadılar. Terörle iç içe bir duruş sergilediler. Güneydoğuda kurtarılmış bölgeler ihdas etmeye çalıştılar. Belediyeler eliyle devletin, milletin parasını bölücü terör örgütü PKK’ya peşkeş çekmeye çalıştılar. 6-8 Ekim olayları gibi kanlı olaylar çıkararak tüm provokasyonlarla tüm ülkenin huzurunu bozmaya çalıştılar. Milletvekili olarak yasama dokunulmazlığının arkasına sığınıp teröre kalkan olmaya çalıştılar. Milletvekilliği kimseye suç işleme imtiyazı vermez. Arabasında terör örgütüne silah taşıyan milletvekili olmaz, terörist taşıyan, bomba taşıyan vekil olmaz. PKK paçavrası taşıyıp terörist cenazesine katılan milletvekili olmaz. Devletimize karşı “PKK’nın öyle bir gücü var ki sizi tükürüğüyle boğar.” tehdidinde bir milletvekili olmaz, olamaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yasalarını, devletin mahkemelerini, kararlarını tanımayacaksınız, meydanlarda terörün, teröristlerin propagandasını yapacaksınız, sonra yargının karşısına çıkıp “Biz milletvekiliyiz, bize dokunmayacaksınız.” diyeceksiniz, yok öyle yağma. Evet, boşuna uğraşmayın, sızlanmayın, vatana ihanet cezasız kalmaz. Terör örgütünün siyasi şubesi gibi çalışmayı hiçbir demokrasi kabul etmez. Dünyanın hiçbir yerinde de böyle bir şey, hiçbir demokraside de böyle bir durum yoktur.

Ama, hemen olayların akabinde gördük, evet, beklendiği gibi, Avrupa Birliği hemen, zaten her zamanki konularda olduğu gibi Türkiye aleyhine bir tutum içerisine girdi, salı günü Meclisi, HDP Grubunu da ziyaret ettiler. Bakın, biz artık buna alıştık. Hem 15 Temmuzdan sonraki süreçte hem de daha önceki süreçlerde bu, kendi ülkelerinde yaşanan en ufak terör olayından sonra merkeze askerlerle güvenlik tedbiri alanlar ve aylardır olağanüstü hâlle memleketini idare edenler gelip sürekli Türkiye’nin meselelerine burnunu sokuyorlar. Şunu buradan açık, net şekilde ifade etmek istiyorum: Türkiye artık onların istikamet verdiği bir ülke değildir. 15 Temmuzda da gördük, Türkiye bu milletin, bu büyük milletin ancak çizdiği istikamet noktasında yoluna doğru devam eder.

Fakat maalesef, bizi şaşırtan bu süreçte özellikle ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu ve Türkiye’yi suçlayanlar kervanına katılması da bizler içerisinde üzücü ve şaşırtıcı olmuştur. Evet, İzmir’de, maalesef, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aynen şu ifadeleri kullandı: “Seçimle gelen seçimle gitmeli. HDP’lilere karşı mafya yöntemleri uygulanıyor. Türkiye freni patlamış kamyon gibi.” Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım zaten bu noktada gerekli cevabı verdi. Terörle iç içe girenlerin bunun hesabını vermesi gerektiğini de açık şekilde ifade etti ama ben de bir İzmir milletvekili olarak ve yine İzmir milletvekili olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bu açıklamayı yapmadan, en azından bir İzmirlilere danışmasını isterdim. Keşke, bu sözler ağzından çıkmadan önce, o toplantı salonunun içerisinde kendi partisi mensuplarının dahi ne düşündüğünü sormasını isterdim. Hatta, hemen o toplantı salonunun yakınında Konak Toros’ta, daha kısa zaman önce şehit olan Halit Zilani Çelik kardeşimizin babası Mehmet ağabeye bir sormasını dilerdim. Yine, çok kısa süre önce İzmir’de şehit verdiğimiz, gittiği o havaalanı güzergâhının üzerindeki Torbalı ilçemizdeki Mustafa Eser kardeşimizin annesi Türkan Hanım’a ve onun o küçük, gözü yaşlı kardeşlerine sormasını isterdim. Keşke, şu an terörle mücadelede kahramanca mücadele eden askerimize, polisimize ve bunların ailelerine bu görüşü ortaya koymadan önce sormasını isterdim ama maalesef gördük ki -demin sayın grup başkan vekili de Cumhuriyet Halk Partisinin açtı- hemen İzmir’deki programlar apar topar kesilip bir de bir parti meclisi kararı alındı. Bakın, siz açtınız diye söylüyorum. Parti meclisi kararını biz de okuduk. Zaten partimiz de bu parti meclisi kararına ilişkin olarak hukuki süreci, şikâyet sürecini de başlattı. Burada direnme hakkından bahsediyorsunuz ve özellikle HDP’lilere ilişkin olarak ortaya koyduğunuz tutum da, sanki bunlar sütten çıkmış ak kaşık, teröre, terörizme ve demin saydığım bu olayların hiçbirine karışmamışlar, akabinde tek suçlu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, tek suçlu Başbakanımız Binali Yıldırım, tek suçlu AK PARTİ ve her birimize yönelik hakaret ve iftiralar içeren beyanlarla dolu bir parti meclisi bildirisi görüyoruz. Evet, Sayın Başbakanımız buna ilişkin de söyledi. Gerçekten, bizim üniversite yıllarımızda, baktığımızda, okulda, çıkışta o eski solcu arkadaşlar çıkarlardı, her hafta bir kantinde bir bildiri okurlardı. İnanın, bu bildiriden farkı da kalmamış ama partimize, Başbakanımıza ve Cumhurbaşkanımıza da ağır hakaret ve iftiralar içeren bir bildiri.

Ben şunu açık, net söylüyorum: Hep İzmir üzerinden siyaset yapıyorsunuz, İzmir’i kendi tekelinizde görüyorsunuz. Gelin, şu okuduğunuz parti meclisi bildirisini İzmir’de okuyun, herhangi bir noktasında okuyun ve İzmirli hemşehrilerimize sorun “Evet, teröre destek veren şu an tutuklu milletvekilleri için direneceğiz, gelin bakalım İzmirliler.” deyin. Ne yapacak o İzmirliler, hepiniz çok net şekilde görürsünüz.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – O bildiriyi okuyalım, ben varım İzmir milletvekili olarak.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Çarpıtıyorsun ya, ne alakası var?

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Çarpıttın ya, çok çarpıttın ya, bu kadar da değil ya!

MAHMUT ATİLLA KAYA (Devamla) – Bakın, bunlar milletin vicdanında mahkûm oldular. Geçmişte diyorlardı ki: “Bizim arkamızda PKK var, YPG var, PYD var; sırtımızı bunlara dayadık.” Lütfen, bakın, bir milletvekili olarak da değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak söylüyorum: Bunların gönüllü sırt dayanağı olmayın. Sizin, özellikle bu koymuş olduğunuz bildiriden sonra… İşte, bugün HDP’liler Mecliste yok ama gözleri arkada değil. İşte, çıkılıp burada sürekli, maalesef, özellikle Yenikapı ruhundan da uzaklaşılan… Demin Başkanımız da söyledi, ne değişti Türkiye’de? Bakın, AK PARTİ’nin veya Milliyetçi Hareket Partisinin duruşunda herhangi bir şey değişmedi ama maalesef, siz bu Yenikapı ruhundan uzaklaştıkça uzaklaşıyorsunuz. İşte, sizin de “Ne değişti?” diye sorduğunuz konunun asıl sebebi budur. Bu noktada, özellikle, sadece muhalefet yapmak adına, Türkiye Cumhuriyeti devleti düşmanlarının, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin düşmanlarının değirmenlerine lütfen su taşımayınız.

Bakın, şunu da açık, net söyleyelim: Bunların arkasını, sırtını dayadıkları PKK da, PYD de, YPG de bunları kurtaramadı, boşuna uğraşmayın bunları siz de kurtaramazsınız. Türk milletinin adaletinden, Türk adaletinden yaptıkları işlerin her birinin, yaptıkları eylemlerin, sözlerin teker teker cezasını çekeceklerdir.

Evet, bugün ülkemizin ve devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü. Ne demişti Atatürk? “Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım.” Bakın, çok önemli bir söz. Evet, gerçekten, bugün Türkiye bir beka mücadelesi veriyor. Tüm bu KHK’larla, alınan tedbirlerle ortaya konulan şey budur. İşimiz bitmedi. Son hain bertaraf edilinceye kadar, milletimiz ve memleketimiz için tüm tehditler ortadan kalkıncaya kadar canımızı dişimize takarak mücadele etmeye devam edeceğiz.

Ben buradan diyorum ki: Türk milleti eğilmeyecek, Türkiye Cumhuriyeti devleti de yenilmeyecektir.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın milletvekili, o kadar çok konuda sataştı ki bunlara iki dakikada cevap vermek de zor ama millet her şeyi bildiği için… Yani, en basit bir şeyi söyleyeyim: Gazi Meclisin ve milletin düşmanlarının değirmenine su taşımakla itham etti.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika sataşmadan dolayı söz veriyorum.

Lütfen, yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya’nın 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nazik bir üslupla çok ajitatif ve demagojik bir konuşma yaptınız. Sizi dinleyenler gerçekleri bilmese Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili bambaşka bir algıya kapılır inanın. Tabii, biz de eleştiriyoruz, eleştireceğiz, siyaset bunun için var. Çok insafsız, çok mesnetsiz… Bu konuyu önümüzdeki dakikalarda yine tartışırız. Çünkü Yenikapı ruhundan uzaklaştığımızı söylediniz. O ruha siz El Fatiha’yı okudunuz zaten yani olmayan ruhtan uzaklaşılmaz. Ancak, HDP’nin sütten çıkmış ak kaşık olup olmadığını siz de bilemezsiniz, biz de bilemeyiz, ona yargı karar verecek ama söyledikleriniz içinde en büyük çarpıtma şu ve size yakıştıramadım… Bizim direnme hakkından kastımız, HDP’li milletvekillerine yönelik operasyonla ilgili değil. Ben, size bir kere daha izah edeyim: 15 Temmuzda bu millet direnme hakkını kullandı mı? Kullandı, değil mi? Kullandı, meşrulaştırdı. Olması gereken bir hâldir, bazı ülkelerin anayasalarında da var; lakin biz şunu diyoruz, buradan muradımız şu -demin beni dinleseydiniz- “Türkiye’yi bölmeyelim, ayrışmayalım, birlik, beraberlik, barış ortamı tesis edelim.” diye de onun için söyledim: Anayasa’dan kaynaklı temel hak ve özgürlüklerimize yönelik her türlü müdahaleye karşı koymak direnme hakkıdır. Siz de kullanın, biz de kullanalım. Lütfen, saptırmayın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın Usta, 60’a göre bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Anıtkabir’e girme konusunda kamu görevlilerinin kendilerine zorluk çıkardığına ve Başkanlık Divanının milletvekillerinin saygınlığına sahip çıkmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ortamın biraz sakinleşmesini bekledim.

Esas itibarıyla, bu sabah Anıtkabir’de Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Grup Başkan Vekilinin yaşadığı sıkıntıyı ben de yaşadım. Türkiye Büyük Millet Meclisi plakalı aracımla, makam aracıyla oraya gitmemize rağmen, oradaki kamu görevlileri tarafından içeriye alınmamaya çalışıldık. Bizzat kendim ifade ettim, milletvekili olduğumu, grup başkan vekili olduğumu söylememe rağmen, arkadaşlar kartımız yok diye bizi almama yönünde bir tavır takındılar. Tabii, bunu hangi cüretle, hangi cesaretle oradaki memurlar yapıyor, bunu anlamak pek mümkün değil. Herkes işini yapmalı, işinin ötesine geçmemesi lazım. Herkesin de haddini bilmesi lazım.

Biz, aslında, bu tür olaylarla çok karşı karşıya geliyoruz. Şehit cenazelerinde de aynı şekilde yani şehit cenazelerine gittiğimizde, orada bir kısım kamu görevlilerinin bizi, milletvekillerini hiçe saydığını… Ama bunlar muhalefet milletvekilleri niyeyse. İnanın, sürekli bu tür şeylerle karşılaşıyoruz, iktidar milletvekilleri muhtemelen karşılaşmıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERHAN USTA (Samsun) – Bitiriyorum.

Bir yerden talimat mı alınıyor, bu talimatı kim veriyor, ben bunu öğrenmek istiyorum. Değilse, tersine talimat verilsin ve Meclisin vekillerine lütfen saygılı davranılsın ve Başkanlık Divanının da milletvekillerinin saygınlığına sahip çıkmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, tümü üzerinde şahıslar adına ilk söz, Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

On dakikadır süreniz, buyurun.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Saygıdeğer milletvekilleri, kanunla ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, tarihçiler, özellikle kültür araştırmacıları 13’üncü yüzyılı tanımlarken şöyle söylerler: “13’üncü yüzyıl gerçekten büyük bir kuraklık yüzyılıdır. Bu yüzyılda özellikle Çin Seddi’nden Orta Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada toprak çatlamış, susuz bırakılmış ve gerçekten birçok kabile hayatlarını idame ettirebilecekleri, daha rahat yaşayabilecekleri coğrafyalara ve o dönemlerde sahip oldukları yegâne varlıkları olan sürüleriyle göç kervanlarına katılmışlardır.” Bu göç kervanları içerisinde sancaklarının üzerinde bir bozkurt başı olan Süleyman Şah önderliğindeki Türkler de vardır. Dev bir cihan devletine dönüşen bu kutlu yürüyüş 16’ncı yüzyıla kadar güçlü bir Türk devleti geleneğini dünyanın her tarafına taşımayı başarmıştır. Daha sonra, maalesef, gerileyip parçalanma sürecine giren bu kudretli iradenin yok olduğu sanıldığı bir zamanda, bu defa birçok Batılı yazarın kitaplarına başlık olduğu gibi, bir şairin de veciz ifadesiyle, bağrından yetiştirdiği bir başka sarışın bozkurt önderliğinde küllerinden “Türkiye Cumhuriyeti devleti” adıyla yeniden varlık bulmuştur.

Bugün, 10 Kasım 2016 ve antiemperyalizmin simgesi, dünya lideri ve Türk devlet geleneğinin son önemli mihenk taşı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin 78’inci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun şahsında bu vatan için toprağa düşmüş tüm silah arkadaşlarına minnet ve şükranlarımı sunar, Rabb’imden rahmet dilerim.

Sayın milletvekilleri, birçok kültürün, birçok milletin mitolojisinde vardır, çocukluğumuzda dostluğuna doyamadığımız arkadaşlıklarımız olmuştur, hatta bu dostluğuna doyamadığımız arkadaşlarımızla o küçük yaşta ne yapardık? Parmağımızı keser, kanatır, ikimizin kanını birleştirir ve kazdığımız küçük bir toprak kuyusuna akıtır, üstünü örter, derdik ki: “Biz kan kardeşi olduk.” İşte, böyle bir dostluk içeren bir süreçte, baktığımızda, bu milletin bağrından çıkmış insanlar Galiçya’da, Tuna’da, Filistin’de, Yemen’de, efendim, Sakarya’da, Dumlupınar’da gerçekten bu bizim çocukluğumuzda yaşadığımız o sembolik ritüelin daha gerçekçisini yaşamışlardır. Ne yapmışlardır? Bunlar aynı safta birbirlerinin kucağına yaralı bir şekilde düşerek, hep birlikte şehadet şerbeti içerek, kanlarını birbirlerine karıştırarak bir millet oluşturmuşlardır. İşte bu milletin adı Türk milletidir. Fakat bugün bu mukaddes ve mukadder kardeşlik hukukuna kastetmeyi düşünenlerin halkın bir kesimini isyana ve başkaldırıya davet ettiğine tanıklık etmekteyiz ama başaramayacaklar. Niye? Çünkü biraz önce söylediğim gibi, bu milletin etnik unsuru ne olursa olsun, mezhep aidiyeti ne olursa olsun, bireysel tercihi ne olursa olsun, birbirleriyle güçlü bir kardeşlik bağını oluşturarak, gerçekten sadece kanlarını değil kaderlerini ve ruhaniyetlerini de birleştirmişlerdir bu millî yapı çatısı altında.

Dolayısıyla, halkın belirli bir kesimini sokağa çağırıp isyan tellallığı yapmak, başkaldırı çağrılarında bulunmak, hiç kimseyi, bu milletin gerçekten vatandaşlık bağıyla bağlı olan hiçbir aklıselim insanını etkilememiştir marjinal küçük bir terörist grup dışında.

Peki, ne olmuştur bu çağrıya cevap verildi de ne oldu küçük bir kitle tarafından? Geçen hafta televizyonlarda ben izlerken yutkundum defalarca, kaşığı elimden bıraktığımı hatırlıyorum. Hepimizin, şurada bulunanların birçoğunun belki de evladı yaşında, 22 yaşında Mustafa Yeli diye bir kardeşimiz, Adana’da bu çağrıya cevap veren bir avuç terörist artığının nümayişleri sonucunda şehadete ermiştir.

Bu çocuk 22 yaşındadır, Mustafa Yeli. Hayalleri vardı, özlemleri vardı, ailenin umut kapısıydı ama bu yavrumuzun gerçekten böyle hunharca katledilmesi, ne oldu? Kamu vicdanında, maşerî vicdanlarda büyük yaralar açtı. Ve cenazesi Malatya’ya intikal ettiğinde -hatırlıyor musunuz o sahneyi- annesinin bir selam duruşu vardı, ciğerleri dağlatırcasına.

15 Temmuza sürekli atıfta bulunuyoruz, işte, bizim bu sahneye ibretle bakıp, asıl bu sahneden de gerçekten ibret almamız gereken çok şey var. Bu, önce milleti, devleti, Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını önceleyen bir tavrın en acı anda bile yansımasının ifadesidir.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu hafta boyunca hep 15 Temmuz ve sonrasını konuştuk, çünkü KHK’lar bağlamında konuşacak fazla bir şey de yok, bunları konuşuyoruz. Birçok şeyi paylaştık ama ne olur, odak noktamız… Bakın, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak mütemadiyen vurguyu şuna yapıyoruz: Asgari müştereklerimiz bellidir, ortak vatanımız bellidir, değerlerimiz bellidir; bunlara sarılıp, Allah korusun, ülkeyi yeniden bir beka sorununa taşımamalıyız diye düşünüyoruz.

Neydi 15 Temmuzdaki… Hepimizin, şu anda şu yüce Mecliste hiçbirinizin hayır diyemeyeceği bir şey söyleyeceğim: 15 Temmuzun bir kalkışma, bir hain plan olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz değil mi? Burada bir şüphe var mı? Hayır. Ne güzel, ortak bir yanımız. Bunun faillerinin, azmettiricilerinin, planlayıcılarının, görev dağılımı yapanlarının bir an önce bulunup gerekli cezanın verilmesi noktasında hemfikiriz, siyasetüstü bir hemfikirliğimiz var. O zaman burada sıkıntı nerede? Bu kalkışmadan sonra oluşan birtakım haksızlıklar, yanlış uygulamalar… Artık “mağduriyet” kelimesini de kullanmak istemiyoruz, sanki lügatimizden çıkarmamız gereken bir kelimeymiş gibi ama var, bu gerçeği yok etmiyor.

Bakın, toplumumuzun birçok kesimi gerçekten bundan muzdarip. Gelin, bunu da bir ortak payda yapalım. Nasıl ki 15 Temmuzun hain bir kalkışma olduğu konusunda hemfikirsek, bugün birileri, Başbakan ısrarla “Kimse imzasız, isimsiz, mesnetsiz, delilsiz bir şeyi gündeme getirip de bunu bir soruşturma konusu yapmasın.” demesine rağmen, kraldan çok kralcı kesilip, birilerine yaranmak adına kendini her şeyin üzerinde gören bürokratın, hâkimin, savcının, rektörün, kim olursa olsun, adli ya da idari makamda bulunanların yaptığı haksızlara da hep birlikte bir tavır takınalım çünkü bu hepimizi ilgilendiren bir mesele. Öğretmeninden doktoruna, doktorundan askerine, askerinden öğretim üyesine, hatta imamına kadar gerçekten büyük bir mağdur kitle var; hukuk arıyorlar, adalet arıyorlar. Dolayısıyla bizler de bu yüce Meclisin temsilcileri olarak, onların adına konuşanlar olarak, bunu bir kez daha gerçekten bir ortak değer, asgari müşterek ve ortak bir misyon hâline getirip gereğini yapma zorunluluğunu dikkate almak istiyoruz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Şahıslar adına ikinci ve son söz, Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’a aittir.

Buyurun Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Millî Mücadele’nin Başkomutanı, bağımsızlığımızın mimarı ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurlamamızın 78’inci yılında büyük bir saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Kurduğu cumhuriyeti, ilkelerini ve eserlerini sonsuza kadar yaşatmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bugün Anıtkabir’de Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay ve milletvekillerimize yapılan yanlışı kınıyorum. Böyle olmaz arkadaşlar. Mustafa Kemal Atatürk hepimizin lideridir. Bizler de milletin seçtiği milletvekilleriyiz. Böyle çiğlikler, böyle basitlikler çok yanlış ve Türkiye’yi yanlış yerlere doğru sürüklüyor arkadaşlar. Bu tür uygulamaları yapanlar bir an evvel aklını başına almalıdır. İktidar da bu tür uygulamalara müsaade etmemelidir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda FETÖ tarafından yapılan bir darbe teşebbüsü yaşadık. Darbe teşebbüsünde bulunanlar her kim ise, FETÖ mensupları her kim ise elbette yargılanmalıdır, elbette hukuk içinde hesap vermelidir; buna kimsenin itirazı olamaz, burada hemfikiriz. Ancak, bu yargılamalar ve idari işlemler yapılırken Anayasa, evrensel hukuk ilkeleri yani masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı, suçun ve cezaların şahsiliği ilkesi, “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” ilkesi, adalete erişimin kısıtlanmaması gibi ilkeler de ihlal edilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzdan bu yana Türkiye’yi maalesef Anayasa’ya aykırı şekilde kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyorsunuz. 12 Eylül askerî darbesinin hukukuyla yönetiyoruz. Neden? Çünkü, bu kanun hükmünde kararnameleri Olağanüstü Hal Kanunu’na göre çıkardınız. Olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri 12 Eylül askerî darbesinden sonra darbeci Kenan Evren’in çıkardığı yasalardır. 15 Temmuz darbe girişimi başarılı oldu mu arkadaşlar? Olmadı ama siz, sanki 15 Temmuz başarılı olmuş gibi, Türkiye’yi darbeci Kenan Evren’in yasalarıyla yönetiyorsunuz. Darbeciler de başarılı olsaydı darbeci Kenan Evren’in Anayasa hükümleriyle Türkiye’yi yönetecekti.

Aslında, bu kanun hükmünde kararnamelerle, aynı darbeciler gibi, maalesef, Meclisi bombalıyorsunuz. Evrensel hukuk ilkelerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, Anayasa’yı, temel hak ve hürriyetleri, daha önemlisi, Parlamentoyu yani demokrasiyi devre dışı bıraktınız. Olağanüstü hâli, “başkanlık” adı altında, demokrasinin olmadığı, kuvvetler ayrılığının olmadığı, hukukun üstün olmadığı yeni bir rejim inşa etmek için kullanıyorsunuz.

Darbeci Kenan Evren’in kendisi için çıkardığı Anayasa hükümlerini bile beğenmiyorsunuz. Yetersiz bulduğunuz darbe Anayasası’nın yetkilerini aşarak “Fiilî durum var.” diyorsunuz, bir nevi darbe fırsatçılığı yapıyorsunuz. Darbeyi fırsat bilerek ve arkadan dolanarak, FET֒yü temizleme bahanesiyle, maalesef, tüm muhalifleri tasfiye ediyorsunuz. Bunlar yanlış şeyler arkadaşlar. Bakın, bu şekilde, bu uygulamalarla, bu anlayışla Türkiye’yi çağdaş dünyadan koparıyorsunuz. Türkiye'nin yeri, geri kalmış Orta Doğu rejimleri değildir; Türkiye'nin yeri, çağdaş, demokrasisi ilerlemiş, hukukun üstün olduğu ülkelerdir.

Buradan bir kez daha ifade etme gereği hissediyorum: Gittiğiniz yol, yol değildir arkadaşlar. Bu yoldan, bu yanlışlardan bir an evvel dönülmesi gerekir diyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidar milletvekilleri özellikle, hiç düşündük mü 15 Temmuz darbe girişimi bu ülkenin başına niye geldi? Bu FETÖ belası nasıl ortaya çıktı? On dört yıllık iktidarınızda hangi hataları yaptınız da Türkiye bir darbe girişimine sürüklendi. Hiç öz eleştiri yaptınız mı? (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, bu hatalarınızı, bu öz eleştirilerinizi yaparsanız doğru bir şekilde, bunları doğru tespit ederseniz bu hatalar bir kez daha yaşanmaz ve Türkiye bir kez daha darbe girişimleriyle karşılaşmaz ama bu hataları yapmaya devam ederseniz Türkiye daha çok darbe girişimleri yaşar.

Değerli milletvekilleri, çıkardığınız kanun hükmünde kararnameler, altını özellikle çiziyorum, açıkça Anayasa’ya aykırıdır. 674 sayılı Kararname her şeyden önce Anayasa’nın 121’inci maddesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın 120’nci maddesi gereğince, olağanüstü hâl ilan edildiği durumlarda Anayasa’nın 121’inci maddesinin üçüncü fıkrasında aynen şu ifade var: “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekliği kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir.” Yani Anayasa ne diyor: Olağanüstü hâl süresince ve olağanüstü hâlin gerektirdiği konularda kanun hükmünde kararname çıkarabilir diyor. Kanun hükmünde kararnamelerin olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda ve olağanüstü hâlin amacı ve nedenleriyle sınırlı çıkarılmaları gerekir ve geçici süreyle çıkarılmaları gerekir. Yani, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerin yer, kapsam ve zamanla sınırlı olması gerekir.

Peki, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye bakıyoruz, öyle mi? Maalesef öyle değil. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan maddeleri içeren 52 maddelik bir kanun hükmünde kararname. Torba yasadan sonra torba kanun hükmünde kararname. Hatta, torbalıktan çıkmış çuvala dönmüş bir kanun hükmünde kararname. Burada olağanüstü hâlin sınırını, kapsamını aşan birçok madde var. Örneğin, 15 Temmuz darbe girişimiyle hiç ilgisi olmayan, 2’nci maddede belirtilen “kalkınmada öncelikli yörelerde sözleşmeli öğretmen istihdamı”, KPSS şartı aranmadan sadece sözlü sınavla sözleşmeli öğretmen atanması.

13’üncü maddesinde, el konulan taşınmazlara kayyum atanması; 19’uncu maddesinde kayyum atanmasına karar verilen şirketlerde kayyum yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmesi; 49’uncu maddesinde belirtilen daimî kadroda çalışan araştırma görevlilerinin 33/(a) madde statüsünden 50/(d) maddesine yani geçici statüye geçirilmesi.

Bu kanun hükmünde kararname içeriğinden çıkarılan maddelerin yüzde 90’ının Olağanüstü Hal Kanunu kapsamıyla ilgisi yoktur ve bu durum da açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

Yine, bu kanun hükmünde kararnamenin içeriğinden çıkarılan maddeler olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olması gerekirken süresiz olarak yani kalıcı olarak düzenlenmiştir. Bu durum da açıkça Anayasa’ya aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin maddelerinin aslında yüzde 90’ı Anayasa’ya açıkça aykırı, evrensel hukuk ilkelerine aykırı. Ama zamanımız sınırlı olduğu için şu anda hepsini gündeme getirme şansım yok fakat sürem yettiği kadar 2 maddeyi gündeme getirmek istiyorum.

Bunlardan birisi, 6528 sayılı Kanun’un 12’nci maddesiyle 1/1/2014 tarihi itibarıyla dershane, etüt merkezi gibi yerlerde altı yıl sigortalı çalışan öğretmenlere KPSS şartı aranmaksızın sözlü sınavla Millî Eğitim Bakanlığı kadrolarına atanma hakkı verilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi kanunun bu maddesini Anayasa Mahkemesine götürmüş ve 2015 yılı Temmuz ayında bu kanunu Anayasa Mahkemesi iptal etmişti. Ancak, bu kararnameyle iptal edilen bu 2’nci maddeyi… Yine KPSS şartı aranmaksızın sadece sözlü sınava dayalı olarak 2014 tarihi itibarıyla altı yılını tamamlayan dershane, öğrenci etüt eğitim merkezi öğretmenlerine sözleşmeli öğretmen statüsünde Millî Eğitim Bakanlığı kadrolarına atanma hakkı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından KPSS şartı olmadan öğretmen alımı Anayasa’ya aykırı bulunmuş ve iptal edilmişti. Ancak, Anayasa Mahkemesi kararı kapı gibi orada dururken Anayasa’ya aykırı olduğunu bildiğiniz hâlde, bile bile mahkeme kararına aykırı şekilde 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yine aynı düzenlemeyi yaptınız. İşte, bu, darbe fırsatçılığının, Anayasa’yı çiğnemenin, hukuku çiğnemenin açık bir örneğidir arkadaşlar.

Yine, 674 sayılı Kararname’nin 49’uncu maddesi, üniversitelerdeki araştırma görevlilerinin 33/(a) maddesinden 50/(d) maddesine yani geçici statüye geçirilmesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Bu şekilde şu anda mağdur olan 13.179 araştırma görevlisi var arkadaşlar. Bu şekilde geçici kadroya geçirilerek ve daha sonra da çıkarılacak olan bu kişilerin mağduriyetleri de bu kanun hükmünde kararnameyle tesis edilmiş oluyor ve bu şekilde bu da Anayasa’ya aykırıdır.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirtaş.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Soru yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölüm görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 8’inci maddeye bağlı geçici madde 5 ve geçici madde 6 dâhil 1 ila 25’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Akın Üstündağ’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 674 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin birinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyanın ender gördüğü liderlerden, ülkemizin kurtarıcısı, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 78’inci yılında özlemle, saygıyla, minnetle anıyorum. Onun fikirlerini, ideallerini, yaratmak istediği çağdaş toplum yapısını hedeflemek, fikirlerini, ideallerini bu ülkede yerleştirmek hâlâ bu ülke için son derece hayati öneme sahiptir. Her daim kendini yenileyen, araştıran, sorgulayan, üreten, devletini ve milletini seven bireylerin oluşturduğu bir ülke olamazsak, demokrasimizi geliştiremezsek başımız dertten bu coğrafyada özellikle hiçbir zaman kurtulmaz, tıpkı 15 Temmuzda olduğu gibi. Atatürk’ün çizgisinden ayrıldığımız zaman, Orta Çağ’dan kalma yapılara, cemaatlere, tarikatlara, çıkar şebekelerine devlette yer verdiğimiz zaman neler olacağını test ederek gördünüz. Kendini dinî grup olarak adlandıran bu grupların devlet içerisinde nasıl bir çıkar ve ihanet odakları hâline geldiğini yaşayarak gördünüz.

Değerli arkadaşlarım, Atatürk, sıkışıldığı zaman parti binalarına asılan bir meta değildir. Atatürk, geçmişle gelecek arasında yaşamsal bir köprü, geçmişin yaşanmışlıklarıyla geleceğe yürüyen bir sentez, özgürleşmiş düşüncenin kalıplara sığmayan hâlidir. Atatürk’ü sadece sıkışıldığı zaman sığınılacak bir liman olarak görmek yerine, onun düşüncelerini ve fikirlerini içselleştirerek bu doğrultuda hareket etmek bu ülke için daha hayırlı sonuçlar doğuracaktır.

Şimdi, siz bunu yapmadınız başımıza neler geldi. Kanmak ve kandırılmak üzerine kurulu siyaset tarzı bizi geriye götürmüştür. Bunları bu memlekete yaşatmaya hakkınız yoktu.

Şimdi, gelinen noktada, giderek çağdaş dünyadan kopan, demokrasiden hızla uzaklaşmış; baskı, korku ve zulmün kol gezdiği, hak ve özgürlüklerin yok edildiği bir ülkedeyiz. Durumumuz maalesef budur. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkarılan olağanüstü hâl kararnameleri birçok noktada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin garanti altına aldığı birçok hakkı ortadan kaldırmakta, özgürlükleri daraltmaktadır. Esasen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15’inci maddesi, sözleşmeye taraf devletlerin istisnai koşullarda sözleşme kapsamındaki belirli hak ve özgürlükleri koruma yükümlülüklerini geçici, kısıtlı ve denetimli bir şekilde askıya alma hakkı veriyor ancak bu hak sadece savaş zamanında ve ulusun varlığını tehdit eden başka tehlikeli hâllerde uygulanabiliyor. Bu hak, aynı zamanda, devletlerin uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemesini de gerektiriyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, varlıklarını devam ettirme anlayışı içerisinde devletlere hak ve özgürlükleri kısıtlama imkânı verirken sözleşmede belirtilen belli haklara aykırı tedbirler alamıyor. Nedir bunlar arkadaşlar? 2’nci maddedeki yaşam hakkı, 3’üncü maddedeki işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, 4’üncü maddedeki kölelik ve zorla çalıştırma yasağı ve 7’nci maddedeki kanunsuz ceza olamayacağı kuralıdır. Bu şartlar hiçbir şekilde, olağanüstü hâl döneminde bile ihlal edilemez.

Yine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 6 no.lu Protokol’ün 1’inci maddesindeki barış zamanında ölüm cezasının kaldırılması, 13 no.lu Protokol’ün 1’inci maddesindeki ölüm cezasının kaldırılması ve 17 no.lu Protokol’ün 4’üncü maddesindeki aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkına aykırı tedbirler alınması da mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin dışında, aynı şekilde, yine Anayasa’nın 15’inci maddesinde olağanüstü hâllerde temel hak ve hürriyetlerin durdurulması düzenlenmektedir ancak yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde olduğu gibi, yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığın bütünlüğüne dokunulamaması; din, vicdan ve kanaatlerin açıklanmaya zorlanamaması ve bunlardan dolayı suçlanamaması ve suç ve cezaların geriye yürümemesi ve suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kadar kimsenin suçlu olarak ilan edilmemesi.

Değerli arkadaşlarım, olağanüstü hâl durumunun gerektirdiği ölçüde, biraz önce Ünal arkadaşımız söylediği ölçütlerle, hem zaman hem mekân hem de konu açısından nasıl uygulanacağını özellikle belirtti.

Burada darbenin âdeta bir fırsata çevrilerek toplumu sindirme noktasında kullanılması, korku imparatorluğu yaratılması noktasında bir çabayı özellikle görüyoruz. Burada olağanüstü hâlle ilgili hiçbir alakası olmadığı hâlde, görüşmekte olduğumuz kararnamede çeşitli maddeler var. Mesela, Maarif Vakfı heyetine ödenecek huzur hakkının olağanüstü hâlle ne ilgisi var? Adli Bilişim İhtisas Dairesi kurulmasının olağanüstü hâlle ne ilgisi var? Bölge adliye mahkemelerinde başkan ve başkanlar kurulunun tevzi, temyiz ve istinaf konularındaki yetkilerinin yer değiştirilmesinin olağanüstü hâlle ne ilgisi var? Ceza infaz kurumları için imar kanun ve yönetmeliklerinin uygulanmaması noktasındaki istisnaların getirilmesinin olağanüstü hâl uygulamasıyla ne ilgisi var? İnsansız hava araçlarının ne ilgisi var? İçişleri Bakanlığında müsteşar sayısının 4’ten 5’e çıkarılmasının olağanüstü hâlle ne ilgisi var? Harita Genel Komutanlığında Coğrafi Veri Merkezi kurulmasının olağanüstü hâlle ne ilgisi var?

Bunun yanında arkadaşlar, olağanüstü hâlle ilgili olmayan hususların yanında, ayrıca, OHAL kanun hükmünde kararnamelerinde Anayasa’ya ve kanunlara aykırı düzenlemeler de yer alıyor. Biraz önce Ünal arkadaşımız söyledi, Anayasa Mahkemesinin 2015 tarihinde yaptığı iptale rağmen, aynı kelimelerle, dershaneler kısmı, 5580 sayılı Yasa’nın 12’nci maddesi iptal edilmiş olmasına rağmen, “dershaneler” ibaresinin ortadan kaldırılmasına rağmen aynı kelimelerle tekrar önümüze kanun hükmünde kararnameyle getirilmesi.

Yine, mahkeme kararı olmaksızın şüphelilerin taşınmazlarına el konulup kayyum atanması. Ceza infaz kurumları için -biraz önce söylediğim gibi- imar düzenlemesi ve tahsis ayrıcalığı getirilmesi. Mahkeme kararı olmadan kayyum atanan şirketlerin TMSF’ye devrinden sonra, mahkemelerin sonucu beklenmeden satış ve tasfiye işlemlerinin yapılması. Sadece İçişleri Bakanlığının tespitiyle pasaportlara el konulması ve pasaport hakkının elden alınması. Özellikle, yerelde çok büyük sıkıntılara yol açacak, AKP’nin kazanmadığı belediyelerde bir baskı aracı ve bir alan açma alanı olarak kullanılan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına verilen yetkiler, özel hukuk tüzel kişiliği ve kamu tüzel kişiliği verilmesi ve kamudan bütçe aktarılması ve belediyelerin yapmadığı hizmetleri yaparak bu bedelleri de o ilgili belediyeden alması gibi son derece mahzurlu bir hususu da yine kanun hükmünde kararnameyle önümüze getiriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Devamla) – Daha söyleyecek çok daha farklı aykırılıklar var ama sürem bu kadar.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK Parti grubu adına birinci bölüm üzerinde söz almak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 78’inci yıl dönümü, rahmetle andığımızı ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin darbeler tarihini incelediğimizde geçmişte olumsuz vesikasının olduğunu görürüz. 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti maalesef, çok partili siyasi hayata geçtikten sonra -yani 1946 veya 14 Mayıs 1950’de- siyasilerin, seçilmişlerin idaresine ancak on yıl tahammül edilebildi yani sandıkla gelenin sandıkla gitmesi gerektiği ilkesi ancak on yıl bu memlekette devam ettirilebildi. Hatırlarsanız, 14 Mayıs 1950’de mevcut seçim sistemiyle Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidara gelmişti, 1954 seçimlerinde aynı devam etti, 1957 seçimlerinde de aynı şekilde Demokrat Parti halkın teveccühünü kazanmış, iktidarını devam ettirmişti. Fakat, Demokrat Partinin halkın teveccühüyle, milletin özgür iradesiyle seçilmesine tahammül edemeyenler, sandıkla gelenin sandıkla gitmesini bekleyemeyenler maalesef darbe yaptılar. O gün Türkiye Büyük Millet Meclisindeki muhalefet partisinin genel başkanı “Eğer böyle böyle yaparsanız sizi ben bile kurtaramam.” dedi ve hakikaten kurtaramadı; hâlbuki “Seçimle gelen seçimle gider, hiç kimse seçilmişleri idam edemez.” deme basiretini ve cesaretini gösterebilmeliydi. O gün Demokrat Partinin yöneticileri içeri atıldılar…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Siz idam istiyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …idam edildiler, ana muhalefet partisinin genel başkanı “Sizi ben bile kurtaramam.” dedi. Hâlbuki yapması gereken neydi?

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Önce söyledi, önce söyledi, o zaman söylemedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 27 Mayıs tarihinde tanklara dur diyebilmeliydi ama onu diyemediler.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Önce onu söyledi, sonra… İdam edilmemesi için İsmet Paşa mektup yazdı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İşte onun için “Seçimle gelen seçimle gitmelidir.” çok doğru bir söz. Ama “Sizi ben bile kurtaramam.” deyip o gün Demokrat Partiye karşı yapılmış darbe girişimine tanklara durma yetkisi…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ne alakası var? Ondan aylar önce söylenmiş bir demecidir o.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …cesareti, basireti olan birisinin göstermemesinden kaynaklı bir hâle geldi. Darbe geçmişini yapıyoruz, az önce değerli arkadaşımız dedi ki: “Özeleştiri yapalım.” dedi, ben özeleştiri yapıyorum, Türkiye adına özeleştiri yapıyorum.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Darbe günü mü demiş bunu?

MURAT BAKAN (İzmir) – İdam konusundaki fikrinizi söyleyin, idam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Arkasından 9 Mart hadisesi çıktı. Paşalar anlaşamadılar, paşalar anlaşamayınca 12 Mart olayı ortaya çıktı. Eğer o günkü iktidardaki kişiler şapkasını alıp gitmeseydi, paşaların yaptığı muhtıraya “Bu bize karşı yapılmış, Hükûmete verilmiş bir muhtıradır, ben istifa ediyorum.” demeseydi, dik durabilseydi “Seçimle gelen seçimle gider.” deseydi 12 Martı yaşamazdık. 12 Eylülde darbeciler geçmişten bir tecrübe kazandılar. Bütün siyasi parti genel başkanlarını derdest ettiler, siyasi liderliği ortadan kaldırdılar, söyleme hakkı olanların sözlerini kestiler. 12 Martta söyleme hakkı olanlar milletin iradesine sahip çıkmaya çalışanlara hadi deme cesareti olsaydı, şapkasını alıp gitmeseydi 12 Marttaki ilk hareket 27 Mayısın sonuçlarını bu millet 15 Temmuzdaki gösterdiği cesareti, basireti o gün gerçekleştirecekti.

12 Eylülde farklı bir hadise oldu. Siyasi partilerin, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanını, Adalet Partisinin Genel Başkanını, Millî Selamet Partisinin Genel Başkanını, Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanını, toplumun doğal liderlerini derdest ederek onların konuşmasını engellediler.

28 Şubat oldu. 28 Şubatta o gün postmodern darbeye Türkiye Büyük Millet Meclisi karşı durabilseydi “Ne yapıyorsunuz siz, seçimle gelenlerin milletin iradesine…” Bugün 10 Kasımda ne yazıyor: “Hâkimiyet bilâ kayduşart milletindir.”, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Kemal Atatürk imzalı sözün arkasında durabilseydik, 28 Şubattaki darbecileri, postmodern darbe yapanları alkışlamasaydık, Türkiye Büyük Millet Meclisi 15 Temmuzda gösterdiği cesareti -AK PARTİ’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, milletvekilleriyle burada, 110’un üzerinde milletvekili darbecilere karşı dik duruş sergilediyse- ölümle burun buruna olmasına rağmen bombaların altında çalışmasını devam ettirme basiretini o günlerde göstermiş olsalardı bunlar başımıza gelmezdi. Onun için öz eleştiri yapıyorum. 28 Şubatta imam-hatipleri kapattırıp cemaatin okullarına bu millet mahkûm edilmeseydi 28 Şubatın sonuçlarından bu noktaya doğru gelinmezdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın değerli milletvekilleri, çok önemli bir şey, çok önemli bir şey; Apo’nun yakalanışı 15 veya 16 Şubat 1999, FET֒nün Türkiye’yi terk edişi Mayıs 1999; birini verdiler, öbürünü aldılar. Şimdi, eğer 14 Mart 2008 tarihinde AK PARTİ’yi kapatma davasında “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” diye ifade etmeseydik, yargı darbesi ortaya çıkarken “Ne yapıyorsunuz siz? Seçilmişler ancak sandıkla gider.” deme basiretini gösterseydik... Ki 70 milletvekili, 39 aktif -geriye kalanların, aktif olmayan- toplam 70 milletvekili; biri de bendim, kapatma davasında yasaklanacak milletvekillerinin içerisinde biri de bendim. O gün eğer “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” ifadesini kullanmak yerine “341 milletvekiliyle, milletin tercihiyle, teveccühüyle gelmiş bir iktidara karşı nasıl yargı darbesi yapılabilir, nasıl kapatma davası açılabilir!” diye cesaretle savunabilmiş olsaydık 15 Temmuzun ayak izlerini o günden kesmiş olurduk. Onun için, bakın değerli milletvekilleri; 15 Temmuzda bu millet tankların önüne yattı, tankların üstüne çıktı; bir başı örtülü kadın ile bir başı açık kadın kamyona bindi, darbeyi durdurmak için elinden gelen gayreti gösterdi. O gün Türk milleti bir ve beraberce darbecilere, 27 Mayısta yapamayanlara, 12 Martta yapamayanlara, 12 Eylülde cesaret gösteremeyenlere, 28 Şubata “Dur!” diyemeyenlere, AK PARTİ kapatma davasında “Ne yapıyorsunuz? Seçimle gelen seçimle gider.” diyemeyenlere büyük bir ders verdi.

Bugün, eğer o gün o millet tankların önüne çıktıysa bir liderle çıktı. 27 Mayıs varken Türkiye’de lider yoktu. Darbeye “Dur.” diyecek, “Seçimle gelen seçimle gider.” diyebilecek bir lider olmadığından dolayı 27 Mayısta halk önüne çıkıp cesaret edemedi. 12 Martta da bir lider yoktu, onlara “Niye muhtıra veriyorsunuz?” diyemediği için 12 Mart gerçekleşti. 12 Eylül farklı olabilir. 12 Eylülde alıp hepsini Hamzaköy’e koydular. Ama, 28 Şubatta olduğu gibi…

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Çok ayıp, ikisini karşılaştırmak çok ayıp.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …2008 AK PARTİ kapatma davasında olduğu gibi eğer bunlara “Dur.” diyebilseydik, olmazdı.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Tayyip Erdoğan televizyona çıkmadan önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması var.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Tayyip Erdoğan açıklamadan önce herkes açıklama yaptı. İlk açıklamayı Genel Başkanımız yaptı, daha sonra da Başbakanınız yaptı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama, 15 Temmuzda bir lider çıktı. 15 Temmuzda lider dedi ki: “Ey milletim, senin idarene kimse gem vuramaz. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ ilkesini kimse değiştiremez, meydanlara!” dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O liderin sayesinde bugün Türkiye demokrasisini devam ettirmeye çalışıyor.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Yanlış söylüyorsunuz, yanlış. Önce ilk açıklamayı Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli yapmıştır. Onun açıklamalarıyla milletimiz tankların üzerine çıkmıştır. Doğruları ifade etmiyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hep beraber biz öz eleştiri yapalım. O öz eleştiriyi devam ettirelim.

Onun için değerli milletvekilleri, bugün artık tarihe bir damga vurulmuştur.

AKIN ÜSTÜNDAĞ (Muğla) – Öz eleştiri suçlamaya dönüştü.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sen öz eleştiri yapmıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 15 Temmuz, tarihe vurulan damga… Artık bu milletin efendisi bu millettir. 79 milyon kişi bu milletin tek tek sahibidir. Asker, sivil bürokrasinin “O ülkenin kurucusu, sahibi benim.” deme zamanı bitti. Dağdaki çoban da, üniversitedeki profesör de “Bu ülkede söz hakkı hissen eşittir kardeşim.” dediği gün 15 Temmuz günüdür. Geçmişteki yapılan yaşadığımız hadiselerden hepimiz beraber ders çıkaralım “Nerede hatalar yaptık…

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Siz hiç yapmamışsınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …27 Mayıstan başlamak üzere o gün cesaretle, basiretle durabilseydik ne olurdu?” diye. Eleştirmek adına demiyorum, topluca eleştiriyorum, hepsini söylemeye çalışıyorum. Bununla ilgili yapacağımız özeleştiriyle birlikte biz bundan sonra 15 Temmuzdaki halkın temsilcileri gibi davranabildiğimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak devam ettiğimiz, onların vekilleri olarak gayret gösterebildiğimiz sürece, inşallah, bundan sonra kimse darbe yapamayacaktır, tevessül edemeyecektir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Başbakan benzin istasyonunda saklanırken Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli açıklama yaptı kardeşim. Ayıptır ya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elitaş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerçi biraz sonra bölümde şahıs adına söz hakkımız var ancak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben grup adına konuştum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip güzel bir öz eleştiri yaptı aslında, katıldığım yerler de var ama 2’nci Genel Başkanımıza yönelik 27 Mayısla ilgili bir değerlendirme yaptı, bu bizi incitmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya, “dur” deseydi dedim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ona bir cevap hakkı… Yani sataşmadan dolayı söz istiyorum. Ya da konuşmamı altı dakika yaparsanız birleşik yapayım yani ama bu bir sataşmadır.

BAŞKAN – Konuşmanızı altı dakika yapayım, peki.

Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

Şimdi, 15 Temmuz bir badiredir, bir sıkıntıdır. Yani bu sıkıntıyı biz millet olarak atlattık. Az önce ifade ettim, “Sayın Cumhurbaşkanı”, yani “şu lider, bu lider” şeklindeki bir yaklaşım son derece yanlış bir yaklaşımdır.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Yenikapı ruhuna aykırıdır.

ERHAN USTA (Samsun) – Burada toplum bir bütün hâlinde hareket etti. Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı olmadan önce…

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sokaktaydık.

ERHAN USTA (Samsun) – …Sayın Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezine gitti, oturdu, ışıklar yandı; milliyetçi, ülkücü gençler sokaklara indi, daha hiçbir çağrı yok.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Hah, özü budur.

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi, bunları görmeden, “Şu oldu, bu oldu.”, buralardan pay çıkarmaya çalışmak son derece yanlıştır.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Ayrıştırma.

ERHAN USTA (Samsun) – Bunu lütfen yapmayın, bu ayrıştırıcı dilden vazgeçin.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Cumhurbaşkanı siyasi parti lideri değil, ülkenin lideri ya, cumhurun başkanı, ondan bahsetti.

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Hayır, ülkenin Cumhurbaşkanı, lideri değil.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu konuda sizi ikaz ediyoruz. Böyle bir şey olmaz. Bu dilden vazgeçmek lazım.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Yenikapı ruhuna aykırı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşmadan söz verin de söz hakkı kullanalım.

BAŞKAN – Sayın Usta, teşekkür ediyorum, kayıtlara geçmiştir.

Sayın milletvekilleri, 15 Temmuzda bu millet küllerinden yeniden doğdu, bir uyanışa geçti. Aslında hepimizin gördüğü, bildiği kadarıyla da, 27 Mayısın da, 12 Martın da, 12 Eylülün de, 28 Şubatın da, 27 Nisanın da bu millet hesabını 15 Temmuzda gördü ve hep birlikte gördük, bütün siyasi partiler, bütün bir millet, bunu hepimizin çok iyi idrak etmesi lazım ve bu ruhu hepimizin muhafaza etmesi lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi gruplar adına son söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Ahmet Selim Yurdakul’a aittir.

Buyurun Sayın Yurdakul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, muhterem vatandaşlar; konuşmama başlamadan önce Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle ve şükranla anıyorum.

Millet olarak binlerce yıllık Türk tarihine damgasını vuran asrın lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü daha fazla okumak ve daha fazla anlamak zorundayız. Onun, karanlığı aydınlatan ışığı çocuklarımız için ayrı, askerlerimiz için ayrı, devlet adamlarımız ve siyasetçiler için başarılı ufuklar sunmaktadır.

Atatürk, vatana hizmet aşkıyla Afrika çöllerinde koşturmuş, Çanakkale’de ve Gelibolu’da destan yazmıştır. İstanbul’un işgalinden sonra, koca bir milleti ayağa kaldırmak üzere Anadolu’ya geçmiştir. Atatürk gün yüzü görmeyi unutan Türk milletine “Ya istiklal ya ölüm!” derken elinde silahı, en önde çarpışmıştır. Onun askerî dehası neticesinde dünya halk tarihi literatürü zenginleşmiş, “Türk” adı yeniden Türk sahnesinin en müstesna köşesinde yerini almıştır. Bugün hayırla yâd ettiğimiz Ata’mızın devlet adamlığı ise bu coğrafyada eşi benzeri görülmemiş reformları hayata geçirmiş ve milletimizi muasır medeniyetlerden biri hâline getirmiştir.

Atatürk’ü gerçekten anlamak onu gönüllerde hissetmekle mümkündür. Atatürk ağız dolusu laflarda değil zihinlerde yer bulmalıdır. Gazi Meclisimiz onun ve yüce Türk milletinin eseridir, cumhuriyetimiz onun eseridir. O hiçbir zaman tek adamlığı tercih etmemiş, elindeki onca imkân ve araca rağmen Türk milletinin istişare kültürünü canlı tutarak özde demokrasinin taşlarını kendi elleriyle döşemiştir. Bir devlet adamının, bir liderin nasıl caydırıcı olması gerektiğini gösteren Atatürk diğer yandan ise yurtta ve dünyada barış ve huzurun inşası için canla başla mücadele etmiştir. Onun sofrasında bulunan nice krallar ve cumhurbaşkanları Ata’mızın fikirlerinden feyzalmış, onunla dostluklar geliştirmeye çalışmıştır. Bir bozkurt gibi düşmanın kalbine korku salan Atatürk, Türk ocağı yandığı sürece kalplerde ve zihinlerde yaşayacak, onun öğretileri ve telkinleri bu toprakların ve insanının daima koruyucusu olacaktır.

Bu vesileyle ifade etmek isterim ki Türk milleti hepimizin ortak Ata’sını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü siyasi maksatlarla kullanan istismarcıları tek tek görmektedir. Daha Türk milletinin adını bile telaffuz edemeyenleri dikkatle seyrediyor ve takip ediyoruz; Türk’e mezar kazanların avukatlığını yapan sözde Atatürkçü, özde Türk düşmanlarını takip ediyoruz; Ata’mızı yürekten hissetmeyen çelenk tüccarlarını bir bir not ediyoruz ve en sonunda, tıpkı Ata’mızın ifade ettiği gibi, geldikleri gibi gidecekleri günü sabırla bekliyoruz.

Yeri gelmişken, müstemleke valisi gibi hareket eden bazı büyükelçi ve Avrupa Birliği Komisyonu üyelerinin özellikle belli Meclis grup ziyaretlerini ve siyasi ayak oyunlarını bölücü faaliyetlere bir destek olarak değerlendiriyor ve açıkça kınıyorum. Şimdi bu ülkelere soruyorum: Sizin ülkenizde terör propagandası yapan, terör örgütü üyesi olan, teröre destek veren, özel araçlarında silahlarla yakalanan, bu gibi suçlamalarla yargılanmak istenilen kişilere siz ne yapardınız? Siyaseti ne için yapıyoruz? Önce ülkemizin ve vatanımızın birliği ve daha sonra ülkemizin vatandaşlarının huzuru ve mutluluğu için yapıyoruz.

Biz 15 Temmuzu bir darbe girişimi olarak görmüyoruz, 15 Temmuzu ülkemizin işgali, parçalanması için yapılan bir hareket olarak görüyoruz. O yüzden 15 Temmuz günü ülkemizin bölünmesini engelleyen başta Genel Başkanımız olmak üzere, tüm siyasi parti başkanlarına, Başbakana, Cumhurbaşkanına ve o tankların, o kurşunların önüne canlarını siper eden yüce Türk milletine, hepsine birlikte teşekkürlerimizi buradan bir kez daha, ayırt etmeden ifade etmek istiyorum.

Meşruiyeti Avrupa Birliği parlamenterlerinde, yabancı misyon görevlilerinde veya evrensel demokratik prensiplerde arayanlara rahmetli Atatürk’ün ifadeleriyle çağrıda bulunmak istiyorum: Bireysel çıkarlarını düşmanların siyasi hedefleriyle birleştirebilecek gafillerin ihanetlerine karşı uyanığız ve uyanık olmaya devam edeceğiz. Bir Türk “Bitti.” demeden önce hiçbir şey bitmeyecek. Birlik ve beraberliğimize yönelik tüm tehditler, Türk milletinin çelikten iradesi karşısında bozguna uğrayacaktır.

Burada önemli olan nokta, Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi, siyaset yaparken şunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir: “Önce ülkem ve milletim, sonra partim.” demeyi hepimiz gönülden, içtenlikle ve inanarak ifade etmeli ve bu doğrultuda hareket etmeliyiz.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yurdakul.

Şimdi şahıslar adına ilk söz Erzincan Milletvekili Serkan Bayram’a aittir.

Buyurun Sayın Bayram. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERKAN BAYRAM (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olağanüstü hâl kapsamında bazı düzenlemeler yapılması hakkındaki kanun hükmünde kararname kapsamında birinci bölüm üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’mizin kurucusu olan Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 78’inci yıl dönümü. Onu bir kez daha saygı ve rahmetle yâd ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Maarif Vakfı Kanunu’nun 1’inci bölümüne yapılacak ek düzenlemeyle “Mütevelli heyetine ödenecek huzur hakkı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenir.” ibaresi eklenecektir. Maarif Vakfı çok önem arz etmektedir. Şu yaşadığımız günlerde yurt dışındaki eğitim okulları ülkemizin gerçek millî çıkarlarına hizmet etmesi açısından çokça önem arz etmektedir. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim ihtiyacını gidermek, onların ana vatanlarıyla bağlantılarını sağlamak, ülkemizin eğitim alanında sahip olduğu birikimi insanlığın hizmetine sunmak ilkesiyle insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vererek geliştirmek ve faaliyet gösterdiği ülkenin mevzuatına uygun diğer eğitim faaliyetlerini de yürütmek amacıyla Gazi Meclisimiz 28 Haziran 2016 tarihinde kabul edilen yasayla ve Resmî Gazete’de onaylanarak Maarif Vakfı Kanunu’muz yürürlüğe girmiştir. Günümüzde dünyanın her köşesinde okul açmış olan Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeler bu işi Türkiye Maarif Vakfı benzeri yapılanmalarla gerçekleştirmektedir. Alman Goethe Enstitüsü, Fransız Kültür Ajansı bu tarz çalışma biçimiyle dünyada binlerce okula ulaşmıştır. Bizim de hedefimiz Maarif Vakfı vasıtasıyla 170 ülkede değil, 193 ülkede hizmet vermektir. Bizim gibi kadim kültüre sahip bir ülkenin dünya sahnesine bırakacağı en derin iz insan yetiştirme sürecine talip olmakla mümkün olacaktır. Dünya genelinde söz sahibi olan okullarımızdan ülkemizin de elçiliğini yapacak, aynı zamanda o ülkelerin bilim, kültür, değer ve bilimsel birikimlerini de ülkemize getirecek, vatanına, milletine bağlı, millî değerlere saygılı binlerce öğrenci yetiştirecek, Türkiye’nin 2023 vizyonuna yakışır, ülkemizin hedeflenen amaçlara ulaşmasına en büyük katkıyı sağlayacaktır.

Değerli milletvekillerimiz, uluslararası arenada faaliyet gösteren terör örgütleri amaçlarına ulaşabilmek için ya insanların eğitim almalarını engelleyerek insanları cahil bırakmayı -yani bölücü terör örgütü gibi- ya da eğitimi kendileri içinde robotlaştırmış bireyler yetiştirmek için -bu da FETÖ gibi- kullanmayı hedeflemiştir. Bu iki yöntem de uluslararası toplum için öncelikli bir tehdit oluşturmaktadır. 15 Temmuz 2016’da Fetullahçı terör örgütü tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen kanlı darbe girişimi, bu terör örgütünün yönettiği eğitim kurumlarında beyinleri yıkanan insanların hiçbir hukuk ve insani sınır tanımadıklarını göstermiştir. Zaman, her şeyin en iyi şekilde tecelli edebildiği bir zaman ve yeni şeyler söyleme zamanıdır. Dağ ne kadar yüce olsa da aşılmaz değildir. İnşallah, önümüzdeki yıllarda hep birlikte Türkiye Maarif Vakfının yurt dışındaki okullarını gururla ve mutlulukla ziyaret edebilme heyecanını da hep birlikte yaşayacağız.

Devlet Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, herhâlde bir müdahale etmeniz gerekiyor. “Sayın Cumhurbaşkanımız” yerine “Devlet Başkanımız” diye hitap etti. Herhâlde bir müdahale etmeniz gerekiyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sözünü düzelt. Devlet Başkanı değil, Cumhurbaşkanı.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – “Maarif, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve milletinin vakfıdır, onlar 170 ülkede varız diyorlarsa biz de 170 ülkenin tamamında var olacağız. Unutmayın, mücadelenin ana unsuru iyi yetişmiş insan, birlik, beraberlik ve kardeşliktir.”

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Meclis Başkanının düzeltme yapması lazım. Ben başka bir şey dersem siz düzeltmeyecek misiniz?

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Bu vesileyle yüce Meclisi ve heyetinizi en samimi duygularla selamlıyor, hepinize teşekkürler ve şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayram.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, yanlış ifadeyi düzeltmeniz gerekmez mi?

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına ikinci ve son konuşmacı İstanbul Milletvekili Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, herkesi düzeltiyorsunuz, bu lafı niye düzeltmediniz?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Ben, size şimdi “Sayın Adana Milletvekili” desem düzelttirirsiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, niye düzeltmediniz bu lafı?

MURAT DEMİR (Kastamonu) – Niye rahatsız oluyorsunuz?

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Rahatsız oluyoruz, ne olacak? Rahatsız olmayacağımız şeyi sana mı soracağız?

BAŞKAN – Sayın Altay, size bir dakika ilave yapacağız, süreniz altı dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Elitaş biraz önce on dakikalık bir öz eleştiri konuşması yaptı. Söylediklerinin bazıları doğru.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İkisi hariç hepsi doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 1960 doğru.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, sayın milletvekilleri, darbelerin meşruiyeti olmaz. Sadece darbeleri meşru göstermeye matuf, makul görülmesine zemin hazırlayıcı kimi iş ve işlemler yapılır ve bu hep böyle olmuştur.

Bu iş ve işlemler de genellikle şöyle bir yolla yapılır: Yaşam tarzı üzerinden siyaset, inanç aidiyeti üzerinden siyaset, etnik aidiyet üzerinden siyaset yapmak yoluyla toplum önce bir ayrıştırılır, kutuplaştırılır, kamplaştırılır, ülkede gerilim, kaos ortamı yaratılır, insanlar birbirine düşürülür, kardeş kardeşe kırdırılır, sonra duruma el koyma bahanesiyle, kardeş kanını akıtmayacağız bahanesiyle Türkiye’de birileri yönetime el koyar. 15 Temmuzu bundan önceki müdahalelerden farklı kılan hususlar var. Ama 15 Temmuzun özünde de geriye dönük bu yaşam tarzı üzerinden yapılan siyaset, inanç aidiyeti üzerinden yapılan siyasetin izlerini görmek mümkün.

Şimdi, ben öteden beri şunu söylüyorum ve partimizin düşüncesi de budur: 27 Mayısın 12 Eylülle bir farkı yoktur. 28 Şubatın 12 Marttan bir farkı yoktur. Bunu ben ilk defa söylemiyorum, söylediğimiz bir şeydir.

Şunu size yakıştıramadım: 2’nci Genel Başkanımızın 27 Mayısla ilgili, 27 Mayısa müdahalesi ya da idamların engellenmesi noktasında yaptıklarından bihaber olabilirsiniz yani bilmeyebilirsiniz. Size bir tane tavsiyem var: Merhum Menderes ailesinin yaşayan çocukları var, torunları var. Onlardan biriyle bir temas ediniz, merhum Menderes’in eşinin İsmet Paşa’yla yaptığı görüşmeleri, orada konuşulanları, İsmet Paşa’nın bu konudaki girişimlerini lütfen öğreniniz. Geçmişi karalamak en kolay şeydir. İsmet Paşa’yı sevmeyebilirsiniz, saygıyla da karşılarım. Yani ben saygı duymam ama bu düşüncenizi söyleminize saygı duyarım en azından. Merak ederim İsmet Paşa size ne yaptı? Merak ederim size İsmet Paşa ne yaptı?

Bakın, şunu da doğru bulmadım: Ben, “Yaşam tarzı üzerinden, insanların kılığı kıyafeti üzerinden siyaset yanlış.” diye bağırıp duruyorum. Siz biraz önce dediniz ki: “Tankın üstüne başörtülü de çıktı, başörtüsüz de çıktı.” Olmadı, olmadı; yine ayrıştırdınız. Buna gerek yok. Baş kapatmakla laiklik elden gitmez ama baş açmakla da din elden gitmez. Bu ayrışmadan bir vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar) Buradan siz kurtulacaksınız ki millet kurtulsun. Yani insanların inançlarını, Hükûmetiniz, sömürmekten vazgeçsin. Yapmayın, buna gerek yok. Bunu yaparak toplumu ayrıştırmaktan başka bir şey yapmayız.

Ayrıca, 12 Mart 1971’de -hani hep birilerini suçluyorsunuz ya- 12 Eylül 1980’de, hatta 28 Şubatta ve sizin pek darbe saymadığınız, altına kurşungeçirmez araç aldığınız 27 Nisan elektronik muhtırası noktasında…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Darbe, darbe o. Onu unuttum bak, o doğru.

ENGİN ALTAY (Devamla) - …şimdi “Türkiye'nin lideri.” dediğiniz, neredeydi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Haddini bil.” dedi o zaman.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hayır, hayır, onun bir sesi çıktı mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - 27 Nisanda “Haddini bil.” dedi.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Dört gün sonra söyledi, konuşma. Dört gün bekledi, ondan sonra söyledi. Dört gün 27 Nisana bile sustu sizin lideriniz.

Buradan şunu çıkarmak istemiyorum: Bu darbe ordu içinde bir kalkışmaydı. TSK’nın komuta kademesi içerisinde bir hiyerarşik darbe değildi, rahattınız yani herkes bir parça rahattı. Merak ediyorum, komuta kademesi içinde olsaydı acaba ne olacaktı?

Bir şeyi daha merak ediyorum, madem açtınız: Özel hukuk olarak ben Binali Bey’i çok severim ama 15 Temmuz gecesi Sayın Bahçeli’den ve Sayın Kılıçdaroğlu’ndan sonra Binali Bey’den millet bir ses duydu. Neredeydi?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yapmayın ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bak, bu “Neredeydi?”lere girmeyelim ama, girersek bir yere varamayız. Bunlar yanlış işler. “O oradaydı, bu buradaydı, şu şuradaydı…” Gergin, soğuk, katı, ağır bir geceydi hepimiz için. Lider tek başına şu zannediliyorsa, gene yanılgı içindesiniz: Lider WhatsApp’tan mı, FaceTime’dan mı, bir yerden konuşuyor ve millet sokağa çıkıyor. Yani “Lider konuşmasa bu millet sokağa çıkmayacaktı.” gibi bir algıysa, o da yanlış. Elbette etkisi olmuştur, hiçbir itirazım yok ama 15 Temmuzun püskürtülmesinde… Bu darbe Parlamentoya, demokrasiye, siyaset müessesesine, hepimize yapılmıştır ama öncelikle, siz iktidarda olduğunuz için öldürmeye sizden başlayacaklardı, sonra bize geleceklerdi.

Ama, burada, öncelikle Sayın Bahçeli’nin de, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da hakkını teslim etmeniz lazım. Bunu tek başına Tayyip Erdoğan engellemiş değildir. Öyle olması için…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onun için “Yenikapı” diyoruz zaten.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şunu yapsaydı kabul ederdim: Çıksaydı, bulunduğu yerde bir tankın üstüne çıksaydı… Diyecek ki: “Tank vardı da ben mi çıkmadım?” E, hani, neredeydin sen? Etrafında tank yok senin. Böyle şey olur mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Samimi olalım, yapıcı olalım, sahici olalım. Bu darbe milletin direnişiyle engellenmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılıyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunun altını çiziyorum ve 27 Mayıs bütün darbelerin anasıdır. 27 Mayıs olmasaydı, 12 Mart da olmazdı, 12 Eylül de olmazdı, 28 Şubat da olmazdı, 27 Nisan da olmazdı, 15 Temmuz da olmazdı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak düşüncemiz de budur.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 27 Mayıs engellenebilir miydi Başkan?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen o zaman dünyada olsaydın kesinlikle engellenirdi! Bütün kusur senin dünyada olmaman!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz, çok sağ olun Sayın Altay.

Soru-cevap yok.

Böylece, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.09

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Özcan PURÇU (İzmir), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

425 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır.

Son okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı               Osman Aşkın Bak                     Ramazan Can

              Amasya                                 Rize                                 Kırıkkale

     Mahmut Atilla Kaya                Kerem Ali Sürekli                    Mustafa Elitaş

               İzmir                                  İzmir                                 Kayseri

MADDE 82- 17/6/2016 tarihli ve 6721 sayılı Türkiye Maarif Vakfı Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına "Mütevelli Heyetine ödenecek huzur hakkı ise Milli Eğitim Bakanı tarafından belirlenir." cümlesi ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(3) Vakıf tarafından yurtdışında görevlendirilen okul yöneticileri ve öğretmenler 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesi kapsamındaki Hükümetçe, hususi idarelerce veya belediyelerce resmî vazife ile dış memleketlere gönderilenlere veya dış memleketlerde vazifeye alınanlara tanınan haklardan faydalanırlar."

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Nurhayat Altaca Kayışoğlu               Erkan Aydın                        Akın Üstündağ

               Bursa                                  Bursa                                  Muğla

Fatma Kaplan Hürriyet                 Okan Gaytancıoğlu                    Kazım Arslan

              Kocaeli                                Edirne                                 Denizli

                                                 Uğur Bayraktutan

                                                        Artvin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

           Erhan Usta                        Kadir Koçdemir                Ahmet Selim Yurdakul

              Samsun                                 Bursa                                 Antalya

         Erkan Haberal                     Mevlüt Karakaya                      Baki Şimşek

              Ankara                                 Adana                                 Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde Mersin Milletvekili Baki Şimşek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 sayılı OHAL Kapsamında Bazı Düzenlemelerin Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak, yıkılmakta olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir cumhuriyeti kurmak için yola çıkan ve Millî Mücadele’yi başlatan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmet ve minnetle anıyoruz ve arıyoruz, yeni bir Mustafa Kemal Atatürk arıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuzda, bu milletin topuyla tankıyla bu milletin evlatlarına kurşun sıkan hainlere karşı iktidarıyla muhalefetiyle elbirliğiyle hareket ettik. Burada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ilk açıklamayı Sayın Genel Başkanımız Doktor Devlet Bahçeli yapmış olmasına rağmen buradan bir oy devşirme, siyasi rant sağlama hesabına hiçbir zaman girmedik çünkü mevzubahis vatandı. Yalnız, siyasi öz eleştiriler yapılırken burada herkesin kendine bir pay çıkarma yarışı içerisinde olduğunu görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz, gerçekten Türkiye’nin en kanlı darbe girişiminin yaşandığı gündü. Bununla ilgili de devletimiz, 15 Temmuzdan bu tarafa, iktidarıyla muhalefetiyle mücadele ediyor. Yalnız, çıkartılan kanun hükmünde kararnamelere bakıyoruz, rektörlük seçimleriyle darbenin ne alakası var, rektörlük seçimleriyle kanun hükmünde kararnamenin ne alakası var? Şimdi, bir kanun hükmünde kararname çıkartıyoruz, YÖK’ten 3 kişilik liste geliyor, Cumhurbaşkanı beğenmezse geri gönderiyor. Yeni bir liste geliyor, onu da beğenmezse istediğini atıyor. Aslında, bu kanun hükmünde kararnameye şunu yazmanız lazımdı: “Cumhurbaşkanı istediği şahsı direkt rektör olarak atayabilir.” Hiç dolandırmaya gerek yok.

Ben, AKP Grubunun bununla ilgili de bir siyasi öz eleştiri yapmasını bekliyorum. Türkiye 15 Temmuza bir günde gelmedi. Çözüm süreci, çözülme süreci, barış süreci adı altında, terör Hakkâri’de, Şırnak’ta, Diyarbakır’da yaşanıyordu; akil adamlar Kayseri’ye, Sivas’a, Malatya’ya gönderildiler. Terörün olduğu bölgeye gönderilip o insanlar ikna edilmeye çalışılmadı, Anadolu’da, terörle ilgisi, alakası olmayan, sadece şehitler gelen bölgeye akil adamlar gönderildi. Bununla ilgili de bir öz eleştiri yapmanızı bekliyoruz.

Habur’a, PKK’lıların ayağına davul zurnalı karşılamalarla devletin hâkimleri, savcıları gönderildi. Bununla ilgili de bir öz eleştiri yapmanızı bekliyoruz.

15 temmuz şehitleriyle alakalı yasalar çıkarıldı. Geçen hafta ben Mersin’deyken bir hemşehrim yanıma geldi. Şehit ve gazi yakınlarına devlet KDV’siz araç satıyor, araç almak için müracaat ediyor, verilen cevap şu: “15 Temmuz şehitleri ve gazilerine biz KDV’siz araç verebiliyoruz.” Şehitleri bile ayırdık. Bu devlet için Hakkâri’de, Çukurca’da canlarını ortaya koyanlar ile 15 Temmuzda tankın topun önüne yatanların bizim açımızdan bir farkı yoktur, her ikisi de bu ülke için şehit olmuşlardır. Ama maalesef bunlarla ilgili yaptığımız düzenlemelerde bile adil davranmadık.

Bugün Hükûmet “Her şeyi biz yaptık.” diyor. Türkiye’de Boğaziçi Köprüsü, bugün “15 Temmuz Şehitler Köprüsü” yaptığımız köprü 1973 yılında yapıldı, AKP kurulmadan otuz yıl önce yapıldı. On beş yıl sonra, 1988 yılında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapıldı. Teknoloji bu kadar gelişmesine rağmen Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü ancak 2016 yılında yapabildik. Onun için her şeyde “Biz yaptık, bizim dediğimiz doğru.” mantığıyla yaklaşmanın doğru olmadığını, bu ülkede iktidarıyla muhalefetiyle, hep birlikte mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de -devletin yaptıklarını söylüyorum, özel sektör hariç- sadece Atatürk Barajı’nın ürettiği elektrik sizin döneminizde, AKP döneminde yapılan bütün barajların ürettiği elektrikten daha fazladır. Ama açılışlar yapılıyor, bu kadar baraj açtık, bu kadar tesis açtık, yine her gün elektrik kesintileri yaşanıyor. Teknoloji bu kadar gelişti, 2016 yılında düzenli elektrik kesintileri yapıyoruz. Hâlâ Türkiye’nin sorunlarını maalesef çözemiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şimşek.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet.

Buyurun Sayın Kaplan Hürriyet. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün büyük bir devrimciyi selamladık. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öldüğünü sananlar var.

Sevgili Ata’m, senden hâlâ korkuyorlarsa ölmemişsin demektir. Senden ne kadar korktularsa o kadar yasakladılar, ne kadar tahammül edemiyorlarsa o kadar silmeye çalıştılar. Ancak bu karanlık zihniyetin korkularına ve tahammülsüzlüklerine asla yenilmeyecek bu millet. Kurduğun laik, demokratik, hukuk devletini yıkmak isteyenlere karşı emanetin olan Türkiye Cumhuriyeti devleti sonsuza kadar yaşayacaktır. Bazı borçlar vardır ki ödeyemezsiniz. Sana borçluyuz. Andın andımızdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi, özlem, minnet ve saygıyla bir kez daha buradan anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu KHK’yla getirdiğiniz KPSS’siz sözleşmeli öğretmenlik düzenlemesi hakkında konuşmak istiyorum.

Bakınız, 14 Mart 2014 tarih ve 6528 sayılı 12’nci maddeyle aynı bu düzenlemeyi getirmiştiniz bir zamanlar ve partimiz tarafından bu madde Anayasa Mahkemesine götürülmüştü ve Anayasa Mahkemesi tarafından 2015 yılında iptal edilmişti. Şimdi, aynı düzenlemeyi bu kanun hükmünde kararnameyle bir kez daha getiriyorsunuz ve maalesef fırsatçılık yapıyorsunuz. Adaletsizliğin iyice dibine vurdunuz ve özel dershane, etüt eğitim merkezlerinde altı yıl çalışmış olanların KPSS’ye girmeden sözleşmeli öğretmen olarak atanabilmelerini sağlıyorsunuz.

Öğretmen kadrolarına atanabilmek için öğretmenlerin KPSS ve eğitim bilimleri testine girmeleri gerekiyor, ardından öğretmenlik alan bilgisi testine giriyorlar. Bu sınavların sonuçlarına göre de kontenjana ve puan üstünlüğüne göre atamaları yapılıyor. İşte, bu süreçleri yıllardır geçmek zorunda bırakılan öğretmenler sizlere soruyor: “Biz de altı yıl dershanede çalışıp sınavsız atanabilirdik. Yıllardır neden bu sınavlara hazırlanıyoruz?” Hatırlar mısınız, geçtiğimiz yıllarda kopya skandallarıyla çalkalanan ÖSYM “Emeğiniz emanetimizdir” yazılı kalemleri adaylara dağıtmıştı ve adaylar sınavların pek çoğuna bu yazılı kalemlerle girmişti. Bir tarafta, “emeğiniz emanetimizdir” anlayışıyla sınav yapan ÖSYM, diğer tarafta sınavsız öğretmen alan Millî Eğitim Bakanlığı. Bu da tam bir tezat olarak karşımızda kapı gibi durmaktadır değerli milletvekillerim.

İnsanların emekleri, onların çocukları gibidir. Eğer emeklerini boşa çıkaran bir davranış gerçekleştirirseniz hayatın zorlu koşullarında onların tutunmalarını sağlayan dalları kırmış olursunuz. Öğretmen olmak için ağızlarıyla bir kuş tutmadıkları kalan, seneler boyunca kitaplara gömülü bir şekilde yaşayan insanlar nasıl sınav stresi yaşamaktadır bilir misiniz? En son, vekili bulunduğum Kocaeli’mizin bir ilçesinde 24 yaşında, henüz hayatının baharında genç bir kızımız, öğretmen olmak için hazırlandığı KPSS stresine dayanamayarak intihar etti. Bursa’da 26 yaşındaki bir genç kız KPSS atamasının yapılmayışı nedeniyle bunalıma girerek intihar etti. Siirt’te, girdiği KPSS’de başarısız olduğu için hayatına son veren yine bir genç arkadaşımız bıraktığı bir notta ne yazdı biliyor musunuz: “Artık yoruldum, çalışıyorum ama olmuyor.”

Bu yaptığınız düzenlemelerle, atanmayan yüz binlerce öğretmen adayının, intihar eden, KPSS’de hak kazanıp atanamayan binlerce kişinin hakları duracak ama iktidar yakınları hülle yoluyla devletin kadrolarına sınavsız şekilde yükselecekler. Yeri gelmişken Cumhurbaşkanının 2002 yılında İzmit’te yaptığı seçim konuşmasından alıntı yapmak istiyorum: “Biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak ve ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek. Biz hükûmetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız.” diyordu. Bu konuşmadan tam on dört sene geçti, öğretmen açığı bugün neredeyse 150 bini buldu. Yüz binlerce insanımız hâlen daha KPSS ve sonrasında gelen zorluklarla uğraşmakta iken siz KPSS’siz öğretmen alımı yapıyorsunuz. Üstelik, FET֒yle mücadele için dershaneleri kapatıyorsunuz ama FET֒nün en güçlü olduğu platformdan sınavsız öğretmen alıyorsunuz. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır diye siz değerli vekillere soruyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan Hürriyet.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

MADDE 82- 17/6/2016 tarihli ve 6721 sayılı Türkiye Maarif Vakfı Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına "Mütevelli Heyetine ödenecek huzur hakkı ise Milli Eğitim Bakanı tarafından belirlenir." cümlesi ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(3) Vakıf tarafından yurtdışında görevlendirilen okul yöneticileri ve öğretmenler 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanununun 14 üncü maddesi kapsamındaki Hükümetçe, hususi idarelerce veya belediyelerce resmî vazife ile dış memleketlere gönderilenlere veya dış memleketlerde vazifeye alınanlara tanınan haklardan faydalanırlar."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Kabul ediyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir hakkı teslim etmek, bir yanlışlığı düzeltmek için söz aldım.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz tarihinde -Türkiye darbeler geçmişiyle olan konudan- gerçekten bütün siyasi parti genel başkanları o gün birlik ve beraberlik içerisinde dik bir duruş sergilemişlerdir. 15 Temmuzun olduğu gün hem Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekilleriyle hem Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili arkadaşlarımızla belki 10’dan fazla görüşmeler gerçekleştirdik. Bir ve beraber hareket etmemiz gerektiğini, bu darbeye karşı hep birlikte durmamız gerektiğini ifade ettik. Sayın Başbakanın hem Sayın Devlet Bahçeli’yle yaptığı telefon görüşmesi hem Sayın Kılıçdaroğlu’yla yaptığı telefon görüşmesi sonucunda, Türkiye’deki siyasetin, milletin temsilcilerinin birlik içerisinde, beraberlik içerisinde bu darbeye karşı duruşlarıyla birlikte olağanüstü derecede bir güven hasıl oldu ve o gün sabahlara kadar Türkiye’deki 81 vilayetin meydanlarında, hangi partiden olursa olsun, hangi siyasi görüşten olursa olsun, bütün millet, 79 milyon Türk halkı darbeye karşı direnç kahramanlığını hep birlikte gösterdiler. O anlamda, biraz önceki yaptığım konuşmada, hem Sayın Devlet Bahçeli’nin hem Sayın Kılıçdaroğlu’nun darbe günü darbeye karşı siyasi birlik ve beraberlik içerisindeki yaptığı dik duruşu buradan ifade etmedim, haksızlık ettiğimi düşündüğümden dolayı bu açıklamayı yapma ihtiyacını hissettim. Ki o zaman Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay’dı, “Bir açıklama yaptınız mı, yapıyor musunuz?”, gece on bir civarındaydı veya on biri on geçe, “Bizim Sayın Genel Başkanımız açıklama yaptı.” dedi. Levent Bey’le yaptığımız görüşmede, Sayın Genel Başkanın uçakta olduğunu söyledi ve “İner inmez bu konuyla ilgili derhâl değerlendirmemizi yapacağız.” dedi ve aynı şekilde devam etti. O gün şu gerçek: Bizim bundan önceki geçmişlerimizde darbe ve darbe girişimciliğiyle ilgili konuda birlik ve beraberlik içerisinde gösteremediğimiz dik duruşumuzu 15 Temmuz günü siyasi parti liderleri başta olmak üzere hep beraber gösterdik.

27 Nisan konusunu Sayın Altay hatırlattı. 27 Nisan 2007 Cuma saat beş buçuk, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunu yapıyoruz. Saat altıya on kala Anayasa Mahkemesine gidildi ve Anayasa Mahkemesi 367’yle ilgili karar verdi.

27 Nisan, saat 23.13; bir haber, bir anda teyakkuz hâlinde, Genelkurmay Başkanlığının İnternet sitesinde bir bildiri yayınlandı, televizyonlarda alt yazı olarak geçiyor, mahiyetinin ne olduğu belirsiz. Ama, ertesi gün, cumhuriyet tarihinde yine ilk defa bir Hükûmet kendi memurları tarafından kaleme alınmış, İnternet sitesinde yayınlanmış “postmodern muhtıra” diye ifade edeceğimiz bir konuya 28 Nisan günü saat 14.00’te -İnternet’e bakarsanız- o zamanki Hükûmet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek -biraz önce burada oturuyordu- Hükûmet adına açıklama yaptı: “Herkes haddini bilecek. Hükûmet görevinin başında.” dedi ve ilk defa o gün muhtıralara karşı dik durulmasının sergilendiğini gördük.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – “Herkes haddini bilecek.” sizin eklemeniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bazıları o zaman milletvekili olmayabilir, itiraz edebilir, niye böyle yaptı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yazdığı bildirinin altına imza atmış olabilirim diyebilir. Hatta, Cumhuriyet Halk Partisinin bir genel başkan yardımcısı ve bir grup başkan vekili “Ben bunun altına imza atıyorum.” ifadesini kullandı.

Bakın, değerli milletvekilleri, 15 Temmuz topyekûn darbeye karşı duruşumuzun bir tarihî işaretiydi. Bu anlamda, gerçekten bütün siyasi partilere, milletvekillerine teşekkürlerimi sunuyorum. Öte yandan, 27 Nisan konusunda, 23.13 saatlerinde yayınlanan e-bildirgede de Hükûmet şapkasını alıp gitmedi, gerekli dersi, gerekli cevabı verdi.

Bu konuyu aydınlatmak için söz aldım. Yüce heyetinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…1’inci madde kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Burada darbeye karşılıkla ilgili bir terazileme yapmak istemiyorum. İki şeyi söylemek istedim: Ben 27 Nisan muhtırasıyla ilgili, dönemin Başbakanından üç dört gün sonra bir açıklama duydum dedim. Sayın Çiçek’in açıklaması da Sayın Elitaş’ın söylediği kadar keskin ve köşeli değildi diye var hafızamda.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki, peki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İkincisi şu: 27 Nisan elektronik muhtırasıyla ilgili o dönem ben de hatırlıyorum, geçmiş bir ya da iki sayın genel başkan yardımcımızın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekili öbürü de.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …”İçeriğiyle ilgili altına imza atarım.” sözleri partimizi kurumsal olarak bağlamamaktadır, kendi şahıslarını bağlar.

Genel Kurulun ve yüce milletimizin bilgisine arz ederim efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesindeki “Kamu Personel Seçme Sınavına girme şartı hariç” yerine “Kamu Personel Seçme Sınavı puan ortalaması en az 70 olan ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Erhan Usta                        Kadir Koçdemir                      Erkan Haberal

              Samsun                                 Bursa                                 Ankara

       Mevlüt Karakaya               Ahmet Selim Yurdakul

               Adana                                Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Fatma Kaplan Hürriyet                  Erkan Aydın                         Ceyhun İrgil

              Kocaeli                                 Bursa                                  Bursa

         Akın Üstündağ             Nurhayat Altaca Kayışoğlu           Okan Gaytancıoğlu

               Muğla                                  Bursa                                  Edirne

          Kazım Arslan                     Uğur Bayraktutan                       Çetin Arık

              Denizli                                Artvin                                Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce yine bugün çok önemli ve anlamlı bir günü hepimiz andık fakat bu günde bile bir devlet büyüğümüz yine ayrıştırıcı ve maalesef kutuplaştırıcı bir ifadede bulunmuş ve bizi, Cumhuriyet Halk Partisini, Atatürk’ün mirasıyla özdeşleştiren ve onun üzerinden bir yorum yapmış.

Biz, Atatürk’ün mirasına sahip çıkmaktan, korumaktan, bu mirası yüceltmekten onur duyarız. Bu öylesine büyük ve her gün artan ve ülkenin her köşesine sinmiş ve hissedilen bir mirastır. Dileriz ki herkes bu mirasa sahip çıkar ama gönülden ve her zaman sahip çıkar. Öyle başınız sıkıştığında, darbe yiyince, korku içinde bir babaya sığınır gibi gölgesine sığınarak değil, her zaman, güneş gibi onun ışığında aydınlanacak şekilde Atatürk’e sahip çıkmanızı bekliyoruz. Bu vesileyle Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü tekrar saygı ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, üstünde söz aldığım madde eğitimle ilgili. Bu konuyla ilgili söylenecek çok şey var, biraz önce milletvekili arkadaşım da ifade etti ancak ben çok kısaca bu OHAL’in, kanun hükmünde kararnamenin özellikle eğitim üzerinden bir darbe olduğunu ve bir karşı devrim süreci olduğunu defalarca ifade ettim.

Yine, size hatırlatmak isterim, bu kanun hükmünde kararnamelerle 60 bin öğretmen, 1 milyon öğrenci, 8 bin akademisyen, 13 bin ÖYP’li araştırma görevlisi, 60 bin üniversiteli ve yaklaşık 2 milyon aile etkilendi arkadaşlar ve bunların sıkıntılarını görmezden gelmek mümkün değil.

Daha da önemlisi, bu öğretmen atamalarıyla ilgili Hükûmet birçok söz verdiği hâlde, daha önce bakanlar söz verdiği hâlde sadece 15 bin öğretmen ataması yaptınız, onu da kalkınmakta öncelikli bölgelere ve en önemlisi, bunların da bir bölümünü KPSS’siz atama yaptınız, tamamını sözleşmeli yaptınız ve mülakatla yaptınız. Biz burada defalarca söyledik, 400 bin öğretmen atama bekliyor. Millî Eğitim Bakanlığı, Başbakan ve bizler bunda hep beraber hemfikiriz fakat bize iletilen, “Maliye Bakanlığı kabul etmiyor, Maliye buna onay vermiyor.” deniyor. Ben sadece şunu söylüyorum: Makam arabalarına “çerez parası” diyen bu Hükûmet ve iktidar atamak için öğretmenlere neden para bulamıyor? Biz bunu sormak istiyoruz. Bunun dışında, her türlü fiziksel altyapı ve engeline rağmen öğretmenlik yapmaya hak kazanmış engelli öğretmenleri atamayarak önlerindeki en büyük engel siz oluyorsunuz. Bu konuda defalarca duyarlılığa davet ettik.

Başka bir sorun, mülakatla atama. İnsanlar yıllarca çalışıyorlar, emek harcıyorlar, sınavları geçiyorlar, mülakatla atama yapıyorsunuz. Mülakatla atama demek torpil demek. Bununla ilgili birçok ses kaydı yayınladık, birçok ilçe ve il başkanınızın konuşmalarını kayda aldı öğretmenler ve orada açık açık şunu söylediniz, örneğin bir il başkanınızın size ben aynen ifadesini okumak istiyorum. Bunun ses kaydı da yanımda, isterseniz, teknik imkân varsa dinletebilirim: “Sen hiç duymadın mı, bu mülakatlar yapılırken parti kanalıyla bir referans olunuyor. Yüzlerce öğretmen geldi ‘Mülakatımız var, yardımcı ol.’ diye. Biz de ‘Referans oluruz.’ dedik ve olduk.” diyor. Arkadaşlar, bu bir realite. Artık bunların önüne geçmeliyiz.

Bunun dışında -çok zamanım kalmadığı için mağduriyetleri tek tek detaylandırmayacağım ama- şunu söylemek istiyorum: Defalarca, bu kapanan üniversitelerle ilgili bir dolu eleştiride bulunduk. Bu üniversiteleri siz açtınız arkadaşlar. Bizim asıl söylemek istediğimiz şu: Bu üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri bu referanslara, bu insanların, Cumhurbaşkanının, Başbakanın referanslarına güvenerek orada işe girdiler ve şimdi bu insanlar işsiz ve hiçbir yerde çalışmasına izin vermiyorsunuz. Üstelik haklarında hiçbir soruşturma, hiçbir suçlama yok. Daha da önemlisi, bu okullarda çalışan veya öğretmenlerin bir bölümü sendikalara üye diye hepsini işten attınız, hiç sorgulamadan. Size bir belge göstermek istiyorum. A4 gösteriyorum, görmüyorsunuz, o yüzden kocaman büyüttüm. Bakın arkadaşlar, AKTİF EĞİTİM-SEN’e üye olan bütün öğretmenleri kriter kabul ettiniz, işten attınız ve 2013’ü kriter aldınız, 17-25 Aralığı. 2014 yılında Millî Eğitim Bakanlığının yazısı var. AKTİF EĞİTİM-SEN’i tarif ediyor, hesap numaralarını veriyor ve 81 vilayet, bütün teşkilata, öğretmenlere “Üye olun.” diye refere oluyor. Lütfen bu kriterleri kaldırın.

YUSUF BEYAZIT (Tokat) – “Üye olun.” demiyor.

CEYHUN İRGİL (Devamla) – Bakın, üye değil ama referans oluyor. Sonuç olarak 17-25 Aralık kriterse, hukuksa, işte belge burada. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEYHUN İRGİL (Devamla) – O yüzden, bu işten çıkarma, ihraç yolunu AKTİF EĞİTİM-SEN veya diğer, Bank Asya ortaklıklarını çıkarmanız lazım, iptal etmeniz lazım. Bank Asyayı açarken de hepiniz oradaydınız arkadaşlar, hepiniz oradaydınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İrgil.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayan Akçay, sisteme girmişsiniz.

Buyurun, İç Tüzük 60’a göre bir dakika söz veriyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki odasına bir kameranın yerleştirildiği ve daha sonra da yerinden söküldüğünün tespit edildiğine ve gerekli incelemenin başlatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok önemli gördüğümüz bir hususu hem Genel Kurulun hem de Başkanlığın dikkatine sunmak istiyorum. Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Saffet Sancaklı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Halkla İlişkiler Binası 1’inci kat 1019 no.lu odasının, 2 Kasım Çarşamba günü akşam saatlerinde, tavan kısmına bir kameranın yerleştirildiği ve daha sonra da bu kameranın yerinden söküldüğü öğrenilmiş ve tespit edilmiştir. Milletvekilimizin çalışma odasında meydana gelen bu ciddi durumun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca ivedilikle incelenmesini, faillerin tespit edilmesini ve olayın açığa çıkarılması hususunda gereğinin acilen yapılmasını istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bunlar kimlerdir, neyin peşindedirler? Bu, komplocu zihniyetin maalesef devam ettiğini, yine icrai faaliyet eylediğini gösteriyor. Bilindiği üzere, Halkla İlişkiler Binası’nın kapıları şifreli kartlarla açılmaktadır. Bu kartların nasıl kullanıldığı ve şifrelerle girenin çıkanın ve ayrıca Halkla İlişkiler Ana Binası’nda da kameralı giriş çıkış takibinin mümkün olduğunu da dikkate alarak bütün teknik tedbirlerin şu anda acilen, derhâl alınmasını ve gerekli incelemenin başlatılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

Çok ciddi ve önemli bir iddia. Tabii ki, biz bu iddianın mutlak surette ivedilikle incelenmesi için ilgililerle ilgili girişimde bulunacağız. İnşallah buna ilişkin bilgi de size ulaştırmaya çalışırız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yazılı da gönderdik Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böyle bir şey kabul edilebilir bir durum değil tabii ki. Bu iddiayı araştıracağız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı, size de 60’a göre bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

26.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasında ifade ettiği konunun takipçisi olmanın Meclisin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay’ın ifade ettiği olay vahim bir olaydır, mutlak surette ne olupbittiği anlaşılmalı. Böyle bir durum var ise sonuna kadar gidilmelidir. Her kim bunu yaptıysa açığa çıkarılmalı ve mutlak surette kamuoyuna bilgi verilmelidir. Burada, partisi ne olursa olsun bütün milletvekillerinin hukukunu korumak hepimizin boynunun borcudur ve millete karşı vazifemizdir. O bakımdan, Sayın Akçay’ın ifade ettiği bu durumun takipçisi olmak elbette Meclisin görevidir. Biz de aynı durumu teyit ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Altay, buyurun, size de söz veriyorum.

27.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, bir milletvekilinin çalışma odasına kamera yerleştirilmesinin kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, vallahi her gün “Pes yani!” denilecek bir olayla karşılaşıyoruz. Şu ülkenin içinde bulunduğu hâl, hâl değil Sayın Başkan. Yani ne millette huzur kaldı… Bütün toplum derin bir endişe içinde, kaygı içinde. Kimsenin can güvenliği yok, mal güvenliği yok, özel hayat gizliliği yok.

Sayın Başkan, böyle devlet yönetilmez, böyle ülke yönetilmez. Bir şeyi suçluyor değilim ama ülkenin içinde bulunduğu hâl, iyi bir hâl değil. Nereye gidiyoruz Allah aşkına böyle? Ne olacak bu işin sonu? Hükûmetin bu konulardaki sorumluluklarını daha titiz bir şekilde yerine getirmesini bekliyoruz. Düşünün şimdi, bir milletvekilinin odasına, çalışma odasına kamera yerleştiriliyorsa yatak odasına kim bilir ne yerleştirilir? Böyle kepazelik olur mu? Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Konuyu az önce de ifade ettim Sayın Akçay dile getirir getirmez, hakikaten kabul edilebilir bir durum değil. Bunun öncelikle, ivedilikle mutlaka araştırılması ve araştırma neticesinin de inşallah sizlerle paylaşılması gerekiyor. Bu konuda bizler de takibimizi yapacağız. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bakın, İç Tüzük’ün bir kıyafet maddesi var. Sayın milletvekilleri, burası protesto yeri değil, burası Genel Kurul. Lütfen, istirham ediyorum, onu çıkarabilirseniz… Şu anda İç Tüzük’e aykırı bir hâldeyiz.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Tamam Sayın Başkan, çıkıyorum.

BAŞKAN – Tamam. Lütfen, ya kıyafetimizi uygun hâle getirelim ya da Genel Kurulu terk edelim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, 2’nci madde üzerindeki ilk önergeyi oylamıştık, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesindeki “Kamu Personel Seçme Sınavına girme şartı hariç” yerine “Kamu Personel Seçme Sınavı puan ortalaması en az 70 olan ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Samsun Milletvekili Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, bu son duyduğumuz vahim durumdan sonra insanın hiç tadı tuzu kalmıyor. Hiç kimsenin ne canı ne malı ne ırzı ne namusu, hiçbir şeyi güvence altında değil bu ülkede ve bu işin sorumlusu da herhâlde bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu kadarını söyleyip bırakacağım. Meclisi yönetenler de belli.

Kötü yönetim sadece bundan ibaret değil. bakın, 2002 yılında bu ülkede bir sistem getirildi. Kim getirdi? 57’nci Hükûmet, Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu hükûmet. O vakte kadar bu ülkede eleman alımı devlette nasıl oluyordu? Kimin adamı varsa o gidiyordu, adamını buluyordu, devlette işe yerleştiriliyordu. Çok kaliteli insanlar işe giremiyor ama onlara göre çok daha az eğitimli, çok daha kalitesiz insanlar işe girebiliyordu. Milletvekilleri de zannediyorum o dönemlerde -biz devletteydik o zaman, bunları biliyoruz, milletvekili değildik ama- sabahtan akşama kadar işe insan yerleştirme peşinde koşuyordu. İşe giren de…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Başkanım, kaliteli ve kalitesiz insan tanımı nasıl bir şey ya?

ERHAN USTA (Devamla) – Eğitim açısından, onu anlamışsınızdır; eğitim açısından kaliteli, kalitesiz, yok mu? Layık olan, layık olmayan, liyakatli olan, liyakatsiz olan. Tabii, sizin için fark etmiyor, sizin için partili olup olmaması önemli olduğu için yani bu kavramın da ne olduğunu dahi anlamakta zannediyorum zorlanıyorsunuz.

Şimdi, bir sistem getirildi. O günkü Hükûmet de şunu yapabilirdi: “Böyle gelmiş, böyle gider. Yıllar sonra iktidar olmuşum, iktidarın keyfini ben de bir süreyim, iktidarın rantını ben de bir yiyeyim, ben de benden iş bekleyen, güç bekleyen insanlara iş vereyim, bu subjektif davranışı devam ettireyim.” diyebilirdi ama o gün Milliyetçi Hareket Partisinin de koalisyon ortağı olduğu Hükûmet bunu yapmadı ve kamu personel seçme sınavını bu ülkeye yerleştirdi, getirdi. Onunla ilgili çok özel anekdotlar da var, bugün anlatmayacağım ama gerekirse onu da ileride anlatırım. Yani, bir devlet adamlığı yapıldı o zaman.

Şimdi, zaman geçti, bu sistem uygulanmaya başlandı, belki yanlış uygulandı, doğru uygulandı ama sistem yaklaşık on üç-on dört yıldır uygulanıyor, belli bir yere oturmaya başladı ama son dönemde -bu bakın FETÖ meselesinden, bu 15 Temmuzdan önce, bunu hepimiz biliyoruz- bu KPSS’den sapma eğilimleri, trendleri başladı bu ülkede. Ne yaptık mesela? Yanlış hatırlamıyorsam 150-200 bin kişi sözleşmeli olarak alındı ve sonra bunların hepsi kadroya geçirildi bu ülkede yani sistem dışında. Sistem dışında o kadar çok alım yapıldı ki hiç liyakatli mi, liyakatsiz mi onlara filan bakılmaksızın yerleşmiş bir sistemden sürekli bir geriye gidiş oldu. Zaten bu ülke bunları denedi, bu yanlışlıklar bizim ülkemizi ciddi sorunlarla karşılaştırmıştı, bunlardan tam vazgeçilmişken tekrar en eskiye dönme, en kötü sisteme dönmenin anlamını, mantığını anlamak mümkün değil.

Şimdi, tabii, buna son zamanlarda bir de bahanesi oluştu, 15 Temmuz olayları, FETÖ kamuya, devletin her tarafına sızdı -nasıl sızdıysa, biz nasıl sızdığını bilmiyoruz yani nasıl bu devlet bu kadar ele geçirildi, bunda kimlerin ihmali var, buna bakmak lazım- bunu bahane ederek tamamen bu KPSS sisteminden vazgeçmek yanlıştır arkadaşlar. Evet, olabilir yani mesela şimdi kamu personel seçme sınavıyla aldığınızda diyelim ki kimin vatan haini olup olmadığını çözemeyebilirsiniz ama aslında sistemde buna ilişkin mekanizmalar var. Nedir? Memur olarak alıyorsunuz, bir yıllık aday memurluk süresi var, alırsınız, o bir yıllık süre içerisinde eğer vatana ihanet edecek türden veya o mesleği... Diyelim ki öğretmenlik -öğretmenlik bir iletişim kurma meselesidir, öğretme ayrı bir beceridir, bir şeyi bilirsiniz ama öğretemeyebilirsiniz- bunlar için o bir yıllık adaylık süresi içerisinde bunlar denenir, adaylıktan, memuriyete geçiş otomatik yapılmaz, bu elemeler o zaman yapılabilir. Ama, bunun başından itibaren işte, 30 bin, 40 bin kişiyi, 50 bin kişiyi, belki önümüzdeki 50-100 bin kişiyi bir dakikalık sınavlarla arkadaşlar, insaf… Bir dakikada insanın neyini ölçebilirsiniz? Bir dakikalık sınavlarla devlete almak, bunlara devlette kadro vermek son derece yanlıştır; bunlardan vazgeçmemiz lazım. Yani, hepsi bu maddede yapıldığı için söylemiyorum, şimdi ilerleyen maddelerde de var ama eğitimle ilgili olduğu için bunu söylüyorum. Ve bunlar tabii, OHAL kapsamında yapılacak işler değil, bunları niye biz bu kapsamın içerisine alıyoruz? OHAL’le ilgili bütün çıkarılan işleri destekleyen bir siyasi partinin temsilcisi olarak söylüyorum. Ama, bunları, bu OHAL’in, OHAL çerçevesindeki kanun hükmünde kararnamenin içerisinde bu tür şeyleri yapmak da ayrıca bir yanlışlık. Bu konuyu biraz daha irdelemeye devam edeceğim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“h- Adli muhasebe”

       Mevlüt Karakaya                     Erkan Haberal                         Erhan Usta

               Adana                                 Ankara                                Samsun

        Kadir Koçdemir                       Baki Şimşek

               Bursa                                 Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Çetin Arık                          Erkan Aydın                        Akın Üstündağ

              Kayseri                                 Bursa                                  Muğla

      Okan Gaytancıoğlu           Nurhayat Altaca Kayışoğlu               Kazım Arslan

               Edirne                                 Bursa                                 Denizli

   Fatma Kaplan Hürriyet                                                        Uğur Bayraktutan

              Kocaeli                                                                          Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sözlerime başlamadan önce bugün önemli bir gün. Cumhuriyetin banisi, ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kaybettiğimiz tarihin üzerinden yetmiş sekiz yıl geçti. Yetmiş sekiz yıl sonra bile, bir faninin üzerinden, bir ölümün üzerinden ölüyü öldürmeye çalışanları gördükçe demek ki, Mustafa Kemal ölmemiş bu topraklarda. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle “Bu topraklarda Gazi Mustafa Kemal ölmez, Atatürk yenilmez.” diye ısrarla bunu söylüyoruz.

Bakın, aslında konuşmamda kanun hükmünde kararnamelerden bahsedecektim ama burada bazı şeylerden bahsedildi Atatürk’le alakalı; bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakın, saat dokuzu beş geçe, 10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal Atatürk’ü kaybettiğimizde İstanbul Hukuk Fakültesinde -bilinen hikâyedir ama sizlerle paylaşmak istiyorum- bir Alman profesör bu haberi aldığı zaman ne yapacağını şaşırıyor, gidiyor dekana soruyor: “Ben ne yapacağım? Yani müthiş bir adam öldü, büyük bir adam öldü, ben ne yapacağım, derslere girecek miyim girmeyecek miyim?” diyor. Dekan duruyor diyor ki: “Sizin ülkenizde bir büyük adam öldüğü zaman ne yaparsanız onun aynısını burada da yapın.” Onun verdiği cevap muhteşem bir cevaptır. Diyor ki: “Bizim ülkemizde böyle muhteşem, bir büyük adam ölmemiştir.”

Bakın değerli arkadaşlarım, bugün Parlamento açıldığı zaman 3 milletvekili gündem dışı konuşma yaptı. MHP, CHP ve AKP’den gündem dışı konuşmalar yapıldı. AKP adına konuşma yapan milletvekilinin -gerçi burada konuşmasının hakkını yemeyelim, oraya girmedi ama- bakın aynen şöyle yazıyor gündem dışında: “Atatürk’ün ölüm yıl dönümü ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin ölüm yıl dönümü.” Arkadaşlar, bu işi sulandırmaya gerek yok. Bu topraklarda en büyük insanın 1938’de öldüğünü bir Alman profesör kabul ediyor da, aradan yetmiş sekiz yıl geçtikten sonra, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Parlamentosunda bir milletvekili, Atatürk ile bir başkasını yan yana koyarak, nasıl böyle buraya koyabiliyor değerli arkadaşlarım? Atatürk’ün ölümünü sulandırmayalım, bunu ısrarla vurgulamak istiyorum.

Onun dışında söyleyeceğim bir olay daha var: Biraz önce arkada Tuncay Özkan’la konuşurken söyledi, beraber irdeledik. Bakın, İsmet İnönü’yle alakalı biraz önce grup başkan vekili bir değerlendirme yaptı: “Efendim, sizi ben bile kurtaramam.” dedi 1960 ihtilaliyle alakalı olarak.

Değeli arkadaşlar, o konuşma İsmet İnönü tarafından darbeden sonra yapılmış olan bir konuşma değildir, bu Parlamento kürsüsünden yapılmıştır. Bakın, bir tarihî uyarı yapılmıştır Adnan Menderes Hükûmetine. Denilmiştir ki: “Demokrasiyle alakalı bir tercih varken, demokratik yöntemlerden uzaklaşarak bir baskıcı hükûmeti, bir baskıcı modeli getirirseniz sizi ben bile kurtaramam.” Şimdi kalkıp, aradan zaman geçtikten sonra, sanki darbe şakşakçılığı yapan bir İsmet İnönü gerçeğini halkın önüne koyarak neyi gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz değerli arkadaşlarım? Cumhurbaşkanı geçen gün de söylemişti hatırlarsınız. Lozan’la alakalı probleminiz var, bunu biliyoruz, Lozan’la alakalı bir problemi yaşıyorsunuz. İsmet İnönü ki… Biz diyoruz ki: “Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir.”

Bakın, değerli arkadaşlarım, bizim kurucularımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Lozan’da o tarihte, ülkemizi işgal edenlerle, cumhuriyeti yok etmek isteyenlerle masaya oturdular. Bizim kurucularımız Oslo’da Abdullah Öcalan’la masaya oturmadılar değerli arkadaşlarım. Oslo’da Abdullah Öcalan’la masaya oturanlar “Lozan’da cumhuriyetin kurucuları niye bunlarla oturdu?” diye bunu anlayamazlar ki bunu ayırt etmeleri mümkün değil. Bir kere daha bunu vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk iyi ki bu topraklarda doğmuş, iyi ki var, nur içerisinde yatsın. Bugün buradaki konuşmalarda başka yerlere bağlantı kurulmaya çalışılıyor: “Atatürk şuradan geldi, buradan geldi.” Atatürk, bu toprakların yetiştirmiş olduğu en büyük devrimcidir değerli arkadaşlarım. Eğer bugün biz bu Parlamentoda özgürce konuşabiliyorsak, gelecek kaygısı yaşamadan, bir ümmetten millete ulus devlet kimliğini ortaya koyan bir devin ülkesinde, sarı saçlı, mavi gözlü dev adamın ülkesinde özgürce yaşayabiliyorsak iyi ki bu topraklar Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü doğurdu, iyi ki onun askerleriyiz, iyi ki onun milletvekilleriyiz, iyi ki onun neferleriyiz.

O nedenle biz diyoruz ki: Cumhuriyet, bize emanet edilen cumhuriyet, bize bedeli ne olursa olsun, biz hangi türlü bedeli ödersek ödeyelim bu cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatmak için kanımızın son damlasına kadar savaşacağız, çarpışacağız değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bugün Anıtkabir’de, bugün grup başkan vekilimiz ısrarla söyledi… Bakın beyefendiler, ben 15 Temmuz akşamı buraya gelen ilk 3 milletvekilinden biriyim, biliyor musunuz? 29 Ekimde ben Atatürk’ün Parlamentosuna, buraya giremedim. Bu tabloyu da yaşadık. Buraya hafriyat kamyonlarını çekti sizin Büyükşehir Belediyeniz. Bugün bakın CHP heyeti Anıtkabir’e giremedi.

Neyi nereden gizlemeye çalışıyorsunuz değerli arkadaşlarım, neyi nereden gizlemeye çalışıyorsunuz? O nedenle, bunu bilin. Ne türlü çarpıtmalar yaparsanız yapın ne türlü antipropagandalar, manipülasyonlar yaparsanız yapın, biraz önce de söylediğim gibi, şu gerçeği herkes bilsin: Hepimiz Mustafa Kemal’iz, hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz.

Bu duygularla, yüce heyetinizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Parlamentosundan saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“h- Adli muhasebe”

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3’üncü maddesinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 10 Kasım, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 78’inci ölüm yıl dönümü münasebetiyle başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında tabii kanun hükmünde kararnameler uygulamaya girdi. Biz yasa gereği, Anayasa gereği, İç Tüzük gereği yapılması gereken prosedürü tamamlıyoruz ama bunu yaparken burada, bu kürsüde birçok hatip yapılan düzenlemelerin yanlışlığından bahsetti. Belki bu düzenlemelerle ilgili bugün müdahale yapılarak yapılması gerekli olan bazı düzeltmeler söz konusu ama diğer çalışmalarda olduğu gibi maalesef iktidarın böyle bir şeye yanaşması mümkün değil. Tabii, konu daha çok siyasi olarak televizyon kapanıncaya kadar hep siyaseten vitrinlere konuşuluyor ve bunu da daha çok ne hikmetse iktidar partisi maalesef yapıyor. Ben burada bu kısa süre içerisinde şu an önümüzde bulunan kanun hükmünde kararnamenin 3’üncü maddesiyle getirilmek istenen “Adli Bilişim” başlığının yani bir ihtisas dairesi oluşturulmasının aslında doğru bir yaklaşım olduğunu, bilişim alanındaki gelişmelere baktığımızda, bilişim suçlarına baktığımızda ve bunların da gerçekten adaletin, yargının işlemesi açısından son derece önemli olduğunu düşündüğümüzde böyle bir düzenleme ya da eklemenin uygun olduğunu ifade etmek isterim. Ancak, bununla birlikte, ekonomik alanda ve mali alanda, ticari alanda, yine bu alanlarda kullanılan yeni finansal enstrümanlara baktığımızda, ticari alandaki karmaşıklıklara baktığımızda, mali ve ekonomik suçlardaki çeşitliliğe ve artışa baktığımızda, aslında bir de burada adli muhasebe dairesi, ihtisas dairesinin oluşturulması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Tabii, “Adli Tıp Kurumu altında böyle bir ihtisas alanının olması ne alaka?” diyebiliriz. Aynı mantıktan bakacak olursak, adli bilişim için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bu şunu da beraberinde getiriyor: Adli Tıp Kurumunun yeniden yapılandırılmasını da bir görev olarak almamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. Adli muhasebe gerek adli tanıklık anlamında gerekse hata, hile gibi birtakım işlemlerin ortaya çıkarılması noktasında önemli görev ve işlevleri olan bir çalışma alanı ve bu uygulama başta Anglosakson ülkelerinde, ABD’de, Kanada’da, Avustralya’da, İngiltere’de olan bir uygulama. Biz, biliyorsunuz, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkardık. Bu Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu aslında benim tasvip etmediğim, çoğu zaman da birçok yönüyle eleştirdiğim Anglosakson hukuk sistemine uygun bir denetim yapısını getirdi. Eğer öyleyse, burada, Adli Tıp Kurumunun da bu yapıya uygun olarak yeniden yapılandırılmasını, bu yeniden yapılandırılma içerisinde de adli muhasebeyi hatta adli muhasebe mesleğini de düzenleyecek yasal düzenlemeleri yapmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. Çünkü bu kadar ekonomik suçların yoğun bir şekilde arttığı ve çeşitlendiği bir ortamda, şirketlere el konulduğu ortamlarda böyle bir mesleğe gerçekten adaletin yerini bulması anlamında, doğru yargılamanın yapılması anlamında ihtiyaç vardır diyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki gibi yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 4- “2659 sayılı Kanuna 22’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 22/A maddesi eklenmiştir.

“Adli Bilişim İhtisas Dairesinin görevleri:

MADDE 22/A- Mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından talep edilen bilişimle ilgili konularda gerekli incelemeleri yapmak; veri toplama, işleme, depolama ve aktarma işlevi gören bilişim sistemleri ile her türlü sayısal ve elektronik metalya üzerinde inceleme, araştırma ve analizleri yapmak, sonuçlarını bir raporla ilgili birime sunmak.”

                Erhan Usta                                 Kadir Koçdemir                               Erkan Haberal

                  Samsun                                           Bursa                                           Ankara

          Emin Haluk Ayhan                          Mevlüt Karakaya                        Ahmet Selim Yurdakul

                  Denizli                                          Adana                                          Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çetin Arık                                   Erkan Aydın                                Akın Üstündağ

                  Kayseri                                          Bursa                                            Muğla

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                   Okan Gaytancıoğlu                      Fatma Kaplan Hürriyet

                    Bursa                                           Edirne                                          Kocaeli

              Kazım Arslan                             Uğur Bayraktutan

                  Denizli                                          Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Bursa Milletvekili Erkan Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 78’inci yılında şükran ve özlemle tekrar tekrar anıyorum.

Yine, kanun hükmünde kararnameleri konuşuyoruz. Hükûmet, Anayasa gereği, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirip içinde Anayasa’ya aykırılık taşıyan birçok maddeyi bu görüşmelerle kılıfına uydurmaya çalışıyor. Belli ki uzun bir süre Türkiye’yi kararnamelerle yönetmekte kararlılar.

Bakın, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu kürsüden 1937 yılında ne diyor? “Modern hükûmetçiliğin en belirgin özelliği, halkı gücüne olduğu kadar şefkatine de içtenlikle inandırabilmesidir." diyor. Burada aslında Rize Milletvekili Osman Bey’den bir çıkış bekliyorduk “1 Kasıma bakalım.” diye ama herhâlde başka bir şeyle ilgileniyor, o yüzden dinleyemedi. Yani burada şefkat de lazım. Sadece “Oy ve güç elime geçti.” diyerek bir yönetimin olmadığını Ulu Önder Atatürk söylüyor.

Şimdi, bakıyoruz AKP Hükûmetine, bu düşünceden çok çok uzakta. Hangi birisini sayayım? Meclisin devre dışı bırakılması, Anayasa’nın askıya alınması, bütün dünyaya ayar verme üzerine kurulu dış politika, el konulan medya organları, hapse atılan aydınlar, yazarlar, gazeteciler, seçilmişler. İçeride ve dışarıda sürdürülen büyük bir kavga var. Tüm bu kavgalardan, çatışmalardan sonra ortaya güçlü bir Türkiye çıkacağını sananlara soruyorum: Her ülkede farklı düşünen, farklı inançtan, mezhepten, ideolojiden insanlar yaşıyor. Gelişmiş toplumlar bir arada yaşamanın formülünü bulmuşlar. Bu formülü de güçlü bir anayasa ve bağımsız bir yargıyla da teminat altına almışlar.

Yine, Atatürk 1937 yılında gene bu kürsüden ne diyor? “Bilindiği gibi, biz yurt güvenliğinin içinde kişilerin güvenliğinin de, ona yaraşacak biçimde olmasını göz önünde tutarız. Bu güvenlik, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının ve Türk yargıçlarının güvencesi altında, en ileri biçimde varlığını sürdürmektedir.” Bakıyoruz, yargıyı siyasallaştıran Hükûmet, bu ilkeden çok ama çok uzakta.

Bitmiyor, dışarıdan gelen yatırımlar o ekonominin olmazsa olmazı. Anayasa’nın, hukukun, özgür düşüncenin, bağımsız medyanın olmadığı ülkelere yabancı yatırımcı gelmez; tehditle, baskıyla, meydan okumayla da getiremezsiniz. Para, güvendiği yere gider. Tüm bunlar baskı altına alındığı için yatırımcılar kaçıyor, onlar kaçtığı için de döviz yükseliyor, ekonomi zayıflıyor. Buradan nasıl güçlü bir ülke çıkacak herkese soruyorum.

Dış politika üzerine de gene bu Meclisten Atatürk ne demiş: “Son yıllarda uluslararası ilişkilerde sürekli değişiklikler olmasına karşın biz bu karışıklığın ortasında, barışseverlik dolu duygularla karşılıklı dostluklarımıza uygun hareket ediyoruz. Onların nitelik ve alanlarını genişletmeye uygun düşüncesi ile uluslararası durum ve görevimizi göz önünde tutarak çalışıyoruz.”

Değerli milletvekilleri, herkesle kavga eden, herkese tehdit savuran bir ülkeye kim iyi gözle bakabilir, kim ciddiye alır, kim o ülkenin iyiliğini ister? (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bravo Erkan!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim, sağ olun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gaza gelme, gaza gelme! Gaza gelme, bak tufaya düşersin.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Osman Bey, sonunda laf attın, ne zaman laf atacaksın diye bekliyoruz ya!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gaza gelme, çok gördük öyle!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bak, gereğini sonunda yaptın.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Gaza gelme bakayım, konuşmana devam et.

ERKAN AYDIN (Devamla) – 1 Kasım… 1 Kasım…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çalışacaksın, tabii çalışacaksın, öğreneceksin, işi öğreneceksin.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Gücün yoksa sözün dinlenmez Osman Bey, önce gücün olacak.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Evet, işi öğreneceksin, çalışacaksın!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Oradan oturarak ülke yönettiğin zaman bir de bakıyorsun ülke krizin ortasına girmiş.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Öyle hazırdan yok bu işler, bu işler öyle hazırdan olmaz çalışacaksın; esnafa gideceksin, köylüye gideceksin, muhtara gideceksin.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, buradan tek bir çıkış yolu var.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Çalışacaksın, ondan sonra konuşacaksın!

BAŞKAN – Sayın Bak, tamam.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ben buradan gene Ulu Önder Atatürk’ün sözüyle bitiriyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Daha çok iş var, çok.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Kulaklarına küpe olsun Osman Bey.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – 10 tane seçimde kaybettiniz, hâlâ kaybedeceksiniz.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, Atatürk ne diyor, cumhuriyet için ne diyor, Osman Bey iyi dinle.

BAŞKAN – Sayın Bak, bana bak Sayın Bak!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu kafayla sittin sene hiçbir zaman olamazsınız. Başbakanın dediği gibi sittin sene iktidar olamazsınız!

BAŞKAN – Bana bak, lütfen Sayın Bak!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ben beş dakika istiyorum, beş dakika ekleyin Sayın Başkan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hayır, sataşan sensin, sataşan sensin! Konuşmana devam et!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, Osman Bey…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bursa sokaklarında yürüyemezsin.

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen ama!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Sayın Bak, kulaklarını iyi aç.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Teröristlerin avukatlığını yapmayacaksın. Bir de teröristlere söyle, bir de PKK’ya laf söyle, bir de DAEŞ’e laf söyle!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Atatürk ne diyor Atatürk, cumhuriyet için ne diyor iyi dinle.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir de DAEŞ’e söyle, bir de PKK’ya söyle. Sokakta yürüyemezsin bak, ona göre.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: “Cumhuriyet demokratik idarenin…”

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen, bana bak dedim ve…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Şehitler var, şehitler!

BAŞKAN – Kesin, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir de teröristlere söyle!

ERKAN AYDIN (Devamla) – Bakın, üç dakikam gitti.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Bak…

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bir de teröristlere söyle.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ben sana söylüyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bana söyleme, teröristlere söyle.

ERKAN AYDIN (Devamla) – İşte, sana söylüyorum. Sen nasıl anlarsan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bu ülkeyi yıkmak isteyenlere söyle, hainlere söyle. Hainlere söyle, hainlere.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Sana söylüyorum, sen üzerine nasıl alınırsan.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Bana söyleme, hainlere söyle.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Ya, sana söylüyorum işte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hainlere söyle sen.

BAŞKAN – Sayın Bak, lütfen…

Sayın Aydın, ben bir dakika vereceğim, siz tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Üç dakikam gitti ya, üç dakikam.

BAŞKAN – Normalde hiç vermiyorum. Bir dakika veriyorum size.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Tamam.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Osman Bey, gene sana söylüyorum, kulaklarını aç da dinle.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Başkanım, sataşma var, söz istiyorum.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Buradan çıkışın tek bir yolu var, o da: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve onun söylediklerini uygulamak.

Ne demiş gene Mustafa Kemal Atatürk? Cumhuriyet için demiş ki: “Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik ve soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.” Yani, “Dalkavukluğa gitmeyin.” demiş. Tek yol “Cumhuriyete dört elle sarılın. Sarıldığınız zaman da o her zaman söylediğimiz müreffeh medeniyetler seviyesine ulaşabilirsiniz.” demiş. Oradan, oturduğunuz yerden laf atarak, insanların sözünü keserek bir yere ulaşamazsınız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkanım, siz de şahit oldunuz yani ben hiçbir şey söylememiştim, ilk önce kendisi sataştı, cevap vermek istiyorum. Beni suçladı efendim, kayıtlara geçmesi açısından konuşmam lazım.

BAŞKAN – Bulunduğunuz yerden cevap verin Sayın Bak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı’nın odasında kamera bulunduğu iddiasıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı ve Emniyet tarafından gerekli inceleme ve soruşturmanın başlatıldığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, az önce Sayın Akçay’ın dile getirdiği, hakikaten bizim de önemsediğimiz iddiayla ilgili biz gerekli yerlere de girişimlerde bulunduk Meclis Başkanlığı olarak. Dile getirilen iddia, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Saffet Sancaklı’nın odasında bulunan kamera konusundaki iddia bugün itibarıyla zannediyorum intikal ettirilmiş sizler tarafından bir dilekçeyle. Haberdar olur olmaz gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından gerekse Emniyet birimi tarafından ivedi olarak konunun idari, teknik ve adli açıdan açıklığa kavuşturulması adına gerekli inceleme, soruşturma başlatıldığı; inceleme tamamlandığında da konu hakkında ayrıca ilgili muhatapları nezdinde ayrıntılı bilgilendirmenin yapılacağı bilgisi tarafımıza iletilmiştir. O bilgiyi sizinle paylaşmak istedim ve bunun takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Söz talebim var Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.28

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ(Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet burada.

425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin görüşmeleri 4’üncü madde üzerindeki önergede kalmıştı.

Şimdi 4’üncü madde özerindeki son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 4- 2659 sayılı Kanun’a 22’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 22/A maddesi eklenmiştir.

‘Adli Bilişim İhtisas Dairesinin görevleri:

Madde 22/A – Mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından talep edilen bilişim ile ilgili konularda gerekli incelemeleri yapmak; veri toplama, işleme, depolama veya aktarma işlevi gören bilişim sistemleri ile her türlü sayısal ve elektronik materyal üzerinde inceleme, araştırma ve analizleri yapmak, sonuçlarını bir raporla ilgili birime sunmak.’”

Erhan Usta (Samsun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun hükmünde kararnamenin 4’üncü maddesinin yeniden düzenlenmesini arzu ediyoruz. Bu amaçla önergemizi verdik, yüce heyetten destek istiyoruz. Bu vesileyle saygılar sunuyorum.

Önerge gerekçemizde Adli Bilişim İhtisas Dairesinin görevlerinin tam olarak anlaşılması öngörülüyor. Zaten 4’üncü madde gerekçesine baktığımız zaman, burada maddeyle Adli Tıp Kurumu bünyesinde kurulması öngörülen Adli Bilişim İhtisas Dairesinin görevlerinin tanımlandığı söyleniyor.

Değerli milletvekilleri, şüphe yok ki yargı bir hukuk devletinin en önemli ögesidir. Yapılan her türlü yasama faaliyeti belli bir çalışmayı gerektirmektedir. Ancak, bir hukuk devletinde, özellikle de yargı alanında yapılan yasal değişiklikler oldukça önem arz etmektedir. Ne genel gerekçede ne madde gerekçesinde yeterli ve tatmin edici bir açıklama yok. Kaldı ki madde metninin kendisi de detaylı ve açık bir şekilde kaleme alınmamıştır. Bu düzenleme hukuk sistemi için, özellikle de ceza hukuku açısından oldukça önem arz etmektedir. Madde metninde “mahkemeler ile hâkimlikler ve savcılıklar tarafından talep edilen bilişim ile ilgili konularda gerekli incelemeleri yapmak" ifadesi yer almaktadır. Her ne kadar metnin devam eden bölümünde birtakım örnekler verilmiş ise de "gerekli inceleme”nin ne zaman olduğu açık değildir. Hukuki öngörülebilirlik ve adil yargılanma hakkı oldukça önemli bir kavram hukukta. Bunun da göz önüne alınarak daha detaylı ve özenli bir metnin kaleme alınması daha yerinde olurdu. Düzenlemenin kişisel verilerin korunması açısından da değerlendirilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir.

Metinde Adli Bilişim İhtisas Dairesinin veri toplama, işleme, depolama veya aktarma işlevi gören bilişim sistemleri ve her türlü sayısal ve elektronik materyal üzerinde inceleme, araştırma ve analizlerin yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.

Teknolojinin ve bilgi sistemlerinin gelişmesi birçok alanı kuşkusuz etkilemektedir. Hukuk sisteminin de bu gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmazdır. Uygulamada delillerin teknik olarak değerlendirilmesi için bilirkişilere başvurulduğu bilinmektedir. Bilişim suçlarının incelenmesi ya da herhangi bir davada kararı etkileyebilecek olan bilişimle ilgili bir delilin, bilirkişi incelemesi yapılması için bilirkişiye tevdi edildiği bilinmektedir.

Türk hukuk sistemi açısından bilirkişilik kurumunun bizzat kendinde birtakım aksaklıklar ve sakatlıklar olduğu aşikârdır. Ancak bilirkişiler açısından bir standardizasyona gidilmesi ve belli standartların getirilmesi gerekir. Bu bağlamda, başta hukukçular, bilgisayar mühendisleri olmak üzere ilgili tüm teknik uzmanların eğitiminin mutlaka sağlanması gerekir. Eğitimlerin sürekli olması da bilirkişilerin bilgilerinin güncel ve işlevsel olması açısından önemlidir. Bilirkişi bilgileri güncel olmalı, işlevsel olmalı, yeni gelişmelerden de haberdar olmalılardır.

Diğer taraftan, dijital delillerin incelenmesi oldukça önem arz etmektedir, hem teknik hem de hukuki bilgileri gerektirmektedir. Dijital verilerin ya da delillerin usulüne uygun, temel hak ve hürriyetler ihlal edilmeden değerlendirilmesi, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili düzenlemelerin de göz ardı edilmemesi gerekir.

Yasa koyucunun tüm hukuk sistemine âdeta bir hukukçu gibi hâkim olması mümkün değildir. Ancak göz ardı edilmemesi gereken husus, hukuk sisteminin bir bütün olduğu ve yapılan düzenlemelerin de mevcut hukuk sistemiyle ne denli örtüştüğü ile yeni düzenlemenin uygulamadaki sıkıntıları ne denli çözüyor olduğudur.

Adli bilişim ihtisas dairelerine işlevsellik kazandırılabilmesi için personel seçiminde birtakım kriterlerin getirilmesi, düzenli ve sürekli olarak meslek içi eğitime tabi tutulmaları gerektiği aşikârdır. Mevcut düzenleme metninin bir başlangıç olduğu, ancak yetersiz bir başlangıç olduğu da açıktır.

Buna arkadaşlar “Neden bu kadar teknik?” dediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bunu millet okuyacak, hukukçular okuyacak. Karar verecekler, bunları okuyup anlayacaklar, “Neden milletvekilleri böyle söylemiş?” diyecekler. Bu, bütün herkese de örnek olacak. Bu nizam ve intizamı göstermemiz lazım.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki gibi yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

"2659 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘yirmitrilyon lira’ ibaresi ‘yüzellimilyon Türk Lirası’ şeklinde değiştirilmiştir.”

                Erhan Usta                                 Kadir Koçdemir                               Erkan Haberal

                  Samsun                                           Bursa                                           Ankara

        Ahmet Selim Yurdakul                       Mevlüt Karakaya                               Kamil Aydın

                  Antalya                                          Adana                                          Erzurum

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5'nci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çetin Arık                                   Erkan Aydın                                Akın Üstündağ

                  Kayseri                                          Bursa                                            Muğla

               Aytuğ Atıcı                           Fatma Kaplan Hürriyet                      Okan Gaytancıoğlu

                   Mersin                                          Kocaeli                                          Edirne

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                    Uğur Bayraktutan                              Kazım Arslan

                    Bursa                                           Artvin                                          Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Osmanlı’nın yedi yüz yılda yapamadığı fabrika, yol, okul, refah artışı, okuryazar sayısı, kadın erkek eşitliği ve diğer çağdaşlık göstergelerini bir enkaz üzerine on beş yılda inşa eden Atatürk’ün adını anmaktan gurur ve onur duyan herkesi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün 10 Kasım, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefalı, onurlu, gururlu, yurtsever insanların kalbine sonsuza kadar yerleştiği gün. 10 Kasımı bir yeniden doğuşun kutlaması olarak görenler, bir milat olarak görenler zavallıdır. Anadolu’da böylesi durumlar için “Aç tavuk rüyasında kendini buğday ambarında görür.” derler.

Gündemimiz, Ata’mızın kurucusu olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinde halk iradesinin bir kişiye devredilmesine karşı duruştur. Bu bir kişi kim olursa olsun, siyasi görüşü ne olursa olsun, herkes, bütün partiler karşı çıkmalıdır. Biliyoruz ki bu ısmarlama yasa metinleri bir kişilik iradenin talimatıdır. Halkın, millî iradenin Cumhurbaşkanı olarak seçtiği kişiyi devlet başkanı olarak ilan etmek kimsenin haddi değildir, olsa olsa yalakalıktır. Meclis başkan vekilinin de böyle bir yalakalığa sessiz kalması gerçekten utanç vericidir, millî iradeye saygısızlıktır.

Konuştuğumuz 5’inci madde ve sonrasındaki birkaç maddeyle Adli Tıp Kurumunu kendinize bağlıyorsunuz ya da bağlamaya çalışıyorsunuz. Adli Tıp Kurumunda FET֒cüleri temizledikten sonra kurumda kim ihtisas yapacak, siz karar veriyorsunuz yani gitti FET֒cü geldi ÇET֒cü.

Adli Tıp Kurumu size çok hizmet etti zamanında. O balyoz ve Ergenekon davalarında Adli Tıp Kurumunun nasıl işinize yaradığını çok iyi biliyorsunuz. Şimdi, işinize yarayacak elemanların sayısını artırmaya çalışıyorsunuz. İşte, bu yüzden biz de size diyoruz ki: Fırsatçısınız. Darbeyi, darbe girişimini kendi lehinize fırsata çeviriyorsunuz. “İyi ki darbe olmuş.” dediğinizi işte şimdi buradan anlıyoruz. AKP Hükûmeti olarak 15 Temmuza kadarki beceriksiz yönetiminizle ülkemizi darbenin eşiğine getirdiniz ve çukura düşürdünüz. Facianın sorumlususunuz, hâlâ yerinizde oturuyorsunuz. Beterin beteri var mı? Var.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Millet karar verir buna.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Ders almamış gibi ülkemizi daha da kötü duruma sürüklüyorsunuz. Bu kötü durumun da adı “iç savaş”tır. Faşizm yolundaki baskıcı yönetiminiz fason yasalarla, KHK’larla kendini net olarak göstermektedir. Açık ve net bir şekilde mezhep maskeli bir faşizmi ülkemize getirmeye çalışıyorsunuz. Buna asla izin vermeyeceğiz. Bir kişilik iradeye asla boyun eğmeyeceğiz.

Görüyoruz ki AKP iktidarı, AKP Hükûmeti en uzun süreli ortağı olan FET֒den öğrendiği kumpas metotlarını şimdi tüm muhalefete uyguluyor yani boynuz kulağı geçmiş durumda. FET֒den ne öğrendiyseniz şimdi aynı yöntemleri bütün muhaliflere uygulamaya çalışıyorsunuz. Ergenekon, Balyoz kumpaslarında olduğu gibi şimdi Cumhuriyet gazetesine de kumpas yapmaya çalışıyorsunuz ya da bu kumpası bir şekilde görmezden geliyorsunuz, tıpkı o dönemlerde savcısı olduğunuz Ergenekon davasında olduğu gibi Cumhuriyet’i karalamaya çalışıyorsunuz. Hemen arkasından Cumhuriyet Halk Partisine kumpas kurmaya çalışıyorsunuz. Bu oyunlarınız tutmaz, Cumhuriyet Halk Partisini hiçbir şekilde kumpasa getiremezsiniz.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Gerek yok ki!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Algı yönetimi gerçekler karşısında değerini kaybetmiştir, her zaman da kaybedecektir.

15 Temmuzun hemen sonrasında burada bulunan bütün partiler, burada temsil edilen bütün partiler darbeye karşı çıkmıştı ama sonrasında siz bu güvene layık olamadınız ve hiç olamayacaksınız, üzülüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki gibi yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

"2659 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘yirmitrilyon lira’ ibaresi ‘yüzellimilyon Türk Lirası’ şeklinde değiştirilmiştir.”

Ahmet Selim Yurdakul (Antalya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamil Aydın, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

KAMİL AYDIN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5’inci madde üzerinde konuşmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, malum, 15 Temmuza hepimiz konuşmalarımızda çeşitli bağlamlarda referanslar gösteriyoruz. Ama biraz önce de belirtmiştim, hepimizin ortak kanaati şu ki: Bu bir kalkışmadır, bu bir hain tuzaktı. Allah’a şükür milletimiz bu badireyi atlattı. Akabinde, tabii küçük heyetler hâlinde Batı’ya seyahatler oldu; Avrupa Birliği üyesi ülkelere ve deniz aşırı ülkelere birtakım seyahatlerde bulunduk. Neyi? 15 Temmuz darbe girişimini Parlamento adına anlatma adına. Şimdi, yaptığımız bu gezilerde, sanıyorum bu tür komisyonlarda bulunan milletvekili arkadaşlarımızın ortak kanaatidir, yaptığımız görüşmelerde, gerçekten bu yapının ne kadar kılcal damarlara kadar nüfuz ettiği, bir gölge devlet yapısı şekline dönüştüğünü gördük, bizatihi tespitlerimiz bu noktada.

Özellikle, ben bu kısa süre içerisinde eğitim ayağına birazcık değinmeye çalışacağım. Gerçekten, bu yapının hiçbir Afrika, Asya ya da Batı’da gelişmiş ülkelerde üniversitesi olmayan yeri yok, ortaöğretim kurumu olmayan yeri yok, efendim, özellikle eğitim ayaklı STK’sının olmadığı yer yok. Şimdi, böyle bir yapı karşısında, biz de yerli ve millî düşüncesinden hareketle... Antrparantez şunu da belirteyim, yerli ve millî kavramı konjonktürel kullanılması gereken bir kavram değildir değerli milletvekilleri, bu ülkenin gerçekten kuruluş ilkelerinin temelinde olan bir kavramdır. Bu, sadece sıkışınca darbe öncesi, darbe sonrası, istiklal sıkıntısı yaşadığımızda aklımıza gelmesin. Bana göre bunun Parlamentonun sürekli -ilelebet- bir duruş söylemi hâline getirilmesi lazım, yerli ve millî. Evet, artık gerçekten yerli ve millî bağlamlı fabrika ayarlarına dönülmesi gerekir diye düşünüyoruz.

Şimdi, bir Maarif Vakfı kurduk, Maarif Vakfı kurulurken burada o tartışmaları hatırlıyorum. Bu tür yurt dışındaki eğitim bağlamlı birtakım hizmetleri sunan bazen resmî kurumlar vardır, bazen de gayriresmî yani “governmental” ya da “nongovernmental” dedikleri kurumlar üzerinden yapılır. Bunun çok tipik örnekleri vardır; isterseniz Bakanlığa bağlı olarak yaparsınız, isterseniz Alman Kültür gibi, Fransız Kültür gibi, Amerikan Kültür gibi, DAD gibi, Goethe gibi enstitüler üzerinden yaparsınız.

Şimdi, biz böyle bir vakıf kurduk ama iddiamız şuydu: Yerli ve millî ama vakfın önüne bir “Türk” kelimesi koyamadık ya şu Mecliste. İtiraz ettik, önerge verdik parti olarak, dedik ki: “Gelin, Türk Maarif Vakfı diyelim.” İngiliz yüksünmemiş, Fransız yüksünmemiş, Amerikalı yüksünmemiş; biz niye yüksünüyoruz? Bunu böyle yapalım ki dışarıda bu hizmeti rahat verelim. Kim adına veriyoruz? İşte, FETÖ gerçekten farklı isimler adı altında gitti oraya, nüfuz etti ve orada en fazla bize zarar verecek birtakım eğitim faaliyetlerinde bulundu.

Sayın Başkan burada, Azerbaycan seyahatimizde Dostluk Grubu Başkanımızla beraberdik, bizatihi tanık olduğumuz şeyler var, teyit eder beni umarım. Aynen bize söylenen şuydu oradaki yaptığımız görüşmelerde: “Ne olur şuraya...” Çünkü Azerbaycan’ın daha özel bir statüsü var bizim için, çünkü artık bayrağımız bile birbirine o kadar benziyor ki, nüanslarımız var belki. Hep “İki millet, tek devlet.” dediğimiz bir coğrafya, bir ülke. Allah’a şükür, hazırlar böyle bir yapılanmaya. Diyorlar ki: “Bu tür yapılardan bizi kurtarmak için -Sayın Bakanım, bize söylenen bunlar, biz talepleri iletiyoruz- bir üniversite açın lütfen. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak buraya el atın. Bu yapılardan kurtulmak için bize bir devlet üniversitesi kurulsun.” Oradaki bir üniversitenin devriyle olabilir, Türkiye’deki herhangi bir üniversiteye afiliye olmuş bir yapı oraya taşınabilir, bu doğal bir istek.

İşte, Maarif Vakfının bunları öncelemesi lazım, bunları bir an önce hayatiyete geçirmesi lazım. Yoksa, bugün FETÖ olur, yarın bizim düşünüp de yapamadığımız şeyleri başka bir örgüt bir boşluk görür ve uygulamaya çalışır, biz tekrar başa sararız. Evet, topluca mücadele edelim. Yoksa tekrar millî ve yerli olma gerekliliğini hatırlar bunu söyler dururuz.

Bir an önce, ay bacayı sarmadan bu tür tedbirleri alalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı KHK’nın 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Mevlüt Karakaya                        Ahmet Selim Yurdakul                            Erhan Usta

                   Adana                                          Antalya                                         Samsun

               Baki Şimşek                                 Oktay Öztürk                            Fahrettin Oğuz Tor

                   Mersin                                          Mersin                                    Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Fahrettin Oğuz Tor.

Buyurun Sayın Tor. (MHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN OĞUZ TOR (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Olağanüstü hâlin ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden bugüne, Bakanlar Kurulu kararıyla kanun hükmünde kararnamelerle veya kurumların kendi inisiyatifleriyle 125 bin civarında kamu görevlisi silahlı bir terör örgütüne üye olmak gerekçesiyle ya işten atılmış veya görevden uzaklaştırılmıştır.

Daha ilk günden itibaren söylediğimiz gibi, 15 Temmuz hain ve kanlı darbe teşebbüsünde bizzat görev almış kişiler ile bu teşebbüsü planlayan ve destek olan tüm FETÖ mensuplarının devletten temizlenmesi noktasında devletimizin sonuna dek yanındayız, birçok defa ifade ettik ancak bu menfur darbe girişimine hiçbir şekilde iştirak etmeyen, ne fiilî ne de fikrî olarak destek vermeyen yüz binleri aşan sayıda devlet memurunun idari bir soruşturma dahi yapılmadan, haklarında somut ve kesin bir delil ortaya konulmadan, kendilerine bir savunma hakkı tanınmadan ve hiçbir gerekçe bildirilmeden, bir kanun hükmünde kararname ekinde yayımlanan listeyle devlet memurluğundan çıkarılmalarının ne hukukla ne vicdanla bağdaşır bir tarafı bulunmamaktadır.

15 Temmuzdan beri gerek iktidar gerekse muhalefet milletvekillerinin mesailerinin neredeyse tamamı, kanun hükmünde kararnameler nedeniyle mağdur olan vatandaşlarımızın dertlerini dinlemekle, gerçekten mağduriyet yaşayanlara bir şekilde yardımcı olmaya çalışmakla geçiyor.

Müsaadenizle, karşılaştığım birkaç hadiseyi yüce heyetinizle paylaşmak istiyorum. Kadın öğretmen, tüp bebek tedavisi için biriktirdiği paraları Bank Asyaya yatırdığı gerekçesiyle, hacca gidecek vatandaş parasını Bank Asyaya yatırdı diye, bir başka üniversitede kadrolu öğretim üyesi Okan ve Fatih Üniversitelerinde dışarıdan girdiği ek ders ücretlerini alabilmek için İş ve Bank Asyada hesap açtırdı diye kendi iradesi dışında görevinden uzaklaştırılıyor.

İhraç edilen bir memur kan hastası, sürekli ve düzenli kullanması gereken ilaçları var, takipli bir hasta. Eşi hastalık raporunu alabilmek için hastaneye gidiyor, doktor, kocası FET֒cü olduğu gerekçesiyle rapor veremiyor, korkuyor, henüz yargılanması dahi başlamadığı hâlde.

Değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir medeni ve gelişmiş ülkesinde, daha önce haklarında herhangi bir adli ve idari soruşturma bulunmayan, bir disiplin cezası dahi almayan, sicil notları yüksek, iyi yetişmiş devlet memurları bir gecede toplu bir şekilde infaz edilemez. Edilse de burada haktan, hukuktan ve adaletten söz edilemez. Bin kişiye ulaşabilmek için, hiçbir adil soruşturma ve yargılama yapmadan, birtakım zan ve kuşkularla on binlerce insanı eli kanlı, silahlı ve hain bir terör örgütü üyesi ilan ederseniz hem bu dünyada hem de öbür dünyada hesabını veremezsiniz, kul hakkına girersiniz, telafisi oldukça güç mağduriyetlere sebep olursunuz, devamlı şikâyet ettiğiniz dış dünyadaki olumsuz algınızı güçlendirir, “Kimse bizi anlamıyor.” diye sızlanmaya devam ederiz. Fazla değil, daha birkaç yıl önce canhıraş savunduğunuz, savcısı olduğunuz Ergenekon, Balyoz, casusluk gibi davaların nasıl sonuçlandığı ortada. Dün olduğu gibi, bugün de gerçeği yansıtmayan şikâyetlerle, gizli tanık ifadeleriyle, taraflı ve yanlı yayınlarla masum insanların hayatlarının kararmasına, ağır hak ihlallerinin yaşanmasına ve binlerce ailenin haksız yere perişan olmasına izin vermeyelim. At izinin it izine karışmasına, kurunun yanında yaşın da yanmasına, toplumsal huzurun ve devlete olan güvenin yok olmasına seyirci kalmayalım. Devletin ağır ve güçlü yüzünü masum ve suçsuz insanlara değil, gerçekten cezalandırılmayı hak etmiş vatan hainlerine gösterelim. Bu Gazi ve yüce Meclis ülkede yaşanan mağduriyetlere gözünü, kulağını, vicdanını kapatmamalı, bilakis adaletin tesisi ve temini için elimizden geleni yapmalıyız. Hiçbir suça karışmamış devlet memurları görevlerine iade edilmeli, hakkında birtakım şüpheler bulunanlarla ilgili ciddi idari soruşturmalar yapılmalıdır.

Bu süreçte görev yapan herkesin hak, hukuk ve adalet sınırları içinde görevini yaptığı bir ortam sağlamalıyız diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı KHK’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 7- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin Adli Tıp Kurumuna ait bölümüne ilave edilmiştir.”

           Mevlüt Karakaya                        Ahmet Selim Yurdakul                            Erhan Usta

                   Adana                                          Antalya                                         Samsun

               Baki Şimşek                                 Oktay Öztürk                                  Arzu Erdem

                   Mersin                                          Mersin                                         İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                Didem Engin                                    Çetin Arık

                   Aydın                                          İstanbul                                         Kayseri

              Kazım Arslan                         Fatma Kaplan Hürriyet                      Serdal Kuyucuoğlu

                  Denizli                                          Kocaeli                                          Mersin

          Okan Gaytancıoğlu                          Uğur Bayraktutan

                   Edirne                                           Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Anayasa’nın 121’inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında kanun hükmünde kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı KHK’nın 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 7- Ekli (1) ve (2) sayılı listelerde yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin Adli Tıp Kurumuna ait bölümüne ilave edilmiştir.”

Mevlüt Karakaya (Adana) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekili Arzu Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. ((MHP sıralarından alkışlar)

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 7’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hakk’a yürüyüşünün üzerinden yetmiş sekiz yıl geçmiştir. Aziz Türk milletini hak ettiği onurlu yaşam seviyesine çıkarma konusunda üstün bir çaba ve mücadele azmi gösteren Ata’mıza büyük bir vefa ve gönül borcumuz olduğu şüphesizdir. Şanlı tarihimizde sergilediği asla pes etmeyen, inançlarından taviz vermeyen, vatanı ve milleti için her türlü fedakârlıkta bulunan ve kişiliğiyle geleceğimize ışık tutmuş olan Ulu Önder’imiz elli yedi yıl süren kısacık hayatına koskoca bir tarih sığdırmıştır.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak için önce inançlarının derinliğine, hedeflerinin yüksekliğine, ufkunun genişliğine ve aziz Türk milletine duyduğu engin sevgiye bakmak gerekmektedir. Atatürk’ü tam manasıyla anlayabilmek için vatana ve millete onun kadar sahip çıkabilmek gerekmektedir çünkü Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk demek, Türk milliyetçisi olmak demektir, vatanı ve milleti uğruna “Ya istiklal, ya ölüm” diyebilmektir. Ebediyete intikal edişinin üzerinden yetmiş sekiz yıl geçmesine rağmen devletimizin kurucusu ilk Cumhurbaşkanımız Atatürk’ün geride bıraktığı hatıralar, bizlere ve gençlerimize emanet ettiği büyük ve kutlu miras olan Türkiye Cumhuriyeti ve bağımsız yaşama azmi milletimizin şuurunda ve gönlünde ilk günkü kadar taze ve dimdik durmaktadır.

İşte, eşsiz lider Atatürk’ün geleceğe miras bıraktığı bu inanç ve azim yediden yetmişe milletimizin her ferdine, gün ışığına yeni çıkmış bir filiz kadar taze, bir çelik kadar sağlam ve dağlar kadar güçlü, su kadar berraktır. Milletimiz, şanlı tarihinde olduğu gibi, Ulu Önder’ini ebediyete uğurlayışının üzerinden yetmiş sekiz yıl sonra bile vatan ve millet sevdasını canlı tutmakta, bağımsızlık uğruna can vermekten kaçınmayacak bir rotadadır çünkü milletimizin yol göstericisi, hayatını vatanına ve milletine adayan Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler Ata’mızın yolunda ilerleyen gençlerimizin her zaman sesi olduk, olmaya da devam edeceğiz. Vatan sevgisi, bayrak sevgisi, millet sevgisi taşıyan ve bu uğurda gözünü kırpmadan canını verebilecek aziz Türk milletimizin kıymetli gençleri polis özel harekât alımına başvurmak, vatanı, milleti, bayrağı için mücadele vermek istemekteler.

Değerli milletvekilleri, bu hususta soru önergesi verdim, basın açıklaması yaptım, erkeklerimizle bir araya geldim. Erkeklerimizle bir araya geldikten sonra askerlik şartı kalktı ancak kız alımı yapılmadı. 10 bin kişi alınacak, bunların tamamı erkek. Bu konunun da özellikle üzerinde durmak istiyorum. Vatanını, milletini, bayrağını savunmanın yaşı yoktur. Bu anlamda, getirilen yaş sınırının yükseltilmesi ve başvuru yapacak gençlerimizin önünün açılması gerekmektedir.

Önemle üzerinde durmamız gereken bir diğer konu ise polis merkez eğitim merkezlerine özel harekât polisi yetiştirmek üzere kadın öğrenci adaylarına kontenjan hakkı verilmemesidir. Buradan iktidar partisine sormak istiyorum: Vatan aşkının cinsiyeti olur mu? Anayasa’nın 10’uncu maddesine göre kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Özel harekât polisi yetiştirmek üzere 10 bin erkek öğrenci alımı yapılırken kadın adaylara kontenjan hakkı verilmemesi, Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Anayasa’mıza göre devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Yani Hükûmet, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır. Erkeklere ayrılan kontenjan kadar kadınlara da hak tanınmalıdır.

Şanlı tarihimizin her aşamasında Türk kadını erkeklerin yanında her türlü sorumluluğu paylaşmış ve özellikle Anadolu’nun düşmandan kurtuluşuyla sonuçlanan millî mücadelede sadece miting meydanlarında değil, bizzat cephede çarpışarak büyük fayda sağlamıştır. Tarihimizde bunun sayısız örnekleri vardır. Türk anaları: Nene Hatun, Erzurumlu Kara Fatma, Nezahat Onbaşı, Hatice Hatun ve daha niceleri. Onlar kahraman Türk kadınlarıydı ve şanlı Türk tarihimiz, belgelerde adına rastlanmayan daha binlerce eli öpülesi kahraman Türk kadınlarıyla doludur.

Her an kendini vatana siper etmeye hazır kadınlarımızın sesini duymanızı ve polis özel harekât alımında kadınlara kontenjan ayrılmasını, yaş sınırının da yükseltilmesi için gerekli desteği vermenizi sizlerden rica ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 8’e bağlı geçici madde 5’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 sayılı KHK'nın 8’inci maddesine bağlı geçici 5’inci maddesinde yer alan “iki yıl süreyle” ibaresinin “bir yıl süreyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mevlüt Karakaya                        Ahmet Selim Yurdakul                            Erhan Usta

                   Adana                                          Antalya                                         Samsun

               Baki Şimşek                                 Oktay Öztürk                              Deniz Depboylu

                   Mersin                                          Mersin                                           Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aydın Milletvekili Deniz Depboylu.

Buyurun Sayın Depboylu. (MHP sıralarından alkışlar)

DENİZ DEPBOYLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 425 sıra sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemelerin Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 8’inci maddesine bağlı geçici 5’inci maddede verilen önergemiz üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve aziz Türk milletini saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce -bugün 10 Kasım- ebediyete intikalinin 78’inci yılında cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, sevgi ve minnetle anıyorum, ruhu şad olsun.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz kalkışmasının ardından üç ay geçti. Geçen bu zaman içinde devlet kurumlarında FETÖ temizliği süreci başlamış ve ardından darbe adli soruşturmaları süreci devreye girmiştir. Bugüne kadar, cumhuriyet tarihinde daha önceden benzerini yaşamadığımız en büyük idari tasfiye ve en kapsamlı adli soruşturmayla karşı karşıya kaldık. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu’nun açıkladığı son rakamlara göre, kamudan ihraç edilen memur sayısı 70.784. İhraç edilenlerin yanında bir de açığa alınarak haklarında soruşturma yürütülenler var, Sayın Bakan bunların sayısının da 56.575 olduğunu söyledi. Kamudan atılan memurları meslek gruplarına göre ayırdığımızda ise pastada en büyük dilimi yaklaşık 28 bini aşan rakamla öğretmenler oluşturuyor. 2010 yılında göreve alınan kamu personelinin tümü ihraç edildi. Bunların tamamı terör örgütü üyesi miydi, içlerinde masum insan yok muydu? Onların mağduriyetleri varsa eğer nasıl giderilecek? Soru hırsızlığından dolayı boşalan kadrolara 2010 yılında KPSS’ye girip hiçbir yere atanamayanlar için öncelik tanınması düşünülmekte midir? Yine öğretim üyesi yetiştirme programına dâhil olan tüm akademisyen adaylarımız haklarını kaybetti. Onların da mı hepsi FET֒cüydü? İçlerinde hiç temiz, masum olanı yok muydu? Bunun cevabı “evet”se durum çok vahim. Bunlara nasıl göz yumuldu? Cevabınız “hayır” ise yine durum çok vahim, birçok kişi gerçek adaletten nasibini alamamaktadır; durum bunu göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi, 15 Temmuz darbe girişimi, uzun yıllar boyunca sistemli çabalarla bir çetenin devlete nasıl sızdığını korkutucu bir şekilde ortaya koymuştur; durum hiç iç açıcı değildir. Bir terör örgütü yıllar içinde büyümüş, palazlanmış ve en önemli devlet organlarının kılcal damarlarına kadar sızmıştır. Emniyet, yargı, ordu ve bürokraside sinsi biçimde örgütlenmiş, güçlenmiştir. İstihbarat birimlerinde mutlak hâkimiyet kurmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, Emniyet, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, basın ve yayın organları, sosyal medya, üniversiteler ve eğitim kurumları, iş dünyası, basın, üniversitelerimizde konuşlanmış, siyaset kurumu ve siyasi partilerde yine, bütün bu kurumların içerisine yerleşip ağını genişletmiş ve nihayetinde cumhuriyetimize, demokrasimize, millî egemenliğimize kasteden kanlı bir girişimin planlayıcısı ve aktörü olmuştur.

15 Temmuz darbe girişimini araştırmak üzere kurulan komisyonda eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Hilmi Özkök dönemin Genelkurmay Başkanıyken 2004 yılında toplanan Millî Güvenlik Kurulu toplantısında kuvvet komutanlarıyla birlikte FET֒ye karşı Hükûmeti kesin bir dille uyardığını ifade etmektedir, orada bir karar alındığını da söylemektedir. Bu karar neydi, Gülen hareketinin önüne neden geçilemedi?

2011’de AKP’yi liderimiz Sayın Devlet Bahçeli de uyarmıştı fakat kendisine verilen cevapları biz bugün gibi hatırlıyoruz, bugün de sizlere tekrar bunu hatırlatmak istemiyorum, zaten tutanaklarda bunları bulup tekrar okuyabilirsiniz dönemin milletvekili arkadaşlarım, bakanlarımız neler söylemiş.

Tüm hainlerin uzantılarının yargılanması ve vatana ihanet eden bu kişilerin en ağır cezayı almaları hepimizin hemfikir olduğu, hassasiyet gösterdiğimiz bir konudur. Ancak hukukun üstünlüğü dikkate alınarak adaletli davranılmalı, suçlu ve suçsuz birbirinden ayrılmalıdır.

Bugün açığa alınmış, görevden ihraç edilmiş, hatta mal varlığına da ulaşamayan ama suçlu olup olmadığı henüz kanıtlanmamış birçok aile var, hepsi de kışı nasıl geçireceğini düşünüyor. Adaletin en uygun şekilde tecelli etmesini diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 8’e bağlı geçici madde 5’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeye bağlı geçici 6’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan KHK’nın 8’inci maddesine bağlı geçici madde 6’da yer alan “45’ ibaresi “50” olarak değiştirilmiştir.

Gereğini arz ederiz.

              Kamil Aydın                              Mevlüt Karakaya                                Erhan Usta

                  Erzurum                                         Adana                                           Samsun

          Fahrettin Oğuz Tor                         Emin Haluk Ayhan

            Kahramanmaraş                                    Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kanun Hükmünde Kararname’nin 8’inci maddesinin 2’nci kısmındaki geçici 6’ncı maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 8’inci maddenin 2’nci kısmında yer alan geçici 6’ncı maddeyle ilgili olarak TUS sınavlarında belli bir sonucu alan tıp öğrencilerinin, Adli Tıpta öğrenci olarak kabulüne ilişkin bir düzenleme.

Tabii, Adli Tıp Kurumu kendi insan kaynağını karşılamak için bu tarz kendi amaçlarına, kendi ihtiyaçlarına yönelik olarak bu tür eğitimleri yapacak.

Bizim burada söylemek istediğimiz şey, biraz önce 3’üncü maddede de ifade etmeye çalıştığım gibi, Adli Tıp Kurumunun özerkliği Adli Tıp Kurumunun bağımsızlığıyla alakalı çünkü adaletin dağıtılmasında, yargının doğru bir biçimde yapılıp adaletin yerini bulmasında bu son derece önemli.

Adli Tıp Kurumunda oluşturulacak dairelerin işlevi kadar tarafsızlığı da önem arz etmektedir. Devlet Denetleme Kurulunun kurumun işleyişiyle ilgili olarak yaptığı denetim sonucunu da göz önünde bulundurmak durumundayız. Raporda “Adli Tıp Kurumunun yürütmekte olduğu bilirkişilik hizmeti dolayısıyla sahip olunması gereken idari ve mali özerklik niteliğini karşılayamadığı tespit edilmiştir.” deniliyor. Yani bir kurum eğer adli, idari ve mali açıdan özerk değilse, bir yerlere bağlıysa, hükûmete bağlıysa, bir bakanlığın bağlı birimi biçiminde faaliyet gösteriyorsa buradan doğru sonuçlar elde etmek ya da müdahale altında kalacağı için güven duygusunu vermesi bir sorun olarak karşımıza çıkacak.

Adil yargılamanın gerçekleşebilmesi ve adaletin tecellisinin sağlanabilmesi için Adli Tıp Kurumu Başkanlığı hiçbir kişi ya da kurumun etkisi altında kalmadan hareket edebilmeli, faaliyetlerini, işlevlerini yerine getirebilmeli. Bu husus Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim önemsediğimiz bir konu çünkü en son seçim beyannamemizde de Adli Tıp Kurumunun mali ve idari özerkliği konusunu gündeme getirdik. Yargı bağımsızlığı anlayışı içindeki özerk yapısının korunmasını, güçlendirilmesini, kurumun dış etkilerden uzak, tarafsız bir şekilde karar vermesine yönelik düzenlemelerin yapılması ve etkin bir denetim mekanizmasının kurulmasının önemini burada vurguladık. 15 Temmuz sonrası yaşanan… Hâkim ve savcılara ek olarak Adli Tıp Kurumu üyelerinin birçoğunun gözaltına alındığını da biliyoruz. FET֒nün, tüm yargı sisteminde olduğu gibi bu kurumda da nasıl yuvalandığını hep birlikte gördük. Bu durum ister istemez kuruma olan güveni sarsmış ve geçmiş yıllarda verilen kararların adaletine de gölge düşürmüştür. Adli Tıp Kurumunda özerk bir yapının inşası ve adil bir çalışma mekanizmasının oluşturulması noktalarında gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde kuruma ve Türk yargısına olan güven azalmaya devam edecektir.

Mülkün temeli olan adalet duygusunun gözetilmesi, milletimizin yargıya güveninin tesisi için önerilerimizin dikkate alınmasını umar, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 8’e bağlı geçici madde 6’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı KHK’nın 10’uncu maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Kamil Aydın                      Mevlüt Karakaya                       Erhan Usta

             Erzurum                                Adana                                 Samsun

      Fahrettin Oğuz Tor              Ahmet Selim Yurdakul              Emin Haluk Ayhan

         Kahramanmaraş                          Antalya                                Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mevlüt Karakaya konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karakaya.

Bir dakikada da özetleyebilirsiniz, beş dakikayı doldurmak zorunda değilsiniz, az zamanda çok şey ifade edebilirsiniz.

MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Aynı şeyi düşünüyorum.

Aslında, tabii, burada, biz, mümkün olduğu kadar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da gelen tasarılara katkı vermeye çalışıyoruz, daha çok konuşmalarımızı konunun içerisinde teknik olarak ifade etmeye çalışıyoruz. Bu, tutanaklardan da herhâlde görülebilir. Bu konuda, iki önceki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, iktidar bilakis televizyonların açık olduğu saatlerde farklı biçimlerde değerlendiriyor. Ben çıkarken başka, farklı konuşmayı düşünüyordum ama bu uyarınızdan sonra farklı konuşmaya karar verdim.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu 15 Temmuz konusu sürekli gündeme getiriliyor. Herhâlde son yüz on sekiz gün içerisinde konuşulan, en çok tekrar edilen kelime, kavramlar neler dersek, “15 Temmuz” kavramları olacak.

Tabii, 15 Temmuz, şunu bilmemiz gerekiyor: Sıcak bir yaz akşamıydı, herkes dışarıdaydı, çoluğuyla çocuğuyla parklardaydı; bir şekilde, yemekteydi, şurada burada, sokaktaydı. Yani 15 Temmuz akşamı tanklar yollara çıktığında millet dışarıdaydı, çoluğuyla çocuğuyla dışarıdaydı, siyasiler devreye girinceye kadar Türk milleti duruşunu gösterdi.

O akşam, siyasiler içerisinde, liderler içerisinde de ilk açıklamayı yapan Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı olmuştur ve çok net bir şekilde, o akşam, bunun bir darbe olduğunu ve bu darbe karşısında Hükûmetin ve Türk milletinin yanında olduğumuzu deklare etmiş, açıklamıştır. Bu, son derece önemliydi çünkü o dakikalarda halk şok içerisindeydi, Türk milleti şok içerisindeydi. Bu, ilk şokun atlatılması açısından son derece önemliydi, bunun altını çizmek lazım. Ama daha sonra Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanının çok ciddi, sıkı duruşları olmuştur ve dolayısıyla eğer bu darbe atlatılmışsa Türk milletinin sayesinde atlatılmıştır, tüm siyasilerin sayesinde atlatılmıştır. Buradan hiç kimsenin artı bir nemalanmaya ya da başka bir şey çıkarmaya hakkı olmadığını düşünüyorum bu iktidar ya da muhalefet. Dolayısıyla eğer bir şeyler çıkarmaya çalışırsak, bu konularda bir şeyler söylersek duyacağımız şeylerin olduğunu da bilmemiz lazım. O zaman 15 Temmuz sürecine nasıl gelindiği de buralardan sorgulanmaya başlanır ve bu yapılan tartışmaların da bana göre bir katma değeri yoktur. Yani katma değer yaratmayan, katma değer oluşturmayan boşuna tartışmalardır ne yaptığımız kanuna ne görüştüğümüz tasarılara ne de bu ülkenin sorunlarına çözüm olabilir. Biz bugün bir mücadele yürütüyoruz. Terörle mücadele yürütüyoruz, FET֒yle mücadele yürütüyoruz, PKK’yla mücadele yürütüyoruz, DEAŞ’la mücadele yürütüyoruz. Bizim buralarda odaklanmamız lazım, bizim şu an Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak burada Türkiye’yi üç terör örgütünün kıskacından çıkaracak projeler üretmemiz lazım ve buradan da o görüntüleri vermemiz lazım diye düşünüyorum.

Tabii ki, FET֒yle mücadele son derece önemli ama şunu da ifade etmemiz gerekiyor: En son grup toplantısında Sayın Genel Başkanımızın tanımladığı, tasvir ettiği gibi bunu sekiz bacaklı bir ahtapota benzetti; tamam, yedi bacağıyla ilgili doğru yanlış, eksik fazla, zayıf ya da güçlü bir mücadele olduğunu ama asıl siyasi ayağıyla, siyasi bacağıyla ilgili herhangi bir mücadelenin olmadığını ya da yeterli olmadığını… En azından, o akşam televizyonlarda açıklama yapan, açıklama yaptıran yurtta sulh konseyinin kim olduğunu hâlâ -yüz on sekiz gün oldu- bilenimiz yok. Ama Bank Asyaya para yatırmış, tesadüfen yoldan geçerken AKTİF-SEN’e üye olmuş gariban işinden olmuş durumda.

Hepinize tekrar teşekkür ediyorum, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 12’nci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                               Hüseyin Yıldız                                  Çetin Arık

                  Denizli                                          Aydın                                          Kayseri

          Okan Gaytancıoğlu                      Fatma Kaplan Hürriyet                       Uğur Bayraktutan

                   Edirne                                          Kocaeli                                          Artvin

         Mustafa Ali Balbay

                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Atatürk’ün ölümsüzlüğe ulaşmasının 78’inci yılıydı ve bugün Anıtkabir gerçekten tam bir “yanıtkabirdi”. Anadolu’nun dört bir yanından insanlar Anıtkabir’e aktılar ama büyük bir barajla karşılaştılar. Bir yanda Melih Gökçek’in kamyonları, bir yanda büyük bir set ve insanlar giremediler. Önümüzdeki yıl bu anmanın, gerçekten, Anıtkabir’in etrafındaki setlerin kaldırılışıyla birlikte başlamasını diliyorum, talep ediyorum ve ben bu konuda mücadele edeceğime de oradaki yurttaşlara söz verdim. Lütfen, sizi de bu konuda duyarlı davranmaya davet ediyorum. Orası bizim en büyük kalemizdir ve hepimizin buluştuğu bir yerdir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sanıyorum Atilla Kaya burada yok. Kalkan ona kalkan olmaz umarım çünkü öyle sözler söyledi ki İzmir’le ilgili. İzmirliler Sayın Kılıçdaroğlu’nun ne söylediğini çok iyi anladılar. “Seçimle gelen seçimle gider.”in devamındaki cümle şudur: “Seçimle gelen meşruiyetini hukuktan alır. Hukuka uymazsa, hukukun dışına çıkarsa da meşruiyetini kaybeder.” Bu, muhalefet için de geçerlidir, iktidar için de geçerlidir ve en çok iktidar için geçerlidir. Bugün iktidar hukukun dışına çıkarak yaptığı uygulamalarla ciddi bir meşruiyet tartışmasıyla karşı karşıyadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün OHAL uygulamalarından en büyük payı medya almaktadır. Şu ana kadar Türkiye’de 777 gazetecinin basın kartı iptal edildi, 142 gazeteci hapiste, 170 yayın organı kapatıldı ve 2.500 gazeteci işsiz. Bu tablonun neresi demokrasi olabilir?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine sesleniyorum: Bu uygulamalar sepete su doldurmaktır, hiçbir işe yaramaz. Ve nitekim devamında Cumhuriyet gazetesine uzandı operasyon. Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon hem gazetenin yayınını durdurmayı, işlemez hâle getirmeyi hem de Cumhuriyetçileri birbirine düşürmeyi hedeflemektedir. Elinizi Cumhuriyet’in üzerinden çekin. Bir fikir gazetesinde görüş ayrılıkları olabilir ama bundan terör üretilemez. Cumhuriyet geçmişte de değişik tartışmalar yaşamış ama kendi yaralarını kendisi sarmıştır, yine saracaktır ama bu operasyonla 9 yazarı ve yöneticisi tutuklanmıştır. Onların hiçbirinden terör üretemezsiniz. Bu gazete Ahmet Taner Kışlalıları, Uğur Mumcuları şehit vermiş bir gazetedir, teröre kurban vermiş bir gazetedir. Böyle bir gazeteden terör faaliyeti üretmek tarih önünde, biraz önce Sayın Elitaş’ın “Geçmişte keşke…” diye başladığı cümlelerden birini size armağan edecektir. Cumhuriyet gazetesinin şu anda tutuklu 9 yazar ve yöneticisinin derhâl serbest bırakılmasını ve gazeteye yönelik bu ağır operasyonun durdurulmasını talep ediyorum.

Arkadaşlar, bu FET֒yle mücadelenizde bu dar zamanda bir başka boyutu dikkatinize sunmak istiyorum: Şu anda, dünyadaki 50’ye yakın ülkede FETÖ okulu var, 5’i AKP Hükûmetinin talebine uydu, 5 ülke kapattı, 100’den fazlası Amerika’da faaliyette. Dünyada 13 FETÖ üniversitesi var ve şu anda da dünyanın pek çok ülkesindeki bu üniversiteler ve okullar faaliyette. Sizler Türkiye'de bu baskıyı artırdıkça onlar orada fiilen kahraman oluyorlar. İleride inanın pişman olacaksınız, keşke diyeceksiniz çünkü 12 Eylül dönemindeki Türkiye'deki ağır baskılardan yurt dışına kaçanlar Türkiye’yi öyle anlattılar ki sayın milletvekillerim, yıllar sonra Türkiye’den heyetler gittiğinde karşılarında başka ülkenin temsilcilerini, muhalefeti bulmak yerine Türk insanını buldular. Neden? 12 Eylülde giden insanlardı ve şimdi, dışarıda büyük bir Türkiye aleyhtarlığı yaratmaktasınız. Bu yaptığınız çekiçle sinek ezmek. “Sineği ezdik.” diyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki, cam çerçeve gitmiş, ülkenin pek çok kurumu çökmüş.

Sayın milletvekilleri, bu kanun hükmünde kararnamelerle birlikte önümüzdeki dönem, bu ana kadar attığınız adımlar yine aynı şekilde devam ederse Türkiye yalnızlaşacak.

Evet, CHP’nin son açıklamasına şu anda Erdoğan suç duyurusunda bulundu ve “Ben bu mücadeleyi yalnız yaptım.” dedi. Bunun anlamı şudur sayın milletvekilleri, CHP’ye yönelik suç duyurusunda bulundu ya: Sıra size gelecek, göreceksiniz, sıra size gelecek. Cumhurbaşkanı “Ben bu mücadeleyi tek başıma yaptım.” diyorsa bunun anlamını lütfen düşünün diyorum.

Sözlerimi -konuşmamın ağırlığı basın özgürlüğü üzerineydi- Atatürk’ün bir sözüyle noktalıyorum: “Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü basın özgürlüğüdür.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sıra Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 13’üncü maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                        Fatma Kaplan Hürriyet                            Çetin Arık

                   Aydın                                          Kocaeli                                         Kayseri

              Burcu Köksal                                Akın Üstündağ                            Okan Gaytancıoğlu

             Afyonkarahisar                                    Muğla                                           Edirne

              Kazım Arslan                             Uğur Bayraktutan

                  Denizli                                          Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal konuşacaktır.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Kasımda, cumhuriyetimizin kurucusu, asrın lideri, sahip olduğumuz hak ve kazanımların mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla, minnetle ve özlemle anıyorum.

Atatürk’ü sevmeyenlere ise acıyorum çünkü Atatürk’ü sevebilmek için derin bir anlayış, keskin bir idrak kabiliyeti, müthiş bir sezgi gücü ama her şeyden önce beyin gereklidir.

Olağanüstü hâl dönemindeki KHK’lara şöyle bir bakıyorum da Meclisten geçirmek için uğraşılmak istenmeyen ya da Meclisten geçirilemeyen kanun değişiklikleri olağanüstü hâl KHK’larıyla halledilmeye çalışılmış. Olağanüstü Hal Kanunu’na göre, KHK’ların işleyişine yönelik olarak dava açabiliyorsunuz ama yürütmeyi durdurma kararı almanız olağanüstü hâl süresince imkânsız. Bu nedenle kişiler hak arama yoluna gitseler bile yürütmeyi durdurma kararı alamıyorlar ne yazık ki.

Şu an 100 bine yakın kişinin mallarına tedbir konulduğu söyleniyor. Bu, gerçekten ciddi bir rakam. Peki, mal varlığına tedbir konulan bu yaklaşık 100 bin kişinin hepsine “FET֒cü” diyebiliyor muyuz? Bunu bir durup düşünmemiz gerekiyor. Vicdanen hepsine “FET֒cü” diyebiliyorsak eyvallah ama kurunun yanında yaşları yakıyorsanız, kurunun yanında yanan yaşlar yüzünden vicdanınız rahatsa söylenecek hiçbir şey yok size.

Bakın, mesela, Bank Asyadan kredi çektiği için açığa alınan, mallarına tedbir konan kişiler var. Zaten inim inim inleyen memur, iki göz evim olsun diye, çocuklarına miras kalsın diye gidip kredi çekiyor. Evi aldığı müteahhit kredinin faiz oranı düşük olduğu için Bank Asyayla anlaşıyor. Memur, bu nedenle, sırf faiz oranı düşük olduğu için Bank Asyadan konut kredisi çekiyor. Şimdi ne durumda mı? İşte o memurun, o konut kredisiyle zar zor aldığı eve tedbir konulmuş. FET֒yle bağlantısı olduğu iddia edilen şirketlere kayyum atanıyor. Eğer 15 Temmuz akşamını bize yaşatanlara maddi destek sağladığı konusunda kesin eminseniz firmalardan, sonuna kadar gidin, arkanızdayız, en ağır müeyyideleri uygulayalım ama yok gizli tanık beyanıydı, yok şüpheydi, yok varsayımdı; bunlarla insanların şirketlerine el koyup kayyum atıyorsanız işte o zaman o kayyumun mali olarak iflas ettirdiği şirketlerde çalışan insanların vebalini asla ödeyemezsiniz. “O şirket de FET֒cü olabilir, bu şirket de FET֒cü olabilir.” diyerek bu firmaları batırdığınızda, sizi bilmem ama FET֒ye hiç destek vermemiş olan vatandaşın zaten çökük olan ekonomisine bir tekme de siz vurmuş olursunuz.

Kayyum atanıyor, tamam; peki, kriter ne? Neye göre kayyum atanıyor? El konulan şirketlere atanacak olan kayyumlar, bir kere, mutlaka sektörün içinden gelmeli, o sektörü iyi bilmeli, o sektörün terminolojisine ve diline hâkim olmalı, profesyonel olmalı. Kayyumlar uygulamada güya yönetime ve mahkemeye yardımcı olmak için atanıyor ama baktığınızda bunların hemen hepsi yönetimi üstlenmişler, yönetime el koymuşlar. Neden acaba? Mesela, soruyorum: Bir kayyum ne kadar ücret alıyor? Tekrar altını çiziyorum: Sektörü bilmeyen kayyumlar şirketleri batırabiliyorlar, bu nedenle başarılı olamıyorlar. Onun için, o sektörü bilen, işinde profesyonel olan kayyumların atanması yönünde tercih edilmeli.

Kapatılan ve el konulan şirketlerden alacakların ödenmesi hem hakkaniyet hem de ekonominin zarar görmemesi açısından önemli. FETÖ'yle bağlantılı şirketlere mal ve hizmet veren, terör örgütüyle bağlantısı olmayan birçok yan kuruluş, küçük esnaf ve vatandaş var. Bunların zararları da hakkaniyet ölçüsünde mutlaka giderilmeli.

Bu KHK’nın getirdiği en önemli değişiklikler, açılan soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle kayyum atanan şirketlerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na, TMSF’ye devredilmesi. Şimdi soruyorum: Adam beraat etti, FET֒cü olmadığını ispat etti veya şirketinin FET֒yle bağlantılı olmadığını ispat edip beraat etti. Bu aşamada ileride telafisi mümkün olmayan bir zarar gerçekleştiğinde bunun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Devamla) – …önüne nasıl geçeceksiniz, bunu merak ediyorum.

Ve son olarak Anayasa’nın 38’inci maddesini hatırlatıyorum: “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” Hukuk hepimize lazım.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köksal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sıra Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 19’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının (2)’nci cümlesinin başına "terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı mahkeme kararıyla kesinleşen şirketlerin" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    Nurhayat Altaca Kayışoğlu                         Çetin Arık                                  Akın Üstündağ

                    Bursa                                          Kayseri                                          Muğla

          Okan Gaytancıoğlu                             Didem Engin                          Fatma Kaplan Hürriyet

                   Edirne                                          İstanbul                                         Kocaeli

               Ceyhun İrgil                                 Kazım Arslan                                Hüseyin Yıldız

                    Bursa                                           Denizli                                           Aydın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 19’uncu maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesi uyarınca verilen elkoyma ve tedbir kararları, kayyım yetkisinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devriyle birlikte kendiliğinden kalkar."

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

             Mehmet Demir                           Mahmut Atilla Kaya                         Osman Aşkın Bak

                 Kırıkkale                                          İzmir                                           İstanbul

           Kerem Ali Sürekli

                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

675 sayılı KHK'nın 17’nci maddesinin (5)’inci fıkrasıyla yapılan düzenlemenin madde metnine yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 19’uncu maddesinin (3)’üncü fıkrasının ikinci cümlesinin başına "terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı mahkeme kararıyla kesinleşen şirketlerin" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Hüseyin Yıldız (Aydın) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 425 sıra sayılı, 674 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin üçüncü bölüm 19’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğumuza uğurlamamızın 78’inci yıl dönümünde minnet, saygı ve şükranla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, terörle ilişkilendirilerek kayyum atanan şirketlerin ve varlıkları Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiş olanların, kesinleşmemiş bir mahkeme kararı olmadan satış ve tasfiye işlemlerinin yapılması, Anayasa’nın mülkiyet hakkıyla ilgili 35’inci ve suçluluğu sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılmayacağına ilişkin 38/2 maddelerine aykırıdır. Bu nedenle satış ve tasfiye işlemleri için suça ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmalıdır.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, bu kararla ilgili, Hükûmet kendisine destek vermeyen şirketlere kayyum atayacak. Mahkeme kararı da olmadan, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan, maalesef TMSF’ye göndererek orada ya satışını veya da onun tasfiyesini getiriyor. Şimdi, ben size soruyorum: Şu an Türkiye’de -zaten on dört yıldan beri turizmi bitirdiniz, tarımı bitirdiniz- yabancı birkaç tane yatırımcı var. Onlar da 15 Temmuzdan sonra maalesef yavaş yavaş ülkeyi terk ediyor. Sizin bu kanunla, Sayın Bakanım, buraya yabancı yatırımcı getirme şansınız var mı?

Bak, size bir şey söyleyeyim: 2002’den 2016’ya kadar sizin büyüttüğünüz şirketler var ya -iki ayda 576 kişi gitti yurt dışında ev aldı- şu an paralarını yurt dışına taşıyorlar. Yani sizin destek verdiğiniz o holdingler yavaş yavaş Türkiye’den çıkıyor.

Şimdi, siz bu kanunu çıkararak diyorsunuz ki: Hey, holdinglerin sahipleri, iş adamları, bize destek vermediğiniz takdirde ertesi gün sizin şirketinize kayyum atayacağız. Mahkeme kararı olmadan, kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan bunları, bu şirketleri TMSF’ye yollayacağız, orada satışını ve tasfiyesini yapacağız.

Bu bir uyarıdır bana göre. Ama siz bu kanunla yurt dışından yatırımcı değil ancak yurt içindeki yatırımcıları dışarı gönderebilirsiniz değerli arkadaşlar.

Biz, hepimiz -Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ülkemizi seviyoruz- ülkeye bir çivi çakan için minnettarız ama siz bu kanunları çıkararak diktatörlüğe doğru gittiğinizin farkında değilsiniz.

Değerli milletvekilleri, Allah bize akıl vermiş, halk bizi seçmiş, bu Meclise göndermiş. Bu Mecliste biz, Türkiye'nin önünü nasıl açarız, nasıl ileri götürürüz onu düşünmek zorundayız. Ama, maalesef, maalesef, bu maddeyle Türkiye'nin önünü değil, yatırımcının önünü değil… Yatırımcının önünü kesiyorsunuz değerli arkadaşlar.

2002 yılından beri FET֒ye yardım eden, her türlü desteği veren, ona her türlü maddi kaynağı sağlayan, onlara arsa veren, kamu kurumlarına yerleştiren kim olursa olsun Allah belasını versin! Gelin beraber, hep beraber FET֒yü temizleyelim. Ama gerçekten mi FET֒yü temizliyoruz, yoksa FET֒nün darbeyle yapamadığını şu an siz kanunlarla solcu, Atatürkçü, cumhuriyetçileri, ülkesini seven insanları tasfiye ediyorsunuz.

Bu vesileyle, hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20’nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

         Mehmet Demir                    Kerem Ali Sürekli                Mehmet Atilla Kaya

             Kırıkkale                                İzmir                                   İzmir

                                                 Osman Aşkın Bak

                                                         Rize

"Bu madde kapsamında Fon tarafından atanan veya görevlendirilenler hakkında ve bu kapsamda icra edilen iş ve işlemler hakkında 25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci ve 38 inci maddeleri uygulanır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20’nci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüseyin Yıldız                       Erkan Aydın                          Çetin Arık

               Aydın                                  Bursa                                 Kayseri

       Uğur Bayraktutan                 Okan Gaytancıoğlu                    Kazım Arslan

              Artvin                                 Edirne                                 Denizli

                                             Fatma Kaplan Hürriyet

                                                       Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) –Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Anayasa’nın 121’inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsamı ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20’nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesini aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

"Bu madde kapsamında Fon tarafından atanan veya görevlendirilenler hakkında ve bu kapsamda icra edilen iş ve işlemler hakkında 25/7/2016 tarihli ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci ve 38 inci maddeleri uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) –Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN- Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: 675 Sayılı KHK’nın 17’nci maddesinin altıncı fıkrasıyla yapılan değişikliklerin madde metnine yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir önerge.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21’inci maddesiyle değiştirilen 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde geçen "Geçici köy" ibarelerinin "Güvenlik" şeklinde ve "geçici köy" ibarelerinin "güvenlik" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

         Mahmut Atilla Kaya                        Kerem Ali Sürekli                             Mehmet Demir

                    İzmir                                            İzmir                                          Kırıkkale

           Osman Aşkın Bak

                    Rize

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21'inci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çetin Arık                                   Erkan Aydın                                Hüseyin Yıldız

                  Kayseri                                          Bursa                                            Aydın

              Orhan Sarıbal                          Fatma Kaplan Hürriyet                      Okan Gaytancıoğlu

                    Bursa                                           Kocaeli                                          Edirne

           Uğur Bayraktutan                             Kazım Arslan

                   Artvin                                          Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 sayılı kara hâller kararlarından bir tanesi olan 21’inci maddeyle ilgili konuşmamı yapacağım.

Geçici köy koruculuğu sistemi… Hatırlıyorsunuz, 1985 yılında ilk kez yürürlüğe giren, 1992 yılında maaşlı olarak sürdürülebilir hâle getirilen köy koruculuğu sistemi ne yazık ki terör mücadelesi içerisinde değerlendirilmişi; daha önce hayvancılık ve tarımla uğraşan bu insanlar, maaşlı oldukları için bu işlerini bırakmışlar ve bugün maaşlı birer çalışan olarak görevlerini sürdürmektedirler. Ne yazık ki 1992 yılından itibaren yaptıkları bu görevler sonucu ortada herhangi bir işe yarar durum görülmemiştir.

Köy koruculuğu sistemi yeni sorunlar üretmekten başka bir işe yaramamıştır; sosyal sorunlar yaratmıştır, tecavüzler, cinayetler yaratmıştır. O yüzden, bu anlamda, köy koruculuğu sistemi, terör olayları içerisinde bir çözücü araç olmaktan çok sorun yaratan bir araç hâline geldiği için köy koruculuğu sisteminin bütününe karşı olduğumuzu bir kez daha paylaşmak isteriz. Çünkü bu insanlar tekrar köylerine dönememekteler, orada yerleşik halkla sorunlar yaşamaktalar. Bunların özlük haklarının bütünüyle verilmesi ve daha sonra tekrar bunların topluma kazandırılması, kendi yaşam alanlarında yaşamlarını sürdürmeleri gerekiyor. Bu söylediğim gerekçelere 1995 yılında Meclis Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonunun sonuçlarından bakabilirsiniz.

Yine, Genelkurmay Başkanlığının 2004 yılında, İçişleri Bakanlığının 2006 yılında hazırladığı raporlarla köy koruculuğu sisteminin çöktüğünü, bir işe yaramadığını, sosyal, siyasal ve ekonomik travmalar yarattığını çok açık bir şekilde görebilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, üç saat önce Sakarya Caddesi’nde KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKASI’nın bir basın açıklamasını yaptık ve oradan geldik. Meclis Başkanım uyardı, üzerimdeki o giysiyle beraber… Aslında bir protestodan gelmiştik, protestonun amacı şuydu: Sizler ne yazık ki sisteme, iktidara uygun olan sendikaları bu ülkede örgütlediniz, destek verdiniz. O örgütleri ya da o siyasal hareketleri ya da o sendikaları sizin söylediklerinizin bütününü, sizin politikanızın aynısını uyguladıkları için baş tacı yaptınız. Ama onun dışında, sizin söylediklerinizden gayrı şeyler söyleyen, itiraz eden bütün sendikaları da size uymadığı için yok edip temizlemek istediniz.

İşte, o bahsettiğimiz, kara hâllerin kararlarıyla yani Türkçe deyimiyle kanun hükmünde kararnamelerle yaptığınız, OHAL’i de fırsat bilerek yaptığınız, Fetullah Gülen cemaati darbe girişimini de Allah’ın lütfu olarak algıladığınız o günden sonra kendinize muhalif olan bütün bu sendikaları tek tek kamudan uzaklaştırdınız.

Peki, ne diyordu bu sendikalar? Mesela siz şunu diyordunuz sağlıkta: “Biz sağlığı paralı yapacağız, doktorunuz paralı olacak, hastalığınız paralı olacak, artık hasta tedavi edilmesi gereken bir yurttaş değil, üzerinden para kazanılması gereken ticari bir konudur.” Aynı şekilde, okullar: Eğitimi paralı yaptınız. Veliler aslında bu sistemin birer ticaret aracı olarak görüldü. Yani sizin için hasta da müşteri, öğretmen de müşteri, öğrenci de müşteri, veli de müşteriydi. Tam da bu sendikaların bir kısmı “Sağlık haktır.” dedi, “Eğitim haktır.” dedi, “Sağlık herkese hak olarak verilmeli; eşit olmalı, kaliteli olmalı, nitelikli olmalı ve insanlara ulaştırılabilir olmalı.” dedi. Aynı şekilde “Eğitim çok önemlidir.” dedi, “Ücretsiz olmalı, nitelikli olmalı, çağdaş olmalı, laik olmalı.” dedi. Siz ne dediniz? “Hayır, eğitim gerici olmalı.” dediniz, “Eğitimi biz istediğimiz gibi yönlendiririz.” dediniz. Devlet kaynakları, para yok diye devlet okullarına destek vermediniz ama cemaat okullarına destek verdiniz, o da darbe girişiminde bulundu. Sonuç, aynen şunu söylüyorlar: “Susma, sustukça sıra size gelecek.” Yine, bir şey daha söylüyorlar: “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.” diyorlar. Kısaca söyledikleri bu kadar açık, bu kadar net. “Gün gelecek, devran dönecek.” diyorlar, “AKP halka hesap verecek.” diyorlar. Merak etmeyin, bu sıralar size de kalmayacak, er geç bu bozuk düzenin çarkı size de değecek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 21’inci maddesiyle değiştirilen 442 sayılı Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde geçen "Geçici köy" ibarelerinin "Güvenlik" şeklinde ve "geçici köy" ibarelerinin "güvenlik" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Naci Bostancı (Amasya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Uyum amaçlı düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 22’yi biz çekiyoruz.

BAŞKAN – 22’nci madde üzerindeki önerge çekilmiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

23’ü de çekiyor muyuz Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – 26’ya kadar çekiyoruz.

BAŞKAN – 23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 24’üncü maddesiyle 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 7’nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen, (6) numaralı bentte yer alan “geçici köy” ibaresinin “güvenlik” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

             Mehmet Demir                             Osman Aşkın Bak

                 Kırıkkale                                          Rize

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Kabul ediyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uyum amaçlı düzenleme yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölüm üzerindeki maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 26 ila 53’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

26’ncı madde üzerinde…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sorularımız var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sisteme girilmemiş Sayın Tanal.

Ben 60’a göre size söz vereyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soru var, soru…

BAŞKAN – 26’ncı maddeye geçtik.

Tamam, siz sorunuzu sorun, ben 60’a göre size bir dakika süre vereyim geçtik çünkü şeyi.

60’a göre ben size bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben soru hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, sisteme girin siz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, soru haklarımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, soru-cevap işlemi geçti. Ben size bir dakika süreyle söz veriyorum çünkü 26’ncı maddeye geçtik. Bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır dedik.

Buyurun sorunuzu sorun.

Bir dakika süreyle, 60’a göre söz veriyorum.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, yurtta sulh konseyinin üyelerini, istihbarat bilgileri değerlendirilmiş olsa Ankara katliamının önlenmesinin mümkün olup olmadığını ve IŞİD katliamlarında yargılanan sanıkların kaç tanesinin AKP’li olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakanım, bu yurtta sulh konseyinin üyeleri kimlerdir?

Soru 2: Suruç katliamından sonra 62 tane istihbarat var. Bu istihbaratlarda eğer tedbir alınmış olsaydı Ankara katliamı gerçekleşecek miydi?

Soru 3: Dört gündür devam eden IŞİD katliamını ben izliyorum. Bu IŞİD katliamının sanıklarının bazıları AKP üyesi olduklarını ifade ettiler. Bugüne kadar Türkiye’de bu IŞİD katliamlarında yargılanan sanıkların kaç tanesi AKP’li?

Bir başka soru: Bu istihbarat değerlendirmelerinde, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’nın giriş ve çıkışlarında, sulh ceza mahkemesinin kararıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bitmek üzere…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bitti, süre doldu, kapandı.

Sayın Bakan isterse şimdi cevaplandırabilir, isterse de takdir sizin.

29.- Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, istihbaratlar sonucu çok sayıda önemli olayın önlendiğine, Suruç ve Ankara katliamlarıyla ilgili mahkemelerin devam ettiğine ilişkin açıklaması

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Tanal, o söylediğiniz hususlarla ilgili mahkemeler devam ediyor, soruşturmaları devam ediyor.

Sadece şunu söyleyeyim: Çok sayıda istihbarat varsa eğer ve bu istihbaratlar sonucu çok sayıda önemli olay önleniyor -bunları rakam olarak sizlere tek tek de verebiliriz- ama maalesef önlenemeyen bazıları da bu şekilde sonuçlanıyor.

Bu konu, Suruç katliamıyla, Ankara katliamıyla ilgili de mahkemeler devam ediyor. İnşallah, sonuçlarını da görürüz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/760) ve İçtüzük’ün 128’inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi (S. Sayısı: 425) (Devam)

BAŞKAN – 26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 26’ncı maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

       Osman Aşkın Bak                    Mehmet Demir

                Rize                                Kırıkkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Uyum amaçlı düzenlemeler sonrasında tekrara düşülmemesi amaçlı olarak metinden çıkarılması uygundur.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 26’ncı madde metinden çıkarılmıştır.

Bundan sonra da metinden çıkarılan maddeler olduğu takdirde, metnin mevcut maddeleri üzerinden görüşmelere devam edeceğiz ve kanunun yazımı sırasında madde numaraları bu şekliyle teselsül edecektir.

27’nci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 27’nci maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

     Mahmut Atilla Kaya                Kerem Ali Sürekli                  Osman Aşkın Bak

               İzmir                                  İzmir                                   Rize

         Mehmet Demir

             Kırıkkale

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Hüseyin Yıldız                        Çetin Arık                          Erkan Aydın

               Aydın                                Kayseri                                 Bursa

          Kazım Arslan                        Ceyhun İrgil                     Okan Gaytancıoğlu

              Denizli                                 Bursa                                  Edirne

   Fatma Kaplan Hürriyet

              Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergenin gerekçelerini okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121’inci maddesi, olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında kanun hükmünde kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde, kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesi:

Uyum amaçlı düzenlemeler sonrasında tekrara düşülmemesi amaçlı olarak metinden çıkarılması uygundur.

BAŞKAN – Gerekçelerini okuttuğum aynı mahiyetteki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bu şekliyle 27’nci madde metinden çıkarılmıştır.

28’inci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 28’inci maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

     Mahmut Atilla Kaya                Kerem Ali Sürekli                  Osman Aşkın Bak

               İzmir                                  İzmir                                   Rize

         Mehmet Demir

             Kırıkkale

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Hüseyin Yıldız                        Çetin Arık                          Erkan Aydın

               Aydın                                Kayseri                                 Bursa

          Kazım Arslan                        Ceyhun İrgil                     Okan Gaytancıoğlu

              Denizli                                 Bursa                                  Edirne

   Fatma Kaplan Hürriyet

              Kocaeli

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelerin gerekçelerini okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa’nın 121’inci maddesi, olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında kanun hükmünde kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde, kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesi:

Uyum amaçlı düzenlemeler sonrasında tekrara düşülmemesi amaçlı olarak metinden çıkarılması uygundur.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

Böylece 28’inci madde metinden çıkarılmıştır.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 30’uncu maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

     Mahmut Atilla Kaya                Kerem Ali Sürekli                  Osman Aşkın Bak

               İzmir                                  İzmir                                   Rize

         Mehmet Demir

             Kırıkkale

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Uyum amaçlı düzenlemeler sonrasında tekrara düşülmemesi amaçlı olarak metinden çıkarılması uygundur.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Böylece, kabul edilen önerge doğrultusunda 30’uncu madde metinden çıkartılmıştır.

31’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 31’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 31- 2803 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin başlığında yer alan “sıkıyönetim,” ibaresi metinden çıkarılmıştır.”

    Mehmet Naci Bostancı            Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

              Amasya                               İstanbul                              Kırıkkale

       Kerem Ali Sürekli                Mahmut Atilla Kaya                Osman Aşkın Bak

               İzmir                                  İzmir                                   Rize

         Halil Etyemez

               Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kabul edilerek kanunlaşan 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle uyum amaçlı düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 32’nci maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüseyin Yıldız                        Çetin Arık                          Erkan Aydın

               Aydın                                Kayseri                                 Bursa

          Kazım Arslan                        Ceyhun İrgil                     Okan Gaytancıoğlu

              Denizli                                 Bursa                                  Edirne

   Fatma Kaplan Hürriyet

              Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Anayasa’nın 121’inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışındaki kanun hükmünde kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35’inci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Hüseyin Yıldız                        Çetin Arık                          Erkan Aydın

               Aydın                                Kayseri                                 Bursa

          Kazım Arslan                 Fatma Kaplan Hürriyet                Akın Üstündağ

              Denizli                                Kocaeli                                 Muğla

      Okan Gaytancıoğlu                    Ceyhun İrgil

               Edirne                                 Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kazım Arslan konuşacak.

BAŞKAN – Denizli Milletvekili Kazım Arslan konuşacaktır önerge üzerinde.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, bugün, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 78’inci yılında sevgiyle, saygıyla, minnetle ve özlemle andığımızı belirtmek istiyorum. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın. Bugün varsak buralarda, onun sayesinde olduğumuzu da hiçbir zaman unutmayalım diyorum.

Değerli arkadaşlarım, 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35’inci maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Özellikle bu maddede illerin mali ve idari yönetimini son derece kritik biçimde belirleyecek olan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının yetkilerini artırmak, onu genişletmek ve yeni gelirler temin etmek suretiyle bunu kanunla düzenlemeniz gerekirken kanun hükmünde kararnameyle düzenlemiş olmanızı kesinlikle uygun bulmuyorum çünkü bunu bir torba şeklindeki yasayla düzenlemeniz dolayısıyla illerin mali düzeninin, idari düzeninin altüst olacağını ve birçok maddenin de birbiriyle uyum sağlamayacağını belirtmek istiyorum.

Şimdi Türkiye gerçekten adı konulmamış bir krizi yaşamaktadır, adı konmamış bir ekonomik krizin de peşindedir, pençesindedir. Mülkiyet hakkını, devlette çalışma hakkını, haber alma hakkını yasalarla, kanun hükmünde kararnamelerle yok saydığınız; insanların yaşamlarının karartıldığı, mal ve can güvenliğinin kalmadığı, yarının ne olacağı şeklinde çalışanların yarına güveninin olmadığı, devlette çalışanların konumunun gerçekten tamamen umutsuz bir şekilde sürdürülmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Onun için, ülkemiz gerçekten iyi yönetilmiyor, hataları yapmaya devam ediyorsunuz. Biliyorsunuz, özellikle FET֒yle ilgili ilişkilerinizin çok iyi olmadığını, tarikata dayalı bir devlet anlayışının hiçbir şekilde kalıcı olamayacağını yıllardan beri ısrarla söylediğimiz hâlde, FET֒yle ilişkilerinizi güçlü bir şekilde sürdürmeye, ne istedilerse de vermeye devam ettiniz; sonra da işin içinden çıkamadınız, şimdi devletin ve milletin başına bela ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Tabii, bu yetmiyor. Şimdi, bu tarikatı devletten temizlemeye çalışırken de farklı tarikatları ses çıkarmayarak, devreye sokarak devletin içine yerleştirmeye çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, cumhuriyetin güzelliklerini, cumhuriyetin kazanımlarını hiçbir zaman unutmayınız. Eğer cumhuriyete dayalı bu devleti yönetmez iseniz gelecekte aynı tehlikeleri, aynı sıkıntıları yaşayacağımızı hiçbir zaman unutmayınız. Onun için, geçmişteki bu hatalarınızdan lütfen iyi bir şekilde ders çıkarmanızı istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi size soruyorum: Bu yapılan düzenlemeyle, 35’inci maddede yapılan bu düzenlemeyle gerçekten FETÖ terör örgütüyle mücadele mi yapılmış olacak? Bu düzenlemeyle, bozulan kamu düzenini mi sağlayacaksınız? Hiç kimseyi kandırmayın, hiç kimseyi de aldatmayın. Zaman zaman çıkıyorsunuz, “Aldatıldık, kandırıldık.” diyorsunuz ama artık milleti kandırmayın, aldatmayın, doğruları yapmaya devam edin lütfen. Yoksa muhalefeti dinlemeden, kendi bildiğinizi yapmaya devam ederseniz her zaman bu tür yanlışların, bu tür ağır hataların altında kalmak zorunda olacaksınız değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeyle kendi kafanıza göre bir idari yapılanma gerçekleştirmek istiyorsunuz. Devletin her türlü düzeni bozuldu, sistem bozuldu ama hâlâ daha düzenini bozmaya her alanda kanun hükmündeki kararnamelerle devam ediyorsunuz; bu yanlışları artık lütfen yapmayın.

Hepinizi saygıyla sevgiyle tekrar selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.23

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Özcan PURÇU (İzmir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

36’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır; okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 36’ncı maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                  Çetin Arık                                    Erkan Aydın

                   Aydın                                          Kayseri                                           Bursa

              Kazım Arslan                                 Ceyhun İrgil                              Okan Gaytancıoğlu

                  Denizli                                           Bursa                                            Edirne

       Fatma Kaplan Hürriyet

                  Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Anayasa’nın 121’inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında kanun hükmünde kararnamenin çıkartılmayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37’nci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                  Çetin Arık                                    Erkan Aydın

                   Aydın                                          Kayseri                                           Bursa

              Kazım Arslan                         Fatma Kaplan Hürriyet                      Okan Gaytancıoğlu

                  Denizli                                          Kocaeli                                          Edirne

               Ceyhun İrgil

                    Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Anayasa’nın 121’inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında kanun hükmünde kararnamenin çıkartılmayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

38’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sıra Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 38’inci maddesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                Erkan Aydın                                    Çetin Arık

                   Aydın                                            Bursa                                           Kayseri

             Akın Üstündağ                            Okan Gaytancıoğlu                             Kazım Arslan

                   Muğla                                           Edirne                                          Denizli

               Aytuğ Atıcı                                  Ceyhun İrgil

                   Mersin                                           Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 38’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Millî iradeye sadece kendi işine yaradığı zaman değil, her zaman saygı duyan, böylece ikiyüzlü bir tavır takınmayan ve takiye yapmayan herkesi saygıyla selamlarım.

38’inci maddeyle ilgili ne diyorsunuz değerli arkadaşlar? Özetle şunu diyorsunuz: Halk kimi seçerse seçsin, millî irade ne derse desin ben beğenmediğim kişiyi görevden alırım, yerine canımın istediği kayyumu atarım. Hadi buyurun, millî iradeye bakalım. Nerede sizin millî iradeye saygınız, nerede sizin millete olan saygınız?

Biz ne diyoruz? Biz de diyoruz ki kardeşim, seçimle gelen seçimle gitsin. Hemen itiraz ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Efendim, suç işlemişleri ne yapacağız?” Kardeşim, seçimle gelen bir insanın suç işleme özgürlüğü yoktur. Seçimle gelen kim olursa olsun, ister Cumhurbaşkanı olsun ister Başbakan ister milletvekili ister belediye başkanı ister belediye meclis üyesi. Herhangi bir suç işlenirse derhâl gereği yapılmalı ancak bunun dışında, seçimle gelen seçimle gitmeli. İşte, biz, bunun için burada 15 Temmuz darbe girişimine hep beraber karşı çıktık. Darbeye karşı çıktık, sizin yönetiminizi beğendiğimiz için değil, sizin ülkeyi felakete sürüklediğinizi bildiğimiz hâlde sizi gayrimeşru yollarla indirmeye çalışan insanlara hep beraber göğsümüzü siper ettik. Eğer sizi demokratik yollarla indirmek için canımı vermem gerekirse bir dakika düşünmem, bu kadar net konuşuyorum, bir tek dakika düşünmem. Ama beğenmediğimiz bu yönetimi bir başkası indirmeye kalkarsa yine canımı vermeyi bir dakika bile düşünmem. (CHP sıralarından alkışlar) O nedenle biz, bu darbeye karşı çıktık. Fakat bu ortak tavra siz layık olamadınız. Yaptıklarınız darbeden farksız bir duruma geldi. Cumhurbaşkanı seçildi mi? Seçildi. Millî irade tecelli etti mi? Etti. Biz Cumhurbaşkanının seçimine “gayrimeşru” diyor muyuz? Hayır, elbette ki seçilmiş Cumhurbaşkanıdır. Peki, Cumhurbaşkanı Anayasa’ya aykırı davranıyor mu? Hadi “hayır” deyin bakalım. (AK PARTİ sıralarından “Hayır” sesleri) Evet, davranıyor. Cumhurbaşkanı tarafsızlık ilkesine kesinlikle uymuyor, Anayasa’nın ona verdiği bu ödeve karşı çıkıyor.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Vekil, milletin tarafında olduğu için. Cumhurbaşkanı milletin tarafını tutuyor, tarafsız değildir.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Tarafsız bir Cumhurbaşkanı meydanlara çıkıp Adalet ve Kalkınma Partisine 400 milletvekili istemez kardeşim. Bu bir suçtur. Diğer suç işleyen insanlardan da hiçbir şekilde farkı yoktur. Peki, AKP Hükûmeti seçimle mi geldi kardeşim? Evet, seçimle geldi. Anayasa suçu işliyor mu? Evet, işliyor. Bunu defalarca Anayasa Mahkemesinin de tescil ettiğini biliyoruz. Anayasa’ya aykırı iş yaptığınızı biz de söylüyoruz, Anayasa Mahkemesi de söylüyor. Anayasa size diyor ki: “Kardeşim, olağanüstü hâl ilan edebilirsin bu anayasaldır. Olağanüstü hâl döneminde kanun hükmünde kararname de çıkarabilirsin, bu da anayasaldır ancak kanun hükmünde kararname çıkaracaksınız siz niçin olağanüstü hâl ilan ettiyseniz onunla ilgili çıkarabilirsiniz. Ne kadar süre ilan ettiyseniz o süreyle ilgili olarak çıkarabilirsiniz.” Siz ne yaptınız? Anayasa’ya aykırı davrandınız. Peki diğer suç işleyen seçilmişlerden ne farkınız var? Hiçbir farkınız yok. Gelip buraya her defasında “Sandıktan çıktık. Hitler 1 kere çıktı biz 10 kere çıktık.” diyorsunuz ama sandıktan çıkan diğer insanlara saygı duymuyorsunuz.

“Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” diyorsunuz hesabınıza geldiği zaman ama Meclis Başkanı gönderdiği davetiyede bu yazıyı çıkardığı zaman gıkınız çıkmıyor. İşte, ikircikli politika budur.

Masum musunuz? Hayır, değilsiniz. Masum değilsiniz. “Terörle mücadele ediyoruz, elbette bunları alacağız.”ın arkasına sığınmayın. Elbette terörle mücadele edin, elbette teröre yardım ve yataklık edenlerin peşinden gidin, onları görevinden alın ama, bırakın, Anayasa ne diyorsa o olsun. Siz de acaba zamanında bu teröristlere yardım ettiniz mi, bir düşünün bakalım. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Etmedik!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 39’uncu maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Hüseyin Yıldız                                  Çetin Arık                                    Erkan Aydın

                   Aydın                                          Kayseri                                           Bursa

              Kazım Arslan                                 Ceyhun İrgil                              Okan Gaytancıoğlu

                  Denizli                                           Bursa                                            Edirne

                                                           Fatma Kaplan Hürriyet

                                                                      Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Anayasa'nın 121'inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde, kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 44’üncü maddesinin kanun hükmünde kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çetin Arık                            Fatma Kaplan Hürriyet                         Hüseyin Yıldız

                  Kayseri                                         Kocaeli                                          Aydın

              Kazım Arslan                                 Ceyhun İrgil                              Okan Gaytancıoğlu

                  Denizli                                           Bursa                                            Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa'nın 121'inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa’nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 45’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

         Mahmut Atilla Kaya                          Mehmet Demir                             Osman Aşkın Bak

                    İzmir                                          Kırıkkale                                          Rize

"MADDE 45- 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun 14’üncü maddesinin dördüncü, beşinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yükümlülerin sağlık muayeneleri Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık yeteneğine ilişkin yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. Bu muayeneler, askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa kayıtlı olduğu aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmî sivil sağlık kuruluşunda tek tabip tarafından yapılır. Aile hekimlerince veya resmî sağlık kuruluşunca hakkında karar verilmeyenler Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilir.

Yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya askerliğe elverişli değildir kararlı sağlık raporlarını tanzim etmeye yetkili makam, Sağlık Bakanlığınca belirlenen yetkili sağlık kuruluşu sağlık kuruludur. Ancak, yatalaklar ile gözle görülür rahatsızlığı bulunanlar hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya askerliğe elverişli değildir kararlı sağlık raporları, askerlik şubesi başkanı veya vekili ile mülki amirliklerce görevlendirilen resmi iki sivil (varsa biri aile hekimi) tabipten teşkil edilecek geçici sağlık kurulunca verilebilir. Geçici sağlık kurulunca karar verilemeyen yükümlüler askerlik şubelerince Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilirler."

"Bu madde kapsamında yapılacak sağlık muayenelerinden herhangi bir ücret veya katkı payı alınmaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 45’inci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Çetin Arık                                  Hüseyin Yıldız                         Fatma Kaplan Hürriyet

                  Kayseri                                          Aydın                                           Kocaeli

              Kazım Arslan                                 Ceyhun İrgil                              Okan Gaytancıoğlu

                  Denizli                                           Bursa                                            Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasa'nın 121'inci maddesi olağanüstü hâl sırasında olağanüstü hâlin gerektirdiği konular dışında Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkartılamayacağını hükme bağlamıştır. Madde kapsam ve süre açısından olağanüstü hâlin gerektirdiği konulara ilişkin olmadığından Anayasa'nın amir hükmüne aykırıdır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 45’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Doğan Kubat (İstanbul) ve arkadaşları

"MADDE 45- 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun 14’üncü maddesinin dördüncü, beşinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Yükümlülerin sağlık muayeneleri Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık yeteneğine ilişkin yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. Bu muayeneler, askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa kayıtlı olduğu aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmî sivil sağlık kuruluşunda tek tabip tarafından yapılır. Aile hekimlerince veya resmî sağlık kuruluşunca hakkında karar verilmeyenler Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilir.

Yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya askerliğe elverişli değildir kararlı sağlık raporlarını tanzim etmeye yetkili makam, Sağlık Bakanlığınca belirlenen yetkili sağlık kuruluşu sağlık kuruludur. Ancak, yatalaklar ile gözle görülür rahatsızlığı bulunanlar hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya askerliğe elverişli değildir kararlı sağlık raporları, askerlik şubesi başkanı veya vekili ile mülki amirliklerce görevlendirilen resmi iki sivil (varsa biri aile hekimi) tabipten teşkil edilecek geçici sağlık kurulunca verilebilir. Geçici sağlık kurulunca karar verilemeyen yükümlüler askerlik şubelerince Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilirler."

"Bu madde kapsamında yapılacak sağlık muayenelerinden herhangi bir ücret veya katkı payı alınmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Maddede 676 sayılı KHK ile yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Mehmet Doğan Kubat ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 47’nci maddesinin Kanun Hükmünde Kararname metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

           Kerem Ali Sürekli                        Mahmut Atilla Kaya                           Halil Etyemez

                    İzmir                                            İzmir                                            Konya

           Osman Aşkın Bak

                    Rize

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 676 sayılı KHK’da yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 47’nci madde metinden çıkarılmıştır.

48’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 48- 28/2/1982 tarihli ve 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanununun 12 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Pilot, silah sistem subayı, seyrüsefer subayı, taktik koordine subayı, uçuş ekibi personeli, görev ekibi personeli, paraşütçü, denizaltıcı, ADS pilotu, dalgıç ve kurbağa adamlardan 23 yıl ve daha fazla uçuculuk, paraşütçülük, dalıcılık hizmet süresi olanlara 23 üncü hizmet yılı karşılığında gösterilen oranda aylık tazminat ödenir. Jet ve pervaneli pilotlarından 32 yıl ve daha fazla uçuş hizmet süresi olanlara tazminat oranı %680 olarak uygulanır."

       Mehmet Naci Bostancı                    Mehmet Doğan Kubat                           Ramazan Can

                  Amasya                                         İstanbul                                        Kırıkkale

             Halil Etyemez                           Mahmut Atilla Kaya                         Osman Aşkın Bak

                   Konya                                            İzmir                                             Rize

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede 676 sayılı KHK'da yapılan değişikliğin yansıtılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sayılı KHK’nın 49’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Kadir Koçdemir                                 Erhan Usta                                Mevlüt Karakaya

                    Bursa                                           Samsun                                          Adana

        Ahmet Selim Yurdakul                          Erkan Haberal

                  Antalya                                         Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Çetin Arık                                  Hüseyin Yıldız                                Ceyhun İrgil

                  Kayseri                                          Aydın                                            Bursa

             Akın Üstündağ                         Fatma Kaplan Hürriyet                          Kazım Arslan

                   Muğla                                          Kocaeli                                          Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki ilk önerge üzerinde söz isteyen, Bursa Milletvekili Ceyhun İrgil.

Buyurun Sayın İrgil. (CHP sıralarından alkışlar)

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 49’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bilindiği gibi bu madde ÖYP’li öğretim üyelerini ve akademisyenleri ilgilendiren bir madde. Bilindiği gibi akademimizde iki tip araştırma görevliliği bulunmakta. 2547 sayılı Kanun 33/a maddesi uyarınca atananlar, 2547 sayılı Kanun’un 50/d maddesi uyarınca atananlar. Fark ne? 33/a kadrosundakiler doktoraları bittikten sonra araştırma görevlisi olarak görevlerine devam ederler üniversitelerde çalışmaya. 50/d kadrosunu alırsanız bu insanların ilişikleri kesilir, yani işsiz kalırlar. Asıl yapılması gereken ve arzu edilen 50/d kadrosunun tamamen kaldırılmasıyken 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 33/a kadrosuna göz dikilerek bu kadroyla Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında atanan araştırma görevlileri 50/d statüsüne çekilmek istenmektedir.

Arkadaşlar, oyunun kuralları baştan belirlenmişken yarı yolda kural değiştirilmez, üstelik kuralı siz koymuşken. Ahlaki değildir, etik değildir. Siz bu maddeyi bu şekilde geçirirseniz hukuk güvenliği ilkesine aykırı hareket edersiniz. Kazanılmış hakların korunması ilkesini, devlet faaliyetlerinin öngörülebilir olması ilkesini, yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güven ilkesini çiğnemiş oluyorsunuz. Bu maddeyi bu şekilde geçirseniz ÖYP’li araştırma görevlilerini belirsizliğe, korkuya, mağduriyete itmiş olacaksınız. Devletine güvenerek yola çıkan bu genç akademisyenleri ortada bırakmış olacaksınız.

Öte yandan böyle bir düzenlemenin OHAL kanun hükmünde kararname kapsamında çıkarılmak istenmesi bile doğru değil çünkü bunun OHAL’le ne ilgisi var, FET֒yle mücadeleyle ne ilgisi var. Eğer üniversitelerde araştırma görevlisi kadrosunda norm fazlası varsa havuz oluşturulsun, hocalar niteliğine göre tercihte bulunsun, biz buna varız. Yeter ki genç akademisyenler devlete olan güvenini yitirmesinler.

Bu düzenleme yapılacaksa yola çıkmış olanları mağdur etmeden yapmalıyız. Oyunun kuralları yeniden belirlenecekse bundan sonrasında oyuna yeni katılacaklar için bir düzenleme yapılmalıdır.

Arkadaşlar, biliyorum ki bu konu birçoğunuz için çok teknik bir konu ama burada akademisyen olan, akademiden geçen insanlar var. Bahsettiğimiz şey şu net olarak: Şu anda doktora yapan ve yüksek lisansını tamamlamış 13 bin genç akademisyen, bu insanlar üniversite kadrolarında şu an çalışıyorlardı. Siz bunları bir gecede, bir maddeyle hepsini işsiz bırakıyorsunuz. Bu, rektörlerin bir talebi, bunu biliyoruz ama bu insanlara bir söz verdik, biz bu insanları yurt dışından çağırdık, bu insanlar üç dört sınava girdi ve birçok sınavı kazanarak, hak ederek buraya geldiler. İnsanların elinden haklarını bir gecede bir maddeyle nasıl alabiliriz?

Hepiniz, bir çoğunuz üniversitelerde, akademik ortamlarda bulundunuz. Biz bu haksızlığı yapmamalıyız. Bunu biz defalarca konuştuk. MHP Grubu, CHP Grubu, AKP Grubunun birçok milletvekili ve yöneticileri bu konuda hemfikirken bunu defalarca görüştü ve en son, Başbakan Yardımcımız da “Evet, haklılık payı var." diyor ve bize şu sözü verdi, ben o yüzden bu sözü burada hatırlatmak ve kayda geçirmek istiyorum: “Tekrar bir kanun hükmünde kararnameyle, ÖYP kapsamındaki öğretim üyesi olacak olan insanlar, daha önce devlet tarafından güvence verilen bu gençler, bu genç akademisyenler, güvenlik soruşturulmasından geçirildikten sonra yine bir kanun hükmünde kararnameyle aynı görevlerine ve kadrolarına iade edilecekler." dedi. Bunu hep hatırlatacağız, bu sözünüzün takipçisi olacağız. Çünkü, neden? Bir öğretim üyesi bu ülkeye 200 bin-300 bin dolara mal oluyor. Bu insanlar yurt dışında, dünyanın birçok yerinde yüksek lisans yaptılar geldiler. Bu insanları heba etmeye hakkımız yok.

Aynı şekilde, kapanan üniversitelerdeki 2.300 akademisyen işsiz, onlar da çok zor durumda. Bu insanlar birçok yerde akademik unvanlarını aldılar; doçent, profesör oldular. Sizlere güvenerek devletin açtığı üniversitelerde, YÖK’ün onayladığı üniversitelerde, Cumhurbaşkanının, Başbakanın açtığı üniversitelerde bu insanlar işe girdi, araştırmaları yarım kaldı, kariyerleri yarım kaldı. Biz bu kadar zengin bir ülke miyiz ki 8 bin-9 bin akademisyenimizi bir gecede feda edebiliyoruz. Lütfen bu konuda biraz duyarlı olmanızı rica ediyorum. Aranızda bunca akademisyen var, hepinizin çıkıp bu konuda bağırmasını, haykırmasını bekliyoruz. Binlerce akademisyen işsiz, başka yerde işe de giremiyorlar, çoğu işsizlik maaşına başvurmuş durumda. Bu utanç verici bir şey. Bu insanların birçoğu yurt dışına gidecek. Bu insanların yurt dışına kaçmasına engel olalım, bu insanlarımıza sahip çıkalım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Samsun Milletvekili Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, YÖK ve devletimiz 2010 yılında bir sistem başlatmış. Nedir bu sistem? “Öğretim Üyesi Yerleştirme Programı” diye bir program başlatıyor. Buradaki amaç şu: Az gelişmiş üniversitelerimiz var, buralarda yüksek lisans ve doktora programlarında akademisyenimiz yok. Buraya akademisyen yetiştirmek amacıyla gelişmiş üniversitelerde yüksek lisans ve doktora yapılıyor ve bu kapsamda da şu anda 13.790 kişi var. Yani bu insanlar orada eğitime başlattırılmış, devlet bir şeyi taahhüt etmiş, bir sistem kurmuş. Şimdi, bu 674 Sayılı KHK’yla bir anda devlet, daha doğrusu Hükûmet diyor ki “Ben bundan vazgeçtim.” Yani, insanlar bir yola çıkıyor, buna ilişkin emek veriyorlar ve hemen “Bundan vazgeçtim.” deniliyor. İşte, biz burada verdiğimiz önergeyle bu vazgeçmenin önüne geçmek istiyoruz, yani bu 13.790 kişinin mağdur olmasını engellemeye çalışıyoruz.

Bir defa, her şeyden önce arkadaşlar, devlet işinde öngörülebilirlik olur. Yani bir sistemi başlatıyorsunuz, insanlar yola çıkıyor, ondan sonra “Ben bunu değiştirdim.” diyorsunuz. 14 bin tane genç, eğitimli genci mağdur ediyoruz bu yaptığımız işle. Dolayısıyla bunu yapmamamız lazım.

Şimdi bunlar FETÖ kapsamında, FET֒yle mücadele kapsamında bir kanun hükmünde kararname çerçevesinde yapılıyor. O zaman akla şu geliyor: Bu insanlar FET֒cü mü? Peki, bunlar nasıl sisteme alınmış, ona bakalım. Bu 13.790 genç, merkezî sınavla, son derece objektif bir sınavla ve 3 aşamalı sınavla alınmış arkadaşlar. Bunların hepsinin FET֒cü olma imkânı, olabilir mi böyle bir şey? Bunun olması mümkün değil. Burada yapılmak istenen şeyde, o zaman akla başka bir şey geliyor: Bu sistemden vazgeçilmeye çalışılıyor. Yani, objektif kıstaslarla alınmış insanlara biz üniversitede yer vermeyelim; subjektif, keyfî olarak üniversitelere eleman alalım. Bu kabul edilebilir bir şey değil, böyle devlet yönetimi olmaz. Dolayısıyla, burada yapılması gereken şey: Bundan bir an önce vazgeçilmesi lazım ve bu gençlerin ümidinin kırılmaması lazım, bu gençlerin devlete olan güveninin zedelenmemesi lazım. Eğitimde yapmamız gereken şey, sürekli böyle sistem değiştirmek değil, eğitimdeki kalite problemini aşmamız lazım. Ama, bu yapılan şekilde eğitimdeki kalite probleminin aşılma imkânı yoktur.

Az önce KPSS konusunda keyfîlik yapıldığını, var olan sistemin bozulduğunu ifade ettim. Şimdi burada da yine aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz. Daha kötüsü ne olacak? Bu 14 bin genç FET֒cü olarak damgalanacak. Yani, bu insanları sadece kısa dönemde işlerinden etmiyoruz, bunların hayatını söndürüyoruz. Böyle bir şey yapmaya kimsenin hakkı yok. Onun için, bir an evvel bu sıkıntıdan, bu yanlış işten dönmemiz lazım.

Bir yandan diyoruz ki: “Üniversitelerde eğitim görevlisi açığı var.” Bakın, yeni kurulan illerde, özellikle yeni üniversitelerde hiç akademisyenin olmadığı, hatta belki doktora bile yapmamış hocaları, akademisyenleri görmeden öğrenciler mezun oluyor. Yani, hem “Bu kadar açığımız var, bu kadar sıkıntımız var.” diyoruz hem de bu var olan potansiyeli eritiyoruz ve bunları tahrip ediyoruz. Bunun böyle yapılması hiçbir şekilde kabul edilebilir değildir.

Burada keyfîlik var arkadaşlar, bunu görmemiz lazım ve bu keyfîlikten vazgeçilmesi lazım. Ben Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu buradan ikaz ediyorum: Lütfen, bu maddeyi bu şekilde geçirmeyelim. Bizim önergemize, lütfen, sizden istirham ediyorum, destek verin de bu yanlışın önünde duralım. Yani, bu gençleri hayata küstürmeyelim, bu gençleri devlete küstürmeyelim. İnsanların hayatıyla oynamanın bir anlamı yok. Bunları almayacağız, ondan sonra ne yapacağız? Sonradan herkesin keyfine göre, hiçbir objektif kurala bağlı olmaksızın akademisyen alacağız. Bu kabul edilebilir bir şey mi? Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu yanlıştan dönülmesinin ben son derece hayati olduğunu düşünüyorum.

Dediğim gibi, eğitimdeki kalite sorununa odaklanmamız lazım. Kaliteyi daha fazla düşürücü hâl ve hareketlerden de tutumlardan da kaçınmamız lazım.

Ben bunları ifade etmek istedim.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Usta.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 425 sıra sayılı 674 Sıra Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 51’inci maddesi ile değiştirilmek istenen 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun ek 1’inci maddesinin (5)’inci fıkrasında "Bir başkasının bakımına muhtaç olacak derecede engelli olanlar," ibaresinden sonra gelmek üzere "terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu ilgili mahkemelerce tespit edilenler," ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

              Murat Bakan                                   Çetin Arık                                  Akın Üstündağ

                    İzmir                                           Kayseri                                          Muğla

          Okan Gaytancıoğlu                      Fatma Kaplan Hürriyet                         Hüseyin Yıldız

                   Edirne                                          Kocaeli                                          Aydın

               Ceyhun İrgil                                 Kazım Arslan

                    Bursa                                           Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) - Katılmıyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mahkeme kararı olmadan sadece valiliklerin tespitiyle gaziler ve gazi yakınlarının istihdamına engel olmak çalışma hak ve hürriyetiyle ilgili Anayasa’nın 48’inci maddesine aykırıdır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 51’inci maddede sehven “fıkrasın” şeklinde yazılan ibare “fıkrasına” şeklinde kanun yazımı sırasında redakte edilecektir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü üzerindeki görüşmeler oylamalarıyla, maddeleriyle birlikte bitmiştir.

86’ncı maddeye göre, oyunun rengini belli etmek üzere Sayın Engin Altay’a aleyhte söz veriyorum.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Üç gün içerisinde 668, 669, 671, 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameleri İç Tüzük’ten kaynaklı haklarımızı minimize ederek kullanmak suretiyle tamamladık.

Buradan şu anlaşılmasın: Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün bize verdiği hakları maksimum düzeyde de kullanabilirdik ve bu kanun hükmünde kararnamelerin görüşmesi bu hafta içinde tamamlanmış olmazdı. Ancak yargı yolunu açmak için buna ihtiyaç vardı. Bunu yaptık.

Umarım ve dilerim ki… Biraz sonra yapılacak açık oylamada Cumhuriyet Halk Partisinin ret oyuna rağmen belli ki bu kanun hükmünde kararnameler kanunlaşacak. Buradan umudumuzu kesiyoruz. Bundan sonraki umudumuz Anayasa’ya, kanunlara uygun olarak Türkiye’de devlet nizamının tesisi ve toplumsal kuralların sağlıklı yürümesi için yüksek mahkemenin kamu vicdanında müspet karşılık bulacağı bir karar almasını diliyorum.

Oyumuz “ret” olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun hükmünde kararnamenin Genel Kurulda kabul edilerek kanunlaşması durumunda düzenlemenin adı ile metin içinde geçen “kanun hükmünde kararname” ibareleri “kanun” şeklinde kanun yazım tekniğine uygun olarak kanun yazımı sırasında Başkanlığımızca redakte edilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Kanun hükmünde kararnamenin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - 674 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin yapılan açık oylama sonucunu açıklıyorum:

“Kullanılan oy sayısı             :       234

Kabul                                  :       216

Ret                                     :         18  (x)

                Kâtip Üye                            Kâtip Üye

           Mustafa Açıkgöz                      Özcan Purçu

                 Nevşehir                               İzmir”

Böylece, kanun hükmünde kararname kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

Şimdi, 2’nci sırada yer alan, 435 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

2.- Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/779) ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1439) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 435)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, 405 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

3.- Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/721), Tebligat Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/693), Osmaniye Milletvekili Ruhi Ersoy ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/511), Erzurum Milletvekili Mustafa Ilıcalı’nın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/546), Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/666) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 405)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, 341 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

4.- Sınai Mülkiyet Kanunu Tasarısı (1/699) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 341)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/345) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 62) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 62 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KORE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KÜLTÜR ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 31 Ağustos 2013 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Böylece, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı             :       224

Kabul                                  :       223

Çekimser                             :           1  (x)

                Kâtip Üye                            Kâtip Üye

           Mustafa Açıkgöz                      Özcan Purçu

                 Nevşehir                               İzmir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/690) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 360) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 360 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz? Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KORE CUMHURİYETİ ARASINDA SERBEST TİCARET ALANI TESİS EDEN ÇERÇEVE ANLAŞMA KAPSAMINDA HİZMET TİCARETİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 26 Şubat 2015 tarihinde Seul’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Söz konusu Anlaşmanın eklerinin ticari ve teknik kısımlarında yapılacak değişiklikleri onaylamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır, maddeler oylanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti ile Kore Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Alanı Tesis Eden Çerçeve Anlaşma Kapsamında Hizmet Ticareti Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Oy sayısı                           :       223

Kabul                                  :       220

Çekimser                             :           3  (x)

                Kâtip Üye                            Kâtip Üye

           Mustafa Açıkgöz                      Özcan Purçu

                 Nevşehir                               İzmir”

Böylece tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

7’nci sırada yer alan, 270 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasındaki Ekonomik, Bilimsel ve Teknik İşbirliği Anlaşmasına Ek Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının (TİKA) Statüsüne Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/598) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 270)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, 24 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Afganistan İslam Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Dostluk Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/325) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 15 Kasım 2016 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı geceler diliyorum, iyi hafta sonları diliyorum.

Kapanma Saati: 22.16



(x) 425 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 62 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 360 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.